Ledün İlmi 2
Ledün İlmi 2
GAYBE İMAN
HİSSİYATLARIMIZ
Bir şeye İMAN etmek için önce onu BİLECEKSİN. yani önce İLM sonra İMAN gelecek. Bu sıralamaının bu şekilde olduğuna dair
delil RUM-56 dır.
Bu ayette ''kendilerine İLM ve İMAN verilenler'' den bahsedilir.
Dikkat buyurunuz Önce İLM sonra İMAN gelmiş.
Şimdi sen 2/3 e göre GAYBE İMAN ettiğini söylüyorsun ama GAYB kavramını da 'BİLİNMEZLİK'' olarak tanımlıyorsun. ÇELİŞKİyi
GÖRDÜN MÜ?
O zaman GAYB denilen kavram BİLİNMEZLİK anlamında OLAMAZ:
GAYBın tanımı budur:Gayb ; bir şeye (dünya, ilim, kuran, iş, kar, menfaat, hayat, eğitim, meşakkat vs..) baktığında,
duyduğunda, hissettiğinde, bunun senin için daha da ÖTESİnin daha da FAZLAsının veya DAHASInın da olabilmesine İNANMAK
tır GAYB.....!
bu tanımı nereden çıkarıyoruz? Şimdi ona bakalım:
12/10 u açınız ve orada GAYABETİLCUBBİ yani '' KUYUNUN KARANLIKLARINDA yada DERİNLİĞİNDE '' diye bir ibare
göreceksiniz
Şimdi bir kuyu düşün Bunun derinliğine bakıyorsun. Misal 10 metreye kadar gözünle görebiliyorsun.
Ama Kuyuya seslendiğinde bunun derinliğinin aslında 10 metreden fazla olduğunu yada olabileceğini düşündüğünde bu ARTI
MESAFE ye işte GAYB denilir.
Yani ulaştığın yeri biraz daha zorlarsan aslında bunun daha ötesinin de olduğunu yada olabileceğini anladığınnda işte bu
noktada sana hükmeden hissiyata GAYB buna bu şekilde iman ettiğinde de bua GAYBE İMAN dnilir.
O halde Gayb ; bir şeye (dünya, ilim, kuran, iş, kar, menfaat, hayat, eğitim, meşakkat vs..) baktığında, duyduğunda,
hissettiğinde, bunun senin için daha da ÖTESİnin daha da FAZLAsının veya DAHASInın da olabilmesine İNANMAK tır
GAYB...Şimdi bu tanımı 12/10 daki GAYABETİLCUBBİ yani KUYUNUN GAYBleri deyiminden nasıl çıkardığımızı anlayabildiniz
mi?
GAYB deyiminin çoğulu GUYUBtur. Bu da 12/10 da geçer.
93/11
Nimeti Rabbike fehaddis
'' Rabbinin nimetini Hadislendir''
Bu emir kitapta kime verilmiş?
--Muhammede
Hangi Muhammede? Kitabın anlattığı Muhammede mi? yoksa Kuranın anlattığı Muhammede mi?
--1400 sene önce her iki tür Muhammede ama ilk insandan bugüne kadar ve bugünden de son insan son
nefesini verinceye kadar ki zamana kadar içimize yerleştirilen ve bizlerin FEDAKARLIK hissiyatımızı
temsil eden Kuranın anlattığı Muhammede.
O zaman Muhammed kendisine gelen vahyi yada Kuranı HADİSlendirerek bize anlattığı için bu hadisler
de VAHYin bir parçası sayılmalıdır
--Evet. Ama kitabın anlattığı ŞAHSİYET MUHAMMEDin bizzat kendisi evrensel olmadığı için bu yolla
yani SİYER ve TARİH yoluyla gelen HADİSlendirmeler de Evrensel olamayacak ve bizleri
ilgilendirmeyecektir.
Ama kuranın anlattığı HİSSİYAT MUHAMMEDin kendisi EVRENSEL olduğu için bu Muhammedten
gelen hadislendirmeler de evrensel olacağından bizleri mecburen ilgilendirecektir.
O zaman HADİS DÜŞMANLIĞI yapmanın yada HADİSllere Kuran ve VAHY adına SIMSIKI
SARILMAnın gerçek mahiyeti MUHAMMEDi bir kavram olarak özellikle de KURANIN AYETİ olarak
doğru anlamayla çözülüyor
EVET. Bu konu bu şekilde anlaşılmazsa Hadis düşmanlığı yapan da KÜFRE GİRİYOR. Hadislere Kuran
adına sımsıkı sarılan da KÜFRE GİRİYOR.
Geriye de BU SALAKların birbiriyle kavga etmesi ve bizlerin de bunları keyifle seyretmesi kalıyor
4/48
4/116
ALLAHIN ŞİRK DIŞINDA GÜNAHLARI BAĞIŞLAYABİLMESİ HİSSİYATIMIZ
ŞİRK denilen kavram 2 sutun üzere ayakta durur ve bu 2 sutunuyla İnsanlık için GEREKLidir.
Bunlar Tesbihat ve Zikriyattır. 20/32-34
ŞİRK denilen kavram ''ortak koşmak'' değildir. İYİ olan bir şey karşısında eğer DAHA İYİ olan bir
şey çıkarıldığında işte bu İYİ ile DAHA İYİ arasındaki konum farkına ŞİRK denilir. Bu durumnun
değerlendirebilmesi için kişide SAMMİMİYET ve MÜKEMMELE ULAŞMA ÇABASI yani
TESBİHAT ve ZİKRİYAT varsa bu durumda bu ŞİRK bu insanı ''HALİFE'' Konumuna getirir.
Kişiye MUMİNİYN vasfını kazandırır.
Eğer İYİ ile DAHA İYİ arasındaki konum farkını kişi samimiyet ve mükemmele ulaşma
çabasından en az birini ihmal ederek düşünce ve amel ortamına yansıtırsa işte bu kişiye
MUŞRİK denilir ve bu kişiye CENNET haram kılınır 5/72.
ÖRNEK:
Kul istediği kadar iyi olsun Rabbilalaemiyn her zaman DAHA İYİ dir. Eğer kul Bu '' DAHA İYİ''
olana karşı samimiyet ve mükemmle ulaşma çabası içinde olacak şekilde yaklaşırsa
rabbilalaemiyn onu terfi ettirir kendine ait sistemlerinden birine HALİFE yapar. Eğer Samimiyeti
yada zikriyatından en az biri eksikse bu durumda onu ESFELESSAFİLİYNE düşürür ve
cehenneme atar Çünkü kendine MUŞRİK olmuştur.
İşçi istediği kadar İYİ olsun İŞVEREN her zaman DAHA İYİ dir. Eğer İşçi '' DAHA İYİ'' olana karşı
samimiyet ve mükemmle ulaşma çabası içinde olacak şekilde yaklaşırsa İŞVEREN onu terfi ettirir
kendine ait sistemlerinden birine HALİFE yapar. Eğer Samimiyeti yada zikriyatından en az biri
eksikse bu durumda onu ESFELESSAFİLİYNE düşürür ve cehenneme atar Çünkü kendine
MUŞRİK olmuştur.
Görüldğü Üzere Şirkin iyi algılanması ve kullanılması Kişiyi hem dünya işlerinde ve hem de
uhrevi işlerinde HALİFE yaparken sammiyet yada zikriyattan en az birinin olmaması bu kişiyi hem
dünya işlerinde İŞVERENe karşı ve hem de uhrevi işlerde RABBİLALEMİYNe karşı MUŞRİK
yapmaktadır
Eğer kişide SAMİMİYET ve ZİKRİYAT var ama yeteri kadar yoksa yada olamıyorsa bu durumda
bu kişinin gerek Rabbilalaemiyn ve gerekse İşveren nezdinde HALİFE yada MUŞRİK olarak
kabul edilmesi 4/48 ze göre MUALLAKta bırakılacaktır. Ya BAĞIŞLANACAK yada
BAĞIŞLANMAYACAKTIR
KİMİ AYETLER KADINLARI, KİMİ ERKEKLERİ, KİMİ BİREYİ, KİMİ TOPLUMU YA DA DEVLETİ
MUHATTAP ALIYORMUŞ ÖYLE Mİ..!
HER AYET KESİNLİKLE BİR BAŞIMA DA KALSAM HAYATTA/HAYATIMDA OLMALIDIR
SORU; “Her ayetin veya kavramın veya mesajın illa ki her insana her zaman uyması,
uygulanabilir olması şarttır” fikrine sen hangi ayeti delil olarak aldın?
CEVAP; 74/11`i aç. Burada tek olarak yaratılan bir adam ve bu adamın yine 74/16`da Allah`ın
''AYETLERİMİZE'' şeklinde anlaşılması gereken ''AYATİNA'' deyimi ile ilişkilendirildiğini bul.
Şimdi dikkat et! Bu adam bu ayetlerde bir devlet başkanı ya da kadın ya da erkek ya da cemaat
şekliyle muhatab alınmıyor. TEK BAŞINA olacak şekilde yani “VAHİYDEN” olarak muhatab
alınıyor.
Peki bu adam ne yapmış? AYETLERE karşı İNATÇI olmuş.
Hangi ayetlere karşı inatçı olmuş belli mi? HAYIR.
İnatçı olduğu ayetlerin TASNİFİ yapılmış mı? HAYIR.
Bu adam için 74/16`da ''AYETLERİMİZE karşı ANİYD olmuş'' denilirken, bu ayette ki ''ayetlerimiz''
deyimi her hangi bir ayeti muhatab alabilir mi? EVET. Çünkü tasnif yapılmamış.
O halde, Allahın ayetleri ister bir tane olsun, ister HEPSİ olsun, KONU TASNİFİ şartı bile
aranmaksızın BİR TEK İNSANI bile muhatab alabilecektir.
O halde ''her ayetin veya kavramın veya mesajın illa ki her insana her zaman uyması,
uygulanabilir olması” fikrini sen nereden aldın SORUSUNA vereceğim cevap 74/11-16`dır.
Şimdi örnek bir ayet seçelim ve bu adamı bu ayetle muhatab edelim. Bu ayetimiz FİL suresindeki
EBABİL KUŞLARI olsun;
Bu adam hayatı boyunca ne bir fil görmüş ne de ebabil kuşlarını görmüş. AMA Fil Suresi
bunlardan bahsediyor ve bu adam bunlar hakkında düşünüyor, taşınıyor, bir daha düşünüyor
taşınıyor, ölçüyor biçiyor ve ''bu beşer sözü'' diyor. Nitekim ona bunları anlatan Muhammed`te FİL
ya da EBABİL kuşlarını görmedi.
Bu adam bu kavramlar hakkında NEYİ düşünsün ki hayatında hiç görmediği kavramları, olguları
bir HİKAYE bir TARİH diye adama sunup, bu adamdan bunlara iman etmesini isteyeceksin?
O da bunları DÜŞÜNECEK. Sonra da bu adamı bu şekilde ikna edip Bedir Savaşında bu adamı
KAFİR olmuş babasına karşı savaştıracak?
Evladım bir KERİZ bulun da beraber sövüşleyelim diyesim var. Şu mantığa bakar mısınız ya?
Dağdan bir adam geliyor. Bana hayatımda olmayan mistik ve mitoloji anlatıyor (yecuc mecuc).
Bunlara iman etmemi istiyor.
Ondan sonra da benden İHTİYACTAN ARTAKALANI istiyor..!
Ben de HADİ ORADAN diyorum ve Allah beni Cehenneme atıyor ve beni AYETLERİNE KARŞI
İNATÇI olmakla suçluyor.
EVRENSEL diye kabul ettiğiniz DİN anlayışı buysa kalsın..!
26/84
SIDK LİSANI
İBRAHİYME LİSANI SIDKIN VERİLMESİ
SIDK ve KURAN ile insanları Doğru yola çaığırken MUSHAF üzrinden insanları Tekfir
ETmemeye onun yerine bu kez SIDK konuşarak onları ikna etme çalışmalarımıza 26/84 de
İBRAHİYMe LİSANI SIDK verilmesi denilir. İBRAHİYMe LİSANI SIDK yani ''SIDK LİSANI''
verilmiş
LİSANI KURAN değil
İçimizdeki İbrahiym hissiyatı seni bir şekilde karşındaki anlamaya yada kendini anlatmaya
BAĞLADIĞINDA kullanman gereken LİSAN BİRİNCİL öncelikte SIDK LİSANI dır
SIDKta anlaşabildiğin her insan senin DİN kardeşindir
MUSHAF ın bu işte belirleyiciliği BİRİNCİ SIRADA değildir
İSLAMCI TERÖR örgütleri LİSANI SIDKI değil LİSANI MUSHAFı öncelik olarak gördükleri için
Mushaf onları BARBARlaştırdı
Gelişmiş olan DEMOKRAT ülkeler SIDK LİSANI ile bu halllere geldiler
Yani onlar MUSHAFI bıraktılar LİSANI SIDK a sarıldılar Biz ise LİSANI SIDKı bıraktık MUSHAFA
sarıldık
Sonuç Ortada.
Bizlerde LİSANI SIDK üzere konuşmayı ÖNCELİKLİ hale getiren İBRAHİYMe selam olsun
TEKVİR (DÖNÜŞÜM)
Alemlerin Rabbine teslim olarak/iman ederek yaşa ki Allah sana lütütfa bulunsun.
Alemlerin Rabbi ne?
Allah ne?
Aslında ikisi de TEK GÜÇ. Alemlerin Rabbi bu gücün KURAL/SOYUT kısmını ALLAH ise bu gücün
ŞEKLİ /SOMUT kısmını oluşturuyor. Yani eğer hayatını
Akla
mantığa
ahlaka
vicdana
tutarlılığa
Evrensel insani değerlere
Hayvan ve bitki haklarına
Evrensel hukuk normlarına
Göre yaşarsan Alemlerin Rabbine Teslim olmuş/iman etmiş sayılırsın
Şimdi sıra bunun karşılığında ÖDÜLLENDİRMEne gelecek. İşte burada ALLAH devreye giriyor.
Alemlerin Rabbi senin ödüllendirilmende sana bu ödülü taktim edecek kişi/oluşum/nesne üzerinde kendini
ALLAHa çeviriyor. İşte bu son noktada SOYUT GÜÇ ile ŞEKLİ GÜÇ birleşiyorlar ve aynı şeyi ifade
ediyorlar. Bu dönüşüme kitapta TEKVİR denilir. 81.ci surenin adı da TEKVİR konulmuştur
Ödüllendirme bittikten sonra Allah ölüyor. Buradaki ölme bildiğimiz manada ölme değil. Etkisi ve yetkisi
yok oluyor ALEMLERİN RABBİ ölmüyor. O hep duruyor. Yani kurallar sabit ve standart. Ödül değişiyor.
Ödülü alan değişiyor. Ödülün cinsi miktarı değişiyor. Ödülü veren de değişiyor. Ama Alemlerin Rabbi hep
AYNI KALIYOR
Başka bir insanda farklı şekilde
Aynı insanda başka başka şekillerde tekrar ortaya çıkıncaya kadar.
Peki, ALEMLERİN RABBİ ne uygun yaşanılmazsa ne olur?
Aynı mantık bu kez kişiyi cezalandırmada devreye giriyor. Bunu basit bir atasözü ile ifade edelim
NUS ile uslanmayanı etmeli tekdir ( Yani kurallara uyun )
Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir( Yani kurallara uymazsınız dayak yersiniz)
İşte ikinci şıkkta yiyeceğiniz dayak için size gökten mitolojik bir varlık indirilmeyecek.
Bu dayağı size kim yada ne atarsa KURALLAR SİLSİLESİ yani Rabbilalaemiyn ,kendisini GEÇİCİ bir
süreliğine bu kişi yada nesne üzerinde ALLAHa çeviriyor.
Dayağı yediniz Ama size dayağı atan kişi yada nesne bir de bakarsınız ki
Ya yok olmuştıur
Ya görevden alınmıştır.
Böylece ALLAH ÖLMÜŞ olur. Bu Tekvir yani dönüşüm hayatta ilk yaratılan insandan beri hergün her
daim milyarlarca kez tekrarlanıyor.
Kuran , 5/116 da Allahın da nefsinin olduğunu ve 21/35 de NEFS KAVRAMI üzerinden onun da öleceğini
ifade etmiştir.
Ama gel görki bizi AHMAK MÜSLÜMANLAR buradaki ÖLME deyimini her ayeti ŞEKLEN
algıladıkları için bunu da ŞEKLİ olarak algılamışlar ve burada fıtrati bir Hissiyatı ifade eden gerçek
manayı görememişlerdir.
Bizim anlattıklarımızı da idrak edemedikleri için SAPIKLIK olarak anlyorlar.
Oysa bilmezler ki:
AKIL İDRAK EDEMEDİĞİNİ İNKAR EDER
ELHÜCCETÜLBALİĞATÜ
''SAPASAĞLAM DELİL''
6/149
Halil Ibrahim Ülgü: Eyy İsa , eyy Allahın Resulu, Sen kitapta 5/116 da Allaha ne dedin? '' Eyy
allahım sen benim nefsimde olanı bilirsin de ben senin nefsinde olanı bilmem'' demedin mi?
ALLAH RESULU İYSA : Evet Eyy Halil Ibrahim Ülgü. Aynen onu dedim
Halil Ibrahim Ülgü: Eyy İsa , eyy Allahın Resulu, bu ayette NEFS deyimini niye kullandın. 21/35 de HER
NEFS ÖLÜMÜ TADICIDIR ayetini bilmiyormuydun? Senin kullandığın ifadeye göre ALLAHIN da
NEFSİ varolmuş oluyor ve 21/35 e göre Bu Allah da ölecek olmuyor mu?
ALLAH RESULU İYSA : Evet Halil Ibrahim Ülgü. Allah da ölecek
Doğru anlamışsın
Eyy İsa , eyy Allahın Resulu: Bunu insanlar nasıl anlayacaklar? İnandıkları Allahın öldüğüne nasıl
inanırlar?
ALLAH RESULU İYSA: Eyy Halil Ibrahim Ülgü: Arap lisanı ile değil GÖNÜL/FITRAT LİSANI ile ne
söylediğimizi anlamaya çalışırsan işte o zaman neyi anlatmayı murad ettiğimizi de anlamış olursun
Yoksa bizler neyi, niye, nerede ve ne şekilde , ne amaçlı söylediğimizi gayet iyi biliyoruz.
Çünkü söylediğimiz her şey ELHÜCCETÜLBALİĞA dır
24/4
80 RAKAMI
80 DEĞNEK VURULMASI HİSSİYATLARIMIZ
Sevgili Dostlar
80 rakamı da tüm rakamlar gibi bizlerin bir nevi hissiyatını tarif eder. Bir insanın bir işi yapmak
yada bir makama/ünvana/statüye kavuşmak için sahip olması gereken asgari şartlara sahip
olmasına 8 , bundan menfaat görmesine ise 80 denilir.
80 rakamı kuranda bilinen rakamsal özelliği ile değil bizlerin insan olarak bir nevi ruh halimizi
ifade etmesiyle önplana çıkar. Bir makama yada ünvana sahip olmak için gerekli olan asgari
şartları yerine getirmişsen ve nihayetinde de o makama bu şekilde vasıl olmuşsan sana bu anda
hükmeden hissiyata 80 denilir
24/4 de , otoritelerce kabul görmüş ve uygulanabilirliği ve menfaati tartışmasız bir hal almış bir
kişi, teknik, kurum, buluş ,tespit vs, kuranda 24/4 de ELMUHSANATİ olarak isimlendirilir. Bu
ayette anlatılan şey ''namuslu kadınlar'' değildir. Bu tür ,kişi kurum kuruluş yada buluşlara yada
tespitlere '' YANLIŞ'' diyen bir adam bunu ispartlamak için ispatına menfaat sağlayacak delil
getirmelidir. İşte bu ayette anlatılmak istenen 4 şahit budur. Yoksa sayı olarak 4 şahitten
bahsedilmez
4 RAKAMI bir şeyin size menfaat sağlamasını tarif eder
O halde 80 celde ile celdelemek demek EL MUHSANAT hükmünde olan bir hükmün yada kararın
yada bir tespitin YANLIŞ olduğu yönünde fikir beyan edenlerin bunun yanlışlığını
ispatlayamamasına rağmen hala bu konuda ısrarcı olması durumunda bunlara takınılması
gereken evrensel bir hissiyatı tarif eder. Bu hissiyat ÖRNEK OLARAK ''Kes sesini , ayıp
ediyorsun, Utanmıyormusun'' şeklinde kendisini gösterir
70 RAKAMI HİSSİYATIMIZ
(YETMİŞ)
MUSANIN KAVMİNDEN 70 ADAM SEÇMESİ HİSSİYATIMIZ
MUHAMMEDİN 70 KEZ BAĞIŞLANMA DİLESE BİLE ALLAHIN BUNU KABUL ETMEMESİ
HİSSİYATIMIZ
Sevgili Dostlar
70 rakamı kitapta 2 yerde bulunur Bunlar 7/155 ve 9/80 dir.
70 Rakamı da tüm rakamlar gibi bizlerin bir nevi hissiyatını tarif eder. Buna göre bir şeyin dönüşümünden
menfaat elde edildiğinde hem bu dönüşümü yaptıran kişiye ve hemde muhataba hükmeden hissiyata 70
denilir.
70 rakamı 7/155 de HAYR hissiyatımızı yöneten Resul MUSAyı muhatab alırken 9/80 de FEDEKARLIK
HİSSİYATIMIZı yöneten Resul Muhammedi muhatab alır.
Mumin yada erdemli insanlar hakk ve hakikati insanlara anlattıklarında ve bunları ikna ettiklerinde ve
böylece bunlarda bir değişim yada dönüşüme SÖZLÜ OLARAK şahit olduklarında anlatan insanlarda
oluşan hissiyata 70 denilir. Bu şekilde Hayr hissiyatlarımızı yöneten Musa 70 adam seçmiş olur. Burada
anlatılmak istenilen şey SAYI olarak 70 adet adamın seçilmesi değildir. Adam sayısı kaç olursa olsun
bunlardaki HAYRa yönelik olarak değişmesidir
Ancak bu şekilde oluşan 70 hissiyatı güvenli değildir yada olmayabilir. Bunlardaki dönüşüme AMELİ
OLARAK da şahit olunduğunda işte o zaman 70 hissiyatı güvenli bir hal alır.
Eğer bir insan yaptığı yanlıştan dolayı muhatabı tarafından bağışlanmayı ümid ederek bağışlanma için
bedeli ne kadar ağır olursa olsun gerekli olan özür yada tazminatı ödeyeceği yönünde onu SÖZLÜ olarak
ikna edebilirse ikna edilen insan içindeki Muhammed hissiyatı yanlış yapan bu insan için 9/80 ne göre 70
kez bağışlanma dilemiş olur. Böylece kişi kendisindeki DEĞİŞİM den menfaat görmüş olur Böylece 70
rakamı bu kişide tecelli etmiş olur. Ancak Rabbilalaemiyn henüz ikna olmamıştır Fedekarlığı sadece
SÖZDE değil aynı zamanda ÖZDE görmek ister. Eğer özde göremez ise bu durumda 9/80 e göre
Muhammedin 70 kez bağışlanma dilemesini kabul etmez.
Yanlış yaptığın İnsana /Rabbilalaemiyne kendini bağışlattırman büyük bir çaba ve fedekarlık gerektirir.
Yapacağın ikna önce SÖZEL MAHİYETTe olacaktır. Böylece kendindeki değişimi duyduğun pişmanlık
ile dile getirerek buradan ''Bağışlanma'' şeklinde bir menfaat elde ettiğinde Muhammed senin için 70 kez
bağışlanma duası yapar.
Eğer kendindeki değişimi duyduğun pişmanlık ile sadece dile getirmekle yetinmeyip yeri ve zamanı
geldiğinde bunları FİİLİYATTA da ispatlarsan işte o zaman 7/155 ve 156 daki bağışlanma içerikli duan
kabul edilecektir.
Fiiliyatta ispatlaman esnasında nefsinde oluşacak sarsıntı yine 7/155 de '' Felemma
ehazethümürrecfetü'' şeklinde yer bulur.
Bu süreçte bu sarsıntıyı atlatabilirsen sana ne mutlu,
ALLAH VE RABBİLALEMİYN....
Tüm peygamberler ÖNCE ''Alemlerin RAbbi'' vurgusu yapmışlardır.Alemlerin RAbbi ne göre
yaşayanlar iiçin alemlerin rabbi kendini artık son merhalede Allaha çevirir.bu son merhalede artık
Alemlerin Rabbi ile Allah artık aynı şeyleri ifade ederler. Buna Lillahi rabbilalaemiyn yani ''
Alemlerin rabbi olan Allah '' denilir.
İnsanlar 83/6 ya ALEMLERİN RABBİ için kalkacaklardır.
2/132 de İbrahiym Alemlerin Rabbine teslim olduğunu söyler
7/104 de Musa kendini ALemlein Rabbinden bir resul olarak tanımlar
Musa 26/23 de firavuna karşı ALemlerin Rabbi vurgusu yapar
İbrahiym 26/77 de Alemlerin Rabbi vurgusu yapar
Bu ayetlerin hiçbirinde ALLAH LAFSI kulanılmaz. Çünkü muhatabların eylem yada söylemleri akıl
mantık ahlak vicdan evrensel değerler çizgisine çekilmek istenmektedir. Bunu da RESUL
yapmaya çalışmaktadır.
Eğer Alemlerin Rabbine ait resul muhatabını Alemlerin rabbine teslim olmada ikna ederse ve kişi
de bu çzigiye gelirse bu durumda alemlerin rabbi bu kişiyi Ödüllendirecektir. İşte bu ödüllendirme
anında yani SON MERHALE de Alemlerin rabbi artık Allaha dönüşür ve 1/1 deki EL HAMDU
LİLLAHİ RABBİLALAEMİYN ayeti devreye girer.yada cezalandırma esnasında aynı cümle
devreye girer.O halde Alemlerin Rabbi ile ALlah kavramlarını AYNI DEĞERDE yada anlamda
kullanmak hem DOĞRUdur hem de YANLIŞTIR. İşin başında AYNI değillerdir. ANcak işin
sonunda Aynı şeyleri ifade ederler.Bu iki kavram arasında çok ince FELSEFİ bir çizgi var.
Lillahi rabbilalaemiyn İlk insandan son insana kadar milyonlarca kez milyonlarca insan için ve
milyonlarca yıldır yaşanmaya devam ediyor.
Bizler ALEMLERİN RABBİNE TESLİM OLMAKLA EMROLUNDUK. 6/71
Dikkat buyurunuz Mushafta ALLAHA TESLİM OLMA diye bir emir yada kavram
bulunmamaktadır.
EL AHZAB yani HİZİBLER nedir? Kitapta 33.cü surenin adı olan olan AHZAB benim hayatımda
nasıl yer bulur?
11/114 bağlantılı EL AHZAB;
11/114 bağlantılı, bir insan fedakarlık yaptığı zaman bu adama ödülü üç kademede ya da farklı
zaman diliminde gelebilir ve buna da biliyoruz ki TA SİYN MİM denilir 26/1, 28/1.
Şimdi, ben fedakarlığı yaptım ama ödülü bana gelmedi?
Tamda ihtiyacım olduğu zaman gelmedi. Artık afedersiniz anamız ağladı, öldük ölecez. İşte bu
noktada eğer sen hala gelmediğini düşünerekten fedakarlık amelinin içerisine fitne fesat
karıştırırsan “ulan ödül yoksa fedakarlıkta yok salla gitsin” dersen, bu şekilde ki senin sarsılman
33/11`de “zulzilu zilzalen şediden” dir. Dikkat edin burada EL MUMİNUNE kavramı kullanılıyor ve
nerede bu yardım diye sarsılıyorlar.
Kişinin umudunu kestiği anda ödülün gelmesi esnasında kişinin yılgınlık göstermesi gayet
normaldir.
33/10-15 arası ayetlerde geç gelen ya da geç gelme ihtimali olan yardım konusunda
sallandıklarını, sarsıldıklarını görüyoruz. İşte bu noktada münafıklar tıkır tıkır döküleceklerdir.
33/10-11`i dikkatli okuyun “altlarından üstlerinden geldiklerinde el muminun zilzal oluyor”. Niye
zilzal oluyorlar? Çünki yardım yok. Halbuki ALLAH ve RESULÜ yardım edeceğini vaad etmişti.
İşte bu noktada münafıklar dökülecekler. İşte 11/114`te buna vurgu yapılmaktadır.
TARAFE kavramı beklenti içerisine girmektir. Misal 21/44`te “e fe la yerevne enna ne til arda
nenkusuha min etrafiha” denilir. Burada ARD denilen şey insan vücudunun kendisidir. Zaman
içerisinde ne olur? Beklentilerin azalmaya başlar. Hiç genç adamın beklentisi ile 90 yaşında ki
adamın beklentisi bir olur mu? 90 yaşında ki adam bir tas çorba, sıcak mekan der. Genç adam
ise isterde ister. Kısaca beklentiler yaşla beraberde azalabilmektedir.
Şimdi sende 11/114`te allah yolunda fedakarlık yapmışsın, savaş meydanına kadar geliyorsun
ama sana istediğin hemen verilemeyebiliyor.
33/22`yi okuyun “el muminun hizibleri gördüğünde, bu allah ve resulünün bize vaadidir” diyorlar.
Burada ki hizibler kim? İşte burada ki HİZBLER denilen şey 11/114`ün tevilidir. Yani burada ki EL
MUMİNUN şunu biliyor, ben bir fedakarlık yaparsam, bunun ilmi bana kesinlikle öyle ya da böyle
verilecektir, gerekirse son ana kadar beklemeliyim, acele etmemeliyim. Ama ödül konusunda
acele edenlerin konumu da 33/10-15 ayetleri arasındadır, ayakları kayıyor bunların. 10/88`i açın
ve musa firavun olayında bunun aynısını görün yani MUSA`ya da son noktada geliyor gelecek
olan..!
Şimdi 33/22`de görülen HİZBlerin bu gün itibari ile benim hayatımda ki yeri nedir?
Eğer mana olarak tevilini sağlam tutarsan, şekil olarak senin tazmin edebileceğin SALAT senin
üzerine emir olmayacaktır. İşte bu şekilde de ahzab senin üzerine malik olamaz.
EL AHZAB kavramının yasiyn oranı düşüktür. Yani burada şekli bir yapılanma söz konusu. Eğer
sen manada işini sağlam tutarsan, mananın emredildiği 11/114 şekli olarak sana hiçbir zaman
zarar veremeyecektir.
Bir işin hayr ve fedakarlık içerikli olarak usulüne uygun yapılmasına SALAT denilir. Eğer, iş
usulüne uygun yapılmamışsa bu noktada tazminat ödenmesi lazımdır. Eee, bu tazminatında
usulüne uygun olması gerekmektedir. İşte, mana aleminde usulüne uygun yapılmayacak olan bir
iş, şekli olarak SALAT ile tazmin edilecektir. Bu noktada devreye sokulacak olan şekli salat “EL
AHZAB” tır. Eğer kişi manayı sağlam tutarsa “EL AHZAB” ona zarar veremez. Ama manayı
sağlam tutmamasına rağmen EL AHZAB gelirse, kişinin bunu da kabullenmesi gerekir.
33/22`de El muminun “el ahzab” ı gördüğünde bu allah ve resulünün bize vadettiği şeydir derken
burada ki El Muminun grubu yani İLM sahibi olanlar “EL AHZAB” ı iki şekilde manalandırıyor;
1- bizim içimizde işini usulüne uygun yapanlara zarar veremez,
2- bizim içimizde işini usulüne uygun yapmayanlara EL AHZAB çıkmışsa, bu da allah ve
resulünün bize vadettiği şeydir. Yani bununla zaten karşılaşacağız, zaten bunu biliyorduk diyor
adamlar.
EL MUMİNUN`un bildiği şey, şuan burada yazdıklarımızdır. Bu kavramın yasiyn aralığının düşük
olması ŞEKLİ bir unsura gitmektedir.
Bir insan işini sağlam yaparsa buna “ekımessalate” denilir manada. Peki manada hata yaparsa
ne olur? Bunu tazmin etmesi gerekir. Bu tazminatta usulüne uygun olmalıdır ve ekımessalat yine
devrededir. O zaman, mana aleminde işin usulüne uygun yapılımına bindirilen tanımla, bunun
usulüne uygun yapılamaması durumunda tazmin edilmesinin farkı olmalı? İşte burada EL AHZAB
devreye girecektir.
O halde, EL MUMİNUN iki grupta incelenir;
1- işini sağlam yapar ve şekli tazminden korkmaz,
2- işini hatalı yapar ama şekli tazmin gerektiğinde bundan gocunmaz.
11/114
''tarafeyinnehari''(gündüzün iki tarafı) ve Zülefen minelleyli(gecenin yakın saatleri)
Sevgili dostlar:
Defaten söylediğimiz gibi Kitabi mana kendi içinde kuranilmini barındırıyor ve allah kitab
üzerinden bize bizim hissiyatlarımızı ve amellerimizi tanımlıyor. İşte TARAFE-TARFÜ-TARAFEN
deyimleri ve ENNAHAR deyimleri de bunlardan biridir. Burada kasıt mana Gündüzün iki tafarı
değildir.
Bi,r insanın bir iş karşılığı beklenti içine g...irmesineTARAFE denilir. Yaşlandıkça yaş oturdukça
bir insanın beklentieri de azalmaya başlar. Buna 21/44 de ardın ETRAFIndan kısaltma denilir.
Yine 3/127 de kefere edenlerin iman edenlerin aleyhine olacak beklentileri de boşa çıkarılır buna
yine aynı ayette ''li yaktaa tarafen minelleziyne keferu'' denilir
O halde bir insanın bir işi yaparken yada bir hayat sürerken negatif yada pozitif bir beklenti içine
girmesine TARAFE denilir
ENNEHAR deyimi kuranilminde ''gündüz'' anlamında değildir. Kuranilmi hissiyat ilmidir. Tüm şekli
kavramlar üzerinden insanın hissiyat ve amelleri tarif edilir.Ennehar deyimi bir insanın bir şeyden
aşikar bir şekilde faydalanmasını ifade eder.
Eğer bir şeyden aşikar bir şekilde faydalanma beklentisi içine girmişsen ve beklentilern de
karşılanmışsa ve sen de karşılandıkça daha fazzla beklenti içine girmişsen işte bu duruma
11/114 de ''tarafeyinnehari'' denilir.
Bu ayet direkt olarak muhammedi yani fedddekarlık hissiyatını muhatab aldığı için bu hissiyatın
amele dökülmesindeki usule uygunluğa vurgu yapar. İşte buna ''ve ekimissalate tarafeyinnehari''
denilir. Fedekarlık hissiyatı eğer içinde bulunduğu insana kendini amel ettirirse bu kişiye
KURANİLMİ nasip edilir. Böylece hayatın bilinmezleri görünmezleri yani örtüsüne bürünmüş ve
böylece El muddesiyr ve elmuzzemmiyl olmuş tüm olaylar deyimler kavramlar bu insan için
örtülerinden sıyrılırlar ve aşikar hale getirilirler. İşte aşikar olmuş bu olgulardan da kişi aşikar bir
şekilde menfaatlenir. Zaten fedekarlık yaparken de bu TARAF üzereydi yani Beklenti üzereydi.
işte allah yolunda yaptığımız hizmetlerimiz sonucu ilk etapta İLMİ türden olan beklentilerimizin
karşılanmasıyla başka beklentilerin içine girdiğimizde bunu da usule uygun bir şekilde
yapmalıyız. Bu şekildeki usule uygunluk 11/114 de ''ekimiyssalate'' şeklinde yer bulur.
SALAT denilen kavram hayr içerik yada amaçlı olunması kaydıyla bir işin usulune uygun
yapılmasına denilir. Bu kavram 11/114 de karşılanan beklentilerimizin bizi başka beklentiler içine
sokması esnasında bunun da USULE UYGUN olmasına vurgu yapar. İşte buna ''ve
ekiymussalate tarefeyinnehari'' denilir.
Kişi muhammedi hissiyatına ittiba ettiğinde ona İLM verilir. İlm veri,ldikçe ittiba etmeye ittiba
ettikçe de ilm ile ödüllendirileceği muhakkaktır. Ancak bu ilm ona 3 farklı zaman diliminde
verilebilir Ya ihtiyacı yokken ya ihtiyacı esnasında yada tam da işinin bittiği tüm umutlarının
tükendiği anda gelebilir. işte buna 26/1 de ta siyn mim denilir.
Eğer kişi ödülünü tamda işinin biteceği anda alırsa bu durumda hırçınlaşmamalı ve bu işin böyle
yürüdüğüne iman etmeli ve bu şekilde kendini ODAKlamalıdır. İşte bu şekilde odaklanmaya '' ve
zülefen minelleyli'' denilir.
Sevgili dostlar: ELLEYL deyiminin lisani manası ''gece'' dir. Ancak kuranilmindeki karşılığı bir
şeye odaklanma dır. Neye odaklanırsan odaklan odaklandığın şey ELLEYL hüküne geçer ve seni
alır başka alemlere götürür. Bu şekilde VEFAT ettirilir ve 6/60 ın muhatabı olursun.
O halde Eyy Kul:
Yaptığın her ihsan yada fedekarlık ameli muhakkak ödüllendirilecektir. kazandığın her ödül seni
aynı işi bir daha yapma konusunda güdüleyecektir. Ama elde edeceğin ödül sana hemen
verilmeyebilir. Beklenti içine girmen gayet tabiidir. lakin beklentilerinin karşılanması konusunda
acele etme usulune uygun yapman gereken hizmetkarlığını savsaklama. Bunu bu şekilde
yapanlara örnek mi istiyorsuun? 33/10-12 arasını oku.
Bazen allahın yardımı sana yaptığın hizmetlerin ödülü olarak takatin kesildiği anda da
gelebilecektir 2/214( meta nasrullah). Ama sen buna rağmen fedekarlığında gevşek davranma
allaha olan hizmetinde şart ne olursa olsun usule uygunluğa odaklan ve asla taviz verme. İşte
buna 11/114 de ''ve ekimissalate tarafeyinnehari ve zülefen minelleyli'' denilir
Arkadaşlar İnsanlar doğar yaşar büyür ve ölürler. Allah kuranda bu tür organik değişimleri
ayetlerinde BİRİNCİL MANA olarak işlemez Buradaki doğma ,büyüme,gelişme 40 yaşına basma
yaşlanma ölme gibi deyimler aslında insanın hayatı devam ediyorken sergilediği davranışlarına
gidecektirBir örnek verelim Lütfen 2/133 ü açınız. Burada yakub, ölümü esnasında oğullarına
şunu soruyor'' benden sonra kime ibadet edeceksiniz?. Böyle bir saçma soru olurmu arkadaşlar.
Ben olsam yakuba o esnada şöyle bir soru sorardım ''yav yakub abi sen öldükten sonra senin
oğulların allaha ibadet etseler sana ne? şeytana ibadet etseler sana ne?'' Şimdi de oğullarının
verdiği cevaba bakalım'' senin ilahına ve ibrahim ismail ve ishakın ilahına ibadet edeceğiz'' Böyle
bir saçma cevap olur mu arkadaşlar? ben olsam yakubun oğullarına o esnada şöyle bir soru
sorardım ''yav yakubun oğulları ,babanız size basit bir soru sordu bu soruya verilecek enbasit
cevap ''allaha ibadet edeceğiz'' şeklindedir. YAV siz ibrahimi ishakı ismaili ne diye işin içine
karıştırdınız? ŞİMDİ günümüze dönelim ve 2/134 ü okuyalım Bu ayete göre 2/133 ,eğer geçmişte
olan bir şeyse ve bunlardan suale çekilmeyeceksem O zaman allaha da şunu sorarım'' yarabbi
ben onlardan ve yaptıklarından suale çekilmeyeceksem bu kıssaların kuranda hala neişi var?
benim hayatımda şu anda yakup yaşamıyor ,oğulları da yaşamıyor, ibrahim ve oğulları da
yaşamıyor. O halde ben bu 2/133 ü mana olarak hayatımın neresinde bulacağım? İŞTE
arkadaşlar ayetlere LİSANİ olarak bakıldığında bir sürü soru çıkıyor. Ama 2/133 ün anlatmak
istediği manalar bunlar değil arkadaşlar. elbetteki resul yakup kendi zamanında ömrünü
tamamladı ve öldü Ama bu ayetin anlatmak istedği bu değil . ŞİMDİ bu mana nedir ona
bakalım :YAKUB bir insanın işinin sağlığının gelirinin hayatının mümkün olabildiğince sahip
olduğu enyüksek konumu ifade eder. YAKUBUN OĞULLARI ise YAKUB u bu enyüksek konuma
getiren materyallerdir. MİSAL.Hepimiz şu anda sağlıklıyız. Bu SAĞLIK konusunda YAKUBu
yakalamışız demektir. Peki bizim bu konuda yakubu yakalamamıza yardımcı olan materyallerimiz
nelerdir? Bunlar a)sigara içmiyoruz sağlıklı besleniyoruz egzersiz yapıyoruz uykumuz düzenli
evdeki hatun fazla sorun çıkarmıyor vs. İşte bu ve daha sayamadıklarımın hepsi yakubun oğulları
dırlar. Eğer sağlığımız bozulursa YAKUB ölür. Bu noktada yapacağımız şey yakubu tekrar eski
haline getirmektir buna YAKUBUN ARŞA TERFİSİ denilir ve tüm oğulları yakuba secde ederler
12/100. Bu sürecte biz tekrar yakubumuzu TESİS etmek istiyorsak iBRAHİM ,İSMAİL,İSHAK
ımıza dikkat edeceğiz. YAni ibrahim le sağlığımıza veya iyileşme umuduna BAĞLANACAĞIZ. bU
bağlıık yani ibrahim bize ismaili verecek yani bize iyileşme süresince hastalıkla ilgili bilgi ve
beceri kazandıracak. Bu da bize İSHAKı verecek yani iyileştikçe yavaş yavaş ayağa kalkacağız
dolanmaya başlayacağız. Yani YATIRIM yapacağız. İŞte 2/133 de yakubun oğullarına tavsiyyesi
bu .YANİ: OLur da bir şekilde sahip olduğunuz yaşam kalitesini kısmen yada tamamen
kayberdeseniz hayat tutunun pes etmeyin kaybettiğiniz bu yaşam kalitesini yani YAKUBUNUZU
tekrar elde etmeye çalışın. Bunu eğer bu şekilde anlarsanız 2/133, mana olarak en son insan en
son nefesini verinceye kadar BAKİ kalır. İşte ozaman RAHATLIKLA kuran bir hayat kitabımızdır
ve MANAsı ebediyyete kadar bakidir diyebilirsiniz..
7/40 ; Deve iğne deliğinden geçene kadar onlar cennete giremezler , mealinin kastettiği manayı
kısaca aktaralım ;
EL CEMEL deve anlamındadır ama DEVE manasında başka kavramlarda mevcuttur aynı kökten
türeyen Cimal , Cemal , 16/6 , 12/18 , 12/83 , 15/85 , 33/28 , 40/9 , 70/5 , 73/10 , 77/32 , 25/32`de
var..
Cemal kelimesi hani “hüsnü cemal” denir ya güzel görüntü diyoruz , cemil , cemile , cemaletun ,
EL CEMEL kavramlarının hepsinin ORTAK manası şudur ; bir çatışma yada bir kargaşa esnasında ,
ortaya koymuş olduğun çözüm herkesi memnun edecek şekle bürünürse buna EL CEMEL denilir..!
Misal ; seninle ben kavga ediyoruz , biri gelip aramıza giriyor ve bir fikir ortaya koyuyor bizi anlaştırmak
için.O fikir eğer , ikimizide memnun ederse buna EL CEMEL denilir..
Şimdi , kıyamet gününde cehennemlik insanlar ALLAH karşısına 3 fikir ile teklif ile çıkıyorlar , nedir
bunlar ; bizi geri gönder tekrar Salih kul olalım , bizi öldür yok et , azabımızı bir gün olsun bize
hafiflet..İŞTE bu fikirler , herhangi bir cehennemliğe ait olan fikirler değil , cehennemde olanların arasında
memnuniyetle karşılanan ORTAK bir fikirlerdir (EL CEMEL)..! Ama ALLAH “İĞNE DELİĞİ
HÜKMÜNE GİRER” bu FİKİRLERE karşı..Yani o fikirler BENDEN GEÇEMEZ , KABUL ETMEM
HİÇBİRİNİ..!
Yırtınsanda yaranamazsın , dünya tersine dönse vazgeçmem , gökteki güneş sönse vazgeçmem..Misal , bir
kızı çok seviyorsun ve kızı sana vermedikleri için gidip anasını babasını öldüreceksin , kafana
koymuşsun..O esnada bunu fark eden etraf bir araya gelip , yav bunu engellememiz lazım şunu şunu
yapalımda vazgeçsin der ve bu etrafta herkez tarafından onay alır ve ortak fikir halini alır (EL
CEMEL)..Burada bütün mesele senin bunu kabul etmen sen kabul etmediğin zaman , asla dönmeyeceğim
tavrına büründüğün zaman “İĞNE DELİĞİ HÜKMÜNE” geçersin....
KELİME İLMİ:
Kelime ilminin kilometre taşlarından olan hurufu mukattalardan özellikle
beş tanesi Kitabı Kuran’a dönüştürme işleminde önemli rol oynarlar .
Bunlar;
elif-lam-mim,
elif-lam-ra,
elif-lam-mim-ra,
elif-lam-mim-sad
ve diğer adı 19 olan ya-sin’dir.
Kitabın Kuran’a dönüşmesi aşamasında Allah’ın belirlediği sistem dahilinde devreye girecek olan
tekniklerin bütününe de Elif-Lam-Ra denir..Elif-lam-ra müteşabih diğer teknik parçalar ise
teşabehedir,teşabehelerin içinde elif-lam-ra da vardır..
Dubur ilminin mihenk taşları olan bu hurufu mukattalar dan( 36/1)YA-SİN de
zahir anlam ve dubur anlam beraber çalışır,dubur anlam yüklemeye buradan başlarız.
Bildiğiniz üzere arap alfabesi elif ile başlar ya ile biter..
Alfabenin tam ortasında siyn denilen bir harf daha vardır.
Bu harf alfabeyi böler.Yani ELİF ile SİYN arasında kalanlar => Bu 1.ci guruptur.
.SİYN ile YA arasında kalanlar => Bu 2.ci guruptur..
KİTAPTA anlaşılması istenilen bir ayeti oluşturan harflerin YA ile SİYN arasındaki toplamı
(ya , siyn dahil) aynı ayet içindeki ELİF ile SİYN (siyn hariç) arasındaki
harflerin toplamından ENAZ BİR FAZLA ise bu ayette “ya siyn” kuralı ,
diğer adıyla 19 kuralı çalışmaktadır denilir.”Sekar” ya-sin aralığındadır…
Elif-lam-mim (2/1-29/1)yazılımında deyimin arapça lisani manası da kalır
ancak deyime ağırlıklı olarak dubur anlam verilir.”Elmuttakine” bu dizilimdendir.
Elif-lam-ra(10/1)yazılımında dubur anlam düşünülür ,
zahir anlamı içine alabilir veya dışında tutabilir.Elbahr bu yazılım türündendir.
Elif-lam-mim-ra (13/1)Yalnızca dubur anlam düşünülür zahir anlam düşünülemez.
”Elhamr” bu yazılım türündendir.
Elif-lam-mim-sad (7/1)Sadece dubur anlam düşünülür…
”Elmusallin” bu dizilimdendir.
GAYB nedir.
Eğer sahip olduğundan daha da fazlasına sahip olabileceğini anlarsan,
gittiğinden daha da ileri gidebileceğini anlarsan ,
anladığından daha da fazlasını anlayabileceğine kanaat getirsen ,
elinden geleni yaptığına inandığında daha da fazlasını yapabileceğine gözün keserse,
işte bu örneklerdeki ''daha ilerisi , daha fazlası ,
daha ötesi'' gibi konumlara EL GAYB denilir.
Bir müslümanın her alanda ilerleyebilmesi için
EL GAYBE iman etmesi gerekir 2/3..
SALATIN ŞEKLİ KISMININ İKAMESİ NASIL OLMALI?.
