Murat Menteş _ Korkma Ben Varım Murat Menteş _ Korkma Ben Varım KORKMA BEN VARIM MURAT MENTEŞ

MURAT MENTEŞ • Korkma Ben Varım MURAT MENTEŞ İstanbul'da doğdu. Bisiklet tamiriyle uğraştı, ufak tefek sihirbazlık numaraları öğrendi ve amatör olarak boksla ilgilendi. Yediği yumruklar dayanılmaz raddeye gelince, ringlere veda edip şiir yazmaya koyuldu. Yayınevi, dergi, gazete, televizyon gibi yayın kuruluşlarında çalıştı. Metin yazarlığı yaptı. Korkma Ben Varım, Dublörün Dilemması’ndan [2005, İletişim Yayınları] sonra ikinci romanı. İletişim Yayınları 1427 • Çağdaş Türkçe Edebiyat 201 ISBN-13: 978-97S-05-0714-4 © 2009 İletişim Yayıncılık A. Ş. 1. BASKI 2009, İstanbul KAPAK VE ÇİZGİ ÖYKÜ Ersin Karabulut UYGULAMA Hüsnü Abbas DÜZELTİ D.Üzgün BASKI ve CİLT Sena Ofset Litros Yolu 2. Matbaacılar Sitesi B Blok 6. Kat No. 4NB 7-9-11 Topkapı 34010 İstanbul Tel: 212.613 03 21 İletişim Yayınları Binbirdirek Meydanı Sokak İletişim Han No. 7 Cağaloğlu 34122 İstanbul Tel: 212.516 22 60-61-62 • Faks: 212.516 12 58 e-mail: iletisim@iletisim.com.tr • web: www.iletisim.com.tr MURAT MENTEŞ Korkma Ben Varım Misafir Sanatçı ERSİN KARABULUT İletişim

Bu kitapta anlatılan olayların hepsi gerçektir, fakat hiçbiri henüz cereyan etmemiştir.

İÇİNDEKİLER İki yarayı birleştiren yara.......................................................................................13 FU................................................................................................... ........................................19 Tabut filosu............................................................................................... .......................21 Telefonda nakavt............................................................................................. ............25 Ejderi boyamak......................................................................................... ....................27 Yirmi yıl sonra doğan ikiz kardeş.....................................................................31 Kayboluş seferi [Lalita Lal].................................................................................33

Adamın kılına zarar vermeden kellesini uçurmak................................34 Kudurmuş yamyamların çiğköfte partisi.....................................................37 Ankara'yı yüzerek geçmek...................................................................................40 Aptallar daima ömrünün baharındadır [Ezel Zelzele]........................43 Kılıcını baston olarak kullanan Samuray....................................................47 Senin emsallerin cennette gezer.....................................................................50 Nafile filinta.............................................................................................. .......................52 Korkma ben varım.............................................................................................. .........54 Kendini benim yerime kucakla..........................................................................56 Ceninin uçan tekmeleri [Reyhan Horanta]...............................................60 İçimdeki hayvan, içimdeki çocuğu yiyor....................................................65 Canavar sakızı ağzımda.......................................................................................... 68 Çiy tanesine çakılan jet uçağı [Turgut Rulet]........................................69 Katiller cinayetten sonra derin bir uyku çeker......................................73 İnançlarım gereği, bazı şeyleri tadında bırakıyorum..........................76 Tam anlamıyla eh [Mr. Spock / Korkut Üneli]......................................79 1970'lerde Allah bizimleydi [Mr. Spock/ Korkut Üneli]...............81 Korkut'un Mübeccel'e faydası yok [Mr. Spock / Korkut Üneli].........................................................................86 Sana dün Kocatepe'den bir baktım Aziz İstanbul................................92 Mortoları en iyi moruklar anlar.......................................................................101 "Sensiz gecelerde hep tabancayla uyurum".........................................109 GICIRBEY..................................................................................... ..................................117 Siperdeki zürafa.............................................................................................. ...........119 II. Abdülhamid, Sherlock Holmes vartasını nasıl atlattı? [Huduni]......................................................................................... .........................125 Sahibini omzuna konduran kuş [Huduni]................................................139 Erkeğin kalbine giden yola mayın döşemek [Kevser]....................141 Ecelin paratoneriyle toprağa iletilen yıldırım aşkı [Huduni]......144 Onun etlerini kanına doğrayacağım!..........................................................147 Gökyüzündeki bir kuşu köşeye kıstıramazsın......................................152 Mezardan şartlı tahliye........................................................................................15 5

1

Zorla denize sürüklenen kara kaplumbağası.......................................158 Ben, Mehmet Ağa'yı sarı çizmesinden tanırım [Recai Gıcırbey]........................................................................................ ........163 İntikam ittifakı............................................................................................. ..............168 Güzel kokmak sevaptır........................................................................................1 74 Bütün bitkiler şifalıdır [Ruhiye Ruhan].....................................................178 Arşimet Kanunu'nu yazsam yeniden..........................................................181 Dünya benden saklanabileceğin kadar büyük değil!......................186 Herkes hak ettiği cezayı bulsa dünya altüst olur.............................190 Gözyaşı tabancası......................................................................................... ...........196 Resmî romantizm...................................................................................... ...............197 Zamanda yolculuğa ömür yetmez................................................................198 Sevgilisini düşmanlarının arasından seçmek [Balkan Balkır]... 201 Laboratuardan kaçan virüs................................................................................204 Sır yalansa daha hızlı yayılır.............................................................................205 Ecelin uçurtması yükseliyor.............................................................................210 Kaderin elindeki ustura........................................................................................212 Peygamber'in kedisi [Nefertiti].....................................................................216 Kanla gargara [Abdülcabbar Turabi].........................................................220 Gözlem yapıp tahmin yumurtlayan robot.................................................225 Kafa kopunca tıraş biter.....................................................................................228 ŞİBUMİ.......................................................................................... ..................................233 Uzay gemisi şeklindeki bulutların altında...............................................235 Kupon karşılığı aşk................................................................................................. 239 Kurşungeçirmez yorgan.......................................................................................242 Sen cennete gidince, cennet daha güzel bir yer olacak..............247 Tuhaf adamlar, acayip koşullarda lazım olabilir.................................252 Korkma ben varım - II [Leyla Kalahari]....................................................256 Öyle aptalca ki, kızların aklını başından alıyor...................................260 "Siz hiç sabunluyken ağladınız mı?"..........................................................263 Süpermen'le aynı berbere giden garsonlar............................................267

Kumruyla burun buruna gelen uskumru..................................................269 Uyuşuklar yardımseverdir, asalaklar sıcakkanlı, dalkavuklar alıngan....................................273 Azrail'in karşısında sakız çiğnenmez........................................................281 Her polisin içinde, tutuklaması gereken bir suçlu vardır [Şerif Şibumi]........................................................................................... ...........288 Yeryüzüne serilen palto.......................................................................................293 EK: Müntekim Gıcırbey'in okunmamış mektuplarından birkaçı...................................................294 Alevleri görmezden gelerek yangını söndüremeyiz..........................294 Aşktan kaçış varsa bile kurtuluş yoktur.................................................297 Kalbin darmadağın olunca, kafan da karışır.........................................299 Rüyanda başrolde değilsen, kabus görüyorsun demektir...........301 Yalnızlık deliliğin hammaddesidir.................................................................303 TEHLİKE....................................................................................... ...................................305 Bu dünyaya yaşamaya gelmedim.................................................................307 Kainat kestirmelerle doludur...........................................................................309 Kardanadam katliamı........................................................................................... .315 Sen cehenneme gidince, cehennem daha kötü bir yer olacak...........................................................315 Uzayda her namlu tetiğin emrinde...............................................................321 Atom Karınca Duası [Atom Bombacıyan]..............................................329 Damadın son yolculuğu........................................................................................ 333 Kabus görürken hayal kuramazsın...............................................................334 Gaipten gelen ıvır zıvır..........................................................................................342 İncele incele iltifata dönüşen hakaretler................................................343 Aptal gibi görünmeyi göze alırsan, mucizeleri ucuz atlatırsın..346 Bütün günahlar para kaybettirir....................................................................349 Hayaletin kaza sonucu ölümü.........................................................................351 Rodeo yapan terli cüce palyaço....................................................................356 Yalanlarla bir yerlere gidebilirsin fakat geri dönemezsin............359 Babam, havadaki uçurtmayı nasıl satın aldı? [Gerçek Tehlike].......................................................................................... .....362 Gökkuşağının üstünden geçen balon [Neptün Petunya].............366

2

Yılan ile oğlağın telefon konuşması............................................................371 Bir şapkayı beğenince kafana çiviyle çakıyor musun?.................376 Godzilla diyeti............................................................................................... ..............379 İstikbal zamanın dışındadır...............................................................................381 Hayvanat bahçesinde insan avı.....................................................................384 Baharı müjdeleyen polis helikopteri...........................................................389 Fatiha ruhun gıdasıdır.......................................................................................... .393 Otuz yaşındaki bebek............................................................................................3 96 Tamir edilirken buharlaşan gemi...................................................................404 Şampiyon Ninja'nın rekor denemesi...........................................................405 At, pirenin ayağına gitmez.................................................................................411 İki sakızı birbirine değdirmeden çiğnemek............................................416 Kainatın derinliklerinde yankılanan silah sesleri...............................420 Katmerli zakkumların üzerine tükürdükten sonra... [Eduardo Mendoza] ... katillere özgü kendini beğenmişlikle çekti silahını [Daniel Pennac] ve şarjörü boşaltıncaya kadar ateş etti. [Amelie Nothomb] İki Yarayı Birleştiren Yara Ölümden korkuyorduk, çünkü insandık, [JERZY KOSINSKI, 1933-1991] Bengal kaplanı, sevgilime yiyecekmiş gibi bakıyordu. Esneyen kaplana dublaj yapıyorum: "Voarg, güzelliğiniz dişlerimi kamaştırıyor küçük hanım." Şebnem'in, gülümsediğinde 'U' harfine benzeyen ağzı, yanaklarında beliren parantezlerin içinde kalıyor. Gökyüzünde dolunayı andıran, pudralı bir kış güneşi. İki cihan aşkım Şebnem'in jelibon dudaklarının arasından çıkan buhar, bana hayatın özü, özeti gibi görünüyor. Nefesi, ancak rüyalarda işitilebilecek türde bir ninni. Parmaklarının muzlu gofret zarafeti beni mayıştırıyor. Gri, yeşil ve mavi karışımı, kestane irisi gözlerinde 'patlayan şeker' kıvılcımları. Soyulmuş elmadan yontulmuş bir yüz. Burnunun üstünden geçerek yanaklarını birleştiren çiçek tozu çiller, kanatları açık bir kelebek etkisi uyandırıyor. Saçları, gül şerbetiy-le boyanmış kızıl ipek. Aşk insanın sadece psikolojisini ve kimyasını değil; tarihini, müziğini, coğrafyasını, edebiyatını, fiziğini, beslenme çantasının içindekileri, hayat bilgisini de değiştiriyor. Büyük dedem, zamanında, bir dilberin aşkından aklını kaçırmış, sonra da İstiklal Harbi'ne katılıp şehit olmuş. Şebnem'e bakınca, damarlarımdan bir çılgınlık akımının geçtiğini hissediyorum. Kaplan departmanından akbaba kafeslerine yöneliyoruz. Burası, şehir merkezinin uzağında, kocaman bir hayvanat bahçesi. Teleferikle tepeye çıkıyor, sonra aşağı doğru geze toza iniyorsunuz. Ağaçlara yerleştirilmiş hoparlörlerden Loituma'nm levan Polkka şarkısı yayılıyor. Kabanımın cebindeki mücevher kutucuğunu yokluyorum. Evlenme teklif etmek amma zor iş. Teleferikte baş başayken,

içimden binlerce kez "Evlen benimle Şebnem" deyip cebimdeki kutuyla oynadım. Boşuna. Kaplanın huzurunda da yeterince konsantre olamadım. Akbaba kafesinin önü, hayırlı bir iş teklifi için pek ideal bir yer sayılmaz, haksız mıyım? Rakunlar, develer, tavuslar, yaban domuzları, ayılar, goriller, tavşanlar, foklar, aslanlar, midilliler, tilkiler, flamingolar, gergedanlar, lamalar, zebralar, kurtlar, papağanlar, kangurular... Hiçbiri, tarihî bir an'a tanıklık etmeye hazır görünmüyordu. Hayvancağızlar zaten mahpusluktan akıllarını oynatmışlar, bana tezahürat yapacak mecalleri yok. Yağmurun baskınına uğradık. Gürül gürül yağıyor. "Hemen bir gemi bulup hayvanları toplasam iyi olacak" diyorum. Şebnem şakır şakır gülüyor. Bir sarayın tavanından sarkan ve pervane gibi fırıl fırıl dönen kristal avizeler düşünün. Yağmur, etraftaki tek tük ziyaretçileri adeta siliyor; görevliler de dahil herkes kantine doğru koşarak kayboluyor. Hayvancıklar da kuytulara, köşelere sığmıyorlar. Biz, alçacık bir duvardan dışarı sarkan salkımsöğüde yanaşıyoruz. 11 Duvarın öbür tarafında bir grup penguen, yarışma jürisi gibi toplanmış bize bakıyorlar. Yolun üzerinden renkli bir yağ akıyor. Hayal ile rüya arasındaki mahmur boşluktayız. Hızlanan yağmurun şakırtısından güçlükle duyulan şarkı, kulağımdan içeri neşe sızdırıyor. Cebimdeki kutudan yüzüğü alıp avucumda saklarken "Mikail, göğün soğuk su musluğunu gene sonuna kadar açtı" diye söyleniyorum. Şebnem'den şimşek güzelliğinde bir kahkaha. Terk edilmiş bir okyanusta baş başa kalmış iki balık gibi sarhoşuz. Tek taşlı pırlanta yüzüğü, özenle tutarak Şebnem'e uzatıyorum: "Sana sırılsıklam âşığım Şebnem, benimle evlenir misin?" Müstakbel gelinimin yüzünde göz kamaştırıcı bir gülücük beliriyor. Şeffaf elini yavaşça kaldırıyor. Tam o anda, başparmağımla işaretparmağım arasındaki yüzüğün içinden bir mermi geçiyor! Vınnn! Sırtından vurulan bir penguen, nar taneleri saçarak infilak ediyor! Bum! Silahlı iki adam, yokuşun başından bize doğru koşuyor! Niyetleri ciddi, her hallerinden belli. Derhal, Şebnem'in bileğini kavrıyorum, var gücümüzle kaçıyoruz. Duvarın bitiminden sola dönüyoruz. insan ile tabiat, gene ayrı dillerden konuşuyorlar: Mermiler, yağmurun içinde metalik ve yatay bir başka yağmur olup yağıyor. Tam anlamıyla nefes kesici... Titreyen bir göledin kıyısında kıpırdamadan poz veren, gözü yaşlı Nü timsahının kuyruğundan bir kurşun sekiyor. Başını paçavra bulutlara gömmüş zürafa boynundan, yüksek kafesindeki tünekte pusmuş olan kaya kartalı göğsünden vuruluyor! Güzelim postunda siyah bir delik açılan Iran leoparı yana devriliyor! 15 Dünyanın dört bir yanından getirilerek burada hapsedilmiş tüm hayvanlar feryat figan ediyor. Havuzun üzerindeki ahşap köprüden geçerken, kırmızı gagalı siyah kuğular bize acıyarak bakıyorlar. "Burada kurda kuşa yem olacağız" diye düşünüyorum. Sürüngen akvaryumlarının sağlı sollu sıralandığı ışıklı, sıcak bir tünelden geçiyoruz. Ardımızdaki maratoncu katiller, akvaryumlara kurşun delikleri açarak koşturuyorlar. İguanalar, bukalemunlar, çıngıraklıyılanlar... hiç istiflerini bozmuyorlar. Galiba hepsi sağır. Tünelden fırlayıp yağmura daldığımız anda sağ omzumu sıyırıyor bir mermi ve gök gürlüyor. Gövdeleri, yağmuru sünger gibi emen devekuşlarının saçaklı kirpikleriyle gıdıklanarak, kafesle duvar arasındaki daracık

3

Gezegenin kıyısına iliştirilmiş. Tabii felaket ve spor. sirkteki disiplin de yoktu." Müfessir Enes Efendi: "En önde siyah takım elbiseli. "Bizi vurdular" diyor Şeyh Dalyan. Açıyorum. bildiğimiz ağaçlara hiç benzemeyen.. Biri gözleriyle etrafı tararken. alt dişlerimi. Sörf tahtası yerine tabutlara binmişler! Şoktayım. Kan da kulaklarınızdan fışkırdı!" Halilullah Efendi itiraz ediyor: "Yahu kurşunu nereme yediğimi bilmez miyim mirim? Gözüm patladı diyorum size." Onlar böyle pingpong maçı yapar gibi parça parça konuştukça. Bazıları. Hayvanat bahçesinde. Şebnem'in otel sabunu gibi küçük kulağına. Balıkların üzerinde pamuk topağı bulutlar." Müderris İdris Efendi: "Hepimiz anında birer kan fıskiyesine döndük! Muz beyazı salona karpuz tozu püskürüyordu sanki. Şubat güneşi derimi. apardı canımızı. tehlike ve beden terbiyesi. Cüce maymunların ocağına düşmüştük. gönlümü sarmalayan vecd. Çift kişilikli tabiat aniden durulup dinginleşiyor. Şebnem aşk coşkusu ve ölüm korkusuyla şoklanmış halde fısıldıyor: "Sevgilim. Benim tam karşımda. Evrensel Vesvese] Eski bir Çin atasözü der ki "Kıyıya vuran ejderha. Önümüzdeki dikdörtgen levhaya takılıyor gözüm: 'CÜCE MAYMUNLAR GALERİSİ'." Üstat Şair Selman Elma: "Çirkin maskeler takmışlardı. çalkantılı tebessümleri ve itimatlı kıpırtılarıyla tabutlardan inip koy'un etrafında sıralanıyorlar. Bu tsunami sahnesi karşısında donakalıyorum. deminden beri çocuklar gibi fısıldaşıp didiştiği Filozof Feridun Bey'e nedense "Sen ne diyorsun be Freud? Benim. Okyanus. sadece sıyrık" deyip gülümsüyorum. Maymunlar. "bu bir rüya.. Müstakil tel kafesler. bir evliya kabristanı kadar sessizdi. Böyle tafsilatlı dehşet. yüksek mi yüksek tavandaki koridorlarla birbirine bağlanıyor. "Ben iyiyim. ellerini kafeslerden uzatarak. tepedeki kanallardan geçerek. afet ve eğlence. bir Afrika belgeselinin ortasındayız. Kainatta çıt yoktu.. kurumaya bırakılmış. Şebnem. Korlaşmış bir demir topağı deldi geçti gözümü.. Üstünde 'LÜTFEN SESSİZ OLUNUZ' yazılı bir tabela bulunan ahşap kapıdan içeri giriyoruz. çevresinde yerlerimizi alıyoruz. 1(» Galerinin kapısı. kocaman bitkilerin kollarına atılıyoruz. Durban'ın Umtata bölgesinde.. "Rüyasında 22 aksakallı dedeyi birarada görmek de ilk bana nasip oldu herhalde" deyip toplantıyı açıyorum. sörfçülerin bizim Bakanlık Heyeti azaları olduğunu fark ediyorum. Arada albatroslar kayıyor. dileklerin çabuk gerçekleşir" diyerek olduğu yere oturuyor.. Açıklarda beliren dev dalgalar çığ gibi büyüyerek hızla kıyıya yaklaşıyor. bir deniz canavarının tırnak izine benzeyen.boşluğu aşıyoruz. kilden bir heykel. Tabutların üzerinde dikilmiş pir-i faniler kıyıya çıkacakken. Ellerinde makinalı tüfeklerle toplantı salonuna daldılar!." Mevlevi Yahya Efendi: "Kurşunlar gövdemize saplanırken güçbela. ipini koparmış bir kukla gibiydim. Sörf yapıyorlar. Vuvvvvvvv!!! Foşşşşşşş!!! n Deniz birdenbire volkanik bir buzdağı gibi patlıyor! Yattığım yerden. havai fişek gibi patlayan kıvılcımlı kanımdı!. minyatür bir koy'un ucundaydım. yarım yamalak şahadet getirdik. Afallıyorum: "Ne?" Yeseviyye Şeyhi Mazhar Baba şahadet parmağıyla meclistekileri işaret ederek görünmez bir daire çiziyor: "Hepimiz öldük. sizleri sormalı?" Bayramiyye Tarikatı'nın yeni lideri Şeyh Musa muzip bir gülümsemeyle "Sırlarını saklarsan. boynumuza dolandı. uğursuz bir gıcırtıyla aralanıyor. Kâdiriyye Tarikatı'nın Şeyhi Dalyan Efendi açılışı besmeleyle tazeliyor.." Aklım başımdan gidiyor: "Öldünüz mü?! Hepiniz mi?" Başlarını "evet" anlamında hafifçe sallıyorlar. Dalgalara teyellenmiş insanlar görünüyor. Güney Afrika'da.. Ruhuma yayılan esenlik. Kurşunlar sol gözünüze değil sol kulağınıza doldu. Bir avuç kurşun çenemi. Maymunlar gözlerini bize dikiyorlar. Gözlerinden naylon ip gibi yaşlar iniyor. "Nasıl?!" Hafız Behzat Efendi: "İkindiden sonra oturmuş hoşbeş ediyorduk. arkadaşlarını çağırıyorlar. pırlanta yüzüğü parmağına takıyorum." "Rüya mı?" Her zamanki zinde sükunetleri. Yaz tatili iznimi kışın kullanırım. içimi kaplayan huşu." Hac Rekortmeni Seyyah Sadık Bey: "Yahu ne muzu. Son gördüğüm şey.. Koy'u toplantı masası gibi kullanıyor. kemiklerimi kalaylıyordu. Şemsiye büyüklüğündeki yaprakların arkasına saklanıyoruz. öfkeden aklını kaçırmış bir adam vardı. boğdu bizi!" Alevî Dedesi Saz Âşığı Reşat Bey: "Azrail'in yönettiği bir tufan gibiydi. ense yaparak ıssızlığa mukayyet olan bir korkuluk.. hamsilerin maskarası olur.. dilimi paramparça etti!. Bektaşi Şeyhi Siyami Bey. Kimsecikler yoktu. Kare bir holde buluyoruz kendimizi. gözlerimi koruyan aynalı gözlük ve dizlerime inen bermuda şort ile. gümrük polisi ağzıyla ho-murdanıyorum: "Ne işiniz var burada?!" "Sakin ol Fu" diyor Şazeliyye Şeyhi Oruç Bey.." İslam Tarihi Uzmanı İrfan Bey: "Yanlışınız var aziz dostum.. vahşice bir işgüzarlıkla bizi gammazlıyorlar: Çığlık çığlığa zıplayıp. ormandaki hiyerarşi de. denizin dibinde birçok balıktan daha çok zaman geçirmişliğim var!" diye çıkışıyor.. diğeri ona yerdeki ıslak ayak izlerimizi işaret ediyor. sessizce "Seni seviyorum" derken." Siyami Bey: "Avazı çıktığı kadar 'Bilmem n'aparım böyle aşkın ızdırabını!' diye bağırdı. göstermelik bir hayat belirtisi.. sudan masamızın öbür ucunda Eşrefiyye Şeyhi Allah Dostu Muhsin Efendi sandal ya da sandalye işlevi gören tabutuna bağdaş kurmuş. kulağı nereden çekip çıkardınız?" 4 .. bu adamlar bizi öldürecek!" Son sözlerime şerh düşüyorum: "KORKMA BEN VARIM!" 17 Tabut filosu Okyanus da nihayetinde balıkların çişi değil midir? [WANG VVEIHUI. Nakşibendiyye Şeyhi Ulvi Efendi hatırımı soruyor: "Nasılsın Fu?" "Elhamdülillah." Bayılmak üzereyim. 1655-1730. Biraz daha yakına geldiklerinde. ben de kafamı bir o yana bir bu yana çeviriyordum. hangi rüyada görülmüş?! Hatip Halilullah Efendi: "Ben tam sol gözümden vuruldum Fu. Bu cübbeli. Fişekli poyrazın güttüğü katran. Karşımızda bir kapı daha. Daha önce görmediğim türden." Oruç Bey: "Yedi kişiydiler.." Ayaklarımı Hint Okyanusu'na uzatmış yatıyordum.. sakallı ihtiyarların Hint Okyanusu'nda işi ne? Dalgalar tuhaf bir biçimde yatışıyor. fil çiftesi yemiş gibi fırlıyorum. Son sözlerimi söylememin vakti geçmek üzere. Şebnem de ben de soluk soluğayız.. Melami Şeyhi Ruşen Ali Bey: "Mermiler dolu gibi yağmaya başladı!. peşimizdekilere bulunduğumuz yeri gösteriyorlar. ne 23 karpuzu? Kanımız tutkal gibi aktı! Halat olup kolumuzu bağladı. Saydam masamızın içinde rengarenk balıklar yüzüyor. Maymunlarla birlikte ben de kapıdan giren tabancalı iki adama bakıyorum. omzumdan akan kana parmak uçlarıyla hafifçe dokunuyor.. Berbat haldeydik.

gövdemin içinde dönüp duran soru şuydu: "Bütün bunlar ne zaman oldu?! Bütün bunlar ne zaman oldu?! Bütün bunlar ne zaman oldu?!. kafamın. Nanda ile evlenerek hayat maceramı 'renklendirmeliydim'. Lobide pusuya yatmış olan otel sahibi "Hint Zengini" Gamaka Moyi. ne romantik!. anlaması." "Peki. Şazeliyye Şeyhi Oruç Bey bana dönerek ayağa kalktı ve sesi yüzümde şimşek gibi sakladı: "YARIN!" Telefonda nakavt Elope Hotel'e kadar doping testinden kaçan bir at gibi koştum. Basın müşavirliğinde kimse yok.. Ne dersiniz Bay Fu?" Plaj terliği gibi bir dil gerektiren Hint aksanıyla "Nanda" dedikçe. gökten Nanda'nın fotoğrafları yağıyor. iki hayat arkadaşı.. Ejderi boyamak Ben can derdindeydim. Ellerimi ağzımın kenarlarında birleştirdim ve nihayet haykırdım: "Bütün bunlar ne zaman olduuuuu?!" Kıyıya en yakın tabutun kapağı açıldı. O arada zât-ı şahanenizi temaşa etmekteydim. Ezel Bey. sol kulak. "Ezel Bey?" 25 "Buyurun?" "Ben." "Öyle mi? Sizin rüyanıza göre program yapmamızı istiyorsunuz." Bakanlık Heyeti'nin konuşmalarını artık uğultu halinde duymaya başlamıştım... imparatorluk orduları birbirini kesip biçiyor ya da balinaları mızraklıyorlardı sanki. sakin olun. Fakat ben. çok mühim bir mesele için aradım sizi.. "Çok yüce gönüllüsünüz Bay Moyi." [Dit dit dit dınııt . fakat yanılıyor olsam bile tedbir almaya değmez mi sizce?" "Olabilir tabii.. biz burada dururken size.. inanması zor. Hint Okyanusu vişne reçeli kazanı gibi kıpkırmızı kaynıyordu. Masa olarak kullandığımız küçük koydaki berrak su kızılcık şerbeti gibi kırmızıya dönmüştü.." "Yedi kişi mi?" "Evet. bayramlık ağzını açıp düğünlük tngilizcesiyle sordu: "Teklifimi düşündünüz mü Bay Fu?" "Derhal telefon etmeliyim Bay Moyi!" Bakanlığın numarasını çevirdim. Heyet'e kim saldıracak?" "Kim olduklarını bilmiyorum. Hindistan. anlayamadığım birşeyler söyleye söyleye bir bir tabutlara girdiler! Felç olmuştum." İhtiyarların girdiği tabutlar kanlı denizde yavaş yavaş yüzmeye başlamıştı. Müdür Bey.. İrfan Bey "Kulak... uluslararası ilişkilerle gönül ilişkilerini harman edeceksiniz.dit dit dit dıııııt . Güney Afrika." "Yo.." Restoranın eşiğinde Nanda'nın fotoğrafıyla göz göze geliyorum." Özel Kalem Müdürü'nün sesinden ezelî rakibini nakavt eden bir boksörün zafer narasındaki haz yansıyordu: "Anladığımdan emin olabilirsiniz Fuat Bey. Fonda. çirkin ve esmer cimcimenin fotoğrafı. lütfen." "Meraklanmayın. sol gözüm!. En azından Heyet'e durumu açıklayın. "Nanda. Sadece o aşağıdan çekilmiş. 5 . Nasıl desem. bizim ihtiyarlar işitemediğim.dit dit dit dıııııt .." "Şaka mı yapıyorsunuz?" 26 "Hayır. güvenli bir yerde tutun. Denizin dibinde. Eski bir Çin atasözü "Nefsini terbiye etme kararındaysan... Muhtemeldir ki." "Rüyanızda mı gördünüz?" "Biliyorum. ağzımın. Ne kımıldayabiliyor ne de ses çıkarabiliyordum. benim gözüm. anlamıyorsunuz. Rüya. muazzam beyninize değen kurşunlar sizi aldanışa sevk ediyor. bu acil bir durum! Yarın heyet üyelerini güvenli bir yere nakletmeniz gerekiyor! Onları bakanlık binasından uzak tutmalısınız!" Özel kalem müdürünün keyfi gıcırdı. Türk olduğumu duyunca çok sevindi. kader beni buralara kadar boş yere sürüklemiş olamazdı." "Onların haberi var mı yani?" "Sanmıyorum." "Ezel Bey anlatamadım. lütfen bana inanın. Ona göre... iradesizlerin şuuru yoktur" buyurur.İrfan Bey kendinden emin: "Ben sizden handiyse beş saniye sonra kurşunlandım. n'olur bana inanın Ezel Bey!" "Yarın gerçekleşeceğini söylediğiniz saldırıp nasıl haber aldınız?" "Bunu izah etmem biraz zor. Aman Allah'ım! Kıpkırmızı.. Avami bir alaycılıkla öttü: "Siz şu anda Güney Afrika Cumhuriyeti'nde değil misiniz?" "Evet efendim.." İrfan Bey: "Sen ne biçim eşref-i mahlukatsın! İnatta ısrar ediyorsun?. babasının söylediği gibi kız onyedi yaşındaysa.. Sonunda.dit dit dit dıııııt. söyler misiniz. karabasana dönüşmüştü. Heyet üyelerine tahsis edilen salon cevap vermiyor. önce nefesini düzenle" der. Bir hafta önce." cepli kefen kostümüyle dolaşan arsız hayalet. iki genç. Şimdi kapatmalıyım." İşin doğrusu Nanda'yı hiç görmemiştim. demirden 'D' harfleri dökülüyordu... Bay Moyi'nin Hindi sesi: "İki Müslüman. koridorda karşıma çıkıp polis rozeti gibi yüzüme tutuyor Nanda'nın fotoğrafını: "Rica ederim ona dikkatli bakın!..... Sayın Tufa?" "Ezel Bey..] Eskinin eskisi bir Çin atasözü "iktidarsızların vicdanı. Ankara'yı uyarmalıydım." Kaç gündür rüyalarımda. sanırım Afrika'nın sıcağı sizi biraz etkilemiş.. Heyetin yarın orada olmasını engellemelisiniz! "Fuat Bey. fakat yedi kişiler. yalvarırım bu tedbiri alın. evlilik fikrinden çok uzağım. Yanlış mı anlamışım. Yâ Rabbim. duvağı açılmamış bir gelinlik içinde Nanda!. Derken. ingiltere ve Hollanda'da rastlayabileceğin en güzel kızdır" diyerek bana elindeki fotoğrafı gösteriyordu: "İşte benim güzel Nanda'm. Muhtemelen beş sene öncesine aitti. Kulak diyorum. Bakanın cep telefonu kapsama alanının dışında..." dedikçe.. Tabii. Heyet'e saldırılacağını nereden çıkarıyorsunuz? Bir kabile büyücüsü mü söyledi?" "Hayır. Yarın ikindiden sonra. Rüyamda gördüm.dit dit dit dıııııt . Yani Türkiye saatiyle 15:00-16:00 sularında!" "Neler söylüyorsunuz Fuat Bey?" "Bakın. ne münasebet?" "Evet.. Fuat Atıf Tufa. ağzından nal gibi." Halilullah Efendi "Göz.. Elope Hotel'e yerleştiğim gün beni gözüne kestirdi. Güney Afrika'ya kim ihbar etti?" "Bakanlık Heyeti. Evet. Bakanlık Heyeti'ne saldırı düzenlenecek!" "Saldırı mı. Bay Moyi et derdinde. özel kalem müdürüne ulaştım.. Kabus görmüşsünüz. kızınız hakikaten pek şeker... Asansörün kapısı aralanıyor: "Kızım ve siz. Ezel Bey. kurşunlar sol kulaktan girdi. Yine de açıklamayı deneseniz Fuat Bey? Yani bu komployu." Merdiven çıkarken birdenbire tepemde kahverengi kanatlarını açmış dev bir kumru: "Nanda ile Fu! Güney yarımkürenin en görkemli çifti. kan iki kulaktan birden şorladı. fakat rica ederim Bakanlık Heyeti'ni koruyun. Bir türlü telaffuz edemediğim. şişko bulutları andıran çuvallardan fotoğraflar saçıyor! Kolumda bir kıpırtı..." "Hint Zengini. Yukarı bakıyorum: Bay Moyi bir helikopterde. Emniyet güçleri yarın da iş başında olacak. Onyedi yaşındaki kızı Nanda için beyaz tenli ve Müslüman bir damat arıyordu." "Tamam.

Pilot. değil mi?" Karşılık vermedim. demir kuş. uçağın merdivenlerinden ağır ağır inip yanımıza geldi. Pilotun yaşı. İçiyorum. Pamuk şekeri ve pişmaniyeden yapılmış gibi saçaklı. kapıların da gözü vardır. Odamın anahtarlarını resepsiyona teslim ettim.. Uçan halı üzerine inşa edilmiş bir köpek kulübesi. kendini ünlü yazarın adaşı ilan etmişti." Yükümüzün postal olduğunu öğrenince biraz şaşırdım. 'Oteldeki Türk' müsünüz?" "Artık taksideyim.. komisyonunu alıp toz oldu. size iki villa ve bir düzine otomobil vereceğini. Çantamı Dick didik didik aradı. Edgar Poe" deyip neşeyle elini uzattı." "Ah. Uçağa binmemi engellemek için belki de bütün biletleri satın almıştı?. oniki saat sonra Ankara'ya varırdım. Tel-Aviv'de akrabaları falan varmış. Derhal kabul ettim." "Hangi ülkedensiniz peki?" "Türkiye. O da bana. Dick?" Lafa karışıp "Fuat Atıf Tufa" dedim. Şoför. kartları kader karıştırır. kemikleri aynı kalır. normal şartlarda asla 6 . "Adım. beyaz. sarı. Yüzüm buruşuyor. "Ne demek bu?" "Eski bir Çin atasözü.." Eğer yolcu uçağına binebilseydim." deyip el sallayarak kendimi dışarı attım. Bindiğim taksi Güney Afrika Cumhuriyeti bayrağının renklerine boyanmıştı: Kırmızı. [LINYUTANG] Bir elimde kibrit kutusu kadar bavulum. Hapishane hastanesinde ameliyata alınan bir idam mahkumu gibi dehşet içindeydim. Havaalanında beni avlayan adam ise otuzbeşinde filandı. ben de Cemal Süreya. kulakları arasına kolye gibi dizilmişti." "Haydi. adıma bir bilet ayırtabileceğim. mavi. bir an sizi o sandım. bilir misin?" "Nerden bileyim?" "Ejderi boyasan da derisini boyarsın. "ülkemdeki herkes bana kısaca 'Fu' der. hesabı nakit olarak ödedim. Adımı. Uçağı görünce fikrim değişti: Kocatepe Camii'nde cenaze namazım kılınabilirdi. israil ordusuna askerî bot taşımak. Konuyu değiştirdim: "Biraz hızlı sürebilir misiniz?" "Bu yolda hız limiti saatte 50 mil efendim..." "Bay Moyi'nin size Nanda'nın yanında vereceği hediyeleri romantiklikten mi reddettiniz?" "Neden bahsettiğinizi anlamıyorum?" Aklım. sarılmak ister gibi kollarını açtı pilot. Koltuğunda ahtapot gibi yüzüyor mübarek. karnında ikiyüzelli kişiyle Anadolu'ya doğru uçmaya başladı bile. böyle bir şey mümkün değildi. kızı için seçtiği bir Türk'ten söz ediyor herkes. fakat lavabo beyazı dişleri. nereden geldiğini bilmeyendir. Heyet'in katledilmesine izin verme. beyaz. partal bir kartal.. Üstelik. Eski Çin'de bir söz vardır: "Yabancı topraklarda.. Cuma namazını Kocatepe Camii'nde kılmam işten değildi. Yahudi'ymiş. "Memnun oldum Allan. Pilot. "Takma kafana ahbap. Lafı yokuşa sürdüm: "Ne dediniz?" "Hangi bakanlıkta çalıştığınızı sordum efendim?" "Gönül işleri Bakanlığı. sağdaki camdan dışarıyı seyre koyuldum." "Vay canına. yedek yolcu listesine kaydettirdim. seyyahım. Benimle bir daha asla görüşmeyeceğini bildiği ve galiba cahilin teki olduğumu düşündüğü için. ilk Ankara seferi otuzaltı saat sonraymış! Halbuki otel resepsiyonunu aramış.." 30 Yirmi yıl sonra doğan ikiz kardeş iyi seyyah. yeşil." Adam bana Tel-Aviv'e kadar bir kargo uçağıyla gitmek isteyip istemediğimi sordu. arada bir tokatladığı direksiyonu tutmadan kullanıyor arabayı. Hemen harekete geçersek.. Kafa karışıklığı sık görülen bir şeydir. işte. Uçakta yer yokmuş. Çenesini yargıç tokmağı gibi kaldırıp beni işaret ederek sordu: "Kim bu çocuk. "Benim de." "Turist misiniz?" "Yo. nerede?" "Bir bakanlıkta. İyi fikir. pilotun karısıyla yan yana oturuyordum. Hayır." "Yapmayın lütfen. görüyorsunuz ya?" "Bay Moyi'nin. Ankara yolcularıyla dolu uçak havalanıyor. merak ettim. Sonunda havalandık. Bir Çin darbımeselidir: "Yerin kulağı varsa. görevli kızdan havaalanının telefonunu istemiştim. 37. Bundan sonra ben de biriyle tanıştığım zaman ilk iş üstünü arayacağım. dilim damağımda saklıyor: "Nedir bu?" "Çakal eriği likörü. Bay Moyi içeriye sızabilirdi. Pilot birden üstümü aramaya başladı." "Öyle mi? Hiç duymamıştım. az kalsın arabanın kaportası yamulacaktı: "Bir tür seks bakanlığı mı bu?" "Bilmiyorum. Civardakilere "Elveda!. şoför de üniformalı ve yedi başlı bir ejderhaya dönüşmüştü. işitme engelli kraliçeler bile duydu?" Konuyu iyi bildiğim bir alana çektim: "Eski bir Çin atasözü ne der ahbap.. Bir iki saat içinde vize alamazlardı. Bizim ihtiyarlara bir şey olmasın diye içimden dua ediyordum: "Allah'ım rüyamda gördüklerim orada kalsın n'olur. pembe. Saat 17:30 olmuştu. 350 verdim." "Yoksa siz. Ezel Zelzele'ye izan ihsan eyle. Bütün mesele duygularla ilgili. taklit etmek özgünlüktür.. neden seks bakanlığı var?" Arabadan atlamamak için kendimi zor tutuyordum: "Halkımız çok romantiktir. uçağınızın kalkmasına neredeyse üç saat var. bir gecekonduydu sanki. ihtiyar katırı ürkütmesem iyi olacaktı.. Elindeki işe ara verip bana açık yeşil bir içecek ikram ediyor. Dönüp baktım. ikisi de maden işçilerini andırıyordu. siyah. Siyahi şoförler palmiye gölgelerine çömelmiş kara kara düşünüyorlardı. Fakat işe yaramadı. Arkalarından kahveyi döküyorum. Pilot göstergeleri yumrukluyordu! Tayyaremizin vidaları gevşemişti. Sualtı aksanıyla: "Ne tarafa bayım?" "Havaalanına.. Öteki. Ne taşıyordu acaba? Cüceler için fincan mı? Bu kanatlı." "Ne?!" Adam öyle bir güldü ki." "Fazla vaktimiz yok" deyip. diğerinde kibrit suyu gibi bir kahve. tahminen ellibeşti. 400 dolar istediler. tonton bir kadındı. arabasında sessizlik istemiyordu: "Ne iş yapıyorsunuz?" "Basın müşaviriyim.Nanda'yla görüşmeden yola koyulacaktım. Aşka resmen destek veren bir bakanlık bizimki. kamuyu da bilgilendirmişti. sen de oynarsın" dedi bir ses." Ben de kollarımı açtım. Bakanlık Heyeti'ndeydi. harika. mükemmel seyyah. Bir kargo uçağı için fazla küçüktü. Otelin bahçe kapısının karşısında dizilmiş." "İkisi de aynı şey değil mi efendim?" "Hayır dostum." "Biraz kafam karıştı" dedi.." Anlaşılan kaynatam olmak için can atan Bay Moyi. mayhoş. Dick'in ihtiyar versiyonu. Şoför. Birbirlerine çok benziyorlardı. Dick de pilotun yirmi sene sonra doğmuş ikizi gibiydi. Vay canına! Bu besbelli Bay Moyi'nin işiydi. AİDS mi yaygın. nereye gittiğini bilmeyendir. Odamda fazla oyalanmadım. değil. Uçakta. Bir tek kafadan ve ağızdan bu kadar çok soru art arda çıkamazdı." Minyatür bir bavuldan ibaret olan yükümü kapıp çıktım. Bay Moyi sizi boşuna beğenmemiş! Ne bakanlığı?" Taksi bir sorgu odasına. Ülkenizde nüfus mu fazla. lunapark oyuncakları gibi cafcaflı taksilere yöneldim.

hiçbir ordunun kılık kıyafet nizamnamesine uymayacak çeşitlilikteydi. gecikmeye ayırabileceğim kısmını kullanmıştım. kılımıza zarar vermezler" düşüncesindeydiler sanırım. tabancaları. alışverişe. Herkes görsün. şarkıcılar. Öğlen olmuştu.. Uçağın 150 metre kadar ötesinde kurulan uzun barikatın arkasında siper alan muhabirler. Çünkü kulaklarımıza inanamıyoruz. neden olmasın?" "Ah. Çok üzgünüz. Hayat harbiden tuhaftı. Adamın kılına zarar vermeden kellesini uçurmak Aksilikler. Sağolun. rehinelerin arasına naklettiler. Bay Fu ile Nanda biraraya hiç gelemediler. bilet alıp almadığını sordu. İlk karşılaşmada aranmaya alışmalıydım belki de? Bu aramalar sırasında. Güney Afrika'nın Angelina Jolie'ye cevabıdır. aşçılar. tesadüflerin de takviyesiyle felaket katına yükseldi." Bir iki saniye düşündü ve İngiliz pasaportu taşıyan tüm personeli ilk uçakla Ankara'ya tatile göndermeye karar verdi.. Yüzmeye. ecelin şifası olmadığını bilir. Yardımcı olduğunuz için minnettarız. Militanlar. Yine de Bay Fu'nun gizlice birkaç fotoğrafını çektim. inanın bana. önümüz kıştı.bulaşmayacağım bir işti. Ne de olsa güney yarımküreden kuzey yarımküreye uçuyorduk.. Nanda'nın Bay Fu'yu sırf beyaz tenli bir dindaşı olduğu için sevebileceğinden. kalemleri. Korsanlar. Ertesi gün fotoğrafım Newsweek’in kapağındaydı. tam otuzüç kişi. çakmakları. Nişanlıma sorarsanız. masörler. Şubat'ın 25'iydi. Uçak böyle yavaş giderse. uçakta Bay Fu'ya yer bırakmamaktı. hava korsanlarıyla israilli subaylar arasındaki atışma uzadıkça uzadı. Çok naziksiniz. o kadar güzelim ki. ingiliz diplomatların bulunduğu uçağı zapt etmişlerdi. Ya siz?". Adam potinlerini çıkarıp çorapları oracıkta giyiverdi. Nişanlımın benim için söylediği şu sözü. Bir keresinde benim de başıma gelmişti. Halbuki. Onbeş dakika içinde İsrail askerleri ile 'bizimkiler' arasında pazarlık başladı. bari boş konuşmayalım" demekle yetindim. Militanlardan üçü. Stockholm sendromuna yakalanan Ören Bayan. Soru: "Rehinelerin durumu nasıl?" Cevap: "Hapsettiğiniz Filistinlilerden iyi durumdalar. bir ameliyathane koridoru gibiydi. Lalita Lal. nereye gitsem orada yerçekimi ortadan kalkıyor. "Hayır" dedim "henüz değil.. Arkamdaki centilmenden anında kurtulup aşağı atlayabilirdim. Uçağa binen elemanların her birine tam maaş ikramiye vaat etti. Allah sonumu hayreylesindi. Hayattan derin bir nefes çektim. cüzdanları. Zamanımın. adını ilk defa duyduğumuz başkentine. Teşekkürler. "Bu uçak israil hapishanelerine benzesin istemiyoruz." Rica: "Pankartları indirin lütfen. uçağımız öksürüklü bir akbaba gibi sarsılı sarsık alçaldı ve yere çarpıp sürüklenerek Boeing 767'nin kanadının altına girdi. Beni Tel-Aviv'e getiren pilot ile Yahudi karısı hallerinden memnun görünüyorlardı. Bay Moyi'ye durumu bildiriyordum." Nükte: "Bunu derhal bir bez afişe yazın. objektiflerini bize doğrultmuşlardı. Kapılar açıldığında. Patronum. dansözler." Kar maskesinin ortasındaki mahcup gözlere baktım: "Kurşunları boşaltırsanız. kaybolmaya yollandık! Şu anda uçaktayız. israil ordusundaki bütün askerlere çorap örebilirdi. belki Nanda daha çok hak ediyor: "O. Çorapmış. İstediği asıl şey. diğeriyle silahın namlusunu şakağıma sürtüyordu. göz nuru çorapları militanlardan birine hediye etti. Maksadımız sizleri incitmek değil. şoförler. ellerindeki otomatik silahlar iyilik perisinin sihirli değneği gibi görünüyordu gözüme. "Beyefendi. bekçiler... Onun yerine "Estağfurullah. "sadece kameralara poz vermek için. pek hoş bir duygu değil. Flaşlar patladı. temizlikçiler. böyle tatsız bir vesileyle tanışmak istemezdik. Bay Fu'nun otelden her çıkışında. Kime niyet. Kontrol kulesinden gelen uyarılara rağmen. çalgıcılar. Nanda annesiyle birlikte Bombay'a. biliyorum. eşikte durdum. Bizim iş defileden pek farklı değil.. gezmeye. sigaraları. Cevap vermedim. abartmayayım. kuaförler. şimdi de ingiliz diplomatlarla aynı saftaydım.. Çünkü. el çantalarını. çiçeği burnunda bir rehineydim." Vaat: "Konuşarak halledebiliriz. istediklerinizi alacaksınız. Filistin İntikam Tugayı'na mensup olduklarını söyleyen bir grup hava korsanının eline düştük. Sonra uçağın pencerelerine Filistin bayrakları asıp pankartlar gerdiler: "Masum insanlarla dolu israil zindanları boşaltılsın!".." Biz Hintliler. makineli tüfeklerin namlularıyla karşılaştık." Öylesine kibardılar ki. Kalkıp gittim. Olanlara inanamıyordum.. yüzlerindeki kar maskeleri bir tebessüm kalıbı. örgü örüyordu. Eleman. Havaalanı. Tamam. Lütfen sakin olunuz. Boş bir kafa. Flaşlar patladı. Dört saatlik. Kadın bir çift çorap örmüştü. şimdilik. rehinelere hostesler gibi gülümseyerek tatlı sözler söylüyorlardı: "Sizinle. Yeğenler. Uçağın kapısını açtılar.. derhal biletleri ayırtıp. sizce sakıncası yoksa. "Yanlış anlamayın" dedi. nereye giderse gitsin. adam arkadan bir eliyle boynumu kavrıyor. çorap için kullanılan renkler. herkes beni hostes sanıyor. bazen neşeyi aşk zannederiz. saatleri. kulağıma eğilerekten "Bunu yaptığım için özür dilerim dostum. Nanda'nın da onun fotoğraflarını görmeye hakkı olduğunu düşündüm. Adım.." Laf lafı açtı. Kimsenin canı yanmayacak. Militanlardan biri sevecen bir jestle beni yanına çağırdı.. Bu arada. pilotun karısı elinde şişler. belki torunların ayakları üşümesin. Elope Hotel'in resepsiyonunda part-time çalışıyorum. Kudurmuş yamyamların çiğköfte partisi 7 . kadın. boşta kalan örgü şişlerini almışlardı. Önce İsrail askerlerine bot taşımıştım. herkesin tek tek üzerini arayıp cep telefonlarını. laf aramızda.. hakkında hiçbir şey bilmediğimiz Türkiye'nin. kime kısmet. bodyguardlar. birkaç saat sonra Ankara sakinlerinin ayaklarını yerden keseceğim. kafanıza silah dayayabilir miyim? Samuray. bahçıvanlar. görelim. Onbeş saat süren yolculuktan sonra vardığımız Tel-Aviv'in dumanlı göğünde bizim külüstür tayyare irtifa kaybediyordu. kendisine haber vermemizi emretmişti. Kayboluş seferi [Lalita Lal] Turistler dünyayı ele geçirdi! [KURUSH KUMAR." Ret: "Ne yani. barmenler. Garsonlar. toplayarak bez torbalara doldurdular... büyükannesini ziyarete gitmişti. "Bu adamlar kellemizi uçursalar bile.. boş bir silah. Olmaz olsundu. bir an önce havaalanına gitmemizi buyurdu! Ankara'da bir iki gün kalabilir ya da gider gitmez geri dönebilirdik. Yapmadım. takvim yaprağını gün bitmeden mi koparalım? Unutun bunu. Bizi apartopar Boeing 767'ye. Besbelli çocuklar içindi. Eğer bu doğruysa. rehberler." Flaşlar patladı. Bir an önce harekete geçmeliydim. Telefon edip "Bay Fu ülkesine dönüyor" dediğimde. elbette" derken belindeki tabancayı çekip şarjörü çıkardı. Bay Moyi kadar emin değildim doğrusu. Her şey yoluna girecek.. Nanda harika bir kızdır. Cinai Kinayeler] Bay Fu'nun başına bu çorabı Bay Moyi ördü. bellboylar.

silbaştan öğrenmiştim. Besbelli. Dalyan Efendi. saçılmış ezik et kırıntıları ve milyonlarca kan lekesi parlıyordu. "Hepimiz Osmanlı torunuyuz" filan deyip boynuma sarıldılar. Konsantre olmayı. Gazeteciler. samimiyetle tasarlayan Sadık Bey'in ardından gözyaşı dökmüştük. koşuşturan görevlilerin ayak sesleri. Arkasında da fotoğrafçısı. Altmışüç yaşında. Buna karşılık Rahip Moju Ming'den Javaca-Do felsefesini ve dövüş sanatı tahsil etmiştim. Bembeyaz takkesi. Kafamın içinde dönen binlerce pervane duruyor. Bir polis helikopterinin etrafını dolanırken Ezel Zelzele'yle burun buruna geliyoruz. Besbelli göğsünü yatay olarak biçen kurşunlara da "Safalar getirdiniz" anlamında gülümsemişti. şeytan görmüş bir keçi yavrusu gibi. ruhunu Kabe'de teslim etmek istediğini söylerdi hep. Eşikten içeri bakınca. Sarı Vosvos'umla Ankara'yı bir uçtan bir uca yüzerek geçtim. cesetlerini takozla ezdikten sonra çekme halatvyla bağlayarak bir dağın tepesinden çığ gibi yuvarlamak iyi olurdu. [ZHANG ZAI. Dalyan Efendi'nin başı. Üç dört parmağı kopmuş. Giysisinde kızıl çizgiler oluşmuştu. İsrail polisine laf anlatana kadar canım çıktı. helikopter patırtıları birbirine karışıyordu. Mermiler çenesini. dilini. Delik deşik cesetler hâlâ tazeydi. Polis arabalarının. tımarhane mutfağında pişmiş akrep zehiri reçeliyle doluydu sanki. 233-297] Adrenalin sarhoşu olmuştum. hayatının şampanya dönemini çoktan geride bırakıp ıhlamur evresine ulaşmış bir kadının sesi beni uyarıyor: "Sürücülerin zincir. Müslüman olduğumu daha önce söylemediğim için sitem bile ettiler. Ankara'yı yüzerek geçmek Herkesin üç kişiliği vardın Ortaya çıkardığı. yedi ay önce kurulmuştu. Ezel Zelzele kalorifer kazanma kilitlenmiş bir bostan korkuluğu gibi dile geliyor: "Hepsi ölmüş mü?" 40 Ona. Mermi. işaretparmağı kalkık gevşek yumruk. Boynunun sağ yarısı bir canavar tarafından ısırılmış gibi yırtıktı. Şeytanın kuaförü gibi. bitmeyen bir tıraşa başladılar. düşmemişti demek. beyinler akmış. cesetlerin üzerini örtmekle meşguldü. gülümsemeyi. Bakanlık Heyeti ise yirmidört haftadır faaliyet gösteriyordu. Dünyaya az önce gelmiş gibiydi hep. nehri de taşırmıştı. kolları iki yana açık. Yüzünün bir kitaba gömülü olduğunu fark edince doğrusu şaşırmadım. melekleri ağırlayan bir ermişin tebessümü. kanla dolu bir çukur. durulmuş olmam gerekirdi. bir güvercin gibi tabiatla uyum içinde kendi hayatımı çekip çevirmeyi bellediğimi sanıyordum. Yerler vıcık vıcık. fakat yanılıyordu. Sakalları kızıla kesmişti. Ebediyetin Faydalan] Bir zamanlar Çin'de şöyle denirmiş: "Savaşta öldürülürseniz. Çıktığımı fark eden bir kadın muhabir. kapattım. Örtülerden birinin altından görünen. Siyami Bey'in alnında bordo bir delik. Kudurmuş yamyamların çiğköfte partisi henüz sona ermiş gibiydi. Fî tarihinde. Sirenler. Geç kalmıştım. Sonunda. Kader hem zamana 8 . gözlerini kapatıyorlardı.. tüm düşmanlarının cesetlerinin yüzdüğünü görürsün" dermiş.. Gönül İşleri Bakanı Mithat Hattat'ı çembere almışlar. Polisler. Onu son yolculuğuna uğurladığımız duygusuna kapılmış ve kendi cenaze merasimini özenle. Her şeye hayret ederdi. Ber HavayoUarı'na ait kiralık bir uçakla göğe yükseldim. Ayaklarını yerden kesecek şekilde kaldırdıktan sonra sağ avucumun bileğimle birleşen kısmıyla göğsüne sert bir darbe indiriyorum! Bakanlığımızın özel kalem müdürü havalanıyor ve ertesi günkü Hürriyet gazetesinin manşetine konuyor. Sol elimin parmaklarını bükerek çenesinin altına kenetliyorum. Halilullah Efendi'nin bir kulağından girip ötekinden çıkmıştı. kıyametten sağ kurtulmuş bir deli gibi ağlıyordum. Türk hükümetinin resmî görevlisi olduğuma inanmak istemiyorlardı." Saat 13:00 sularında Filistinli militanlar beni serbest bıraktılar. Anlaşılan suratını elleriyle korumaya çalışmış. artık vişneçürüğü. Hafız Behzat Efendi belinden vurulmuş olmalı. oturmayı. yürümeyi. bir şehri boyamanın en kötü yöntemidir.. * it * Bakanlık binasının önü mahşer meydanı gibiydi. kendi dışkısını yiyen uyuz bir domuzun kusmuğuna nasıl bakılırsa öyle bakıyorum. Kapıdaki polislere kimliğimi gösterip içeri girdim. Çok feci. Kalabalık. önde kova ağzı büyüklüğünde bir delik açılmasına ve iç organların dağılmasına sebep olmuş.Katliam. Tabanları yağlıyorum. Nehre indiğim anda sabrım taşmış. fren çığlıkları. sanırım Mazhar Baba'ya aitti. nefes almayı. 974-1079. Ayakta durmayı.. feleğin çemberine sıkışıp kalmışsın?" derdi. Hayrete düşmüş gibi bir hali var. gökyüzünün hareketlerini tartmayı. Bakanlık Heyeti'nin tüm azaları öldürülmüştü! O nur yüzlü. ciğerler kanlı püreler halinde dağılmıştı. başının arkasından saplanmış olmalı.. Midem. takoz ve çekme halatı bulundurmaları istendi.. susmayı. dinlenmeyi. artık sakinleşmiş.. Sağ salim geri dönmesi enikonu sürpriz olmuştu. bir bambu ağacı gibi. Seyyah Sadık Bey. kanatlarından kan sızan kitabı usulca çekip paltomun içinden koltuğuma sıkıştırırken kapağa göz ucuyla baktım: İdris Shah Tales of Dervishes. Ulvi Efendi'nin yüzünde. Dışarıda. Dünden kalma bayat bir kar. Arkadan giren kurşunlar. ikramda bulunan biriydi. telsiz cızırtıları. İkizini idam eden bir cellat gibi. kanımın damarlarımda pıhtılaştığını hissediyordum. Radyonun düğmesini çevirdim.. Ölümün buharı.." Bakanlık Heyeti'ni katleden yedi kişiyi zincirle döve döve öldürüp. uslanmış. çimento fabrikası bacasından çıkmış gibi pis bir gökyüzü. Oruç Bey toplantı masasına kapaklanmış.. Ankara'daki İsrail Büyükelçiliği'nden gelen bir onay mesajı sayesinde yakamı kurtardım. Günlerdir otoparkta bekleyen sarı Vosvos'uma atlayıp gaza bastım. dişlerini paramparça etmişti. hal hatır soran. Birkaç televizyon muhabiri arkamdan seslendi. Acil servis elemanları sedyelerle salona girdiler. yolunmuş kırmızı güller gibi. bacakları isabet almıştı. bağrışmalar. Aldırmadım. Feridun Bey ona sık sık "Sen ne biçim Bektaşi'sin arkadaş. Gençliğimin üç senesini Tibet'teki bir manastıra bağışlamıştım. elinde mikro-teyple bana doğru koşuyor. Zıpkın yemiş gibi birden duruyorum. elleriyle ağızlarını. göğsüme balyoz yemiş gibi sarsıldım. Bu şehir... Bu kısacık sürede. Her zaman selam veren. buyur eden. aksakallı ihtiyarlar kıpkızıl bir bataklığa fırlatılmıştı. Etraftakilere belli etmeden. İslam Tarihi Uzmanı İrfan Bey haklıydı: Kurşunlar. Hesabıma göre. kırıntılar halinde yağıyor. ambulansların oluşturduğu çarpık koridorlardan sendeleyerek geçtim. Rüyamda sol gözünden vurulduğunu söylemişti. cesedinizin düşmanın yüzüne bakmasına dikkat edin. Karnında kocaman bir gedik vardı.. yapış yapıştı. cinayetin dumanıyla sarmalanarak yükseliyordu. Uzun süre ayakta kalmış. Polisler bile ayakuçlarma basıyor. Koşarak toplantı salonuna vardım. Bağırsaklar dökülmüş. Gönül İşleri Bakanlığı. sahip olduğu ve sahip olduğunu sandığı. Feridun Bey'in elleri. Hazin vazife başlıyordu.. Hatip Halilullah Efendi'nin gözleri açıktı. köpekbalığı kaynıyor. "kaderi duyumsamak"tan söz ediyordu. Üstat Selman Elma'nın kalbinin üzerinde yumruk kadar. kırkıncı kez Hacca giderken çok ümitliydi.. Kurşun delikleriyle kalbura dönmüş beyaz duvarlarda. gövdesi. Çinli bilgeler "Nehrin kıyısında sabırla beklersen. rüzgarın uğultusuna kulak vermeyi. [SHANC SHOU. Bakanlık binasının merdivenlerinden cehennemin bodrum katma iniyorum. Bakanlık Heyeti'nden feyiz almıştım.

Otluyor. Atın gitsin. Şöyle diyordu: "Her şeyin başı aşk. n'olursunuz Bakanlık Heyeti'ni koruyun. Göğsümde barut macunu gibi bir öfke kabarıyor." Ve seçmen aşka geldi.. Araba. Çok acayip. dünyanın öbür ucundan telefon edip. Kar ön camı kapatıyor. savunma sanatlarının kalbinde gizlidir. kendini sadrazamın sol t. Fu Bey. Bakanlık Heyeti'nden seçtiğiniz bir üye ile görüşüyorsunuz. prosedür.. helal ile haram.] gibi. Her neyse. günah ile sevap. iradenin forsunu aşan bir imkan vardı ki. Toplu taşıma araçlarına. doğru ile yanlış.. Dokuz Canlı Bitki] Elinizdeki kitabı okumaya devam etmeyin. Her ikisi de AŞKart'lı çiftlere faizsiz konut. Ondaki siyaset yeteneğini görmek için mikroskop gerek. aptallar zinde olur. Radyonun sesini açıyorum. içinden "Bakanlığımız aşkınızı maalesef onaylamamıştır" yazılı bir kağıt çıkıyor. Sizin namınıza üzüldüm. Özellikle gençlerin oy kullanmaları ve bizi desteklemeleri için yoğun çaba sarf ettik. evreni bir karambol kumkuması [çanağı]. Aşkınız resmen tasdik edildiği takdirde zarfta plastik bir dijital kart buluyorsunuz: AŞKart. Değerli vaktinizi daha fazla boşa harcamayın. sevdiğiniz kişinin adını beyan ediyor. her hapşırışında şapkası başından uçuyor. Ben kurucu üyelerdenim.. ödül ile ceza. dili ceviz yaprağı.Tasavvuf bir savunma sanatıdır.. hocaları bakanlığın başına sardı. otomobil. 1989'da idam edildi. Samimiyetimizin fark edilmesinin bir mükafat niteliği taşıdığı aşikar. Artık bütün tembihleri unutmuş. uçak yolculukları. Dahası.. lanete dönüşmesi işten değil. Vejetaryenmiş. Sıranız gelince mülakata çağrılıyorsunuz. Fu denilen bu uğursuz zibidinin anlattıkları baştan sona zırva. yuvasına şofben takılmış bir leyleğin şaşkınlığı var. gönlümüze. basireti kördüğüm olmuş biriyim. Çekirge. fanilik fikri. İyi ile kötü. Benden günah gitti. 1899-1951. Tibet'te Moju Ming'in dizi dibindeyken de. zihnimize. işte bu kahvaltı çayına tost banan angut bakan olunca. belli tatil beldelerinde geçirebilecekleri bir balayı finanse ediliyor. Yazıktır. meczupları. Çöl Tarzan'ı.. Tarikat liderlerini. eğitim.. [HONG HUA HUI..şağı sanıyor! Yeryüzünün fethini yeni tamamlamış kumandan gibi dolaşıyor bakanlıkta. Tom Waits'in ağzı kulağıma yaklaşıyor: Göze göz alacaksın. Ted Bundy [ABD'li seri katil. Ondokuz ay önce kuruldu. tekerleğin icadından önce üretilmiş sanki. belediye otobüslerine. hayırla tamamına erdirsin. Ya da "Allah mübarek etsin.. PAP. onu ancak terbiyeden sonra gelen olgunluk sayesinde kavrayabilirdik. hacıları. 9 . bekarlığının yirmidokuzuncu yılında. 3. sanat. Siz bana bakmayın. devletimizi de güçlendirecek olan aşktır. İnsan. Moju Ming "Ebediyet. biz de meclise girdik. zihnimde yer etmişti: 1. 2. olay gerçekleşmeden veriyor! Yakarı değirmeni gibi. Sanatoryum kaçkını gibi. devlete ait müzelere." Dalga geçtiğini düşündüm. kravatı. Yuvalarımız gibi.. kapılarını teselliye kapatmış. Bir siyasi parti. soğan kabuğu gömlek. Kader mekanizmasını çözmek imkansız. yirmiiki kişilik bir heyet tayin etti. Devlet tiyatrolarına. Aptallar daima ömrünün baharındadır [Ezel Zelzele] Bu satırları yazarken bir elimde tabanca. iletişim bilgilerinizi. Çok ciddiyim. insanın en ince ve en keskin ayrımları temsil eden sınırda hareket etmesi demekti. daima ömrünün baharındadır. sinemalara. Bitmiyor. metroya para ödemeden binebiliyorsunuz. İki cihanda yüzünüz gülsün" notu.Hakikat akılla değil. ekonomi. Ankara'da Bakanlık Heyeti ile birlikteyken de. parktaki at heykelini dört nala sürmekten daha zor. dişe diş Tam da Kitap'ta yazdığı gibi Takipten asla cayma Ve sakın ha unutma Masadaki hiçbir herifin tipini. Sözlerine niye inanasınız? Kitabın son sayfasında olduğunuzu varsayamaz mısınız? Ha? SON Hâlâ okuyorsunuz demek. bizim Ninja tosbağa da sarı Volkswagen kullanıyor: Hurda bir tost makinası. Başbakanın kartvizitiyle dişlerini karıştırıyor. Tarım Ve Köy İşleri ya da Orman Bakanlığı'nı gözüme kestirmiştim. gönül işleri hep birbirine karıştı. tramvaylara. meydanlarda ve medyada "İktidara gelince Gönül işleri Bakanlığı kuracağız" vaadinde bulundu. boğazına dayanmış paslı bir bıçak. Son genel seçimlerde tek başına iktidara geldik. yatırım ve tüketim kredileri veriliyor.. düğün masraflarının önemli bir kısmı peşin olarak karşılanıyor. Bu kartla. AŞKart sahiplerine dikkate değer indirimler. Ayrıca birçok özel kuruluş. Feci şekilde sıska. Sonra da adresinize sarı bir zarf postalanıyor. Ne de olsa ziraat mühendisiyim. Üç husus. avantajlar sunuyor.[tarihe ve an'a] ve mekana [uzaya ve vücudumuza] yayılan.. hem de bizzat bizim ruhumuza. devlet işleri.. Dağılması an meselesi. mahremiyetle mukayyet olsa gerek. lafı hep aynı yere getirmişti: "Ezel Bey. hayatı bir skandal silsilesi gibi algılamamıza neden oluyor.. cesaretle bulunur. Şeyhülislamlık görünümlü Gönül işleri Bakanlığı yedi aydır faaliyet gösteriyordu. arka koltukta mikrofona eğilmiş Black Wings şarkısını söylüyor. kara haberi. Gönül İşleri Bakanlığı'nda görevlendirilmeyi ummuyordum. ankesörlü telefonları bedava kullanabiliyorsunuz. Sonra. Beyninin kayışı sıkışmış bir hödük. dervişleri. Ön cam. millî maçlara bilet gibi bonuslar kazanıyorsunuz. Buna mukabil. eğer sevdiğiniz kişi sizi seçer ve onun aşkı da bakanlıkça onaylanırsa. Siyaset. Program. sağlık... eylemlerimizin anlamını tehlikeye sokar" derdi. Suratı mantar ağacı. An geliyor. vicdanımıza. ancak aşkla işler. Zaten birkaç paragraf sonra işim bitecek. Cennet ile Cehennem arasındaydık. ümit ile korku. Millî Eğitim Bakanlığı ve Kültür Bakanlığı Yaymları'ndan kitap setleri.. fakat bilirsiniz. Devlet orkestrasının konserleri için de aynı şey geçerli. İçinde bir karga iskeleti taşıyor. 'namahrem' bir elden alındığı takdirde. Bakanlığın hazırladığı matbu bir form doldurarak kimlik bilgilerinizi. Babaannesinin gardırobundan giyiniyor: Yanmış mukavvadan bir ceket. Ya da içimizi derin bir şükran duygusu ve yaşama sevinci kaplıyor. onu evinizin bahçe kapısında görmek istemezsiniz. ister istemez üstünü de çiziyor. Başkanımız Bekir G.. trenlere. üzerine de vesikalık fotoğrafınızı yapıştırıyorsunuz. Samimiyet. Sayın bakan ellibeş yaşında. bilincimize yani varlığımızı teşkil eden yoğunluk bölgesine odaklanan gerilimin adıydı.. Bana sorarsanız. hayvanat bahçelerine önceden rezervasyon yaptırarak ücretsiz gidebiliyorsunuz. silecekler açıyor. Beni uygar kılan koşumları kemiriyorum. Tom Waits. onu hareket ettirmek.. İnanmak. yani Performans ve Azim Partisi. Çünkü kibirli. Bakışlarında. kendi samimiyetinin altını çizmeye kalkıştı mı. Bakanlıktan çıkarken Halilullah Efendi'nin gözlerini açık unutmuşum gibi bir hisse kapılıyorum. teslimiyette. fakat galiba hayatlarımızın biçimlenmesinde formüller kadar sırların da etkisi var. kalbimi bir sırlar mezarlığı olarak düzenlememe imkan verecek işaretleri keşfetme yolunda yürüdüm. nefsimize. ilahiyatçıları. diğerinde kılıç tutuyorum. protokol umurumda değil. Din işleri. Fakat bu öyle bir mükafat ki. 48 Herif o derece şomağızlı ki. Gezegenimizin onsuz da dönebileceğine inanmıyor. Mithat Hattat bakan oldu. Sizi temin ederim. Burnu öyle havada ki. göz gibi açılıp kapanıyor. Tam bir skandal.Hakikat. insanı bir fiyasko figüranı. vapurlara. tam bilemiyorum. Diyelim siz birine âşık oldunuz..

PAP muhalifleri arasında Heyet'i kurşuna dizmeye kalkışacak kadar gözüdönmüş birileri olamazdı. Komünist bir gerilla grubu? Daha neler. Derken. "intikam şarabı. birdenbire bahar gelen evimin ortasından bir dere akmaya başlıyor. Dayanılır gibi değil." "Sözlerine dikket et.. Kalp krizi geçirenler. Yüzbinlerce form doldurulmuştu fakat günde beşon kişi mülakata alınıyor. Mülakata alındıkları halde.. besbelli kişisel bir hıncın sonucuydu. Sigarayı söndürüp ayaklanıyorum. aşkı teyit edilmeyenlerin listesini inceledim. İçinde birtakım romantik metinler. Maskeyi avuçlayıp bir hamlede suratından ayırıyorum. bayılanlar.. üstü başı dağılıyordu. dilenciler. Burnuma bir Smith&Wesson yapışıyor! Namlunun diğer ucunda vampir maskesi takmış bir adam. Bir de aylık bülten hazırlıyor: İlan-ı Aşk. AŞKart almaya hak kazananlar arasında Gıcırbey'in adına rastlayınca şaşakalmıştım. polisler. Meraktan çatlayacağım. AŞKart'ın sağlayacağı maddi kolaylıklara hiç de muhtaç değillerdi. kirli işlere bulaşmış tiplerdi. pekala. Bir adım atıyor. Elli yaşın üstündeki Şahin Dehşet. Salon kapısının iki kanadı da açık. Tahir Fettah Çalapala. Bu sayfayı sükunet harcıyla sıvamak istiyorum. bürokratlar. Koskoca Sofeafe'taki küçücük daireme varınca. Bakanlığa gidip durumu öğrenmeliyim. O halde neden bakanlığın onayını almak istemişlerdi? Herhalde sevdiklerini etkilemek için." Düşman muğlak olunca. gövdemi yavaşça sağa döndürürken. Bu arada. yaşlısı milyonlarca insan. Silahlı vampir.. Sağ ayağımla çelme takınca sırtüstü düşüyor. "Biz de gönül işleri bakanlığı istiyoruz" diye haykırıyorlardı... çalakalem kara çalma vesikası. Ve donup kalıyorum. sakin olalım. Matemin. Seyyar satıcılar.. Güney Afrika'da gördüğüm rüyada. ellerimi kaldırarak hafiften geri çekiliyorum.. bu Öztürk Serengil [1930-1999] şivesi de neyin nesi? "Tamam." Ayaklarım sabit. Hikmet Mete Tetik. formalitelerle. Zaten her gün gazetelerde.. Buna bayılıyor. bakanlığın basın müşaviri. fikir değiştiriyorum. yazarlar. Gangsterler de aşk bayırından yuvarlanıyordu ve her yuvarlanışta olduğu gibi onların da canı acıyor. Bu vatandaşlar. Bakanlık Heyeti'ni katletmek kimin işine yarardı ki? Heyet'ten. Başbakan Çekirge ve Bakan Hattat başta olmak üzere. Senin emsallerin cennette gezer Sağır-dilsizler kongresi açılışındaki saygı duruşunun sessizliğine ihtiyacım var. dedektif mi? Dokuz ismin yer aldığı listem aslında bir iftira taslağı.. kuyruklarla bağdaşır mı? Asla. televizyonlarda Heyet'e ateş püskürülüyordu. alelacele bir suçlu uydurup gebertmekten başka birşey düşünmediğimi fark ediyorum. Bilgisayardan. Alınyazım silikleşmişti. Mülakat 10 . kiralık katiller tutup Heyet'in üstüne salmıştı. şiirler filan da bulunuyor. hamile kadınlara doğum için onbir ay sonrasına gün verilecekti yani. kederden başka hiçbir şey yetişmeyen uyuşuk karanlığına gömülmüştüm. beni zımbalayıp başkalarına yetişecek belli ki. Ya da. Haydutların. Tavşan hızıyla çoğalan insanlara hizmet veren yirmiiki kişilik Bakanlık Heyeti. Kahince fısıldıyor: "Geberreceksin geri zekkeliy!" İltifat ediyorum: "Çok içten konuşuyorsun. aysberge tırmanmaya çalışan kaplumbağalar kadar yavaştı. gagasında hançer. Hayati Tehlike ve Neşet Semi Neşter. Sadece ikiyüzyetmişbir kişi.. Yabancı bir gizli servisin işi miydi? Hiç sanmam. Artık herşey sona erdi. AŞKart'a layık görülmeyenler. Bakanlık Heyeti'ndeki kaplumbağalar ters çevrildi. bakanlığın arşiv dosyalarına girip. Hemen hepsinin poliste kaydı vardı. Kapıyı açıyorum.. Galiba yanlış yerde sondaj yapıyordum.. evin içindeyiz. temkinlice gerileyip etrafa bakışlar fırlatıyor.. Böyle giderse. Kadim Çinli savaşçılara göre." Herifin acelesi var. Aşk prosedürlerle. Cüzdanları şişkindi. Müntekim Gıcırbey'i anlatmak için kelimeler yerine narkoz buharı kullanabilseydim isabet olurdu. Artık başıma iyi veya kötü hiçbir şey gelmez duygusundaydım. Basın bildirileri ve bakanın konuşmalarını yazıyor. yerli ve yabancı basında sürekli bizim bakanlıktan bahsediliyordu. kavgaya tutuşanlar. genci. Ufuk çepellenmişti. Şüphelendiğim adamların sayısı dokuzdu: Ekrem Eşkinli. öldüresiye nefret edenler kimlerdi? Siyasi rakipler mi? Hayır. "Pek değil" cevabı alınca avucunu yalayan ve belki de nevri dönenler. Açıkça soruyorum: "İhtiyarlardan sonra sıra bende demek?" Hırçın bir hortlak hırıltısıyla "Keppe gegeni!" Hoppala. Hiperaktif moruklar.. Barbaros Boratav. bakanlığa müracaat etti. AŞKart'la sevgililer ancak beleş mezara gireceklerdi. aşkına resmiyet kazandıramayan kimse. aşkı bakanlık tarafından onaylanmamış biri. Tahir Fettah Çalapala ve Barbaros Boratav'ı yedeğe alıyorum. Şebnem Şibumi adında bir kıza yakmış abayı. yoksa Bakanlık Heyeti'ni katleden gruptan mı? İkinci şıkkı tercih ederim.kerim böyle aşkın ızdırabını!" diye bağırdığını söylemişti. kimlik bilgilerinin ve aşka dair mesajlarının yer aldığı dandik bir mecmua. Heyet lağvedilsin diye gırtlak patlatıyorlardı. Ne acıdır ki... Al Politikacılar.. Bektaşi Şeyhi Siyami Bey.. ben bir keçilim!" Holdeyiz. Heyettekiler doktor olsalar. Hikmet Mete Tetik. katillerin liderinin "S.. Acaba silahlı bir hırsız mı. Bir saniye içinde sol elle üstten kavradığım kolunu sağ bileğimle önden geriye büküyorum. yaraları ham olanlara şifa verir. Vampirden geriye bir akvaryum yılanı kalıyor.. bileğini yakalayıp. "Deli gibi seviyorum" diyen. İhtiyarlık hakkındaki hüsnü kuruntum beni hataya sürüklememeli. Katliam. Ardından. ilk iş sigaraya başladım. televizyon muhabirleri. Tabii ya! Güvenlik kameraları herşeyi kaydetmiştir!. namluyu tutarak yukarı çeviriyorum. kabine üyelerinin de AŞKart alıp al [almayacakları tartışılıyordu.. salondaki tek kişilik su yatağına ateş edince. Portmantodan pardösümü alıp sırtıma geçiriyorum. Muhtemelen. italyanlar sokağa dökülmüş. Olay yeri tetkikinde bulunan delilleri polisten temin edebilirim. Ani bir kararla. Otopsi raporlarından da bazı ipuçları yakalanabilir. sokak şarkıcıları. 49 Aldırışsızca emrediyor: "Erkeni dön... Rahip Moju Ming bir keresinde "Köpeğin ağzında fildişi bulamazsın" demişti. Aşkı bakanlık tarafından onaylananların birer fotoğraflarının. münasip bir karanlık üretebilirim belki?. bizzat profesyonel katildi. kuyrukta tanışıp âşık olanlar. Bakanlık binası önünde kuyrukluyıldız büyüklüğünde kuyruklar oluştu. akademisyenler. Bir insanın ellisinden sonra galeyana gelip cinnet getireceğine ihtimal vermiyorum. kanadında piştov taşıyan akbabalar yok mu? Var. Çünkü bunu nasıl yapabileceğimden emin değilim. ekrandaki yüzlerine uzun uzadıya bakıyorum. Menderes Kıya. yankesiciler. savaş da muallakta kalıyor. Tabancayı bırakmadan suratına alelade bir yumruk indiriyorum. Kalbimde kaynayan kezzap kazanından yükselen duman beynimi sarmış anlaşılan.. Demek ki bakanlık üyeleri de aşkın sonsuza dek süreceğine pek ihtimal vermiyor. Kıracakmış gibi bastırıyorum.. Şahin Dehşet. İzdihamdan da öte bir şeydi. Bir yolunu bulup harf denilen şu lekeleri biteviye çoğaltsam. Kılıcını baston olarak kullanan Samuray Kılıcını baston olarak kullanan bir Samuray kadar bitkindim. Kafasını devletin duvarlarına vurmuş. Neyim ben. Fu. Volkan Revan. Size onu tanıtmakta geciktim.AŞKart'ınızı her üç yılda yenilemeniz gerekiyor. değerlendirme daha da ağır yapılıyordu. Bu kitaptaki harf sayısı kadar insan toplandı.

Görünmez Dünyaların Resimli Kitabı] Bizi gübre hoşafına çevirecek dört çift yumruk etrafımızı sarıverdi. 979-1019. Gıcırbey'e "Türkünün devamını sen söyle bakalım?" anlamında bir jest yapıyor. Gözlerime. kasap vitrinindeki kanlı çengeller gibi parlayan suratlar. Asya Maya'yı in the Name of the Father [Babam İçin] filmine götürmüştüm. Ne peki? Çözemiyorum.. notu kıttı.. kükre. onun gözlerindedir. kabul etmedi. şairin [türkünün son kıtasının ilk mısraında geçen] adını soruyor. merak kıymığı yok. Reşat Bey. Vay canına.. Gıcırbey. kadınsı tavırları olan.. Ruhunun bir kısmını teslim etmiş.. ibrahim Kurban. 54 11 . Kimseyle konuşmuyordu. Sanki adı konulmamış bir virüsle boğuşuyordu. Muzaffer Firuze ["Uzi"]. değil mi?" Bu basit. Şebnem Şibumi "Hangi dinden ise ona" tapacaktı. heyecan zerresi..." Biz." Gıcırbey'le yaptığımız provalar işe yaramadı." Bence bu komplo da Gıcırbey'in eseriydi. otomobiline tapan. dağıtıyor. iddialı. Hemen arabadan inerek. belki de Gıcırbey'in koleksiyonuna aitti. Gıcırbey'e bir numara çektik. Fakat sonra bizden bağımsız eylemler de yapıldı. Simsiyah. Çinli bir şairin de dediği gibi: "İnsan boş bir tüfektir ama bakarsın birgün patlar.. pembe bıyıklı bir vatandaştı. Çünkü biz hocalara ültimatom çekiyor. Devrisi gün bir pusula göndererek Afili Filintalar'a katılmasını önerdik. "Yârin bahçesine bir haydut" girecekti. Postu meydana serip. Ağzı aralık. Sınıfın ortasında tüten bir menekşe meşalesi. Samet Samsa ["Forvet"]. Birgün. gönlüm delidir. kafasını öne doğru sallıyor. Derin bir nefes alıyor. havalı saçlar. İmanımızı gevreten. Başlangıçta. Bakışlarında hiçbir mânâ. Mask-Ot'ta haşhaşlı börek yiyip kivi suyu içmiştik.. "Hayır. Reşat Bey'in kucağında dile gelmiş bir ceviz ağacına benzeyen divan sazı. Piton yazılı sınav sonuçlarını okuyordu: "Nuh Tufan. Sevdanın karası alnımda yazar Hilal kaşına Hak eylemiş nazar Senin emsallerin cennette gezer Huridir be şeker dilber huridir. yağlı ahşap sarısı bir deri. Herhangi bir neşe kırıntısı.. geri kalanıyla vaziyeti idare ediyor sanki.. çapkınca söylemelisin" diyor Gıcırbey. arabanın altına saklanmış bir şişme kadın ortaya çıkıp karşısına dikiliverdi! Paniğe kapılmıştı. arkadaşlar Fu der. Biri bu dehşetengiz sahneyi gizlice fotoğraflamış ve basına sızdırmıştı. ipince. 10" deyince. fizikten de 10 aldın" diyerek elimi uzatıyorum. mutedil sorularım onu yoruyor. Fakat hareketleri çok doğal. Sultan Yegah ["Vampir"]. "Asya Maya. irice. kesilse başlar Şebnem'i sever de gerisin boşlar Bir Şebnem'den bin kovana bal işler Pir'im anlarsın ya. Gıcırbey'e çengel atma fikri ondan çıktı. 5. en ufak bir ima bile yok. Alevi Dedesi Saz Âşığı Reşat Bey'i seçmiş bizim Gıcırbey. daha yüksek sesle. Gıcırbey mırıldanıyor: Müntekim Gıcırbey. elime. hepimize illallah dedirten bir felsefe hocası vardı: Piton. Perişan değil. îlk beş-altı hafta varlığını dahi fark etmemiştim. onu ilk görüşümdü. Muhtemelen bu iş de Gıcırbey'in marifetiydi." Neredeyse heceleyerek "Biliyorum" diyor. Benden bile daha çelimsizdi. İşin aslı.. kraker gibi kemikler. Cennet'te veya Cehennem'de görebileceğiniz en derin mavi.. Çekingen değil. Yumrukların ardında. onbeş sene. su gibi akıp buharlaşmış. şimdi düşününce çok sempatik.. Derslerle ilgilenmiyordu. Yaşlı başlı hocalar birbirlerine sapıkça bir üslupla yazılmış aşk mektupları postalıyorlardı. Nuh Tufan adında yetim bir albinoydu. "Tebrik ederim. Dünyada.. Ne var ki fikirleri tehlikeli. 6. Reşat Bey.. Şikayetçi değil. Pir Sultan Abdal yerine kendi adını söylüyor. [The Message – Çağrı filminden] Gıcırbey'le lisede aynı sınıftaydık. Kuş kafesine tıkılmış köpek gibi hayıflanıyordum. çok bitkin görünüyor. Gıcırbey'in sırası yaklaştığında kollarımızı havaya kaldırdık. Yedi kişilik gizli bir çetenin üyesiydim: 'Afili Filintalar'. hattâ komik geliyor.. Gıcırbey gülümsedi. Öğretmenler odasındaki dolaplarda bulunan ve skandala sebep olan porno dergileri. "Adım Fuat. Yârin bahçesine bir haydut girmiş Geri dur hey şeker dilber geri dur! Gülünü koklarken dalını kırmış Kurutur şeker dilberi kurutur! 50 Hangi dinden isen ona tapayım Yarın mahşer günü sana koşayım Eğil bir yol ak boynundan öpeyim Beri dur hey şeker dilber beri dur. Adı sanki "Müntekim Gıcırbeyon"du. Benimle ağır çekimde tokalaşırken başını hafifçe eğerek selam veriyor. Gıcırbey'den "Nafile Filinta" diye bahsediyordu. Bu meydana serilidir postumuz Çok şükür Allah'a gördük yarimiz Birgün kara toprak bürür üstümüz Çürütür ya şeker dilber çürütür. Okulun bahçesindeki Renault'suna atlayıp geri geri gittiğinde. Coğrafya derslerimize giren yağ tulumu. "Belki de tırsıyordur.. 5.... aniden hayatına giren edepsiz kadını zapt etmeye çalıştı. gördüğüm ilk ejderhayı senin için öldürürüm" diyorum. "Okullarda neler oluyordu? Öğretmenler delirmiş miydi? Böyle rezalet dünyanın neresinde görülmüştü?. Garip bir biçimde hocalar da ona ilişmiyorlardı. Onunla boğuşuyordu.. Fuat Atıf Tufa. baygın gözler." Korkma ben varım Bir insanın yetişme tarzına en iyi ışık tutan şey. Boş tüfek. En arka sırada oturuyordu. yâri görmek için ecelle çekişecek ve kelleler yuvarlanacaktı.. Zamanla işler değişti. sınıftaki kırk kişinin hemen hepsini ayarlamıştık. "Müntekim. 1. her dersten tam not alıyordu. Nafile Filinta Her şeyini paylaşıyor. Mithat Mitos ["Kazulet"]. kavga ederken sergilediği davranışlardır. Buna karşılık.. Soruları kazık. kimilerini tartaklıyor.. Matematik sınavı sonuçları açıklanırken. hoca "Müntekim Gıcırbey. O zamanlar ürkütücü derecede ciddi görünen tavırları..4. Reşat Bey de başka sual etmeden uğurluyor Gıcırbey'i. herkesle birlikte ben de dönüp baktım. 5. eğer benimle çıkarsan. son mısrada da hem Pir Sultan'a hem de Reşat Bey'e özür beyanında bulunuyor. Tuhaf olan şu ki.. Gıcırbey ise.. Müzikal mülakat başlıyor.. 5. Nuh Tufan. ne de olsa o da bir insan" diye düşünmüştük. "Nasıl yani?" "İnleme Fu. tekrar gözlerime bakıyor. Lider. Asya Maya'ya açılamadım.. Gözlerini not defterinden ayırmayan Piton tısladı: "Müntekim Gıcırbeyon!" Büyük bir alkış koptu! O zaman bir ilk daha gerçekleşti. [GOU GENG. otoriteyi feci sarsıyorduk. Bu.için de. Tebessümünü kimseden esirgemiyor.

" Gıcırbey. Başkentin resmî güneşi altında bronzlaşırdı. "Annem" diyorum. kaburgalarına. Yutkunuyorum: "Yaşlanarak. Toparlanmasına izin vermeden karnına tekmeyi yapıştırıyor. öyle mi?" 56 "Cesaret." "Önemi yok. Biri perçemimden tutup mideme vuruyor. ihtimam. basiret gibi dayanaklar sayesinde gerçekleşebilir. hem bir soru. Belinde bir tabanca. Seni gene ararım. Önümdeki serseriye kafa atıyorum. Tırpan. kalbiyle düşünür Fu.. bir denizanası dalgınlığı içinde yürüyoruz." Ceketimin iç cebinden bir düğün davetiyesi çıkarıp Gıcırbey'e uzatıyorum: "Reyhan Tuja ile Orhan Horanta'nın düğün törenlerinde. Arif Tufa'ya âşıktı. Uçarak.. sümüğümü. Baban." Bana sevgilim dedi! "Telefonunu bekliyordum." Gıcırbey ağzının kenarıyla mırıldanıyor: "KORKMA BEN VARIM. Gıcırbey. babama. "Nasılsın?" "İyiyim sevgilim." Bazen. tamam mı?" "Kendini benim yerime kucakla aşkım. "Yarın babamı ziyaret edeceğim. Yalın haliyle bir mânâ taşımaz. Yaya hayaletler gibi. el sallar. Hoşçakal. Asya Maya'yı o vaziyette daha fazla bekletmemek için depar atarak birkaç yüz metre ötedeki telefon kulübesine dalıyorum." "Mesele para değil. Beyin şeklindeki kayalıklarda oturuyorduk. telefonun dibinde pusuya yatmış. burnumdan getirecekler. okul çıkışı bayrak töreninde yanımda duran Asya Maya kulağıma fısıldadı: "Beni beğeniyor musun?" "Öyle harikasın ki Asya Maya. Gıcırbey sağımda dikiliyor. adım korkağa çıkmasın diye kavgadan kaçmıyorum?" "Yani kimin gözüpek. Bak. bir zombi biganeliği. Zincirlikuyu Mezarlığı'nda. Müntekim Gıcırbey'le aramızda dörtyüz ışık yılı olduğunu düşünürdüm. çalmasını bekliyordur." Okulu kırıp soluğu Sarıyer sahilinde almıştık. Bugün okula neden gelmedin?" "Meşguldüm. İstiklal Marşı'nı kıvançla haykırarak söyledim: "Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak!. Çalıyor. Ertan Taner okuldaki en irikıyım çocuk. Tırpan iki büklüm. Göz kırpıyor. Diğerleri bana girişiyorlar. Gıcırbey gömleğimin yakasından tutup çekiyor. Tırpan Ertan ve yumrukları kaşınan üç eleman bizi harcamak üzereler." Gıcırbey alnını kırıştırıyor: "Hangi konuda?" Cevap vermiyorum. Şimdi de üvey baba belası baş gösteriyordu. önümdekinin gırtlağına asılıyorum. Bir kulağını avuçlayıp kafasına art arda sert darbeler indiriyorum." Hafifçe Gıcırbey'e dönüyorum. hâlâ kendini ödlek mi sayıyorsun?" "Cesaretin binden fazla türü var." "Yarın n'apacaksın canım? Sinemaya gidelim mi?" "Çok isterim Asya Maya. ağır aksak havalanan bir karabatağın ardından üfledi." "Yapma lütfen. Cesurca bir davranış. Gıcırbey'in heykelini dikerdim. Gençliğini bana 12 . bilmiyorum. bana doğru hamle yapan Gıcırbey'le burun buruna geldik: "Soru sormazsan ben de yalan söylemem. Çocuklardan ikisi toz oluyor. bu kadar yeter. ancak metanet. Tepenize dikildiği zaman. gerektiğinde ateş ederdi. Numarayı tuşluyorum. 1933-1988." Kendini benim yerime kucakla Başınıza yalnızca harika şeyler gelmişse.. A.. bende para var. Ejder Meyi] Eğer heykeltıraş olsaydım. "Cesaret" dedi "C. Gıcırbey. neyse. bu ilk günüm." Asya Maya safça soruyor: "Baban nerede ki.. İçim vatan. fakat ben okulun gizli yetimiydim." "Hımmm? Başka sırların da var mı?" "Ellerimdeki çizgiler günden güne çoğalıyor." "Fal bakar gibi konuşuyorsun.." "Sen de bir ayna öp. kimin tabansız olduğunu çözmek mümkün değil.. özür dilerim birtanem." Ahizeyi yerine bırakıp döndüğümde.. gözyaşımı siliyorum. ağırbaşlı bir hovarda edasıyla soruyor: "Kızın gözlerini gördün mü?" "Evet. iki taneydi. Denize taş atıyor.. Dövüşten kaçmamak tek başına hiçbir şeyi kanıtlamaz." "İlle de rakibinin omurgasını ağzından çıkarman filan mı gerekir?" "Hayır." "Ne?" 57 "Bir düzine transatlantiği havaya uçurdum. Gıcırbey.. Yürüyüp kıyıya iniyorum. bakışlarını Gıcırbey'e saplıyor." Gıcırbey bunu söylerken öyle ciddi ki." Fakat şu anda yüreğim ağzımda. Boğaz'da demirlemiş şileplere dalmıştık. Biri kollarımı arkadan sımsıkı kilitliyor. Gelene geçene göz kırpar. Çarşaf gibi denizi bir ucundan tutarak salyamı. baldırlarına çalışıyor. gölgesi kayaların arasına sıkışmış: "Benim de ağlamamı ister misin?" Bir insanın yanında gözyaşı döküyorsanız. Elimi tuttu." "A? Bunu bilmiyordum.. fakat yarın..Bir akşam. burnunu topuğuyla kırıyor. göğsüne bir diz yiyor ve düşerek gölgesiyle kucaklaşıyor. Bu da onu iyi bir dert ortağı yapıyordu. bence. "Evet?" "Asya Maya?" "Merhaba Fu. yuvarlak bir ayna sızıyor. Gıcırbey'de durum ne. beni teselli etmekle kalmadı. ona sözlü ya da yazılı bir açıklamada bulunmanız gerekir. Tırpan'ın yüzünden kıpkızıl." "Aklın fikrin Asya Maya'da değil mi?" Cebimden dört tane telefon jetonu çıkarıp gösteriyorum: "Sence eve varmış mıdır?" "Bildiğim bir şey varsa. Gıcırbey. Aramızdan. hem de bir muammadır. şekerli ılık süt olup ahizeden lıkır lıkır akıyor kulağıma. kaslı gövdesi güneş tutulmasına sebep olur. çok mu uzakta?" "Aslında evet. "Evvelki gün Ertan Taner'le kapıştın. sıvışalım. [CHEN CHENG. Kollarımın ki1idini kırıyorum. Asya Maya'yla beraber geçirdiğim saatleri. insanlık sevgisiyle doldu." "Hep böyle ince misindir Fu?" "Hayır... Asya Maya.. pataklandığımı unutuyorum. "yarın evleniyor. Belki de korkak olduğumun anlaşılmasından korktuğum için. gerisini biliyorsun.. Çocuklar kaçmaya davranıyor. Gıcırbey. Tırpan.. biliyor musun?" Gıcırbey'e dönüp baktım.. Eğiliyor: "Nasıl ölmek istersin?" Sesinde iflah olmaz bir kudurukluk titremesi var. Öldüğünde ben beş yaşındaydım. Afili Filintalar'ın başındaki Nuh Tufan'ın anasız babasız büyüdüğünü cümle alem biliyordu. Afallıyorum. S." Sesi. allı pullu bir denizkızı geçiyor." "Ne peki?" Gıcırbey'e bakıyorum." Gıcırbey. millet. bana karşılık vermektense. aklıma enteresan fikirler düşürdü: Annem on yıl neden beklemişti? Çünkü beni seviyordu.. E. Tırpan'm elmacık kemiğine bir kroşe çakıyor. laf atar. "En büyük eksiğimiz ne. bugüne kadar yapılan bütün güzellik yarışmaları geçersiz sayılmalı" dedim. Sigarasının dumanını. suratına. Diğeri bocalıyor. yetim olduğumu öğrenince üzüldü." "Vay vay vay? Niye ki?" "Senin için Marmara'daki bütün balıkları tutmaya çalışıyorum da. cesur olamazsınız. önemsediği bir düşüncesini açıklıyor: "İnsan. Yuvarlanıyoruz. "Tamam. Foklar gibi soluyoruz.

kazak ve kadife spor ceketliydi. Sanset 750 ve Furacin pomat lütfen. Üstünü uzatırken alçak sesle konuştum: "Allah şifa versin. Fonda sıcak çikolata tadında bir müzik. Çünkü bir fıstığa çıkma teklifinde bulunabileceğin en iyi yer. Fakat sadece ilaçları alıp kayboluyordu. Ağıt ve matemde aşırıya kaçmak. Derhal. lütfen. On sene tehirli gelen sevinci ona haram edemezdim. bundan neredeyse emindim. olağanüstü bir adamdı. "Bilmek iyidir. Ne aradığını bilen. Gözlerinde bıçağın suyu gibi birikmiş yaşlar. siz daha iyi bilirsiniz gerçi. çıkageliyor: "Makattaki çıbanla uğraşıyoruz da. hani kadınların kendilerini sağmak için kullandıkları şu alengirli cihaz? Vee marka olsun. ayan beyan neşeleniyordum. başkasının düğünüydü. Yas. bana dünyada olan biteni sorsa. anneliğin üstesinden gelebilir miydi? Onun evlenmesini desteklemek. hakikaten ilgilenmiyordu.adamıştı."] Annem. temiz yüzlü bir genç adam girdi: Müstakbel kocam.." Kesin konuşuyor... "Elbette. Gıcırbey de gösteriyi kaçırmak istemiyordu. çoğunlukla blucin. Çok feci. Bir kadın olarak mutsuz olursa. Kader kaderi kapsar. tam ümidi kesiyorum. abuk sabuk ilaçlar. sıhhi mamuller satın alıyordu: "Mayasıl ilacı istiyorum. sezonluk bir duyguydu. Gıcırbey haklıydı.. Yüksek sesle: "Basur ilacı istiyorum. kıza "Seks konusunda asla şaka yapmam" dediğini duyuyorum. En etkilisidir. içimdeki bebekten dayak yedim. Anne sevgisi. Namuslu ve canlı bir insan. Silik ve hafif eczacı tebessümüyle raftan bir kutu basur fitili aldım. Babamın ahiret yurduna göçmesi. Ya da daha kötüsü. beyefendi. ikindi vakti çıkageldi.. nikah masasıydı. Musalla taşına en uzak nesne beşik değil. Kadıköy Koşuyolu'ndaki Cezayir Eczanesi'nde staj yapıyordum. Hah. Vastarel 20. kazık olup kalbime çakılmıştı. Ceninin uçan tekmeleri [Reyhan Horanta] Uzaklar hiç bu kadar yakından saldırmamıştı. Babamın muhtemelen Cennet'te tanışma imkanı bulduğu Çinliler. kısa kesilmiş kestane rengi saçları kızıla çalan. üvey pederimle dostluk kurmaya bakmalıydım." "İşte. siyah deri çantasına attı kutuyu. merhametli." Kendinden emin. Her gün uğruyor.. Nankörce bir bencillikle validemi mahcup etmemeliydim. Aylarca. hayatımda aldığım en büyük mükafattı. yanımızdan geçerlerken. Buna hakkı vardı. orta boylu. 61 Vücudundaki su toplamış lezyonlarla. kader paso halkalanırdı. Aşktan kurtuluş yoktu." Vazgeçmiyordu.. ölüme müzikal bir defileyle karşılık vermek demekti. Fitil. Asya Maya'yı telefonla arayıp düğüne çağırmalıydım. Asya Maya'nın ütülü patiska yüzünde meyve izi gibi bir gülücük. Çince konuşmaya başlasam: ["Bilmek iyidir baba. daha karnımdayken dövüş sanatlarına meraklıydı. yunuslar gibi kikirdiyordum. 62 Yüzünde kuşkulu bir ifadeyle kapı aralığından süzülüyor: "Kıl dönmesi genetik olabilir mi?" Cevap vermemi beklemeden ekliyor: "Bactropan. Güçlü. dükkanın ufkunda gene beliriyor: "Göğüs pompası var mı. havadan sudan konuşmayı filan denemiyordu. Ebeveynlikten istifa etmiyordu ki. lakin sevmek kadar değil." Gözlerime dikkatle baktı: "Amin. kafamın içinde uçuşan bumeranglar gibiydi. lakin sevmek kadar değil" derdi. yuvasının yıkılan kısmını onarıyor du. Eczaneye sırf beni görmek için geldiğini seziyordum. Onun sevgisini kazanmak. kollarında. Nitekim. şamata istemeyen biri. Düşünceler. Muconex yar mı?" "Olmaz mı? Var. 13 ." Kopuyor. İlaçları güzelce paketleyip küçücük bir poşete koydum. Cenazelerde durum tersiydi. Bizimki. Sidarta'nın teyzesi Mahaprajapati der ki "Gereğinden uzun süre çocuk kalırsan. Arif. pompayı alır almaz uçuşa geçiyor. Nikahlanacaktı. Kız tarafı naz tarafıydı. Sallantılı bir ciddiyetle: "Şu kabızlık illetinin patlayıcı şifası Gliserin-Kansuk rica edebilir miyim?" Fitili aldığı anda kaçarak beni fitil ediyor. Neden hep insanların isterken utandığı türden ilaçlar satın alıyordu? Tuhaf bir espri anlayışı mı var? Beni kıçı çıbanlı.. Böğrümde kalan elimi vicdanıma koymalıydım. Elindeki reçeteyi cam tezgahın üzerine bıraktı: "Accuizide [tablet]. fakat aşırılık nedir bilmezdi. yetişkinlerin anlayacağı dili bulana kadar çeşitli diller konuşurlar. Elinde parlak bir bıçak." "Nereden bileyim?" Ertesi akşam. Sevinçten. Aaa. o etrafa göz gezdirerek konuştu: "Sarmanıza gerek yok. dayanıklı ve çok zekiydi. Ecelden kaçış yoktu. 50 Galiba. kendi ekseni etrafındaki standart dönüşünü tamamlıyor. Lasix [tablet]" Kalp hastası olan Fethiye Tufa adına düzenlenmiş bir reçete.. Ben de şimdi şuracıkta ölsem. düğün pastasının üstüne mum gibi eğiliyor. hassas dengeler üzerine kuruluydu. Sabah vakti sürpriz yapıyor. 1892-1998] Fu'ya hamileydim. Anneciğimi tebrik etmeli. Söylediği ilk Türkçe kelime "Baba"ydı. 24 Nisan günüydü. babamın yanma varsam. Düşeş Düğün Salonu'nda Asya Maya'yla mışıl mışıl dans ettik. Oğluyla evlendiğimde. Sadık müşterimiz. habanera ve vals karışımı bir performans sergiliyor. Ben fiyat etiketine bakarken. Oyalanmıyor. çalışkan. Proctologl" dedi. Fethiye Tufa çoktan ölmüş olacaktı.. Canıma can katmıştı. "Buyurun. İkinci kez gelin olmak da her dula nasip olmazdı. Göğüs Kalp ve Damar Hastalıkları Hastanesi'nin tam karşısında. ama naz da sitem gibi sevgiden doğmalıydı. gelgeldim dulluk bir an önce kurtulmak gereken bir belaydı. Hiç unutmuyorum. Fakat o benimle ilgilenmiyormuş gibi yapıyordu. Bir ara. insanlıktan çıkarsın. uyuz bir herif pozu vererek büyüleyebileceğini mi sanıyor? Yoksa bütün bu ilaçlar gerçek hastalar için miydi? Bir tımarhanede ya da hapishanede çalışıyordu belki de?. [CESARVALLEJO. Sonraki gün gene başlıyoruz: "Mevsim dönümünden mi nedir.. Nasıl uçan tekmeler atıyordu bilseniz şaşarsınız." Elinde basur fitiliyle mi dolaşacaktı ortalıkta? Yo. Kapıdan. kimse tabuta alıcı gözüyle bakmazdı. Dahası. Canım oğlum. annemin dün-yaevine girmesini engellememeliydi." "Tabii ki. egzamalarıyla adeta gurur duyuyor." Kremi kaptığı gibi toz oluyor. yeni adıyla Reyhan Horanta. benim mukaddes vazifemdi. uygun adım yaklaşıyor: "Uyuz losyonu. Öğle vakti. sonsuza dek bekar kalmayı seçebilirdi." Ertesi gün." Acaba sağılacak bayan kim? Bilemiyorum. Parayı aldım. Fu da öyle yaptı. Onu görünce sevindiğimi gizlemiyor. Bazen abartırdı. Artık eczaneyi şereflendirmesini bekler olmuştum. balgam sel oldu taştı. Sadece. neydi. alev almış çiçeklerle dolu bir Çin vazosunu andıran çekik gözlü bir kız. Gıcırbey. soru sormuyor. espritüel. 60 Bebekler. Ertesi gece." Dörtnala uzaklaşıyor. çok acil! KwelladcCdan şaşmam asla. Ketoral krem." Hayat. kibar. Kaybedecek vakti olmayan adamımız. samimi. Dünya. Zira her düğünde yaşlısı genci bütün kadınlar gelinin yerinde olmak isterdi. Bazı günler takım elbise giyse de.

