Welcome to Scribd, the world's digital library. Read, publish, and share books and documents. See more
Download
Standard view
Full view
of .
Save to My Library
Look up keyword
Like this
1Activity
0 of .
Results for:
No results containing your search query
P. 1
Tasavvuf Terimleri Ve Deyimleri Sozlugu

Tasavvuf Terimleri Ve Deyimleri Sozlugu

Ratings: (0)|Views: 462|Likes:
Published by sehirsufisi

More info:

Published by: sehirsufisi on Jun 13, 2012
Copyright:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

06/13/2012

pdf

text

original

 
TASAVVUF TERİMLERİVEDEYİMLERİ SÖZLÜĞÜ
Prof. Dr. Ethem Cebecioğlu
 AB:
 
Farsça su demektir. Tasavvuf ıstılahı olarak çeşitli manaları ihtiva eder: Marifet, İlâhî feyz, zât,varlık, kâmil nefs, ruh-i âzam, tümel akıl.
 ABA:
 
 Arapça abâe veya abâye de denir. Geniş, fakat kısa bir nevi gömlek olup, dizden biraz aşağı iner; üst tarafında, baş ve yanlarında kollar için birer delik bulunur. Keçi kılından dokunan kalın ve kabakumaştan yapılır. Beyaz veya kahverenkli olur. Dervişlerin giydiği bir elbise olup, kökeninin Hz. Peygamber(s)'e kadar uzandığı söylenir. Aba giyen dervişlere, "Abâ-pûş" denir. Sûfiyyenin abadan elbise giymesinin, Hz.Peygamber (s)'in sünnetine ittiba için olduğu zikredilir.
 ABADİLE:
 
 Abdullah kelimesinin çoğulu olup, Arapça Abdullahlar, anlamına gelir. Allah'ın esma-ihüsnasının başına "âbd" kelimesi muzaf kılınarak yapılan isimler de bu cümledendir. Allah'ın isimlerinemazhar olan kullar çeşit çeşittir. Kimi Allah'ın "es-Sabûr" isminin mazharı olur, yani amelen, kavlen ve halen,o sıfatı (sabr) kendinde gerçekleştiren kişi, Abdussabûr adını alır. Bu kişi, sabrı gerçekleştirmeye muvaffak olduğu için, sabrına nihayet bulunmayan yüce Allah'ın kulu özelliğini (veya ismini) almaya hak kazanır.Kaşanî, Allah'ın güzel isimlerinin hepsinde bu durumun geçerli olduğunu kaydeder. Kişi, tahakkuk ettirdiğiismin, bilincine ermiştir. Şeyhu'l-Ekber Muhyiddin Arabi'nin "Abadile" adlı bir eseri vardır.
 ÂBÂ-İ ULVİYYE:
 
 Arapça yüce, ulvi babalar demektir. Birinci akıl, tümel nefs, tümel tabiat ve heba,âbâ-i ulviyyeden addolunur. Zira bunlar, yaratıkların ortaya çıkışında rolü olmaları bakımından, âba (babalar)adını alırlar. Yine, isimler de bunlarla ortaya çıkar.
 ABASI KIRK YERİNDEN YAMALI:
 
Bu deyim, dilimize tasavvuftan geçmiştir ; dervişlerin abalarınınyırtık pırtık olmasını ifade eder. Eskiden dervişler, hırkalarının helal maldan olmasına itina gösterirler, buyüzden mallarının helâl olduğuna inandıkları sufilerden kumaş parçaları toplarlar, bunları birbirine dikipekleyerek kendilerine aba yaparlardı. Bu çeşit aba ve hırkaya, Arapça'da yamalı manasına gelen, murakka dadenir. Ayrıca, "abalı" kelimesi, fakir ve yoksul kimseler için kullanılır.
 ÂBÂU'L-AHVAL:
 
 Arapça, hallerin babaları demektir. Hâlin tasarrufu altında olan ve hal tarafındankullanılan kimseye İbnu'l-vakt; hali kendi tasarrufuna alan kişiye ise Ebu'l-vakt denir. Halleri bu şekildekullanabilme gücüne sahip olanlara "hallerin babaları" (abaü'l-ahval) denir. Abau'l-ahvalin mukabili ebnau'l-ahval'dir.
 ABBASİYYE:
 