5 VAKİT NAMAZ KURANDA NEREDE VAR?.
HAyr yönünde tüm şekli davranışlarımızın 3,5,7 rakamlarına uygun yapılması gerekir. Bu
rakamlar bilinen manada rakamsal özellikleri ön planda tutularak kullanılmaz. Bu 3 adet rakam
18/22 de kullanılır ve burada içiçedirler. Buna SALAT da dahildir. Buna göre 3 rakamı bir şeyin
içine sinmişliğini kafana yatmışlığını 5 rakamı bunu dışarı vurmuşluğunu 7 rakamı ise bunu seni
değiştirdiğini yada senin bunlarla muhatablarını değiştirme gayretini ifaede eder. SALAT hayr içerik
yada amaçlı olunması kaydıyla bir işin usulune uygun yapılımını ifaede eder. Böylelikle SALAT her
insanın hayatında EVRENSEL bir mana olarak yer bulur.
Eğer Bir işin yapılımı esnasında hata yaparsan bu durumda bunu şekille tazmin edersin ki bu da işte bu 3
rakamın aynı anda devreye girmesi ile olur. O halde bir insan SALATINI 3,5 yada 7 nispetince yapacaktır.
Eğer yapacaın özür yada ödeyeceğin tazminat bir kere bile yapsan bile bu senin aklını başına getirdiyse ve
bu bedel ödemişliğin dışarı yansımışsa ve bir daha yapmaman gerektiği konusunda seni değiştirdiyse
ŞEKİLSEL SALATI hata yaptığın andan itibaren mümkün mertebe en kısa sürede ifa etmelisin.(4/17)
Bunu ne 3 kerede ne de 5 kere de yapma zorunluluğun var. BİR KERE BİLE YAPSAN YETERLİ
olacaktır.
3-5 -7 vakit salat hata yapan her mumine farzdır. Buradaki 5 rakamından bilinen manada 5 kere salat
anlaşılmaz. Duyduğun pişmanlı eğer yüzünden okunuyorsa işte bunun değeri 5 dir. ama bunun 3 ve 7 yi de
içine alması gerekir. Bu pişmanlıkla bir vakit salatını ikame etsen bile aslında buun değeri 3,5 ,7 vakit salat
olacaktır. Camilerde kılınan 5 vakit salat da doğrudur ancak doğrulardan sadece bir tanesidir. Tüm
ibadetlerimizde 3,5,7 rakamları kaim kılınmalıdır..
AMENU VE AMİLUSSALİHATİ
bilinen manasıyla “iman edip salih ameller işleyenler” anlamında KURAN`DA kullanılmaz..
Bu cümle , bu format şeklinde Kuranda nerde geçerse geçsin her zaman CENNET ile
ilişkilendirilmiştir ve bu cümlenin esas manası ; HAYR yönünde yada ÖZGÜRLÜK yolunda yada
HAKKI SÖYLEME yolunda yada İŞİNE , AŞINA ,NAMUSUNA , DİNİNE , ALLAHINA
BAĞLILIĞINI MUHAFAZA etme yönünde olmak kaydıyla , eğer KÖTÜ konumdaysan İYİYE
çıkmak için mücadele et , eğer iyi konumdaysan başkalarınında bu konuma gelmesi için
mücadele et anlamındadır..Bunların her ikiside CENNET AMELİ "İHSAN" dır..Yani ''amenu ve
amilussalihati'' formatıdır 29/7..
62/5.
ELHIMAR (elif lam mim ra)denilen şey eşek değildir. EVET arapça lisani manası budur. Ancak
ilgili yapının dizilim sırasına dikkat ediniz . Bu deyimdeki hurufu mukattalar bize LİSANİ mananın
TAMAMEN devre dışı bırakılmasını emreder.
Arkadaşlar EL HIMAR bir insanın hayatındaki değiştiremeyeceği HUYlarıdır. hani deriz ya ''huylu
huyundan vazgeçmez '' diye. İşte bu da odur. Bir insanın HUYu eğer kötüyse ve düzeltilmesi için
elden gelen herşey yapılmışsa ve huyunun düzeltilemesi hedeflenen bu insan da bunların farkındaysa
ve hala düzeltmiyorsa Buna kitab yüklü ELHIMAR denilir 62/5.
Bu ayette geçen ETTEVRAT(lif lam ra ) daha önce de defalarca dediğimiz gibi maalesf bilindik manada
yahudilere indirilen kitabı kastedmez. Bir olaydan işten kurandan anlatılandan sinema filminden senin
anladığın DOĞRULARI ifade eder. HAni deriz ya 29 senelik esnafım ben bu esnaflıktan bir şey
anlamadım diye. işte burada kişinin esnaflıktan anlayamadığı şey TEVRAttır.
62/5 te kendisine tevrat yükletilen aslında anlıyor. Ama anladığı doğrultuda huy edinmiş hayatını yada
alışlanlıklarını değiştiremiyor. işte bu noktada EL HIMAR oluyor.
Arkadaşlar Kuranda EŞEK olarak kullanıan 2.ci bir deyim de ELHAMİYR 31/19 dur. Bu da Elif lam mim
ra dizilimlidir. Burada kişi çok konuşur ama hiç bir şey anlatmaz. Uzun yaşar ama harbiden değil haybe
den yaşar. bU iki eşek deyimini mana olarak birbirinden ayırınız. 31/19 za göre bir insan eğer çok konuşur
ve hiç bir şey anlatmazsa sesi el hamiyrin sesi ile özdeşleştirilir.
Yoksa bu ayette YÜKSEK sesle konuşmanın yasak olduğu yada çirkin görüldüğü anlamı çıkarılmamalıdır.
Bir mumin kısa ve öz konuşmalı Bunu yaparken isterse bağırarak konuşsun önemli değil..
62/5:
''TEVRATı yüklenip te bunun gereğini yapmayanların durumu ne kötüdür''
SORU:
Bu ayette neden KİTAB yada KURAN kavramları değil de TEVRAT deyimi seçilmiştir? TEvratın
gereğini yapmam için tevratı bilmem lazımdır. Oysa bize Kuranı okumak farz kılınmıştır 27/92. Acaba
kuranı öğrendiğimde bunun gereğini yapmazsam bana bir şey olurmu? Çünkü allah Tevratın gereğini
yapmayanlara kızıyor?
CEVAP:
ETTEVRAT denilen kavram yahudiliğin kitabı anlamında değildir. ETTEVRAT senin sana anlatılandan
net olarak anladığındır. Tabii olarak bunun gereğini de yerine getirmek zorundasın. Anlamadığın yada
anlayamadığın bir şeyin gereğini yerine getirmen senden istenilemez.
ŞÜKR denilen kavram sana geleni doğru anlayıp yani tevratlaştırıp bunun gereğini yapmandır. Eğer sana
geleni doğru anlamana rağmen eğer gereğini yapmazsan 62/5 in muhatabı olursun.
Bir şeyi doğru anlamak için içiçe girmiş 2 adet hissiyata ihtiyacımız vardır . Buna 5/44 de ''verrabaniyyune
velahbar'' denilir. Bu cümlede kullanılan ''tamlamalardan sonra gelen velli ibarenin tamlama içine dahil
edilme kuralı''na şahit olunuz. Bir şeyi doğru anlamak için aynı konuda daha önce anlatılanlarla yada
gösterilenlerle daha sonra anlatılanlar yada gösterilenler arasındaki tutarlılığını test eden bu iki adet ama
içiçe geçebilen hissiyatlarımız sayesinde bize anlatılanları kendi içimizde kanıksadığımızda yani,
''TAMAM ŞİMDİ ANLADIM'' dediğimizde işte bize sunulan bilginin bu son konumuna KİTABALLAHİ
denilir. Bu konumun hem oluşturulması ve hem de korunmasında 5/44 e göre yine bu 2 adet hisiyatımız rol
oynamaktadır. Buna yine 5/44 de ''bimestehfizu min kitaballahi'' denilir.
Bir şey hakkında ''tamam anladım'' derken rabbilalaemiyn kıstasları esas alınmalıdır. Başka kıstasların esas
alınarak TAMAM denilmesi durumunda kişi allahın indirdiklerini indirdikleriyle sağlamlaştıramayacağı
için ilgili ayete göre EL KAFİRUNE olur.
İşte dostlar: eğer kişi bir şeyi net olarak Verrabiniyune velahbar iklisi ile anladığında artık bunun gereğini
de 62/5 e göre yapmalıdır.
Tevrat kuran ve inciyl üçlemelerinde tevrat her zaman tamlama şekliyle geçer ve BAŞROL oynar. Bundan
dolayı gerek kuran gerek inciyl gerekse zeburun esas amacı her bir insanda TEVRATI oluşturmaktır.
Tevrat yahudiliğin kitabı değildir Her insanın hayatında yer edinmesi gereken evrensel bir kavramdır
Fittevrati velinciyli: 7/157
Fiyttevrati velinciyli velkurani:9/111.
O halde Eyyy KUL. sana anlatılanı gösterileni doğru anla ve gerein muhatabı olacaaksınğini yap. Aksi
taktirde bir taraftan ŞÜKRetmediğin için 7/17 e göre cehenneme gideceksin, Yada 62/5 in muhatabı
olacaksın
3/79:
KİTAB HÜKM NÜBÜVVET nedir ? Bunlardan Ne kastedilir? Bunların içerği nedir? Bunlara sahip
olanlara ne isim verilir?
Sevgili dostlar:
Kitab içindeki kuranı çıkarmak için rahman suresindeki kurallardan yaralanılır. Bu kurallardan üç tanesi
vardır ki bunları bilerek kitab ayetlerine yaklaşanlara RABBANİYUN denilir. Bu bağlamda 3/79 za dikkat
edelim:
1.kural: Tamlamalardan sonra gelen velli ibarelerin tamlamaya dahil edilme kuralı: yu'tiyallahülkitabe
velhükme vennübüvvete(3/80).
Sevgili dostlar: Kitapta Kitab hükm nübüvvet tamlamaları 3 yerde geçer. Buralar 3/79,6/89 ve 45/16 dır
2.kural: 2 VE kuralı: VE lakin kunu rabbaniyyine bima küntüm tuallimunelkitabe VE bima küntüm
tedrisune(3/80)
3.cü kural: Ta siyn (27/1) Kuralı: tamlamalardam sonra gelen VE li ibarelerin hem tamlama içine dahil
edilmesi ve hem de ayrı olarak kullanılması: Tuallimunelkitabe VE bima küntüm tedrisune
bu 3 adet kuralı yine toplu olarak 45/16 da da görebilirsiniz.
45/16 da geçen ''alelalemiyn'' deyimini 44/32 ye götürünüz. Bu ayetteki ''ala ilmin '' deyimini ise 7/52 ye
götürünüz. Bu 3 kuralın 7/52 de geçen ve kitabın açıklanması için kullanılan ilmin içine dahil edildiğini
görünüz.
sadece bu 3 kuralı bilen İLM ÜZERE alemlere üstün kılınmış olacaktır
7/172
KALU BELA ''DEDİLERKİ EVET''
Sevgili Kuran Dostları:
Bir insan kendisine ihtiyaç ihdas ettiğinde ADEM hükmüne giererken bu İhtiyacının karşılanması
sonucunda Eğer bulunduğu camiada maddi olarak yükselebileceğine yada bu yönde içinde
bulunduğu KÖTÜ konumdan kurtulabileceğine inanıyorsa bu durumda BENİY ADEM hükmüne
girer. BENİY deyimi ARapçada BİNA-İBN anlamındadır.
Bir insanın yükselmesi 2 şekilde olur. Bunlar:
a) MADDİ olarak: İşte buna BİNA-İBN-BENİY-BÜNEYYE yani ''OĞUL'' denilirlen
b)MANEVİ olarak : Bu da REFEA-TERFİ yoluyla olur.
Her TERFİ MADDİ olarak yükselmeyi de beraberinde getirir AMa her BİNA yani İBN MAnevi
olarak da yükselmeyi beraberinde getirmez.
Nice zenginler vardır ki iki kelimeyi bir araya getiremezler yani ADAM değillerdir. MADDE olarak
yükselmişlerdir ama İçleri BOŞTUR .
ANcak nice İlm sahibi insanlar vardır ki bunlar hem Terfi ve hem de BİNA olarak cemiyette
yükselirler.
İşte bir insanın MADDİ olarak bulunduğu camiada yükselmek istemesi onu BENİY ADEM yapar.
Bu HARAM tada YANLIŞ değildir Gayet tabiidir. ANcak bunun muhakkak TERFİ yani REFEA ile
de desteklenmesi gerekir. BİNA nın TERFİ ile desteklenmesi ise FEDEKARLIKla olur. İşte bu
yüzden 7/172 de '' ve iz ehaze rabbüke'' yani ''senin rabbin'' denilerek işin içine MUHAMMED
yani fedekarlık dahil edilmiştir.
O halde bir insan kendisini MADDE planında BİNA olarak yükseltgerken bunun gereğini TERFİ
platformunda da yapmalıdır. Bunun gereği Başkalarının da bu imkana kavuşması yönünde
çalışmasıdır.
O halde Eyy Kul: Allah sana MADDE olarak verdiğinde Mutlu olacaksın. AMa bunun bir bedeli
var O da sen mutlu olduğunda yani MADDİ olarak doyuma ulaştığında bunu MANA aleminde
TERFİ ile desteklemendir O da aynı imkanlardan başkalarının da faydalanmasını sağlamaktır
Aksi taktirde 7/172 ve 173 ün muhatabı olursun.
Sevgili Dostlar:
Cennete gitmek istiyorsak yada muhammede uymak istiyorsak 2 tür amel yapalıyım
1) Sen İYİ isen başkalarının da iyi olması için çalış
2)Sen kötü isen Meşru dairede kalmak kaydıyla bu Kötü durumdan kurtulmaya çalış
İşte Kişi Kötü durumda iken İYİ duruma gelmek için çalıştığında '' Hele bir iyi olayım vallahi
herkese yardım edeceğim Benim gibi olan herkesin elinden tutacağım. Allah düşmanımı bu hale
getirmesin'' şekildeki anlayışa KURANİLminde ''KALU BELA'' denilir. Bu deyim aslında bir
CÜMLE değil Bİr Hissiyattır. Bu hissiyat 67/9 da da geçer ve KÖTÜ durumda olan her insana o
esnada gelir. İşte bu hissiyatın Bu konumda insana gelmesi 67/7 de ''elem yetiküm neziyrün''
şeklinde yer bulur. Lakin ne faydaki İNSAN İYİ KONUMA GELDİĞİNDE BUNU YAPMIYOR
YAPMIYOR YAPMIYOR. Ve 67/7-10 arasında bu tür insanların cehennme gidişine şahit
oluyoruz.
O halde KALU BELA diyebilmek güzel. AMa işlerimiz yoluna girdiğinde aynı acıyı çeken
insanların da elinden tutmalıyız Onları da kendimizi kurtardığımız gibi kurtarmalıyız. Yani
kendimizi MADDE ekseninde BİNA olarak yükselttiğimnizde Bunu bu yönde yapacağımz
FEDEKARLIKLA TERFİ-REFEA eksenine taşımalıyız. Bu yapabilenler Cennete yapamayanlar
ise CEhennme gireceklerdir
YUNUS SURESİ 5.AYETİN 1.Cİ DERSİNDE AĞIRLIKLI OLARAK TEKNİK BİR KURALI
ÇALIŞACAĞIZ.
*HÜVELLEZİ CEALEŞŞEMSE DİYAEN VELKAMERA NURAN VE KADDERAHU MENAZİLE
LİTAGLEMU ADEDESSİNİYNE VELHİSABE MA HALAKALLAHU ZALİKE İLLA BİLHAKKI
YUFASSİLULAYATİ LİKAVMİN YAGLEMUN*
*HÜVELLEZİ CEALEŞŞEMSE DİYAEN VELKAMERA NURAN*
Bu ayetin ilk dersinde ,Rahman suresindeki 30 teknikten biri ve ilki olan Tamlamadan sonra gelen
vel’li ibare kuralını iyice anlamaya ,sindirmeye ,gözü kapalı tanımaya çalışacağız. Sayılabildiği
kadarıyla , kitabın içinde yaklaşık 1200 den fazla karşılaşacağımız bu teknik 55/12 de”velhabbu
zulasfi verreyhan” olarak yerini bulmuştur. Ve arkasından da her teknik açıklandıktan sonra gelen
ayet “febieyyi alaai rabbiküma tükezziban “gelmiştir.
39/5 te” vesehheraşşemse velkamera”da ;tamlamamız “vesehheraşşemse”dir, tamlamadan
sonra gelen velli ibaremiz de “velkamera”dır.10/5 te bu ifadelerin arasına “diyaen “ girdi ve
dolayısı ile ayette tamlamadan sonra gelen velli ibare kuralı uygulanmayacak, ”diyaen”i 21/48 e
götürürsek orada karşımıza yine bir tamlama “harunel furkane “çıkacak ve Kuran’daki tüm
tamlamaların DİYAEN hükmünde olduğunu ve hem “Harunel Furkan “hem de “Muttakiler” için
çalıştığını gösterecektir. Tamlamalardan sonra gelen tüm velli ibareler de otomatikman
“”ElKamer” olarak “Nur” hükmünde olacaktır.Nur paylaşımdır..
HÜVELLEZİ;”O kimse ki “olan lisani manasından öte “Hüve”nin taşıdığı anlam ile ,bir şeyi
yönetmeyi, baskın faktörü, otoriteyi verecek bize..27/42de Saba melikesinin “arşı “yani “yönetimi”
aynı ayet içinde “hüve “olarak ifade ediliyor.10/5 de mananın baskınlığı var.Yani; tamlamadan
sonra gelen velli ibarenin tamlamadaki manayı nasıl kendine doğru çektiğini anlatacak…
EşŞems;Güç, ElKamer;Süreç,bu ikisi yanyana geldiğinde* tüm güçlerin geçen zaman tarafından
eritileceği*her gücün zaman ile belirlenmiş bir sınırı olduğunu*olduğunu anlatır ve buna da
“Eşşems -Elkamer tamlamaları” denir.Hiç bir şey sürekli ,en azından aynı güçte devam eden
değildir.Gençlik,Şöhret,Makam,Sağlık, bu tamlamaların anlattığı en güzel örneklerdir.
Tamlama içindeki deyimlerin en azından ya-sin oranının yüksek olmasına “DİYAEN”denir. Eğer
tamlama içindeki deyimin ya-sin oranı düşükse tamlamamız “diyaen”hükmünde değildir.Biz
tamlamaya bakarız,zaten tamlamadan sonra gelen velli ibare hangi yapıda olursa olsun”NURAN”
hükmündedir.Tamlamadan sonra gelen velli ibarenin tamlamaya dahil edilebilmesi için
,tamlamanın 74/35de geçen ” Elküber” yani büyükler olarak bilinen 5 liye uygun olması
gerekir.Tamlamanın ya Ya-sin oranı yüksek olmalı ya da diğer 4 hurufu mukatta dizilimine sahip
olmalıdır.Bu beşli başta ,“19”olarak da tanımlanan ,Ya-Sin,Elif Lam Mim,Elif Lam Ra,Elif Lam
Mim Ra,Elif Lam Mim Sad, Hurufu Mukattalarıdır.
Şimdi bu hurufu mukattaların özelliklerini hatırlayalım.
YA SİYN yani 19`da hiç bir şey görüldüğü gibi OLMAYABİLECEK.
ELİF LAM RA, ELİF LAM MİM`de hiç bir şey görüldüğü gibi OLMAYACAK,
ELİF LAM MİM RA, ELİF LAM MİM SAD`da ise hiç bir şey KESİN OLARAK görüldüğü gibi
OLMAYACAKtır.
İşte bunların tamamına ELKÜBER denilir. Lütfen EL KÜBER deyiminin de “elif lam ra” dizilimli
olduğuna dikkat ediniz.
Tamlamanın ya-sin oranı ile ilgili olarak” diyaen “olup olmamasını örneklerle pekiştirelim;
33/59;Tamlamamız “benatike” tamlamadan sonra gelen velli ibaremiz de “ve nisailmüminine” dir.
Tamlamamızın ya-sin oranı düşüktür ve Tamlamamız ”Diyaen “değildir.Ayrıca diğer hurufu
mukatta dizilimlerini de barındırmamaktır.Tamlama ve kendisinden sonra gelen velli ibare ayrı
ayrı manalandırılacaktır.
3/80;Tamlama “tettehizulmelaikete” ,tamlamadan sonra gelen velli ibare “vennebiyyine”dir.
Tamlamanın ya-sin oranı düşüktür “diyaen “değildir ancak “elmelaikete”elif lam mim dizilimine
uygun bir yazılıma sahip olduğu için tamlamayı “diyaen”konumuna dahil edebilmiştir.Bu durumda
HEM tamlama ya-sin oranı açısında “diyaen”olmadığı için tamlamadan sonra gelen velli ibareyi
içine alamayacak tamlama ve velli ibare ayrı ayrı manalandırılacak HEM DE hurufu mukatta
dizilimine uygun olduğu için”diyaen”hükmünde olup tamlamadan sonra gelen velli ibareyi içine
alacak ve birlikte manalandırılacaktır.Bu durumda 2 şıklı mana ortaya çıkacaktır…
16/67;Tamlama “semeratinnahili” tamlamadan sonra gelen velli ibare “velagnabi”dir.Tamlamanın
ya-sin oranı yüksektir ve “diyaen”dir,kendisinden sonra gelen velli ibareyi içine alacak ve ikisi
birlikte manalanacaktır.
2/238;Tamlama “hafizu alasselavati”tamlamadan sonra gelen velli ibare “vessalatilvusta”dır.
Tamlamanın ya-sin oranı yüksektir ve “diyaen”dir, kendisinden sonra gelen velli ibareyi içine
alacak ve ikisi birlikte manalanacaktır.
5/90;Tamlamamız “innemelhamr”ya-sin oranı yüksek “diyaen “hükmünde aynı zamanda elif lam
mim ra’lı yapıdadır.Kendisinden sonra gelen tüm velli ibareleri (velmeysir,velensab,velezlam) tek
tek ve topluca içine çekecektir.
3/48;Tamlama “yuallimuhulkitabe” sonra gelen velli ibare “velhikmete” ”vettevrate” ”velinciyle”dir,
tamlamanın ya-sin oranı yüksektir “diyaen”dir ve kendisinden sonra gelen tüm velli ibareleri hem
tek tek hem de topluca içine alacaktır.
Tamlamadan sonra gelen velli ibare kuralı bilinmezse başta 5/90 anlaşılamaz.Allah 5/90da içki
içmeyi ne helal ne de haram kılmıştır.Ayrıca içkinin haram olduğuna dair bir delil yoktur sadece
içki içen kişi 4/43 deki sınırlama ile birlikte ,içkili iken yapmaması gerekenlere dikkat
etmelidir.Sakın yanlış anlaşılmasın “haydi çin çin “falan demiyoruz,fakat hiçbir delil olmadığı
halde haramdır da diyemeyiz ve içki içenlerin de kendi iyilikleri açısından 4/43 uyarısını dikkate
almaları gerekir.
5/51;Tamlama “tettehizulyehude” velli ibare ise “vennasara”dır.Tamlamanın ya-sin oranı düşük
“diyaen” değildir.Tamlama ve velli ibare ayrı anlamlandırmaya tabi tutulacak…
5/38;Tamlama “vessariku”velli ibare “vessarikatu”dur.Tamlamanın ya-sin oranı yüksek “diyaen”
hükmünde. Ayrıca tamlama elif lam ra dizilimine de sahip.Velli ibare, tamlamaya dahil edilecek.
9/71;Tamlama “velmüminune”velli ibare “velmüminatü”dür” ,ya-sin oranı yüksek olan tamlama
“diyaen” hükmündedir ve kendisinden sonra gelen velli ibareyi içine alır ,bu kural bilimezse erkek
ve kadın mümin olarak bir ayırıma gidilir ki ;bu tam bir faciadır.Kim ki bunu “erkek ve kadın
müminler” diye tercüme ederse o kişinin KURAN İLMİnden haberi yoktur.Bu tür insanların
savunduğu şey ,tek bir soru ile çökertilir…Allah müminleri sizin dediğiniz gibi kadın ve erkek
olarak ayırıyorsa 23/1 de Elmuminun felah buluyor da,SÖYLEYEBİLİR MİSİNİZ!!! Elmüminat’tan
neden bahsedilmiyor ???????? PARDON ,, DUYAMADIKKK….SANIRIM CEVAP YOK DA
ONDAN…
9/67de Kadın ve erkek münafık farkı var ,çünkü orada ELMÜNAFİKUNE Tamlama değil , tek
olarak geliyor deyim ,önünde ve arkasında ona tamlama yapacak bir şey yok.Dolayısı ile
“velmünafikatü”de tamlamadan sonra gelen velli ibare olmuyor..Tabi ki bunda da bir güzellik var
insanlar için ancak kesinlikle bu fark yine de kadın erkek ayırımı değil…Bu ayrı bir ders
konusudur..
Kitabın içinden Kuran’ı çıkarmak ,Allah’ın belirlediği tekniklerle yapılabilir ,bu teknikler 30 tanedir
ve hepsi Rahman Suresinde yer almaktadır.Bu ,doğru anlamı yakalamada akademik bir seviyedir
ve her insan bunu yapamayabilir ancak en azından saygı duyarak takdir etmelidir.Doğru anlama
bir de hayatın içindeki farkındalık,tecrübeler ve fedakarlıkla ulaşılabilir ki Rabbbülalemin için
aslolan budur. İkisinin ortak noktası ise kişinin içindeki resul melekelere uyarak fedakarlık üzere
bir yaşam sürmesi en azından bu bilinçte olmasıdır. .Sonuçta alaylı ya da mektepli olarak
Rabbinin muradını anlayacaktır. Akademik olarak elde edilen doğru anlam kitab ve kuran’dan
onay aldığı için, sağlaması yapılmış olarak, daha bir güvenle hayata servis edilebilir..
Özet olarak; 30 kapılı dubur ilim sarayının,bahçeden önce gelen ve saray bahçesi ile sokağı
birbirinden ayıran kapısı 19 numaralı Ya-Sin kapısıdır. Ya-sin kapısından girince
görülen,duyulan,hissedilen güzellikler kişiye sarayın iç muhteşemliğini yansıtan küçük bir
parçadır . Henüz tam olarak sarayın içinde değilsindir.. Sarayın içine girmek, bahçeden kibarca
atılmamak istiyorsan, sabırla bu güzel bahçenin kıymetini bilerek yoluna devam etmeli ve
gördüğün güzelliklerin hakkını vermelisin... Bahçedeki ahengi bozmadan ve de illa ki bahçeye ve
bahçede gördüğün diğer insanlara fedakarca katkı sağlayarak geldiğin bahçe yolunun sonu,
Sarayın giriş kapısı Elif-lam-mim kapısıdır. Bundan sonra diğer kapılar da tek tek açılacaktır.Elif-
lam-ra, Elif-lam-mim-ra, Elif-lam-mim-sad ve diğer teknikler... Hayırlı ve uğurlu olsun
ARKADAŞLAR Ashabılfil konusunu inceleyelim ::ashabılfil olmak kötü bir şey değidir. Bir insanın
sahip olduğu engüçlü kısmını temsil eder.Ancak bir insan bu tür güce dayalı bir mucadeleye
girişir ve kaybederse bu mağlubiyeti kabul etmesi ve bükemediği bileği öpmesi gerekir. Ancak Bu
mucadeleyi kaybettiğinde kendini haklı çıkarmak yada yenilgisini telafi etmek için gerek
kendisinde bulunan başka üstün meziyetleri yada karşısındakinin zayıf kısımlarını gündeme
getirirse bu kimsenin üzerine EBABİL kuşları gönderilir. Bu tür kuşlar Skora denge getirmek
isteyen bu kimseyi dahada batırır.Çevresindekilere rezil eder.Örnekler:bir iahiyatçı ile
tartışıyorsun ama onu alt ettin. Bunu gururuna yediremeyen ilahiyatçı tartışma konusunun dışına
çıkarak seni aşağılamaya başladı.kendisinin ise yıllarca bu konularla uğraştığını ve sayısız
eserler yazdığını gündem etmeye başladı. İşte bu ilahiyatçı FİL sahibidir ve bu andan itibaren
üzerine ebabil kuşları gönderilmeye başlanmıştır daha da rezil olacaktır. Firavun musaya önce
''seninkine benzer bir sihirle geleceğiz'' dedi. Ama yenildi. Bundan sonra yapması gereken şey
musaya iman etmesiydi ama öyle yapmadı. 43/51,52,53 te konu ile alakası olmayan şeyleri
gündem ederek yenilgisini örtbas etmeye çalıştı Ve bu da ebabil kuşlarına maruz kaldı ve daha
da rezil oldu. O halde FİL sahibi olmak demek herhangi bir konuda OTORİTE olmak demektir. Bu
kötü bir şey değil. Ancak zayıf gördüğün biri seni eşit şartlarda alt ederse bu noktada
DÜRÜSTÇE mağlubiyeti kabul edip bu adama iman etmelisin. Ama bunu böyle yapmayıp
adamın zayıflığını yada kendinde bulunan ancak konu ile alakalı olmayan başka kuvvetli
husletlerini bu adama karşı gündm edersen işte o zaman ebabil kuşları sana gönderilir ve seni
mahvederler. DÜRÜSTLÜK be dostum DÜRÜSTLÜK her şeyin başı bu. İşte KELİME ilmi ile
kuran doğru olarak anlaşılamzsa bütün bu çıkarımlar maalesef gündelik hayatla uyuşmayan birer
HİKAYE hükmünde kalacak. Bu salaklar da kuran MUBİYN dir deyip kendilerini efsunlamaya
devam edecekler.
ayrıca fil suresinin ilk ayeti ''elem tera keyfe feale rabbüke bi'' deyimi YA siyn oranı yüksek olan
misilyazılım türünden bir muteşabihtir ve 89/6 da da geçer İşater edilen teviller bir tarafta
Ashabılfili verirken diğer tarafta AD kavmini verir: Bu kavmin en önemli KÜFRİ özelliği EKSTRA
şartlar ihdas etmek ve EKSTRA gündemler oluşturmaktır. Bunlara gönderilen HUD resulullah bu
tür davranışları engellemek için BEASE edilir. Bu tür davranışlara CEHADE denilir. İşte bu
kavmin en önemli özelliği de budur. 11/59. Cehade denilen davranış şekillerinde altta kalacağını
yada haksız çıkacağını anladığında hemen gündemi değiştirmek için başka argumanları gündem
edersin işte 43/51 52 53 te firavun da CEHADE yapıyor. Firavun -cehade ilişkisi için 27/14 de
bakabilirsin. O halde CEHADE-ASHABİLFİL-AD KAVMİ-FİRAVUN . Bunların birinin oluştuğu
yerde diğer ikisi otomatically oluşur.
Bu 4 lüden korunmak için yapılması gereken şey : 1)doğru bildiğin şeyi sonuna kadar savunmak
2) yanlış yada yetersiz olduğunu hissettiğin an ERKEK gibi davranıp geri adım atabilmendir.
Diğeri KANCIKlıktır kişiyi haksız olmasının yanısıra dahada aşağı hale hatta gülünç duruma
düşürür
Rabbim cümlemizi HUD melekesini aktif tutanlardan eyliye.
TAVAF-BEYT-KABE
Eğer BEYT tavaf edlirse KABE ye dönüşür. Bir BEYTin tavaf edilebilmesi için kişinin buradan
HAYR adına menfaat beklentsi içinde olması gerekir. Böylece eğer yaptığın işe sıkı sıkya
bağlanmışsan bu işten menfaat görecen demektir . Eğer bu BEYT e bağlıysan bunu TAVAF ile
ispatlamalısın. Bir kızı çok seviyorsan ve evlenip yuva kumak arzusundaysan biraz bu kızın
peşinden koşacan yani onu tavaf edecen ki o da seni sevsin işte bu kızın bu konumu senin için
artık KABE dir. Artık evlenmek için KIYAMA kalkabilirsin. O halde: bir şeyi önemsiyorsan PEŞİNDEN
KOŞACAKSIN. Eğer o şeyi kendine bağlarsan yada ona olan BAĞLILIĞINI ona ispatlarsan artık senin
için KABE olmuştur.
BEYTin KABE ye dönüşmesinde 3 şey önemlidir. Bunlar 5/2 ve 97 ci ayetlerde izah edilir.Bunlar :
1) veşşehrelharam: yani bu iş için zaman ayıracaksın .
2) VELHEDYE. Yani hem mana olayrak ve hem de şekli olarak mesafe kadtedecen.
3) Velkalaide: para yada emek harcayacan. .
HACC 29 özet ;
İbrahim , herhangi bir şeye bağlılık melekesidir..
Kişinin menfaat gördüğü herhangi bir yerden , menfaat görmesinin devamı kaydı ile burada
GEVŞEK davranırsa , başka bir yerde işi sıkı tuttuğu yer bunu cezalandırır..!
Bu insan , cezalandırılmış bir şekilde eğer , bunun sebebini işini sıkı tuttuğu yere değilde , işini
gevşek tuttuğu yere bağlarsa buna “summel yakdu tefesehum” denilir..Yani burada kişi kendi
konumuna teşhis koyuyor..İbrahimi ateşe atanlarda kendi konumlarına teşhis koyuyorlar fakat
gereğini yapmıyorlar..Gevşek olan bir yerden menfaat görmelerine rağmen , ALLAH onları hayatı sıkı
tuttukları başka bir yerinden vuruyor..İşte bu insan 22/29`da konumuna teşhis koyarsa YANİ ben işimi sıkı
tuttuğum yerden niye darbeyi yedim ? derse VE bunun sebebinide işini gevşek tuttuğu herhangi bir yer
olarak algılar ve bu yönde teşhis koyarsa buna “summel yakdu tefesehum” denilir..
Peki bundan sonra ne yapacaktır “vel yufu nuzurahum” yapacaktır yani nezirlere dikkat edecektir ,
uyarılara ikazlara dikkat edecektir yani nezirlere vefa edecektir..YANİ herhangi bir yerde gevşek
davranırsam , bu başka biryerde karşıma çıkacak , tokadı yiyeceğim diyebilecektir , işte “vel yufu
nururahum” böyle bir tutum içerisine girmektir..
“vel yettavvefu bil beytil atik” cümleside , ne zamanki nefsi ona böyle bir şeyi telkin ederse , amaaan nasıl
olsa maaşım geliyor , birazda gevşek takılayım gibi bir telkin gelirse , ilk başta darbe yediği olay bunun
için “el beytil atik” hükmüne geçer ve sürekli onu “tavaf” edecektir..Bu gevşekliği dolayısı ile başka
biryerden darbe yemesi bunun için hayatında “el beytil atik” olacak ve aynı gevşekliği birdaha yapması
durumunda , bu olayı hatırlayarak , tavaf ederek “vel yettavvefu bil beytil atik” hükmüne sokacak ve ne
yapacaktır ? kendisine çeki düzen verecektir..
Soru: Doğruyu nasıl bulacağım? Eğer mealleri okumazsam, yolumu sapıtırım. Ne yapmam
gerekir?
Cevap: Düşün dostum... Sen meal okumaya başlayana kadar kötü bir adam mıydın? Dünyada bu
mealleri okumayan milyarlarca insan var ve onlar içinde senden benden daha erdemli daha
fedakar milyarlarca insan var. Eğer meal okumaya başladıktan sonra yalan söylemeyi
bıraktıysan, daha önce yalancı mıydın? Daha önce erdemsiz bir insan mıydın? Daha önce
sahtekar bir insandın da meal okuyunca dürüst insan mı oldun? Bu ve benzeri soruların
cevapları: "Hayır,daha önce de erdemli bir adam olmaya çalışıyordum. Daha önce de namuslu
olmaya çalışıyordum" şeklinde olacaktır.
Hiç bir insan biliyor musunuz: Yalan söylememeyi meallerden öğrenmiş olsun! Zaten herkes
Allah'ın içine koyduğu vicdan (içteki resuller) aracılığı ile neyin iyi neyin kötü olduğuna karar
veriyor. Tabi çevre faktörünü de eklemek lazım.
O halde demek ki doğru dürüst bir insan olmak için ille de meal okumak şart değilmiş.
Vicdanını dinle, aklını çok iyi kullan, sorgula, düşün, irdele, ölç, tart, fedakarca bir yaşam
sürmeye gayret et, mükemmeli yakalamaya çalış, Allah'ın izni ile doğruyu (=Kuran'ı) bulacaksın.
Er ya da geç...
Soru: Peki, meal hiç mi okumayayım?
Cevap: Oku elbette. Ama lütfen çok iyi sorgula. Akla, mantığa, evrensel değerlere ve hayatta
uygulanabilirlik şartlarına uymayan manaları kabul etme. Onları Kuran olarak kabul etme. Ve
meallere sor sor. Her türlü mantıklı soruyu sor. Cevap verebiliyorlarsa al. Veremiyorlarsa bırak.
Unutma, Allah seni Kuran'dan değil, Sıdk'tan (doğru manadan) hesaba çekecek. Hayatında
fedakarlık esasına dayalı olarak yaşıyorsan, vicdanını dinliyorsan, aklını çok iyi kullanıyorsan ne
ala. Sen inşallah sıdk üzeresin. Buna ek olarak Kitaptan Kuran çıkarmak istersen bu, daha güzel
olur. Ama bu, çok emek ister. Akademik çalışma ister.
Sıdk, dünyada iken ahirette ulaşacağın cenneti inşa etmene, yani ahiret cennetini dünyada iken
kazanmana yeter.
Saygılarımla.
SORU:
Cennet,cehennem,ebedîlik,
İnsanların toprağa verilişi, cenaze namazı,hesaba çekiliş,bunları nasıl değerlendiriyor ve
anlıyorsunuz?
CEVAP:
Kuranilmi insanların doğmalarını ölmelerini kabire girmelerini ŞEKLİ olarak muhatab almaz Bunlar
üzerinden her bir insanın hissiyatlarını tarif eder Buna göre:
CENNET: ADEM olma vasfın dolayısıyla kendine ihtiyaç ihdas ettiğinde bu ihtiyacının karşılandığı
mekanlardır Bu dünya da da olabilir ahirettede olabilir
CEHENNEM: Adem olma vasfın dolayısıyla bu ihtiyaçlarının KARŞILANMADIĞI mekanlardardır Bu
dünyada da olabilir ahirettede olabilir
EBEDİLİK: Kuranda 2 adet Sonsuzluk kavramı vardır Bunlar EBED ve HALİD tir. EBED kavramı
ortamın sonsuzluğunu verirken HALİD kavramı Nesne nin sonsuzluğu için kulanılır. Hiç bir insan HALİD
değildir. Ancak o ölse bile kendini EBEDleştirerbilir. EBED ve HALİD deyimleri birbirlerine
dönüşebilirler.
Resuller içimizdedirle ve BEŞER olarak HALİD olmamalarına rağmen Meleke olarak EBED tirler.
ELKABİR denilen kavram bilinen manada kabir olarak kulanılmaz. Bir insanın sığ ve dar görüşlü olmasını
tarif eder. 80/21 de bir insanın ölümü ve kabre girişi değil o insanın üretkenlkiten düşmesi ve zamanla sığ
görüşlü olmasını tasvir eder. Bu duruma 80/17 de KUTİLE deyimi ile karşı çıkılır.
CENAZE NAMAZI : Bir insan öldüğünde o insanın defn işlemlerinin usulne uygun yapılımını verir.
HESABA ÇEKİLİŞ : biraz uzun olduğu için buraya yazmıyorum.
BELA**--**FİTNE**--**İMTİHAN
-------------------------------------------
Kuran’da başlıca 3 tür deneme vardır.. BELA-FİTNE-İMTİHAN..
**BELA; ==Marufta denenmedir (MARUF yani aklın ve vicdanın kabul ettiği önerilerdir ) .2/155 de*ve
“sizi mallar,canlar ve ürünler ile deneyecegiz ” diyor..Kişi marufta en çok önem verdiği şeyler üzerinden
denenir.
**FİTNE; ==Marufta en çok önem verdiği şeyden denenme , kişi için eziyete dönüşür ve en zayıf
noktasından vurursa bu Fitnelenmedir. Kişinin önem verdiği şeye imanı deneniyordur, bu açıdan Fitne
tevhit içeriklidir.29/2 de “iman ettik demekle bırakılacaklarını mı sandılar” derken sadece insana değil
onun duygularına da hitap vardır…Kişi en zayıf olan yerinden,yumuşak karnından fitnelenir..
Bazen Bela ve Fitne iç içe girer. 21/35 İnsan Bela yoluyla denenirken zayıf taraflarından isabet alıyorsa, bu
bela ve fitnenin iç içe geçmesi ile sonuçlanır..
**İMTİHAN; == Takvayı dener..Yani:::Kişi ALLAH'I razı edecek ihsan amelini yaptıktan sonra ,bu
amelin ortamda yaptığı etkiyi kendine mal etmez de, ihsan sonucunda oluşan güzel ortamın ve etkisinin
ALLAH'TAN ve Sadece ALLAH'TAN olduğunu ve içinde aktif ettiği melekeler vasıtasıyla olduğunu
bilir , Bunun farkında olarak “bu güzellikler bendendir” demezse Bu ALLAH'TAN derse işte o zaman..
İmtihanı kazanır..
İmtihanı Kazan Kişi Cennet Sana Helal olsun denir........................
Selam ve Muhabbetle...
Dünya üzerinde Mekke isimli şehirde Kâbe adındaki binayı kutsal yapıp, tüm insanların oraya hac
için gelmesini emretmek Allah'ın yapacağı bir iş değildir. Çünkü;
Oraya gitmek kime ne kazandırmış? Oraya gidip de adam olan var mı? Oraya gidip de erdemli
insan olan var mı? Bana bir tane adam gösterin, oraya gitsin de oraya gittikten sonra hayatı daha
iyi olsun? Bir tane adam gösterin bakalım hadi...
Milyonlarca insan umreye gidiyor, hacca gidiyor, ne değişiyor kardeşim ya hu? Madem burayı
Allah kutsal yaptı, Allah'ın kutsal yaptığı yer (sözde) müslümanların elinde. Her yıl milyonlarca
insan orada taşa hürmet ediyor. Güya Allah'a dua ediyor. Ama hiç bir şey değişmiyor. Yine en
geri olanlar hac yapanlar. En pis olanlar hac yapanlar. En tembel olanlar, aklını en az kullananlar,
yeryüzünde sürünenler hac yapanlar.
Ya hu Allah aşkına bana anlatın! Ben o evin etrafında 7 kez değil yedi trilyon kez dönsem ne
olur? Ben, Arafat denilen yerde kıyamete kadar dursam ne olur? Açlar mı doyar, işsizlere iş mi
bulunur, susuzlara su mu temin edilir, kışın soğuktan ölenlere giysi ve barınak mı sağlanır? Nedir
bu Allah aşkına?
Zerre kadar faydası olmayan, ama tam aksine çok büyük zararı olan bu ibadeti Allah emreder mi
be? Böyle bir Allah'a mı inanıyorsunuz siz?
Hem bu haccı yapanların en âlimi dahi gelse bu ibadeti Kitaptan (Kuran) çıkartamaz. Asla
çıkartamaz. İlla ki bedevi Arap aklının, Muhammed resul adına uydurduğu hadislere başvurmak
zorundadır.
Daha önce paylaştım bir ayet. "her nerede olursanız olun, yüzünüzü mescid-i harama dönün"
(2/144) diye emir var. Zerre kadar dürüst olan ve bu Kitabın Arabi manalarına iman edenler
neden bu emri yapmıyorsunuz? Hadi “nerede olursanız olun o eve dönsenize” Niçin (sözde) iman
ettiğiniz Kitabın Arabi manasını uygulamıyorsunuz? Siz zerre kadar düşünmez misiniz be? Sakın
bana “burada namaz kastediliyor” demeyin. Kendinizden başka kimseyi kandıramazsınız. Oradan
namaz falan geçmiyor. “Nerede olursanız olun” diyor. Tuvalette de olsan oraya döneceksin.
Başka çaren yok. Ya iman etmiyorum de ya da iman ediyorsan gereğini yap.
Bakın gelin dürüst olalım. Ayeti söylüyorum bakın: “ve men dehalehu kane aminen”: "Kim oraya
girerse güvenli olur" (3/97) diyor. Sizin anlayışınıza göre 3/96'daki "beyt" Kabe. Öyle iman
etmişsiniz. Peki. Ayete göre "oraya giren güvenli" olurmuş. Peki, hac denilen uydurma ibadet için
oraya gidenler o eve girebiliyor mu? Kaç kişi girebiliyor? Hiç kimse giremiyor değil mi? Peki bu
ayet ne olacak şimdi? Hadi savunun dininizi. İzah edin. Açıklayın. İman ettik demekle olmaz bu
işler.
YAHYA :
YAHYA yı konuşalım: Biliyorsunuz İsa ya da meryemoğlu isa bizim hayatımızda karşımıza çıkıp
ta bizde İZ BIRAKANLARIN bizimle olan DİYALOĞunu veriyordu. Biz de bundan ders alıyor ve
hayatımızı ona göre hayrımıza olacak yönde şekillendiriyorduk. Böylelikle İYSA ya da
Meryemoğlu İysa resulullah isa hükmüne giriyor ve bizde onun HAVARİleri oluyorduk.
Bize İZ BIRAKANLARdan elde ettiğimizin -DERSlerin- hayatımızın ilerleyen dönemlerinde bize
büyük faydalar sağlaması veya büyük felaketlerden korumasına HANANEN (19/13), ya da
ikisinin birlikte olabilmesine HÜNEYN (9/25). O ana, o dakikaya, o güne ya da ilgili zaman
dilimine ise HÜNEYN GÜNÜ denilir 9/25. Bu ayete göre tabii ki Allah iman edenlere yardım
edecektir. Çünkü iman edenler YAHYA-İYSA ikilisini zamanında çalıştırmışlardı.
Buyurun biz de bunların birlikte çalışmalarını İLMİ olarak ispat edelim ; Lütfen YAHYA yı muhatap
alan 19/15 i, İYSA yı muhatap alan 19/33 le Format benzeri misil yazılım olan muteşabih türü
olarak birbirine bağlayınız. Şimdi her iki ayetin içeriğinin izahatını yapalım ''ve selamün aleyhi'':
selam-selleme-essilm-esleme deyimleri kişinin hem kendisi hem çevresi ve hem de allahü-rabbü-
allahe-rabbe 4 lüsü ile olan BARIŞIKLIK konumunu ifade eder.
Hatta 2/208 de buna dikkat çekilir. Demekki YAHYA-İYSA ikilisi BARIŞIK bir yapıdalarmış.
''yevme vulide'' doğduğum gün anlamındadır. Ancak bu ayetteki VELED deyiminin anlamlı hale
gelmek ya da getirilmek olduğunu daha önceden öğrenmiştik. O HALDE; Bu ikili doğdukları
günden ziyade, insanlar tarafından ANLAMLANDIRILDIKLARI gün ya da zaman dilimlerinde
mutlu ve barışık olacaklarmış. ''yevme yemutu'' da öldüğüm gün demektir. Oysa anlatılan birinci
mana bu değildir.
Biliyorsunuz bir insan hayatında ALLAHÜ yü gördüğünde bu onda İZ bırakır. Ancak kişi bundan
aldığı-çıkardığı dersi- ibreti hemen kullanmayabilir. Aklına yazar ama kullanmaz. Bu konum da o
kişi için mükemmel bir konumdur. Sakla samanı gelir zamanı misali... İşte bu durumda iysa yahya
ikilisi MEVT olur. Yani o an için kullanılmaz. Ama kişinin aklında yer ettikleri için kullanılmasalar
dahi yine de SELAM onların üzerine olur. Yani bundan da mutluluk duyarlar. Ama kullanıldıkları
zaman yani 9/25 te anlatılan HÜNEYN GÜNÜ gelip çattığında Bunlar BEASE edilirler. Yani
canlanırlar.
Kişinin AMELİNDE de, hayatında da anlamlı hale getirilirler. VELED, kişiyi anlamlı kılar. BEASE
de anlamlı kılınmaktır. İkisi arasındaki fark, BEASE de sendeki anlamlılık sadece senin için olmaz
başkaları da senin anlamlılığından istifade eder. Bu Yüzden resuller BEASE edilirler 16/36.
VELED edinmezler. YAHYA, Zekeriyya ya verilen enfal dir. YAni MERYEMi (yani hayır içerikli
düşünceleri) büyütmek için gerekli olan MOTİVASYON dur.
Elbetteki bunun karşılığında DÜNYEVİ olarak ta zekeriyya yani Motivasyonumuz
ödüllendirilecektir. İşte bu ödül (enfal), ZEKERİYYAmız yoluyla YAHYA olurken, MERYEMimiz
yoluyla İYSA olur. Bunların ikisi birleşir. Böylece hayatımızda karşımıza çıkan olayların, VAHYİN,
insanların bize vermek istedikleri MESAJı iyi algılarız onları iyi okuruz ve hayatımızda da yeri
geldiğinde kullanırız.