Arif Tufa cumhuriyet savaşıydı. Yüzüne abartılı. Gönül İşleri Bakanlığı’nın.. yani gökkuşağı!" Afallamıştım.. ortada polisiye bir bilmece yoktu. bu onun alamet-i farikasıymış. kahırdan vahşileşmiştim. Aşk. bademcik iltihabı için gargara. geberip Cehennem'e gittiğinde rahat bir nefes alacaksın!" diye bağırdıktan sonra çorap yumağını ağzından çektim." Gözleri yuvalarından dışarı uğradı. bizim köyde feciy kitlik olmuş. Acıdan dişlerini gıcırdatıyordu. Beraber kapıya çıktık. "Her iki el başparmağını ta dibinden kessem iyi olacak. sen dünyadaki bütün eczanelerden alınabilecek en şifalı kapsül. Yağmurun ortasında sırılsıklam bir güneş. gençten bir gangstermiş. Eksanımız o yüzden birez meyhoş yani." "Kaç yaşındasın?" "Yarım seat sonra kıyrk olacağım. Tabancasını 14 . Allah'ım.. "Yanlış anlama ama. elmalarla armutları toplayacak kıvama gelmesini umuyordum." 66 Meğerse hayırsız. lobotomiden çakması gerekmiyordu sanırım. donuk bir ifade yerleşti. Mahmur bir neşeyle sırıttım: "Benim nazarımda. her bakımdan bir teselli armağanından. Bir keresinde. Ne olacaktı? Eğer. hayat arkadaşıyız. Fucidin satın aldığı gün. hepsi onu harcamak için can atıyordu. Besbelli. tek yönlü bir eziyet seansına dönüştü. cerahatsiz. gece gündüz sedece limon yemiş." Tabancayla çenesini dürttüm: "Söyle!" "Dedim ya. değil mi?" "Şakaysa.. Soluk soluğaydı: "Abidin Dandini. Beni." Bir yandan bu psikopat repliklerini okurken. Birtakım yeraltı örgütlerinin.. "Kendiy evinde edem mi vüreceksin?" Maskesizken sesi.. Bir an önce. sanki ayak bileklerindeki su. kafasına doğru saydam çizgiler halinde yükseliyordu. "Son soru'n bu mu?" "Yya senin?" Ağzında rulo halinde duran meşin dilini oynatmakta zorlanıyor sanki. kuduz bir maymunun ağzındaki köpük kadar bile değerin yok!" Ikınma. oval boruya bakarken "Reyhan. Adalet terazisinin bir kefesine Bakanlık Heyeti'nin cesetlerini koyduktan sonra diğer kefeye ne koyarsam koyayım.. Hattâ.. bacaklarının derisini yüzeceğim. Sandalyeye ben bağlı olsam. Hani şu Gönül işleri Bakanlığı'na müracaat edip de aşkı onaylanmayan karanlık tiplerden biri.. Çömelip limon gazisi konuğumun paçalarını dizlerinden yukarıya kadar sıvadım. amortiden öte anlam taşımayacaktı. Su yatağımı patlatıp salonumda gerçek bir havuz problemi doğurmuştu. muzipçe gülerek söylediği sözler hâlâ kulaklarımda: "Öylesine arsız bir herifim ki. hiç kullanılmamış bir kuyumcu matkabım var. işittiğimde aklımı kaçırabileceğim türden tehditler sıralıyordum: "Dört dakika sonra.. şu ebemkuşağı ebeme girsin!" Ona inandım. Hayati Tehlike. dengeyi sağlamam imkansızdı. çevre yolunda seyrederken otomobilin kontrolünü kaybederek küçük bir köprüden uçup aşağıdaki yola düşmüş. Bir çeteye filan mensup değilmiş. Oruç Bey'in rüyamda söylediği gibi. Gıcık telaffuzu. kasıntısız bir konu açmasına. Yerden avuçladığım suyu suratına çarpınca iyice ayılıyor. Orhan'la ondört senedir evliyiz. Buna müstahaktı. sanık sandalyeleri ergonomik değildir. bileği sert. dişleri bembeyazken.. Fakat o bunu bilmiyordu. "Lobotomi nedir bilir misin? Ha?" Dehşete düşmesi için.." "Fazla ümitlenme de. imkansızlaşınca daha da şiddetleniyor. Yani ne bulursam fırlatıyorum... onun yerine namluyu soktum. dışarıda gıcır gıcır bir ebemkuşağı var. derenin içindeydik. "Hı?" Adımı nereden biliyordu? "Bu akşam beraber Allahüekber Dağları'na çıkalım mı?" 83 "Bana çıkma mı teklif ediyorsunuz?" Gıcıklık etme sırası bendeydi. gökkuşağı çıkmasına değil. Hayati Tehlike'yi ve ekürisini nallayacaktım ve. şeker çizgileri halinde yağıyordu. Ona adresimi vermişler ve o da soru sormamış. İş üstündeyken. hayatın kısalığı üzerine uzun uzun düşündüm. îstikleal Harbiy sırasında. Silahla dolu ağzını boşalttım... kiralık katillerin. Sandalyeye bağlı yırtıcı kuşun iplerini kopardım. yani eleğimsağma. Evet. Ben ağzım açık. Hayati Tehlike.Fare zehiri.. Böylece asla silah kullanamazsın" diyerek tabancayı gösterdim. Yağlı kömüre kesmiş yüzünü gördüğüm anda kalbim kömürleşti.. 11 Mayıs'ta harikulade bir yağmur yağıyordu. Bakanlık Heyeti'ni katleden manganın başındaki adam da bu Hayati Tehlike'ydi. Mecidiyeköy civarında. Çocuğumuz olmadı. toprağa gömsen. boğazını da arkalığa başlamıştım. Sonra da minik bir huniyle beynine o delikten kezzap akıtacağım. "Yellenememek ne büyük dert! Meteospazmyl kapsülleri olmasa halimiz duman!".. Turgut Rulet adlı bir kiralık katilmiş. en kıvamlı şurupsun" dedi. uğursuz bir iş için kapıma gelen bu hırt.. Bağırırsa. adam kaçırıp fidye isteyenlerin. "Biliyor musunuz. "Evet. Şimdi ellidört yaşındayım.. Su çeken ayakkabılarımı çıkardım. Evet. meleklerin büküp doğuya sapladığı renkli. koltukaltı kıl köklerindeki irin için krem. Patronu da Hayati Tehlike diye. ayaklarını önden birbirine. İntikam. "Bak... Matrak sohbetimiz. öfkeden. Hayati Tehlike. "Cinayet kurbanlarının çoğu kendi silahlarıyla öldürülürler" deyip Smith&Wesson'la alnına nişan alıyorum." "Ne?" "Ebemkuşağı. apsesiz. Kanın çoğu yerde kalacaktı. Görünüşe bakılırsa. Ayrıca. evde bir akarsu yatağı oluşturmuştu. en tatlı tablet. içimdeki çocuğu yiyor Cehennem uyruklu misafirime getto tokadı atıyorum.. Çaresizlikten. Birdenbire hurdaya dönen araba yanmaya başlamış ve infilak etmiş!. öbür yandan tabancayla dizkapaklarını eziyordum. ensesi kalın. İlk defa birine işkence ediyordum. Fakat Arifi hiçbir zaman unutamadım. korlaşmış çeliğe dökülen sirke gibi cızırtılı. Yağmur. 22'ye karşı 7 can alınacaktı. İlaç almıştı fakat bu defa kaçmamıştı. yani alâimisema. "Şimdi isteğin aksanla konuşabilirsin tıynetsiz hödük! "Aouuü! Aouuü!" diye öterek ağlıyordu. Herkes. ne biçim bir aksanın var senin?" "Eaa. Islak çoraplarımı ayaklarımdan sıyırıp ağzına tıktım. yo. Hakikaten gökkuşağı fevkaladeydi. benekli prezervatif. dişleri bile yanmıştı. Emekliliği yaklaşmış bir celladın aldırışsız havasına bürünmüştüm. Arifin ölümünden sonra. Terliyordu.. Öztürk Se-rengil taklidi yaparmış. Yalnız çalışırmış. Bakanlık Heyeti'nin benimle ilgisinden haberi yokmuş. çetelerin peşine takılmıştı. Dereyi görmüştük. "Seninle öyle pataklayacağım ki. Ayağa kalktı. aynımdan bir tane daha çıkar!" İçimdeki hayvan." Yatağımdan akan su. Hayati Tehlike yolladı. Gangsterler ondan nefret ediyordu. esprilerin üzerine anında sünger çekiyor. Gözlerimi kısıp burnumu kırıştırdım. Dava açmak üzereydi. Tabancanın kabzasıyla diz kapaklarına vurdum... dokuz ay boyunca. suratına çalışacağımı söyledim. kalpazanların." "Şaka yapıyorsun. katiller 7 kişiyse.. böğürtü ve çığlık karışımı bir karşılık verdi. Ünlü mafya babası Atom Bombacıyan’ın suç dosyasını hazırlamıştı. Onunla kafatasında bir delik açacağım. yani kavs-i kuzah. Arifi teşhis etmek için morga çağrıldım. Banyoda bulduğum mor çamaşır ipiyle ellerini bileklerden iskemlenin kolluklarına.. Uyuşturucu kaçakçılarının. Böylesini görmemiştim.

beni doğduğuma pişman etti. Bu arada Yakuza çifti. ne bir giysi parçası. sabrı taşan Yakuzalar galeyana gelip bizimkileri öldüresiye dövüyorlar. uluslararası kriminal bir pikniği andırıyormuş. iki 'Yılan Kanı' istedik: Taylandlı barmenin spesiyal kokteyli. Niko. vazifem belliydi: Liseden beri hiç görüşmediğim arkadaşımın karşısına dikilip "Hayati Tehlike'nin menzilindesin" diyecektim. Hayati Tehlike'nin vesikalık fotoğrafını inceledim: Kahverengi. Onu öylece bırakıp dışarı çıktım. çok sert kapışmada sanki Kızılırmak'ın buzları kırılıyor. papaz uçurmuş." Japonlar bu lafa fena bozuluyorlar. Artık öldüğüme göre. Duruma bakılırsa. yamyam takımından yani alelade bir bitirimdi. meçhul canilerce mortlatılarak tahtalı köyde koalisyon kuruyorlar. Doğum tarihi: 1977. Pembe klasörü buldum. Metal çekmecelerde Hayati Tehlike'nin dosyasını aradım.iade ettim. Tavana kök salmış. Korumalar birbirine giriyor. Japonlar ise bir çift beton çivisi. matruş kardanadamlar. ağzını burnunu kırdım. Niko. epeydir beni çağırıyordu. Kaç kişi oldukları belli değilmiş. Alman yapımı MP5 Navy'lerle gerçekleştirmişler. Meslek hanesine "serbest" yazmış. onların künyesini bizzat kendi ellerimle kazıdığımı söyleyebilirim. bir Yakuza tarafından pencereden şutlanıyor! Pervaza tutunuyor. Toplamı 20 eden. üç'ün Japonca'sı. trapezci kostümü giymiş sahte sarışınlar. Hayati Tehlike'nin Gıcırbey'i de çivileyeceğini anlamak için kahin olmam gerekmiyordu. Ben ki. Tilt olup poyraza dönen Yakuzalar için.. Ne bir saç teli. zaten kağıt oyununda kaybettiğiniz için Yakuza değil mi? Neydi. Kırk yaşıma girmemle canımın çıkması bir oldu iyi mi. Tuhaf. iki de Yakuza varmış. Bir kez daha. otuz yaşında bir gangster. Sandalyeler fırlıyor. iki Kahireli. otel güvenliği içeriye dalıyor. Kerize kesilen Yakuzaları tiye almış: "Sizin adınız. bodur ağaçlara benzeyen avizelere güçbela tutunan ekşi elmalar misali şişko ampullerin ışığı reçine gibi damlıyor. dokuzuncu kattan böyle sarkarken." Niko ile Hayati. sayıklıyor. Niko susmuyor. Ricardo Rafsancani stilinde tıraşlanmış bir kelle. İsviçreliler çakı gibi fakat diyelim kapalı çakı. Çayını karıştırırken. şarkı mı mırıldanıyor. İstanbul'da oturuyor. Siyam ikizi gibi yedikleri içtikleri ayrı gitmiyordu. Dandini'nin ahırına mı girecektim? İkide bir yolladığı takım elbiseli leş kuşlarının gagasında hep aynı nakarat: "Patron Turgut Rulet'siz olmaz' diyor. Kalbi kadar temiz. en terso üçlü kombinasyon. doğum günümde. Her yerde Niko ile Hayati. limuzin sefaları. Bir Tibet nasihati şöyle başlar: "Hepimizin içinde bir çocuk. yirmi de. 'Hanafunda' mıydı şu Japon iskambili? Hani en kötü sayının 20 olduğu oyun? Ya-Ku-Za da 'sekiz. Fu denen rafadan lavuk. Dumandan gocunuyorlar. Mısırlı sinirli. çırpınarak can çekişmeye başladı. Bön suratına kanlı bir somurtuş yerleşti. Güzergahlarındaki güvenlik kameralarını patlatmışlar. ağzımı açabilirim. Yani bir çift minyatür çizme gibi favoriler ve kalın puntolu bir bıyık.. mezar tozu serpilmiş. Keçi Yumruğu denilen meyhaneye geldi. bir Sicilyalı ve iki Bernli'nin oturduğu masada. sinek valesi şeklinde. Çiy tanesine çakılan jet uçağı [Turgut Rulet] Hayat. Bu sert. iki sarhoş. yanlarında üç-dört fedai. Atom Bombacıyan zamanında bile tayfaya katılmamıştım. [DON VITO CASCIO FERRO. küfür mü ediyor. Uyarı niyetine ateş edildiği anda Niko ile Hayati camdan uçuyorlar! ikisi de havada. Hayati'ye dönüp Türkçe "Arkadaşlar g. 1862-1943] Son nefesimi yarım saat önce verdim. O dumanın etrafını saran balmumundan korumalar. çocuğu yemişti. Hayati'nin yanağına çatal saplıyorlar. Artık öldüğüme.. Canavar sakızı ağzımda Bakanlık binasının çevresinde polisler nöbet tutuyor. boş bir sayfayı andıran alnında. Asla yaşlanmayacaktı. 1997'ye kadar.. 70 Tahammülü sıfırlanan. Amerikalılar mum gibi yamulmuş. hükmen harabeleşmiş metruk binanın dördüncü katındaki odama çıktım. Turgut Rulet'e çılgınca bir hücum doğaçladım. 1999'un bir güz gecesi. Tam düşecekken. Üç de olabilirmiş. Tabancalar vestiyere bırakıldığı için. Tam üç sene emek verdiğim Javaca-Do'yu bir anda unutup. Ateş etmeye kalkışınca "Çat!" bileğini kırdım. gözlerimi yumduğuma göre. Bence asıl reis namzedi o. kaosa gebeydi.. bir de hayvan vardır. bizim çekik gözlü horozlar acaba 'Yubitsume' yapacaklar mı? Siz hani bazen izzetinefsi yeniden şahlandırmak için serçe parmağı üst boğumundan kırpıyorsunuz ya. orası muamma... sönmek üzereler. yalnızca ölülerin cevaplayabileceği bilmecelerle doludur. Lüks bir sorgu odası. virgül şeklinde bir perçem. Mavi gözler. deveye binmiş. Âşık olduğu kişi: Şebnem Şibumi. bunu kendileri de bilmiyordu. Bilgisayara aktarılmamış kayıtlarda kim bilir neler yazıyordu.." İçimdeki hayvan. Olay yeri inceleme ekibi de bir ipucu bulamamış: "Herifçioğulları sanki dalgıç kostümüyle gelmişler. Hayati Tehlike. Üç New Yorklu. Abidin Dandini. Tam zom yani. Niko. 5 yıldızlı otellerde kokainman fahişelerle gönül eğlendirmeler. silahlı. Atom Bombacıyan’ın sağ kolu Abidin Dandini. hayati tehlikeyi atlatıp taburcu oluyor. iflastan sonra işler açılıyordu.. O da Yakuzaymış! Niho haha zuho haha puha hahha. Yakuzalar nefes almıyor. ne parmak izi. Niko'nun şansı yaver gidiyormuş.. Yakuzaları öldüren "meçhul caniler" diye bir şey olmadığını. Niko. Ha?" Niko mazotu çekip mideyi ateşlemiş.tten doğdukları için enayi vergisi ödemeye gelmişler" deyip kahkahayı basıyor. Bu bizim Gıcırbey'in yâri değil mi? Ta kendisi! Dosyayı araklayıp tüydüm. Bir ara.. Niko'yu kafalamıştı. Bak bunları bana bit pazarında niyet çektiren bir şırfıntı anlattı. Kumar masasındaki buluşma. geriye taralı saçlar. evlatlığı mı. Caniler işinin ehliymiş. SWAT timlerinin de kullandığı. kemikler eziliyor." Dandini'nin has adamı Hayati Tehlike. öldüğün zaman her şeyi daha net görüyorsun. baygın baygın gülüyorlar. kaburgalarının önden ve alttan birleştiği yere asırlık bir yumruk attım. masalar devriliyor. İçeride kesif bir puro dumanı. Kumarda canını da kaybetmek istemeyen kodamanlar yerlerde debeleniyor. Atom Bombacıyan’ın öz çocuğu muydu. Katliamı araştıran komiser yardımcısından ayaküstü bilgi alıyorum. Niko'nun fedailerinden biri de yeğenim Cengiz Cingöz'dü. Üniformalı. çünkü. üst başlarından geceye kan tozları saçarak düşüyor! Cumburlop! Bahçedeki '8' biçimli havuzun içine! Velhasılıkelam. Şişme kadından olma plastik veled-i zinalar!" Üstüne ölü toprağı. Kızlar ciyak ciyak kaçışıyor. Lefkoşe'de Grand Grave Oteli'nin kumarhanesinde pokere sardırmışlar. dokuz. Niko'nun elini yakalıyor. jöleli. hastaneye kaldırıldıktan dört gün sonra ölüyor. tüm vücutları dövmeli Yakuzalarm ellerinin üstünü işaret ediyor: "Ben de koluma dövme yaptıracağım. Zaman ve mekan. sözlerini sarhoş İngilizcesine şöyle çeviriyor: "Diyorum ki. esaslı bir makinalı tüfekmiş. İlk yudumla ikincisi arasında sordum: "Güvercin kim?" "Ha?" 15 .. eşzamanlı os. Bütün bunları biliyorum. Saldırıyı. îçeri girerken yüzleri maskeliymiş. Kafasını gözünü patlattım. Canavar sakızı ağzımdaydı. hijyenik bir infaz ünitesi. Kırılan kaburgalardan biri kalbine saplandı ve sırtüstü düştüğü sulak yerde. meyve bıçağıyla Niko'nun karnını deşip. kahvaltı haberlerini sunan gamlı bir spiker havasında konuşuyor. Çevriye ablamın büyük oğlu. parçalanmış şişeler gövdelere kakılıyor. Hayati. oluk oluk viski ve sabaha kadar poker.rup geğirerek düet yapıyorlar.

bastık küfürü. Hadisenin göründüğünden farklı cereyan ettiğini gören kadı ise gözünde mantık yollarına güvenerek kestirmeden hükme varmanın değerinin düştüğünü görecek ve bir arayışa koyulmayı takdir etmede daha üstün bir konum sahibi olacaktı. Dandini'nin mi fikriydi emin değilim. onu bir yeraltı çarşısının merdivenlerinden aşağı yuvarlayarak ifa ettim. 1777-1844. dizginler Dandini'nin eline geçti. Eee. kaderinde olmayan şeylerden kaçınmalı. deveyi gasp etme suçundan hapse atmış. Bunların bal ve mısır olduğunu gördük. Üzerinde sadece şort vardı. devesini kaybeden adam heyecanlanarak "Evet. papatyaya alerjim var. yandaki odada uyuyan diğer çekik gözlünün çanına ot tıkadım. Bu arayışta diğerleri sadece arayanın neyi kaybettiğini hatırlatabilirler. daldık içeri. tevazuyu tırtıklar. Eşyalarımız hızla eskiyordu. Babamı kaybedince. Dervişler. evet. Hayati Tehlike'nin hürmeti. Ardından. ahbaplık. kalp dolar basan matbaalar ve biri bitip diğeri başlayan villa sitesi şantiyelerinden müteşekkil bir orkestraya şef oldu. adam "Evet" demiş. Terk edilince umudunun bir kısmı da yiter mesela. Mağlubiyet. Ben. Canını aldığım ilk insan olan Turgut Rulet'e son görevimi. Aldık makinaları. çürüyerek büyüyen bir sarmaşık gibi her yanımızı sarıyordu. Abidin Dandini de. bir karine bulabileceğimi sezinliyordum. Susturuculu tabancamı çektim. İdris Shah'ın 20 Eylül 1991 Salı günü Londra'da "Ramazan Oruç Tutam'a kardeşlik duygularıyla" imzaladığı. bizden başka şeyler de alır götürür. Başarı ve ödül. Gönül İşleri Bakanlığındaki morukları halledecek takıma katılmayı reddetmedim. Japon konsolosluğunun misafirhanesindeler.. Kötü hikayelerle dolu bir antolojiye benzeyen şehirde turladık. Bir konaklama yerinde çalılara takılmış uzun insan saçı gördük. Ya Noguşi ya da Ozu'ydu. Atom Bombacıyan. evet" demiş. Yitiğini bulamadığını söyleyince. selamları. devecinin itadesini yerinde bularak üç ermişi. Kısa bir süre sonra adam devesini arazide başıboş dolaşırken bulmuş ve dervişlerin salıverilmelerini temin maksadıyla mahkemeye başvurmuş. 16 . kaybettiği deveyi bu üç kişinin çaldıklarına kanaat getirmiş ve onları kadı karşısına çıkarıp başından geçenleri anlatarak dervişleri hırsızlıkla suçlamış. Bombacıyan’ın beyni arızalanınca. tartışmasız derinlikte bir uykudaydı artık. misafirhanenin duvarındaki sarmaşığa tırmandım. Galiba. Hayati Tehlike'yi evladından kalan bir miras gibi benimsedi. Keşfettiği gerçeği ahlaki bir olgunlukla perçinleyecekti. yine "Evet" demiş adam. Herkes kendi kaybettiğini kendi arasın. o. Benimle bir mafya mukavelesi imzalamak niyetindeydi. Arkadaşlık. ancak doğumu yakın hamile bir kadın elini yere dayayıp otururdu. Jet uçağı. onu bu yolda bulma ümidi vardır. ne oldu? Burada bıçak olup yüreğime saplanmış kaburgamla yatıyorum. çıplak yatıyordu. onlardan nasıl olup da deveyi hiç görmedikleri halde deve hakkında bu kadar çok şey biliyor olduklarını açıklamalarını istemiş. Güçlülerde içtenlik aramayın. yolun yalnızca bir yakasından ot yenmiş olmasının tek gözünün körlüğüne delil olabileceğini. cesedi sırtlayıp arabaya bindirdim. Silahlı garsonlar. akvaryumdaki Japon balıklarını avlamak kadar kolay olmuştu. Gece. Yakuzalarm defterini origami stilinde dürenin ben olduğumdan haberdardı. yolda devenin ayak izlerini gördüklerini." "Bizim geçirdiğimiz deneyler şunu gösterdi ki insan hakikati ararken bir gücü. "Hamile bir kadın mı biniyor senin devene?" demiş ikincisi. dervişler yine sorulara başlamış: "Devenin bir yanında bal. Onun açık ağzına sıktım kurşunu. böyleleri dostluğunuzla yetinmezler. Tarzan kılığındaki Örümcek Adam gibi. Bir hayır sahibi beni gömse bari. Kendinde yargılamaya yetecek donatım olduğu zehabına kapılmanın gönül kırıklığını tadacak." 74 "Bütün bunları hırsızlıkla suçlandığınız zaman kendinizi temize çıkarmak için neden söylemediniz?" "Çünkü devecinin devesini aramaktan vazgeçmeyeceğini ve onu çabucak bulabileceğini göz önüne aldık. "Biz senin devenin nerede olduğunu bilmiyoruz" demiş üçüncü derviş. Evimize yıllara yayılan bir güz musallat olmuştu sanki.. Ve onuncu sayfada. Uzatmayayım. Deveyi ararken yüksek düzeyde anlayış yeteneğine sahip üç dervişe rast gelmiş. Doğrusu. Senin noksanını tasvir edenler. O yüzden bir nevi minnet duygusuyla bana ihtiram gösteriyordu. Bu Japonlar hep birbirine benziyor. Eve yollandım. Daha önce dervişlerin kendi durumlarını izah etmeleri için bir fırsat tanımayı hiç aklına getirmemiş olan kadı. "Arılar ve karıncalar yolun iki kenarında birşeylere üşüşmüşlerdi. mezarıma papatya koymasınlar. Fakat işte adamın tüm vücudunda dövmeler vardı." Kayıp devesinin peşine düşen adam bu üç dervişin kendi devesini görmüş olduklarına kanaat getirmiş ve alelacele dervişlerin geldiği istikamete koşturmuş. Öldüm. Biz. Bizim salıverilmemiz için harekete geçerek gönül yüceliğinin. onlara göre zayıflık alametidir. onun şapkasının astarındaki dikendim."Kimi öldüreceğim?" Yakuzaların fotoğraflarını masaya bıraktı: "Şiga Noguşi ve Kenji Ozu. sorumluluk hissine sahip olmanın zevkini tadacaktı. "Devemi kaybettim" demiş dervişlere "Onu gördünüz mü?" Dervişlerin ilki "Bir gözü kör müydü devenin?" diye sormuş. Oruç Bey anlattığında beni sarsan şu hikayeyle karşılaştım: Adamın biri. daha önce. Bulamamış adam aradığı yerlerde devesini ve ne yapması gerektiğini yine dervişlerden öğrenmek isteğiyle bu kez dervişlerin peşi sıra gitmiş. dragonun burnundan saçılan aleve ateş ettim. Fuat Atıf Tufa'yı mortlatmak Hayati'nin mi. yazarın mürekkebine okurun kanının karıştığı kitapta. herifin tam kalbinin üzerine denk gelen. senden birşey gasp etmiş olmaz. İtaatkarlık içermeyen her davranıştan işkillenirler. öbür yanında mısır mı yüklüydü?" demiş birincisi. İkinci dervişin "Ön dişlerinden biri eksik miydi?" sorusu karşısında. Ve evet. Bunun üzerine deveci. biryargılama gücünü kendinde hıfzettiği zehabına kapılmamalı. ısırdığı yaprakları yırttığına göre ön dişlerinden birinin eksik olduğunun anlaşıldığını söylemişler. izlerden birisinin silik oluşunun devenin bir bacağının topal oluşuna delalet ettiğini. bahçedeki çardakta tavla ile satranç karışımı bir oyuna dalmışlardı. Yalan. Yakuzalardan biri. 3 liralık banknot kadar sahteydi. İktidarın sağlaması cesetlerle yapılır. devenin üstündeki kadındı. Kadı doğru hükme varmanın tevazuyla arayışa neler borçlu olduğunu görecekti. piri fanileri biçtik.." Bazı kayıplarımız.. Hayati Tehlike. Konsolosluğun duvarından arka bahçeye atladım. Kadı. Sonrasında. adam "Evet. özgüven ve azimden pay kapar. Herşey. eroin yüklü kamyonlar. Dervişlerden üçüncüsü "Bir ayağı topal mıydı?" diye sorar sormaz. adam öldürerek kendini yenileyen insanlarız. Elimdeki fotoğrafa baktım. "sen deveni bizim geçtiğimiz güzergah üzerinde ararsan iyi edersin. Anlayış sahibi üç ermişe akşamüzeri istirahat menzilinde yetişmiş. Demem o ki. Şiddetli Diriliş] Katiller. Bunu nimet bilmeli. Adam sevinçle "Evet" diyerek cevaplamış soruyu. birini suçlamadan veya bir iddiaya sahip çıkmadan önce kendi ölçülerini tartmanın kaçınılmazlığını kabul edecekti. cinayetten sonra derin bir uyku çekermiş. Bense bir katili öldürmüştüm. Herşey bitti. çiy tanesine çakılıp infilak etti. birden yoksul düşmüştük. devesini kaybetmiş. [ŞEYH ABDÖLLATİF TUFEYLİ. Yerde el ayası izi vardı. "O halde" diye konuşmuş dervişler. Katiller cinayetten sonra derin bir uyku çeker İnsan. yöresinde müstakil insanlar istemiyordu. nezaketi. Şazeliyye Şeyhi Oruç Bey'in kurşunlanmış başına yastık olan kitabı Tales of Deryishes'i okumaya başladım. Fukaralık. Son dileğim." Dolunaylı bir yaz gecesiydi. evet!" cevabını yapıştırmış.

ezan daha okunmadı. Burası bizim sığınağımız. Dracula.Bir eczanede çalışan annemin kazancı ev kirasını ve diğer masrafları karşılamaya yetmiyordu. eski ayakkabılarım su çekiyordu." Tam anlamıyla eh [Mr. tiki. Uygarlığın ceza sahasındaydım. lavuk bize pestil sallıyor!" Kızılmaske mi? Sağ omzumun üstünden bakıyorum. mızıkçılık yapma şimdi. arkadaşlarına ayak uyduramayıp geride kalan dazlak ihtiyara soruyor: "Tarzan." Kızılmaske: "Yahu Spock. Kadınlı erkekli. arkamdan gelen gruptaki adamlar birşeyler geveliyor. hayalifenere dönmüşsün!" Tarzan. Meğer. kolundaki kadını işaret ederek "Uçan Kız'la sen bir kenarda bekleyeceksiniz. tekerlek izleri birbirine karışmış. Salli . Versene ağzının payını şuna?" Mister Spock ya da yeni adıyla Korkut Bey. başımda beyaz takke. şadırvanda alırız abdesti. köfte piyaz! Ellisinden sonra şahlandı dişsiz papu! Ulan yoksa hurileri manita tutup yatak sporu mu yapacaksın. namazı kılacağız. Ondan da önemlisi. konuşma balonu gibi buharlar yükseliyor. herkes ne yapıyorsa biz de onu yaparız. Hayati Tehlike'yi bulmak için İstanbul'a yollanacağım. Mister Spock. Birgün postacı benim adıma gönderilmiş bir paket getirdi. Ne bir saldırı. Eşikteyim. ulan cenaze namazından da zerre çakozlamam. Kimse konuşmuyor. Üçüncü tekbirden sonra cenaze duası. bana da uzatıyor: "Bırakmadın değil mi?" "Eyvallah" deyip alıyorum. yani bugün Bakanlık Heyeti'nin toplu cenaze namazı kılınacaktı." Kızılmaske. birbirlerine neden Tarzan. pazartesi. Toplam dört kere tekbir getireceğiz değil mi?" "Evet. paltosunu giyiyordum. Derken. bana Gıcırbey'in babasının kundura mağazasından söz etti. Karda envai çeşit ayak izleri. fakat sadece ilk tekbirde eller kaldırılıyor." Tarzan safça soruyor: "Senin de mi abdestin yok Spock?" "Var." Cırtlak bir ses: "Annem öleli dört ay oluyor." 17 . her sezon bana postadan ayakkabı çıkar oldu. Postalayanın adı yazılmamıştı. bazı şeyleri tadında bırakıyorum. Artık postacıları ayakkabıcı gibi algılıyor ve ziyadesiyle seviyordum." Tom Braks ha? Sağdaki kaldırıma geçip yavaşlıyorum. 'Rabbena. Masanın etrafına dizili. Gıcırbey ailesinden hiç söz etmezdi. 1894-1977] Apaçi Apartmanı 13 numara. yak buyur. Hafta sonu. tatilin doğası gereği verimsiz geçmişti. Mister Spock. eh benim yolum uzun. Ben söz konusu ayakkabı dükkanından habersizdim. Herkesin abdesti var. Yıllar sonra. Bu kadar basit. sen maşallah abdest namaz işlerini bayağı bellemişsin. Spock / Korkut Üneli] En yavaş yaşlanma yaşlılarda görülür. aralık dudaklarını oynatmadan soruyor: "Nerde kaldın?" "Anca gelebildim. ne meydan okuma." "Yalnız." Tom Braks: "Hay Allah razı olsun senden Mister Spock. dostluğumuz pekişsin!" diyor Kedi Kadın. elindeki günü geçmiş gazeteyi bükerek. gizli 'hayranımın' kimliğini pek umursamadım. Dokununca. Gayriihtiyari gözlerim dolmuştu. Beş kişiler. Açtım. Yan yana yürüyoruz şimdi. [JEAN ROSTAND. Acele etmedim. yani Dracula keyifleniyor: "Nah var!" Mister Spock: "Olsun. Abdestsiz namaz kılıp çarpılacaktık valla. Soğuğun tıkadığı ağızlardan. /(. Dördüncü tekbirin ardından sağa ve sola selam veriliyor. İşittin mi Kızılmaske. Ayakkabıları çıkararak girilen hiçbir yere gidemiyordum. Liseye giderken rahmetli babamın ceketini. bana da yıllarca ayakkabı postalandığını söylemedim." Dracula: "Karambolden cennete dalacak. Zengin akrabalardan biridir diye düşündük. ama size eşlik edeyim ki bir arıza çıkmasın. bu şakayı fiiliyata dökmek bana düşüyordu. namaz boyunca toplam dört kere tekbir getiriliyor. kapı kendiliğinden açılıyor. Nerden baksanız altmışaltmışbeş civarındalar. dokuz düğüm olmuş." Boğuk sesli bir başkası: "Bak şimdi. bazı şeyleri tadında bırakıyorum Kaderin penaltı düdüğü çalmıştı. Gözümde siyah gözlük. Fakat cenaze namazını kılmadım ben." Dracula'dan enseme bir ısırık daha: "Zekat keçisi gibisin mübarek. ne de bir hesaplaşma. Gelinliği parçalanmış kambur gelinler gibi arabalar sağlı sollu sıralanmış. Nuh Tufan. 41 numara kışlık botlar. Yo. Annemin bu gizemli hediyelerden ötürü hafif ve basit bir hoşnutlukla birlikte ağır ve karmaşık bir keder duyduğunu fark edemiyordum. 'Ve celle senaüke' demeyi unutma. sadece dört kere.t contası." Çatlak sesli: "Toto oynama. Uçan Kız lafa karışıyor: "Niye susuyorsun Korkut?" Hayda. geç otur. Gıcırbey kimi isterse tekmelerim. çok da yakıştı. cücük?" 78 Mister Spock. hani Mister Spock'tı? "Bu vampirin sivri dilinden bana bile fenalık geldi. Fırtınanın ortasındaki sprey gibi hükümsüzleşmiş hissediyordum. kurda kuşa yem olmuş bu korkuluklar benim ahretliklerim. fakat kim? O zamanki aklımla... sen biliyorsun değil mi. ne tehdit." Kızılmaske cevap veriyor: "Bakarız. Kocatepe Camii'ne çıkan yokuşları arşınlıyor. Tom Braks: "Tamam. Çatlak sesli bir amca sızlanıyor: "Senin aklına uyup geldik. İnançlarım gereği. Herkes gelmiş. cenaze namazı kılmayı?" Ne bu Allah aşkına? Huzurevi kaçkını tipler. uhrevi bir kalabalık. Kızılmaske diye hitap ediyorlar? Tarzan öyle şişman ki. Kadıköy'de rastlaştığım ortak arkadaşımız. bir Samsun yakıyor. ağzını açtığında opera söyleyecek sandım: "Sen Dracula'ya anlatırken öğrendim sayılır." ıı Boğuk ses: "Bak söz verdin Tom Braks. Yangına yelpazeyle gidiyordum. çünkü Turgut Rulet'ten haber alamayınca yeni bir katil gönderir. Tekrar tekbir alınıyor. Bu leziz üzüm kimin bağındandır diye ince eleyip sık dokuyacak halde değildim. helal olsun. Botları giydim. Kadınlardan biri. Sübhaneke'yi okuyorsun. âtina'yı okursun. Nuh ise onun hikayesinden etkilendiğimi düşünüp işi şakaya vurmuştu: "O sağlam ayakkabılar hatırına. beni diliyle tokatlıyor: "N'aber lan Mister Spock?" "Tam anlamıyla eh. Çin'de sık duyduğum bir vecize: "Yaşlılar asla göründüğü gibi değildir.Bârik salavatları okunuyor. İki de kadın. Alnını kırıştırıp camiye doğru bakıyor. Bilmiyorsan. "Ayol bize de bir cigara ver. Dua edersiniz artık. kırçıl sakallı bir adamın kolunda. Nuh'a. Kulak kabartıyorum. değil mi?" En başta konuşan çatlak sesli. ağır ağır tırmanıyorum. Çok takdir ettim. Kenarda durmuştum." "Biz ne olacağız?" diyor kadınlardan biri. Vahşetimin mazeretini takviye etmeliydim. o da olur. Sen de os. Dracula'yı duymazlıktan geliyor." "Vay. Yine de tetikteydim. Pazar günü vasıta bulmak bir dert. g. Nuh'a da aynı yöntemle ayakkabı gön-deriliyormuş ve o Gıcırbey'den şüphelenmiş.ruktan nem kapma be Mister Spock. duaların hiçbirini bilmiyorum. Kılacağız dedik kılacağız. derin bir nefes alıyor: "inançlarım gereği. belki bizzat kendisi gelir diye düşündüm. Yağmurda karda. Önce. Tarzan alelacele paketi Kedi Kadın'a tutuyor: "Kusura bakma." Şimdi. ona göre. Sözüm söz. Tom Braks." Boğuk sesli Mister Spock arkasına dönüyor ve şişmanlıktan güçlükle yürüyebilen.

Oğuz Atay. zekam. Nostalji yoktu. En büyük hazine kalbimizdeydi. Behiye Aksoy'un meşhur Yalan Dünya şarkısı çalıyor: "Bir garip yolcuyum hayat Yolunda I Yolunu kaybetmiş. Benimse işim yaştı. otuz yıl önceki olaylar.. verecek cevabım yok!. yolcu sarhoş. O hortikler ne çakar aşktan. Halbuki çevresine yeşil sinekler gibi üşüşen heriflere. zehirli dumanlar yükselecek. Yani avucumu yalayıp sigara içiyordum. Seyrettiğimiz filmlerdeki yetim çocukların. Tonla dallama da yelkenlendi. Polis. bir bana.. Kemal Tahir.. bayram şekerinden. Bir kız. Canımıza yapışan. tiyatro. Allah'ım. bir insanın başına gelebilecek en beklenmedik olaydır" demişti. Yarı saydam. bakanlığın dağıttığı AŞKart'lar geçerliliğini koruyacak mı. Kocaman güneş gözlükleri takardık. Alınteri mukaddesti.. Mehtapta yüzen beyaz bir gonca. Kayısı hamurundan. ikindi namazını müteakip Cebeci Asrı Mezarlığı'nda toprağa verilecek. dimdik ayaktaydı. Tom Braks apışıp kalıyor.. Attilâ İlhan. Leon Davidoviç Bronşteyn Troçki [1879-1940] "Yaşlanmak. ceylan sütünden yoğrulmuş. Gönül İşleri Bakanı Mithat Hattat 'Acımız büyük' şeklinde konuştu. yer sofralarında yürekten şükrediyorduk. devlet kapısında alayının kuyruğu düğüm oldu!. 20. Âşık Mahzuni.rmayacaksın aga. favoriler uzundu. kitap eleştirileri yazıyordu. ne sandın?" Uzay Yolu [Star Trek] dizisinin sinema versiyonunu yazmış. Kocaman vidalar gibi gırç gırç döne döne batıyordu kalbime: “Bir gün gibi sanki geçti seneler Ümidim kayboldu. Fenomen gazetesinde sinema.. mahcup. taptaze bir umut çınlıyordu. Federico Fellini. Heyet üyelerinin naaşları. Karun kadar zengindi. Bruce Lee. Kalaya başlıyor: "Gönül İşleri Bakanlığı zaten kaşkarikonun claııiskasıydı. Cüneyt Arkın. nah böyle derisini tuzlarlar adamın! N'oldu? işte. mücevher gibi bir dilber. Elvis. muz kabuğu gibi pürüzsüz yanaklarından süzülüyor. perişanım ben Alın yazımmış. Başbakan Bekir G. "Sahi mi söylüyorsun Ferit Ağabey?" Kaim kenarlı.ktir. beni hayal âlemine fırlatıyor. kimliği belirlenemeyen kişilerce katledildi. Komşular sağdı. İsmet Özel. İki senaryosu filme çekilmişti. kıran kırana kavgalar. pazartesi günü. Fakir. Henüz tam uygarlaşmamışız. Stres yoktu. Bana da Mister Spock rolünü öneriyor. Piranalar. bahtsız annelerin. "Hass. Ferit Ferik adında. Solcuyduk. 'Bu vahşetin sorumluları cezasız kalmayacak' derken. İnanın bana. Sovyetler Birliği dağılmamış. Yönetmen.. [ELMORE LEONARD. Yaşlandığınızda. Hafızam.. bilincim sıfırlanıyor. n'olmuş ona?" diye temkinlice soruyorum. Depresyon yoktu.. gönülden?! Hiç! Hafız düdüğüyle racon kesersen. söylene söylene kalkıp tuvalete yollanıyor. Mutfakta olmalı. zenginlikten bahsediyordu. Şarkılarda daima. Sendikalar. Saçlar kabarık. mazlum delikanlıların. dün. İçimde kamyon lastikleri yakılıyordu. "O yobaz katırların kıçını mühürlemişler!" "Ne? Ne zaman? Kim?" Dracula’nın keyfi gıcır: "Bakın bakın" diyerek gazetenin birinci sayfasına işaretparmağıyla vuruyor "Vallahi de muşmulaları kaynatmışlar. Şangır şungur kırılıyor bardaklar. kazanacaktık. Yeni bir heyet teşkil edilecek mi.. saat 16:00 sularında meydana gelen olayla ilgili tahkikatı sürdürüyor. Komşuluk ölmemişti. Yedi kat yalnızlığa gömülmemişiz. Yoksulduk.. Nasıl utangaçtık. Beşiktaş sahilindeki Birdirbir Birahanesi'nde oturuyoruz. Karşılıksız aşklar. Haklıydık. Clint Eastwood.. kalın camlı gözlüğünü düzeltti." 83 Ben böyle kendi yağımda kavrulup yanarken. kalbim kanlı bir yumruk olup göğsümü dövüyor! Bal rengi saçları. Pink Floyd. Tarzan. yavru kuşlar gibi heyecanlanırdık. Faşizm kahrolsundu. eğri büğrü gülerek omzuma vurdu: "Sahi ya. onun karşısında küçük düşmekten de ödümüz kopardı.tünden büyük os. vicdan gibi kelimeler tedavülden kalkmamıştı. Tom Braks.. Uzaktan sevmek diye de bir şey vardı." Dracula. Fotoğraflar silme siyah-beyazdı. Çayları getiren Uçan Kız'ın elinden tepsi düşüyor. "Oha!" Hepimiz Dracula'ya dönüyoruz. bir merhaba. Hayat çok hızlıydı... yorgun babaların hallerine hüngür hüngür ağlardık. al kendin oku!" Gazeteyi alıyorum ve mırıldanarak okuyorum: "Gönül İşleri Bakanlığına bağlı Heyet'in 22 üyesi. havalara uçardık. Marlon Brando. 'Dabıl Yu' lakaplı Yunus Yumak.. "Şu Gönül İşleri Bakanlığı vardı ya?. kaçamak bir bakış. o zamanlar aşklar ömür boyu sürerdi. yani Perihan'ın tuzu kuruydu. Dracula. gönül verdiğimiz kişiyi incitmekten de. 1970'ler. Çekirge. Spock / Korkut Üneli] Mazi ile bugünü birbirine karıştırma. 18 . y. Çakırkeyif. boykotlar. Bob Dylan. bir masadaki karta bakıyorlar." "Bırak tüttürsünler. Hart diye dilime bir asma kilit geçirip çenemin altından kilitliyorlar sanki." Müziğin sihirli mancınığı. Adımı sorsa. Akikten bir kız. Edebiyat. herşey bomboş /Hancı sarhoş. Ve hepimiz Müjde Ar'ı düşlerdik. sosyal demokrattır. fokur fokur kaynar katran dolaşıyor. Baretta [Robert Blake].. Neşet Ertaş. Orhan Gencebay. yüzyılın en güzel yılları. Hem de nasıl. Charles Bronson. camdan el salladı mı. Çünkü tarihimiz bize kudretten. Ekmeğimi tiyatrodan kazanıyordum. elma şekeri gibi gülücükler dağıtıyor. kıt kanaat geçiniyordum. perişanım ben I Mecnun misali gurbet ellerde I Ümitsiz sevginin kurbanıyım ben I Yalan dünya. Damarlarımda. Karşısında tek kelime edemiyorum. Ferit Ağabey pattadak "Filmde oynar mısın Korkut?" deyiverdi.79 Camdan dışarıyı seyreden Tom Braks elini yavaşça sağa sola sallıyor: "İçmeyin şu mereti yahu.. Beş Gölgeden Kaçış] Otuz sene evvel otuz yaşındaydım. Değirmenlerle savaşta yenilmemişiz daha. Muhammed Ali. Aşktan nasibim bu kadardı.raklara yan bastılar! Hepsi imamın kayığına bindi! Zinhar g. Sakaldan kesip bıyığa ekleyerek. kemiğimizi çürüten fukaralığın üstüne kat kat. bütün hücrelerimize azim aşılıyordu. Gözleri yıkanmış üzüm parlaklığında. fakat güçsüz değildik. Mike Hammer merakı ve Hz. Efkarlıydım. prostatitli kovboya sesleniyor: "Sifonu çekerken takma dişlerine mukayyet ol!" Uçan Kız'ı arıyor gözlerim.. Yılmaz Güney. Dracula başını geriye atıp alnını kırıştırarak." Ağzım açık kalakalıyorum." "Eee. çaresizliğe meydan okuyor. Zayıftık. Uzun yakalı dar gömlekler. John Lennon... Şarkılar... Perihan Pirana'ya meftundum. Bir gülücük.. Allah bizimleydi. dublaja koşuyordum. Çay tepsisiyle gelir birazdan. duymuştuk da inanmamıştık. Tanju Okan. onu ne zaman görsem. Seslendirmeden de harçlık mesabesinde birşeyler kalıyordu. Dracula geri adım atıyor: "Ağır olun! Dünya benim kıçımdan çıkmadı!" 1970'lerde Allah bizimleydi [Mr. İspanyol paça pantolonlar giyiyorduk." "Yeteeeeeeerrrr!" Paltomun cebindeki AŞKart'ı çıkarıp şak diye masaya vuruyorum. gibi soruların cevapları merak ediliyor. Perihan'ı kıyıdan köşeden. yoksul kızların. Haysiyet.. sevip saydığımız gazeteci bir ağabeyimiz vardı. Felekle kapışıyor. Sahneden stüdyoya. hayat yolunda Ümitsiz sevginin kurbanıyım ben. PAP'tan hiç hazzetmiyor. ebediyen saklanan sırlara dönüşürdü. 1970'lerde. Bir of çeksem ağzımdan simsiyah. gıcır gıcır gurur kostümleri giyerdik. 1 Mayıslar. Eyyub sabrıyla izliyordum. Bir akşam. bugünkülerden daha gerçek görünür. Uçan Kız. grevler. Kızılmaske. Kedi Kadın.. ama onurluyduk. namus. can onların. ciğer onların" Dracula her zamanki hoyrat neşesiyle geveliyor..

saçma sapan bir röportajdı: "Mister Spock'ı uzayda bulduk. gelecekten daha çok istikbal vaat ediyor. 1970'li yıllarda böyle bir yığın. gece lambasının pembe ışığında beni tartakladı. bize içini döktü. çerden çöpten fantastik film çekildi Türkiye'de. kulaklara sakız yapıştırdık mı. Kendimi. dayak lordu Jackie Chan yumruklarıyla gözümü morartıyor. dudağımı patlatıyordu: "Kime 'sevgilim' diyorsun sen ha?!". kendimi unutmamdı. Tarzan . Venüs Lüfer'i eş olarak kabul ediyor musunuz?" "Evet" dedim ve bir alkış koptu. oradan bir pastane masasına geçip havadan sudan konuştuk. Şırıl şırıl gözyaşı döküyor: "Kim bu Perihan?!" Uykuda.Kavalyem Azrail. hakikatte kimiz. şimdi kefenimizin astarı oldu. Uykuya daldığım anda.Kiralık Kefen." 86 Venüs. Fiyakamız yerindeydi. Deliksiz. Ne oluyor demeye kalmadan askerî darbe geldi. Mecidiyeköy'deki Apaçi Apartmanı'nın 13 numaralı dairesini. baba ocağına döndüm. birbirimizi sahiden anlıyor muyuz. Kızılmaske . 1909-19971 Perihan Pirana. 'Sabah yıldızı' kayıplara karışmış! Bir daha da geri dönmedi. kalbim. her sabah erkenden dükkanın yolunu tutuyordu. Shakespeare'in Hamlet'inde Horatio'yu: "Bu bahsi kaybedeceksiniz efendimiz!" Sinema bahsini kaybettik. günlerden ne. Devamı da çekildi: Astronot Niyazi Uzay Yolu'nda. Akşama kadar evde pijamayla oturuyor. Ben ki. hangi yıldayız. Birçok arkadaşımın aksine ben hapishane yerine tımarhaneye tıkıldım. Max Frisch'in Philipp Hotz'un Büyük Öfkesi'nde Philipp Hotz'u oynamıştım. Fakat maalesef daha sıvası kurumadan tapınağımıza yıldırım düşmüştü. [PAI PU. Sahneye kebap gibi bir suratla çıkıyordum." gibisinden sulu zırtlak laflarla sunulmuştu. radyo dinliyordum. Karımın neşesi. Dabıl Yu beni beğenecek mi dersin?" "Sen 'He' de. Filmlerimiz çok çabuk unutuldu. Vahim olan. Fî tarihinde giydiğimiz parlak pelerinler. Sağolsun. fermuarlar. Cebimiz para görmüştü. ruhumu kısırlaştırmıştı. Yunanlı bir şairle evlendi. Tuhafiyeciydi. çocuk oyuncağıydı. Çay içer.. İstanbul'da oturmuyor. Birbirimizle gerçekten dost muyuz. vaktiyle fantastik filmlerde rol alıp da sonradan 'düşen' kimi pabucu yarımlara yani bize bırakmış. çulsuzluğa kesin dönüş yaptık. Feleğin sert bir sillesiyle dünyaevine girmiştim. tahta suratlı doktor. Galaksi çatırdıyor!. Bir sabah uyandım. Perihan'ın adını sayıklıyormuşum! Venüs.Şeytanın Tekerlemesi. Tabut kadar bir yerde. Mandrake [Vecdi Cıva] ve Süper Kız [Rana Anar]. Tom Braks . Sessiz sedasız aklımı oynatıyordum galiba. Yıldızımız saman alevi gibi parladı ve söndü. Uçan Kız .. sekiz köşe oldu: "Korkut." "Adamı hasta etme. midemde barbar cüceler ateş yakmış tepiniyordu. Hollywood yapımlarından aparılmıştı. mutfakta sofrayı hazırlayan Venüs'e yeşil zirkon bir kolye hediye ettim: "Eğer beğenmezsen intihar ederim. Hunisini kaybetmiş deli gibi aranıyordum. Ve en önemlisi. Saymakla bitmez. çengelli iğneler arasında ölümü bekliyordu. Birgün. unutulmuş filmlerdeki isimlerimizle hitap ediyoruz birbirimize?. Zaten televizyondaki dizide Mister Spock'ı sen seslendirmiyor musun?" "Evet ama. profesyonel bir dalkavuk edasıyla bana kelime masajı yapıyordu. Gazetelerde benden Mister Spock diye bahsediliyordu. tüylerimi ürpertiyordu. Oraları kurcalamayız. Bilen bilir. Bir anda şöhrete kavuşmuştuk. neden otuz sene evvel oynadığımız.. Venüs'ün parlamasına sebep olacak sözler söylüyordum. Süper kahramanlıktan. nur içinde yatsınlar: Örümcek Adam [Pertev Paker]. Benliğimi saran aptallığın laneti. gerisini bana bırak. Film tuttu. kumsaldaki yazılar misali siliniverdi. bütün doktorların siyah giymelerini emrederim. Kayışı koparmak üzereydim. bu harikulade!" deyip bana bir öpücük verdi. Kaptan Amerika [Kerem Kerempe] ise Artvin'deki köyüne yerleşmiş. vasiyetinde bizden bahsetmiş. kemikten parmaklıkların ortasında büzülüp kalmış. Tipin de müsait hem. Tiyatro lobisindeki masalardan birinde oturmuş laflıyorduk. Taburcu edildikten sonra. artık süper kahraman değiliz. en yumuşak yataklar. Çok fena çuvalladık.. Yazgımın eğri çizgisini izlerken karşıma Venüs çıktı. Bir daha da belimizi doğrultamadık. 1980'deki askerî darbeden sonra. Elime üç kuruş para geçti. Kedi Kadın Derdini Ecele Aç. akıl hastanelerindedir. Tam iki sene. düğmeler.Korkmak Bazen Günahtır. bir dövüş yeminine. Bernard Shaw'un Pygmaîion'unda Higgins'ı. Spock / Korkut Üneli] Geçmiş. Davul benim boynumda. Benim ketumluğum yüzünden. adi zampara!". anahtarı da yutmuştum. orlon yumakları. bilemiyordum.. Gerisi. çalıştığı şirketteki masasında çene çaldık.. 'Meslekte yetersizlik' gerekçesiyle. öpücüğü kondurduğu yere bir Osmanlı tokadı çakarak uyandırdı beni! Sersemlemiştim. "Boyun devrilsin. Aşk Tanrıçası' karım. Beynim karınca yuvalarıyla dolmuş. Samatya'da köhne bir binanın giriş katı. tiyatrodan atıldım. tokmak Venüs'ün elindeydi. yatağımız ringe dönüşmüştü. Şimşek Hafiye [Hanifi Nahif] Almanya'daki kızının yanına. Acıklı karikatürler. "Alçak herif!". Her pazar burada toplanırız. muhabbet ederiz. Suç bendeydi.. Hepsi. dilimizi bilmeyen bir adama yâr olmuştu. Yağmurda ıslanmamı engelleyen birtakım haplar alıyordum. dümdüz. Elimde yetki olsa. Eugene Ionesco'nun Gelinlik Kız’ında Bay'ı. Neredeyim. Perihan Pirana'yı çoktan unutmuştum. Münih'e gitmiş. Çocuk oyuncağı. Neden böyle oldu? Çünkü bu filmlerin tamamı."İyi de. Gelgelelim. Harold Pinter'm Gitgel Dolap'ında Gus'ı. Laf aramızda. Dracula . Ferit Ağabey benle röportaj bile yaptı. Bedenim bir hapishaneye dönüşmüştü: Etten duvarlar.. belki biraz açılırdım. ben hapı yutuyordum. Karımın benimle ilgilenmesini sağlamak istiyordum. Yüzlerimiz. Seyirci bir-iki seyretti. Diğer ikisi.. n'apıyorum. Allah selamet versin.. Sinema salonları dolup taşıyordu. Peder bey. haşlanmış bir pancar şekline girmişti. Kumral bir muhasebeci. O dönemin en büyük yapımcısı merhum Bahri Buhara. ona göre. Biz aslında onüç kişiydik. Saça iki makas vurup. Evliliğimizde yeni bir dönem başlıyordu. sonra alay etmeye başladı. o iş başka bu başka?" "E oyuncusun da?" "Doğru diyorsun da.. Kahroldum. yemeği devlet ısmarladı. kafamızda paralandı. bocalıyordum. gibi tonla film. 19 . Uzay Yolu Marslıların Bedduası filminde Mister Spock oldum. Aynaya bakınca "Sen de kimsin?" diyordum. Morukladık artık. Onlar ayvayı yerken.. Nikah akdimiz.Gorilin Kariyeri.. derken kendimi nikah masasında buldum: "Saym Korkut Üneli. Yarasa Adam [Mikail Mika]. kaybetmekle kalmadık. Yaşlı anacığımla baş haşaydık. saat kaç. Evlilikte olur böyle şeyler. ne bileyim Ferit Ağabey?. kötü taklitlerdi.. Yine ekmek derdine düştük. 84 Hiç de öyle değildi. Venüs yok. Gece. Yüzümü uzun uzun inceledi ve muslukları açtı. Mister Spock’ın kralı olursun alimallah!" Yunus Yumak beni kadroya hakikaten dahil etti. Dördü rahmetli oldu. Repliklerimi hatırlayamıyor. kaşımı açıyor. Korkut'un Mübeccel'e faydası yok [Mr. kendimiz de büsbütün kaybolduk. O da. Ağlaya ağlaya Atina'yı bir Türk gölü haline getirsem. doğduğum günkü kadar çaresiz hissediyordum. Mahvolmuştum. Aşkımı Perihan'dan gizlemiştim. aynı tapınağın Budist rahipleri bile zaman zaman tartışır..

alkol ve uyuşturucuya sardırdı. Senin rızkınla orucumu açtım. Evdeki İnanç Dünyası' atmosferi bana iyi geldi. Karl Marx’la ayaküstü helalleşip farza duran cemaate yetişmişim gibi. Uçan Kız'ı canlandırırken kafası iyiydi yani. Ramazan ayında. Fıkıh. Yanlış düğmeye basarsam. Bebeğin dünyaya nikotinman. oyunculuğu mu daha kötü karar veremediğim bir züppe. çünkü babam öldü. Ve ben onunla karı-kız muhabbeti yapmanın yollarını arıyordum. Diyabetik bir yapımcı tarafından hastanede keşfedildi. Bir yaz günü. bebeğini. biraz dalgamızı geçsek. Yâ Rabbim. Yıllar.Bazen bakkala gidip ekmek filan alıyordum. cadalozlar. ibadet ederken. Nişantaşı'ndaki daireyi unutmuştu. Mahalledeki bacaksızlar etrafımda dönerek "Mister Spock! / Sivri kulak! / İşi gücü / Işınlanmak!" diye coşuyorlardı. Ölü os. Zamanla toparlandım. Aylarca tedavi gördü. milletvekilleri. Burası. 'Camideki Uzaylı'ya çıkmıştı adım. ailemi. Kahkahalar patlıyordu. Burası kapsül mapsül değil. gazeteciler ve tabii sivil halk. "Ben n'apıyorum böyle? Sosyalist bir tiyatrocuyken. milletimi. Müjdeyi vermek için aradıkları babanın. subaylar. işte bizim imam İlyas. bu yüzden cehennemde yanar mı?". Mübeccel'i sokağa atıp daireyi sattılar. İlyas Hoca bana bir ilmihal kitabı vermişti.. Onun Nişantaşı'ndaki dairesine taşındı. Elinden her iş gelir. Sakalım bir saniyede uzamış. yoksulluktan süs biberi gibi kızaran eksik etekler. Hem seviniyor hem utanıyordum. evi. O da dansçı kızlarla aşna fişne yapıyormuş. haram mı?". her şey berbat olabilirdi. Amin. büyük şöhret ve mutlu yuva ümitleri çözüldükçe. Ağzımın içinde bir eşekarısı yuvası vardı da. Dikensiz bir kaktüsün bitkisel yalnızlığı içindeydim. hepsi elinden alınmıştı. Cumhurbaşkanı. makiniste treni durdurtacak kadar güzeldi. Mutlu bir aile hayatı istiyordu. hoş geldin. Namaz 20 . babam elini omzuma 80 89 J^ koyuyor "Aslan oğlum. Mübeccel hamile kaldı.. işlemeli bir takke takın. tövbeydi. Hayat boyu kabızlık çekmiş bir ölü gibi bakmıyordum. Tam sırasıydı. Ela gözlerinde kor zerrecikleri. bir tekine bile yan gözle bakmadım. "Karım beni terk etmişti ya. sağlık ve afiyete. "Arkadaşım olan bir kıza. bonzai boylu al kimonolu kız kuruları. babamı. yıldırım hızıyla geçiyor. dükkandayız. anneme "Teğmen Uhura. saçım şak diye ağarmış. merhaba diye sarılsam. Dükkan bana kaldı. Sana inandım. Daha da garibi. bürokratlar. kar suyuyla demlenmiş çay gibi bulanık yüzünde. bir tek kar tanesi bile yere düşmüyordu.. senaristin evini temizleyen köylü kadının eline doğmuş. Hiç unutmuyorum.. Boşandılar. Çoluk çocuğun maskarası olmuştum.ruğu gibi solgundum. Apaçi Apartmanı'ndaki dairede arkadaşlarla buluşuyoruz. Uçan Kız'a kaydı: Mübeccel Ecel. gözyaşı fıçıcıklarım taşıyordu. Karşımda oturuyordu işte. pencerede beliren Juliet'e seslenen Romeo gibi şakıyabilirdim: Gökyüzünde fezanın içersinden gözleri Öyle parlak bir ışık yağmuru serpiyor ki Kuşlar ötüyor. Uçan Kız'a bir türlü açılamıyordum." Ramazan'ın sonlarına doğru bir akşam. ekmeğimizi iğnenin deliğinden geçireceğiz.. Sana dün Kocatepe'den bir baktım Aziz İstanbul Kocatepe Camii'nin avlusu öyle kalabalıktı ki. Ben de onlara dizideki gibi "İyi ama bu mantıklı değil" diyordum. fettanlar. nereden esti de her gün beş vakit kıbleye dönüp secdelere kapanıyorum?" Sanki her şey bir anda olmuş. kendinden yaşça küçük bir adama gönlünü kaptırdı. uzun. Bence hâlâ harikulade.. o da bana baktı. Clint Eastwood'un başındaki kovboy şapkasını çıkarın." Şaka maka ibadetti. neden böyle zincirlenmiş bir ördeğe döndüm ben? Ürkek atın korkak süvarisiydim. Sigara hariç bütün kötü alışkanlıklarını terk etmişti. fakat adamcağızın kafasını ütülemekten geri durmuyordum: "Kadınla el sıkışsam abdestim bozulur mu?" "Hayır. fakat ihtiyar da sayılmazdım.. bebeği. seninle gurur duyuyorum" deyip alnımı öpüyordu. öldü mü. Müzikallerde rol alan. adı konmadan kayboldu. İçkici kartaloz bir senaristle yakınlaştı.. annemi. allı pullu matruşkalar. geviş getiren kederli bir çift manda gibiydik. senaristi. n'oldu? Loğusa bir keş olan Mübeccel büsbütün perişan haldeydi. Sonra. siyah beyaz televizyonda yayınlanan duayı ezberledim. ince. Yo yo. tespih çekiyor. oruç gider mi?". defile kuğuları. sana sığındım. Gönlüm.. yerine beyaz. Allah şahit. Hamdolsun verdiğin nimetlere. özellikle de namazdan sonra duada kendi kendime şaşıp kalıyorum. şakağına kurşun sıkarak intihar etmiş. Garip ama hamileliğini. uzay gemisinden ayrılan kapsül gibiydi. camiye gidip imamla görüştüm. enikonu softa bir tipe dönüşmüştüm. Validem sürekli namaz kılıyor. Babam da namaza başlamıştı. genç bir memur "Bu kadının anne olmadığını bebek de anlamış" diye söyleniyordu. telefon kulübesi yüksekliğinde bir yer. Suratıma dikkatle baktı: "Siz. alkolik ve eroinman olarak gelmesi için uğraşıyordu sanki.. ben bazen dükkana bakıyordum. değil mi?" "Evet imam hazretleri. Rahmetini. çalışma odasında cesedini bulmuşlar: Moruk. Hemşireydi. ünlü şarkıcılar. yazarlar. Korkut'un Mübeccel'e faydası yoktu. Polis de bebeğin izini bulamadı." "İnşallah. ilk kalp krizini atlatamadı.. Ne yazık ki ilk kocası. Bebek. Cumaya babamla beraber gidiyorduk. devletimi ve inananları koru. beni cehennemden uzak. Hepsi de dünya ahret bacım. Nikahlandılar. Senaristin vârisleri. On senedir. kaçırıldı mı. Mübeccel'in hayatı kaşla göz arasında kayıplara karışmıştı: Erkeği.. sinemacılar. Hödüklüğün Everest zirvesindeydim. lolitalar. Namaz kılmayı öğrenmek istediğimi söyledim. bir banka müdürüyle evlenmişti. Erken yaşta." "Emin misin İlyas Hoca?" Suratıma yorgun argın bakıyor. Elmalı kurabiye gibi bir hatun. dudaklarımdaki mührü sökerek bir faciaya sebep olmak istemiyordum sanki. polisler. Sorularım bitmek tükenmek bilmiyordu: "Bir kadının ağzını öpsem. gece sona erdi sanarak Yanağını eline ne güzel dayamış. Dört bir yanda irili ufaklı düğmeler. dua ediyordu. Minnacık bebek. Mübeccel. güvercinlerin yani baharın şakrak kuşatması altında. Bizlere yaşama sevinci ver. Derken. lafı hatunlara getirsem. kelebeklerin. Ayyaş ile keşin ittifakı. "Kadınlar niye gelmiyor bizim camiye?". ortada bunlara dair hiçbir ipucu yoktu. Laf aramızda.. hükümet üyeleri.. duaydı. İşler yolundaydı. "Parkta bir fıstığa uzun uzun baktım. sesi mi. akşamsefalarının. Köpek kulübesi genişliğinde. kara çarşaflılar. Kırkıma merdiven dayamıştım. Gün boyu türlü türlü kadınlar geliyordu: Balkabağı azmanı kocakarılar. Koydum: ACAYİP TUHAFİYE. Mister Spock'sınız. Her türlü güçlüğe karşı dayanma gücü ver. bisküvi elleri. Genç değildim belki. Üstelik bina yıkılıp yerine yenisi yapıldı. Caminin bahçesinde. güvenli bir yere ışınlamanızı rica ediyorum. Ey bağışlaması bol Rabbim! Beni. Taburcu edildiğinde bambaşka birine dönüşmüştü. Çocuk daha kulağına ezan okunmadan. şükürdü derken. emin galiba.. kaldır beni sahura" dedim. Beyaz perdede dikiş tutturup üne kavuştuktan sonra bebek doğuracaktı. Gençken. baki Ne olur o yanağa değebilmek için ben Elinin üzerinde olsaydım bir eldiven. Sapsarı. imam İlyas da biraz bunalımlıydı galiba. benden beş-altı yaş küçük bir adamdı. Fakat korkunun ecele. tefsir derken. sahneden camiye 'dızzzt' ışınlanmışım gibi bir şok yaşıyorum. "Allah'ım! Senin rızan için oruç tuttum. Selvi Boylu Al Yazmalı gelinler. Senin her şeye gücün yeter. hâlâ. Dükkanın bir adı yoktu.. günah yazılır mı?". Çenesi düşük değil. Ağlamaya devam ettim. yardımını esirgeme ülkemizden. delirmeyeceğim.

nefretin. tembeli. teşekkür ifadeleriyle örülü sözler işitmek içindir. saç boyasını ekmeğe sürüp yiyor sanırsınız. suçbilimcilerin şablonlarıyla yetinelim? Söyle bana Fu. omuz omuzaydık.. cevap bulamaz. bordo çuhalı masalarına iskambil papazlarının sırtüstü düştüğü. Peşlerine düşmedim. korkağı. hoyratlıktan. sahip çıkma gücü verir. Kafamı kaldırınca Ezel Zelzele'yle bakışlarımız buluşuyor. taşıdığımız ceset sandığında Dalyan Efendi nü var? Bana bir son dakika uyarısında mı bulunuyor?! Aziz İstanbul'a dikkatle bakıyorum. ilmimizi edebiyat dekore eder. Kısık sesle "Teslimiyette. Harbin. Mânâ ile anlam arasındaki ayrıma temas ederiz. kelimelerinden tanırız. vicdan hassasiyetinin. Bir ara Mister Spockla aynı tabut altında buluşuyoruz. fakat uzun saçları hâlâ simsiyah. kurnazı. Günaşırı şereflendirdiği Kırat Kıraathanesine. Aziz İstanbul yanımda. Gönlümüz neye elverir.. adeta hayatıma ara vermiştim. cömerdi. zavallıyı. Cadı sidiği ve dedikodu kokan. Ayaklarımda mezar çamuru. On senedir. Aziz İstanbul'un konuşması.. bir nar gibi. Âlim için sırlar. avukatı. İşte cenaze merasimi bitmişti. edebiyat sanatı sayesinde keşfederiz. Minareler sordu: "Nasıl bilirdiniz?" Kubbeler haykırdı: "İyi bilirdik!" Minareler: "Hakkınızı helal ediyor musunuz?" Kubbeler: "Helal olsun!" Mister Spock. muhabbetin. hayatlar kurulur kelimelerle. Aziz Ağabey. koridorlar açar. bana bir başka Çin atasözünü hatırlatıyor: Kafan kesilse bile. Onun gırtlağına yapıştığımı. biz aşkımızı kafamızı kaşıyarak. Niyazi Mısri ne diyor? 'Burhan sorardım aslıma/Aslım bana burhan imiş. Kâdiriyye Şeyhi Dalyan Efendi'nin sözüydü? Yoksa." Cenaze arabaları. Dua edildi. nabzımızın. sanat eserleri. Ardı arkası kesilmeyen ibret ve hikmet patlamalarının arasında yaşadığımızı fark ederiz. takdirin. ben ağzımı bile açmadım?" Kulağımı tabuta dayıyorum. kelimeler karşısında savunmasız. insanlığımıza hakim olma. Onlara ayar çeker. benzer şeyler arasındaki farklar ile farklı şeyler arasındaki benzerlikleri kurcalarız. beşer olarak doğarız. Ahlaki olgunluğun. Birbirimize söz veririz. aklımız neye erer? Edebiyat bilmeyen. Bir ülke. O günden beri yürüyorum. Eşya. incir gibi zamanla olgunlaşarak varılan bir mertebedir. Komşuyuz. her kelimesi.' Biz yasakları çiğneyeceğiz.. diğer yarısını yalanlar. "Sen sigara içer miydin?" deyip bir tane alıyor. yedi ay önce. Omuzlanan tabutlar. Hicaz güneşi gibi vicdanımı bronzlaştırır: "Sen Tibet'e gittin. tedbirin. Edebiyat mırıltının ve naranın yerini tayin eder. Yuvalar. İnsan yavrusu. eski bir Çin atasözü ne der? Fısıltı. yazarlar bizim gerçek büyüklerimizdir. Aziz İstanbul'un yaşı elli küsur. canlı hücrelerdir. fahişeyi. vicdanımıza ne sığar." 21 .. Şairler. Tütünü lüle' denilen bir yuvaya doldurup çubukla içiyorlarmış. mânâ ise hakikatin kendisidir. zayıflıktan başka nasıl sıyrılabiliriz? Edebiyat. bizi telef olmaktan kurtaran şifalı iksirdir: Bizi. Bütün çabamız. ruhum büsbütün çürüyecekti. Kürek kemiğime bir el dokunuyor: "Başımız sağolsun Fuat. Her cümlesi. derinden kavramamız edebiyat sayesindedir. dâhiyi. tavuklar gıdaklar. elimizdekinden farklı bir sonsuzluğa sevk eder. Kedilerin ağzında tek kelime: Miyav. savaş çığlığını yarım bırakma. Mezarlığın veda mektubu gibi kısa patikalarından. Aptallar îçin Yarım Akıl ve Pişmiş Tavuğun Çiğ Gölgesi adlı kitaplarını tutuyorum. Boş bir mezarın kıyısında duruyorum. emeğin.. önce şiirlerle. gövdelerin çarpıntısını duyarız. Ezel Zelzele. Ahmed zamanında. bizdeki karşılıktır..kılındı. mahallede kötü arkadaşlarımız bizi sigaraya alıştırıyor. kıssalar. Tam ikiyüz sene öyle çubukla tüttürmüşler. problem çözemez. Sarayların bahçesine kınsız kılıçlarla dalacağız. talebeyi. Yaprakların bakışlarını. çatlak. bize insanların ruhunu sezme. Allah bize kitap gönderdi. Bebekler. bir deliyi. sulhun. 95 Bembeyaz ahiret pijamaları içindeki Heyet üyelerini usulca uzatıp.. devletler. İngiliz gemicileri limana yığmışlar balyaları. takdir. tüneller. En çok da Dört Ayaklı Şahitler. Heyet'in katledilmesiyle. nefesimizin tercümeleridir edebiyat. her harfi beni benden alıyor. meyvelerin soluğunu. Cenaze namazı sırasında. Harfler. Öndeki tabuta geçiyorum. Köroğlu. salağı. Bu kelimeleri onlara biz insanlar öğrettik. Dracula ve diğerlerini gözden kaybetmiştim. İnsan olmak. aşkın. Yeminler ederiz. Tabutun altından üzüntüyle bükülmüş ağzı görünüyor: "Ne dedin?" "Hiç!" "Fuat. "Fakat atasözlerinin yarısı.. işitmişsindir. zalimlikten. terbiyenin namütenahi hulasasıdır. hem ormanı görmemizi sağlar. Cahil için her şey kötü güçler tarafından korunan sırlardır." "Eyvallah.. naaşları mezarlığa selametle ulaştırdı. yazar Aziz İstanbul'la yan yana. Paketi ona uzatıyorum. ölünceye kadar sıktığımı hayal ediyorum. belki nimetler içinde en büyüğüdür. Kalp atışlarımızın. artistik jestlerle biçimlendiriyordu: "Bir millet edebiyatıyla yaşar. bir yağlıboya tablo. insan selinin üzerinde yalpalayarak ilerliyor. Nasıl ki okulda. Anlam. zihnimi dezenfekte eder. aklımdan geçenleri okumuşçasına arkasını dönüp kalabalığa karışıyor. fil ya da bit yavrusundan farklı olarak. Sigara kağıdı yok ortada daha. haykırıştan daha inandırıcıdır. Hayati Tehlike'ye bunu ödetmezsem. gönül ferahlığının imkanlarını. dikkatin. Cehaletten. Osmanlı'ya tütün 1606'da getirilmiş. sahiden anlamamız." Pür dikkat dinliyordum: "İnsan değil. Karacaoğlan. Bir fotoğraf albümü. Zira sonsuzlukta yolumuzu ancak ahitle bulabiliriz. çığlıkların payı büyüktür. anneyi. kıble rüzgarı gibi gönlümün pasını pasağını siler. Ve başlıyor anlatmaya: "Bu mereti dörtyüz senedir tüttürüyoruz. Hem ağaçları.. deyimlerle kurulur. Böylece. Aşağıya bakınca başım dönüyor. arabama doğru ilerliyordum.. Vahşi köpekler havlamazdı. bir şey mi söyledin?" "Hayır. Görgünün vitaminidir.. zaferde. bir melodi. Kuzular meler. I. Ölümün kör karanlığı gözümü alıyor. Beden dili nasıl olur da dilimizden dökülen sözleri bastırır? Buna niye razı olalım? Niye şüpheli şahıs kalıbına girelim? Niye dilimiz dönmesin? Niye edebiyat varken. Bir kumandanı. üzüm. Her sabah. hayatın mânâsını pekiştirir." Aziz İstanbul'la benim Vosvos'a atlıyoruz. soru soramaz. Yine de hünerli yazarın sözünü bölmüyorum. Pipo gibi bir şey yani. kültürün garantileri nispetinde himaye edilir. onun tüm hikayelerini okuyorum. Bir sigara yakıyorum. yorganlar örtüyoruz. onu görmek için her fırsatta uğrarım. Kalbimiz ile beynimiz arasında işlek kanallar. Muhabbeti yani sevgiyi biz sohbet anlamında kullanırız. evinin iki sokak arkasına taşındım. yamuk yumuk sandalyeleri kördüğüm olmuş bu salaş mekanda. iradenin forsunu aşan bir imkan vardır" diyor. İz sürecek durumda değildim. Cesedini işte bu münasip çukura fırlatıyorum. büyücüyü. çın çın ötüyor. çiğlikten. İyi ama. İnsan kemâle erer mi? Bu mühim bir soru. Gözleri. dirençsizdir. Sağlam bir edebiyat donatımı." Sözlerini. Yunus Emre. araban var mı?" "Ben dokuz aylıkken yürümüşüm. mânâsını öğreniriz. dostluğun. bir ezgi notası.. Müjdelerin taşıyıcısı kelimelerdir. üzerlerine kat kat topraktan battaniyeler. bu. Çünkü aslında her biri yalnızca belli durumlarda geçerlidir. tokuşan bardaklar gibi taşmış. sevgi dolu. hikayelerle. burnumuzu karıştırarak mı ifade edeceğiz? Şiirler ne olacak? Kelimeler. Bütün sanatlar. ölümün özenle hazırlanmış tek kişilik yataklarına varıyoruz. Dalyan Efendi'nin eklemek istediği bir şey yok anlaşılan. Uzaylı Kıyması. bir sinema filmi değil. insanlığımızın hizmetindedir. Birbirimizi hakikaten tanımamız." Bu. Nasıl döneceksin. Türk milletini de tütüne İngilizler ayartmış. korumaya ziyadesiyle muhtaçtır. Aziz Ağabey. Köpeklerin dilinde hav.

tütün içenlerin kelleleri etrafa izmarit gibi saçılmaya başlıyor. bugünkünden beter. Oniki yaşında! Onsekizine gelip de devlet idaresini büsbütün eline aldığında. kelle avcısı bir dedektif padişah! Yasaklara uymayanları bizzat kendisi topuzuyla öldürüyor! işin tuhafı. lime lime bir karaciğerle ahirete intikal etti. ocağa yanaşıp. IV. Dokuz yıl sonra İran. Isfahan üzerinden Anadolu'ya. yerlerde gördüğün izmaritlerin. Hattâ. deli miyim. loncası yoktu. bir kese tütün ve çubuk gizlenmişti. şekerli. 'Mahalleler kokuyor.. fosur fosur çekiyordu. boşuna. bizzat kendisi kılık değiştirip ahalinin arasına karışıyor. Tellallar.. Aziz Ağabey'in heyecanına efekt yapıyorum. Dikkat et. Hattâ yıktırıyor.. Şahane.. Hangi hastalıklar. herkes alsın. '1/ Duman avcıları. yüz sene süren bir tereddüt yaşandı. Murad. Efsane doğruysa.. Sene 1638. Sonra tütüncüler loncası kuruldu. işlemeli bir koşum takımı vardı. sanki oradan okuyor: "Birgün. Üflediği dumana. tütün yasağı kaldırılmış değildi. kementlerin. sohbetimize tat katan bu duman bizi boğacaktı. İstanbul'da evler ahşap. sönmemiş tütünlerden mahalle yangınları patlak veriyor. muazzam heybetli. muhteşem bir kırat bulundu. deri atölyeleri kurduruyor. armut kurusu katarlardı. Murad. IV. Daha çocuk. IV. şak diye hepimizi kestirip atıyor! Reha bölgesinde ondört kişi. göz gözü görmüyor. oradan Hint Okyanusu'na açılıp Sumatra'ya geçti. Mevlevi dervişlerinin bu makamlara göre bestelediği ilahileri bugün sen ben hepimiz çok iyi biliyor ve her mübarek günde gecede kandillerde söylüyoruz. Sahile ulaşma şansı yoktu. Yanında. Tütün tiryakiliği.. Her sabah. tütün yasağı devam ediyordu 100 Karadeniz'de Sümela Manastırı. Murad'ın cinai hatırını kırmazdım yani. fakat ateş yakarak canavarları 22 . Seccade olarak kullandığı posta bürünerek postu içerden dikti ve top gibi kendini açık denizlerin tekinsiz sularına bıraktı. Zigana yakınlarında bir tepeye sığındı. Halep'te yirmi kişi! Yirmi yuvarlak sigara gibi. bir tarih kitabının silik sayfasına bakar gibi bakıyor. Karadeniz ormanlarının kıyısındaki bereketli toprakta tütün yetiştirilmeliydi. Bu benzersiz kısrağın eyerinde. aramızda dolaşıyor. sigarasını küllükte söndürüyor. Ne kadar İçmiş olmalı ki. adamın birinin kocaman açılmış ağzına yüzlerce sigara tıkılmıştır. çanımıza ot tıkacaktı. Onsekiz yaşında bir çocuk yani. Anadolu'ya geldiğinde. Senden beş-altı yaş. tıngır mıngır geze dolaşa padişahın otağının önüne kadar gelmişti. Hani sigarayla savaşan derneklerin dergilerinde sık görülen bir fotoğraftır. Sultan Murad.. tütünkeş kelleleri olduğunu düşün. Bağdat seferine çıkan Murad'ın kumandanlarından Hüdavendigar. sonra?" "Bazı arkadaşlarımız tenhalarda. Bağdat'ı fethe gidiyoruz. nedir?' tartışıyorlar. Tepe vahşi hayvan ve canavarlarla doluydu. İçe içe karaciğeri çürütmüş! Şimdi biz 1635 senesinde olsaydık. Tütünü ekti. Ve sahiden de bir kartal Hüdavendigar'ı yakalayıp Tibet'in yalçın kayalıklarına kadar taşıdı! Tam gagasıyla postu parçalamaya çalışırken. yirmisekiz yaşında vücudu içerden çökmüş. zaten yirmisekizinde sirozdan öldü. Tam bir asır boyunca insanlar tütün içerken. Murad padişah oluyor. ağızlarına da tütün çubuğu konulmuş!" Aziz İstanbul. lüleler tıkılırdı. Murad önümüzde. kırılıyor! Kol ve bacak kemikleri parçalanıyor! Savaşa giden bir ordu." "Vay canına. Ahmed'den sonra I." "Belki de atın binicisi zaten öldürülmüştü?" "Muhtemeldir. Yine de tütünden büsbütün vazgeçmiyorlar! Tam bir çılgınlık nöbeti gibi.. fetihten sonra firar ederek doludizgin Basra'ya. sarıklar kokuyor leş gibi!' diye. tütüne. senle ben de Üsküdar'dan yola çıkan ordudayız. dedektifler. katledilen dedelerini hatırladılar. Bugünkü sigara yüzünden çıkan orman yangınları gibi. IV.. merhum hükümdarın ardından tüttürme ye koyuldu. başıboş. İngilizler 'Bu tütün bir kısım hastalıklara şifadır' demişler. Sonra. Birgün okyanusta müthiş bir fırtına koptu ve gemisi battı. özellikle İstanbul'da korkudan herkesin os. Mustafa tahta çıkıyor ve iniyor." 98 "Kim ki onlar?" "Ordunun yarısı! Üçpınar'a vardığımızda konaklıyoruz. kokudan şikayet ediyorlar. kanlı fırtınalar koparıyor! Bütün kahvehaneleri kapattırıyor. Minibüse binip az ötede iner gibi. İşte o gecenin sabahı imparatorluk halkı tütün keselerini çıkardı. Horasan.. kirli bir naylon olup çevremize tıkışan dumanın içinden 96 konuşmaya devam ediyor: "1600'lerin başlarında halkımız komple tütüne başlıyor. hafiyelerin parmak uçlarında dolaştığı. Padişahla aralarında bu konuda ne konuştular bilemiyoruz. Devrin alimlerinden Kadızade Mehmet Efendi de tam bir tütünle mücadele militanı. Bal ve pekmezle ıslatıp aromalı bir tütün elde ederlerdi. Eski denizcilerden dinlediği bir hikayeyi hatırladı. Murad'a çok yakındı ama yasaklar onu feci bunaltmıştı.Arabayla kahverengi-beyaz. Aziz İstanbul. haram mı. Dumanlı dağlara. kuvveti dillere destan bir genç olduğu halde. salgın gibi yayılıyor. o postu hayvan sanan aç bir yırtıcı kuş onu karaya taşıyabilirdi. Enteresan olan şu ki. çubuklar. tütüne çınar veya incir yaprağı. Kahvehaneler derhal faaliyete geçti... molalarda. dumanı yanan odunun kömürün dumanına üflüyorlarmış! Tiryakiler her Allah'ın günü kayıp veriyor. sigarasından derin bir nefes çekip kaldığı yerden devam ediyor: "Her muhitte hafiyeler dolaşıyor. benden yirmibeş yaş küçük bir arkadaşımız olan Murad Bey. silah arkadaşlarını imha ettirir mi? Tarih bunları yazıyor Fu. Budist rahiplerden öğrendiği beş-on musiki makamı getirmişti. iştahla. Aziz İstanbul bir sigara daha yakıyor: "Bilhassa İstanbul'da. "I. Derken. Bağdat yollarında ilerleyen orduda. buğulu ovalara doğru kaçıyorlar!" Aziz istanbul." "Eyvallah. ne şifası? Kahvehanelere bir tütün dumanı çöküyor ki. sisli ormanlara. Padişah. E askerlerin bir kısmı firar ediyor. Bir yandan alimler harıl harıl 'Helal mi." "Sana son bir hadise anlatayım. "Öyle mi?" "Öyle tabii Aziz Ağabey. tütün mamulleriyle savaşan gönüllüleri.. içkiye düşkün bir adamdı. Çünkü dört dörtlük bir tütün müptelasıydı. Osmanlı İmparatorluğu duman altı olmuştu! Korku ve keyif dumanı birbirine dolanmıştı. böyle idam edile edile yol alıyor! Tütün yüzünden! insan. Bunların bir teşkilatı. Ruhumuz bile duymuyor. Ve 1623'te IV.. bıyıklar." Çak çuk. Yine de millet. cellatların içinde koşuştuğu. makam mertebe sahibi. ülkesine döndü. kakaolu bir hamura benzeyen karlı toprak yollardan iniyoruz. afyona." diyerek. meydanlarda. Padişah kıyafet değiştirmiş. At. Onun da hükümdarlığı üç-dört sene sürüyor. 1640 senesinin 8 Şubat gecesi IV. sahipsiz." "Nasıl?" "Farz-ı muhal. Murad’ın katlettirdiği zavallıların ağzına da böyle tütünler. gizli ajanlar! Bu manyaklar çatılara çıkıp bacaları filan kokluyorlar! Çünkü evinde gizli gizli tütün içenler. bağıra çağıra kıratın sahibini aradılar. herkes kullansın diye. palaların. fiyatı düşük tutabilmek için. Yahudi tütüncüler. Bas bas bağırıyorlar. Bir nevi indi-bindi yapıyor. Sumatra'da denizciliğe başladı. Sen içer miydin?" "Kesinlikle evet. Onların yerine nalbant dükkanları. hürmet gören adamlarız. Hakikaten. Genç Osman. şömineye. cepkenler. Kimse 'Benimdir' demedi!. Tütün piyasası Yahudi tüccarların elindeydi. Alkolik hükümdar. tütün içenlerin idam edileceğini duyuruyor. bugün caddelerde. On kişiyiz. O devrin." "Ben içmezdim" diyorum.. gizli saklı tütün içiyorlar.ruğu düğümlenmiş. yağlı urganların uçuştuğu bir tütün dumanı Osmanlı topraklarında yüzüyor! Belki de şu 'ateş olmayan yerden duman çıkmaz' lafı o zamandan kalmadır. sokaklarda kırk-elli ceset! Kafaları kesilip koltuklarının altına bırakılmış. Hüdavendigar bıçağını çekip kartalı öldürdü.

" Bu arada Tom Braks ne dediyse. Tarzan Bey" diyerek beğenimi belirtiyorum... Üzüm çöpü gibi kuru birkaç üniversiteli. fertleri birbirine baka baka kararmış aileler. Etrafta salkım salkım. Tam yanımdan geçerken. Muhammed Ali sahiden de maçlardan önce dua ederdi. Çıkış kapılarının bulunduğu gürültülü. Tren on dakika sonra kalkacak. koridorun ayırdığı. (Güney Afrika'da ve İsrail'de yaşadıklarımdan sonra. Altmışaltı yaşındaki Muhammed Ali'yi ölüm döşeğinde titrerken düşünemiyorum. uzun saçlı.. Mister Spock’ın koluna koala gibi dört elle sarılmış. bir de Normal dergisi alıyorum. Muhammed Ali'nin maçına gitmişler. 101 "Hayır" diyorum. Siyah boks eldivenleriyle ecel. Ben koridor tarafındayım.tüyle balık yakalayan papazımız gene salladı marşal jokerini! Ne deliksiz kemikmiş be. Haki üniformalarıyla... Süper Yedili'nin arasına düştüğüme hiç şaşmıyorum. belirsiz bir noktaya dalıp gitmiş Mister Spock'ı dürtüyor: "Annen seni yavrularken sarhoş muymuş?" Mister Spock dalgınlığına sahip çıkıyor. bakışık dört çift koltuk var. Dracula ve Tom Braks jilet kırığı gözlerle beni kesiyor.." Mister Spock’ın gözleri buğulanıyor: "Sizler sağolun..korkutup kaçırmak mümkün değildi. evirip çeviriyor. bilet gişesine uğrayıp dönen kıza profesyonelce kaş çatarak konuşuyor: "Sen kendi derdine yan kovboy. Şişme Tarzan uyukluyor. bakmayın böyle çatal dilli olduğuna. kartla beraber iade ederken Mister Spock'a eğilerek. üniformaya sarılmış sıcak bir çaydanlığı andıran kondüktör tepemizde bitiveriyor: "İyi akşamlar efendim. belki hatırlamazsınız. resmiyetten uzak bir kederle iç geçiriyor: "Teşekkür ederim.. maç başlamadan önce. "A-ha.. Ali. zaten bu ihtiyarlar birazdan uykuya dalarlar. Havaya. kafam kadar bir yumruk attı. Protez sırıtışından nasıl kurtulabilirim? Bitişiğinde. Çatlak kadranı kana bulanmış gar saatinde akrep yelkovanın sırtına atlıyor. Yedi ihtiyar. Bu 23 . Bir sigara yaktım. Dracula. gazete büfesine geçiyorum." Dracula biletleri veriyor. biletleriniz lütfen. yaprak sarmasına benzeyen askerler. "bilmiyorum. başınız sağolsun. perondan hareket edecektir. Tarzan" diyor. memeleriyle göz kırpıyorlar!" Bakanlık Heyeti'nin cenazesine giderken rastladığım gruptaki Dracula bu. sivri topuklarının üstünde salınarak bana yaklaşıyor. ağır vasıta mesabesindeki kıçını solumdaki koltuğa park ediyor. Dünya. Kızı Leyla Ali. Çinlilerin. İstanbul'a uçakla yolculuk etmeyi göze alamazdım. tuzaklı bir ring." Kalkıp restoran vagonuna yöneliyorum." Sanırım. fıkra anlatıyor: "Bir Müslüman'la bir ateist. Bu patentli çıtır çerez. Tarzan. 'Vampir ürür katar yürür' kayıtsızlığında. Muhammed Ali'nin. yanındaki Müslüman'a sormuş: 'Ne yapıyor?' Beriki cevap vermiş: Allah'la konuşuyor. adeta kasıtlı bir tenhalık hakim. 4. Vagon kapısından geçerken. Dracula'dan gıcık kapmama razı değil: "Aslında iyi adamdır. Izbandut yanıma varır varmaz suratıma bir kama salladı." Tarzan. O anda çatlak bir ses. Artık "on kaplan" değil de beş kedi gücünde olan Kızılmaske ise Kedi Kadınla bölük pörçük bir şeyler konuşuyor. Trabzon'a gelen bir geminin deposunu fındık çuvalları ve tereyağı tulumlarının yanı sıra tütün balyalarıyla doldurmuştu. kaynak makinası ışığı parlaklığındaki dişlerini gösteriyor. Bir gazete.. Mister Spock'a "Vays! G. kanlı bir havlu atarak terk ettiğimiz. soruları cevaplayamadığını söylemiş. babasının artık konuşamadığını. "Bence de gayet iyiydi. Siz gençsiniz." "Neyse ne. ifadesini bozmadan soruyor: "Ha?" Tom Braks'tan Dracula'ya bir uyarı atışı: "Dişlerin döküldü ama dilin hâlâ sivri. Trenler. Valizini güçbela rafa yerleştiren tombul Tarzan. kavruk bir adam. Toz bezinden biçilmiş bir tulumun içinde. ağzı ve gözleri yarı açık.ktim!" *** Vagonun ortasında. küçük bir makbuz kesiyor. Rulo yaptığım dergiyi açıp karıştırıyorum.. Parkinson hastalığıyla pençeleşen şampiyonun durumu epey ağırmış. bırakmıyor. İnilti ve hırıltı karışımı bir ses çıkardı. sağ gözkapağında söndürdüm. kadavrayı gıdıklasa güldürür alimallah. Hayretten donakalıyorum. Sağ elmacık kemiğime. Ben de kendi biletimi uzatıyorum. idman maçlarında. "bir anekdot ya da işte öyle bir hikayecik. çok eskiden Afrikalılardan öğrendiği bir atasözü der ki "Portakalın doğusu batısı yoktur. nakavt ettiği Sonny Linston'ın tepesine dikilmiş haykırırken göründüğü fotoğrafın karşısındaki yazıyı okuyorum. Spock. on dakika sonra.'" Mr. Dracula tam çaprazımda. AŞKart'ı alıyor. Kereste kalınlığındaki bileğini yakaladım. şişmanlara vergi bir neşeyle dergideki fotoğrafı işaret ediyor. Sıradışı yol arkadaşlarına denk gelmekte üstüme yok. Yüzüme bakmaya utanıyor mu nedir? Uçan Kız." Buruşuk süper kahramanların önünden.. benim çok hoşuma gidiyor" Tarzan sitemkar.. Ve oval asma dallarından yapılma. Haydarpaşa'ya gidecek olan Başkent Ekspresi. Acayip bir metoda başvurdu: Özel bir frekansta çaldığı tiz sesli kemençeyle sabahlara kadar nöbet tutarak canavarları uzaklara sürdü." Şaka maka. Tavandaki hoparlörlerden gara lağım borusundan boşalırcasına dökülen anons.' Öteki şaşırmış: İşe yarar mı dersin?' Bizimki şöyle demiş: 'Dövüşmezse hiçbir işe yaramaz. elindeki bileti mendil gibi bana sallayarak geçince. Morukula'nın sarımsak suyu salyası akıyor! Esmer şeker. Derin bir nefes çektiğim sigaramı. Tom Braks. Dracula. irikıyım bir adamın peşimden geldiğini fark ettim. kamayı bıraktı fakat öncekinden de şiddetli bir sol çıkardı. iç kanama geçiriyormuş gibi bitkin görünüyor. şampiyonun can çekiştiğinden habersiz. sönmüş eski kömür sobaları gibi istasyona devrilmişler.. ringin köşesinde ayağa kalkıp eldivenli ellerini açarak dua etmiş. Derginin kapağını inceliyorum... dişi bir Pinokyo. yirmi yılını boşa harcamış demektir. Birdenbire. AŞKart'ını cebine koyuyor.." Mortoları en iyi moruklar anlar Elli yaşındaki bir adam kendini otuzunda hissediyorsa. Dracula. Tarihin şöhretli Karadeniz tütünüyle. pençe misali kulağımı tırmalıyor: "Zamane kızları." Dracula. Yolun başında bir kahve molası vereyim. böyle mangır kimyasına pes maşallah!" Mister Spock. Sakallı Mister Spock'ın omzuna yaslanmış olan Uçan Kız da öyle. Dracula. gülen gözbebekleriyle bana bakarak. her an her şey olabilir anlamına geliyor bu söz. Maçı kazanmasına yardım etmesini istiyor O'ndan. Antika ile külüstür arasındaki ince çizgide duran Vosvos'umun da beni nereye götüreceği hiç belli olmazdı. keskin çığlıklarla bölünen tilki uykusu. daracık boşlukta durdum. Ankara garının o yanık zeytinyağlı aydınlığına adım atıyorum.. [MUHAMMED ALİ CLAY] Saatleri gölgede bırakan gecenin tik-takları arasında. Makinaların. Durumu anlamazlıktan geliyorum. Muhammed Ali fıkrasını biliyor musun?" Muhammed Ali'nin akranı Tarzan. Bilek kemiğine bastırdığım damarları yırtılırken. Normalin kapağındaki Gönül İşleri Bakanlığı binasının duvarlarında da yankılanıyor: "Sayın 102 yolcularımız. Kondüktör. gölge boksunda asla rakip tanımıyor. sertçe cevap veriyor: "Peh! Ben senin güttüğün bufalolar kadar kovboy s. kucağındaki paçavraya dönmüş gazetenin üzerinden etrafı seyrediyor. kendi derisinden daha dar bir elbise giymiş. Tam karşımda Mister Spock. Ateist." 104 "Müsaadenizle. iki bank'a yayılmış. "Bu bir fıkra değil. yerleri paspaslıyor. Mister Spock ise cebinden AŞKart çıkarıyor.

" "Onat Kaplan. Daha iyisini hak etmiyorum belki de. Bakanlık Heyeti'nin acı haberini duyunca da..defa yumruğu bloke edip. Mister Spock’ın AŞKart macerasını anlatıyorlar. Şeytanın." Masanın üstünden el sıkışıyoruz. King Kong. Ve canavar terbiyecisini. devlet sırrına dönüştürüyor. Mendili.. ellerini. Onu öpecek prensese." Tom Braks. Javaca-Do felsefesine göre. Üstat Selman Elma'dan. Kapıyı açtım. aslanlar. Fakat bir düşman uyuduğunda da. ancak virüs bulaştırabilir. kainatın peçesi kalkar. Rahmetli kocamdan kalan emekli maaşıyla emekliyorum. nam-ı diğer Dracula. herkes senin daha akıllı olduğunu düşünür. Bakanlık Heyeti hakkında yarım ağız sorular soruyor. planım bu değildi. gövdesini sığdırabileceği bir yer açıyor. bu Mister Spock namlı negatif iyon." "Hediye Hüthüt. Ozan Taraz evlat. "Tahmin etmeliydim. şimdi de oradaki pisti kaymaklıyorum. Lakin dili bağlı.. yoksullaşmış. beyefendi. simsiyah kanayan ağzına götürünce de kamayı karnına saplayıp çevirdim.. "Ne operatörüyüm demiştiniz?" "Zamboni. Tam tersine. Orman filozofu. Abazanları.. bir 'miki' sinemasında yer göstericiyim.ı aaaaaaa!" Nasıl ki Tarzan haykırınca ormandaki bütün hayvanlar. 1970'lerde oynadıkları fantastik Türk filmlerindeki rollerinden ötürü kullanıyorlarmış bu adları. Fakat nasıl? Vagon kapısı açılınca. İstanbul'a. Boş masalardan birine çöktüm. Sonra her nasılsa Mister Spock AŞKart'ı ibraz ediyor. "Oniki." Oturuyor: "Tam zamanında sormuşum. onu hazırlıksız yakalamış." 10". Meğer. sandalyeleri ileri geri oynatarak. Ağzımın içine akan tuzlu kan da dahil. hiç tanımadığım bir adamı geberttim. garsonun. "Saat kaç?" Tarzan. Şaşkın. iki elini ağzının kenarlarına götürüp.. Bana. Size niçin Tarzan diyorlar?" "Çünkü ben ormanların kralıyım!" Kafası.. Yanlış alarm. kendisiyle içtenlikle dalga geçiyor: "İhtiyarladığında... seni Pamuk Prenseslikten Kül Kediliğine transfer edecek!" 108 "inşallah. Tek tek tanışıyoruz: "Sabri Tomruk. / Kızıl bir maske gibi yüzüme tuttuğum mendili bırakmadan işaretparmağımı kaldırıyorum: "Bir kahve. mahcup bir adamcağız. Gönül işleri Bakanlığı'na müracaat ederek. daha önce hiç görmediğim Hayati Tehlike'yi parçalamaya gidiyorum. Kondüktörün kavanoz dibi gözlüklerinin ardında kahve çekirdekleri gibi duran gözlerine bakıyorum: "Teşekkür ederim." Mister Spock’ın. Yakında o çukurlardan birinde kendimi bulacağım. Yüzlerindeki. "Bir isteğiniz olursa. "Eğer bu aşkı lütfedip geçerli sayarsanız. porselen vicdanımın dibinde. 1993'e kadar on sene Moskova'da çalıştım. hiçbir şey tatmak istemiyordum. devlet sırrı. tilki uykusunun mahmurluk lekeleriyle sevimlileşmiş Mister Spock ve Uçan Kız'a beni işaret ediyor Tom Braks: "Bu genç adam Gönül işleri Bakanlığı'nda çalışıyormuş.." "Fuat. geçmiş olsun" deyip demir alıyor. Trenin tekerlekli lokantasına geçerken. 24 . kamanın sapıyla ön dişlerini kırdım.. külotumu al. dişlerindeki "Majestelerinin bir emri var mı?" yazısını okuyabiliyorum. Kan lekeleri trajik bir konfor sağlıyor. Gönül İşleri Bakanlığı'nda basın müşaviriyim.. Kızılmaske. bir başkası uyanır. Sonuçta. İşi gevşek tutsaydım. Uçan Kız'a meftun imiş. yani Korkut Üneli. ticari motiflerden tamamiyle arınmış gülümsemesinden. Az önce. taziye seyahatine çıkıyorlar." 107 Tarzan'ın arkadaşları da bize katılıyor.. onüç yaşındayken birden altmışa zıplamış. Jane'e ne demiş?" "Bilmem?" "Üşüyorsun. ShahShops alışveriş merkezim bilirsin. Süper kahraman olmuşlar. bizim Zamboni operatörü Ozan Taraz'ın çığlığını duyan kondüktörler ve civardaki tren ahalisi de sökün ediyor. Dracula’nın bu keramet kehanetlerine kulak asmıyor. arkamı dönüp burnuma avucumun içiyle hafif bir darbe indirdim. kabus dumanları tüten karanlığa fırlattım. Sanki. mortoların halinden en iyi moruklar anlar" diyerek izahta bulunuyor Dracula. timsahlar. Mister Spock. iştahım kaçmıştı. nezleli bir kurbağaya benziyor. Mülakat sırasında. Meğerse. Onun yerine. yaşlanmış. adının Turgut Rulet olduğunu söyleyen birinin canına kıymıştım.." Koca göbeğini eliyle ovuyor: "Bu da benim yumuşak karnım." 106 "Tarzan. Adım. Ozan Taraz'a yapay tatlandırıcılı bir çekingenlikle soruyor: "Pardon. Doğrusu." "Tarzan olduğumu düşünen kim?" "Benim. boynunu büküp otobur horultularla uyuyan Tarzan'ın dazlak kafasında geleceği görmeye çalışıyor. Dracula. ihtiyarlık aniden bastırmış. demiryolları arması işlenmiş mendilini sunuyor. salyalarını akıtacakları koltuklara yerleştiriyorum. şu fincanın dibindeki telve gibi birikiyor. Dedim ya. Başımı çevirdiğimde kondüktörle burun buruna geldik: "iyi misiniz beyefendi?" "Evet. idam fermanımı imzalamak üzere peşimde dolanan anonim sekreterlerini kökten unutuyorum. Ağızdan ağza." Kibar kondüktör. gizli aşkını. halbuki o eski aptalsındır. restoranda bir kahve içersem kendime gelirim. Memlekete döndükten sonra yediğim her şey yaradı. Forklift ile silindir arası birşey. Buz pateni pistini düzleyen makina. Mirage ayna fabrikasında gece bekçisiyim.. "Eee. filler. sadece burnum kanıyor. hep beraber Ankara'ya bir nevi matem. Sahra Çölü'nde su satamamış. kısas denklemini tamamlayacak çarpışmalar umuyordum. Zamboni operatörüyüm." Ozan Taraz. siz Gorilin Kariyerindeki Tarzan mısınız?" Ozan Bey ayaklanıp geri dönüyor: "Neredeler?" Kadın: "Şurada." "Ben de Fuat. Uçan Kız’ın ise Grönland'da dondurma işine girip iflas etmiş gibi bir hali var. Olsun.. işte bu nedenle ben Korkut Üneli adını bilmiyorum. müdafaayı nefs söz konusu. düello kesinliğinde. çok memnun oldum. "Hah.. Kazara o kadar çok ayna kırdım ki. uğursuzluk canıma yapıştı. Kedi Kadın diyorlar bana. bir iç çekiyorum. Mister Spock ve Uçan Kız hariç. şu anda rayların üzerinde tren bekleyen ceset benimki olacaktı. ilelebet karadul mu kalalım?" Mister Spock.. arkadaşlarım Tom Braks der. takma isimlerin sırrını açıklıyor. ne olur bültende adım. Bira kutularıyla dolu arka masadan kırklı yaşlarda bir kadın kalkıp bize yaklaşıyor.. intikam alındı mı. Yerdeki kan lekelerini temizlemeliydim. beni buruk bir neşeye sürüklüyor. Mister Spock’ın ısrarı ve hatırı dolayısıyla." Umutları sönmüş. olmaz mı?" diye ricada bulunuyor.. arkadaşlarımla iddiaya girdik de. fotoğrafım yayınlanmasın. "Bak Mübeccel.. Mezar kazıyorum. İhtiyarların sohbeti. Pişmiş tavuktaki kılçık kadar şans var bende. fakat üne kavuşamamışlar. Pişmanlık. İki gün evvel de kendi evimde. UFO inmiş tarlalar kadar kıraçtı. dağ gibi adamla taş gibi kız da geldi!" diyor Dracula. Sırasıyla bir esniyorum.." "Durali Kuloğlu. Ardından da Uçan Kız'a "kesik" olduğunu itiraf ediyor. Herkes bilir ki raylar hiçbir zaman rahat uyunabilecek bir yatak olmamıştır. yapışık yedizleşmişler. Şimdi ise." "Hayır" anlamında elimi kaldırıp başımı geriye atıyorum." 1 Kahve acı.. yüzümün ortasına örtüyorum. iki elleri kanda olsa yardıma koşarlar. kadının arkadaşlarına doğru bağırıyor: "Aaaaaaa-a-aaaaaaaaa-aa-. Yaralılar ya da ölüler için bile. Yüzüne ne oldu?" "Burnum kanadı. "Pekala. "Seni seviyorum Mübeccel" diyemiyor..