Ebu'l-Abbas Ahmet b. Muhammed b. Abdurrahman b. Ebi Bekri'l-Ensari'l-Endelusî (ö.633/1235) tarafından kurulan bir tarikat. İspanya'da yaygınlık kazanmış Medyeniyye'nin bir koludur.
 ABD :
 
 Arapça, lügatta köle insan için kullanılır. Bir insanın kalbi, Allah'ın gayri herşeyden sıyrılmadıkça,kul olamaz. Bu durumda olan kişiye de, Allah'ın kulu denir. Allah mümin kulunu "abd" dan daha güzel birisimle anmamış, Kur'an'da "ibâdun mukramun" (ikram olunmuş kullar)" (Enbiya/26) buyurmuştur. Nebilerinive Resullerini de bu isimle anmıştır : "kullarımızdan İbrahim'i an" (Şad/45), "kulumuz Eyyub'u an" (Şad/41),"ne güzel kul" (Şad/30). Hz. Muhammed (s) de ibadetten ayakları şişip kendisine : "Ya Rasulullah (s), Seningeçmiş ve gelecek bütün günahların afvolmadı mı?" diyen eşine : "Şükreden bir kul olmayayım mı?"karşılığını vermiştir. Yine Hz. Peygamber (s) şöyle der : "Melik peygamber olmakla kul peygamber olmak arasında serbest bırakıldım, ikinci şıkkı tercih ettim" Allah ile mahlukat arasında kulluktan daha yüksek bir
 