Böylece hayatta da İLM de de başarılı olmuş mumin hatta MUTTAKİ kullardan oluruz. Ama
RESULULLAH-İMRAN-imranın İMRATI-MERYEM-İYSA-ZEKERİYYA-YAHYA silsilesini yani ALİ
İMRAN, yani İMRANIN AİLESİNİ (3/33) iyi kullanamazsak 12/105 in muhatabı yada nihayetinde
7/179 un muhatabı oluruz. Allah cümle samimi Kuran dostlarını ALİ İMRAN yani imranın ailesi
eylesin. Ya ALİ İMRAN oluruz ya da 12/105 ve 7/179 daki insanlar oluruz.
ALİ İMRAN a selam olsun.
TAĞUT'laşmak
TAĞA – ĞAVA – BAĞA kavramlarını kısaca açıklayalım ve örnekler verelim ;
Tağut-Tağyin “tağa” dan türer. Tağut konum iken, Tağyin kişinin ünvanı olur.
TAĞA denilen şey, gerek doğru olduğuna inandığın şeyde ya da gerekse yanlış olduğu bilinen bir
şeyde, karşı tarafıda yapması ya da söylemesi noktasında onu ZORLAMAKTIR. Bunu yaparsan
Tağutlaşırsın.
Misal, herkesin Allaha iman etmesini istiyorsun, herkesin senin gibi düşünmesini istiyorsun ama olmuyor.
Şimdi kalkıpta milletin kafasına silah dayar ya da tehtid edersen, bu noktada Tağutlaşırsın velev ki senin
düşüncen doğru olsa bile.
Bununla ilgili Kitabtan en güzel örnek Firavundur. Firavun için Allah “o tağa yaptı” der. Firavuna tağa
yaptıran sebeblere baktığımızda “korkutarak” yaptığını görüyoruz. Yani, benim gibi düşünecek benim gibi
inanacaksın yoksa…….. hoop tağutlaştı işte. Bunun adı TAĞA`dır, iyi yöndede olabilir kötü yöndede.
BAĞA denilen şeyde 38/23`te Davud a.s ve davacılarında geçer. DOKSANDOKUZ denilen şey açık
beklemeyi verir yani fırsatçılığı. Ben sana dostmuş gibi görünürüm ama bir konuda açığını yakalarsam kafa
binerim. İşte, İnsanların açığını bekleme şeklinde ki diğer kişilerin almış olduğu konuma ya da pozisyona
BAĞA denilir. Haksızlık diye tercüme edilsede 99 rakamı ile çalışır. Bekler bekler bekler, açığını bulduğu
an yakalar ve icraate geçer. Bunun aynısını ALLAH`ta yapar! Yani BAĞA denilen şey hayr yönünde de
olur olumsuz yöndede olur. Hayr yönünde olursa ESMAUL HUSNA devreye girer. DOKSANDOKUZ
rakam değil, bir hissiyattır. Sen iyi bir kulsan, Allahta senin açığını bulduğu an kapatır, telafi eder, kısaca
bu.
ĞAVA denilen şey de, şekille İnsanları aldatmaktır.
Bir İnsanın sadece şekle talip olmasına Kalplerinde Marad olanlar denilir. Bunu allandıra ballandıra
anlatmasına, Kalplerinde Marad olmaya ek olarak EL KAFİRUN denilir ve bu özellik 74/31`de yerine
oturur. Şekille İnsanları aldatırsan ya da kendini aldatırsan ya da aldanırsan, işte bu ĞAVA`dır. ĞAVA
yapanlara EL ĞAVUN denilir ve 26/91`e göre Cahime giderler.
YECUC-MECUC:(18/94,21/96)
Sevgili Kuran Dostları:
Daha önce de yüzlerce kez dediğimiz ve ayetlerle de örneklendirdiğimiz gibi KURANİLMİ
Rabbilalaemiyn tarafından insanların Hissiyat ve amellerini İbliysin telkinleri karşısında
sağlamlaştırmak için oluşturulmuş bir yapıdır. Nitekim Ye'cuc ve Me'cuc deyimeri de aşağıda
yazıldığı üzere bizim insan olarak olarak birnevi hissiyatımızı tarif edecektir
Bir insanın hayatındaki ikilemlere ye'cuc ve mecuc denilir. Örnekler: Evlensem kıza yazık
evlenmesem bana yazık. İman edersem cennete giderim iman etmezsem cehenneme giderim.
Boşa koyuyorum dolmuyor doluya koyuyorum almıyor vs. İşte bu ikilemler insanın gelişmesini
engeller ve karar mekanizmasını altüst eder. Karşına bir fırsat çıktığında bunu bu ikilemlerin
dolayısıyla değerlendirememen senin vucudunda fesat çıkarır. 18/94. O halde fırsat çıktığında
ikilemlerinden yani YECUC ve MECUC lerinden kurtulmalısın. Şimdi 21/96 ya bakalım. Bir şeyin
önünün açılmasına ilerlemesinin önündeki tüm engellerin kalkmasına FUTİHA -FETİH denilir.
Eğer 21/95 te hatta iza futihat cümlesinden sonra duraklarsan ve sonra yecuc ve me cuc ayetiyle
devam edersen Bu durumda karşılaştığın her ne ise sana OLUMLU yönde TAM olarak açılacak
ve yecuc ile mecuc un seni İNSİLA yoluyla terkedecektir. İNSİLA deyimi 36/51 de de geçer ve
cesedi terkeden anlamunda kullanılır. AKIN ETME anlamında değildir. ŞİMDİ 21/96 da eğer hatta
iza futihat deyiminden sonra beklemeden Yecuc ve mecuc ayetini olursan bu durumda sana tam
olarak açılan şey bu ikilemlerinin yani yecuc ve mecucunun sana karşı önünü açacak ve sana
doğru insila yoluyla bulunduğu yeri terkedecektir. Bu iki mana da insan hayatında yer bulabilir.
Bunlardan ilki İYİ dir ,ancak ikincisi KÖTÜDÜR. Kişinin önüne FIRSAT yani ZÜLKARNEYN
çıktığında İKİLEMLERİNDEN yani acaba olur mu olmaz mı ? şeklindeki hissiyatlarından yani YE
CUC VE MECUCUcundan kurtulmalıdır. İşte 21/96 da anlatılan budur. Hepsi hayatımızla alakalı
ve İÇİMİZDE.
Yecuc ve mecuc uzaydan gelen yaratıklar değildir. Sadece önüne fırsat çıktığında bunu
değerlendirme konusunda sebebi insandan insana değişebilen insanın GEL-GİT leridir. Fırsat
çıktığında GEL-GİT lerinden kurtulamayanlar dünyada da ahirettede de CENNETİ kaybederler.
İşte bu GEL(yecuc) -GİT(mecuc) lerin senin karar mekanizmanı altüst ediyor. Bu karar
mekanizmana BEYNESSEDDEYNİ denilir. Buna HADİYD yani TAVİZSİZ bir şekilde
SINIRLARINI belirlenmesine yönelik olarak ÜFLERSEN yani nufiha edersen yani içindeki
hadiyde yani demire HUDUT özelliği de katarsan ve onun üzerinide ERİMİŞ BAKIR yani İÇİ
SERT ve tavizsiz(hudud-hadiyd) ama dışı yumuşak görünümlü bir davranışla kaplarsan. Ertık
GEL GİTlerin karar mekanizmana zarar veremez. Yani ye cuc ve mecuc sana zarar veremez.
YAni karşına istediğin fırsat çıktığında için sert ve tavizsiz dışın ise yumuşak olacak ve
gelgitlerinin seni istila etmesine izin vermeyeceksin.
hadiyd yani DEMİR ile hudud yani HUDUT aynı deyime ait iki yazılımdır. HUDUDULLAH dediğin
zaman bu DEMİR yani HADİYD gibi SERT ve tavizsiz olmalı.hayatta başarılı olmak istiyorsan
önüne çıkan fırsatları değerlendir. İşte zülkarneyn ayetlerinin tamamının ÖZETİ BUDUR.....
CİHAD-CEHADE deyimleri bir insanın herhangi bir şey için MANAyı ŞEKİLden üstün tutma
çabasına CİHAD-CEHADE denilir.29/6 KITAL deyimi ise bir kimseyi yada canlıyı öldürmek değil
ETKİSİZ hale getirmektir.2/191.
Önce 2/191 den başlayalım: bu ayette ''onları öldürün ve yurtlarından çıkarın' diye bir mana
bulacaksın. Bu manaya şu soruyu sor: Bunları öldürdükten sonra mı yani ÖLÜ hallerinimi
yurtlarından çıkaracağım''?
Bir adamı öldürdüysen bu adamı yurdundan çıkarsan ne olur Çıkarmasan ne olur. ANcak buradaki
''öldürün'' yani 'vaktilühüm'' deyimini ''etkisizleştirin'' anlamı verirseniz işte o zaman mana yerine oturur.
Kuranın hiç bir yerinde allah ÖLDÜRÜN,KESİN,BİÇİN,KOPARIN şeklinde bir EMİR VERMEZ.
KITAL yani ÖLDÜRME deyiminden kasıt etkisizleştirme zararsız hale getirmedir.
KITAL AYRICA MENASİK türü bir İBADETtir. YAni hem Şekil ve hem de mana içeriklidir.
Şimdi de 29/6 yı ileyelim. Bu ayetteki Ve men cehade feinnema yucahidu deyimini gör. Buraya uyan tek
bir yer daha vardır ki burası da 35/18 dir Buradaki CİHAD deyini 35/18 de TEZEKKA ya denk gelir.
TEZEKKA -ZEKA- ZEKAT deyimleinin tanımını biliyoruz. ZEKAT:Allah'ın yap dediğini yapma diyen
nefsine karşı bunu ona zorla yaptırma, ya da Allah'ın yapma dediği şeyi yap diyen nefsine karşı bunu ona
zorla yaptırmama çabasıdır. (24/28-30)
Şimdi CEHADe yani cihad etme fiilinden türetilmiş EL MUCAHİDUNE ünvanı için 4/95 e gel. Burada
ELMUCAHİDUNE minelmuminynden bir adım öndedir. Minelmuminiyn allahın emrini hesap kitap
yaparak yerine getirir Yani MANTIKla olaya yaklaşır. ANcak EL MUCAHİDUNE de MANTIK 2.ci
plandadır. O işin MANA kısmına entegre olmuştur. ŞEHİT olacaktır. İşte kişi TEZAKKA yani allahın yap
dediğini yapma diyen nefsine yaptırtma çabasının da ötesine geçerse bu kişiye El mucahidune denilir.
Misal vereyim: senden günde 10 ağaç budaman istenildi. AMa nefsin istemiyor. Ulan namussuz nefs ben
sana gününü gösteririm diyerek bu 10 ağacı budarsan bu durumda 4/95 teki MİNELMUMİNİYN olursun.
AMA bu alçak nefse bu dayetmez deyipte 10 ağactan daha fazlasını budarsan bu durumda EL
MUCAHİDUNE olursun.
MANA yı yakalamada hesap kitap etmezsen EL MUCAHİDUNE olursun. YAptığın ZEKAT ise CİHADa
dönüşür.CİHAD Zekatın en üst versiyonudur.Her ikisine de cennet var. AMa CİHAD edenin ki biraz daha
ileri olacak.
MANAYı kesin olarak devre dışı bırakırsan bu KALBİNDE MARAD olduğunu gösterir. Eğer MANAyı
önplanda tutarsan bu senin MİNELMUMİNİYN olduğunu gösterir. eğer MANAYı önplanda tutmana EK
olarak bunu hesap kitab yapmadan AŞK ile yaparsan işte bu da CİHADtır. Tüm bunları ''YAPMA'' diyen
nefsine karşı verdiğin mucadele yani ZEKAT işte bu şekilde CİHAD a dönüşür...
ALLAH YEMİN EDERMİ? BÖYLE BİR ŞEYE NİYE GEREK DUYSUN? KENDİSİNİ
İNANDIRMAK İÇİN YEMİN ETMESİNE GEREK VAR MI?
Sevgili Kuran Dostları:
'VAV'' deyimi aynı zamanda lisani arapçada bir KASEM yani Yemin etme ifadesidir. Ancak
KASEM deyimi KISMET-TAKSİMAT deyimleri le aynı fiilden türerler. O halde allah bir deyimin
başına VAV getirirse bundan anlaşılacak olan şey bir YEMİN etme girişimi değil Bir taksimat yani
''paylaştırma-üleştirme'' dir.
Peki bu bağlamda Allah neyi neye paylaştırmaktadır?
Sevgili Dostlar: Allah kuranilmi adı altında bizim hissiyatlarımızı ve amellerimizi tarif eder. Bunu da
yaparken Şekli argumanlar üzerinden bize bizi tarif eder. İşte Bunu yaparken deyimin orjinal manasını belli
kurallara dahilinde kendi vereceği manaya ,kendi vereceği manaya ise deyimin orjinal manasını bölüştürür
yani TAKSİM yapara yani KASEM yapar. Bir kaç örnek verelim.
1)Velfecri: 'fecre andolsun'' 89/1(deyim elif lam ra dizilimlidir)
2)Velkitabilmubiyn: ''Apaçık kitaba andolsun'': 44/2.(deyim elif lam mim dizilimlidir)
3)Velkameri: ''Aya andolsun'' 74/32(deyim elif lam mim ra dizilimlidir)
4)Velleyli :''geceye andolsun'' 92/1.(deyim ya siyn oranı yüksek bir deyimdir)
Burada anlatılan şey allahın bir şey üzerine yemin etmesi değildir. Bir şeye yemin etmek demek kendini
inandırmak için ekstra çaba sarfetmek demektir ki yüce yaratıcının buna ihtiyacı yoktur. Burada anlatılan
şey Hurufu mukatta dizilimli yazılımlara verilen manaların lisani arabi deyimlerine yapılan EK
yerleştirmelerdir Böylece Deyim içinde deyime ait mana ile allahın enjekte ettiği mana deyimin bizzat
kendisini BÖLÜŞÜRLER.
Allah YA SİYN aralığı düşük olan bir deyim için asla VAV ifadesini kullanarak KASEM yapmaz.
5/51-57:
''ya eyyuhelleziyne amenu la tettehizu'' misil yazılımı ve bu iki ayette yaptığı nikahlama:
Sevgili dostlar.
Bir ayeti tevillendirmeden önce rahman suresinde zikredilen kurallara raiyet edilmelidir. Bu
kurallardan biri de ''misil yazılımların kendilerinden sonra gelen deyimleri birbirleriyle
nikahlaması'' kuralıdır. İşte 5/51 ve 57. ci ayetler bu kuralın uygulandığı ayetlerden biridir.
Bilindiği üzere allah kitabını 7/52 de bir iLM üzere açıklamıştır Bu ilm Rahman suresinde
zkredilmiştir Bu İlm bilinmeden Kitab içindeki KURAN ilminin açığa çıkarılması Mümkün değildir.
Şimdi bu iki ayeti çözelim:
Elyehude vennesera deyimleirni açalım
Sürekli kendini düşünen, o anı düşünen, Bencil Zihniyet YAHUDİ adını alırken Sürekli ileriyi
düşünen ve o anı düşünmeyen adeta ''varyemez'' olan zihniyete ise NESARA yani ''hristiyan
''denilir Kuranilmi Bize Hissiyatlarımızı tarif eder. Kuranilminde YAHUDİ denilirken Yada
HRİSTİYAN denilirken bilinen manada yahudileri yada hristiyanlar kastedilmez. Bunları da içine
alabilecek şekilde her insanda olabilen ve ibliysin telkinleriyle baskın olabilen ve allahın tasvip
etmediği ve adına YAHUDİLİK ve HRİSTİYANLık denilen 2 adet hissiyatı tarif eder. Bu
hissiyataların Kontrol altında tutulması gerekir, Çünkü Her insanda vardır. Eğer Kendisine
Hristiyan yada yahudi denilen kişiler bu hissiyatları kontrol edebilirlerse SİLM üzere olabilecekleri
gibi eğer kendilerine MUSLUMAN denilenler bu hissiyatlarını kontrol edemezlerse Yahudileşir
yada hrıstiyanlaşarak islam dan O AN İÇİN çıkarlar.
İşte iman edenlerin 5/51 ve 57 ci ayetlerde Bu 2 hissiyattan nefislerini bertaraf etmeleri istenilir.
Peki Bu hissiyat bu iki ayette ne yönde baskın olabilmektedir? Şimdi ona bakalım:
5/57 de geçen ''huzuven ve leiben'' deyimi Ayrıca bir de 5/58 de geçer ve ESSALAT ile
ilşkilendirilir. 5/58 de Essalat deyimi başına ''İLE'' deyimini alarak ''İlessalati'' şekilinde yer alır. Bir
deyimin başına ''İLE'' eki gelirse bu deyimin kitapta tamlama yapmış en uzun hacimli yazılımı
esas alınır ki salat deyiminin bu bağlama uygun geçtiği tek yer 2/238 deki ''vessalatilvusta'' dır.
Nitekim ''ilessalati'' deyimi 5/6 da da geçer ve bu ayetin de anlaşılması için yine adres 2/238 dir.
5/51 ve 57. ci ayetlerde anlatılmak istenilen konu kısaca şudur.:
Eğer bir işi yaparken hayatta supriz bir şekilde ikinci yada üçüncü bir işi de yapmak zorunda
kalırsanız işi yetiştirmek için yada mevcut işinize EK olarak gelen bu işleri de kaçırmamak için ya
O an için elinizdeki işi savsaklayacaksınız ve böylece usulene uygunluktan taviz vereceksiniz
böylece ANI KURTARMAK için YAHUDİLeşeceksiniz yada gelen işleri kaçırmamak için elinizdeki
işi ''nasıl olsa elimdedir'' diyerek en sona bırakıp HIRİSTİYANlaşacaksınız. Çünkü amacınız
PARA KAZANMAK ve bu gelen yeni işleri RAKİPlerinize yani EL KÜFFARA kaptırmamak.
Sevgili dostlar işte bu iki hissiyat allahın tasvip etmediği hissiyattır İnsanoğlu biraz daha falza
kazanayım erken ibliysin kucağına düşer. Bu iki tür hissiyata örnek olarak oto yıkayıcılarını
gösterebiliriz. Bu iki hissiyata karşı ALLAHIN PANZEHİRİ 2/236-240 .cı ayetlerde zikredilmiştir.
Bu yazıyı okuyanlar Merak eder ve sorarlarsa bu iki ayetin de açılımı şu anda elimizde hazırdır
ve bunları da seve seve paylaşırız.Yani bu iki hissyata karşı nasıl karşı durabileceğimizi yine bize
Kuran bu iki ayette(2/234-240) Cı ayetlerde açıklamaktadır.
Bir müsluman pekala adına yahudi yada hristiyan denilen yada kendini o şekilde tanıtan
insanlarla dostluk kurabilir kız alabilir kız verebilir evlenebilir ve iş yapabilir. Ancak bu iki adet
hissiyat ne kendisinde ne de yahudi yada hristiyan denilen bu insanlarda olmalıdır.
O halde EYY KUL;
Elinde halihazırda bir iş varken sana yapman gereken başka işler de geldiğinde unları
kaçırmamak için İBLİYS sana iki adet telkinde bulunacaktır Bunlara hazırlıklı ol:
1) Elindeki işi savsakla ve aceleye getirerek bitir ve böylece Kailte olarak USULE
UYGUNLUKTAN taviz ver. Böylece YAHUDİLEŞ
2)Elindeki işe '' İbrahim tatlısesin dediği gibi eski yar şöyle dursun ,can kurban yeni yare'' gözüyle
bak ve böylece Elindeki işten ZAMAN OLARAK USULUNE UYGUNLUKTan taviz vererek İleri bir
zamana Tehir et. Böylece HRISTİYANLAŞ.
Bu telkinlere Biraz daha kazanayım diye sakın aldanma. Bizi yaratan rabbilalaemiyn İblitsin
telkinlerine karşı bize yine Hissiyata ve amel alemimizi TAhkimatize edecek onu sağlamlaştıracak
KURANİLMİmi indirmiştir. Bu iki hissiyata karşı takınılacak tavır da 2/234 ve 240.cı ayetlerdir.
Cenabı mevla Yaptığımız tüm işlerde Bu iki zararlı hissiyattan bizi korusun
YEŞİL:
38/60,18/31:
YEŞİL'' deyimi kuranda zevklerden yada yaşamdan bıkmamayı bu duygunun insanda
''YEŞERİK'' kalmasını ifade eder. YEŞİL rengi insanı hayata bağlar. Bir şeyden Usanmamanı
sağlar.
bakışınız Giyiminiz yemeniz içmeniz hep YEŞİL olsun ''yalnız benim için bak yeşil yeşil''..
4/128:
SEVGİLİ ARKADAŞLAR
BA'LE deyiminin lisani manası ''KOCA' dır . Yani bir kadını kocasına ''BA'AL'' denilir ve bu şekliyle
4/128 de de geçer . Bu ibarenin çoğulu BU'ULET şekilnde 24/31 de yerini alır. 37/125 de geçen
İLYAS AS. mın muhatabı olan bu kelime ''PUT'' ismi yada putlar anlamında değildir. Ba'al -Buulet
denilen şey: getirilen şeyin içeriğinden ziyade bunu getirenin kimliğine ,makamına ,sayısal
çokluğuna ,kişiye olan yakınlık derecesine verilen önem kıymet ve ehemmiyettir. MİSAL: ben sana
bir şey söylerim ve doğrudur ve sen kabul etmezsin,ama aynı şeyi sana şeyhin söylerse hemen kabul
edersin. Bir konuda annen seni uyarır ''kızım şunu yapma diye, Ama sen yaparsın ama aynı şeyi çok
sevdiğin arkadaşın söyler bu kez yapmazsın. İşte arkadaşlar tarih boyunca insanlar kendilerine
getirilenlerin hakikat olup olmadıklarına getirilen şeylerin içeriğine bakarak değil de bunları getiren kişinin
kimliğine bakarak karar vermişlerdir. İşte bu durumda bu kişi yada kişilerin konumları BA'AL konumuna
girer ve PUTlaşır. İşte tam da bu anda içimizdeki İLYAS melekesi devreye girer. Bu meleke her zaman
için getirilenin içerine bakılması ve buna göre karar verilmesi gerektiğini bize telkin eder. Bu şekilde
yaratılacak doğru fikrin en güzel olduğunu yani AHSENELHALİKIYN olduğunu bize telkin eder
. Bu bağlamda hemen 4/128 zi de çözelim. Klasik mealler bu aayeti bir kadının kocasının serkeşliği
dolayısıyla kendisini terkedeceğinden korkarsa aralarını bulmakta sakınca yoktur diye bir mana verir. Oysa
gerçek mana: konu ile direkt alakalı ve insanların yararına olduğuna inandığın MUHALİF bir fikri yada
fiiliyatı gündem etmen durumunda ortam yada muhatabın tarafından kabul görmeyeceği endişesini taşırsan
bu durumda sana karşı seni rahatlatacak ve sana karşı senin rahatça konuşmanı sağlayacak önlemlerin
alınması gerektiğidir. Yani bir fikrin var ve faydalı olacağına inanıyorsun(İMRAT). Ancak elalem ne der?
acaba aşağılanırmıyım yada hakir görülürmüyüm diye korkuyorsun. Çünkü ortam yada muhatabların
BA'AL hükmüne girmiş. Yani getireilen şeyin içeriğine değil getiren kişiye bakılıyor. Sen de ortamın en
zayıf kişisisin ama allah doğruyu görmeyi sana nasip etti. Ama BA'AL den korktuğun için gündeme
getiremiyorsun. İşte bu ayette bu duruma mudahele var. Ortama ister ortamın kendsi hükmetsin isterse
başka biri hükmetsin, ortam her türlü fikrin söylenimi konusunda bu fikri söyleyeceklere güvence
vermelidir. Eğer bu sağlanılırsa BA'AL ile İMRAT arasında ISLAH sağlanmış olur.
55/56
''KASIRATÜTTARFİ''
KASIRATÜTTARFİ :Bir insanın sadece beklediği sevyeye odaklanması onun kendisine
verilebilecek daha fazla şeylerden gafil kılar. Böylece çok daha fazlasıyla buluşturulması onun bu
konudaki motivasyon ve beklentilerini OLUMLU YÖNDE ve onun lehine olcabilecek şekilde altüst
eder. İşte böylesine bir mutluluk veya hazz kuranda KASIRATÜTTARFİ olarak ifade edilir. Bu
deyimi 54.cü ayetle birleştirirsek kasıratüttarfi ye ulaşmak için gerekli olan şartları yine şu şekilde
özetleyebiliriz. 1) HAYIRLARDA yarış(festebikulhayrat. 2/148) ve ödül olarak asgariyyeye talip ol. Allah
sana hayrını ihsana çevirme ruhsatını da bahşederek sana daha FAZLAsını verecek buna '' müttekiiyne ala
furuşin betainüha min istibrakın'' denilir 55/54. 2) kendine yetecek kadar ilm ve dünya nimeti için çaba
göster. Allah sana daha fazlasını verir ,Bunları da al ve şükredenlerden ol(7/144),almamazlık etme. Çünkü
allah sana kasıratüttarfi denilen hazzı yaşatacak. Çünkü işin başında AÇGÖZLÜLÜK yapmadın. 3)
muhatabından işini görebilecek kadar performans bekle ücretini de buna göre ayarla ,az parayla çok iş
yaptırma beklentisi içine girme. Böyle olunca allah ,bu muhatabına senin için daha fazlasını yaptırma iştah
ve motivasyonunu telkin edecek ve sana yine bu hazzı yaşatacak. 4) sorulduğunda sadece ZAHİRi olmuş
variyetini gündem et. Detay istenildiğinde MERYEMİni sustur. Allah sana daha daha fazlasını vercek. 5)
asgariyyeden fazlasını vaadedip te yapamazsan ancak yine de asgariyyeyi yapabilirsen kendini haklı
çıkaracak bahaneler uydurma meryemini sustur. Allah belki bir sonraki konu yada konumda fazlasını
yapmayı sana nasip edecek ve sana kasıratüttarfi konumunu işte o zaman yaşatabilecektir. Sevgili
arkadaşlar 56/74 ZİKREDİLEN misil yazılımın 2.ci ayağı 72.ci ayetin devamı değildir, aksine 56.cı ayetin
malıdır. 56.cı ayette geçen ''fiyhinne kasıratüttarfi' deyimi işaret edilen ORTAK TEVİL hükmündedir ve
54.cü ayele ilşkilidir.
Vahyin Muhammed peygamberimize indirilmesinin delili ;
Vahy derken hangi tür vahy deriz ? ;
Kuran cinsinden mi ? Kitap cinsinden mi ? Zikr cinsindenmi ?
Muhammed peygamber derken hangi Muhammed ? ;
Mekke döneminde yaşayan ŞEKİLSEL Muhammedimi ? İçimizde yaşayan MELEKESEL
Muhammedimi ? Yoksa dış dünyamızda geçekleşen amel edilen AMELSEL Muhammedimi?
Muhammed Kitapta 3 çeşittir ; Şekilsel yani Beşer , Meleke ve Amel..Son ikisi bizde
aktifleşmelidir , beşer ise bizde aktifleşmez..
Mekkede yaşayan Muhammede vahyin inmesinin delili => 76/23 , 27/6 ayetlerdedir..
Melekeler iki çeşittir ;
Muti melekeler ; bunlar iyi melekelerdir..İnsanlığın kurtulması için çalışırlar..Kurandaki bütün
Resul isimleri aynı zamanda meleke-melek isimleridir..
2/257`yi açıp bu ayete ''Allah iman edenleri karanlıklardan nura nasıl çıkarır ? '' diye soru
sorun..Bunun cevabı =>33/43`tedir ve cevabı MELEKLERLE`dir..
Bu sefer 33/43`e şu soruyu sorun ; bu melekler kim ?
Bunun cevabıda => 14/1`de Muhammed , 14/5`te ise Musadır..Bu iki ayetede 33/43`ten
''minezzulumati ilennur'' bağlantısı ile gelinir , Muhammedin ve Musanın melek ismi olarakta
kullanıldığını görürüz..
Bu tespiti 2/285`teki ''resuller arasında ayırım yapmayız'' ayetine taşıyarak , Kuranda ismi
zikredilen ve zikredilmeyen tüm Resullere götürün..
Bunlar aslında şu anda melektir ve İÇİMİZDE yaşarlar ve hala bizi rakipleri olan kavimlerinden
yani MUSİ melekelerden kurtarmaya çalışırlar..!
''Valemu enne FİYKÜM resulullah ; bilinki resulullah İÇİNİZDEDİR =>49/7 , 3/101”
Allah , Resul isimlerini 3 farklı ama birbiriyle entegre olabilen manada kullanır..
Şimdi bir örnek Resul ismi seçelim ;
YUSUF ; bu olaylara , Kurana , davranışlara , rüyalara , amellere vs.. doğru anlam bindirme
melekesidir..
Kuranda 3 tane Yusuf vardır ;
1) Beşer Yusuf (bu öldü)
2) Meleke Yusuf (Bunun tanımı iki satır üste)
3) Amel Yusuf (meleke yusufun dış dünyada çalıştırılarak , ortaya kendi cinsinden koyduğu
amel)..
İşte insanın herhangi bir şeye bindirdiği anlamın doğru çıkması (kuranda dahil) Yusuf melekesini
çalıştırmasına bağlıdır..
Mesela Yusufun içindede kendi cinsinden olan Yusuf melekesi vardır..
12/50`de ''ona elçi geldiğinde'' diye bir deyim bulacaksınız , bu cümledeki elçi yani resul deyimini
mealler melikin o ayette gönderdiği adama götürürler..!
Oysa burada Resul Yusuftur ve kendine ait melekesidir yani kendine ait meleke kendi içinde
aktifleşir..
Böylece Yusuf adamın niye geldiğini anlar , yani gelişine doğru anlam bindirir..!
Nitekim onun konuşmasına bile fırsat vermeden geri gönderiyor , dikkat ediniz..!
Amelsel Resulu anlamak için 27/1`de anlatılan TA SİYN kuralını bilmelisiniz ;
Bu kural 9/94 ve 105.ci ayetlere uygulandığında Amelsel Resulu göreceksiniz..
Allah 7/29`da bize adaleti (el kıst cinsinden) emreder..16/90`dada yine adaleti (el adl cinsinden)
emreder..Demek ki adaletli olmamız gerekiyor..
Şimdi 60/10`a gidin ''ey iman edenler mumin muhacir kadınlar size geldiğinde onları imtahan
edin'' ayetini görün..Şimdi size soruyorum mumin muhacir erkek geldiğinde ne olacak , onlar
imtihan edilmeyecek mi , ediliyorsa hangi ayette imtihan ediliyor ? Edilmiyorsa adalet nerede ?..!
(Ta Siyn Kuralı işletilecek , yoksa cevap verilemez)
Resul Muhammed gelen ayetleri TEDRİS ettirirdi 3/79..Yani gelen ayetler o güne uygun bir
şekilde KAFlaştırılır yani GÜNCELlenirdi.İnsanlar hayatlarına bu manaları hemen entegre
ederlerdi.
TEDRİSAT denilen şey , yazarak çizerek çalışmaktır.
TA'LİM denilen şey ise , tedrisatın detaylandırılmış halidir.
Bu iki ruhsattan en az birinin kişiye verilmesine ise ATA-UTİYE-UTİYNA-ATEYNA denilir..
Dikkat edin ; 3/48`de Allahın ALLEME yaptırdım dediğine 19/30`da İSA kendisine UTİYNA
yaptırıldığını söyler.
Resul Muhammed o dönemde bunları yazdırdı.
NESH edilen ayetler vardır ancak ikmal ve itmam türünden tamamlanmıştır.
NESH denilen kavram UNUTMA yada UNUTTURMA yada HÜKMÜNÜ ORTADAN KALDIRMA
değildir.Bir şeyin İLK etapta BİLİNÇLİ olarak EKSİK verilmesidir (NESH).
YAVAŞ YAVAŞ verilmesine ise NESEHA denilir.
Hastaya takılan SERUM damla damla gider değimli ? İşte buna NESEHA yani yavaş yavaş yada
ağır aksak denilir.
NESH ve NESEHA birbirinden farklı fiillerdir ancak 2/106`da sanki aynılarmış gibi ifade edilmiş ve
UNUTMA yada UNUTTURMA anlamlarıyla yutturulmuşlardır.
KURAN yani doğru mana direkt olarak insanlara indirilmez , bu insanların içindeki Muhammede
indirilir.İnsanlar eğer içlerindeki Muhammed ile yakınlaşırlarsa yani Muhammedi amelleri
yaparlarsa , bu noktada 17/26`ya göre Muhammed kendisine AKRABA olan bu insanlara
haklarını verecektir (ve atizelkurba hakkahu)..İnsanların bu hakları , Allahın Muhammede indirdiği
İLM yani KURAN`dır.Bu ilmin içimizdeki Muhammed tarafından bize verilme şekli ise 17/106`da
açıklanır.
RESULLER DEVREDIŞI BIRAKILARAK KURAN ANLAŞILAMAZ.Çünkü Kuranın birincil
muhatabı bizler değiliz , MUHAMMED`tir.Ancak bizlerden RESULde olmaz.Biz içimizdeki
Resullere inanç ve amellerimizle ne kadar yakınlaşırsak , o ölçüde ESSALİHİYN kul oluruz.
Bu yakınlaşmanın yani salih kul olmanın ZİRVE noktası MAEŞŞAHİDİYN olabilmektir 3/53,5/83..
16/66
LEBENEN yani SÜT,
Bu ayetin ilk cümlesi olan ''ve inne leküm fiylenami leibreten nuskıyküm mimma fiy butinihi'' 23/21
ile misil yazılım türünden muteşabihleşir. Bu misil yazılım içinde geçen İBRETEN deyimi TA'BİR
etme ile aynı kökten türer. O halde NİMET lereden yani META lar içinde SAHİP OLDUKLARIMIZ
dan KULLANIMA HAZIR HALE getirebildiklerimiz yani EL ENAMlarda bizim için TA'BİR-İBRET
vardır. TAbir deyimi ile İBRET deyiminin kesiştiği ayet 59/2 de geçen ''fa'tabiru ya ululebsar''
deyimidir. İŞTE arkadaşlar META nın NİMET e ve bunun da ENAM a dönüştürmemiz esnasında
allah bize geniş bir kullanma alanı oluşturur bu durum her iki ayette de '' NUSKIYKÜM ''yani ''SİZİ
SULAR'' şeklinde yer alır. İşte bir kişinin nimeti enam a çevirirken aldığı yada duyduğu HAZZA
,LEBENEN yani SÜT denilir. Örnekler: eteklik yada pantolonluk kumaş aldınız(nimet). Bunu
keyfinize yada zevkinize göre kullanıma hazır olacak şekilde (enam) dikiyor yada diktiriyorsunuz.
Bu konuda geniş bir seçim alanınınız var. İşte sizin bu süreçte almış olduğunuz zevk LEBENEN
hükmündedir. ET aldınız mangalda köfte yapacaksınız bunu hazırlarken içine türlü türlü baharat
katarak köftenizi daha lezzetli hale getirebilisiniz. Sizin bu köfteyi bu şekilde hazırlarken
duyduğunuz hazza LEBENEN denilir ve bunu da kolaylıkla hazmedersiniz çünkü istediğiniz gibi
olmuştur Bu durumda konumunuz EŞŞARİBİYN olur. 16/66. Bu süreçte almış olduğunuz hazz
yani lebenen duyusu FERS ile DEM arasından çıkar. Arkadaşlar FERS deyimi kuranda sadece
burada geçer.Bundan dolayı direkt mana bindirilemez. Ancak önündeki DEM deyiminden bu
deyimin ne manada kullanıldığı çıkarılabilir. DEM yani KAN denilen şey ise YETERİ KADAR
kullanıldığında veya kulllandırıldığında muhatabına can veren bilgi ,ilm,para ,kan,emek,araba vs.
gibi araçlar anlamındadır. İşte arkadaşlar LEBENEN denilen HAZZ bunun ikisi arasından çıkar.
İşte arkadaşlar eteklik bir kumaş alan bayan eğer bunu kendi istediği modele uygun yapmak
yada yaptırmak istediğinde Beğendiğini yani BENİ AL diye BATINDAN konuşan bu kumaşın
istenilen tarz yada modelde yapılabilmesi için TA'BİR edilmesi gerekir. Bunun için de TERZİ bu
bayana nasıl bir şey istiyorsunuz? şeklinde bir soru sorarak bu bayanın ENAMının DEMini yani
kanını yani bu konudaki bilgi yada taleplerini işin içine katmak isteyecektir. Eğer bu yeteri kadar
olursa buna DEM ,bunun dışındaki her türlü katkı ise FERS hükmüne girer. Eğer işin içine DEM
ağırlığını koyarsa almış olduğunuz LEBENEN kolay hazmedilir. Çünkü tam istediğiniz gibi oldu.
AMA işin içine FERS -DEM arası yada FERSE yakın bir katkı girerse o zaman o zaman
LEBENEN den bahsedilemeyebilir Yani bu eteği giyersiniz iş görür ama zevk almadan giyersiniz.
İşte bu duruma da TE'KULUNE yani zorlanarak kabul etme denilir. Lütfen bu mana için misil
yazılımın ikinci, parçası olabn 23/12 ye gidiniz. Burada LEBENEN den bahsedilmiyor sadece
menfaatlenmeden bahsedilliyor. O halde ÖZETLE : allah bize bu iki ayette hayvanların
sütlerinden bahsetmiyor. NİMETin ENAMA dönüştürülmesi esnasında insanoğlunun bunu nasıl
isterse o şekilde yapması esnasında alacağı hazz dan bahsediyor. Çünkü her şey istediği gibi
olacak. ve bu kolay hazmedilecek , Ama istediği gibi olmazsa da bundan yine menfaatleneceğini
sadece hazz alamayabileceğini söylüyor ve bu durum kolay hazmedilmeyecek.
33/67:
''Ve kalu rabbenaaa İnna eta'ana sadetana ve küberaena feedelalunessebiylü''
Sevgili Dostlar.
Kuranilminin birincil gayesi insanın hissiyatlarını tanımlamak ve bunları yine insanın LEHİNE
olabilecek şekilde İbliysin telkinleri karşısında tahkim etmek -sağlamlaştırmaktır. İşte bu ayette bu
sağlamlaştırmayı yapamayanların düştüpü vaziyet anlatılmaktadır. Burada İbliyse ait 2 türlü
Telkin söz konusudur.
1)Sadete: Mealler bunu ''büyüklerimiz'' diye tercüme ederler. Oysaki bu deyim Kitapta geçen
''SEYYİD'' deyiminin çoğuludur. Lütfen Seyyid deyimi için 12/25 e gidiniz.
Sadete-seyyid-esved-müsvedde deyimleri de bu deyimin yan türemeleridir.
Seyyid deyimi bir insanın kendini haklı çıkarmak için kullandığı her türlü lisandır. Bunun içine
yükses sesle konuşma , Kendinden emin konuşma , ağlayarak konuşma ,kendini acındırma gibi
gayretler bu kişi muhatabı karşısında SEYYİD hükmüne sokabileceği gibi eğer muhatabın da
bunların etkisinde kalarak sana muamaele ederse bu durumda o da SEYYİDleşir.
Sevgili Dostlar: Seyyid olmak Kötü bir şey değildir. Eğer hakikaten Davanızda yada
konumunuzda HAKLI iseniz kendinizi haklı çıkarmak için bilerek yada istemdışı bu yola tevessül
edebilirsiniz. ANcak ya HAKSIZ iseniz? İşte bu durumda bu yola tevessül ederseniz sizin
SEYYİD olma girişiminiz SADETE- MÜSVEDDE olmakla sonuçlanır. Kıyamet gününde
Cehennme gidecek olan insanların Yüzlerini MÜSVEDDE kaplar. 39/60. Yani Haksız olmalarına
rağmen ağlayarak sızlayarak kendilerini yerden yere atacaklar ve böylece allahı ikna etmeye
çalışacaklardır. ANcak bu çaba nafile olacaktır. 39/60.
İşte Sevgili dostlar : Eğer bir insan HAKLI olarak kendini yere atar ve ağalayarak kendini
savunursa bu durumda sahip olduğu haleti ruhiyye ye SEYYİD, Ama HAKSIZ olduğunu bike bile
SHOW yapmaya kalkarsa bu durumda bu kişiye hakim olan haleti ruhiyyeye ise SADETE denilir.
O halde Dünya hayatında HAKSIZ olduğu ortaya çıkmasına rağmen bunu kabullenmeyip te karşı
tarafı ikna etmek için Sadete ye itaat edenler İşte 33/67 de bu özelliklerini İTİRAF etmektedirler.
Cehenneme gidecek her insan ZUNUBUNU yabi günahlarını İTİRAF edecektir 40/11.
2)Küberaena: Mealler bunu ''ileri gelenler'' diye tercüme ederler. Oysa KEBİR-KİBİR-KÜBER-
KEBAİRE deyimleri bir şeyi Büyütmektir.
Hani deriz ya ''üff olayı da amma büyüttün ha'' yada ''canım bunu bu kadar büyütecek ne var? Alt
tarafı bir cam kırılmış'' İşte bu şekildeki Büyüttmeye KEBİR deilir Mi,sal olarak 4/31 ve 53/32 de
meallaelndirme yapılırken ''Büyük günahlar'' diye bir çeviri yapılmıştır. Oysaki günahın yada
nehyin büyüğü küçüğü olmaz. Herhangi birinin BÜYÜTÜLMESİNDEN sakındırılma esas alınır.
Yani herhangi bir günah işlemeyi aklınıza koymamlısınız Eğer akılnıza girmişse amele
dökmemelisiniz eğer Amele de döktüyseniz Kimseyer duyurmamalısınız. İşte bu sürece
KEBAİRELİSMİ denilir. Yani ''hatanın neresinden dönerseniz orası kardır''.
İşte Dostlar: Bir insanın HAKSIZ olmasına rağmen kendini haklı çıkarması için yaşadıkları
olayları büyütmesi onu KÜBERAENA konumuna sokar. Buna bu şekilde KANAN aldanan da
KÜBERAENA konumana girer.
Eğer bir ortamda işler Bu şekilde yürüyor ve insanlar bu şekilde amaçlarına ulaşabiliyoralarsa bu
durumda bu konum insanların böyle davranmalarını motive eder. Yani Ortama kişiye cemiyete
topluma ''el etek öp,ağla, sızla MALI GÖTÜR'' zihniyeti hakim olmuşsa İşte 33/67 de hem bunu
yapanlar ve hem de buna zemin hazırlayanların Çekişmesi konu edlir.
O halde Eyy kul:
Haklıysan sonuna kadar mucadele et. Ağla sızla kendini yırt. Ama eğer HAKSIZsan sakın bu
yollara tevessül etme ve asla da tevessül edilmesine izin verme
42/1,2:
HA MİM,AYN SİYN KAF:
Muhammedin bir adı da kuranda HA MİM dir. Arap alfabesinde HA ile MİM arasında kalan
harflere uyan tek isim Muhammedtir. Muhammed toplam 5 harften oluşur İşte sadece
MUHAMMED resul için bu 5 harfin tamamı HA mİM aralığında bulunuyor.
HA MİM aracılığı ile hem gelecekten bahseden ayetlerde ve hem de geçmişten bahseden ayetlerde bu
ayetlerin KİTABİ yani Konjüktürel manalatrına EK olarak bir de Tüm insanların hayatında var olabile
Hissiyat ve amel tanımlamalrı içerikli Kuran ile buluşturulursun İşte Buna HA MİM aracılığı ile AYN ve
SİYN i Güncelleme denilir. Bu yaklaşım tarzı 42/1 de Ha mim ayn siyn kaf olarak zikredilir.
HA MİM AYN SİYN KAF sıralaması MUTHİŞ BİR İLMİ İŞARET EDİYOR.
Ayetleri TARİHTE kalmış olarak anlayanların KURAN nın ''K'' sinden haberi yok.
HA MİM AYN SİYN KAF demek: Allah yolunda fedekarca hizmet edersen allahın kitabında hem geçmiş
ve hemde gelecekten baseden ayetlerin aslında insanın olduğu her yerde her insanın hayatında GÜNCEL
olarak bulunan ve onun hissiyatalarını ve amelleri restore eden anlamın senin tarafından anlaşılmasını ifade
ediyor.
Al şimdi bu ilmden istedğin kadar istifade et. Buna TEHHECCUD denilir.
Bir Örnek verelim:33/30 ve 32 NİSAENNEBİyyi muhatab alıyor Yani Peygamberin Eşlerini muhatab
alıyor. Şu anda beni ilgilendiriyormu? elbetteki HAYIR. KİTABİ manası itibarıyla bu ayet konjüktürel
Yani Yaşanmış olmuş ve bitmişç. Ayetin muhatabları da şu anda yok.
AMA bu Kitabi manaya EK olarak bu manayla çelişmeyen ve her insanın hayatında yet alan İKİNCİ BİR
MANA daha var. işte bu MANA KURAN dır İşte bu mana EVRENSELdir..
KURAN yani doğru mana direkt olarak insanlara indirilmez , bu insanların içindeki Muhammede
indirilir.Allahın resulleri aynı zamanda içimizdedirler 49/7 (iyi bilinki allahın resulu
içinizdedir)..İnsanlar eğer içlerindeki Muhammed ile yakınlaşırlarsa yani Muhammedi amelleri
yaparlarsa yani Allaha-Kurana-İmana FEDEKARCA HİZMET yaparlarsa , bu noktada 17/26`ya
göre Muhammed kendisine AKRABA olan bu insanlara haklarını verecektir (ve atizelkurba
hakkahu)..İnsanların bu hakları , Allahın Muhammede indirdiği İLM yani KURANdır..Bu ilmin
içimizdeki Muhammed tarafından bize verilme şekli ise 17/106`da açıklanır.
RESULLER DEVREDIŞI BIRAKILARAK KURAN ANLAŞILAMAZ.
Çünkü Kuranın birincil muhatabı bizler değiliz , MUHAMMED`tir ancak bizlerden RESULde
olmaz.Biz içimizdeki resullere inanç ve amellerimizle ne kadar yakınlaşırsak , o ölçüde
ESSALİHİYN kul oluruz.Bu yakınlaşmanın yani salih kul olmanın ZİRVE noktası
MAEŞŞAHİDİYN olabilmektir 3/53,5/83 ve işte 5/83`tede bu makama ulaşabilmek için insanlar
dua ediyorlar.
HÜNEYN GÜNÜ
PUSLU-KARIŞIK ortamlarda biraz daha dikkatli konuşmak, biraz daha akıllı ve tedbirli
davranmak, provokasyonlara ve oyunlara gelmemek, bize YAHYA tarafından Allahın izniyle
HÜNEYN GÜNÜ`nü yaşatacaktır.
Unutulamamalıdır ki Allah, HÜNEYN GÜNÜ`nde iman edenlere kesinlikle yardım eder 9/25.
Yahya`da Allahın Resulüdür ve içimizde HANAN melekesi olarak iş görür 19/13.
HANAN deyiminin çoğulu ise HÜNEYN`dir ve bu deyim Kitabta sadece bir yerde geçer ki burası
9/25`dir.
HÜNEYN gününde Allah, müslümanlara kesinlikle yardım eder. Buna göre HANAN denilen kavram ;
biraz daha dikkatli davranarak yada konuşarak, büyük kayıplardan kurtulma veya büyük menfaatler elde
etmedir. İşte bunun ikisi yani iki adet HANAN birleşince, bunun adı HÜNEYN olur.
7/22 – 5/27 – 2/186 – 20/117 ÖZET TEVİLLERİ ; Adem, ihtiyaç melekemizdir ve içimizde yaşar.
Herhangi bir şeye ihtiyaç duyduğumuzda sahip olduğumuz bu konumumuza ADEM denilir.
Ademin her zaman iki oğlu vardır. Bunlar ; a) Karşılanmış ihtiyaçları (1. oğlu) b) Karşılanamamış
ihtiyaçları (2. oğlu) Kişi, karşılanmamış ihtiyaçlarına ulaşmak için karşılanmış olan ihtiyaçlarını
HAKİR görür ve bunları küçümserse, o zaman bu iki oğlundan biri diğerini öldürmüş olur. 5/27 bir
hikaye değildir, hayatımızın her alanında her zaman olabilen davranışlarımızı bize ifade eder.