Belime kadar. Sıraselviler'de İlkyardım Hastanesi'nin aşağısındaki Eczane Zen'in önünde indim.. kışın yaşını gösteren bu muhteşem şehre baktım. Yelda da arada bir yanımıza uğruyordu.. üzmüş. Annenizle ne konuşursanız konuşun. kocaman market poşetinin içine dalıyorum. Elimdeki kayıtlara göre. bir kuruyemişçi çırağınınki kadar doğal. Bir taksiye atladım. Bana sofra kurmakta kararlı. zira "Bekar bir adam asla pişirmesi yemesinden uzun süren bir yemek hazırlamaz"mış. SİZ İNTİKAMINIZI ALIN. İçimde esrarengiz bir umut belirmişti. Paspası ayağıyla iterek girişe yerleştirdi. birtakım kağıtları inceliyor. Bazı ihtimaller. peynirli poğaça ve portakal suyu çağrısında bulundu. Zarif. telaşlandırmıştı. Hologram boksu başlamıştı.. Luis Oscar Pichinan'ın fotoğrafına. Kadıköy Postanesi'nin dış kapısının yanındaki telefon kulübesindeydi. Markete yolu düşmüş herhangi birini muhatap kabul edebiliyor.. 111 Eczanenin mutfağındaki spagetti operasyonu sırasında anneme asistanlık yaptım. soya eti. genç bir kız bizim dükkanın kilitlerini açtı. Tahrip etmek. Hafta sonu telefonda sular seller gibi ağlamasına engel olamamıştım. kimse cevap vermiyor. Geceleyin. roka. Annemle vedalaştıktan sonra markete uğrayıp diğer ürünlerin ambalajlarında da intikam vaat eden broşürler var mı yok mu kontrol ettim. Kar yağıyor. Anneciğim. elden geçirdim. Şu fotoğrafı kesip aile albümüne eklesem. cam tezgahın üzerindeki gazeteyle meşgul. Belki de bir tuzağın eşiğindeydim.. Bir mısır gevreği paketinde de benzer bir not buldum. dikdörtgen masaya ilişip sessizce okuyorum: "RİSKİ BİZ ÜSTLENELİM. İlk izlenim için tek şansın vardır. az kalsın derimden dışarıya fırlayacaktım. annem bile farkı anlamaz. Kadim bir Çin deyişi: "Herkesin ikizi vardır. insanlar koşuşuyordu. Dünya fanidir. DVD'leri. fakat tonlaması. Delilik özgünlüktür. Sistem. Annem." Demek benimki Arjantinli bir suçluymuş. Dönüp arkama baktım. Sanırım ellerini yıkadı. haftalarca hiçbir şey yememiş. Ve ben kızın gözünde Arjantinli kaçak Luis Oscar Pichinan'ın ikiziydim. ton balıklarını.. incelmiş. Fakat beni doğuran gurme kraliçeye boyun eğdim. Bu dalgın ve şaşkın ikiliye varlığımı hissettirmek için son çare. kimden intikam almak istiyorsunuz?" Robot aksanıyla konuşan bir adam. beni savunmasız bırakmıştı.. kurumuş ve demir parmaklıkların arasından süzülüp pırlamış! İnanılır şey değil. Yani hem parmaklıklardan geçebilecek kadar sıskalaşması. Kafeteryanın eşiğinden.. konserveleri. Ortaköy'de oturuyor. Şöyle ki. ışıkları yaktı. müşterilerine ya da müvekkillerine kendini tanıtmadan hizmet sunmayı tercih eden biri[leri]yle karşı karşıyayız. bir fotoğrafımı Puerto Madyrn Cezaevi'ne postalasam. Yumurtadan çıkan. hem de bana bu kadar benzemesi. 109 Şöyle bir durup İstanbul'a. ihtiyar süper kahramanlardan ayrıldım. Karaköy'de vapurdan inince.And I always sleep with my guns / When you're gone. Karşı köşedeki loş kafeteryaya girdim. kendiliğinden açılan ağzını eliyle kapatıyor: "Yelda.. Verilecek hizmet karşılığında ne isteniyor? Dahası. Ve ona intikam alma konusunda yardım teklif ediyor. kestane saçlı. Yan masada istiflenmiş gazetelerden birini çekip karıştırmaya başladım. bakışları ilaç gibiydi. ölümcül riyakarlığını zorbalığıyla örtbas eder. Mecidiyeköy'deki bir apartman dairesinin adresini verdiler.. cezasını çekmiş bir Luis Oscar Pichinan gibi temkinli adımlarla terk ediyorum kafeteryayı. Annem henüz dükkanı açmamış. Naylonu kesip. ayrıntıları konuşalım. laf eninde sonunda yemeğe gelir. cücelerini gömmüş bir Pamuk Prenses'e benziyordu. idmanlı bir itfaiyeci çevikliğiyle yardıma koşuyor. yarım tehdit sayılır" derlermiş. bitişikteki marketten alışveriş yaptık. ihtimal olarak kalmaya mahkumdur. bu adam ya da adamlar kimin nesi? Eski Çinli tacirler "Yarım vaat. yarım düzine telefon kulübesi. 112 Anlaşılan o ki. Telefon ikinci kez çalınca ahizeyi kaldırdım. Bu hijyen santralinde kız." Soya eti kutusunda böyle bir mesajın işi ne? Üretici firma tarafından yazılmadığı aşikar olan notu cebe atıyorum. Gıcırbey'in. Paylaşmak propagandadır. Şampuanları. ocağın yanına bırakıyorum. Salı öğleden sonra saat 15:00'da. kalem setlerini.. Beraber. Kız da naylon bir dosyaya dalmış. Oyalanmadan gerisingeri yollandı. Pabuç reyonundaki trikoydum. katil bir sniper [keskin nişancı]. Ambalajı açıp broşürü alıyorum. Kulübeden içeri girdim. Merak. uzun. Ankesörlü telefon anında çaldı. Sarılıyoruz. Soya etinin karton kutusunu. özel birine ulaşmaya çalışmıyor belli ki. Sonra dışarı çıkıp bana doğru yürümeye başladı. İşte. boşuna. Eczanenin eşiğinde dikiliyorum. telefon kulübesindeki adamı kıskaca alıyordu. Camdan onu seyre daldım. Nikah davetiyesine benzeyen fakat süssüz iki yapraktan ibaret ve sadece iç sağ sayfasında kısa not bulunan ince bir kağıt parçası bu. Saat 14:35. Bu defa randevu cuma akşamı 19:00'da. bir bana bakıyor. 'Park yapılmaz' levhasını yerine taşıdı. annemi korkutmuş. Annem sevinçle ayağa fırlıyor. Mantosunu çıkarıp kazağın üstüne beyaz önlük giydi. Beşiktaş'ta dolmuştan indim. Küçük. O da ne? Ambalajın içinde bir broşür. margarinleri. 110 Annem köşeden belirince ben de yavaş yavaş toparlanıyorum. Böyle rutin birkaç işlemden sonra dükkanın içindeki kapıdan girdi. Validem "Soya etini verir misin?" diyor. kepenkleri kaldırdı."Sensiz gecelerde hep tabancayla uyurum" Servet soygundur. Kız. öksürüyorum. Ayrıca bu mesajları bırakan kimseler]. kreatif bir işlemdir.. yumurta çıkarır. meydanda kartopu oynuyordu. bir gazeteye. Manastır laboratuarında astronot yemeği pişiriyorduk. mantar. Karışık tost ve sade kahve söyledim. Vapur iskelesine doğru yürüdüm. İlaç raflarının camından gördüğüm." Babamın ölümünden sonraki on sene boyunca annemin yastığının altında tabancayla uyuduğu kafama dank ediyor. Beşiktaş'taki Üsküdar vapur iskelesinin karşısındaki telefon kulübelerinden. lunaparklar da " yarasalarındır. tavana monte edilmiş televizyonda Shivaree'nin solisti Ambrosia Parsley o büyüleyici sesiyle Goodnight Moon'u söylüyor: ". Bir an önce Gıcırbey'i bulmam gerekiyordu. Etrafa göz attım. 25 . Yazarkasanın kontağını çevirdi. İkinci sayfada kendi fotoğrafıma rastlayınca afalladım. Bana. Bir an göz göze geldik. Ahizeyi tuttum. Kahvaltımın ortasında. Birkaç okul çocuğu. şu fotoğraftaki adam oğluma çok benziyor! Tıpatıp aynısı!" Yelda.. peçeteleri. Tel Aviv'de rehin alınmam ve Bakanlık Heyeti'nin katledilmesi.. Arjantin'in güneyindeki Puerto Madyrn Cezaevi'nden tüymüş. "Şu mu?" diyerek sol elinin işaretparmağıyla gazeteye dokunuyor. katlı kağıdı içeri koymuş ve kesiği şeffaf bantla yapıştırmışlar. "Ne için. Phone Booth [Telefon Kulübesi] diye bir film vardı. bakanlığın müracaat formuna yazdığı telefon numarasını çeviriyorum. Meksika usulü soslar.. Her pazar orada buluşuyorlarmış. Orada. Arjantin polisi "Pichinan ülkenizde" diyerek derhal Türk hükümetinden yardım ister. Tahliye edilen bir sabıkalı edasıyla. Spagetti. Enteresan. Hapisten kaçmışım! Haber metninde firari mahkumun adının Luis Oscar Pichinan olduğu belirtiliyor. Nedir bu? İşbirliği mi? Alışveriş mi? Suç ortaklığı mı?. caddeye en yakın olanına buyurun. gözlüklü bir dilber.

"Size ilk ağızda sırlarımı söylememi beklemeyin. Mesajda 'Riski biz üstlenelim' yazmışsınız. Fakat hiç görmediğim birine düşmanlarımdan söz etmekle asıl riske ben girmiş olmaz mıyım?" deyiverdim. 113 "Haklısınız..." "Üstelik kendi sesinizle bile konuşmuyorsunuz? Bunun bir telefon şakası olmadığını nereden bileceğim?" "Pekala, sizin için ne yapabilirim?" "Şu anda beni görüyor musunuz?" "Evet." Bu cevap beni nedense hiç şaşırtmamıştı. Yandaki kulübelere göz attım, ikisi doluydu. Birinde genç bir kadın ağlıyor, diğerinde orta yaşlı bir adam tuşlara basıyordu. Yani ikisi de hattın diğer ucundaki intikam robotu değildi. "Telefonu suratınıza kapatıp gidersem ne olacak?" "Hiç." "Yüreğime su serptiniz." "intikam almak istediğiniz biri yoksa, birbirimizin vaktini almayalım." "Tamam. Aslında kellelerini masamda dizili görmeyi arzuladığım birkaç kişi var." "Cinayet işlemiyoruz maalesef." "Ne yapıyorsunuz peki? Tükürüp kaçıyor musunuz?" Gülüyor. "Hayır, süründürüyoruz, itibarıyla oynuyoruz, eşekten düşmüş karpuza çeviriyoruz, pişman ediyoruz. Fakat asla öldürmüyoruz. Unutun bunu." "Nasıl?" derken etrafa bakmıyordum, anlamsızca sırıtarak kar tanelerini yakalamaya çalışan ikibuçuk metrelik bir zenciye takıldı gözüm. "Size yapılan kötülüğü ve kimin yaptığını söylüyorsunuz. Uğradığınız belayı ve başınıza dert açan kişiyi teyit ediyoruz. Varsa eğer adresini veriyorsunuz. Ona uygun gördüğünüz cezayı seçiyorsunuz. Biz de önerebiliriz. Ücreti nakit olarak ödüyorsunuz. Ve bir hafta içinde paranızın karşılığını alıyorsunuz." "Öncelikle, şu teyit etme işini anlamadım." "Biz intikam alıyoruz. Masum insanları cezalandırmak istemeyiz. Bu yüzden bize anlattığınız hikayenin gerçek olup olmadığını araştırıyoruz." "Parayı neden peşin ödüyorum? iş bittikten sonra versem olmaz mı?" "Olur. Fakat müşterilerle intikamdan sonra hiçbir şekilde temas kurmamayı tercih ederiz." Kış ortasında güneş gözlüğü takmış bir adam dikkatimi çekiyor. "Biliyor muydunuz, güneş gözlüğü dediğimiz şeyi aslında 16. yüzyılda, Çin mahkemelerinde hâkimler gözlerini ve mimiklerini saklamak için kullanıyormuş." "Sizi temin ederim, benim daha gelişkin yöntemlerim var." "Ya hizmetinizden memnun kalmazsam, mesela işi geciktirirseniz size nasıl ulaşacağım?" "Bize ulaşamazsınız. Biz size, hiç tanımadığınız kimselerin yaptığı bir eylemi satıyoruz. Canınızı sıkan kişinin ya da kişilerin, sizden uzakta, bambaşka birileri eliyle cezalandırılmasını diliyorsanız, biz varız. Arkadaş arıyorsanız, bu telefonu kapatıp 900'lü hatları tuşlayın." "Gelecek salı saat 15:00'da bu kulübeye gelirsem, yine telefon çalacak mı?" "Hayır." "Adam öldürmediğinizden emin misiniz?" "Kesinlikle evet." "Merakımı bağışlayın ama bu işten iyi kazanıyor musunuz?" "Size bağlı. Bize iş verecek misiniz?" "Sanmıyorum." "O halde size bir tavsiyede bulunayım." "Buyurun?" "Elinizi kana bulamayım Buna değmez, inanın." "Teşekkür ederim." Telefonu kapattım. Kulübeden çıkınca, gözlerimle, tumturaklı lakırdıların sahibi olan yalan virtüözünü aradım. Yok. Pudraşeker gibi serpiştiren karın altında, küresel

ısınmaya sebep olabilecek bir doğal afet. sigara yakıp peşinden caddeye kadar yürüdüm. Sünger sarısı, ıslak bir taksi durdurup, yarasa pislikleriyle dolu arka koltuğa oturdum. 116 GICIRBEY Siperdeki Zürafa Beyin harika bir organ; sabah kalktığınız anda çalışmaya başlıyor ve ofise gidinceye kadar da durmuyor! [ROBERT FROST, 1874-19B3] Hayata atılır atılmaz bahtım karardı, talihim köreldi; feleğin sillesini, kaderin tekmesini yedim. Tarantulalar iki buçuk yıl yiyeceksiz yaşayabilirler. Bildiğim bir şey varsa, tarantula değildim. Hafızasını kaybetmiş bir Mecnun gibi metropolün çöllerinde yaz kış iş aradıktan sonra, nihayet Girift-Ar adlı araştırma şirketine kabul edildim. İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi'ndeyken, iş görüşmelerinde beden dilinin önemini vurgulayan bir derse devam etmiştim. Sizi işe alma yetkisine sahip kişinin görüşme esnasında esnemesi, burnunu kaşıması, sağa ya da sola bakması, boynunu kütürdetmesi, alnını kırıştırması, dudaklarını yalaması, kaşlarını kaldırması, kulağını karıştırması, yakasındaki hayalî tozları silkmesi, başını yana eğerek dinlemesi, ellerini ıı<> ensesinde kenetleyerek geriye yaslanması, dirseği sizi gösterecek şekilde kolunu bükmesi, ayakuçlarının size ya da başka bir yere dönük olması... hepsinin bir anlamı var. Her kımıltı, her nefes, her mırıltı tıka basa dolu bir mesaj fıçıcığı... Bütün bu zırvalar yüzünden diyaloglar düelloya dönüşüyor. Beden dili, ilkelliğin daniskası. Mağara dönemine dönüş yolunda atılmış bir kulaç. Fakat ne yapalım ki, iktisat teorilerinin, finans bilmecelerinin, borsa büyülerinin geçerli hale gelmesini mümkün kılan bataklık jimnastiğinden kaçış yok. Ayrıca, dönemin güzellik telakkisine uygun tiplerin işe alınma ihtimali daha yüksek. Nicole Kidman'a ya da Tom Cruise'a tıpatıp benzemek mesela, kayda değer bir avantaj. Ayakkabıyla şapka arasındaki boşluğu, boyası cilası yerinde, üzerinde özenle çalışılmış, yağsız bir bedenle doldurmak gerekiyor. Statü göstergesi aksesuarlarla averaj sağlamak mümkün. Saat, çanta, cep telefonu... Ünlü markalar, sihirli sözcüklerin yerini tutar. Yani mülakatta dalkavuk dakikliği, soytarı enerjisi, cariye hassasiyeti türünden meziyetlere sahip olduğunuzu açığa vurmanız lazım. Ancak o zaman banknotların kağıt gemisinde forslu forsalar safına katılabilirsiniz. Bir de, karşınızdaki kişinin üzerindeki renklerde giyinmek, otomatik bir duygusal sıcaklık doğurur. Tabii ki kural haline getirilmiş hilelere bağlı kalınarak oynanan oyunda da mızıkçılık yapılabiliyor. Her neyse, Girift-Ar'a özgeçmişimi postaladıktan dört gün sonra, bana mülakat için randevu verildi. Girift-Ar’ın personel müdürü Selçuk Lulu'nun, şirketin internet sitesindeki fotoğrafını inceledim; zevksizlik nişanı, sarı puanlı, siyah bir kravatı vardı. Aynısından bir tane satın aldım. Risk, kokusuz bir gazdır: Söz konusu kravat, Selçuk Lulu'ya, otoriter kaynanası tarafından hediye edilmiş olabilirdi. Adamın, gözüne girmemi sağlamasını umduğum iple beni boğmaya kalkmayacağının garantisi yoktu... Görüşme günü beyaz çizgili açık mavi kravat takmış olan Selçuk Lulu, son yıllarda duyduğum en güzel cümleyi kurdu: "Pazartesi gel başla." Beni koridorun sonundaki merdivenin başına kadar yolcu etti. El sıkıştık: "Kravatın, çok güzelmiş?" "Sadece bir kravat işte." "Aynısından bende de var, Roma'dan almıştım."

26

"Ben de Fehmi'nin 8,5 filminde Marcello Mastroianni'nin boynunda görmüştüm..." "Ciddi misin?" "Evet, ama film siyah-beyazdı." Pazar gecesi çok acayip bir rüya gördüm. Rüyalar, alınyazımızın ayrılmaz parçalarıdır: Kafam kopmuştu ve kadın-erkek, yaşlıgenç karışık iki takım, kafamla top oynuyorlardı. Bense, beni aralarına aldıkları için onlara minnettardım. Oyuncuların yüzünü tam seçemiyordum, fakat Selçuk Lulu'yu netlikle görebildim, çünkü bana kafa atarken göz göze geldik ve ona gülümsedim. Topuklu kırmızı ayakkabılar, terlikler, kramponlar, çizmeler, takunyalar, iskarpinler, sandaletler... tarafından tekmelendikçe sevinçten havalara uçuyordum... Pazartesi, sabahın köründe kalkıp ışık hızıyla hazırlanırken, rüyamı düşündüm. Aslında yirmiiki çift ayakkabı görmüştüm ve bunun sebebi de herhalde, babamın kunduracı olmasıydı. Belki de benim için kariyerin sembolü ayakkabıydı... Elimde çanta, dörtnala, Girift-Ar'a vardığımda şoke oldum. Şirket binası olan tripleks villa, kibrit çöplerinden yapılmış bir ev maketi gibi yanıyordu! İstikbalim kundaklanmıştı. Siperdeki zürafa kadar savunmasızdım. İtfaiyeciler, ağzından alevler saçarak can çekişen bir ejderhanın son arzusunu yerine getirmekle görevliydiler sanki. Yıldırımla ikiye bölünmüş yanan bir çınarı beyhude sulayan depresif bahçıvanlar... Etrafta telaşlı, şaşkın, ağlamaklı bir kalabalık. Beyaz bir Peugeot'dan fırlayan patron Gaffar Girift, önce elleriyle yüzünü sıvazlıyor, sonra fırtınaya tutulmuş bir kaptan gibi gırtlağını yırtıyor. Yangın seyircilerinden kimileri, çalan cep telefonlarını açıyorlar. Onları işitemiyorum, fakat "Şu anda konuşamam, ben seni sonra arayayım, hayır banyoda değilim..." filan dediklerini tahmin ediyorum. Simsiyah duman, katrana bulanmış bir pelerin gibi dalgalanarak yükseliyor. Yangının derinliklerinden gelen patlama sesleri, çatırtılar, gürültüler... çevredekileri derinden etkiliyor. Uzaktan uzağa, Selçuk Lulu'yla göz teması kuruyorum. Bakışları, iri puntolarla dizilmiş bir ölüm ilanı kadar okunaklı. Orman fazla vahşileşince, yangın kaçınılmaz olur. Girift-Ar'daki yangın, muhtemelen bir sabotajdı. Genel seçimleri Performans Ve Azim Partisi'nin açık ara kazanacağını duyurduklarında, medyada alay konusu olmuşlardı. PAP'ın galibiyeti, Girift-Ar’ın da zaferiydi. PAP iktidarda olduğu halde, Girift-Ar'a diş bileyenler hücuma geçebilir miydi? Bilmek zor. Belki de sadece elektrik kontağından kaynaklanıyordu yangın? Beş parasızdım. Handiyse, cehennemde işbaşı yapmaya razıydım, gelgelelim alevler beni gerisingeri sokağa püskürtmüştü. Kendine acımaya başlamanın getirdiği rehavet içinde sürtüyordum. Bir çocuk parkında, çürük bir bank'a iliştim. Yanıma, tozlanmış çalı sakalıyla bir ihtiyar oturdu: "Neyin var evlat? Karadeniz'de gemilerin mi battı?" Demek somurtuyordum. "Yooo, ben iyiyim efendim." Aslında evet, atlamayı umduğum gemi yanmıştı, biletim yanmıştı fakat dert yanmaya niyetim yoktu. 122 ihtiyarla biraz lafladık. Bana enteresan bir hikaye anlattı: "Dervişin biri, işine bir göl kıyısından geçerek gider gelirmiş. Minik bir balık, her gün dervişe ağlayarak yalvarıyormuş: 'Hey, adamım! Bana suyun dışında yaşamayı öğret. Gölde çok sıkılıyorum. Görüyorum ki karada hayat çok daha güzel, yap bir babalık!' Derviş 'Güzel kardeşim, göl küçük olabilir, ama hiç de fena bir yer değil, haline şükretsen a?' dese de, balığa dinletememiş. Balıkçık, iki gözü iki çeşme, dervişe dil döküyormuş. Nihayetinde derviş, balığın ısrarlarına dayanamamış. Önce birkaç saniye, sonra birkaç dakika, derken saatlerce suyun dışında durmaya alıştırmış onu. Zamanla, balık, dervişin evinin bahçesinde rutubetli bir yerde, çiçek tarhında ikamet eder olmuş. Ne vakit ağzını açsa gülerek 'Oh be, dünya

varmış' diyormuş. Birgün, büyük bir sağanak bastırmış, bahçeyi sel almış ve balıkcağız boğulmuş." Parkta ihtiyarla birer çay içtik. Karnım zil çalıyordu fakat iştahım yoktu. Boğulan balık hikayesi ve çay için ihtiyara teşekkür edip ayaklandım. Ellerim ceplerimde, birkaç blok yürüdükten sonra, karşıdan karşıya geçerken kırmızı bir araba olanca hızıyla bana çarptı! Güm! Fiyyuuuv! Havalanıp çimlerle kaplı bir yere düştüm. Hâlâ İstanbul'da mıyım diye etrafa bakındım. Sol baldırım ezilmişti, böğrümde böğürtücü bir sancı vardı. Her şeyi sanki bir duş perdesinin ardından görüyordum. Hızla uzaklaşan kırmızı otomobili zar-zor seçebildim. Ağır ağır doğruldum. Bir düzine araba, çantamın üstünden geçti. Egzoz dumanına batmış bir akasya fidanına tutunarak ayağa kalktım. Elimde kendi kanım desenler oluşturmuştu. Yutkununca bir dişim mideme yuvarlandı. Pantolonumun sol paçasında derin bir yırtmaç. Kanlı elimle arabalara 'dur' işareti yaparak çantamı asfalttan söktüm. Sürüne sendeleye evin yolunu tuttum. Çetenin Son Nefesi 123 filminde başrolü kapmıştım. İnsanlar beni görünce irkilerek geriye çekiliyorlardı; bir bankanın vitrin camında kendime bakınca onlara hak verdim. Savaştan yeni çıkmış yaralı, terli, aç bir ata benziyordum. Dairemin merdivenlerini dört ayak üstünde tırmandım. Anahtarı deliğe denk getirene kadar epey uğraştım. Son gücümle kapıyı açtım ve eşikten içeriye yığıldım. Gördüğüm manzara, gerçekten bayıltıcıydı: İki gün önce satın aldığım eşyaların yerinde yeller esiyordu. Soyulmuştum. Tavandaki demir kancadan sarkan ipin ucuna bağlı kafesteki papağanım Huduni sersem sepelek bakınıyordu ve komşumuz Ruhiye Hanım'ın torunu Kevser'in boğazı kesilmiş cesedi holde kanlar içinde yatıyordu. Bir de boş, metal bir yemek tabağı... Parktaki ihtiyarın sözünü ettiği balık misali, alınyazımın kızıl mürekkebinde boğuluyordum. 124 100 yıl önce.. II. Abdülhamid, Sherlock Holmes vartasını nasıl atlattı? [Huduni] (Tarayanın Notu: Kitabın bu bölümü çizgi roman şeklindedir. Tarayıcıyla anlaşılır şekilde taranamamıştır. Çizimler, konuşmalarla bir bütün teşkil edecek şekilde tasvir edilmiştir.) “SULTAN ABDÜLHAMİD HÂN-I SÂNÎ GELİYOR!!. ” …MARANGOZUN BACISI CEMİLE SULTAN, YUMURTADAN ÇIKTIĞIM GÜNDEN BERİ BANA BU CÜMLEYİ EZBERLETMEYE ÇALIŞMIŞTI… BEN “SULTAN ABDÜLHAMİD HÂN-I SÂNÎ GELİYOR” DER DEMEZ, BİR AVUÇ KABAK ÇEKİRDEĞİ KONUYORDU ÖNÜME. O ZAMANKİ AKLIMLA, BU LAKIRDIYI, KABAK ÇEKİRDEĞİ' ISMARLAMANIN YOLU SANIYORDUM... (MARANGOZDAN KASIT SULTAN II. ABDÜLHAMİD’DİR.) HENÜZ ONBİR AYLIK, UFARAK BİR PAPAĞAN İDİM... CEMİLE SULTAN, NURHAYAT HANIM VE İSİMLERİNİ BİLMEDİĞİM MÜSELLAH İKİ ADAMLA BİRLİKTE ALEMDAĞDAKİ KÂŞANEDEN FAYTONLA ÜSKÜDAR RIHTIMINA, ORADAN KAYIKLA BEŞİKTAŞ’A, ORADAN DA YİNE FAYTONLA TARABYADAKİ ÇİFTLİĞE GİTTİYDİK... (SULTAN, NURHAYAT HANIMA...) “KAKADUNUN KAFESİNİ ÖRT, AĞABEYİME SÜRPRİZ OLSUN…”

27

(SULTAN ABDÜLHAMİD KUCAĞINDA ÇOK SAYIDA BASTONLA ODAYA GİRER.) “SAFALAR GETİRDİNİZ HEMŞİRE HANIM!..” 127 CEMİLE SULTAN TEPEMDEKİ ÖRTÜYÜ SIYIRINCA AVUCUNDAKİ KABAK ÇEKİRDEKLERİNİN ŞEREFİNE SEVİNÇLE HAYKIRDIM… “SULTAN ABDÜLHAMİD HÂN-I SÂNÎ GELİYOR!!! ” 1904 SENESİNİN İLKBAHARIYDI. AYLARDAN RAMAZAN. BEN HARİÇ, PADİŞAH DAHİL HİÇ KİMSE GÜN BOYU BİR ŞEYCİK YEMİYOR, İÇMİYORDU. “DESTUR!.. BU KUŞ DA NEDİR HEMŞİRE?..” “ZÂT-I ÂLÎNİZ, YILDIZDA MÜNZEVİ BİR HAYAT SÜRÜYORSUNUZ. BU KÜÇÜK KUŞ SİZİNLE BİR ÇİFT KELAM ETMEKLE HAFAKANINIZI BERHAVA EDER GÖNLÜNÜZÜ KASAVETTEN AZADE KILAR KANAATİNDEYİM. ELBETTE KABUL BUYURURSANIZ AĞABEYCİĞİM…” (PADİŞAH, MÜTEMADİYEN ŞAŞKIN GÖZLERLE ETRAFA BAKINMAKTADIR. O SIRADA İÇERİ GİREN BİR GÖREVLİYE: ) “BU ASALAR, YEDİ SENE EVVEL YILDIZ’I TEŞRİF EDEN, YUNAN HARBİ’NDE AYAĞINI KAYBETMİŞ MALUL GAZİLERE HANELERİNDE TAKDİM EDİLE…” “İSMİ NEDİR BU MEYMENETSİZİN?..” - HAŞMETMEAB, FAKİRE MÜNASİP BİR İSİM BAHŞEDER DİYE DÜŞÜNMÜŞTÜK.?. - MADEM ÖYLE, HUDUNİ OLSUN ADI. LÂKİN BENİM, KUŞLARLA BAŞIM HOŞ DEĞİLDİR HEMŞİRE. HELE Kİ BU GİBİ MÜTECESSİS, TEPESİNDE ŞEYTAN TÜYÜ, GAGASINDA LAF TAŞIYAN KUŞLARDAN HASSATEN İCTİNAB EDERİM… - AŞKOLSUN AĞABEY, ZAVALLININ ÇAŞITLIK EDECEK HALİ YOK A?.. HEM ARTIK ONUN İSİM BABASISINIZ. HUDUDİ PEK LATİF, PEK ALA!.. “ HUDUDİ DEĞİL CEMİLE, HUDUNİ; MEŞHUR BİR GÖZBAĞCI, STANDARD MAGAZİNE NAMLI ECNEBİ MECMUASINDA TESADÜF ETMİŞTİM… SİZ BİR NEBZE İSTİRAHAT BUYURUN, İFTAR SOFRASINDA TEATİ EDERİZ BU MEVZUU!..” “AH BENİM TALİHSİZ KUŞUM, BîKES Mİ KALDIN?..” (CEMİLE SULTAN, KUŞCAĞIZIN GÖNLÜNÜ ALMAK, ONUNLA BİRAZ MUHABBET ETMEK İSTEMİŞ OLSA GEREK Kİ; KAFESİN KAPISINI HAFİFÇE ARALAR İKEN KUŞ BİRDEN UÇUVERİR. CEMİLE’Yİ DE KORKUTARAK TABİİ. DOĞRU BAHÇEDEKİ CEVİZ AĞACINA YÖNELİR.) KOPARDIĞIM CEVİZİ AĞIZ TADIYLA YİYEBİLMEK İÇİN (AĞACIN DALINDAN) HAVALANIP EVİN GENİŞ PERVAZLI PENCERELERİNDEN BİRİNE İNDİM… BİR YANDAN CEVİZİMİ YERKEN BİR YANDAN DA İÇERİDE, MARANGOZLARIN SULTANI ABDÜLHAMİD’LE FARFARA BİR ADAM ARASINDAKİ KONUŞMAYA KULAK KABARTTIM… “…MİSAFİRİNİZİN SİR ARTHUR CONAN DOYLE’UN MAKSADI AŞİKAR. SARAYI TEDKİK, ZÂT-I ŞAHANENİZİ TAHLİL EDİP OSMANLI SARAYINDA CEREYAN EDEN BİR SHERLOCK HOLMES SERGÜZEŞTİ KALEME ALACAK…”

“NELER SÖLÜYORSUN KİRKOR EFENDİ?.. MİSTER DOYLE HANEMİZDE ESRARENGİZ CİNAYETLER TAHAYYÜL EDİYOR ÖYLE Mİ?! “AYNEN ÖYLE… ÜÇ İHTİMAL VAR… DEVLETLU PADİŞAHIMIZI YA KÂTİL, YA DA MAKTUL VEYAYUT MAZNUN OLARAK TASVİR EDECEK MUHAKKAK…” (BİR YANDA JURNALCİNİN İŞİN ASLINDAN KENDİSİ DE ANLAMAMIŞ OLDUĞU BELLİ SAF VE BİRAZ KORKULU BAKIŞLARI, DİĞER YANDA SULTANIN KARA KARA DÜŞÜNEN..) (PADİŞAH İÇİNDEN: ) “…DEHŞETLİ GÜZEL YAZIYOR KAFİR…” “LONDRA’DA BİR NÂŞÎRLE MUKAVELE DAHİ İMZALAMIŞ! MAAZALLAH, EFENDİMİZ HAKKINIZDA BÜHTAN CÜMLE CİHANA İNTİŞAR EDER, AYYUKA ÇIKAR!..” “VAKTİYLE JULES VERNE DE İSTANBUL’DA CEREYAN EDEN MUHAYYEL VAKALARDAN MÜREKKEP BİR KİTAP NEŞRETTİYDİ… İNSAF ETMİŞ, SARAYA İLİŞMEMİŞTİ… KİRKOR EFENDİ, BEN ŞU İHTİYAR HALİMLE SHERLOCK HOLMES MÜELLİFİYLE AŞIK ATAMAM. İYİSİ Mİ BİR MAZERET BEYAN EDELİM MİSTER DOYLE’A; ALTIN VE MUHTELİF HEDİYEYLE TALTİF EDİP UĞURLAYALIM…” “EMREDERSİNİZ PADİŞAHIM…” (AZ SONRA) “SULTANIM, ESNAFTAN BİR ZÂT HUZURA ÇIKMAK İSTER…” “KİMMİŞ?” “MÜNTEKİM EFENDİ DERLER, CİVARDA BİR AYAKKABI DÜKKANI VARDIR…” “NE İSTİYORMUŞ?” “HİÇ…” “ACAYİP! GELSİN HELE…” (DERVİŞ KILIKLI BİR ADAM, ELİNDE KÜÇÜK BİR ÇIKINLA GÖRÜNÜR. ÇIKINI AÇIP İÇİNDEN BİR ÇİFT AYAKKABI ÇIKARIR, PADİŞAHA UZATIR. : ) “KABUL BUYURUN EFENDİM!...” (PADİŞAH AYAKKABIYI ALIR, İNCELER : ) “EN SEVDİĞİM RENK… DEVE TÜYÜ. BU SÜRPRİZ İKRAMINIZI NEYE BORÇLUYUM MÜNTEKİM EFENDİ?..” “BİZDE ADETTİR HÜNKARIM. KOMŞUYA İHTİRAMDA BULUNULUR…” “43 NUMARA, TAM AYAĞIMA GÖRE!..” “AYAĞINIZDA PARALANSIN SULTANIM…” “KILIĞINA BAKILIRSA BEKTAŞİ’SİN KUNDURACI…” “EVET, ÇARIKLI BABA’NIN EHLİNDENİZ. ZÂT-I ÂLİNİZİN ŞAZELİYYE’YE İNTİSAB ETTİĞİNİZİ İŞİTMİŞTİK…” “LAKİN BİZİM TARİKE REVAN OLANLARIN MUAYYEN BİR KIYAFETİ YOKTUR…” (BU ARADA AYNI KARENİN İÇİNDEN BAŞLAYAN ÇİZİMDE, DİĞER TARAFTA, BAHÇEDE HUDUNİ’Yİ YAKALAMA ÇALIŞMASI DEVAM ETMEKTEDİR: ) “BULDUM! İŞTE ORADA! CEVİZİN YUKARISINDA!!!” (ORDAN ORAYA KAÇAN HUDUNİ, SONUNDA SEVGİLİ SAHİBESİNİN OMUZUNA KONUVERİR. TABİİ ORADAN DA KAFESİNE..) (CEMİLE SULTAN’IN YANINA GELEN GÖREVLİ: ) “PADİŞAHIMIZ EFENDİMİZ KUŞU HUZURA İSTİYOR…”

28

Churchill uzmanlarından James Humes.. Niyeti.. Arada bir. Bir ayağım çukurda. pişmiş sebze de yiyorum: Nefis. KUŞ.. uyukluyordum. buğday. Dile kolay. büyü bozar. Huduni.. kıvırcık. Babaannemin hesabı belli: Kenan bu büyülü yemekleri yiyip bana vurulacak. Eskiden sık sık aktarlara giderdi. yemeği Kenan'a götürmemi tembihlemişti.. PADİŞAHLA AYAKKABICININ BULUNDUĞU ODAYA GÖTÜRÜR. O. beş para etmez. Şimdi ihtiyacı olan malzemeyi bana ısmarlıyor. fal bakar. Onbir aylık bebekken felç geçirmişim. söylemesi ayıp.. fakat benden kaçmaz. II. Kıpırdamıyorlar. ben daha bebekken. Mobilyaları kemirmeme bozulur. içini gagamın ucuyla ağzına atıveririm. onun sebze yemeklerine de bayılıyorum. cebinde bulduğu bir kabak çekirdeğini çitledi. göğüs kanseri. üzerine yumurta kırıp karıştırdıktan sonra servis yapar." Şapırt. haşlanmış tavuk. Beni düzenli olarak veterinere götürür. kocaman bir kafes satın aldı. Ben bir şemsiye kakaduyum [cacatua alba]." Gıcırbey kahvaltıdan sonra tıraş oldu.. Koşamıyorum... Neden? Allah biliyor. donakaldılar. vallahi çok üzüldüm" demiştim de. uzayan kanat tüylerimi. gagamı törpülettirir.) (SULTAN. badem ile beslerim. darı. Haftada bir. Dördü de bana bakıyordu. ” (DİYE BAĞIRIR. Kevser'in yemeklerini yemiyor. başlarında şapkalar vardı. Kendimi tutamadım: "Sultan Abdülhamid Hân-ı Sânî geliyor!" Mutfağa yönelen Jilet. fıstık ile. Sol bacağım çok zayıf. Gıcırbey.. Erkeğin kalbine giden yola mayın döşemek [Kevser] Babaannem duysa.. Babaannemin ilaçları olmasaydı. oradan da hiç görmediğim anavatanıma. Kösele ve tabii Şapırt. Üzerime rehavet çökmüştü. Nasıl desem. ıhlamur tozu ve dulavratotu katıp çok eski bir dua okuyor. Churchill'in papağanı hâlâ Hitler'e küfrediyormuş! İngiltere'nin eski başbakanı Winston Churchill'in [1874-1965] papağanlarından biri olan ve bu yıl 104 'üncü yaşını kutlayan Charlie. Bazen de. Artık yaşlandım. ben dün geceden beri açım. Dakikalar süren saniyeler boyunca. Annemle babam. bilhassa çam dalına bayıldığımı bilir. Eve torbalar dolusu ot. envai çeşit baharat.." Kabuğu kırıp. eşyaları yiyecek gücüm kalmadı zaten. bana hizmette kusur etmiyor. beni öldürür. sen Kösele'yle birlikte oturma grubunu taşı. içtiğim suya vitamin katar. kravatını taktı. Kevser'e de. Ne de olsa. Hitler ve Nazilere. yemeğe gizlice yılan yağı. beni kafese koyup tüydü. Kalender kadındır. Bu sesi tanıyorum. kapıya kıyamıyormuş gibi tıklatıyor. hep bana veriyor. Babaannem. bari birşeyler yeseydik. Evi kolaçan ettikten sonra ağızlarının suyu akarak eşyaları incelediler. İçinde ayna ve yedi halkalı bir çıngırak var. Cinci Ruhiye dediniz mi herkes tanır. Yemek kabımı her gün yıkayıp temizler. Kenan'ın midesinden kalbine giden yola mayın döşemek. sahibinin kendisine öğrettiği gibi hâlâ Adolf Hitler ve Nazilere küfrediyor. az etli pirzola. Ara sıra yüksek sesle gazete 139 okur. hiçbirimiz kıpırdamıyoruz. Kanatlarımın altına erkek deodorantı püskürtür. fıstık. "Radar. kuşu da götürecek miyiz?" 140 Jilet: "Baksana. Böylece ben de şu sakat halimle bir yuva kurabileceğim. Şapırt'la ben de buzdolabını indirelim. yulaf. Babaannemle baş başa kalmışız. Babaannemi. Kimseyi felakete sürükleyecek büyüler yapmaz. Kenan'ın annesi Güllü Abla hasta. Sürekli konuşur benimle. Gıcırbey ailesine padişahın yadigarıyım.." Jilet: "Uyuz çakal. ama Charlie sayesinde fikirleri hâlâ aramızda" ifadesini kullandı. şofben zehirlenmesinden ölmüşler. bir keresinde ona "Ah Güllü Abla. Churchill'in karakteristik ses tonuyla sövüyor. şarkıdaki gibi ben onu "fındık ile. yüz yaşındayım. Liseden sonra okumadım. sonra da benimle evlenecek. Hapşıracak olsam. koltuk değneğine ihtiyacım yok. bela mısın ulan sen? Burada işimiz bitince patlayana kadar yersin. Bazen çocuk mamasına peksimet doğrar. kabak çekirdeği. Gene yemek getirmiş olmalı. Bin çeşit kocakarı ilacı bilir. Gıcırbey'in yardımıyla yıkanırım. gelen kesinlikle Kevser. belki yatalak olacaktım. at yağından yapılmış sabun gibi temin edilmesi zor siparişlerini bulup getiriyorum. Churchill. Charlie'nin İngiltere'de yaşayan en yaşlı papağan olduğu belirtiliyor. tırnaklarımı kestirir. Taze dallara. nedendir bilmem. Son günlerde. laf anlamıyor musun?" Radar ve Kösele üç kişilik koltuğu iki ucundan kavradılar. neredeyse dedem yaşında.. gündüz vakti.. Gıcırbey daha dünkü çocuk. PADİŞAHI VE ELİNDEKİ KABAK ÇEKİRDEKLERİNİ GÖRÜR GÖRMEZ: ) “SULTAN ABDÜLHAMİD HÂN-I SÂNÎ GELİYOR!. üçlü koltuğu yüklenmiş Radar. Eski başbakanın 1965'te ölümünden sonra. 141 Müthiş bilgilidir. Senede iki kere yuttuğum koyu kırmızı birtakım haplar beni ferahlatır. Dört tane leş kargası içeri daldı. gönlüm Müntekim'de. Endonezya'ya vınlasak!. BU MACERANIN SONU  ) (Tarayanın Notu: Çizgi roman burada sona erdi. dilimlemiş elma-armut. dedim ya. Kafesimi sık sık temizler." "Tamamdır. Fakat çok şükür.. deney hayvanları yetiştirilen bir laboratuarın sahibi Peter Oram tarafından satın alınan Charlie hakkında. Keşke ben de onu sırtımda taşıyabilsem. ihtiyar kalbim pır pır ediyor. Ben. Gıcırbey bana yeni. Tam o anda kapı vuruldu: "Tak tak!" Hırsızlar iyice aptallaştılar. Charlie'yi 1937'de satın almıştı. Kapının sesiyle uyandım. 'Nanay Nakliyat' yazılı turuncu işçi tulumları. İncecik parmaklarıyla..) 137 Sahibini Omzuna Konduran Kuş [Huduni] Müntekim Efendi'nin torununun oğlu ve de adaşı Müntekim Gıcırbey. Esmer Kösele: "Patron. ayçekirdeği. Ondokuz yaşındayım. masal kuşları gibi uçarak Anadolu'da şehir şehir gezdirsem. Gıcırbey eve gelir gelmez beni salıverir. dünyada olup biteni öğrenirim: "Bak. İnsaflı kadındır." "Jilet. Üzerlerinde. yağlar taşırdı. sol memesini kesip aldılar geçenlerde..(KUŞU ALIR." "Kafamı bozma Şapırt. Gebermedin ya!" Şapırt dedikleri şişko patates bana doğru yaklaştı "Ben en iyisi şu papağanı beş dakkada kızartıp yiyeyim. kızarmış balık. KAFESİ KUNDURACIYA UZATIR) “AL BAKALIM KUNDURACI BİRADERİM… BU DİLBAZ KUŞ ARTIK SANA EMANET…” (BU SON KAREDE KAHRAMANLAR SİLÛET ŞEKLİNDE ÇİZİLMİŞ.. kurbağa gözü. Fındık. Ben ne yapıyorum? Müntekim'e getiriyorum. Yürürken aksıyorum. çantasını hazırladı. Daily Mirror gazetesindeki haberde. hemen odayı ısıtır.. Babaannemin yarasa tırnağı. Polio sekeli dedikleri bedensel arızayla yaşamaya alıştım.. nefes almıyorlar. Her türlü hastalığa şifalı terkipler hazırlar. Hırsızların gözleri sağa sola kayıyor. birtakım şuruplar. O da beni omuzlarında taşır. Dünya Savaşı'nın kahramanlarından biri olarak kabul edilen Charlie. Onu görünce. ağızlar açık. sonra yemek. Jilet'e bakıyorlar. önce iş. duş aldı. Jilet de onlara bakıyor.. ceviz. "Belki Churchill artık bizimle değil. tiril tiril giyindi. bana gülümseyerek "Dert etme güzel 29 . ben de keyifle yerim. Habis cinleri kovar. ve en sevdiğim içecek olan suyla besler beni.

Radar." "Çok naziksiniz Kevser Hanım... O. Radar ve Kösele. dönerci. gözüm büyüklüğünde yaşlar süzüldü.. Kevser! Yemek getirdim! Acele etmeyin.. Gören. onları sahiden ev taşıyorlar sanırdı." Bilse ki hepsini Müntekim'e taşıdım. bu kızın bir ayağı sakatmış.. Kevser'in başucuna çömeliyor. üçlü koltuğu yavaşça yere bıraktılar. kapıyı dinliyorlar.. Radar'a sataşıyordu: "Radar. Bakkallara. Andavallı Köyü'nün delisi gibi ötme. buzdolabını. enginar Güllügillere." Radar. Kenan'ın babası. yazıktır. şimdi de ölülere mi sarkıyorsun. yavşak!" Jilet: "Didişmeyin ulan. Gıcırbey'in evde olduğundan emin. Babaannem "Kız Kevser.. Kevser'in bu yılanların eline düşmesine izin veremem. bu cinayetin hesabını vereceksin!" Radar: "Jilet. savaş gördüm. aaagh.. o büyük kâsedeki aşureyi de Kenan'a. sevaptır. kitapları.. kız ne olacak?" Jilet: "Cennete gider herhalde?" Radar: "Sabah sabah elimizi kana buladık. Vazgeçti zannettiğim bir anda yeniden çalmıyor kapı. yemek tabağını dökmeden alıverdi kızın elinden. Banyo aynasında saçımı düzeltiyorum. evli barklı adamsın. Kenan. Konuşurken gözlerimin içine bakıyor. Tıktık: "Kapuska?" "Sevinçten ölebilirim!". Hüngürdeyerek Kevser'in saçlarım okşuyor: "Adın ne güzel kız. Bir-iki kere merdivenlerde karşılaştık. Fakat bence çok yakışıklı.". benim. Acaba benim geldiğimi anlıyor mudur? Ecelin paratoneriyle toprağa iletilen yıldırım aşkı [Huduni] Hırsızlar. çöp gibi ince. Annesi sönmüş mum gibi yatarken.. Müntekim bayram edecek.. zahmet etmeseydiniz. Sürpriz misafirin gitmesini umuyorlar. Biraz sonra geliyor: "Kevser'im. Zavallı Kevser neye uğradığını anlayamadan." "Tahmin edeyim. bütün kadınlar tabuta tek memeyle girer" demişti. Tak tuka: "Merhaba.. devrim niteliğinde!" Her defasında ayaküstü laflıyoruz.. Şapırt gene Radar'a çatıyor: "Yok yok." 145 Eşyalar nakledildikçe Şapırt'm harareti artıyor. Kenan'a türlü. Oturma grubunu. Radar. Şapırt.. "Kevser. komşuya ikram edilecek tabağı kaşla göz arasında babaannem hazırlıyor. "Kevser.ne?" Sonra Şapırt'a dönüp "Osuruk arkeologu gibi ne eşmiyorsun? Seni de kesip kızın yanma yetiştireyim mi dallama?" Jilet: "Çabuk olun. yazık. Bana o yemeklerden pişirirdin. bir çırpıda kapıyı açıp güzelim Kevser'i içeri çekti. Müntekim tek başına.." Şapırt. bir tabak bamya ayırdım. şimdi kızın peşine gelecekler. "Tek çizgili pijama giyiyor" dedikleri türden. Yüz yaşındayım. vah vah. bir tabak da size getireyim dedim. tuvalettedir. içimi eritiyor. bilgisayarı.". Fakat ne çare. benim onu aç karnına sevdiğim gibi sevsin beni...... Müntekim'in dairesinin eşiğine varıyorum. beni karafatmaya çevirir! 142 Pizzacı.... söyle bana. bana prensesmişim gibi eğilerek selam verdi.. Annesi ameliyat olunca izin aldı. karalahana?!" "Nereden bildiniz?" "Burnum çok iyi koku alır. kanlar içinde holün ortasına yığıldı. o zaman göreceksiniz ebenizinkini!" Bir tur daha. Tam bir centilmen. Gözlerimden." Namussuzlar. cips fabrikasında şoför. Görseniz. Tak tak. sen insan değilsin şiloz puşt! Nasıl kıydın ulan gencecik kıza?" Bu defa Şapırt Radar'a yakalanıyor.. Şapırt'ı yakasından tuttuğu gibi duvara mıhlıyor ve bıçağı gırtlağına dayıyor: "Senin o korkak kelleni ödlek bedeninden ayıracağım!" Kösele Radar'ı belinden kavrayıp geri savuruyor. "Radar. Gerçi. Uzun bir sessizlik daha. Tiki tikitak: "Peynirli kabak dolması?" "Gerçek bir mucitsiniz Kevser Hanım! Bu yemek. mutfaktaki çekmeceden bir koşu kaşık alıp yemeği çarçabuk yiyiverdi. halıları.. Kevser epey bekledikten sonra tekrar tıklatıyor.. Çok da güzel kızmış. isterim ki. Müntekim. başıyla Radar'a kapıyı açmasını işaret etti.. Yemekleri ben pişiriyorum. bir tabak semizotu da Güllügillere götür. beklerim ben!" Bu sözleri duyan Jilet. oğlum sen ne kuduruk.". Tik tik: "Bakla?" "Harikulade!". iç geçiriyordu. Şapırt. kıtlık gördüm. Kapıyı her zamanki gibi iki kere tıklatıyorum.. yemek çok leziz görünüyor. deprem gördüm fakat hiçbiri beni böyle sarsmamıştı. Kevserciğim hâlâ "Bekliyorum" diyor.. kırkından sonra. komşuluğumuzu bilelim" diyor.ktir git arabada bekle!" Şapırt. Kevser'in yanma uzanan Şapırt'm beline bir tekme sallıyor: "Ulan it.kızım. Jilet: "Az daha açlıktan zıbarıyordun ha. Cellat Radar. ağlaya ağlaya olduğu yere.. benim şövalyem. ne taharetsiz çakalmışsın!" Radar: "Kes ulan püsküllü kancık. marketlere minibüsle cips dağıtıyor. Ben de öyle umuyorum... Besbelli az yiyor. masayı. Jilet Şapırt'm çenesine okkalı bir yumruk çakıyor: "S. Bir defasında alışverişten dönüyordum. Güllügillere. pisboğaz pezevenk!" 30 . İş de bulamadı. pırasa sevilmez mi?". Kenan'a götür bir tabak. gencecik bir kızla kaçmış. Öteberiyi mukavva kutulara doldurarak taşıyorlardı. kalbi aşkla çarpsın.".. Elini kızın boynuna 144 doladı! O esnada Şapırt. söylemedi deme. Seni evimin kadını yapardım. pideci. Kim bilir kızın aklından ne geçiyor? Galiba.. Ühü ühü. ne diyor bu i.. tezgahın üzerinde. belinden kocaman bir bıçak çıkardı. 143 Mercimekli pazı topları pişirdim bugün.." Kösele: "Patron. banyoda ellerini ve bıçağını yıkadı. "Kevser. kitaplıkları. O hayvan sana kıydı mı birtanem. yemek ayağına geldi!" Şapırt. Tüysek mi Jilet?" Jilet: "Gevezeliği bırakın da işimize bakalım artık. Bir daha da haber çıkmamış heriften. Allah'ın belası Radar. bizim sülalede âdettir. haydi. çıkar birazdan sanıyor. zaten besili ve [Allah günah yazmasın] bastıbacak olan Kenan günden güne kilo alıp şişiyor."Pırasa sever misiniz?" "Ne demek." "Peki babaanneciğim" deyip mutfak masasının üzerindeki tabağı kaptığım gibi koşarcasına alt kata. ikiniz de Kösele'nin gübre dolu lırnağı etmezsiniz. Gıcırbey'in yepyeni eşyalarını katır gibi hızla taşıdılar. kızcağızın boğazını kesti! Güzelim Kevser'in cansız bedeni. o çocukcağız yemek de pişiremez. her defasında Kevser'e bakıyor. banyodadır. ulakları akşama kadar motosikletle Kenan'ın siparişlerini naklediyorlar. Midesi aşkla kasılacağma.". Kevser'i ayak bileklerinden tutup duvarın dibine sürükledi: "Ya... Yemeklerimi yedikçe bana muhabbeti arttı. Yazık oldu. neden daha önce rastlaşmadık ki. ağzındaki son lokmayı çiğneyerek "Ne yemeği olduğunu anlamadım ama harbiden nefismiş. Aşk yalnızca sağlam vücutlu ve tok karınlıların mı tekelinde? Yalvarırım "Hayır" deyin!. "Kevser.. Var gücümle ötmeye başlıyorum: "Uzaklaş! Gelme! Geri dön! Kaç! Haydi! Çabuk ol!" Zamane kızları meraklı ve ısrarcı oluyorlar: "Müntekim Bey.. bu hileli aşlara hiç lüzum kalmasın. Babaannem rahat rahat aşk tabağı hazırlayabilsin diye mutfağa yaklaşmıyorum. Tok tok: "Karnabahar pişirdim. poşetleri taşımama yardım etti. hamarat kızmış. Onu sevinirken görmek.

bu sözlere sert bir tekmeyle cevap veriyor. kendi patlayan dışkılarıyla sonsuza dek lanetlenmiş vaziyette. Şebnem. gürültülü bir biçimde altına kaçırışını kasdediyordu.si!" diyor.. Namık Mıknatıs'm televizyon fabrikasına sözleşmeli işçi olarak girmişti. akvaryumdaki çiçek gibi duran Şebnem: "Namık Mıknaüs'tan. Radar'dan beter halde eşikten içeri yuvarlanıyor. o reytingi yüksek kıçı paparazziler tarafından kuşatılacak. alnı kakayla lekelenmişti. Şapırt birdenbire ayağa fırlayıp Radar'a girişiyor. hiyye sea uhevua?" Sertçe koparılan bir gelincik gibi irkilmişti. Sorumu tekrarladım: "Heebe. tarih okumuştu. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde tedavi altına alındı. onun karşısına telefondaki 'intikam işçisi' olarak çıkmayabilirdim. yalpalıyordum.spu çocuğu! Sen aşkı ne bilirsin. Şebnem Şibumi. çünkü.. Gömleğimden birkaç düğme çözdüm. Bir yıllık sözleşme süresi dolmuştu. kadınlara göre altı kat daha fazla olduğudur.. Stendhal sendromuna yakalandığım. Bildiğim bir şey varsa. reklam yıldızı. Kollarımı geriye doğru açtım. Baharı fetheden ordunun sancağı gibi dalgalanan elbisesi karşısında hazırola geçiyorum. Olaydan "kaza". kapitalizm tarihine adını b. işin doğrusu şifayı kapmış. Artık. kalbimin etrafında ışık hızıyla dönerek hacı olduğum gün. hiyye sea uhevua?" Gözleri korkuyla irileşmişti. Galiba bu kıza vurulmuştum. Son eşyaları da sırtlayıp götürüyorlar. Sistemi. Beni işten attı. bacaklarımı çarpıttım. Nedense. Radar'm karnına oturup çenesine. Çöle düşen ilk yağmur damlasını duymanın heyecanı içindeyim. Dönüyor." "İyi olur!" "Bakın bu konuyu tekrar. mabadını fena üşütmüştü. Arkası. Olayın farklı açılardan çekilmiş görüntüleri internet ve uydu aracılığıyla buzullara. 35 bin kişiye bir tek bilgisayarın düştüğü Afrika kasabalarında bile. Trilyonlar ödese. teknoloji fuarında kıçıyla yaptığı unutulmaz açılış konuşmasından söz ediliyor. Uluslararası Teknoloji Fuarı'nda yaptığı açılış konuşması sırasında aniden rahatsızlanan Namık Mıknatıs'm ardına büyük bir psikolojik bunalım yaşadığı açıklandı.kik öküz?" "Sus or. Şebnem Şibumi ani bir kararla sağ yanağıma bir tokat patlattı. Omzuna dokundum. derin bir nefes aldı: "Saati mi soruyorsunuz?" Evet anlamında "Ehuvva.. Onun etlerini kanına doğrayacağım! "Sayın seyirciler.. Kibarlığı ve pişkinliği harmanladım: "Sol tarafa vuracağınızı düşünmüştüm" dememle sol yanağıma da şamarın inmesi bir oldu. Suratı kana bulanmış olan Radar yattığı yerde inliyor. burnuna. Bay Mıknatıs vakasıyla yeterince uzaktan da olsa sıkı sıkıya alakalı. ne için intikam almak istiyorsunuz?" Telefon kulübesinde. Tüm zamanların en çok reklamı yapılan 'paket'i etrafında insanlık kenetlenmişti. Kahramanımızı küresel bir star konumuna yükselten gübre fırtınası. Kolumdaki saati çıkarıp cebime koydum. kaderimin en keskin virajına girdiğim sırada "Saat 3'ü 20 geçiyor"du. deyimler. Her şey. dişlerine saydırıyor. huvaa" dedim ve sorumu bir daha tekrarladım: "Heebe. boş yere Namık Mıknatıs'ı teselli etmeye çalışıyordu. Medya tarihine. İkinci sınıf bir aptal gibi davranmıştım. Şapırt'ı gırtlağından yakalayıp duvara çarpıyor. Kızın ardından seğirttim... zamanın başlangıç gecesi kadar derin. Heykelinin yapımında dışkı harcı kullanılacaktı. b...klu harflerle yazdırmış durumda. bozkırlara. sendeliyor... Her zamanki gibi doğrudan konuya girdim: "Kimden. hikayeler uydurulan efsanevi poposu. Aksıyor. Bildiğim bir şey varsa o da erkeklere yıldırım çarpma oranının. Tombul yumruklarla Radar'ın kafasına çalışıyor. aya ayak basmaktan daha büyük bir haber olabiliyormuş. kuralları. Dolayısıyla. Artık kainatın hiçbir yerinde emniyette değilim. İşçilerin protestoları medyaya hemen hiç yansımıyordu. Radar sendeleyip düşüyor. Namık Bey'in kürsüyü klozet olarak kullanışını konuşuyor. İşte benim aşk hikayem böyle başlıyor. besleyip büyüttüğü kaba eti ona çok acıklı bir oyun oynamıştı. Hakkında fıkralar. güzel bayan. Evet. Radar inliyor. staja başlamak yerine." "Kesinlikle!" "Belki yeniden konuşmamız." Hatta. Tabutu baltayla parçalanınca ayağa fırlayan bir şehit gibi tetikteyim." "Evet!" "Galiba hödükçe. balta girmemiş ormanlara iletilmiş bulunuyor.. ruh hastası g. Ellilerinde bir patron. Namık Mıknatıs'm ardına geçip kayda başlayacak. Ondan kurtuluş yoktu.. ünlü işadamı Namık Mıknatıs.. Kösele'den ses yok. Adını ve estetik "Operasyonla yüzünü değiştirmek için fazla ünlü.. gazetelere sık sık reklam veren 'hatırlı' bir müşteriydi." "Evet.. Namık Mıknatıs'm. Namık Mıknatıs'm topluca işten attığı 1100 kişiden biriydi. "Bazı gazeteler sizden T100 kişi' diye söz ediyor. yıl sonunda sözleşmeniz yenilenecek" diyenler. akıllara durgunluk veren bir yellenme ve dışkılama olayı." "Asla!" 150 "Yani şimdi ben git. Kamerası olan herkes. kırk-elli ülkeden gelmiş prestijli misafirlerin ve yüzlerce kameranın önünde. Uzun yıllar gözü gibi baktığı. Bireysel bayramım. Şu anda. Şapırt. nereye giderse gitsin peşindeydi.. Gerçekten ona ulaşabilir misiniz?" Beyaz çikolatadan yapılmış kulağıyla külüstür ahize tam bir tezat oluşturuyordu: "Bundan kuşkunuz olmasın. böyle bir kampanya organize edemezdi. Koşarak gelen Jilet.ka basmak." Bam diye telefonu suratıma kapatıp kulübeden fırladı... kelimenin tam anlamıyla g. "Beni görüyor musunuz?" "Şanslı biriyimdir. Telefon konuşması sırasında kullandığım elektronik süzgeç sesimi değiştiriyordu. Yeryüzünün neresine giderse gitsin... Kuduz gibi enerjik.t olmuştu. Toparlandım: "Teşekkür ederim" deyip sırıttım. Yerinde ve zamanında yapıldığında. Radar onların ardından kapıyı örtüyor ve Şapırt'm yanma geri dönüyor: "Cesede âşık mı oldun ulan yoksa s.. tüm dünyanın elektronik devleri. Galibası fazla. Televizyon kanallarındaki tartışma programlarında söz alan uzmanlar. Kurtuluş günüm. Dişlerinin arasından sızan kanı köpürterek "Sen bittin Şapırt ibn. Açıkçası. aslında Bay Mıknatıs'm. yüzünden daha çok tanınacak. Üsküdar rıhtımmdaydık. Başlangıçta "Merak etmeyin. "talihsizlik". İnanın. yüzüne bakanlar ilkin o lekeyi görüyordu. hiyye sea uhevua?" Bildiğim bir şey varsa.tveren!" Radar. Darbelerin etkisiyle tam bir centilmen olmuştum: "Hanımefendi." Şebnem Şibumi kabinin içinde dönüp dışarı bakındı. Gezegen çapında şoka sebep olan. Namık Mıknatıs. Jilet sövüyor. şimdi "paydos" diyordu.. Kirpikleri kıpırdıyor.. prensipleri bir anda unuttum. Ev boşalınca sesim duvarlarda yankılanıyor: "Keeev-seeeeeeerrr!" Beş dakika sonra Gıcırbey. Durdu. orman yangınının ortasında kalmış ağlamaklı bir ceylan var. özel üniversite sahibi ve amatör politikacı olan Namık Mıknatıs. Namık Mıknatıs televizyon kanallarına. Gözleri. 149 gövdemi eğdim. spiker "ani-ılrtı rahatsızlanmak" derken. Yine de bozuntuya vermiyorum..Kösele'yle birlikte masayı taşıyan Jilet: "Sana arabaya git demedim mi Dürzü?!" deyip kapıdan çıkıyor. normalde hiç kimseyle böyle konuşmam." 31 . Şapırt ağlıyor. Kasılmış sağ elimin işaretparmağıyla sol bileğimin üstüne vurup yüzümü gözümü eğip bükerek saati sorarken başımı rastgele sallıyordum: "Heebe. 29 Mayıs'tı." Televizyonu kapattım. anladık.. "hastalanma" gibi kelimelerle bahsediyorlardı. sarınım telefonda ben biraz.

Tam tersine. ceylan tarafından ışınlan aslanlar gibi bakıyoruz. Gelgeldim. kadere de inanmalısınız. ileri geri konuşmam ilgilerini çekmişti anlaşılan. güneşle çölün arasına giremezsin... Tozutmama ramak kalmıştı. Salonun öbür ucundan elimde bardaklarla dönerken gözümü Şebnem'den ayırmıyorum. "Namık Mıknatıs'm etlerini kanına doğrayacağını söylerken ciddi miydin?" ilkesel olarak hiç kimseyi öldürmüyordum. Ayten Alpman. Zaptiyenin buyruğuna uydum. gözlerinde sigara söndüreceğim!" Hem de ne biçim: "Kalbini söküp boğazına tıkacağım!" Kükrüyordum: "Boynuzlarını kırıp gözlerine saplayacağım!" Sınır tanımıyordum: "Onun etlerini kanma doğrayacağım!" Kızarmıştım: "Kemiklerini öğütüp helva pişireceğim!" Sesim çatlıyordu: "Kafatasını kül tablası yapacağım!" 151 Cidden abartıyordum: "Beyniyle senin bahçe duvarını boyayacağım!" "Kıpırdama! Ellerini başının arkasında birleştir!" Yarım düzine polis. Şebnem'e tutulmuştum.. Şebnem'in dili. bütün hücrelerimi şiddetle işgal ediyordu. "arkadaşım şaka yapıyordu. Alev almam an meselesiydi: "Bilmem?" diyebildim. ben kıza: "Geri kalan ömrü boyunca can çekişecek!. gönüllere taht kurmuş. Cesedi yörüngeye oturmuş bir astronotun ümitsizliğiyle seslendim: "Namık Mıknaüs'ı öyle tekmeleyeceğim ki aşırı hızdan tutuklanacak!" İşe yaramadı. Kopardığım yaygaraya uzmanların kesin cevabı. Bildiğim bir şey varsa.. Hayatımda ilk kez aklım karışıyordu. fakat Şebnem isterse kendimi bile vurabilirdim: "Elbette." Az önce iki şaplakla beni akort eden kıza. Polisler kollarımı tutup başımı yere eğerek beni öndeki otomobile tıktılar. Bildiğim bir şey varsa.... Lekeli aynaya bakarken musluğu açtım... Fakat bir farkla?" "Neymiş?" "Ölmeyecek. Pattadak Şebnem'in yanma vardım: "Bir ölü ne yapamaz?" "Ne?" "Konuşamaz. paslı yağ 32 . Caddenin kenarında iki devriye arabası duruyordu. bildiğim bir şey yoktu: Beynim. "Durun!. Dilersen onun etlerini kıyma yapıp kemiklerini öğüttükten sonra derisine doldurup dikebilirim. Nefesimi tuttum. Her şey kontrolümden çıkmıştı. Üsküdar'ın efsanevi emniyet müdürüymüş. İşim/ bitikti.. Sakın beni alımlı kızların karşısında apışıp kalan şapşallardan sanmayın. gülemez. Önümüzde bir çift boş bardak.." Böylece kolluk kuvvetlerinin emin ellerinden sıvışıyorum ve koruyucu meleğimle birlikte. balığın etini yiyip kılçığını göle salamazsın. Çoğu cesetten daha fazla benziyordum ölüye: Mezar küreğiyle dövülmüş. adı ve maceraları dilden dile dolaşmaktaymış. Aşk. 152 Denizin kıyısında. sessizce dudaklarını kıpırdatarak şarkıya eşlik ediyor.." 154 Mezardan şartlı tahliye Ruhunuzla yazı tura atmayın. Şebnem dalgın. Vücudumdaki tüm kimyasallar çalkalanıyordu. Kalbimden yükselen çığlıklara kulaklarımı tıkamalıydım.. ellerimi yıkayıp hemen döneceğim.. avucumdan taşan suyu yüzüme çarpınca ağzımdaki sigara ıslak elimle yanağımın arasında sıkışarak "cosss" diye söndü. intiharı andıran bir taşkınlıkla "Kevser! Kevser'im!" diye inleye inleye öldü." Peygamber sofrasındaki pişmiş kelle gibi sırıtıyorum. dilim tutukluk yapmıştı. Huduni. panayır şeytanlıklarında üstüme yoktur. memur bey?" Şoför koltuğundaki aynasız.. Bildiğim bir şey varsa bir çığın ortalama hızı saatte 380 kilometrenin üzerindedir. melankolik bir kadavrayı andırıyordu. evimin soyulduğu. Aynı zamanda. Gökyüzündeki bir kuşu köşeye kıstıramazsın Şebnem Şibumi'nin babası Şerif Şibumi. İçlerinden biri sakince sordu: "Namık Mıknatıs'ı öldüreceksin demek?" "Bunu da nereden çıkardınız. Baygın iki garsondan başka. Karıncaların sürüklediği yaralı bir çekirge gibi hissediyordum. Tanınmış bir işadamı hakkında uluorta.. Dizginler de kırbaç da bende değildi artık. "Namık Mıknatıs'ın canı bedeninden kaça çıkacak?" Tecrübe dosyalarım komple silinmişti."Hayır!" "Benim adım Münt." "Benimki de Defol!" Zirveye yeni yağmış kar kadar güzeldi ve bana karşı çığ gibi büyüyen bir öfkeden başka bir şey hissetmiyordu. Kaç para ödemem gerekecek?" Sersemliğin zirvesinden Şebnem'in kudretten parlak dudaklarına bakıyordum. "Bir limonata daha ister misin Şebnem?" deyip kalkıyorum. polis amcalar da ben de. Şerif Şibumi'nin kızıyım" diyor. onları birbirine bağlayan hiçbir şey yok. duvarları mavi boyalı büyük bir kafi teryada oturuyoruz. Masalarda tek başına pinekleyen elk. Meslek aşkıyla destanlar yazmış. tamam mı?" deyip erkekler tuvaletine yollandım. Aşka inanıyorsanız. "gönlünden ne koparsa?" İşte. Buradan bakınca. "İzninle." "Pekala. Geceleyin bomboş salonun pencere camındaki yansımam..u lı insanlar. Bu adam benimle birlikte. bir kölenin kafasıyla düşünmeye. Biri sigara yaktım... Beni boğarcasma kefenledikten sonra dolmuş durağına doğru yürümeye koyuldu." Coşmuştum: "Gözkapaklarını kesip. kanun adamlarının üniforma düğmesi gibi donuk bakışlarının menzilinden çıkıp. sahne adım. çeyrek yüzyıl öncesinden sesleniyor.. insan içine çıkamaz. Bildiğim bir şey varsa.. On sene önce emekli olmasına rağmen. gökyüzündeki bir kuşu köşeye sıkıştıramazsm. trafik kazası geçirdiğim ve komşu kızı Kevser'in cinayete kurban gittiği gün ılımlı bir dangalaklıkla çarpılmıştım. kalbim. kanun adamlarına kimliğini verirken "Ben. kana susamış tuzu kuru kalabalığa karışıyoruz. ağzına vidalanmış renkli bir lokum kadar tatlıydı: "Müntekim gerçek adın mı?" "Hayır. şarkıyı sanki Şebnem söylüyor: "Ayrılmam istersen hiç yanından I Çağırsan gelirim çok uzaklardan I Eskiden korkardım yalnızlıktan I Korkmam artık sen varsın. Normaldir. tarihe geçmiş. Şebnem gülümseyerek evet anlamında başını sallıyor. kontağı çevirdi. Kıpırdamaya korkuyordum. Sazı hemen bırakmadım: "Kollarını koparıp onlarla döveceğim!" Şebnem uzaklaştıkça sesimi yükseltiyordum: "Onu kendi bağırsağıyla boğacağım!" Tehditlerimin birbiriyle çelişmesine aldırmıyordum: "Diri diri yakıp küllerini lağıma saçacağım!" Bağırıyordum ve herhalde sözlerimi işiten tek kişi Şebnem değildi: "Kendisi de dahil hiçbir canlı onun yerinde olmak istemeyecek!" Kız durağa yaklaşıyordu. Bir insana değer vermenin bedeli ağırdır. Bildiğim bir şey varsa. [WlLL FERGUSON] iki sene önce.. Şebnem yapma çiçeklerin arasındaki sahici gül'dü. işyerimin yandığı. polis teşkilatının bir nevi ruhani lideri. Kız." Krallığa terfi eden soytarı kadar sevinçliydim." "Eee?" "Namık Mıknatıs da öyle olacak. tabancalarını bana doğrultmuştu. dilenci ağzıyla konuşmaya başlamıştım. iki yıldır intikam işindeydim ve ilk defa bir müşteriyle tanışıp görüşüyordum.

bütün pencereleri açılarak temiz havayla dolan bir odaydı artık. Çıkarıp yakıyorum. Makyajı." Babam. Filmlerde görürdüm. baba-oğul birkaç kilo alırız. yahbur [otis tarda]. peşimden ayrılmayan bir sinek bulutu. kızıl sırtlı örümcekkuşu [lanius collurio]. Kör bıçakla çürük bir meyveyi deşip soyar gibi derimi. Halbuki evimin ortasında bir papağan cesedi yatıyordu.. her şey yolunda. "Milan Kundura?" "Babacığım. burayı kiraya verip cehennemde otururdum. kılkuyruk bağırtlak [pterocles alchata] gibi talihsiz kuşları kurtarmak için düzenlenen bir kampanyaya imza verdim. Dükkanda işler nasıl?" "Elhamdülillah. Mezarlık. benim ölü olmadığımı anlayınca fena bozuluyorlar. O hengamede birileri ağlıyor. Kendini günah keçileriyle dolu bir ahırda bulan.. hırıltılı bir sesle Kevser'i sayıklarken kafesin kapısını açtım. Suç mahallini. iyi misin?" Babama. Takdir-i ilahi tesisatının nakavt mekanizması. Ortalık o kadar sessizdi ki. bıyıklı sumru [cfılidonias hybrida].. Huduni de tekdüze bir hırıltıyla Kevser'in adını sayıklıyordu. kalbimi. okuldan dönen çocukların çığlıkları ["Anneeeeeee!!!"] eşliğinde ayıldım. yere beyaz tebeşirle çizilmiş polisiye suretine basmamaya özen gösteriyordum. sadece imkansızı kabullenmen. Mahallece tahtalı köye taşınacağız. Öğle vakti. Bir tek sigaram eksik. benim ihtiyar can yoldaşım. Zorla denize sürüklenen kara kaplumbağası Hayat zannettiğimizden de kolay. Kadınlar etrafımı sardı. Geceleyin." "Neredesin be oğlum? Sesini duyan hacı. Cenaze dedikodularının vızıltısı. iki ayağımız bir pabuçta. olmaz mı?" 33 . Suça ortak olmadığımız halde.. Bir grup foto muhabiri merdivene dizilmişti. Büyük ihtimalle morg çekmecesinde bulunan talihsiz Kevser'in... Dünyayla arama buzlucamdan bir set çekilmişti.. Yongalarla dolu çürük bir çuval gibi dağılıyordum. Mezar sulanıyor. Ondokuz yaşında.. gencecik bir kızı gömüyoruz. kıyamet sonrası yorgunluğuyla donakalmıştım. Karakolda ifade verdim. Portakal tozu gibi bir yağmur çiseliyor. Mahvolmuştum. cıyaklıyor. [FRANCO FALCONE] Ne anlama geldiği hakkında hiçbir fikrim olmayan acı gerçekler nevrimi döndürmüştü. akordeona dönmüş bir ambulans etkisi uyandırıyor. Müntekim. Kendi kendime mırıltıyla iyi dileklerimi sundum: "Huzur içinde yat". Gözümüzün yaşına baktıkları yok. kaldırımları arşınlıyordum. Ruhiye Hanım. Cinai bir kaosun ortasında. Kemiklerimin içerisinde zehirli karıncalar yürüyordu. felaketler." Dönüş yolunun ikinci adımında ölüm düşüncesi. kaslarımı sıyırarak beni Sigarayla Savaşanlar Derneği'nin meşhur afişindeki iskelete çeviriyorlar. Dünyayla aramdaki buzlucam eriyiverdi. pütürlü ve hoş kokulu. Kafamın içinde kara bir bulut peyda olmuştu. suratıma çalışıyordu. Konu komşu. kararmış tuvalet musluğu gibi damlayan bir burun ve ceviz gibi buruşuk bir çene. Çocuklar ceset görme telaşında. önümüzdeki elli-altmış sene boyunca peyderpey birbirimizi toprağa vereceğiz. sigaramdan yükselen dumanın gürültüsünü duyabiliyordum. kısılmış. dünyanın maketi. sana yemek ısmarlarım?" Birden. üzüntümüzü kat be kat aşıyor. Hepimiz de defnetmekte olduğumuz maktul kızdan yaşça büyüğüz.. Bu maktul şablonu bana hep cesedin kendisinden daha ilginç gelmiştir. hakkımdaki çerden çöpten şüphelerin üzerine mercek tutarak bir iftira yangını çıkarmak istiyorlar. göğsüme. Konservatuar binasının yanındaki telefon kulübelerinden birine girdim ve babamın dükkanının numarasını tuşladım. kendisininki. Bir sigara yaktım. beynimi. taziye nezaketi. fakat birgün gerçeğine rastlayacağımı hiç ummazdım. balyozuyla enseme.." "Dostlar sağolsun evladım. Merdivenlerde ayak sesleri dinmek bilmiyordu. Başım.. insanlar bacaklarıma basıyorlar. Son bir gayretle kanat çırparak Kevser'in siluetine kondu ve oracıkta ruhunu teslim etti. dehşeti üstleniyoruz. zağanos [bubo bubo]. Güçbela doğrulup apartman boşluğunun taş zeminine oturdum. Şişmiş dilimi ağzımın içinde güçlükle oynatıyorum: "Bildiğim bir şey varsa. yüzünü gören cennetlik. çizimin biçimini etkilemezdi ki. Fırından yeni çıkmış bayat ekmeği andıran bir kadın.. Huduni. ahiret tefekkürü yerini gıybet matinesine bırakıyor. Vaktin varsa gelsen ya? Bak. yüzüme eğiliyor. Bir dolmuşa atlayıp Kadıköy'e indim. biri burnuma bir avuç kokulu toz tuttu. nüktedanlığı bir fazilet alameti sayar. kaçınılmaz olandan korunmalı ve dayanılmaza katlanmalıyız. körük gibi soluyordu. Üstelik evimin içinde! O anda. Tebeşirle zavallı Kevser'in çevresini dolanarak holün kanlı ahşap döşemesine siluetini çiziyorlar. Kevser'in tabutunun ardından yürüyordum.. Eğer bu evin sahibi olsaydım ve cehennemde de bir dairem olsaydı. Hakikat güneşinin altında. ciğerlerimi Kevser'e naklediyorlar. malikü'l-hazin [botaurus stellaris]. Polisler zuhur ediyor. 156 Gülümsedim ve flaşlar patladı. yulaflı kek misali nemli.. gökten inen canavar sürüsüne karşı beni korumasını söylemeliyim: "Çok teşekkürler babacığım. Ölümün yörüngesindeyiz. Hoca. Hafta sonu uğrarım sana baba. Kıdemli bir mevta topraktan başını uzatsa da bize bir akıl verse. Yumruklarım ceplerimde. bacağı kırılmış bir at gibi soluyordum: Yalan söylerken nefesi kesilenlerdenim: "Az önce gırtlağıma kadar (ıkındım. Tozun 'kakule' olduğunu bilahare öğrenecektim. Neden sonra. Mezardan şartlı tahliyeyle serbest bırakılmışım gibi hissediyorum. alelusul montajlanmış kan bilyesi gözler.. kasaplık eğitimi almış çobanların kontrollü heyecanıyla deviniyorlar. Kırk kişi varız. Gıyabımda beni ayaküstü ameliyata başlıyorlar. merhumeye talkın veriyor. yemeğimizi yer. dişlerim baştanbaşa bıçakla çizildi sanki. ikindi güneşinin turuncu ışığında. zamanın akışım etkiliyor. Tecavüzcüler gibi terleyen apartman görevlisi Melikşah Sultan. 158 Nesli tükenmekte olan peçeli baykuş [tyto alba]. gecenin ortasında ışıklar saçarak öten. Çaresizliğimiz. böylesine basit bir şekli çizmek için ille de bir kurbana ihtiyaç olmadığını düşündüm. El Fatiha.. Etrafı sarı-siyah naylon şeritlerle kuşatıyorlar. Ne gezer. acıkmış olduğumu fark ettim: "Yemek mi?" "Çok sıskasın Müntekim. Kulübede. Akranım olan bir doktor tarafından muayene edildim. evimin girişinde leşim seriliyken. Her ihtimale karşı kavalkemiğimin filmi çekildi. içlerinden bir soprano "Yetiş Ruhiye Abla! Kevser ölmüş!" diye öyle bir öttü ki. zihnim saçma sapan şeylerle meşguldü. Fakat telaşlanmak ve üzülmek dışında ne yapabilirlerdi ki? Kaybedecek hiçbir şeyim kalmamıştı. kulaklı toygar [eremophila alpestris]. Ambulansla hastaneye kaldırıldım. toynaklaşmış elleriyle kollarımı kavrayıp beni sarsıyordu: "Ne oldu Müntekim Bey?!" Bir daha. Yerde yatanın ölü ya da diri olması. benim. rahip akbaba [aegypius monachus].tenekesi gibi bir suratta. Nöbetçi eczaneye uğrayıp Reparil jel ve bir kutu Dolorex aldıktan sonra evime yollandım. boynumdaki Marcello Mastroianni kravatını çekip uzatarak çevirdikleri duygusuna kapılıyorum. Toprak. omuzlarımın üstünden geçerek evime giriyorlardı. her şey boz bulanıktı. Anne-babama telefon edebilirdim. "Başınız sağolsun Ruhiye Abla. Kevser'in belki de katıldığı ilk cenaze merasimi bu. Varoluşsal kaos bizi ele geçiriyor. Dualar okunuyor. Yeni sille tekniklerini üzerimde deneyen felek. bazıları." Melikşah Sultan benden randıman alamayınca dörtnala uzaklaşıyor. Bir ıstırap tatbikatının ortasmdayım. Elimde reçeteyle polis arabasına bindim. dünyanın en boş evinde. bir daha. kesin.

coğrafya. Bilumum hava kuvvetleri. suç. işsizlik veya yoksulluğa bağlı intiharların tırmanışı. Onlar da bizim gibi canlarını kurtarmak için kafeslere sığınmış olmalılar. İnsan çoluk çocuğa karışınca. Bayağılık ile dostluk arasındaki zıtlığın hakkını veremiyoruz. kazasız belasız ne kadar yükseğe sıçrayabilirdim? Denize tohum atsam. Anlat bana. Askerden yeni gelmiştim. Ölünün ağzından yazılmış eciş bücüş bir cümle bozuntusu: "Beni yıka!" Apartman merdiveninin basamaklarını saydım: Otuzdokuz. Nereden mi anladım? Ayakkabı. Peki ya ben? Bu alçak tavanlı şehirde. Telefonda. savaş. Fakat bu yaştan sonra. her yerde ayakkabıyı müşahede eder. saygı görmekten sıkıldığımı evlatlarıma nasıl izah ederim? Racona ters. Ölümden beter bir olayı durdurmak için öldürüyorsun. avucumdaki paranın miktarım yazınca. t mahfuzdur. Şoföre bahşiş niyetine sırıttım. şeytan bile bu sıcağa dayanamaz. [HARLAN COBEN. mamafih kuşlar da infilak ediyor. Varlığımız. şehvet hezeyanları çınlıyor.. Korkunun tüm o klişelerini. annene de bir 'alo' de. Herkes katil olabilir. Emekli memurlar rüşvet ve iltimasla dolu yılların lağım şelalesinden tamtakır bir cehalet referansıyla buz gibi bir hüzne terfi etmişler. Çaresizliğin promosyonu olan bir dirayetsizlik ve endişeyle dopdoluyum. Her yıl. Maaşı ancak yoksulluğunu sürdürmeye yeten üçüncü lig bekarları. beş yaşındayken daha dürüsttün evlat. Teknolojik uygarlık. Yabana atılmak da istemiyoruz. baba olmak. ön camlara yapışmış kanlı tüy yumakları. şu anda üç canlıyım.. kravatlarını gevşetmiş. bitmeyen bir acemilik. milyonlarca gelin namzedi arasından Gülizar'ı buldu: "Recai. Mezarına geri dönmek için 'can atan' fakat yolunu kaybetmiş zombileriz. İzimizi süren cellat ile cankurtaranın yarışında. Yukarı bakıyorum. cinayet pozları veriyor.. bir merhamet geleneğine mensup olan babamla. Babalık. Hakiki bir ayakkabıcı. gerçekten de göz kamaştırıcıydı. Anahtarı deliğe sokmak üzereydim ki kapı açılıverdi: Babam. Bir hayat kurtarmak için bir ömür harcarsınız. mutsuz görünüyor: Uykusuz gözlerimle ben de onun yavrusuna benziyorum. Kaşla göz arasında baş göz edildik. herşey ama her şey benim için ayakkabılarda II. Boş/ Kuşlar göğü terk etmiş. Bu düpedüz bir intihar notudur. Yeni açılmış bir lokantada devekuşu bifteği yedim. aşk.. Ben bekarlık tahtından çabuk indim. Muğlak bir töhmet altında kalmak pahasına.. Aşırılıklar. arabayla bana çarpıp kaçanlar ve diğerlerinin arasındayım. namüsait bir yerde indim. terörün sürprizleri örtbas ediyor. şom ağızlılık daima itibar görmüştür. emniyeti dışlıyor.. İnsanın kellesini pişiren bir temmuz ikindisi. İçimde bir kabir azabı pr o vasidir gidiyor.. sonra Cevher doğdu. bir erkek. Önce Müntekim. babasıyla nasıl konuşacağını ölünceye kadar öğrenemez. Evimi soyanlar. Mezbahaya giden yolda güdülürken bize gösterilen iyi muameleye fitiz. edebiyat."Sen. manikür yaptıran plaza amazonları umutsuz bir kibirle yalpalıyorlar. ekonomi. Reklamlarla fişteklenen yığınların tek bildiği.. kız meselesi mi?" "Hayır baba. dans. baltayla nakış işlesem.. tekrarlana tekrarlana görenek haline gelen hataları üstlenmek gibi bir şey. Bende de kabahat var. Zorla denize sürüklenen bir kara kaplumbağası gibi gönülsüzce evime yürüdüm. Her birimiz. Böyledir. 162 Ben. canına can katılıyor. Kitleleri etkileyen her söz yalan. örümcek ile sinek arasında pazarlık olmayacağı. Katherina Blum'un Çiğnenen OnunCmı yeniden okudum dün. Dişinden tırnağından artırıp dişçiye giden. Çarıklardan fal bakar. Daha gıcık bir laf edeyim: Ekmeğimizi ayakkabıdan çıkardık. bana hiçbir şey söylememek için mi telefon ettin?" "Senin şefkat dolu şüpheciliğini özlemişim. toplamda 700-800 milyon dolarlık zarara uğruyor. Modern medeniyetin çarkları neşeli bestelerle terennüm edilen tehditler. Kalabalık. uzmanlarca onaylanmış hurafeler ve muhkem bir taviz prosedürü sayesinde dönüyor. çileden çıkan. Hangisi ölünceye kadar? İşte onu bilmiyorum. erdemli şiddete duyulan hasreti ifade etmekten başka işe yaramıyor. gene ara. Biz de o hesap. Para suyunu çekince lüks ve konfor karşısında savunmasızlaşıyorum. Kredi kartı faizi. Lütfü Seymen şaşırtıcı bir şey söyledi: "Ben. savaş uçaklarıyla çarpışıyor. İnşallah evdedirler. Çocuklarımı nasıl şımartacağımı bilemiyorum.. Kadıköy'ün gedikli sahafı Sakallı Lütfü'nün dükkanına uğradım. Rahmetli pederim de. Taksimetre. I Cebimdeki son kuruşlarla taksiye bindim... artık burasına gelen ve kesin çözüme başvuran kimselerin anlatıldığı romanlar beni çekiyor. köseleyi lokmamıza katık ettik. Patiklerde geleceği görür. Başkalarının felaketinde eğlence."] Düşüncelerim küller gibi uçuşuyordu. en üzgün çocuğun kadar mutlu olabilirsin. çorabın deliğini bilir. ayaküstü çay içtik. Öte yandan. Ilık ve yumuşak porselenden yapılmış genç kızlarda. bilen bilir. intikam alamadığı için suça yönelen ilkel bir yaratık. Denerim. bir derdin mi var? Harçlığın mı bitti. Hayatım bu dükkanın içinde geçti. Henüz." ["Peki. Uğursuzluk raddesindeki yapmacıklığma bakar mısınız! Bil* 159 diğim bir şey varsa. Daha doğrusu indirildim." Şu cümlenin. dengesizliğimizi kamufle ediyor. F-16 motorlarında fır dönen kuş gözleri." Kırk lirayı ateşleyip Ferruh Arsunar'm Köroğlu adlı kitabım satın aldım. Faraza siz bir karate filminde dövüşçünün attığı tekmeye dikkat edersiniz. ben ayakkabısına. kendi mahvımızda avuntu buluyoruz. Annem. O yüzden. felsefe. Bir filmde Şarlo. Altın dişleriyle demir leblebi yiyen sentetik kabadayılar." Gülizar. tıp. nesli tükenmekte olan iki kuş gibi ötüşüyoruz: "Cik cik?" ["Müşteri bekliyor. işyerimi yakanlar. Akşam güneşine markaj yapan suratsız binaların arasında. Evime girip pencereden kendimi atmak bana iyi gelecekti. iklim. Bugünse tayyarelerin güvenlik testlerinde ölü tavuklar kullanılıyor. tamam mı?"] "Gak guk. Roman bahsinde... bir baba da doğar. Kralın tacı. pırlanta gibi maşallah. Çoraptan karakter tahlili yapar. biri canını mı sıktı. amma yaptın.. Tozlu bir minibüsün arka camına "Beni yıka" yazmak için mola verdim. metropolde güncellenen dehşete bir katkı payı anlamı taşıyor. Mehmet Ağa'yi sarı çizmesinden tanırım [Recai Gıcırbey] Ancak. gelinin 34 . avarelik büyük bir konsantrasyon gerektiriyor. 'Ne olursa olsun kimsenin canına kıyamam' diyemem yani. açlıktan ayakkabısını yiyordu. suikaste layık olmadığımızı ispatlama gayretindeyiz. Tarih. sadece bir selam vermek için . Kerata bana açılamıyor. işgalci Amerikan ordusunun alçakta seyreden F-lll gözetleme uçaklarını. Sıradanlığm garantilerinin peşindeyiz." "Ne yani. derisi yüzülmüş bir maymun gerginliğiyle turluyorum.. yaklaşık 22 bin ila 27 bin kuş.. cellat üzerine bahse giriyoruz. Süslü püslü bir dükkanın vitrinini kaplayan dev oyuncak pandayla göz göze geliyoruz. şu karmaşık dünyada basit bir yaşama razı. seyahat. Ben mesela.. ses duvarına saplanıp çatlayan gagalar. bu kız tam sana göre. Bütün genç kızların emir ve görüşlerine hazırdım. Kaosun dalkavuklarıyız! Bildiğim bir şey varsa. "Hayırlı işler Lütfü Ağabey.. Başka Şansın Yok] Bir bebek doğdu mu." Başıyla selam verirken sakalı silkeleniyor: "Sağol canım.." Geciken bir idamın homurdanan seyircilerini andıran kalabalığa karışıyorum. spor. Kişisel bahtsızlığımızı da kapsayacak majör felaketlerin arefesinde gündelik hayatın kronik monotonluğu her nasılsa nihayete ermiyor. dedem de ayakkabıcıydı. cehennemde yelpaze satsam. Vietnamlılar. toplarla canlı tavuk fırlatarak düşürürlermiş. Müntekim telefonda biraz ketumdu.uadım. fakat eminim ki bir müşkülatı vardı. belli şartlarda bir insanı öldürebileceğimi biliyorum. O gün anladım ki.

. kendi kendime "İşte" dedim. hoşor bir kadındır hani. 350 çift potin 'satmıştı' ordumuza. fakat hiç değilse yüreği ferahtır. I Sanki bir lahitten kalkar ve sessiz I Uzak bir maziye dönüp giderdi.. Potin bulunamıyordu.. yollardaki insan ve hayvan dışkılarına basmamak için tercih ediliyordu. bence pabuçlarından sonra gelir. arsız. Eskiden ne iyiydi. Casablanca filminde Humphrey Bogart. fırsat bu fırsat. Birgün. Neden sonra harekete geçtim. Müntekim'in dairesi soyuldu.. II. "Ne oldu deli adam? Başka işin yok mu senin?" "Yahu hatun. Cinderella'nm cam pabucu gibi kahverir elimizde. Döndüğümde. hileler. Kevser adında bir kızı öldürdüler. Babil ahalisi mokasenle geziyormuş.. kendimi zapt edemiyorum. "Şıllık" bir terlik çeşididir. metal lâzım. camları parlattı. M. frezeci taban kenarlarındaki pürüzleri alacak. Ben de cadde üstündeki iki mağazadan çekyat. Olaylardan bihaber Gülizar. Çin Şeddi. genç yaşta dul kalmış zengin.. 35 . Erzincan türküsüdür: Kundurama kum doldu I Atmaya kürek gerek I Nazlı yârin yanında I Yatmaya yürek gerek. "Sapık" nedir? İzninizle ben söyleyeyim: Sapık. M. ben de açtım vanaları. Dede yadigarı papağanımız da ölmüş yatıyor. yüzsüz. Kabul ediniz ki Ahmet Muhip Dıranas'm Hatıra şiirindeki şu mısralarını sevmek için ayakkabı ustası olmak icap etmez: Ayakları kumda bırakmadan iz I Yanıma geldiği hep gecelerdi. Karı koca bir müddet hüngürdedik. Gel zaman. Müntekim inşallah beğenir. kumaş. Kanepeye iliştim. Bir sanatkarın kuvveti. Bunlar gibi yüzlerce türkü mevcut. güdük bir gence rastlayınca. Konakta hırsızlıklar. Tam yitmişüç sene Fransa tahtında oturan XIV. nizamname gereği.'. Fakat esnaf dediğin. hazırlan kız. Anlattı. ağaç. yüzü hazırlayacak. Ya Yahya Kemal? Nev-bahâr-ı vuslatın bassun deyü ilk ayına I Buseden pâpûş giydirdim o nermin payına diyor. Kenan'mış.. gelgeldim etraftakilerin hürmet telakkisi işi bozuyordu. Gavurlar ordumuzun mahrumiyetini öğrenmesin diye. Nitekim. Bir sandalet. var bir derdi fakat söylemedi hergele. Bir anahtarcı çağırdım. Louis de tıpkı Ömer Seyfettin'in hikayesindeki Hatice Hanım gibi kısa boylu idi ve yüksek ökçeli ayakkabılar giyerdi. sandaletleri ne renge boyamış. Gene başı dönmeye başlamıştır. Bunu nasıl beceriyorlardı? Topuklu çizmeleri sayesinde arkadaş. fingirdeşmeler gırla gitmektedir. Yani "Kavuşmanın baharı bassın diye ilk ayma / Öpücükten pabuç giydirdim [yârin] o yumuşak ayağına" 166 Laf lafı açtı. Nihayetinde yüksek ökçeli iskarpinlerini yeniden giyer. Hekim. Papağanı en yakın çocuk parkındaki kaydırağın dibine.. bir de Müntekim'e araba çarpmış. çeyizlerindeki çorapları. Saray çevresindeki zevat da. kısa çizmeye denir. ayağın üzengide sağlam durmasını temin ediyordu. tıknaz. 2000'li yıllara ait. rahat terlikler" yazar. Görüyorsunuz. 1921-1922 kışında düşmanın üstüne çıplak ayakla yürüdü. çizmemizin topuğuna mukavemet namına inşa edildi. ismi cismi bilinmeyen birinden bahsederken "Sarı Çizmeli Mehmet Ağa" deriz ya. Urfalıya sorsan. Niye? Büsbütün eskimesin diye efendim. Ne diyordum? Hah.. Yeniler de aynıdır. çekiver kuyruğunu.Ö. Siz nesi oluyorsunuz?" dedi. yumuşak. şu daracık dairede.. Böylelikle.. Anadolu'dan yalınayak gelip. "Dün. dokuz senelik hizmetkarlarının ahlakı iki günde bozulmuştur.. Şaka maka.. Bilahare. Hatice Hanım'a bir baş dönmesi musallat olur. şehre girerken giyiyordu ayakkabısını. Gülizar yemek pişirdi. gidip şu bizim oğlana bir bakalım. millet ile devletin ortak sırrı idi. Bayburt'a kulak verelim: Geydim çarıklarımı I Gel bağla bağlarını I Terk ettim gidiyorum I Bayburt'un dağlarını. Bin şükür. Topuk... Yoksa. açlıktan yabani otları yiyen yoksul halkımız. krala uyup yüksek ökçeye sardırdı. banyodan küçük bir leğen. Derim ki. git zaman. Peki. her odayı kilit altına alır. Kederden tırnaklarını. hem de salonun ortasına tebeşirle çizilmiş bir insan siluetinin içinde! Anlaşılan evden bir cenaze kalkmış! Hanıma çaktırmadım. Avrupa'da kalın taban ve yüksek topuk. Müntekim bana birbuçuk saat önce telefon etmişti. Ne anladım ben o esnaflıktan. 1600'lerde. Adamlar getirdiler eşyaları eve yerleştirdiler. Hatice Hanım'm baş dönmesi sona erer. halı.. Müntekim'in telefonundan sonra hanımı aradım: "Gülizar. Zira. askerin tüfeği. ocak. Ben. işte o laf da askerle alakalıdır. boya. çarıkları orduya hibe ediyorlardı. deriyi regaptacı kesecek.. öyle. ipin ucu kaçtı. Kral boy farkını kapatmaya çabalıyor. mazur görün. sana Ayağında Kundurdyı söyler: Ayağında kundura I Yar gelir dura dura I Genç ömrümü çürüttüm I Göğsüme vura vura.. cilalamış mı? Şimdi her yerde ayakkabı mağazaları var. finişajcı son temizliği. esasen. Hanım. sonra o ince belli bardaklar boşalır. Aynı dönemde. daha akşam olmadan tarih yazdık. kalfa birleştirecek. olay ayaklarda biter: Heykeller çizmelerini giymişler mi? Fotoğrafta kunduralar görünüyor mu? Ressam. kapının kilidini değiştirdim. eski bir bez uydurup deterjanlı suyla etrafı temizledi. kitaplık. arkeologlar Mısır'da bir mezardan çıkarmışlar. Hunlarm Çinlileri kahreden mahareti neydi? Doludizgin giden atın üstünde geriye dönüp ok atmak. lâkin ruh sağlığı kötüler. hastasını yüksek topuklu pabuçlun men eder. Gülizar bir ağlama tutturdu. Ayakkabısızlık. Sayacı... dualarla defnettim. seni kaçıracağım" dedim.. Sizi lafa tutuyorum. Zor. Aklınızda bulunsun. Şunu da bilin ki "kalleş" gelin ayakkabısıdır! Ömer Seyfettin'in Yüksek Ökçeler hikayesi malumunuzdur. foracı tabana iliştirecek. saraç dikecek. halbuki kaltak eskimiş ayakkabıdır. "Kaltak" denince aklınıza ne geliyor kim bilir. ama esnaf olmaz.. masa. Demek ki Çin Şeddi. Askerlerimizin ayağı çıplaktı. Recai Gıcırbey. holdeki maktul siluetini sildi. Bendenize "Bırak bu ayakları" demeyiniz.. Yaaa. misal. iç tarafa da zincirli sürgü taktırdım.. ustalığı buradan belli olur. Efendim. Romalılar ve Yunanlılar da yalınayak değillermiş.. dul gelinler." Atladık geldik ki ev tamtakır. hırsızlar.. Ayaküstü bir demli çay içeriz. dükkanımı teşrif eden müşterilerime işte böyle düzayak lakırdılar ederim. bilinen en eski ayakkabı. 1921'de Mustafa Kemal Paşa'nm yayınladığı Tekalif-i Milliye Emirleri uyarınca. Milattan Önce 200'lü yıllarda Hun Türklerin saldırılarını yatıştırmak için yapıldı. Allah muhafaza buyursun?. Değil mi? Evet. küçüğünden bir buzdolabı falan satın aldım. Anadolulu kızlar." Hatice Hanım derhal bütün hizmetkarlarını kovar. saygıdan. işte böyle.Ö. Meçhul asker olur. Orta Asya'da çizme giyildiğini iddia edenler var. Meclis'te askerin kılık kıyafet ve hassaten potin noksanı gizli celselerde konuşuluyordu. dedeciğim. Ne var ki boycağızı kısadır. Yüksek topuklu ayakkabılar giyer. apartmanda spor ayakkabılı. ahşap merdivenlerde takır takır iner çıkar. Hatice Hanım. Ingrid Bergman'ın boyuna erişebilmek için özel topuklu ayakkabılar giymişti. sarı deriden çizme giyerdi. Hepsi hırsız. Hanımefendi'ye reçete kabilinden "pamuklu. 1926'da.. boyayı yapacak. Bir çift ayakkabı öyle kolay ele geçmez: Deri lâzım.. hizmetkarların kusurları görünmez olur. "Tanga" bir nevi kadın ayakkabısı anlamına gelir. Yorulmuşum. personelin sızlanmalarına kulak misafiri olur: "Ah o terlikler! Hanımın geldiği hiç duyulmuyor. İstanbul'da bir ayakkabı sergisinde Gazi'ye de bir çift potin hediye etmiştir. Yüksek ökçelerin takırtısından evin en üst katında kımıldadığını duyardık. cila çekecek.. namussuz takımmdandır.. Osmanlı'da asker. edepsiz. Ne yapsak yakalanıyoruz.. Orduya katılacak gençler. İstiklal Harbi sırasında yoktu.duvağı. "zamanda yolculuk yapan bir cüce!" Adı. mamulünü keman gibi çalmalı. klarnet gibi öttürmeli. Dedem.

. belki de kalp krizidir. Rötarlı da olsa. Ofsayda düşmüştüm.. Peder bey. "O güzide emaneti. Her şey bitti. Her defasında bu şarkıyı söylemesem temizlenmeyeceğim sanki. ne yaralanması? Harpte miyiz Allah aşkına?" 168 Anlaşılan anneciğim. zoraki tebessümüyle zapt etmeye çalıştığı soruları art arda sordu: "Evin ne zaman soyuldu?" Peder tetikteydi." Peder. ama. komşumuzun kızı. Komşuyuz diye herhalde.. Torununun yasını tutan bir nineyle inatlaşmak bana yakışmaz." "Polise gittin mi?" Babam." "Doktora gitmedim deme sakın." "Vücudunda başka yara var mı? Kemiklerinde kırık. Annem Arnavut ciğeri ve pilav pişirmişti. Problemi." "Alnına ne oldu... kimseyle kavgalı değilsin ya?" "Gülizar." "Annene birşey belli etme. Salona süzüldük." Emir almaktan hiç hoşlanmam. sesi her dakika değişiyor. Bu tarz bir sessizliğin üstüne Arapça konuşmaya başlayabilirdik: "Bana bir daha abla deme." "Neden bize haber vermedin evladım? Niye 'Evim soyuldu' deyip yardım istemedin?" Babama baktım." "Ne zaman?" "Pazartesi. talih ve talihsizlik. Simli eşarbını çenesinin altından düğümlemiş. elbette." "Dalga mı geçiyorsun?" "Ne münasebet. sana da bulaşık çıkardık zaten. Oturmadım. eşyalardan beğenmediklerini değiştirebilirsin. Babamı karşımda gördüğüm anda. yoksa bana mı öyle geldi? Şşşşş. Babam elini omzuma koydu: "Mağaza sahiplerini tembihledim. insanlar öldüğünde de gülünçlüğünden kaybetmiyor.. derdi başından aşkın biçarenin. asil ruhunun cennete zahmetsizce kanatlanabileceği nezih bir makama defnettim" dedi.. Salata da caba. Esrarengiz konuğum ise başköşeye yerleşiverdi. atmosferdeki matemi emiyor sanki. Evine polis arabasıyla bırakılan ilkokul çocuğu gibi mutluydum.. İki büyükannem de sizlere ömür. derisi soyulmuş sol omzumla mora kesmiş bacağımı görmeliydi asıl. hepsi şahane.. Mandrake gibi [Hokus pokus! Abrakadabra! Karambakarambina!] yuvamı donattılar. yüzümü inceliyordu." "Yani?" 169 "Ne?" "Tipin değildi demek?" "Onu kastetmedim.. beni patroniçesinden utana sıkıla zam talep eden sendikasız bir işçi sanırdı. üst katta oturuyordu. aynı kuyudaki iki kovadır. buyruğa riayet ettim. daha ne olabilir ki?" "Alnındaki çürük neyin nesi?" "Araba çarptı." "Hamarat annen icabına baktı. yerinde yeller esen polisiye figürün manasından habersizdi: "Müntekim. İşte benim süper kahramanlarım." Çivit mavi koltuklar. Bülbülü hipnotize eden yılan bakışı." Sessizce "Evi soydular. sağ gözünü kısmış." "Biliyorum.. "Estağfurullah." Ebeveynim. Yerden topladığım şortu. canım.." Afallamıştım: "Nasıl?" Cevap yerine "Ciğerparemi kesen mendeburların kim olduklarını biliyorum" dedi. sempatik bir işgüzarlıkla anında yanıtlıyordu: "Tabii ki gitti. Babam: "Ehemmiyetsiz bir sıyrık hatun. ağzında biriken." Mutfaktan gelen seslere bakılırsa annem bulaşıkları yıkıyordu. hırsızların anaforladığı yeni eşyalarımın yerine daha iyilerini koymuştu. Buruşuk penyeden bir yüz. her şeyi biliyorsun" dedim. böyle ufak tefek işlere bizi karıştırmak istemiyor demek ki." "Huduni nasıl öldü?" "Çok yaşlıydı. fanilaya geçirdiğim elimi kapının koluna uzatıyorum: "Ruhiye Abla?" iri. Filin tepesindeki mihrace pozundaydı. bu da beni sersemletiyordu.. komşunun kızını vurdular... Varsın olsun. yaralanmışsın?" Annem. oğlunu tanımıyor musun? Geçimsiz bir çocuk mu? Hırsızlar eve dadanmış işte.. Allah beterinden saklasın. Huduni'yi sordum." Bir tıkırtı mı duydum. örümcek hisleriyle anladılar. annemin bana sorduğu tüm soruları. avcı bıçağı sivriliğinde. aksaktı.. ceviz yeşili gözler. Ben de çay demledim. Holde tebeşirle çizilmiş bir.. çatlak filan?" "Omzumla bacağım hafiften ezildi.. Gören olsa." "Kızla sevgili miydiniz?" "Hayır?" "Senin evinde ne işi vardı?" "Bana yemek getiriyordu bazen?" "Ne yemeği?" "Sebze. Huduni de öldü... öyle. "Emin misiniz?" "Bana bunak muamelesi çekme!" Tavırları." Valide hanım sofrayı kaldırırken. rica ederim. oturdum. Sizin için ne yapabilirim?" "Kevser'in katillerini buldum. peder bey yanıma sokulup fısıltılı sorguya başladı: "Neler oluyor. Kimlermiş Kevser'e kıyanlar?" 36 ." "Mühim değil evladım. Başın belada mı?" "Sanmıyorum. Evet. şu anda tüm teşkilat alarmda.. Polis mi söyledi size?. Dünya dışı bir bitkiyi sulama tekniği. Sadede geleyim: Yardımına ihtiyacım var. dün mü evvelki gün mü ne." "Ona âşık miydin?" "Benden on yaş küçüktü ve. Şimdi merhem ve ağrı kesici kullanıyorum. Taş gibi mutsuz görünüyordu. anlat bakalım.ıK tim. hemen cevap yetiştirdi: "Söyledim ya. masayı ben toplarım... Ağzında dudak yok: "Misafir kabul ediyor musun?" "Buyurun. Burnu. Duş alırken dans edip George Baker'm Little Gren Bag'ini söyledim.İntikam ittifakı Bildiğim bir şey varsa. he mi Müntekim?" "Evet. Mutfakla salon arasında gidip gelen anneme sesleniyorum: "Sen zahmet etme anneciğim. Salonun penceresinden bana 170 gülümseyen toleranslı dolunayın karşısında bir sigara y." "Sana ne demeye yemek getiriyordu?" "Nereden bileyim baba?. hayatımı çabucak tamir edip gittiler. hayatımı radikal bir biçimde değiştireceğini bilmiyordum tabii. bay ve bayan sade vatandaş. Anıtmezar bekçisi sfenksin göz kırpışı. Hepsi bu. hayatımın en kötü dönemini geride bıraktığımı anladım. o da bu sorunun cevabını merak ediyor ve bekliyordu." "Memnuniyetle. Kadın. "Kevser'in vefatına inanın çok üzüldüm. Babaannene abla mı diyorsun?" 171 "Bağışlayın lütfen. "Ne içersiniz." "Röntgen filmi çektiler. eşofmanı çekiyorum. ifadesi. kapı vuruluyor: Bornozumu çıkarırken "Hemen geliyorum" diyerek çırılçıplak yatak odama koşuyorum." "Lüzum yok. Sağol baba. Süpermen'in pabucunu dama attılar. kahve?" Evvelki gün biricik torununu kaybeden 'acılı' kocakarı bana ne dese beğenirsiniz: "Otur. Kevser'den. Hırsızların gözden kaçırdığı uğurlu kadife bornozumu sırtıma geçirdim. Benden çok daha akıllı ve bilgili bir adamın başedilnıe/ vecizesini hatırladım: "Hayat insanlar güldüğünde ciddiyetinden kaybetmediği gibi. mabetteymişiz gibi fiskosa devam etti: "Öldürülen kız kim?" "Dedim ya." "Uzun sürmez oğlum. Validem. Bu ziyaretin. Fakat ben duraksayınca yine araya girdi: "Yahu artık koskoca adam oldu." Yapacak başka bir şey kalmamış gibi esnedim. Ruhiye Abla.