derece olsaydı. Rasulullah onu kaçırmaz. Allah da, O'na verirdi. O, bu yüzden şehadet kelimesinde" abduhüve resulüh" diye anılır. Görüldüğü veçhile, kulluk bir insan için en yüksek makamdır. Tasavvufta, aşağıdanyukarıya doğru manevi yükselişi ifâde eden makamların başına tevbe, en üst zirvesine de kulluk konulmuştur.Kul olun kişi gerçek hürriyet sahibidir. Zira o, Rab'dan başka kimseye boyun eğmez. O, sadece Allah'ınemirlerine sarılır. O'ndan başka herşeyden bağımsız ve hür olur. Allah'ın emirlerine uzak kalan kimse, nefisveya şeytanın esareti altında demektir.Mutasavvıflar, abd lafzını er-Rabb mukabilinde kullanırlar.Ubudiyyet salih kula mahsus olup, Allah onu birine nasip etti mi, artık o, Allah tarafından yardımgörmüş demektir. Bu şekilde kulun nefsinin ve nevasının hazları örtülür. Sonunda, Allah onu kulluk nimetlerine daldırır ve sadece kendisi ile meşgul eder.
 ABDAL:
Arapça, bedel, bidl ve bedii kelimelerinin çoğulu olup, büdela da bu meyanda zikredilir.Karşılık, halef, şerefli, cömert, ivaz gibi lügat manaları bulunmaktadır. Tasavvufta ise veliler arasında,insanların işlerinde tasarruf için mânevi müsaade verilmiş kişilerdir. Türkçe'de kullandığımız abdal (hattaaptal) kelimesi. Arapça "Ebdal"den bozmadır. Kamus-ı Türkî'de safderun, ahmak, bir şeye akıl yormaz,kalendermeşrep ve derviş adam şeklinde tarif edilir.Tasavvufta, abdal, rical-i gaybtendir. Kur'anKerim'de geçmemekle birlikte. Aliyyü'l-Kari'ninMevzuatı'ndan öğrendiğimizeII, 1265)." Sizden önceki ümmete mensup bir kişi, hesaba çekildi. Hayırlı bir ameli bulunamadı. Ancak yumuşak bir insandı. Hizmetçilerine emrederken zora koşmazdı. Allah (c), şöyle buyurdu. "Buna ondan dahalâyıkız, onu affediniz (bırakınız)" Keşfu'l-Hafa, l, 135. Bu isim Kur'an'da beş yerde geçer.
 ABDU'L-ÂHİR:
Her şeyin sonunda Allah'ın varlığının devam etmesi, bulunması, O'nun el-Âhir isminitanımlar. Yaratılanların fânî olmasından sonra, Allahü Ta'âlâ'nm bekâsını ve âhiriyyetini görüp, "Onun üzerinebulunan her şey fânîdir. Celâl ve ikram sahibi olan Rabbinin vechi kalıcıdır" (Rahman/26, 27), âyetinigerçekleştiren (hakikatına eren) kula denir. Bakî olan Allah'ın vechi, onun üzerine doğduğu için, O'nunla bakî kalmıştır. Allah'a kavuşmakla yok olmaktan kurtulmuştur. Velilerin bir kısmı, hatta büyük bir çoğunluğu buikisiyle (fena ve beka) muttasıftırlar. el-Âhir ismi Kur'an'da bir yerde geçer.
 ABDU'L-ALÎM:
El-Alîm, hakkıyla bilen demektir. Düşünme ve öğrenme söz konusu olmaksızın, aksine,sırf fıtrî saflık ve kudsî nurun te'yidi ile, Allah'ın kendi katından, keşfe dayalı ilmi verdiği kula, Abdu'l-Alîmdenir. Kur'an'da 163 kere geçer.
 ABDU'L-ALİYY:
El-Aliyy, izzet, şeref ve hükümranlık bakımından en yüce demektir. Gücü akranınaüstün, mânâları istemede, himmeti, kardeşlerininkinden fazla, üzerinde bütün rütbeleri toplayan, yücefaziletlerin tümüne ulaşan kula, Abdu'l-Aliyy denir. Kur'an'da 11 yerde geçer.
 ABDU'L-AZÎM:
El-Azim, azamet sahibi anlamınadır. Allah'ın azametiyle tecelli ettiği kul. Bu,azametinden dolayı Allah'a tam anlamıyla tezellül eder. Allah, bu kulunu, insanların gözünde büyük gösterir,şanını insanlar arasında yüceltir. Onlar ona saygı duyar, onu zahirinde görünen azamet sebebiyle yüceltirler.Kur'an'da altı yerde geçer.
 ABDU'L-AZÎZ:
El-Azîz, yenilmeyen yegâne galip, izzet sahibi anlamınadır. Allah'ın izzet tecellîsi ile azîzkıldığı kul, olaylar ve mahlûkattan hiç bir şey onu yenemez iken o her şeyeüstün gelir. İşte bu durumdaki kula, Abdü'l-Azîz denir. Kur'an'da 99 yerde geçer.
 ABDU'L-BÂ'İS:
El-Bâ'is, ölümden sonra dirilten demekter. Nefsinin, sıfat, hevâ ve heveslerini iradî ölümle (nefis terbiyesi ile) nihayete erdirdikten sonra, Allah'ın, kalbini hakikî hayatla dirilttiği kişidir, işte Allah,bu kulu, el-Bâ'is isminin mazharı kılar. Böylece o, cehalet ölümünü, ilimle diriltir, Hakk'ın isteğine uygunolarak, onlara hayat verir. Kur'an'da yedi yerde fiil olarak geçer.
 ABDU'L-BÂKî:
El-Baki, devam eden demektir. Allah'ın bekasını gösterip fena-i külle erdiğinde onunlabaki kıldığı kuldur. Allah'a bununla onun taayyünü için mutlaka gerekli ubudiyetle ibâdet eder. Bu, tafsilencem'an, ta'ayyünen ve hakikaten, âbid ve ma'bûddur. Zira el-Baki vechinin tecellisinin tesiriyle resmi (şekli)kaybolmuştur. Hadis-i kudsi; "onu öldüren ben isem diyeti üzerimedir. Diyeti üzerime olanın diyeti benim"Kur'an'da müştak olarak iki yerde geçer."
 ABDU'L-BÂRî:
 