Ademin ihdas ettiği ihtiyacının dış dünyadaki karşılığına ZEVCESİ denilir. Yani her türlü ihtiyacı
karşılanmış olan bir insana ait olan Adem, aslında cennetini yaşamaktadır. CENNET denilen
şey ; herhangi bir konuda ihdas ettiğimiz ihtiyacımızın karşılanmasıyla bize hakim olan haleti
ruhiyye konumudur. O halde Adem ; zevcesini bulduğunda cennetini yaşar. Ancak sahip olduğu
bu her türlü ihtiyacının karşılanmışlık durumu (ademin birinci oğlu) zaman içinde ademi memnun
etmemeye başlarsa, adem başka şeyleri ihtiyaç olarak ihdas etmeye başlar yani RAHATLIK
BATAR. İşte bu konuma ademin 2. oğlu denilir. Adem ; işte bu 2. oğlu uğruna, birinci oğlunu yani
hali hazırda sahip olduğu rahatlığı beğenmezse, o zaman Allah`ta bunu cezalandırır ve ona
içinde bulunduğu cennetide nasip etmez, oradan çıkarır..! Hani deriz ya ''Midyata pirince gideyim
derken (ademin 2. oğlu) evdeki bulgurdan (ademin birinci oğlu) olma'' diye, işte bu deyim 5/27`yi
bize kısaca tefsir eder.
Ademin sahip olduğunu zamanla hakir görebileceğini tahmin eden Allah, ona EŞŞECERE`ye
yaklaşma der..! Buradaki deyim “elif lam ra” yazılımındadır. Buradan kasıt AĞAÇ değildir. Eğer
buradan AĞAÇ deyimini anlarsak, 4/65`teki ''şecere beynehüm'' yani aralarındaki AĞAÇ deyimini
anlayamayız. Buradaki EŞŞECERE ; bir şeye TUTKUYLA BAĞLANMAKTIR..! Eğer sahip
olduklarını küçümseme pahasına, sahip olamadıklarına TUTKUYLA bağlanırsan ve bunları bu
yolla elde etmeye çalışırsan, işte senin konumun “Cenneteki yasak ağaçtan yiyen adem ve eşinin
konumu” olur. Düşünün ; evlisiniz, güzel bir eşiniz ve çocuklarınız var. Maddi olarak her şeye
sahipsiniz, rahatsınız, cennetini yaşıyorsunuz. Ama eşin artık seni tatmin etmiyor. KUDURDUN,
rahatlık battı, belanı arıyorsun, başka fantaziler peşindesin, gittin bir pavyon kadınıyla aşk
yaşamaya başladın, fantazilerine karşılığı onda buldun. Sonra eşin durumu öğrendi, yasak aşkın
ortaya çıktı (bedet lehüma sev'atihüma ; yaptıkları çirkinlik açığa çıktı) sonra olayı yatıştırmak için
ve durumunu kurtarmak için yalanlar atmaya başladın (ve tafika yahsifani aleyhima min
verikılcenneti ; cennet yapraklarıyla ayıp yerlerini kapamaya çalıştılar)..!
BİL MUMİNİNE :
AHZAB 6`nın “en nebiyyu evla bil mu’minine min enfusihim ve ezvacuhu ummehatuhum” kısmını
açıklayalım;
Burada ki BİL MUMİNİNE kavramına dikkat edelim. BİL MUMİNİN kavramının çözülmesi işi
bitirecektir. Bu kavramı Kitabta taradığımızda özellikle Buruç Suresinde Ashabel Uhdud BİL
MUMİNİN`e yaptıklarını seyrediyorlar diye mealle karşılaşacağız. BİL MUMİNİNE, kötü bir işten
kötü bir konumdan kendi imkanları ile çıkmaya çalışan, iyiyide yapamayan kişidir. Çıkmak istiyor,
bu noktada fedakarlık gösteriyor fakat gücü yetmiyor. İşte bu noktada dışarıdan herhangi bir şeyden yardım
gelmesi lazım bu kişiye ve 33/6`da bunun içeriğini anlatıyor.
ENNEBİYU kavramının başında herhangi bir tamlama yok “elif lam” takısı ile gelmiştir ve bu tür
yapılarda bahsi geçen kavramın adı var kendi yok hükmündedir.
Burada EN NEBİ güzel bir ameldir ama adı var kendisi yoktur. Bu amelin içeriği de BİL MUMİNİNE
grubunu kurtaracak ameldir.
Bu ayette BİL MUMİNİNE işin içinden çıkamadığı için evladır. Bu noktada bunların yardımına
ENNEBİ`nin EZVAC`ı koşacak. Niye? Çünki Bil Muminine kendi çabası ile işin içinden çıkamadığı için,
bir başkasının böyle bir durumdan nasıl başarı ile çıktığına muhtaç oluyor ve yardıma ihtiyaç duyuyor. Ben
bunu yapamadım ama yapanlar nasıl yapmış ona bakalım diyecek ve böylelikle bu başarmış olanlar bu
kişinin UMMEHATUHUM`u yani çıkış noktası olacaktır.
Misal, Bursaya vali olarak atandım ama kıçımıda yırtsam, canımı dişimede taksam nizamı, düzeni bir türlü
sağlayamıyorum. Bundan sonra bana yapılacak iki şey var ya yardım edilecek ya da alay edilecektir.
Benimle alay eden kişi ASHEBEL UHDUD konumuna düşerken, çıkış noktam olacak kişilerde benim için
33/6`da bahsedilen konumlarda olacaktır yani ENNEBİ`nin EZVAC`ı ve UMMUHATUHUM.
O halde, samimiyetle mücadele etmene rağmen içinden çıkamayacağın durumlarda başkalarına bak, bunlar
bu işi nasıl başarmışlar, çıkmazları nasıl aşmışlar örnek al...
Allahın emri olmayan bir ÖRTÜNME yi Allahın emri diye dayatmak kişiyi KAFİR yapar.
1- HUMUR`a değiniyorlar ama HAMR`a hiç değinmiyorlar neden ? Kuran`da HUMUR HAMR`ın
çoğuludur. HAMR`a meallerde içki manası veriyorlar, HUMUR`a başörtüsü ? Yoksa sizde,
Kuran`da olmayan değimin çoğuludurmu diyorsunuz HUMUR için ? Sizin KURAN anlayışınız
buysa, vay avamın haline..!
2- Saç neden örtülür ? Tahrik ettiği içinmi ? Eğer kadının saçı erkeği tahrik edecekse, erkeğin
saçının kadını tahrik etmeyeceğine dair mantıklı açıklamınız mevcutmu ? Erkekler neden
örtmüyorlar başlarını ? 3- Afrikada yaşayan, "Allah`tan Kitab`tan Muhammed`ten" haberdar
olmayan bir yerlinin bu ayet nasıl hayatında yer edinir ? Eğer haberdar olmadıkları için bu ayetten
sorumlu değillerse MUHAMMED nasıl bütün İNSANLARA Resul olarak gönderilmiş oluyor ?
Neden ben sorumlu tutuluyorum ve yük yükleniyorumda, bu kişiler bu yükten mahrum ediliyor ?
Bu insanlar neye göre cennet yada cehenneme girecekler ? Kuran evrenselmidir değilmidir sizin
için ? 4- Amazon yerlileri, bayan olsun erkek olsun birtek cinsel organlarını kapatıyor ve hiçbir
sıkıntı yaşamadan hayat sürüyorlar. Eğer bir kıl tanesi insanı tahrik edecek türdense, bu yerliler
insan değilde nedir ? Nasıl oluyorda ben yada sen kıldan tahrik olacağız diye korkarken,
bunlarda anadan doğmalık sıkıntı yaratmıyor ? 5- Bakışlarını indirmek nasıl HARAMDAN
SAKINMAK oluyor ? Orada HARAM kavramı yok, TAGVA kavramı yok ? Siz, nasıl olurda
olmayan deyimler üzerinden manalandırma yaparsınız ? Bu kitab ALLAH`ın kitabımı yoksa
sizinmi ? Ekleme yada çıkarma hakkınızı hangi ayete dayanarak yapıyorsunuz ? 6- Açıkta kalan
yerler nereleridir ? Alımlı yerler nereleridir ? Hangi ayette bunlar apaçık şekilde belirtilmiştir ve
kriterler nelerdir ? Asıl tehlikeli olan GÖZLERKEN onlar neden kapatılmıyorda SAÇ kapatılıyor
efendim ? 7- Bir kadın karşısındaki erkeğin cinselliği aktifmi pasifmi nasıl anlayacak ? Bunun
açıklaması hangi ayettedir efendim ? Ya diğer erkekler ve erkek grupları ? Onlar neredeler bu
ayette ? 8- Ellerinin altında bulunan kölelere neden gösteriyorlar oralarını buralarını ? Kocası gitti
28 yaşında gencecik bir köle aldı ve getirdi. Şimdi bu kadın bu köleye alımlı yerlerini
gösterecekmi ? Hiçbir sakınca yokmu ? Ya o köle sapıksa ? BU SORULARIMIN HEPSİNE
SADECE KURAN düsturuna sadık kalarak cevap istiyorum. Sizin kişisel yorumlarınızı değil
bizzat ALLAHIN bu sorulara ne cevap verdiğini görmek istiyorum..! Eğer Allah`a ve O`nun
gönderdiği kitaba yaptığınız MEALE güveniyorsanız bana sadece BUNLAR ile cevap yazınız..!
ŞEHR yani AY , 12 rakamı , erbaate hurumun yani 4 haramlar ve erbaate eşhurun yani 4 ay ,
Eşhurulhurumu yani haram aylar ;
ŞEHR ; bir işin yapılması veya bitirilmesi için sana belirlenmiş zaman dilimine EŞŞEHR denilir.
Lütfen Yazılımın “elif lam ra” dizilimine uygunluğunu görün. Bu şartlarda bu deyimin arapça
karşılığı olan ''AY'' deyiminden tamama yakın vazgeçilmelidir. Sana 2 saat süre tanıyorum
denildiğine , bu 2 saat ŞEHR hükmündedir. Memursun , yıllık izin kulllanacaksın yani 1 ay burda
şehr yani ay hükmündedir.. Hakim sana 30 yıl ceza verdi , bu sürede ŞEHR yani ay
hükmündedir.. İşler kötü , ortalık yatışıncaya kadar KENDİ KENDİNE 1 hafta evde kalmaya karar
verdin , buda ŞEHR hükmündedir. 2/185`te anlatılan “ŞEHRÜ RAMAZANelleziy” deyimi hem
bilindik manada 1 aylık süre olan Ramazan ayını ve hemde Allah rızası için çekilen sıkıntının
süresini verir. Örnek ; Yusuf`un senelerce zindanda kalması gibi.. 12 RAKAMI ; bu rakam ,
senden istenileni yapman için sana tanınan sürenin , imkanın , hayatın , paranın , suyun , ömrün
YETERLİLİK derecesidir. Lütfen 7/160`ı okuyun ve bu ayete şu soruyu sorun ; ''suyun fışkırdığı
bu 12 çeşmeden acaba su hangi oranda geliyordu ? damla damlamı bol bolmu ? yoksa herkese
yetecek kadarmı ? Bol gelse , rahmet azaba dönecek , ortalığı sel götürecek..Damla damla gelse
Beniisrail şikayet edecek..Demekki yeteri kadar gelmiş..” İŞTE bu yeterliliğin sayısal değeri
burada 12 olmuştur. Allah cennete yada cehenneme atacağı bir insanada yeterli süreyi tanıdığını
35/37`de belirtmektedir.. Şimdi 9/36`ya bakalı ; Bu ayette Allah katında ayların sayısının 12
olduğu söylenilir.. Burada kastedilen BİRİNCİL MANA bu değildir..! KASTEDİLEN MANA ; Allah
her insana , onu cennetine koyacak HAYR yada İHSAN ameli yapma fırsatını-zamanını yeteri
kadar verecektir..! Bu fırsat geldiğinde , kişinin bu fırsatı 9/36`da değerlendirmesi istenilir. İŞTE
buradaki bu fırsat , muşriklerle savaştır ve Allah ayetin sonunda , bunu yapanlara MUTTAKİLİK
ünvanını verecektir..Yoksa ayların sayısının 12 olmasıyla , muşriklerle savaşmanın ve sonuçta
muttaki olabilmenin NE ALAKASI VAR ? ERBAATÜN HURUMUN yani 4 haramlar ; Mealler bunu
4 haram ay diye tercüme ederler..Bu mana yanlıştır. Kastedilen mana ; bir adamın ömrü ;
anlaşmayı , kontratı , bir işe memur ettiğinde , atadığında , sorumlu tuttuğunda , sana ve-veya
kendisine , çevresine eğer menfaati olacaksa yada oluyorsa , adamın yapacağı işe , anlaşmaya ,
kontrata OLUMSUZ YÖNDE MUDAHALE EDİLMEMESİ gerektiğidir. Eğer menfaat beklentisi
yoksa ve yinede olumsuz yöne müdahale edilmemesi gerekiyorsa , bu konuma
EŞŞEHRÜLHARAM denilir (9/5 , 2/194).. Allah , özellikle 2/194`te “eşşehrülharamlar” karşılıklıdır
der..! Yani kimse sana karışmazsa sende kimseye karışma anlamı vardır. Allah 9/36`da her
insana onu cennetine koyacak HAYR yada İHSAN ameli yapma fırsatını-zamanını yeteri kadar
verecektir demiştik..Eğer kişi bunu yaparsa , Allah bu sürece OLUMSUZ YÖNDE müdahale
etmez. ERBAATE EŞHURUN ; Mealler bunu 4 Ay diye tercüme eder 2/226,234. Oysa kastedilen
mana ; sana tanınan zamanın , sürenin , imkanın , ömrün , senin , tarafından yeterli ve olumlu bir
şekilde kullanılacağının yada kullanılmışlığının ifadesidir. Bu süre 4 ayda olabilir 20 yılda olabilir 2
saatte olabilir. Hani biz deriz ya ''akıyorken doldur'' diye yani Allah imkan vermişken
değerlendir..İşte bu “erbaatü eşhurun” yani 4 aydır..Bilindik manada “HARAM AYLAR” diye bir
mana Kuranda yoktur...
SORU; Neden siyasi ve politik olaylar hakkında paylaşım yapmıyorsun kardeş, bunlarda hayatın
gerçekleri değil mi?
CEVAP;
Bizim çalışmalarımızda mevcut bulunan İÇERİK mana hayatın her alanında geçerlidir. Birşeyleri
hedef gösterip şekle dökmem ve bundan bahsediyorum dememe gerek yok. Siyaset ve politika
İNSAN`ın olduğu yerde olur. Aynı şekilde KURAN, her nerede İNSAN varsa orada yaşanır ve
yaşatılır.
Kısaca ASLOLAN şey, İnsanlara KURAN BİLİNCİNİN yani DOĞRU MANALARIN sunulmasıdır.
Bu bilinç sağlıklı bir şekilde anlaşılırsa, hangi alanda olursa olsun varsa bir çarpıklık onun
DÜZELTİLMESİNİ hedef alır.
Bizim tek amacımız; hangi alanda olursa olsun akla, mantığa, vicdana uygun bir HAYAT yaşanılmasına
yöneliktir.
Alın bu manaları hayatın her alanında uygulayın. Bu başarılırsa sonuç herzaman CENNET içerikli
olacaktır.
SONUÇ; Teşekkürler kardeşim, bu noktada bakış açımı genişlettiniz. Ortaya koyulan manalar şimdi
dahada önem kazandı içimde.
4/160
Arkadaşlar 4/160 taki RİBAYI da konuşalım. Biliyorsunuz bir şeyi tutma iki şekilde yada
kademede olur Bunlar A)gevşek tutuş: Buna EMSİK-İMSAK denilir. 2/229,231,38/39,33/37 sıkı
sıkaya tutuş:buna HUZ.HUZU denilir. 7/145,171 69/30,2/262 ve 4/160.Bu ayette geçen ve NEHY
edilen şey dikkat ediniz ,ribanın yenilmesi değildir. Ribanın HUZ edilmesidir. Yani alışverişlerde
Rİba faktörünün önplana çıkarılması buna sımsıkı yapışılması-tutunulması yani ben kazanayım
da karşıtarafa ne olursa olsun anlayışıdır. Bu şeklide alışveriş , RİBA merkezli olur ve kısmen (7
rakamı) yada tamamen(100 rakamı) kişi insanlığını kaybeder. ASLOLAN KAZANMAKTIR
zihniyetiyle hareket edilir İŞTE arkadaşlar BU yaklaşım tarzına RİBANIN HUZ EDİLMESİ denilir
ve bu durum 4/160 yasaklanır..
Bizler yalnızca kuran diyen insanlarız. Muhammedin Mekke denilen yerde yaşaması annesi
babası hatta bizzat kendisinin BEŞERİ hayatınına ilişkin Tarihsel bilgiler rivayetler söylentiler,
kalıntılar buluntular bizim nezdimizde hiç bir değeri olmayan tarihsel bilgilerdir .Sizin gibi değerli
kardeşlerimizin beni yada arkadaşlarımı eleştirirken YALNIZCA KURAN disturuna dikkat
edilmesini istirham ediyoruz. Bir musluman elbetteki siyaset yapabilir. Ancak siyasetin kendisini
değil kendisinin siyaseti şekillendirebileceğine kanaat getirirse bunu yapabilir. Aksi taktirde sadece
siyasetten değil Değiştireyim derken kendisinin değişme riski taşıyabilen her türlü ortam yada kişilerden
uzak durmalıdır. Tüm çabamız yalnızca ama yalnızca halisane bir şekilde allah rızası için olmalıdır.
Maalesef çoğu insanlar karşımıza abuk subuk hadis sünnet tarih yada arkeolojik kalıntı yada buluntularla
karşımıza çıkıyor. Oysa bizim için tek ölçüt KURANİLMİ dir. Ve bu ilme iman etmede ölçüt ise YAKİN
liktir. YAKİNe MUKİYN olmak gerekir MUKİYN lik ise Yüzde yüz gerçek doğru demektir. Tarihsel
bilgilerin hiç birinin YAKİN olma özelliği yoktur. Bizim YAKİN olarak bildiğimiz 2 bilgi türü vardır.
bunlar:
A) Yaşadığın hayata dair doğrular,
B) Allahın sana gönderdiğine iman ettiğin kitaba ait doğrular. İşte bunların ilki EL KURANE diğeri ise EL
KURANÜ dür.
Eğer sen bana yaşadığım hayatta ve allahın gönderdiği kitapta olmayan adı sanı geçmeyen bilgilerle
gelirsen bunları maalesef dikkate almam, alamam. Eğer beni vuracaksan El kurane yada el kuranü ile vur
ki boynum sana karşı kıldan ince olsun.
HURMA: ÜZÜM
kuran HURMA deyimini kendi içine alıpta ilahi kelamın bir parçası olmak ile şereflendirirse işte bu
deyime Ledün ilmi yüklüyor ve kendine göre bir mana atfediyor Böylece HURMA yani ENNAHIYL
artık bilinen manasını kaybedebiliyor. HURMA artık kuranda bir davranış biçimi oluveriyor( gözün
yükseklerde olmasın hırs yapma elindekinden fazlası sana nasip edilmiyorsa bununla idare et
İşte bu davranışa HURMA denilir.
VEZZER'A ziraattan gelir , çoğaltma demektir.Kim hayırda asgariyi yaparsa , onlar çoğalarak
hayrı ihsana dönüştürür.Bir başka deyişle hurma çoğalarak ÜZÜME dönüşecektir 18/32..Bu
kelimelerin birincil anlamı meyve değildir.İnsan psikolojisine hitap eden sosyopsikolojik davranış
paternleridir..
Resulullah denildiğinde, bunu kitab içinde geçen bütün Resulullah kavramlarına götüreceksin
sadece Muhammede götüremezsin.
Resulullah FİKUM ise bütün Resulullah kavramları FİKUM kapsamındadır.
Fikum Resuluhu denildiğinde, bunu kitabta geçen bütün Resul kavramlarına götüreceksin. Resul
FİKUM ise bütün Resul kavramları FİKUM kapsamındadır.
Şimdi tek yapman gereken şey Resulullah olan ve Resul olanları listelemektir.
Sonra Resul ve Resulullah arasında ki farkı görmemiz gerekir ki buda;
RESUL, olumlu hissiyatlarımızken RESULULLAH bu hissiyatların bizlere HAKİM olmasıdır.
Dizilim şu şekildedir;
RESUL, olumlu hissiyatlar,
ERRESUL, olumlu hissiyatların fark edilmesi ki farketme ile itaat ve ittiba başlar,
RESULULLAH, bu itaat ve ittiba kafaya oturtulur ve harekete geçilir yani onaylanır,
EN NEBİ, olumlu hissiyatların amele dökülmesi,
NEBİ, olumlu hissiyatların amelleşmiş hallerinin etkilemesi.
Ve kâle mûsâ yâ kavmi in kuntum âmentum billâhi fe aleyhi tevekkelû in kuntum muslimîn*
Müslüman, esleme fiil kökünden 4 farklı konumu olan bir ünvan olarak türetilmiştir. Bunlar, Elmüslimiyne- Elmüslimune-
Müslimun- Müslimiyn’ dir. Bu dört ünvandan kalitesi en yüksek olan 10/84 de yer alan “..muslimîn”dir, ki bunu 15/2den
anlıyoruz. “Rubemâ yeveddullezîne keferû lev kânû muslimîn”.. Bunlar cennette olan insanlar =>43/68-69… Firavun’un
büyücüleri de Musa’ya ittiba ettikten sonra kendilerini Müslimin diye tanıtmışlardı. 7/126… “Ve mâ tenkımu minnâ illâ en
âmennâ bi âyâti rabbinâ lemmâ câetnâ, rabbenâ efrıg aleynâ sabran ve teveffenâ muslimîn”..
10/84 de yer alan “…billâhi…” aynı Allah’a ait olan 2 türlü durumu anlatır. 7/126 da geçen “…bi ayati…” bahsedilen ayetin 2
türlü olduğunu gösterir. Müslimin kavramını 15/2de sağlamlaştırdık ve ayetin içinde bulunan “ellezine”nin bize vasıf
bildirdiğini de gördük. 14/2 de “Allâhillezî lehu mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ard(ardı), ve veylun lil kâfirîne min azâbin şedîd “,
14/3 de ” Ellezîne yestehıbbûnel hayâted dunyâ alâl âhırati ve yasuddûne an sebîlillâhi ve yebgûnehâ ivecâ, ulâike fî dalâlin
baîd” Ellezine ile Elkafirin vasfından bahsediliyor.. Bu vasıf Elkafirinde olabilir de olmayabilir de. Ellezine yerine 7/170 deki gibi
Vellezine olsaydı vasıf belirtmek yerine tanım yapmış olurdu. Ellezine ile geçen yerler iptal edilebilir fakat Vellezine sonuç
belirler.
43.sure 68.ayet Muttakilerden bahseder ve 43/69da “Ellezîne âmenû bi âyâtinâ ve kânû muslimîn” cennetteki insanların bir
özelliğinden bahsediyor ki bu da ayetlere iman etmeleridir… Ayetteki “…biayatina …”hem ayetlerin görünen ve görünmeyen
kısmını, hem de kitap ayetleri ve hayatın ayetlerini ifade eder. Kitaptan ve içindeki Kur’andan anlamayanlara hayat ilminden
örnekler vermek gerekir, anlamayana anlamadığından örnekler vererek ısrarla anlatan kişiler de, anlamamasına rağmen hala
kitaptan delil isteyen kişiler de keferu olurlar. Çünkü 6/158 de “imanı ile hayır kazanmayanların imanının kendilerine fayda
vermeyeceği “belirtilir ve örneğin;33/30” Ey peygamber hanımları! Sizden kim açık/kanıtlanmış bir edepsizlik yaparsa, kendisi
için azap iki katına çıkarılır. Ve bu, Allah için çok kolaydır.” ayetine iman ettik diyelim, peki bu ayetle nasıl bir hayır
kazanılabilir?, işte burası çok önemli. İmanın ALLAH katındaki değeri bu imanın hayır kazandırması, fayda sağlaması ile doğru
orantılıdır..
Kitaptan anlamayanlara hayattan örnekler veren kişiler de bu örnekleri görüp kabul eden muhatap da 43/67ye göre Muttaki
olarak cennete giderler ki bu kimseler 43/69da ki Müsliminlerdendir, bu insanlar hem doğru bir şekilde iman eden hem de
bunları başkalarına taşıyanlardır …. Mushaf merkezli Kur’an anlayışını üstelemeyen insanları yormayan ve hayat merkezli
(sıdk)anlatanlar cennetle eşleştirilen Müslimin vasfına sahip olurlar..
23/2 -3 – 4 – 5 – 8 – 9 -11 de Ellezine’nin vasıf, Vellezine’nin tanım belirttiğini ve Ellezine yerine Vellezine ya da Vellezine
yerine Ellezine gelseydi anlamda neleri değiştireceğini açıkça görünüz. Eğer bunları görebiliyorsak ayetlerini anlamaya
çalıştığımız kitabın kesinlikle Allah’tan olduğuna inanabiliriz. Selam ile.
*Alemlerin Rabbi yani Evreni kontrol eden soyut güç kendisine katkıda bulunan kullarını ödüllendirme esnasında kendisini
Allaha çevirir. Artık sadece SOYUT değil aynı zamanda da SOMUT GÜÇtür. Bu Allahı o anda tam da karşında görürsün. Sana
Ödülünü verecek ve sonra da hayatından çıkacak. Belki de onu bir daha hiç görmeyeceksin. İşte buna ALLAHIN ÖLÜMÜ denilir
12/4
YUSUFA 11 YILDIZ, GÜNEŞ VE AYIN SECDE ETTİRİLMESİ
HİSSİYATLARIMIZ
KADIN yani NİSA deyimi Kuran ilminde İŞ anlamındadır. Yusuf tüm İŞLERİ kendine çeker. Çünkü tüm öngörüleri tutar.
YUSUF`un sana hakim olmasını ve böylece tüm İŞlerin sana gelmesini istiyorsan, sahip olduğun GÜCÜ hayr içerikli olmak
kaydıyla sana verilen-verilecek olan-nasip edilecek olan zaman diliminde kullanacaksın.
GÜC`ün HAYR adına kullanılması çok güzel. Ama SANA VERİLEN ZAMAN DİLİMİ içinde kullanman durumunda sana YUSUF
hükmetmeye başlar. Böylece ÖNGÖRÜLERİN TUTAR. Sana KADINLAR asla dayanamaz.
İşte tüm bunlara 11 yıldız, güneş ve ayın Yusufa secde etmesi denilir.
GÜC`ünü her zaman ifşa etme, sana verilecek olan ZAMAN DİLİMİNİ bekle. ZAMANI GELDİĞİNDE GÜCÜNÜ konuştur. Bak o
zaman ne olacak..!
4/125
''HALİYL'' HİSSİYATIMIZ VE İBRAHİYMİN ''HALİYL İBRAHİYM'' OLMASI
Sevgili Dostlar
Kuranilmi bir Hissiyat ilmidir. Kitab içindeki her bir deyim , KURANİLMİ adı altında AYRICA bir mana daha içerir ki işte bu mana
bizim insan olarak bir nevi hissiyatlarımızı tarif eder ve böylece bu deyim işte içerdiği bu ARTI MANA ile EVRENSEL hale gelir.
İşte bu deyimlerden biri de kitapta mealen ''DOST'' anlamında kullanılan ''HALİYL'' deyimidir.(14/31 ,17/5 ,9/47 ,24/43 ,
30/48 ,17/91 ,27/61 ,18/33 ,2/254 ,4/125,17/73 ,25/28 ,43/68)
Bu deyimin Kurani manası 2 adet içerik taşır
1) Daha iyi olmak için uğraştığında ve bunda tüm çabana rağmen başarısız olduğunda elindekilere SIKICA BAĞLANMA gereği
duyduğunda içindeki İBRAHİYM hissiyatı bu andan itibaren senin için HALİYL İBRAHİYM şekline dönüşür
2) Tüm çabana rağmen KAYBETTİĞİNDE elinde kalanlara SIKICA BAĞLANMA gereği duyduğunda içindeki İBRAHİYM hissiyatı
bu andan itibaren senin için yine HALİYL İBRAHİYM şekline dönüşür.
Bir SORFAnın ''HALİYL İBRAHİYM'' konumuna düşmesi bu SOFRAnın kıymetinin artık bundan sonra daha iyi bilinmesi anlamına
gelir.
Böylece HALİYL İBRAHİYM hayr ve fedekarlık söz konusu olduğunda daha iyi olayım derken bunda başarısız olduğunda
MEVCUDU KORUMA hissiyatını, yada bir şekilde Kaybetme durumunda ise yine en azından MEVCUDU KORUMA hissiyatını
tanımlar.
MEVCUDU KORUMA durumu 17/5 de HİLALEDİYARI şeklinde yer bulur. Bu tamlamadaki ''HİLAL'' deyimi de HALİYL
deyiminden türetilmiştir
Eğer bir insan
Daha iyi olmak için uğraştığında ve bunda da BAŞARILI olduğunda yada KAZANDIĞINDA elindekilere daha da SIKICA
BAĞLANMA gereği duyarsa burada da bir HALİYL konumu oluşur. Ancak bu HALİYL konumu HALİYL İBRAHİYM şeklinde
olmayacağı için kişiyi cehenneme götürür. Kıyamet gününde bu tür HALİYLler birbirine DÜŞMAN olurlar. 43/68 , 25/28. Çünkü
bu ''HALİYL'' türü içinde ''İBRAHİYM'' i barındırmaz.
HALİYL İBRAHİYM sofrası BOL ve ÇEŞİTLİ değildir. Ancak TADI öyle bir hissedilir ki, yemesine ve bereketine doyum olmaz.
İBADET ETME yani KULLUK ETME karşınızdaki her kim yada ne ise ona isteyerek severek
uymaktır. Bir insanın herhangi bir insana yada olguya ibadet etmesi yani ona kul olması o insan
yada olgu '' Alemlerin Rabbinin sınırları içinde kaldığı sürece'' o insana yasaklanmaz.
Sevdiğinize TAPABİLİRSİNİZ. Ona ibadet edebilirsiniz Bu durum ona severek can-ı gönülden
uyduğunuzu ifade eder. Ancak sevdiğiniz sizi
Akla
Mantığa
Ahlaka
Vicdana
Tutarlılığa
Pozitif Bilimlere
Evrensel insani normlara ve hukuğa AYKIRI davranmaya zorlarsa işte o zaman burada hem kendinize ve
hem de karşınızdakine DURRRR diyebilmelisiniz. İşte böylesi bir durumda size bu şekilde hükmetmesi
gereken hissiyata İYYAKE NA'BUDU'' yani '' Eyy Alemlerin rabbi biz ancak sana ibadet ederiz'' denilir.
İYYAKE NA'BUDU deyimi de kitaptaki tüm deyimler gibi bizlerin bir nevi hissiyatını tarif eder
Devran Çağlar aşağıdaki şarkısında İBADET HİSSİYATInın hem NORMAL ve hemde ANORMAL
boyutlarını anlatıyor. Kuranı şarkılardan da öğrenebilirsiniz.
102/1,2
ELHAKÜMÜTTEKASÜR
HATTA ZÜRTÜMÜLMEKABİR
ÇOKLUK DUYGUSU İLE OYALANMA VE BUNUN İÇİN KABİRLERİ ZİYARET ETME HİSSİYATLARIMIZ
Sevgili Dostlar
Kitaptaki tüm ayetler bizlerin insan olarak hissiyatlarını ve hayatta karşılaşmamızın muhtemel olduğu zorluklar karşısında
gösterebileceğimiz ZAAFlarımızı tarif eder. Böylece Bu tarif yada tevil artık bu andan itibaren KURAN halini alır
Kitapta 3 adet ÇOKLUK deyimi vardır Bunlar; Ziyade,Kesiyr ve Ribadır
1) ZİYADE
Bu tür çokluk Kalitedeki çokluktur.
Az şey konuşup çok şey anlatabildiğinizde,
Az şeye bakıp çok şey görebildiğinizde
Az şey öğrenip bununla kaliteli bir hayat sürdüğünüzde
Az şey yazıp da çok şey anlattığınızda
Az bir hayat sürüp HARBİden yaşadığınızda
Az kazanıp ağız tadı ile bunu yiyebildiğinizde
size hükmeden hissiyata ZİYADE denilir
20/114 de '' Rabbim ilimi ARTTIR'' denilirken Kuranilmine ZİYADE hissiyatı ile yaklaşmak esas alınmıştır
2) KESİYR/KÜSÜRAT/TEKASÜR
Bu tür çoklukta KALİTEye dikkat edilmez.
Bu tür çokluk SAYISAL çokluktur.
Çok şey konuşup az şey anlatabildiğinizde,
Çok şeye bakıp az şey görebildiğinizde
Çok şey öğrenip bununla kalitelsiz bir hayat sürdüğünüzde
Çok şey yazıp da az şey anlattığınızda
Çok yaşayacak şekilde bir hayat sürüp HAYBEden yaşadığınızda
Çok kazanıp ağız tadı ile bunu yiyemediğinizde
size hükmeden hissiyata KESİYR denilir
Kuranilminde KESİYR hissiyatına iyi gözle bakılmaz. Bu yüzden de
EKSEREnnasi la yu'minune ( İnsanların ekseriyası inanmaz)
EKSEREnnasi la ya'lemune ( İnsanların ekseriyası bilmez)
EKSEREnnasi la yeşkurune (insanların ekseriyası şükretmez)
denilmiştir
Sevgili Dostlar
Bir insanın KABİRde olması demek kuranilminde o insanın son derece dar görüşlü olması durumunu ifade eder. Bu yüzden
35/22 de Muhammede atfen '' Sen kabirlerde olanlara işittiremezsin'' buyrulmuştur. Bu ayette Muhammed hissiyatı Ölmüş
insanlarla değil DAR GÖRÜŞLÜ/AT BAKIŞLI insanlarla muhatab edilir. Kuran ilmi Ölen insanları değil yaşayan insanları
muhatab alır ve tüm öğretilerini bu merkeze yönelik olarak yapar
Eğer bir insan ÇOK KİŞİ yi dinler ,ÇOK KİŞİ ile konuşur ve yine ÇOK KİŞİ ile karar verirse onun bu davranışı kendisinin DAR
GÖRÜŞLÜ olduğunu ve kendisine güvenmediğini teyyid eder. Bu tür insanlar DAR GÖRÜŞLÜ olduklarını KESİYRe yani
TEKASÜRe dayanarak telafi etmeye çalışırlar Böylece
Hem dinleme esnasında
Hem konuşma esnasında
Hem de karar verme aşamasında TEKASÜR hissiyatı bunları oyalar
Eğer,
1) Dinlediğiniz kişi konuştuğunuz kişilerden AZ olursa
2) Karar verme esnasında da SADECE KENDİNİZe başrol oynatırsanız işte o zaman TEKASÜR hissiyatının yerini ZİYADE hissiyatı
almış olur.
Bunu her insan başaramaz. Rabbilalaemiyn tarafından bir insana böylesi bir hissiyatın bahşedilebilmesi için kişi.
RIZKının peşinden koşmalı,
NİMETİn peşinden yürümeli
META karşısında ise durmalıdır
RIZK denilen kavram bizlere hayatımızı idame ettirmemiz için gerekli olan asgariyedir
NİMET denilen kavram RIZKın da ötesinde kişinin sahip oldukları ancak KULLANAMADIKLARIdır
102/8 de İnsanlar RIZIKlarından değil NİMETlerden sorguya çekilir. Yani bir şeye sahipseniz velev ki o şeyi kullanmazsanız bile
bunun da hesabını vereceksiniz.
Eğer bir insan RIKInın peşinden gittiği nispette NİMETin de peşinden gitmezse yani hayatı için ne gerekiyorsa buna sahip
olduktan sonra NİMETe o kadar da önem vermezse işte bu insana Hayatında
Çok kişiyi dinleme
Az kişiyle konuşma
Tek başına karar verme yani TEKASÜRDen ZİYADEye doğru bir geçiş ruhsatı bahşedilir. Verdiği kararlar da Rabb tarafından
DOĞRU çıkarılır
Böylece ELMEKABİRi TEKASÜR hissiyatı ile ziyaret etmemiş olur.
'' Ahmak odur ki dünya malı için gam yiye
Kimse bilmez kim kazana kim yiye ''
5/33, 7/124
Evet bu bir ARAPÇA yani LİSANİ ARABİ bir deyimdir ve aynı zamanda da tüm insanlara Allah ve Resulune Harb ilan edenlere
karşı uygulamaları gereken bir emirdir. Ancak bu lisani arabi emir bu şekliyle hiç bir insana farz olmaz. Bunun KURANİ ARABİ
manası farz olur. Her bir ayette iki adet mana vardır Bunlar Lisani arabi mana ve Kurani arabi manadır. Bizlere farz olan ilgili
ayetin arapça manası yani lisani arabi manası değil bunun üzerinden anlatılmak istenilen kurani arabi manasıdır.
İnsanların,ortamın veya hayvanların zaafından, duygularından, boşluğundan yararlanarak TEK TARAFLI menfaat elde etme
hissiyatına FAİZ yani RİBA, bunu yapanlara ise Allah ve Resulune Harb ilan edenler denilir. Böyle bir hissiyata sahip olmuş
insanlara karşı takınılması gereken tavırlardan biri de ELLLERİNİN VE AYAKLARININ ÇAPRAZLAMA KESİLMESİdir. Yani bu tür
insanlar Erdem,Ahlak,İnsanlık,Adalet, Barış gibi ulvi kavramlardan basettiğinde bunların bulunduğu ortamda REZİL
edilmesidir.
Bir insanın kendi pisliği devam ederken ve bunu temizleme noktasında hiç bir gayret gösterme gereği duymazken sanki
kendisi çok masummuş gibi ulvi değerlerden bahsetmesi esnasında erdemli olan her bir insanın o anda böylesi bir insanı
REZİL etmeye yönelik eylem yada söylem içine girmesine rezil edilmek istenilen o adamın EL VE AYAKLARININ ÇAPRAZ
KESİLMESİ denilir.
Yoksa bilinen manada yani LİSANİ ARABİ olarak bir insanın elllerinin ve ayaklarının çapraz kesilmesi Kuran ilminin konusu
değildir. Böylesi bir fiiliyat eğer yapılacaksa bunun farziyeti Rabbilalaemiyn kriterlerine bırakılmıştır
Alemlerin rabbinin sözü bizlere bizlerin içine yerleştirdiği resulleri aracılığı ile ulaşır.Bu resullerin tamamına itaat ettiğinde
sende TEVHİD oluşmuş demektir.Bu resullerin bir tanesine mesela İLYASa itaat etmediğin zaman sendeki Tevhid bozulur.İşte
burada içinde bulaln İlyas REsul hemen harekete geçerek yani BEASE edilerek seni VİCDANIN aracılığı ile ikaz etmeye başlar
Amacı TEVHİDi tekrar oluşturmaktır.
TEVHİD i oluşturma yada onu koruma RESULLERE endekslidir Kitaba değil...Resullerin her birinin görevi ayrı ayrıdır. Bunlar
Mushaftan ince ve titiz bir çalışma ile çıkarılabilir ve çıkarılmıştır...
İLYAS Resul eğer sana gelen hakikat ZAVALLI ve AŞAĞI TABAKAdan bir insan tarafından getirlise bile getirilenin HAKİKAT
olmasına istinaden bunu HAKİKAT olarak kabul etmeni getiren kişinin konumuna/cinsiyetine/Makamına dikkat etmemen
gerektiğini sana telkin eden...
İLYAS Resul eğer sana gelen YANLIŞ Zengin ve aristokrat TABAKAdan bir insan tarafından getirlise bile getirilenin YANLIŞ
olmasına istinaden bunu YANLIŞ olarak kabul etmeni getiren kişinin konumuna/cinsiyetine/Makamına dikkat etmemen
gerektiğini sana telkin eden hissiyattır.
Eğer YANLIŞı sevdiğin kişi yapar veya söylerse ve ona da sen bu kişiyi sevdiğin için DOĞRU dersen DOĞRUyu da sevmediğin
kişi yapar yada söylerse ve sen de buna bu kişiyi sevmediğin için YANLIŞ dersen İLYAS PEYGAMBER sana senin içinden
DURRRR der.
Eğer ısrar edersen sendeki TEVHİD AKİDESİ sen bu eylem yada söyleminle İLYAS PEYGAMBERİ yalanladığın için İLYAS
PEYGAMBER cephesinden YARILIR ve PATLAR.İşte bu durumda sana MUŞRİK denilir.Çünkü TEVHİD İNANCIn İLYAS
PEYGAMBER cephesinde YARILMIŞtır.Bunu telafi edinceye kadar MUŞRİK Olarak yaşarsın. Zaten insanlar da sana Çok
affederrsin NAMUSSUZ DÖNEK der.
Bu müşriklerden siyasetin her kademesinde ve partilerde bol bol var
Kitaptaki tüm kavramlar gibi İnciyl ,Tevrat ve Kuran kavramları da İnsanların FITRATİ hissiyalarını tarif ederler İşte Alemlerin
rabbi bunları bu manalarda kullanmış Böylece bu kutsal üçlüyü ilk yaratılan insanın da hayatına sokmuş . Bunların İnkar
edilmesi,Yok sayılması, aşağılanması HİSSİYAT BABINDA olunması kaydıyla mümkün değildir. Kişi KAFİR olur.
Ama insanlar bu üçlüyü sadece ŞEKİL olarak algılamışlar ve kendi elleriyle yazmışlar ve bu üçlüyü tarihte sadece bir dönemden
itibaren İNSANLARIN KURTULUŞU için ŞART saymışlar.
Peki o dönemden önce yaşayan insanlar ne olacaktı? Bunların suçu kabahati neydi? İşte bu sorulara bu üçlüye SADECE Şekil
olarak yaklaşanlar makul ve mantklı cevap verememektedirler
83/7, 83/19 FECERA-EL FÜCCAR -EL EBRAR- SİCCİYNUN-İLLİYUNE-KİTABÜN MERKUMUN NE DEMEKTİR HAYATMIZDA NASIL
YER BULUR?
Muhammede 3/31 de BANA UYUN dedirtilirken ŞAHSİYET muhammed kastedilmedi. onun zaten öleceği biliniyordu.
ŞAHSİYET Muhammed üzerinden HİSSİYAT muhammede uyulması isteniliyordu ve kurtuluşun da ancak böyle sağalanacağı
vurgusu yapılıyordu. O zaman MUHAMMEDE UYMA İLK İNSANDAN BERİ VAR. Kafanı çalıştır Allah ölecek bir adama YATIRIM
YAPAR MI?
İşte bu yaklaşım TEDEBBÜR LEDÜN İLMinin de temelini oluşturuyor. TEDEBBÜR-LEDÜN İLMİ Muhammed ismi de dahil olmak
üzere Kitaptaki tüm isimlerin /rakamların/deyimlerin ARAPÇA olarak neden bahsederlerse bahsetsinler aslında İKİNCİ ve ESAS
MANA olarak bunların İNSAN HİSSİYATLARINI tarif etme amacıyla kitaba yerleştirldiğine inanır. Deyimlerin LÜGATİ
MANAlarına fazla itibar etmez. Anladınız mı?
Böylece Bazı AHMAKların dediği gibi kitabın yüzde 80 ni tarih anlatmaz. Yüzde 80 ni bizim ilgilendirmez DENİLEMEZ. Aslında
kitabın TAMAMI bizi ilgilendirmiyor. Ama KİTAB olarak ilgilendirmiyor. ARAPLARA inmiş. İndiği zamanda bile başka
coğrafyalarda yaşayan insanların indiği AN itbarıyla haberi bile olmamış. Bizim de haberimiz olmayabilirdi. Bu bize bir şey
kaybettirmeyecekti. Çünkü Kitabın içindeki KURAN ilk insanın bile hissiyatlarında zaten var
Yani KİTAPtan haberin olmasa bile bunun üzerinden anlatılmak istenilen KURAN eğer onurlu bir hayat yaşarsan zaten senin
hissiyatlarında fıtratında VAR. İçine yerleştirilmiş
Son derece yüksek bir FELSEFE ve MANTIK yaklaşımı ile her insanın içinde zaten var olan kuran elimizdeki kitap içinde
bulunan olaylar/şahsiyetler/rakamlar/Coğrafya isimleri/meyve isimleri/gelecek ve geçmişten bahseden olaylar üzerinden
DAHİYANE bir METOD kullanılarak bize aktarılmaya çalışılmış.
işin ilginç tarafı da böylesi üstin bir felsefe ve mantık üzere hazırlanmış bu kitabın da kitapta FARZ kılındığına dair delil yoktur.
FARZ kılınan kurandır. 28/85 i oku Nafiz Güler. Bu ayette KURAN kavramı ile FARZ kavramı yanyana kullanılmış ama kitabın
hiçbir yerinde KİTAB ile FARZ kavramı yanyana kullanılmamıştır.
Şu soruyu sor kendine. 1400 sene önce bu kitabın indirildiği AN itibarıyla bu o zamanda dünyada yaşayan insanların çoğunun
bundan haberi olamayacağına göre yine o dönemde bu kitaptan haberi olmadan ölen milyonlarca insan CEHENNEME Mİ
GİDECEK?
1400 sene önce Muhammed Resul olarak Dünyaya geliyor . AMAZONLARDA yaşayan insanların bundan haberi yok. Bunlar
Cehenneme mi gidecek?
Muhamede Kİtab indiriliyor o dönemde AN itibarıyla İSKANDİNAVYA da yaşayan insanların da haberi yok Bunlar da
cehenneme mi gidecek. MANYAKMISINIZ SİZ YAHU?
12/58,59
YUSUF denilen kavram bizlerin İnsan olarak bir şeyi güzel tarafından görmeyi ve hayattaki herhangi bir şeye Hayr ve İnsaniyet
adına mana vermeyi sağlayan hissiyatımızı tarif eder. Dikkat ederseniz YUSUF kavramı sayı olarak iki adet hissiyatımızı AYNI
ANDA tarif etmektedir. Eğer bunlardan bir tanesi hissiyatlarınızdan kaybolursa bu durumda ya Yusuf Kardeşinden yada
kardeşi yusuftan ayrılmış olacaktır
AHIY yani ERKEK KARDEŞ deyimi de yine bizlerin insan olarak 2 yada daha fazla şeyi aynı anda düşündüğümüzde yada
yaptığımızda bunların birbirlerine karşı olan konumunu ifade eder
Bir yere gelme kitapta iki farklı fiil ile ifade edilir. Bunlar CAE ve İTAdır.
CAE yoluyla geldiğinizde geldiğiniz yer yada muhatabın size karşı nasıl bir tavır sergileyeceğini kestiremezsiniz
İTA yoluyla geldiğinizde geldiğiniz yer yada muhatabınızın size karşı nasıl bir tavır belirleyeceğini kestirebilirsiniz.
Hem CAE ve Hem de İTA şeklindeki gelme deyimlerini aynı anda 23/68 de görebilirsiniz.
Eğer siz biri yada birileriyle İLK DEFA buluşurken/konuşurken/tanışırken bu biri yada birlerine karşı bunları güzel tarafından
görmeniz ve bu muhatablarınıza insaniyet adına güzel mana vermeniz ile
Bu biri yada birilerinin de sizinle İLK DEFA buluşurken/konuşurken/tanışırken sizin bunlar nezdinde güzel tarafınızdan
görülmesi ve size insaniyet adına güzel mana verilmesi AYNI ANDA gerçekleşirse bu durumda hem size ve hem de
muhatablarınıza hükmeden hissiyata YUSUFUN KARDEŞLERİ yani İHVETİ YUSUF denilir. Böylece KALB KALBE KARŞI olur. Bu
durumda Buluşma/tanışma/konuşma adeta bir cennet bahçesine döner.
Eğer YUSUFUN KARDEŞLERİ hissiyatıyla siz Muhatabınıza giderseniz bunları Muhatabınız içindeki YUSUF, yok eğer onlar size
gelirse bu kez YUSUFUN KARDEŞLerini sizin içinizdeki YUSUF karşılar. Böylece Yusufun kardeşleri her iki durumda da YUSUFa
CAE yoluyla gelmiş olur.
Eğer YUSUFun kardeşleri Yusufa gelirken Yusufa ait yukarıda tanımladığımız iki hissiyattan yani ya Bu gelişe hayr adına Doğru
mana verme yada güzel tarafından görme şeklinde YUSUFu tamamlayan bu iki husletten biri eksik olursa bu durumda ya
YUSUFUn kardeşleri hisiyatınızda bir eksiklik olacak yada bu hissiyatla yanına gittiğiniz yada yanınıza gelen Yusufun kendisinde
bir eksiklik olacaktır. Bu şartlarda İlk defa yapacağınız Tanışma/Konuşma/tartışmaya GÜVENSİZLİK damgasını vuracaktır.