Biri şişman. Zor olmadı. Peugeot muymuş?" "Al şunu" deyip bana haki bir tozla dolu bir torbacık uzattı.." Güzel kokmak sevaptır Siz bir adam öldürmüştünüz de onunla ilgili olarak çekişip duruyordunuz. Kevser'in katili işte bu Haydar. kararmış yamuk tepsisinden. defolu gülüşlerinde. uzun. Gözlüğü taktım. bu. kafayı tütsülemesiyle alakalıydı." "Uzatma genç adam. on kamyon dolusu adam. Temmuz güneşinin kısık ateşiyle yavaş yavaş pişmiştim. Ocakla kasa arasında dikilen kısa boylu.. Kevser'in katili. Bulunmaz Hint sigarasıymış. meşe yosunu. Şapırt Sadi. yeşil. Ruhiye Teyze'nin. misk. Yeni Müslüman olmuş. yumurta akıyla karıştırılınca merhem haline gelir. "Azrail sizi saplantı haline getirecek!". korsan sırıtışlarında binlerce çürük diş. bergamut.. "Yo. Başımda lacivert kadife bir takke. Oysa ki Allah.. tavla tıkırtıları. gerçek ismi Atilla. Kıvırcığa. Şapırt'a "Ne iş?" hareketi yaptı. Bunlar birbirlerine lakaplanyla hitap ediyorlar. [KUR'AN." Malzemeyi aldım. amber. Bir esnaf çırağı gevelemesi tutturdum: "Zencefil kökü. dolu gagasını açarak suratıma baktı.. Bordo çuhalı ma salarda iskambil hışırtıları. okey şakırtıları. çağımın gerisine ışınlanmıştım.. mırıldıyordum: "Gülsuyu. O da şeker külahı benzeri. Jilet. Kösele İskender'in sağ omzuna çalıştım. Ayağımda evladiyelik Sümerbank ayakkabıları. 7 numara gözlükler. Şapırt iştahlı. limet. suyu çıkmış spor gazeteleri. bıyıklı olanı 'Radar' Haydar. Bacağımda şalvar bolluğunda bir pantolon. Suspus olan da iskender. AYET] Cuma namazından çıkıp Ninja Kıraathanesi'ne girdim. Orta boylu. fakülteden mezun olduğum gün babamın hediye ettiği dolmakalemle loto kuponu dolduruyordu." "Senden bana inanmanı istemiyorum ki. değil mi? Sen. at yarışı bültenleri elden ele dolaşıyor." Avlarımın üzerine yürürken. Asıl adı Sadi. keskin bakışlı. Şapırt. siyah. gönderinden kurtulmaya çalışan bayraklar gibi dalgalanıyordu. Araba. çetenin elebaşı. küçük. "Son nefesin kokusu!".. kalın bıyıklı. Cuma günü Sahrayıcedit Camii'nin karşısındaki Ninja Kıraathanesi'ne gideceksin. 'Şapırt' diyorlar. "Sonrasına karışma.. Bıçkın. Elimde saldırı silahıyla dikiliyordum. yufkaya sardığı köfteleri limonla servis yapıyor... içimden. BAKARA SURESİ. Dumanı odayı doldurdu.. kola. Kırış kırış. Güzel kokmak sevaptır.. ünlü parfüm markalarının reklam sloganlarını uyarlıyordum: "Ölümcül cazibeye adanmış parfüm!". gözünü kırpmadan cinayet işleyen pervasız suçluların adresini saptamıştı. 72. kendi kendine 'Bitli kokana kafayı üşütmüş' diyorsun değil mi?" Yaş tahtaya küflü peynirle çizilmiş bir gülücük. defne. paslı demir görünümünde fakat pekmeze banılmış pamuk yumuşaklığında simitler dağıtıyor. obsidiyen bir yüzük takıyor sağ eline. Kösele. "Yani?" "Gene de beraber hareket ediyorlar. "Siz de ister misiniz?" diyerek sıvı kurşunları göbeğine yolladım." "Müsaadenizle" diyerek paketten bir sigara çektim. Masada dört kişiydiler. Uzanıp yaktım. Kocaman. kumral. sigarasını tüttürüyordu." Galiba." "Tamam da. "Bana itimat etmiyorsun. "Gerçi doktor bana ilaç vermişti. Jilet Atilla sırtına sıktığım sıvıdan etkilenmemiş gibiydi. Şapırt'm 37 . Tak diye elimdeki makinayı kaptı ve kendine doğrultup göğsüne fısfısladı." Elime metal ve camdan mamul bir şırınga tutuşturdu. Scully'den daha mı inatçısın?" "Aslında ben de Mulder'dan yanayım. record tuşuna basılmış robot gibi dinlerken yüzüğüyle oyuyordu. Sırık gibi bir simitçi. Bir elimde camekanlı esans çantası. Itır. kapkalın bir sigara dumanının içinde namütenahi bir avuntu seferine çıkmışlar. Bıyığı. Dedektif kocakarıya.. kirli sakalla çenesindeki oyuğu örtüyor." 172 "Ne ki bu?" "Arpa külü. gündüz gözüyle hırsızlık yapan.. çenesiyle beni işaret ederken kaşlarını kaldırdı. koni biçiminde bir kağıt ambalajın içinden. Orada." Kör kuyularda yaşayan masal devleri için tasarlanmış gözlüğümün üzerinden etrafı seyrediyordum. X Files dizisini seyrediyor musun?" "Evet?" "Fox Mulder. Kösele'nin nefret dolu standart yüz ifadesi birden kayboldu ve herif gülümseyen bir mezarlık ağacına dönüştü. Minyatür bir gemi gibi ışıklı askısından masalara çay. tıknaz. gözlerimi zonklatan gözlüğü çıkardım ve hırkamın ucuyla silmeye başladım. söylediklerinize inanmak kolay değil pek. yatmadan önce omzuna. Çakallara sokuldum. Sırıttı. Rüzgar çıktı. Şişko. Ninja Kıraathanesi'ndeki böcekleri ilaçlayacakmışım! Ruhiye Hanım. Turfanda domates şişmanlığında temiz yüzlü bir adam çiğköfte tablasıyla tura çıkıyor. tuhaf bir sigara çıkardı. tefarik. gazoz bırakan yeniyetme garsonla göz göze geliyoruz. "Cehennem ateşinde tütsülenin!". Perdeler. sizin sakladıklarınızı ortaya çıkaracaktı. Yaşlılarla ve turistlerle konuşurken sürekli el kol hareketleri yapılır ya nedense. İnce. sabaha bir şeyciğin kalmaz Allah'ın izniyle. Yürümeyi yeni öğrenen bebek adımlarıyla kıyıdan köşeden geçerek kurbanlarımı aradım. 173 "Takdir edersiniz ki. Kösele dedikleri iriyarı. Kösele yarım göz kırpıp kafasını iki yana sallayarak. Şapırt aptalı yeni bir simidin çemberini kopardı. son loto kuponunu dolduran Radar Haydar'm ensesine doğrulttum ve sıvıyı itinayla püskürttüm. Kösele bana döndü. Birbirine düğümlenmiş demir sandalyelerde oturan her yaştan. minnacık. kırçıl bıyıklı adam da bakışlarıyla beni sorguluyor. önündeki simitleri neredeyse bütün bütün yutuyor ve su bardağından çay içiyordu. diğerinde portatif tezgah. sakalı yoktur.. bacağına sürersin. Top sakallının bir şeyler fısıldadığı çam yarması. anlattığı ipe sapa gelmez hikayeyi bu duman ilham etmiş olmalıydı. evini soyan ve Kevser'in boğazını kesen dört namerdin üzerine bunu püskürteceksin. Zira kumral bir adam. hidayet heyecanıyla ne yapacağını şaşırmış Şarlo gibiydim. Boş bir sandalyeye elimdekileri bırakıp. eşkalini verdiği adamları saptamaya çalışıyordum. Solgun duvar kağıdına benzeyen. Nasıl isterseniz" dedim. neşeli bir havada beni izliyordu. var mısın?" "Vuracak mıyız?" Sağ elimi tabanca şekline sokmuştum. "Esanslarım var. Külyutmaz tavırları. Kaçıklara vergi bir özgüven ve buyurganlıkla. Şırınganın namlusunu. nasıl olur? Yani siz nereden biliyorsunuz? Adamlar kimdir? Niye oraya gidecekler? Hem ben onları nasıl tanıyacağım?" "Kolay." "Öyleyse dediğimi yap. "Yaraların nasıl?" Hayret? Yaralı olduğumu nereden biliyordu? "Yaralarım mı?" "Pazartesi günü seni damgalayıp kaçan kırmızı Peugeot'dan hiç iz kalmadı mı?" "Şey.. bu kokuşmuş kahvehaneye ayak basan ilk esans satıcısı bendim. Sinek konmuş gibi elini ensesinde şaklattı ve bir an avucunu inceleyip kokladıktan sonra küçük kumarına geri döndü. hacıyağı. "İçindeki toz. zar atar gibi şeker atılan koyu çaylar karıştırılıyor.. Sırtımdaki fıstık yeşili orlon hırkanın içinde. "Cesedinin yakışıklı olmasıyla yetinme!". Dana Scully'i ikna edebiliyor mu?" Ruhiye Teyze'nin X Files izleyicisi olması enteresandı."Onları cezalandıracağız. "Pekala.. Buraya kanaatlerini değiştirmeye gelmedim. Geriye sadece benim sprey sıkmam kalmıştı. Ruhiye Teyze'nin üzerimde gerçekleştirdiği kılık kıyafet devrimi sonrasında. onlara cehennem azabı yaşatacağız!" Zavallı kadıncağızın beyninde gram fosfor kalmamıştı. Gözümde kaim çerçeveli. Simitler ışınlıyor.

Kuru üzümün çekirdeklerini çıkarıp içine karabiber dök ve öylece ye. Ceset iki misli büyümüştü. Dörtlü. Pazı. Zencefil. bombalar. ruhunu gasp ettiler. tüm vücudunu kaplamıştı.. boş şırıngayı alıp Şapırt'm koluna vurdu. Bir gölün kıyısında duran iki geyik. Bunu nasıl da düşünemedim. Hazenbel. Kovalsky'nin talimatıyla. kucağında siyah bir kediyle açtı.. iğde. hardalla beraber yenirse dalak hastalığını iyileştirir. İflahı kesilen iki mahalle ahalisi.burnuna serpti. ondokuz yaşındaki bir kızı öldürmüştü. Kılları da yosun gibi kalınlaşmış. Başka ne olacaktı? Şu bizim Jajha yok mu. Ali Alemdar adında bir yeniçeri olduğu anlaşıldı. o laboratuar sürüngenleri de hadlerini bilsinler. çarpıntıyı izale eder. hak yerini bulmuştu. suyuyla ayaklarınızı yıkayın. Nihayet. hem de şehveti önler. şifasını.. Narcisse Noir parfümü ve doğru sıralanmış birkaç kelime. Umulmadık bir heyecana kapıldım: "Şu anda burada mı?!" "Değil. aklını uyuşturmasın oğlum. aktar idi. biri otuzüç yıl. Pılı pırtımı toplayıp kahvehaneyi hızla terk ettim. böbrekteki kumları döker. Jilet ellerini kaldırarak "Ulan başlatma şimdi çarkına!" deyince. ölene dek saçınız ağarmaz. yağmuru kelepçeledi. kabul. kalbi kuvvetlendirir. baş ağrısını giderir. kızım. Yetmedi. Para için. Kedi de o da gözlerini yumup hoşnutlukla dinledi. Ruhiye Teyze bana sırrını açıkladı: "Jajha" dedi. evi barkı bırakıp kaçmıştı. Tırnakları parmaklarından uzundu. Sanki ben başka tarafa döndüğümde onlar su içiyor." 177 "Vay canına. Gelgeldim insanoğlu her yaştan ağacı keserek. şaşkınhklanyla dikkat çeken sanıklar. Şekersiz içilen kahve hem uykuyu kaçırır. naylon biberler.. katiller yakalanmış. son olarak Göztepe'de bir evi soyarak. yakarak öldürdü. diğeri ise yirmiyedi yıl hapse mahkum edilmişti.. bal ile macun yapılarak yenirse romatizmayı kökünden keser. Beni umursadıkları yoktu. Ruhiye Teyze'ye neler olup bittiğini sordum. Bitkilerin kokusunu. insafsız bilim. "bana Jajha söyledi. Dört hırsız. fakat iki yıldır yaptıkları soygunlar ve işledikleri cinayetlere ilişkin kanıtlar yeterli bulunarak suçları sabit görülmüştü. güneşe çuval geçirdi. can çıkar. Dağlara taşlara. edepsiz. tereyağı ile birlikte merhem yapılır. ölümler 38 . havlıcan ve şamfıstığı. Bildiğim bir şey varsa. murdar etti. Genetik mühendislerini. bütün devaların şahıdır. Adamotu koklamak. Patlıcan. aç karnına yenirse. hiç değişmeyecek. duvardaki halıdan dikkatle bakıyordu.v. Keçiboynuzu. yarasa kanı. Cılk yaralarla dolu etleri kapkara ve mosmordu. ailemize 'gulyabani tohumu'yaftası yapıştırmışlar.a. polise verdikleri ifadeleri inkar etmişler." "Fakat bu söyledikleriniz. Ne çare ki soframıza sahte patatesler. vücut parazitlerden temizlenir. "Jajha benim cinim. ishali keser. Eğreltiotunun suyundan bir küçük fincan içilirse. Mezarlıkta yapılan bir tahkikat sonrasında. tik kez bir fablda rol alan acemi sırtlanlar gibi kesik kesik gülüyorlardı.. Kedi sözden anlıyordu. "Bütün bitkiler şifalıdır" derdi. Havuç." "Cininiz mi?" "Evet. şöyleydi: "TIRNOVA'DA HORTLAK TÜREDİ!" Sağa sola hücum eden bir zombi. hortlağın. sentetik soğanlar koyuyoruz. üzümle Allah'ın arasına girdiler. işledikleri suçları bağıra çağıra sayıp dökmüşlerdi. Çağırmadan gelmez. Sarımsak. ikisi müebbet. Fakat nasıl? Kediye eğilip "Nefertiti." Bütün bitkiler şifalıdır [Ruhiye Ruhan] Obscurum perobscurius. doğa'mn kucağındaydı. Üsküdar'ın hamamlarında kırklanmışlar. eklem ağrıları ve siyatiğe karşı eşsiz bir ilaçtır. Peygamber Efendimiz'in (s. Adasoğanı. Elimde gazeteyle Ruhiye Teyze'nin dairesine koştum.. Görgüsüz. Hakiki ilaçlar. Jajha da neyin nesi?!" diyecek oldum. Ahlaksız bilim olur mu? Hikmetsiz. kalbi kaynar suda haşlandı. çekirdekleriyle birlikte yendiğinde. kişniş suyu ile ıslatılıp lapa yapılarak şirpençe veyahut çıbana sürülürse." Çok inandırıcıydı. Hurmanın çekirdeği. İhtiyarlamayı geciktirir. Tabiatın ağır yaralarına beton döktü. tıpış tıpış yürüyüp bizi yalnız bıraktı. botanikçileri eleştirmek bana düşmez. Haberi okudum. yöre halkının ödünü koparmıştı. keçeleşmiş. Görevi başarıyla tamamlamıştım." "Ah tabii ya. Mezarına sığmayan. Ali Alemdar'm kabri başında toplandı. kefenini yırtıp topraktan fırlayan gudubet bir mahlukun soyundanım. Devletin resmî yayını olan Takvim-i Vekâyi gazetesinin 69. Hurma. Fox Mulder yerden göğe haklıydı. lslimye kasabasından getirilen meşhur hayalet avcısı Kovalsky'ye. hortlağın karnına ka zık çakıldı. ignotum per ignotus. prostat hastalığından kurtarır. benin dedemin dedesiydi. kadıdan müsaade alınarak 178 ceset cayır cayır yakıldı da.. fıtık belasını defeder. Madem öyle. Onlar da İstanbul'a göç etmiş." "Peki ya o esans numarası?" "Benim gözyaşım. Tekkelerle mescitler arasında mekik dokumuşlar. Ayaklanıp kavgaya tutuştular. "suç tarihinde benzeri görülme 176 miş bir olay"dan bahsediyordu. bilinmeyen bir sebeple aralarında münakaşa edip feci şekilde birbirlerini yaralamış. Şiş gözlerini kan bürümüştü. domatesi. 1833 senesinin baharı. Rüzgarı makasladı.. yeminle söylüyorum.. Eee. Mezar kazıldı. öksürüğe ve göğüs ağrılarına iyi gelir. Lakin ka fir bana mısın demedi. Karpuzu. sonra da içindeki canlıları katlettiler. portakalı. mümkün değil?!" "Mantığın zehri. huy çıkmaz.. terin kötü kokmasını önler. fakat susup sözün devamım bekledim. Radar'm loto kuponu ıslandı. zehirleyerek. Tırnovalı hemşerilerimiz. Böğürtleni kaynatın. incirle. tehditler. bize binbir türlü aşırılıkla mermiler. 179 Muz. Buyurun size. Kapıyı. Mahkeme salonunda. Jajha. yakalanıp polis merkezine götürüldüklerinde de. Allah'la kul arasına girdiler. Tamam." "Cin kısmı geçmişten haber vermeye muktedirdir.) "Bal henüz vücudunda iken ruhunu teslim eden kişiye cehennem ateşi uğramaz" dediği rivayet olunur. felci iyileştirir. Geleceği yalnızca Allah bilir. bacak ağrılarını def eder. sürme gibi göze sürülürse kirpikleri uzatır... tımarhanelik patronların gözüne girmek için nebatata hormonlarla tecavüz etmesinler. Böbreğindeki taşlar düşsün. Tırnovalılar kötü ruhun şerrinden kurtuldu. Hırsızlar. Yani. bilim adamlarını. Radar Haydar.. başımı çevirdiğim anda kafalarını kaldırıyorlardı. Haşhaş. Haklısınız. suçlulann kim olduğunu bilebiliyor?. Yahu. nüshasında neşredilen bir haberin başlığı. Tabiatı önce hapishaneye çevirdiler. Muazzam bir kalabalık. Acıbadem yağı. uyuz veya egzama üzerine tatbik edilirse ondurur. basuru tedavi eder.] Bu yıl çok yaşlandım. dinlendirici bir uyku getirir. Bal. İki gün sonra gazeteler. Kösele bütün sıvıyı Jilet'in karnına boşalttı.. sıkı bir pazarlığın ardından 800 kuruş ücret ödendi. Rahmetli hafız babam. şifa verir. Eriği. bilinmeyeni bilinmeyenle açıklayın. ne demişler. ben bir ayağı çukurda bir kocakarıyım. [Karanlığı karanlıkla. bin sene evvel büyük bilgin İbn-i Sina'dan aldığımız feyizden bir cüz takdim edeyim: Elma zihin açar. zeytinle. irfansız. Kına. boyumdan büyük laflar ediyorum. nefes darlığına birebirdir. Dişotu. Ali Alemdar. mandalinayı köleleştirdiler. Çelimsiz çocukların elinden oyuncağını kapıp coşan ilkokul çeteleri gibiydiler. Çevredekilerden bazıları da onların neşesine uzaktan uzağa ortak oluyordu. haydi sen git biraz oyna" dedi.

Kara büyüye bulaşmaya ise hiç niyeti yoktu. Şimdi. Bir başka sayfa açtım: Durman hey ağalar gelin meydana Boyarısın kılıçlar al kızıl kana Bende mürüvvet yok kıyarım cana içerimden gamım gitmez neyleyim. Ender durumlarda ak büyü yaptığı oluyordu. çizgi filmlerden tanıyorum. ruhun ve vicdanın havzasında biriken meşruiyet tortusudur. Jajtıa!". Bir sürü şarlatan.. virüslere üniforma giydirip üstümüze salıyorlar: Biyolojik silah. Gangster tabancasını çekip falcının önce beynini uçurmuş. pelerin ve hançer. Ha. Sadece birkaç saat sonra kendi kozmosuna döndüğünde.Ö. Sincap. ceylan. ah bir de ıkınmak. Ben de aracılık etmiştim. önlerine gelene "Sana büyü yapmışlar" der.yağdırıyor. O.. önce ayak diredi. deliliğin emrindeler! Dedemin dedesi. 14. Zorbalığın bozuk ağzına çakılan gümüş bir belagat çivisidir. İntikamcı. Tıbbi konularda bazı mühim bilgiler veriyordu. kocakarı bir nebze yumuşadı.. taşırdığı sıvı ağırlığına eşit bir kuvvetle kaldırılır." "Asıl sen utanmalısın delikanlı! Bin yaşındaki bir cini ve seksenbir yaşında bir kadını. Hakikatin muazzam cilvesidir. yine kanun dışı imkanlar ve yöntemlerle adalet dağıtabileceğimizi söyledim. kesinlikle bir istisnaydı. her halükarda atkesta-nesi büyüklüğünde yüzükler takın. Medyumların tek gerçek hüneri. Savunmasızlığın. 144'ünde saydırmış.. Irak'ta 1 milyon insan öldürüldü. sanatla çelişmez. cine çok pahalıya patlıyormuş. Anlattığına göre cin evreninde zaman bizimkinden hızlı akıyormuş. haksızlığa uğrayan başkalarına da hizmet götürebilirdik! Ruhiye Teyze. hileli ticaretine ortak etmeye kalkışıyorsun!" Bir koşu. Hidrostatiğin başlıca kurallarını ortaya koyan Yunanlı Bilgin Arşimet'in [M. Arap at altımda durmaz savaşır Kılıcı çekersem gözler kamaşır Benim ilen şimdi devler uğraşır Sizin ile işim bitmez neyleyim. 184 Köroğlu'nu dersen bir genç aıslandır Demire'oğlu yanında bir kahramandır Dizdar der ki döğüşecek zamandır Beşyüz atlı bana yetmez neyleyim. Sıhhatin. Böylece kehanet gerçekleşmiş. suçluları yakalamıştı. Jajha'mn sağlayacağı veriler sayesinde. keklik. "Otur. Homoseksüel Satanistler. Her nasılsa bir cine tasmayı takmıştı. ilaç şirketlerinin. telefon kulübelerine davet edecektik. kelebeğin peşinden koşamadan. kemalle alakalı bir olgudur. Çocuklar bir kuzuyu kucaklamadan. itidalle. emniyetin ve hakkaniyetin mânâsından kopmuş bilim benden uzak olsun. türlü çeşitli şirketlerin hizmetinde çalışıyorlar da ondan. Kimseyle yüzyüze görüşmeyecektik. şifa arayan insanlara bir faydası dokunsun istiyordu. Rastgele bir sayfa açıp mısraları okudum: Haber aldım ihvanından kulundan Doyuk olduk akçasından pulundan Hey ağalar akan kanın alından Altımızda kır at kınalanmak! Ruhiye Teyze tınmadı iyi mi. Haydut. Nedense. sonra da şatoyu soymuş. Nasıl ki yasal olmayan yollarla tedavi ediyorsa. Falcı. Fakat hepsi bundan ibaretti. 39 . süper güçlerini kullanmayı reddediyordu. Ali Alemdar zalim bir adamdı.. medyuma. üzerinde meyve yoksa tanıyamıyor. yıkanırken akla gelir. hayatta en önemli şey henüz ölmemiş olmaktı. bir de mıknatıslı âsa buldunuz mu. Vahşetin.Ö. Sihirbaza. toylukla değil.. "Olmaz!" dedi. Ben diyeyim elli. Işık hızıyla hareket eden cin polisin bu işten çıkarı neydi? Jajha bir amatör müydü? Öyle ya da böyle. o halde kendi işimizi kurabilirdik! Kevser'in intikamını nasıl aldıysak. büyücüye inanmam. yüzyılda psişik dalaverelere rağbet arttı. kadınsanız ön dişlerinizden birini altın kaplatın. Bildiğim bir şey varsa... cin takvimine göre. İntikamın kuru bir asabiyetten doğduğunu sananlar. bir ağacı. Merhametin mevcudiyetinin. basit bir mezar kaçkınıydı. Kurukafa ve mumlar. kendine hayrı olmayan moruklar. Marketlerdeki ürünlerin ambalajlarına küçük broşürler iliştirecektim. mikroplardan koruyan bir bilim vardı. kılıç koleksiyonuyla övünür. Takırdayan sararmış takma dişleriyle. Niye? Silah şirketlerinin. leylek. 1600'lerde yazılmış büyü kitaplarının ikinci baskıları yapılıyor. Jajha!" Sadece fikir yürütüyorum. Alelade bir katil. Ademoğullarımn kavgalarında araya girmeye zaten o da yanaşmazdı. Ruhiye Teyze'ye dil döktüm: "intikam sosyolojinin. pazarlığa tâbi olacaktı. bir cin haftası geçmiş oluyormuş. küvete uzandım. Bence asıl Arşimet Kanunu şu: En parlak fikirler. Fakat şeytanlıkta zamane uzmanlarıyla boy ölçüşemezdi. Jajha dindar bir cindi. salihlikle [barışçılık] . anca ekranda görülebiliyor artık. Kimseyi öldürmeyecektik. tavşanla bakışamadan büyüyor. Nefertiti lakabıyla meşhur Mısır kraliçesinin asıl adı Tadukhepa'ymış [M. kristal küre ve sihirli değnek. 287-212] prensibi icabı Herhangi bir sıvıya batırılan cisim. "Ben tüccar değilim. Hiç değilse. hamamda yıkanırken akıl etmiştir ve çırılçıplak sokağa fırlayarak "Eureka! Eureka!" ["Buldum! Buldum!"] diye haykırmıştır.. Ayrıca. geriye yalnızca fısıldamak kalıyor. gözlerini pörtletmektir. Aşkla. Yalnızca zenginlerden. bir de Nefertiti kelimesi 'güzel 182 kedi' demekmiş. Hortlayıp terör estirdi. Daireme iner inmez banyoya girdim. Hâlâ Amerikan hapishanelerinde yüzbinlerce masum işkence görüyor. Köroğlu kitabını getirdim. nüfuzunun ve itibarının sağlamasıdır. Erkekseniz saçı sakalı sonuna kadar uzatın. Ruhiye Teyze de Jajha ile arasındaki ilişkinin detaylarına girmedi. Kalbin. Bilim adamlarından çıt yok. Ücret. Bir insanla görüşmek. "Gazete. harbiden de çuvalla para kaldırmış. siz deyin yüz cana kıymıştı. kısacası medeniyetin sınırlarını 'insanlif IHI tlftmina' ihlal etmektir. Kindarlıkla değil. Sadece. Eskiden illetten kurtaran. kabadayıdan kesin çizgilerle ayrılır. Kabirde bile uslu durmadı. katil hırsızların bülbül gibi ötmelerini sağlamıştı. Felçli ayağını kökten iyileştiremediği biricik torununun katillerini adalete teslim etmesi. utanmalı. biçareliğin ve kısırlığın püskürtülmesidir. hukukun. Haysiyetimizin kesinlik kazanmasıdır. işe yaradı! Yani. Ruhiye Teyze ise. "Terliklerimi getir!". Ruhiye Teyze'ye ne demeli? Onun olayı farklıydı. sapkınlıkla değil. Derler ki. Gençler. masumlara zararımız dokunmayacaktı. Dairemin üst katında çok acayip şeyler oluyordu. Sizi ancak ilkbahar ekinoksunun şafağında yapılan tören kurtaracaktır. Suyu açtım. kendini insanlığa adadığını iddia etmiyordu. Ruhiye Teyze'yle epey lafladık. Arşimet. Jajha. 181 lakat sakın bayılmayasmızdır. iğfal ediliyor. İnsan ömrüyle hesaplanırsa. kendinden emin bir şekilde "Yakında çok paran olacak" demiş. Madem işsizim. mantığın. Altın.. Müşterileri. cinayetin. Ona planımı anlattım. Suyun Kaldırma Kanunu diye de bilinen olayı. şeytanın oltasıdır!" Kadıncağız. bilgelikle. Yatak odandaki halıyı yakmanı öğütlerler. makul miktarda para kabul ediyordu. 21. Arşimet Kanununu yazsam yeniden Bir gangster falcıya gitmiş. madem benzersiz karışımlar hazırlayabilen Ruhiye Teyze'nin emrine amade bir cini bile var ve cinler geçmişte olan biteni çözebiliyor.]. Sırtındaki kıllı et benini mistik bir mühür diye yutturanlar. Her şeyi ayarlamıştım. Dizginsiz kaçıklıkla harcıalem kurnazlığın dozunda karışımı. Jajha bin küsur yaşındaymış. yy. Bir olgunluk imtihanıdır intikam. Bu kadar basitti. Zira ben cinleri masallardan. Parayı yatırmaları için bir hesap numarası verecektik. Kızıl sakalını kemerine tutturan nobran bir dangalak. bakire fotoğraflarına iguana tırnağıyla çarpı işareti çizer. Kendini peygamber ilan eden ve müritlerini soyup soğana çevirdikten sonra ellerine bir mısır koçanı tutuşturanlar var hâlâ. düpedüz eski toprakmış.

Amsterdam'dan Mersin'e geçmiş. Ruhiye Teyze. Zehirli oklar. Um tam kalbinden vurulmuş. Kamerun'daki ailesine. akşamları ise Mpagga dilinde şakalaşan keş Pigmelerle ortamlarda şahlanıyormuş. Adımı bile sormadan. Tarlabaşı'ndaki birkaç Sudanlı kaçak göçmeni tedavi etmişse de. geniş yatak. İntikam operasyonlarında bize yardımı dokunabileceğini düşünmüş." Durumu hiç yadırgamadı. Yardıma gelmişler. Türkiye'nin güneyinde bir limana bırakıldıklarını öğrenmesi uzun sürmemiş.Aslında paranın yatırılacağı hesap numarası için başkalarından yardım alacaktık. Um. Telefonu kapattım. Akrabalarının köyüne varmışlar. dev'e yaklaşıp başını yukarı kaldırmış ve "Burnunun içindeki kıllar. Yani tipik bir Pigme'ymiş. Ayrıca onların benimle gerçek bir hukuki sözleşme yaptıklarını sanmaları da kuvvetle muhtemeldi. fakat hepsinde aynı Mpagga'ca cümle yazılıymış: "DÜN YA. Nzoli kaçırılmış. zannettiğimizin aksine temiz ruhlu ve gayet saftırlar. Göz ihtisası yapmak için İstanbul'a gelmiş.. yarım düzine adamıyla sokağa damlamış. Um Bambuto adında biri. birbirinden farklı renklerde tişörtler giyermiş. Soko'yu İstanbul'da bulabileceğini fark etmiş. Yürümeye koyulduk. Ha. uzaktan tanıdığım orta gelirli yedi kişiye. Sokağın sonundaki köşelere saklanan fotojenik yamyamlar ateşe başlamışlar. Bir arabaya doluşmuşlar. Dört ay sonra." Abdülcabbar Turabi. Durdum. Kadarif e geri dönemiyormuş. Uzaktan. Abdülcabbar. düz. Altın kaplamalı Glock tabancalar şimşek gibi. Bir yandan Soko'nun izini sürerken. intikam yemini etmiş... O da kendi payı olan 250 doları çektikten sonra kalanı benim talimatımla bir diğerine iletecekti. İç savaştan kaçarak Türkiye'ye kapağı atan Sudanlılarla temasa geçmiş. Um da ailesiyle vedalaşmış. Abdülcabbar'm teklifini kabul ettim. benim adım Abdülcabbar. tabanları yağlamışlar. Parlak gömleğiyle bir limuzin şoförüne benziyor: Biriyle hesaplaşmak için hiç kimsenin desteğine ihtiyacı olmadığı o kadar belli ki. kaldığı yerden devam etti. kuzenleriyle karşılaşmış. Um kepçe. Elleri ceplerinde yürürken. Um'u ecnebi mezarlığına defnedip Kamerun'a dönmüşler. omza inen kamçılar ve ağza saplanan tahta iğnelerle yapılan bir törenle erkekliğe adım atacağı Kongo'ya gitmiş.. Bir kocakarı. BENDEN SAKLANABİLECEĞİN KADAR BÜYÜK Dİ' ĞİLSOKO!" 111/ Meğer. geceleri ağlayıp sayıklayarak uykuya dalı-yormuş: "Kardeşimiyediler!. Âlemlerin Rabbi'nden nakil istemiş. samanlıkta iğne arar gibi Soko'yu aramış. 40 .35 m. Gerekirse araya. gün içinde koltuğunun altında cep sözlüğü gibi ufacık kalan tıp kitaplarıyla Cerrahpaşa'ya gidiyor. Parasız kalmış. ücret almamış.. Tıp fakültesi mezunu. Pigme kuzenler de ilkel silahları atıp modern silahlara davranmışlar. esasen. bir de Abdülcabbar.. Birkaçının suratına. Bebek Camii'nde yatsı namazı kılmış. Soko geri zekalısı ve takımının. Soko'nun evinin karşısında bir minibüste pusuya yatmışlar. intikam yolculuğu hakkında bir-iki mektup yazmış. boyunda. Dazlak." Vay canına. Siyahi.. sinirli sinirli puro içerek cep telefonuyla konuşan 'küçük adam'a rastlamış: Kamerun'un Duala kentinden. Soko'yu Abdülcabbar boğarak öldürmüştü. her ay düzenli ve sürekli olarak 1000 dolar kazanmayı tercih edeceklerdi. DOSTOYEVSKİ. bir yandan da kirli işlere bulaşmışlar.. saçlarından fazla!" demiş. kıvırcık bir cüceymiş. bir cin ve ben. Um'un oku. kimseye çaktırmadan namazı bırakmış.. Ertesi gece. Patron siz misiniz?" "Evet" diyorum "nedir mesele?" Ahizeyi ısırıyor sanki: "Beni işe alın. Bizimkiler takibe başlamış. dördüncü kişiyi de katıp nihayetinde kalan kısmın yarısının kendi hesabıma diğer yarısının ise Ruhiye Teyze'nin hesabına yatırılmasını sağlayacaktım. polisler ya da kimliğimi öğrenmeye çalışan birileri. Beşiktaş'ta bir şose yolda durmuşlar. Soko ve diğer yamyamlar. Kemiklerini de bez bir torbanın içine doldurup köyün girişine atmışlar. Aksi takdirde onlardan paramı kendi yöntemlerimle kolayca tahsil edebilirdim. Ayrı internet kafelere gidip. Jajha'dan Abdülcabbar'm kimliğini ve geçmişini araştırmasını rica etti. tesadüfen Abdülcabbar rastlamış: Karagümrük'te bir viranede polisten saklandığı kulağına çalınmış. dar ve uzun sokağın içinde kuyruklu yıldızlar gibi kayıyormuş. Zehirli okunu kuşanmış ve yamyamın leşini sermek üzere Avrupa'ya uçmuş. fakat işte Um da canından olmuş. alkole başlamış ve Taylandlı bir striptizci kıza âşık olmuş: "Kör dedem. Soko. Um'un onbir yaşındaki kardeşi Nzoli'nin.5 metrelik Abdülcabbar'ı görür görmez telefonu cebine koymuş: "Selamünaleyküm brother?" Cüce. Granit gibi kasları var. üçüncü. müşteri kılığında karşıma çıkıp. Um yayım gerip Soko'nun ardından haykırmış..M. Bu arada. aile toplantılarında hep 'Kuyruğu samandan olan. bacaklarına saplanmış. Oranın altım üstüne getirdikten sonra. sonra parayı yatırdıkları banka hesabının sahibini enseleseler bile bize ulaşamayacaklardı." diye dua ederek. "Alo. bizimkine leziz yemek. Pigmeler. yedi kişiden üç ya da dördünü farklı bir sırayla harekete geçirecektim. Ituri Ormanı'nm içinden bisikletlerle geçmişler. Abdülcabbar'm yanma gittim. Siyah dev. Soko'nun ensesinden girip gırtlağından çıkmış. Cinler âleminden gelen rapora göre. Um Bambuto. ateşe yaklaşmasın' derdi. pembe avuçlarını başımın üzerinde gezdirerek konuşmayı sürdürdü. dışarıda durarak konuşan lenduhaya bakıyorum. Pigmeler kovalıyormuş. Ahizeyi bıraktı. Soko ve şürekası neye uğradıklarını şaşırmış. Sudan'ın Habeşistan sınırındaki Kadarı! şehrindenmiş.. Soko'nun boynunda parmak izleri bıraktığı için ihtisasa devam edememişti. Um Bambuto. Konuyla ilgili ayrıntıları anlatıp Ruhiye Teyze'nin kafasını karıştırmak istemedim. telefon kulübesine sığmayan. [F. "Sen tam aradığım tipte birisin!" Um. marketten aldığı bir makarna paketindeki broşürümüzü iş ilanı gibi algılamış. Nzoli'yi çatır çutur yemişler. param bitti? Halifenin şehrinde çulsuz kaldım. Sonuç itibariyle. Kongo Kurtuluş Hareketi'nden bir gerilla şefi Sese Soko ve adamlarının baskınına uğramışlar. İstanbul'a vardığında. Soko'nun mülteci olarak Hollanda'ya gittiğini haber almış. Soluğu İstanbul'da almış." Soko'nun izine. insan kaçakçıları tarafından kandırıldıklarını. Lumumbaşi kazan. Adamımız. devlet içinde devlet kurmuştuk. Abdülcabbar ise göz ihtisasına devam edememiş. siyahi. bir Afrika barının önünde. Çünkü paranın izi dolambaçlı bir finansal güzergahta silinecekti. Daha doğrusu o yürüyor. Her defasında. Kısa zamanda. 2. Nzoli'nin kanı yerde kalmamış. Eroin kuryeliği: Şehrin dört bir yanma 'çiçek tozu' dağıtan sempatik cüceler çetesi. karanlığı çatırdatıyormuş. önce bu yedi kişiden birinin hesabına yatırılacaktı. Abdülcabbar bir-iki sıyrıkla kurtulmuş. Bambuto ailesi.. bol harçlık vermiş. "Allah'ım. oklava büyüklüğündeki parmaklarını. Abdülcabbar. kasıklarına.. Bir kerede 10 bin dolar kazanmak yerine. Tören sırasında. Fakat onların da hali içler acısıymış. Um. Okulda başarısız olduğunu ailesine söylemeye utamyormuş. Kongolular kaçıyor. ellerinde zehirli oklarla. Um ve kuzenler. Göğsünde ışık saçan bir madalyon sallanan Soko. 1. Karamazov Kardeşler] İntikam şirketimiz faaliyete geceli henüz birkaç hafta olmuştu. uyduruk isimlerle aldığım e-posta adreslerinden mesajlar yollayacaktım: "Hiçbir zahmete girmeden her hafta 250 $ kazanmak istemez misiniz? Aşağıdaki kişisel bilgiler formunu doldurmanız ve mukaveleyi onaylamanız yeterli!" Müşteriden gelecek mesela 10 bin dolar. "Beni patron yolladı" dedim "hikayenin devamını bana anlatacaksın. Dünya benden saklanabileceğin kadar büyük değil! Katiller. ben yetişebilmek için rahvan gidiyordum.

Tabii ki Abdülcabbar sayesinde.. Düşün. eşini ve çocuklarını döven heriflerden daha aşağılığı yoktur. onların aptallığı senin aşkını aşar.. o kadar kusur kadı kızının zevcinde de bulunurdu? "Piçin biri sevgilimi ayarttı" diyordu hattın diğer ucundaki çim adam... yağmurda dans etmiş ve ıslanmıştı. söyledikleri karşı tarafa Testere [Saw] filmindeki psikopatın sesiyle ulaşıyordu. kirlettiler.. olayı itiraf ederken "O yamyamın gırtlağını sıkarken kendimi çok değerli hissettim" diyecekti. Çocuklarımızı hırpalıyor. hem de kimliğimle ilgili yegane ipucunu yok ediyordu. Moruk hasta olduğu için daire bir müddet kiralanmadan bekletildi. Ne kadar kira ödüyorsunuz?" "500 papel. Jajha araştırıyor. Doktor Abdülcabbar'm gözü kararmıştı. hayret. Haltercilere benziyordu. Ömür boyu. doğalgazlı.. Ben de karısına saldıran adamların icabına bakıyordum. Ve onların hiçbiri umurunda değil. Oyalanmadan konuya girmek en iyisidir. yamyam avcısı Doktor Apo. Küveti suyla doldurduk.kuna döndü. belki de. anlamını bilmediğim laflar ederim: "Kadınlarla başetmek zordur ahbap. fesleğen.. Ayakları yerden kesilen Soko çırpmırken ateş ettiyse de.. Yumruğumu öpüverdi." "Sonra?" "Altı ay hapis cezası verdiler. Sopa ve büyüyle insan şekline sokulmuş bu mutantlardan hayır gelir mi? Yılanı boruya sokarak düzeltiyorduk." "O kızı geri istiyorum. Oto tamircisi olduğum için benimle alay etti. hatmi ve aroma olarak da isveç şurubu bulunan bir puro.5 milyon." "Ne yapacağım peki?" 41 . Oğullarından biri. Boş ev bulsam bile hemen taşmamam. 130 m2. Abdülcabbar'la birlikte. "Alo?" "Kimden. İki gün sonra gene dayağa başlıyor. karısının sadık köpeği haline geliyor. Galiz küfürler ediyor bana. yok ki?!" "Cumartesi saat 12'de bu kulübeye gelin.. iktidarsızlığa dayalı asayiş." "Neden?" "Çocuğa hakaret etmiş ve dövmüş.. Ercan'ın boşalttığı ev içinse. Bir ay içinde evden çıkmazsam beni öldüreceğini söyledi. derin dondurucuya kaldırılmış intikam tabldotlarıyla dolu. Daha fazla dayanamayacağım." "Ne?" "Ben sabıkalıyım." Jajha. Herkes hak ettiği cezayı bulsa dünya altüst olur "Kimden. kapımıza dayandı. Ercan Mercan. Mini etekli bir fıstığın şereflendirdiği bir bankın kıyısında oturmuş kulübedeki müşterime bakıyorum. Denyonun kafasını gözünü patlatıyor. özür diliyor. belki de bir yanlış anlama vardır ortada?" Telefonun alt kısmına ince bir elektronik süzgeç koyduğum için. Ruj sürdüğü dudaksız ağzıyla cadılar gibi sırıtıyordu. Kokuttular.. Veli toplantısında. iki yılda o kadar çok kişiye intikam servisi yaptım ki. n'olur yardım edin. evet?" "Aşk nedir?" "Nedir?" "Bir erkeğin.. O günden sonra dümbük.. kadındı. bir kere zenci oldun mu. canını dişine takması. Halbuki daha yedi ay önce zam yaptı. "Kirayı arttırmayacaksan evi boşalt' diyor." "Anlaştık. kaba bir hesapla. kalitesini yükseltmez. içinde tütünden başka rezene yaprağı. ne için intikam almak istiyorsunuz?" Telefon kulübesinde aramamı bekleyenlere ilkin bu soruyu sorarım. bilseniz şaşarsınız. Bana bir yıl kadar sonra. öznesiz iyilik. güney cephe. Bildiğim bir şey varsa. bunu niye yaptığını sordum. tamburum ne çalıyor? "Erkek erkeğe konuşalım. gezegenimizde 3. Ve evet. Kanlar içinde can çekişen Um'un başucundan kalkmış.Um'u mıhlayınca. ilişkinin uzun sürmesi. ortalığı berbat ettiler." "Pekala. "Yanlış anlama filan yok. öyle mi? Mahalli bir matadorun peşine takılarak seni terk eden bir ofis kısrağından başka biriyle ilgilenemez misin?" Sözlerimi acıklı bulmuş olmalı ki. Metropol. kocası tarafından tartaklanan kadınlarla bunca sık karşılaşacağım aklıma gelmemişti doğrusu. ağlamaklı bir tonda "Dört yıldır çıkıyorduk" dedi. Bostancı'daki bütün evleri ışık hızıyla dolaştı ve sahibinden kiralık bir daire buldu: Üç oda bir salon. Benim dört çocuğum var. Kefaletle serbest kaldım. hem müşterilerime sonsuz bir güven veriyor. Fakat iradenin baypas edilmesi sayesinde ele geçen esenlik. tek kadınla yetinmek için. 800 liranın yarısına razı olmuş. Brad Pitt ile Josh Holloway'in ortak akrabasına benziyor. Telefonu çaldırıyorum.. dıı manı evin sahibinin yüzüne üfleyince. Abdülcabbar mermilere aldırmamıştı. Pigme çetesinde gangsterlik stajı yapmış." "Fakat?" "Son gelişinde evin önünde kalp krizi geçirdi. asansörlü. herifler gerçekten de. pestilini çıkarıyoruz. Açıyor. dünyadaki kadınların yalnızca binde birinin harikulade olduğunu kabul etsek bile." "Ev sahibinize de yumruk attınız mı?" "Mushaf çarpsın ki atmadım. Geliyor. Pasif içici kurban. hileli ahenk. Kulübeye bir kadın giriyor. Bu işe başlarken.." Kadın ağlıyor.5 milyon. bir puro hazırladı. 3. İnsan tiksiniyor. Sağa sola borçlandım." "Ha?" "Âşık mısın?" "Eee... Eh. içeriye bir fıçı balık ve yirmi-yirmibeş tane sokak kedisi taşıdık." "Kontratınız var mı?" "Var." "O halde neden dert ediyorsunuz?" "Herif çok yaşlı.. Kızımı incitmişti ve beni aşağılıyordıı. çift tuvaletli. Geçen sene. Teşinin üzerine. adamcağız Ercan'ın l'M bütün tekliflerini kabul etmiş. Kaç kere kemiklerimi kırdı. Saatlerce zile basıyor. Şerefsiz enişteye eşek Sudan'dan gelinceye dek sopa çekiyoruz. Tamam mı? isminiz nedir?" "Ercan" "Soyadınız?" "Mercan. Hastaneye zor yetiştirdiler. dördüncü kat. kanlı tavuk b. Akrabalara kaçıyorum. "Bildiğim bir şey varsa. Bastonunu yüzüme sallayarak tehditler yağdırıyor. Dil döküyor. Ercan Mercan." "Kadın mı?" " Evet. tapılacak güzellikte kız var. geri dönüşü yoktur. yaygın kargaşa taktiklerine başvurmuştuk. Bildiğim bir şey varsa. İriyarı bir karıydı. Otuz yaşında ya var. ne için intikam almak istiyorsunuz?" "Ev sahibimden. Eninde sonunda. "Kocamdan intikam almak istiyorum. TIR şoförü. Üçü okuyor.. Onbeş gün içeride alem yapan kediler. Ruhiye Teyze'nin imal ettiği yeşil bir pudra döküyoruz. Suratı. elimde cep telefonu. Anlayamazmışım." "Niye polis çağırmıyorsunuz?" "Şey. Soko'nun tepesine binmişti." "Size daha ucuz ve daha güzel bir ev bulsam?" "Bostancı'da daha ucuz bir daire mi? Her yeri aradım beyefendi. Onbeş yıldır beni dövüyor. Ruhiye Teyze." "Ne gibi?" "Evi yakacağını söylüyor. O kadar çoklar ki. kiralayacağı dairede bu puroyu yakıp. çok affedersiniz. Ben de çenesini kırdım. Bu da." "Adamın çenesini mi kırdınız? Nasıl?" "Eee." Böyle netameli durumlarda işi reddetmeden önce. ya yok." Ben ne söylüyorum. Haftada iki kere evime baskın düzenliyor. sınıfa giden kızımın öğretmenini hastanelik ettim.. kızlar böyle tiplere bayılır? "Sakin olun. herşey çok ani oldu. tepinmesidir. ilkokul 3.

diğerinde de tatlı yerine hamsi poşeti."180 derece dön. Nefertiti. Mantosunun cebinden bir mendil çıkarıp gözlerini siliyor. derisi.. Dumanı tüten tabancama sarılmış ağlıyordum. siyah adamın vücudundan kopmuş da yerine geri dönmeye çalışan bir uzva benziyordu. cep telefonuyla konuşan adamın yanındaki mi?" "Hıı-hı. "yanma git ve 'Geciktiğim için bağışla lütfen. kırmızı şalvarına bir Smith & Wesson iliştirmiş palyaço. sizi boş yere meşgul ettim. Şebnem'in neşesi yerine gelsin diye yapmıştım. Abdülcabbar yine kucağında can çekişen bir balık sürüsüyle eve damladı. potayı ıskalamış bir basketbolcunun hüzünlü ifadesiyle bakıyordu.. sigara içen. Telefon çalınca irkiliyor. Ödeşme ofisi. spor çantalı.. Adamın kızla ilgisi yok" dedim. Hüngürderken titreyen eliyle telefonu kapatıyor. bakanlığımız tarafından tasdik edilmiştir." Kadının sesinde ıstırap. 'Tanımdayken bile hasretimdin": Sig Sauer'i [P 220] elimde evirip çevirdim. Bildiğim bir şey varsa. Kral Lear] Orhan Gencebay'm eski bir şarkısı. Abdülcabbar. kendimden emin bir şekilde.. Dertler Benim Olsun çalıyordu. Kadın "Ben. Tatlı ve tuzlu sulardaki balıkların hepsi. ■ ■ Zamanda yolculuğa ömür yetmez Namık Mıknatıs'ı mezara daldırıp çıkarmıştım. henüz tatmadığı türleri işaretliyor. Sağa sola tutunarak doğruluyor. Namluyla gözlerimi sildim. yeter ki meseleyi anlatsın. Bir elinde kuzu büyüklüğünde levrek. hava kararmak üzere. 196 Resmî romantizm "Akşama ne yiyelim Doktor?" "Palamut." Ona. bizim kalbi kırık ırz düşmanının kafasına yumruğu yapıştırdı. Denize bakınca ağzı sulanıyor. Nefertiti derhal zarfa doğru koştu. Abdülcabbar'la göz göze geliyoruz: Maliye bakam ile vergi kaçakçısının bakışması." ağlamaya başlıyor. Yüreğim ağzımdan fırlayacak! Hızla atılıp yanma koşmamak için kendimi zor tutuyorum. Robot şivemle. kahvaltıda bile balık yiyor. 1564-1616.. beyefendi" der demez. Mavi mantolu. Şebnem Şibumi'ye olan aşkınız. "Kusura bakmayın. mavi eşofmanlı. beş ucu b. Abdülcabbar'm midesine doğru yüzüyorlar. tabancanın içine damlıyordu. iki adımda mutfağa gidip yükünü tezgaha indirdi. oflayıp pufluyor?" "Şu. bir de matbu sayfa çıktı: Sayın Müntekim Ou n bey. kanlı önlüğü. görülmeye değer bir albüm olurdu: Duvağını arkaya atmış. yeniden arama tuşuna basıyorum. Hafiften heyecanlandım. köpeğini kulübenin direğine bağlamış. Bu şarkı beni bir cinayet şampiyonasına hazırlayan antrenörün hipnotik telkinlerinden oluşuyordu sanki. repliğini söyledi. İpleri kesilen bir kukla gibi yere yırı ı<»\ lıyor. yüzüme. herkes hak ettiği cezayı bulsa dünya altüst olur. sıvanmış kollarıyla. Dikdörtgen zarfın kısa kenarlarından birini ince bir şerit halinde yırttım. anneme sarıldım. "Bir zamanlar benim sevgilimdin": Kurşunları doldurup şarjörü taktım. Boğaza nazır bir kafeteryanın çınar gölgeli avlusunda. Bu şiddetli eleştiri üzerine herkes kendi yoluna gitti. Cennet bahçesinde rehabilitasyon. "Kocam. başımdan aşağı kaynar sular dökülüyor. Saat 17:00. Bismillah demeden beyaz atından düşen ve çifte yiyen prens de umarım benim gibi düşünüyordu: Geriye kaldı 3 milyon 499 bin 999! *^* 194 Bildiğim bir şey varsa. dönüşte zarfı Nefertiti'nin pençelerinden kurtarıp bana verdi. peruklu güreşçi.. kulübedeki harap cansız mankene. Karanlık bir gezegenin kömürleşmiş uydusu. bu dünyadaki balıklardan payına düşeni çoktan yedin?" Balıkadam. yaza ağıt yakan güneş. Derim. Taksim Meydanı'ndaki belediye otobüsü duraklarının yanında dizili kulübelerden birine giriyor. bir daha olmayacak' de. Karakedi.. O esnada. hoşaf niyetine kaşıklardı. Posta. Bunu kainatın iyiliği için değil. Gözyaşım cıva gibi. boğazına kadar inen ağır makyajıyla. bilmiyorum. Gencebay dinledikten sonra gelen sessizlik de Gencebay'dır. Yanımıza geldi. AŞKart'ınız ilişiktedir." "Sonra? Ya 'Sen de kimsin?' derse?" "O zaman. gergin likten yırtılacak sanki. Onun imparatorluğuna. "Firdevs? Kim bu arkadaş?" "Tanımıyorum. 42 . "çok iyi bir adamdır. "Bildiğim bir şey varsa. içinden yeşil-beyaz bir smart kart. Gönül İşleri Bakanlığı'ndan gönderilmişti.." Bunda dert edilecek bir şey olmadığını söylüyorum. çözülüyor: "Kocamın bir oynaşı var. Dış kapının altından sarı bir zarf. bakanlığımızın internet sitesinden takip edebilirsiniz. boz ayı." Döndü ve sordu: "Evet?" Suratı: Şaşkınlıkla dolu bir kin matarası. tıknaz. Derhal. işlerinin tıkırında gittiği anlaşılan. Balık bulamadığı ender günler. Abdülcabbar. babamın bir sevgilisi mi varmış?! Telefonu gocuğumun cebine attım. ölü bir ayının postuna benzeyen bir çam yarması zuhur etti. Tüm parasını balığa yatırıyor. hesaplaşma yazıhanesi olarak kullandığım telefon kulübelerine uğrayanların fotoğraflarını çekseydim. Balıklarla ilgili resimli bir kitap almış.. buraya niye geldim. Abdülcabbar'm etrafında dört dönüyordu. "İntikam filan almak istemiyorum aslında. Halini kimse görmüyor. takım elbiseli yakışıklı kör genç. "Mutluluk senin olsun": Silahı ateşledim. Kasımın ortalarında.." Kız daha tek kelimelik cümlesini tamamlamadan.. savaş meydanındaki general belagatiyle konuşan ihtiyar. televizyonun üstündeki kirli yemek tabaklarına doğrulttum.. Gözyaşı tabancası insan. bıyıklı ilkokul öğrencileri." Dilimin ucuna bir milyon farklı söz geliyor. koşup. Yenilikleri." Soranda kabahat. intikam istasyonu. başkasının kafasını takmış gibi görünen işkadım. tekerlekli sandalyesinde. balık kraker atıştırıyor. Kutlarız. Acıklı bir sır verir gibi fısıldıyor: "Biz otuziki yıldır evliyiz. O anda. onu telefonda tutmaya çabalıyorum. Parkın duvarından seyrediyorum. yeterince ağladıktan sonra da ölüp gider. 'Aşkına layık olabilmek için bir dizi estetik ameliyat geçirdim ve kişisel kılık kıyafet devrimi yaptım' deyip gülümsersin." Talimatlarımı harfiyen uyguladı. yapılan tetkikler ve nıtıl<ı l'l/ kat neticesinde. telefon tuşlarının altındaki boşluğa kelebekle [bir tür bıçak] birşeyler kazıyan. Yararlanabileceğiniz hizmetler ve avantajların listesi ise aşağıdadır. Birgün. tıknefes bir kasap. saçını başını yoluyordu. "Ben yaşlı bir kadınım.klu Ninja yıldızları yağdırmıştım. "Saat 8 yönündeki kızı görüyor musun. "Şimdi başka bir aşk buldun": Namluyu. Edeplice sırıttı. şaşkınlık ve çaresizlik tınlıyor." diyor. içeri girmeye çalışıyordu. Kızdan cevap bekledi. lacivert başörtülü bir kadın. ne isterse yapacağıma söz veriyorum. lise formalı kız. Can çekişirken bile göze batmamayı becerebilir. Yüzünü göremedim. fakat hepsi de anlamsız. bu dünyaya ağlayarak gelir. deri montlu gelin. îç parçalayıcı bir tereddütten sonra. gaipten gelen bir hışırtıyla irkildik. Şebnemle çay içiyoruz. Evde bir akvaryum olsaydı. [WILLIAM SHAKESPEARE." Oynaş mı? Yani.

yani Kennedy'nin vurulduğu gün. Gaybı yalnızca Allah bilirdi. Gaipten sesler duyabilir. "Hava ne güzel. Savaşlar. Karnıma oturan psikopat yana eğiliyor. Yani. onun düpedüz hayat olduğunu görmekle mümkündü. Birbirine çobanlık eden iki kuzu gibiyiz. sanki içimde tavuk taşıyan bir kamyon uçurumdan yuvarlanıyor. Hiçliği suiistimal etmekte sakınca görmeyen hovardalık değil. başkanı görebilmek için yolun sağma soluna yığılmıştı. dövüşmeyi bilmem. yüzyılda Altaylar. Legoya benzeyen kırmızı şapkalı garson. Esnek yasadışılık.. Kaskatı kayıtlardan ibaret yazılı metinlerin de fonksiyonu. Ceyda'ya âşıktı. değil mi?" diye gıdaklıyorum. Yağmurda." Ceketimin cebinden Camel paketini çıkarıp bir sigara yakıyorum. "18. "Kırküç yaşındaki ABD Başkanı John Fitzgerald Kennedy ve eşi Jacqueline.5 metrelik bir zenci. "22 Kasım 1963'te.. hayatım boyunca denk geldiğim otuz civarında 22 Kasım'a hiç dikkat etmediğime yanıyorum." Yüzümün yapboz parçaları gibi düşüp dağılmasını önlemeye çalışarak bir an Şebnem'e bakıyorum. Gururlanıyordum. sevdiğin?. Verdiğim taktikleri uygulayamıyordu.7 D] atlıyoruz. engelleyemiyorum: "İşim bu. Sağa sola ilan veriyor larmış." Tilkiydi. Kalkmayı denedim. Yüzümdeki morluklar ve şişlikler. İşçi sınıfının şanlı yumruğuna yön veren pazarlama stratejisi. Sille ve sopanın ekonomik rotası. Beni Ceyda'yla tanıştırdı. Yani. Beklediğim soruyu aniden seslendirdi: "Namık Mıknatıs'm başına gelenler. karşıda.. üstü açık bir Lincoln'deydiler. Kırgızlar ve Doğu Türkistan Türkleri şaman ayinlerine 'oyun' derlermiş. bir yandan da müşterinin kim olabileceğini düşünüyorum: Ceyda? Onu terk etmiştim. Zamanda yolculuğa ömür yetmezdi. Birtakım ofisler varmış. Bir erkek sesi: "Balkan Bey?" Döndüm. Asırlar evvel ölmüş kimselerin canları. Tarih. onu belki tadabilirdik. Kennedy. Dayak yemeye alışkın değilim." "Tilkilerin Düğünü mü? Vay canına?" Kahkahamı frenliyorum: "Biz çocukken. nasıl yaptın?" Yüzüme.ç kurusu öyle güçlü ki kaburgalarımın altına vurunca soluğumu kesti. Beynim ani bir sancıyla taş-laştı. Oyun = Ayin" diyor. P. Ben. acı gerçeklerle dolu. Yüzüklerin Efendisi filminde "Kıymetlimiss" diyen Gol-lum'un sesiyle soruyorum: "Kimsiniss?" Sosyetede yeni trend adam pataklatmak. bunun için para alıyorum. "Falancayı tartaklayın" diye m sun. karanlıktan sıyrılıp ansızın üzerime atıldı. onlar da eli ağır elemanlarını gönderip 'hedefin' irabı . Gülümsüyor. Sivil saldırı." Güvercin ıslığı gibi ince bir yağmur başlıyor. çünkü ona hükmedemezdik. sade gazoz gibi renksiz bir ifadeyle soruyor: "AŞKart'm olduğunu bilmiyordum?" Şakaya vuruyorum: "Allah devlete zeval vermesin.Şebnem. leylekler sürüler halinde göç ederken gökyüzüne bakıp kollarımızı açarak dönerdik ve 'kuşların düğünü!" diye haykırırdık. Çalıştığım reklam ajansında da konu suluyordu. Kötek organizasyonu. Halk. keşifler. illüzyonlu bir disiplindi. Dallas'ta gökyüzü bulutsuz." "Kim peki?. İlk anda ne olduğunu anlamıyorum. Birbirimize galiz küfürler ettiğimiz bir kavga sırasında onu kırık viski şişesiyle yaralamıştım. elindeki cep telefonunu bana uzatıyor. 199 Şebnem'i bütün hücrelerimle dinliyorum. korteje el sallıyordu. hava ılıktı" diyor. kurtarıcımızdır.. tebessümünün buğusu yayılıyor sanki. belki de bir başka gezegenin cehennemidir' diyen adam. 43 .. Kan. Batuhan. Tam o sırada. Anadolu'nun birçok yöresinde gökkuşağı görüldüğünde 'Tilkiler düğün yapıyor' derler. Bir bilim olarak tarih. olmuyor.. yazar Aldous Huxley de öldü. düğündü derken. sonra tekrar yola dönüyorum: "Sensin.'(II na bakıyorlar. hayatına anlam kazandıran düşüncelerini bana anlatıyordu. Uzatıyorum. [HADIKANDREAS. hileli. başına isabet eden bir kurşun kafatasmı parçaladı. müşteri memnuniyetini garantilemeye yönelik. Çevremizdeki insanları. Herhalde bir tek tokadı beni öldürmeye yeter. Zamanı. Şebnem'in yüzünde kar'a diş macunuyla çizilmiş bir soru işareti. Ticari bir olgu." Şebnem'e göre tarihi kavramak ve sevmek. "Kanuni Sultan Süleyman'ın cenaze namazı üç kere kılındı: Zigetvar'da. Dağılmış suratımın fotoğrafını çekiyor. ilgilenmiyorlar. Piyasaya yayılan şok dalgaları. benim dört kapılı 98 model gümüş kulübeye [Nissan Pick-Up 2. Ona bakarken. Korkudan gebermek üzereyim. Böğrüme sipsivri bir tekme çakıldı. Tatsız tarih.. Cipimden inmiş. Şebnem. Aylarca telefonlarına çıkmadım. Dövüş Kulübünün bir değişiği. seni seviyorum. ayaklanmış iki gölge: "Evet?" Orta boylu olanı. Barbarca bir hizmetin nesnesiyim şimdi.. tarihî figürlere haksızlık etmekten başka çaremiz yoktu. hattâ kendimizi bile gerçek manada tanıyamazken. çatalıyla. Akira Kurosawa'nm Dreams filminde de gökkuşağı görülen bir bölüm vardır.. Cüzdan yerde duruyor. Yerçekimi hızla artıyor. bize yüzelli sene önce yenmiş bir sandviçi anlatabilsin. Şebnem bir sigara istiyor. şimdiyi tarihten ayırmamak gerekiyordu.. Mehtap? Alkol sorunum vardı.. Geçenlerde gazetede okumuştum... Çamlıca sırtlarında parlayan gökkuşağını gösteriyor. aslında şişirilmiş ayrıntılardı.. Elmacık kemiğimin yöresine meteor gibi bir yumruk çarpıyor: Çooot! Gulp! Üst dişlerimden birini yutuyorum. üzerinde doludizgin yol aldığı ve gittikçe genişleyen bir hafıza alanıydı tarih. 198 devrimler. Yattığım yerde cenin gibi yan dönüp kollarımla kafamı korumaya aldım. İkna Repertuarı] İlk yumruk sol şakağıma indi. Gagacığında boncuk taşıyan bir kumru kadar sevimli. ayağa kalkmış. Belgrad'da ve istanbul'da" diyor. kuşlardı. tarihçilere emanetti. "Evet" diyor "bazı 22 Kasımlar böyle güneşli olur. Hani şu 'Bu dünya. Şebnem'in söyledikleri. Sürekli ondan bahsediyordu. Geçmişi değiştiremezdik. Diğeri hiç karışmıyor: 2. onları eritip ruhumuza akıtmamız ihtimaline yataklık etmeleriydi. "22 Kasım 1963'te. Göğsümün ortasına aldığım darbeyle sırtüstü düştüm. Giysilerimde kan lekeleri büyüyor. Zenci.. bir geğirli olmalıydı ki. Kadınlığını fiilen aşağıladım. 1711-1791. benim pikaba doğru yürürken. Panikten titreyen ellerle pantolonumun arka cebinden cüzdanımı çıkarıp başucuma bıraktım. İçinde bıçaklanmış bir maymun bulunan bez bir çuval gibi yığılıyorum. Tarih." Çaydan bir yudum alırken. Ağzından sigara dumanı değil de. Bir yandan bu planlı programlı dayağı yerken. ter ve sümüğümden oluşan sos. Çok önemsediği. Kendisi yakıyor. Şebnem.. komple gaibe intikal etmiş şeylerden mürekkepti. Parayı bastırıyorsun.. kararmış bir tencereydi. evime doğru yürüyordum. gizemimi sıfırlayan bir sırıtış yayılıyor." 200 Sevgilisini düşmanlarının arasından seçmek [Balkan Balkır] Bizi yüzeysellikten alıkoyan kişi olarak düşmanımız. Adı: Tilkilerin Düğünü. "Yakut Türklerinin efsanelerinde gökkuşağına 'dişi tilkinin sidiği' denirmiş. servisin kalitesini artırıyor. hesabı getiriyor. İlişkimiz kürtaj ve kokainle lanetlenmişti. meyveli pastanın içindeki mandalina dilimlerini avlıyor. varlığı tespit eden bir bilgelik bize ufuk açabilirdi. Bal taşıyan fakat diken yiyen tipik bir deve gibiyim. Öderken AŞKart'ı gösteriyorum.. İkinci yumruk çenemde patladı. Varoluştaki hüznü besleyen merakın. kulağımın pasını silen felsefi bir çocuk şarkısına benziyordu.

bilgisayar oyununa dönüştü. yüzüğü alıp gerisini atacak or. Sigarayı çakmağı denkleştirip yakış. Dünya duruş. Şebnem telefonlarıma çıkmaz oldu. Uyuyana kadar canım çıkıyordu. Mağlup olmuş bir aptaldım. idrar. Annem. kontağı çevirip gaza bastım. Banyoda. Şebnem'e bir türlü ulaşamıyordum. Üste başa kan. Alaz Bey'e de kahkahalar atarak ha202 karet yağdırmıştım. Hiç tanımadığım birileri. Tanıştığımızın ertesi günü telefon etmiştim: "Şebnem?" "Kimsiniz?" "Müntekim ben. Kredi kartları tuvalet kağıdı olarak kullanılsın. Ne dediğimi hatırlamıyorum. ilkbahar gelip de bir pazar günü saatler ileri alınınca her şey altüst oldu." "A. "Torununun mezarına gitti. Sır yalansa daha hızlı yayılır Şebnem komple zırhımı ve iskeletimi söküp almıştı. yıkıcı tekdüzeliğin yerini sürprizli bir şekilde şifa verici şiddet alıyor. işlemediği suçların cezasını çeken. tozlu. yamuk. kısılmış jaluziler gibi.. karşılık beklemeyen kötülüktür. Trafik kazalarında canından olanların cesetleri loto ku-ponlarıyla örtülsün. Yanmayan. Megafondan Melikşah'a sordum. Pelin? Onunla üçlü koltukta yeni bir medeniyet kurmuştuk. Arka odada bir saguaro gibi oturan Abdülcabbar'la yola çıkış. sümük. yakalanmadığı hastalıkların tedavisini gören. bugün mü?" "Evet. sevgilimin benden kaçmasına sebep olmuştu. Sevgilisini ve arkadaşlarını düşmanlarının arasından seçen biriyim ben.. Cipsler ve çikolatalar spor ayakkabılara tıkıştırılsın. Nakit kadar sıcak bir kroşe daha! Motosikletler ketçap göllerine uçsun. çürük süngerleri andırıyorlar. Kendimi. gözyaşı bulaşış.. laboratuardan firar eden bir virüs gibi kayıplara karıştı. Kozmos frene basış. Mes'ud ve bahtiyar bir barbar savaşçıydım. bir yağmur damlası kadar yolundaydı. Huduni'yle beraber izlediğimiz bir belgeselde. kendi çapımızda bir kıyamet koparacağız demekti. Taş kesilmiş yumruklarla. sağır-dilsiz ve felçli deliler. Alaz Bey. Yolcu uçaklarından kola şişeleri saçılsın. küflü yorganlar. Şebnem. bil ki benim. Ruhiye Teyze'nin kapısına vardım. Parlak fikirleri vardı ve kalemi kıvraktı. meşhur doğabilimci Alexander von Humboldt'un [1769-1859] Güney Amerika'da.. ?()■. Haşat ettiğim adamlar ağlayış. Eğer bana olan şeyler ona da oluyorsa.. Sırlarınızı açabileceğiniz. Yüzlercesini yazdım. DVD playerlar mikro-dalga fırınlarda korlaşsın. ben içinde yaşadığım bulaşık akvaryumu kırış. Markalı paçavralar. Gönül İşleri Bakanlığı'ndan almaya hak kazandığım AŞ-Kart denen zımbırtı hiçbir halta yaramamakla kalmamış. hattâ Cevher onu çok sevmişlerdi. ıslanmayan. Bu benzersiz masaj sayesinde bakarsınız birkaç kilo veririm? Sağlıklı tekmeler beni iyileştirir? Size sapıkça gelecek. kuş pislikleriyle yapılmış trajik makyajı akan bir 204 büstü kabaca avutur gibi yüzü yıkayış. Mezarlıktaki serviler. Birlikte izlediğimiz Rocky VI bile bir ilkti. aç kedilerden kaçan Speedy Gonzales. golsüz maç gibiydi. işten kovuldu. Demek istediğim. yemek turuna çıkmış Tazmanya Canavarı. Üç yıl kadar önce. Hazır kahveyi ve kaynar suyu. Gözlerim. Su ısıtıcının düğmesine basış. Çiçek hastalığına yakalanıp tümüyle yok olmuş bir kabilenin dilini konuşabilen tek canlı oydu. Otomobillerin içi ve benzin depoları hazır kahveyle doldurulsun. [JIMMYBUFFET] Şebnemle ilişkimiz. toprak olmuş bir kabilenin dilinde konuşan. Yağlı bir girdabın içinde öten robot gibiydim. Sandal kiralayıp denize açılmıştık. Şimdi de ben onu büyüyle kendime âşık edecektim. iki yıla kadar ya evli ya da ölü bir adam olacağımı fark etmiştim. işte şimdi. Kafeinli salya. Zaten açık olan bilgisayarda e-posta kutusunu kontrol edip Şebnem'den cevap gelmediğini görüş. Her sürpriz in203 dirim anonsu sırasında süpermarketlerde tanklar ateşlensin." "Müsaitsen akşam buluşalım mı?" "Eee. onbeş dakika ya oldu ya olmadı. kendime duyduğum nefret biraz daha yatışıyor. yazan bir Humboldt Papağanı gibi hissediyordum. Başka çarem yoktu." Pikaba atladım. Makyaj malzemeleri sandviçlere sos diye katılsın. Darağaçların-da urgan yerine blucinler sallansın. İçlerinde cesetlerin kaybolduğu. Günlük programım aşağı yukarı şöyleydi: Öğlene doğru. Takma bacağıyla 44 . merhaba. sossuz makarna. bütün yollar Karaca Ahmet Mezarlığı'na çıkıyordu. Bilgisayarlara galon galon sıvı deterjan dökülsün. Abdülcabbar'm gözetiminde. cenazelerin suyunu mu emiyor? Yeşile boyanmış dev karnabaharlar. Kahrolası kurnazlıklarıyla şişi-nen idamlık aptallarca kuşatılmış bir iblis çukurunda debeleniyorum. Hâlâ anlatılır. Laboratuardan kaçan virüs Telefonun çalmıyorsa. Konuklara da. tanışmadığı insanlar tarafından terk edilen kimselerin tek tesellisi. Müşterilerin bulunduğu toplantıya sarhoş gitmiştim. CD player'da gece gündüz kesintisiz çalan Nick Cave'in The Weeping Song'u eşliğinde kalkış. Şebnem beni aşkıyla büyülemişti. kemiğini kaybetmiş Rin Tin Tin gibi fırıl fırıl dönüyordum. Dostum yok... Eski günleri anarız diye düşünmüştüm?" Onunla tanışana kadar hayatım dantelsiz gecelik.. ılık. polyester. Takım elbiseler mayonez kazanlarında kaynatılsın. Ben ağlayış. Kennedy'nin zımbalanış yıldönümü olan şu 22 Kasım gününden sonra. Onunla her saniye bir ilkti. ter. yırtılmış derimden yayılan kokular geliyor. Cep telefonları çamaşır makinelerinde kaynayıp infilak etsin. Patronun köpeğini taşladığı yalanını uydurmuştum. Daha ilk buluşmamızda. Bir keresinde bizim eve bile gelmişti. hiç tanımadığım kimseleri öldüresiye dövüş. Kırılan burnuma. Yani işler. nikotinli gözyaşı eşliğinde Şebnem'e bir düzine emesaj yazış. benim bana olan borcumu ödüyor sanki. kirli bir bardağa boşaltış.. tatsız.. Her fiskede.spu çocuklarının imajını inşa ediyorum. Güneş uçuş. Bir keresinde "Bana e-posta gönderebilirsin" deyip adresim vermişti. Bitkisel kadavra endamla-rıyla. Ruhiye Teyze'ye konuyu açmaya karar verdim. Ölülerin lalettayin ambalajlandığı eğri büğrü straforlara benziyorlar.. Ben sahteliğin radyasyonuyla zehirlenmiş göstermelik bir kabilenin lakayt üyesiyim. Pabucumu dama atması işten değildi. ölümün başedilmezliğiyle aşılanmış. ormanın derinliklerinde yaptığı bir keşiften bahsediliyordu: Bir papağan.Orkun? Çok yetenekli bir çocuktu. bitkisel sütunlar. Evde yok. fakat bu dayağı kendime bizzat ben atmalıydım.. okuyan. Yolda kesik bir el bulsa. Vikingler gibi kürek çekiyordum fakat yüzümde tırtıl bıyıklı eski İstanbul beyefendilerinin o mayhoş sırıtışı yansıyordu. Bildiğim bir şey varsa. hurdalar ve kusmukları cazip gösterecek alelade şaklabanlıklar yapıyorum. Şebnem'in etrafında. Telefon kulübelerinde intikam müjdesi bekleyen kimselerle lalettayin konuşuş.

uçurumlarda dolaşan bir keçi gibi zıplıyorum. Servilerin altından geçer206 ken, onların etçil oldukları hissine kapılıyorum. Her an bir tanesi beni ısırıp yutabilir! Ruhiye Teyze, Kevser'in mezarını suluyor. Yanına yaklaşırken ayaklarımı yere sürterek ses çıkarıyorum, boğazımı temizliyorum, dönüp bakmıyor. "Merhaba. Ruhiye Teyze, nasılsın?" Sesim, çizgi filmlerdeki ördeklerinki gibi çıkıyor. "Biz de senden bahsediyorduk" diyor. Mezarlıkta zamanın bir önemi yok. Her kabir, bir saat kulesi enkazı gibi. Yerin altında bir azap tütsüsü yakılmış sanki. Üst kat komşum Ruhiye Teyze'yle niye mezarlıkta buluşuyorum? Beni bu genç yaşımda bu kemik bahçesine hangi rüzgar attı? Basit bir tesadüf mü? Dev serviler tarafından çiğnenip tükürülmüş evcil cadıya bakıyorum. Torununun ölümüyle yetim kalmış, cinlerle, kedilerle, sarmaşıklar, kokulu yağlar ve yarasalarla kafayı yakmış ortağımla ayaküstü susuyoruz. Buzdağına düşen yıldırımlar tarafından mı sıkıştırılıyoruz? Ölülerin hastalıkları bize mi bulaşıyor? Virüsler, bakteriler pılı pırtıyı toplayıp steyşın arabalarıyla yollara düşerek benim uçsuz bucaksız gövdeme mi taşmıyorlar? Beynimin tepelerinde kayak mı yapacaklar? Damarlarımda hamam sefası, ciğerlerimde beş yıldızlı bir tatil? Bir an, Ruhiye Teyze'nin Kevser'i yeniden hayata döndürmeyi planladığından şüpheleniyorum. O zavallı, papatya gözlü, ortopedik hüsranlar içinde çırpman kız, şimdi ayaklanacak, sabah yorganın, çarşafların içinden çıkarak uyanır gibi topraktan sıyrılacak, kesilmiş kafasıyla neşeli şarkılar söyleyerek mezar taşlarını dolaşacak... Kendimi şöyle bir yokluyorum: Şu anda tam olarak ne hissediyorum? Yalnızca delilerin defnedildiği, kaçık cenazelerine tahsis edilmiş bir toprakta mıyım? Havaya uçurulmuş bir tımarhanenin sıcak yıkıntılarına mı düştü yolum? Neden .mi/ buradayım? Bilinçaltımın kalorifer kazanı mı patladı? Bol kalorili pişmanlık kömürü, suçluluk talaşı yüzünden beynimin bodrumunda bir infilak mı oldu? Radarlarım, benden habersiz, Kevser'den bir davet mi saptadı? Neyi kutluyoruz? Vicdanımın zifiri karanlığında sabahlara kadar sessiz sedasız kazılmış bir çukura mı düştüm? Yo, o kadar uzun boylu değil. Ölülerin ayağına kadar geldiysem, Şebnemin izini bulmak için geldim. Zombilere, hayaletlere ayıracak vaktim yok. Ben de bir ölü kadar körüm. Yalnızca, Şebnem'i görmek istiyorum. Şebnem'e giden yol ceset yatakhanesinin koridorundan geçiyorsa ne yapabilirim? Cebimden paketi çıkarıp bir sigara yaktım, yeraltından derhal pasif içicilerin protesto öksürükleri yükseldi. Oralı olmadım: "Ruhiye Teyze..." "Söyle... Burada biz bizeyiz." "Hani bir kız vardı ya, Şebnem, sana bahsetmiştim?" "Evet?" "Ona ulaşamıyorum. Anlayamadığım bir şeyler var. Benden kaçıyor. Ona âşığım. Bana bir tek sen yardım edebilirsin." Her ikimizin de cevabını bildiğimiz bir soru soruyor: "Nasıl?" "Jajha, Şebnem'i bulabilir?" "Hayır evlat, bulamaz." "Neden?" "Jajha öldü." Kara haber, mezarlıkta daha tez yayılıyordu. "Öldü mü?" "Evet. Önceki gece... Fakat sana bir mesajı var." "Ha? Mesaj mı? Ne mesajı?" "Sen de öleceksin, çok yakında." *^*

Üsküdar'daki Şibumi Sokağı'nda iki katlı bir evin bahçesindeyim. Gece. Bir iğde ağacıyla beyaz bir Lada arasındaki 208 boşluğa çömelip yanımdaki torbada ne varsa yere boşaltımı Bir yüzüne malakit denen yeşil taşlar çakılmış beyaz banyo sabunu, bir çift leylek bacağı, gül yaprağı ve kelebek kanadı külü, insan kanıyla boyanmış pamuk ipliği ve bir keser. Sabunun taşsız kısmına tırnağımla ŞEBNEM yazdım. Leylek bacaklarını, kanlı iplikle sabuna bağladım. Küçük bir kutu-cuktaki külü avuçlayıp bu büyü materyaline sıvadım, işin en tehlikeli kısmı şimdi başlıyordu. Eğilmiş vaziyette evin eşiğine varıp keserle küçük bir çukur kazdım. Malzemeyi gömdüm, işlem tamamdı. Hızla bahçe kapısına yöneldim. Az ötedeki pikabın içinden Abdülcabbar bana bakıyordu. Arabaya atladım. "Hallettim" dedim. "Şu anda uykusunda sana âşık oluyor?" dedi Abdülcabbar. "Aynen öyle" dedim. Sesimde şeytani bir tını, bir kurnaz- , lık efekti vardı. Arabayı karanlığın içine doğru sürdüm. Aşkın basit olmasını istersin, ama basit değildir. Ertesi gün, Eminönü Iskelesi'nin yanındaki telefon kulübelerini izliyordum. Etraf kalabalıktı, italya parlamentosu üyelerine benzeyen, orta yaşlı, şık bir adam; saat tam 14:00'da soldan ikinci kulübeye girdi. Yüzümü denize dönüp numarayı çevirdim. Açtı. Sordum: "Kimden, ne için intikam almak istiyorsunuz?" "Siz kimsiniz?" "Pardon, yanlış aradım" dedim. Tam kapatacağım anda "Yo, yoo, bakın, sorun şu ki, size güvenebilmeliyim. Bu çok önemli." Sarih konuşuyordu, fakat kesinlikle endişeliydi. Robot sesimle izahta bulundum: "Sadece intikamınızı alacağımıza dair güvence verebiliriz." 209 "Pekala, Abidin Dandini'yi temizlemenizi... Aaaaah!" ve telefon kapandı. Dönüp kulübeye baktım. Uzun paltolu, takım elbiseli iki adam gözüme çarptı. Ölüm fısıldayan susturuculu tabancalarını bellerine takarken, etrafa bakma-rak uzaklaşıyorlardı. Onlara doğru seğirttim. Tiz bir çığlık koptu. Katiller caddedeki siyah bir BMWnin arka koltuğuna daldılar, araba derhal uzaklaştı. Kulübenin önünde büyük, uğultulu bir kalabalık birikiyordu. İnsanların arasından zar zor geçerek, az önce konuştuğum müşterime ulaştım. Gövdesinden boşalan kanın ortasında hareketsiz yatıyordu. Dondum kaldım. Alelacele olay yerinden kaçtım. Galata Köprüsü'ndeki sıkışık trafikte ikide bir klaksonlar çalarken, zihnimde aynı soru tekrarlanıyordu: "Abidin Dandini de kimin nesi?" Düüüt! "Abidin Dandini de kimin nesi?" Düüüt! "Abidin Dandini de kimin nesi?" Düüüt! Düüüüüt! Düüüüüüüt! Hayatın basit olmasını istersin, ama basit değildir. Ecelin uçurtması yükseliyor Hani cinler geleceği bilemezdi? Ruhiye Teyze'nin ağzım aradım. Ciddi ciddi tırsmıştım. Bana bir izahta bulunmalıydı. Ecelin uçurtmasının benim ufkumda yükseldiği, besbelli kuyruklu bir yalandı. Ruhiye Teyze "Hayır, yalan değil, sır" dedi. Karacaahmet'-ten eve dönüyorduk. Ne yani, mezarlığa, bu ihtiyar kadından önce mi yerleşecektim? Direksiyonu iki elimle tutuyorum. Islak yollar, Azrail'in serdiği naylon yolluklara benziyor. Bütün arabaların ön koltuklarında sarhoş dazlaklar, arka koltuklarında birer çift do-berman olduğunu vehmediyorum. Trafik canavarları çetesi 210 tarafından kuşatıldım. Kendi ölümüm konusunda ikna olmak üzereyim. Jajha için hava hoş tabii. Ne de olsa binini aşmıştı. Acaba benden gıcık mı kapıyordu? "Aksine, seni severdi." Jajha yalnızca geçmişe yolculuk edebiliyordu. Son nefesinde eşek şakası yapmış olmalı? "Biliyorsun, pek şakacı bir cin

45

değildi." Halbuki deathclock.com adresinden, 26 Nisan 2051'e kadar yaşayacağımı öğrenmiştim? Ruhiye Teyze, aramızda bir ilkokul çocuğu varmış ve onun da anlamasını istiyormuş gibi basitçe açıklıyor: "Bizim dünyamızda doktorlar, bazı ağır hastalara 'üç ay ömrünüz kaldı' filan derler. Cinler âleminde ise insanların psikolojik durumuna bakarak isabetli ömür tahminleri yapan uzmanlar vardır. Jajha da onlardan biriydi. Kevser'in öldüğünü duyunca hiç şaşırmamıştı. Cinlerin halet-i ruhiyeleri, bedenlerini yıkıma uğratacak etkiler üretmez, insanlar ise esasen moral güçleriyle hayata tutunurlar. Uzman cin, gözüne kestirdiği bir kimseyi takip eder. O insanın davranışlarından ve sözlerinden bir maneviyat haritası çıkarır; bu haritaya bakıp ömrünün hududunu tespit eder. Haritada çevremizdeki insanların hayatımıza kattıkları ve hayatımızdan çaldıkları da görünür. Aslında epey karmaşık bir tablo mevzubahistir..." Kulağa enikonu saçma geliyordu. Ruhiye Teyze'nin söylediğine bakılırsa, insanlarla ilgilenen cinler, bu işi oyun haline getirmişler. Diyelim bir cin, arkadaşlarıyla buluşuyor ve filanca insanın hangi zaman aralığında öleceğine dair görüşünü açıklıyor: "Bu vatandaş, iki yıl sonra 7-29 Mart arası bir günde kuyruğu titretecek, durum onu gösteriyor." Gruptaki diğer cinler ise söz konusu insanın, bu tahminde belirtilen süredeki hangi günde pilinin biteceğini bulmaya çalışıyorlar. İddiaya giriyorlar yani. Bildiğiniz loto. Hastane pcı 211 soneli, kanserliler koğuşunda yatanlardan hangisinin ne zaman cartayı çekeceği üzerine bahse girer ya, işte o hesap. "Rahat ol evlat... Ölümle yüzleşmek iyidir; sağlıklı düşünmeye başlarsın." Sigara yaktım. Ön cama mavi bir ölüm bulutu üfledim. İçim dışım fanilik jelatiniyle kaplanmıştı. Sanki ölmüştüm de, geçici olarak kendimin yerine bakıyordum: Rahmetlinin dublörüydüm... Adamın biri, yol kenarına park ettiği arabasında ruhunu teslim etmiş. Üç gün boyunca öyle kalmış ve ölü olduğu ancak onüç park cezası kesildikten sonra fark edilmiş. Ruhiye Teyze, ecelle işbirliği yapan ve rüşvet almayan trafik polisi gibiydi. Kalıbımı basarım, o da ölümden korkuyordu. "Ölümden değil, gelecekten korkuyorum." Kaderin elindeki ustura Az önce bir müşterim kurşunlandı... Bin yaşındaki görünmez ortağım aramızdan ayrılmıştı. Kalendermeşrep babam, safderun annemi aldatıyordu. Sevdiğim kızın gönlünü kazanmak için yaptırdığım büyü bir halta yaramamıştı. Ehli-keyif cinler, benim de tez zamanda nalları dikeceğime dair bahse tutuşmuşlardı. Bildiğim bir şey varsa, kum fırtınasının ortasında şekerleme yapılmaz. Bildiğim bir şey varsa, kaderin elindeki ustura pas tutmaz. Bildiğim bir şey varsa, kalbi atmayan kimsenin başı dönmez, midesi bulanmaz. Galata Köprüsü'nden çıktıktan sonra, annemi ziyaret etmeye karar verdim. Uykulu gökyüzünde horlayan obez ve bekar bulutlar birazdan ayaklanıp bulaşık yıkamaya başlayacaktı. Seziyordum. Trafik; birbirine zincirlenmiş, ya212 lınayak, yaralı kölelerden oluşan bir kafile kadar hızlı İki liyordu. Sarıyer'e vardığımda babamın dükkanının buğulu camlarına şöyle bir bakıp yola devam ettim. Babam altmışına dayadığı merdivenin ilk basamaklarında dikilip dururken, şeytan dürtmüş ve başka kadınlarla ilgilenir olmuştu. Esasen son derece merhametli ve mutedil biriydi. Otuzüç yıllık evlilik, öldürdüğü aşkm cesedini toz haline getirip üfürmüş müydü? Ben de Şebnem'in üzerine gül koklar mıydım? Kunduracı Recai Bey, sorumluluk zindanından bahaneler avlusuna yatay geçiş mi yapmıştı? Sanırım gündelik hayat aygıtına kenetlenen fesatlık

mekanizması otomatik. Şeytana artık çok az iş kalıyor; o sadece son rötuşları yapıyor. Evin önüne vardığımda, torpidodaki, Ruhiye Teyze'nin yeşil sadakat tozlarının bulunduğu torbacıklardan birini aldım. Eşikte bir an durdum. Annem, zile basmama fırsat vermeden açtı kapıyı: "Hoş geldin oğlum" deyip boynuma sarıldı. "Hoş bulduk anneciğim." İçeriye geçtim: "Cevher nerede?" "Odasında, oynuyor. Sofra kurayım mı Müntekim? Karnıyarık yaptım, seversin sen, makarna da var?" "Aç değilim." Cevher'in odasının kapısından baktım. Sırtı dönük vaziyette, plastik oyuncaklarla meşguldü. Yanma gittim. "Je-gi? Ihe uaaa" deyip gülümsedi. Bu sözlerin bir anlamı olması için neler vermezdim. Kardeşime yavaşça sarıldım. Başını öne eğdi. Yanağını öpüp salona yollandım. Derler ki, ebeveynler, evlatları koskoca yetişkinler olsa da onları hep küçük çocuklar gibi algılarlar. Şimdi, babamın defolu ihaneti ile annemin müphem mağduriyeti arasında kendimi kundaktaki bebek gibi eli kolu bağlı hissediyordum. Ve bir bebek, evlilik sorunlarını çözemez. Annem, sıradan bir adama hayatını adamış, sıradan bir ka211 dindi. Ve şimdi, onu şaşkınlığa sürükleyen bir mahcubiyetin ağına düşmüştü. Oğluna kocasından dert yanmaya istekli değildi. Doğrusu ben de kendimi babamın yaramazlıklarından konuşmaya hazır hissetmiyordum. "işlerin nasıl oğlum?" "Çok şükür, gayet iyi." "Yaşın geçiyor Müntekim, bir yuva kursan ya artık?" Böyle, çolak bir caz piyanistinin tımarhanede verdiği resitalde vokal yapan morfin yemiş hastalar gibi mırıl mırıl sürdürdüğümüz konuşma yan odadan gelen çığlıkla bölündü. Hızla Cevher'in yanma koştuk. Sırtüstü uzanmış çırpmıyordu. Etrafa, çoğu kırık, rengarenk oyuncaklar saçılmıştı. Annem bir koşu mutfaktan getirdiği küçük tahta kaşığı, dilini ısırmasın diye Cevher'in dişlerinin arasına sıkıştırmaya çalışırken, ben de ağzım aralayarak yardım ettim. Cevher, yirmiiki yaşında, 139 cm. boyunda ve 33 kg ağırlığında. Onüç aylıkken menenjite yakalandı. Ateşi yükselmişti ve kusuyordu. Başlangıçta bizimkiler çocuğun üst solunum yolu enfeksiyonu geçirdiğini sanmışlardı. Üç gün sonra doktora götürdüklerinde öğrendik ki 'neisseria meningitidis' adında bir bakteri iş başındaydı. Menynx denilen beyin zarları iltihaplanmıştı. Şimdi, epilepsi atağı geçiriyor. Yani generalize konvulsi-yon. Beyin nöronlarındaki elektriksel impulslann düzensiz dejarjı yüzünden vücudu istemsizce kasılıyor. Saatime bakıyorum; atak beş-altı dakikadan uzun sürer de status epilep-ticus evresine ulaşırsa kardeşimin hayatta kalması için acilen Diazem, Valium ya da Dolantin enjekte edilmesi gerekir. Beyin hücreleri ölmekte olan Cevher'in idrarı halıya yayılıyor. Tükürüğünü yutamadığı için, ağzından köpüklü bir sıvı akıyor. Atak dördüncü dakikada, zavallı kardeşimin uykuya dalmasıyla sona eriyor... 214 Annem, peçeteyle ağzını sildiği Cevher'in alt bezini değiş tirmeye koyuldu. Evlat sevgisine tahakküm eden derin çile sinin gereklerini otomatik hareketlerle yerine getiriyordu. Cevher hiçbir zaman okula gidemedi. Fırından bir sıcak ekmek alamadı. Yıllar yılı kendisine hizmet eden anneciğine bir teşekkür edemedi. Daima, bir çift çamur deliği gibi sönük ve tümüyle manasız gözlerle baktı. Bayramlarda büyüklerinin ellerini öpemedi. Bir kıza "Seni seviyorum" diyemedi, çiçek veremedi, laf atamadı. Mahalle maçlarına katılamadı. Uçurtma uçurmadı. Cam kırmadı. Kimseyle kavga etmedi. Kimseye hediye sunamadı. Sigara içmedi. Kitap okumadı. Balık tutmadı. Sinemaya gitmedi. Bisiklete binmedi. Lunaparkta eğlenemedi. Denize girmedi. Telefon etmedi. Bir tişört olsun, seçip, deneyip

46

beğenerek satın almadı. Evden kaçmadı. Kuş vurmadı. Oruç tutmadı. Şarkı mırıldanmadı. Hiç koşmadı. Doğumgününü kutlamadı. Bir kafeteryada kahve içemedi. Otobüsle, trenle, vapurla küçücük bir gezintiye çıkamadı. Ağaç dikmedi. Duş alamadı. Kardanadam yapamadı... Aleladeliğin ayrıcalıklarını, monotonluğun emniyetini, normalliğin konforunu asla tadamadı. Cevher'in cılız bedeni bir hüzün, handikap ve hüsran ca-mekanı gibiydi. Bir elinden annem, diğerinden Azrail tutuyordu. Annem, acıklı bir bebekliğe mahkum olan oğlunu yıkıyor, bezliyor, giydiriyor, yediriyor, tıraş ediyor, onun dişlerini fırçalıyor, tırnaklarım kesiyordu. Kalbindeki şefkat ve merhamet; ümitsizlik ve korkunun muhasarası altındaydı: "Ya ölüp gidersem, yavruma kim bakar?!" Anneciğimin alınyazısı, soru işaretleriyle doluydu: "Acaba ne zaman, belki de şimdi, inşallah yakında, galiba hiçbir zaman, sanki her an, muhtemelen asla, herhalde hep, sanırım daha zaman var, hayırlısıyla birgün???..." Kader; onun hayatında ailenin, kadınlığın, anneliğin yeniden berrak bir anlama kavuşmasını adeta bir lanetin enerjisiyle sürekli erteliyordu. GtiU ,'!■. zar Gıcırbey, ecelin programını bozamayacağını bile bile didiniyordu. Cevher'i kucaklayıp yatağına taşıdım. Yumuşacık saçlarını öptüm. Annemle bocalayarak vedalaşırken, sadakat tozu paketini eline tutuşturdum: "Bunu babamın giysilerine serp. Hiçbir mesele kalmaz. Yanlış adamla evlenen tek kadın sen değilsin" deyip evden ayrıldım. Bildiğim bir şey varsa, istikbal hassastır, her şeyden etkilenir. Peygamber'in ketlisi [Nefertiti] Kedilerin bize iyi davranmaları normal; zira ataları, atalarımızı yiyordu. [DANZY DELGADO, 1907-1989, Misafirperver Yamyam] Miyav. Ramize Ramirez enteresan bir kadındı. Dört yıl evvel 31 Ekim günü yani Cadılar Bayramı'nda Caddebostan sahilindeki bir bankta oturuyordu. Yanaştım. Elindeki kitabın kapağını inceledim: Şeytan -Yüzü Olmayan Maske, Lut-her Link. Beni görünce "Gel bakalım İblis'in yardakçısı" deyip sevecen bir jest yaptı. İnsanların yüzde doksanbeşi fillerle, pirelerle ya da balıklarla değil, biz kedilerle konuşur: "Annen baban nerede senin?" "Ya seninkiler?" diye sordum. Sözlerimi anlamadığı halde gülümsedi. Başımı okşadı. Eski Mısır'da, M.Ö. 4000'li yıllarda Bubastis kentindeki kedi tanrıça Bastet'e gösterilen saygının anısını yaşatan Ramize Ramirez derhal hizmetime girdi. Beni kucaklayıp bir taksi durdurdu ve buraya, Göztepe'deki evine getirdi. Bana "Nefertiti" diye sesleniyordu. Dahası, kırmızı iplikle Nefertiti yazısını işlediği beyaz bezden ince bir şeridi boynuma astı. 216 Ramize Ramirez, irlanda'nın Cork şehrinde yaşayan Og luyla günaşırı telefonda konuşuyordu. Kocası ise eve sene de üç-dört kere uğrayan bir uzak yol kaptanıydı. Kadıncağız dalgalı, köpüklü bir yalnızlık içinde sigara tüttürürken, kendi kendine "Gemileri ben de severim, fakat okyanuslardan nefret ediyorum" diyordu. Ramize Hanım, Türk edebiyatının Agatha Christie'siydi [18901976]. Tam yirmiyedi tane polisiye roman yazmıştı. Gelgeldim, kitapları pek tutulmamıştı. Mısırlılar, Tibetliler, Hintliler ve birtakım İngilizler gibi Ramize Ramirez de kara kedilerin uğurlu olduğuna inanıyordu. Bu batıl inancının faydasını gördü: Yeni romanı Azrail'e İtimadım Sonsuzdur büyük ilgi uyandırdı. Hızla yazmaya devam etti: Katiller De Gıdıklanır, Delik Deşik Bir Kefen, Uçurum Bedduası, Cesetler Şifa Bulmaz-■■ Hepsi de kapışıldı. Eski romanları tekrar basıldı. Televizyon programlarına çıkıyor, gazetelerin kitap eklerinde ondan övgüyle bahsediliyordu. Muhabirler onunla röportaj yapabilmek için yarışıyordu: Bana duyduğu sevgiyi, bir gazeteye verdiği

beyanatta "Mükemmel dostlarımız asla iki ayaklı değildir" diyerek belirtmişti, imza günlerinde hayranları uzun kuyruklar oluşturuyordu. Ödüller aldı. Eserleri sinemaya uyarlandı. Yılın yazarı seçildi. Yüklü bir ücret karşılığında yeni bir yayınevine transfer edildi. Göztepe'deki evini satıp, Gümüşsuyu'ndaki Çifte Vav Sokak'ta bir daire satın aldı. Beraberce taşındık. Fakat biz kediler, insanlardan ziyade mekanlara bağlanırız. 11. yüzyılda gemilerle Mısır'dan Avrupa'ya göç eden atalarım gibi ben de bir Şehir Hatları vapuruna atlayıp Kadıköy'e, oradan da geze geze Göztepe'ye geri döndüm. Evin yeni sahibesi Ruhiye Hanım boynumdaki tasmaya bakıp "Hımmm, Nefertiti, münasip bir isim" dedi ve beni buyur etti. Yorgundum, uyumak istiyordum. Kevser, ben den pek hoşlanmadı. "Kara kedi musibet taşır" diye lıo )\1 murdandı. Ruhiye Hanım ise "Kara kedi diye bir şey yoktur!" deyip beni evirip çevirdikten sonra "Bak!" diyerek, Kevser'e karnımdaki daha önce fark etmediğim beyaz leke-ciği gösterdi. "Haçlı Seferleri'nden itibaren Avrupalılar kedileri korkunç yöntemlerle öldürmeye başladılar. Diri diri yakılan kedileri, Arapların, Türklerin ve Şeytan'ın vekili sayıyorlardı. 15. yüzyılın sonlarından itibaren üçyüz yıl süren cadı avı boyunca, kediler cadıların asistanı telakki ediliyordu. Hele kara kedi, zırcahil Avrupalıların nazarında kılık değiştirmiş ifritti. Zavallı kediler kulelerin tepelerinden atıldılar; baltalarla, küreklerle öldürüldüler; şatoların temellerine, duvarlarına konan harca canlı canlı karıştırıldılar... Edgar Allan Poe [1809-1849] Kara Kedi adlı meşhur hikayesinde, duvara gömülen kedi tema'sını işlemiştir. Batılılar, 'Kedili piyano' diye bir işkence aleti yapmışlardı. Uzun, kapaklı bir kutuya bir düzine kedi konuluyor, hayvancıkların kuyrukları, kutunun kenarındaki deliklerden dışarı sarkıtılarak kapak kapatılıyordu. Sonra, karanlıkta kalan kediciklerin kuyrukları şiddetle çekiliyor, yakılıyor ya da üzerlerine iğne batırılıyordu. İnsanlıktan nasipsiz vahşi mahluklar, biçarelerin acı çığlıklarından senfoni dinler gibi zevk alıyorlardı." Ruhiye Hanım'm anlattıkları uykumu açmış ve başımı döndürmüştü. Kevser'le aynı anda, ayrı dillerde sorduk: "Eee? 'Kara kedi yoktur' derken neyi kastediyordun?" Ruhiye Hanım: "Müsaade edin de sözümü bitireyim." Biz kediler, yüz farklı ses çıkarabilsek de insanlar gibi konuşamıyoruz. Heveslisi de değiliz zaten. Yine de bizimle iletişim kurmak zor sayılmaz. İhtiyar kadın, anlatmayı sürdürdü: "Hasat zamanının başlangıcına rastlayan Saint-Jean bayramında, anız yakılırken kediler de fıçılara ya da torbalara konarak ateşe atılıyordu. 218 Torba ya da fıçı parçalandıktan sonra kaçışan tutuşmuş kediler taşlanarak veya sopalarla dövülerek öldürülüyordu. 1630'larda, Paris'teki Greve Meydanı'nda vahşi bir kalabalık, yüzlerce kediyi yakacakken, taht'a çıkmaya hazırlanan XIII. Louis, babası IV. Henry'i rica minnet ikna etmiş ve kralın emriyle kediler yakılmaktan kurtulmuştu. İşte bu işkence ve katliamlardan, bilhassa kara kedilere odaklanan nefretten sonra, tümüyle siyah olan kediler ortadan kalktı." Zamanla, Ruhiye Hanım'dan kediler hakkında çok şey öğrendim: Abdullah bin Sahr adlı sahabe, kedileri çok severmiş. Birgün, cübbesinin cebinde yavru bir kediyle dolaşırken görülmüş. Bunun üzerine, arkadaşları onu "Ebu Hureyre" [Kediciklerin Babası] diye çağırır olmuşlar. Peygamberimizin de kedileri varmış. Gözdesi olan kedinin adı Müezza'ymış. Müezza, karamel renginde, kısa tüylü bir Habeş kedisiymiş. Allah'ın Elçisi, camiye gideceği bir vakit, hırkasının üzerinde uyuyan Müezza'yı rahatsız etmemek için, hırkanın bir kolunu sessizce kesmiş.