El-Bari', modeli olmaksızın canlıları güzel bir şekilde yaratan demektir. Manası, Abdu'l-Hâlık'a yakındır. O'nun ilmi, eksiltmek ve değişmekten uzaktır. O, böylece, dengeli, uygun ve eksilmektenuzak şekilde, el-Bârî isminin hazretine uygun olarak iş yapar. Âyet: "Rahman'ın yarattığında bir eksiklik göremezsin" (Mülk/3). Zira, el-Bârî, o kula, Rahman isminin altındaki isim şubelerinden biriyle tecelli eder.Kur'an'da iki yerde geçer.
 ABDU'L-BÂSIT:
El-Bâsıt, rızkı genişleten veya ruhları bedenlere yayan demektir. Allahü Ta'âlâ'nin
 
hilkatinde (yaratılışında) bast verdiği kişi. Bu kişi, Allah'ın izni üzere kendisiyle ferahlık duyduğu kullara,malını, canını, emrine uygun olarak verir, bunun sonucu, onlar da, basta ererler. Çünkü Abdu'l-Bâsıt, el-Bâsıtisminin tecellîsi ile bast eder. Bu, şeriata aykırı olmayacak tarzda vuku bulur. Fiil faili halinde onbir defaKur'an'da geçer.
 ABDU'L-BASÎR:
Bkz. Abdu's-Semi' ve Abdu'l-Basîr.
 ABDU'L-BÂTIN:
El-Bâtın, zâtının görülmesi ve mâhiyetinin bilinmesi açısından gizli olan demektir.Kalbî muamelelerde bulûğa eren hamdi, sırf Allah'a mahsus kılan ve Allah'ın sırrını takdis ettiği kula, Abdu'l-Bâtın denir. Ruhanîliği kendisinde galebe çalana kadar, el Bâtın ismiyle ona tecellî eder, onu batınlarayaklaştırır. Gâib olan şeyleri haber verir. Böylece o, insanları manevî kemâlâta, iç arınmasına ve yolutemizlemeye çağırır. Abdu'l-Bâtın, semâviyyât, ruhaniyyât ve gayb âleminde kabuklardan sıyrılmaya daveteden Hz. İsa (a) gibi, tenzîhi teşbihe tercih eder. Kur'an'da bir yerde geçer.
 ABDU'L-BEDÎ:
El-Bedi, benzersiz şekilde yaratan demektir. Allah'ın zat, sıfat ve fiillerinde bedi'olduğunu gösterdiği kul. Allah onu bu ismin mazharı kılar. Kur'anda iki yerde geçer.
 ABDU'L-BERR:
El-Berr, iyilik eden, va'dini yerine getiren, anlamındadır. Manâ ve suret açısından, herçeşit iyiliği üzerinde taşıyan kişiye Abdu'l-Berr denir. Gördüğü bütün iyilikleri ve faziletleri uygular. "Lâkin bir(iyi olan kişi), Allah'a, âhiret gününe, meleklere, Kitab'a, peygamberlere inanan, O'nun sevgisiyle yakınlarınayetimlere, düşkünlere, yolculara, yoksullara ve köleler uğrunda mal veren, namaz kılan, zekat veren veahitleştiklerinde ahidlerine vefa edenler, zorda, darda ve savaş alanında sabredenlerdir. İşte onlar doğru(sâdık) olanlardır ve sakınanlar ancak onlardır" (Bakara/177). Kur'an'da bir yerde geçer.
 ABDU'L-CÂMİ':
El-Câmi, toplayan. Allah'ın isimlerinin tümünü kendisinde topladığı kul. Allah, onucâmi'iyye'nin mazharı kılar. O da nefsi veya başkasında ortaya çıkan dağınıklık ve parçalanmayı ilahî cem'iyyetle toplar. Kur'an'da fiil olarak sekiz yerde geçer.
 ABDU'L-CEBBÂR:
El-Cebbâr, iradesini her durumda yürüten veya yaratılmışların hâlini iyileştirenanlamınadır.Noksan veya kırık (yani zayıf) her şeyi (herkesi) güçlendiren kişi. ÇünHakk, kulunun hâlinigüçlendirir. Bu ismin tecellîsi ile, yüksek bir hâle getirmek üzere, onu güçlü kılar. Kur'an'da sekiz yerde geçer.