Çünkü
1) Ya işe güzel tarafından bakıyorsunuz ama GÜZELi göremiyorsunuz
2) Yada GÜZELi görüyorsunuz ama ona güzel tarafından bakamıyorsunuz demektiir.
Böylesi bir durumda ya karşınızdaki sizde olan bu dengesizliği farkedecek ve tedbirli davranma yoluna gidecek yada siz
karşınızdakilerin bu dengesizlilklerini farkedeceksiniz ve tedbir alma yoluna giedeceksiniz.
Her iki durum da 12/58 de '' yusufun kardeşlerinin yusufun yanına gelmesi ve onların yusufu tanıyamamasına rağmen
yusufun onları tanıması '' şeklinde yer bulur.
Bu duruımda Yusuf , İHVETinden yani Kardeşlerinden AHIYsini yani kendi öz kardeşini, kendisini kendisi yapan esas parçasını
isteme yoluna gidecek ve muhatabları ile arasındaki ilişkinin ancak bu şekilde SAMİMİCE olabileceğini/sonuçlanabileceğini
ifade edecektir. Aksi taktirde 12/60 da ''Bana yaklaşmayın'' diyecektir
ÖRNEK:
Bir kızı istemeye gittin. Onu beğendin Çok samimisin Kızı GÜZEL olarak görüyor ve ona da güzel tarafından bakıyorsun. İçinde
hiç bir şeytanlık alavare dalavare yok. İşte sende Yusuf ,AHIYsı ile birlikte sana hükmediyor. Ne güzel, Sen Temiz bir adamsın.
Kız da kızın ailesi de seni GÜZEL olarak görüyor ama sana güzel tarafından bakmıyorlar. Hep olumsuz taraflarını gündem
ediyorlar. Ne seni istedikleri belli ne de istemedikleri belli.
İşte bu durumda bu KIZ ve ailesi bu hissiyatlarıyla sendeki YUSUFa İHVET olurlar
Bu durumda sen de bundan kıcık kaptın ve ''Beni oyalamayın kesin kararınızı verinceye kadar bana yaklaşmayın'' dedin.
Böylece sen bunlardan YUSUFUn AHİYSini istemiş oldun.
Yusuf AHİYsine yani kardeşine kavuşmadıkça yada kavuşturulmadıkça yusufın İHVETi yani kardeşleriyle hayr ve insaniyet
adına ortak bir noktada buluşması yada buluşturulması mümkün olamayacaktır
Sevgili Kuran dostları
Yusufun kardeşleri yaşadığımız hayatta her zaman Yusufa geliyorlar ve Yusuf da onlardan ÖZKARDEŞİNİ istiyor. Çünkü onlara
güvenmiyor.
Bu yüzden insanlarla Hayr ve insaniyet adına Kuracağınız ilişkinizin özellikle de başlangıç kısmında sizlere YUSUF ve AHİYsi
hükmetsin. Yani
Samimi olun
Şeffaf olun
Dürüst olun
Bu şekilde kuracağınız ilişkinin daha başlangıçta karşı tarafın güvenini kazanma yoluna gidersiniz. Aksi taktirde Karşı tarafı
huylandırırsınız ve ekstra taleplere maruz kalabilirsiniz.
Kuran bizlere hikaye anlatmaz. HİSSİYATLARIMIZI anlatır.
NAMAZ NEDİR ? ESSALAT yada bilinen adıyla NAMAZ nedir? ŞEKLİ NAMAZ (ESSALAT) NEDEN GEREKLİDİR? ? CAMİİLERE BU İŞ
İÇİN GEREK VARMIDIR? Şunu unutma her şeklin manası vardır..!! Her mana nın şekli vardır..!! Ve hiç bir ŞEKİL görüldüğü gibi
değildir...!! hayatının tamamı SALAT a mahkumdur.. Tüm işler salat ile yapıldığında YANİ USULÜNE uygun yapıldığına ZİKR
yani mükemmel olacaktır...!! ESSALAT ya da diğer adıyla NAMAZ diye bilinen kavram HAYR içerik yada amaçlı olmak kaydıyla
bir işin USULUNE uygun yapılmasına denilir. Eğer bu usule uygunluğa ek olarak bir de yapılan işin yapılımı esnasında kişi bunu
zevk alarak yaparsa buna da CUMA SALATI denilir. SALAT da iki kısımdır bunlar MANA ve ŞEKİLdir. YAni önce bir işi nasıl
usulune uygun bir şekilde yaparım? diye düşünürsün ki bu kısım MANA ile alakalı iken Bunun İFA edilmesi de ŞEKİLLE alakalı
olur. ESSALAT yani NAMAZ Sadece günde 5 kere kılınan bilindik manada namaz değildir. 24 saatinin her alanındadır. Eğer Bir
işin usulune uygun yapılımı esnasında MANA kısmında hata yaparsan bunu ŞEKLİ kısmıyla tazmin etmek zorunda kalırsın. Eğer
araba kullanırken hata yapar öndeki araca çarparsan bu durumda muhatabına bedel ödemek zorunda kalırsın. Böylece MANA
daki hatanı ŞEKİLLe ödersin. AYnı konsepti Allah- kul arasında da düşünebilirsin. Yani Kul allaha karşı bir hata yaptığında
hemen bunun telafisi için ŞEKLİ SALAT devreye girer. Böylece kendini bağışlatırsın. Tabii olarak bu Şekli salatın nasıl yapılacağı
MENSEK adı altında insanların algılamalarına bırakılmıştır. Şu anda camilerde kılınana namaz da doğrudur.. Ancak tek başına
doğru değildir..!!! Doğrulardan sadece biridir Allaha karşı eğer yanlış yaparsan yada yaptığını düşünürsen bu durumda
''ÖZÜR'' babında Essalata ait olan temel parametlerden EN AZ BİRİNİ yaptığında Esssalatını İKAME etmiş olursun . Bu
parametreler KIYAM RUKU SECDE ve TİLAVETtir. Bunların her birinin 3 ,5, 7 karekterinde olması gerekir..
Eğer o gün Allaha karşı yanlış yapmadığına şahit olmuşsan bu durumda da ÖZÜR babında ŞEKLİ SALATINI ikame etme
mecburiyyetinde olmaz yani FARZİYET ortadan kalkar. ANcak yine de sen yanlış yapmamana rağmen Şekli salatını devreye
sokarsan bu TAVVAA hükmüne girer ve sevabını alırsın.
Eğer yanış yapmamana rağmen Allaha karşı sanki aslında büyük yanlışlar yapmış gibi bir haleti ruhiyye içine girer ve şekli
salatını da bu minvalde sürekli hale getirirsen bu durumuna 3/17 ''vel mustağfirine bileshari'' yani mealen ''seher vakitlerinde
istiğfar edenler'' diye bilenen ve aslında bu manayı değilde yukarıda yazdığımız manayı içeren konumu yakalarsın ki bu da
sana cenetin kapılarını açar. çünkü bu konumunda Allah şunu düşünür '' bu kulum bana karşı bu gün yanlış bir şey yapmadı
ama adamcağız sanki dünyadaki tüm yanlışların müsebbibi olarak kendisiymiş gibi gelip bana özür diliyor, Acaba yanlış bir şey
yapsa ne yapardı ?'' diye düşünecek ve senin Allah karşısındaki bu konumunu cennetle ödülendirecektir. ŞEKLİ SALAT ile
yukarıdaki makalemize göre bir insanın bu konuda takınacağı tavır 3 kısımda gerçekleşecektir.
1) yanlış yaptığında ÖZÜR DİLEMELİSİN Bu sana FARZ dır
2) Yanlış yapmadığında özür dilemene gerek yok, Ancak Yanlış yapmamana rağmen özür dilersen bu seni muhatabın
karşısında daha değerli hale getirir.
3) yanlış yapmamana rağmen özür dilemeyi bir şiar haline getirisen CENNETE DAHİL edilirsin, Buradaki ''ÖZÜR DİLEME'' den
kasıt salatın ŞEKLİ ifasıdır. O halde Kuranda ŞEKLİ SALAT senin konumuna göre hem olabilecek ve hem de olmayabilecektir ve
belki de eğer bu durumu iyi kullanabilirsen seni ERDEMLİ ve CENNETE LAYIK bir kul hükmüne de sokabilecektir. Bu durumda
Kuranda ŞEKLİ SALAT varmıdır. Yokmudur. Tartışmaları ANLAMSIZ dır. Rabbimiz bizi SALATIMIZDA (namazımızda) DAİM olan
Kullardan Eyle. SALAT yeryüzünün BARIŞI ve GÜVENLİĞİ için TEMEL TAŞTIR. Hata yapabilirsin çünkü sen insansın. ANCAK
ÖZÜR ve TAZMİNAT ödemelisin. Hem hata yaptığın kul yada Kullara ve hem de seni yaratan RABBİLALEMİYN e. SALAT denilen
kavram CAMİilere hapsedien bir olgu değildir. Bu haliyle ESSALAT yani NAMAZ kavramı sahip olduğu içerik ile tüm insanların
hayatında var olan EVRENSEL bir kimliğe bürünmüş olur. SALATI sadece MÜSLÜMANLARA ait bir OLGU olarak görmek yada
DUA ,YÖNELME şekilde anlamak son derece KOMİKtir. SAlat 8/35 e göre müşrikler de dahil olmak üzere tüm insanların ortak
malıdır yani EVRENSEL bir kavram dır. Sadece SALAT İKAME edilse Tüm dünyaya BARIŞ gelir. yani : HATA YAPTIĞINDA ÖZÜR
DİLE, HATANI KABUL ET VE EĞER GEREKİYORSA TAZMİNAT ÖDE., BUNU YAPMAM İÇİN CAMİİ Mİ İNŞAA ETMEM LAZIM?
CAMİYE Mİ GİTMEM LAZIM? BU KADAR CAMİİ NİYE VAR? Selam ve DUA ile..
ZEKAT HİSSİYATIMIZ
ZEKAT
Rabbilalemiyn bizleri her birimizin içimize, iç dünyamıza yerleştirdiği resulleri ile kontrol etmeye çalışır. Bu resullerin her biri
bizim İYİLİK hissiyatlarımızdır ve bizim MUTLULUĞUMUZ için uğraş verirler. Bu resullerin her birinin YAP yada SÖYLE dediğini
YAPMA yada SÖYLEME diyen NEFSİmize bunu ZORLA da olsa YAPMA yada SÖYLETME çabamıza
YA DA Bu resullerin her birinin YAPMA yada SÖYLEME dediğini YAP yada SÖYLE diyen NEFSİMİZE bunu ZORLA da olsa
YAPMAMA yada SÖYLETMEME çabamıza ZEKAT bunu yapabilene ise ZEKİ İNSAN denilir.
Türkçede kullandığımız ''ZEKİ'' deyimi akıllı ve kafası çalışan olarak telakki ederiz. Oysa ki Rabbilalemiynin ZEKİ İNSAN anlayışı
yukarıdaki tanımdaki gibidir.
ZEKAT bir MUCADELE dir. Ve ZEKİ olabilenlerin FELAH bulacağı ifade edilmiştir. 91/9 ...
9/103 de geçen ''onların mallarından sadaka al onları hem tathir ve hem de TÜZEKKİ yap yani ZEKATla temizle derken burada
alınacak malın miktarı ce cinsinden bahsetmez. Onların zorlukla vazgeçebilecekleri bir şey yine onlardan istenlir. Bunu da yine
her devir ve çağda muhammed yapar..
ZEKATın oranını kuran vermez yalnız ZEKATTTA süreklilik ve yeri geldiğinde HERŞEYİNİ verme şartı aranır. SÜREKLİLK yani
İSTİKRAR kuranilmindeki sayısal değeri 40 dır. yeri geldiğinde herşeyini ortaya koyma da VAHİD yani rakam olarak ''1'' dir. O
halde bir müslüman zekatını vereceği zaman 40 ta 1 vermezse cehenneme gider. Yani ZEKAT ta 40 da 1 ESAStır.
.Anlayıp belleyip (3) amel edip (5) kendini ve dış dünyasını bu doğrultuda düzeltebilenlere, değiştirebilenlere (7) selam olsun
BEYT-KABE VE TAVAF HİSSİYATIMIZ
5/97
CEALALLAHÜLKABETELBEYTELHARAME KIYAMEN LİNNASİ
''Allah kabetelbeytelharamı insanlar için Kıyam yeri kıldı''
KAVRAMLAR evrensel manalarıyla tekrar buluşturulmadıkça din adına SÖMÜRÜ kaçınılmazdır.
Allah şu anda bilinen KABE den bahsetmiyor. KABE deyimi kuranda sadece 3 yerde geçer Buralar 5/6 ,95ve 97 ci ayetlerdir.
Biri TOPUKLAR olarak tercüme edilirken diğeri bilinen kabe olarak tercüme edilmiş. Oysa 5/6 da KAABEYNİ denilirken burada
iki adet KABE var ve bunlar birbirleriyle yardımlaşır. İşte bu iki yardımlaşan KABE nin biri MUHAMMED diğeri ise İBRAHİYM
dir. Eğer BEYTe balılığını ispatlayabilirsen bu BEYT artık senin için ve sana özel KABEye dönüşür buna KABETELBEYTELHARAM
denilir. Bu noktadan sonra artık insanlar sana akın edeceklerdir. Yani İşinde ADAM gibi çalış ona sımsıkı ve fedekarlıkla sarıl.
Böylece o iş yani BEYT senin için KABE olur. Diğer insanlar da '' ulan bu adam bu işi nasıl yaptı hele gidek de biz de öğrenek''
derlerse binlerce insanı kendine çekersin İşte bu durumda KABE ye dönüşmüş BEYTin artık tüm insanların öğrenmek için
bilmek için KIYAM a kalktığı KABETELBEYTELHARAM a dönüşür..5/97
BEYT tavaf edlirse KABE ye dönüşür. Bir BEYTin tavaf edilebilmesi için kişinin buradan HAYR adına menfaat beklentİsi içinde
olması gerekir. Böylece eğer yaptığın işe sıkı sıkya bağlanmışsan bu işten menfaat göreceksin demektir . Eğer bu BEYTe
bağlıysan bunu TAVAF ile ispatlamalısın. Bir kızı çok seviyorsan ve evlenip yuva kumak arzusundaysan biraz bu kızın peşinden
koşacaksın yani onu tavaf edeceksin ki o da seni sevsin işte bu kızın bu konumu senin için artık KABEdir. Artık evlenmek için
KIYAMA kalkabilirsin.
O halde: bir şeyi önemsiyorsan PEŞİNDEN KOŞACAKSIN. Eğer o şeyi kendine bağlarsan yada ona olan BAĞLILIĞINI ona
ispatlarsan artık senin için KABE olmuştur.
BEYTin KABE ye dönüşmesinde 3 şey önemlidir. Bunlar 5/2 ve 97 ci ayetlerde izah edilir.Bunlar
1) veşşehrelharam: yani bu iş için zaman ayıracaksın
2) VELHEDYE. Yani hem mana olayrak ve hem de şekli olarak mesafe kadtedecen
3) Velkalaide: para yada emek harcayacan.
İLM ve MEDENİYYET neresi ise bir mumin orayı KABE edinmelidir. Onu elde etmek için bunun çevresinde Dönecek... İŞte
TAVAF bu şekilde olacak...
ALLAHIN EVİ denilen kavram senin HAYR veGÜZEL adına görüp de kafana yatırdığın her şeydir ve Bunun HACC edilmesi
allahın imkanı olan herkes üzerindeki hakkıdır. eğer Bu haccı yaparasn Bilgi yada teknolojiyi elde edersen senin
eksiklerini/ayıplarını millet görmezden gelir Bu duruma ELBUDN denilir ve 22/36 da işte bunlardan bahsedilir: bunların
hepsinin temelinde işine aşına bağlılık yani İBRAHİYM vardır. O dönemin Menseği şu anki KABE nin yeri olabilir Ancak şu anda
günümüzün menseği MEKKEDEKİ KABE değildir. Muslumanlar yanlış yeri TAVAF ediyorlar. Orası şu anda ALLAHIN EVİ değildir.
Allahın evi GÜZEL ve HAYR adına ortaya çıkmış ya da konmuş bir şeyin BULUNDUĞU yerdir. Bu çok geniştir. misal: yapı
fuarları inşaat fuarları otomobil fuarları mobilya ve dekorasyon fuarları, ilmi toplantılar, bilim fuarları... İşte buralar ALLAHIN
EVİ dir. Buraları HACC yapacaksın. İşinde daha ileri gitmek için buna MECBURSUN Yenilikleri takip edeceksin. böylece HACC ve
TAVAF kendini geliştirme adına hayatının her döneminde hatta 24 saatinde yer bulacak.
TEDEBBÜR-KURAN İLMİ
3/9
''KABE KAVSEYNİ'' ve ''DÜNYA -EDNA - DENA'' HİSSİYATLARIMIZ
Sevgili Dostlar
Eğer bir insanın sizin aleyhinizdeki öngörüleri tutmazsa yani adamı bu yönde haksız çıkarırsanız içinizdeki İBLİYS sizi bu
adamın üzerine daha fazla gitmeye onu daha da rezil ve kepaze etmeye yönlendirecektir. Eğer siz bu yolu seçmez ve
UFKUNUZU YÜKSEK tutarak bu adamı kazanma yönünde eylem ve söylemlerde bulunursanız bu adamda oluşacak olan
hissiyata 53/9 da ''Kabe Kavseyni'' denilir.
KABE KAVSEYİNİ hissiyatnın hakim olduğu bu kişi artık en azından hem sizin aleyhinizde konuşmayacak ve hem de konuşanları
engelleyecektir.
Bunun bir ileriki basamağı ise EDNA dır Bu deyim DÜNYA -DENA deyimleri ile aynı deyimden türetilir. Bir insan işinde başarılı
olmak olmak yada birilerine yakın olmak istiyorsa ŞAKİLETinden taviz vermek zorunda kaldığında ona bu zorunluluğu telkin
eden hissiyata DÜNYA -EDNA- DENA denilir
DÜNYA- DENA -EDNA hissiyatımıza örnekler
1) Ağız kokusundan nefret ediyorsun. Ama Diş hekimisin işin gereği buna mecbur katlanacaksın
2)Çok konuşan müşteriyi sevmiyorsun. Ama BERBERsin buna da mecbur katlanacaksın.
DÜNYA hissiyatını taşımak yada ''DÜNYADA OLMAK'' haram değildir. Sonuçta hepimiz ''DÜNYA'' da yaşıyoruz
İşte eğer siz, size yapılan o kadar hakaret ve ithamlara rağmen karşı tarafta KABE KAVSEYNİ hissiyatını oluşturabilirseniz kişi
belki de size yakın olmak için bunun da ötesine geçecek ve kendi ŞAKİLETinden TAVİZ vererek EDNA laşacaktır . İşte bu durum
53/9 da FEKANE KABE KAVSEYNİ EV EDNA olarak yer bulur.
Eğer Bir insan işinde başarılı olmak olmak yada birilerine yakın olmak istiyorsa ve bunun için de ŞAKİLETinden taviz vermeye
EK olarak FITRATından da taviz vermeye zorlanırsa bu durumda FITRAT KORUYUCULARI olan ve Rabbilalaemiynin bu insan
içindeki RESUL HİSSİYATları devreye girecek yani BEASE olacak ve bunu engellemeye çalışacaktır
İşte bu izahat kuranilminde ''FİYDDÜNYA VEL AHİRETİ'' denilir. 2/220 , 12/101 , 3/45 , 3/22
Eğer kişi bu konuda BAŞARISIZ olursa yani içindeki resuller bu kişiye bu yönde fayda sağlayamazsa bu kişi 3/22 nin muhatabı
olacaktır.
O halde Eyy Kul: Bir işe girmek için yada işte başarılı olmak için ŞAKİLETinden taviz verebilir ve kendi ''EDNA'' laştırabilirsin.
Ancak FITRATından asla taviz vermeyeceksin.
RAKAMLAR-SAYILAR (II)
KURANİLMinde RAKAMLAR SAYILAR bile Bizim insan olarak bir nevi hissiyat ve amelimizi tarif ederler. Rakamsal özellikleri
önplanda olacak şekilde tasvir edilmezler.
Eğer İllaki Bir rakamı Israrla rakamsal özelliği ile anlamak isterseniz KURANİLMİ karşısında REZİL olursunuz. İSPAT MI
istiyorsunuz? Pekala 6/160 ı açın ve orada ''kim bir iyilikle gelirse ona onun 10 katı vardır ayetini görün. diyelimki siz allahın
katına 100 iyilkle gittiniz. size bunu 10 katı verilecek yani BİN iyilik sahibi olacaksınız. Bu BİN adet iyilikle cennete gittiniz. Bu
iyilklerinizin karşılığı bir hayat yaşayacaksınız. Oysa allah 40/40 da cennetttekiler için ''HESAPSIZCA RIZIKLANDIRLIRLAR''
demektedir. O zaman da allaha şu soru sorulur'' Ey allahım mademki hesapsızca rızıklandırılacağım O zaman İyiliklerime belli
bir Oran koyman ne kadar mantıklı?''.
O halde 6/160 da kastedilen mana şu olmalıdır. '' kim bir iyilikle gelirse bundan menfaat görecektir'' İşte bu menfaat
görmenin sayısal değeri 10 rakamıdır. Bu muthiş ilm ancak ayetlerin birbirleriyle çapraz ve kuvvetlice sorgulaması yani
TEFAKKUHU ile elde ediliebilir. Ayetleri sorgulamayanlar ve bunlara nasıl olsa allahtan gelmiş diyerek Körü körüne iman
edenler hem dünyalarını hem de ahiretlerni kaybederler.
O halde eyyy kul:
RAkamlar ve sayılar da bu halleriyle seni aldatmasın. Yoksa ALLAHIN KİTABI adı altında çelişkiler yumağı ile karşı karşıya
kalacaksın. Oysa MUSLUMANIM diyende ne kendinde ne de özelikkle DİN ANLAYIŞINDA çelişki asla bulunmaz. İşte bu hale
gelmiş muslumana EL MUKİYN denilir
.Anlayıp belleyip (3) amel edip (5) kendini ve dış dünyasını bu doğrultuda düzeltebilenlere, değiştirebilenlere (7) selam olsun
39/68
YEVMİL KIYAMETİ - KIYAMET GÜNÜ HİSSİYATIMIZ,
KIYAMET GÜNÜ ÖNCESİ 2 KADEMELİ SURA ÜFLENİŞ
HİSSİYATLARIMIZ
Kuran ilmi bir Hissiyat ilmidir. Kitab içindeki her bir deyim, KURAN İLMİ adı altında AYRICA bir mana daha içerir ki işte bu
mana bizim insan olarak bir nevi hissiyatlarımızı tarif eder ve böylece bu deyim içerdiği bu ARTI MANA ile EVRENSEL hale
gelir.
İşte bu deyimlerden biri de Kitapta geçen KIYAMET GÜNÜ`dür.
Bu deyimin Kurani manası bir insanın yaptığı yanlışı ya da hatayı özür ile düzeltmesi ve eğer gerekiyorsa da bunun bedelini
ödemesi zamanını ifade eder.
EL KIYAMET deyimi elif lam mim dizilimlidir. Eğer bir yerde yanlış yaptığımız bize beyan edilirse, bu durumda 2 kademeli bir
davranış paterni sergilememiz gerekir;
1) Önce kendi içimizde bunun YANLIŞ olduğuna kanaat getiririz. Bu durum bizim için SURA ÜFLENİŞİNİN İLKİDİR. Bu ilk
aşamada iç dünyamız allak bullak olur. Bu durumu 39/68`de ''ve nufiha fiyssuri fesaike men fiyssemevati ve men fiylardı''
olarak izah eder.
2) Daha sonra bu yanlış için muhatabımıza karşı ÖZÜR DİLEME AMAÇLI Kıyama kalkarız. Bu da SURA ÜFLENİŞİNİN İKİNCİSİ ve
sonuncusudur. Bu durumu da yine 39/68`de ''sümme nufiha fiyhi uhra feiza hüm kıyamün yanzurune'' olarak ifade edilir.
Erdemli bir insan eylem ve söylemlerindeki muhtemel yanlışların kendisine beyan edilmesini takiben yukarıdaki 2 kademeli
EYLEM PLANINA göre hareket ettiğinde ve bunu da alışkanlık haline getirdiğinde bu kişiye Kuran ilminde EL AMİLİYN denilir
39/74.
Bu kişiye AKİBET olarak cehennem yaşatılsa bile AHİRET olarak cennete dahil olma şerefi bahşedilir.
Yaptıkları yanlışların bedelini gerek ÖZÜR ve gerekse TAZMİNAT şeklinde bu dünyada ödeyenler ve bunu da alışkanlık haline
getirenler, kendilerine ait KIYAMET GÜNÜNÜ ve buna ait olan KORKU ve HÜZNÜ, AKİBET`te yaşadıkları için AHİRET`te bunlar
için KORKU ve HÜZN olmayacaktır.
Kitabı SIRADAN bir Arapça olarak anlayanlar kitap içindeki Kurana ulaşamazlar
Deyimlere Ledün İlmini Rabbilalaemiyn eklemiş ve bizlere ilgili deyimler üzerinden bu ilme ulaşmamız gerektiğini telkin
etmişti
Deyimlere Eklenilen bu ilm sayesinde kitabın TAMAMI insan fıtratını onun Ruh ve gönül derinliğini tarif edilmesi amaç
edinilmiştir
İşte bu deyimlerden biri de NİSA yani KADIN deyimidir.NİSA deyimini sadece arapça manasıyla yani KADIN olarak olarak
algıladığımızda Kitapta korkunç çelişkiler ve ütopyalara şahit olmaktayız
33/50 ye göre KIZLarı nikahlamak HELALdir. KIZ yani BENAT deyimi ile NİSA yani KADIN deyimi aynı değildir.
3/14 de KADINLara Şehvet duyulamkatdır KIZlara değil.
BENAT yani KIZlarla evlenmek helaldir Ancak Bunlara ŞEHVET duyulabilmesi için bunların KADINlaşması gerekir.
Evlenme Çağına gelmiş güzel bir kıza ŞEHVET duyulabilmesi MUSHAFta geçmemektedir.
ŞEHVET sadece KADINlara duyulur 3/14
O halde Bir bayanın KADIN ı KIZ mı olduğunu nasıl anlayacaksın?
Eğer ona ŞEHVET duyuyorsna mushafa göre o KADINdırŞehvet duymuyorsan o bayan KIZdır İşte şimdi soruyu soralım:
KIZa Şehvet duyamayacaksam bunlarla nasıl NİKAHlanabilirim 33/50 ye göre?
Ayrıca MEHİR sadece 4/4 e göre KADINlara verilir
BENAt yani KIZla evlenirsem ne olacak?
Mushafta KADIN ile ŞEHVET kavramları eşleşniştir
BENAT ile ŞEHVETin eşleştiği ayet yok.
O zaman Bir bayanın KADIN yada KIZ olduğunu anlamak için DOKTORA götürmeye gerek yok
Bayana baklılır Bakanın ŞEHVETi geliyorsa o bayan KADIN dır Gelmiyorsa KIZdır
ÇELİŞKİ ve SAPIKLığın daniskası
SALT ARAPÇA işte seni bu hale getirir
Kurana ulaşmak için gerektiğinde kitabı terkedeceksin
Kitab kuranın Bizzat kendisi değil seni ona ulaştıran bir araçtır
KURAN ile kendi FITRATın tanımlanır
KİTAB Fıtrat tanımlayamaz
Kitap sana Tarih Şahsiyet Mitoloji anlatır
Bunların hiçbri senin fıtratını tanımlamaz
Çoğu da seni ilgilendirmez,Çünkü yaşadığın zamanda ve hayatta yoklar
33/30 da PEYGAMBERİN KADINLarı muhatab alınır? Bu seni İlgilendirir mi?
Hepsi ÖLMÜŞ
2/222, ve 223 EVLİ ERKEKleri muhatab alır Ben BEKAR isem bu ayet beni ilgilendirimi?
İşte tüm bunlar dikkatlice sorgulanarak KURANa ulaşılır
KİTABı Arapçasından okuyarak buradan anladıklarını KURAN zannedenler İnsanlık için Büyük Tehlikedir
93/6
ELEM YECİDKE YETİYMEN FEEVA
'' Seni YETİYM olarak bulup da Barındırmadık mı? ''
Sevgili Dostlar
Kitapta muhammedi muhatab alan tüm ayetler ŞAHSİYET Muhammed üzerinden zaman ve mekan farkı olmaksızın tüm
insanların his ve amellerinde hatta evrendeki tüm canlılar tarafından ortaya konmuş/konulacak ya da konulmakta olan
FEDEKARLIK hissiyatını tanımlar. Yani Kitapta Muhammedi muhatab alan herhangi bir emir/telkin/tavsiye/kompleman
gördüğünüzde sakın olaki bunları 1400 sene önce yaşamış olan BEŞER Muhammedi muhatab alıyor gibi okumayın. Tüm
Evrende yapılan/yapılmakta olan/ yapılacak olan FEDEKARLIK hissiyatını muhatab alıyormuş gibi okuyun.
İşte bunlardan biri de 93/6 da geçen ELEM YECİDKE YETİYMEN FEEVA yani '' Seni YETİYM olarak bulup da Barındırmadık mı? ''
ayetidir.
Bu ayet 1400 sene önce Beşer muhammedin YETİYMliğinden ve ona sahip çıkılmasından bahsetmez. Böylesi bir yaklaşım
KİTABİ yani KONJÜKTÜREL yani Şu anda ve gelecekte hiç bir insanın işine yaramayacak olan bir yaklaşım olur.
Oysaki Kurani yani EVRENSEL MANA bu değildir.
YETİYM denilen kavram bir insanın ihtiyaçlarının uzun süre karşılanamaması dolayısıyla Fiziki ,ruhi ve akli yetilerini
kaybetmeye başlaması ile ona hükmeden hissiyattır
Eğer bir insan meşru çerçevede FEDEKARCA çalışır çalışır bir türlü istediği sonuç yada kazanç ona bir türlü nasip edilmezse bu
durumda YETİYMleşecek ve kendine yada çevresine zarar verebilecek hale gelecektir. İşte buna şahit olan Rabbilalemiyn
muhakkak bu kişiye bir kapı açacak ve bu kapı ona bir BARINAK olacaktır.
Rabbilalaemiyn MUHAMMED karşısında son derece hassastır. En kötü durumlarda bile bir insan için bu insanın lehine ,
Rabbilalaemiyni sadece Muhammed ikna edebilmektedir
YETİYM
Bir insanın/hayvanın
ısınma
barınma
temel gıda
sorularına cevap bulması
sorunlarını giderme
cinsel ihtiyacı
iş ve para kazanma ihtiyacı
geçinme geçindirme ihtiyacı
bildiklerini anlatma yada kendini ifade etme gibi temel ve insani ihtiyaçlarından uzun süre mahrum bırakılırsa yada mahrum
kalırsa bu insan yada hayvan artık YETİYM hissiyatıı tarafından yönetilir.
Akli melekelerini kaybeder
Hırçınlaşır
Vahşileşir
Saldırgan ve zarar verici olur.
Bu andan itibaren bu insanların/hayvanların varlığına şahit olunduğunda DUYARSIZ kalanlara CEHENNEM vardır
Yoksulluk sınırının 4.000 TL olduğu ortalama aylık maaşların 2000 TL olduğu bir İSLAM ÜLKESİnde bu insanlardan alınan
vergilerle Saray yaptıranların ve bunlara da GÖNÜL RAHATLIĞI ile onay verenlerin ülkesinde huzur aramayın
Huzur bu ülkeye nasip edilmez
2/219
VE YES'ELUNEKE ANİLHAMRİ VELMEYSİRİ
MUHAMMEDE İÇKİ VE KUMARI SORMA HİSSİYATIMIZ
Sevgili dostlar
Bir makama gelmek yada bu makama gelmişsek de bunun menfaatlerinden istifade etmek istediğimizde bu OLAĞAN
hissiyatımıza Kuranilminde EL HAMR denilir. Bu deyimin Lisani arabi manası '' sarhoşluk verici içki'' dir. Bizleri lisani arabi
mana değil bu mananın içine yerleştirilmiş olan ve bir nevi insan hissiyatını ilgilendiren ve bu yönü ile de KURAN ilmi adını
alan mana ilgilendirmektedir.
Kurani manası itibarıyla EL HAMR tüm insanlardaki evrensel ve HELAL olan bir hissiyatımızı tanımlar. Kitabi manası itibarıyla el
hamr tüm insanlardanki bir hissiyatı tanımlamaz. ŞEKLİ bir unsuru tanımlar. Bizlere KURAN FARZ kılınmıştır. 28/85.
Sarhoşluk verici içki ve bu nun yasak kılınması Kuranilminin konusu değildir. Kuran bu tür şekli olguların Helal yada
haramlığını kendi içinde belirtmez bunu Rabbilalaemiyne bırakır.
Eğer bir insan bir makama gerek gelirken ve gerekse de bunun menfaatlerinden faydalanırken FEDEKARCA bir çaba
göstererek ancak insanlara yada kendine zarar verecek şekilde eylem ve söylemler içinde bulunarak gelirse bu durumda bu
kişi Muhammede içki ve kumarı sormuş olacaktır. İnsanların yada kendimizin iyiliğine bile olsa bu iyiliği ifa ederken eğer
onlara zarar verecek bir eylem yada söylemde bulunduğumuzda yaptığmız işe ait içiçe girmiş 2 adet te'sir söz konusu olacaktır
Hayattan örnek verelim:
1) Çocuğumu dövüyorum ama onun iyiliği için
2) hırsızlık yapıyorum ama ülkemi de kalkındırıyorum. Sonuçta hırsızlık bile yapsam Ülkem için yapıyorum
3) Diplomam sahte ama sonuçta insanlar için faydalı işler yapıyorum
Şeklinde yaptığımız kötü işleri kendi hissiyatlarımızda ÖRTBAS etmek istediğimizde işte bu girişimimize ''Muhammede içki ve
kumarı sormak '' denilir. Muhammede zaman ve mekan farkı olmaksıızn Her zaman ve her daim İÇKİ ve KUMAR 2/219 cu
ayete istinaden sorulmaya devam etmektedir. yani Bu ayete göre Muhammede içki ve kumar sorulmuş ve Muhammed te bu
ayet içinde bunun cevabını vermiş ve olay bitmiş DEĞİLDİR.
Kimki Herhangi bir işte / konumda verdiği zararı Niyetinin iyiliğine istinaden kendi iç dünyasında ÖRTBAS etmeye , telafi
etmeye çalışırsa işte burada 2/219 za göre Muhammede içki ve kumarı sormuş demektir. Muhammed de her zaman bu tür
insanlara yine vicdanlarından seslenerek'' yaptığınız işin iyi tarafı var ancak kötü tarafı da var. fakat kötü tarafı daha fazladır''
diyerek onları ikna etmeye çalışır.
Tüm bunlar Evrensel insani hissiyatlardıır.
Kuranilmi her deyim üzerinden olduğu gibi HAMR deyimi üzerinden de yine bizlerin insan olarak yukarıda yazdığım bir nevi
hissiyatımızı tanımlamaktadır. Kuranilmi açısından HAMRa MEYSİR hissiyatı eşlik etmedikçe hamr asla ve asla HARAM olan bir
hissiyat olmaz.
Hamr deyiminin lisani arabi manasına istinaden sarhoşluk verici İçki içmek rabbilalaemiynin yani
aklın
mantığın
tutarlılığın
pozitif bilimin
vicdanın
ahlakın
ekolojik dengenin
evrensel hak ve hürriyetlerin kapsamı ve kontrolu dahilinde olduğu sürece bir insan için HARAM sayılmaz
Arkadaşlar 8/15 ve 16 yı konuşalım. Bir kişinin herhangi bir insana ,konuma ,bilgiye,kadına ,erkeğe,mala, ganimete,paraya
karşı kendisini Rabbilalaemiynin hududlarından dışarı çıkarabilecek kadar zaafı varsa ve bu kişi ,zaafı olduğunu bildiği bu
unsurlardan herhangi biriyle karşılaştığında sanki buna yada bunlara karşı zaafı yokmuş gibi bir tutum ve davranış içine
girerse karşılaştığı(likae-lekiytüm) bu unsurlar bu kişi için ''keferu'' konumuna ,bu kişinin bu tür tutum ve davranışları ise
'tuvellihumuledbare''(33/15,3/111,59/12) yani arkasını dönüp kaçma diye meallendirilen konuma dönüşür. İşte 8/15 ve 16 da
da bu yasaklanır.
''fela tuvellihumuledbar''.
Burada anlatılan bir orduyla yada insanlar guruhuyla karşılaşmak değildir. İnsanın kendi kendisi ile karşılaşması da
mümkündür. Biliyorsunuz insan olmamız hasabı ile her birimizin farklı konu yada konumlara karşı zaaflarımız vardır. İşte
bunlarla karşılaştığımızda eğer sanki hiçbir zaafımız yokmuş gibi bunlarla ilşkiye girersek şeytanın bizi allahın hududlarına
tecavüz ettirmesi çok kolaylaşır. Ancak karşılaşmamız kaçınılmaz hale gelmişse bu durumda zaaflarımıza karşı 8/16 da
zikredilen iki adet operasyon yaparak bunun zararlı etkilerini en aza indirebiliriz. Bunlar
a) Tahrif-Muteharrifen: Yani zaafımızı tahrif etmeye ve bize olası kötülüklerini enaza indirmeye çalışacağız Belki başarısız
olacağız ama bunun için gösterdiğimiz samimi çabamız yani SAYİİ miz allah tarafından 17/19 za göre ciddiye alınacaktır(kane
sayühüm meşkuren)
b) Mutehayyizen ila fietin : Zaafımız olduğu konu ile karşılaştığımızda bu konuda zaafı olmayan kişilerle birlikte davranmak
,onlara katılmak. Böylelikle onların bu güçlü tarafından istifade etmek. Bu şekilde de zaafımızın bize karşı olumsuz etkilerini
en aza indirebiliriz. Eğer zaafı olmayan kişi yada kişiler bulamazsak 7/200 e göre davranmalı ve allahı bolca zikretmeliyiz.
Arkadaşlar yapacağımız bu iki operasyon aslında kuranda ''vezkurullahe kesiyren lealleküm tuflihune'' yazılımı altında
kodlanmıştır. Lütfen 8/15 ile 8/45 in ilk cümleleri olan ''ya eyyuhelleziyne amenu iza lekıytum'' deyimilerini muteşabih olarak
kabul edip bunların devamı olan ayetleri de birbiriyle tevillendiriniz. Bir tarafta fela tuvellikumuledbar diğer tarafta ise
FESBUTU ,vezkurullahe kesiyren lealleküm tıflihune vardır. Buradaki fesbitu deyimi SABİT DURMAK dır. Fiziksel olarak sabit
turmak anlamı yoktur. Zaafları sabit tutma anlamı vardır. Bunun için kişinin yapmış olduğu ve 8/16 da zikredilen iki operasyon
ise( muteharrifen,mutehayyizen) 8/45 in son cümlesi olan ''vezkurullahe kesiyren lealleküm tuflihune'' deyimine denk gelir.
Bu yazılımın lisani manası allahı çokça zikredin ki felah bulasınız şeklindedir. Oysa DUBUR MANA sı bu değildir. Dubur manası:
kim ki herhangi hayr içerik yada amaçlı bir işi yaparken nefsini kontrol eder ve işin içine zaaflarını karıştırmama yönünde
mucadele verirse onun bu çabasına ''vezkurullahe kesiyren lealleküm tuflihune'' denilir. Biliyorsunuz bu yazılımın aynısı 62/10
da da geçer ve 8/45 le bağlanır. Yani 8/45 ,başlangıcı itibariyle 8/15 e , son cümlesi itibarıyle de 62/10 a bağlanır. Burada da
kişi salatını kada ettiğine yani herhangi bir işini sağlam ve usulune uygun yapmak istediğinde ve bu şekilde de rızık kazanmak
istediğinde de kişisel zaaflarını kontrol etme yönünde mucadele etmelidir.
20/32
VE EŞRİKHU FİY EMRİY
BİR İNSAN HER AÇIDAN TUTARLI OLMALIDIR Kİ; SAMİMİ OLABİLSİN!
Kişi, ALLAHÜ ile ALLAHE arasındaki geçişi istenilen düzeyde İTMAM+İKMAL; TESBİHAT ve
ZİKRİYATA dayalı yapamıyor. - 5.72
● 20.33 - Tesbihat/ Samimiyet
● 20.34 - Zikriyat/ Mükemmellik Yada Mükemmele Ulaşma Çabası
20.36 - Allah bu iki şarta istinaden Musa`ın ŞİRK isteğini kabul ediyor. Allah bu iki faktörün önemine
birde 33.41-42`de vurgu yapar.
İŞTE eğer kişi hayatındaki ihtilafları/ farklılıkları yani ŞİRKİ, samimiyetle ve mükemmele ulaşmak için
kullanabilirse ŞU iki şeyden en az birini elde eder;
Ya o konu ile ilgili şirki yok eder. √
Yada şirk devam eder ama kendisi halifeleşir.√
BUNLARIN HER İKİSİDE KURTULUŞ OLABİLİR.
Kişi bunları elde etse bile, kurtulabilmesi için onu bekleyen ikinci sorumluluğunuda yerine getirmesi
gerekir ki oda; GEREĞİNİ YAPMAK`tır. Aksi taktirde şirkten kurtulur ama bu sefer
ŞÜKÜRSÜZLÜKTEN cehenneme gider. √
7.17 – ‘ de İblis ONLARIN ÇOĞUNU MUŞRİK BULACAKSIN demiyor!
Böyle olsaydı, kişi inancının GEREĞİNİ YAPMA sorumluluğundan kurtulacaktı. Başka bir deyişle sadece
inanması yeterli olacaktı.
Ama İblis; onların çoğunu şükredici bulamayacaksın der!
Yani onların çoğu; seni doğru anlamayacak anlayanlarda gereğini yapmayacaklar diyor!
Okunabilir hükümde olan her şeydir; KİTAP √
Okunandan çıkarılan doğru manadır; KURAN √
Mükemmel olanı ise; ZİKR √
AKLEDEN
DERİN DÜŞÜNEN
TEKELLEŞTİRMEYEN
SAHIP OLDUKÇA PAYLAŞAN
SELAM BÖYLE DOSTLUKLARA...
İlyas Kızılkaya
SORU:
İNSAN ile BEŞER Kavramları arasındaki kurani mana farkı nedir?
Sevgili dostlar
Kitaptaki tüm kavramlar bizlerin insan olarak hissiyatlarını tarif ederler. Bu kavramlara İnsan ve Beşer
kavramları da dahildir.
Eğer bir canlı özellikle de insan Alemlerin Rabbinin kendisine verdiği duyu organlarını/hissiyatlarını
kullanarak bir yaklaşım tarzı/strateji/yaşam stili geliştiriyor ise bu durumda bu canlıya özellikle de insana
hükmeden hissiyata İNSAN denilir. Kuranda ''İnsan'' kavramı bilinen manada SADECE bizleri anlatmaz.
Tüm canlılardaki ortak/evrensel bir hissiyatı anlatır.
Bir ÇİTA bir geyik yada İmpalanın peşinden koşarken onlar da bundan kaçarlarken bir strateji geliştirirler.
Böylece bu iki hayvan türüne de bu esnada hükmeden hissiyata İNSAN denilir.
BEŞER denilen kavram ise BEŞERA-BUŞRA yani '' Müjdeleme'' demektir. Bu mana bu deyim Arapça
manasıdır. ANcak Kurani manası İnsan da dahil olmak üzere bir canlıdaki iyi ve kötü husletlerin önplana
çıkarılması demektir.
Şu adam ne kadar ŞEREFSİZ yahu
Helal olsun adama Golu ne güzel attı be
Senin oğlun ne kadar da cesur
Bu tilki ne kadar da KURNAZ bir hayvan
vs.vs
Gibi binlerce kullandığımız bu örneklerde olduğu gibi bir canlıdaki ama iyi ama kötü bir husleti
ÖNPLANA çıkararak konuştuğumuzda ilgili canlıyı BEŞER hükmüne sokarız. Yaptığımız işe ise
MÜJDELEME denilir.
BEŞERA-BÜŞRA deyimleri Kurani olarak hem iyi yönde yani Muminler için BEŞŞİRİLMUMİMİYN
şeklinde ve hem de kötü yönde yani Munafıklar için BEŞŞİRİLMÜNAFIKIYN şeklinde kitapta yerini
almıştır
Dikkat buyurunuz BEŞER deyimi kuranda sadece insan ırkı için kullanılmaz. Tüm canlılar için kullanılır
2/154
''Allah yolunda öldürülenler için ÖLÜ demeyiniz , Hayır onlar diridirler ama siz şuurunda
değilsiniz''
Sevgili Dostlar.
Kuranda ŞEHİTLİK MAKAMI ölüm sonrasında değil yaşanaılan hayatta hissiyatlarımızda yer edinmiş bir
konumdur.
Bir insanın Öldükten sonra
Gerek ŞEHİT olarak cennete gitmesi
Gerek normal yoldan Cennete gitmesi
Gerekse her ne şekilde olursa olsun Cehenneme gitmesi Kuranın konusu değildir. Kuran ŞEHİTLİK
kavramını bilinen manada ÖLÜM SONRASI için değil HAYAT DEVAM EDİYORKEN tanımlar ve bu
makamı bu şartlarda en yüksek makam olarak görür. Çünkü ŞEHİT olan kişi Evrene ''Muhammed''
aracılığı ile en yüksek iyilik enerjisi gönderir
Bir insanın evrensel doğrular içinde yani Fiy sebiylillahi de gerek kendisini veya gerekse bir başkasını
kendisini Güçlü bile olsa etkisizleştirme çabasına ''katilu fiy sebiylillah'' denilir.
Misal: birinin hakkını yedin. istersen bu adamın hakkını vermeyebilirsin. Ama evrensel değerler ve
vicdanın gereği bu adamın sende olan hakkı karşısında boynunu bükersen ve adamın hakkını iade edersen
işte senimn yaptığın bu amele allah yolunda kıtal etme yani katilu fiy sebiylillah denilir.
Eğer kendini değilde başkasını aynı amaç için yola getirmeye çalışırsan buna da ''katilu fiy sebiylillah''
denilir.
Böylesi bir erdemli davranış karşısında size ENAYİ denildiğinde sizler belki MEVT yani Ölü yani hiç bir
şey düşünemez /söyleyemez/üretemez konumda olabilirsiniz. Ancak aslında sizler DİRisiniz yani HAYY
sınızdır. Bu şekilde evrene pozitif enerji salıverirsiniz
ZULME karşı bilinen manada verilecek olan ŞEKLİ savaş ve bunun nasıl ne şekilde yada içerikte
yapılacağı Kuranilminin konusu değildir. Bu şekli savaş Rabbilalaemyn kriterlerine göre yapılır. Kuran
ilmi SAVAŞ ve ÖLDÜRME kavramları üzerinden de bizlerin bir nevi hissiyatını tarif eder.Ancak bu
kavramların bilinen ŞEKLİ kısımlarını Rabbilalaemiyne bırakır
Rabbilalaemiyn kavramı doğru anlaşılamadıkça Kuranın misyonu da anlaşılamayacaktır
O halde eyy kul: VİCDAN sözkonusu olduğunda kendini yada bir başkasını bu vicdana karşı etkisizleştir.
Eğer bunu yaparsan 4/74 e göre sana büyük ecir verilecektir.
Sevgili dostlar: Allahın bizden istediği kendi yolundaki savaş işte budur. eline silah yada kılıç alıp ta
savaşman kuranilminin konusu değildir. Ancak kendi canını veya mukeddesatını koruma amaçlı silahlı bir
hareket yapılsa dahi bu hareketi içeriği yukarıda yaptığımız izahat kapsamında olmalıdır.
5/96
SAYDÜLBERRİ YANİ ''KARA AVI''
SAYDÜLBAHRİ YANİ ''DENİZ AVI''
HİSSİYATLARIMIZ
Sevgili Dostlar:
Kuranilmi karada avlanma ile denizde avlanma ile uğraşmaz. Kim nerede avlanırsa avlansın. Kuran ilmi bir hissiyat ilmidir. İşte
5/96 da da bizim bir nevi hissiyatımız tanımlanacaktır.
EL BAHR deyimi KURANİLMinde ''DENİZ'' anlamında değildir. Kuranilmi Deniz ile KAra ile uğraşmaz Bu deyim Kuranilminde hiç
kimseye ait olmayan ve herkesin ortak kullanım alanlarını ifade eder. Bu manaya Denizler kütüphaneler internet umumi
tuvaletler ve daha sayamadığımız binlercesi dahildir
BU alanlarda Rızık temini için aramalar yapmak bilgi yada buluşlar icad etmek 5/96 da ''saydülbahri'' yani ''deniz avı'' olarak
geçer ve bu tüm kullara HELALdir.