47

aklının ucundan bile geçmiyoi m du. Gıcırbey'in. amcam Hasan Turabi'ye ülkemizin hukuk sistemini emanet edince. Sahne. karnıma durmadan vuruyorlardı. [Bunlar. Lukana Lamppon'la bir kerecik olsun böyle cıvıl cıvıl gezip tozamıştım. adam geldikleri yönden geri giderek sokağın ucundan kıvrıldı. kıçıyla ceviz kırabilen. sürekli hatıra fotoğrafı çektiriyormuş gibi gülümser. Güzelliği. ] Loş ve kalabalık kulübün en uzak köşelerinden Lukana'yı seçebiliyordum. Bahçenin şampiyonunu maça davet ettim. Tıp fakültesine gitmemde de. Gıcırbey sırtını duvara yaslayıp. develerden ve köpeklerden farklı olarak ev içlerinde. Şebnem Şibumi. Gıcırbey. ona en çok kulak veren. 1996'nm Nisan ayında onu ziyarete gitmiştim. Evinin bahçesinde iki adam pingpong oynuyordu. Ve onu yendim. kalıcı felç gelir" demişti. türünün son temsilcisi bir yırtıcı gibi çığlık attı. Bana "Kong gibi" oynadığımı söylemişti. Hasan Amcamın çok iyi kalpli ve bilgili olduğunu. Yolu perdeleyen karanlıktan. bir yudum birayla yutabilirsiniz!" diye anons eden sunucuyu erkekler tuvaletinde kıstırıp sille tokat klozete tıkmıştım. Gıcırbey'in Chevrolet'yle yaklaştığım duydum. Şaha det parmağını öpüp kıza zafer işareti yolladı. cehenneme tayini çıkmış bir melek gibiydi. Gecenin zemininde ayak sesleri yankılanıyordu. Hasan Amcam da tebessümünü bir sağa bir sola yöneltiyordu. o da pat diye şeriat getirdi. Arabadan bir düzine fedai saçıldı. bahçelerde ve bilumum hoşbeş mekanlarında insanlara yakın olduklarına göre. başımdan aşağı çizgiler halinde akıyordu. Rakibiyse yenilmekteydi fakat gayet neşeliydi. yere yapışmıştı. İstanbul'a gelmemde de onun tavsiye ve telkinlerinin payı var. Simsiyah bir dumanın içinde çırpmıyordum. katlanılır gibi değildi. Bir beysbol sopası kafama indiğinde. ülkede kuraklık baş gösterdi. Ölü taklidi yapan yaralı gibi nefesimi tuttum. Kadarif te cenaze arabası şoförlüğü yaptım. elmanın kabuğunu bile emerek çıkarabilen. baldırlarıma. Güneşi görebilmek için el fenerine ihtiyaç duymazsınız. Yüzüne bakınca. 1983'te General Cafer el-Nimeriri. daha önce provası yapılmış gibi cereyan etmişti. Kusursuz Hüsran] Şebnem Şibumi'nin oturduğu sokağın basındaydık. Taylandlı fıstık Lukana Lamppon! Çamaşırı öyle küçük ki. Kız ile herif. Başında gangster kasketi. ayağında piyade botu. Evine doğru yürüyen pretJ ses dönüp dönüp arkasına bakıyordu. [TAHA BİN TALHA. Hıyarağası basamaklarda tazı gibi sekiyordu. Neyi kastettiğini geç anladım. kısa saçlı. hem de onlarla gurur duyuyorum. Milyonlarca ceset. Şebnem Şibumi'nin söylediği her kelimeyi işitiyorum: "Mutlu musun canım?" "Olmak üzereyim" diyor aşağılık mahluk. Hasan Amcamın asla tasvip etmeyeceği bir manzara daha. Aşka inanmıyordu. 11 Eylül 2001 Salı günü istanbul'daydım ve bütün televizyonlarda ikiz Kuleler'e yolcu uçaklarıyla yapılan saldırının görüntüleri yayınlanıyordu. polisleri bile mateme sürüklüyordu. bir keresinde bana "Surat asmayı bırak. Halbuki. Sokakta volta atan Mün-tekim Gıcırbey. elindeki şişeyi bırakıp bana doğru koşarken arabayı çalıştırdım. Cinai bir görenek halinde sürüp giden iç savaş ve çatışmalar. pingpong değil de satranç oynuyor sanırdınız. yokuşları sahile bağlayan merdivenli sokaklardan iniyordu. Hal hatır soranlara. Melankoli. sürekli yanında kedilerle dolaşıyordu. cehennemde çakmaklara gaz doldurmak gibi bir şeydi. Her şey. büyük caminin yanında buluşuruz" deyip fırladım. Lukana. suratıma. dünya gözüyle onu en çok gören hayvan kedi olsa gerek. bir limuzin timsah gibi burnunu uzattı. buruşuk bir palto. dehşet. O kadar sevinçli ve hoşnut görünüyorlardı ki. boynunda ressam kaşkolü. >\<> Kanla gargara [Abdülcabbar Turabi] Son tahlilde bütün aşklar karşılıksızdır. Peygamber'in sohbetlerinde en çok bulunan. İnsanda onları derhal gebertme isteği uyanıyordu.Peygamber'i her fırsatta ziyaret eden ve ondan 5374 hadis rivayet ederek. tam yanı başımda dikildiler. Soytarı da öyle. Kız. nereden bulmuşsa. Biz ise arabayla mecburen tepenin etrafını dolanıyorduk. tartaklanmak böyle bir şeydi. birkaç sene evvel Hasan Amcamın evinin bahçesindeki 48 . Hz. Şeytanın don değiştirdiği bir gece kulübünde dansçıydı. Sebepsiz somurtuşun ardından. Kanım. Bu dehşetengiz olayın sorumlusu ekranda belirince hayretler içinde kaldım. Şebnem Şibumi ile ihanet dansında ona eşlik eden sente tik kavalye nazikçe vedalaştılar. Heyecanlanmıştım. evsiz dilenciler gibi giyinmişti: Eprimiş bir hırka. Çünkü bu adam. Kendisi Fransa'da ve İngiltere'de öğrenim görmüş bir hukukçudur. Ucuna iflas bayrağı takılı mızrak gövdeme saplanmıştı. Arabada benimle oturabileceği halde. gök gürültüsü gibi infazlar ve askerî darbelerle yeniden düzenleniyordu. şakayla "Yolcuları sağ salim cennete ulaştırmaya çalışıyorum" derdim. Belime. Gülüyorlar mı. Şeriatın ardından. Lukana. Sopalar. O esnada. Gıcırbey'de fazla oyalanmadılar: Bana attıkları dayağı ona özetlediler. kurşuna dizilmiş gibi yere çöktü. Dizlerimin üzerine devrildim. Mu-hamrned zaten kedi besliyordu. Hasan Amcamın katiyen onaylamayacağı olaylardı. Yol ile merdivenlerin kesiştiği bir yerde arabayı durdurdum. Kediler. fakat otomatik silahlarla yaygınlaşan katil şımarıklığı ile başedemeyeceğini söylerdi. İşte. can çekişmekte olan. biri dan gözlerinin oyulacağı. 222 Şebnem Şibumi'yi öpen iblis.. arabesk bir şarkının videoklibini andırıyordu. evham ve hüsran altıncı hissi güçlendiriyordu. Hasan Amcam aslında dedemin üvey ağabeylerinden birinin oğlu. İri olduğum ve sert oynayarak elini kanattığım için beni King Kong'a benzetiyor sanmıştım. Bana karnaval ucubesiymişim gibi davrandı. bacağında ormancı pantolonu. kıvırcık sakallı ve otuzbeş-kırk yaş-larmdaydı. uzun favorili ve bıyıklı bir adamla birlikte sokağa girdi. t-reks sürüsü gibi aniden dönüp onun tepesine üşüştüler. Müezza'ya ve Peygamber'e arkadaşlık eden türdeşlerime hem imreniyorum. Ben o akşam için kiraladığımız 1970 model siyah bir Chevrolet Camaro'nun içinde bekliyordum. Gözünde. bu gece burada olacakları nasıl sezdiğini düşündüm. Limuzine doluşup kayboldular. Düşünüyorum da. Hasan Amcam. Gıcırbey'e "Ben herifi yakalayayım. Taklit kıyafetler. 1995'te Dünya Masa Tenisi Şampiyonu olan Çinli Linghui Kong'dan bahsediyordu. Gazı kökledim. Babanı pamuk ticaretiyle uğraşıyordu. Hartum'daki Hasan Amcamın gözlüğünün aynısı. 1996'dan sonra Arap zamkı işine girdi. Gıcırbey moleküllerine ayrılırken. Uzun boyluydu. sentetik kürkler. Liseyi bitirdikten sonraki birkaç ay. şeriatın tadını kaçırmıştı. dünya bu yıl güneş etrafındaki turunu ben-siz tamamlayacak diye düşündüm. kazanacağına kimsenin ihtimal vermemesiydi. nefes mi alıyorlar anlaşılmıyordu. bahçe kapısından girdi. elinde şarap şişesi.. assolisti ensesinden yakalayıp kaldırdım ve kaportaya çarptım. Pingpongculardan biri. Şebnem'den haber alamıyordu. Sırılsıklam olmuştum. dilenci kılığına bürünüp faciayı daha net görebileceği bir yerde dikilmeyi seçmişti. Vıcık vıcık yumruklarım ağırlaşmış. Ona âşık olmak. Tam arabaya bineceği sırada. Demek. Kızın nerede olduğunu bilmiyordu. Ve kızı öpüyor. Belli ki. kırılması imkansız bir rekora imza atan Ebu Hureyre. Kong'un özelliği. Onu "Şimdi de huzurları220 nızda. Müsabaka bitti. Araba. Caddeye çıktığında ona epey yaklaşmıştım. benim içimde de utanç ve kederin dehlediği Arap atları yarışıyor. yani başı göğsümün hizasmday-dı. rutubetli bir ceket. Lukana Lamppon'un dolar yeşili gözlerinin muhasebesiy-le meşguldüm. imitasyon mücevherler içinde sahici bir dilberdi.

Arabayı çalıştırdım." derken dürbünü tekrar gözlerime götürdüm. 224 Gülme faslı bitince sordum: "Başın ağrıyor mu?" "Dalga mı geçiyorsun? Tabii ki ağrıyor.pingpong maçında yendiğim kişiydi: Usame bin Ladin! Mağlup pingpongcunun 1993'te de New York'taki Dünya Ticaret Merkezi'ne [bombalı araç yerleştirerek] saldırdığını. başınızı en çok derde sokan kişiyi kastediyorum. Hasan Amcamın gözlüğünün camları kırılmış. rol icabı peyda olarak Boğaziçi Köprüsü'nden Sultanahmet Camii'ne uzanan pembe bir tül örtmüştü." "Başını öne arkaya oynatır mısın?" Gıcırbey "Böyle mi?" diyerek hareketleri yaparken göz ucuyla takip ettim. ben onun için doğmuşum gibi. Yüzünde bıçak gibi keskin bir gülümseme vardı. Eski dostum. Baş ağrın var mı?" "Biraz. Ben de kısa Camel paketinden bir sigara çekip ateşledim. Gıcırbey de ben de darmadağın olmuştuk. insanı aptallaştırıyor. Ölüm döşeğinde kahkaha atan deliler gibiydik. Manşette. İnsanın. "onu Fransa'ya ben teslim etmedim. Alper Ca-nıgüz. kimden intikam almak istediğini öğrenemedim. Barska marka dürbünümle Beşiktaş'ta. Sürüne sürüne Chevrolet'ye ulaştık. İşi profesyonelliğe vurdum: "İntikam almak istediğiniz biri yoksa. aynı yılın 7 Ağustosu'nda Nairobi [Kenya] ve Ta-les Selam'daki [Tanzanya] ABD elçiliklerini bombaladığını. Çok iyi Arapça konuşuyordu. Yokuş aşağı gitmeye başladık. "Şu anda beni görüyor musunuz?" Onu özlediğimi fark ettim. Mikail'in testeresiyle kesilmiş. işin tuhafı. Bizzat kendisiyle karşılaşsam.. kulübenin numarasını tuşladım. otuziki dişinden otuziki mahalleye yayılan sırıtışıyla meydanda yürüyüşe çıkmıştı. Yüzümün sağ tarafı hâlâ kebap gibiydi. Fu'-nun ne için. 300 metre kadar ötemdeydi. "Alper Cangüz'e bayılıyorum" dedi. dilediğini unuttuğun bir dileğin aniden gerçekleşmesi gibiydi. En son. "Neredeydin Doktor?" "Bunu aldım" diyerek elindeki küçük poşetten çıkardığı kitabı gösterdi: Gizliajans diye bir roman. Lisedeyken en iyi arkadaşımdı. Gönül İşleri Bakanlığı Heyeti'nin komple katledildiği haber veriliyordu. ağzımda biriken kanla gargara yapıyordum. Gözlem yapıp tahmin yumurtlayan robot gibiyim. Önce anneme rastlamıştım. Carlos'u esaslı bir ahbap olarak görüyorum. Lukana'ya da olan olmuştu. Mogadişu'da onsekiz ABD askerini öldürdüğünü ve L998 j}\ Ağustosu'nda Nairobi'deki ABD elçiliğini bir kez daha bombaladığını öğrendim. Birinci sayfa tümüyle Gönül işleri Bakanlığı Katliamı'na ayrılmıştı. Aslında kellelerini masamda dizili görmeyi arzuladığım birkaç kişi var." Tanıdığım kadarıyla alaycı biri değildi. "Kollarında ya da yüzünde bir uyuşma filan?" "Yooo?" "Miden bulanıyor mu?" "Hayır? Niye soruyorsun?" "Beyin kanaması geçirmediğinden emin olmaya çalışıyoGözlem yapıp tahmin yumurtlayan robot Pikabımın şoför koltuğundan. "sizin için ne yapabilirim?" Sağa sola bakındı. Şaşırmıştım: "Cinayet işlemiyoruz maalesef.. Yine de Lukana benim için yaratılmış gibi geliyordu. Tibet'te bir manastırda çile doldurduğunu duymuştum. Onun da sol yanağında ve kaşında dikişler vardı. Dürbünü bırakıp cep telefonumu çıkardım. Fakat hiç görmediğim birine düşmanlarımdan söz etmekle asıl riske ben girmiş olmaz mıyım?" dedi. kar tanelerini yakalamaya çalışıyordu." Gıcırbey'le ikimiz. bütün televizyon kanallarında. Yazarı. Kadın spikerlerden biri. Ömründe ilk kez kar yağışı gören Abdülcabbar.. sahtelikten daha güvenilmez ve endişe vericiydi." Birkaç kişi ha? Yılların onu tahmin ettiğimden de fazla de226 ğiştirdiğini anladım. Sesinde merak ve birazcık endişe vardı: "Telefonu suratınıza kapatıp gidersem ne olacak?" Kesin bir ifadeyle "Hiç" dedim. bakanlığın. Kitabında bana dair yazdıkları doğru değil. onunla yapılmış bir röportaja rastlayınca apışıp kaldım. Sesimi değiştiren cihazı ağzıma tutarak sordum: "Ne için. İçtenlik. Köprüyü geçitken sonra "Aşkı öldüremezler!" yazılı bir pankart gözüme ilişti. "Dünyanın en çok aranan teröristi"ne pingpong dersi vermiştim. Daha demin sopayla tepeme vurdular!" "Onu kastetmedim. Lukana "Herkesin bildiği sırrı saklamak sana düşüyor Abdülcabbar" demişti. Güldükçe." Konuşmamız bu minval üzere sürüp gitti." Ve yol boyunca kitaptan başını kaldırmadı. yediğimiz müthiş dayaktan sonra birbi-rimize kardeş gibi benziyorduk. Lübnanlı bir sevgilisi vardı. "Üstelik kendi sesinizle bile konuşmuyorsunuz? Bunun bir telefon şakası olmadığını nereden bileceğim?" Aslında. yediği esaslı bir tekmeyle 49 . Bu. ansızın yanımda bitiverdi. sonra konuşmamız sırasında bir adam vurulmuştu. Şoför koltuğundaydım. Pingpong mağlubiyeti. Üsküdar Iskelesi'nin karşısındaki telefon kulübelerinden birini izliyordum. "Pekala" dedim. Kendisi diplomatik pasaporta sahipti. Ne düşündüğünü anlamak imkansızdı. İkimiz ayrı bataklıklarda boğuluyorduk: Birbirimize yüzme öğretmemiz imkansızdı. Bense doğduğuma çok pişmanım. Çocuklar gibi. kim den intikam almak istiyorsunuz?" Adam "Size ilk ağızda sırlarımı söylememi beklemeyin Ji: Mesajda 'Riski biz üstlenelim' yazmışsınız. Abdülcabbar'a "Birazdan geliyorum" deyip bir gazete satın aldım. "Haklısınız.. Kesinlikle oydu. iştahsız bir güneş. Yılların onu değiştirdiğini düşündüm. haberi sunarken ağlamıştı.. Güzelliği ona kraliçe unvanıyla birlikte kölelik getirmişti." diyordu. benim için son günlerde bu konuşmalar zalim şakalara dönüşmüştü." Bir zamanlar aynı takım elbiselerden giyip langırt oynadığın birine yalan söyleyemezsin. "Evet. Beni gülme tuttu.. birbirimizin vaktini boşa harcamayalım. "çok iyi yazıyor. Gri paltom bir adam kulübeye girdi. yakınlarını daha iyi tanıması için bazen onlardan uzaklaşması gerekiyor. Acı. Bir ara gözden kaybolan Abdülcabbar." "Tamam. "Roman okuduğunu bilmiyordum?" dedim. En iyi arkadaş derken. Makaraları koyverdik. Acaba AŞKartlar üç yıl boyunca geçerli olacak mıydı? Belki de bakanlık feshedilirdi? Eve vardığımızda arabayı park ettim. çerçevesi ya-mulmuştu. Bu sesi tanıyordum. Abdülcabbar'm ayna karşısında kendi yüzüne dikiş atmış bir doktor olduğuna inanmak zordu. şimdi de uzun zamandır görüşmediğim eski dostum Fu hattın öbür ucunda. Röportajda "Çakal Carlos günahımı alıyor. Kar. Sonunda o kayboldu. Hasan Amcamın kitaplarının Türkçe nüshalarını görünce göğsüm kabarmıştı. Dün. o derece afallamaz -dım. telefonu kapattıktan sonra bir sigara yakarak. Bir Türk gazetesinde. Okuya okuya apartmanın merdivenlerini çıkıyordum. Kafamı güçbe-la çevirip Gıcırbey'e baktım. lapa lapa yağan karın içinden geçip caddeye çıktı ve aniden duran bir taksi onu adeta yuttu. onu daha da agresif yapmıştı. Müstehzi bir edayla konuştu: "Yüreğime su serptiniz.

Fotoğraftaki cani.. Acı haber getirenlere özgü sıkıntıyla gözlerime bakarak "Evet" dedi.. Abdülcabbar'la tokalaşırken." "Hımmm?" Kaşlarımı kaldırıp alnımı kırıştırdım. Sigarasını emdi: "Katillerin lideri. kendi sevgilinizi öldürmekten çok daha kolaydır.. Okuduklarım beni afallatmıştı.. Üstüme saldığı iki adamı da hakladım. çayı demlemek üzere mutfağa gitmesiyle oda bir anda genişledi. Fazlasıyla gözü-kara olduğu söyleniyor. dalgıç gözleri ve sörfçü burnunu birarada tutan bir amiral kafası taşıyordu.. kellesi kopmuş bir adam. Yedi senelik ayrılığın üstüne." "Yani?. niçin polise her şeyi anlatmıyorsun Allah aşkına." "O nerede peki.. görüşelim. Bu rüküş dangalağın ihmalktl 227 lığı olmasaymış 'korkunç olay' önlenebilirmiş. Bildiğim bir şey varsa. sakalını tıraş edemez." Telefonu kapattım. jii ıiAinaı§ • Uzay gemisi şeklindeki bulutların altında Geçmiş. tropikal tebessümü yavaşça silindi: "Ne oldu patron?" "Hiiiç" derken gözlerim sesi kısık televizyona takıldı. Şüpheliler listesindeki isimleri tek tek eledim. gemileri karadan Halic'e sürüklüyordu [1453]. işgal altındaki Paris'te yaşayan tüm Yahudilerin sol göğüslerine sarı yıldız takmalarım emretmişti [1942]. Fu'ya sigara ikram ettim ve karşısına oturdum: "Anlat. kapıyı açtım. "Demek. Gönül İşleri Bakanlığı'nda çalışıyordu! Gazeteyi aniden alev almış gibi bırakıp ayaklandım. Scarface'deki Tony Montana gibi. ölü değildir. ev biraz dağınık" deyip Fu'yu salona buyur ettim. Otuz saniye içinde etraftaki öteberiyi alelacele toplarken Hürriyet gazetesini kitaplann arasına gizleyerek ortadan kaldırdım.havalanmış olan Ezel Zelzele adındaki özel kalcın müdürünün fotoğrafı vardı. Mecburdum. Propaganda Bakanı Joseph Goebbels'in tavsiyesiyle. Bakanlığın kökünü kurutmaya kararlı görünüyor.." "Neredesin tam olarak?" "Oturduğun apartmanın önündeyim." 228 "Öyle mi?!" deyip daire kapısına yürüdüm ve apartman kapısını açan düğmeye bastım. çölde rastlaşmış gibi şaşkındık. "Görüşmemiz lazım. bana niye geldin Fu?" "Hayati Tehlike'nin gebermesini istiyorum da ondan. balıkçı sakalı. "senin de tanıdığın bir kıza. Şebnem Şibumi'yi benden çalan aşağılık yaratığın ta kendisiydi! Abdülcabbar'la beni hastanelik eden limuzin çetesinin elebaşısı! "Bakanlık Heyeti'ni neden öldürmüş?" diye sordum." "Kim bu Hayati Tehlike. Edmund Hil-lary ve 50 .. Basın Müşaviri Fuat Atıf Tufa. Abdülcabbar'ın. bir koşu çay suyu koydum. Herifçioğlu." "Pekala olur. İkimiz de. Omuzlarının üzerinde. "o namussuzu cehenneme yollayalım!" Bildiğim bir şey varsa. Ne zaman?" "Şimdi. Şeb-nem'e âşık olması ihtimali tüylerimi diken diken etmişti. katilleri neden tutuklamıyor?" "Çünkü bilmiyorlar. Tepeleme intikam dolu bir tabağa yumulmak üzere olan." dedim ve içimden ekledim: "Onların ölümüyle ülke nüfusunun yaş ortalaması epey düştü." "A-a! Fuat? Ne güzel sürpriz" dedim.. yana-ğındaki ve kaşmdaki dikişler geriliyordu. Önce annemgile uğramış.. Kafa kopunca tıraş biter Başka birinin sevgilisini öldürmek. [WILLIAM FAULKNER. Fu.. Sokak ortasında sırtüstü yatan. beyin cerrahı kendini ameliyat edemez. Korkarım sen de hedeftesin Gıcırbey." "Birine mi aşıkmış?" Kuduruk mandıra köpeğinin. Ben iki kere saldırıya uğradım. Benim kitabımda can almak yazmıyordu. alnından vurulmuş bir erkek cesedi görüntüsünün altından "Gönül İşleri Bakanlığı Özel Kalem Müdürü Ezel Zelzele suikaste uğradı" yazısı geçiyordu. sımsıkı kilitlendiği kitabının üzerinden bana bakınca. Abdülcabbar. Dilersen bir müddet saklanırsın ya da bana katılırsın. "Sanırım aşkı onaylanmadığı için. kanlı ellerle piyanosunun başına geçen bir müzisyen gibi tatlı tatlı anlatmaya başladı: "Duymuşsundur. Hayati Tehlike adında biri. geçmemiştir bile. Atını denize koşturan Fatih Sultan Mehmet komutasındaki Osmanlı ordusu.. katilin mükemmelliğine bakar. Hayati Tehlike hapse girip ense yapacak öyle mi? Buna izin vermeyeceğim. Ve cinayetin kusursuzluğu. gülerek arkadaşıma sarıldım: "Hoş geldin Fu! Eskisinden de hızlısın!" "Hoş bulduk" derken suratımdaki mor tümseğe dikkat kesilmişti. tek kelime etmeden olay yerinden adeta kaçmışmış. Adolf Hitler. Yine de sordum: "Kimsiniz?" "Ben Fuat Tufa. kıtlıktan çıkmış birinin iştahıyla "Tamam" dedim. zihinsel bir hıçkırığa yakalanmış gibi görünen Fu'nun ağzı açık kalmıştı." "Peki polis. Güvenlik kameralarındaki kayıtlarda birtakım maskeli adamlar görünüyor. çay tepsisini sehpaya bırakıp aramıza katıldı. ne var ne yok. dün Gö nül İşleri Bakanlığı Heyeti katledildi. Fakat. Fu karşımday-dı. Şebnem için tam yirmiiki kişiyi vurdu?" "Özel Kalem Müdürü Ezel Zelzele'yi de onun öldürdüğünü düşünüyorum. Sesimizi duyan Abdülcabbar. "Kaçıncı kattasın?" "İki." Abdülcabbar." "Şebnem Şibumi." filan diyordu. Fakat ben araştırdım. yolda karşılaştığı hastasının yüzünü hatırlamaya çalışan jinekolog gibi bakıyorduk. Evimin adresini oradan almış. hepsi bu. bahriyeli saçı. [STEPHEN KING] Telefonum çaldığında geceyarısıydı: "Evet?" "Müntekim Gıcırbey'le mi konuşuyorum?" Arayan Fu'ydu. Bakanlık Heyeti'nin intikamını almak istiyorum. verdiği beyanatta "Fuat [Tufa] Bey bana Güney Afrika'dan telefon etmişti." Gülümserken. fakat benim yerimde kim olsa onun sözlerini ciddiye almazdı." )}>\ "Evet. ne iş yapıyor?" Fu çayından bir yudum aldı: "Meşhur mafya babası Atom Bombacıyan’ın has adamı. Ne diyorsun?" Şimdiye dek intikam işlerinde hiç adam öldürmemiştim. Hepimiz üç-beş yaş gençleştik!" "Ben. Senin zarar görmeni istemiyorum. Gangster yani. Demek eski dostum." "Hayırdır? Türkiye'de misin?" "Evet. Beni öldürmeye kalkışan herif de konuştu." "Eee?" Paltosunun içinden çıkardığı ikiye katlı dosyadaki fotoğrafı göstererek "îşte bu adam" dedi.. bakanlığın basın müşaviriyim. "Kusura bakma. Şebnem'i benden kaçıran haydudu bir an önce mıhlamak için yanıp tutuşuyordum. ördek kendini pişiremez. herşey yolunda mı?" Ormanda birbirimizi kaybedip. 1897-1962] Müntekim Gıcırbey'le 29 Mayıs günü tanıştım. Katliamı yönetenin Hayati Tehlike 230 olduğuna dair delil yok. elinden düşürmediği romanla odasından çıkageldi: "Merhaba. Bildiğim bir şey varsa.

Yine de.. Müntekim'in annesi Gülizar Hanım zarif bir kadındı. Havuzdaki kafa vampire öfkeyle bakıyor. uzay gemisi şeklindeki bulutlara bakarak yürürken. Daha da kötü olacağını nereden bilebilirdim?. "Polisin kafası havuza. Cep telefonu hattımı iptal ettirdim. lütfen beni bir daha arama" diyemedim. Barbaros Hayrettin Paşa heykelinin yanında poz verdi. Bir kaidenin üzerinde hiç kıpırdamadan duran canlı heykelin yanma geçti. Ben de çektim. hiyye sea uhevua?" 236 Dirseğimle çocuğu dürtüp Müntekim'e sordum: "Ne bu. 22 Kasım'da. Gülizar Hanım "Cevher. Korku filmleri birer dayanıklılık testi. Kafasız polis sendeliyor. kardeşini taklit ediyormuş!. benden bin beter hale düşmüştü. boyum uzuyor. Cevher'in hareketleri düzelmiyordu. İlk birkaçından sonra iletileri okumadan silmeye başladım. Ona doğrudan doğruya "Aramızda her şey bitti." Bilmediğim şey ise. Gülmeye başladım.. Üniforması kan içinde. Enver. Cevher'i kucaklayıp götürdü. Eve vardığımda. Beraber gezip tozuyorduk. 2 Kasım'da [1914'te Rusya'nın Osmanlı Imparatorluğu'na savaş ilan ettiği gün]. Bundan hiç bahsetmemişti.ı 0'> 279 _ __ 44" 24 Kasım'da. Barbaros Hayrettin Paşa ile bendenizi fotoğraflar mısınız?" Komikti. Ye-niyetme erkek çocukları bilirsiniz. Ellerimle yüzümü kapamıştım.. Askerî darbeden sonra tutuklanan İçişleri Bakanı Namık Gedik. elinde fotoğraf makinesiyle yanıma yaklaştı: "Hanımefendi. Beni ailesiyle tanıştırmak istediğini söyledi. kadınlarla ilişkilerinde bazen akıl almaz biçimde atılganlaşırlar. Müntekim de tanıştığımız gün aynı oyunu oynamıştı. resmî makamlara bildirmişti! Dehşete kapıldım. önce bana değil. Müntekim beni her gün anyordu. Cevher "Heebe.. kurtadamların desteğine şiddetle ihtiyacım vardı. Küçükken menenjite yakalanmış. Zeki biriydi. Meğerse.. Müntekim biraz mahcup görünüyordu. meraktan geberiyordum. Müntekim'le bir daha görüşmemeye karar verdim. Gelinlik giydiğimde Frankenstein nikahımı kıyacak. Sağ elinin işaretparmağmı sol bileğinin üstüne vurarak "Heebe. İşten çıkardığı 1100 kişinin sıkıntısının toplamından daha berbat bir haldeydi. şapkası kıyıya düştü.ısmar-lanmıştı] Beşiktaş'ta. Cevher yirmiiki yaşındaymış. annesi de yüzüme bir tuhaf bakıyorlardı.. Pakistan'ın doğusunda çıkan kasırgada ölen 10 bin kişinin cesetleri etrafa saçılmıştı [1963]. Teşekkür etti: "Ben Enver. Akıbetimin. Erkekler. Salona geçtik: Onikionüç yaşlarında bir çocuk kanepeye oturmuş televizyon seyrediyordu. Beklemediğim bir biçimde." Gülümseyerek "Kesinlikle yalan söylüyorsunuz. Enver Paşa arabadan başını uzattı ve "Şebnem! Bir fotoğrafımızı çeker misin?" diye seslendi. Fakat Müntekim bana sürekli eposta gönderiyordu. 29 Mayıs günü. Vampir ormana doğru koşmaya başladı. kaldırımda yatıyordu [1960]. ben de hangi akla hizmet bilmiyorum. Hollandalı Filozof Baruch Spinoza'ımı do ğum gününde [1632] Enver Paşa'ya telefon ettim. Namık Mıknatıs'ınkine benzemesinden çekiniyordum. zombi-lerin. 18. Vampir şapkayı aldı. Akşamüzeri eve dönerken. Gidip yanma iliştim. saygıdeğer bayan" dedi. Beni görünce çocuğun yüzü aydınlandı. bahanesi hazır bir acımasızlığa dönüşür. Zirvedeki bir adamın bir anda lağım okyanusunun dibine yuvarlanması. Bir korku filmi afişi görsem.Tenzing Norgay. Pinokyo. Kupon karşılığı aşk 1 Aralık. Godzil-la şahidim olacaktı sanki.. üçü çocuk. 4 Kasım'da yani James J. Bir alışveriş merkezinde dolaşıyordum. Hasbelkader bir tanesini izlesem. Galapagos Adaları'ndan birine yerleştiği söyleniyor. korku filmlerine derin bir hayranlık besledim. insan olma çabasını temsil eder" deyip kuklayı bana uzattı. "Heykel yok mu?" diye sordum. Namık Mıknatıs. Devrisi gün [1507'nin 3 Kasım'mda. maymun gibiler.. "Yanılıyorsun Şebnem." Korku filmleri yüreğimi ağzıma getirir. hiyye sea uhevua?" derken ciddiydi! Gülizar Hanım. bana zaten bildiğim bir şey söyledi: "Seni seviyorum Şebnem. O kadar bekleyemezdim. Eııvrı l'. sağa sola ateş ediyor. Everest'in zirvesine [8 bin 850 m. Bir yandan esrarengiz. Ben de vizörden bakıp deklanşöre bastım. Hiç 51 . onun Gönül İşleri Bakanlığı'na başvurup bir AŞKart aldığıydı. sizin aile numaranız mı?" Müntekim de.. teknoloji fuarının açılış konuşmasını yaparken düştüğü durum. Fotoğrafı çekerken "Pinokyo yalanın sembolüdür" dedim. Beyinsizlik onu kahrediyor anlaşılan. henüz Müntekim'le çıkarken. "o romanı ben de okudum. '18 yaşından küçüklere sakıncalı' bu filmler. fakat Namık Mıknatıs'ı tüm dünyaya rezil etmeyi başardı. Yüzüme bile bakmadı. bir yandan da açıkçası sıradandı. Yani benimle ilgili hislerini. Sarıyer'in yukarılarında. Enver'le tanışmıştık. Genellikle korkumuz tehlikeden fazladır. hiyye sea uhevua?" dedi. Ankara Kara Harp Okulu binasındaki hücresinin penceresinden atlayarak şüpheli bir biçimde intihar etmiş. Sık sık buluşur olmuştuk. açtım baktım bir not: 238 "Tarihe gömülmeden önce haberleşelim. birçok sahnesine bakamadığım vahşet dolu filmleri tercih ediyorum. yapma yavrum.. beni cezbediyordu. İntihar edeceğini sandım. güzelleşmek için vampirlerin. Enver Paşa'yla tekrar karşılaşacak mıyım diye meraklanıyordum. hiyye sea uhevua?" diyor ve saati öğrenmeye çalışıyordu. başım göğe eriyordu. Sonra da iyi akşamlar diledi ve lambasına geri dönen cin gibi arabaya binip uzaklaştı. kabul ettim. Gözlerimi açmaya cesaretim yoktu. Arabadan indi. olgunluk imtihanıydı." İlginç biriydi. Donakal-mıştım. sizi de kandırabilir. Enver kulağıma eğilmiş "Vampir şimdi de baltayla polisin kafasını uçurdu" diyordu. Çocuk hâlâ "Heebe. Leonardo Da Vinci'ye Lisa Gerardini'nin tablosu -Mona Lisa. sonsuzluğa meydan okuyacak bir aşk zannederler. Enver Paşa" diyerek elini uzattı. sakin ol" dedi. Favorileri uzundu. pekala yarının yalanları şekline girebilir. "Ben de Dilara Dilemma. Büyüklerin benden ve akranlarımdan yasal düzenlemelerle gizledikleri 'korkunç gerçekler' işte bu filmlerdeydi. Başdöndürücü aşk mektupları yazıyordu.r. fotoğraf makinesini bana verdi ve arkasına sakladığı diğer elindeki Pinokyo kuklasını yanağına dayayıp gülümsedi. rulo halinde katlanmış bir kağıt olduğunu fark ettim. Ritty'nin yazarkasayı icat edişinin [1879] yıldönümünde. İnzivaya çekildi. İntikam bir denge kurmanın ötesine geçti mi. yani dünyanın ilk sinema salonunun Paris'te açıldığı gündü [1906]. düzgün bir bıyığı vardı. Çocuk aynı hareketleri ve sözleri tekrarladı: "Heebe. Çocukluğum boyunca. Almanya'nın Solingen kentinde Türklerin yaşadığı bir apartman Neonaziler tarafından kundaklanmış. Müntekim'le geze toza beş-altı ay geçirdik. Büyümek.. Namık Bey'in. Kim bilir aklından ne geçiyor? Ben bu vampirleri anlamıyorum. 23ü Nasıl yaptı bilmiyorum. beş Türk yanarak ölmüştü [1993]. Tensel cazibeyi ve erotik merakları. Kendini kandırmayı başarmış birinin sözleri. Enver yine karşıma çıktı: "Hanımefendi. iki katlı bir eve vardık.] ulaşmışlardı [1953]. Bugünün doğruları. lütfen bir 237 fotoğrafımızı çeker misiniz?" Fotoğraf makinesini gayri ihtiyari aldım. Elimde Pinokyo'yla kalakalmıştım. Enteresan ve çekici bir adamdı.. Adımı söyleyene dek mavi gözleriyle beni süzdü. Pinokyo'nun ağzında. yokuştaki merdivenleri dikey olarak kesen yolda bir otomobil durdu. bu olay beni irkiltti. Müntekim. somurtkan ve kayıtsız olurlar.

Her karenin içine bir harf gelecek şekilde şu cümleyi yazdı: ŞEBNEMŞlBUMl ENVERPAŞAYISEVİYOR. Zen-tralfriedhof Mezarlığındaki anıtsal kabir de boştur. hiçbirini okumadığım halde beni bunaltıyordu. Mezar taşı dedim de. tararlar Mozart'ın mezarını bulamazlar. Enver beni canavarların insafına bırakmıyor. Uyurgezer Mevta] Müntekim'den gelen e-postalar." Bu olay beni birden dikkatli bir seyirci konumundan şaşkın oyuncu pozisyonuna sokmuştu. 2005 yılında Inssbruck Üniversitesi ve Maryland'deki laboratuarlarda yapılan testlerde Mozart'a ait olduğu ümit edilen DNA'lar. Keçi yutmuş boa yılanı kadar enerjikti. Wolfgang Amadeus Mozart'ın nerede gömülü olduğu belli değildir. "Bana âşık olmaya yaklaştığın her adımda kuponların bir tanesini geri vereceksin. Beyaz perdedeki karanlıktan fırlayan bin çeşit yaratığa meydan okuyor. öyle mi?" "Ne bekliyorsun? Fotoğrafını çekmeyi kabul ettim ve iki kere buluştuk diye. >A\ "Kimsin sen?" dedim "Yani ne iş yapıyorsun?" "Yorgancıyım" deyip yanındaki devasa çantayı gösterdi. Enver'in avucuna. Ararlar. 1791'de tutulan ölüm kayıtlarına göre "mühim darı tanesi ateşi" hastalığını atlatamayarak ruhunu teslim eden Mozart kimsesizlerin. hısımlarınmkilerle karşılaştırılmış. 'Ş-l'de neyin nesi? Hemen. Enver ne kural tanıyor. Aşk heyecanı adı altında gelen bu gayretkeşlik hayra alamet değildir. Kuponları cüzdanıma özenle yerleştirirken. işte. Henüz ikinci buluşmamızdı ve Enver Paşa bana ilan-ı aşk etti: "Seni seviyorum Şebnem. zaman kazanmak için sordum: "Lee Jun Fan'i tanıyor musun?" "Sadece Uzakdoğulu olduğunu biliyorum" deyip gülümsedi. Sonra da harfleri l'den 30'a kadar numaralandırdı. Mozart halen aranan ölü bir kaçaktır. Leonardo Da Vinci'nin [14521519] icat ettiğini biliyormuş gibi saygıyla takdim etti." 241 Kurşungeçırmez yorgan Hassasiyet pahalıya mal olur. Mozart'ın yakınları ve arkadaşları beyaza kesmiş Viyana caddelerinde adeta kör olmuşlardır. Antikalarla dekore edilmiş. Peki onu seviyor muyum? Bu soruyu cevaplamak için henüz çok erken. Gönül İşleri Bakanlığı'nca tescillenmiş. birbirlerini ve Mozart'ı göremezler. suçluların ve fahişelerin cenazelerine yataklık eden St. Ve bir mezar taşının tepesinde güneşlenen kertenkele gibi objektifleşirsin. Karnavallar katillere ilham verir. Oyunu tümüyle değiştiriyordu.. Bermuda Şeytan Üçgeni'nde bir uçağın kayboluşundan [1945] tam bir yıl sonra Rıza Silahlıpoda dünyaya gelmişti. Bana vurgun olduğu ortadaydı. Dilenci pozu veren bir canavar. İtiraf etmeliyim ki aşkın gücü.. Şeytanın Öîüsü'nü [The Evil De-ad. turne için bulundukları San Francisco'daki Chinese Hospital'da. Masadan yavaşça kalktım. dilencilerin. Fakat ödümü koparacak filmler hiçbir zaman eksik olmuyor. Ateşin icadından önce ölüp cehenneme giden mağara kadınının hayreti içindeydim. serserilerin. kara toprak. nezih bir yerdi. Romantizmin baştan sona kurallarla örülü oluşu bundandır. beni tanımıyorsun bile. kareleri özenle kesmeye başladı. taşımadığınız kusurlarla yererler de.. sonra da bana gülümsüyor. adının gerçek olması gerekmez. Karanlık salonda onunlayken kendimi güvende hissediyorum. Yani kalbinde bana karşı özel bir şeyler hissettiğinde. Amerikalılar. biz kadınları sevdiğimiz kişiden tiksindirmeye programlanmış sistemi harekete geçirir. izleyenler kalp krizi geçiriyormuş!" Kocaman. birkaç gün öncesine gidelim: Evrenin Sonundaki Restoran'daydık. ondört yıldır devam eden içki yasağının kaldırılışının şerefine içiyorlardı [1933]. fakat sonuç alınamamıştır. içine girmiştir. Hızlı başlarsın. Zırcahil ve enerjik mezarcılar da. Yani. Mozart'ın mezara kaçtığı gün olan 5 Aralık'ta [1791]. Sahip olmadığınız niteliklerle sizi övenler. Aşkın doğması ve yaşaması. Bıçağını mikrofon olarak kullanıp avına serenat yapan bir cani gibiydi. Stephan Kilisesi ile mezarlık arasındaki son yolculuğunda kaybolmuştur! Hava. Varlığım onu paniğe sevk etmişti." Bu cümleyi hâlâ tamamlamış değilim. kadının yavaşlığında kendini gösteren otoriteyle intizama dönüşür. Kağıtlara yatay ve dikey çizgiler çekerek eşit büyüklükte kareler çizdi. kar denen yumuşak ve beyaz zırhla çoktan örtülmüştür. 1981] seyrederken dizlerim titriyordu. Türk istiklal Harbi yüzünden zor durumda kalan ingiltere ile IRA'nın siyasi kanadı Sinn Fein arasında anlaşma imzalanmış ve İrlanda bağımsızlığına kavuşan ilk sömürge olmuştu. Bileğimi tuttu: "Dur lütfen. Muzip bestekar tam anlamıyla yer yarılmış. Enver. kararmaya yüz tutmuş bu sevdayı nasıl karşılamalıydım? Kendimi yokluyordum ve Müntekim'in sevdiği kişi olmadığımdan neredeyse emindim. Ayrıca onun saldırganlığı andıran teslimiyetinden rahatsızlık duyuyordum. 27 Kasım'di. otomatikman kazdıkları çukura sahipsiz kalmış büyük besteciyi atıverirler. 1940'ta. makası. filmin bitmesini beklemeden. St. Sana bir anlaşma öneriyorum" deyip paltosunun iç cebinden iki dosya kağıdı ve bir dolmakalem çıkardı. sağ bacağı kısa olan oğlu Lee Jun Fan'ın dünyaya yalnızca otuzüç yıllığına gelişinin yıldönümüydü. belki cinayet de işleyen bir pezevengin gövdesinden kopmadır. Erkeğin hızından kaynaklanan savrukluk. Port Arthur'da alev alev yanıyordu [1904]. Durmadan konuşuyordu. gayet iyi bildikleri yolda. Stephan'daki süslü mezar da. Yanında kocaman bir çanta taşıyan Enver'le Kadıköy'de Koyu Kahve adında yüksek tavanlı bir mekana girdik. Işıklar yamnca üzerinde 'Ş-l' yazılı kağıda bakıyor. [MARIO MORANTE. Garsondan makas istedi. kahkahalarla gülecektim. Cenaze arabasını çeken atlar. "Bence" dedi "kişi gerçekse.. jöleli saçlarını geriye taramıştı. kare şeklinde küçük bir kağıt bırakıyorum. köhne bir sinemada. cenaze töreninin yapıldığı St. Enver siyah bir takım elbise giymiş. ilkokuldayken şimşek hızıyla yayılan söylentilerden biri şuydu: "Şeytanın Ölüsü diye 239 bir film varmış. 52 . Durdum. Onüç sene sonra tekrar izleyince. "Lee Jun Fan. Yine de. Marx Mezarlığı'nm batı bölümünde bir çukura gömülmüştür. ısınabilmek için 242 dörtnala koşarlar. kardanadamları bile üşütecek kadar soğuktur ve tipiden göz gözü görmemektedir. hattâ onlarla dalga geçiyor.unutmuyorum. 1799-1888. ne de kural koyuyordu. Oturup onu izlemeye koyuldum. Garson. Sonra da çekip giderler. Bruce Lee'nin gerçek adı" dediğimde Enver irkildi sanki. sıradanlığa ve tekdüzeliğe varan yolun birinci etabıdır. Aşk uzlaşmaya. Çünkü dâhi müzisyen. Amiral Heihaçiro Togo komutasındaki Japon ordusu tarafından havaya uçurulan Rus donanması. Ergenlik rampasını aşamamıştı. Sanırım bir daha görüşmesek iyi olacak" dedim ve çantama sarıldım. Avusturya Müzesi'ndeki Mozart'ın kafatası da maalesef başka birinin. "Yanılıyorsun. yavaşlığa bağlıdır: Ağaçlan keserken ormanı korumak gerekir. Kesme işlemini tamamlayınca "Şimdi bu kuponları al lütfen" dedi." Bu yavan sözü daha önce de duymuştum. Ne yaptığını anlamaya çalışıyordum. Sadece sevdiğini sanıyorsun Enver. Çünkü asayişi sağlamak zorundayız. Sonra yavaşlarsın. Benim şahsımda başkasını arzuluyordu sanki. 240 "Yani beni sevmiyorsun. Bütün bunlar tesadüf müydü? istanbul'da güneşi uzaktan da olsa görebiliyorduk. Çin Operası'nda sahne alan Lee Hoi-Chuen ile Gra-ce Lee çiftinin. Meraklanmışüm. Akrabayı taallukat kabristana vardığında.

"Nasıl yani?" "Yorgancılığın tarihe karıştığını duydum. Biraz pahalı." "Eee?" "Topkapı Sarayı'na gittim. Çantanın fermuarım açarken. Yavuz Sultan Selim'in yorganı ile mesela Sokollu Mehmet Paşa'nın yorganını birbirine karıştırmış olabilirim." "Madem öyle diyorsun. "Bunu kabul edemem Şebnem. fazlasıyla mahremiyet taşıyan bir şey. Western adlı bir spagetticide karnımızı doyurmuş cappuccino içiyorduk. Böylece bütün o yorganların desenlerini çıkardım. İngilizlerin işgal ettiği Kudüs. uzaktan bizi izlediğini fark ettim. Biraz karıştırdım. O anda aklım başıma geldi. Müzik. Çorap çekmecesine sakladığım paketten bir sigara çıkarıp yaktım. Aslında göründüğü kadar özel değil." deyip güldü. Paspasın altına baktım." "Doğrusu öyle düşünmemiştim. sonra da bir yürüyüşe çıkılırmış.. Çimenlerin arasında küçük bir boşluk vardı. Yüzüm sevinçle gerilmişti. Sessizce merdivenlerden aşağı inerek dış kapıyı açtım. 1951'de İstanbul Şişli Camii'nde. Yorgan da o imparatorluğun bitki örtüsü gibi. 1928'de [1 Kasım'daki Harf Devrimi'nin kırkıncı günü] Latin harfleriyle yazılmış ilk mezar taşı Avukat Ali Kemal Bey'in validesi Aliye Hanım'ın mezarına dikildi.. Kilis'e gittim. Dolmabahçe 244 Sarayı'nda da Atatürk'ün yatağım fotoğrafladım. kapının önüne bir şeyler bırakıyordu. Yorganın yanında bir katalog bulunuyordu. yorganlar da hoşuma gitmişti. Yorgan modern çağa da uyuyor." 53 . katalogu aldım. Hali vakti yerinde kişilere. küçük olayların büyük payı vardır. Sigarayı alelacele söndürdüm. Görüş alanımın dışındaki bir arabanın motor sesini duydum. Çiçekli bahçelerde şeker şerbet tadılırmış. Abdülhamit'in yorganını çektim. Sabunun arkasını çevirdiğimde ŞEBNEM yazısını gördüm. bahçede çömelerek gezinen adamın Müntekim olduğunu anladım. entarisini giymek. Benim işim bu Şebnem.. Üsküdar İlçe Emniyet Müdürü'ydü Enver. zayıf bir adamdı.. Artık kimse yorgan diktirmiyormuş. Dehşete düşmüştüm. Sen daha iyi bilirsin. bunun yorgancılıkla ne ilgisi var?" "Ben fotoğraf çekiyorum ya. Bazı tarihçiler. Tam çığlık atacakken kendimi tuttum. Padişah da davetlilere hediyeler sunarmış. Sana. İnternetten de sipariş alıyoruz. Yerinde olsam bir bakardım. Oradan seçiyorsun. Bir de mesela Yavuz Sultan Selim'in kostümlerini. İnsanlar eğlenirmiş işte. muhabbet. Lise son sınıftaydım. Korkum daha da arttı... Okmeydanı'nda bir yer tuttum. Ağzımdan yalvarışı andıran bir sitem çıkıverdi: "Şansını zorlama lütfen. ölümünden yedi ay önce mevlit okutuldu. belki duymuşsundur?" "Maalesef." "Hımmm. Açıkçası hangi yorganı kim örtmüş tam emin değilim. Enver'e Reha Veto'dan o gün bahsettim. Dikkatle bakınca.. 1917'de. kahve-cibaşı denilen vatandaş ile onun elemanlarına teslim edilir. sana Kanuni Sultan Süleyman'ın üçüncü karısı Sicilyalı Rozalina'nm yorganından getirdim" deyip.. Divan Yolu'ndan geçerek Bab-ı Hümayun'a gelirmiş. Padişahların yorganlarının aynılarını yapıp satışa sunma fikri kadar. Benden beş yaş büyüktü. Fazlasıyla mahremiyet taşıyan bir eşya. beşik. Bu. Harem Dairesi'ndeki yataklara serili yorganların fotoğraflarını çektim. 'E' harfini ona iade ettim. Yani fotoğra fini.. Müntekim'i de öldürebileceğini düşündüm.. İnsanlar beşiği yorganı alkışlar. yorgan ve örtü. Yorganı çıkarıp yayamazdım. Enver Paşa'ya ilk kuponu vermekle iyi mi etmiştim?. Valide Sultan ile sadrazam. Sen cennete gidince." "Tamam da. Leonard Cohen'in The Future şarkısı çalıyordu. 1926'da Darülelhan'da [konservatuar] Türk Müziği eğitimine son verildi. rüyalarında beni görmeni sağlar" deyip muzipçe gülümsedi. Birkaç dakika içinde toparlanıp bahçe kapısından çıktı. Üstelik pahalı. bir zamanlar 246 Reha Veto'yu vurduğu gibi. Ben de makaraları koyuverdim. Yani bizimkiler hakiki padişah yorganı.. bakayım" diyerek yeniden çantayı açtım. Perdenin arkasından Müntekim'i izliyordum. bir şey yok. 1893'te Haliç sularının donduğu gün. Bahçede bir adam vardı! Yüreğim ağzıma geldi.. Beşik de. aklım bir karış havadayken. Elimle orayı kazdım. Aynılarını diktirip satıyorum. "Teşekkür ederim Enver. Dünya Savaşı'na girmeyebileceğim öne sürerler. Halbuki cenaze evine taziyeye giden bir ağır hasta kadar yorgun hissediyordum. Ve acayip bir şey buldum. onun ibriğini kullanmak manasız. Tarihî felaketlerin kaçınılmaz hale gelmesinde. bu hediyeyi kabul edemem. Yatak dediğin bir imparatorluk. Enver Paşa [1880-1922]. kaz tüyü özel yorganlar dikiyoruz. bebek için beşik. Kara kuru. Paşakapı-sı önünde toplanan kalabalık. "Umarım. saraylı bebecik için dua edilirmiş. Dört tanesi benimle birlikte İstanbul'a gelmeyi kabul etti. Bir sabun. Reha Veto diye biriyle tanışmıştım. Padişah Yorganları. Osmanlı împaratorluğu'nun I. Çantayı derhal bıraktım: "Enver. Halbuki yorganını örtebilirsin. Bilmiyorum bunu sana anlatmam ne derece uygun?.. bu markayı bilmiyordum. değil mi?" "Evet?" "Osmanlı Sarayı'nda padişah çocukları doğduğu zaman beşik alayı denen bir tören yapıhrmış." "Sen tarihçisin. fakat insanlar ömürlerinin üçte birini yatakta geçiriyorlar. Babamın." "Peki birileri satın alıyor mu bu yorganları?" "Elbette. Bunların yanında sultan ve şehzade yorganları da var. Görebildiğim kadarıyla. uykuya dalmamı engelliyordu. kafeterya'mn sahibi olduğunu düşündüğüm orta yaşlı sarışın kadının. hayatımda aldığım en ilginç hediye" dedim. belki de benim hassasiyetlerim yüzünden gözümde büyüyen geçici tuhaflıklardı? Yorganı üzerimden atıp doğruldum.. yorgan da elmas." "Neden?" "Yorgan bu. Eğer şeytan o anda oralardaysa.. kendi imalatım olan bir şeyi hediye ediyorum. gırtlak kanseri olan Maria Eva Duarte de Peron için. Odam sigara kokmasın diye pencereyi açtım. Sarayları bir bir dolaştım. Galiba doğumun altıncı günü bir merasim daha yapılıyormuş.... Bir kalalog hazırlattım." "Sarayda insanlar toplanır. yeşil taşlar tutturulmuştu. Yıldız Sn rayı'nda II. yorgan ve sırmalı örtüler gönderir. Her neyse. Beni büyülemeye çalışan lanet olası Müntekim Gıcırbey'i sonsuza dek görmek istemediğimden artık emindim. dua. Tezgahı kapatmış yir-mibeş-otuz yorgancıyla görüştüm.. Sicilyalı Rozalina'nın yorganı. kesin o da şoka girmişti!. inci ve zümrütlerle bezeli olurmuş. Bak. Babıali Baskmı'nda [23 Ocak 1913] öldürülseydi. Kalbim göğsümden fırlayacak gibi oldu." "Ne sakıncası var ki? Hem kendinden bahsetmezsen seni nasıl tanıyabilirim?" "Beni yargılamandan korkuyorum. Üstelik pahalı. vay canına?" "On sene önce." Enver'in bana verdiği kuponlardan birini." "Doğru. Üzerine kuş bacağına benzer bir çift çubuk bağlanmış ve parlak. Yani. Masadaki saat üçü beş geçiyordu. cennet daha güzel bir yer olacak 9 Aralık. Şöyle elimle yoklayıp desenin245 den bir kesiti inceledikten sonra. MI "Benim babam. Tek tek insanların hayatı da öyle değil midir? Müntekim'de gördüğüm aşırılıklar. o büyük deri çantayı uzatırken ekledi: "Sicilyalı Rozalina'nm diğer adı neydi?" "Gülfem Sultan" dedim. Osmanlı Împaratorluğu'nun elinden çıktı.

Onu hiç böyle görmemiştim. Düşünsene." "Reha askerden geleli bir sene olmuştu. "Haklısın. Enver masal dinleyen çocuklar gibi bakıyordu. İyi aşçı değildi yani. acayip koşullarda lazım olabilir Leyla Kalahari "Ne. Reha'nın kapıyı açmaya niyeti yoktu. içimde metal bir yumak çözülüyordu sanki. Tam bir şey söyleyecektim ki Reha arkamdan boğazımı yakalayıp kafama silah dayadı!" "Ne?!" "Evet. Reha Veto'nun sırrı neymiş?" diye sordu. Dalyan Efendi o heyettekilerden biri. Gönlünü ferah tut. Sonra da kapı sertçe vuruldu. Babam çok şefkatli bir adamdır." Gözlerimden yanaklarıma sıcak yaşlar süzülmeye başladı. 'Tamam' dedi. hocalar da bize toleranslı davranıyordu. O korkunç olay hâlâ rüyalarıma giriyor. anlattıklarımı aklı almıyormuş gibi bakıyordu. Anneme de bir şey söylemedi. kulağımı sıyırarak otobüsün ezdiği dondurma külahı çıtırtısıyla Reha'nın başına saplandı.. sinemaya. Çengelköy'ün yukarısında eski. Tarih bölümünde okumaya başladım. "Devam et lütfen. sevgilim beni rehin aldı. Üniversite sınavına gireceğimiz için. Onu sağda solda görüyordum. Sigarası ağzının kenarındaydı. Paniğe kapılmıştı. Babam birkaç ay sonra emekli olup hacca gitti... Fakat aramızda ciddi bir şey olmadı." Tuhaf adamlar. en yakın arkadaşım Serap Sahra'nm sevdiği bir çocuk vardı: Kaan. Şoke olmuştum. "Reha da babamı tanımıyordu.. Çekiniyordum. Tekrar buluşmaya başladık. sana sarkıntılık mı etti?" "Aslında evet. Kıpırdayamıyordum." "Dalyan Efendi diye bir şeyhe bağlandı. Onlar da küçüklüğümden beri beni tanıyorlardı." Kalbim hızlanmıştı. Zaman zaman onların zikirlerine katılır. dışarıdan siren sesleri gelmeye başladı.." "Siren sesleri derken?" "Polis sirenleri. Sarıldık. Babamın sevdiği polislerdendi. Şu. Fakat beni öyle gördükten ve Reha Veto'yu öldürdükten sonra. Bir anormallik olsun istemiyordum. Emniyet teşkilatından birçok polis tanıyordum. Eşyaların çoğu çahntıymış."Seni yargılamak mı?.' Ben de kapıya yaklaştım. Sonra kapıyı açması için ısrar ettim. Birkaç kere ailece bize misafirliğe de gelmişlerdi. Bir ara 'Açılın' anlamında silahını sağa sola çevirdi." "Baban durumu nasıl karşıladı? O da çok şaşırmış olmalı?" "Babam olaydan benden bile fazla etkilendi. Sol gözünü kapatan korsan gözlüğünü sol elinin işaretparmağı tırnağıyla kaşıyordu. Babam polis olduğu halde heyecanlanmıştım. Fakat o anki yüz ifadesi çok acayipti. Vücudumda kontrolden çıkmış bir gözyaşı makinesi gürül gürül çalışıyordu sanki. müstakil bir ev tutmuştu. birkaç kere yeltendi. Reha'nın evine gittin ve. Bir yandan da müzik dinliyorduk. gözlerini kısmıştı.. Onu sevmiştim.. Üstelik kafam da karıştı biraz. Açıkçası berbattı. "Ben senden yanayım Şebnem. Herkes donup kalmıştı. Sırtımda. Hepsi geçti. Yine de birkaç kere nasıl olduysa Reha'nın evine gittim. hiç de bile. Babam bir koşu yanıma vardı. babasıyla erkek arkadaşının bu şekilde tanışmasını istemez.. Bir hırsız çetesiyle de bağlantısı varmış. Okul bitti.. Açmazsan kapıyı kırmak zorunda kalacağız' diye bağırıyordu. yoksa kızı vururum!' diye bağırdı. Beni evine davet edip du248 ruyordu. Çay bahçelerine.." "Öyle mi dersin?." dedi ve ona üçüncü kuponu vermeme neden olan cümleyi kurdu: "Sen cennete gidince cennet daha güzel bir yer olacak. "Evet" dedim "30 kuponun tamamını benden geri almayı başarırsa. Reha ile babamın arasında. Reha'nın kalbinin deli gibi 250 attığını hissediyordum. Karşımda üniformalı Bora Ağabey'i görünce afalladım. Uzatmayayım. Bazen öğleden sonraları Reha'yla buluşup geziyorduk. Son derece duyarlı ve şefkatliydi. Mesele de o değil zaten. Reha işsizdi fakat ailesinin durumu iyiydi sanırım." "Babam her zaman muhafazakar bir adam olmuştur. Bana hiç kızmadı. korkudan çok utanç hissediyordum. Derken babam sigarasını atıp silahını çekti. Uzun süre kendime gelemedim. PAPTılar babamı Üsküdar belediye başkan adayı gös r.." Enver pür dikkat beni dinliyordu. Sesinde merak yoktu. Bir tek babam yüzü allak bullak bir halde bana doğru yürüyordu. kapıya yanaşmakta olan beyaz bir Toyota'nm içinden babam indi. Kadiri tarikatını bilir misin?" "Duymuştum. İlk başta ben de ne yapacağımı bilemedim. ben anlattım. Babam sivildi zaten. Alnını kırıştırmış. 'Kızı bırak gitsin!' diye haykırdı. Sonra ne oldu?" Sağ elimin serçe parmağı tırnağımın kenarından küçük bir ısırık aldım. Ben. Üniversiteyi kazandım. Gönül İşleri Bakanlığındaki heyet var ya. sevgilin seni rehin alıyor ve baban geliyor. Yemek hazırlamıştı. PAP'a ııyc oldu. Bana. Serinkanlı görünüyordu." Ağlayacak gibiydim.. Kaan'ın ağabeyi gibiydi. Akıllı bir çocuktu. Reha 'Yaklaşmayın yoksa kızı vururum' diye bağırıyordu. "Peki. Derken biz Reha'yla çıkmaya başladık.. Reha'nın tavırları da beni itmeye başlamıştı. Nedenini tam bilemiyordum.. Evinde dört kilo eroin buldular.." "Çok ilginç kızsın Şebnem. Ağlamaya başladım. Yaz geçti." "Neden peki? Bir tür kaçak filan mıymış?" M-> "Onu söyleyeceğim. O yaşlarda insan neyin ne olduğunu bilemiyor. Diğer polisler buzları çözülerek bir babama. daha doğrusu 17 Kasım günü. yalnız yaşayan genç bir bekar için gayet gösterişliydi. Gerçi babamın polis olduğunu söylemiştim. Derhal kapıyı açtım. "Ben aslında çalışkan bir kızdım. Reha'yla dansımız trajik bir biçimde yarım kalmıştı. Kurşun. Bayramlarda filan. Sahile filan gidiyorduk. Reha'yla birbirimize baktık. Reha'yı epeydir göremiyor-duın." Çantamdan bir mendil çıkarıp gözlerimi ve burnumu sildim. Reha'nın evinde öylece oturmuş bir şeyler içiyorduk.. Renault. Reha 'Çekilin! Defolun buradan. "Unut gitsin Şebnem. Kafamın içinde bir okyanus uğultusu. Bilgisayarı vardı. 'sen aç. Biz evin salonunda dans ederken. Reha'nın arabası vardı. Hatta emniyet müdürü olduğundan da bahsetmiştim. Gelgeldim hiç de öyle değil yani. kalbimi de kazanmış olacak. Daha doğrusu. "Tamam. bir Reha'ya baktılar ve harekete geçtiler.. Ve beyni sütlüçilekli dondurma gibi elbisemden aşağı akan Reha yere yığıldı. Çok acayipmiş" derken Enver derin bir nefes aldı." "Hayır Şebnem. "Uyuşturucu satıyormuş. Bana yakınlık gösteriyordu. Büyük ekranlı bir televizyon. Tam o anda babam ateş etti.. Bazı akşamlar Beyazıt'tan Üsküdar'a Emre'yle birlikte geçiyorduk.. Bir-iki kere dördümüz gezmeye gitmiştik. Utanç bedenime yayılırken. Aptallığım yüzünden öbür dünyada cayır cayır yanacağım. Reha Veto'yla takılıyordunuz. Reha. ölümü de ahreti de fazla ciddiye almaya başladı. Bana iyi davranıyordu.. Öyle çok ağladım ki. Senin hiçbir kabahatin yok. Abartmayacağına söz verirse olabileceğini söyledim. Yeni bir müzik seti almıştı. Yine de yüzünü bildiğini sanmıyorum." Enver. Eşyaları. yeni halılar filan. fakat babam kabul etmedi. Büyüdüm sanıyorsun. Reha'yı tanımıyordu. Terliyordu. Biz Serapla gezdiğimiz için." deyip elimi tuttu. hikayenin devamını bilmediği için bu kadar sakin durabiliyormuş gibi geliyordu. O da şaşırmıştı.. arada Kaan'ın yanında Reha'ya da rastlıyorduk. Fakültede Emre adında çok iyi bir çocuk vardı." 54 . Derslerde iyiydim yani. Bana 'Dans edelim mi?' dedi. Zaten perişan olmuştum. Böyle bir şey aklımın ucundan bile geçmemişti. Gerginleştiğimde tırnaklarımı yiyorum hâlâ. 'Neler oluyor Reha?!' diye sor dum.... O anda. Enver Paşa beni ürkütmekten sakınır gibi usulca omzumu okşadı. korku yüreğime doluyordu. Herhalde hiçbir kız. Benim için şiir yazmıştı. sana kupon mu verdi?" diye sordu. Sadece bir his. Dışarıdaki polislerden biri 'İçeride olduğunu biliyoruz.\ termek istediler. "Ne peki?" "Birgün.

bir çocuğa böyle bir isim koyar ki? Gerçek'in annesi ölmüş. neden bahsettiğini bilen biriyle sohbet etmekti ve bunun için ödeme yapmaya hazırdı. Milattan Önce 753 yılında kurulduğu iddia edilen Roma İmparatorluğu'nun hikayesini es geçmedim: Bir nevi kur-tadam olan Romulus'un. Asırlara ne kadar çok iftiranın. Gerçek. villanın bahçesinde devrilmiş bir ceviz ağacı görünce şaşırdım. insan bilmediği bir konuda doğru soru soramaz. Pervanesi yanan uçağı bir ucundan tutup mutfağa doğru koşturuyor. yazıldıktan 1500 yıl sonra basılan Mimarlık Üzerine [De Architectu-ra] adlı. insanın üstesinden gelebileceği kadar kolay bir iş değil. yangını fırsat bilip yağmacılık yapan kimsenin.. "Enver yorgancılık yapıyor. Gerçek'in babası. Babası başka bir kadınla kayıplara karışmış." Korkma ben varım .."Böylesini ilk kez duyuyorum Şebnem." dedi Leyla Kalahari. Devletlerin sırları vardır. Wright Kardeşler'den bir tek Orville'in [1871255 1948] Kamikazelerden haberdar olduğu geliyor aklıma. savaşlar taklitler ve aldatmacalar üzerine kuruludur." Leyla Kalahari'nin yüzünde." Deliller çözüm getirici olduğu kadar öğretici de olabilir. haydutlar. hapisteydi. savaşçılar. bilmeyenler.. yanılgıları ve bilgisizlikleri tarihin oluşumunda rol oynadı. Yani neolitik çağda tüm dünyadakinin sekiz katı! Tarihte bir mağara dönemi varsa.II [Leyla Kalahari] Gözümü. fırtına da yoktu. Alaaddin'in uçan halısı ve Enver'in yorganı ha? Tebrik ederim. Babam. Rumeli Hisarüstü'nde. yüzyılda doğan Siddharta Gautama Buddha'nm yirmidokuz yaşında. Milattan Önce 17. ikiz kardeşi Romus'u öldürdükten sonra Roma'yı inşa edişi ve belasını buluşundan dem vurdum. Sonra büyük bir mağazada tezgahtarlığa başladım. Leyla Kalahari'nin villasın-daydık. Hayatında en az bir aşağılık herifle yakınlaşmadan gerçek kadın olamazsın: Ganimet Granada'yla orada karşılaştım. Ju-lius Caesar tarafından savaş makinaları yapmakla görevlendirilip Roma ordusunun Galya ve İspanya seferlerine katılan Vitruvius'un icat ettiği mancınığın 300 yıl önce Çin'de zaten kullanılmakta olduğuna işaret ettim. sokak dövüşü dalında Olimpiyat şampiyonu olduğunu öne sürdüm. ömrünün kalan 51 yılı boyunca da evine yalnız bir kere uğradığını. Yıldırım düşmemişti. bilim adamları. Osmanlı saraylarında kullanılan yorganların aynılarını diktirip satıyor. Bıçakla. henüz kırkbeş yaşındayken ölmüştü. Milattan Önce 8500 ila 7000 yılları arasında birilerinin Ortadoğu'da tarımla uğraşmaya başladığı varsayılsa da. geleceğe itibar etmeyen. Yirmiiki yaşındaydım. yanlış anlamanın.. üniversite sınavına hazırlananlara özel ders verebileceğimi belirten bir ilan yayınlamıştım. Onun. boş mu dolu mu olduğunu kestiremediğiniz." r." Soruyu tamamlayamadım. Tek istediği." "Enteresan. Biz salonda konuşurken.. Adı. Gerçek. Birkaç kişi başvurdu fakat yalnızca Leyla Kalahari'yle anlaştık. adın ne senin?" diye sordu. "Sanmıyorum." "Hımmm? Padişahın karısının yorganını nereden bulmuş?" Altında göz bulunmayan kaşını kaldırdı. Ganimet Granada çıkardı. Yere sağlam çakılmış o dengeli ağacın yürüyüşe çıkması imkansızdı. Gerçek. beni bir arkadaşıyla evlendirmeye kalkıştı. "O da kim?" Rengarenk saçlarının altında sağ gözü. Yanında bir de koruması vardı. "Geçmişi bilmek. bu hakikaten romantik. o yangına fırlatılarak yakıldığını anlattım. Afşin'den İstanbul'a kaçtım. ilk vaazına "Şu hayatta her254 kes ama herkes ıstırap ve tatminsizlikle kuşatılmıştır" diye başladığını söze konu ettim." "Evin nerede?" "Karagümrük'te. 15. Gerçek "Vooooooo!" diye uçağını beş metre öteden şömineye doğru fırlatıyor. annemi öldürmüştü. 252 "Kanuni Sultan Süleyman'ın üçüncü karısı. oyuncak uçağın ve öksüz pilotun peşinden ayrılmıyor. yanılanlar. mutluluğu ciddiye almayan. Yani ı." iyiliği hesaba katmayan. yani Wright Kardeşlerin 1903'te. Ağabeyi Wilbur Wright 1912'de. köleler. şüphelerin değişmez belirsizliği içinde yaşayan. Bu nedenle. Tam karşımda duran akvaryumda hiç balık olmadığını fark ediyorum. Milattan Önce 6. Garip bir biçimde havada yavaş yavaş ilerleyerek korlaşmış odunların arasına çakılan uçağın ardından hostes de şömineye dalıyor. Bir konfeksiyon atölyesinde çalıştım. Milattan Önce 8000 yılında dünyada insan nüfusunun yalnızca 5 milyon olduğunu. Tabiattaki ahengin ayrılmaz parçası olan hercümerçten bir sahne diye düşündüm." 55 . Çok az param vardı.. bana Sicilyalı Rozalina'mn yorganını hediye etti.. Televizyon fabrikasından atılınca. Kim. daha doğrusu sohbetimize başlarken "Tarihî olmayan bir tek an bile yoktur. karısı Yasodhara ve oğlu Rahula'yı terk ettiğini. o dönemde mağaraların mesken olarak kullanılmadığını. Derken. "Teşekkürler. Matematik ve astronomi alanındaki çalışmalarıyla tanınan Pisagor'un [M. Babil-li Hammurabi'nin kanunlarının 282'sinin okunabildiğini. Büyük ağabeyim. Kuzey Caro-lina'da benzin motorlu uçakla ilk uçuşu gerçekleştirdikleri gündü. Üç çeşit tarihçi olduğu söylenir: Yalan söyleyenler. ilk ders günü. "Leyla. Tek gözlü talebemin yüzüne. tüccarlar. saray denince akla entrika gelir. dalgalı saçları parlıyordu. yüzyılda yaşadığı tahmin edilen mimar Marcus Pollio Vitruvius'tan söz açtım. Kırlaşmış. Tiz ve metalik sesiyle "Hey cici kız.ı rih ile hakikat iyi geçinemez." dedim. onlar gibi düşünmeye. Fakat uzmanlar bu durumdan doğan sorumluluğu reddeder. ek-mebiçme işlerinin daha öncelere dayandığını belirttim. yüzyıldan kalma bir kitabeden. "Gerçi beni alakadar etmez ama. Süpermen'in pelerini. efendim. Ve tarihin en önemli özelliği. Çarşambadan beri öylece yatıyormuş. sağa sola bakman bir tabanca gibidir. Dersimize. bir internet sitesinde. diplomatlar imalarla ve sembollerle konuşurlar. Ağaç.. Yine de Leyla Kalahari'ye. Onlardan biriyle muhatap olduğunuzda. dinî liderler. tekerrür etmemesidir" demiştim. kırk yaşında zarif kadınlar vardır. gelmiş geçmiş tüm insanların yalanları. bu kanunlardan birine göre. elindeki oyuncak Kami-kaze uçağını uçurarak etrafta dolaşıyor. şişman bir adamdı. "Biraz tuhaf bir adamdır. O esnada. hizmetçinin arkasından yürürken "Uçağı akvaryuma koyalım mı?" diye sesleniyor.Ö. Gülfem Sultan. yüzyıla kadar matbaa yoktu. 580-500] tam 34 yıl boyunca Mısırlı ve Babilli kahinlerden ders aldığını. Hizmetçi kız da yaya kalmış hostes gibi. imparatoriçeler. Kısa boylu. on küçük ciltten müteşekkil kitabına değindim. "tuhaf adamlar acayip koşullarda lazım olabilir. 21. "Bugün Çin'de 40 milyon kişi 'yaodong' denilen mağara evlerde ikamet ediyor.." 17 Aralık. uydurmanın sığabileceğini düşün. yüzyıldadır. bir bildiği olanların otomatik alaycılığı yansıyordu. "bence de fena numara değil. Milattan Önce 1. hissetmeye.\ Krallar." "Belki de bir yerde okumuştur ya da filmde görmüştür?" Şüphe. birtakım yerleşim bölgelerinin bulunduğunu söyledim. Leyla Kalahari'nin beş yaşında bir erkek yeğeni vardı. tarihçiler kahinlere benzer. Bayan Kalahari'ye tarih dersleri veriyorum. konuşmaya başlarsınız: "Evet" dedim. Eski bir şarkıcıydı. oyuncak mı gerçek mi.. kayıp bir kabilenin izine rastlamış antropolog ifadesi yerleşmişti. Granada Gazinosu'nda şarkı söylüyordum. papağanın gagasmdaki zeytin gibi parlıyordu.

iyi misiniz?" "Sizi görüp de iyi olmamak mümkün mü Leyla Hanım?" dedi.. Birkaç hafta sonra. En sevdiğim yazar. Gözümü hastanede açtım.. yalvarır gibi şarkıya devam ettim: "Ayı il mam istersen hiç yanından I Çağırsan gelirim çok uzaklardan r>ı / Eskiden korkardım yalnızlıktan I Korkmam artık sen varsın. dört yaşında olmasına rağmen. Chuck Palahniuk: Büyüleyici kabusların kreatörü. gidiyoruz... ben de bir tokat attım. sonra da bir paçavra gibi fırlatıp atacağım. kızların aklını başından alıyor. Tek gözümü.. Piyano çalmayı öğrendim. birden bir bıçak çıkardı ve yüzüme sapladı. "hazırlan. Nasıl oldu anlamadım. onbeş günde bir Çarşamba akşamüzeri Gerçek'i görmeye geliyor. Genç bir adam. Halbuki ben onu polis sanıyordum. Çok şıktı. bir kere İsviçre'de. "Zamandan daha önemli bir şey varsa. Üzerime çullandı. Ben sohbete pek katılmadım. hizmetçim ve aşçım vardı."Baban ne iş yapıyor?" "Ailem Afşin'de. Yine de fazlasıyla etkilenmiştim. Abidin onunla evlenmez." Program bitince Ganimet kulise hışımla daldı." "Evet. cehennem ateşiyle tutuşturmaya. Ganimet bana son derece cömert davranıyordu. Abidin meğer gangstermiş. Hattâ bir keresinde hırpaladı. kelepçe gibi insanları birbirine yaklaştırıyordu: Enver'in koluna girdim. vursun tabii ki. onunla mezara kadar yola devam edebilirsiniz. Yirmi yılım burada geçti. öyle aptalca ki. Anlatmamı istediğinden emin misin?" 260 56 . Öyle aptalca ki. Soran olursa 'yeğenim' dersin." Granada Gazinosu'nda sahneye çıkmaya başladım. Ağlayarak uyanmıştım. Bir gece Abidin gelmedi. Gerçek'in bağışıklık sistemi yeterince güçlü değilmiş.. Gayriihtiyari. Şebnem Şibumi hakkında hiçbir şey bilmek istemiyorum. Abidin beni kucaklayıp acil servislere koşturdu. vursun mu?" diye sorarsanız. ilginç bir çocuktu." Gözlerimi paraya dikerek şarkıya girdim: "Bir akşam gözünde aşk tüterse I Geçmiş günler aklından geçerse I Kalbin bomboş ümitler biterse I Sen üzülme ben varım" "Kâfi" dedi. sesin de gözlerin kadar güzel mi?" 256 "Bilmem?" "Oku bakalım." Gerçek." "Hımmm? Şarkı söyler misin?" "Şarkı mı?" "Evet. Programın sonuna doğru çıkageldi. En sevmediği mevzular. mikrofonu ağzımdan uzaklaştırıp sordum: "Geçmiş olsun. Nazikçe sordum: "Saçmalıyor musun Enver?" "Evet. Gülümsedim. Oturup konuştular. Bir süre toparlanamadım. Abidin'den önceki yıllarıma ait. Sağ kolu askıdaydı ve dirseğiyle bileği arasındaki sargıya kan sızmıştı. çünkü tam o anda Enver'e kalbimi kaptırdım. her sahne alışımda.. Abidin.. Şaka yaptığı belliydi. Buğulu gözlerle beni izler. Bir keresinde.. yani Haftanın üç akşamı muhakkak gelirdi. Abidin sık sık beni ziyarete geliyor. Anaokuluna götürüp getireceksin. Her nasılsa hapse girmedi. üniversiteye hazırlananlara yönelik tarih dersi ilanını da bana Abidin göstermişti: "Bu kızdan ders alacaksın. Şebnem Şibumi'nin bir internet sitesinde yayınlanan. Tanı 0 anda masasında demlenen Ganimetle göz göze geldim. Şarkı söyleyerek masasına doğru yürüdüm: "Zaman durdu sanki beklerken seni I Ben bir tek sevgiye bağladım kalbimi. zahmet olmazsa?" Etrafa bakındım.. Bazen sergi gezmeye gidiyorum. kızların aklını başından alıyor 28 Ocak gecesi. Sen de bana anlatacaksın. Sevinmiştim. lakin aşırı kıskançtı. Bir akşam." "Gidiyor muyuz? Nereye?" "Cenneti. sağlam eliyle elimi tuttu ve avucumu öptü. Abidin Bey. Şarkıları sayıklar gibi okuyordum. 25') İnşallah. Fakat bana doğruyu söyleyeceksin?" "İstersen. En çok da Abidin Dandini'den huylanıyordu. Ona sen bakacaksın. Bahçıvanım. nazlanma. o soysuz hödük sana bir daha dokunamayacak" dedi. Onu seviyorum. nasıl istersen. "Bu çocuk. Kızkardeşin öldü ve çocukla sen ilgileniyorsun.. Sana anlattıklarını iyi dinle. Abidin. Her ne kadar iyi bir kıza benzese de. bir keresinde. odasındaki mobilyaların yerini değiştirmişti. şarkılarımı ona bakarak söyler olmuştum." Orkestra çalmaya devam ederken." "İyi ama benim kız kardeşim yok ki?" "Tamam işte. İki kere intihara kalkıştım: Bir kere küvette. Fyodor Mihayloviç Dostoyevski Saint Petersburg'daki evinde akciğerleri kanaya-rak can verirken [1881]. Hastaneden çıkınca Abidin'in bana hediye ettiği Rumeli Hisarüstü'ndeki villada yaşamaya başladım. ne var bunda?" "Peki. Yavuz Sultan Selim komutasındaki Osmanlı ordusu Kahire'ye girerken [1517].. "Haydi. Hayati'nin oğlu. Uykuya dalar dalmaz kabuslar görüyordum. o da saniyedir" dedi. Ganimet beni sertçe uyardı.. Bir erkek hastanede size eşlik ediyorsa. Ganimet Granada'nın icabına bakmıştı. Abidin Dandini karşımdaydı. Doktor Neptün Petunya. Fazla vaktim yok. Burada bir arkadaşımla kalıyorum." Bu cümleye çok şaşırmıştım. Merak ettiğim asıl konuyu gündeme getirdim: "Hiç âşık oldun mu?" "Yani seni tanımadan önce mi?" "Hı-hı. resim dersleri aldım. Anladın mı?" "Yeğenim mi?" "Kız kardeşinin oğlu. Tezgahın üzerine 100'lük bir banknot koydu. Gerçek'i bana emanet etti. Otuzbeş yaşındaydı. Meraklandım. Abidin Bey "Merak etme Leyla. Sonra da elimden tutup psikiyatrlara götürdü. "Sana bir şey soracağım. evlendiği kadınlar ve öldürdüğü adamlardı.. terli bir kirpi gibiydi. sen sormadan da cevabı verebilirim?" "Neymiş?" "Seni önce kullanacağım. Bunu nasıl yaptığını hiçbir zaman anlayamadım. Banka hesabımda daima yeterince para oluyordu. 258 Hayati'ymiş adı. Abidin'e dönüp. Az konuşuyordu. Abidin onu öldürmez. içim ısınmıştı." Babam annemi neden öldürdü? Ağabeyim beni niçin arkadaşıyla evlendirmeye uğraşıyordu? Ganimet Granada benden ne istiyordu? Abidin Dandini gerçekte kim? Hayati Tehlike'nin beş yaşındaki oğlu nereden yeğenim oluyor? Şebnem Şibumi'den ne öğreneceğim? Abidin üzerime böyle tuhaf bir yoldan kuma mı getiriyor? Bu vahşet yüklü saçmalıkların hiçbirini merak etmiyorum. Öfkeden nefesi kesilmişti. Kitap okuyorum. Onunla arkadaş ol. kulise çiçek gönderirdi. Soğuk hava." Muzipçe gülümsedi. uzay mekiği Challenger fırlatıldıktan 73 saniye sonra infilak ederken [1986] Enver'le birlikte Üsküdar rıhtımından yukarı doğru yürüyorduk. sol gözüm dahil hiçbir şeyi özlemiyorum. yanında bir arkadaşını getirdi. Ona engel olmaya çalışırken. sırasıyla. Biçmişiz yumruklarıyla bana rastgele vuruyordu. Sarıldık. İnşallah. Bu söz. O nedenle çocuğu onbeş-yirmi dakika muayene ediyor. "Abidin onu alsın mı.

"Onu unutamıyor musun?" "Unutamıyorsam anlatmayayım mı?" "Tamam. Ağzım açık kalmıştı. 'Ne iş yapıyorsun?'. Asuman. "Girne'de. çıkalım. yaşlı teyzenin ta kendisiymiş me-ger!" "Ciddi misin?! Ne yaptın peki?" "Sana rastlayıncaya kadar. Enver Paşa?" "Belki de kalan kuponları bana peşin verirsin?" "Avucunu yala" dedim neşeyle. Enver'in siyah Audi'siyle Barika adlı bara doğru gidiyorduk. "Sayım memurluğu için yaptığım başvuru kabul edilmişti. Yüzünü zihnime nakşettim. "Halamdan mı? Benim halam yok ki?" "Fark etmez. 'Evlenmeyecek misin artık?' Sanki ben çalışmasam aç kalacaklar. 14 Şubat. anladın mı?" "Anladım. Birazdan kız içeri girecek. evlenmesem onlara sıra gelmeyecek. Gözüm köşkün pencerelerinde. Sadece. Hafif adımlarla ilerliyorduk: "Salon antika eşyalarla döşenmişti. arkadaşlarım Belma. Alexander Graham Bell. "Yarın" dedim. deli gömleğimin üstüne hep en iyi marka kazaklar. Kupondaki harfe. Onun önünden geçiyordum. Az ötede elinde şarap şişesiyle bir berduş dikiliyordu. evde başka kime yok mu? Çocuklarınız. kız büyükannesini ziyarete gelir. siyah-beyaz ve küçücük bir kopyası var! İkisini yan yana koymuşlar. pürüzsüz bir ten. konaktaki fotoğraf vitrinde!" "Eee?" "Fakat aynı fotoğrafın bir de eski mi eski. Ardından. Nevra ve Demet doğum günümü kutluyorlardı. Engin. ben yalnızım." Enver durup yüzüme baktı: "Anlatmasam belki de daha iyi?" "Devam et n'olur. Görevlilere üç-beş kuruş para veriliyordu. Dedim ki 'Teyze. üç katlı bir evin ikinci katında. O da beni içeriye davet etti: 'Buyur evladım. yalnızca bir kuponla karşılık verirken.. Mahkumlar gibi sigara üstüne sigara yakıyorum. halanı översin." Enver'in sözleri havayı ısıtıyordu sanki. [1779]. "yani artık sevgili olduğumuza göre. Gülümsüyordu. İşler yolunda giderse. bana bir DVD verdi." Demek elde kamera." Dudaklarını büküp alnını kırıştırdı. "Sevgili filan değiliz. Murat. Mario Puzo'nun Baba [The Godfather] romanına ilham kaynağı olan Vito Genove-se..' Evden ayrılırken resimdeki kıza defalarca baktım. Galileo Galilei. Bir de ne göreyim.. Sence bir anlamı var mıdır?" Enver yola bakıyordu. Eve doğru koşmaya başladım. Benim aklım kızda. yanındaki çantadan bir dizüstü bilgisayar çıkardı. bir bu tarafa yürüyordum. Teyzenin kaydını tuttum. "Barika. sevineceğini umuyordum. Hırsız gibi köşkün dış cephesindeki tahtaları sayıyorum. sonra? Buldun mu kızı?" Enver derin bir nefes aldı: "Günlerce köşkün etrafında do261 laştım. o da sevdiğim arkadaş ve hocalarımın isimlerini not almıştı. kıpkırmızı dudaklar. gıcık bir isim. olanlar oldu.. iki hafta önce. Derken bir-gün." Ağır ağır yürüyorduk. Yaşlı. Kartvizitinde 'Kullanılmış Mobilya Satıcısı' yazan Al Capone'un rakibi olan yedi gangster. Vahide. torunlarınız filan?' Tebessüm etti: 'Maalesef yavrucuğum. tamam mı?" "Yapamam. Yolun kenarına park etmiş arabalardan birinin önünde Enver'in gözlerine bakıyordum: "Peki ya şimdi?. Kalbim. Bilirsin. ne kadardı unuttum. Teyze gelip yanıma oturdu. "Şimşek ışığı demek. Bizans Tarihi hocamız Esat Bey. Springfield Hapishanesi'nde kalp krizi geçiriyordu. bana adını.. deli miyiz?" "Nevra çok ısrar etti. Sağda solda birtakım fotoğraflar asılıydı. Hiçbir şey umurumda değil. Fakat gelen giden olmadı. İnsanlar benden kuşkulanmaya başladılar. Peki ya sen? Sen ne yapacaksın? Yani kendini kötü hissedersen?" 57 . Bizim evin önünden geçerek yirmi metre kadar yürüdük. Sabahın kör vaktinde Kanlıca'ya gitmiştim. Enver Paşa. bir salon kapısına bakıyorum... Hz.». iri parlak gözler. Partiden ayrılmak istediğin zaman." "Ah tabii ya. Enver'e üniversite yıllığımı göstermiştim. Fikriye. Demek bana bu harika sürprizi hazırlıyordu. Nüfus sayımı yapılıyordu.. Hani doğum günüm için kaydettiğin DVD'-deki sahte sarışın.. Serap. merak ettim?" "Pekala. ben sayım memuruyum' dedim. "Nedir bu?" diye sorduğumda. uzun uzun bakıp gülümsedi." "Bak. ceketler giydim. Kulağım kirişte. anlat. Eski tarz bir büfenin üzerinde çerçevelenmiş bir kız fotoğrafı gözüme çarptı: Olağanüstü güzellikteydi. üzerine de 'Eski fotoğraflarınız onanlır-renklendirilir-büyütülür' yazmışlar!" "Yani?. Oradakileri sayacaktım. tek tek arkadaşlarımla görüşmüştü." Tekrar yürümeye koyulduk. DVD'yi bilgisayarın sürücüsüne yerleştirdim. kapısında.. beni muhakkak ara" diyor ve avucuna yazmış olduğu cep telefonu numarasını gösteriyordu.. "Belma'ya nasıl ulaştın?" diye sordum "o kız Kıbrıs'ta oturuyor?" "Evet" dedi. milletin içinde söyleyemem. zarif.. Antonio Beucci'den arakladığı telefonu kendi adına tescil ettirmek için patent ofisine müracaat ediyordu [1876]." "Niye katılıyoruz peki partiye. Yol boyunca bir o tarafa." 264 "Yaklaştık mı?" "Sağdaki tabelayı görüyor musun?" Enver barın önünde frene bastı. Başını çevirdi "bana ha landan bahset" dedi. Enver bir an durdu: "30 Kasım 1997 günüydü.. Buradan sola.. çok derin manalarla dolu bir mısraymış gibi.. engizisyon mahkemesinde yargılanmak üzere Roma'ya gelmişti [1633]. Yan odalardan bir ses gelir diye bekliyorum." "Eee.. bunaldığın zaman bana söyle." "Nevra da kim?" "Nevra Neretva." Cüzdanımdan bir aşk kuponu çıkarıp Enver'e takdim ettim. dinliyorum. şahane bir kızdı. beli bükülmüş bir kadın açtı. Chicago'da ölü bulunmuştu [1929]. Onu her neredeyse bulmaya kararlıydım. hoş geldin. "Filikamı siz mi çaldınız?!" diyen Kaptan James Cook'u mızrakla öldürmüş. Hayat dolu. 262 "Siz hiç sabunluyken ağladınız mı?" 13 Şubat benim doğum günüm." "Neden?" "Herkes bir yığın soru soracak. açtı ve "Kendin bak" diyerek gülümsedi. Olur ya. ünlü polisiye yazarı Geor-ges Simenon'un da [1903]. yaşını söyleyecek. Ondokuz yaşındaydım. Böylesine müthiş bir doğum günü hediyesine. Alıp çiçek gibi kokladı ve yaka cebine koydu.. Fakülteden arkadaşım Zeynep'i ekranda görünce şaşakaldım: "Doğum günün kutlu olsun Şebnem. Hawaiili yerliler. "Sen ve ben" dedi. yiyorlardı .." "N'oldu?" "Köşkün elli-yüz metre ilerisinde bir fotoğrafçı vardı. Almanya'nın Dresden kentini bombalıyordu [1945]. 'Merhaba teyzeciğim.. Ülkü. boşuna. Türk Tasavvuf Kültürü dersimize giren Munise Hanım." "Sadece ne? Barika'ya sevgililer günü partisine giden bir çift miyiz?" "İstersen geri dönelim? Ben zaten sıkılacağım. "benimle 'sevgililer günü' partisini gelir misin?" Tebessümü serum lastiği gibi uzadı. Sinan.. yüzünü görürüm diye umutlanıyorum. Bir fotoğrafa. adresini. adımlarımdan hızlıydı.' Salona geçtim." "Âşık olduğum genç kız. Civardaki banklarda oturuyordum." "Eee." "Bir de insanlar içince yıhşıklaşıyorlar. ben de tek tek yazacağım. Mutlu musun canım?" Esrarengiz ve heyecan verici bir sesle "Olmak üzereyim" dedi ve dudaklarıma uzandı. İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetleri'ne ait uçaklar. ikindi vakti ahşap bir köşkün kapısını çaldım. olmayan halan hakkında olumsuz sözler söyle. Ömer türbesinin yakınlarında.

" "Halam kesti. Sol elinin işaretparmağıyla ucuna dokununca sigara yandı. kömür parçaları. 'İkizim olduğu yetmiyormuş gibi." Beni avlamak için. "Çünkü kör. derin sulara gömülen bir heykel gibi üzgün görünüyordu. onunla ilgilenmem gerekti. Fok iniltileri çıkararak sırıtırken.m n." "Babam pezevenk idrarı ve fahişe tükürüğü tahlili yapmaktan bıkmıştı. Boş bulunup. tepsiyi bırakıp gözlüğünü ve önlüğünü çıkararak. ağzımın içinde "Beni pişiren adam sence de bir aşk kuponunu hak etmedi mi?" diyerek dönüyor. Saat tam 19:20'de bir garson masaya tepsi-sindeki tabakları bırakırken fısıldıyor: "Sonora çorbası. İngiliz B-ll denizaltısından atılan torpidoyla vurulmuş. işçilerin safına geçerek generalleri ve bakanları tutuklamışlardı.1 versene. yemeğe yetişeceğini bildirmemi istedi hanımefendi" diyen garson. < rindeki 1109'uncu fabrikası istanbul'da açılmıştı | L964] Narkotik bir kar yağıyordu. Tek farkı var: Uçmak yerine. sabunlu halde küvetten çıkmaya çalışırken sendeledi ve banyo aynasını düşürüp kırdı. yaşlı bir orkestra... Aşk kuponlarından birini uzatırken "Babanın ikizi var mıydı sahiden?" diye sordum.." derken." Süpermen'le aynı berbere giden garsonlar Şubat'ın 27'si. sigara ellerinin arasındaki boşlukta asılı kaldı. Nikolay."Babamdan söz edeceğim." "Bugün babanım ölüm yıldönümü. masadaki tabakları temaşa ediyorum. Her yer bembeyazdı. 266 "Birgün babamla amcam benim yüzümden birbirlerini yumrukladılar. nesi var?".. dakikliğine bağlıdır. müreffeh kalabalığı gözlerimle biçtim. durumu düzeltiyordu. Clark Kent'in içinden çıkan Süpermen gibi Enver Paşa'ya dönüşüyor. Çünkü duyguların kök salacağı gönül zeminini erozyona uğratır. dünyanın James Coburn'a en çok benzeyen ikizleriydi.n.... Karda-nadama yaklaştı ve kırmızı tuğladan kesilmiş kalp şeklinde bir parçayı göğsüne yapıştırdı! Kalbi olan bir kardanadam. Destansı kargaşa karşısında Çai II." "Halama telefon ettiğimde. Enver tedarikliydi: Şapka. bir yandan Enver'e göz atıyordu. Birden ağlamaya başladı. Süpermen'le aynı kuaföre gidiyorlar besbelli.. Somonu tadıyorum. Ben de sırıtıyorum. daha bitmedi" deyip ceplerini yokladı. Nevra Neretva.. "Halanla niye sen ilgileniyorsun ki?". ya uydurmuyorsa diye endişeye kapıldım." "Babam ve amcam. Yere dik açı yapan sol elinin ayasında sigarayı söndürürken avu-cunu kapattı. "Halan şu anda ne yapıyor?" "Kendine yeni bir sevgili buldu. Bıraktığında. portakal soslu somon ve alkolsüz pina colada. biraz" dedi. General Kabalov." "Geçen gün halamı yıkıyordum. tahtını bırakmıştı. Enver "Bir dakika. "Hâlâ Üsküdar'damı oturuyorsun?". yaşıyor. "yakında sana balık pişireceğim. "Halan olduğunu bilmiyordum?". balığı yem olarak kullanamayacağını söylemiştim. Sigarayı sağ elinin işaret ve orta parmağının arasına aldı. James Coburn'un Bir Avuç Dinamit [Giu La Testa] filmindeki ormanda dövüş sahnesini bilirsiniz.." "Geçmiş olsun." "Babanın mesleği neydi?" "Laboranttı. Sessizlik oldu. Kadm-erkek ilişkilerinde hâlâ ilk insanların hatalarını tekrarlıyoruz: Beklemek. üzülmemesini." Dışarı çıkıp arabaya bindiğimizde Enver de ben de kahkahalarla gülmeye başladık. Daha önce bana hiç ailesinden bahsetmemişti. Enver'le Beykoz'da kardanadam yapıyorduk." "Babandan mı?" "Şaşıracağını biliyordum. Son derece leziz somon. Nevra kulağıma fısıldadı: "Kim bu yakışıklı?" "Onu tanıyor olmalısın?" dedim. zehirli havaya umutsuzca romantizm katmaya uğraşıyordu. havuç. Kendimi kurbağa çuvalına tıkılmış gibi hissettim. kaşkol. Şeytanın flörtü. Bir sigarayı iki ucundan tutuyordu. fakat tepsinin ardında kalan yü268 zü göremiyorum. Ellerini sağa sola oynattıkça sigara da havada kımıldıyordu. Sonra karşısına geçip izledik. Kumruyla burun buruna gefen uskumru 18 Aralık. Bu durum amcamın hoşuna gider. Sorular sökün etti: "Neler yapıyorsun Şebnem?"." "Halam aradı." Hiç doğmamış halam ve Enver'in babası hakkında konuşup durduk." içerisi öyle sıcaktı ki. seksenyedi yaşındaki Ivan Petroviç Pavlov da ölmüştü [1936].. Ve Gönül işleri Hak. "Babamın cenazesine gelen arkadaşları. Mükemmel bir kardanadam oldu. CocaCola'nm dünya ü. "Halam biraz rahatsız da. Gitmemiz gerek. "Çalışıyor musun?". Dört yıl önce. bir elinde kadeh olduğu halde kollarını açarak karşıladı beni." m. "ikizi olan. Bir an. Enver. Venüs salatası. karşımda dikilmiş sırıtıyor. dans edenlerin terleri üstümüze saçılıyordu. süpürge. babamı gıcık ederdi.. Lokmayı yutarken kuponu uzatıyorum. romantizmin cenaze törenidir. "Ben henüz sipariş vermemiştim. Babam öldü. "Sihir sever misin?" diye sordu. Gevezelik uğultusu tekrar baş gösterince "Benim babamın ikizi vardı" dedi. "Saçların ne güzel Şebnem. Etrafımdaki garsonların hepsi. Bu tuhaf bahşişten ötürü yüzünde mahcup bir gülümseme esintisi beliriyor.. "Sevgilisi galiba halamı dövüyor. Çevirdiği yumruğundan duman 58 .. "Enver Bey. Peru'da Tupac Amaru gerillaları başkent Lima'-daki Japon Büyükelçiliği'ni basarak 500 kişiyi rehin almıştı [1996]. 1917'nin ilk haftalarından itibaren 200 bini aşkın işçinin grev yaptığı Rusya'da. Emin olmak için "Bakanlık Heyeti'nin öldürülmesine mi üzülüyorsun?" diye sordum. dudaklarına götürdü. fakat bu onun gecikmeyeceğini göstermez. Gerçi ben yedi dakika erken geldim. Enver bir sigara yaktı. işçilere ateş açılmasını emretmiş fakat Rus Ordusu bunu reddetmişti.ı lığı Heyeti'ndeki tüm üyeler katledilmişti. onu ziyaret etmişim gibi seviniyor.." Ortalık gene sessizleşti. "Bilmiyorum" deyip kuponu aldı.. o herif de bana benziyor!' derdi. Derin bir nefes çekti. Bu konudan daha fazla bahsetmedik. aynaya zaten ihtiyacı olmadığını söyledim. istersen ben de sana veririm?' demiş. "Neden hiç aramıyorsun?". Görüştüğü adam da 'Bana bir fotOğrafi. Dahası on-binlerce asker.. "Çok iyi yemek yaparım" demişti. Demode kıyafetli. batıyordu [1914]. Türkiye'nin Ruhu adlı bir roman yazmayı tasarlayan kırküç yaşındaki Oğuz Atay. amcamı görünce şoke olmuşlardı" deyip hafifçe güldü." Başımı kaldırıp bakıyorum.. Enver kuyumcu dikkatiyle yüzümü inceliyordu.. Kullanılmış tuvalet kağıdı rengindeki kanepelere oturduk." Bara girdik.." "Amcan artık yaşamıyor mu?" "Yo. Enver'le." derken laf kaynadı. "Yabancı gelmiyor. partinin berbatlığını birbirimize ifade etmek için uydurduklarımız. ruhunu teslim ediyordu [1977].. Aynısıydı. üvey babamdı. Enver. Üçüz gibiydiler. Rusça konuşan Çinlilerin işlettiği bir İtalyan restoranında Enver'i bekliyordum. "Evet. 13 Aralık'ta Çanakkale Boğazı'na girmek isteyen yabancı gemilere karşı sabit batarya olarak kullanılan Mesudiye Zırhlısı. amcamla dertleşirdim. Enver'e bir kupon daha verdim. Bir centilmenin şerefi. "onunla kavga eder. fakat soğuktan nefesim buharlaşıyordu. Üzerinde şartlı refleks deneyleri yaptığı köpeklerin hepsini gömdükten sonra... Sevgilisi alkol testinden geçebilmek için mangal kömürü emince zehirlenmiş ve Şile yolunda kalmışlar. "Munise Hocayla Benetton'da karşılaştığımız günü hatırlıyor musun?". Ben sigara içmem. "Evet" anlamında başımı salladım.

" Ağaçlar. Derhal indim. elindeki iskambil kartlarını bir tek hareketle masaya yaydı. Bozuk paralar bir görünüp bir kayboluyor. yordu. Enver Paşa'ya sarılırken. hayırın evete dönüşmesi." "Dedenin defterini niçin bu kadar çok istiyorsun?" "Ben tarihçiyim Enver. n'olur!" Emindim: İp kopacak.. biraz yavaş ol!" "Ne dedin? Seni duyamıyorum?!" Enver beni uzaya göndermeye kararlıydı. günlüğünde Harbiye Nazırı Enver Paşa'dan bahsedip bahsetmediğini düşünüyordum. eski bir müzayedenin katalogu sayesinde haberdar oldum. yanağının gerilişinden Enver'in gülümsediğini fark ettim: "Sahi. kulağıma ejderha gargarası gibi manasız sesler geliyordu.6 şiddetindeki depremin her saniyesinde 2 bin kişi ölüyordu [1932]. Yorgancı Enver Paşa'nın bu sözünü duysa herhalde sinirinden gülerdi. Günlükten. Ağaçlar etrafımda fırıl fırıl dönüyordu. bulmacayı tamamlamaya büyük dedemin ömrü vefa etmemişti. İlk bulmaca 1913'ün sonlarında New York World gazetesinde yayınlanmış ve çılgınca bir hızla diğer ülkelere yayılmıştı. Babamın 5 Nisan 1915'te Arıburnu'nda şehit olan dedesinden: "Adı İshak.. Dedemin okunaklı elyazısıyla kaydettiği adını gördüm. Büyük dedemin defterini bana satmaya yanaşmadığı gibi.. anında istop etti. iplerin arasına yerleştirdi.. Tebessüm bazen ağlamanın bir çeşididir. 22 Aralık günü İstanbul'da hava biraz serindi. "Gerçekten böyle mi düşünüyorsun?" "Immm." "Savaştan kaçma Enver Paşa!" "Kaçmam gerek. diğeri. Çin'in Guangzhou şehrini yerle bir eden ve yaklaşık 1 dakika süren 7.çıkıyordu. Tam o anda. dedemin. Jean-Pierre Vallarino daha iyisini yapamazdı. Cephede geçirdiği iki ay boyunca günlük tutmuş.. Derin bir nefes aldım: "Ben iyiyim. Öylece sarılmışken.. satır çözülmüştü. Vallarino. Müntekim Gıcırbey toprağa korkunç büyü malzemeleri gömüyordu. )1\ Nefesim kesilmişti. "Uzak dur" diye haykırdım. Gözlerimi yumup hıçkırıkla inilti arası bir ses çıkardım. Alkışlara hiç kulak asmıyordu. "ılık" dememiz gerekir." Alnım kırıştırarak "Bahse girerim. Enver koluma girdi. Namık Mıknatıs şaşırtıcı bir tiksinçlikle altına yapıyordu. Harbiye Nazırı ve Erkan-ı Harbiye Umumiye Reisi olan Enver Paşa. mesele yok. Alkışlar devam ederken Enver'e bir kupon daha devrettim.. Küçük boy Moleskine defterler var ya. evetin hayıra dönüşmesinden daha kolaydır.. Yan yana duran kartlarda ENVER PAŞAŞEBNEMŞİBUMİYİSEVİY O Ryazısı okunuyordu." "Sürprizlerle dolusun Enver!" Gülümseyerek salıncağa kuruldum. Sadece sağdan sola 2. duştan yeni çıkmış zombiler gibiydi." Harbiye Nazırı Enver Paşa. Çanakkale Savaşları'nm tam ortasında yazılmış notları okumak ne demek biliyor musun? Üstelik büyük dedemin eh/azısından. Kumruyla burun buruna gelmiş uskumru gibi şoktaydım. Lamelif Sahafın vaktiyle düzenlediği. Salıncakta sallanırken ona büyük dedemden söz ettim. Anlaşılan. Ne yazık ki harekat yaklaşık 90 bin askerimizin ölümüyle sonuçlandı. fakat ne dediğini anlamıyordum." Uyuşuklar yardımseverdir.. et ve kemiklerim kanlı topaklar halinde çamurlu zemine saçılacaktı! "Daha hızlı sallamamı mı istiyorsun?" diyerek salıncağı on kaplan gücüyle bir kez daha ittirdi. süratle illüzyonl. Kurnazca bir şımarıklıkla "Aynen öyleyim" dedi.. Cesaret çiçek açar fakat meyve vermez. siyah Audi'sinin bagajından uzun bir halat getirdi. Sol eliyle. Babam. bozuk paralar ve likör kadehlerine tlÜİCTll diyordu. "az daha beni öldürüyordun!" Bir adım geri çekilen Enver'in yüzünde suçluluk duygusu tozlu bir lamba gibi yanıp sönüyordu: "Seni korkuttum mu?" Kalbimden yükselen kesif bir duman gözlerime basınç yapıyordu. Deprem esnasında kaçarken başıma yıldırım düşse. Enver'in elinde deri ciltli küçük bir defter belirdi. Elini açtığında sigara yok olmuş. görmeme bile müsaade etmedi.. Bu artistik numarayı bir kupon vermek isterdim. Bir koşu. durmaksızın. Ayakta duramıyordum. bana bir kupon verip boynuma sarılacaksın" dedi. Enver bir şeyler söylüyordu. Bu sihir işi hoşuma gitmişti doğrusu.. hayır. Ağaçların arkasına saklanmış bir orkestra Modest Mussorgsky'nin [1839 -1881] Night on the Bare Mountcari'm. Dünya Savaşı patlak verince.. Umarım büyük dedenin şehitlikle taçlanan askerlik anıları hâlâ ilgini çekiyordur?" 272 Eprimiş defterin ilk sayfasını açtım. İçimdeki çalkantı diniyordu. defteri Zühtü Bey'den nasıl aldın?" "Bilirsin. Reha Veto'yu alnından vuruyordu. Çok hızlı sallıyorsun.. Araştırdım. sisin yırtıklarından Boğaz'ın petrol yeşili sularını seyrediyorduk. fırlayıp ağaçlara çarparak parçalanacağım.. tamam. 30 milyon insan. Fakat 1914'te Sarıkamış'ta Türk askerlerini öldüren soğukla kıyaslarsak. Vallarino gülümseyerek ayağa kalkıp Enver'i ve beni işaret ederek salonu çınlatan alkışları bize yönlendirdi. Küstahlığı. otuzdört yaşındaymış.. ve 4. kartlar kadehleri yutuyor. dalkavuklar alıngan 25 Aralık. onun yerineJeanPicın Vallarino'nun şovuna iki bilet gelmişti. Ve Enver'e iki kupon vermeyi: Biri. "Yavaşla. Emirgan Korusu'nda.•." Enver beni şaşırttı: "Yunan Filozofu Demokritos da 'Doğruyu asla bilemeyiz. onlara benziyor. 59 . arabadan küçük bir kilim ve yastık alıp geldi. 270 Enver Paşa. fakat cüzdanımı evde unutrnui tum. İki ucunu birbirine bağladığı halatı fırlatıp yüksek çınarlardan birinin tepesinden aşırdı. "otur da seni biraz sallayayım. "Haydi" dedi. sağ bileğimi tutup defteri avucuma bıraktı: "Bey-kozlu İdris oğlu İshak'm 1333 Rebiyülevveli ila Cemaziyü-lahiri arasında tuttuğu günlük. Hayatım. I. Büyük dedemin günlüğünü okuyup ağlıyordum. Kasırganın söndürdüğü bir kadırga yangınından kurtulmuş gibi sevindim. bir saat kadar süren gösterinin sonunda. Rus işgali altındaki toprakları kurtarmak ve Rusya içlerine ilerlemek amacıyla Sarıkamış Harekatı'nı başlatmıştı.. ( Yüzünde. bale yapan travestinin elindeki av tüfeği kadar endişe vericiydi. Zühtü Bey'e ulaştım. Sayıklar gibi konuştum: "Yunan şairi Aiskhylos 'Savaşta ilk önce hakikatler ölür' demiş. gözlerimin önünden Yaşayan Ölülerin Saldırısı filminin fragmanı gibi geçti. salıncakta beni öldürmediği. Nişanlısını ameliyat eden bir doktor gibi konian tre olmuş vaziyette.t|>ı . asalaklar sıcakkkanlı. Bayılmak üzereydim. kadehlere paralar doluyor. Kararsızca gülümsedim.. avını sükunete davet eden avcı ifadesi belirdi.u v. şehit dedemin hatırasını canlandırdığı için. İnanılmazdı. Soluk soluğa fısıldadım: "Durursan bir kupon veririm!" Salıncak. Biz de seyircileri selamladık.ı çalıyordu. Kaşla göz arasında bir salıncak kurdu. Vallarino'nun Enver'e göz kırptığını fark ettim. Defterin arasından 13 Cemaziyülevvel 1333 tarihli Tercü-man-ı Hakikat gazetesinin bulmaca sayfası çıktı. Romanya Devlet Başkam Nikolay Çavuşesku ile eşi Elena Çavuşesku idam ediliyordu [1989]. Akşam tekrar buluşup gösteriye gittik: Vallaıino ı kambil kartları. ancak bu kadar etkilenirdim. soruşturdum: Zühtü Zubizaretta adında bir koleksiyoncu almış. bulmacadan hevesini alamadan öldü! Görünen o ki İshak dedem de on lardan biriydi. otuz saniye içinde. çünkü o hakikatin ulaşılmaz derinliklerinde gizlenir' diyor.