 ABDU'L-CELÎL:
El-Celîl, azamet sahibi anlamınadır. Allah'ın celâli ile celîl kıldığı kişiye, Abdu'l-Celîldenir. Bu kul, sonunda öyle olur ki, kendisini gören herkes, kalbindeki celâlden dolayı heybete kapılır. el-Celâl, şeklinde Kur'an'da iki kere geçer.
 ABDU'L-CEVVÂD:
El-Cevvâd isminin tecellisine mazhar olarak, insanlar arasında cömertlikte ilerigiden kula, Abdu'l-Cevvâd denir. Kur'an değil, hadisle sabittir.
 ABDU'D-DÂRR ve ABDU'N-NÂFİ':
Zarar veren fayda sağlayan Allah'ın dilediğini yapar olduğuna muttali kıldığı kul. Allah, ona fiillerin tevhidini açar. Gördüğü zarar; fayda,hayır ve şerrin tümünü ancak Alah'dan bilir. Bu iki isim gerçekleştirdiği, ve bunlara mazhar olduğu zaman, oinsanlara zarar verir veya menfaat sağlar. Allah, bir takım kullarına bu ikisinden sadece birini nasib eder.Mesela şeytan ve ona uyanları ed-Dasr isminin mazharı kılar. Hızır ve ona uygun kişileri de en-Nafi ismininmazharı kılar. Ed-Dasr, türev olarak Kur'an'da iki yerde en-Nafi de aynı şekilde olmak üzere sekiz yerdegeçer.
 ABDU'L-EHAD:
El-Ehad, bölünüp parçalara ayrılmaması ve benzerinin bulunmaması anlamında tek olan demektir. Bu ismin tecellî ettiği kul, zamanın sahibi olan vaktin biriciğidir. O, ehadiyyet-i ûlâ'da bulunan,en büyük kutbiyyet sahibidir. Kur'an'da üç yerde geçer.
 ABDU'L-EVVEL:
El-Evvel, varlığının başlangıcı olmayan demektir. Hakk'ın evveliyet ve ezeliyetini, herşeyde şahede eden kul. Bu kul, tâatlarda yaşıp, harlarda koşarak, her makamda bu ismigerçekleştirmek suretiyle (Abdu'l-Evvel isimine layık biçimde) birinci gelir, el-Evvel olur. Halkiyyetle beraberbulunan herkese, ezeliyyeti gerçekleştirmek lâzımdır. Halkiyyete, hudûs (sonradan olma) adı verilmiştir.Kur'an'da bir yerde geçer.
 ABDU'L-FETTÂH:
El-Fettâh, iyilik kapılarını açan veya hakemlik yapan anlamlarını ifâde eder. Allah'ın,her çeşidiyle, anahtarların sırlarının ilmini verdiği kula, Abdu'l-Fettâh denir. Allah onun (yani Abdu'l-Fettâholan kulu) vasıtasıyla, husûmetleri, kilitleri, problemleri ve sıkıntıları açar. Allah, onun vasıtasıyla nimeti tutupvermediği gibi, rahmet (fütûhât)ini de yine onun (vasıtası) ile gönderir. Kur'an'da üç yerde geçer.
 ABDU'L-GAFFÂR:
El-Gaffâr, daima affeden, tekrarlanan günahları bağışlayan demektir. Kendisinekötülük yapan herkesin suçunu örten ve kendisinden olanın örtülmesini istediği şeyi, başkaları için de isteyenkula Abdu'l-Gaffâr denir. Çünkü Allah, bu kulunun günahlarını örtüp, Gaffârlık tecellîsi ile, onu bağışlamıştır. Allah, el-Gaffâr'lığmı, Abdu'l-Gaffâr (olan kulu vasıtası) ile ortaya çıkarır. Kur'an'da doksan yedi yerde geçer.

You're Reading a Free Preview

Download
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->