EL BERR deyimi de ''KARA'' Anlamında değildir. EL BAHR deyiminin tam tersidir Kişiye özel evler arabalar İşyeri Buluşlar icadlar
yani kamuya açık olmayan ve ''ÖZEL MÜLKİYET'' niteliğinde olan her türlü oluşumdur
EL BAHİRde bulduğunuz yada icad ettiğiniz bir rızık , buluş vs,siz ondan vazgeçinceye kadar sizin için ELBERR hükmüne geçer.
İşte siz ondan vazgeçmedikçe Bu olgular karşısındaki konumunuz 5/96 da ''ma dümtüm hurumen'' olarak yer bulur. Bu
durumda bir başkasının Buna göz dikmesi bunu sizin elinizden alması yine SAYDÜLBERRİ olarak 5/96 da geçer ve HARAM
kılınır.
Bir insanın MA DÜMTÜM HURUMEN'' olması demek '' bundan kendi isteğimle feregat emedikçe, vazgeçmedikçe kimse buna
dokunamaz'' demektir.
ÖRnek: Umumİ halka açık bir Tuvalete girdiniz. Siz orayı kendi isteğinizle boşaltmadıkça kimse oraya giremez. Eğer kişi çok
sıkışırsa ve bu tuvaletten de başkası yoksa ve buna rağmen içerdekini rahatsız etmezse ve nihayetinde de altına kaçırırsa bu
durum İHSAN Ameli hükmüne geçerek ''Vettekullahelleziyyyyyy ileyhi tuhşerune'' şeklinde 5/96 da yer bulur
KURAN VE TEKVİR(DÖNÜŞÜM)
Kuran sizin hayatınızı bir STİL yada ŞEKİL üzere nasıl yaşayacağına karışmaz. Onu Alemlerin Rabbine bırakır. ŞEKLEN, nerede
ve nasıl bir hayat süreceğnizi Alemlerin Rabbinden öğreneceksiniz.
Kuranın daha büyük bir misyonu var. O da sizi İÇİNİZDEN fethetmektir. Hissiyat ve duygularınızı tanımlar Zaaflaınızı tanımlar
ve yaşadığınız ŞEKLİ hayatınızda karşılaşmanızın muhtemel olduğu sorunları ve bu sorunlar karşısında nerelerde zaaf
gösterebileceğinizi de tanımlar ve bunlarla başa çıkmanız konusunda size DANIŞMANlık yapar.
Hayatınızı Alemlerin Rabbinin kriterlerine uymak kaydıyla ÖZGÜRCE yaşayın. Kendi hayat stilinizi kendiniz yaratın. Kuran
aracılığı ile hayata ve içerdiği sorunlara karşı sağlam ve ÖZGÜVENLE karşı durun. Böylece evrene POZİTİF ENERJİ yaymış
olacaksınız.
Son demde de sizden istenilen sadece budur:
HAYATA POZİTİF ENERJİ YAYIN. Bunu HAYR ve HASENE yani İyilikler yaparak gerçekleştireceksiniz .Alemlerin Rabbinin işte bu
enerjiye ihtiyacı var. Bu Enerji ile Alemlerin rabbi bir tafaftan kendini asli unsuru olan LİLLAHİ ye tekvir edecek yani dönüşecek
diğer taraftan ise bu enerjiyi istikrarlı bir şekilde yayanları da ÖDÜLLENDİRECEKtir Bu dönüşüm TAM olarak tamamlandığı an
evrenin varlık sebebi artık ortadan kalkacak ve KIYAMET kopacaktır
Cennet bu süreçte EVRENE SÜREKLİ OLARAK pozitif enerji yaymış olanlara verilecektir
Bu enerjiyi yaymayanlar yada yayılmasını yavaşlatanlar ise CEZALANDIRLACAKLARDIR.
Bu enerjinin üretilmesini durdurmak MÜMKÜN değildir. Çünkü hayvanlar ve bitkiler alemi de bu enerjiyi üretiyor ve yayıyor.
ANcak İNSAN nesli bu enerjiyi ÇOKHIZLI bir şekilde yayabilecek yetilerle donatılmıştır. Bu yüzden TEKVİRin bir an önce
tamamlanması için kaliteli ,eğitimli ve Erdemli İNSANa ihtiyaç vardır
Dünyaya MAL MÜLK edinmeye gelmedik . Asıl amaç bu değil. İyilikler ve güzellikler düşünerek yada yaparak evrenin ihtiyacı
olan bu POZİTİF ENERJİyi yaratmak için geldik.
HIZLI VE İSTİKRARLI bir şekilde YARATMAK için.
SORU:
4/43 e göre sarhoş olsa bile kişiye ne dediğini bilinceyekadar içki içebilme ruhsatı varsa 5/90 na göre ''içki kumar ve fal oklari
şeytan işi birer pisliktir '' diyen bu ayettki içkiyi nasıl anlamaliyiz?
CEVAP.
EL HAMR - HUMUR yani '' SARHOŞLUK VERİCİ İÇKİ'' HİSSİYATLARIMIZ
Sevgili Dostlar
Kuranilmi bir Hissiyat ilmidir. Kitab içindeki her bir deyim , KURANİLMİ adı altında AYRICA bir mana daha içerir ki işte bu mana
bizim insan olarak bir nevi hissiyatlarımızı tarif eder ve böylece bu deyim işte içerdiği bu ARTI MANA ile EVRENSEL hale gelir.
...İşte bu deyimlerden biri de 5/90,92, 2/219 , 24/31 de geçen HAMR- HUMUR deyimleridir. Bu deyimlerin meali manası
''Sarhoşluk verici içki'' yada ''Örtü- Başörtüsü'' şeklinde anlışılmıştır. Oysaki KURANİ MANA sı:
Bir makam yada konuma yada ÜNVANa gelme yada bu makam yada konumda ,yada ÜNVANda isek de bundan
menfaatlenme hissiyatlarımızdır. Bu hissiyat gayet MEŞRU ve ve Doğal bir hissiyattır. Herkes çocuğuna ''oku büyük adam ol''
dediğinde işte bize bunu söylettiren hissiyatımıza EL HAMR denilir.
Kitabın hiçbir yerinde EL HAMR tekbaşına HARAM KILINMAZ.. Muhakkak yanına ,Misal: ELMEYSİR gibi bir tamlama alır. Eğer
gerek bir makama gelme ve gerekse bu makama gelinmiş ise bunun menfaatlerinden yararlanma esanasında
1) Birilerini SOYUT olarak zarar vermişsek( Hakkını yeme, Onun önüne geçme yada geçirilme, Adam kayırma, vs) ( EL MEYSİR )
2) Yavşaklık , yalakalık, yapmışsak (EL ENSAB)
3) birilerine SOMUT olarak zarar vermişsek( Ayağına sıktırma, Bıçakla yaralama, adamın karısını kızını kaldırma , şantaj
tehditle yıldırma vs) (EL EZLAM)
İşte o zaman bu HELAL olan HAMR hissiyatı artık bizim için HARAM a dönüşür ve bu durumlara da 5/90 da vurgu yapılır.
peki SARHOŞLUK VERİCİ İÇKİ içmek kuranda haram kılınırmı?
Sevgili dostlar: İşin bu kısmı KURANİLMİnin konusu değildir. Bir kişi yada toplum için bunun haram kılınıp kılınamayacağına
Rabbilalaemiyn kriterleri karar verir.
Eğer bir insan kendini kaybetmeme yetisine yada bu konudaki iradesine sahip çıkabiliyorsa yada bu konuda kendine
güvenebiliyorsa içki içmesinin İSLAMa göre hiç bir sakıncası yoktur
MUSANIN DOĞUŞU
MUSANIN ANNESİ
HİSSİYATLARIMIZ
MUSAnın annesi kim? ona bakalım. Yapılmasına rağmen bir işin ücreti ödenilmemişse ,bundan doğan hakka MUSA ,bunu
doğuran İŞE(yani "NİSA "ya ) MUSA' nın annesi denilir. Yaptığı iş dolayısıyla bir insanın hakkını alamama korkusu 28/7 de
MUSA'NIN ANNESİ üzerinden izah edlir ve Alemlerin Rabbi bu anneye" korkma bir şekilde seni musa ile buluşturacağım "der.
Sevgili arkadaşlar böylece musa, annesinden 24 saatimiz içine belki milyonlarca kez doğar ve belki milyonlarca kez tekrar
buluşturulur. Eğer bir insan yapmış olduğu işin bedelini herhangi bir sebepten dolayı alamıyorsa ve karşı taraf ta bunu vermek
istemiyorsa işin bedeli yani Musa ,kendini doğuran annesinden yani çıkış noktasından ayrılır. ANNE ise onun bir daha
kendisine dönmeyeceğini düşünerek korkar ve hüzünlenir. İşte bu noktada Alemlerin Rabbi devreye girer 28/7 de Musa'nın
annesini teskin eder. Eğer bu işin bedeli ödenirse Ödeyen kişi için FİRAVUNlaşma tehlikesi ortadan kalkar. Ama ödemezse
Firavunlaşır. Hakkını da hiç bir şekilde alamayan bir kişi buna BEDDUA ile değil de HAKKINI HELAL ETME erdemliliği ile cevap
verirse Firavunun bu işten kendine göre elde ettiği MENFAAT her ne ise onun içine MUSA yı yerleştirir. Böylece Firavun bu
menfaatten faydalandıkça bunun içindeki MUSA da büyümeye devam eder ..
SEVGİLİ ARKADAŞLAR, YUNUS SURESİ 84.AYET-2.DERSTE YİNE KİTAP DEĞİL, İLLA Kİ KUR’AN DİYORUZ…
Ve kâle mûsâ yâ kavmi in kuntum âmentum billâhi fe aleyhi tevekkelû in kuntum muslimîn*
Bir önceki dersten de hatırlayacağımız gibi “âmentum billâhi” kötü husletlerin az, iyi husletlerin çok olmasına gayret etmektir
ve bu hissiyatı yaşayanlara Firavun hissiyatı hükmedemez ya da uzun süre hükmedemez…
“ ..fe aleyhi tevekkelû..”; Bir insanın tevekkül içinde olabilmesi için kendisini eylem ve söylemleri ile azim kıvamına yani
hedeflediği konum ve çabaladığı şey için varabileceği maximum güce getirmesi gerekir, en azından kısmen dahi olsa elinden
gelenin en iyisini yapmış olmalıdır… Tevekkül esnasında Nuh melekesi şükür ile devreye girer, 17/3. İnsan başına geleni doğru
anlayıp, gereğini yapınca, doğal olarak sonuca da ulaşmak ister.
Ancak bazen insan ne kadar iyi iş çıkarsa da bazı faktörler onun sonuca ulaşmasını engeller. İnsan bu noktada Allah dahil
inandığı her şeye isyana kadar gidebilir. Zaferle biten sonuç yerine daha azı ile yetinmek zorunda kalan emek sahibi insan,
kendi gücünü aşan durumlarda isyan etmek yerine tevekkül ederek ona nasip olan fetih ile yetinir ve isyan etmezse, çok zor
bir şeye tahammül ettiği için ihsan ameli işlemiş ve aynı zamanda Allah’ın sevdiği kullardan, Elmütevekkiliyn’lerden olur ve bu
durumda zafer elde ettiği zaman bu insandan çıkacak olan pozitif enerjiden çok daha büyük bir pozitif enerji yayılır evrene..
Hedeflediği sonuca kavuşamayan insanın yaydığı bu pozitif enerji aynı konumda olan başka insanları zafere taşır . “Ben
istediğimi tam olarak elde edemesem de, benim çabalarım başka insanların yolunun açılmasına yardımcı olur” hissiyatı ve
inancına tevekkül etmek denir..
Sonuç almadan asla durmam diyerek hırçınlaşan insanlar zafer için her türlü gayrimeşru yolu da denerler. Bu durum onların
mütevekkil olmamalarından kaynaklanır. Bu da bütün amelleri fesheder. Zafere talip olmakta hiçbir sıkıntı yok ancak olmadığı
takdirde fetihle de yetinebilmelidir insan, bu her ne kadar zor olsa da…
Fetih, bir şeyin önünün açılmasıdır, 21/96. Tam bir sonuçla zafer elde etmek ile fetih yapmak farklı şeylerdir. İlk etapta esas
amaç zafer değil fetih olmalıdır. 48/1 de Muhammed’e fetih verilir, zafer değil. Muhammed’e zafer verildiğine dair bir delil
yok, çünkü fedakarlık, zafer kazanabilecek iken gelen fetih ile yetinebilmektir. Eğer Muhammed’e fetih değil de zafer
verilseydi her fedakarca çalışmanın sonucu tam hedefine ulaşırdı.
Bir insan ilk etapta, “ben elimden geleni yapayım da bakalım ne göreceğiz” demeden, fedakarca uğraştığı şey için zafere
oynuyorsa, yaptığı ameller boşa çıkabilir. İnsanın yaptığı hamleler sonuç vermezse bu insan zafer yerine fetih ile yetinmelidir.
Fakat fetih ile yetinmek demek fedakarca emek verilerek hedeflenen şeyde, tekrar zafer için atağa geçmemek anlamına
gelmez.
Şimdi konumuza uygun bir örneklendirme yapalım. Tıp fakültesinde okumak isteyen ve gerçekten de verdiği büyük emek ile
en iyi tıp fakültesini tutturabilecek kapasitedeki bir öğrenciyi düşünelim. Her şey iyi güzel de, sınav anında öğrencinin midesi
bulanır, başı ağrır, veya sınava gelirken bindiği taksinin lastiği patlar, bu ona zaman ve moral kaybettirir, v.b gibi… Neticede
bir aksilik olur ve ilk yüz öğrenci arasına girebilmesi kuvvetle muhtemel olan öğrenci ilk 10.000 kişi arasına girerek tıp fakültesi
kazanamasa da yine de güzel bir bölüm kazanır kazanmasına da, kazandığının adı zafer değil, fetih olur.. Allah; ” sen çalıştın,
ben sana zaferi nasip etmedim” diyor. 48/24… Öğrenci bunu anlar ve kendisine telkinde bulunan Muhammed melekesine
uyarak fetih ile yetinirse (48/1), evrene yayılan pozitif enerji daha zor durumda olan başka öğrencilerin işini görecektir. İşte
bu öğrenci kafayı sıyırma ve isyan noktasına gelmeden fetihle yetinirse yaptığına tevekkül, kendisine mütevekkil denir, ayrıca
hazmedilmesi çok zor bir durum olduğu için de ihsan ameli işlemiş olur ki, kendisinden ayrıca bir pozitif enerji daha açığa
çıkar ve evrene yayılır… Bu öğrenci ömrü boyunca bu fetih ile yetinmeli mi?.. Tabii ki hayır… Eğer isterse bir sonraki sene
tekrar bir deneme yapar. Zafer gelirse ne ala ….Selam ile
66/3,4,5
BÖLÜM II
''iz eserrennebiyu ila ba'dı ezvacihi hadiysen''
ENNEBİnin EŞLERİNİN BAZILARINA GİZLİ BİR SÖZ SÖYLEMESİ HİSSİYATIMIZ
Sevgili Kuran Dostları
Kitapta anlatılan ve tarihten bahsediyormuş gibi görünen ve bu halleriyle de ne bu zamanı yaşayan bizleri ,ne onbinlerce
zaman öncesini yaşamış olan insanları ve ne de onbinlerce yıl sonrasını yaşayacak olan insanları ilgilendirmiyormuş gibi
görünse de aslında tüm insanlarda bulunan Fıtri hissiyatları/zaafları/duyguları anlatmayı amaç edinir ve bu amacıyla da
kitaptaki tüm ayetler KURAN adını alarak bizlere ŞİFA olur.
Şimdi Tahrim suresinin 3,4 ve 5 .ci ayetlerini En iyi arapça bilen birine tercüme ederek okutturunuz ve bu ayetlerden bu
şekilde meali olarak elde edilecek olan mananın bugün itibarıyla sizi nasıl ve ne şekilde ilgilendirceğini bu iyi arapça bilen zata
sorunuz. Size hiç bir şekilde makul ve evrensel bir cevap veremeyecektir. Çünkü o size ARAPÇA bir Cümlenin TERCÜMEsini
yaptı. Size KURANı okumadı.
Sevgili Dostlar
ENNEBİ denilen kavram insaniyet adına ortaya konulmuş DOĞRU bir EYLEMin adıdır. Bu kavram İçimizdeki Resullerin
ERRESUL olarak düşünce dağarcığımıza hükmettikten sonra artı ilgili resulün FİİLİYAT dünyamıza da hükmetmesiyle oluşur.
Böylece RESUL önce ERRESULe sonra da ENNEBİye dönüşür
EZVAC yani EŞLER denilen kavram içimizdeki bir hissiyatının yada dış dünyadaki bir amel yada fiiliyatın yine dış dünyamızda
yada fiiliyatımızda Karşılık bulmasıyla oluşan bir hissiyatımızı tarif eder.
ENNEBİnin EZVACI yani ''Peygamberin eşleri'' dediğimizde bu kavram Kurani manada peygamberi ve onun DİŞİ eşlerini
kastedmez. Yapılan bir insanlığın dış dünyada yine yapılması için karşılık bulma durumunu ifade eder.
Bazen bir insan yapılmakta olan HAYR içerikli bir Fiiliyatı yani ENNEBİyi kendisi de yapayım derken yani hissiyati olarak
ENNEBİnin ZEVCESi olmuşken bu fiiliyat hakkında İLME DAYALI bir tahmin yada öngörüsünün tutmasına 66/3 te Ennebinin
EZVACının bazısına bir sözü yani HADİYSi SIR olarak vermesi denilir.
Bu durum bu kişiyi birdenbire diğer insanlar nazarında REZİL EDER hale getirir. Çünkü İLMİ ÖNGÖRÜSÜ TUTMAMIŞTIR. İşte bu
durumda bu kişinin önünde 2 seçenek bulunmaktadır
1) '' YAv ilmi olarak bunun olması lazımdı neden olmadı? Herşeyi hesap etmiştim.. Aman aynı fiiliyatı yapan /yapmaya çalışan
diğer insanlar yani Diğer EZVAC işin bu kısmını bilmesinler. Yoksa Rezil olurum diyerek nefsi bir zaaf gösterecektir. Böylesi bir
durumda diğer insanlara senin ilgili fiiliyat ile ilgili İLME DAYALI bilgi vermekten kaçınıp bu süreçte Kendi kişisel hatalarını öne
süreceksin ve bunu da anlatırken sanki Helal/sıradan bir iş yapıyormuşsun gibi YAYACAKSIN: Böylece diğer ezvac arasında
İLMİ OLARAK Rezil olmamayı amaç edineceksin. Oysa sen bunu bir ilme dayanarak yaptın. Kişisel hiç bir hatan yoktu
Böylece İLME DAYALI ama tutturamadığın bir öngörüyü sanki AŞAĞILANACAKMIŞSIN gibi gerek diğer insanlara gerekse
içindeki diğer temiz duygulara dikte etmeye çalışma hissiyatın 66/3 te anlatılan ve 1400 sene önce PEYGAMBER ve EŞLERİ
arasında geçen bir tarihsel hikaye üzerinden anlatılmaya çalışılır ve bu nefsani hissiyat bu ayette GARİMEŞRU kabul edilir
2)' Yav İLME dayakı olarak öngrdüm ama olmadı yoksa benim hiç bir hatam yok. Ama aynı fiiliyatı yapan /yapmaya çalışan
diğer insanlara yani Diğer EZVACa işin bu kısmını itiraf etmeliyim ki onlar da bilsinler ve İLMEN belki de benim gözden
kaçırdığımı tespit edebilsinler
Bu esnada benim ve diğer EZVACın yapması gereken şey ise benim İLME dayalı öngörümün neden tutmadığının ilmi olarak
ortaya konulması için HEPBERABER çalışmamızdır. Sonuçta İLME DAYANARAK tutturamamış olsam bile bunun da insanlara
faydası olacak O zaman bunun için bizlere yani ben ve diğer ezvaca hükmetmesi gereken Hissiyatlar 66/5 de anlatılmıştır
!) MÜSLİMATİN : Yani İLME DAYALI bile olsa tutturulamamış bu öngörünün ilmi olarak bir yerde eksiklik içerdiğineTESLİM
olmak
2) MUMİNATİN : Böyle bir çalışmanın ilk etapta BAŞARISIZmış gbi görünse bile eksikliklerinin giderilmesiyle insanlara fayda
sağlayacağına inanmak
3)KANİTATÜN :Bunu yapan kişinin de BAŞARISIZ olsa bile Dışlanmaması gerektiğini kabul etmek
4) TAİBATÜN :Bu BAŞARISIZLIĞIN insan nefsinde oluşturacağı yukarıdaki BİRİNCİ ŞIKKta anlatılan hissiyatları taşımaktan
kaçınmak
5) ABİDETÜN: Bu BAŞARISIZLIĞIN gerçek sebebini ilimi olarak ararken bunu FİTNE için değil de gerçekten severek yapmak
6) SAİHATÜN :Bu BAŞARISIZLIĞIN gerçek sebebini ilmi olarak ararken işin sonu nereye giderse gitsin sonuna kadar
gitmek/seyahat etmek
7) EBKAREN :Bu BAŞARISIZLIĞIN gerçek sebebini ilmi olarak ararken bundan asla usanmamak her gün araştırmaya başlarken
sanki o gün yeniden başlanıyormuş gibi hareket etmek.
Sevgili Dostlar
Kitapta HİKAYE/MASAL şeklinde anlatılan ve dışarıdan bakıldığında bizleri ilgilendirmiyormuş gibi görünen tüm ayetler aslında
yukarıdaki örnekte olduğu gibi Tüm insanlara ait FITRİ HİSSİYATLARI anlatmayı amaç edinir. İşte bu İKİNCİ ama
ÖZ/ÇEKİRDEK/ESAS MANA ya KURAN denilir.
''Kitapta mana içinde mana buldum
Bir de baktım ki bulduğum mana bizzat kendim imiş''
TEDEBBÜR- LEDÜN İLMİ
HAYR kimden gelirse gelsin kim tarafından yapılırsa yapılsın bu insana hükmeden hissiyata MUSA denilir. MUSA Alemlerin
Rabbinin Resullerindendir ve her birimizin bir İNSAN olarak içine yerleştirilmiştir. Bu Resul hissiyatının görevi bizlere hayatımız
boyunca HAYR AMELLERİ yaptırtmak ve evrene bu şekilde pozitif enerji yaymamızı sağlamaktır.
Eğer HAYR istikrarlı bir şekilde yaıpılırsa bukez işin içinde yine Rabbilalaemiynin Resullerinden olan HARUN RESUL devreye
girer. Böylece MUSA ve HARUN içimizde birlikte çalışarak birbirlerine KARDEŞ yani AHIY olurlar.
MUSA ve HARUN hissiyatlarına selam olsun
Bu hissiyatlara göre yaşayan insanlara HELAL OLSUN
'Aybaşı halinde iken KADINLARDAN AYRILIN' diyen Allahın 'Kadınlardan'' deyimi yerine ''Eşlerinizden'' ayrılın demesi
gerekmezmiydi?''Kadınlar'' deyimi içine
Annem de girer,
Bacım da girer,
Teyzem de girer,
Halam da girer,
Dışarıdaki herhangi bir kadın da gider
Allaha bu ayette müslümanlara '' Oruç gecesi kadınlarınızdan ayrılın'' ayetinden daha cömert davranmış . Bu kez kapsamı
daha da genişletmiş ''Aybaşı halinde iken KADINLARINIZDAN değil KADINLARDAN AYRILIN'' demiş
Yani hangi kadın olursa olsun ister kendi kadının isterse başka bir kadın İlşkiye gir. Yeter ki Kadın aybaşı olmasın
Ama Eşim olarak sadece ve sadece ilişkiye girdiğim karım girer.Ama ne yazık ki Ayette EŞİMden değil KADINlarımdan da değil
KADINLARdan bahsediyor
Acaba Allah bu ayete ''Eşleriniz'' diyecekti de unuttu mu?
Uyann eyy Müslüman. MANAya talip ol Şekle değil
2/222
Sevgili dostlar
Kuran bir hissiyat ilmidir kitaptaki tüm kavramlar üzerinden bizlerin fıtrati hissiyatlarını tarif eder. Işte bunlardan biri de
Elmehiyd yani aybaşı olma konumudur
Bir insanın bir işi yapması esnasında bu iş için kendini Fiziksel yada mental olarak yetersiz görmesi durumunda bu kişiye
hükmeden hissiyata elmehiyd yani hayızlı olma denilir.Kişi bu durumundan kurtuluncaya kadar bu işe ya hiç başlamamalı
yada kendini toparlayııncaya kadar işe ara vermelidir
Eğer yapılacak işin kar veya menfaat hacmi çok büyükse ve bunun rededilmesi kişiye ve nefsine ağır gelirse işte bu durumda
kişinin içindeki muhammed hissiyatı devreye girer ve 2/222 de bu kişiye evrensel olan o hissiyati telkini yapar. Yani henüz
hazır değilsin ya girme der yada hazır oluncaya kadar girme der. Eğer kişi buişten yüksek menfaat beklentisi olmasına rağmen
bu konuda muhammedin telkinine kulak verir ve bunun da gereğini
yaparsa bu durumda 2/222 bu kişinin hayatında yer bulmuş olur.
2/222 Bu şekilde sadece evli erkekleri değil kadın olsun erkek olsun bekar olsun evli olsun tüm insanları muhatab almış olur.
Bilinen manada bir erkeğin adet halinde olan eşi ile cinsel ilşkiye girmesi yada girmek istemesi KURANın konusu yada yetkisi
alanında olmayıp bu konu Alemlerin Rabbine ait olan ve adına JİNEKOLOJİ denilen POZİTİF BİLİMin kapsama alanındadır. Eşler
bu konuda UZMAN olan kişilere giderler ve Eğer o kişi bunlara bu halde iken bu ilişkiye ilaç yada benzeri bir şeyle onay verirse
yaparlar onay vermezse de yapmazlar
Hayvanları da seviniz ve kollayınız. İnsan olarak bizde ,her birimizin içinde olan Peygamber hissiyatları onlarda da var.
Hayvanları sevip kolladığınızda aslında PEYGAMBERLERİ sevip kolluyorsunuz demektir. Çünkü Sevgi ve şevkatle aslında
hayvanları değil bunların içindeki İYİLİK HİSSİYATLARInı muhatab almış olursunuz
Unutmayınız
İnsana huzur ve cennet SADECE Peygamberlerden/peygamberler aracılığı ile gelir/Üretilir/evrene yaylır
Evrene
İyilik ve fedekarlıklarınızla POZİTİF ENERJİ yayın.
İşte Kuran bunun için var
İçimize yerleştirilen İyilik hissiyatları yani Resuller bunun için var.
LİSANEN ARABİYYENe değil KURANEN ARABİYYENe talip olun. İkisi arasında dağlar kadar fark var. Biri delalete diğeri hidayete
götürür,
Her ne adına olursa olsun ZULMün karşısında olun. Zulmü sevdiğiniz insanlar için hatta ülkenizin geleceği adına bile olsa
onaylamayın.sineye çekmeyin.
Her ne adına olursa olsun İYİLİK ve HAYRın yanında ve destekçisi olun.
Hakketmeri kaydıyla düşen insanların elinden tutun.
Hayatını insanların hayrına adamış biri düştüğünde de yardım etmede bu tür insanlara öncelik verin
Aslanlar gibi MEŞRU yolla çalışıp kazancınızın ne zaman ve ne kadar olacağını fazla düşünmeyin Bunu Rabbilalaemiyne bırakın
. Meşru kazancınızla Hayatı özgürce ama meşru bir şekilde doya doya yaşayın. Gücünüz nispetinde diğer insanların da doya
doya yaşamsına yardımcı olun PAYLAŞIMCI olun. Hayata küsmeyin Küsen insanlara yardımcı olun.
Unutmayın:
Hayatımızda bizi depresyona sokan ve bu şekilde iyilik ve güzellik düşünmemizi engelleyen temel faktör FAHİŞE hissiyatıdır.
Bu hissiyat Hayattaki tüm kazançlarımızı da kayıplarımızı da bizlere ABARTILI göstererek bizleri Kendimizden uzaklaştırır.
Bu yüzden hayatta neyi kaybederseniz kaybedin ama ABARTMAyın. Hayat sizin için bir başka yerden bunu telafi edecektir.
Hayatta neyi kazanırsanız kazanın yine ABARTMAyın. Kazancınız aynı zamanda sorumluluğunuzdur. Ne kadar çok kazanırsanız
sorgu ve sualiniz de o kadar ağır olacaktır
Hayatı ve içeriğini ABARTILI gören ve yaşayan herkese hükmeden hissiyata FAHİŞE denilir. FAHİŞE denilen kavram sadece
genelevlerinde çalışan kadınları tanımlamaz. Kazanç ve kayıplarını her zaman ABARTILI algılayan insanlara hükmede hissiyata
FAHİŞE denilir.
93/7
VE VECEDEKE DALLEN FEHEDA
''Seni Sapık olarak bulup da hidayete eriştirmedik mi?''
Sevgili Dostlar
Kitapta muhammedi muhatab alan tüm ayetler ŞAHSİYET Muhammed üzerinden zaman ve mekan farkı olmaksızın tüm
insanların hiss ve amellerinde hatta evrendeki tüm canlılar tarafından ortaya konmuş/konulacak yada konulmakta olan
FEDEKARLIK hissiyatını tanımlar. YAni Kitapta Muhammedi muhatab alan herhangi bir emir/telkin/tavsiye/kompleman
gördüğünüzde sakın olaki bunları 1400 sene önce yaşamış olan BEŞER Muhammedi muhatab alıyor gibi okumayın. Tüm
Evrende yapılan/yapılmakta olan/ yapılacak olan FEDEKARLIK hissiyatını muhatab alıyormuş gibi okuyun.
İşte bunlardan biri de 93/7 de geçen VE VECEDEKE DALLEN FEHEDA ''Seni Sapık olarak bulup da hidayete eriştirmedik mi?''
ayetidir.
Sevgili Dostlar
DALLE-DALLEN- DELALET-İDLAL-DALLİYN-DALLÜN kavramları bir insanın sahip olduğundan daha güzelini/ iyisini geiişmişini
bulduğunda bunlardan Rabbilalaemiyn kıstaslarına uygun olması kaydıyla faydalanması yerine elindekinden asla
vazgeçmemesi konumunu ifade eder. Kuranda bu hissiyata iyi gözle bakılmaz.
DALALET içinde olan insanlar hayatta asla ve asla hiç bir konuda TERFİ edemezler. Bu tür insanlar Rabbilalaemiyni
ĞADABlandırılar yani sinirlendirirler. Bu yüzden de bizler FATİHA SURESİnin son ayetinde ''ĞAYRİLMAĞDUBİ ALEYHİM
VELADDALLİYN'' diye dua da ederiz
Sevgili Dostlar
Muhammed ,RESUL iken bizlere içimizden FEDEKARLIK AMELLERİNİ yapmamızı telkin eder. Ancak fedekarlık yapmak
istediğimizde bu iyi niyetimizin suistimal edilebileceğini bu yüzden fedekarlık yapmadan önce muhatabımızın iyi
araştırılmasını iyi tetkik edilmesini Muhammed bu kez RESULULLAH olarak yine içimizden telkin eder.
Muhammed Hem RESUL ve hem de RESULULLAH olarak her insanın içinde o insana fedekarlık yapmasını telkin eder
Muhammedin RESULlüğü için 3/144 e, Muhammedin RESULULLAHlığı için 48/29 za bakabilirsiniz
Eğer Muhammed bizlere RESUL iken fedekarlık yaptırmak istediğinde bunun suistimal edilmemesi yönünde de bizlere dikkat
etmemiz gerekliliğini telkin ederse bu durumda ona böylesi bir telkini yapmak zorunda bırakan muhatabımız yada
bulunduğumuz ortama istinaden bizler 2.ci telkini duymazlıktan gelirsek ve FEDEKARLIK yapmada aceleci davranırsak bu
durumda RESUL muhammed, Resulullah muhammed karşısında DALALET konumuna düşebilir
İşte böylesi bir ihtimali yok etmek için
1) Fedekarlık yapacağız ( Resul muhammed)
2) Bunu aceleye getirmeyeceğiz.
3) Muhatabımızda ŞAİBE ,HİLE ,AYAKOYUNLARI olmamasına dikkat edeceğiz ( Resulullah Muhammed)
Eğer ikinci ve üçüncü şıkka riayet etmeden birinci şıkkı amel edersek, Bu kez Resul Muhammed Resulullah muhammed
karşısında DALLEN konumuna düşecek ve yaptığımız amel başımıza bela olabilecektir.
Eğer Muhatabımızda ŞAİBE,HİLE, AYAKOYUNLARI olmamasına rağmen sanki varmış gibi davranarak 2.ci şıkk üzerinde fazlaca
durup da 1.ci şıkkı amel etmeyi amaç edinirsek bu kez Resulullah Muhammed , Resul Muhammed karşısında DALLEN
konumuna düşer. Böyle olunca da geç kalmış olabileceğimizden Muhatabımız Ölebilir. Böylece bir çuval inciri berbat etmiş
oluruz
24/31
#BAŞÖRTÜLERİNİ YAKALARI ÜZERİNE VURSUNLAR''HİSSİYATIMIZ
Sevgili kuran dostları:
Kuranilmi bir Hissiyat ilmidir. Kitab içindeki her bir deyim , KURANİLMİ adı altında AYRICA bir mana daha içerir ki işte bu mana
bizim insan olarak bir nevi hissiyatlarımızı tarif eder ve böylece bu deyim işte içerdiği bu ARTI MANA ile EVRENSEL hale
gelir....
İşte bu deyimlerden biri de Kitapta 24/31 de geçen ve mealen ''#BAŞÖRTÜLERİNİ YAKALARI ÜZERİNE VURSUNLAR'' şeklinde
mana verilen ayettir
24/31 ''velyadribne bihumurihinne ala cuyubihinne'' yani ''örtülerini yakaları üzerine vursunlar'' ya da başka benzer
içeriklerde meallendirilir.
24/31.ci ayette geçen yukarıdaki ibarenin meali manası aslında anlatılmak istenilen mana değildir.
Anlatılmak istenilen mana KISACA şudur;
Elbette ki bir İnsan işinde ya da görevinde ya da makamında bir takım başarılar elde ettiğinde gerek kendi nefsi ve gerekse
çevresindeki insanlar ona bir takım pozitif komplemanlar yönelteceklerdir. Bu HARAM değil, aksine insan olmamızın temel
hissiyatlarındandır. Ancak bu komplemanlar karşısında galeyana gelmemeli, işimizde ya da bulunduğumuz makamda
ciddiyetimizi kısmen dahi olsa kaybetmemeliyiz. İşte böyle davrandığımızda aslında bizler 24/31`de anlatılan yukarıdaki ayetin
içeriğini yapmış oluruz (velyadribne bihumurihinne ala cuyubihinne).
Hayattan bir kaç örnek verelim;
1) Trafik Polisisiniz. Bir aracı durdurup ceza keseceksiniz. Ama hakikaten de çok güzel ya da yakışıklısınız. Ceza kesme
esnasında muhatabınız size ''ne kadar güzelsiniz, ne kadar yakışıklısınız, üniformanız çok yakışmış v.b şeyler'' diyebilir. Bunu
derken YALAKALIK olsun diye değil hakikaten İÇTENLİKLE de söyleyebilir. Sizin burada yapmanız gereken şey nedir?
A) İşini gücünü bırakıp adamla bu tür sohbete dalmak,
B) Hiç bir şey söyleyemeyerek ya da ''teşekkür ederim beyefendi'' deyip işinizi ciddiyetle yapmaya devam etmek.
İşte ''B'' şıkkını yaptığınızda 24/31`de anlatılan ''velyadribne bihumurihinne ala cuyubihinne'' ayetinin gereğini yapmış
oluyorsunuz.
2) Çok güzel bir bayan öğretmensiniz. Ders anlatıyorsunuz ve o esnada öğrenci el kaldırdı, söz istedi ve size ''hocam gözlerinin
ne kadar güzel'' dedi. Sizin burada yapmanız gereken şey nedir?
A) İşinizi gücünüzü bırakıp bu öğrenciyle bu konuda sohbete dalmak,
B) Hiç bir şey söylemeyerek ya da ''teşekkür ederim kızım ama burası bu tür sözler için uygun değil'' deyip dersinize devam
etmek.
İşte ''B'' şıkkını yaptığınızda yine 24/31`i ifa etmiş oluyorsunuz.
Unutulmamalıdır ki Rabbilalemiyn, Kitapta kullarının hissiyat ve davranışlarını muhatab alır ve onları İNSANİYET NAMINA
İÇTEN FETHEDER ve böylece onlara İBLİYS`in telkinlerini etkisizleştirmeyi hedef edinir.
Sevgili Arkadaşlar, BAŞÖRTÜSÜNÜ dileyen takar dileyen takmaz. Giyim ve kuşam toplumun marufudur Takana sevap
olmayacağı gibi başörtüsü takmayana da günah yoktur. Bu bir kişisel/örfi/Kültürel tercihtir
Sen TEBLİĞ yaptığında aslında bunu sen yapmazsın İçindeki İYİLİK HİSSİYATI yani RESUL yapar. sana gösterilen her türlü
olumlu yada olumsuz tepki de aslında sana değil içindeki RESULe dir.
Bizler TEBLİĞ yada İNZAR yaptığımınızda tüm vucut azalarımızı içimizdeki RESUL hissiyatının emrine amede ederiz. Bunun da
mükafaatı bizlere ESSALİHİYN kul olma şeklinde bahşedilir
Unutmayınız. İNZAR yani UYARMA ve TEBLİĞ yani BİLDİRME sadece ve sadece RESULLerin işidir. Bizlerin işi değildir. Bu
konuda bize düşen görev ise içimizdeki Resullerin bu işlerini için vucudumuzu onların emrine vermektir.
Bu işten sen de huzur ve Cenneti bularak fayda göreceksin.
Bu süreçte sen RESUL olmuyorsun ve asla da olamazsın. Senin görevin Resul olmak değil içindeki Resullere aklını,
dilini,vucudunu kullandırtmaktır. Bunu yapabilirsen sana SALİH KUL denilir.
AHZAB 40
RESUL ERRESUL RESULULLAH – HATEMENNEBİYYİN – EBA – EHAD – TAHA -TASİN KURALI HİSSİYATLARIMIZ
RESUL insanları doğru yola çağıran ve eğer doğru yoldalar ise de onları burada tutmaya çalışan oluşumlardır. Bunların
MELEKE şekilleri içimizde yaşar. Bunların aktif hale gelmesi haline ERRESUL denilir. Bu düşünce dünyamızda gerçekleşir. Eğer
bu durum AMEL dünyamıza nakil edilirse buna RESULULLAH denilir. Biz bunu AMEL edersek buna ENNEBİ, TAMAMIYLA
(itmam+ikmal) amel eder ve bitirirsek buna da HATEMENNEBİYYİNE denilir 33/40.
33/40`ta Nebi değil “HatemENNEBİ” geçer. Ayette geçen “Rical”, gidilmesi gereken hedefteki en üst noktadır. 33/40 “İKİ VE”
kuralı ile anlaşılır.
Örneğin; iyi bir ressam olmak var, bir de dünyaca ünlü bir ressam olmak var, değil mi? Errical, elif-lam-ra yazılımıdır ve bu son
derece önemlidir. Arapça anlam devre dışı olabilecek ve ağırlıklı olarak dubur anlam anlaşılacaktır. 4/34`ü de bu doğrultuda
anlarız, yoksa kadınların erkekler üzerine olan idareciliklerini nasıl açıklayabiliriz ki?
33/40’a dönersek; “ma kane muhammedün eba ehadin min ricaliküm ve lakin resulallahi ve hatemennebiyyine” de geçen
“EBA”; bir şeyin kişide oturması, statüko haline gelmesidir. EHAD; bir şeyin bir ya da birkaç kez yapılmasını anlatır, bütünün
parçalarıdır. Ehad’lar yani parçalar Vahid’i yani bütünü oluştururlar. Kelimelere tek tek anlam yüklemek, bu şekilde tevil
oluşturmak, verilecek en güzel örneklerden biridir. Bu şekilde ki yaklaşıma Ta-Ha denir 20/1.
Tek tek verdiğimiz anlamlar sonucunda 33/40 der ki; Muhammed yani Fedakarlık ameli bir kerelik hedef değildir, her zaman
yapmalısınız. Eğer böyle bir fırsat oluşmuyor, fedakarlık ameli fırsatı size gelmiyorsa, o fırsatı kendiniz arayıp oluşturacaksınız.
İşte bu da Siyam’dır yani ORUÇ.
Siyam (oruç) sizin üzerinize yazılır diyor, kimin yazdığı belirtilmiyor? Allah`ta yazabilir, kişi kendisi de, başkası da. Önemli olan
Muhammedi ameli bulup, bir şekilde onunla buluşacaksın. Azgınlaşan nefsini Siyam ile (en azında açlık susuzluk olan oruçla)
dizginleyecek, cenneti kazandıracak olan Fedakarlık ameli yapacaksın..!
Resul, her insanın içinde vardır ve cinnlenir de insanın düşüncelerine hükmederse, amele kapı açarsa “Resulullah” olur.
Videoda Afrika’da ki sefaleti izledin ve ağladın “hemen yarın ben de yardım yapacağım” dediğinde, içindeki Resul Musa
cinnlenir ve Resulullah Musa’ya dönüşür. Ameli yaptığında Musa’yı Nebileştirirsin, ameli Fedakarca zorlanarak yaptığında
Muhammed devreye girer ve ameli en güzel şekilde yerine getirdiğinde “Hatemennebiyyine” olur.
Kişi, “HATEMENNEBİYYİNE” seviyesinde amel işleyince Salih amel işleyenlerden olur ve “Vellezine meahu” hükmüne geçer
48/29.
Şimdi 33/40`ta ki TA SİYN kuralının uygulanışını da görelim;
Lakin resulullahe ve hatemennebiyiyne; Eğer içindeki Resul sana bir hayrı işlettirme yönünde ya da bir nehyden vazgeçme
yönünde karar aldırırsa bu durumda bu Resul, RESULULLAH`a dönüşür. Eğer sende bunu AMEL`e dökersen ve bunu da
HATEME cinsinden yaparsan, bu durumda “Resulullah+Hatemennebiyne” birleşkesi sağlanır.
HATEME, bir şeyin son bulması anlamına geldiği gibi ''daha iyisi yok, daha ötesi yok'' anlamına da gelir.
O halde, kim ki bir hayr yapmayı ya da bir nehyi yapmamayı en güzel bir şekilde ifa ederse, bu şekilde bu birleşkeyi oluşturur.
Şimdi de “Hatemennebiyiyne” deyimini yalnızca değerlendirelim; hayr ya da ihsan amelinin yapılmasındaki en yüksek kaliteyi
verir. Buna göre 33/40`ta ''ma kane muhammedin eba ehadin min ricaliküm'' şeklinde ki ayete ''Muhammed sizin
erkeklerinizin hiçbirinin babası değildir'' şeklinde bir mana yükletilmiştir. Bu yanlıştır.
Doğru mana; Muhammedin RESULULLAH oluşu, sizin için EHADİN`dir yani tamamın bir parçasıdır. Ancak Muhammedin
HATEMENNEBİYİYNE oluşu da sizin için EHADİN`dir yani tamamın bir parçasıdır. Eğer siz Muhammedi yani Allaha
hizmetkarlığı bu yolda cefa ve eziyeti içinize EBA yani BABA yani oturmuş bir şekle getirmek istiyorsanız, gidişatınız yani
RİCALİKÜM bu EHADlardan ikisine birden talip olmalı. Birine talip olarak Muhammed içinizde EBA olamaz yani Allaha
hizmetkarlığı “öncelikli” olarak kafanıza yerleştirin. Böylece önce RESULULLAH Muhammed içinizde EBA olsun. Sonrada bunu
AMELLERİNİZE en güzel bir şekilde yerleştirin. Böylece RESULULLAH Muhammed artık amellerinizde HATEMENNEBİYİYNE
şeklinde EBA olsun.
Bu ayette Muhammedin bizim EBAmızın olmadığı-olamayacağından bahsedilmiyor. Muhammede ait olarak “Resulullah ve
hatemennebiyiyne`lerden” SADECE BİRİNİN esas alınmasına karşı çıkılıyor. Bundan dolayı EHADİN deyimi kullanılıyor,
VAHİDİN deyimi kullanılmıyor.
Herhangi bir Resule ait işlev, eğer içimize tam olarak oturur ve tarafımızdan da bu işlevde asla taviz verilmezse, bu Resul bizim
artık EBAmız yani BABAMIZ olur.
Lütfen 12/38`i açınız, burada Yusuf ''abaiy ibrahiyme'' yani BABAM İBRAHİYM şeklinde söylevine başlamaktadır ve YAKUB`u
en son olarak zikretmektedir. Oysa YAKUBU ilk başta zikretmesi gerekirdi.
TA SİYN kuralı iyi anlaşılmazsa, maalesef birileri Resulluk iddiasında bulunarak kolayca küfre girebilecektir...
Anlayıp belleyip (3) amel edip (5) kendini ve dış dünyasını bu doğrultuda düzeltebilenlere
KİTAPTA EVRENSELLİK….
Biz seni ancak ve ancak TÜM İNSANLARA bir müjdeleyici ve bir uyarıcı olarak gönderdik. Ancak
insanların çoğu bilmezler. (34/Sebe 28)
ِ اس بَشِ يرً ا َو َنذِيرً ا َولَكِنَّ أَ ْك َث َر ال َّن
َ اس اَل َيعْ لَم
{ُون َ }و َما أَرْ َس ْل َن
ِ اك إِاَّل َكا َّف ًة لِل َّن َ [28 :]سبأ
De ki: Ey İNSANLAR! Gerçek şu ki: ben sizin TÜMÜNÜZE Allah’ın resulüyüm. (7/A’raf 158)
{[ }قُ ْل َيا أَ ُّي َها ال َّناسُ إِ ِّني َرسُو ُل هَّللا ِ إِلَ ْي ُك ْم َجمِيعً ا158 :]األعراف
Ey İnsanlar. Gerçekten biz, SİZLERİ bir erkek ve bir dişiden yarattık. Sizleri halklara ve kabilelere ayırdık
ki tanışasınız. Şüphesiz sizin Allah katında en üstün olanınız en takvalı olanınızdır. Gerçekten Allah bilir
ve haberdardır. (49/Hucurat 13)
{ارفُوا إِنَّ أَ ْك َر َم ُك ْم عِ ْندَ هَّللا ِ أَ ْت َقا ُك ْم إِنَّ هَّللا َ َعلِي ٌم َخ ِبي ٌر ُ [ } َيا أَ ُّي َها ال َّناسُ إِ َّنا َخلَ ْق َنا ُك ْم مِنْ َذ َك ٍر َوأ ُ ْن َثى َو َج َع ْل َنا ُك ْم13 :]الحجرات
َ شعُوبًا َو َق َبا ِئ َل لِ َت َع
* 20 yerde “ya eyyuhennas” (ey insanlar)
* 42 yerde “rabbul alemiyn” (âlemlerin rabbi)
* 172 yerde “el nas” (insanlar)
* 77 yerde “el alemiyn” (âlemler)
DEĞERLENDİRME:
Üstteki ayetlerden özellikle 3. ayetin tarihsel olması İMKÂNSIZDIR. Tabi ki diğer iki ayet de evrenseldir.
Ama üçüncü ayette Allah’ın sadece bu ayetlerin indiği döneme hitap ettiğini düşünmek hiçbir şeyden
anlamamak demektir. Çünkü tüm insanlar bir erkek ve bir dişiden yaratıldı. Tüm insanlar kabile ve halklara
ayrıldı. O halde bu ayeti sadece indiği dönemle sınırlı tutmak ne Allah’ı, ne hayatı anlamamak demektir.
Ayrıca 24 yerde “ey insanlar”, 42 yerde “âlemlerin rabbi”, 172 yerde “insanlar” ve 77 yerde “âlemler”
diyen bir kitabın evrensel olmadığını iddia edenlere diyecek bir şey bulamıyorum.
Bazı kardeşlerimiz diyor ki: “Kuran evrenseldir” diye yazan bir ayet göster. Ben de bu kardeşime diyorum
ki: Sen eğer sarhoşluk veren içecekleri haram olarak görüyorsan, bana “bira haramdır”, “votka haramdır”
diyen bir ayet göster!