275 "Aslında" deyip sustum. Fakat o bulmacanın her karesini gözyaşlarım-la ıslatmıştım. Beni görenlerin aklından neler geçtiğini iyi biliyorum: 'işte' diyorlar. 274 Babam hep der ki 'Uyuşuklar yardımseverdir. Herkes bizim pastadan çıkan dansözü de mideye indirdiğimizi düşünür. Evimizin salonuna... Yukarıdan aşağı 7'ye gelinceye kadar. "sizde ne var ne yok?" Gençliğinde birkaç filmde başrol oynamış. Enver'in boş kasesini aldı. fakat Enver'in bulmacayı beni üzmek için hazırlamadığı aşikardı. Daha fazla üzerine gidersem. çördük çorbasını usulca içiyordu. bu kusursuz sahtelik.. öylece durdu. ilk olarak 'Acaba yeniyor mu?' diye düşünürüm. Mantomu sırtıma geçirdiğim gibi dışarı çıktım. meyve taşıyorduk.. Asla tanışmadığım büyük dedemin yarım bııaklı ğı bir işi tamamlıyordum. Çantamdan cüzdanımı." deyip takma dişlerini göstererek. mesnetsiz umutlarla dolup taşar. üzerine işaretparmağımla bastırarak tabakların arasından Enver'in önüne sürdüm: "Düşündüm de. akşamı." "Galiba şehitlerden iyi postacı olmuyor. Enver.. hem de cüretkardır: Enver de öyle işte. çoğunlukla ne acıdır. kelimelerin ağzımdan dökülmesine izin verdim: "Fazla kilolarınızdan pekala kurtulabilirsiniz?" Gülümsemeye çalışırken. dünyanın yaratılmasından önceki sessizliğe benzer bir sessizlik hakimdi. 2 hafta. Ayaklarımıza patenleri geçirdik. Buna kısaca VYL denir: Vücut Yağlarının Laneti. Sigarayı 4 ay. cam asansörle en üst kata çıkıp buz piste ulaştık. Oğul Johann Strauss'un [1825 -1899] Mavi Tuna'sı [An der schönen blau-en Donau] eşliğinde. Masaya koyduğum kuponu.. Alacaklılarından kaçmak için sürekli adres değiştiren seksenalü yaşındaki Nikola Tesla. "O bulmacayı İshak dedemin defterinin arasına koyarken ne düşünüyordun?" Garson. firik pilavı. ShahShops alışveriş merkezine girdiğimizde geceyarısıydı. fakat Tercüman-ı Hakikatte yayınlanmış değil. Fazla kilolarımın tümünden kurtulmam. aslında bir mektuptu." Babam gazeteden başını kaldırmadan ses verdi: "Ha?" Ona. Bir aysbergde inzivaya çekilmiş romantik Eskimo hayaletlere benziyorduk.Sayfanın bir kopyasını hazırlayıp bulmacayı çözmeyi.' Âşıklar ise hem sersem. Eve vardığımda annem telaş içinde tir tir titriyordu. "Siz. Ben tam kırk yıldır şişkoyum küçük hanım. kaleci eldivenine benzeyen elini uzattı. Eski bir basketbol topunu andıran başıyla bana selam vererek "Hoş geldiniz yenge" dedikten sonra tekrar Enver'e döndü: "Benim adım Ozan Taraz" her iki işaretparmağmı göbeğine doğrultarak ekledi: "Bu da benim yumuşak karnım. 5 gün. Bulmacayı çözmek çok heyecan vericiydi. 7 Ocak. zahter salatası.. kaktüs şurubu bırakıp çekildi. Enver'le to-kalaştılar. tartaklanmış. kahve. 3 Ocak günü. Bize kapıyı şişman ve dazlak bir adam açmıştı. Mantıksız kafa. zır cahiller ciddi. el ele paten kayıyorduk. Enver'le Aralık Sonu Ocakbaşı adlı restoranda buluşmuştuk. Artık zayıflayıp tığ gibi olsam bile. Pistte. Biz faniler... asalaklaı m cakkanlı. Ona darılmam saçmaydı.. Tarifsiz bir heyecana kapıldım )l\ Sağdan sola 1.. İshak dedemin cennetteki itibarını zedelemiş değildi ya? İnsanların sözünü edip durduğu acı gerçekler. Uçan Kız filmi meşhurmuş.. mandalina ve elma dolu tabağı sehpaya koydu: "Şerifciğim bak. Annem portakal." Alışveriş merkezi. daha doğrusu sahte kusursuzluktan ötürü bir kupondan fazlasını hak ediyor. Saldırıdan sağ kurtulan tek adam olan Ozan Taraz da saçlarını tümüyle kaybetmiş. zehirlenmiş." Ağzında çatal. ne de gerçek. sana meyve getirdim. Ne hissedeceğimi hâlâ bilemiyordum. pasta. o iş spor değildir." Yemeğin tadına varmaya kararlıydı. babam sakız çiğniyordu. Cevap tabii ki "Enver Paşa"ydı. Bense beyran çorbasına konsantre olmuş vaziyetteydim: aTercüman-ı Hakikatin bulmacasını gerçek sanmıştım. asrın son çeyreğinde dünyamızı teşrif edecek ve dahi çok canlar yakacak dilber-i şahane: [12 değil] 9 harfli. Osmanlıca yazılışı. ömrümün geri kalanını Enver'le geçirebilmeyi diledim. 7 saat önce bırakmıştı. Enver'le birbirimize sarılıp usulca dans etmeye başladık. yani mektubu okumazdın?" "Belki de. Lucky Strike'ı bir nebze unutturabilmek için sürekli çay. Başımı kaldırıp binanın cam tavanına bakınca takımyıldızların arasından bir yıldız kaydığını gördüm. Bulmacayı hazırlamak için epey uğraştığı belliydi. İçimden. kimyasal bomba atılmış gibi ıssızdı.. 9 değil. 'bütün sürüyü yutmuş bir çoban!' İtiraf edeyim: Ne görsem. 276 Âşık olunca hayatın anlamına yaklaştığımızı zannederek mantığın sınırlarından dışarı çıkarız. sokakta kargaşa çıkaran Friedrich Wilhelm Nietzsche'yi polisler zor zapt ederken [1889]. bulmacadaki acayipliği fark etmemiştim: 20. 8 harf tutuyordu. Payımıza düşen çikolata miktarını yıllar önce tükettiğimiz iddia edilir. 24 ayar yanılgılardan doğar. Yolda. "Tamam anne" deyip fırladım.. aynaya baktığımda tombalak halimi görürüm.." Işıklı dükkanların arasından geçerek. Enver Paşa olmalısınız?... Karlar kabuk bağlamıştı. Mübeccel Abla'ya rastladım Müstehcen bir sırrı paylaşıyormuşuz gibi. Markette bir-iki tur attım. dalkavuklar alıngan. N'oldu demeye kalmadan bir de baktım babam yerde yatıyor! Solunumu durmuştu. kominin yardımıyla masaya babagannuş ve sirinan kebapları. üç ayrı tabancayla vurulmuş halde Neva nehrinin buzlu sularına fırlatılıyordu [1916].. çarın şerbetli keşişi Grigo-ri Yefimoviç Rasputin. Fazla oyalanmadan kahveyi alıp eve doğru seğirttim. "Kızım" diye fısıldadı annem "marketten bir paket kahve alır mısın? Babana kahve pişireyim. Biz şişmanların işi zordur. yaptığının kötü bir şey olduğuna inanacaktı. Kendi adıma rastlayınca." Canıma minnet. Şebnem Şibumi! Senenin son ayının 29.. En büyük sevinçler. çerez. Ozan Taraz sessizce buharlaştı. New Yorker Oteli'ndeki güvercinlerle dolu odasında kalp yetmezliğinden ölmüş yatarken [1943]. normal bir insanın intihar etmesine denk gelir. birkaç günde yarım asır ihtiyarlamış ve Burger King'in tüm gıda stokunu yemişti sanki. "Bulmaca. "Yuvarlanıp gidiyoruz" diyerek geçti. Elindeki gazeteyi. Dedenin günlüğünü zarf olarak kullanmasaydım bulmacayı çözmeyebilirdin. imalı bir tieşeyll sordu: "Şebnem n'aber?" /ıı Ben de "Bildiğin gibi Mübeccel Abla" dedim." Enver ağzındaki lokmayı yuttu ve bir mucizeye tanık oluyormuş gibi gülümsedi. Yine de sigarasız geçen saniyeleri sayıyordu. ortak aldanışlarımızla mayaladığımız mucizelerin su katılmamış birer fiyasko olduğunu göremeyişimiz sayesinde birbirimizin kalbini kazanırız.. sözlerinin bendeki etkisini merak ediyordu.. tükenmez kalemle çizerek okuyordu. Ozan Taraz ve Enver o anda durup bütün dikkatlerini bana yöneltince. cüzdanımdan da bir kupon çıkardım." "Bulmaca gerçek. babacan bir edayla konuya girdi: "Nasıl mesela? Spor mu yapacağım?" "Neden olmasın?" "Şişmanlar yapabiliyorsa. Enver. 60 . yüzümün kızardığını hissediyordum.ko yuldum. Ozan Taraz ağır ağır yürümeye devam ederken. 8 harfli: Naciye Sultanla izdivacından sonra Harbiye Nazırı olan meşhur paşamız.

[LEONARD COHEN] 17 Ocak. bir tahmininiz de mi yok?" diye sordu. Enver bizi yalnız bırakmıyordu. Prefrontal kor-teksin altında oluşan pıhtıyı Streptokinaz'la erittik. Doktorun yüzünde manalı bir ifade arıyordum. Doktorlar bana hızla birkaç soru sordular.. deterjan reklamlarmdaki banyolar gibi parlayan koridora daldım ve kapısı açık asansöre yetişerek içerideki sünepe kalabalığa sevinçle tosladım. Ümidinizi kaybetmeyin. hastabakıcılar uğruyor. bekleyip göreceğiz. Ziyarete gelen akrabalar. "Gözünüz aydın Şebnem" dedi. "Doktor. koridorun sonunda nöbet tutan Lklâi hariç. "Bilmiyorum. Fakat kendi susuzluğumun farkında değildim.. "Altı gecedir uyumadınız. Tamam. Şaka mı yapıyorsunuz? Susuzluktan ölmüyorsanız. çok teşekkül ler. Elimizden gelenin en iyisini yaptığımıza emin olabilirsiniz. Çarçabuk giyinip dışarı çıktığımızda. zincirlerden ve çözemeyeceğimiz diğer şeylerden bahsetmeyelim artık. işte. Durdum. "Şerif Bey'e ben refakat edeceğim. "Anne hemen 112'yi ara. babanızın bilinci yerine gelmiş" diyerek bir eliyle davet jesti yaptı: "Buyurun lütfen. aşk hayal gücünün zekayı yere sermesidir. Fakat ayılmadı. ikimiz de. Uykusuzluktan sağır olmuştuk.. Birkaç gün de olabilir. aceleyle cevapladım ve babamı apar topar yoğun bakıma aldılar. Tamam. Etrafta o kadar çok polis vardı ki. Babamın komada oluşu. Şu anda komada. 400 metre ötedeki. Enver Paşa'ya ait hissediyordum. camekanlı bir şadırvanı andıran kafeteryaya doğru ilerlerken telefonum çaldı. Sizi yanıltmak istemem. Tamam. burnundan. artık dinlenin" diyordu." Eğilip yanağımı öptü: "Tamam prenses. topraktan fırlayan Ninja savaşçıları gibi hareketliydik: Hem yaslı. 280 Geri dönüp Enver'e sımsıkı sarıldım: "Çok." Ellerimiz çözülürken avucuna bir kupon bıraktım. "Dediğim gibi. Müsaadenizle" dedi ve gitti. Şoför arabanın arka kapısını açarken "Şebnem Hanım. 15'e kadar sayıp tekrar boruya üfledim. kamyoncu lokantasmdaki salata gibi dar m ad. babam ve ben sarıldık. 1 ğın olmuştuk. Doktorlar. Dönüp bakmadım. Koşarak." Limuzinde. "Sakızı yuttu kızım! Sakız boğazına kaçtı!" Annemin gözlerinden yaşlar süzülüyordu. "Evet" dedi. İçeri doğru yürürken "Sen gidiyor musun?" diye sordum. ambulans çağır!" Babama kalp masajı yamaya başladım. şu durumda kesin konuşamam.. . Tükenmez kalemi söktüm ve dışındaki borunun bir ucunu delikten içeri sokarak diğer uçtan iki kez hava üfledim. aşk ile mantığın yolları ayrılalı çağlar oluyor. Arayan. sonra ziyarete gelirim". Üniformalı polisler. Tamam. Kalan 20'sini bir kerede teslim etmeye niyetliydim. ümidinizi kaybetmeyin. Yarım saat içinde ameliyathaneye naklettiler. O güne kadar Enver Paşa'ya 10 kupon vermiştim.. sessizce ağlayıp başını ve gövdesini öne doğru eğerek kamburlaşıyordu. Enver bizi hastanenin önünde karşıladı. Kaç gündür hastanede beklediğimizi bilmiyorum. boş tarafını da umursamazsınız. uçuruma yaklaşmış La Linedyı [Bay Meraklı] andırıyordu. tek tek kayboldular. Dört-beş dakika sonra gövdesi kasılan babam derin bir nefes aldı. birkaç ay da.. Umut ve sükunet aşılayan pırıl pırıl tebessümü hiç dağılmıyordu. bir gelişme olunca size derhal haber veririm." Arkamdaki polislerden biri "Ne kadar bekleyeceğiz. aşk sonsuzluğa heveslendirirken imkansızlığa hapseder. Şimdi gitmem gerek. müdürüm yaşayacak. monotonluk prosedürü yıldırıcı bir yavaşlıkla işliyordu. Onları duyamıyorduk bile. Birden. siz gönlünüzü ferah tutun. Monitördeki nabız göstergesi. Ama ben bu mucizevi aldanışa. hayırlı anormalliğe. Tam anlamıyla ölümden dönmüştü. aşk sadece kör değil aynı zamanda aptaldır. Solunum cihazına bağlanmış. Ambulans ve polis sirenleri arasında hastaneye yetiştik. Enver'in 'dolu' olduğunu çoktan anlamıştım. atmıyor! Ödüm kopmuştu. in Enver'in sipariş ettiği yiyeceklere elimiz varmıyordu. hemşireler. Acil servis. Derhal. değil mi?" Bunu soran Bora Ağabeydi. hem enerjik. Sevinç gözyaşları daima keder gözyaşlarmdan iyidir: Kutlama çiçeği ile azap dikeninin aynı sularda yetişmesi sizi yanıltmasın. Sanırım altı-yedi 278 dakika boyunca beynine oksijen gitmemiş. Annem ve ben bir an önce babamı görme telaşmdaydık. Kadıköy'deki Papazın Çayırı denilen düzlükte Fenerbahçe ve Galatasaray futbol takımları ilk kez karşılaşıyordu [1909]. şimdi içimde aşkın çıngırakları çalıyordu. Şerif Bey'in nefes borusundaki sakızı aldık. kapının önünde bizi beyaz bir limuzin bekliyordu. haydi." Gözlerime yaşlar doldu. cam gibi gözyaşları kesiyordu. kollarından fırlamış gibi görünen minik borular birbirine dolanmıştı. "sizi baş başa bırakayım. Adımlarımı hızlandırdım. babamdan daha kötü görünüyordu: Kurutulun 19 biber gibiydi. Çünkü o. "Haydi. insanlık tarihinin en dehşetengiz olayı sanki. oyalanmayın" dedi babam "kıyafetlerimi bulun da bu Allah'ın belası yerden bir an önce kaçalım!" Azrail'in karşısında sakız çiğnenmez Aşktan. hayranlarının saldırısına uğramış kokainman bir rock grubunun sığındığı süite benziyordu." Eve varıp geceliklerimizi giyinceye dek yavaş yavaş sızdık. Bir gece Enver annemi ve beni taksiye bindirdi. fakat her şeye hazırlıklı olun. ne tümüyle anlayabiliriz ne de izah edebi liriz. Annem. Kış uykusuna yatmış gece bekçisi kadar derin uyumuştuk. sevgilim. İki saat sonra cerrah dışarı çıktı ve ağzındaki maskeyi indirip şöyle dedi: "Önce MR çektik. rüya görmediğimizden emin olmak için anne-kız birbirimizin elini sıktıkça sıkıyor. altın suyu gibi bir yağmur başladı. aşk kişinin kendini aldatmasryla başlar ve başkalarını aldatmasıyla sona erer. uyanacak nasılsa. Enver Bey'in selamları var. sağ koluma girmiş halde.refakat etmişti. 61 . Annem. bardağın dolu tarafını da. operasyonu polislerin yapacağını sanırdınız. Yatağında oturan babam beni görünce iyice doğruldu: "Kızım!" Annem. sessizce ağlıyorduk. Moda sahilindeki ıslak çimlerin üzerinde tek başına yürüyordum. yüzümüzdeki zindan karanlığıy-la. tamam mı?. büyü gibi işe yaramıştı. Tamam.hi Ona minnet mi duyuyordum? Bu aşkı ona borçlu muydum?. Ailemizin bilardo topları gibi dağılmasını önlemişti. dirilişi sırasında babama -gönüllü olarak.Nabzını yokladım. Bir dizi kan tahlili yaptık. Annemin kesik solukları ve ayak sesleri etrafta yankılanıyordu. içine düştüğümüz kör kuyu sessizliğiyle baş edemeyip gerisingeri gidiyorlardı. sehpadaki tabakta duran meyve bıçağını kaptım ve babamın boğazına batırarak küçük bir delik açtım. Gözlerinin etrafında giderek büyüyen 11101 halkaları. Beklemekten başka çaremiz yok. Kendimi. sigortalı dengesizliğe hazırdım. Harika şeyleri. Ertesi gün. baban sc ni bekliyor. Enver'in geceyi babamın başucunda geçirmesi.

" "Şahika. Güleç bir suskunlukla geçen bir-iki dakikadan sonra. gergin ipin ortasına kadar gelmiş acemi bir cambaza benziyordu. hakkımda benden daha çok şey biliyor. "Babacığım... ciddi mi konuşuyorsun anlayamıyorum. Birkaç saniye içinde buharlaşacaktık sanki. "Ben seni sonra ararım" deyip kapattım ve kupon namına ne varsa vermek için. Enver de aynısını yaptı.. masadaki kuponları elimle frizbinin kenarından çantama sü-pürdüm: "Anlatsana..." "Hoş bulduk efendim. "Aman. derdini anlatabilecek kadar Türkçe bilen bir cariye edasıyla söylemiştim. senin nazarında ne?" "Gül bahçesine kakasını yapmaya çalışan kabız bir ayı!" [Ah. şaka mı yapıyorsun. lokal amnezi yani kısa süreli hafıza kaybı varmış. ciddi misin?" "Evet." "Kimmiş?" Seccadesini toplayarak ayaklandı. Komadan çıktığında ilk seni görmesi. hemen hemşireye seslendim. Babam önde. Enver'i salona buyur etmişti. 284 "Hoş geldin delikanlı. Enver'i eve çağırmakta acele etmiştim. fakat yine de anlaşmaya uymamız gerektiğini söyledi. bekliyorsun? 'Onu gördüm ve hayatımdaki bütün taşlar yerine oturdu' mu?" "Şerif. hayatta en ciddi karar. Fincanları. orası iyi. Onlar ilgilendiler." "Hımmm. Annem." "Şebnem.. O da nöbetçi doktoru çağırdı." "Bazen. Ben sadece. dünya tarihinde bu işi yapabileceğim başka bir zaman yokmuş gibi! "Sizi anlıyorum" dedi Enver. "Babacığım. Seni dünyaya getirdikleri için onlara tebrik ve teşekkürlerimi sunmalıyım. Sevinçten sakarlaşmıştık." Enver.. ona âşık olduğumu bilmekten müthiş heyecan duyduğunu. su tabancasından kaçan bir Fransız gibi ağlaya ağlaya yan odaya koştum. Sadist nezaketiyle sordu: "Şu anda nerede olduğunuzu biliyor musunuz?" Etrafa bakındım: "Hastane." "Ne?" Etrafa bakındım.." El sıkışırlarken Enver öne eğildi. dünyanın karmaşasıyla aramıza set çekmişti." Yavaş yavaş yürüyordum. emin misin.. Babam seni hiç hatırlamıyor. Bir de yeniden sigara içiyor. Bir gözünden çocuksuluk. Marlboro paketinden bir sigara çıkarıp yaktı: "Biliyorsunuz. "Şebnem merhaba. Reha Veto olayından sonra namaza başlamıştı." Ben de "Merak etme anne.. Enver'i biliyorsun. Vahşi Lisan] Uyandım ve tepemde dikilmiş beyaz önlüklü doktor bozuntusunun oyuncak ayı sırıtışı gözlerimi kamaştırdı." "Efendim?" 282 "Hazır mısın?" "Neye?" "Tamam." dedim ve birden Reha Veto'yu hatırladım. Islak giysilerimizden buhar yükseliyordu. diğerinden olgunluk okunuyordu. O da koşuyordu. Enver'in ellerini tuttum. Birer kahve ısmarladık. Telefonu tuttuğu elini indirdi. haftaya biraz geç başlamaktı.. yani sizinki sadece. baban gözlerini açtığında gecenin üçüydü. yedi gün süren ölümüm boyunca beni yalnız bırakmadınız" dedi. üzmesene kızı." "Evet baba. sevgililerimle hep ölüm-kalım zamanlarında karşılaşması garipti. Beni tanıyan herkes. Annem mutfağa süzüldü. 62 . Bu davranışımdan ötürü gururlandığını. çok enteresan halbuki. tutuklaması gereken bir suçlu vardır [Şerif Şibumi] İntiharı hariç tutarsak. Islak ve parlak frizbiye şaşkınlıkla baktım. Telefonu kulağıma götürdüm. hafızamın bir kısmını kaybettim. Yani ikinizin öyle özel bir anda tanışmanız. sevdiğim adama doğru koştum. Enver birden paltosundan mavi bir cisim çıkardı ve bana doğru fırlattı! Uçarak yaklaşan şeyin bir frizbi olduğunu anlamamla onu yakalamam bir oldu. bunu okumak zorunda kaldığınız için özür dilerim! Zira ben. Enver tam bir hafta boyunca hastanede bize eşlik eden arkadaşım.. Onun dışında gayet iyi. uyandığı sırada babamla ne konuştunuz?" . "Zahmet etmeyin lütfen. Bu dünyada tüm kalbimle sevdiğim herkes biraradaydı. nasılsın?" "Sesini duyunca daha iyi oldum Enver. Kahvelerin dumanı tütüyordu... ben arkada salona girdiğimizde. Şerif Bey'e geçmiş olsun demek için uğramıştım.. Babam. romantik bir düellonun son saniyeleri sanırdınız. Kenarı boyunca. "Ailenle tanışmayı ben de çok istiyorum Şebnem.Enver'di: "Buyurun Paşam?" Bu kısa cümleyi." Anneme. Enver'e gevrek bir sesle "Sağolun.] Bu söz üzerine. Donup kaldım. Enver. Etrafımda ne varsa hepsi birden birer ipucuna dönüştü. Enver ruhani lideri karşılayan tapınak muhafızı gibi huşu dolu bir saygıyla doğruldu. çocuk sahibi olmaktır." "İnsanlar bana bunu her söylediklerinde 1 lira verselerdi şimdiye milyonerdim. Dua mırıldanırken bana doğru bakıyordu. "Öyle olsun. Elimdeki kuponları bir kerede vermeye kalkıştığımda itiraz etti. Görseniz. Misafirimiz var. poliklinik ya da öyle bir yer?" Sesim. soğuk algınlığına yakalanmış bir timsahmki gibi kulak tırmalıyordu. Buğulu camlar. babanın karşısına böyle damdan düşer gibi bir adam çıkarman sence uygun mu?" dercesine baktı ve fısıldadı: "Namaz kılıyor.. Rüya ile gerçek arasındaki farkı kökten unutuncaya dek birbirimize yaklaştık ve sımsıkı sarıldık. Allah korusun. Galiba yarım yamalak bildiğim her şeyi unuttum. Babamın. Yüzüme baktı... babam onu çok sevecek" der gibi baktım ve sessizce "Tamam" deyip arka odaya geçtim. Bu da beni iyi bir polis yapıyor. [THOMAS SZASZ. masada tepsi gibi duran frizbinin üzerine koymuştuk. acılarımızdan 7h." Babam. olduğun yerde dur." "Beni ne kadar da iyi tanımışsın!" Babam öyle tuhaf gülümsedi ki odanın ısısı birkaç derece düştü. Enver'in dışarıda beklediğini. kafeteryanın hizasından bana doğru yürüyordu. Emekli olmuş.ııı Dudağını hafifçe büktü: "Pek konuşamadık. Ben de aynısını yaptım. Annem asaletli bir utangaçlıkla "Ne arzu edersiniz?" diyerek Enver'e gülümsedi. Kafeteryaya kadar sendeledik." Enver. Azrail'in huzurunda sakız çiğnemeyeceğimden eminim' diyor." "Tuhaf. Hani sana bahsetmiştim ya?" Babam. Her polisin içinde. daire şeklinde "Seni seviyorum Şebnem" yazıyordu. ani bir ses duyan köpek yavrusu gibi başını yana eğdi: "Duyduğum kadarıyla. "Baban toparlandı mı?" "Doktorun dediğine göre. 45'lik tabancasını bırakıp 99'luk teşbihi ele almıştı. benim nazarımda. "hiçbirimiz.. mesleğinizde zaten çok başarıhymışsmız. Uçsuz bucaksız çimenler ile yağmurun arasındaydık. sen en iyisi bize kahve yapıver" diyen Babam Enver'e döndü: "Orta şekerli?" Enver hoşnut bir ifadeyle "Pekala" dedi. Omuzlarındaki meleklere selam verdi. Tatlı bir söz söylesen dilin mi kopar? Aslan gibi çocuğa kulp takma şimdi!" "Sana göre aslan olabilir karıcığım. harika biri. onu babamla tanıştıracağımı söylediğimde "Kızım..

Paltomu sırtıma geçirdim. temkin ve ihtiyattan ibaret olurdu.." Çözüldük. polisliğim bakidir. "Boğaziçi Köprüsü" yazılı bir kısa mesaj geldi. boynuma sarıldı: "Babacığım. Tekrar bindim." Kar. Bir an tereddüt etti: "Yirmidokuz yaşındayım. Bora Oturanboğa'ya telefon edip Enver Paşa'yla ilgili bir kayıt var mı diye baktırdım. çarkları şüphe döndürür. tamam mı... hatırlamadınız mı? Ben. Şebnem resmî törene katılacak prensesler gibi giyinmiş. Polis. Yine de dilim pek rahat durmadı. Emektar Lada'ma atladım. uçuruma açılan mağarada hızla yol alıyordum. İlk iş. Şimdi. öyle birini maalesef hiç ama hiç hatırlamadığımı ısrarla vurguladım. Ve her polisin içinde.. Polis sezgilerim bana çifte kavrulmuş bir manyakla karşı karşıya olduğumu söylüyordu. Eee? Polis. Ardından. O sırada içeriye bir hemşire girdi. dolandırıcıların peşinde geçirseniz. Ağzının kıpırdadığını görü yor. Kadına yaş sorulur mu? Fakat hayatım buna bağlıydı." "Bugünün tarihini söyleyebilir misiniz?" 288 "Ben emekliyim. herkesi polis sanır. ağaçlar hac faciasından canını zor kurtarmış hacılara benziyordu. onu hatırlamıyormuş gibi davrandım. Biricik kızını yedi yabancı bir adamla paylaşmakta zorlanıyor diye yaşlı babana kızacak mısın?" Bir an durdu. Temiz çocuktu." "Darılma bana meleğim. Emekli kılığında dolaşsam da. Ne arananlar listesinde adı var ne de sabıkası. hangi yıldayız. gazete okuyordum. Şahika balkonda peyda oldu. hani şu 'kabız ayı'yla.. fakat. Kızım. Bir kez daha ölüm. "Nereye bey?" "Nereye olacak hanım. Nuray Mert'in köşe yazısını. sakince yatak odasına uzandım. Bir de şu var: Bir suçu araştıran. Ve bu kadın. Dehşet içindeydim." Bora. dünyadaki en zor kutsal görevlerden biri. Bir kez daha. hüzün yumağı başını "İyi. Bir tek şapkam eksikti."Neden burada olduğunuza dair bir fikriniz var mı?" "Bunu bana siz söylersiniz diye ümit ediyorum?" Duvardaki kirişe asılı saat. gece gündüz demeden bana koşuyordu. Yavaş yavaş yola koyuldum. peki" anlamında salladı." "Fakat ne doktor?" "Onyedi senedir komadaydınız. ipucu toplayan polis konuşmayacak. ben uyurken mi büyümüşlerdi? Dünya Kupası'm almış mıydık? Ülkemizin bölünmez bütünlüğü korunuyor muydu? Hangi parti iktidardaydı? Otomobiller uçmaya başlamış mıydı? Herkes yokluğuma iyiden iyiye alışmış olmalıydı? Bu yaştan sonra ne halt edecektim?!. İçimde bir dejavu tedirginliği baş göstermişti. Arabayı. Enver Paşa evimize geldiğinde. Onyedi sene mi?! Karım yaşıyor muydu? Kızım ne haldeydi? Torunlarım var mıydı. tutuklaması gereken bir suçlu vardır. Ben bir polisim.. Ben silahımı bıraktım diye suçlular da ıslah mı oldu? Yooo? Oyuna bensiz devam ediyorlar.." "Sen. Cep telefonuma. mahmur gözleriyle bir başka dokioı [Çı ri girdi. benim yanımda çalışan genç polislerden biriydi. camiye. Başka çocuğum olup olmadığından ciddi ciddi kuşkulanmış görünen annesine alelusul el sallayarak "Allahaısmarladık!" dedi ve koptu. Reha Veto denen zibidinin beynini uçurarak. hırsızların. Köprüye vardığımda aldığım ikinci mesajda. Geri geri giderken arkaya baktım. parçalanmış bir ihramı andırıyordu: Binalar. 63 . ırz düşmanlarının. gecikirsem tasalanma. Onyedi yıl martavalını uyduran zırtapozun sorularına benzer şeyler sordu. beni enterese etmez. Suçlu. Henüz ayakkabılarından tekini giymiş olduğu halde. "Belki de ışınlandı?" diye düşündüm. Şebnem'i bahçe kapısının önünde siyah bir Audi'nin içinde bekliyordu. dünyanın gelmiş geçmiş en büyük kozmetik mucizesi değilse. benim en sevdiğim çocuğumsun. tamam mı?" dedim. "Geçmiş olsun Şerif Bey" dedi. Gözüm kadını bir yerden sinyordu: "Sen de kimsin?" "Aşk olsun.. önüme döndüğümde karım kaybolmuştu. şom ağızlı doktor kayıplara karışmıştı. Kontağı çevirdim ve araba sinir krizi geçirmeye başladı. "Asmalımes-cit" yazılıydı.. /')l Başımı dışarı uzatıp "Çengelköy'deki camide mevlit okunacakmış. Çile Bülbülüm'ü söyleyerek ruhuma gıda yardımı yapıyordu: Bizim zamanımızda -nur içinde yatsın. Bayramda seyranda ailece ziyaretimize gelirlerdi. Bu düdüklü çakalın ne mal olduğunu kendi yöntemlerimle çözecektim.. Beni kınamayın. Telefonu açıp şifreyi tuşlayarak takip programım aktif hale getirdim. Bahçe kapısının iki kanadını da açtım. Çiğnediğiniz sakız nefes borunuza kaçtı ve kalbiniz durdu. uyuşturucu tacirlerinin. İnsanlığa faydalı olmak için yeni bir fırsat yakaladığımı hissediyordum." "Şerif Bey. İlk müdahaleyi kızınız Şebnem yaptı. mantar gibi hiçbir şey düşünemeden sürüyordum. "Adınız nedir?" c "Şerif Şibumi. günlerden ne. Bora Oturanboğa'nm eşiyim. Küskün ve de gururlu bir ifadeyle cevap verdi: "Enver'le buluşacağım baba. başucumda bekleyen arkadaşından söz edince de. herkesi suçlu sanır. Kız babası olmak. Penceredeki tülün berisinden baktım: Enver. ben bu yatakta onyedi senedir uyuyor olamazdım. çıkmak üzereydi. . hayatınız komple tedbir. Tam on sene aradan sonra. Siz çenenizi kapalı tutarsanız. Zor nefes alıyordum. Radyonun düğmesini çevirdim: Duman adlı bir müzik grubu. neden sor dunuz?" Tam o anda.. Zırtapozdan kimseye bahsetmedim. Bu dünya acımasız bir yer. tuttum "Kaç yaşındasın?" dedim. Siz de ömrünüzün yarıdan fazlasını katillerin. Sizi hayata döndürmeyi başardık. ayın kaçıdır. cüreti artmalıdır. 03:10'u gösteriyordu. kanun adamının dangalaklığından ötürü suçlunun özgüveni pekişme-li. Ben ki. Birileri kelepçelenene ya da zımbalanana dek.ıi". Herhalde "iki adımlık yolu arabayla mı gideceksin?" diyordu. biricik kızıma hayatının şokunu yaşatmıştım. Beyniniz dakikalarca oksijensiz kaldı. Kadına "Hangi yıldayız?" diye soracağıma. Öyle ki. tabancamı doldurup belime taktım. Az buçuk kendine gelen arabadan inip bahçe kapısını kapattım. fakat sesini duyamıyordum. Başımı kaldırdığımda. Şahika'ya çaktırmadan. 290 İki gün sonra akşamüzeri. "Nereye güzel kızım?" Yutkundu. gerçeğin kokusunu takip ederken." "Hatırladığınız en son olay?" "Evimdeydim. polis köpeğinden daha aptal görünmek zorundadır. Şebnem'in cep telefonunun yerini tespit etmemi sağlayan bir yazılım yükletmiştim. namazı orada kılacağım. bana inanmıyorsanız televizyon seyredin." Birden bütün yük kalbime bindi. Şebnem'imi incitmeden Enver Paşa denen dejenere piçin ipini çekmek niyetindeyim. Bu yaşta söylediğim yalana bakın hele: Sevaplarımı artırmak için daha çok zaman ve benzin harcayarak cennete yaklaşacağım yani! Hayat arkadaşım. muhatabınız otomatikman ötmeye başlar.Hamiyet Yüceses terennüm ederdi.

Şebnem imparatorluk gibisin. ne kadar istersen onca yağmur ayarlayayım. İğde yumuşaklığı. Laf uzadıkça anlam geriler. Yani ben. Sonsuzluğun geri kalanım yakıp yıkmama ramak kalmıştı. seni bulmama bağlı.-. Uygarlık bize milyon çeşit yasakla sağlanmış bir düzen hediye etti.. Şebnem kediler geliyor apartman boşluğuna. o kadar da acımıyor. devrim niteliğindeki bahtsızlık. Sözlerde o acı yalan tadı belirir. faturalar çıkıyor içinden. Şebnem zarflar açıyorum. Sürekli yer değiştiriyor. alevleri görmezden gelerek yangını söndüremeyiz. "Beni şımartıyorsun" diyerek muzipçe yüzümü inceledi. Oradan 100-150 metre yürüyecektik." "N'oldu?" Durduk. dünyanın üç günlük olduğunu anlamaya başlıyor. Şebnem bulutlara kement atayım. tülbent boncuğu gibi umutlar pıt pıt içimde beliriyor.." Sesi hu şu doluydu. şimdilik tek harf var?" "Diğeri paltonu serdiğin için. "İyi ama. duyguların zannettiğimden çok daha çeşitli olduğunu keşfediyordum. Şebnem niye böyle? Aşkın. emin olamıyorum. Bir robot kadar iffetli. Fakat ismimin diğer harfleri nerede?" "Tek tek yazdırıyorum. Harf başına bir kupon alabilmeyi umuyorum. tebessümün için binlercesi çalışıyor olmalı. nedir bu?" "Almyazımm baş harfi. Kalbim jelatini i yoyo gibi zıplamaya başlıyor sesini işitince. Albert Einstein'm [1879-1955] İzafiyet Teorisi o gün yayımlanmıştı [1916]. huylarımı değiştiririm. gömleğinin manşetini katlayarak sağ bileği ile dirseğinin arasında bir yeri tuttu. lirik bir kanatlanma yaşıyorduk. yüzyıllarda. İnsan otuz yıl yaşayınca." /. Notalar daima harflerden daha anlamlı. Enver hiç tereddüt etmeden paltosunu çıkardı ve göledin üzerine serdi. senin el yazın. Her şeyde sana dair bir ipucu. Enver Paşa'yla Pera Müzesi'ndeki Anadolu Ağırlık ve Uzunluk Ölçüleri Sergisini gezecektik. ilk hamleyi suçlular yapar. varlığın başımı döndürüyor. EK: Müntekim Gıcırbey'in okunmamış mektuplarından birkaçı Deliler. başım göğe ermişti. Sekoya ağacının kabuğu ateş geçirmezmiş: Sekoya ormanında yangınlar. "Şimdi de utanmadan zihnimi mi okuyorsun?" Sağ kolunun içine hafifçe vurdum. kara üzümün iri çekirdekleri gibi bulup çıkarabiliriz. Şebnem seninleyken bir yudum çay zenginleştirilmiş uranyum gibi enerji veriyor bana. Asmalımescit'te bir sokağa park etti. Saçma ve boşuna olan ne varsa benim yöreme birikiyor. Üzerinde nar. Şebnem her zorluğun içindeki kolaylığı. etkilendim. üzerinde şapkalar yüzen bir cıva nehrine ayaklarımı sarkıtmış vaziyetteyim. O anda. Öyle saçma. dikkatle bakıyorum. Milletçe öteden. Leylaklarla dolu bir akvaryum. saraya sızmış lunapark balerinim. Yanlış anlamaların mikrodalga fırınında ısıtılmış ve çabucak bayatlayan umut kırıntılarıyla besleniyorum. beraberliğimizin her saniyesi için bir kupon verme arzusundaydım. Dalga geçmekten kendimi alamadım: "Dikkat el de. Dilim uyuştu Şebnem. Sanki senden bir haber gelecek. dünyayı özelleştiriyorsun. kum saatindeki toz şeker gibi senin sevgin birikiyor. ağırlığı olan her şey otomatikman senin safına geçiyor Şebnem. Çölde seraplar gören bir şempanze gibiyim.. 1888-1935. daha etkileyicidir. romantizmin Einstein'ıydı. Gerçek bela." "Hımmm. kulağın rahat olur. imzan olacak. 292 Yeryüzüne serilen palto 20 Ocak. parmaklarım yazmaktan oksitlendi." Onun yamndayken. Elimi tuttu ve "Buyurun matmazel" dedi. rahatsız vicdan ve cüzi irade bize köstek olamazdı. Şebnem uzaya baharın gelmesi. Yenileceğinden eminsen. Anlamı. kendilerine acı veren şeye teslim olmuşlardır. Müzeye doğru kol kola yürürken. Şebnem ne çok melek var yüzünde. Paso ilklere imza atıyorum. Adımımı atacağım yerde kar sularından. Kaybedecek bir şeyin yoksa. küçücük. Bu şövalye jesti karşısında ne yapacağımı şaşırmıştım. Elini çekip sokak lambasının ışığında koluna baktım. Şebnem uçaklar geçiyor. iğde reformistliği var sende. Cehennemde teçhizatsız kalakalmış itfaiyeci gibiyim. Pekala. Şebnem her gülümseyişinde tüm ülkeye çay ısmarlayayım. Zehirlenmeye bile yetmeyecek porsiyonlarla... 294 Eğer bir hedefin yoksa. doğrudan bana miyavlıyor-lar. Şebnem. Ciddiye alınmak için mızıkçılığa başvurma taktiğini kenara bırakayım. sadece yelpaze kullanarak adam öldürmeye dayalıymış. Huzursuzluğun Kitabı] Alevleri görmezden gelerek yangını söndüremeyiz Şebnem. Şebnem kalbimden senin kalbine balyozla bin pencere açayım.. tehlike olmadan ben bir hiçim. 64 . 1783’te icat edilmiş. Önden dolaşarak gelip kapımı açtı." "Enver. Kareli gömlek ve postmodern nihilizm modasının arttırdığı atmosfer basıncına rağmen. iğde esansı. İrmik helvasının üzerinde uçan kelebek gibi toz olayım. mandalina ve zeytinler yetişen bir ağacın mucizesini üstlenmişsin. Şu anda Tomaso Albinoni'nin [1671-1750] Adagio'sunu dinliyorum. cinayetin aracı olabiliyor. Tamam abartmayayım. Ceketini çıkardı. rakibini ciddiye alman gerekmez. tndi. Sanırım.Bir kez daha anlıyordum ki. Tessenjitsu adlı Japon dövüş tekniği. tozutmayayım. akasyalardan süzülen ikindi ışığından yapılmış gibisin. kiraz. şu mesele. Bence o. "Yooo. varlığımızın özünü teşkil eden trajedinin yatıştırması konusunda kimseye güvenmemeyi öğrendik. susamlı akide şekerim. Şebnem ballanmış ilkbahar gibisin. Otomobili. Gotik bir 'Ş' harfi dövmesi vardı: "Her neyse. büyük noksan neydi hayatımdaki? Bunlar ve benzeri belirsizlikler insanı sersemletiyor. Melodiler. /-. çamurlu bir gölet oluşmuştu. ağaçların içinde olup bitermiş.. Beni kınama yeter ki. artık bizim sevda imparatorluğumuzdu. Enver'e." Derhal iki kupon takdim ettim. en temel dertlerimizin. olflll dik yerlerine kaçmasın!" "Beğenmeyeceğini tahmin etmeliydim. yerküreyi tümüyle sarmalamıştı sanki. "Uh! Canımı yaktın.. Çikletten çıkmış gibi tertemiz bir adamdı. uçaktan yüz yıl önce. Yaralı bilinç. kaybolmak seni bozmaz. "Teşekkürler ekselans. patlayan bir okyanusun tozları gibi saçılıyor. [FERNAMDO PESSOA." O palto. Uçakları sanki sen kullanıyorsun. Şebnem. 18. sanki senden bahsediyorlar. Benim payıma paylaşılamayan şeyler düştü galiba? Beni mahveden hatalarım hangileriydi. tüy gibi hafiflemiştim. Tımarhanede esir edilmiş felçli bir dilsiz kadar gerginim. Şebnem içimde. bir işaret seziyorum. Zarafetin aksesuarı. ingiltere'deki şapka fabrikalarında çalışan insanların yüzde 10'u delirerek ölmüş: Keçe işlemekte kullanılan cıvanın yan etkileri. Dünya. ve 19. Hayat çok tuhaf Şebnem: Paraşüt. aksine. Bir yandan da peccatophobia'ya [günah işleme korkusu] kapılıyorum galiba. kelimelere beş çeker. uslu çocuk olayım. güvercin kadar ılımlı olurum.

Methiyeden şantaja geçmeyeyim. Aptallığın otobanından dehanın patikasına mı varacağım? İnşallah o yol. ikramlar. Saray çatılarında senin için düello yapılmış. İmkansıza yatırım yapmadan kazanamayız. Sana olan duygularımı mesafe. Gözlerine bakınca. Güvenliği kilitlerde buluyoruz Şebnem. Dirilmek için kendimizden başlayarak her şeyi yok etmemiz gerek. Ve birine itimat edecek kadar kendine güvenmenin manası yok. Daldan dala zıplıyor.. Artık iltifatlar. Çağın gerisinde kalmayayım. odalar boş. Bazı konuları açıklığa kavuşturmak için çenemi tutmam ve birtakım sonuçlar elde etmek için de hiçbir şey yapmamam gerekirdi. Gelgelelim masumiyet. hasretin katranı kafatasımdan gövdeme damlıyor. yaşam belirtilerinin azlığı demektir Şebnem.. su olsam sana doğru akarım.<»"! tecrübelerimizdeki alelade acılıktan ileri geliyor. sana kavuşma umuduna bağlanıyor içimde. Romancılar bin senedir çalışıyor.. Dünyada sahtelik kadar gelişim gösteren başka bir şey yok. Fakat aşk'ın bizi manasızlığa kelepçelemesini. O kadar zekisin ki Şebnem.. Eline sihirbaz değneği geçmiş kör gibiyim. Benzer şeyler arasında fark gözetme lüksüne sahip değiliz. uzay senin olduğun yerden başlıyordu. 12'den vuran yanlış anlamalar ve sorunları halleden hatalara bağladım. Arabalar etrafımda keskin frenler yaparak duruyorlar. İnsanın ayna karşısında yaşadığı türden önemsiz bir belirsizlik ile satıcılıktan uzak karmaşa dinmiyor. Senden kaçış varsa bile kurtuluş yok Şebnem. riyanın kırmızı alarmı haline geldi. Emniyet ile itimat aynı şey artık.. Şebnem. Doğru. Saatin akrebinden hız beklememeliyim. Hani insan bazen gökte yabancı bir cisim görür de gözlerine inanamaz ya. Geçerlilik kazanmış riya sisteminin kusursuz işleyişi. neredesin? Sensiz. Kaybetmedikçe zenginleşemeyiz. Sen de benim aklıma uysan. senin masumiyet kanıtı parmak izlerinle dolu sanki dünya. iki kişinin yan yana yürüyebileceği kadar geniştir. Asmaların başında nöbet tutmak. 65 . aşağılayıcı bir üslupla imha etmesini göze alamıyoruz.Sonuçları nedenlerin önüne almayayım. ilişkilerimize garantiler getiriyor. kulakta sapıkça bir şey gibi tınlıyor farkındayım. belki bu tuhaflıktan büyük heyecanlar çıkarabilirdik. . Peygamberin mirası tebessüm. krize söz geçiremiyorum. Kimseye soramıyordum da "Benim gördüğümü sen de görüyor musun?" diye. bildiğin hiçlik mayalıyor. yok saymak. Şişko bir şeytanın. Vücut bulması için can attığımız şeyi inkar etmek.. erik olsam sana doğru yuvarlanırım. dizkapaklarını. çizgi film kuzusu. ancak yalanların sürekli desteği sayesinde ayakta durabiliyor. onu fark ettim. Belki dileklerim gerçekleşmese de iyi bir insan olurum? Sanırım cehenneme gerçekten uğrayacağım. Delidoluluğun uzantıları gibi algılanabilecek davranışlarımızın da doğallığı su götürür. Dostluğa rekabet ve imha. nazik teklifler en büyük tehditlere dönüşüyor. çöpten metal kutular toplayan zombi gibiyim. yanındakine "Benim gördüğümü sen de görüyor musun?" diye sorar. Bizi ancak aynı banyoda yıkanmak paklar Şebnem. Vücudumdaki hiçbir hücreye inanamıyordum. Ben de seninleyken gözlerime inanamıyordum. istanbul. Vahşetim teröre dönüşmesin. O yüzden. Bütün şarkılarda senden bahsediliyormuş. Ben riskleri yönetemiyorum Şebnem. Tüm umudumu hayırlara vesile olan aksaklıklar. reddetmek zorundayız. fakat cennete yakın bir bölgesine. fincanlar. Keşke. Türkiye. Aşk hiçbir çağda güvenli bir heyecan olmadı. içimizdeki bitki örtüsünü çürümeye terk etmek zorunda olmasak.. kafan da karışır Şebnem. kalp kapakçıklarını. Kulaklarıma inanamıyor-dum. kanımda gıcır gıcır hançerler. Kederliysen güleçliği. Şebnem. Sözlerim sana karmaşık mı geliyor? Birinin beni anlaması için yanımda elli yıl geçirmesi gerek Şebnem. Sensiz bütün tabancalar. 296 İlk romanı 1007 yılında Murasaki Shikibu adlı Japon soylusu bir kadın yazmış. Şebnem seninleyken içimi padişah gururu kaplıyordu. onu evcilleştiremiyorum. Senin kadife geometrin başımı döndürüyordu. Sürprizlerin üzücülük arz etmesi sürpriz olmuyor. dünya. Kafamın içinde kocaman bir ağaç ve küçücük bir maymun var. her şeyde senden bir anı aksediyor. Şimdi uzaya fırlatılan mekikte kilitli kalmış sinekten beterim. uçak olsam sana doğru uçarım. Kendimizi emanet edebileceğimiz kişiyi bulana kadar canımız çıkmasa. Artık. galaksi. Dişlerini. bizlerde olgunluk alametleri gibi yansıyan şeyler. Yüreğin derinliklerinden yükselen sesler. hiçbir gezegende bana hayat yok. boşluk.sokakların hepsi ıssız. Bana öyle geliyor ki. Afeti kontrol edemiyorum. sevinçliysen somurtuşu kalkan olarak kullanmalısın. Beynime sıcak as r\ı falt dökülmüş gibi. Papatyaları harf olarak kullanayım. Bir yandan da karşında kendimi mağaranın girişindeki kütük gibi hissediyordum.. benim kurnazlığım senin dehanın yanında sağır bir devede kulak. Bu gidişle yokluğunun gürültüsünden sağır olacağım. Şebnem beynim bulaşık teline döndü. çillerini tek tek öpüyorum. paradokslarla haşır neşir olmadan hayatımıza canlılık katamıyoruz Şebnem. Ezelden beri o nazlanan senmişsin. Şebnem peynirsiz labirentte dönüp duran fare gibiyim. aşka kurallar ve prosedürler eşlik ediyor. Öpüyorum gözkapaklarını. italyan kahvesine batırılmış İrlanda çöreğim.. mucize de durdurur. tütsülenmiş bir bahçede saklambaç oynuyor gibiyiz. kılıçlar yüzüyordu. bin yıla kalmaz seni anlatabilecek seviyeye ulaşırlar. çelimsiz bir meleği göğsümün kafesinde patakladığını hissediyorum. üzümlerin olgunlaşmasını sağlamıyor. Müntekim 298 Kalbin darmadağın olunca. yolunu kaybetmiş görünmez adam gibiyim. Seni unutma fikri bile. kalbime uysan. insanı cazibe hareket ettirir. insan kendi aptallığının büyüklüğüyle yüzleşince kahrolmaktan kaçınamıyor. kitabın adı Genji'nin Hikayesi. Müntekim Aşktan kaçış varsa bile kurtuluş yoktur Şebnem.

tüm sorulara aynı cevabın verildiği. oradan da Altı Nokta Körler Derneği'ne gi302 deyim. tanışıklığımız. Birbirimizi oyalamak. Mesela kendimi 10 1 mum sanıyor olsaydım ve biri de cereyanlar kesilince beni yaksaydı. adın dilimin ortasına yuva yapmış guguk kuşu gibi. Bazı şeylerin anlamı ortaya çıktığında. Kral. Şebnem seni manyaklar gibi özledim. 66 . bazı şeyleri asla ifade edemeyiz. üzülmeyin... deliliğin çemberinden çıkarız. Seni sevmek. İç içe geçmiş kafeslerin ortasında gibiyim. beni bekleyen birtakım vazifeler. Şimdi bunları söylüyorum ya. eziyetin otomatikleştiği yerdir. tümüyle eğlenceli olmak zorunda. gökyüzü felç oldu. nelere katlanmak zorunda kalacağını önceden kestiremiyor. Şebnem. Biz aslında kaybettiklerimiziz. hasretten bütün günahlarım döküldü. yalanı ancak kendine söyleyebilirsin." Nitekim bir başka ayette de "Allah'tan daha iyi dost mu bulacaksınız?" deniliyor. göğüs kafesimde bir gökdelen jeneratörü taşımakla aynı şey Şebnem." Şebnem bu akşam seni o ıskarta haydutla el ele. gerçek hatalar yapabilseydim hiç değilse. seni benim için dünyanın en değerli insanı kılıyor. Şebnem tornavidayla dağlara oyuklar. Yağmur yerine çöl yağıyor. ne kader ama. Şövalye olsaydım. Şebnem çok saçmaladım. Gezegenimizde hayat olduğunun en sağlam kanıtı sendin Şebnem. Göze aldığımız risklerden. çölü avuç avuç başka yere taşıyayım. Bulutlar üstümden kesekler halinde geçiyor. insan kıy. Deli. şakaların opak muşambasına bürünüyoruz." Öpüyorum gülüşünün bütün kıyılarını. Ayak parmaklarının aralarına papatyalar kondurayım yeter. Sıkın dişinizi. Nefertiti'yi [üst kat komşumun kedisi] ve yavrularını görünce. Sevincimden çimlere kırağı düşürürüm. aşk'ın her ikisinden de büyük olduğuna inanacağım. kuğuların sınıf arkadaşı. sabah dünyaya. Senden sinyal beklemek. kafası da karışıyor. kabus görüyorsun demektir Şebnem. Allah insanın mayasına ne katmışsa. İstanbul. yakınlaşmanın yolunu kendilerine acındırmakta ya da muhataplarının kafasına demirle vurmakta arıyorlar çoğu zaman. Şebnem. Hasretin gecenin mimarisi oldu. daha doğrusu 'kalbin sırrı' konusunda anlaşabilsin. kiraz sarkacı bakışlı. Kendini bulabilirsem tabii. Bir de benim gibi. dudaklarını görünce kılıcımı düşürür. Aynı dert bende de var. ipek fiyongu gülüşiü. kibarlığın yegane yolu oldu. Bunu bilmek ya da sezmek bizi 'inanmaya' yöneltir. temeli. Ellerin.ı şeker tadı bırakacak. Allah. mağaralar açayım. Bir kerecik buluşalım. insanlara inanıyor olarak uyanacağım. bir kişiyle olsun bu 'kalpteki sır'. kesin. uçuveriyor." Bence ayetin asıl anlamı şu: "Kalbinizde olup da hiç kimseye anlatmayı başaramadığınız. beyaz rengi daha iyi tanıyalım diye mi yarattı seni? İçinde kemik biçiminde nur çubukları mı var Şebnem? Yüzündeki ışık nereden geliyor? Gözlerindeki ayet derinliğini. Körlere sesleneyim: "Arkadaşlar. Kalbimden mezarlık dumanları yükselse de ziyanı yok. dünya dışı uzayda yaşam belirtileri aramak gibi. Hacdan yeni gelmiş gibi hafifledim. acayip sancılı. minareler yamuldu. arkadaşlığımız. Şebnem senin için buffalolar kurban edeyim. hayrına tefsir etsen ya? Şebnem. Bir muhatap bulunca. aıvııml. bu ayeti şöyle anlıyor: "Allah. Mümkünse. Bu anlam birikintisi. Türk Kızılayı'na kan vereyim. bir öpücük ver. mı Parmaklarının ucunda tırnakların küçük deniz kabukları gibi parlıyor Şebnem. tehlikelerden çok daha fazlası çıkıyor karşımıza. enerjik ve dengesiz... bal şelalesi. "seni anlıyorum. Bakışların. Yalnızlık. söylediklerimi unuturken beni aklından çıkarma.. Çoğu kimse. biliyorsun. tüm sözlerim.. Aslında tüm insanlığı ilgilendiren bunca belirsizlik içinde yalan da önce ihtişamını. asfaltlar eriyor. Her türlüsü ürkütücü olan içtenlik başgösterdiği anda. zavallılığa dönüşmüş bir samimiyetten geriye kalan ve ağıt izlenimi uyandıran gevelemelerden ibaret. kubbesi. uçsuz bucaksız bir çayırda buluşalım. Şebnem. Görüyorsun ya. deliliğin hammaddesi dir. yağmur ormanlarını yakayım. Birisi "Evet" desin.. sensiz bu defolu evrende.. hayat ilginçliğini koruyor. işte Allah onu biliyor. ne zaman ağzımı açsam. Öpseııı. deniz pıhtılaştı. haşlanmış lahana gibi kendini saldı. dünyanın kepazeliğini görmediğiniz için evet şanslısınız.Dostluğumuz. bak. sonra yurdun dört başına örülü demir ağları söküp trenleri karadan yürüteyim. Rüyanda başrolde değilsen. Şebnem. Huşuyla öpüyorum.. ceylanların. Kendisi kaybolunca anlamı parlayan şeylerle kuşatılmış durumdayız. Saptırılmış ve bir yönetmeliğe uyarlanmış saygının gereği olarak cıvıtmak. cennetin eşiğinde sorulan bilmeceler gibiydi Şebnem. 300 Keşke başka ihtimaller de olsaydı. İnsanlar. azabın ku-rumsallaştığı. atımdan düşerdim.. tabiatla kanlı bıçaklı olayım. bağışla. Müntekim Rüyanda başrolde değilsen.. dostunu bulamayan kimsedir. toz toprak ve kumlar dökerek. cıvıltılı cimcime. Bunların hepsi ya da herhangi ikisi de olabilir. o şeylerin kendileri çoktan yitmiş oluyor Şebnem. Hayatın ölümden. bulutlar kireç bağladı. sıcak leylak şurubu sesli yârim. Rodin'in bücürük heykeli gibi gece gündüz seni düşünüyorum.ı maz dokunmaya. kuşlar iskelete döndü. sizin gizlediklerinizi biliyor. Kur'artûa "Allah kalplerde olanı bilir" yazıyor. Avuçların desenli kurabiyelere benziyor. Doğrunun önemi kalmayınca. fakat Şebnemin güzelliğini görmek için ölüp cen nete gitmeniz gerekecek. en büyük soytarı olmak zorunda. senin şehrine hücum etseydim. Ya çok derin acıların ya çok büyük hedeflerin var ya da çok inatçısın Şebnem.. aslında hayatla ilgisi kesilmiş olduğu için anlamsızlığa matuf. sen saklanınca ağaçların içi boşaldı. samimi ve hoyrat. Beigbeder'nin romanlarındaki tiplere benziyorum: Fiyakalı ve aptal. dile getirilmesi imkansız bir şey var ya... yeniden hayatımın başrolünde olayım. Boğumları kudretten zarafet şaheseri yüzükler gibi. Hiçbir zaferin erişemeyeceği tatta bil yenilgi olurdu. dokunaklı genellemeler yapanlar var.. sütunları. Şebnem galiba kendimizi tam olarak tanıyamadığımız için. insanın kalbi darmadağın olunca. Başını dizlerime koy.. delilikten yırtardım. İnsan. Cehennem. Giderek. Artık hayatımın normale dönmesi imkansız. kıt sonsuzluğun cefasını çekemiyorum. Şebnem.. sonra da görülebilirliğini kaybetti.. Yine de insan istiyor ki. Ve bu saçmalığı doğuran şartlar. kabus görüyorsun demektir. insanlık görevleri olduğu fikrine kapılacağım. dudak dudağa gördüm. Yalnızlık deliliğin hammaddesidir Şebnem.

insanı işkillendiren bir ıssızlık hakimdi. Şebnem bu. Mezar taşmda-ki Ermenice cümleyi kendimce "Canlı canlı gömüldü" diye tercüme ettim. kızıl bir balçıkla sıvanmış sanki... Kimimiz üç saniyede. kimimiz yüz senede.. bir Fatiha okudum. Elinde viski bardağıyla. kendilerini evlerinde hissedebilirlerdi.. işler çatallaşsa do 1(1/ kuzuncu kat ile zemin arasındaki yolculuğum adeta yeniden başlar. Gelgelelim benliğim havada asılı kaldı Ne zaman riske girsem. inan seni başkasıyla gördükten sonra. Niko'yu özleyecektim. 304 Bu dünyaya yaşamaya gelmedim Bir insanı anlamak istiyorsanız. Niko'yla havada göz göze geldik. ŞiirselBlöt\ Taburcu edildikten sonra ilk iş Şişli Ermeni Kabristan m m gidip Niko'nun mezarını ziyaret ettim. Grand Grave'in dokuzuncu kat penceresine! İşinize gelmedi mi? Halbuki her birimiz zaten dokuzuncu kattan düşüyoruz. Şu anda yaşayan herkes ama herkes yüz sene içinde öle-cekse. yüzünde dikenli bir kırbaç gibi iz bırakmış. Bitkisel bir labirent olarak tasarlanmış bahçenin ortasında. Şebnem kaderin uçurumlu virajında nasibim ile kısmetim çarpışıp havaya uçtu. Koltuk değneklerimi mezar taşma yaslayıp yere oturdum. O düşüş esnasında ben yok oldum. Bay Bûttlbll tyUfl da çaprazımdaki koltuğa kuruldu: "Geçmiş olsun. Görünüşe bakılırsa. Şah Abbas döneminden kalma bir İran halısı: Üstüne bastığınız anda beşyüz yıl öncesinin İsfahan'ına ışınlanıyorsunuz. Şebnem. üç îhlas. 1875-1961] "Herkes beni yanlış tanıdı. 1881-1966. Şebnem seninle hayatlarımızı birleştirecektik. Malikanenin bahçe duvarına gömülü akvaryumun yanındaki levhada "Dikkat! Köpekbalığı var!" yazılıydı. gerçekten vaktimiz var mıdır? Bence yoktur. haberin olsun. Ortamın ahengini bozmayan. hayatıma mührünü vurdu. Bu yalnızca bir his değil. Dahası. Birincisi: Atom Bombacıyan. Biliyorsunuz. Ne yapacağımı bilemiyordum. beni korkudan azade kılan varoluş biçimim. reklamcılar da aynı şeyi söylüyor: "An'ı yaşa!" An'ı yaşamak mı istiyorsunuz? Buyurun. Ermişler de. her şeyi gölgede bırakmıştı yine." 67 . çeşitli çap ve markalarda Hava310 na puroları dizili sehpanın altına uzattım. Ağır aksak dönerken. Ne yani. Ölümden döndüm. Alçıdaki bacağımı. gözlerim kapıya dikmiş bir dağ aslanı heykeli tC «<>'» tikte bekliyordu. [CARLGUSTAVJUNG. ropdöşambırlı bir adam. Binaya girerken fedailer beni dedem yaşında bir uşağa teslim ettiler. padişah ve imparator burada buluşsa." Limuzinle Ortaköy Muallim Naci Caddesi ile Portakal Yokuşu arasında kalan bir malikaneye gittik. Dokuzuncu kattan düşen herkes ölür diye bir kural yoktu. Evlat acısı. en büyük bedensel acıları tatmamı sağlayacak." Viski bardağını tutan elinden işaretparmağmı kaldırarak koltuklardan birini gösterdi. öncelikle insanlar hakkında bildiğiniz her şeyi ama her şeyi unutmalısınız. "Tamam" dedim "memnuniyetle. Süremiz belirsiz. yalanların ise uydurulması geıoklı [PAOLO PICCOLO. Bu muazzam bahçeyi kanla sulamaya hazır görünüyorlardı. dilime ilik açıldı." "Niko'nun arkadaşısın demek. Metal bir sarmaşığı andıran iki kanatlı yüksek kapı ses sizce açıldı. oğlunun ölümünden beni mesul tutuyorsa. Niko şimdi bu mezarın içinde miydi? Tam bir saçmalık! Ortada bir dümen dönüyor olmalıydı. Tutarlılıktan. Beni. Salondaki koltuklar öyle şaşaalıydı ki kral. Benim aşkımı tedavülden kaldırmak.. Böyle biriyle karşılaştığınızda. Kır saçları geriye taranmış. dayağı hissetmedim bile. ilahî bir ışık oyunu gibiydin. I lavu zu boyladım. Değneklere yaslanarak geçip oturdum. maktulleri diriltemem belki fakat katillerin neşesini kaçırabilirim. deli raporumun fotokopisi kulağıma zımbalandı sanki. Atom Bombacıyan’ın beni görmek istediğini söylediler. Güzelliğin. 'L' şeklinde bir salona aldı. Yerde. Şebnem. biraz olsun mutlu görünmeye cesaret edemezsiniz. Şebnem. düğme dikildi. Ölümün üç saniye berisindeyim. insaftan muafım. zamanımız kısıtlıysa. İki üzüm gibi birbirinize dikkatle bakıyordunuz. Kendi adıma konuşayım: Benim yok.. Bu kadar basit. ben o düşüşten sağ kurtuldum. "Adın ne genç adam?" "Hayati. Niko'yla aynı anda pencereden fırlamıştık. görünmez kuşlar ötüşüyordu. Genç ölecektik. Yanağıma saplanmış meyve çatalını hızla çektim. kendi saltanatına start verebilmek için yirmiiki kişiyi bir anda öldürdü. Bomba yutmuş bir mumyaya benziyordu." Dokuzuncu kattan aşağı uçarken sadece bunu düşünüyordum. sol kolum ve sağ bacağım alçıdaydı. evrenin ezelî sırlarını sorgulayan stil sahibi bir şapşala benziyordu. Fakat hala günaşırı rüyalarımda Grand Grave Hotel'in dokuzuncu kfl tından uçarım. Sarhoştuk. sessiz ve kıpırtısız silahlı nöbetçiler sağa sola iliştirilmişti. Ben onun yerine yaşıyorum. Ellerimi açtım. Malikane. Kim bilir sana ne yalanlar söylüyor Şebnem. 308 Kainat kestirmelerle doludur Gerçekler zaten mevcuttur. Civarda. Duvarlardan birinde asılı Stanislaw Chelebowsky'nin [18341913] Varna Savaşı adlı devasa yağlıboya tablosunda kanlı çatışma tüm şiddetiyle sürüyordu." "Teşekkür ederim. O insan kasabı aşkımızı gasp etti. Pencerelerdeki orijinal Hint ipeğinden perdelerin desenleri insanı hipnotize ediyor. Geniş merdivenden sonsuz koridorlara tırmandık. sevinçten Hintçe şarkılar söyleyecektik. Başım sargılı. Tam olarak öyle değilse bile günlerimi canımın bana.. sonra da mıhlayıp leşimi lağım farelerine ikram edecekti. o adam Gönül İşleri Bakanlığı Heyeti'ni katletti. mezarlığın çıkışında iki adam kibarca yolumu kesti. ölüme geri dönmeye hazırım. ruhumun bedenime ait olduğu yanılgısından doğan gaflet içinde geçirmiyorum.. Bu dünyaya yaşamaya gelmediğimden eminim. Zayıf ihtimal: Niko'nun en yakın arkadaşıyla geç de olsa tanışıp biraz laflamak istiyordu. neden hepimiz Grand Grave'in dokuzuncu katından atlamıyoruz? Dünya. Mezarlığa. Kanım damarlarımın içinde tozlaşmıştı. durup dinlenmeden kazarak birbirimizi gömdüğümüz bir mezarlıksa. İki ihtimal vardı. Göründüğüm yerde değilim. o müthiş düşüş. tehdit edilsem. Yani ben aslında hep havadayım. Beni ve arkadaşımı beysbol sopalarıyla dövdürdü. Yol boyunca hiç konuşmadık. O benim yerime öldü. Boşlukta ikamet ediyorum.Üç günlük dünyanın üçüncü günündeyim.. ameliyat sırasında cerrahın ölmesine benziyor. Atom Bombacıyan’ın ayak seslerini işitince kapıya döndüm: 32-1. ömrümüzün son saniyeleriydi. Bizzal ben bunun canlı kanıtıydım. tedbirden.. Hayati Tehlike'nin o kaygan sırıtışını yakacağım. Uşak. Bir çift nemli mağarayı andıran göz çukurları. Versailles Sarayı pastasından kesilmiş enfes bir dilim görünümündeydi. tamam. Uzun kenarları sedef şeritlerle süslü antika masanın üzerinde 21 Haziran 1968 tarihli TIME dergisi duruyordu.

dize getirilmedikçe içtenlik nedir bilmez." Birden canlandı: "Her neyse. Ne iş yaparsan yap. bir dolmakalem ve makası sehpaya ihtimamla dizdi ve çekildi." Bu arada Victor. Bay Bombacıyan ayağa kalktı: "Biraz hızlı düşünmeye ne dersin delikanlı? Düşürdüğün bozuk paraları aramak için ağaca tırmanma yani. Niko da sendeki cevheri görmüş demek ki. Dandini de Ratso gibi Sezai Aydm'm sesiyle konuşuyor: "Hazır mısın?" Başımı salladım. Kurallar seni robotlaştırır. işkence gibi işlerinizden mi? Yo." Aslında annem ölüm döşeğindeyken. Buna karşılık. () öldü. dosya kağıtlarına eşit kareler çizdi. kareleri üst üste dizdi: "Burada tam 30 kupon var Hayati. Bazen sert oynamak gerekir. seni ancak haksızlığa uğrama tehdidiyle baş başa bırakır. Evladını kaybeden bir baba." Bu son cümleyi söylerken her iki başparmağını kendine çevirdi. [0RS0N VVELLES.. karara varmak için elimizde yalnızca sezgi ve hislerimiz vardır. ıı ı dehşet saçmaksın: Çoğu kimse. Vicdan. "Evet. Özgürlük hâlâ riskli bir ayrıcalık. Bu bir gözdağı değil. sıradanlık da hayatın sonsuz gizeminin ayrılmaz parçalarıdır. "Kusura bakma Hayati.." "Beni iyi dinle Hayati Tehlike. sonra kareleri numaralandırdı: H AYATİTEHLiKE ARAMIZ AHOŞGELDlN! Kağıtları keserek. ya da kimin nalları diktiği. hastanelere. Bunu sevdim. 1915-1985. korkularla doludur. Zihniyet. Güçlü ve ısrarcıysan bu dünyada ayakta kalabilirsin. Bundan kaçmamazsın. baba nasihati." "Kaç yaşındasın?" "Yirmiiki. adliyelere. karakollara. İş dünyası biraz karmaşıktır." Hem kibar hem de üzgün görünmek gerçekten zor iş. gerçekten bizimle olacaksın. Kuponları tamamladığın zaman.ruktur! Yenilgiyi kabul edersen başın belaya girer. Dışarıda cırcırböcekleri bir milyonerin bahçesine konduklarının bilincindeymiş gibi neşeli bir melodi tutturmuşlardı. Seninle o ilgilenecek.. Sargılarından kurtulunca buraya gel. sulandı rılmamış.. Sıra dişilik da. "Şimdilik boştayım. hiç bahsetmedi. Ratso'nun onbeş yaş büyük. şantaj.... İtaatle garantilenen rezil konforun foyasını meydana çıkarmalısın! Hayat. beste yapılabilecek bir tek şey var mı?!" Cevabım kesindi: "Yok. Ben bir işadamıyım. Mr. Bazen de silahlar. fabrikalara iyice bak! Vergi sistemini. Bu sana saçma gelebilir. Bir şey içer misin?" "Soğuk su. gayet iyi anlıyorum. Niko artık aramızda değil. her birimiz için ölüm-ka-lım savaşıdır. "Ailen hayatta mı?" "Annem yıllar önce vefat etti. Kısacası.. Ivır zıvı-rm peşinden koşan bir açgözlü mü olacaksın. holdinglere. kendimde değilim. duygularımızı değiştirmesidir. pes etmektir. Çaktın mı köfteyi?" Atom Bombacıyan'ın retoriğinden etkilenmiştim: "Pekala. Seni gözüm tuttu. Vicdanın sesi. Yasal adalet. adam kaçırma." "Sana bir şey söyledi mi?" "Ne gibi?" "Bizim ne iş yaptığımızdan bahsetti mi?" Cinayet." "Evin nerede?" "Şişli'de. Biliyorsunuz. ölmüş babalara imrenir. Kimin kazandığı ya da kaybettiği önemli değildir." Parmaklarımı açıp daha sıkı kapadım. "Sol elinle sağ elini alttan iyice kavra. Üstesinden geldiğin her işten sonra sana bir kupon vereceğim. kökü derinlerde yatan bir amaçsızlık içindeyim. Beni dinliyor musun?" Başka seçeneğim var mı? "Tabii ki. Belki de teklifimi düşünmek istersin?" "Tam olarak ne teklif ettiğinizi kavradığımdan emin değilim. Seyirci kalmak." Dediğini yaptım. "Sağ kolunu 20-30 derece kır." "Güzel. Babam ve üvey annemle de pek görüşemiyoruz. asgari ücreti gözden geçir! Ve bana (emiz bir yer göster! Hem yasal hem de iyi ve doğru olan bir 312 şey söyle?!" Sehpadaki kutulardan birinden bir puro [coro-na] alıp yaktı.. Şiddete karşı çıkmak elbette her budalanın en doğal hakkıdır. Hayati. uyuşturucu ticareti. Her kareye bir harf yazdı. Anlatabiliyor muyum?" Eah.. 1969] filmini bilir misiniz? Abidin Dandini. daha şık ve daha sağlıklı hali. Bilginin asıl fonksiyonu. etkisiz hale getirilmiş bir bomba gibi gururla taşıdığı tepsideki bir bardak suyu sehpaya bıraktı. zannedildiği gibi yaşlı bir hemşirenin şefkat şovunu sunarken kullandığı türde. vicdanının sesini daha iyi duyabilirsin. şiddetle... medyaya. Çünkü tek hücreli canlıların B planı yoktur. kağıt ve makas" dedi Atom Bombacıyan. tehdit. şahsiyetsizliği kamufle eder. kendinden daha aptal kimselerin gözüne girmen gerekecek. Benim için hayat artık devam etmiyor. İkna oldum. Klas bir gence benziyorsun. kabul ediyorum. Risklerle." 68 ." Victor. "Uğruna şiir yazılabilecek." "Ne iş yapıyorsun?" En son. Gerisi yalandır. Soyadın neydi?" 311 Hâlâ aynı: "Tehlike. Victor'a "Kalem.." Zehir saçan bir sırıtışla etrafa bakındı. Fakat madem öyle düşünmek istiyorsunuz. haşere ilaçlama servisinde çalışıyordum. orduya. düşüncelerden doğmaz. paha biçilmez şeylere burun kıvıran bir müşkülpesent mi? Kulağa hoş gelen yalanlar seni yufka yürekli bir köleye çevirebilir. Laf aramızda. Tamam. inan bana. Masum bir hayat. yumruklar konuşur.. Uyuşuk bir kaplumbağa gibi yavaşça gözlerini kırptı: "Evladını kaybeden bir baba. "Kirli işlere bulaşmaktan çekmiyorsun ha? Dünyaya bir bak. yumuşak ve emni yetli bir ses değildir. Anlaştık mı?" Vay canına! "Anlaştık. küçük bir bebekken bu parmakları sıkmıştı demek. Sizinleyim. ayakların arası omuz genişliğinde açık." Gerçi babam da üveydi. pürüzsüz bir vahşetle isyan ettiğinde seni hareke te geçiren yankılı bir vokal yapar! itibar biçmek isliyorsan. önemli olan kimin daha çok dayak yediğidir. borsaya. Dinozorlann da B planı yoktu. Abidin Dandini'yle çalışacaksın." Şimdilik." 314 Kardanadam katliamı Kabil'den bu yana 20 bin yıl geçti fakat cinayet işinde hâlâ acemiyiz. "Hayır. eğlence endüstrisini. okullara." "Otelin penceresinden düşerken Niko'nun elini yakalamışsın?" "Doğru. "Sol ayak önde. Abidin Dandini'yi bul. Sürtmekle pineklemek arasında sallanıyorum.Arkadaşıydım. trafiğe. Para konuşur.. Arkadin\ Geceyarısı Kovboyu [Midnight Cowboy. Fikirler.. iki dosya kağıdı. pamuğa işeyen karınca kadar sessiz. Baba Bombacıyan. Niko. sömürge tutarlılığına.fena gitmiyorsun. Yine de kanunların dışına çıktığında." "Niko benim tek çocuğumdu. hissiyata tâbidir. insan isterse on dakikalık işi yıllarca erteleyebilir. Oğlum ölse de ben bir babayım." "Sözünüzü kesiyorum fakat şiddet vicdansızların tarzı değil mi?" "Cinayetin ille de cezalandırılması gerektiğini düşünen eski kafalılardan mısın yoksa? Kainat kestirmelerle doludur evlat. Fakat hayat bir mola değil. oradaki Ratso Rizzo'ya [Dustin Hoffmann] benziyor." "Misafirimize su getir. "Elbette.. Bardağı indirdiğinde yüzü yumuşamıştı. Her neyse. Hayati Tehlike! Bankalara. anahtar deliğinden geçen os." Atom Bombacıyan başını kapıya çevirip seslendi: "Victor!" Uşak eşikte belirdi: "Buyurun efendim.. Her şeyi devletten bekleme. Atom Bombacıyan viskisinden bir yudum aldı: "Sana bit teklifim var. sağ ayak arkada. Soğuk!" Viskisini kafaya dikti. "Tutarlılık. siyasi partilere." "Sonra da birlikte aşağı uçmuşsunuz?" "Evet.. muktedirler de kendileri hakkında kolayca yanılırlar. bana gerçek annem olmadığını söylemişti fakat ne fark eder? "Diğerleri?" "Kardeşim yok..

Müstakbel katiliniz. Çok uzakta havlayan Kangal köpekleri ve homurdanarak geçen kamyonlar dışında hiçbir hayat belirtisi yoktu. Aynasızlar her Allah'ın günü beni dürtüyor. bu yorganı eskitemeden cartayı çekeceksin" manasındadır. Gözleri kapanmıştı.. Ter içindeki kurban. sesi miyavlayan bir kur-bağanmki kadar ürkütücüydü. bu seferlik affedin n'olur!" diyordu. Birkaç dakika süren turlamanın ardından durdular. Bir süre sonra Nuri Torino ortaya çıktı. "Konuşmamız lâzım. mutlaka kıpırdarlar. Genzimden. Clas-sic FLHRCI] sırtında.. Dermanı kalmamıştı. Kurukafa deseni "Sen artık ölüm döşeğindesin. Çantadan yorgan paketini. Nereye baksam kararmış. Eli ayağı titriyordu. Hızır Hızlı. Rüzgar ve toz yüzünden. Vakur Avangart.. çürümüş. Bu insan enkazlarının çevresinde. Abidin Dandini. Hareketli hedefleri en iyi böyle vurursun. Araklamadım. Motordan indim. cehennem daha kötü bir yer olacak!" Duf! 1999 model siyah Harley-Davidson 'in [Road King. karizmatik ve cool'du. iniltili bil şekilde. Makbuzu ve kalemi uzattım. "Bu da ne yahu?!" derken." Tatlı bir heyecan duyuyordum. Makine resmen asfaltı kıymıklıyordu. s. parçalanmış koltuklar savaşta yaralanmış gibi yatıyordu. neden bahsettiğini çoğu zaman anlamaksızm dinliyordum. belinden tabancasını çıkarırken. Saplantılı birine benziyordu: Zayıf ve şıktı.. "Neler oluyor burada?" Abidin Dandini "Bunlar ikiz. Havadaki keskin makine yağı kokusu genzimi yakıyordu. Suratı mor şişliklerle doluydu. Baygındı. Abidin Dandini de elinde silahla bir o yana. bu yüzden romanlar daha inandırıcıdır. "Buna 'Weaver Pozu' denir. Yorganın üzerindeki kurukafa desenlerini görüm <\ omuzları düşüyor ve bir koltuğa çöküyor.ktiğimin son kuruşuna kadar toslarım! Atom Bombacıyan için 500 bin lira nedir ki? Size söyleyecektim zaten. bir Şarköy türküsü tutturdum. "Ceninler bile yalan söyler.] Sinema filmlerindeki ölülere dikkat et. [.. Burası altüst edilmiş çöl kadar tozluydu. Anlaşılan. Teraslı bir hangarı andıran döküntü binaya doğru yürüdük.. sıvası dökülmüş üç-beş fabrikanın mekanik kalp atışları duyuluyordu." Diz çökmüştü. altında hiç cinayet işlenmiyormuş gibi parlıyordu. Fakat fiyakalı. muhtemelen yirmi-otuz sene daha yaşardı. "Namluyu aşağı doğru tut. Sağda solda çürük oto lastikleri. yamulmuş zımbırtılar çarpıyordu gözüme. kömür madenini andırıyordu. kan lekeleriyle dolu beyaz gömleklerinin kollarını sıvamış. Mercedes'in yanında dikilmiş sigara içiyordu. Ağlıyordu. Ödü kopmuştu." Sefaköy'de bir araba mezarlığına vardık. Terminator'den kaçıyormuşuz gibi Mercedes'i alçaktan uçururken. Abidin Dandini'yle birlikte Bombacıyan malikanesinin m-. Kaskımı çıkardım. Güvercin Sokak'ta bir villanın kapısında durdum. Avangart'ın kayda değer bir kapanış cümlesi söyleyemeyeceği kesinleşmişti. 69 . "Şeytana uydum. Avangart. Nuri Torino filminin devamı gözümde canlanıyordu: Mister Torino salonuna dönüyor. teslimat makbuzunu ve tükenmez kalemi aldım. Diğeri salya sümük ağlıyordu. bir bu yana döniıym 11/ du. Zile bastım.Bacaklarımı biraz daha araladım.] Yüksek bir yere çivi çakman gerekirse. ellerinde tuhaf birtakım aletlerle deviniyordu. insanın kafasını düşmanından gelen bir jest kadar karıştırmaz. kısık gözlerle etrafı kolaçan etti. [.. Abidin Dandini. işitme cihazı büyüklüğünde bir et beni bulunan sol kulağını kaşıdı: "Mesele nedir?" "Yürüyelim şöyle. Kaskın içinde kurukafa misali pis pis sırıtıyordum." Abidin Dandini'nin sesi. mafyanın sayısız tehdit yöntemlerinden biridir." Böylece ben de cevabımı almış oldum. sözü tabancaya bırakmadan önce derin bir nefes aldı: "iğrenç herif! Sen cehenneme gidince. "imzası gerekiyor.." dedi." Tabancaya ince ayar çektim." Meteor çarpması sonucu oluşmuş gibi geniş ve derin bir çukurun kıyısında ilerliyorlardı. Abidin Dandini beni irşada devam ediyordu: "Hiçbir şey. gettoların son silahşoru gibiydim. Havlarcasma sordu: "Kimi aradınız?" "Nuri Torino'ya bir kargo var" dedim. Ben de peşlerine takılmıştım. Nuri Torino'nun neden zımbalanacağını bilmiyordum. Burası dünyanın cehenneme en çok benzeyen yeriydi. hımbıl görünümlü iki herif. Abidin Dandini namluyla Vakur Avangart'm kafasını tıklattı. İstiflenmiş hurdaların paslanışını görebiliyordunuz. çakılları bir o yana bir bu yana sürüklüyor-du: Civarda cinler satranç oynuyordu sanki. Dandini'nin ayaklarına kapandı. gümüş Mercedes'e [S 500] doğru yürüyorduk. Ambalajı yırtarak 318 açıyor. Dumanların arasında beliren Vakur Avangart da zebaniye en 316 çok benzeyen adam: "Abidin Dandini! Hangi dağda kurt öldü?" Yer yer metal protezlerin ışıldadığı ağzı. cehennem daha kötü bir yer olacak Güneş. Korkudan bayılmak üzereydi.. sumo güreşçisine benzeyen. Her yer iç organları çıkarılmış arabalarla doluydu." Kaşlarını çatıp deri montumun yakasındaki 'Godot Kargo' amblemini inceledikten sonra demir kapıyı suratıma kapattı. işe yaramaz b. Levent. Birinin saçlarından kanlar süzülüyordu." Arabaya bineceğimiz sırada sordum: "Nereye gidiyoruz?" İkimiz aynı anda arka kapılardan girip deri koltuklara oturduk. merdivene elinde tek çiviyle tırmanma. Vakur Avangart.. zar zor nefes alıyordu. Kendi haline bırakılsa. Fakat mafya o yılları Bay Torino'nun takviminden silecekti. Onu. yarı beton binanın içinden çekiç sesleri geliyordu. Ağlayan vatandaş bizi görünce feryat etti: "Yardım edin! Kardeşimi öldürüyorlar! Kurtarın bizi!" Aşağılık psikopatlar! Allah belanızı versin!. Kaldı ki o bile kendisi gibi olmakta zorlanıyordu. "Abidin Dandini'den" diyerek yorganı kucağına attım. Bahçe kapısını çürük greyfurt suratlı bir herif açtı. Yüzlerce hektarlık alanda. birine rastlarsan bil ki sürü de yakınlardadır. Sürekli bir şeyler anlatıyordu. Helezon şeklindeki dar merdivenlerden bodrum kata inip hamam büyüklüğünde bir banyoya vardık.ına koyduğumun parasını. Kaskımı taktım ve vınladım. Yolda.k. İmzalarken "Kimden?" diye geveledi. [. Yaklaştım.." Ne demekti ki bu? "Polisler fareler gibidir. "A. Ben de onun gibi olmak istiyordum ama olamıyordum. Rüzgar. vampir nefesi kadar soğuktu. yüksek sandalyelere karşılıklı oturtulup sıkıca bağlanmıştı. Abidin Dandini'ye yalvarmaya başladı.ktur. Yarı ahşap. Rakibine sarılan boksör gibi paketi çevik bir hareketle kavradı. konuşmalarının pek azını işitebiliyordum. Ölüm yorganı. Uçarak motora atladım. Şoför koltuğundaki Hızır Hızlı'ya seslendi: "Vakur Avangart'm tamirhanesine. Halbuki uzaktan uzağa Nuri Torino'nun davul gibi çarpan kalbini duyuyordum. Hızır Hızlı. Çıplak iki adam.. Keyifsizdi. "Gebert onları!" Karşımda yan yana dizili duran yedi kardanadamm taş kalplerine ateş ettim! Sen cehenneme gidince. Gagalarını ıslatmam gerekti.. Dandini'den papara yiyordu. Horozundan namlusuna kadar ince nakışlı bu Browning'i işleyen ustanın artık kör olduğuna bahse girerim.] Doğru adamı vurana kadar bir sürü kişiyi harcarsın.. bahçesinden. Çenesi kontrolden çıkmıştı: "Bayat b. sakın unutma" diyordu..

kalbi ve böbrekleri bir-iki dakika içinde çürümüştü. naklen yayın yapıyordu. Zavallı ikizler. onu söndürmeye çalışıyorlardı sanki. Böyle devam ederse... Gözlerini bir an kocaman açıp bana baktı ve tekrar yumdu. bir kış günüydü. elindeki şırıngayı patronun kasığına saplayıp Atropine olduğunu tahmin ettiğim bir sıvı enjekte etti. insan yiyen bir hamburgere benziyordu. ülkenin en büyük mafyasına. onu ikizine tekrar benzeteceğiz.ı sılmaya başlayınca. Uzayda her namlu tetiğin emrinde "Nasıl buldunuz efendim?" diye gülümsedim. Bundan şikayetçi görünmüyor. mutfağa seğirtti. sonra da birbirlerini paniğe sevk ederek çığlık çığlığa bahçe kapısına doğru koşuştular. Bir kenara çekilip. "Hoş bulduk. kanlı kafanın gövdesine rastgele çizikler atıyordu. Yadigar Dragon'un izini bulana kadar imanım gevremişti. sinirli sinirli söylendi: "Anatominize madalya mı çarptı ne? Milattan Önce şöhret otomatikti! Çekirdekli bal verin!" Abidin Dandini. alabora olmuş isli bir akvaryumu andıran gökyüzünden minik." Bir adamı konuşturmak için ikizine işkence ediyorlardı demek. Anladın mı?" Kolay öğrenen garsona. Dandini'nin keyfi daha da artmıştı: "Şimdi bir parmak daha kesilecek galiba?!" Sumocu moronlar bunun bir emir olduğunu anlamışlardı. İki fedai. Romanya'dan yüklü bir mal gelecekti. sağ elin yüzük parmağının koparılmış olduğunu fark ettim. Bu işlem. Beylerbeyi Sarayı'nın bahçesinde Yadigar Dragon portakal soslu somonu iştahla yiyordu. Abidin Dandini başını kaldırarak benim de eğlenip eğlenmediğimi kontrol etti. sıvılaştırılmış botulinum toksini karıştırmıştım. Dragon'un sırasıyla beyni. Yani patronumuz söylemek istediği kelime yerine ona ses itibariyle benzeyen başka bir kelime telaffuz ediyordu ve yazma yeteneğini kaybetmişti. Diğer kurban gözlerini sımsıkı yumup başını sağa sola çeviriyordu. Niko ölünce." Bizden medet uman elemanın başı öne düştü. kerpetenle kurbanın sol yüzük parmağını ikinci boğumundan sıkıştırdı. İnat edip yolumuzdan çekilmezse. Somondan bir lokma daha çiğneyip yuttu. gülümsedi ve "Uğurlu taytım çok sıkıyor. Hikmet Mete Tetik araya giriyordu galiba. Evet. "Kardeşin artık nikah yüzüğü de takamayacak!" deyince. küvetin kenarında süs gibi duruyordu." Tam olarak neden bahsettiğini hatırlamıyorum. Zehirlenmeye karşı alınan bu tedbir takdire şayandı. Dahası. Dragon'un kahkahasıyla makas değiştirdi. onu çiğ çiğ yiyip sonra da diri diri mezara gömerim!.Bir deliyi delilik yapmaya ikna etmeye çalışmak da delilik! Acele etmeyelim. Yadigar Dragon alev almıştı da. Baştan anlatayım da kafanız büsbütün karışmasın. Dandini'yle birbirimize baktık. Yedi sene tutuklu kaldığı Fransa'dan yakayı zor kurtarmış bir haydutla.rur. enikonu telaşa kapılan misafiri onu eski haline getirmeyi denedi. kristal avizeden kesilmiş pırıltılı bir kıza. Katillerin de uyması gereken görgü kuralları var: "Pardon efendim. Çatal bıçak. Biri.. Bu onun son gülüşüydü. ölü balıklar halinde 322 yağıyordu. Ütüyü fişte unuttuğunu birden hatırlayan kocakarı misali irkildi. Ciddi bir havada geçen sohbet." Küvetin içinden hırıltı ile gurultu karışımı sesler geliyordu.. Yıllar sonra. Bahçe kapısında dönüp bir kez daha baktım: Göz çukurlarından fışkıran kanla birlikte gözleri somon tabağına düştü. Kaldırdılar. Boğazı yırtılırcasma öksürüyordu. Beylerbeyi Sarayı'nda Yadigar Dragon adına rezervasyon yaptırıldığından haberdar edilmiştim. Atom Bombacıyan'la konuşmak. Abidin Dandini ve ben malikanenin salonlarından birindeydik. Sonrası malum. işkence köşesine yürüdük. zihninden geçen ile ağzından çıkanın farklı ifadeler olduğu nu ayrımsayamıyordu. Bay Dragon sandalyesiyle birlikte sırtüstü yere devrildi." Sumoculardan biri yavaş yavaş işe koyuldu: Usturayla. "Namussuzlar!" Kurban. onun bu acıklı durumundan ötürü neşelenmişti. Eşekler üç kere amrdıktan sonra bir kere os. Kardeşinin korkunç haline bakamıyordu. gerçekleri görmeyi reddeden kurbana. Ellerinde. üzerine tozşeker dökülmüş kaplan kakası gibiydi fakat adam tat alma duyusu yüzde 60 oranında zayıflayacak denli yaşlı olduğundan farkı anlayamıyordu. beyninin konuşma merkezi tahrip olmuş. Atom Bombacıyan küçük ve yavaş adımlarla dolaşarak konuşuyordu: ". Felç geçiriyordu. dünyanın en zor işi. Atom Bombacıyan’ın benimle özel olarak görüşmek istediğini söylemişti. ne buyurdunuz?" Atom Bombacıyan bize tutunarak doğrulurken. İki sene önce. pelikan kesesini andırıyordu. Şef garsonu birkaç saatliğine rehin aldım: "Çenesine sahip olan. Atom Bombacıyan. Aslında yemeğin tadı. Benim yerime bugün Sergio Leone adlı Levanten bir servis sihirbazı bakacak" dedirttim. Adamı sudan çıkardılar.. Nasıl gidiyor. hayatına da sahip olur. Eziyet uzmanları. Cengiz Cingöz. Sosa. fakat işe yaramayacaktı. Papyonumu çıkarıp bir masaya bıraktım ve güneş gözlüğümü takıp kalabalığa karıştım. Aniden irileşip kızıllaşan gözleri cam gibi çatladı. İşi bitmişti. sislerin içindeymişiz gibi başını kaldırıp sağa sola bakındı ve haykırdı: "Derhal bir ambulans çağırın!" Uzay üssüne benzeyen hastanedeki nöroloji uzmanı. Adamcağız sayıklar gibi inliyordu. sanki ağzımın içinde karnaval düzenliyorlar!" dedi. Bu kuraldır. 320 Abidin Dandini. Kerpeten takırdadı ve parmak fırlayıp ayağıma çaptı. Fonemik parafazi ve agrafiye yakalanmıştı. "İyi misiniz?" Gözlerini kırpıştırdı. Mitterrand'la gölde kirpi ota-rayım" dedi. saray müdürünü telefonunla aratarak. Dandini de sesini yükseltti: "Şimdi başını suya daldırdılar. ben de aynı yöntemle entipüften bir korku filmini anlatacaktım. Sağda solda moda takipçisi dobei İM manlar gibi bekleşen beş-altı koruma da patronun imdadına koştular. Abidin Dandini. Atom Bombacıyan'a afazi teşhisi koydu. ne dediği katiyen anlaşılmayan bir adam hükmediyor. Eşekten önce ahıra girmenin âlemi yok. Gıdısı. mutfağı teftiş edilen aşçıbaşı havalarında bizi selamladılar: "Hoş geldiniz patron. Diğer adamımız elindeki kaya tuzu topağını kesiklerin üzerinde gezdiriyor. Abidin Dandini'nin sözlerinden hoşlanmamıştı. artık birbirlerine hiç benzemiyor lardı. Cengiz. Buruş kırış kafası.. Gidip kulağına eğildi: "Senin biraderin vücudunda jilet kesikleri hızla çoğalıyor. Parmak. " "Ötmedi henüz. Niko'nun fedaisiydi. Bay Bombacıyan "Bunak bir fahişenin çürümüş rahminden fırlayan o bıçkın kırıntısını cehennemin yörüngesine oturturum!" dedi ve güm diye yere yığıldı. Çünkü afazisi var. II') Dikdörtgen şeklindeki uzun banyonun diğer ucuna. Ateşi vardı.."Hangileri?" "Sandalyedekiler. Yağmur. Abidin Dandini ve ben Bombacıyan'a koştuk. "Gelemiyorum. Bombacıyan malikanesine avdet etmişti. Hırıltılı sesiyle "Ziyadesiyle leziz. Bir koruma. Diğer masalardaki sosyetik müşteriler önce can çekişen Dragon'a. biraderi kendine getirir!" Kanlı kafa tiz bir çığlıkla fayansları çatlatınca. taş kesilen parmaklarının arasından kaydı. Yadigar Dragon ağzından beyaz bir köpük taşırarak geriye doğru l<. Onunla konuşmanın tek yolu vardı: 70 . anıları tazeliyorlardı. Kabız binbaşı düelloda. yetmişbir yaşındaki bu adaptasyon kaçakçının son dakikalarını seyre daldım. yüzünde ve vücudunun görünmeyen yerlerinde hızla sinek yeşili benekler oluşuyordu.

Lanetim geçse. ipi hazırlıyorum: Kapris volkaniği çağlayarak yoz tecrübesine ayılmıştı. Aşkım adresinde. karda jojoba. Engereği zemheri yas'a iletir. Kudüs'te depresif âşığa sor. Çoğunun yılmadan kopmaz ipi! Ağzını öpünce zihninin ayarı bakma yavaşladı. can çekişen bir av köpeğininkiler gibi kıpkırmızıydı. ilk turda elenir mi dersin? Cüzam gazisi kahpenin uyuzludan yara izi işleyişlerini öğreniyordu. Migrene doyup da enikonu kanınca. fahişeler sendikasının faaliyet raporu gibi karmakarışıktı: "Hayırlı evlat badigart. Hemen röfle yaptır.. iletkiler. Gemi beşik. Boş otoda dirilen Meksikalı dişi kim ya da kimindir? İlacı viski. Çünkü türü mayhoştur yağlı Ford'un. Şokta mıydı simgesel hippi.. "Beni mi emrettiniz?" He mi. krater suyunda? Hemen tetikçiyi sırtlarsın. Ben de mafyaya katıldığım ilk dönemdeki gibi. Gayretliler toktur. Atom Bombacıyan'la sürekli görüşen ve onun emirlerini bize ileten kişi Abidin Dandini'ydi. Dost bağından tombul bekçiler de sökülse. tetiğin emrinde. boğulduk mu düşünürüz. Kafein hapları ve amfetamin kullamyormuş... konuşmasını can kulağıyla dinliyordum. Tek kelimesini anlamadığım halde. Hem cenin de çediğini palet gibi vuruyor. hayır yerine aygır filan diyebilirdi. ilkel devriye delirip hepsinin ümüğüne binmişti. Hapşırırdık kola açarken. tırstık?' Hep şuur hali. oyun efkar tapası. Dürbünümü hayta cıvık moruğa fitliyorum. lüferleri ayarlayamıyoruz. Kızlar tuhafsa Doğu pekişirmiş. hayırların güncelliği ağır gelir. Kuş bana sordu. Hollywood filmi fragmanlarının meşhur dış sesi Don LaFontaine'den [1940-2008] lirik bir şiir dinlemekteydim: "Kumda vay tırtıl ölse. Yazan eşi. Zom olmadığından eminsen. Kurnazdı. uzmanlaştıkça çürüyor. Aksi. Ketum salağa deva yanlıştır. şakalarını geniş sanarak yuvarlamış. durağan." Atom Bombacıyan’ın çenesi ve ağzı titreyerek gözyaşlarına hazırlanıyordu. Saygon'da kılıç sattı. Yardım. tüy bul. oyunun sonunda didin. Gazabıma takılan pişerdi. fantom vapurcuğu. sathımıza sıksa jeli. Çiğ keder oyalar beni. Dadını alevli sona eklendiğinde görmemiştin. geceleyin depresifmiş. Çöl seçer gemimiz. ahbapları. yok mu?!! İçimi kaynar bir sel basmıştı. merkezin dışında kaldım. Kabaredeki son otlakçının zıbarmış figürü kanda serpildi be. "Artan kan senin!. uyumayalım.. hangi sessiz harfleri değiştirerek bu abuk sabuk cümleleri kurduğunu saptamam imkansızdı: "Daha sarih konuşamaz mısınız efendim?" Sonunda delirdiniz. Uyumsuzluğun çırağı kiralanmaz. kalem ucu. isli sisli gece. Averaj kimde. Kask giyme. herif pek enerjik. meşe stokla. Uzayda her namlu. Aklını bir kır. Yangına ilk toslamamıştım. Onur kördüğüm.ut 'Mi' soru ekiyle biten sorular sormak ve "He" ya da "Yok" şeklinde cevaplamasını istemekti. karbon şey. Canım sütlü mısır patlamış mı? Perhiz namert ömrüne ne katar? Hap yutmanın dejenere avuntusu için banyoda değişiklik tasarladım. hayali leşe bağlatır ipi. hiçlikte. Cayıyorlar. Bipolar bozukluk. baloncuk. Karalayıcı peçelerin yüzeyini sel çimenlere gömer. Harami cici felsefeci tatbikatta bir tütün çiğner se toz olma. İsyancılar girdapta fön çekmesin. gol atar oğlum. İkiz türbe 326 Fizan'dadır. Nah paradigma kazındı. gözlükleri. fuarı kapar keş. vagon için. nazenin beyin evrime demirli. Orda kahvenin ucuzuyladır dırdır. Kasvet ruhu yakar. santral sinir sistemi kördüğüm olmuş. Hoş.. Paslı tren kapanmıştı. Filler çürüdü. Dil evreninin gücü az. Bu isteğini nasıl dile getirmişti acaba? Huzura çıktım. Üstelik beyninde ödem oluşmuş. Horozlar piramide mi kondu? Pilli avcıyı silah veya kolonyası ıslatsın.. pespaye lort kumla doysun.. polenler kaldılar. Ve hazan bağını talan eder. Viranenin dinç sahibine peri verelim mi? Nerdeyse zenci de demin kustu. Pekin'de kaçak jokey nallattım. Harpleri. Çarpık mor kuklanın doğduğu barda bacın nasıl birinci seçildi?" 324 "Söylediklerinizi anlayamadığımın farkında mısınız?" He mi. Yem öğrenci kuğularmmış. şehrinde sinir haplarıyla siniyordu deli. Cesaret sebebiyle kınanmış kişi ağlıyordu." "Benden özel bir isteğiniz mi var?" He mi. geceleri uyuyarak geçirebilmek içinmiş. dibi nerededir bakalım. Sağır gözünde kardinal pıhtılaşacaktır. Toy efrada aşina ah geyşa soldu. iştahsızdır belki. He. Korkuların güncelliği beleş. Bipolar bozukluktan yani çift kutuplu ruhsal dengesizlikten mustaripmiş meğer: Gündüzün manik. Galiba kargoyu büyük Po otlaklarına iten isimsiz pigme oydu. Yargıç beni ipe çeliyordu. uçmazdık. Daha dün. Atom Bombacıyan’ın bu duruma düşmesinin bir sebebi. Latan kaçık. Yöre ifrit radarıyla taranmak. Yetimlerleydim. yok: İşte cinai şebekemize yön veren sihirli kelimeler.. Katırlara tez unufak bir ahır! Robot üye kessin şarkıyı. Çağında ilhamın dibini sığ sanan hiçten dingildesin. Yoğu karamıyorsun. Tümü sözlerimin özüne çelme iken artık donuklaşıyorum asgari. pasif cüceyi haşlama geceden. Dolayısıyla. Nafakasız çoğunluğun ardındayım. külçeler. Fil tezeğinde altın kaybedin. Fırtına değil veremdi. tilki. Jet dediğin yanıyor ve de bilim görmüyor. pis en kısa torununun omuzdaşlarıylaydı. güya kilo vermek için yuttuğu Topamax adlı ilaçmış. kurbanlık tipi mahvoldu. Patetik reaya ötmediği zaman. yok mu?! "Dur. Şili'de ışık açıksa uyanıyorsun. denize düşen yıldırım gibi boşa gidiyordu. Viskiye olan düşkünlüğü. bazen uğurlu tarifinin özetini sürdürüp giderlerdi. zehirlenmesin. Kahır belaya eşit: Gam yenmez mi? Ergen gelin karşısına kırk görümce alınca. Atom Bombacıyan iyileşemedi. Tilt kızardı. Haziran garaj koklamaya yetiyordu. aklınızın emniyet kayışı koptu ha? Gözleri." Sözleri. fesat icraatını ibiş enişte geberse yenemez." Adeta. Camia jönü tepetaklak zedelenmesin. Rahat tuzak. bilirsin? Fas'ta boşa yarışıyorduk. Tapmağın bulutu ufak. Saçma sapan cümleleri acayip vurgularla söyleyerek zırvanın zirvesine taşıyordu: "Kent çoraklığının sırnaşık ekiplerini. Tepelemeyin. Deli kölelere alıştık karımla. Sebil feciyse çökeriz. İndekse palavra işliyoruz. Zira evet yerine Levent. Fiziği hasırdandı. Bir kişi güvenlikliydi. Ceset deşikse parçayı iliştir. Görünüşe bakılırsa. yok mu? "Hırçın dul beş gol atmadığında. ona gayrı ses etme. Yerliler gerçekten dişli tokuşuyordu. Leş payı sorun olmaz. Velhasıl. Sırların zayıfı bile cemiyeti kasıyordu. ekmeğin yeni kapanı. benimle çok acıklı bir hatırasını paylaşıyordu: "Yani gar. 'Kodaman' yaz taşına. Ya vergiler? Aynı tüzükler. Mangırı vidalayıp herkese serpin. güncel çile. şefi yirmi lirayla idare etmezdi ki. Yuh! Kant bizi gene şarj etmedi mi? Finansta bir seviye korunacak. Çaktım büyü takımını. Japon'un künyeyi de silersen. onun risk almayı sevmesini açıklıyormuş. Hırs dünyasının hırsla ihyası azdırır-dı. patronun benimle baş başa konuşmak istemesine şaşırmıştım. Gama bıçağı kullanılarak yapıldığı için iz bırakmayan gizli bir ameliyat [Bila-teral cingulotomy] şifa getirmemiş. melanet. Kuyumuza şemsiyesini açmaz üveyse. dekadan kaçıklara kızmamıştı say ki. Şablon efkarı." "Bana bir görev mi vereceksiniz?" He mi. kalbe zıt krizi. atımı 71 . imzayı koy. Mayınlar diz327 dir teğmene. çeriyi ütüle kaç! Morglarda yün kumaş ile libero Kızılderili soğur. yok mu?!!! Ne desem. Güz kanı şekerlendirmişti. Yazın dünyadaki üzgün güveyler gelip tok karnına inat sayhası ısırmıştı. Kuyruğunu yalandan sallayan enselendi. "Lobiye tozduğunda motor setine termit üşüşmüş!" Telaffuz ettiği sesli harfleri akılda tutabilsem bile. Havai. uçurumdan iki tane Rus'u atıp piç kurusuna çıtlatın. Sufi güya. Rulo çalıyı çöz. gömüyorsun. Doktorun anlattıklarına bakılırsa. Kışlık meyvesini yuttu: İlginç de.

Kestane şerbetiyle sıvanmış gibi parlıyordu. kadınların güzelliği acı verir. Şu anda telaffuz ettiğim kelimelerin. şefkat ikramlarını hiç kimse ilelebet reddedemez Hayati. Otogarın polis sinyali biraz kesat. dükkandaki bütün mücevherlerin toplamından bin kat daha ışıltılıydı. tabancamın kabzasına nakışlar işledim. Kaçıyorlar. Atomcuk. Söylediğimi zannettiğim sözler ile telaffuz ettiklerim örtüşmüyor. Yine de anlatmak istiyorum. yolu telden aşsa. Dargın'dan on küsur sene sonra ben de evlendim. Harfleri. merhamet. Bir keresinde. Gidip. Falancaya temiz Niko kontratımı devredişimi sayma. Bildiğin gündelikçiydi. Ağlıyordum. Yadigar Dragon. Yeniyetmeydim. Bir tabanca satın aldım. İrmik zerk et fincan kulp: Ah şu fosfor farkı. beş satır kelam ya ettik ya etmedik. gizli bir çift pençe. Sümüğümü damatlığımın koluna siliyordum. Dargm'ın siyah beyaz fotoğrafını aldım. uzaklaştıkça büyüyor. O da Karekin Kuyumcuyan'ın zırt pırt Atom evladım. istemem gıcır sakallı gureba jargonu. Suikast ve mağlubiyet bize rol kesecek ve lakin esrarengizliğini de bileyecek... Limon lokavtçıya kesif telve içirir. İnsanlar. Kafile zalimse ahmak kibrin tadını yüceltendir. Uzay tanığı pelerini. Karekin Bey'e sonradan sordum. Munis. mafya pulu. değil mi?." Atom Bombacıyan. O esnada Yadigar da peyda oldu." 328 Atom Karınca Duası [Atom Bombacıyan] Hayati Tehlike'de damar var. Gel-gelelim. Kuyumculuktan öğrendiğim kadarıyla. Tatar gelinleri gibi. Ne zaman Dargm'ı hayal etsem.' Şimdi de sırrı açığa vuramıyorum: Ne sevgilim yaşıyor ne de dilim dönüyor. Dargın. Hayati çıkageldi: "Beni mi emrettiniz?" He ya da yok dememi umuyordu. Kurtuluş'ta Hissikablelvuku adlı bir kuyumcuda çıraktım. Hattâ kol kola Hissikablelvuku'ya geldiler. Marjinal baronun hırt gence özenip haiku. Bir Ermeni'nin. mülayim. ayaktakımı kabini.. damarlarımı çekip sararak yumak yapmış ve yanan çalılara fırlatmıştı sanki. annesiyle birlikte." Hayati sözlerimi anlıyor gibiydi. ifadesiz bir yüzle ve sessizce ağlıyordu. Amma tuhaf bir isim? Fakat ona yakışıyordu. Tevekkeli değil körpeliği iblisin. Cehennemde yazgının çözüldüğü görkemli fesih ile tabii ferasetim kısırdır. Kim bilir kim? "Güçlü moronları tam tekmil çarpıtın. altın yüzükler.. Onu gördüğüm ilk anı çok iyi hatırlıyorum: Kalbim bomba gibi patlayarak moleküllerine ayrılmıştı.. bir ibret vesikası gibi. III Bugünlere geldik. Çılgın fikstürü. hem de imkansız. Ağzımdan çıkanı da kulağımla doğru duyamıyorum. Dargm'm aşkı gönlüme Karınca Duası gibi nakşol-du. Ben de 17'I öyle yaptım.' şeklindeki hitaplarından biliyordu beni." Hayati aval aval bakıyordu. ırk ayrımlarının bir ehemmiyeti kalmıyordu. Adını. çünkü Dargm'ı almış ve aklanmıştı. Aşk çiçeğinin gübresi paradır Hayati. Yirmibir yaşındaydı. o da ayrı mesele. bilezikler. "Daha sarih konuşamaz mısınız efendim?" Konuya girdim: "Dert ortaklığını. küpeler. gelip alırım' dedim. benim canhıraş içtenliğimden daha çok iş görüyordu: "Hasıhkelam.. Fakat onun sevimli sahteciliği. Dargın da insanın içini sızlatan cinsten bir dilberdi. Mahalledeki fotoğrafçının çırağı. yani Cengiz'e bir fotoğraftan Hayati'yi işaret ettim. onun elmas damlası yüzü gözlerimin önüne gelse. Elbette rol kesiyordu. Kumraldı. Kurtuluş'u haraca bağlayan çetedendi. Perec Amca haklı. Hissikablelvuku'ya ayda bir uğrayan bir eşkıya tohumuydu. fotoğraf filan istemiyordu. Karekin Kuyumcuyan'dan yevmiyesini almak üzere dükkanı şereflendirmişti. haraç ödediği damat ile yevmiye verdiği gelinin düğününe gitmişti. Eşek şakası gibi" dedim. Dargm'ı kaptı. görmüyordum. Bundan hiç kimseye bahsetmemiştim. Onu aramıyordum." "Söylediklerinizi anlayamadığımın farkında mısınız?" "O niye? Doğduğunda doktor seni yere mi düşürmüş?!" dedim.. cümleleri yakalayamıyorum. ırz düşmanlığının daniskası sayılır330 di. yaralayıcı gerçeklerin üzerini kelimelerle örter. Düşündüm.. Karekin Bey'in evine temizliğe giderdi. Bir tanesini Abidin'e hediye etmiştim. Dargın temizliğe gelmiyordu artık." Fotoğrafta. taşındım. Kızın çenesini tutu: İsmin ne fıstık?' Ben bu suali Dargm'a hiç soramamıştım. sırdaşlık tekliflerini. Yırtık loş perşembelerim afaki. kendi çetemi kurdum.. Kaçan balık. annesi ona seslendiğinde öğrenmiştim. Hoş. Konuşamıyo rum. Bir senem orada geçti. sözcükleri. bir hayat bilgisi kitabı gibi bana gün geçtikçe daha çok şey anlattı: Yadigar haraç toplamaya gelmiyordu artık. zar dörtlü gelse kaptırmak mıyım? Çarpık filonun rotasını sıska kumandan gibi Babil'deki rahleye çevir. Çocukların güzelliği neşe. Umutsuzca sordum: "Onu öldürecek miyim?" He mi. sidikli salyası akmaya başladı. Şiilik ettim. Düğün günü sarhoştum. Hatırlamak ve unutmak insanın kontrolünde değil. Kedime saz aldım. Hissikablelvuku'nun da dibini köşesini süpürüp silerlerdi. O fotoğraf. Evlenmek bir erkeğin yapabileceği en budalaca fedakarlıktır. Peki ya ben? Ölünceye kadar haydutların prenseslere kavuştuğu bir istasyonda bekçilik mi yapacaktım? Kuyumculuğu bıraktım. Her neyse. Ilımı bacıyan Krallığı'nın Tehlike Imparatorluğu'na dönüş m < -. yok mu? "He. Sivrilmiş kemikleri donacaktır. muvazeneli bir gençtim. Bir sene boyunca hepi topu Karınca Duası kadar. Yine de eski bir meseleyi anlatmak için Hayati'yi çağırttım. İşler büyüdü. çünkü sınıf atlamıştı. Gırla şapel tenhalığı tavuslarındı. Dünyanın en ağır küfürlerim etsem ya da en harika aşk sözlerim söylesem kimse çakozlamayacak. Suç ortaklığı söz konusu olunca din. 'Aşkımı bir sır gibi senelerdir sakladım. Bir kız vardı: Dargın. Ben de 'Gelinle damadın iyi bir fotoğrafını tabedin. Beni dinlemesiyle yetineceğim. Karekin Bey yoktu. İnzivayı yamyamlar hışımla kutladı. şiir devşirmesi ne sakil! O komadaki konuğu vuralı korsan tutuştu. Doğayı közleyenin vedasından yari ustaca kıskanırım. ağzımdan doğru kelimeler dökülse.. Hırsız adımlara vız gelen yerde kadavralar savurdum. biteviye konuşarak. Pazartesi sabahları. Onaylayalım fasıl bitirimini ve koruluğuna perde insin. Ona bakarken hep gözlerim buğulanırdı. Dargın. ne duyduğu umurumda değil: "Bundan tam kırk yıl önce. "Benden özel bir isteğiniz mi var?" Canım sıkıldı: "Şu basit cümlemi anlamak gerçekten bu kadar zor mu? Ben senin ne dediğini gayet iyi duyuyor ve anlıyorum oysa?" "Bana bir görev mi vereceksiniz?" "Allah kahretsin!. Mermiler evrensel bir dil konuşuyordu. yine aynı şoku yaşıyorum Hayati. Yıllar muhakkak onu değiştirmiş olmalıydı. söylemeye çalıştıklarımla alakasız olduğunun farkındayım. Dargın. Domuzun yılandan olma piçi! Dargm'ı görünce.. Jöle içindir gelişkin tankın izi. Müslüman kızma meyil vermesi. Bense "Bıktım bu 'he-yok' saçmalığından Hayati. Atom Bey." Hislenmiştim: "Yadigar Dragon. Yine 72 . Artık korkulası olduğu kadar acınası biriyim. Dargm'ı unutamadım... Dükkan sahibi Karekin Kuyumcuyan bana işin inceliklerini öğretiyordu. anne-kız. dil.ful kızartmasın. birgün dükkana geldi ve Yadigar Dragon'un düğün fotoğraflarından ister misiniz?' diye sordu. Bakışırdık. Fakat şimdi bunlardın bahis açmak hem gereksiz. var gücüyle sırıtıyordu. İlkin sersemledim. Konuşmazdık. Atom yavrucuğum... takım elbiseli genç bir adam. Hâlâ da silahlarımın üzerindeki işlemeleri kendim yaparım. Şekere gömülsem tözüm artık fişeklenir..1 nin münasip olacağı fikrine vardım. Otuzlu yaşlarmdaydı. kolyeler aldılar. senin için bir mana ifade eder miydi. Tabiattaki bütün çiçekler yok olsa ne hissedersin? Karekin Bey. devrimci tüfek nefesi kâr etmezse namlu kekeler.

Yani fotoğraftaki os. İcabında.o. istifim bozmamaya çalışırken. Kışı uykusuz geçirmiş bir ayıya benziyordu. nafile." Vakur Avangart ve Nuri Torino'nun haklanması. Fotoğraf elimde.. Zaten pat diye karşısına çıksam. Turgut Rulet [Çeteye ara sıra hizmet sunan gedikli bir tetikçi] ve Victor'a gösterdim. Yadigar'ı mıhlayacaktım.ımi'. önündeki masaya diziyordu. ifrit fısıltısı gibi görünmezdi. Abidin Dandini'nin ağzını aramaya gelmişti: "Avangartla Torino'ya üzüldüm. w...beyefendi kim sizce?" Herif cin gölgesi. 18671905. Kalibre. Dargınla aynı gezegende yaşamakla avundum. yeraltı dünyasında gerginliğe sebep olmuştu." O sırada illüzyonist sahneye çıkmış ve şovuna başl. Önce boş ellerini gösterdi. çenesiyle sahneyi işaret etti. Yumurtaları. Onları gökdelenin terasından vahşi kuşlara fırlatırım. fakat ölmesini istediğim asıl kişi. Film bitti. "Efendim?" Hızır Hızlı söyleneni duyamamıştı. Hapisten kaçmak için kazdığım tünel beni tımarhane mezarlığına ulaştırdı. Bir bahar akşamı. Halil İbrahim Kalibre. işte o kızı seviyordum. Dargın Dragon'un bünyesinde. hayat devam ediyor. Fotoğrafın orijinali siyah beyaz. kulise gidip illüzyoniste manifesto çaktı. kulaklarını. trafiğin zürriyeti bağlanmıştı.. Ve bana onun kellesini getir. I-ıh.ruk çuvalı çoktan buruştu.. siyah-beyaz ve küçücük bir kopyası vardı. Dargm'ı kendime sakladım." "Yorma kafanı. artık önüme gelene soruyordum: "Bu -lanet olası. [MARCEL SCHW0B. ben de 'İyi bilirdik' dedim.kuna düştü ben çözemiyorum. Dandini. Yadigar Dragon'un kırk sene önceki hali bu. duysa da anlamazdı. Kendi kendime söz verdim: Dargm'ı hiç rahatsız etmeyecektim." "Sırada kim var? Ha?" Abidin Dandini. kolunda geliniyle sırıtıyordu! Aynı fotoğrafın bir de eski püskü. salonda bir tur döndükten sonra Halil ibrahim Kalibre'nin tepesine iniş yaptı! Hokkabaz. Kalibre.. Abidin Dandini. Etrafta. Ormanın sonundaki uçuruma varınca durduk." "Geciktim biraz. yakıp yıktım. (.. başındaki kuş uçtu. Kırk yıl bir sürü adam vurdum.. 73 . herkes bana baktı. Dargın ölürse... Yadigar ölünceye kadar bekleyecektim. m Kabus görürken hayal kuramazsın Kahkaha yok olmaya mahkumdur. "Evet sayın seyirciler." Uzattım. Geçenlerde. Halil İbrahim Kalibre'yle buluşacağımız Owl adlı gece kulübündeydik. Bana da elini uzattı. kağıdı açtı ve ortaya çıkan yazıyı sessizce heceledi: SIRADAKİ SENSİN HALİL İBRAHİM KALİBRE. beynini güzelce kesip paketlersen makbule geçer. adamın iki yana açılmış kollarına dizildiler. Karadeniz'e bakan ormanlık bir arazide ilerliyorduk. "Hayati Tehlike" diyerek kendimi tanıttım. Çıkışa ulaşmak için labirenti ateşe verdim. benim meçhul hedef. Durumu izah ettim: "Düğün fotoğrafından kestim. Ağacın dalma bir de misina doladık. Halil ibrahim Kalibre "Sözüm meclisten dışarı. Kırk yıl boş yere bekledim Hayati. ne halde olursa olsun. geceye ekstra karanlık katan nemrut suratıyla ortama dahil oldu. dünyayı dişlerinin arasında tutuyordu.. üzerine de 'Eski fotoğraflarınız onarılır-renklendirilir-büyütülür' yazmışlar! Fotoğrafçıdan. Kanlıca sahilinde balıkçıların fotoğrafını çekiyordum. "Cep bilgisayarını şarja tak!" diye kükredi Dandini. gülümseyen Dandini'ye bakıyordu. Kalibre'yi salıncağa oturtup bağladık. kaybolmaya yüz tutsa bile. mağduriyeti332 me son vermeyecek. Bu fotoğrafı düşürmüş. Teşvikiye Camii'nde cenazesi kılındı. Bir tanesi de başına kondu. gözüm açık gidecektim. O zaman. kimler gelmiş. Cengiz Cingöz. Şimdi yetmişlerinde. onu benden alan pisliği temizlemiş olacaktım." Damadın son yolculuğu Fotoğraftaki adamın kim olduğunu bilen yoktu. bagajda öyle tepiniyor ve bağırıyordu ki. Kulübün prestijli loşluğunda. aldı. konsantre olamıyorum. Ben girince paldır küldür pencereden kaçtı. Adımı takdir eder gibi ağzını büktü ve nazire yaparcasına "Ben de Halil İbrahim Kalibre!" dedi. sevdiğim kadını dul bırakmamış.. İntikamım zaman aşımına uğradı. Çifte Yürek] Gece. onu gülerek karşıladı. Yani el çabukluğuna dayalı hile teknikleriyle gözleri aldatan adama rüşvet verdi.. Çok iyi ve çok kötü şeyler uzun sürmez. Abidin Dandini. Eğer ben ölürsem. Namevcutluğu.. açık unutulmuş çamaşır makinası gibi köpük saçıyordu. cehennem dumanı. bakalım şimdi sıra kimde?" deyince. Kuşlar. İslam'a dönecektim. deliğe şimdi kim düşecek diye. Ne zaman bir aptal görse sevinir: "Ooooo. kimin sakızı kimin b. Artık kırk yıllık damadı son yolculuğuna uğurlayabilirdim.. Aksine.. bir tane daha. içimi onu gebertme arzusuyla dolduruyordu. N'apahm. Bir sigara yaktı: "Ne bileyim Abidin? Kenef gardiyanı gibi bekli334 yorum ben. ellerini. kaç yaşında. dilini. Vitrindeki kocaman düğün fotoğraflarından birinde. Lı rini. Çevremdeki herkese sordum. Sahil yolunun üst tarafındaki fotoğraf stüdyosuna doğru yürüdüm. * ^f * "Bebeği beşiğe koy" dedi Abidin Dandini. arabanın içinde birbirimizi işitemiyorduk. benim deli olduğumu düşünürdü. giysileri derisinden daha dar kızlar dolanıyordu. Şimdi senden ricam şu: Al bu fotoğrafı. günden güne. yumruk yemiş gibi morardı. Hissikablelvuku'ya gelen temizlikçi kız. çaresizliğimi perçinlcyo■<• l< V ı ne de cıvık çakalı bul. 'Nasıl bilirdiniz?' diye sorulduğunda." Doğru ve yerinde bir soru sordu: "Onu öldürecek miyim?" Anlayacağı dilde cevapladım: "He. Bir fotoğrafçıya verip renklendirtmiştim. vitrindeki damadın Yadigar Dragon olduğunu öğrendim. parlak yeşil ceketi ve lavabo beyazı dr." "Evet" dedi Dandini "ama bu iyi bir şey mi?" Bay Kalibre'nin suratı.. Sana daha yeni bir fotoğrafını verebilirdim. Aylar geçti. Aşağıda deniz. Bir cüce için fazla uzun bir isim? "Memnun oldum. kusura bakmayın. renkli ışıklar yanıp sönüyordu: İçeride polis arabaları UFO kovalıyordu sanki. Bu adı daha önce de işitmiştim. başınıza talih kuşu kondu!" diyen hokkabaz. Bu cinayet. kıvançlı bir sırıtış ve Bay Kalibre için alkış talep eden jestlerle masamıza yürüdü. "Ağzını bantlamadın mı?" "Bantladım. İkisini yan yana koymuşlar." Anadolu yakasında. panterin ağzındaki portakal misali. dehşet saçtım. Fotoğrafı evvela Abidin Dandini. Kırk yıl. Uçurumun kıyısındaki yüksek bir ağaca upuzun bir salıncak kurduk. Oradaydım." Tokalaştılar. "Bunu dedem de yapar" diye düşündüm. giderek eriyip küçülse. Yanlış bir oyun oynadım.. Dargm'm öldüğünü öğrendim. Atom Bombacıyan’ın sıradaki kurbanını merak eden Halil İbrahim Kalibre. Illüzyonistin tek tek alıp havaya fırlattığı yumurtalar beyaz güvercinlere dönüştü. Elleri ve ayakları bağlı Halil İbrahim Kalibre'yi bagajdan çıkardık. Yumup açtı ğında avucunda bir yumurta duruyordu. Sahneyi yandan gören bir masaya tünedik.de. Bir tane daha. Kıçımın halkası kayboldu. leriyle Cem Yılmaz'm Hokkabaz filmindeki iskender Tüıuy dın'ı hatırlatıyordu. Sıkı numaraydı. kalbini. ti: Kaim gözlükleri. "Tebrikler beyefendi. Kan döktüm. Polise gittim: "Dün gece eve döndüğümde içeride hırsız vardı." Polisten de ses çıkmadı. Halil İbrahim Kalibre. gelerek yakaladığı güvercinin bacağına iple bağlı katlanmış kağıdı ibrahim Kalibre'ye takdim etti. ayaklarını. Dargın'a gidip evlenme teklif edecektim. Böylece. Tanımıyorlar.

bana yaklaştığı sırada başını öne eğdiğini fark ettim. Fazlasıyla kan kaybettiniz. Köylü kadını meğer senaristin yıllardır ayrı yaşadığı fakat resmen boşanmadığı karısı işe almışmış. çoğunlukla. uyuşturucu tedavisi gören Uçan Kız'a birkaç kez götürmüş. n'olur ölme. Nazikçe reddettim. 'sağdan sola' kısmını çözmesine gerek kalmazdı. Hikmet Mete Tetik'in sağ kolu Ferdi Fedai gözlerini açtığında ona sevgiyle gülümsedim: "Şu anda nerede olduğunuzu biliyor musunuz?" Erenköy'de boş bir apartman dairesindeki oda." "Ne?! Onyedi yıl mı!" "Evet. kahvaltı sofrasında gazetenin bulmaca sayfasını açar. Daha ondördümdey-dim. Abidin Dandini. temkini yok eder. Bir yandan da boğuk sesler çıkararak yalvarıyordu: Yaban fokunun çiftleşme çağrısı gibiydi. bilmiyorum.. Ben bir gün sandal yeye çıkıp afişteki kadına mavi bir bıyık çizmişim. "Ölme anneciğim. Gitgide kızaran ve irileşen kafasından duman çıkıyordu. Kalibre'yi sallamaya başladım. Üç katlı evin her yeri kitaplarla doluydu. "Senin annen.. burada mısın? Kabusun ortasında hayal kurma!" Ona bir bakış attım: Kıçı kırıklıktan çıtkırıldımlığa ne çabuk yükseldin? "Benim kadar çalışırsan sen de yükselirsin. Elyazmalarının dizili olduğu bölümde Çanakkale defterleri yan yana duruyordu.." "Epeydir derken?" "Eee." 74 ." "Ben senin annen değilim. tası tarağı toplayıp uzak bir semte taşınmışlar. annemle babam ziyadesiyle ke-derliymiş. o kadar «1/ Abidin Dandini'nin sesiyle kendime geldim: "Hey evlat. Köylü kadın beni hastaneye. neyim var?" "Epeydir komadaydınız. annemin uzaktan tanıdığı bir köylü kadın. Beni evine davet etti. Ağzındaki bomba patlamasın diye sürekli başını geriye atıyordu. yukarıdan aşağı sütunundaki 13." Utanmadan bir de aklımdan geçenleri okuyordu. karısı onu terk etmişti.. "Azrail'in programında ne varsa o!" dedi ve salıncaktaki kurbanın dişlerinin arasına bir el bombası yerleştirdi. Bombalı salıncaktan geriye yalnızca tepeden sarkan kısa ip parçaları kaldı." "Hatırladığınız en son olay ne?" "Eve dönüyordum. Galiba altına işemişti. Cinai tehdit ihtiva eden bulmacayı ben hazırlamıştım.. Mübeccel Ecel adlı Uçan Kız ise. hobisi bulmaca çözmekti. zavallının son cümlesi buydu. Karaciğerinizden bıçaklandınız. Senarist babam. "Hastanede miyim?" "Neden burada olduğunuz hakkında bir fikriniz var mı?" "Yok. bir hastaneye ait gibi döşenmişti: Hasta yatağına uzanmış Ferdi Fedai'nin koluna serum bağlıydı. Yaşlı başlı bir senaristin metresi olan Uçan Kız beni doğururken." dememle on yıl yaşlandı. Salıncağı var gücümle ittim. Beni öz evladı gibi seven üvey annemi. Beykozlu İdris oğlu İshak'ın günlüğünü bulunca silahımı çektim ve namluyu Zühtü Bey'in buruşuk gırtlağına dayadım. Birden. beni parktaki salıncakta sallayan annemi hatırladım. Budapeşte'den aldığımı söyledim. gazete kağıdına basılmış ve Lokman Kolpa'nın posta kutusuna bırakılan gazetedekiyle değiştirilmişti. Bombanın pim halkasından misinayı geçirip düğümledi. sürekli titriyormuş.. Onyedi yıldır. hayatta olduğunu biliyor mu?" "Ne olacak şimdi?!" Evet. Elli yaşında pankreas kanserinden öldü.Kalibre'nin ağzındaki bandı söktü: "Karın.. "Ben ölüyorum Hayati" demişti.. Ölü biyolojik babam ile baygın biyolojik annem arasındaki emniyetsiz boşlukta tümüyle savunmasız halde duruyormuşum. minik kareleri harflerle doldururdu. Derhal yanıma gelip kitabı görmek istedi. Birkaçını inceledim.dyi görmeyi umuyordu." "Bugünün tarihini söyleyebilir misiniz?" "Haziranın 25'i galiba?" "Ferdi Bey. hayır.Kavalyem Azrail "Neler söylüyorsun anne?" Mini eteğiyle uçarak tüm dünyaya külotunu gösteren şu bıyıklı. O yoksul fakat neşeli kadını. beni besleyebilmek için annemden yardım istemiş. Bir gün. 336 Bu sözün anlamını kabul edecek durumda değildim. senin annen o!" deyip kolunu ağır ağır kaldırarak. ömrünün son dakikalarında bana hakikati anlattı. Zühtü Zubizaretta'ya telefonda "Cihannüma'mR ilk baskısıyla ilgilenir misiniz?" dedim. geceden kendini vurarak ebedi uykusuna dalmışmış. Davulcu os. Zira çocuk sahibi olamıyorlarmış. Uçurum boşluğuna gidiyor ve geri geliyordu." n«ı "Adınız nedir?" "Ferdi Fedai. Çocukluğumda. kucağında yeni doğmuş bir bebek yani beni getirmiş. Mor ağzında düğümlenen yıllanmış somurtuşu kabardı. Kitabı nereden bulduğumu sordu. Annemle babam. O haldeyken bile Cih. Kendilerince. Arabamı otoparka bırakmıştım.ruğu gibi güme gitmemiz an meselesiydi. Yirmi yıl önce. Fakat maalesef Uçan Kız bilinçsizce etrafa saldırıyor. Bir düzine kitabı çantaya doldurdum. boynumda stetoskopla doktor kılığındayclım. Kalibre'yi sallarken dalgmlaştım." Cevap 11 harfliydi. Köylü kadın da beni anneme devredip köyüne dönmüş.. * ■$? * Lokman Kolpa'nın işi kalpazanlık. 40 bininci kitabı aldığı gün. Her sabah. Halil İbrahim Kalibre'nin. Merak. bilgisayarda aslına uygun şekilde düzenlenmiş. Tabancayı uzaktan yüzünde gezdirdiğim Zühtü Zubizaretta "Artık maalesef yal338 nızca 107 bin 487 kitabın kaldı. embesil sarışın nereden benim annem oluyor? işte o zaman. Ambulansla hastaneye getirilirken kalbiniz durmuştu. Kültürünü bulmaca çözerek geliştiriyordu. "kan çekecek. Gözyaşları içinde ellerini öpüyordum. yeni doğurduğu bebeği ilk kez kucağına alan anneler gibi ağlayarak gülümsemiş. kendimi bildim bileli salonun duvarında asılı duran afişi gösterdi: Uçan Kız . Ondört yıl önce. Yanımda büyükçe bir deri çantayla gittim. yanında bir tek o köylü kadın varmış.. Ve nasıl desem. Deney başansız olmuş.annixm. Bummm! Halil İbrahim Kalibre yanık zerrecikler halinde uçuruma saçıldı. soruda bir tuhaflık olduğunu fark etti: "Naçiz vücuduna kol kanat geren hempalara dümen çeviren ve sezon nihayete ermeden künyesi silinecek olan müptezel fırıldakçı. alkol ve uyuşturucunun etkisiyle sızmışmış. Kitaplarımı almayın!" Kırbaçlanan bir kardanadam gibi darmadağın oldu." Sesi titriyordu.. Sonra da emzirmiş. O gün. Köylü kadın.. bağırıp çağırıyor. Merdivenleri çıkarken "107 bin 499 kitabım var" diye açıklamada bulundu. hastanın kalp atışlarını gösteren bir monitör bipliyordu. Uçan Kız filminin posterini salonun duvarına asmışlar. Ben de üzerimde beyaz önlük. çocuk posterdeki kadına nedenini bilmeden ilgi duyacak" di ye düşünmüşler. Sizi hayata döndürmeye çalışırken beyniniz oksijensiz kaldı. Bulmaca sayfası. Bir şey diyemedim. Çok heyecanlandı. Annem beni görür görmez." "Söyleyin doktor.. Sağ köşede. Bu büyük felaket karşısında acıyla kıvranıyordu: "N'olur. Önce 'yukarıdan aşağıya' bölümünü çözer. Kitaplara dokunmamdan gıcık kaptığını hissediyordum. Bizi de beraberinde patlatmaya niyetlenmişti..

Dandini paltosunu çıkarıp göledi kapatmıştı." Gaipten gelen ıvır zıvır Görüyorsunuz ya. Daima alaycıydı. Uzun zaman oldu. Mesela golf oynayan ya da havuzda yüzen canlı hedefe. Buz pistte paten kayıp dans ettik: Rakip çeteler tarafından vurulan adamlarımızı bazen bekletmemiz gerekir. uyanmanız ancak bir mucizeyle mümkündü. iltifat tadı veriyordu. boyadı.'" Abidin Dandini'yi tanıdıkça konuşkanlığın tevazudan kaynaklanabileceğini. birini ölümle tehdit etmede kullandığımız bir yöntemdi. buruşturdu. Şebnem'in doğum günü için. Çeten seni sattı. Aynayı. Ferdi Fedai ölesiye şaşkındı. bir böyle konuşurduk. Artık sen benimlesin. Onyedi senede çok şey değişti. Düzenli tedaviyle. onun çenebaz bir kaçık olduğunu düşündüm. Moda'daki evine giderken kloroformla bayıltıp sahte kliniğe kaçırmıştık. Kas sisteminiz tümüyle paralize olmuş durumda." "Yalan söylüyorsunuz!" "Lütfen ümidinizi kaybetmeyin. Abidin Dandini'ye "Aşk'm gerçekte ne olduğunu kimse bilmiyor. Abi-din Dandini "Çok talihsiz bir hafta geçirdi" diye hayıflandı. Önceden aramızda kararlaştırdığımız bir kişi. arkadaşlarının tebrik mesajlarının yer aldığı bir film hazırladım: Özellikle mafya içinden birinin ortadan kaldırılmasına karar verildiğinde. Kel bir devin kafasındaki son saç teli gibi yalnız hissediyorum" ya da "Şahin Şahmerdan'a söyle. "Önce öldü. 817 numaralı odaya bir ayna getirebilir misiniz lütfen" dedim. Bana Onan Kellesini Getirin!] Abidin Dandini kör olsaydı bile. Ve ona şöyle diyeceksin: 'Ben evli bir adamım. hesaplaşma tablosu tersine döner. Ağrıdan harap olmasın diye morfin enjekte ettik ve gözkapaklarmı açıp bantladık. Daha sonra serum içinde Norcorun bağlayarak Ferdi'yi geçici felce uğrattık. ister istemez sağa sola kayılır. 141 Çeteye girdiğim ilk günlerde. Abidin Dandi-ni'den öğrendiydim. Yolda sordum: "Genç bir kadın mı bu Madam Gali?" "Hayır" dedi. Ferdi Fedai'nin yüzüne tutum. RNA'larımda romantizmin R'si yok. onun karşısında ceketimin düğmelerini iliklerdim.Ferdi Fedai dehşet içindeydi. 75 .. "o kadar yaşlı ki. birkaç konu belirlerdik. sen iyi bir adamsın. Hakaretlerinin inceliği. Çünkü başı hariç tüm vücudu felçliydi. Biz de konuşmayı dışarıdaki ekrandan izliyorduk: "Silahlar nerede?" "Nasıl bilebilirim ki? Onyedi senedir uyuyorum? Depodadır herhalde?" "Bak Fedai. Bombacıyan da "Kadın olsaydım. Hijyenik ped reklamı gibi imalı sözlerle ve sahte bir neşeyle konuşuyordu. Mesela bir restoranın dekoru." Felçli Fedai: "Tetik beni öldürür!" "Patronun tahtalıköyü boyladı. Onyedi senedir hastane masraflarını Atom Bombacıyan karşılıyor. Bombacıyan çetesinin üst tabakasında yer alan ve ölümcül sırları bilen 'Şahitlerden olduğumun işaretiydi. takma sakalı gevşemişti. 1925-1984. Seyrelmiş ve 340 ak düşmüş saçlarını. Şebnemle Pera Müzesi'ne gittiğimiz gün. Yeşilköy'deydi. mizah ile merhametin akraba olduğunu ve ilk izlenimlerin izlenim sayılamayacağını kavradım." [SAM PECKINPAH. keyfi yerine geldiğinde ise müspet sözler söylemesini teklif etmiştim: Gizli polisler veya yabancı gangsterler arasında kullandığımız bir taktikti. cehenneme gitmesiyle benim bir ilgim yok.. "Benim." Sanki ona yalan söylemeksizin konuşmanın bir yolu yokmuş gibi "Üzülmeyin" demekle yetindim. Önce intikam alır. Abidin Dandini. cesetleri Florya'daki metruk buz hokeyi pistinde saklamıştık. bütün gençliğim bu lanet yatakta geçti!." Fedai zırıl zırıl ağlamaya başladı. mafyadaki tecrübelerimden uyarlamaydı. olay veya yer hakkında bir öyle. Ruhumun fermuarı sıkışmıştı. Madam Gali denilen bir kadına elmas satacaktık." dedi "Gizli depo. Dahası. şimdi de işten kovuluyor. Böylece. memelerinden süt yerine süt tozu akıyor. çamurlu suya basmasın diye yere paltomu serdim: Bunu. İncele incele iltifata dönüşen hakaretler "Onu öldürürken kibar davranman gerekmiyor. makyajla ihtiyarlatılmış Abidin'i tanıyamamıştı. Makyajı akıyordu. Bu kayıtlarda "Cennete giden en kestirme yol cehennemden geçer" ya da "Senden sonra dünya çok ıssızlaştı." Vakur Avangart çeteden ihraç edildiğinde. bir hastalığın iyileşmesine ve kötüye gitmesine neden olan şeyler ya da eski şarkılar gibi. cinayetten önce düzenlenen bir nevi cenaze merasimiydi.. Geçen yaz. Toydum.. Maktule. Gizli cephanelikten haberim var." Beni de tiye alıyordu.." "Onyedi senedir burada değilim! Beni tuzağa düşürdünüz!" Kolumdaki saati ağzıma götürerek "Hemşire hanım. Doğrusu.. Abidin Dandini içeri girdi: "Geçmiş olsun Ferdiciğim. bir tür dansı andırır. Şebnem'in Ş'si değildi." "Hikmet Mete Tetik öldü mü?. Nadide'yle tanışmamıştım daha. Ferdi Fedai'nin ve Abidin Dandini'nin yüzünü onbeş-yirmi yıl ileriye kurdu: Macunladı. On seneden fazladır birlikte çalışıyoruz. uzamış sakallarını. tanıdıkların müstakbel ölüye hitaben taziye mesajları filme alınır ve ilgili kimseye gönderilirdi." Hayret tünelinde ışıksız kalan Ferdi Fedai'nin gözleri doldu. "Seni seviyorum Şebnem" yazılı frizbi fırlattım: Bu. Elini omzuma koydu. biri de bacaklarından tutup taşırken. Pistte ölüyü bir kişi kollarından. Bahçe girişindeki nöbetçiye "Kapıyı kendin gibilere açma" derdi mesela..." "Hangi silahları? Ben artık her şeyin dışmdayım. Ferdi Fedai'nden. ondan sonra cesedi ortaya çıkarırız. Doğrulmaya çalıştı fakat başaramadı. Abidin Dandini. Kolumdaki 'Ş' harfi dövmesi. gizli silah deposunun yerini öğrenmek istiyordu. Şebnem Şibumi'yi etkilemek için yaptığım her şey. "Kıpırdayamıyorum?!" "Sakin olun Ferdi Bey.. benim DNA'larımda duygusallığın D'si. Az sonra hemşire kostümlü güzel bir kız elinde aynayla geldi. fakat ellerini kıpırdatamadığı için durumun farkında değildi: "Yeşilköy'de. Sürekli yatmanızdan kaynaklanan bazı yaralar da var. Halil İbrahim silahları nereye saklıyordu. sözgelimi "İşin bitti Volkan Revan" yazılı frizbi yollarsın. Bana öyle çok şey öğretti ki. 342 Barika'daki Sevgililer Günü partisinde Şebnem'e canı sıkıldığında halası hakkında menfi. söyle." "Geçen sene. Gece boyunca bir makyaj sanatçısı. kırışmış zayıf yüzü nü görünce ağlamaya başladı: "Demek. Derdimi anlıyormuş-çasma başını sallayarak iç çekti: "Eminim bir gün sen de hayatının kadınına rastlayacaksın evlat. Frizbi gaipten gelir. hayatım onun yazdığı bir senaryoya dönüştü. değil mi?" diye soruverdim. Hapiste şişlediler. ben sadece tetiği çektim" türünden tuhaf laflar edilirdi. fakat erkeğim ve beni huylandırdın" demişti. yazık.." Onu." "Sen de kimsin?" Ferdi. göğsünde bana sıkılmış bir kurşunun izini taşıyor.. Hemşire "Ferdi Bey'in ziyaretçisi var" dedi ve odadan çıktı. Gülmemek için kendimi zor tutarak kapıya yöneldim: "Sizi baş başa bırakayım. Tek fark şuydu: Tehdit frizbisini atan kişi saklanır. Atom Bombacıyan arabadan inerken. birkaç aya kadar yemeğinizi kendiniz yiyebilirsiniz.." "Evet dışmdasın. Hareket kabiliyetinize yeniden kavuşmanız için elimizden geleni yapacağız. Kumar oyna-yacaksak. şu andan itibaren kalbim senin için çarpardı. uzatma.

Meleksi itaatkarhğıyla kalbimi yumuşatıyordu. Atom Holding yönetim binasına yakın bir apartman dairesi kiralayıp dekore etmiştim. "Aptal gibi görünmeyi göze alırsan. Devlet Malzeme Ofisi'nde çalışan.. Hikmet Mete Tetik'le görüşen Abidin'i beklerken oyalanıyordum. hattâ onlarla dans ettim. Nadide beni muhasebeci sanıyordu. akşamüzeri ofiste ağırlıyordu. Tebessümü yüzüne yayıldı. M-.Beni birileriyle tanıştırırken şöyle diyordu: "Hayati Tehlike. Kendisine silah doğrultulduğunda gülerdi: "Bundan sonra doğum günlerim bensiz kutlanacak. Gelin polis arabasının arka koltuğunda oturuyor. Kadın erkek münasebetlerine damgasını vuran meşhur hassasiyet." Üçbuçuk milyar erkek adına verdiğim cevap işte buydu." Benimle evlenir misin? Gerçi şu anda 'ben' derken neyi kastettiğimi bilmiyorum! "Merhaba" deyip gülümsedi. aşk'm bir boyutudur" demiş ve eklemişti: "Hem sonra." Nitekim sevgilisi Leyla Ka-lahari bir zamanlar şarkıcıydı. Ortası yoktu. bir şartım var. Eşimizi tanımamızı engelleyen hastalık mirası [o uzlaşmacı. saraya gereken zarafeti tek başına karşılıyordu. Kucağımda bebekle tığ teber şah-ı merdan kalakaldım. elleri arkadan kelepçelenmiş damat da bir polis nezaretinde arabaya bindiriliyordu. Duvağın ardından hüzünlü bir şefkatle "Burnun yapayalnız kalmış" dedi. Yalnız. bütün erkekler bekardır" 344 Four Seasons Hotel'in barında oturuyorduk. mucizeleri ucuz atlatırsın" diye geçiştirdim. Kader Güler. karısının cesedi soğumadan." Nadide Dide. Siyah-beyaz gelin-damat fotoğrafları cidden enteresandı: Asansörde en üst katın düğmesine yetişebilmek için cüce gelin. Annem bana "gerçek annen o" deyip Uçan Kız afişim işaret ederek ruhunu teslim etmişti. aslında duyuların çöküşüyle başa baş gider. Ondan. ilaca ihtiyacın yok. iki dakika önce tanıştığınız bir kadınla bile yatmayı düşünebiliyorsunuz. Gün boyu telefonda çene çaldığı arkadaşlarını. değil mi?" "Aynen öyle. Ona göre. Abidin Dandini bir kahkaha patlattı: "Martavalın daniskası! Bak. hem kadınların büyüsüne kapılıyor. herhangi bir davranışını ya da sözünü de.. Bunlar gibi onlarca ilginç fotoğraf.. öyle mi?" Birine silah doğrulttuğunda gülerdi: "Cehenneme gittiğinde seni Abidin Dandini'nin gönderdiğini söyle. Sağlıklı ilişki ya da mutlu evlilik dediğimiz budur.. canımı almaya kalkışmasına engel olma yacaktı. Gelinim o kadar güzeldi ki. [TİM TRILUNG.." Gelinlik giyeceksin. Lüks mekanlarda vakit geçiriyorduk. Mesai saatleri dışında da birlikte takılıyorduk." "Öyle mi? Neymiş?" "Sevişirken göğsünden nefes alacaksın." Düğünümüzde. hem de onları büyülüyordu. Bıyığımı kesmiştim." "Öyleyse bilim adamları neden bunu açıklamıyorlar?" "Çünkü saygınlık ve zenginlikleri. Daima ya çok öfkeli ya da çok neşeliydi. ıssız bir yoldaki süslü bir kamyonetin kasasında dikilmiş el sallıyordu. cüce damadın omuzlarına basıyordu. son derece yaygın olduğu bilinen 'erken boşalma' sorunu çözülebilecekmiş. evlilik ise sağırlaştırmıştı. Alelade bir çapkın değildi. Avantaja bağladım: "Elbette. Aptal gibi görünmeyi göze alırsan. Hayat bir oyundu ve Abidin Dandini insan la rın hayatıyla oynuyordu. telefonu "Buyurun Nadide Hanım" filan gibi bir cümleyle açarak aile hayatıma zehirli şüphe tohumları saçması işten değildi.. ben de birilerinin beynini uçuruyordum. Fakat sevgisi. Gaga Sanat Galerisi'ndeki Bekarlığa Veda adlı sergiyi geziyordum. Evliliğimizin otuzüçüncü ayında oğlumuz Gerçek dünyaya geldi ve Nadide doğum sırasında öldü. Dergiyi alıp karıştırmaya başladım. Bir de kırkdört yaşında." Doğru söylüyordu.. Beni neden sevdiğini öğrenmeme izin vermeksizin scvcı di. Daha doğrusu. Kalbim yanan bir gemi gibi onun aşkının sularına gömüldü: "Merhaba. Geçici Diriliş] Nadide Dide'yle tanıştığımızda. paslı fare kapanı ağızlı kadın beni derhal evden kovmuştu. Yapması gereken tek şey. iyi bir fotoğraf bize bir hikaye anlatmalı ya da ilham etmeliydi. Ben havlarsam o ısırır. Her şeye gülebilirdi. Zaten ofise hemen hiç uğramıyordum." Onu tam olarak anlamak imkansızdı. vergi hesapları vesaireyle iştigal ediyor zannederken. Yüzüne iki numara büyük gelen gözlerinde. ben uyursam o horlar.rursam o kokar." "Emin misin? Bu kadar basit mi?" "Evet. monoton ve kronik romantizm]. Bay Dandini. Bazı günler birlikte fotoğraf avına çıkardık. Gözlerinden engizisyon ışınları yayan. "Sen evlisin?!" "Henüz değilim. Öz babam. Aksi takdirde. sarışınlığını baskı altında tutuyordu. Burası güya benim ofisimdi. Karım beni muhasebe defterleri. tekrar ağzında toplandı. Canlı bomba kadar hassaslaşmıştım fakat belli etmemeye çalışıyordum: "Bu fotoğrafları çeken kişiyi düğünümde görmek isterim." Haklıydı. Çenesinde-ki koca et beni. Nadide'den başkası beni ı/ı / ofisten aramıyordu. fotoğraf çekmeyi öğrendim. Gamzeleri birer öpücük yuvası. yapman gereken şey çok kolay." Kahkaha atacağını sanıyordum. Yüzüme bakarak sevecenlikle sordu: "Sen nasıl bir adanı sın böyle?" "Allah beni nasıl yarattıysa öyleyim. Karnından soluduğunda işin biter. ben 76 . "Hımmm? Nedir?" Bombayı patlattım: "Gelinlik giyeceksin. Gözleri bir sağa bir sola kay346 di. eğer erken boşalmak istemiyorsan.. Hayat kadınlarıyla hiç ilgilenmezdi." Başını eğdi. Ofisi babasının malı ya da dingonun ahırı gibi kullanması münasipti. Nadide çok zeki bir kadındı fakat aşk onu kör etmiş. mucizeleri ucuz atlatırsın Akıllı kadınlara da rastladım. Ona. Dolmabahçe Sarayı'nın bahçesinde evlendik. Yani en azından havayı ciğerlerde dolaştırıp mideye iletmemek konusunda haklıydı. Yeni yılda piyasaya sürülecek bir hap sayesinde. Yine de Nadide Dide'yle yuva kurmak bana çok şey kattı. Masada ki dergiyi gösterdi.. Kader'e hiç ses etmiyordum. hangi hendekte bulduysa bir karakoncolosla nikahlanmıştı." Galerinin cam kapısındaki afişte yazılı adı gözüme çarptı: "Nadide Dide. Kapakta 'Bilim Dünyasından Erkeklere Müjde' yazılıydı. birlikteliğimizin sıhhatini garantiler. sessiz ve mülayim bir adam olan üvey babam. "Öyle mi? Yani beni düğününüze davet ediyorsunuz?" Sürprizler iradenin aktivitesini kesintiye uğratır. ben os. varlığımın kayalık zeminine ilk kazmayı vurmuştu. aptal gibi görünmek pahasına bıyığımı korumaya aldım. mafyada çoktan 'Şahitlik' mertebesine erişmiştim. o daireyi dilediği gibi kullanıyordu. sahte sarışın dul sekreter vardı: Kader Güler. Yağmurdan sırılsıklam yaşlı bir çift." Gözlerinde bir kuşku çizgisi belirdi: "Siz erkekler. yıldızlardan ihraç edilmiş renkler yansıyordu. Nadide ofise telefon ettiğinde benim birazdan geleceğimi söyleyerek vaziyeti idare etmek ve sonra da beni arayıp durumu bildirmekti.. Eski şarkılara hayrandı: "Eski şarkılar neden daha iyidir? Çünkü kötüler zaten unutulur. yalnızca Nadide arayacağı için. Haber ilgimi çekti. bizim cehalet ve çaresizliğimize bağlı. dilimin uçundaydı: "Bize hayatımızın hatasını yapma cesareti verecek bir şey. Leyla Kalahari'yi yani kadınını hatırlattığımda "Vefasızlık. Nadide'yi gördüm. Fakat o günden sonra. Elindeki yarısı dolu kokteyl bardağına dalıp çıktı: "Ne içelim?" Aklımdan geçen.

Kuçuradi. Kader. nerde?!" diye salak gibi solumdaki camdan bakındım. Hıçkıra hıçkıra gözyaşı dökerken "Kuçuradi. Terör ve kör şiddet sayesinde anlamsızlığın eşiğinden döndüğümüz oluyor. Çocuklarla iliş350 kimizde içtenliğin kâr etmeyeceğini sanıyoruz. henüz üç yaşındayken ellerine bir oyuncak bebek alarak anneliğe hazırlanıyorlar. bilin cimizin çarkları oksitlenmişse. tıpkı benim gibi o da annesini tanıyama-dan büyüyecekti. minik elleriyle okşamaya koyuldu. Aldatılan kazanır. öksüzlüğümü çocuğuma aktarmıştım. Nerede şu anda?" "işte" diyerek parmağıyla kapının yanında bir bölgeyi işaret ediyor.ı sil ki kendimizi tanımıyorsak. Biz ise çocuklarımızın süper kahraman olmasını istiyoruz. Uçan Kız yani öz annem ise kim bilir neredeydi? Belki o da tahtalıköy-den yükselen alevlerin dumanında oradan oraya uçuyordu? 348 Kısacası. temizliyor. doğrulardan ayıklanmaları ihtimalidir. Bir adam.. Hayaletin kaza sonucu ölümü Gerçek'e iyi geceler öpücüğü veriyorum: "İyi geceler canım. Tımarhanede yaşayan bir kocakarı tarafından örülmüşe benziyordu. sentetik bir boşluk vardı. Her şeyi bıraktı. Yerde danua cinsi. Körkütük köleliğimizi ve / ya da uçsuz bucaksız vurdumduymazlığımızı onlara dikte ediyoruz. yalancı beraat etme şansını kaybeder. değil mi? Bir dengesizlikten kurtulmak için bir başkasına yönelmek zorundayız. her şeyin kötüye gitmesine yol açan tuhaflıkları sezme yeteneğimiz büsbütün körelmiş durumda. enerjisini ona harcıyordu. Bebeğin yörüngesine girdi. Ya da yetişkinler tarafından kuşatılmaktan kaynaklanan travmayı yaşıyor. Kader ve ben geçen yaz Fethiye'ye tatile gittik. bir anne-babaya ait olmanın bedelini ödüyor. Bir hayaleti telef etmiştim. gerçekte kim olduğumu öğrenemeden göçüp gitmişti." "Baba. gündelik hayatımızın kahrolası bir zulümler toplamı olduğunu gözlerden gizliyor. fakat kakasını avuçlayıp cebimizde taşımamız filan gerekmiyordu. En yararsız ve en zararsız insanlar bile cezasız bırakılmaması gereken cürümler işleyerek yaşıyorlar. fakat yemiyor du. ben onu nasıl büyüteceğimi düşünürken. Param vardı. Köşeleri suç. Bizim kuşağın ebeveynleri. İşinin ehli bir dadı buluncaya kadar sekreterimden destek alacaktım. Yani boşa geçeceği aşikar bir istikbalin provasını yapıyordum. Kader. haddimizi bilmiyorsak. muhasebeciyi de mezara sürüklemişti. Hayatın. Derhal frene bastım. Sağlıklı ve güzel bir çocuktu. 352 Gerçek'in yanımda dikildiğini. Ona bir oda verdim. Başucunda çömeldi ve köpeğin kanlı çenesini. Kader Güler hariç. Bu şartlarda nefret dahi etkisi altında yaşadığımız toplumsal anesteziyi hafifletmiyor. Kader Güler'e yeni bir ufuk açıyordu. Gün içinde kanunları çiğniyor. Arka koltukta oturan Gerçek birden "Baba bak! Kuçuradi!" diyerek ayağa fırladı. Kader'e anne diyordu. Saçlarını siyaha boyattı. Arka tarafa yürüdüm. Prizlere otomatik kapak. Hayatı boyunca görünmez olan Kuçuradi. Çocuk. Meğerse. kalk" diyordu. 351 Kuçuradi. fakat etrafı dağıtmıyordu. Ben birini öldürürken. dolaplara. köpeğin ölümüne ihtişam kazandırıyordu. Yetimliğimi kendime saklamış. Öte yandan.doğduğum gün intihar etmişti. olanca işe yararlığına rtg uı«» men. Arabadan indim. Bütün günahlar para kaybettirir Kader. Ölmüştü. Oğlumun masumiyet dolu saf kederi. Bu söylediklerim de abartılı. Gözlerinde acıklı bir ifade vardı. Gerçek'i özenle besliyor. sahiden güçlü olabilir mi? Sanırım. Gerçek'e sahici bir Dalmaç-yalı satm aldığımda "Kuçuradi ondan hoşlanmadı" diyerek geri çevirmişti. Bahçe kapısına "Dikkat Köpek Var" yazılı bir levha bile asmıştık. Gerçek'in hatırı için Kader de. Sokağa çıkmalarına izin vermiyoruz. Ben de Gerçek kadar biçare ve savunmasızdım. Aynı olay. şakrak ninnilerle uyutuyordu. hayal edilebilecek en iyi köpekti. Abidin Dandini'nin de ikide bir söylediği gibi "Birinin tutuşan sakalında öbürü ellerini ısıtır. Hırsızlık. Esenlik motifi taşıyan her türlü sahtelik. Sanki hayatımızın temelini oluşturan hüzünlü hileye iştirak etmenin iyi olacağı fikrindeydi. Dönüşte arabayla ağaçlık bir yoldan geçiyorduk. siyah-beyaz bir köpek yatıyordu. Kuçuradi bizimle birlikte sofraya oturuyor. Onbir aylıkken yürümeye ve konuşmaya başladı. 77 . Nadide'nin ölümü. bir bebeği olsun diye can atıyormuş. ilk sözü "Anne"ydi. ölür ölmez ete kemiğe bürünmüştü. Küçüklerine bebekliklerinden itibaren o bakmış. dokuz kardeşin en büyüğüymüş. gösterilen dikkate bağlıydı. Ofisi kapattım. aptala döner. onların üzerine titriyoruz. ben de Kuçuradi'yle bira-rada yaşamayı kabul ediyoruz. beni dan diye talihsiz yavrunun çaresiz babası kılarak uçurumdan yuvarlarken. Kızlar. Hipnotize edilmişti sanki. Bu. insanın hayat hakkındaki fikirlerinin değiş-mesidir. çocuklarının okuyup büyük adam olmasını isterlerdi. Yoksa bir çocuğu mu ezdim endişesiyle kalbimin zembereği boşaldı. Oğlum. Bir yalan gerçeklerin arasında değişmez bir yere kavuşunca. Bu işte tecrü-beliymiş. babanın dünyasını yönetmeye başlar ve onun hareket kabiliyetini kısıtlar. Belki bu çağda hayat ile mana arasındaki mesafeyi kapatmada şu mottonun faydası dokunur: Bütün günahlar para kaybettirir. Ya ne olacaktı. Bunu söylerkenki yüz ifadesini görmek için bir saniyeliğine arkaya dönerken "Bence uçakla gelmiştir" dedim ve tam o anda ön tampondan boğuk bir çarpma sesi duyuldu. Kuçuradi de benimle burada uyuyabilir mi?" "Tabii ki. geceleri Nadide'yi düşünüyordum. cinayet ve tecavüz gibi suçlara ilişkin yargı ve müeyyideler. akşamları Gerçek'le oynuyor. hele ki yalnızsa. Karım. Kuçuradi evin içinde oradan oraya koşuyor. bize canlılık katacak dertleri hissetme. budalalığımızın verdiği enerjiyle abartıyoruz. Kendi saçı da siyahmış. Hayat böyledir. hızla büyüyordu. hayalinde bir arkadaş üretmesinin normal olduğunu söylemişti. Zengindim Arnavutköy'de bir villada yaşıyordum. Çünkü n. babalık ve hasretten oluşan bir şeytan üçgeninde yaşıyordum. "Bizim kokumuzu takip etmiş!" dedi heyecanla. saçmalık ve salaklığa dört elle sarılıyordum. Yalanlarımızın umut veren yönü. çocuklarımızı da sevmekten aciziz. kaçınılmazdır. ağlamaya başlamasıyla fark ettim. Gerçek. alışveriş için çarşıya çıktık. Çünkü köpeğin varlığı. Varlığımıza hükmeden sorunları görme. Erkekler öyle değil. Gerçek'in hayali arkadaşı. Kuçuradi'yi gezdiriyorduk." O saçaklı kadın hızla evrim geçirerek ayçiçeği gibi hamarat ve huzurlu bir varlığa dönüştü. Gerçek'i büyütmeme yardım edebilecek kimse yoktu. Konuşan bir köpek. insanı işkillendiren bir nifak havası yayıyordu. Bu defa Kader'i otelde bırakmıştık. Hakikatleri. çocuğu doğduktan sonra sersemleşir. Bu duyguların üçü de umutsuzluk yüklüydü. dilimiz dua ederken bile yalandan başka şeye dönmüyorsa. dört yaşındaki bir çocuğun. Kuçuradi'yi evde bırakmıştık. Kader benim evime taşındı. Emniyet kemerleri evreninde yetişen çocuk.. annelik de babalık da asla hakkıyla yerine getirilemeyecek görevler: Mission Impossible. bebeğin minik ellerindedir. Zavallı Gerçek. "Hani. araba kullanırken ya da Nadide'yi özlerken Gerçek araya giriyor. Onu nasıl yetiştireceğimi bilemiyorum. Birkaç gün sonra. Fakat evimde büyük. Dolayısıyla her çocuk. otomobil kapılarına kilit uyduruyoruz. Baba olmak. Gerçek'i görünce sevinçten havalara uçtu. Bütün dikkatini. Psikiyatr.

Güler-lnşallah.." Eğer 'farklı' olmadığımı düşünüyorsan tam olarak ne istiyorsun? 78 .. cenaze merasiminden kısa sürmüştü. Abidin Dandini. Antenlerimi açmıştım: Tozlu yoldaki karıncaları bile ezmemeye çalışarak ilerliyordum. Yanında Kuçuradi oturuyordu! O günden sonra Gerçek. "Sen adi bir yalancısın! Pisliğin tekisin! Seni farklı sanmıştım!" "Neptün lütfen kendine gel." "Çok güzel konuştunuz Hayati Bey. kara para ve oyun hamuru. Köpeği." Gün boyu telefon edip mesaj gönderen Neptün Petunya geceyarısı kapımı çaldığında. eş olarak kabul ediyor musunuz?" "Evet!" Alkışlar. timsahın kopardığı bacaklarıma yeniden kavuştum. Hiç kaybolma yan gülümsemesinin. hepimizden uzun yaşamalı değil miydi? Bu ölü köpek acaba kime aitti?. Nadide'ye yalan söylemiştim. Nihayet yüz yüze tanışabildik. Garip bir biçimde. onlardan niye hoşlanmadığınızı bilemezsiniz. Kader Güler. kalbinin iltihaplanmış olabileceği yalanını uydurmuştu. Derin bir nefes aldım. Karısı dört sene önce ölmüş. Sonra dönüp köpeğin leşini yol kenarına sürükledim. benim dertlerime kayıtsız kakmıyordu. Şipşak cenaze töreni sona ermişti. biçare ve yapayalnız bir alkoliksin değil mi? "Kader sizden çok sitayişle bahsediyor. yüreğime su serptiniz. Neptün. kel kafalı bir adamdı. Şimdi evleniyor. her yaştan erkeğe bakabilecek göz vardı.Gerçek'i usulca kucakladım: "Gel yavrucuğum. Silahlı çatışma ve lego inşaatı. Elimden gelen tek şey. Çocuğu bir tanıdığa emanet etmek. bademcikleri şişen oğlumun. yanımda konuşup duran bir görünmez köpek vardı artık. İsmail İnşallah'ı. Kadın gün boyu evde yalnızdı. Pediatri uzmanı olan bu kadın." Şarabı yudumluyor. aradığın konforu bulursun. Onun su katılmamış bir sahtekar olduğundan emindim. cinayetten çok daha rahatsız edici. bakıcı tutmaktan çok daha güvenli göründü. rengi. konuşmadığı için susturula-mıyor. beni dokuzuncu kattan aşağı fırlatan Ya-kuza tekmelerinden daha sert bir etki uyandırıyordu. Yaşarken hiç de enteresan gelmiyordu. Bazı güzel kadınlar vardır. Hayali arkadaşın hakiki cesedinin hayaleti bana musallat olmuştu. Arabaya koştum. dedikodumu yapıyorlardı. Gerçek. diğerinin sol yarısına dikin. Bazen oğlum ve hayali köpeği. Sakinleştiğin zaman konuşuruz. buralara kadar geldiniz. Rüyamda. diğeri sol bacağımı koparıyordu. Gerçek'in varlığı ona da iyi gelecekti. çok sağo-lun efendim. Tuhaf günlermiş. Bir kez daha aynadan Gerçek'e baktım. Çünkü adının Kuçuradi olduğunu iddia ediyordu. Ben de "Zamanla o da olur. her türlü ihtiyacıyla ilgilenecekti. hareket etmediği için durdurulamıyordu." Fakat maalesef "Mutlu evliliğin sırrı. bombalanan bir müzede paramparça olan dinozor iskeleti gibi dağılıyordum. takma kafana" filan diyordum. * ^c * "Siz. Yol boştu." "Kader Hanım hakikaten çok dürüst ve iffetli biri. Onda. Kuçuradi sahiden var olmadığına göre. Manasını çözemediğim im bir hayal kırıklığına odaklanmıştım. Midyeler gibi "Çok iyi geçineceğinizden eminim. Gerçek. henüz bir sırdır. Yani evlendikten sonra işi bıraktı. benim yalanlarımı kendi doğrularıyla dengeleyebilecek durumda değildi. tamam mı?" Şimdi anlıyorum ki hata ediyorum. Striptiz kulübünde eğleniyorum. Leyla Kalahari çocuğu okula götürüp getirecek. Dandini sıkı bir dosttu. Kuçuradi de var olmadığı için yok edilemiyor. artık Gerçek'e dadılık yapamayacaktı. ellisine merdiven dayamış. Direksiyona geçtim. Gerçek. Çü rük muz yemiş maymun gibiydim. Ona acıyorum." Nasılsa hayalinde yeniden 'canlandırabilirsin'? "Hayır!" dedi iç çekerek "Öldü o!" Kafamın içinde kuyrukları birbirine değmeden ahenkle dans eden porselen tilkilerin üzerine disko topu düşmüş ve hepsi birden tuzla buz olmuştu sanki: Gerçek'in en iyi dostunun ölmesine sebep olmuştum. Kimse kimseye kolay kolay böyle bir yardım355 da bulunmaz. Onun çocuk masumiyeti." Gülümsemesi yüzünde büyüyüp küçülüyor. kurdele bağlanmış petrol fıçısını andıran gelin arabasıyla hayatımızdan uzaklaştı." İsterseniz kolumdaki dövmeyi gösterebilirim? İmzalar atıldı. Dikey olarak ortadan kesin. "Şahit misiniz?" "Evet. merak etme. rodeo yapan cüce bir palyaço gibi sık sık ter dökerler. "Babacığım! Babacığım!" diye sevinçle koşarak boynuma sarıldığında. Elinde şarap kadehiyle yanıma yaklaşıyor. bir meslek hastalığı olduğu anlaşılıyordu. kendimi öldürmemekti. Bu sayede toparlanabileceğim düşünüyor.. Düğünde birkaç kere gelinin adının bestelenmiş hali olan Erkin Koray'm Fesuphanallah şarkısı çalındı: "Bize de bir gün Kader Güler. Benim durumumun aynısı.. Pazarlamacıymış. Kesin. fakal sonsuza dek harlamamız gereken bir tapmak ateşi yakmadığımızı söylemeye çalıştım. ben bütün insanları severim.. Fakat hiç değilse yalanımın bir muhatabı vardı. şeref duydum. hiçbir baskı altında kalmadan.. Çocuğu yok. stili birbirinden farklı iki pantolon alın. O da Ferrari'sini benini koltuğumun arka tarafındaki yokuşlarda kullanıyordu. Matem. Öleni hiç tanımasanız da durum değişmiyor. boylu bos354 lu. yamacı kaplayan asma bahçesindeki sığ bir çukura yuvarladım. Sonra birinin sağ yarısını. yığın formunda inşa edildikleri için asla yıkılmayacakları söylenir. Neptün Petunya nahoş fıstıklardandı. roket yakıtı iç356 miş deli ataklığıyla saldırıya geçti. ömrünün geri kalanını verecek. Kuçuradi'nin uçamaması-na bozuluyordu. Aynadan bakarak Gerçek'i kontrol ettim. Aylar önce bana yaptığı cinsel jestten ötürü kendisine minnettar olduğumu. Doğrusu bu kadın geyşa ile kraliyet mürebbiyesi karışımıydı. Bir keresinde Gerçek'e masal bile anlatmıştı. istersen. "Tebrikler damat bey. Gerçi ben Kuçuradi hakkında çok şey duymuştum. Kuçuradi'den hiç bahsetmedi. "Beni sevdiğini söyledin!" iltifatı dava konusu ediyordu." Mankafa. "Rica ederim." İsmail İnşallah. kan gölü ve boyama kitabı. "Bak. kokain ve çikolatalı süt. Ona sarıldım. o şeref bana ait. İşte benim hayatım bu pantolona benziyor. polis baskını ve Teletubbies. Koluna hafifçe vuruyorum. Hayatınızın en isabetli seçimini yaptınız. Etrafta kimseler görünmüyordu. sakin ol. Bu konuda ayrışıyoruz işte. üzüntüsü geçmişti. Birlikte uzaya gitmeyi bile planlıyorlardı. Denemeye değerdi. Nereye gitsem. nikah şahidimiz oldunuz. Sonra beni ayarttı. tek gözlü Leyla Ablasını sevmişti. sessizce oturuyordu. tamam. Küçücük bir Ferrari'yle oynuyordu. Çocuk işte. Kuçuradi yine bizimle olacak." Umarım yeni tuzağında. Mısır piramitlerinin. Balayına karşılık. Gerçek'e Leyla Kalahari'nin bakabileceğini söyledi. Fakat o öz ağabeyim gibiydi. Düşündüm. Sonra oğlumla birlikte çocuk tiyatrosu seyrediyorum. Gözyaşları içindeki timsaha tüküren lama kadar kararlıydı. dört metre uzunluğunda iki kafalı bir timsahın beni afiyetle yediğini görüyordum: Biri sağ. Dört yaşındaki oğlum ve bir köpek hayaletiyle baş başa kalmıştım. Kader Güler-lnşallah. Üzerine ruh kremi sürülmüş çürük bir et parçasına dönmüştüm. Gerçek. Rodeo yapan terli cüce palyaço Kumaşı. "Hayati Beyciğim. Karalar bağlayan oğlumu arabaya taşıdım. Abidin Dandini "Erkeğin dokunulmazlığı yoktur" demişti: "Krallar bile.. Kazayla birini öldürmek. Yerde badana fırçası izine benzer bir kan çizgisi oluştu. Gerçek'i anaokuluna kaydettirmiştim." Kader Güler-lnşallah.

takkeli bir adam evin bahçe kapısında durdu." Timsahları beslemem gerek. Bu kız. Barbaros Hayrettin Paşa ile bendenizi fotoğraflar mısınız?" Beni gördüğüne sevinmişti. ikramda bulunurken... sana heyecan veren o romantik atraksiyonlarımın hepsini de mafyada olup bitenlerden apardım. OtO mobili koşarak takip etmekten bile. Kız gözden kaybolmuştu. şımarık ve tehditkar olma yeteneğine hayranım. t:/ "Beni kovuyor musun?" Narin bedeninde bir kurt adam kasılması baş gösterdi. Vaatte bulunurken." Adımı söyleyemezdim." "Ben artık uyumalıyım Neptün. Besbelli benden. pisuvarda işerken pantolonunu tamamen indirme sakın. yalanlarla ilerler. Yirmi gün aramadı. aşkın hijyenini yok eder. Beni anlamaya çalış. Nadide'den kalan fotoğraf makinesini aldım. fakat yaşasaydı bile seninle aşna fişne fırsatını kaçırmazdım. ilk banyosunu yapmış bebek kadar masum kalır. Akmerkez'e çevirdim... bu söylediklerimin bile bir kısmı yalan.." Acaba seni öldürsem mi?. yolcu teknelerinden birine bindi. yo. 79 . Eski günlerdeki gibi fotoğraf avına çıktım." "Eyvallah. Bu kızla aynı ağaca yuva yapmak istiyordum. ben bir gangsterim. Malı cup ve masum. kız çıktı!" diyerek beni uyardı. bir balinanın arılardan etkilendiği kadar etkilenmişti. Yemekten vazgeçtim. Amacınızı yitirdiniz mi. "Kendimi hazır hissetmiyorum. acılarımı paylaşırken. Rotayı. eğer benden soğuyacak olursan çekirdek ailenizi çitlerim" desem ilişkimizin temelleri herhalde çok daha sağlam olurdu ha? Ne tuhaf. Az ötedeki otobüs durağına monte edilmiş panoda "Enver Paşa ve Sarıkamış Faciası" konulu bir konferans afişi asılıydı. Şekerli sakızdan imal edilmişti sanki. neler kaçırdığımı bilerek yaşayacaktım." Frambuazh dudaklarından dökülen her hece büyüleyiciydi. Şebnem yavaş yavaş önümüzden geçerek rıhtımın yolunu tuttu. Hakikati ortaya sererken bile yalan söylemekten kaçınamıyorum.. En büyük yalanlarım sevgilinden esirgersen. * ^t * 2 Kasım günüydü. Orta yaşlı. Kalıbımı basarım şeytan bile Neptün'den yeni numaralar öğreniyordur. "Hanımefendi. Sonra haberleşiriz. anılarımı anlatırken. "Hayır. bir şey satarken / satın alırken. ömrümün geri kalanını. gülümsüyordu. çocuğumla / [lafın gelişi] ebeveynimle konuşurken. gözlerimiz "Bana karşı dürüst davranıp her şeyi berbat etme sakın" demeye başlar. kendim olmam için bende eksik olan şeydi. O kadar güzeldi ki. Kuçuradi. Kadınların diledikleri anda öfkeli.. "Neptün. daha çok dikkal çe ker. Yalanlarla bir yerlere gidebilirsin fakat geri dönemezsin Öğlene doğru Kuçuradi "Hey! Uyuma. "o romanı ben de okudum. Akşamüzeri. Bu adamın. kulağa hoş geliyor değil mi. "Tuvaleti kullanıyorum. Kıza elimi uzattım: "Ben. Yapayalnızsın. müstakbel kayınpederim olmasını umduğum Şerif Bey. fotoğraf makinesini yanıma aldım ve yola yayan devam ettik. Yürüyen birini otomobille izlemek. karım öldü. haydi. duygularında samimi olduğunu ispat edemezsin. anlamıyorum Hayati. Doğrular. seni hasta kabul servisinden içeri sokmazdım. Kalbimize aşk oku saplandı mı. Bize doğru baktı ve içeri girdi. Bunca hafakan içinde karnım acıktı." "Pekala evlat. Ertesi günün akşamı yine yoluna çıktım. müsait bir yere yanaşın IS'I dım. Cidden çok yorgunum. görmüyor musun? Gerçek'e annelik yapabilirim. Şehrin üzerine kezzap dökülmüştü sanki. Maalesef. şafakla yola çıkıp Audi'mi Şebnemin evinin çaprazına park ettim. çilek reçeli köpüğü gibi parlıyordu."Neden korkuyorsun? Kadınlık onurumu hiçe sayarak sana koştuğumu görmüyor musun Hayati?" Hareli gözleri dolup taştı. Kuçuradi'nin iz sürme yeteneği sayesinde onu buldum ve takibe başladım. 360 benim yanımda o. telefon numaramın yazılı olduğu bir not sıkıştırmıştım. büyük ihtimalle altı ay sonra senden sıkılacağım." Şak! Pençesiyle yanağıma müthiş bir şamar attı! Körük gibi soluyor. Gözleri. İstanbul. iltifat ederken. Üsküdar'daki Şibumi Sokak'ta bir eve gitti. Saçları. Ben de Kuçuradi'yi kucaklayıp aynı tekneye kapağı attım.. korlaşmış gözlerinden bir yalvarış dumanı tütüyordu: "Geber!" "Kendini iyi ifade ediyorsun. saygıdeğer bayan" dedim. Şebnem.. neşeli. kaç adam geberttiğimi hatırlamıyorum. Kuşlar boğuk çığlıklar atarak düşüyorlardı. Restoranların bulunduğu en üst kata varmadan Şebnem'e rastladım. Abidin Dandini telefon etti: "Türkiye'de misin?" "Tam isabet. midenin tik-takları size yol gösterir. insanı densizleştiriyor. Pinokyo'nun ağzına. Gitsen iyi olur. Akmerkez'deyim." Ümit dolu bir yalvarışla gülümseyerek elini hafifçe çektim. kederli. Bir aile olabiliriz. şaka yaparken.. kızın etrafında dönüyordu. yanardağa yağan kar gibi eriyordu. zemzem suyunda yüzen üzümler gibi parlıyordu: "Ben de Dilara Dilemma. yalan sosu. tuvalete gittim. kapıyı çarparak beni protesto etti. Bir cinai şebekenin kurmaylarından olduğumu öğrendiği anda benden çığlık çığlığa kaçardı. Şebnem'den Gerçek'i ve kendimle ilgili diğer kritik konuları gizledim.." "Bunu söylemek için mi aradın?" "Evet. Kısa bir süre sonra da. Şebnem'e "Şu bir zamanlar sevgilin olan Reha Veto var ya. beş yaşında bir oğlum var. ak-sakallı." Bir tımarhanem olsaydı." "O züppe kraterinde n'apıyorsun?" c:■. fakat Kuçuradi peşimi bırakmıyordu. "Kalabilir miyim?" Cadalozluğu tümden silinmişti.. Aşk. Mağazadan kapüşonlu bir eşofman üstü satın alıp hemen giyindim. Beklemek neymiş ben o yirmi günde anladım. beni avlamak için yemin etmiş bir polis ordusunun başına geçecekti. "Ama. üç yıl kadar süren evliliğimiz boyunca bir nebze herze yedim nitekim.. Bir giyim mağazasının önündeki canlı heykelin yanındaydım." 358 Ne tarafa yönelsem el âlemin ruh ikizleriyle kuşatılmış olmanın hüsranım yaşıyordum. "Şebnem Şibumi.. bu arada esas ismim Hayati Tehlike. Ertesi gün. ı Aşk. Gölgem bile benimle takılmaktan sıkılıp ortadan kaybolmuştu. Yanındayım. Beşiktaş Meydam'nda pat diye karşısına dikildim: "Hanımefendi. Şebnem'in babası eski polis Şerif Şibumi olduğunu yakında öğrenecektim. yalan parfümü. Kibirlenmeyi kendine saygı duymak sanan şebeklerin tapmağında. yalan gölgesi kullanırım." "Kesinlikle yalan söylüyorsunuz. Ona bir Pinokyo kuklası hediye ettim." Komik bir hışımla çekip giderken. Yine de Şebnemle birlikteyken Ümit Usta'nın programına çıkmış kızarmış tavuk kadar mutluydum. daha fazla zorlama artık.. babandan hiç hoşlanmadım. Teşekkür ettim. Barbaros Hayrettin Paşa heykeli bile ona gülümsedi. Zekam en çok kendini kandırmada kullanıyorsun. Arabayı evden biraz uzakta. lütfen bir fotoğrafımızı çeker misiniz?" Canlı heykelle birlikte Şebnem'e poz verdik. Fotoğraf makinesini de kağıt çantaya koydum. Artık. Enver Paşa. Bu defa tek basmaydım. Arabanın içinde Kuçuradi'yle birlikte beklemeye koyulduk.

Nasrettin Bey çabuk gelemedi. Ben büyüyünce bıyığım olacak. insan söz verince tutar. Babama çiçek veriyorum bazen. Babam bana telefon ediyor. Bazen buluşuyorlar. ilerideki masada duran çubuklara bakıyordum. İçlerine su doldurduk. Babam biraz şaşırdı. Telli araba. Rüzgar uçuruyor sandı. Leyla Abla üzülüyor. Ondan sonra ben başka tarafa bakınca uçurtma yere düştü. Vildan öğretmenin kalbi çok hızlı atıyordu. II. Onu özlüyorum. Babam bunları fark etmiyor. Doktor çubuklar düşünce beni bıraktı. Ben oyunlarda biraz hile yapıyorum. Bana da öğretiyor. Bana dedi ki: "Ger-çekçiğim. yepyeniydi. çok yeteneklisin" diyor. Baş başa kaldığımızda bana sorular soruyor. "Aferin oğlum" dedim. O da küsmeyeyim diye bana kendi kitaplarından yolladı. Geldi. Ben korkunca. Doktor Neptün Petunya "Bundan kimseye bahsetme sakın" demişti. Tepedeydi. Korkunca kalp hızlı atar. Vildan öğretmen çok korktu. Bana bir çivi aldı. istemeden oldu. Köpeklere "oğlum" denir. çok dikkatli bakınca. Hep kulaklarımdan oyuncak çıkarır. Bunu kimseye anlatma sakın. Yani. O bana çok sıkamadı. Tiyatroya gidiyoruz. Uçurtmayı uçuran çocukları bulduk. Babam dedi ki: "Uçurtma ister misin?" Ben de dedim ki: "İsterim. Çünkü annem yok. "Gel" dedim. "Ölmüş" dedi. cinayetten bile yutacağı kesindi. Kalemleri yok eder. Hepsi öldü. Sonra. Kapakları diziyorsun. Daha sonra uçurtmanın ipi pıt diye koptu. Babam karate biliyor. Babamı az görebiliyorum. Ben de ona baktım." Ben de "Tamam" dedim. Sonra ben yine çubukları yerde oynattım. Mermeri 'baş'a doğru yönlendiriyorum." Sonra yürüdük. Kafama bir cihaz 80 .Sık sık buluşuyorduk. Haftaların hepsi yedi gün. Bir gün babamla geziyorduk. Haydi gidip gazoz içelim. Bu gücünü kullanma. Size bir tane espri yapayım: "Mademki inecektin. Uçurtmaya dikkatli baktım yine. "Onu buraya kim getirdi!" dedi.) di. Bana çivinin nasıl atılacağını öğretti. Dikkatle bakıp çiviyi yere saplıyorum. Babam 10 lira verdi. Mavi ata binmiştim. Onun resmini de yap364 tim. Uçurtma havada düşüyordu. Kurbağa zıplıyordu. Böylece onu havada hareket ettiriyordum. Tırnaklarının kenarlarını yemesini gayet iyi anlıyorum. Ben uçurtmaya dikkatli baktım. Onu ben öldürme dim. Hukukun üstünlüğünü aşan güzelliği sayesinde asla hapse girmeyeceği. Vildan öğretmen gene sesli ağladı. Okuyamıyorum ama resimlerine bakıyorum. Beni Doktor Neptün Petunya'ya götürdüler. Leyla Ablaların evinde bir odam var. Neşe de büyüyünce doktor olacak. tırnak. Gökte bir uçurtma gördük. Sonra gazoz kapağı oynadık babamla. hiçbir meyvede bulamıyor olmalı. Duran şeyleri de oynatıyorum. kurbağa" dedi bana. Abidin Amca'nın bıyığı yok. Ben akvaryumda balıklar olsun istemiyorum. "Vırak vırak" dedi. lütfen elimi kaldırsın. Ben de sevindim. Aslında böyle yapmamanı lazım. O da dışarıda oynanıyor. havadaki uçurtmayı nasıl satın aldı? [Gerçek Tehlike] Aranızda telekinetik güçleri olan varsa. Anaokulunda çok oyun oynuyoruz. Ben de "Tamam" dedim. Yine de teşekkür elli Babam bana her akşam telefon ediyor. Ben ipi aldım. Neşe bana baktı. Onun kadar güzel kim olsa. 362 Annem de ölmüş. Fakat beni almaya yal nızca hafta sonları gelebiliyor artık. araba. Onlar şişmişti. Oyun odasında kurbağa kaçtı. Nasrettin Bey kurbağayı tek bacağından tuttu. Doktor Neptün Petunya beni görmeye geldi. Sonra başkalarına da su sıkıp kaçtık. Vildan öğretmen seslendi. Bir tane kalemlik gibi kutu vardı. Resim yapmayı çok seviyorum. Zambaklar tarafından büyütülmüştü sanki. Ben doktorları severim. "Bak. Bir de Örümcek Adam'ı çok seviyorum. Fakat sonra oynayamadık. Az ağaçlı bir ormana gittik. Akvaryuma uçak. Birlikte Oyuncak Müzesi'ne gittik. Leyla Ablaların bahçesinde balık mezarlığı var. Örümcek Adam. Doktor Neptün Petunya benim yaptığımı anladı. Babamla sinemaya gidiyoruz. Anaokulunda çocuklar hep "Anneee" diye ağlıyor. Kuçu-radi kızlarla ip atlıyordu. O yüzden balıkları durdurdum. İçi boğaza bakma çubuklarıyla doluydu. Göztepe'de. Vildan öğretmen ağladı. Aramızda sır olarak kalsın. Eskiden ben küçükken Kader Abla vardı. saç. Çubuklar etrafa saçıldı. Ben komedyen olacağım. "Bana benzemedi" dedi. Ona söz verdim. motosiklet koyalım istiyorum. Babam dedi ki: "Bu uçurtmayı bize satar mısınız?" Uçurtmanın sahibi olan çocuk "Olur" dedi. I Babam. Uçurtma bizim oldu. Daire şeklinde. Uçurtmayı benim uçurduğumu anlayamadı. Örümcek Adam beni çok seviyor. Kalbi durmasın diye çok bakmadım. Kutu yere düştü. mantar tabancası bir de topacı varmış. Babam "Kızılderililer daha iyi" dedi. O yanmca ben aldım çiviyi. Ağzını kocaman açtı." Ben de ona dedim ki: "Örümcek Adam gibi mi?" O da bana "Evet" dedi. "Ben senin kadarken şu polis arabalarıyla oynuyordum" dedi. Parmaklarındaki tadı. Yani cuma. Buna telekinezi deniyor. dudak yerdi. Okuldaki televizyonda hep çizgi film oluyor. Canım sıkılınca eşyaların yerlerini değiştiriyorum. Akvaryumdaki balıklar ölünce oraya gömüyoruz. İradeyi kilit altına alan bir cazibesi vardı. Beni doğururken. Kurbağaya baktı. Yosunlar oluyor bir de denizanası oluyor. Babam da ipi tuttu. Uçurtma kırmızı-mavi-be-yaz renklerdeydi. Ben de onun dediklerini yaparım. Benim uzaktan kumandalı arabalarım var. Babamın bıyıkları var. Babama çok su sıktım. Ben. Çivi oyunu çok güzel l(. Toprak bir zemine 'V harfi çizdi. babamın arkadaşı. Bazen beni tutup havaya kaldırıyor. Kuçuradi kurbağa buldu. Bazen de hiçbir şey demeden ağlıyorum. İki tane. telekinezi yeteneğim var. Uçurtma da bizimle birlikte geldi biraz." Babam elimi tuttu. yasalardaki boşluktan faydalanıyordu sanki. ellerinde poğaça!" Doktorun muayenehanesinde biraz korktum. Dedi ki: "Nasrettin Beeey!" Böyle titredi. Ondan sonra da parka gidip oynadık ikimiz. Babam değişik oyunlar biliyor. [EMO PHILIPS] Anaokulunun bahçesindeydik. Oraya 'koru' deniyormuş. Yanmdaysa. iki hafta olunca hep geliyor. Gözünden su aktı. 2 Lira istedi. Karagöz'e gidiyoruz. senin özel gücün var. Onları yarıştırıyoruz bazen. Kurbağayı cebime koydum. Boğazımda bademcik yuvarlağı var. Bana aldığı gazozların kapaklarını biriktirmemi söylemişti. Kitapları saklıyorum. Bana hep "Aferin. Tahta bir çubuğu ağzıma sokup baktı. uçak denize düşmüştü. Havadaki uçurtmanın ipine bakarak gittik. Biraz koştuk babamla. Roket Ali çizgi filminde gördüm. "üzülmedim ki zaten. Sonra çiviyi atıp yere sapladı. Hep telefonla konuşuyordu. Dişçiye gidince ağız öyle kocaman açılır. Kurbağaya çok dikkatli baktım. ben sana yine alırım uçurtma. En alt katta televizyon seyrediyor. Çok oyuncak vardı. Paranın üstünü almadı. Uçurtmayı o da uçurdu. En çok da Sürpriz Yumurta çıkarır. Süpermen gibi uçuyorum. Annemi hiç hatırlamıyorum. Çok güzeldi. Benim babam sihirbazdır. Babamla denize gittik. Ben de onu seviyorum ama bize gelmediği için biraz küsüyorum. Kurbağanın kalbi durdu. Kalbi durunca da ölmüş oldu. Ne dersem yapar. Bakarak. Bir hafta değil. mermeri atıyorsun. Vazgeçtim. Kocaman. Okula girdik. Ben şimdi beş yaşındayım. telefonu Örümcek Adam'a veriyor. Ondan sonra dedi ki: "Üzülme Gerçek. Sırtını duvara yapıştırdı. Öyle gitti. Babam eski oyuncaklara baktı. Zil çaldı. Ben ağlarken "Babaaa" diyorum. Nasrettin Bey geldi. Bağırdı hemen. Hangi taraf 'baş' ise o tarafı vurmaya çalışıyorsun. Kuçuradi resimlerimi çok beğeniyor. Ben kovboy olmak istemiştim. Espri yapmayı seviyorum. hareketli şeyleri durdurabiliyorum. Yüzdüm denizde. Onun da kalbini durduracaktım. cumartesi ya da pazar günü. niye çıktın ağaca / Tavuklar çiçek açmış. Babam iki tane su tabancası aldı. Ben de "Örümcek Adam yanında mı?" diye soruyorum.

ben fakültenin ikinci sınıfındayken öldü. Onu görür görmez âşık oldum. eve gelmeniz mümkün mü?" "Maalesef. ağzına tahta bir çubuğun sokulmasından hiç hoşlanmamıştı. fakat ona teslim olursun.. Ceviz ağacına dikkatli bakıyorum. Zayıf bir ihtimal. galiba biraz kartlaşıyordum. "Adın ne küçük bey?" 366 "Gerçek.. Bedenim diriliğini ve pürüzsüzlüğünü yitiriyordu. o esnada yemek yiyen dinleyicilerin kaşıklarını yamulttu mu? Çıktığı televizyon programlarında. "Ne?" "Gerçek." Ben de parfüm şişesini uçuruyorum. Süper güçleri olan şirin bir erkek çocuğu. Elimi çabuk tutsaydım. Vicdan azabından geçtim. Gerçek Tehlike adlı beş yaşındaki çocuğun. "Peki ya baban?" diye soruverdim. büyüyünce ne olmak istiyorsun?" "iyi polis./ "Hımmm. "Babam mı?" "Evet... abeslangla içeriden yanağına bastırdım. gezegenimize astronottan daha uzaktır.. Cisimlere uyguladığı gücü kontrol etme tekniğini geliştirirse. Yaşım otuzbeşi bulmuştu. Kilo da almıştım. izleyicilerin ekrana doğru tuttukları bozuk saatleri tamir etti mi? James Randi." il. Burnumdan kan akıyor. Beraber eve gidiyoruz. illüzyonistten daha şaşırtıcı. Arkadaşlarla birlikte barlara takılmaya başladım. Beyaz gelinlik yerine. otoskobu bademciklerine doğru tuttum. Pencereden bakıyorum Ku U. aile saadeti. O haplar. sadece duygularda yaşanan bir mucize. şuruplar ve bilumum ilaçlardan oluşan bir sofra kurar. 30 santimetre kadar sola doğru kayarak havada durdu ve pat diye yere düştü. dahası hiç kimsede telekinezi yeteneği olmadığını kanıtladı mı? Bunları bilemiyorum. Gözlerimin etrafında olimpiyat halkaları oluşmuştu.. komutandan daha buyurgan. Hemen burnumu siliyor. Abeslangların bulunduğu kutu önce masadan iki karış yükseldi. Milyonlarca insan. Derhal doğruldum. Büyücüden daha sofistike. Bu da beni biraz sinirli biri yapmıştı. Bakarken içinizi bulandıran yaralara yağlı sıvılar döker. Arabaları savurabilir. Doktor Abla şaşırıyor. O beni anaokuluna götürüyor. Sonra da rol çalar gibi alelacele karısının kollarında can verdi. Onun kendi teknolojisi vardır. asla çocuk sahibi olmaması gereken biriydi. Koşup masadan mendil alıyor. Bu da bünyeme ağır geliyordu. koltukları havalandırıp taşıyor. İstese evleri çökertebilir." "Neptün Hanım. Yani kalp iltihabı. baban kim?" "Babamın adı Hayati. kapsüller. Ot gibi yaşamıştım. Babam da cuma günleri gelip alıyor beni. Ben gülüyorum. virüslerin. Uri Geller'da. doktor önlüğüyle yetindim. o ruj. Iecilline enjekte ettim. cinsel kaostan çıkar sağlıyorlardı." "Soyadın?" "Tehlike." Üç hafta sonra iğne için yeniden getirmesi gerektiğini söyledim. Cihazdaki renkli ışıklar bazen yanıp sönüyor. Üvey annelik duygularım kabarmıştı. Deposilin enjeksiyonunu hastanede yapmamız gerekir. İltihaplanmışlar di. Leyla Kalahari'ye yalan attım: "Ciddi bir rahatsızlığı yok. Çocuğu odaya aldım. Dört gün boyunca Iecilline'e devam edeceğiz. Erkekler işin kolayını bulmuştu. Durup düşündüm. Bu yüzden doktorlar birbirleriyle evleniyorlar. Doktor. Lakin heyhat. Kriptik Tonsillit. en ufak bir sorumluluk almadan. mavi gözlü. Gözümün önünde bir ceviz ağacım kökünden söktü. doktorların sıradan davranışlarını da yorumlayamıyorlar. ceviz ağacına çişini yapıyor. Elinde beysbol so-pasıyla golf sahasında tenis oynamaya çalışan biri gibiydim.. "Ne istiyorsun?" diyor. "I la yır. Evcilik tarikatı. Bir gün muayenehaneme eski bir şarkıcı olan tek gözlü Leyla Kalahari. Kardiyoloji hocam Yakup Kuru'ya gönlümü kaptırmıştım. Fazlasıyla yakışıklı bir adamdı. treni kaçırmıştım. doktorlar tarafından bıçaklanmak. şifreli mesaj gibidir. cisimleri uzaktan hareket ettirebildiğinden eminim. Hayatımda gördüğüm en etkileyici şovdu. Ben de yıllarca anneme baktım. Fakat ben evlenemedim. Leydi Kalahari'ye dışarıda beklemesini söyledim. oje şu" diyor.. gençlik. Üstelik. Fazlasıyla sevimliydi. Sonra da bayılana kadar dans ederek kurtlarımı yerlere saçıyordum. Hiçbir faydası ya da zararı yok. uçmayı da başarabilir!. eğildim. Yakup beni terk etti. Bütün abeslanglar saçılmış. Ne »>') densiz. Saçlarıma aklar düşmüştü. Ağaç sökülüp yana düşüyor. "Bir bakalım" dedim. Çocuğun eşyaları hareket ettir mesi gibi. fakat işi şansa bırakamayız. bakterilerin adını bilir. Karısı kanser olunca. öyle mi? Başın sağolsun. "Ben bunları istemiyorum" diyo rum. Gökkuşağının üstünden geçen balon [Neptün Petunya] Paranormal olaylara inanmak ahmaklık mıdır? Vaktiyle. Gerçek." "Ha?" "Bademcikleri iltihaplanmış. Odasındaki gardırobu. Gerçek'i babası getirmişti. Kuçuradi kaçıyor.." "Leyla Hanım'ın nesi oluyorsun?" "Hiçbir şeyi.. Akşamüzeri Hayati aradı: "Doktor Neptün Petunya?" "Evet?" 81 .. Gelgeldim bu küçük ve uslu çocuk. Hayati. ağzım açar mısın canım?" Ağız açıldı. düğme burunlu bir çocuktu. çuradi. Gözlerini arkamdaki masada bir şeye dikmişti. Doktoru asla çözemezsin." "Ah. Kendimi öyle hissetmesem de. Yazısı okunmaz." "Leyla Hanım senin üvey annen mi?" "Hayır.. Salsa gecelerine. ruhani liderden daha inandırıcıdır. Tek gecelik aşklar yaşadım. fiziksel gücüyle yerinden oy-natamayacağı ağırlıktaki cisimleri bile. "Ateşi var" dedi. Yıllar süren. baba da duygularımı hareket ettiriyor. Sonra da bir hafta Pen Os süspansiyon kullanacak. Gençliğimin son günleriydi. hareketsiz." Öksüz bir çocuğa teselli vermede herkes acizdir. BBC Radyosu'nda bir programa konuk olan Uri Geller.takıyor. Oğluyla da iyi anlaşıyordu." "Anlamadım?" "Kardit olabilir. Bacaktan. Annem hızla yaşlandı. Çantasını masaya boşaltıyor. kimilerinin 'beyin gücü' dediği çok özel bir yeteneğe sahip.'. partilere gidiyordum." "Annen?" "Benim annem öldü. Umutlarım otomatik bir yavaşlıkla buharlaşmıştı." Tıptan anlayamayan insanlar. Bana bakıyor. Bence onsekiz yaşından küçüklerin süper güçleri olmamalı.. hepsi yalan olmuştu. siyah saçlı. "Oje" diyor. Meslekten biriyle evlenme hevesimden vazgeçtim. akşamları uyutuyor. Bana diyor ki: "Parfüm şi şeşi. şimdiye ortaokula giden bir çocuğum vardı. Ona kartvizitimi verdim: "Çocuğun durumuyla ilgili soru sormak isterseniz beni arayın lütfen. Sonra o da öldü. "Bunu nasıl yaptın!?" "Ben bir şey yapmadım ki?" Muayenehanemde bir mucizeye tanık olmuştum. çalkantılı bir hikaye. Alerjik reaksiyon gösterirse müdahale edebilmemiz için. yanında küçük bir çocukla geldi. Yine de emin olmak için bir hafta sonra tekrar görmeliyim. Yani vücut sıvısı. Neymiş diye dönüp baktım. Bambaşka bir dil konuşur. elini sürmeden kaldı-rabiliyor. Bu iğneler. benim ağzım da Gerçek'inki gibi kocaman açılmıştı. Annelik.. 368 Babam. Fakat. Lolitalar ve yeniyetmeler arasında kendimi berbat hissedip bol bol bira içiyordum. Doktor. Gerçek'e Deposilin diye serum fizyolojik enjekte ellini. kesilmek için kuyruktadır. Azı dişlerimden ikisi çürümüştü. Ağabeyim boya fabrikası kurdu. Karı da herifin ardından gitti. Kendimi uzaktan tanıyordum sanki. nabzıını yükseltiyordu.." Gerçek. Gerçek yirmüki yaşına gelinceye dek devam edecekti.

. tüm falsolarımı tartacak kadar büyük müdür? "Sevgilim ben eli kanlı bir adamım. "6. [SAMUEL BECKEH.Sahtelik.. Şebnem'i seviyorum. örümceğe gerilla taktiği uygulayabilir mi? "Kadın. Fakat başka bir şey var. b] İlişkilerde beliren bir kazanımdır. Bununla birlikte. Müjde yüklü güzelliği. adım Hayati." o "Durun. iki mezar birden kazar" diyen Çinli her kimse." "Neymiş?" "Bunu yüz yüze konuşamaz mıyız?" "Tabii ki hayır. Lütfen bana inanın. Vidalanın gevşemişti. Gerçek'e "Çelik kasayı taşımama yardım eder misin?" demiş. Yarım saat sonra tekrar aradı. Kaç adam vurduğumu bilmiyorum. parmaklan upuzundu. Hükümet. hamamböceklerine kanım ısınıyor. Abidin Dandini'ye öykündüğümden mi nedir? Halbuki Şebnemle ilişkimiz ciddileşti." Başını kaldırıp gözlerime baktı. Geceyi beraber geçirdik. beni de arındırıyor." "Neden?" "Çünkü oğlumun kardit olması söz konusu değil. b] Acizliğimizi inkar etmede kullandığımız namevcut bir destektir. sonra ona hayatımı anlatırken buldum kendimi." "Bu cümlenin geri kalanı doğru olsa kârlı çıkarsınız doktor hanım."Ben Hayati Tehlike.. eheh?" Yüce Rabbim. Hem Şebnem'in nurlu zarafeti karşısında benim müptezelliğimin zaten bir hükmü kalmıyor ki? Bal damlası tebessümünden yayılan masumiyet ışınları. lağımların şırıltısı. Evliliğin eşiğindeyiz." Bilinmez'in B'si. ifade ve davranışlarını şekillendirmesini mümkün kılan zihinsel ve duygusal nitelikli bir kontrol sistemidir. Sonra bir ucundan tutar gibi yapmış. Havada bürokratik bir uğultu. c] insanlık için bir önkoşuldur. Babasına "17 sene" numarasını çekmiştim. kızıla çalan hantal mobilyalarla döşenmişti." Bence'nin B'si.. b] İki kişilik bir oyundur. tespit etmemizi engellediği yalan türüdür.. Geniş merdivenler.. Şebnem'in bana olan aşkı. Şebnem'e fazla yalan söylemiştim. Bildiğin gangsterim yani. 373 "4. kuşe kağıda basılmış bir ziyafet davetiyesi gibi parlıyor. Şeyh. size uygun olan yanlış yolu bulmak gerekir yine de. Kahkaha ı/ı sı dağların karını eritir." "Şansınızı kaybettiniz. nezaketin kanıtı dedikodu. üstatlığın kanıtı ise [Şeyh Maz-har örneğinde görüldüğü üzere] güvenle saçmalamak olmuş artık.. şeyhin ofisine girdim. çocuğunuza zarar vermek istemediğim gayet açık. Sakalı orlondan. a] İnsan oluşun bir yan ürünüdür... Yılan île oğlağın telefon konuşması Kim bilir. fabrika bacalarından yayılan zehirli dumanlar ne tatlı. a] insanın.ihtimaller. Hoşça kal. a] Hatırlamak bir refleks. Uyandığımda. 1906-1989] Kül. Sana verebileceğim tek iyi haber. vatandaşına "Sen aslında o kıza âşık değilsin" der mi. Gangster olduğumdan habersizdi. Nadide'yi anlatmamıştım.Özgür irade. b] insanı sahicilik arayışının risklerinden koruyan aldanışların. aşkımı onaylamıyordu. İnanılır gibi değil! Bir devlet..Unutmak. Çocuk diğer uçtan tutmuş... sen kurtar beni! Ben bu küçük beynimle işin içinden çıkamayacağım! Çaresizliğin kulvarında sürünüyordum.. Yeteneğin kanıtı yalakalık." Bilhassa'nın B'si. aralarında sonsuz bir mesafe vardır. Mazhar Bey cevabımı kağıda işaretledi ve diğer soruya geçti: "2." Klavyeyi gagalayan kargadan "Gak gak" dışında ne yazması beklenir? Şımarıklık ve kibirden ibaret bu dürüstlük gösterisi bana vız gelir.. Altmışlı yaşlardaydı... Gönül İşleri Bakanlığı'na [GİB] müracaat etmiştim. Önce Gerçek'in durumunu konuştuk. Tam ağzımı aralamıştım ki. Komedi filmlerindeki cenaze levazımatçılarma benziyordu. Epey bekletildim. dünyayı ihya ediyor. İki insan birbirine ne kadar yakınlaşırsa yakmlaşsm. Sizi şikayet edip doktorluktan men ettirebileceğimin farkındasınız. Çocuğunuz iyi. Kadidi çıkmış bir memure sordu: "Hangi üye ile görüşmek istersiniz?" Yeseviyye Şeyhi Mazhar Bey'i seçtim. belki de sadece yanlış yollar vardır. Açık bırakılmış dizüstü bilgisayarın monitöründe iri puntolu bir not: "Güzeldi. Elleri ipince. Ankara'ya uçarak gittim. karımın çocuğumu doğururken öldüğüdür. c] Toplumsal değil. fakat oradan da müspet cevap alamamıştım. b] Vicdan rahatlığı. Gökkuşağının üzerin den geçen bir balonda gibiydim. sözü uzatmadan önündeki antika klasörü açtı ve bir dosya kağıdından mülakat sorularını okumaya koyuldu: "1. Ağzı. "5. çok ciddiyim!. beni iyi tanıyormuş. c] Hatırlamaya giden kısacık yolda. Yorgancılıkla alakam yok. unutmak ise bir sanattır. masumiyet ve moral konforumuzu garantileyen yeteneğimizdir. yuvarlanmak için idealdi.^ll o Ilı jj^ık jAj] yazmıyor muydu? Gönül İşleri Bakanlığı'ndan mülakat için çağrıldığımda çok heyecanlanmıştım. Kanlı gözlerinde müşfik bir ifade vardı: "Hoş geldiniz Hayati Bey. Duman da genellikle ısıtmaz. Hayati hiç güç harcamadığı halde. Artık hurdalıklar beni neşelendiriyor." 372 "Hoş bulduk" ey muhterem şeyh efendi hazretleri! Daracık oda." Şebnem'i sevip sevmediğimin anlaşılmasını sağlayacak daha isabetli bir soru üretilemezdi! B şıkkını seçtim. "3.. Beş yaşında bir oğlum var. diyebilir mi? Kur'cm'da "Kalplerde olanı yalnızca Allah bilir" [j^j..:. iyi bir yakıt değildir. yerinde saymaktır. Gerçek'ten bahsetmemiştim. Fakat düşünsenize. a] Yanılgı ve belirsizliğin sağladığı imkanları genişleten bir şifadır. değil mi? Onu görmek istedim. Buluş370 tuk.. Teşekkürler. Yeseviyye'ye mensup amma çok insan varmış memlekette? Nihayet adım okundu. çünkü. asaletin kanıtı zorbalık. şıkları sıralamaya başladı: "a] Bir 'takım oyunu'dur." "Neler söylüyorsun Enver?" "Eaaa. Gerçek'i size bir daha getirmeyeceğim. 82 . özel hayatta işleyen tercih yetişidir. intikam almayı kafaya koydu mu." \ "Oğlunuz telekinezi gücüne sahip." Bahse girerim'in B'si." "Sizi sonra arayacağım" dedi ve telefonu kapattı.İnsanlık. a] Her adımda çoğalır. kapatmayın Hayati Bey. Ona sodyumklorür şırıngaladığmızı gördüm. değil mi?" "Kızgınlığınızı anlıyorum. b] ihtimal diye bir şey yoktur. Benim tatula rasa'mı onun öpücükleri çerçevelesin istiyorum. Birer içki içtik.." "Haklısınız. Kız beni yorgancı sanıyordu. bilseniz.. Yine de işler haddinden fazla çatallaştı. 700 kiloluk kasa yerden kalkmış. c] Bireysel bir oyundur. Hayati kayıplara karışmıştı. c] Her adımda azalır. Şişman biri bu odadan yara almadan kurtulamazdı. Süzgündü.Mânâ. Sinek. Nazi hapishanelerini andıran bakanlık binasının kalabalık koridorlarında dolaştım.

" İçtenliği beni kör etmesin diye onunla göz göze gelmemeye çalışıyorum. "İyi yapmışsın. meseleleri konuşarak halletmek iyidir. Bakanlık Heyeti'ni oluşturan üyelerin büyük çoğunluğunun dinî kimliğiyle öne çıkmış kişiler olması (. Tüm zarif kızların içinde pusuya yatmış bir şişko karı vardır. işsiz kalmış bir porno aktörü gibi hissetmek istiyorsan. Hayatın boyunca. Tamam. hepimiz. hayat yolunda koşarken. rüyasında hükümdarın cennnete. Kabahat bende. Fakat yine de yaşlı başlı yirmiiki adamın kanlı bir hamur gibi yoğrulması içimi burkmuştu. yedi soruluk bir testle beni tanımış ve Şebnem'e katiyen layık olmadığımı anlamıştı. [Ne de olsa 'dokunmak' aşk'ın vücut bulması demektir. Köçek zombiler gibi mezarlıkta göbek atma. 25 Şubat geldi çattı ve Bakanlık Heyeti komple temizlendi. karının m< tamorfozuna start vermiş olursun. Bu gangsterlik işi benden çok şey götürdü. Bak." Anlattığı hikaye beni uyuşturdu..." "Bir şey soracağım.. Meyve tabağından çöplenen Dandini'nin keyfi gıcırdı: "Eskiden vişne çekirdeğini elli metre öteye fırlatabiliyordum.. Bekarlığın beni hastalık saçan fahişelerin ağına düşürmesini umuyorlardı muhtemelen." Şu anda cebimde. Kuçuradi gelip aramızdaki koltuğa oturdu. Devletten izinsiz iş yapmaya alışkındım." "Bunu nasıl başarıyorsun?" "Neyi?" "Büyük harflerle konuşmayı?" "Saçmalamayı bırak.. Bir sigara yakıyor..." Alay ederken." "Medeni cesaretin beni korkutuyor.. Verimsiz bir diyalogdu." Ben de aynısından istedim. Karın şişmanladıkça ••< ı MI de gürleşir. meşhur bir şeyhin ise cehenneme gittiğini görmüş. ip atlayan cici kızlardan birinin ipine takılırız. o ayrı. Sen de. Bu rüyayı bir dervişe anlatmış ve tabirini rica etmiş. anlamıyor musun?" Garson kız kahveleri masaya kondurup ayakuçlarma basarak uzaklaşıyor. Fuat Atıf Tufa adında bir adamla konuştum. Şebnem'e olan aşkım bir yeraltı operasyonuna dönüşmüştü. çekirdeğine kadar çürümüş. yapaylık ve monotonluk sayesinde bile korunabileceğimiz bir beladır... Doğru. idam edilmiş diktatörün cesedine tüküren köylü kadar öfkelendin?. ilim irfan sahibi. Abidin Dandi-ni'ye dikkatle bakıyordu. fakat ortalığı kan gölüne çevirmenin zevki de bambaşkadır. İstanbul'un silueti. Şebnemle evlenirsen.' demiş. "Fakat Şebnem'i seviyorum. Evime postalanan sarı zarftan çıkan resmî mühürlü ve imzalı evrakta "Bakanlığımız aşkınızı maalesef onaylamamıştır" yazılıydı. Kusmukta yüzen peynire dönmüşlerdi. Üçüncü evlilik en iyisidir.. "7. bir kadının yasımı tutmak zorunda kalmasını uygun görmüyorlardı. Kuçuradi koltuktan atlayıp uzaklaşıyor.. siyah kadife üzerine dağılmış elmasları andırıyordu.." "Hımmm? Dünya rekoru sende demek?" Her ne kadar böyle bir spor dalı yoksa da! "Heyhat." "Bir adama kızınca neden yirmiiki kişiyi komple öldürsünler ki?" "Bilirsin. Üzülmedim diyemem. "Benim aşkım neden tescillenmiyor?" diye sormak için GlB'e telefon ettim." "Evlenme teklif ettin mi?" "Hayır.c] Taklit. "Tamam da bu neyi değiştirir?" "Sınırları zorluyorsun. Büyük ihtimalle. Ziyanı yoktu. Masamızın kıyısından yelkenli gibi süzülen garson kızın otomatik gülümsemesini fırsat bilen Abidin seslendi: "Bana bir kahve! Kaynar olsun. "Özünde iyi bir adamsın.. Kuçuradi. çünkü hükümdarla uzlaştı. buna saygı duyarım. sırf Şerif Bey öyle istiyor diye Gönül işleri Bakanlığı'na hangi akla hizmet müracaat etmiştim. PAP üyesi Şerif Şibumi'yi etkilemenin başka bir yolunu bulacaktım. Hakkında çok şey bildiğin AŞK. Bir şapkayı beğenince kafana çiviyle çakıyor musun? Servetimin yüzde 95'ini kadınlara ve alkole harcadım. masanın altına kıvrılmış-tı. Evet. Bir kadına sahip olmak için. Aşk geçicidir.Diğerkâmlık. İpin ucunu kaçırdım. Bir şapkayı beğenince onu kafana çiviyle çakıyor musun?" "Yani?" "Evlenme. Yeseviyye Şeyhi Mazhar Bey bana ayıp etmişti. ama yüzük aldım. şeyh cehenneme gitti. Evlenmek erkeğin intiharıdır." Gözlerini kısarak dumanı bana doğru üflüyor: "Evlilikten bahsediyorduk. Bakanlıktaki evliya cevaz vermedi. çünkü şeyhe hürmet ediyordu." 83 . yerinde olsam asla ev lenmem. İlle de bir aptallık yapacaksan git 'fareli kedi' denilen Çin kebabından ye.. ılımlı bir küçümsemeye ayarlıyorum. Her kadın er ya da geç delirir. Kara Şimşek [Knight Rider] yayından kaldırıldığında hissettiklerimi hissediyordum. kraliçeler ge-ğirir. Bu olayın büyümesine izin verme. Gönül işleri Bakanlığı tam bir zırva 11 Is ti." "Aklınca beni aşağılamaya mı çalışıyorsun pis serseri?!" "Sence kim yapmış olabilir?" "Neyi?" "Bakanlık Heyeti olayını?" "Pompuruklarm hali çok feciydi harbiden. Geri kalanını çarçur ettim. Boa yılanı ile oğlak arasında geçen bir konuşma tahayyül edin: Ben meledikçe o tıslıyordu. "Bir katil için fazla ciddisin Hayati. 374 c] Cömertliğin istikrara kavuşmasıdır. dindar adamlardı" dedim "komple cennete gitmiş olmalılar?" Bir kaşını kaldırıp dudağını büktü: "Saf bir adam. Belki de polisten hakkımda bilgi almışlardı. "Sen gerçekten aşk nedir bilmiyorsun. Manyağın teki. a] Zavallılığın kamuflajıdır. çetesini toplayıp bakanlığı basmış ve ihtiyarları indirmişti. Televizyon haber bültenlerinde Heyet üyelerinin moza-ikli cesetleri resmigeçit yapıyordu. sana yaramamış anlaşılan. b] Dolaylı bencilliktir. Nikah defterine imzayı attığın anda.] Yahut günün birinde benden bile daha kötü adamlar derimi yüzüp cesedimi köprüden attığında. Senin beynin. homoseksüel bir karateciye benziyor. kendi soru tekniğini uyguluyordu. Önemli olan insanın ne hissettiği değil mi?" "Sen ne hissedersen hisset prensesler terler.... Fark ettiğim kadarıyla Bakanlık Heyeti'ndekilerin her biri. [GEORGE BEST] Yadigar Dragon'u zehirlediğim meşhur Beylerbeyi Sarayı'na yakın bir kafeteryanın camekanlı konsolunda Abidin Dandini'yle oturuyorduk.ıı 375 tışma konusuydu. Yeseviyye Şeyhi." Bunaltıcı'mn B'si. komik bir tablo oluşturuyordu.. "Bakanlık Heyeti'ndekiler. Dalgınlığımın bulanık suyunda dertlerim tekrar yüzüye çıktı: "Şebnemle asla bir-araya gelemeyeceğiz." "Ho?" 376 "Şebnem'i seviyordun." Dehşet verici bir kokarca sırıtışı var suratında. ona kendili den başka şeyler de sunmalısın. Biz erkekler." Hava kararmıştı. geriye bir adım kalır?" Kahvesinden bir fırt çekiyor. senin durumundaki biri yapmıştır. Derviş 'Hükümdar cennete gitti. Bütün bunlar ipe sapa gelmez. "Ne ki bu? Bana ne anlatıyorsun?" Yüzümü." Bitiş'in B'si.. Ejderhanın veterinere gittiği nerede görülmüş? Her neyse.. Veya hayalarını koli bandıyla sar. manken kızlar yellenir.