İKİ KALP?
33/4; ....ma ceallahü lireculin min kalbeyni fiy cevfihi......
Bazen bir insan, belli bir makama geldiğinde sahip olduğu ya da edildiği sorumluluk onu çok
bunaltır. Böyle olunca da kişi ''keşke bu makamda olacağıma bir işçi olsaydım'' der.
Misal, bir General düşünün. Sorumluluğu çok ve bir makamı var. Ama bu sorumlulukları onu bazen
bunaltırsa ''Allah kahretsin bu hayat mı yav. Keşke bir er olsaydım'' dediğinde, işte bu söylevi Allah
dikkate almaz. Bizim de dikkate almamamız gerekir. Çünkü bu kişi aslında asla ER olmak istemez. Onun
bu söylevi haleti ruhiyesinin o esnada ki bir serzenişidir. Bunun dikkate alınmaması gerekliliği 33/4`de ''ma
ceallahü lireculin min kalbeyni fiy cevfihi'' cümlesi ile ifade edilir.
O halde;
Bazen hayat seni bunaltacak. Zorlukla sahip olduklarından bu bunalımlı dönemini atlatmak için
vazgeçebileceğini söylesen bile Allah ve Erdemli insanlar seni ciddiye almayacaklar, bu söylemlerini bu
psikoloji altında yaptığın için aldırmayacaklar. Aksine sana destek olacak, senin o anda yaptığın bu
serzenişleri senin aleyhine kullanmayacaklardır.
ZAHİR NEDİR..?
Bir şeyin ZAHİR olması demek; O şeyin açığa çıkması ya da görünmesi demek değildir. Kişi ya
da toplum tarafından özümsenmesi, kanıksanması ve artık ilgi alanı olmaktan çıktığının işaretidir.
Burada geçen ''ma zahere minha'' deyimi de bunu ifade eder.
Yani Senin sahip oldukların başkalarında da varsa millet sana niye baksın ki? Çevrendeki
herkesin Mercedesi varsa ve sende bir tane aldıysan kimse senin arabana bakmaz. Ama bu
arabayla şahin marka araba bile alamayan fakir bir semte gidersen, herkes senin arabana bakar.
Baksınlar sorun yok. Ama sen arabanla HAVA atmaya gösteriş yapmaya endeksli söz ya da fiiliyat içine
girersen, İşte bu sahip olduğun ziynetin yine kendin tarafından HÜNNE`leştirilmesi anlamına gelir ve
HARAM`dır.
Bu ZAHİR-ZAHERE deyimini ayrıntılı olarak sonra inceleyeceğiz, şimdilik özetti. Ancak referans bir ayet
verelim; 6/120`de ''İsm`in zahir olanını ve batın olanını terk edin'' der. Buradaki zahir deyimi “Açıkta olan”
anlamında değildir.
Bulunduğun toplumda yalan söylemek, çalmak, adam kayırmak, rüşvet, irtikâp, zimmete para geçirme artık
insanlar tarafından normal karşılanır hale gelmişse ve artık bunları yapmayana normal adam gözü ile
bakılmıyorsa işte bu duruma İSM`in ZAHİRİ`si denilir.
Allah bu ayette bunu yasaklar. Yani herkes çalıyor ben de yapayım zihniyetinin önüne geçilmesi
hedefleniyor.
Demek ki ''vela yubdiyne ziyneteHÜNNE illa ma ZAHERA minha'' deyimi; İçinde bulunulan toplumun,
kanıksadığı, özümsediği ve artık normal kabul ettiği bir normun (araba, ev, altın, GİYSİ) kişi tarafından;
hava atma, gösteriş yapma, dikkat çekme amacıyla kullanmasının önüne geçilmesini hedefler.!
Muhabbetl
.5/89-2/225:
''la yuahizükümullahü billağvi fiy eymaniküm ve lakin yuahizüküm bima'' misilyazılımılarını ve
bunları işaret ettği tevilleri inceleyelim.
Sevgili dostlar: Bir şeyi tutma 2 faklı fiille ifade edilir Bunlar HUZ ve EMSİK dir....HUZ şeklindeki
tutma yada yakalama SIKI içerikli iken EMSİK şeklinde yakalama GEVŞEK mahiyettedir. Bu iki
ayette allah, ayetin içeriğinin yapılması yani EYMANA muhalif olmayı kulu için SIKI tutmamakta
bizi belli bir dereceye kadar HOŞ GÖRMEKTEdir
Eğer ALLAHÜ lafsı bir tamlamanın sonuna gelirse o tamlamanın ifade ettği filiyatın gereğini
yapmanın SON ANDA farkedilmesini yada anlaşılmasını verir.
ELLAĞV deyimi EL CAHİLİYN kavramına ait bir davranış biçimidir.28/55.
El cahiliyn deyimi bir insanın yapmaması yada söylemesi gerektiğini bile bile bir sözü söylemesi
yada yapmasıdır. Onun bu özelliğinin her biri ELLAĞV hükmüne geçer.
EYMAN deyimi bir insanın şiddetle güvendiği ve kendisine adeta ''SAĞ KOL'' olmuş
kazanımlarıdır.
O halde bir insanın kendisine güvendiği bir konuda bunu ifade etmek için bazen yapmaması
gereken amelleri yada söylememesi gereken sözleri söyleyebilir. AllahÜ bu konuda insanı
SIKBOĞAZ etmemektedir. Ancak eğer insanın bu tutumu eğer bir şekilde yanlış anlamalara
sebebiyet verirse ve karşı taraf açısından itici-sıkıcı bulunmaya başlarsa bu durumda allah bu
noktada işi sıkı tutar ve bu duruma mudahil olmak için 5/89-2/225 misil yazılımlarını indirir.
Eğer kişi kendine güvendiği bir konuda gündem ederken konuya daha fazla dikkat çekmek yada
daha verimli olabileceğine inandığı bir takım söz ve davranışlar içine girerse ve bu bu yönde
muhatabı açısından başarıya ulaşırsa bunda hiç bir sıkıntı çıkmayacaktır. Ancak karşı tarafı
ürkütürse bu durumda derhal olaya olumlu yönde mudahil olmalıdır. Bu mudahillik 5/89 da
ayrıntılı olarak belirtilmiştir. Bunlar:
1)It'amu aşereti mesakiyne min evsati ma tut'imune ehliyküm:
ehlinize yedirdiğinizin orta derecesinden 10 fakiri doyurmaktır. YANİ karşı tarafı ürkütmeden onu
seni dinleyecek halde tutmak ve bu yönde bir tavır içine girmektir. arkadaşlar MESAKİYN-
MİSKİYN -SEKENE deyimleri geri dönüşlü olmayan bir eksikliği verir. Yani sen anlatmadıkça
yada göstermedikçe karşı tarafın bunu o anda bile olsa anlayamayacağına kanaat getirdiğinde
yada karşı taraf sana bunu bu şekilde hisstettirdiğinde artık bu kişi senin anlatacakların
karşısında MİSKİYN olmuştur. Senin de yapman gereken şey bu kişin seni dinleme yada anlama
yönünde menfaat görebileceği sözler söylemendir
2)ev Kisvetehüm.(4/5,2/259,2/233,23/14) Onları giydirmek yani bu kişinin seni dinleme yada
anlama yönünde menfaat görebileceği DAVRANIŞLAR da bulunmandır
3)ev tahriyru rakabetin: Köleyi özgürleştirmek yani anlatacağın şeylerle ilgili ipucu vermen ve
karşı tarafın merakını kısmen gidererek onu daha da meraklı hale getirmendir
4)Femen lem yecid fesıyamu selaseti eyyamin: Bunu bulamayanlar 3 gün oruç tutmalıdırlar
YANİ: eğer kişide sıkkınlık yada bıkkınlık oluşturduğuna kanaat getirirsen hiç bir şey yapamazsan
bile anlatıma ara verip karşı tarafın sakinleşmesini beklemelisin.
Tüm bunlar ZALİKE cinsinden EYMANına muhalif olduğunda yapman gereken keffaretler olur.
Ancak ZALİKE cinsinden olduğu için bu keffaretin bu şekilde ödenmesinin dışıunda başka şekiller
de geliştirebilirsin. Biliyorsunuz ki Zalike DEYİMİ her zaman yetersizliği veriyordu.
Eymanına halefe olmanın hem iyi hem de kötü sonuçları olabilir. Çünkü eymanının daha iyi
anlaşılması için içine gireceğin çaba ŞİRKtir ve bu şirk eğer senin tesbihatını ve zikriyatını tam
yaptırıyorsa allah bu şirke tıpkı 20/32 de musaya verdiği onayı sana da verecektir. Bu ayette
musa harunun kendi işinde ŞİRK koşturulmasını ister. Bu şirkin içeriği 7/142 de Harunun musaya
olan pozitif muhalafeti olarak yer bulur
EŞŞİRK demek İYİ olanla DAHA İYİ olan arasındaki ŞEKİL ve MANA farkıdır. Eğer bu fark
zikriyat ve tesbihat esaslarına uygun kullanılırsa allah bu şirke onay verir. Eğer bunlardan biri
eksik olursa şirk 31/13 de zulme dönüşür.
işte 5/89 da EYMANının daha iyi anlaşılması için gösterdiğin çaba ya bu eymana MUHALAFET
etmenle sonuçlanacaktır.Bu da İYİ bir şeydir. Ancak bunu yapayım derken karşı tarafa itici sıkıcı
olmamaılısın.aksi taktirde Eymanına muhalefet yapayım derken keffaret ödemen zorunda
kalırsın.
O halde VAHFEZUUU eymaneküm yani ''yeminlerinizi koruyun'' deken 2 şeye dikkat edilir
a)Size güven veren yetilerinizi paylaşacağınız zaman biraz allandırın pullandırın lkarşı taraf size
ilgi duysun yani azıcık NAZLANIN, elinizdekini ORTALİK etmeyin
b) Bunu yaparken de karşı tarafı usandırmayın. Eğer usandırırsanız bunun keffareti 5/89 da
açıklanır.
Çalşımamızı SEYFİ DOĞANAY ın şu şarkısıyla noktalıyalım
'' bu kadar da nazlı olma sultanım, Aşık usandırır cilve ile nazın.''
O halde Eyyy KUL. sahip olduğun güzellikleri muhatabına sunmadan önce bunları onun gözünde
daha cazib ve daha çekici hale getiricek Söz yada davranışlarda bulunabilirsin. Ama işin bokunu
çıkarma.
Selam ve muhabbetle
ZÜLKARNEYN-LOKMAN-ABDULLAH NEDİR?
18/70`nin son cümlesinde “minhu zirken” diye bir ibare göreceksiniz. Bundan Kitabta bir tane
daha var, oda 18/83`de sana zulkarneyni sorarlar, ondan hatırlatma yapacağım der kısmına bak.
Şimdi, buradaki “minhu zirken” değimi Zulkarneyne gidecek ama bu “minhu zirken” değiminin
aynısını abdullahta kullandığı için ve abdullahta resul olmadığı için, bu tür unsurlar Resulleri
eğitmek için-Resulleri kerimleştirmek için kullanılırlar. Nitekim Abdullah Musayı eğitti biliyorsunuz.
Eğitilmiş olanlara yada eğitim sürecinden geçenlere “resulin keriymun” denilir kitabta. Misal, bu
kerim olan bir resulün kavlidir der. Yani içimizdeki resullerde kerimleşiyorlar. Mesela sen bir ayet
okuduğunda bir miktar kerimleşmiştir, ihsan amelini yapar bir daha gelirde dahada
kerimleşecektir.
O halde, resuller kerimleşmek için kime muhtaç ? 3 unsura muhtaç ; Lokman, abdan min ibadina
ve Zulkarneyn`e muhtaçtır.
Lokmanda Resul değildir, Zulkarneynde resul değildir, 18/65`te abden min ibadina`da resul
değildir. Ama, bunların öyle bir özelliği var ki devreye sokulmazlarsa gene cennete gidemiyorsun.
Niye ? Çünki içindeki resulleri kerimleştiriyor bunlar.
Bunlardan özellikle Abdullah`ın 18/65-82 arasında Musayı yetiştirdiğini görüyoruz, ona kuranen
arabiyyeni öğretiyor. Neden ? Çünki Musayı geliştirecek yani kerimleştirecek bu adam. Yani
18/70 bağlantılı “minhu zirken” i alıp 18/83`ye götür ve bu durumda gerek Zulkarneyn olsun gerek
Abdullah olsun bu bağlamda Resulleri kerimleştiriyormuş.
Sorunun cevabı ; Zulkarneyn resul değil ama o olmadan Resulde kendini kerimleştiremez.
Bu durumda sende kerimleşemeyeceğin için cennetede gidemezsin.
Lokman`da Süleymanı geliştirir. 31/12`de şöyle bir ibare var “ve men yeşkur feinnema yeşkuru
linefsih, ve men kefera feinnallahe gayniyyun”, bunun aynısı 27/40`tada var Süleyman söylüyor.
Lokman denilen şeyde,;bir şeyi içine zorda olsa sindirebilmektir ve Lokmanda şükretme ruhsatı
vardır....
Şükür denilen şeyde, sana geleni iyice anlamak ve gereğini yapmaktır. Ama, sana gelen şey her
zaman senin kolaylıkla anlayabileceğin algılayabileceğin sindirebileceğin bir şey olmayabilir........
Bu, mülk olabilir, bilgi olabilir para vs olabilir. Misal, kalbinden hasta olan bir adama birden bire
sana 100 trilyon çıktı de bakalım ne oluyor yada bu belada olabilir musibette olabilir. Bu
yüzdende Lokmana “şükret” deniliyor.
Zülkarneyn`in 3 adet muhatabı vardır. Bunlar ;
1) istediklerini istedikleri anda karşılarında bulanlar
2) istediklerini istediklerin anda değil de daha sonra karşılarında bulanlar
3) istedikleri karşılarına çıkınca da GİT-GEL konumunu yaşayanlar.
İşte bir insanın aşağı tükürsem sakal yukarı tükürsem bıyık yada boşa koydum dolmuyor doluya
koydum almıyor şeklindeki kararsızlıkları onu GİT-GEL konumuna düşürür. Bu tür durumlarda
karar verememe insanın natürünü bozar.
İşte bu GİT-GELlerimize Yecuc Mecuc denilir. Yecuc Mecucden kurtulmak için Zülkarneyni
kullanmalısın yani en kötü karar bile kararsızlıktan iyidir misali Zülkarneyn seni yecuc ve
mecucden koruyacaktır. Yecuc ve Mecuc uzaydan yada başka gezegenlerden gelen yada
gelecek olan canlılar değildir.
Bir insanın içinde Muhammed melekesini KERİYMleştiren melekeye Zülkarneyn denilir. Çünkü
bunun bilgisinin alınması konusunda Muhammed muhatab seçilmiştir 18/83.
Bir insanın içindeki MUSA melekesini keriymleştiren ise 18/65`teki abden min ibadina dır. Çünkü
Musaya muhatab olarak seçilmiştir. Her iki melekede 18/83-17/72 ikilisi ile birbirlerine MİNHÜ
ZİKREN deyimi ile eşleşir.
Zulkarneyni çalıştıran ilk etapta Rabbilalemiyn`dir.
Tüm melekeleri ateşleyen meleke LOKMAN`dır ve ŞÜKR melekesidir. Bu da sindire sindire
yapılacak olan bir iştir. LOKMAN ; LOKMALAYARAK.
ŞÜKR`ü olmayanda Lokman çalışmaz. Böylece tüm melekeler bu kişi içinde birbirlerine
dönüşecek bir yada keriymleşecek bir kıvamı yakalayamazlar.
Lokmanın ateşleyeceği Resule “Lokmanın BÜNEYYESİ” yani oğlu denilir. Lokmanın 31/13`teki
Büneyyesi işte bu Resullerdir. Buna en güzel örnek 27/40-31/12 ikilisinin muhatab alındığı
SÜLEYMAN`dır. Bu iki ayetteki ŞÜKR içerikli müteşabih misil yazılıma dikkat ediniz.
Lokman aktive olmazsa içimizdeki Resuller keriymleşemiyor.........................!
Böyle olunca ŞÜKR mekanizması çalışmıyor ve 7/17`de İbliysin istediği ŞÜKÜRsüzlük meydana
geliyor.
Lokman olmadan içimizdeki Resuller çalışır ancak KERİYMleşemezler. Keriymleşme için
LOKMANA ihtiyaç var. Keriymleşme olmazsa MUMİNİYN makamı başka bir deyişle Allah ve
ahiret gününe iman makamı yakalanamaz.
ŞEKİL VE MANA:
Muhammed (AS) KİTAB ilmini KURANİLMine çevirdi. Yani tüm şekli oluşumlar üzerinden içine
bunları da alabilecek şekilde MANAyı tarif etti. Muhammed bir matematikçi fizikçi jeoloji
muhendisi kadın doğum uzmanı astrıfizikçi yada astronom değildi. Ama tüm bu içerikli ayetlerin
hepsini insanın hissiyat ve amellerini tarif edecek şekilde izah etti. O gün tüm müslümanlar 19
zun ne olduğunu çok iyi anladılar AMEL ettiler ve içlerinden kurtulanlar oldu. işte bugün bize de bu
lazım. Bize MANA lazım. Allah gökleri yıldızlarla donatmışsa bundan banane? Allah 19 dan bahsediyorsa
bundan banane? Allah ayın yarılmasından Sivrisinekten bahsediyorsa bundan banane? İşte kalblerinde
MARAD olanlar ve ŞEKLİN peşine düşen EL KAFİRUNE '' allah bu örnekle ne demek istedi'' diyerek işin
MANA kısmını bir köşye bırakmış Şekli kısmıyla iştigal etmektedirler. Edip Yüksel ve taifesi 74/30 ve
31.ci ayete göre maalesef kalblerinde MARAD olan ELKAFİRUN grubunun ta kendisidir. Rabbilalemiyn
inşallah akıllarını başına getirir de hakikaten de ''büyüklerden biri'' olarak bizim de iman ettğimiz 19 zun
MANA kısmına dönerler Bunun ne olduğu noktasında yoğunlaşırlar...
4/74-2/190
Katilu fiy sebiyllilah: allah yolunda savaşın
Sevgili kuran dostları:
Bu yazıları okurken kendinize bir sorun sizler hiç allahın bu açık emrini yerine getirdiniz mi? Eğer
cevabınız HAYIR ise o zaman 5/44 e göre allahın hükmünü yerine getirmediğiniz için lütfen KAFİR
olduğunuzu kabul ediniz.
YADA ayetin meali yani lisani manasını değil Kurani manasını anlamaya gayret ediniz. De haydi Kurani
manaya şöyle bir bakalım:
Kuranda ''YOL'' deyimi 3 farklı deyimle izah edlir Bunlar SEBİYL, SIRAT ve TARIK tır. Bilinen
TARİKAT deyimi de işte bu TARIK deyiminden türer. Nitekim kitaptaki 86.cı sure nin adı da TARIK
suresidr.
Bu üç adet YOL deyimi mana olarak birbirinden farklıdır. Bunlardan sadece 2 tanesi ''ALLAH'' lafsıyla
birleşik olarak geçer bunlar SEBİYL (sebiylillah) ve SIRAT(sıratallahi:42/53) dır.
Sebiylillahi deyimi ile sıratallahi deyimleri de mana olarak birbirinden faklıdır. SEBİYLİLLAH
denildiğinde bir insanın İNSAN olabilmesi için sahip olması gereken evrensel değerleri verir. Bu değerler
bir tane değildir Dolayısıyla da SEBİYL deyimi bu uğurda sadece BİR ADET olmayacak ve 29/69 da
''Subulena'' yani YOLLARIMIZ şeklinde yer bulacaktır.
Sevgili dostlar: KATELE deyiminin KİTABİ yani MEALİ MANAsı öldürmektir Ancak Kurani manası
etkisizleştirmektir.
O halde Bir insanın evrensel doğrular içinde yani Fiy sebiylillahi de gerek kendisini veya gerekse bir
başkasını kendisini Güçlü bile olsa etkisizleştirme çabasına ''katilu fiy sebiylillah'' denilir.
Misal: birinin hakkını yedin. istersen bu adamın hakkını vermeyebilirsin. Ama evrensel değerler ve
vicdanın gereği bu adamın sende olan hakkı karşısında boynunu bükersen ve adamın hakkını iade edersen
işte senimn yaptığın bu amele allah yolunda kıtal etme yani katilu fiy sebiylillah denilir.
Eğer kendini değilde başkasını aynı amaç için yola getirmeye çalışırsan buna da ''katilu fiy sebiylillah''
denilir.
O halde eyy kul: VİCDAN sözkonusu olduğunda kendini yada bir başkasını bu vicdana karşı etkisizleştir.
Eğer bunu yaparsan 4/74 e göre sana büyük ecir verilecektir.
Sevgili dostlar: Allahın bizden istediği kendi yolundaki savaş işte budur. eline silah yada kılıç alıp ta
savaşman kuranilminin konusu değildir. Ancak kendi canını veya mukeddsatını koruma amaçlı silahlı bir
hareket yapılsa dahi bu hareketi içeriği yukarıda yaptığımız izahat kapsamında olmalıdır.
SIRAT deyimi SEBİYL deyiminin bir üst babıdır. burada evrensel değerler ve vicdanın ötesinde kişinin
yukarıdaki izahatımızın içeriğini FEDEKARCA yapması esas alınır. Kesin olarak cenneti kazzandıran yol
SEBİYL değil SIRATtır. Bu yüzden bizler fatiha suresinde bizi SEBİYLe yönelt demiyoruz bizi SIRATA
YÖNELT diyoruz.
O halde bir musluman cennet için SIRATA talip olmalı iken Dünyada EN AZINDAN Sebiyle talip
olmaldır. işte SEBİYL den SIRAT aterfi etmek için gerekli olan BAĞLATI YOL a ise TARIK yada
TARİKAT denilir.
Rabbilalemiyn cümlemizi bu TARİKAT türü üzere kılsın. 72/16.
KİTAB denilen kavram bizlerin menfaat görmesi amacıyla muhatab olmak zorunda olduğu
İş
Eş
Kitap
Gazete
Meslek
Zaman
Mekan
Gurbet gibi daha burada sayamadıklarımı da içine alan geniş oluşumları içine alır. Kişi bunlarla muhatab olduğu andan
itibaren EHLELKİTAB yani ''Kitabehli'' kavramının muhatabı olacaktır. KİTABEHLİ kavramı Yahudileri yada Hristiyanları
tanımlamaz. Bir İnsan yada müslüman hayatının her hangi bir döneminde kitabehli olabilir.
Eğer KİTABı fedekarca uğraşlardan sonra onun hissiyatını /ne demek istediğini/nasıl çalıştığını/neyi amaç edindiğini
öğrenirseniz öğrendiğiniz bu şeye KURAN denilir.
Herek KİTAB ve gerekse KURAN kavramı 600 sayfalık bir KİTABı kastedmez. Bir insan hayatınıın her döneminde içinden kuranı
çıkarmak zorunda olduğu KİTAB yada Kitaplarla karşılaşabilir.
Eğer KİTAB içindeki KURANı çıkarmayı başarabilirseniz bunu yine bu konuda emek vermiş insanlarla/uzmanlarla paylaşır ve
sorgulanmanızı sağlarsanız bu durumda ZİKRe yani MÜKEMMELe ulaşmış olursunuz.
Mükemmele yani ZİKRe ulaştığınızda da bu sizin kendinize has EKOLünüz/Buluşunuz/Yaklaşım tarzınız/Stiliniz olur ve artık
bunun için ya PATENT alarak alarak yada bir şekilde koruma gereği duyarsınız. Böylece:
KİTAPtan KURANa, KURANdan ise ZİKRE doğru yolculuğunuz Menfaat görme amacıyla muhatab olmak zorunda olduğunuz ve
böylece de ''KİTAB'' hükmüne geçen yukarıdaki saydıklarım olgulardan en az biri için gerçekleşmiş olur.
Gerek KURAN olarak ve gerekse ZİKR olarak Kitabtan çıkardıklarınızı başkalarını da anlatmak istediğinizde bunun için gerekli
olan ortamın şartların TAMAMINA birden İNCİYL denilir. İNCİYL kavramı da 600 sayfalık bir kitabı kastedmez. Neyi biliyorsanız
bunu başkasına öğretmek/göstermek istediğinizde gerekli ortam yada şartların tamamı İNCİYL hükmündedir. Eğer Bu şartlar
sağlandığırsa ve siz de bildiklerinizi Hayr adına insanlarla yada konun paydaşlarıyla paylaşırsanız size artık EHLÜLİNCİYL yani
''İNCİYL EHLİ'' denilir. Bu kavram PAYLAŞIM yapan herkes için geçerlidir ve HRİSTİYANLARI kastedmez.
İNCİYL oluştuktan sonra ve siz de EHLÜLİNCİYL olduktan sonra anlattıklarınızdan karşı tarafın net olarak anladığı şeye TEVRAT
denilir. TEVRAT kavramı da 600 sayfalık bir kitabı kastedmez.
Kuran yada ZİKR şeklindeki bilgilerinizi İNCİYL şartları oluşsa bile bir DÜZEN ve DENGE içinde karşı tarafa anlattığınıza bu kez
de devreye ZEBUR girer.
ZEBUR kavramı da bilinen manada 600 sayfalık bir kitabı kastedmez.
Medeniyetin gelişimi Bilginin ve teknolojinin gelişimi nihayetinde de insanın gelişimi için KİTAB üzerinden
Kuranın
İnciylin
Tevratın
Zeburun oluşturulmasıyla gelişebildiği için bu 4 kavrama insanın KUTSALları gözüyle bakılır
NAMAZ KILMA
Birine karşı suç/hata/günah işlediğinizde ondan özür dilersiniz. Çünkü SUÇ niteliği taşıyan eylem yada söyleminiz
Akla
Mantığa
Ahlaka
Vicdana
Tutarlılığa
Evrensel insani değerlere
aykırı bir mahiyet kazanmıştır. Aslında özür dilediğiniz Alemlerin Rabbidir. Karşınızdaki kişi ise Alemlerin rabbinin sadece bu
süreç için kendisini Lillahiye dönüştürmesi için seçtiği bir ARACI dır
Bu süreçte vucudunuz mahcubiyet dolayısıyla ezik bir hal alır. İşte bu ŞEKLİ HALiniz aslında Salatın ikamesi yani namazın
kılınmasıdır.Bu ikame eğer suç hafif ise RUKU eğer çok ağır ise SECDE şeklinde gerçekleşir
Eğer siz özür dileyen değil de özür dilenen olursanız bu durumda BAŞINIZ DİK bir şekil alırsınız. Bu durumda siz Alemlerin
rabbinin sadece bu süreç için kendisini lillahiye dönüştürmesi için seçtiği bir ARACI olmuşsunuz demektir. İşte bu süreçte Şekli
haliniz de yine salatın ikamesi yani namazın kılınmasıdır
Bu ikame KIYAM şeklinde gerçekleşir.
Böylece özür dilenen kişi KIYAM şeklinde Özür dileyen kişi ise RUKU yada SECDE şeklinde namazını kılmış olur
Namaz aslında erdemli insanlar tarafından dünyanın her yerinde her gün belki de her saat EVRENSEL olarak kılınıyor
GARADE-TUGRİDU-GARDAN HASENAN deyimlerini (57/11,18, 73/20, 64/17, 18/17, 2/245, 5/12) konuşalım. Arkadaşlar
biliyorsunuz 57/10 na göre allah yolunda İNfak etmemiz emredilmektedir. Yaptığımız infak 2 psikolojik konumda yapılır
1)enfeka min kablilfethi ve katele : burada kişide a) mal,ilm vardır ama O ANDA infak edecek pisikolojiye sahip değildir. Bu
HAZIROLMAYIŞ konumuna ''min kablilfethi'' denilir. İşte burada bu kişi içindeki HAZIROLMAYIŞ konumuyla mucadele ederk
kendini İNFAK edecek hale getirir. İşte buna kardan hasenen denilir. 57/11. Bakınız dikkat ediniz Burada kişinin infak etmesi
ile ilgili samimiyetinde bir sıkıntı yok. Sadece o anda psikolojik olarak hazır değil. Bununla savaşıyor. Bu savaşı kazandığında
İnfakını edecek. 2) Kişi infak etmek için gerekli psikoloji yada motivasyona O ANDA hazır. Bu konuma da ''enfeku min ba'dü ve
katele'' denilir. 57/11. Allah bunun ikisine de güzellik vadeder ''küllen vaadallahilhüsna ''.57/11. ancak ilk guruba biraz fazla
derece verir. YApmak istediğin Herhangi bir amelin , içinde olduğun başka sorunlar nedeniyle sende tam da O ANDA sönük
kalmasına karşı verdğin mucadeleye GARADE denilir. Misal: hanımla kavga yapmışsın,işin ters gitmiş, bir de yemezmiş gibi o
gün de çocuğunu araba çarpmış. Yani senin kafan tepetaklak olmuş, manyak gibi ortalıkta geziniyorsun. Tam da bu esnada
Biri geldi senden İLMİ olarak ve ACİL OLARAK ders istedi. YAV sen zaten ömrünü bu ilme adamışsın ve dersler de veriyorsun.
Yani normal şartlarda böyle bir istekten kaçman mümkün değil. Ama o anda başına peşpeşe gelen bu kötü olaylar bu adama
ders verme noktasında nefsini zorlayacaktır. İşte bunu başarabilirsen senin yaptığın bu amele GARADE denilir. Ve sen bu
halinle normal kafa yapısına sahipken ders verdiğinde alacağın sevaptan DAHA FAZLA sevap alırsın. İşte bu konumunu allah
57/11 de '' min kablilfethi ve katele'' olarak belirtir. Sevgili arkadaşlar şimdi 18/17 yi açınız. Burada ashabı kehfin kehf yani
mağara içinde iken konumunu anlatır. YOk bilmem sağa çevirdik yok sola çevirdik falan... BİZE NE? nereye çevrilirse
çevrilsinler arkadaşlar bizim hayatımızı ilgilendiriyormu? bunların bu sağa -sola çevrilişleri bizi ŞU ANDA yaladığımız hayatta
ilgilendiriyor mu? EVET EVET EVET. peki nasıl? ŞÖYLE: bu insanların 18/17 deki konumlarını sadece FİZİKİ mağara olarak
düşünmeyin. Bu insanlar daha önce de dediğimiz gibi FİZİKİ KEHFe girmeden önce yani daha buraya gelmeden önce allahın
dini için MANASAL KEHFe zaten girmişlerdi. Fiziki mağaraya girerek içindeki muhammedleri bunları MANAsal mağarayla
birleştirdi. 18/17 nin gizli öznesi muhammedtir. Yani bu ayet muhammede atfen söylenir'(güneş doğduğunda onları
GÖRÜRSÜN) Bu ayette bunların sağa sola döndürüşlerinin bizim için MANA sal bab da Önemi var. SAĞ TARAFA
döndürülmeleri demek: allah yolunda mucadele ederken o anda bu iş için psikolojileri musaitti demektir. İşte arkadaşlar
Bunların bu konumları 57/11 de ''enfeku min ba'dü ve katele'' olarak belirtilir. SOL TARAFA TUKRİDU yapılmaları demek( ve
iza garebet TAKRİDUHUM zateşşimali) yine 57/11 de ''enfeka min kablilfethi ve katele'' olarak belirtilir. DİKKAT EDİNİZ sağ
tarafa döndeilmeleri esnasındaki deyim TEZAVERÜ, sola döndürülmeleri esnasındaki deyim ise bizim şu anki dersimize konu
olan GARADE- TAKRİDU dur. DÖNME aynı dönme ama fiili değişti neden? Çünkü SOLA dönme cümlesinde GAREBE yani GARB
yani BATI yani İŞTAHIN SÖNMESİ ;HEVESİN KALMAMASI anlamı var. Biz de yukarıda GARADE deyimine anlam verirken bu
esası göz önünde bulundurmuştuk. Yani 18/17 deki allah dostları allah yolunda mucadele derken yani MANASAL OLARAK
KEHF içinde iken 57/11 de anlatılan bu iki konumu da yaşamışlar .
Cevap: Kurana asla ulaşamazsınız. Anladığınız şeyin adı kuran olmaz. Basit sorgulamalarla çökersiniz
Cevap: işte o zaman Kurana ulaşırsınız. Hangi deyimi KURAN YÖNÜNDE yani İNSAN FITRATINI anlatır tarzda anlamak
istiyorsanız bu deyimin geçtiği tüm yerleri önce kitaptan çıkaracaksınız. diyelim ki ilgili deyim toplam 56 yerde geçmiş olsun.
Bu deyime bir mana vereceksiniz. Bunu sadece Deyimin ARAPÇAsına dayanarak da verebilirsiniz. Sıkıntı yok. Bu vermiş
olduğun mananın ilk etapta hangi ayeti anlamaya çalışıyorsanız o ayette yerine oturup oturmadığını
Akla
Mantığa
Tutarlılığa
Ahlaka
Vicdana
Evrensel insani değerlere ve etik normlara uygun olup olmadığına bakarak karar vereceksiniz.
Diyelim ki verdiğiniz mana bu ayette bu ilkelere uygun olacak şekilde yerine oturdu. Bu işin SIDK yani DOĞRULANMA
aşamasıdır. Sizi tebrik ederiz. Ama iş bitmedi. Bu kez bu deyimi sadece bu ayette değil bu deyimin kitapta geçen tüm
yerlerinin de bu manayı doğrulaması gerekiyor. İşte işin ZOR kısmı burası. İşin bu ZOR kısmına ise ADL yani ADALET deniliyor
SIDK ve ADALET yanyana geldiğinde 6/115 e göre Deyime yüklenilmiş LEDÜN İLMİninin kapısı sana açılıyor ve Kitaba dahil
edilmiş bu deyimin Alemlerin Rabbi tarafından KURANİ OLARAK hangi manada kullanıldığı senin içindeki MUhammede VAHY
ile BİLDİRİLMİŞ oluyor. O da sana bunu yine senin içinden sana HADİYS olarak transfer ediyor.
Demek ki HADİYS olmadan Kuran anlaşılmaz.. Ama bu şekilde anlaşılmaz. Ölmüş Muhammedin tarihteki hadislerini
kastedmiyoruz
Böylece 6/115 işte bu şekilde ayetleri anlamada işletiliyor.
Sen ne yapıyorsun?
Bir deyime bu deyimin geçtiği bir yerde FARKLI bir MANA veriyorsun aynı deyime kitapta geçtiği başka bir yerde farklı mana
veriyorsun.Bunu da ARAPÇA LİSANInın zenginliğine bağlıyorsun. Senden olsa olsa ancak APTAL olur
Ondan sonra da KURANI ANLADIM diyerek ortalıkta geziniyorsun
GÖKLERİN VE YERİN SAHİBİ KOSKOCA ALLAH İŞİNİ GÜCÜNÜ BIRAKMIŞ DA 33/51 DE PEYGAMBERİNİN YATAĞINA SOKACAĞI
KADINLARIN PEŞİNE Mİ DÜŞMÜŞ?
arkadaşlar 33/51 ri açalım: bu ayeti KİTABİbilgi ile okuduğunuzda sanki muhammedin eşlerini o akşamki yada O günkü
durumna göre yanına aldığı hatta yatağına aldığı dilediğini azad ettiği dilediğini de geciktirdiği gibi bir anlamla karşılaşırsınız.
Oysa KURANİ bilgi ile okuduğunuızda durum böyle değildir. Sevgili arkadaşlar eğer muhammed yani fedekarlık-allaha hizmet
melekesi içimizde ilk etapta sadece düşünce dünyamıza sahip olursa bu durumda RESULULLAH a dönüşür. Bizler de bu güzel
düşünceyi paylaştığımızda resulullahın ezvacı yani eşleri hükmüne gireriz. Eğer bu güzel düşünce amele dönüşürse bu
durumda muhammed ENNEBİ ye dönüşür ve biz de bu amele iştirak edersek ennebinin ezvacı oluruz. Eğer bu amele farklı
şekilde katkıda bulunursak bu durumda da ennebinin BENATI yani kızları hükmüne gireriz. Eğer EZVAC yani bizler ,yapılacak
olan amele yani muhammede DÜŞÜNCE yönünde Ama Samimice ve şaibeden uzak bir şekilde katkıda bulunursak bu
durumda muhammed RESULULLAH olarak bize rucu eder. Eğer AMEL yönünde katkıda bulunursak bu durumda muhammed
bize ENNEBİ olaraak rucu eder. hani deriz ya''kiminin parası kiminin duası'' işte yapılacak olan fedekarlık bunlardan o esnada
hangisine muhtaç ise onu yanına alacak diğerini yada diğerlerini bekletecek yada kullanacak yada ihtiyacı olmadığı için
azledecektir. Bu durum 33/51 de ''turciy men teşauminhünne ve tuviy ileyke mun teşau ve men ibteğaytemimmen azelte fela
cünaha aleyke'' şeklinde ifade edilir. Misal : düşüncede yani resulullah bazında bu düşünceye katılıyorsunuz yani EZVAC
oldunuz. Ama bunu amele dökmeye kudretiniz yok ise fedekarlık sizden ancak duanızı alarak size rucu etmiş yani dönmüş
olur. Buna en güzel örnek 9/92.dir. Bu ayette savaşa gitmel için gelenler ama gidemedikleri için ağlayanlar RESULULLAHın
EZVACI hükmündedirler. 33/51 re göre bunlara o anda ihtiyac olmayabilir. Ama savaşa imkan bularak katılanlar ise
ENNEBİNİN EZVACI hükmüne gireceklerdir. Bu 2 tür EZVAC ın her ikisi de CENNETliktirler. Çünkü gerek resulullah cinsinden ve
gerekse ENNEBİ cinsinden muhamedin EZVACI olmak insana cennetin kapısını açar. Eğer muhammed bu iki tür ezvactan
herhangi içinde bulunduğu konuma uygun olacak birini seçerse bu durumda seçilmeyen diğer ezvacın da gözü aydın olmalı,
üzülmemeli, allahın kendilerine verecekleri ile kendilerini de razı edeceklerinin idrakinde olmalılar. İşte bu ezvacın bu şekilde
düşünmesi gerektiği de 33/51 rin ilerleyen ayetlerinde anlatılır. Ey yüce Rabbialemiyn. Ne güzel bir İlm indirmişsin. Ama
kulların bunu mahvetmiş.
33/13
EHLİ YESRİBE (YESRİB HALKI)
HİSSİYATIMIZ
Sevgili Dostlar
Kuranilmi bir Hissiyat ilmidir. Kitab içindeki her bir deyim , KURANİLMİ adı altında AYRICA bir mana daha içerir ki işte bu mana
bizim insan olarak bir nevi hissiyatlarımızı tarif eder ve böylece bu deyim işte içerdiği bu ARTI MANA ile EVRENSEL hale gelir.
DİRSEK yani MERAFIG - REFEGA -MİRFEGAN - REFİYGAN ( 18/16,29, 31, 4/69, 5/6 ) deyiminin KURANİLMindeki manası bir işin
yapılımını yada sonlandırılmasını KOLAYLAŞTIRMA , onu daha kolay hale getirme hissiyatımızdır. Apartamanda 5.ci kata
merdivenlerl kullanarak değilde bunu daha kolay çıkabilmek için bizi ASANSÖR icad etmemizi yada kullanmamızı telkin eden
hissiyatımıza DİRSEK denilir.
Rabilalemiynin , herbirimizin İNSAN olması dolayısıyla içimize, İÇDÜNYASIna yerleştirdiği tüm resul hissiyatlarımız bizi
yaptığımız işlerde dünya ve ahiret mutluluğuna ulaşmamız için KOLAYLAŞTIRCI bir rol üstlenerek 'DİRSEK'' hükmüne girerler.
Onların bu konumu 4/69 da '' HASÜNE REFİYGAN '' yani ''ne güzel Dirsekler'' olarak yer bulur.
O halde bir kul HAYR ve FEDEKARLIK noktasında hem kendisi DİRSEK olmalı ve hemde DİRSEK olanlarla DİRSEK TEMASI içinde
bulunmalıdır
EYD deyimi Kuranilminde '' EL '' manasında değildir . Rabbilalaemiyn EL ile DİRSEK ile uğraşmaz. Tıpkı DİRSEK deyiminde
olduğu gibi EL deyimi de dahil tüm deyimler üzerinden bizim İNSAN olarak bir nevi hissiyatımızı tarif eder. Böylece
KURANİlmini oluşturur.
EYD- YEDA- deyimleri bir güce ( siyasi, iktisadi ,askeri ,psikoljik , psişik, vs vs.) dayanarak varlığın ( Allah, kul vs) ortaya
koyduğu AMEL yada AMELLERidir.
Bu ameller yani ELLER eğer DİRSEKler kullanılırak yapılırsa bu durum bunları yapanları fazla yormaz. Bu yüzden Tüm
İSTİHBARAT teşkilatları bir ülkede Yapmak istediklerini TAŞERON kişi yada kurumlar aracıığılı ile yapma gayreti içine girerler.
38/33
'EL HAYL'' yani '' AT '' HİSSİYATIMIZ VE SÜLEYMANIN AT SEVGİSİ HİSSİYATLARIMIZ
Sevgili Dostlar
Kuranilmi bir Hissiyat ilmidir. Kitab içindeki her bir deyim , KURANİLMİ adı altında AYRICA bir mana daha içerir ki işte bu mana
bizim insan olarak bir nevi hissiyatlarımızı tarif eder ve böylece bu deyim işte içerdiği bu ARTI MANA ile EVRENSEL hale gelir.
İşte bu deyimlerden biri de 3/14, 8/60 ,16/8, 17/64, 59/6 ve 38/31 de geçen EL HAYL yani '' AT '' deyimidir.
ELHAYL- HAYAL- HAYALET deyimleri aynı terimden türer. Buna göre ;
Bir insanın belli bir AMACa ulaşmak için HAYALler kurması ile bu kişiye hakim olan hissiyata kuranilminde ''EL HAYL'' yani 'AT''
denilir.
HAYAL dünyası (İMAGİNATİON) DAR yada YETERSİZ olan insanlar hayatlarında başarılı olmazlar. HAYALin MAKUL ve MANTIKLI
olması durumuna 8/60 da RİBATİLHAYLİ denilir.İşte EL HAYL eğer RİBATİLHAYL olursa üzerine binen kişiyi alır ve onu adeta
UÇURUR ,Böylece onu yaşadığı toplum yada konumda SIRADIŞI yapar.
O halde bir insan HAYALGÜCÜnü kullandığında bu kişinin HİSSİYAT aleminde GÜÇ melekesi olan SÜLEYMAN ile EL HAYL yani
HAYAL yanyana getirilmiş olur. Ancak bu HAYALGÜCünün 38/31 de bir sorunu vardır. O da EL HAYLin yani ATın 4 ayağı aynı
anda yere basamamaktadır. Bu şekildeki AT a ''SAFİNATÜLCİYADÜ'' denilir.
Kuranilminde '' 4 '' rakamı bir şeyin sana menfaat sağlamasını verir. Eğer AT a binmek ve onun sana menfaat sağlamasını
istiyorsan bu atın Safinatülciyadü konumundan çıkarılıp RİBATİLHAYLİ ( 8/60) konumuna getirmen gerekir. Yani 4 ayağı da
YERE BASAN , Mantıklı Tutarlı Uygulanabilir HAYAL ile GÜCü biraraya getirmen gerekir. eğer bunu yapamazsan İlketapta
HOŞUNA giden Uçuk kaçık makuliyet ve mantıkıyetten yoksun yani HUBBELHAYLİ olduğun bu HAYL istediğin kadar hoşuna
gitsin senden uzaklaşacak ve Perde arkasına saklanacaktır. İşte bu durum HATTA TEVARET BİLHİCAB şeklinde 38/32 de yer
bulur.
Süleyman, 'SAFİNATÜLCİYADÜ'' konumundan RİBATİLHAYLİ konumuna getirmek için bu HAYLi tekrar gündemine alır. Bu
durum 38/33 de ''RUDDUHA ALEYYE olarak yer bulur. Bundan sonra Süleymanın yapacağı şey bu HAYALin içindeki makuliyet
ve mantıkıyete uymayan kısımların bu HAYLden çıkarması yani içini Boşaltmasıdır.Böylece EL HAYL artık A'NAKı ile yani
BOYNUNU yere indirerek SÜLEYMANa teslim olur. Bu işleme yine 38/33 de MESHAN BİSSUUKİ VELA'NAKİ denilir. Bu ayetteki
''BİSSUUKİ'' deyimi KURANİLMinde bir şeyin KISMI OLARAK içinin boşaltılması olarak yer bulur. Bu manayı en iyi
anlayacağımız ayet 7/57 deki ''SÜKNAHÜ'' deyimidir.
O halde EYY KUL.
HAYALGÜCÜnü kullanarak YARATICI olmalı ve yaşadığın Ortamda SIRADIŞI olmalısın. Ancak HAYAL ettğiin her ne ise 4 ayağı
yere basmalı ve onu RABT edilmiş RİBATİLHAYLİ konumuna dahil etmelisin.
Uçuk, kaçık , makuliyet ve mantıkıyyyetten yoksun Pratik uygulaması mümkün olmayan HAYALler seni bir yere götürmez
Mushafperest Muşrik Müslümanlara ALLAH ÖLÜYOR diyoruz. Kabul etmiyorlar. Bize SAPIK diyorlar.
Yahu açın orjinal arapçasından 20/41 ri okuyun. 5/116 yı okuyun.
20/41: Vastanetüke liNEFSİY ( seni nefsim için seçtim)
Bu ayette NEFS deyimi kullanılmış mı? Hangi EŞŞEK bu soruya HAYIR kullanılmımamştır der.
Yine bu ayette Allahın da NEFSİ olduğu anlaşılmaz mı?. Ayette ALLAH KONUŞUYOR. MUSA İLE KONUŞUYOR. ''Seni NEFSİM için
seçtim'' cümlesini ALlah musa için söylüyor. İnanmıyorsanız Mushafı/kitabı BIRAKIN. Onurunuzla bırakın
Şİmdi de 21/15 veya 3/185 e gidin ve KÜLLÜ NEFSİN ZAİKATÜLMEVT yani HER NEFS ÖLÜMÜ TADICIDIR ayetini bulun. Yine bu
ayette de NEFS deyimi kullanılmış mı? Hangi EŞŞEK bu soruya HAYIR kullanılmımamştır der.
HER nefs diyor. TÜM NEFSler diyor. Bu ayette Allah kendisini istisna tutmamış. Böylece kendi NEFSini de 21/35 üzerinde
ÖLÜMLÜ kılmış
Şİmdi MUSHAFA TAPAN MUŞRİK MÜSLÜMANLAR ayeti aşağıda yazdığım üzere değişik şekillerdebecerecekler.
1) Efendim Allahın nefsi ayrı manadadır İnsanın nefsi ayrı manadadır
--- Ayrı manada bile olsa KÜLLÜ deyimi kulanılmış. NEFS deyimini nasıl anlarsanız anlayın bu KÜLLÜ yani ''HEPSİ'' deyimi tüm
NEFS çeşitlerini ölüme gönderdi
2) Efendim 21/35 anlatılan NEFS deyimi CANLIları ifade eder
---- Yok yav. canlı deyimi kitapta DABBE olarak geçer ve KÜLLÜ DABBETin deyimi yani ''TÜM CANLILAR'' deyimi 24/45 de
geçmektedir : ALlah CAnlıları kastedseydi bu kavramı kullanırdı
3) Efendim 21/35 anlatılan NEFS deyimi İNSANları ifade eder
---- Yok yav. KÜLLE İNSANİN yani ''TÜM İNSANLAR'' kavramı da kitapta var ve 17/15 de geçer. Oysa Allah 21/35 de bu kavramı
da kullanmamış.
21/35 de ALlahın eğer kendisini ölüme göndermek istemiyorsa Ayetin sonuna İLLA ENE yani ''BEN HARİÇ'' deyimini eklemesi
gerekirdi
Başka yolunuz kaldı mı? Yahudiler Mushafın yapraklarını taharetlenmede kullanıyorlar Tuvalet kağıdı olarak kullanıyorlar.
Senin onlardan ne farkın var?
5/13 ,5/41
''YUHARRİFUNELKELİME MİN BA'Dİ MEVADİ'İHİ''
'' YERLERİNE KONULDUKTAN SONRA KELİMELERİ TAHRİF EDİYORLAR''
KURANDA İNCİYLİN YADA TEVRATIN YADA AYETLERİN TAHRİF EDİLDİĞİNE DAİR BİR AYET YOKTUR. KELİMELERİN TAHRİF
EDİLDİĞİNE DAİR AYET VARDIR.