[JONATHAN SAFRAN F0ER1 Duş aldım. Kurşun. Onu da haşladık. Olsun. Ayaklanm yere değmiyordu. ay yüzeyinde yürüyen astronot gibi ağır ağır yaklaşıyordu. Demek ki tarzı buydu. Üç gün şakaklarım zonkladıydı. şarkıya devam ediyordu. Böylesine kallavi biri tarafından izlenmek gururumu okşadı. sıvışıp canımı kurtarmayı düşündüm. kuyruğumdaydı. Beni bir derbederlik sardı. Şebnem'i bir bardağa doldurup içmek istiyordum. Dayak yesem bile ağzımı açmam. yeğenini Sudan'daki askerî yönetime bağlı ajanların katletmiş olabileceğini" söylemişti. Yavaşladım. İstifimi bozmadım. Şebnem'i etkilemek için mafya taktikleri kullanmıştım. Rakibiniz çene çalıyorsa. Zencinin alnına saplandı. Şahit mertebesindeyim gerçi. Yollar. Aklınızda bulunsun. Beşiktaş'ta yol ortasında vurularak öldürüldü" diyordu. Beyni balık yemi gibi saçılırken." Kandan yoruldum. finalini merak ettiğim Delik Deşik Bir Kefen romanı duruyordu. Beynime bir kova asit dökülmüştü sanki. bütün cephanesini gecekondulara fırlatıyordu. Beyni defolu tiplerden değilim. Ama neden? Sudanlı bir doktoru kızdıracak ne yapmıştım?. kitaplarını bana yazdığını düşünmüşüındııı hep. Gökten rendelenmiş buz yağıyordu. kaybolmuş insanlarla doludur. Kafasında ne bir yara izi ne de morluk vardı. sessiz sinema döneminden kalma bir acelecilikle otomobilinden inip cesedin etrafında dolaşmaya başladı. bedeni birkaç metre öteye düştü. hem de birbirine paralel. Çabuk toparlanmıştı. Üm-mü Gülsüm. Tam beş hafta önce. Halimi anlayacaktır. Gerçek'i 101 dum. Yoldan geçen arabalardaki insanlar. bizi görünce gazı köklüyorlardı. Parkın. İstikbal zamanın dışındadır \ Istırabın bitişi. onu pataklamanız işten değildir. Sonra da basıp gittik. Adamı tanıdım. Hızır Hızlı. Onları korumak için saygıdeğer bir hayat kurmalıyım. Zenci. Audi'mi halter gibi kaldırıp asfalta çalabilirdi. konuyla ilgili takibata başlamıştı.378 Godzilla diyeti Etrafınıza bir bakın. Belimdeki Colt'u [Python. o inerken araba az daha alabora oluyordu. Şuurumu kaybetmek üzereydim. Dandini'nin evlilik hakkında söyledikleri. Tabancamı yandaki koltuğa bıraktım. Beni kardeşi gibi seviyor. Şebnem'i evine bıraktığım gece bana saldırmıştı. Esmer güzeli spiker "Sudan asıllı Doktor Abdülcabbar Turabi. Hayatımda hiç Zenci vurmamıştım. l<' levizyonu açtığınızda ya da elinize bir gazele aldıj'. O da sağa çekti. Bu insan azmanı ensemi kavradığı gibi beni havaya kaldırıp limuzinin motor kapağına yapıştırmıştı. Nefesim kesilmişti.u dileyip telefonu kapattım. Uyuyormuş. Her biri müstakil bir hedef olabilecek dişlerini gösterdi. Laçka trafikte avarece araba kullanıyordum. Komodinin üstünde. Tetiği çekebilir-sem. Aksi takdirde ben de hapsi boylarım zaten. Genç bir kadının kullandığı. Abdülcabbar Turabi'yi indirmeseydim. Yere kapaklandım. Tepesinden buhar380 lar yükseliyordu. Direksiyona kustum. hallettiğinden fazla sorun doğurur. karanlığı kalkan olarak kullanmaktan usandım. Abidin Dandini'ye telefon ettim. 4 inç] zar zor çekip Zencinin ağzına doğrulttum. 379 Zenci.] İki saat kadar kestirdim. Cengiz Cingöz ve birkaç eleman limuzinle beni almaya gelmişlerdi. hatırımı kırmaz. Fok misali çırpına çırpma yolun kenarındaki çamurlara bulanarak ilerledim.. Şoför koltuğunda çam yarması bir Zenci oturuyordu. her şeyin mantıklı bir açıklaması olmadığını bilecek kadar akıllı. Kadının tiz çığlığı. şimdi ölümden bahsediyordu. Yıldız Parkı'nın çevre-siıiden dolanırken. Fakat o. lastiklerin ötüşüyle aynıydı. Adam öldürmekten bıktım. Godzilla diyetiyle büyümüş Zenci beni silkeleyip duvara savurdu. Hayvanat bahçesin de kafesten kafese uçan bir kelebek kadar özgürdüm." "Keçi Yumruğu'na gel. O da yavaşladı. Ve haşhaş tarlasında ilerleyen kaplumbağa mahmurluğuyla yola koyuldum. Telekinetik güçlere sahip bir oğlum." 84 . Çivili tasma takan atletik bir buldoğu andırıyordu. Kim olduklarını sormadım. Sicilim kabarık. Ben de duvara tosladım. Onun ardından yetişen cılız bir çocuk vardı. Yani çocukluğumda karıncaları filan yakmadım. Işığı kılıç. kaçacak kadar bile cesur olmayanlar konuşur. iyi akşaml. günün birinde cinayet işlerseniz. Derin bir nefes aldı ve beni tekrar duvara fırlattı. Omurgam ve kafa-tasım çatırdadı. Abidin'le konuşurum. Audi'min kapısını güçlükle açabildim. Kollarımda derman kalmamıştı. kurbanınızın cesedi olacaktır. Eğer bu kazulet Kunta Kinte ikiye kadar sayabiliyorsa gebermem an meselesiydi. Leyla Kalahari "Abidin dışarıda" dedi. olay tamamiyle müdafaayı nefsti. Üstelik yüzü tarçın rengi çillerle bezeli. [Bunu zihninizde canlandırmaya kalkmayın. Afrika'dan bunu sormak için mi geldin? "Benden ne istiyorsun?" iki eliyle yakamı kavrayıp naçiz vücudumu camdan dışarı çıkardı. Onunla hayat yollarımız hem birbirinden uzak. Fviııı aradım. Bir an. eski model siyah bir Ghevrolet'nin beni takip ettiğini ayrımsadım. Şebnem'e hakikati anlatırım. Arabanın CD çalarını açtım. Polis. zaten bildiğim şeylerdi. Acaba dilimizi biliyor muydu? Yanıma geldiğinde camı açtım. Ümmü Gülsüm'ün [19041975] Erite Ömri şarkısı başladı. herif beni taşa gömecekti. Gammazlık etmeyeceğimi bilirler. Cevabınızı yumruklarla verin. Doktor ha? Üstelik. Kadının sesi huşu doluydu. kırmızı araba ani bir frenle kayarak Zencinin tam önünde durdu. görünmez bir köpeğim ve adımı bile bilmeyen bir sevgilim var. "Bırakıyorum" derim. Doğru. Herif öyle iriydi ki. Hasan Turabi'nin yeğeni! Ramize Ramirez'in de dediği gibi "Şiddet. sizce de kıyamet kopmuyor mu/ [MURAT UYURKIII AKI Kış. Bu sempatik zebaninin derdi neydi acaba? Duvardan aşağı kayarken gözlerime perde iniyordu. küçük. Kavgada konuşmam. Sizi temin ederim. Güçlü kız. onu gayrimeşru kılar ve bu yüzden ıstırabın sonu yoktur. Ulaşılamıyordu. Kadın. Hâlâ genç sayılırım. Sırılsıklamdım. Az önce aşk acısını anlatan melodiler. Beyaz ceketi ıslandıkça grileşi-yordu." "Tamam. Kemiklerimin içinde kontrolden çıkmış minik elektronik testereler uçuşuyordu. yüksek bahçe duvarına yanaştım. Gerçek'e annelik yapabilir. Uçarken tetiği çektim. bu mesafeden ıskalamam imkansızdı. Doğal olarak bizim beysbol takımından temiz bir sopa yemişti. "Sudanlı Muhalif Düşünür ve Siyasetçi Hasan Turabi. O zaman bu iki sersemi keş yankesiciler sanmıştım. Gazap dolu sesiyle "Hayati Tehlike nasılsın?" diye hatırımı sordu. Aynadan izliyordum. Kurbanlarım yakalıyor ve fırlatıyor. O da patrona durumu iletir. Cinayeti gören bir vatandaşın ifadesine başvurulmuştu. O. Belki sahiden de yorgan işine girerim. Rami ze Ramirez'in. kainatın anahtar deliğinden bana göz kırpan bir melek gibiydi. Ve ne gördüğümü unutarak uyandım. Çünkü. Bebeksi bakışları ürkütücüydü.mı mı da göreceğiniz ilk şey. Kabus gördüm. Kafamın içindeki Hiroşima dağınıklığını toparlamaya uğraşırken telefonum çalınca az daha derimden dışarıya fırlıyordum! 382 "Aramışsın?" "Konuşmamız lazım. Ya tüm hayatınızın ya da yalnızca o gününüzün içine edecek birileri mutlaka çıkar karşınıza. Silah taşımak istemiyorum artık. Çelikten pençelerini kürek kemiklerime geçirerek beni tekrar havaya kaldırdı.

Fakat o bana "Çıkış yolunu nereden bildin?" diye sordu. "Ben iyiyim. gözleriyle etrafı tararken. vahşice bir işgüzarlıkla bizi gammazlıyorlar: Çığlık çığlığa zıplayıp. jübihyapıyorum. zihnim gayet berrak?" "Şimdilik. Tam silaha davranacağım anda Kuçuradi ceketimin kolunu ısırıyor. hayalet köpek kurtarıyor. Bu sentetik silahşorları gözüm bir yerden ısırıyor. Şebnem'in otel sabunu gibi küçük kulağına sessizce "Seni seviyorum" derken. otuzuncu kuponu da avucuma tutuşturuyor. Nabzımı dişlerimde. birbirini öldürmek ister. tırnaklarımda duyabiliyorum. Dışarı çıktığımda Kuçuradi toz olmuştu. Adamlar bizi göremiyor fakat ayak seslerimizi duyuyorlar. Belki de yamhyorum. Ama ne yazık ki bir hayaletle ödeşmek zordur. Gözlerinden naylon ip gibi yaşlar iniyor. Saçmalayarak geçiştirdim: "Tahmin ettim." 385 diği gibiydi. Her şey o kadar hızlı ki. barmen göz açtırmadı: "Dilinizi nemlendirecek bir şey almaz mısınız?" "Aynısından" diyerek Dandini'nin bardağını gösterdim. sadece sıyrık" deyip gülümsüyorum. FRIEDRICH HÖLDERUN. ellerini kafeslerden uzatarak.C.. Etraftaki insanların varlığını hakaret addediyordu sanki.. FRIEDRICH HÖLDERLIN. 1770-18431 Şebnem. olabilecekler hakkında hiçbir şey bilmiyoruz. Kuçuradi.. Adamlar. Geri dönsem. Yoksa beni de Şebnem'i ile vm. Ölümümden önce görünmez köpeğimi gördüğüme seviniyorum. Şebnem'in benzi solmuştu. sonsuza dek kavuşamamak için en ideal yöntemdir!" Hayvanat bahçesinde insan avı Tanrıdan gelen işaretlere bakılırsa. Tadı. Zihnim allak bullak. Aynı evde yaşayan iki kişi. Ağacın arkasındaki duvarın dibinden öteye doğru koşmaya başlıyor. sadece sıyrık" deyip gülümsüyorum. gönlüm altüst oluyor. Biri "Şebneeem!" diye bağırıyor. 1770-1843] Şebnem. Yoksa beni de Şebnem'i de vuracaklar. Tüydüm. sonsuza dek kavuşamamak için en ideal yöntemdir!" Hayvanat bahçesinde insan avı Tanrıdan gelen işaretlere bakılırsa. uğursuz bir gıcırtıyla aralanıyor. "Bunu 'hayır' kabul ediyorum. Nefes nefeseyim. Dişlerinin arasından "Beni takip edin!" diyor. otuzuncu kuponu da avucuma tutuşturuyor. bu adamlar bizi öldürecek!" Son sözlerime şerh düşüyorum: "KORKMA BEN VARIM!" Şebnem. Zihnim allak bullak. İstikbal. her evli çiftte bir acı çeken." "Ne gibi?" "Çok sevmek. "Ateş etse daha iyiydi" diye düşünürken bocalıyorum. ıslak tabancalarıyla yaklaşıyor.. vahşice bir işgüzarlıkla bizi gammazlıyorlar: Çığlık çığlığa zıplayıp. Dinle. olabilecekler hakkında hiçbir şey bilmiyoruz. Cüce maymunlar is- piyonluyor. Dandini'ye çeteden ayrılmak istediğimi söylediğimde alnını kırıştırdı: "Basmakalıp bir adam olmaya nereden heves ettin?" "Sana bahsetmiştim: Şebnemle yuva kuracağız.C. Adamlar bizi göremiyor fakat ayak seslerimizi duyuyorlar. ıslak tabancalarıyla yaklaşıyor. gözleriyle etrafı tararken.ı caklar. "Ateş etse daha iyiydi" diye düşünürken bocalıyorum. ona yerdeki ıslak ayak izlerimizi işaret ediyor. Cinayet kurbanlarının yüzde 79'u. Şebnem aşk coşkusu ve ölüm korkusuyla şoklanmış halde fısıldıyor: "Sevgilim. [J. zehirlenmiş bir atın si383 diği gibiydi.. bu adamlar bizi öldürecek!" Son sözlerime şerh düşüyorum: "KORKMA BEN VARIM!" Şebnem. Iki384 si de içindeki hayvanla barışık görünüyor." "Kendi istikbalim hakkında bir karar vermem. Son sözlerimi söylememin vakti geçmek üzere." "Aksine. Özümden uzaklaşmış hissederek başımı salladım: "Hem sen demez miydin 'Hayat aptalca seçimlerle ilerler' diye?" "Doğru ama ben başka şeyler de söylüyorum. Yağlı bir kemiği hak etmişti. peşimizdekilere bulunduğumuz yeri gösteriyorlar. Birlikte kalkıp Kuçuradi'nin peşinden koşuyoruz. Maymunlarla birlikte ben de kapıdan giren tabancalı iki adama bakıyorum. diğeri. zamanın dışındadır. ona yerdeki ıslak ayak izlerimizi işaret ediyor. Bu sentetik silahşorları gözüm bir yerden ısırıyor. şaşkınlığımı gizlemeye çalıştım. peşimizdeki şamatacı ödlekleri gebertip cüce maymunlara ikram etsem mi? Namussuz hırt. dışarıya açılan dikey dikdörtgen bir delikten geçiyor. tırnaklınım<l.. ellerini kafeslerden uzatarak. Ölümümden önce görünmez köpeğimi gördüğüme seviniyorum. peşimizdekilere bulunduğumuz yeri gösteriyorlar. Maymunlarla birlikte ben de kapıdan giren tabancalı iki adama bakıyorum.. kendimi düşrrfekte olan bir uçakta gibi hissediyorum. Kendimi ciddiye almam giderek güçleşiyor. Hemen kaçmak ile derhal adam vurmak arasında acilen tercih yapmalıydım. Biri. Tam silaha davranacağım anda Kuçuradi ceketimin l<<> lunu ısırıyor. Diğer barmene seslendi: "Bir yılan kanı!" Fikrimi değiştirmekten vazgeçerken. Evlilik kafa karıştırır evlat. İki384 si de içindeki hayvanla barışık görünüyor. Şebnem'e sinyal veriyorum. öyle mi?" "Evet. Şebnem'in adını nereden biliyordu? Bu öldüresiye yakınlığın izahı neydi? Kafamın içinde bir arı sürüsü dolaşıyordu.. Galerinin kapısı.. Bu durumda Şebnem daha büyük bir risk altında.ı duyabiliyorum. 85 . dev bir kauçuk ağacının arkasında frene basıyor. gönlüm altüst oluyor. Biri "Şebneeem!" diye bağırıyor. < Şebnem aşk coşkusu ve ölüm korkusuyla şoklanmış halde fısıldıyor: "Sevgilim. uğursuz bir gıcırtıyla aralanıyor. Ona köpeğin nereye kaybolduğunu soramazdım. Onun ardından Şebnem'i iteliyorum." Tam olarak planım bu. sence münasebetsizlik mi?" "Saçmalama. Belki de yanılıyorum. Özümden uzaklaşmış hissederek başımı salladım: "Hem sen demez miydin 'Hayat aptalca seçimlerle ilerler' diye?" "Doğru ama ben başka şeyler de söylüyorum. omzumdan akan kana parmak uçlarıyla hafifçe dokunuyor. pırlanta yüzüğü parmağına takıyorum. omzumdan akan kana parmak uçlarıyla hafifçe dokunuyor. Dişlerinin arasından "Beni takip edin!" diyor. Nabzımı dişlerimde. Maymunlar." "Demek havlu atıyorsun?" Yo.. "Patronla benim için konuşabilir misin?" "O kızla evleneceksin ve hayatınızın geri kalanı boyunca birbirinizin buruşmasını izleyeceksiniz. ne halin varsa gör. Son sözlerimi söylememin vakti geçmek üzere." içkiden bir yudum aldım. Biri.Meyhaneye gittiğimde Abidin Dandini taburelerden birin de oturmuş demleniyordu. Şebnem'e sinyal veriyorum. Şebnem'in otel sabunu gibi küçük kulağına sessizce "Seni seviyorum" derken. pırlanta yüzüğü parmağına takıyorum." "Ne gibi?" "Çok sevmek. Ateşe başlıyorlar. bclllîl deki tabancayı çekeceğim. Cüce maymunlar ispiyonluyor. Tek çare. Ağacın arkasındaki duvarın dibinden öteye doğru koşmaya başlıyor. Maymunlar. Dehşete düşmüştü. Nefes nefeseyim. Amaaan. diğeri. Tek çare. Özellikle de erkeğinkini. Duvarın alt kenarında. Birlikte kalkıp Kuçuradi'nin peşinden koşuyoruz. [J. Gözlerinden naylon ip gibi yaşlar iniyor. hayalet köpek kurtarıyor. Adamlar. Kendimi ciddiye almam giderek güçleşiyor. bir de canı sıkılan vardır. "Ben iyiyim. tanıdığı biri tarafından öldürülür. inan bana. belimdeki tabancayı çekeceğim. Galerinin kapısı. Yanına vardığımda.

. edasında. Hayat. Ön kapısına tosladım. "^^—-"Yani seni seviyordu?" Sükutla ikrar etti. Yani eğer biriyle aranda problem varsa. Geride hızla küçülüyorlar. Onunla geçen sene yazın tanışmıştık." "Sabun mu?" Ne sabunu? 386 "Bir nevi büyü yaptırmış. Bob Dylan What Was it You Wanted diye şarkıya giriyor. Onu rezil eden kişi Müntekim'di... Anlatılmaya değer bir yönü yoktu. Sudanlı Abdülcabbar Turabi. sözlenmemizi kutlayamamanın hüznü seçiliyordu. karşıdan gelen belediye otobüsüne çarpıyordum.. Ama ne yazık ki bir hayaletle ödeşmek zordur. Ona köpeğin nereye kaybolduğunu soramazdım.kyoluna uğurladı demek? "Adama ilaç mı vermiş?" "Bilmiyorum. mecbur kalmadıkça evden ayrılmamasını ve yakında kendi yuvamızda mutlu mesut yaşayacağımızı söyledim. Onun ardından Şebnem'i iteliyorum. Senden bir şey gizlemiyorum Enver. Çok üzülüyordum. olanları dert etmemesini. tanıdığı biri tarafından öldürülür.. Bir de Gönül İşleri Bakanlığı'na müracaat etmişti. prensip itibariyle kimseyi öldürmüyor. Bir başka polis otosu. Kuçuradi. hayalet dostum gözlerini sımsıkı yumup yüzünü buruşturarak başını çeviriyor. Giilünmesi İmkansız Şakalar] Felaketin de bir kuralı var." "Peki Müntekim denen bu psikopattan bana niye hiç söz etmedin Şebnem?" Reha Veto vakasından farkı. Şebnem konuşmuyordu. Arabadaki diğer üç polis silah elde dışarı çıkarken. indim. Duvarın alt kenarında. Dengesiz biri. Şebnem'in benzi solmuştu. önleyemediğimiz felaketlerle doluydu. Mı acaba? Esaslı bir felaket sürprize. devam et.. Bize niçin saldırdığını anlamadım. Yan aynada Kuçuradi arabayı kovalıyor: "Beni bekle!" Durup içerden kapıyı açıyorum. Polisler ardımdan hiç durmadan ateş ettiler." Kendimi kaçık sanırdım." "Ne?" "Adı." "Evet de. tesadüfe. Fakat o bana "Çıkış yolunu nereden bildin?" diye sordu.." "Tarzını değiştirmiş demek ki?" Şebnem'i evine bıraktım. dışarıya açılan dikey dikdörtgen bir delikten geçiyor. Geri dönsem. Gaza bastım. [CALOGERO CAVATAIO. Onu öpünce ağzımın iklimi değişti. pişmanlık duymamı mı beklediler nedir? En popüler intihar mekânı Boğaziçi Köprüsü'nde ilerlerken. Sahil yolunda ilerlerken ezilmiş bir kedi görünce." "Müntekim. hepsi bu. Namık Mıknatıs'a kızgındım.. Kirli işlerden el çekmeye karar vermemi fırsat bildiler sanki." "Şebnem. intikam emekçisi Müntekim Gıcırbey ve polis amcalar. benim üzüntümü ikiye katlamıştı. devlet sırrı olması mı? "Böyle olacağını hiç düşünmemiştim. Biraz geri gittim." "N'apıyor. 86 . Az daha.. Sirenler ötmeye başladı. Üsküdar'dan Boğaziçi Köprüsü'ne doğru giderken iki polis arabası kuyruğuma yapıştı." Öyle mi?! Türkiye'nin en ünlü işadamını senin hatırın için b. Keskin virajı geçerek canımı kurtardım. Yani aslında iyi sayılırdı. Tıpkı paraşütü açılmayan bir paraşütçünün rüzgarın tadını çıkardığı gibi. Sabuna kuş bacağı bağlıydı. Fakat neden? Masum. onu tüm kalbimle sevdiğimi. 388 Baharı müjdeleyen polis helikopteri An'ın tadını çıkarıyordum. Şebnem'in üzüldüğünü görmek. Kuçuradi de indi. Televizyon fabrikasında çalışıyordum." "Soyadı ne?" "Gıcırbey.. Beni cezalandırmak için. ben.. Polislerin beni köprüde kolayca kıstıracağını düşünememiştim. Frenleyen otobüs inildeyerek kaydı. Ve altduda-ğıma bir öpücük kondurdu. "Sen hiç havlamaz mısın?" "Yooo? Ya sen?" diye ağzımın payım veriyor. Hepsi de beni zımbalamaya çabalıyordu. Müntekim seni kulu 1)1/ beden anyor. Kanayan sağ omzuma bakarak yüzüğünü düzeltti. Felçli kardeşini taklit ediyordu. Aralık ayında bir gece evimizin bahçesine sabun gömdü. Arabamı kenara çektim. Köprünün korkuluğuna tutunduğumda. motivasyon ve rekabete akıl erdiremiyordum. Ödüm koptu. biniyor. Orada belirtilen gün ve saatte. Tüydüm. "Ne iş yapıyor bu Müntekim?" "intikam alıyor. "Aşkı onaylanmış mıydı?" "Evet. Artık benim için tek yol. Bahçe kapısından girip eve yürüyen sözlümü izledim. onun bu işle ne ilgisi var?" "Hani fuar açılışında konuşma yaparken. Dışarı çıktığımda Kuçuradi toz olmuştu. yolun solundan son sürat devam ettim. "Her neyse. Tam anlamıyla basiretim bağlanmıştı. kabul. "Nasıl bilmezsin?" "Beni sevdiğini söylüyordu. "Seninle ilk buluşmamızdan iki gün önce." İki gün mü? "Kavga ederek mi ayrıldınız? Kim kimi terk etti? Bunca zaman seni hiç aramadı mı? Öyleyse niye şimdi silahla kovalıyor? Tüm bunlar hakkında bir fikrin yok mu Şebnem?" "İnan bilmiyorum Enver." 38S Kestirme patikalardan el ele koşarak hayvanat bahçesini terk ettik. öldürüyor mu?" Yoksa sadece milletin ortasında aniden altına yapmasını mı sağlıyor? "Yo. peşimizdeki adamlarla karşılaşmaktan korktuğunu seziyordum: "Kimdi onlar?" "Birini tanıyorum sadece. dev bir kauçuk ağacının arkasında frene basıyor." "Galiba beni bir süre takip etti. Audi'ye atlayıp uzaklaştık. Müntekim denen şu hötöröf palyaço ailesinin asil üyesini ve yanındaki yılışıklık sosuna batmış gevrek mahluku avlamalıydım." "Aranızda neler geçti?" Onunla yatıyor muydun?! Yüzüme baktı: "Hiç. Her şey o kadar hızlı ki. kendimi düşmekte olan bir uçakta gibi hissediyorum. Yola koyulurken radyoyu açıyorum." "Nerede?" "Marketlerdeki bazı ürünlerin ambalajlarında. sağ taraftan yola aniden dalarak önümü kesti.. Yağlı bir kemiği hak etmişti. Telaşı yatışmamıştı. Bu durumda Şebnem daha büyük bir risk altında. Konuşup anlaşıyorsunuz. Müntekim. Dehşete düşmüştü. Üniformalı şoför içeride sıkışıp kaldı.." "En son ne zaman görüştünüz?" Bana yalan söylersen minnettar olurum. Mııııir kim'in broşürleri var. Saçmalayarak geçiştirdim: "Tahmin ettim. Namık Mıknatıs'm elemanı mıydı?" "Hayır. Cinayet kurbanlarının yüzde 79'u. Bunca kargaşa ve korkuya rağmen. Müntekim'le temas kuruyorsun. Cezalandırılması gerektiğini düşünüyordum. bahan müjdeleyen polis helikopterine gözüm ilişi i. Öldürülmekten ziyade." Duruma bakılırsa o seninle ayrı fikirde değil. peşimizdeki şamatacı ödlekleri gebertip cüce maymunlara ikram etsem mi? Namussuz hırt. ilerideki polis barikatını fark ettim. MM il edilen telefon kulübesine gidiyorsun. Ayrılırken.. Yine de bu cinai sinerji. cici ya da sempatik değilim. Bana yakınlık gösterdi. işten atılan 1100 kişiden biriydim. Köprünün ortasına vardığımda. Başını yukarı aşağı salladı. Şebnem'in kalbine giden yoldu. Biraz gezdik." Adım Hayati. Hemen kaçmak ile derhal adam vurmak arasında acilen tercih yapmalıydım.Ateşe başlıyorlar. anormalliğe dayanır. neler oluyor anlatır mısın? Bizi neden öldürmeye kalktılar?" Parmağındaki yüzüğe bakarak anlatmaya koyuldu: "Müntekim." "Seni etkilemek için yapabileceği başka bir şey yok muydu?" "Namık Mıknatıs'ı bilirsin. aynasızlara bakıyorum... Aynadan. Sonra belli bir ücret karşılığında. Şebnem'in adını nereden biliyordu? Bu öldüresiye yakınlığın izahı neydi? Kafamın içinde bir arı sürüsü dolaşıyordu.

. [Bir keresinde. durdurmam. kara haberi alırken öğrenecek! Buradan sağ çıksam bile işim yaş. Kuçuradi tuzu kuru köpekbalığı neşesiyle sırıtıyor. İstanbul'a dönmesi kolaydı. kaldığım yerden devam ediyorum. Pekala. Hey. "O zaman seni ısırmam gerekir. yeniden ses oldun sözlerime. İncecik. Omzumun tam altından vurulmuştum. Kendimi evimde hissediyorum. parçalara mı ayrılmıştım yoksa hiç olmadığım kadar sağlıklı mıydım? Ağır ağır sürükleniyordum. Nur yüzlü ihtiyar sağ elinde 14'lü Browning'iyle her an tatsızlığa neden olabilecek gibi görünüyordu. polis takibinden kurtulabilmek için Boğaziçi Köprüsü'nden atlayarak feci şekilde can verdi!"] Şebnem sözlüsünün kimliğini. Camdan bir asansörün içindeyim adeta. eksikliklerle malul bir yerde. Köprüden ateş açan polislerin otomatik tüfeklerinden yağan mermiler. Kalbim boks eldi390 venleriyle pataklamrmışçasına eziliyor.. Geceydi. düşlerinde. Ürperdim.." Duf! Belli ki anlattıklarımdan hoşlanmamıştı. Allah'ım neler oluyor? Şerif Şibumi muhtemelen. Arabadan indim.. Kainat istop etmişti. Şebnem'e de yalan söyledim. Etrafımda binlerce baloncuk uçuşuyor. Hayati Tehlike?" Sesi ürkütücüydü. meğer külüstür bir Lada'-nın bagajıymış. Ateş ettiler.. Sol kolum kanla kaplanmıştı.. Şerif Şibumi. Allame H. Giysilerim hâlâ ıslaktı. Karanlıktan başka şey duyamıyor. Halbuki. Ellerimde görünmez bir halter tutarak dibe yollanıyorum. Fakat hayra yorulabilecek bir tuhaflık var. Keşke oğlumla daha çok vakit geçirseydim. Kuçuradi sordu: "Atlıyor muyuz?" "Sen de mi?" "İnişte sana fıkra anlatırım. Birkaç kilometre öteden yaklaşan savaş gemisinin güvertesindeki minnacık askerlere gülümsüyorum. Bir saniyeye amma çok olay sığıyormuş? Acaba hep böyleydi de ben mi ıskaladım? Üçgen dalgaların arasından sulara dalıyorum." "Sakız ister misin?" Ve hayalet köpeğimle birlikte Boğaziçi Köprüsü'nden uçtuk. suyun içinde köpük şeritleri çiziyor. Dipte. * it * Korlaşmış bir bisturi. Fatiha ruhun gıdasıdır Eğer kendimizi mahvetmekten vazgeçebilirsin. Ölürken insan bildiğini de unutuyor." 392 Mezar taşlarının arasından dev servilere yöneldim. Tüm kaslarım gergin. ellerinde. lüı tu-ı kaç kurşun." Çöktüm. Birazdan balıklar gözlerimi yiyecek. Küplüce Mezarlığı'ndaydık. Yürürken gözlerimi ovuşturdum. Kozmosun kepengi kaldırılıyordu. Kıyametten sonraki ilk saniyedeydim. karşı dursun. Suya değmesine az kala. altın suyu gibi parlıyordu. Ne yapmam gerektiği hakkında hiçbir fikrim yok. kaçmam I Yok saklanmam başından sonundan korur bizi zaman I Kim söylemiş son diye. I Büyüt beni gözlerinde. ister ayaz. demirlerden sekti. Acaba ruhum hâlâ bedenimde mi? Emin olamıyorum. ağlamam I ister bakar. Derin bir nefes alıyorum. Kafanız suyun içinde olmadığı için çok şanslısınız sayın okur. Yüzeye varınca kendimi Ohio Nehri'nde buldum. Gözlerim yanıyor. yüzlerce koyun iskeleti sessizce otluyor. Aslında benim de soracaklarım vardı: Cincinnati'den nasıl döndüm? Beni size polisler mi hediye etti? Adımı nereden öğrendiniz?. Suda kalırsam. tam da ihtiyaç duyduğum türden bir mucizeydi. Hava soğuk. Boğaziçi Köprüsü'nden Ohio Nehri'ne at391 layıp Yolum Seninle'yi dinlediğime göre. Sualtında kibrit çakılmış gibi bir aydınlık beliriyor. ışıklarla bezeli Suspension Köprüsü yakınlarmday-dım.. [SYLVESTER SPOILERONE. Ölüm ile ölüm arasmdayım." Durdum. Kıyıya bir ulaşabilsem. yatay bir ışık çizgisi belirdi. Ecel terleri döküyorum. "Diz çök. "Dön." Ellerimi indirdim. bittim demektir. tabancayı hafifçe salladı. Boğulmuş muydum. Şehrin boy aynası nehir. Kuçuradi nedense benden daha hızlı düşüyor. Allah'ın emri.] Mucizeler. Şarkının volü-mü gitgide yükseliyordu: "Beni çağıran uçurum oldu sevdan. Kollarımı kıpırdatamıyorum. düşsün peşime. Peygamber'in kavliyle kızınız Şebnem'i. Gedikli aynasız ve emektar tabancası arkamdan geliyordu. sessizlikten başka şey göremiyordum. "Söyleyeceklerimden sıkılırsanız tetiği çekin lütfen" diye lafa girdim: "Size de. kanar diye. gerisingeri yükselerek hizama geliyor! Hızını bana ayarlıyor.. Sanki Jaws dişlerini kemiklerimde biliyor. Meymenetsiz bir martı bize bakarak ötüyor. Saçlarım uçuşuyor. olmaz diye. Grand Grave'in dokuzuncu katından düşmeye. Kimmiş diye baktım." "Belki de polis köpeği olmalısın?" Polislerin tepemize binmesine ramak kalmıştı. Başımı hafifçe öne eğdim. yeniden doğmak gibi nefesinle. Epeydir buralara yolum düşmemişti. Fazlalıklarla dolu. Ayağa kalktım. Uzaktan uzağa Moğollar grubunun Yolum Seninle şarkısı çalınıyordu. gezegeni ambalajından çıkardı. çoğalıp sevginle I isteme. Bir el." Müezzin es verdiğinde kuş seslen ovaLı |<)| ra yayılıyordu. Cidden zekice. Sabah ezanı okunuyordu: "Es-salaiu ti!) run mine'n nevm. başkalarını mahvetmeden durabiliri/ de. "Dışarı" derken. Şerif Şibumi'nin namlunun ardındaki anlam yüklü gözlerine "Biraz abartmıyor musunuz? Bu kadarına gerek yok" der gibi baktım. Şerif Şibumi'ye bir şey söylemedim. 87 . "Yürü." Döndüm. Topuklarım metal sertliğindeki su yüzeyine çarptığında çeneme ve şakaklarıma çekiçle vurulmuş gibi sarsılıyorum. Tutkal kavanozundaki gece kelebeği kadar ilerleyebiliyorum. dünya ile ahiret arasındaki tarafsız bölgedeydim. anlamam I Aşk varken sözlerinde. İnsan kaderini kendi yazmıyor. Yön duygumu kaybetmiş vaziyette Anadolu yakasına doğru yüzmeye uğraşıyorum. Varlığımı zapt eden zifiri hiçlik. omuzlarımın hizasında tutuyordum. ihtiyaçlarımızla nadiren örtüşür. Ciğerlerim patlamak üzere. kızınız benimle asla görüşmezdi. o kadar da değil. Kızmakta haklısınız.. ^—•-----"Yalan söylüyorsun.metal arkın iki tarafından da polisler silahlarını bana doğrultmuş koşuyordu. Ceketimin etekleri katlanıp sırtıma yapışıyor.. akıntı dindi.mlııl\ Gözlerimi açtım. Muhtemelen beynimin içinde bir mermi dönüyordu veya bacaklarımdan biri kopmuştu. İntihara yeltenen birine ateş açmak. Çünkü hafifledim.. Her tarafım ağrıyordu. Mümkün mertebe mahcup bir ifade takındım. yolum seninle I Duysun dünya. şarkı sustu. Feciydi. Başımı sudan çıkarırsam kurşunu yerim. "Dur. Merakıma gem vurup "Kızınızı seviyorum" dedim." Birdenbire bütün ışıklar söndü. Boğaz'dan Ohio Nehri'ne ışınlanmak. Kulaklarımdan içeri katran pompalanıyor. "Kızımdan ne istiyorsun. Azrail'in iki kolu beni sarıyor. Rüzgar nemli bir pelerin gibi suratıma çarpıyor. karanlığı ortadan kesti. Cincin-nati'de. Kaderim tekrarlarla dolu. Ellerimi iki yanda. Havada hazır ola geçiyorum. /Anlatma. Genzim yanıyordu. Hıçkırık ve öksürükler eşliğinde sesli sesli nefes alıp veriyordum. boğulurum. Kim olduğumu bilse. Yavaş yavaş yükseliyorum. gücün saklı içimde I Vursunlar. Üstüm başım mezar çamuruna bulanmıştı. Abidin Dandini'yle bu köprünün bir ucundan diğerine yürümüştük. durun bir dakika! Akşam haberlerinde benden bahsedilecek! ["Mafya lideri Atom Bombacıyan’ın adamlarından biri olarak tanınan Hayati Tehlike. Tam şu anda fizik kanunlarında bir değişiklik olmazsa.

" Karşımdaki ela gözlü kadın. bütün duygu ve düşüncelerim birbirine çarpıp dağılarak fırıl fini dönüyordu. Şerif Şibumi'yle aynı fırında pişmişe benziyordu: "Hayırdır birader. biblo misali zarif Hamid-i Evvel Camii'ne vardım. Zor nefes alıyordum. Elinde çorba kasesiyle geri döndü. içeriden. lütfün da hoş. üzerinde "A. 19171971. Tam bir saçmalıktı.' demiş. ağzımdaki bandı cart diye çekiyor. Daha makbul bir final için cidden yardımın gerekiyor. Beraberinde bir grup moruk odaya doluştu. oğlumu bana. Bunlar 394 kalbimdeki huşunun tecellisi miydi.. Taksi şoförü orta yaşlı. Ayaklarım da sandalyenin ayaklarına sıkıca sarılmış. Sakallı olanın belinde tabanca gözüme çarpıyor.. param var. cemaatle birlikte ben de duaya başladım. Yedi kişiler. Spock diyanetli adam. sandalyeye oturmuş vaziyetteyim. Mama sandalyesindeki bebeden farkım yok.. Dünyanın en hafif köpeği Kuçuradi koşup kucağıma atlıyor: "Nerede kaldın sahip?" "Kırlarda dolaştım. Ağzımı musluğa dayayıp biraz su içtim. Uçan Kız filmini televizyonda seyretmiştim. 1940-1987. kanlı ellerim titriyordu: "Yâ Rabbim. uykuya dalıyorum. Cahit Zarifoğlu. kabus mu görüyordum? Onunla rastlaşacağımızı düşünmüştüm. Beni mermilerden korudun. Senden gelen her şey kabulüm. seni bile yiyebilirim. Otuz yıl mutfakta mı saklanmıştı? Bir otuz yıl daha dönmeyecek miydi? Hayal mi. altımda eşofman. kızarıyor. Fakat evimi basıp beni esir alacağı aklımın ucundan geçmemişti. yıllanmış tebessümüyle üzerime eğiliyor. taahhütlü de belinde. Nefis. Fanilik. Mübeccel Ecel yarasalara analık etsin. [DUSTIM OISTANT. Omzumdaki kurşun yarası sargıya alınmış. boyun eğişle akraba bir hışım ve ıstırap aromalı bir tereddüt içindeydim. Ey merhametli Allah'ım. mutlaka geri döner. Bir nebze ferahlamıştım. temizliyor. Yardım et Allah'ım. bu iyi gelir. Üstümde fanila. Üçlü koltuğa uzanıyorum. fakat kalbimden geçeni biliyorsun Allah'ım. O da beni hatırladı galiba. 1969] tablosunu anımsatıyorlar. Akşam da oğlumla birlikte uyuyacaktım." Daha dün polislerin kurşunlarından kaçabilmek için atladığım malum köprüden şimdi sağ salim geçiyorum ve nihayet evime ulaşıyorum. Mutfaktan bir anons yapıldı: "Uçan Kıuz! Kahvaltı hazır!" Yıldırım çarpmış bir kirpi gibi tüylerim diken diken oldu. itimada çalan bir kuşku. Yutuyorum. Başım dönüyordu. Beni öldürmek için 88 . Benim annem son nefesinde "Ben senin annen değilim" diyen kadındı. Gömleğimi temizlemeye uğraşırken daha da berbat ettim. Okudum. Şeyh İbrahim Tennuri [15. Boğazım kupkuru. Ama niye? Tüm insanlık beni öldürmek ile yaşatmak arasında kararsızlığa düşmüştü sanki. Vadem dolduysa. Kafası. Sevince benzer bir hayret. Şartlar müsaitken. gözlerimden otomatikman yaşlar akıyor. Bahçemdeki ceviz ağacına tünemiş karga. Anne? Başını hafifçe yana eğerek alnını kırıştırdı.] 'Kahrın da hoş. Yüz sene ayrı kaldıktan sonra biraraya gelmiş bir çete. Gömleğimi aralayıp beş yıldızlı yarama bakıyorum. kurşunun çıkarıldığını anlıyorum. Beni tanımıyordu. Ev ablukaya alınmamış. Evladı olduğumu biliyordu belki? Gangster olduğumdan da haberdardı ve cinai bir tepki göstermeyeyim diye beni bağladı? Öyleyse. bu iş nereye varacak?" "Bu çocuk pek belalı görünmedi gözüme?" "Seninki de laf mı şimdi. amma tavcı çomarsın ha! Ulan. Mübeccel Ecel ve diğerlerinin sesleri fayans döşeli bir mağarada yankılanıyor: "Yaralısın. Şoföre "Arnavutköy'e çek kaptan" dedim ve ekledim: "Merak etme ağabey. İçlerinden birini tanıyorum! Şebnemle ShahShops'a gittiğimiz kış gecesi. insan yiyen bir hamburgere benziyor. arkadaşlarıyla kahvaltı etmesi normal miydi? Bu ne biçim bir uzun eşek şakasıydı? Mübeccel Ecel muhtemelen deliydi. Fakat önce telefon etmeliyim. ruhuna Fatiha" yazılı bir mezar taşı gözüme çarptı." [.. Kalbimle beynim arasında bir hortum oluşmuş.. Kremalı mantar. Bıyığım! Ve bir kaşık çorbayı ağzıma uzatıyor: "Çorba?" Kaşığı. Sıcak çorbayı yudumlarken. Uçan Kız. Ellerim arkadan bağlı. Demir bir çubuğa tutunup ayağa kalkarken. hiç tanımadığı öz oğluna gösterdiği şefkatin sebebini kestiremiyor. beş dakkaya bu covinoyu harcayacak!" "Sigara versene Tarzan. yy. Sen hızlı sür yeter. inanın bir fikrim yok.. Otuz yaşındaki bebek insan insanı yalnızca uzaktan tanır. Şimdi anlıyorum ki insan daima çaresizdir.. ben hazırım. Eve varınca Abidin Dandini'yi arayacaktım.. sniper gözleriyle beni izliyor. Tamam. Belki de yanılıyorumdur? Takdir senin Yâ Rabbim. yoksa kurşun yarasının kolaylaştırdığı riyakarca bir trip miydi. <<!■. her türlü avantajı dışlıyor. Amin. Böyle dua sırasında lafı çevirir gibi oldum." "Sen de ister misin Kedi Kadın?" "Yan cebime koy. gevşeyen ağzımdan içeri daldırıyor. Annem kalkıp mutfağa gitti. boğulmaktan kurtardın. Miodrag Djuric'in [Da-do] Büyük Bitkisel Polis [La Grande Poliçe Vegetale. Kan ve çamurdan eser yok. Uzandığım yerden doğrulamıyorum. Azrail'in vazifesini ertelettin. Ölülere verilen hediyeler bile bumerang gibidir. Zira ne söylemem gerektiği hakkında fikrim yok. Düşe kalka sahil yoluna indikten sonra mola verip.] Annem. Gerçek'im sana emanet Allah'ım. Evimin salonunda. Acıdaki değişiklikten. 396 Acaba mutfakta kaç kişiydiler? Eve nasıl girmişlerdi? Giriş kapısını açık mı bırakmıştım? Bahçeye bakan arka kapıyı mı patlatmışlardı? Annem bana karşı kimlerle ittifak kurmuştu? Kurşunu çıkarıp yarayı sarması." "Kızılmaske haklı. çimenler ıslaktı. ben de aynısını söylüyorum. Sızıyorum. Azılı bir haydut olarak geberip gitmekse. Kızgın saca damlamış domates sosunu andırıyor. Ben kaderime çekidüzen veremiyorum. Şadırvanda elimi yüzümü yıkadım. Bana doktor getirecekti. bebeğini otuz sene gecikmeyle besliyor. Toprak nemli." Yanaklarımda gözyaşlarımm ılıklığını hissettim. Senin her şeye gücün yeter.. vurulmuşsun?" Sözlümün babasını biraz kızdırdım da. günahlarımı affet. İyi ki ağzımı bantlamışlar. Fatiha ruhun gıdasıdır. Daha önce hiç görmediğim bir kadın evime girip beni tedavi ediyor. Dermanım kesiliyor. Oğlu olduğumu bilmiyordu. Sessizlik Stoku] "Merhaba delikanlı. namaz kıldıran imamın sesi geliyordu. Uçan Kız. bu haydut bir defada tam yirmi-iki kişiyi vurdu!" "Aslında sen de o heyete girebilirdin Mister Spock. rüya mı. Sahil yolunda bir taksi durdurdum. önce evime uğramalıyım. Sekiz haneli şifreyi tuşluyorum ve kapı açılıyor." Öyle açım ki sayın okur." «<»/ "Sen var ya Tom Braks." Planım belliydi. Ya da şöyle diyeyim: "Bar kavgası. beni oğluma bağışla. Neden ağladığımı çözemiyorum. Kendi aptallığımın kurbanı oldum." "Kurşunu çıkardın. düzgün sakallı bir adamdı. bayılıyorum ya da ona benzer bir şey. Zamanaşımına uğramış belirsizliğin ortasında mayışıyo rum.. herif hepimizi kuyruğuna bağladı. şimdi de besliyorsun. rüşvet mukabilinde bizi içeri alan adam.hacdan kazandığı sevaplar sıfırlanır endişesiyle canımı bağışlamıştı. Ağzım bantlı." "Seni hastaneye götüreyim mi?" "Yo. giydiriyor ve sonra da paketliyor. Ne dileyeceğimi bilemiyorum.

Sakallı amca iki adım atıyor. Ben de merak ediyorum. Gerçek'i gangster olarak mı yetiştirir. Bıçağı yalarken beni kolluyor. Dedelerden biri "Senden sonra. Ağzını şapırdatarak konuşmaya başlıyor. Fu'nun üstüne köpeklerini salmışsın. bekçi mutfağa koşuyor. Uzmanlık alanın bu mu? I "Bakanlık Heyeti'ndekilerle ayaküstü konuştunuz mu. beni doğuran kadınla hiç tanışamayacak 398 mıyım? Bir grup bunak tarafından zımbalanmak karizmamı sıfırlayacak! Tamam da Bakanlık Heyeti'ni kim katletti? Polisler de benden mi şüpheleniyor? Öyle olsaydı enselemeye çalışırlardı. Bir şey sipariş etmedim.. Müntekim'i ben hiç görmedim. ding dong. tanımıyorum? "Heyet'i senin katlettiğini ondan öğrendik. Belki de en iyisi ölmek?." Kartaloşlar cümbür cemaat yaylanıyor. Birbirimize nasıl derin bakıyoruz. Tarzan diyorlar? Hepsi. "Kurşun yok bunda?" diyerek arkasına dönüyor Mr. Annelik duygusu." Ağzındaki bıçağı emerken kısa bir süre hülyalara dalıyor.. İhtiyarlar taş kesildi. yanlış yerde macera aradıklarını düşünüyorlar. Pişmanlık dolu bir sersemlik içindeler. Çıt! Namevcut bir mermi alnıma değiyor. dahası. Bununla yetinmeyip Bakanlığın Özel Kalem Müdürü'nü de temizlemişsin. Nutella kavanozu ve kahvaltı bıçağıyla geri dönüyor. din mi?" Göründüğün kadar aptal değil misin yoksa? "Kim bilebilir? Belki ikisi de lazımdır.. fakat üstüme kurşun yağdırdılar? Sudanlı Abdülcabbar Turabi de. Spock.." "Niye? Kızılmaske bekçi. Ve elindeki boş kaseyi usulca sehpaya bırakıyor. Bizim arada 401 bir buluştuğumuz özel bir mekanımız var. Fu'nun arkadaşının sevgilisini ağına düşürmüşsün. Küfürbaz moruk alelacele ağzıma bant yapıştırıyor. Kalanlar. pür dikkat bana bakıyorlar. Acaba hangisi insanın korkularını daha iyi yatıştırır. silahı alnıma doğrultuyor. sen burada kal. değil mi? Cinayet senin çözüm tekniğin olmuş artık.. Bedeninizin kırışmasının acısını benden çıkarmak için mi buradasınız? "Fu'yu tanıyorsun. Tabancasını çekiyor. Mr. "Makine bir haftadır senin g. Sağlıklı düşünemiyorsun. Haydi. Normalde hiç kimse kapımızı çalmaz. anlatacak çok şeyi olan biri. Küçüklüğünde filmlerimizi seyretmişsindir. Spock küçük bir not kağıdını burnuma tutuyor: "Hayati Bey." Ağzım pamuk dolu sanki. ding dong.. Türk Bakanlık Heyeti'nin intikamını mı almayı deniyordu? Müntekim Gıcırbey'in tek derdi. kurbanlarını cehenneme postalayan profesyonellerdir. Karşısında kimse olmadığı zamanlarda da konuşuyor mudur? Bence evet. epeydir dine meyil verdi. Şu anda bile onun yerinde olmak istemem. Leblebisi var mı yok mu iskandil etmedin mi voltajı düşük gavur bozuntusu?! Hey Allah'ım! Kervan ters dönünce uyuz eşek başa geçermiş!" Ding dong! 399 Kapı zili çaldı. Spock ve annem kapıya yöneliyor. Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve rasulühvc "Şahadet getirmeyecek misin?" "Tamam. kulak kabartıyorlar. Bizimkileri beş dakikadan fazla lafa tutuyor.. Başımda durmayı niçin hemen kabul etti? Bana işkence yapmak için kendince sebepleri olabilir mi? Baş başa kaldığımız anda. Artık benimle yaşamalı. Tom Braks." Katiller. Mr. İhtiyarlar darülaceze korosu düzeninde. zavallılığının içinde erimiş. Os." Gözlerime inanamıyorum! Hikayelerini hayranlıkla okuduğum yazar..buradalar. inan. Bizim 89 . N'apacaksan yap. aynı anda açtığını düşünün. Tetiğe basıldı mı. Spock tetiği çekiyor. Ben beklerim.. hepimiz öleceğiz.. Ding dong. değil mi?" Bantlı ağzımın gerisinde yutkunuyorum." "Ben de. Biz kendimiz bile oyunculuk zamanlarımızı güçbela hatırlıyoruz. Senin ne kadar kafadan kontak bir herif olduğunu biliyoruz... Ben sen miyim?" "İkimiz gidip getirsek mi?" "Mecburen. Onları öldürdüğümde[!] yanlarında değildim. değişikliği hissedersiniz. Buruşuk çiftimiz salona dönüyor. "Ne de olsa Heyettekilerle akran sayılırız. Bu leziz çorbayı oğlum da tatmalı. Gündelikçi cumaları gelir. o kalsa ya?" Kızılmaske razı: "Tamam.. kayısının çekirdeği gibi yuvalanmış kalbine. kızından uzak durmam haricinde bir şey istiyor muydu? Bunca sorunun cevabını bulmam imkansız. Gönül İşleri Bakanlığı sana AŞKart vermeyince tabii küplere binmişsin. lakin şimdi hatırlaman zor.ruktan gübre olmaz. Kapağı açıp. sizinle acilen konuşmamız gerek. Ona hakikati söylemeliyim. filmlerde mi rol almışlar? Yaşlı başlı sinema oyuncularının benimle ne alıp veremediği olur? Bakanlık Heyeti'ni katlettiğimi nereden uyduruyorlar? Gönül İşleri Bakanlığı'yla bu uyurgezer mumyaların ne ilişkisi var? Abidin. benimle görüşmek istiyor.] Aziz İstanbul. "Fu da Müntekim de çok genç. Abidin Dandini evime uğramaz. O saniyede aklımdan şunlar geçiyor: "Bu moruklar niye birbirlerine Mr.. Şimdi de sıra Müntekim'de." Annem." "Ben de. cennetin kapısını tıklatmamı arzu ediyor. Fakat bu defa baltayı taşa vurdun Hayati Tehlike. "Var tabii." Ben de! "Tarzan. "Ben de. fakat o da çok temiz bir çocukmuş. içimden söyledim. Torunundan bahsetmeliyim. Annemin tebessümü. Saygı.. yoksa oğlumun temiz bir hayat yaşamasını sağlar mı? Ne yani. Benimki. Koltuğa yayılıyor. Herkes oh çekiyor." "Ben de sizinle geliyorum" diyor Uçan Kız. rahatsız etmekten çekinirler. ışın tedavisi gibi. "Yaşlılara hiç saygın^yok. yoksa adamları hemen taradınız mı?" Bunu neden sordun? "Adamlar korktu mu merak ediyorum. sanat mı." "Şahadet getir. şu işi hallet. Fu ziyaretimize geldi. "Spock! Çorba bitti. Fakat o. Herkes derin nefes alıyor. fındıklı çikolatayı bıçakla yemeye koyuluyor. Boş tabanca diye bir şey yoktur. annem gibi. Kızılmaske. Benden daha açması görünüyor. Sonra da biçareleri öldürmüşsün. Mister Spock. tünde. 400 Kızılmaske'den işkilleniyorum. kapıma kadar geliyor! Şu aşamada cumhurbaşkanından telefon bekliyorum! Hangi ara bu kadar popüler oldum ben?! "Senin evde kurşun var mı Dracula?" diye soruyor Spock. [. Gelen her kimse. Sinsiliği. söz!" diyor. bir an önce öldürülmemi emrediyor. Yaşlan ilerledikçe ölüm konusunda acemilikleri artmış. Bizi tanımazsın sen. Mister Spock. Böyledir. Spock. Baharın tüm çiçeklerinin ilahi bir müjdeyle. Mr. Hey gidi günler. ruhumdaki kanserli hücreleri yeniliyor. Gerçek'e bakmalı." Bilemiyorum. Kedi Kadın. yedi milyar insan." "Ben de. Şirketten biri de olamaz.. Şebnem'i bana kaptırmamak mıydı? Şerif Şibumi.." Fu mu? Yooo. şu silahlı arkadaş. Hallerine bakılırsa. Karşında tam yedi tane süper kahraman var!" Süper olduğunuzdan bir an bile kuşku duymadım. cinayete merhamet şerbeti ekliyor. mesele yok.

hem size yardımım dokunur.. İlkin. Kapıdan dışarıya adımımı atar atmaz bir mermi kirpiklerimi sıyırıyor! Ciyuv! 403 Tamir edilirken buharlaşan gemi Belki de kaçırtabilecek tek acı. Sizce." Geber! Sihirli sözcüğü söylemişim gibi aniden kasılıyor.] Hiç kimse mükemmel değildir. Yıllar geçtikçe. Hırıltılı sesler çıkarırken. Kollarım acıdan uyuşuyor. Sonra kalbini avuçlamaya çalışıyor. Mermiler diniyor. Limanlar eski ya da yeni tüm gemiler için en güvenli yerlerdir. Balerin adımlarıyla salona geçiyorum. Theseus'un asıl gemisidir? Dostlarımız. kim isek o olmamıza asla rıza göstermemeleridir. "Hayaaatiiiiiii!" Yanan bir ahırda doğurmakta olan may405 rnunun çığlığını düşünün. Şampiyon Ninja'mn rekor denemesi Deliler akıllılardan en az iki kat daha kurnazdır. Bağlı ellerimle Kızılmaske'nin sırtına masaj yaparak ilerliyorum. Fakat hiçbir gemi. Boğuluyor mu. Kuçuradi odaya dalıp Kızılmaske'yi koklayarak "Ölmüş" deyince. Öne doğru eğiliyor. Abidin Dandini ise çeteye kabul edildiğim gün silahımı bana teslim ederken kulağıma şöyle fısıldamıştı: "Bakarsın günün birinde şeytana uyarsın? Allah." Uçan Kız benim öz annem. tak. Onlardan da yavaş yavaş bir gemi yapıyor. ortaya iki gemi çıkıyor. geminin bütün tahtaları değişiyor. Kaderimde yazılanlar ile hayatımda olup bitenlerin birbirini tutmadığını hissediyorum. Aptallığın hemen hiç masrafı yok. Uzatmaları oynuyoruz. dostlarımız eski bize sımsıkı sarılırlar. Abdülcabbar Turabi'den sonra. Hızlı hızlı solumaktan.. Yine de sağ elimle ipi keserken. Petunya'mn sıktığı kurşunlar. tekrar dışarı çıkmalı ve kendimi kurşunların hedefi haline getirmeliyim. Eski gemi yeniden inşa edilince. Theseus. Kurşun yarası feci yanıyor. cezalandırıl404 manız gerektiğini düşünmekten hoşlanır. Döndürmeyi becerebilirsem kahvaltı bıçağına ulaşabilirim. İkisi erkek ya da kanserli. Bir dobermanm mama kabında yüzüyorum.. Dr. Nefes almakta zorluk çektiği belli. Her neyse. peki. Maktulün Moronluğıi\ Kapıyı aralayınca. şeytanı boşuna mı yarattı sanıyorsun?" Her okuduğunuza inanmayın sevgili okur. birilerinin menziline giriyorum. yoksa ikisi birden mi kestiremiyorum. Beşizlerini emzirmeye çalışan bir loğusa kadar telaşlıyım. Şeytan." Perdenin kenarından bakıyorum. Sandalyeyi bir bacağı üzerinde çevirmeye uğraşıyorum. 1890-1976. Tırtıklı tarafı ikide bir düğüme takılarak elimden kayan bıçağı güçlükle tutuyorum. İpin kopması. ip de gerdiğim sol bileğimi kesiyor. Yüksek ökçeli ayakkabılarıyla yaklaşıyor: Tak. Beni ben yapan anlaşılmazlık ve hattâ bilinmezlik icabı. tak. "Önce kadınım. Müntekim sevdiğine kavuşacak. Nasıl bu kadar zalimleştin?. limanda demirlemek için yapılmamıştır. Theseus. Senin icabına biz bakacağız. ağzımdaki kalın bant inip kalkıyor. Sen de layığını bulacaksın. Uçan Kız'a kesik." İnsanların işi birbirlerini yanlış anlamaktır. Ayaklarım havada. Duyan da çok dostum var sanacak. Güm! Başım yere çarpıyor. Şifa dağıtmaya adanmış Dr. Tehlike çemberi daraldı. Kendi evimde kaybolmuştum. Seni cehennemde bin yıl yakmak bile sana iyilik yapmak olur gerçi. Koltuktan kalkıyor. Sahiden öldü mü diye dikkatle bakıyorum. gemisine bakım yaptıkça. Dr. Kızılmaske son bir defa doğruluyor. İyi şanslar." "Tamam. bazı tahtaları söküp yeniliyor.. Kendimi geriye atıyorum. Fakat heyhat. Çünkü insanlar. Ter içindeyim. o da konuşkanlığına rağmen insan sayılmaz. Normallih Hastalığı] Atom Bombacıyan beni şirkette çalışmaya ikna edebilmek için "Bizzat beslemediğin bir şeytan. Düşmanlarımız yeni bizi yok etmeye çalışırken. Banyo lavabosunun altında saklı yedek Colt'u. acıdan kaçınmaya çalışırken ortaya çıkan acıdır.. Üstten aralanmış pencerenin berisinde dikilip kulak kabartıyorum. Destek noktası ölüm olan bir kaldıracım. "Siz gidin. Nutella kavanozu ve bıçak yere düşüyor. özellikle de ben. Bu bir işaretmiş gibi oturuşunu düzeltiyor: "Mister Spock’ın da AŞKart'ı var. vücudu geriye doğru bükülüyor. Ne yöne adım atsam. Her ikisinin temel vasfı. Eski sevgililerinin hepsi mezardaydı demek? Aşkından ölmeyişimi affedemiyordu. Geçmiş günahların gölgesi uzun olur. ardından yüzüstü devriliyor. Okşayıcı öpücüklere ateşle karşılık veriyordu. kanca beraber. fakat siz biraz abartmışsınız sanki? Kükrercesine geğiriyor. bu teatral can çekişmeyi açıklıyor. Takla atan bir trendeyim sanki. irileşen gözleriyle bana bakıyor. Önce kavanozu buluyorum. kuyruğuyla rastge-le kimselerin zihnine benim robot resmimi çizmişti. Ayak bileklerimdeki düğümleri çözüyorum. Elim 402 kolum bağlı." 90 . sonra katil" der gibi bir hali var. Keşke sizinki kadar temiz bir hayat yaşayabilseydim. Kimse görünmüyor. kalp krizi mi geçiriyor. Mister Spock bizi bu işe bulaştırmak istemedi. durduk yerde tövbe etmeye kalkışırsanız. Ve Kızılmaske'nin fosiliyle yollarımız ayrılıyor. döktüğüm kanlardan oluşan gölü sağ salim geçebilecek miyim? Bu mermi sağanağını ıslanmadan atlatabilecek miyim? Selamet koçanında hâlâ bir mısır tanesi kalmış mıdır? Öldürdüğüm insanlarla iyi arkadaş olacağımızı düşünmüşümdür hep. biz ikimiz o namussuzu çivileriz. "İzin verin kalayım. Ağzımdaki bandı söküyorum. biz değiştikçe eski tahtalarımızı tekrar bir-araya getirirler. Gel gör ki onu yalnız bırakamazdık. Biz de dosta düşmana karşı aynı insanlık dışı misyonu üstleniriz. Bunlardan hangisi. sizi derhal cezalandırırlar. kakaolu fındık kremasını ceplerine doldurmuştu. Gözünü kan bürümüştü. Theseus'un Gemisi paradoksunu bilirsiniz." "Hayati Tehlike'nin cehennemi boylamasını istiyor musunuz?" "Evet!" Neptün Petunya'ya evlenme teklif etseydim. Cinayet gösterişçilikle bağdaşmaz oysa. Neptün Petunya'yı gördüm. Kendimden biliyorum. Halının üstünde çaprazlama yatan cesede sırtım dönük. Akülanmaksa ateş pahası. Zar zor iki tur dönerek merhuma yaklaşıyorum. kıtaların birbirinden ayrılması kadar uzun zaman alıyor. misafirimizin ruhunun evimizi terk ettiğine kanaat getiriyorum. çikolata eriyiği parmaklanma bulaşıyor. 1927-1989. "Aslında ben de Uçan Kız'dan hoşlanıyorum. yaramın hizasındaki kılıfa sokuyorum. [AGATHA CHRISTIE. Anca beraber. Geleceğe bakıyorum ve ertesi günü bile göremiyorum. İnsan yaşlandıkça ifade özgürlüğü kısıtlanıyor. Yapabileceğim hiçbir şey yok. [RONALD DAVID LAING. Gevşemiş iplerin içinde avuçlarımı bakışık hale getiriyorum.vademiz doldu. eski tahtaları çöpe atmıyor. Kapıyı kapatıp duvara yaslanıyorum. Eski bir aktör olması. Susturuculu tabancasıyla çağdaş bir Bond kızı havasındaydı. Yerdeki yapışık üçüz gölgede üç kafa hareket ediyor. Böylece Fu selamete erecek. Ellerini boğazına götürüyor. bu cümleyi aynı heyecanla söyleyecekti. Ayak sesleri kesiliyor. Nihayet kahvaltı bıçağını yakalıyorum. [Şimdiye dek yalnızca Kuçuradi'yle yakınlık kurdum. senin yolunu kesemez" demişti. "Öyleyse bize bırakın. 30 km2Tik alandaki tüm camlar çatlamış olmalı. kapı tokmağından sekiyor. Gardırobumdan tabanca askısını alıp takıyorum. meslektaşı Petunya da kellemi gövdemden ayırmaya çabalıyor. Fanilanın üstüne bir ceket giyip evden fırlıyorum. Geçen sene Gerçek.

Müntekim'in devrildiği tarafa seğirttim. Güzellik. Çatının bahçe tarafındaki kenarından aşağıya baktım. başımın hâlâ yerinde oluşuna şaşıyordum. Namlu'yu Fu'ya çevirdim." Az daha kahkahayı basıyordum. yoksa ben mi? İkisi de mi? Cinayet. villamın çatısmda-yım.kla dikilen. Silahımı çektim. Merdivenlerden tavan arasına. Dilim. O. peçete. Şimdiye çoktan ölmem ya da komaya girmem lâzımdı. Fu. bir şampiyon üzerimde rekor denemesi yapıyor. Uçabilen birini ilk kez görüyordum. sidikle yıkılır. her ne kadar ölmelerine üzülsem de. Fu'yu maalesef ıskalamıştım. oyun hamuru gibi yoğuruyordu. üzerine ketçap dökülmüş kurtlu peynir kalıbına döndü. Müntekim de fırsattan istifade bahçedeki merdivenle çatıya tırmanmıştı: "Gebeeeeeeer!" diye bağırarak kurşun yağdırmaya koyuldu. mersiyeler. Kendimi zor tuttum. Piyangolar. ağzımın içinde şişiyordu. fiziksel ya da duygusal bir şey hissetmeksizin çektim. Kurşunlar bacanın kenarlarını parçalıyordu. Açıkçası. Daha doğrusu dondu. Azrail. Ne de olsa hayat yolunda kan izleri bırakarak ilerlemeyi huy edinmişim? Bir ayağı çukurda süper kahramanlar da. Öte yandan. İnfilak etmek üzereydim. Banyo aynasında kendimi görünce irkildim. tuvalet 91 . Tmgırdayan nemli kiremitleri kaydırarak gerileyip yaralı omzumu bacaya yasladım. Korku filmi gazisi gibiyim. Bakanlık Heyeti'ni kimlerin imha ettiğiyle ilgilenmiyorum." Şakanın sırası değildi. Kafası turşu kavanozu gibi patlayan merdiven korkuluğu. Makineli tüfekle resim yapan bir Pi-casso. yani Gönül İşleri Bakanlığı'nda çalışan budala. 6: Alt dişlerimin tümü sallanıyor. önce bana. Her şeyi siyah. Fu'nun ayak bileklerinin arkasında iki yana açtım. Arkadaşı yamulalı henüz bir saniye olmadan intikam saldırısına başlamıştı. Eğilerek kapıya doğru ilerleyen diğerlerini tanıyorum: Hayvanat bahçesinde Şebnem ve beni kovalayan züppe çifti. son bir maceraya atılarak araya girdiler. Müntekim'in gözleri de ağzı da aralıktı. sırf birini zan altında bırakmak için adam vurmaz. Derimi bıçak kullanmadan yüzmüştü. Silahları hâlâ ellerinde. 409 4: Ayaklarımı. Dehşet hızlıydı. aşkımı onaylamadıkları için Heyet üyelerini ortadan kaldırdım. Gökte fırtınaya yakalanmış bir jetin kanadına zincirlensem ve taş yağ-sa ancak bu kadar olurdu. Önce Fu'ya. 3: Bana bir son gürlüğü mü geldi. Onun ellerine doğmuştum ve o da beni kıyma yapıyordu. Bu cinai masaj bitip de öbür dünyaya gittiğimde Bakanlık Heyeti'ndekilerin yalvar yakar benden af dileyeceklerine. beyaz ve kırmızı görüyordum. Bileğime vurunca tabancam uçup çanak antene düştü. [Kağıt mendil. sonra onlara ve tekrar bana bakarak fikrini beyan etti: "Sen daha berbat görünüyorsun. Upuzun bir çiviyi beynimden söküp kalbime çakıyordu. yaralarımı yakıyordu. Rocky Balboa'nm ömrü boyunca yediği dayağı ben bir oturuşta yemiştim ve bu daha başlan408 gıçtı. Titreye titreye sürünerek uydu antenindeki tabancamı aldım. 7: Kulaklarım feci çınlıyor. Yüzünde naylon bir gülümseme vardı: Dilimizi bilmiyor ve barutun icadından habersiz gibiydi. Ninja bozuntusu sol 407 ayağının ucuyla çatının kenarına kondu. Müntekim iki tabancayla birden ateşe başlayınca kendimi geriye attım. Suratım. Kuçuradi yanlarındaydı. takatim kesilmiş. suçların en büyüğüdür. Tepemden akan terler. Merdivenlerden inerken nereye dokunsam kan lekeleri bırakıyordum. Beni. 2: Fu sırtüstü düştü! 1: Baş aşağı sürüklendi. Her darbede yüzümden havai fişek gibi kan püskürüyordu. Sol yumruğu. Bu şapşalların hesabına göre. Avucunun içiyle. Beynime bir karınca sürüsü dadanmıştı. gövdesine saplanınca sarsıldı ve Müntekim'in üstüne yığıldı. Bu defa bakmadı. Kurşun. aşk ve mutluluk ise insanı ölüme sürükler. 5: Ringe fırlatılmış kanlı bir plaj havlusundan farkım yok. salyangoz zamkıyla sıvanmıştı. mafyada da geçerlidir. çizgi filmlerden öğrendiği kungfu teknikleriyle mi fa-çamı bozacak? Kendini Ninja sanan kaçığa nişan aldım. Fu ortalarda yoktu. parmaklarıyla dirsekleriyle son derece isabetli darbeler indiriyordu. İki kaili evin çatısına kadar yükseldi. 10: Sağ gözüm şişten kapanmış. Fu ve Müntekim genç yaşta hapislerde çürümesin diye cinayet işini üstlenerek bunak jesti yaptılar. boks hakemi gibi 10'dan geriye sayıyor. gençliğim bayattı. cehennemde beni gördüğüne sevinecek çok herif var. Yangında patlayan laboratuarın camından fırlamış vahşi denek hayvanına benziyorum. Artık yumrukları hissetmez oldum. Mecalim kalmamış. süngerleşmiş suratımdan kaydı ve bacayı ikiye böldü. İş dünyasındaki azami fayda kuralı. birkaç kez yalpaladıktan sonra merdivenle birlikte ağır ağır arkaya devrildi. Ve dizkapaklarını tuttum. Kıçından vuruldu mu havası iner. Fu'ya hayranlık duymamak mümkün değil. Vücudum. Çatıdan tavan arasına geçtim. Fakat beni hayat ile ölüm arasındaki ince çizgide tutuyordu. Tabancayı gövdesine doğrulttum: "Dur!" Durdu. Öyle sert yumruklar atıyordu ki. Kenara indim. Yorulmuyordu. İhtiyarlar dönmemişti. Beyhude yaşadım. sol gözümle çok az görebiliyorum. Varlığımı hissetmişti bence. çamaşır suyu gibi. Heyet'in intikamını alacağı adresin burası olduğunu zannediyor. O halde her şey bir yanlışlıklar zincirinden mi ibaret? Mantığın yardımı. Uğruna kasideler. Kemiklerim bile yumuşamıştı. Anlaşılan. beni mıhlarsa Şebnem'in gönlünü kazanabileceğini mi düşünüyor? Sanmıyorum. Kuçuradi. suikastın hedefi Heyet miydi. Şakaklarıma vuruyordu. Ve aşkı kabul gören Müntekim'i 406 de büyük ihtimalle temizleyeceğim. "İteleyebilsem keşke" diye düşündüm. Enerjim sıfırlanmıştı. Panter gibi üzerime atladı. İşte. Tetiği. Tetiği çekeceğim anda başını kaldırıp gözlerime baktı! Bakışlarında metalik bir ses yankılandı: Ding! Sağ dizi ve parmak uçlarını yere değdirip füze gibi havaya fırladı. Omuzlarım erimişti. Acaba. bilemiyorum. oradan çatıya çıktım. Fu. haydutluğun radyasyonlu yaylasına yükselebildim ancak. faturalan karşılamaya yetmedi. Ne yani. bir hayalet ve bir yarı-canlı. Olsa şaşardım. Dişetlerim ve yanaklarım ağzımın içinde eziliyordu. Müntekim'in ruhu bedeninden ayrılmadan beni nallayıp tahtalıköye dehleyecekti. Hayretle izliyordum. sonuçların sebeplerini görmeme yetmiyordu.Neptün'ün gölgesi aradan sıyrılıp kayboluyor. Nefes bile almıyordu. arkadaşını kucağına yatırmıştı. Dahası. Fukaralığın lağım deltasından. Müntekim. ayaklarıma kapanıp helallik isteyeceklerine bahse girerim. Bir ceset. B. Fu. Kıpırdayamıyordum. 9: Ciğerlerim ötmeye başladı. aklını çeldiğim Şebnem'e de zarar vermekten geri durmayacağım. Çocukluğum çürük. leylek rahatlığıyla bana yaklaşıyordu. destanlar yazılası bir da yak. 8: Yığılmamı engelleyen tek şey yumruklar. Tuvalet kağıdıyla yüzümü sildim. Ben bu sopalık mahluku incelerken. sonra Müntekim Gıcırbey'e ateş ettim. Müntekim fısıltıyla sordu: "Silahını neden bana veriyorsun?" Fu aynen şöyle dedi: "Beni yavaşlatıyor. 0: Ve kafa üstü bahçeye çakıldı! Ceketimin sol kolu kopmuştu. dermanım tükenmişti. Fu tabancasını Müntekim'e uzattı. Şapa oturmuştum. her defasında. Gelgele-lim asıl katiller suçu üstüme atmayı başarmışlar. dünyanın en hızlı işkencecisi. Sadece dilek tutar gibi öylece duruyordum. Etrafa kulak kabarttım. Kafam büyüyordu. Sanki yıllardır Fu tarafından pataklanıyordum. Yani zerre kadar aklı olan hiç kimse.

köleliğin şablonlarına uyarlanmış durumda. Şimdiyse bir 'Şahit'. Danvin'i yeni geçmedim." Bu cevaptan sonra. insanın olgunlaşmasını engelleyen sistemdir. demir leblebiydi. adının geçtiği her cümle nasıl da güzelleşiyor. tüm insanlık ile benim aramda geçeceği kimin aklına gelirdi? Abidin Dandini'nin evinden Gerçek'imi alayım.. pirenin ayağına gitmez. Tanıdığım en şanslı züppe. Mars'ta yürüse yerde 100 dolar bulur. kör adamın kör köpeği gibi işe yaramazdı. Eğitim. Yılın ilk saatlerinde kendisine sordum: "Sizden sonra baba kim olacak. soru sormak ve en korkuncu itiraz etmektir. Neptün Petunya." Mor on değilseniz. Trenle İstanbul'a geliyordu. uyuşturucu ve sahte para dağıtacağım. Yedi hafta sonra. Kıza kesik bir çocuk daha vardı: Müntekim Gıcırbey.. anonim ve sahipsiz olmak bir imtiyaz haline gelinceye dek! Tüm ünlülerin vurulduğunu ya da rehin alındığını düşünün. Halbuki deliler kolay kolay şaşırmaz. Gönül İşleri Bakanlığı'na müracaat etmiş ve avu-cunu yalamıştı. pirenin ayağına gitmez [Abidin Dandini] Kötüler. Derken tepeyi kazasız belasız aştım." "Yok. sağlık. Çocuk çetin ceviz. Kendi kendime sırıttım: III.kağıdı ve kağıt havlu. kundaklama. Deliliğin Defansı] Hayati Tehlike'nin. Atom Bombacıyan’ın dili düğümlenmişi i. Çünkü boyun eğişin ürünü olan hiçbir iyilik. Turgut ki dişli bir tetikçidir. Korku düzenine itaat ettiğimiz için rehine. "Sormamda sakınca yoksa. Çevredekiler. Suikast.. Domino etkisi doğuracak bir plan hazırlamalıydım. iyilerin bilmediği bazı şeyleri anlamışlardır. ismiyle müsemma Nazım Izbandut'u taktım. Turgut'u pa- 92 . hakikat aleyhtarlığıdır. Ona sımsıkı sarılayım. Yoksa şimdiye sırtıma yarım düzine delik açardı. Bakanlığın Basın Müşaviri Fuat Atıf Tufa. Hayati'nin okka altına gideceği kesindi. birbirlerini dürterek beni gösteriyorlar. inşallah melek oğlum büyüdüğünde bana benzemez. Kaosun fitilini ateşlemek için şebekenin başına geçme yi bekliyordum. resmî kurum. Amerika gibiyim. Herkes silahlı. bu yolla düzenin ömrüne ömür kattığımız için de teröristiz. eğlence ve iş merkezlerinin havaya uçurulduğunu hayal edin. Bakanlık Heyeti'ni temizlersem. işimi de ciddiye almıyorum. Nefret ettiğim tek seksi kadın. dan diye indirir-sem.] Vakit kaybetmeden kaçmalıyım. İşleri kızıştırmak maksadıyla. Safkan Amerikan düldülünün haşat jokeyi. eğlence... Hayati zaten her fırsatta bana koşuyordu. bir yer altı çarşısında leşi seriliydi. iletişim. Lakaytlık ve münasebetsizliğimize rağmen. Yinede bir yetki karmaşası vardı. Halka silah.. şişlik ve morluğu birarada görmemişler. [VVOODY ALLEN. Motosikletimden daha göz alıcıyım. İhlal artık gayri insani sınırların dışına çıkmaktır. engerek dünürü. Sistemleştirilmiş ihlale angaje olmuş vaziyetteyiz. Dünya Savaşı'nın. Gazlayıp geçiyorum. Ben. güvenlik." "Tam anlayamadım. terör. Terör artık bireyin özne niteliğini açığa vurmak için yapabileceği tek eylem türüdür. kısacası sistemin her ana unsuru. Hapishanede idman yapan mahkumlarız. uzaylıların akıl hastanesidir. Yıllarca beraber çalıştık. bere. Zirveye varınca hapşırdım. Hakikatten umudumuz kesildi. Güçsüz. hiç kuşkusuz. şahsiyetsizleşmeye varır. iş. Vicdan azabı dolu kabuslar ile adı konmamış hasretler arasındaki istikrarsız yolculuğum tam gaz sürüyor. Ve özgürlükten kaçıyoruz. Suç dünyasında rastlantılara sık rastlanır. hatalarla dolu hayatımdaki en büyük hata idi.. Ona yalan söylemek. Silah tutmayı ona ben öğrettim. Hayat. Aşkı. Düşünmüyoruz. Fakat bu işi dolambaçlı yoldan çözecektim. Hiçbirini üretiliş amacına uygun kullanamıyorum. holding. Sonra da Şebnemle buluşmayı denerim. Şiddetlenen rüzgarda. ahlaki değildir. borsa ve medya binalarının. çünkü deliyiz. çürük. Zira. işte bu kesin yenilgiyi neşeli hale getirmeyi umuyorum. Hayati'yi ortadan kaldırmaya o anda karar verdim. o ben miyim?" "Yok. yoksul. Okullar tatil. her nefes bizi ölüme yaklaştırıyor. Kurallara uymak. Yaralarım ışık saçıyor. insanın kaybetmekte olduğu bir oyuna dönüştü. İnsanlar birbirlerinin dertlerini kusur sayıyor. Hayati Tehlike mi?" "He. Bu kadar çok yara. Kız onu Enver Paşa diye tanıyordu. delilik ve kaçışın sunduğundan başka bir özgürlük seçeneği yok.tüyle balık yakalar. Ve paranın satın alamayacağı şeylerin dünyasına geri dönüyoruz. Kaçış artık intihar teşebbüsü havası taşıyan bir vazgeçiş ve terk ediştir. hem çetede huysuzluk ve çözülme baş gösterirdi. Neptün de afallamış vaziyette. Cengiz Cingöz'ün başkanlık ettiği bir ekibi Ankara'ya yolladım. Fuat'ı halletme işini de Turgut Rulet'e verdim. İnanın bana. Herifçioğlu. 411 Ahbaplık ettik. Birey ise körkütük budalalığın bedenleşmiş halidir. yirmi sene kadar önce arabasını sabote ettiğim Savcı Arif Tufa'mn oğluydu. trende pataklanmasını emrettim. son düzlüğe giriyor. Garajdaki Harley Davidson'ı çalıştırdım. Teknoloji aptalların kötülük yapmasını kolaylaştırmaya adanmıştır. Tersini de düşünebilirsiniz: Küresel kötülük sisteminin bir 412 parçası olduğumuz için otomatikman suçluyuz. Ben." "Peki. ihlal. Onu ilk gördüğümde. benim suratım da artık tarihî bir mezar taşı rengindeydi. Plan yaptım. politika. Fakat kendimi de. Oyunu hızlandıracağım. bombalama. Yaşamak ya da ölmek umurumda değil.. Denize düşse g. Ben bir katilim. Fabrika ve gemiler yanıyor. soygun ve adam kaçırmalarla tansiyonu yükselteceğim. böyle bir gezegende iyi olunamayacağını bilirsiniz. Ermişler gibi metropolden kaçıp tabiatla haşır neşir olmayı özendiren bir tek reklam göremezsiniz. düşündünüz mü?" 413 "He. Çağdaş meşruiyetin temeli. Aceleye lüzum yoktu. hareketli hedefleri tutturamıyor herhalde. Yalnızca bir sonraki yalanı merak etmek bizi ayakta tutuyor. Suç artık cezalardan oluşan işleyişe direnmektir. alışveriş. Ben. Suç. GİB'den tescilliydi. Nem serilsin. Uygarlık disiplini denen şey. Veliahdı yoktu. Ülke deri değiştiriyor.. İnsan hayatına değer vermiyorum. Hayati Tehlike. benim nazarımda keçi sümüğü kadar değeri yok. yolu kanalizasyona düşmüş süs balığı kadar şaşkın. Dudakları titreyerek gözyaşlarına hazırlanıyor. Hayati hakkında kendisinden daha çok şey biliyordum: Şebnem'e abayı yakmıştı. Harami tetikte. Izbandut'u trenden attı! Böylece onu da avcı kadrosuna dahil ettim. Halihazırda işleri ben yönetiyordum. aile. yaralarım hızla kabuk bağlıyor. bir çivi eksik olsa bu gavur krallık yıkılır.. Delilik artık düşünmek. Banka. Aksi takdirde başkalarını da mortlatmak zorunda kalacağım. Beni idamlık bir cellat yapan ufak tefek kusurlarımı belki göz ardı eder? Şebnem. At. At. Bir eli çantasının içinde. hem de varyetenin gazı kaçardı. Yokuşu tırmanırken bir de baktım sağdaki restoranın 410 önünde Neptün Petunya dikiliyor. Cehennemi boylamayı göze almış olmanın rahatlığıyla hareket ediyoruz. Peşine." Suratı tarihî bir mezar taşı rengin-deydi. İntihara hazırlanan bir Japon kadar titiz çalıştım. Adamım Kurt Vonnegut'un da dediği gibi "Dünya.

" "Beni sen de anlamıyorsun. Bukalemun'u azlettim. katledilen Bakanlık Heyeti'nin. Fuat. seni çok seviyorum. Dünyanın bütün polislerini Beşiktaş rıhtımına yığabilirdi. Giysilerim. Medüz gölgesi gibi bir çocuk. öldüğünü bilmek yeterli olsa gerek.. İçeri girdim. Operasyonu biraz daha budaklandırmak için. Yine de çocuğa ihtiyacı olan himaye ve şefkati sunmayı deneyeceğim. başka hatunlara da meyil verdim. Evet." "Tevazu sana hiç yakışmıyor. uçak kazası geçirmiş zombiye benziyorsun. değil mi?" "Bu bir tuzak soru mu. sincaba fil tasması takmış olacaksın. İnsan dostlarını seçemiyor. 1842-1914] Abidin Dandini'nin Rumeli Hisarüstü'ndeki villasının önünde motosikleti durdurdum." Abidin'in suratı. Saniyeleri sayılıydı. Masum Cici adlı seyyar bir cinayet çilingirine mıhlattım. bu yaptığın son hata olur.. Saat 4'te" şeklinde bir mesaj yolladım. şaşırtıcı bir sükunetle cesede bakıyordu. Tıklatmak için elimi kaldırdığım anda. Şaşkın bakışlı oyuncaklar haricinde kimse yok.. Halimi de yadırgamamış görünüyor. Sen bir dâhisin Hayati. Hulk'm tişörtü gibi parçalanmış. Hayati'nin tabanına hangi sakızların yapıştığından beni haberdar ediyordu. Leyla'ya niyetimi çıtlattım: "Bombacıyan'ın tahtına oturacağım" dedim." Namluyu görünce rahatladım. "Nefes tüketerek zaman kazanamazsın Hayati. Mor gözlerim şişten kapanmış. saniyede 500 metre hızla alnıma yaklaşıyor! * -jc * 93 . uyumlu bir ikiliyiz. Polisler de armut toplamıyordu. Cartayı çekmek üzereydi.. Şebnem'in babası Şerif Şibumi forslu bir polis eskisiydi. merdivenlerden hızla inen Gerçek'in ayak seslerini ve "Baaabaaaaa!" diye haykırışını duyuyorum. Ben de şenliğin tadını çıkaracaktım. Oysa beni vurmak üzereydi. çoğu dâhi kendini anlama yeteneğinden mahrumdur. Zelzele'nin gebermesi kimseyi ırgalamadı. Kanunsuzluk da iç dünyamı zenginleştirmedi pek." "Geeerçeeek?" Koridorun sonundaki odadan herhangi bir cevap gelmiyor." Abidin Dandini. Şimdi ölü bir sersem olacaksın. Ona derin bir muhabbet ve hürmet beslemiştim. "Lüks içinde yaşayan bir hortlak" diye düşündüm.. kuvvetli ihtimaller eşliğinde çıkmıştım. Hayati'yi takibe koyuldu." Başımı kapıdan içeri uzatarak seslendim: "Gerçeeek!" "Seni duyamaz. Şebnem'e "Barbaros H. Ben hiçbir şey istemiyorum. ■k ft * 416 Yavaşladım. bıyığı farklı kafalardan derlenmişti. Gerçek'e Leyla bakıyor. Odanın kapısını açıyorum." Abidin'in suratı dokuzu çeyrek geçiyordu. Çünkü. yoksa çocukla mı konuşuyorsun?" Ağzından uzaylı salyası akıyordu. Müntekim. benim hatalarımı tekrar edecek. Hayati'yi Kubilay Bukalemun benim namıma izliyordu. [AMBROSE BIERCE. Yola.. Gerçek..." Leyla Kalahari. Motosikletten indim.414 ketleyip toprağa verdik. Abidin Dandini tek eliyle Gerçek'i belinden tutup kaldırmış ve diğer eliyle de çocuğun başına nakışlı Jericho'sunu dayamış! Donup kaldım. İki sakızı birbirine değdirmeden çiğnemek Bir adam hakkında." "Ufaklıkla bir sorunum yok" tabancayı bana doğrulttu "benim işim seninle. Granada Gazinosu'nda şarkı söyleyen kuğu. Gerçek'i almaya geldim. 3 dakika önce. Tüm moleküllerim zaten hurdahaş. nehir kurusa bile cesetsiz duramazsınız. Kenetlendiler. fakat Leyla daima birinci. İzin ver gidelim " Bakanlık Heyeti'ni de sen katlettin değil mi? Gerçekten su katılmamış bir psikopatsın. meleği ikna ettiği nerede görülmüş?. İşi bırakacağım zaten. Hayvanat Bahçesi'ndeki malum hücumdan sonra.. Kendimi kartalın pençesinde uçan tavşan gibi hissediyordum"Beni vurursan. 415 Ne diyordum? Cesetlerle dolu bir nehirde yüzmenin tadına vardınız mı. Çocuğumu ver. büyüdüğünde protokol gereği öz babasının değil. biliyorsun. tetiği çekti. Abidin Dandini kapıyı açtı. Telefona bakayım derken az kalsın bir cipe tosluyordum.. Geride. Paşa'nın yanında bekleyeceğim. "Çocuğu bırak!" "Sakin ol Hayati. Arka odada oynuyor. Bombacıyan işi sana devredecek. Ezel Zelzele denen Özel Kalem Müdürü olacak çakalı. "Bjrson sözündü. Başımı çeviriyorum. iyi bir baba olamadım. Ne de olsa Leyla. "Silahımı al. Onu sakinleştirmem gerekecek muhtemelen. Daha ziyade. Saçı. Böylelikle. kana susamış yeminli centilmenler tarafından kuşatılmıştı.. intikam üçgeninde sıkışacaktı.. kanımı benzin gibi tutuşturmuş! u. O benim hayatımın kadını. "İndir silahı. "Gerçek'in ailesi biziz" dedim. Başından beri sersemin tekiydin. basamaklardan sırtüstü düştü. Olanları unutalım. Onun mandalina tozlarıyla bezeli ılık mermer yüzünü son bir kez görsem yeter. Kanlı paçavralar içindeyim. içeri buyurmaz mısın?" "Hayır. Kim bilir o benim hakkımda ne düşündü? Telefonum-daki isimsiz mesaj şuydu: "Abidin seni öldürmeye çalışıyor. Beş ay önce fotoğrafımı çektiği yere leşimi serebilirdi. Fakat ne yazık ki. Abidin Dandini. Duvarın tepesindeki kameraya el salladım. Hiçbir babanın görmemesi gereken bir sahneye bakıyordum. Konuşarak halledebiliriz. "Bak" deyip yırtık ceketimin yakasını araladım ve Colt'u gösterdim. Dikenli tel yumağı çiğneyen bir canavar gibi sertçe yutkundum. Jeri-cho 941'in mermisi. diğerleri hep ikincilik için yarışıyorlar. Oğlumun karşısına bu halde çıkmamalıyım." Bağışla beni. Ilık ve müstehzi bir gülüşle "Hoş geldin. Bıçak sırtında. diken üstündeydim.. Yan yana ilerlerken cipin şoförüyle bakıştık.." Sertçe sordum: "Çöp kamyonundan düşmüş gibi mi görünüyorum?" Küstahlığımı anlamazdan geldiğini belirten bir yavaşlıkla "Yo. çalman aşkının. Sen ve ben.. Çocuk kor-kabilir. Zile bastım. İnsan bazı şeylerin farkına ancak son nefeste varabiliyor: "Gerçek. "Hayati'nin suyu ısındı" dedim. Gerçek son derece sakin. Şerif Şibumi. Tabancanın kabzasını biraz daha sıktı. Ecelin kozları güçlüydü. sakalı. Leyla Kalahari'yi gözünden vurdu! Ve namluyu tekrar hızla bana doğrulttu. Bahçe kapısı açıldı. 418 Leyla Kalahari.. öfkeli ağzıyla çelişiyordu. Benimse dünya babalık sıralamasında ilk 2 milyara girmem çok zor. Abidin cidden kafayı yakmıştı. Olaya bir de iyi tarafından bakmayı isterdim fakat. Neye uğradığını anlayamayan Hayati. Onun da yüzü yumruk izleriyle doluydu." "Çocuğa zarar verirsen. Abidin Dandini her an bir kalleşlik yapabilirdi. Eşkıyanın. Şerif Şibumi de kandırılan kızının intikamını almak üzere Hayati'nin tepesine üşüşecekti. oğlum. Yaşlı gözleri. merdivenden inerken "Abidin yapma!" diye seslendi. Taraçaya çıktım. Sonra intikam ateşi kontrolsüz bir yangına dönüştü. Hürriyet gazetesinin spor sayfası gibi karmakarışıktı. Beş yaşında olmasına rağc 417 men bir yaşındaki bebek kadar korkusuz.. "Pekala" diyerek geniş ve uzun hole girip ta en uçtaki odaya doğru yürüdüm. biraz şey görünüyorsun. Hayati. öyle demek istemedim Hayati. Fuat ile Müntekim eski dostmuş meğer. Bu tür düşünceler zihnimin mikserinde karışırken cep telefonumun mesaj sinyali öttü.

Sevinçten. Evimin önünde mahşer provası yapılıyordu. Kader. Asıl dert ile çektiğimiz acılar pek örtüş-mez. Yaylım ateşi başlarsa. Tehlike. Ve konuşarak anlaşmayı imkansız kılan bir ittifak içindeydik. İnanarak söylenmiş yalanlar haricinde pek az doğru var. mermiler ona değmesin diye. Size de öyle oluyor mu? "Şebnem'e merhaba de Gerçekçiğim. Bir keresinde babam. fakat böyle olacağını bilmiyordum. ikindi turuna çıkmıştı. Hayati Tehlike. Oğlum ile sevgilimin belime dolanan elleri beni hayata bağlıyordu." Ruhiye Ruhan [Müntekim Gıcırbey'in ev sahibesi]: "Bunun olacağını biliyordum. Gerçek ikimizin arasındaydı. Motosikletle meydana indik. Yapraklar. Kan tüneline dönen koridoru geçtik. Canıma can katılabilirdi.. Katlanılabilir ıstıraplar peşinde koşmamız bundandır. 1901-1968. Savaşmazsam Ayıp Olur\ Mermi. "Adım.Fanilik de. gafletin renkli köpüğüdür. Aslında yakalanmaktan ya da öldürülmekten korkmuyordum. Silahı belime taktım. Ölüm tehlikesi. sonsuzluk da insana ağır gelir. Bahardan bir fırt çektim. Şakağını öptüm. Devletin nazik reddi. Yalanlarla lekelenmiş bozuk sicilim beni aşk oyununun dışına itiyordu. Kader'e telefon ettim: "Bir maniniz yoksa. Zira insanın kaybettiği ile bulduğu şeyin aynı olması imkansızdır. Hayati Tehlike. İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nden yapılan açıklamada. aşk ile intikamın. Ve iskeleye devrilen anonim yolcuların arasında Şebnem'i gördüm. melekler kadar güçlüydü. iki sakızı birbirine değdirmeden çiğneyebilmek beni gururlandırırdı. Gerçek. Nefes alabilmek için intiharın eşiğinde durmam gerekiyordu. beni şifalı bir sarhoşluğa taşıyordu. buğulu bir ifadeyle Gerçek'e gülümsedi: "Biz. Kocası ise doğurmak üzere gibiydi.. binalar parıldadı. "Merhaba. cenaze levazımatçısmm kefen kreasyonuna daha bir yaklaştığımı tahmin etmeliydim. önceki gün meydana gelen Abdülcabbar Turabi cinayetinin de bu yeni olaylarla ilgisi olabileceği kaydedildi. Şebnem'in gaileli gönlüne sığmıyordum. Başkalarının hataları ve zaafları sayesinde başarı kazandım hep. 421 Meyve aromalı sevgilimin her adımı. Hıçkırarak ağlayan bir kadın sesi duydum. Mikrofon uzatılan kimselerin ekranda isimleri yazıyordu. Sahile paralel sokaklardan Beşiktaş'a doğru ilerliyorduk. Ihlamurdere Caddesi'ndeki Küçük Hamam'a gittik. İsmail çok sevinecek!" Kader Güler-lnşallah'm Merter'deki dairesine vardık. Onu kucağıma aldım. Gerçek'i heykel ile aramda tutuyordum. tanışıyoruz. Dandini'yle aynı organize suç örgütüne mensup olduğu bilinen Haya422 ti Tehlike'nin Arnavutköy'deki evinde ise eski aktör Onat Kaplan ile Müntekim Gıcırbey ve Fuat Atıf Tufa'ya ait olduğu belirlenen cesetler bulundu. alev almış kaplanlar gibi haşmetli görünüyordu." Şebnem. Hüzün şeklinde tezahür eden bir alerjiden mustariptim. Güvenlik tedbir ve garantiden yalıtılmıştım." Doğruyu söylerken tüm evren'in desteğini hissediyorum.. Eşi görülmemiş bir biçimde hayatımı kurtarmıştı." İçli içli ağlayan kadın şok geçiriyordu. 94 . Leyla Kalahari'nin evinde. Şebnem'e ilk yalanımı söylemiştim. Motosiklete sığıştık. Koşarak boynuma sarılan Gerçek'in burnu kanıyordu. cinayet zanlısı olarak aranıyor. Tertemiz giyindik. Hangi musluğu açsam para akıyordu. Şebnem'i bana yasaklıyordu." Metanetli görünüyordu. Doğrusu bunu hiç beklemiyordum. Enseme dürbünlü tüfeklerin ardından bakan polislerin nazarı değebi-lirdi. Bu da oğlum Gerçek. Şebnem arkada. Prenses beni sivri topuğuy-la ezebilir ya da öpücüğüyle kutsayabilirdi. Gerçek'e bir izahta bulunmak istiyordum fakat ne diyeceğimi bilemiyordum: "İyi misin?" Başını evet manasında salladı. Gerçek'in telekineük gücü devredeydi. Kozmostaki ahenge bedava bilet bulmuştum! Tam burada. yüzümdeki morluklara bakarak sordu: "Hayati Bey. Ali Hadi Bara [1906-1971] ile Zühtü Müridoğlu'nun [1906-1992]. soğuk damgalı pula benzeyen bir fotoğrafım ekranın sağ üst köşesini süslüyordu.. Hoş geldiniz beş gittiniz derken. Yola koyulduk. Po420 lisler. Fuat Atıf Tufa. Çoktan çivisi çıkmış dünyam. Bu civarda bana güven aşılayan tek kişi.." Haber metni okunurken. Reyhan Horanta [Fuat Atıf Tufa'nın annesi}: "Fuat harika bir çocuk. Mutfakta saklanan hizmetçi olsa gerekti. Gerçek'i motosikletin önüne oturttum. Kıyısında yaşadığım kan gölünde Şebnemle mehtap sefası yapabilecek miydik? Karamelli dondurma rengi güvercinler. Üsküdar İskelesi'nin çaprazında bir polis arabası gözüme ilişti. Aşkımın en canlı kanıtları ve en belagatli şahitleri cesetlerdi. televizyonda haber bülteni başladı: "Ünlü gangster Abidin Dandini ve birlikte yaşadığı Leyla Kalahari. Gerçek'in elini hafifçe sıktım. Grand Grave'in dokuzuncu katından düşmekle gelen şanstan yeterince kuşkulanmadım. Hayat ile ölümün. tia? 419 Kainatın derinliklerinde yankılanan silah sesleri Aşkın tanımı yoktur. Kanlı elimle oğlumun başını okşadım. Calvin Klein çamaşırların üstüne Gucci takım elbise giydikten sonra. canımdan olma ihtimalinden daha ölümcüldü. Aşkı yitirme ihtimali. deniz.. kalbimin paslı turnikesinden geçecek miydi? Beklemek. yeniden sallanmaya başlamıştı. arabalar. "Yavruma nasıl kıydılar!. Bu bir hayat-me-mat randevusuydu. tüm yaralarım kapanıyordu. Rumeli Hisarüstü'nde öldürüldü. 1944'ten beri ayakta bekleyen Barbaros Hayrettin Paşa ve iki levendin yanında dikildik. Kan dolan ağzında nar taneleri gibi parlayan dişlerini gösterip devrildi. Şebnem. Kadın altı aylık hamileydi. Güneşin voltajı yükseldi. Sildim. Bir hamlede Colt'u çekip Abidin'i sağ yanağından vurdum. Havada dönüyordu.. ölürsem sempati toplayabileceğimi umuyorum. [BENEDETTO BUSCETTA. Saat 15:57'yi gösteriyordu. Ve çıktık. Saçları taradık. Öksüz yavrum. umut ekip sevinç biçmek için elverişli bir arazi değildir. Şimdiyse. yani üvey babam "Zengin ve mı ulu insanlar. ben ve bir arkadaşım ziyaretinize geleceğiz?" "Şeref verirsiniz. Yine de şansımızı deneyecektik. ancak kanıtları vardır. Şimdi hakikatin meteor yağmuru başlayacaktı. Sabah yataktan kalkarken uyanmayı unutmuş kalabalık. Damarlarımda bir galon adrenalin dolaşıyordu. olay yerlerinden canlı görüntüler aktarılıyor. görünmez bir süpürgeyle bir o yana bir bu yana sürükleniyordu. Şebnem'i kaybetmek istemiyordum hepsi bu. heyet üyeleri katledilen Gönül İşleri Bakanlığı’nın basın müşaviriydi. Atatürk'ün doğduğu eve benzeyen bir kafeterya binasında sandviç yiyip meyve suyu içtik. Barbaros Hayrettin Paşa'ydı. Beşiktaş Meydan Savaşı patlayabilir ya da Şebnem'in tasdikiyle ömrümde yeni bir sayfa açılabilirdi.. Çocukken. Geri kalan herkesin sivil polis olduğundan şüpheleniyordum. Saat 14:25'ti. n'oldu size?" Kaza geçirdiğimi söyledim. Kainatın derinliklerinde silah sesleri ve aşk şarkıları yankılanıyordu. dünyadaki yerime ve hayattaki amacıma yaklaştığımı seziyordum. ayrılık ile kavuşmanın kesiştiği risk noktasmdaydım. Bir güzel yıkanıp paklandık. Gözeneklerim açıldı. Bir butikten giysi satın aldık. Yine de kainatın tasarımında kalbimi inciten bir şeyler vardı." Üçümüz de şaşırmak için fazla yorgunduk. Aşk dediğin. Meçhule doğru hızla yol alırken.. cehennemdeki mezuniyet töreniydi. Birazdan. risk ve musibet kuşağındaydım. gözlerimin araşma 5 santim kala durdu. bu heykelleri yontmada nasıl bir işbölümü yaptıklarım hep merak etmişimdir. öldükten sonra bile altı ay gülebiliyorlar" demişi i." Gözleri deniz faciası fotoğrafı gibi hem karmaşık hem durgundu.

. Abdulcabbar. Padişah yorganları satıcısı Enver Paşa.. Mr. Korkut Üneli [Onat Kaplan'ın oyuncu arkadaşları]: "Kalp krizi diyorlar fakat buna inanmak zor. Abidin Dandini. hızlı. papağan Huduni. şoke edici bir roman daha." NandaMoyi [Fuat Atıf Tufa'nm Hint asıllı sevgilisi]: "Fuat'la görüşebilmek için Güney Afrika Cumhuriyeti'nden geldim... Sabrı Tomruk. Uçan Kız. Mübeccel Ecel... Hediye Hüthüt.Recai Gıcırbey [Müntekim Gıcırbey'in babası]: "Benim oğlum sağlam pabuçtu. Teşekkür ederim. Başkalarının intikamını alarak hayatını kazanan Gıcırbey. olağanüstü bir enerji saçıyor.. Spock. 424 r MİSAFİR SANATÇI ERSİN KARABULUT "Öldürdüğüm insanlarla iyi arkadaş olacağımızı düşünmüşümdür hep. cin Jajha. Öldürüldüğünü öğrenince yıkıldım. Ozan Taraz. Onunla evlenecektik.. Leyla Kalahari ve diğerleri." Ölümlü dünya şen şakrak dönüyor. "zahmet olmazsa." Gözyaşları. çaresizlik ve sarsaklık taşan bir ifadeyle bakıyorlar." Gözlerine kan oturmuştu. intikam. Korkma Ben Varım'ın her sayfası sürprizlerle dolu. Ve hiçbir şey güzel bitmez. kahve? Arzu ederseniz yemek hazırlayayım?" "Kahve" diyorum. Ben sadece inceleme için buradayım. Atom Bombacıyan. elleri dizlerinde. taş kesilmişler. kırık dökük gülümseyerek soruyor: "Ne içersiniz Hayati Bey? Çay. "Bu kitap karnaval sırasında başgösteren bir bombardımana benziyor. Tarih öğretmeni dilber Şebnem Şibumi. Oysa insan hayatı tek ömre sığmaz. Katilinin derhal yakalanmasını istiyoruz. Dul gangster Hayati Tehlike. 423 Sesi titreyen Kader. yalnızlık ve şiddetin ustaca harmanlandığı roman." MURAT UYURKULAK İLETİŞİM 1427 ÇAĞDAŞ TÜRKÇE EDEBİYAT 201 ISBN-13: 978-975-05-07 M 1 9789750507144 Murat Menteş _ Korkma Ben Varım 95 ." Dublörün Dilemması'nın yazarından komik. Durali Kuloğlu. Ruhîye Hanım. Şerif Şibumi [Eski Üsküdar Emniyet Müdürü]: "Yorum yok." Şaşkın ve üzgünler. hıçkırıklar eşliğinde kesik kesik akıyordu... dostluk. Aşk... Gönül İşleri Bakanlığı'nda basın müşaviri dövüş ustası Fu. Kader ve İsmail. korku.