Peki Bu KELİME TAHRİFİ nasıl oluyor? 2 şekilde oluyor. Şimdi bunlara bakalım
1)KELİME deyimi Bir Konu yada konuma ANLAM BİNDİRMEKtir. Eğer bindirilen Anlam gerek söz şekilnde ve gerekse davranış
şeklinde HAYR yönünde olmak kaydıyla tüm sorgulamalardan başarı ile geçmişse bu durumda bu anlamın GENEL KABUL
görmesi gerekir.
İşte dostlar , Eğer KELİME genel kabul görmüşse ama bu durum sizin menfaatinize ters geliyorsa bu durumda insanların aklına
çomak sokarak onların kafasını karıştıracak Eylem ve söylem içine girmeye 5/13 ve 41.ci ayetlerde '' Yuharrifunelkelime min
ba'di Mevadi'ihi'' denilir. Bu bir YAHUDİ Hissiyatıdır. Kaçınılması gerekir
2) Eğer Bindirilen anlam gerek söz şeklinde ve gerekse davranış şeklinde HAYR yönünde olmak kaydıyla tüm sorgulamalardan
başarı ile GEÇEMEMİŞse Bu durumda bu anlamın GENEL KABUL GÖRMEMESİ gerekir.
İşte Dostlar , Eğer KELİME genel kabul görmemişse ancak bu durum sizin menfaatinize ters geliyorsa bu durumda insanların
aklına çomak sokarak onların kafasını sizin istediğiniz yönde karar verdirtecek şekilde karıştıracak eylem ve söylem içine
girmeye yine 5/13 ve 41.ci ayetlerde '' yuharrifunelkelime min ba'di mevadi'ihi'' denilir. Bu da YAHUDİ hissiyatıdır. Kaçınılması
gerekir.
Eğer Kelime yukarıda yazdığımz gibi tahrif edilirse insan ilşkilerinde İnciyl , kuran , tevrat ve zebur asla ve asla tesis edilemez.
Çünkü bunların Hepsi TAHRİF edilmiş olur.
KURANda İnciylin yada Tevratın yada Zeburun yada Kuranın TEKBAŞINA Tahrif edildiğine dair bir ayet yada DELİL yoktur.
Ancak yukarıdaki yöntemlerle eğer tahrif edilecekse bunların 4 dü de AYNI anda tahrif edilir.
O halde EYY KUL: Sakın Kelime tahrifi yapma. Yoksa RABBİLALAEMİYNin 4 kutsalını TEKFİR eder ve hem kendi hayatını ve
hemde başkalarının hayatını cehenenme çevirirsin
KIZ HİSSİYATIMIZ
Sevgili Dostlar
Eğer bir konuyu anlattığınızda karşı taraf bunu anlamadıysa karşı tarafın bunu daha kolay anlayabilmesi için anlatılan şeyin
ÖZÜnden taviz vermemek kaydıyla bunu daha değişik şekillerde anlatma esnasında bizlere hükmeden hissiyata BİNTİ /BENAT
yani ''KIZ'' denilir.
Eğer bu KIZ bu işi yapmamız esnasında fedekarca bir EMEK de gerektiriyorsa bu kızın yaşına 9 denilir.
Eğer karşı taraf anlattığınız/anlatmaya çalıştığınız konuyu ancak bu şekilde anlayabilmişse bu durumda KIZınızı 9 yaşında iken
muhatabınıza Nikahlamış olursunuz.
Bütün Peygamberler gerektiğinde ya 9 yaşında kız alırlar yada 9 yaşındaki kızlarını verirler
Kuranilminde 9 rakamı Cenneti ve huzuru ifade eder.
Bilinen manada 9 yaşındaki bir KIZı nikahlamak Alemlerin Rabbinin asla tasvip etmeyeceği bir SAPIKLIKtır.
Kuranilminde bir insanın KIZı yok ise bu durum bu kişinin çok az kitap okuduğunu kelime/düşünce dağarcığının kısıtlı
olduğunu bundan dolayı da bildiği bir konuyu başka şekillerde anlatamayacağının göstergesi olur.
Bu yüzden Çok kitap/gazete/dergi/mecmua/roman okuyunuz. Kendinizi geliştiriniz
24/11
Kuran ilmi Tarihselmiş gibi görünen olaylar üzerinden aslında insan hissiyat ve davranışlarını tarif eder. Böylece bu olayları
TARİH olmaktan çıkarır Ve insan hissiyat ve amellerine entegre eder. İşte bunlardan bir tanesi de Hz. Ayşe nin taciz edildiği ile
ilgli olaydır. İslam tarihinde yada klasik Sünni yada Şİİ anlayışında buna İFK hadisesi denilir. Tabi bizler sünni yada şii
olmadığımız ve tüm ayetlerin aslında bizim hissiyat ve amellerimizi muhatab aldıklarını bildiğimiz için işin tarihsel kısmı bizi
ilgilendirmemektedir. Peki bu ayetlerin yada bu olayın bizim hhayatımızdaki yeri nedir?
Sevgili Dostlar:
Bir deyimin başına İNNE deyimi geldiğinde bu deyimin içerdiği mana yada fiiliyatın Dış ortam yada dış mihraklar tarafından
yapıldığını ,gündem edildiğini gösterir,
Bir cümlede ELLEZİYNE deyimi varsa burada bir ÇABA vardır. Bu çaba iyi yönde de olabilir kötü yönde de olabilir. Eğer deyim
İNNELLEZİYNE şeklinde olursa bu durumda dış mihraklı bir olayın kişi nezdinde kabulu yada reddi için bir çabayı ifade eder.
İNNELLEZİYNE AMENU dediğimizde Bunun anlamı ''hiç şüphesiz ki iman edenler'' değildir. Gördüğü yada şahit olduğu
olayların bu kişiyi iman etmeye zorlaması ve kişinin de bu yöndeki çabasını verecektir.
İNNELLEZİYNE CAU BİLİFKİ dediğimizde dış ortam yada mihraklardan gelen ve doğruluğu henüz tastik olunmamış FISILTI yada
DEDİKODU ları kabul etme yönünde meyil gösteren hissiyatlarımız anlaşılır. Eğer bir insanın yada olayın ŞAKİLETİNİ
beğenmiyorsak İçimizdeki İBLİYS bize bu insanın hakkında ortaya atılmış ya NEGATİF eylem ve söylemleri kabul etme yönünde
yada Pozitif eylem ve söylemleri ise kabul etmeme yönünde baskı yapacaktır. İşte bu baskıya boyun eğdiğimizde İBLİYSin
kucağına düşer ve 24/11 de belirtildiği üzere '' innelleziyne cau bilifki'' konumuna düşeriz.
Sevgili dostlar. İFK denilen kavram Hehangi bir deyim yada olaya anlam bindirerek bu şekilde KELİME İLMİni kullandığınızda
eğer bindirdiğiniz anlam yanlış çıkarsa bu durumda bu anlam bindirme yani KELİME girişminiz İFK ile sonuçlanır. Bundan
hemen vazgeçmeniz gerekir. Eğer DOĞRU çıkarsa da buna SIDK denilir ve buna da SIMSIKI sarılmanız gerekir. SIDK sahibi
olanlara ESSADIKIYN denilir(5/119, 33/24) ve bunlarla birlkte olmak allahın 9/119 da bize olan bir EMRİDİR.
Bir söz yada fiiliyat ortaya koyacağımız zaman bunun bizim için çıkış yeri 3 tanedir.
a) Direkt kendimizden: Bu durum Kuranilminde ''SÜMME'' ile ifade edilir. Yani bir iş yaptığında kimseden ve hiç bir şeyden
etkilenmeden ama iyi ama kötü TEKBAŞINIZA ASLANLAR GİBİ yapıyorsanız size bu yönde hakim olan haleti ruhiyyeye SÜMME
denilir. Bu deyimin Lisani arabi manası ''SONRA'' demektir. Ancak KURANİ manası bu değildir. 6/1 de ''sümmelleziyne keferu''
deyimine dikkat ediniz
b)Çevre şartlarının zorlamasıyla: Bu durum kuranilminde İNNE deyimi ile ifade edlir. 2/6 da ''innelleziyne keferu'' deyimine
dikkat ediniz
c)Hem kendimizden ve hem de çevre şartlarının zorlamasıyla: Buna da kuran ilminde ''VE'' denilir. 8/36 da Hem İnnelleziyne
keferu ve hem de Velleziyne keferu deyimlerine dikkat ediniz. İ
İşte bu üç tür hissiyatın her birine 24/11 de ''ÜSBETÜN'' denilir. Nitekim bu ayette getirildiği söylenilen İFK, dikkat edlileceği
üzere İNNE yoluyla yani Dış ortamdan geldiğinden ve bu yönüyle de ''iNNE '' olduğundan Bu İNNE de içimizdeki ÜSBETÜN
lerden biri olacaktır. Diğer ÜSBETÜNler ise ''VE'' ve ''SÜMME'' dir.
Sevgili Dostlar: işte ŞAKİLETi dolayısıyla hoşumuza gitmeyen olaylar yada insanlar hakkında doğruluğu tastik edilmemiş bir
kanaat direkt kendimizden değil de DIŞ MİHRAKLARDAN önümüze geldiğinde Nefsimiz hemen bunu KABUL etme yönünde
bize baskı yapaacaktır . İşte bu ruh halimiz 24/11 de ''innelleziyne cau bilifki usbetün minküm'' ayeti ile kitapta yer bulur.
EL HUTEME-HUTEMEN NEDİR? (
Sevgili dostlar:
Kitab içindeki tüm deyimler ve cümleler bizim iyi yada kötü yönde bir nevi hissiyatlarımızı tarif ederek KURANİLMİ halini
almaktadır. Kitabi manalar yani bir deyimin arapça manası KURA...NİLMİ asla DEĞİLDİR.
Kitab içindeki KURANİLMİ 7/52 de anlatılan İLM ile çıkarılır. Bu ilime KELİME -KELAM ilmi denilir. Bu ilimin kitab ayetleri için
TEKNİK olarak uygulanmasını bize izah eden ayetler ise 12/111 ve 10/38 ikilisidir, ki bunun nasıl yapıldığı ile ilgili geniş çaplı
çalışmalarımızı daha önce profillerimizde yazmıştık
KELİME ilmi özet olarak ''ANLAM BİNDİRME'' esasına dayanır. Bindrilen anlamın DOĞRUluk ve TUTARILIĞInı 6/115 başta
olmak üzere RAHMAN SURESİnde zikredilen 30 adet kural belirler. Yani kitab içindeki Kuranilmini elde etmede kullanılması
istenilen kelime ilmi ''BEN YAPTIM OLDU'' mantığı ile çalışmaz
İşte bu deyimlerden biri de HUTAME dir. Eğer bir işinizin olması için çaba göstermişseniz ve bunda da bir mesafe almışsanız
yada alamamış ancak almayı umud etmişseniz ancak işiniz de olmamışsa ve buna istinaden de sinirlenerek hem bu işten ve
hem de kadettiğiniz mesafeden VAZGEÇİyorsanız size bu durumda hakim olan hissiyata EL HUTAME denilir. hayattan örnekler
verelim:
1) Eşiniz evi daha yeni temizledi sizde gündüz vakti birdenbire çıkageldiniz ve ayakkabı ile içeri girdiniz. eşiniz size Kızdı.
''ayakkabı ile içeri girme'' dedi. Ama ne fayda siz ayağınızın çamurunu içeri çoktan taşıdınız bile. Bu durumda eşiniz size ''artık
ayakkabılarını çıkarma herşey zaten berbat oldu'' dediğinde eşinize hükmeden hissiyata HUTAME denilir
2) Çocuğunuz size 2 saattir 10 lira harçlık için yalvarıyor. Sizde önce tamam dediniz sonra da çocuğunuza 5 lira verdiniz. Çocuk
bundan hoşnud olmayarak o 5 lirayı üzerinize attı ve daha da ileri giderek halihazırda cebindeki parayı da ''al bunlar da senin
olsun'' İSTEMİYORUM diyerek üzerinize attığında çocuğunuza o anda hakim olan hissiyata HUTAME denilir.
3) Ahmet Kaya yı karakola çektiler dövmeye başladılar. Daha sadece 2 tokat yedikten sonra ahmet kaya '' alın beni kemik
kemik ,sökün beni tırnak tırnak, deri deri yüzün beni oy lili oy lili oy lili'' derse bu durumda ahmet kaya ya hakim olan hissiyata
HUTAME denilir. Yoksa normalde karakoldaki polislerin ahmet kaya ya Tokat atma dışında başka bir amaçları yoktur. Ama
ahmet kaya işi HUTAME boyutuna çekerek kendisiyle ilgili herşeyden vazgeçebileceğini ifade ediyor
4) Nişanlınız için onu memnun etmek için bir aylık maaşınızı onun beğendiği çiçeklerden almak için harcadınız. O da çiçekleri
görünce Bunları beğenmediğini size söyler ve kabul etmezse bu durumda o çicekleri alırsınız ayaklarınızla çiğnersiniz. İşte bu
durumda size hakim olan hissiyata da HUTAME denilir
HUTAME hissiyatında temel amaç muhatabınıza kendinizi acındırmaktır,
Eğer bir insan EL FUKARA konumundaki insanlara HÜMEZE ve LÜMEZE hissiyatlarını kontrol altına almadan ileriye yönelik bir
maddi beklenti içinde iken yardım veya fedekarlıkta bulunursa Allah DÜNYA da bu kişiyi HUTAME içinde bırakır. Yani gerek bu
işte ve gerekse başka işte tüm beklentileri yine bu adamın eliyle boşa gider,
Belki EL FUKARA konumundaki insanı kandırabilir ve büyük menfaatler elde edebilir. Bu onun AKİBETİ olur. Ancak Bu işin
AHİRETinde Alllah ona hem dünyada ve hem de Bilinen manada ahirette öyle bir darbe vurur ki tüm kazanımlarını bu adama
bizzat bu adamın eliyle yok ettirir. Bu durum özellikle 59/2 de ''YUHRİBUNE BUYUTEKÜM BİEYDİYHİM'' olarak yer bulur
Ahirette ise kişi ŞEKLİ Cehennemde AZAB görken Yine HUTEME içinde olur. yani Misal verelim,kendini kamçılamaya gelen
cehennem meleklerine '' kamçılamakla yetinmeyin alın beni parçalayın, koparın'' diyerek aslında sadece kamçılamakla görevli
olan bu meleklerin bir nebze dahi olsa kendisine acımasını merhamet etmesini ümid eder
İşte sevgili dostlar: Bir insanın HUTAME içine çekilmesinin temel nedeni HÜMEZE ve LÜMEZE dir. Eğer EL FUKARA ya
FEDEKARLIK yaparken bu iki hissiyattan kaçınırsak Allah da bizi hem düntya ve hem de ahirette asla ve asla HUTAMEye atmaz
21/35
3/185
KÜLLÜ NEFSİN ZAİKATÜLMEVT
''HER NESFİN ÖLÜMÜ TATMASI'' hissiyatımız
''BÜTÜN' hissiyatlarımız
VAHİD ve MÜTEŞABİH
VAHİD : Bütündür EHAD buna ait parçadır. ANcak bazı şartlarda EHAD da VAHİD olarak algılanabilir ve bu yönde iş görür.
Normalde ALLAHÜ EHAD tır. YAni gördüğün güzellkiler EHAD tır. ANcak 4/171 de de görüldğü üzere İnnemeALLAHÜ ilahün
VAHİDÜN şeklinde Bu güzellikleri Aklına yatırma girişimin bile Onu VAHİDleştirebiliyor. Yani çok güzel insanlığı hayrına bir şey
gördün Anlamaya çalışıyorsun senin için Henüz EHAD olan bu konum esnasında can verirsen bu EHAD olan ALLAHÜ senin
Adına Rabbilalaemiyn tarafından VAHİD olarak algılanacaktır.
Örnek:
Söylem ve eylem birlikte VAHİDi oluştururlar. Eğer Söyleminde samimi isen ancak bunu yapacak gücün olmadığı yada o anda
olmadığı için yapamıyorsan normalde EHAD olan eylemin VAHİD miş gibi kabul edilir ve sana sevabı TAM verilir. 9/92 yi
okuyun. SAMİMİ ama güçsüz insanlara şahit olun
MUTEŞABİH: Bütündür. Parçaları ise Teşabehedir. Bir teşabeheyi yerine getirdiğinde ikinci teşabehe sana verlir. Senin paraya
ihtiyacın var. ''yanıma gel paranı al '' dediğimde senin paralanman için 2 eylemlik teşabeheleri yapmalısın a) yanıma gelmen
b)Parayı alman. İlk teşabeheyi yaptığında ikincisini isteme hakkın doğar.
Örnek:
Söylem ve eylem birlikte MÜTEŞABİHi oluştururlar. Eğer Söyleminde samimi isen ve bunu yapacak gücün de varsa ve sen de
yapmıyorsan/yapmaktan kaçınıyorsan normalde TEŞABEHE olan söylemin MÜTEŞABİH miş gibi asla kabul edilmez ve asla da
sevabını alamazsın
2/246,249 arasını okuyun. DÖNEKLere şahit olun
33/33:
TEBERREC:
Ziynetin TEBERREC olması: 24/60(Gayre muteberricatin biziynetn)
Ziyenetin BEDA olması: 24/31(Ve la Yubdiyne ziynetehünne).
Sevgili Kuran dostları:
ZİYNET denilen kavram Kendimizde bulunan ve kendimiz de dahil olmak üzere dış dünya
tarafından CAZİBE merkezi olarak görülen hissedilen yada algılanan VARİYETlerimizdir. Bu
kalçamız göğuslwerimiz malımız makamımız arabamız ilmimiz maaşımız damadımız gelinimiz ve
daha binlercsi olabilir.
Eğer bunları yani ZİYNETLerimizi bir şekilde Gündem edersek yani BEDA yaparsak yani açığa
vurursak ve bunu da yaparken HAVA atma amaçlı yada gösteriş amaçlı gündem edersek bu
durumda bunları HÜNNE leştirdiğimiz için 24/31 rin muhatabı oluruz ve böyle YAPMAMAmız
istenilir.
Eğer Bunları bir şekilde gündem edersek yani BEDA yaparsak ve hava atma veya gösteriş
yapma amaçlı gündem etmezsek bu durumda bunları yani ZİYNETlerimizi HİNNE leştiririz ve bu
durumda rabbilalaemiyn yada allah bize karışmaz.
Eğer bunları yani ziynetlerimizi Hava atma yada gösteriş amaçlı BEDA YAPMAMAMIZA rağmen
karşımızdaki bizi böyle anlarsa ve biz de bunun böyle anladığına şahit olursak bu durumda da
hala gündem etmeye devam edersek Bu kez de yine 24/31 rin muhatabı oluruz. Çünkü
ZİYNETimiz bu kez tarafımızdan değil karşı taraf açısından HÜNNE leşir . Bunun önünü almamız
gerekir.
O halde Ziynetlerimizin BEDA yapılması yani açığa vurulmasında 4 etken rol oynamaktadır.
Bunlar :
1)Hünneleşme
2)Hünneleştirme
3)Hİnneleş
4)Hinneleştirt.
Bu 4 unsura sahip olunduğu sürece ve bu 4 unsur korunduğu yada Korunabildiği sürece allah
kimsenin giyimine kuşamına karışmaz bunun için ŞEKLİ ve STANDART bir emir indirmez. Zaten
indirseydi mantıksız Olurdu.
Ama bu 4 unsurla senin Niyetini yine senin İÇİNDEN kontrol eder.
İşte bu 4 unsur hangi işi yaparsan yap yada neye sahip olursan ol senin hayatında yer bulursa
bunlar senin için 33/33 de KARNEnin yani yerleşim birimin olur. Bunların dışına çıkmaman
i,stenilir. Bu durum''ve karne fiy buyutikünne'' şeklinde ifade edilir.
Zİynetinin yani CAZİBELİ HALE GELMİŞ variyetin bu 4 unsura sahip olmakla beraber ''canım bir
kereyle bir şey olmaz'' zihniyetiyle yine tarafından Gündem edilmesine Bu kez ZİYNETİN
TEBERREC edilmesi denilir. Bu durum hem 24/60 da ve hem de 33/33 de yasaklanır.. Özelkile
bu durtum ''ve la teberrecne teberrecülcahiliyetilula'' deyimi ile ifade edlir.
TEBBEREC-BURC-BURUC deyimleri aynı fiilden türerler.
Arkadaşlar CEHELE-CAHİL deyimleri Kuranilminde ''bir şey bilmeyen yada okumamış''
anlamında değildir. Bir davranışın yapılması gerektiğini bile bile yapmayanlara YADA Bir
davranışın Yapılmaması gerektiğini bile bile Yapanlara . Bir sözün söylenmemesi gerektiğini bile
bile Söyleyenlere yada bir sözün söylenilmesi gerektiğini bile bile Söylemeyenlere CAHİL
denilir.Bu
Mana 33/33 de geçen ''teberrücelcahiliyetilula'' cümlesindede AYNEN oturur. Yukarıdaki 4 lü
konusunda bilinçli olan bir kadın veya erkek eğer Variyetini yani ZİYNETini bir kere bile olsa
düşmanlarını ÇATLATMAK için kullanırsa işte bu cümle için bunun önüne geçilir.
bazen bizimle alay edilir. Ama allah bir fırsat verir de Bir şekilde bizimle alay edilen konularda
CAZİBE MERKEZİ haline geldiğimizde Nefsimiz hemen bizimle alay edenleri Yerin dibine
sokmak onları mahvetmek amacıyla Yaptığımızda yanlış olduğunu bile bile bu insanlara bu
ZİYNETimizi TEBERREC yapmamızı Emreder. Böylece Nefs bize ''fincanı taştan oyarlar adama
da böyle koyarlar'' gibisinden bir Teskinlik telkin eder. Bunu Herkese yapmayız. eğer herkese
yaparsak buna ZİYNETimizin HÜNNE cinsinden BEDA sı denilir. Bu yasaktır 24/31.
AMa bizi çekemeyenlere ÖZEL olarak ama yapmamamız gerktiğini bile bile İntikam amacıyla
BİRKEREYE MAHSUS olmak üzere yaparsak işte buna da ZİYNETimizin Cahiilkle TEBERREC
edilmesi denilir ki bu da 33/33 de yasakalnır.
O halde Eyy Kul:
1) Ziynetini Sıkı kontrol et Yani HUZ et: 7/31.
2)Ziynetini BEDA yaparken yani açığa vururken;
Hünneleşme ,Hünneleştirme ,Hinneleş, Hinneleştirt,(Muhteşem 4 lü)
3)Seni alaya alanlara seni küçümseyenlere seni hor görenlere karşı bir gün Eline bir imkan
geçtiğinde ve bununla ZİYNETLENDİĞİNDE elbetteki bir şey söylemen yada yapmanın zamanı
sana gelebilecektir. İşte bu konumda da MEŞRU DAİREnin içinde kal. Ziynetini TEBERREC
etme.
Sevgili Dostlar: 1 ve 2.ci Şıkklardaki kolay yapılır da 3.cü şıkkı yapmak çok zordur. elbetteki bu
zorluğun Ödülü de büyük olacaktır. Bunun Ödülü de ayı ayette TATHİR olmaktır . Allah TATHİR
olmuş kullarını sever. 9/108. Yani Ziynetini TEBERREC yapanlar allahın sevdiği kullar arasına
girebileceklerdir.
33/33:
TEBERREC HİSSİYATIMIZ
Ziynetin TEBERREC olması: 24/60(Gayre muteberricatin biziynetn)
24/31
BEDA HİSSİYATIMIZ
Ziyenetin BEDA olması: 24/31(Ve la Yubdiyne ziynetehünne).
MUŞRİK bir insan eğer içindeki resule itaat ederse Bu süreçte bizim için ''feihvaniküm fiyddin''
yani ''dinde kardeşimiz olur. Bu kişi bu süreçte henüz MUSLUMAN olarak adlandırılamaz. ANcak
'' TUSLİMUNE yada ESLEME olmuş denilir. ANcak bu itaatın karşılığında kendisine verilen
Ödülü iyi anlarsa ve gereğini tektrar yekrar yapma azemeti içinde olursa işte bu kişide ŞÜKR-
İMAN-İLM üçlüsü oluşur. İşte artık bu kişiye MUSLUMAN denilir. Bundan sonra bu kişi bizim için
sadece DİNde değil Artık İMAN da da kardeşimiz olabilecektir.
Bir insanın Dinde kardeşimiz olabilmesi için (9/11,33/5) Musluman olma şartı yoktur. İçindeki
resule itaat etme şartı vardır. Bu şekilde Kişi ESLİM olur. ANcak bunun ödülüne 7/3 ve 39/55 deki
gibi uyarsa işte o zaman bu kişi Musluman olur.
Resule uyma ile bu resul aracılığıyla bize indirilene uyma aynı şeyler değildir. İlki seni ilk etapta
YUSLİMUNE -ESLİM(48/16,49/14) yaparken diğeri seni MUSLİMUNE yapar.
36/13:
Neden 3 adet Resul yada ELÇİ, Bir tane yetmezmiydi? Allah adaletli ise Mekkeye neden buraya
olduğu gibi 3 adet elçi göndermedi ? belki o zaman ebu leheb İman ederdi?
Her bir resul Kavmine iki amaç için gönderilir. 1) Le ilahe illlalah 2) MArufta ADAM olun. İşte
Kavimler Birincisine TABİ olmamaya EK olarak ikincisine de tabi olmazlarsa HELAK edilir. Ama
birincisine tabi olunmamasına rağmen İkincisine tabi olunursa bu kavim Musluman olmamamsına
rağmen HELAK da edilmez. Şimdi Şuraya dikkat ediniz. Firavubn hiç bir zaman musanın getirdiği
Tevhid dinine tabi olmadı. Ama musanın ikinci isteği olan ''israiloğullarını benimle gönder artık onlara
azab verme'' şartını kabul etseydi yada en azından işin sonunda musa ve sirailoğullarını takip etmeseydi
ordusu ile birrlikte helak edilirmiydi? ELBETTEKİ HAYIR. O halde Musluman ol. Bunu olamıyorsan bari
ADAM ol . Adam ol ki Dünyada HELAK edilmeyesin. Eğer bu 2 özelliğe bir de Fedekarlık eklenince
36/11 tefsiyr edimiş olacaktır. Burada Şahıs olarak 3 adet resulden bahsedilmez. Here bir resule ait bu 3
özelllikten bahsedilir . Yani allah önce her resulunu kavmine 2 özellikle gönderir. 3.cü özelliğini de
sonradan ekler ve İşte eklenilen bu özellik Muhamedi amel olan fedekarlıktır. Kişiler MARUFİ olarak ve
TEVHİDİ olarak belli bir kıvama ulaştığında artık bunlara İHSANİ olarak emirler verilir. Eğer İlk ikisi
yalanlanırsa bu kez sadece İHSANİ emir istenilerek Cennet için Buna ittiba istenilir. Böylece Kişilerin
kurtulması için En azından MAKAMEN MAHMUDENin önü açlır. ANcak 36/11-24 arasında Bu
MAKAMEN MAHMUDEN için sadece Bir talip çıkmıştır ki bu da şehrin uzak tarafından gelen bu adam
dır.
3/5:
Fiylardı vela fiyssemai: Deyimini açalım.
Sevgili kuran dostları: ELARD deyimi Bir şeyin hayatta yada hayatında ŞEKLİ Olarak
OTURMUŞluğunu verir. buna deyimin lisani manası olan ''yeryüzü'' manası da dahildir. Eğer
hayatını Şekli olarak düzene koymuşsan yada vucudunu şekli olarak düzene girmişse yani
fiziksel olarak hasta değilsen Tüm bu konumlara ELARD denilir. Bu deyim elif lam ra dizilimlidir.
ESSEMA deyiminin Lisani manası ''GÖK'' manasıdır. Ancak deyim Elif lam mim dizilimine sahip
olduğu için bu manadan vazgeçilmeli ve deyime bu dizilime sahip olduğu için içine yerleştirilmiş
LEDÜNİLMİ nin peşine düşülmelidir. Gerek Elif lam ra ve gerekse elif lam mim dizilimli deyimlerde
lisani manadan vazgeçilmeli ve deyim içine allah tarafından yerleştirilmiş Ledünilminin peşine
düşülmelidir. işte bu çabbaya TEDEBBÜR denilir.
ESSEMA deyiminin Ledün ilmine göre manası ''GÖK'' değildir. Makuliyet ve mantıkıyet veya kesinlik
veya belirliliktir. Bir memur ay sonunda hangi tarihte ne kadar alacağını keesin olarak biliyorsa işte bu
durum onun için ESSEMA dır.
Eğer deyim ''Fiylardı ve la fiyssemai'' olursa. Burada TA SİYN kuralı çalışır. 27/1. Bu kural 2 hamlelik bir
kuraldır:
a)Tamalama içine ''VE'' den sonra gelen deyimi mana olarak ekle
b)Ve den sonra gelen deyimi BAĞIMSIZ olarak manalandır daha sonrada bu iki manayı servis et.
Buna göre:
a) eğer ŞEKLEN OTURMUŞ bir hayatın varsa ve bunun içine ''LA FİYSSEMAİ yi dahil edersen yani bu
hayat içine KISMEN bile olsa belirsizlik katarsan mantıkıyet ve makuliyetten kısmen dahi olsa mahrum
bırakırsan işte bu haleti ruhiyyene ''fiylardı ve la fissemai'' denilir.
b)Bu mahrumiyet KISMEN oluştuktan sonra eğer TAMAMEN mantıkıyet ve makuliyetten uzaklaşırsan
işte bu durumda senin konumnuna ''LA FİYSSEMAİ'' denilir
ALLAHE kainatta İNNALLAHE formatına dahil olduğunda bu oluşum bizim aklımızın alamayacağı
anlayamayacğı bir şekilde insanların işlerini yine hayr yönünde birbiriyle entegre edebilmektedir. Bu işler
insanın Oturmuş düzenini KISMEN yada TAMAMEN altüst eder mahiyete kavuştuğunda işte bu
ALLAHE ,rabbilalaemiyn tarafından bu kişinin işini yoluna koyması amacıyla kendi katından
hareketlendirilmektedir.İşin bu kısmı bizim için ŞEY hükmündedir ve ALEYHİ hükmündedir. Bu
muazzam koordinasyon ve kontrolu bizler mevcut aklımızla anlayamayız. Ancak Her ALLAHE kesinlikle
kendi cinsinden haberdardır ve asla birbirlerine karşı gizlisi saklısı olmaz. işte bu anlattıklarımın
TAMAMINA 3/5 te ''innallahe la yahfa aleyhi şeyün Fiylardı ve la fiyssemai'' denilir.
O halde Eyy Kul
Hayr işle ,hayırlarda yarış. yaptığın her hayr ,düzenin bozulduğında düzenini düzene koymak için senin
aklının alamayacağı bir kontrol ve koordinasyonla rabbialalemiyn tarafından ALLAHE ye
dönüştürülmektedir.
İçindeki RESULE Misal ZEKERİYA ya UY: ZEKERİYA hayr yada fedekarlık yönünde senin
MOTİVASYON melekendir. Sürekli yaptığın işi tekrar yaptığında sanki o işi sana ilk defa
yapcakmışsın gibi bir aşk ve feyz ile yaptıran melekedir. ZEKERİYA nın sana bu yöndeki telkini
3/41 de Bilaşayyi Velibkar'' olarak zikredilir.'' Her gün Yeni bir gün her gün taze bir başlangıç''
anlayışı ile güne başlarsan ZEKERİYA ya uyarsın. Böylece MÜKEMMLEŞİRSİN. Allah ta sana
4/80 ne göre RESULU aracılığı ile aslında kendisine itaat ettiği için YAHYA yı verir. İşte bu
YAHYA senin ENFALin yani ÖDÜLündür. Yahya HANAN melekesidir..
3/5:
iNNALLAHE LA YAHFA ALEYHİ ŞEY'ÜN Cümlesini konuşalım<.
Sevgili dostlar:
Kuranda ALLAH deyimi 3 farklı formatta geçer Bunlar ALLAHİ, ALLAHÜ, ALLAHE dir.
Rabbilalaemiyn içindeki ALLAHÜ İnsanlar tarafından ALLAHE ye CEALE yoluyla çevrilir. Eğer bu
deyimin başına ''İNNE'' deyimi gelirse Çevre faktörlerleri başrol oynar anlamı Verir. İNNE deyiminin
lisani arabi manası ''hiç şüphesiz ki '' demektir. Ancak Kurani manası önüne gelen deyimin oluşmasında
birincil olarak İNSANı değil Çevre faktörlerini başrol olark tanımlar. Eğer Bu deyim ''İNNALLAHE''
olursa bu durumda rabbilalaemiyn içindeki ALLAHÜ yü ALLAHE ye çeviren insanların bu amel yada
düşüncelerini Çevre (tabiat,toplum,ekoloji ,davranışlar silsilesi vs.) ile entegre hale getirir. Böylece Bir
insanın ceale türünden oluşturduğu ALLAHE diğer insanların oluşturduğu ALLAHE ile entegre edilir ve
böylece her allahe İNNALLAHE formatına girdiğinde kendi cinsinden hem haberdar olur ve hemde
haberdar edilir.
Sevgili dostlar: ''ŞEY'' deyimi kafamızda bizim mantığımızla o anda cevap bulamadığımız söz olay
davranışlara gider. Bunun Çoğulu ''EŞYA'' dır.
ALEYHİ deyimi Lisani manası ''onun üzerine-üzerinde'' demektir.Ancak bunun bu şekildeki manasını
karşılayabn bir deyim vardır ki bu da ALEYHA dır. Bu iki deyimin Kurani manası ise:
Aleyhi:üzerinde bulunduğun ve kafa yorduğun ancak sonuca gidemediğin konumu ifade ederken
ALEYHA deyimi aynı şey için sonuca gitme durumunu verir. Bir deyimin Sonuna ''HA'' gelirse onu
TEVRATlaştırır. Çünkü ETTEVRAT 5/44 de ''HA'' olarak nitelendirilir. ETTEVRAT denilen şey senin bir
şeyden HAYR adına anladığın ,Net olarak anladığın şeydir. bu manası ile ETTEVRAT her insanın
hayatında var olur ve eVRENSELLEŞİR:
ETTEVRAT a yahudilerin kitabı diyenler ancak ve ancak ilm fukarasıdırlar.
Eğer ALLAHE kainatta İNNALLAHE formatına dahil olduğunda bu oluşum bizim aklımızın alamayacağı
anlayamayacğı bir şekilde insanların işlerini yine hayr yönünde birbiriyle entegre edebilmektedir.işin bu
kısmı bizim için ŞEY hükmündedir ve ALEYHİ hükmündedir. Bu muazzam koordinasyon ve kontrolu
bizler mevcut aklımızla anlayamayız. Ancak Her ALLAHE kesinlikle kendi cinsinden haberdardır ve asla
birbirlerine karşı gizlisi saklısı olmaz. işte bu anlattıklarımın TAMAMINA ''innallahe la yahfa aleyhi şeyün
'' denilir.
Muhammed demek CENNET demektir. Muhammedin şefaatinden yoksun olan kimseler cennete
gidemezler. O halde eyy Kul: Dünya hayatında Muhammed ile arandaki mesafeyi iyice sıfırla ona
AKRABA ol ki o da sana hakkını dersin 17/26. Eyy APTAL Nefsim: Mekkedeki Muhammedin
ölmüş beşer muhamedin Saçı ile sakalı ile ayak izi ile sarığı cübbesi ile HADİYSleri Sünnetleri ile
Rivayetleri ile Uğraşma. seni YALNIZCA KURAN kurtaracak. İçindeki ve Hayatındaki
Muhammede uy.O sana böyle şefaat edecek. Dünyada iken Muhammedini (fedekarlıklarını)
oluştur.
Kuranilminde Muhammedi muhatab alan ayetler yine her zaman sadece muhammedi muhatab
alır. İnzar Tebliğ şehadet gibi görevler RESULe ait olan görevlerdeir. Bizim gibi insanlardan
tarihin hiç bir döneminde RESUL olmaz. Kuranda anlatılan resullerin dışında hiç kimse resul
olmaz olmaz.Bu makama niyetlenen ancak cahil yada aptaldırlar. Ancak RESULluk müesesesi
olmadan da hayr ve iyilik yayılamaz fesad engellenemez. İşte Eğer siz içinizdeki resullere i,taat
veya ittaba ettiğinizde aklınızı vucudunuzu bu resullerin emrine vermiş olursunuz. Böylece içinizdeki
resuller bunları kullanarak İNZAR TEBLİĞ yada ŞEHADET görevlerini yaparlar.
YAni Siz hayr telkin ettiğinizde yada nehyi emretiğinizde aslında bunu yapan siz olmazsınız içindeki ilgli
Resul bunu yapar. Örneğin: Sınavda Kopye çekerek yeterpuan almak istediğinizde Hemen içinizdeki
TATHİR melekesi olan LUT devreye girer ''YAPMA'' der. YAda size aynı işlemi yapmak isteyen birileri
için ''YAPMAYIN'' dedirtir. İşte bu Demeyi siz değil içinizdeki LUT yapar Sizi ise sadece kullanır. Peki
bu işten bizler ne kazanırız? Bu işten bizler ESSALİHİYN kullar olarak çıkarız ve Komisyonumuzu alırız
Bu komisyonumuza ENFAL yada NAFİLE denilir. Böylece allah resulune itaat ettiğimiz için bizi her bir
resule uyulması sonrası bize vereceği ENFAL ile hem dünyada hem de ahirette ödüllendiriyor.
o Halde bırakalım yeri ve zamanı geldiğinde içimizdeki resuler görevini yapsınlar. Biz de Komisyonumuzu
alalım ve iki cihanda da mutlu olalım.
Milyon sene önce ve bugün ve milyo sene sonra da EL AFVE yi muhammed alacak. Bu görev onundur.
7/199. Ama muhammed öldü Ölü bir Beşer resul nasıl olur da EL AFVE yi alabilir. HAyır sevgili kardeşim
Muhammed asla ölmedi o her zaman insanın içindeydi Ölen kısmı onun Beşer kısmıydı. Bir ara Beşer
kısmı geldi ve Zaten insan hayatında var olan MELEKE ve AMEL kısmıyla birleşti. Sonradan da yine
ayrıldı. İşin bu kısmı KONJÜKTÜRELDir. Çünkü ŞEKLİ kısmıdır. ANcak işin KURAN kısmı
Evrenseldir. İşte bu kısmı her insanın hayatında var olan HİSSİYAT ve AMELİDir. MUHAMMMED
demek FEDEKARLIK demektir. İçimizdeki bu yöndeki Hissiyata Muhammed denilir. Bir baba kendisi aç
kalıp çocuğunu üniversitede okutuyorsa işte bu baba 3/31 re göre MUHAMMEDE UYAR. Eğer bu süreçte
bu babaya ölüm gelirse allah bu babayı bağışlar Günahlarını siler onu sevdiği kullara arasına sokar
cennetine nail eder.
Eğer bir anne yavrusu uyusun diye kendisi günlerce uyumuyorsa yada yavrusu doysun diye kendisi aç
kalıyorsa bu fedekarlığın adıda muhammedtir. Bu süreçte bu kadına ölüm gelirse 3/31 re göre bu kadın da
cennete gidecektir.
Bu zihniyetin SIDK cinsinden hayatımızda yeri vardır. Eğer esnafsan ve her sabah dükkanınını açarken ''
allahım komşuma 3 ver bana bir ver ve önce komşuma ver sonra bana ver'' dersen ve bu noktada da samimi
isen ve gün içinde sana ölüm gelirse sen CENNETE GİDECEKSİN. Çünkü Muhammede uydun..
Ali İmran 4:
Min kablü HÜDEN linnasi cümlesini açalım.
3. cü ayette ''enzelettevrate velinciyl'' cümlesinde ''tamlamalardan sonra gelen VElli ibarelerin
tamlamalara dahil edilme kuralına dikkat ediniz. ETTEVRAT denilen olgu bir şeyden senin HAYR
adına anladığındır. İNCİYL ise bu anlamanın gerçekleşmesi için gerekli olan ZEMİNi verir. O
halde Bir olay gördüğünde aklın başına geldiğinde yada jeton düştüğünde işte bu olay mahalline
ve senin bunu anlamana ''enzelettevrate velinciyl'' denilir. Bu şekildedi cümle yapısı herbir
kuranayeti gibi Birincil olarak senin hissiyat ve amel dünyanı tasvir eder.
4.cü ayetteki ENNASİ deyiminin Kitabi manası '''İNSANLAR'' dır. ancak KURANİ manası insana
hakim olan yada olacak olan fikirler düşüncelerdir.
HÜDEN deyimi hayattaki olayları yada kitaptaki ayetleri birbirine bağlaman için gerekli olan
bağlantılardır. Bu bağlantılar olmadan ne kitap nde de hayat anlaşılabilir. Eğer 9/28 zi anlamak
istiyorsanız 5/90 yada 5/90 nı anlamak istiyorsanız 9/28 ze muhtaçsınız demektir. İşte bu iki ayeti
birbirine bağlayan HÜDEN '' ya eyyuhelleziyne amenu innema'' deyimidir. Bu cümle kitapta
sadece 2 yerde geçer.
Benzer şekilde eğe 2/183 ü anlamak istiyorsanız 2/178 zi ,2/178 zi anlamak istiyorsanız 2/183 ü
anlamak zorundasınız. Çünkü bu iki ayeti birbirine bağlayan ve HÜDEN karekterinde olan cümle
'' ya eyyuhelleziyne amenu kütibe aleyküm'' dür.
Elif lam mim şeklindeki Yazılım da HÜDEN dir. 2/1,2. Yani bu dizilime uygun yazılımlar için
BAĞLANTI niteliğinde bir bakış açısı uygulanır ki bunun içeriği ''hiç bir şeyin göründüğü gibi
olmayacağıdır. Yani allah ESSEMA derken yada ELĞULAM derken bu iki deyim de elif lam mim
dizilimine uygun olduğu için bunların arapça manalarını devredışı bırakır ve bu deyimlere
kendinden bir ilm yükler. işte bu ilme LEDÜN İLMİ denilir.Bu ilmin ilgli deyime hangi oranlarda
yüklenildiğini işte bize bu hurufu mukattala bildirmektedir.
Eğer şunu şöyle yaparsam başıma şu gelir dediğinizde bu çıkarsamayı size yaptıran muhakkak
bir bağlatınız vardır. Bu tecrübe yada bilgileriniz de olabilir. kısaca HÜDEN olmazsa hayat durur.
O halde bir insan bir şeyi anladığında yani 'enzelettevrate velinciyl'' konumuna ulaştığında bu
konum bu kişinin hayatında HÜDEN olacak Ya onu bir daha yapmayacak yada eğer menfaat
gördüyse tekrar tekrar yapacaktır. İşte bu 2.ci aşamaya 4.cü ayette '' min kablü HÜDEN linnasi
ve enzelelelfurkan'' denilir.
Arkadaşlar ELFURKAN deyimi İHTİDA ile alakalıdır 2/53. Yani eğer kişi bir olay gördüğünde aklı
başına gelmişse vaziyeti çakmışsa ve bunu da hayır yönünde kullanma gayreti içine girmişse bir
taraftan 3/4 ün muhatabı olurken diğer taraftan 2/53 ün muhatabı olacaktır.
Eğer aklı başına gelmesine rağmen hala eğer şerr ise yapmaya devam ettiğinde yada eğer hayr
ise yapmadığında işte bu kişinin konumu 3/4.cü ayette ''innelleziyne Keferu biayatillahi''
konumuna girer. Ve bu kişi şiddetli bir azapla azaplandırılır.
O halde eyy Kul: Yaptığın işin DOĞRU olduğu sana BEYAN olmuşsa Devam et asla bırakma ve
durma. Yok eğer yaptığın işin YANLIŞ olduğu sana Beyan olmuşsa DERHAL bırak. Devam etme.
Yoksa ''enzelettevrate velinciyl'' konumunu elde etsen bile EL FURKAN devreye giremeyecği için
sana hayat tokatını vuracaktır.
Bu şekilde anlattığımız kURANİLminin bir de hayattaki SIDK ilmi cinsinden tarif edilmiş
Şekillerine de deyinelim:
1) Yanlışın neresinden dönersen orası kardır.
2)Kuştan korksaydık darı ekmezdik
3)İt ürür kervan yürür.
Allah cümlemize Enzelettevratı velinciyl konumunu ve bunun da ötesinde EL FURKANı nasip
etsin
SORU
Kitapta hiç bir ayet bilindiği yada göründüğü gibi değil diyerek MEALlerin Dikkatle okunması
gerektiğini Söylüyorsunuz. Allah kullarına indirdiği kitabında neden herşeyi NET olarak
açıklamamış ve TEDEBBÜR yani ARKAPLANI GÖRME şartı getirmiştir?
CEVAP:
Allahın kullarına indirdiği Kitab Herhaliyle hayata entegre olması gereken ve içerik ve işlevselleği
açısından hayata ters düşmeyen bir mahiyet arzetmeliydi. Şimdi Şu soruyu soralım: Acaba
hayatta her şey göründüğü gibimi? Eğer Cevabınız EVET ise Siz kaybetmeye mahkumsunuz.
Ama cevabınız HAYIR ise İşte o zaman yukarıdaki sorunun cevabını da vermiş oluyorsunuz.
:İBRAHİM HANİF OLARAK CANINI ORTAYA KOYARSA ,MUHAMMED ONUN ELİNİ TUTAR...
FEDA ETTİĞİ CANIN BEDELİ CENNETTİR..
DİN ; Kendini herhangi bir şekil yada sebeple borçlu hissettiğin varlıklara , unsurlara , canlılara ,
Allah`a karşı oluşturduğun yada geliştirdiğin düşünce yada davranış sistemlerinin tamamına
DİYN-DEYN-BORÇ denilir 2/282..
Bu davranış yada düşünce sistemleri Allah tarafından kişilere tastamam ödenecektir 24/25..
MİLLET ; Din olgusunun herhangi bir kişi yada kavimde oturmuş ve yaşanıla gelen haline denilir.
Hani biz deriz ya ''geleneksel din anlayışı yada mukallit yani taklitçi olma'' işte bu deyimler Millet
kavramına örnektirler 14/13,7/88.
Lütfen DİN ile MİLLET deyimini birbirine karıştırmayalım.
NOT ; Allah , kendi dinini tanımlarken 110/2`de “fiy diynillah” deyimini kullanır ve kendi dinini
diğer dinlerden ayırır..Bunu unutmayalım..!
İBRAHİM ; hacc yani BAĞLILIK melekesidir.
Kişiyi , hayr içerik yada amaçlı olmak kaydıyla ; işine , eşine , dinine , kendine , hayata vs..
bağlar..Bu meleke aktif tutulmazsa yaşamın bir anlamı kalmaz..Kişiyi hayata bağlayan sebepler ,
işte bu meleke sayesinde vardır.
Bu meleke karşımıza 3 değişik ancak birbiriyle bağlantılı olabilen şekilde çıkar ;
1) MİLLETE İBRAHİYME ; 22/78,12/38 ; burada yaptığın hayr içerikli yada amaçlı işe , dine vs..
bağlı bir şekilde hayatını devam ettiriyorsun..Dikkat edin , bu iki ayettede “HANİF” yani bilindik
manada ''Birleyen'' deyimi kullanılmaz..Zaten böyle bir manayıda biz kabul etmiyoruz.
SORU ; Eğer bu mana kabul edilirse 12/38`de neden Yusuf bu deyimi kullanmadı ? Şeklinde bir
soruyla muhatab olursunuz..!
2) MİLLETE İBRAHİYME HANİYFEN ; 3/95,2/135,16/123 ; İşte bakın şimdi Hanifen deyimi
kullanıldı..HANİFEN deyimi ; kişinin kıyamındaki has duruşluğun devamlılığını veriyordu..
12/38`de bu deyim kullanılmadı çünkü ; Yusufa inancını yada kişiliğini satması yönünde bir teklif
gelmedi..Ama bu teklif 2/135`te geliyor dikkatli okuyun.Buna karşılık olarak “millete ibrahiyme
haniyfen” deyimi kullanılıyor.Yani yahudi yada hristiyan olun deniliyor.Yani uhrevi yahut dünyevi
belli bir fiyat karşılığında , inanç , şeref , haysiyet , namus satılabilir diyorlar..Cevaben ; hayır biz
bu unsurlara olan ve geçmişten gelen bağlılığımıza zeval getirmeyiz , velevki dünyanın hazineleri
önümüze konsa , denilmektedir.
İşte bu tavır “MİLLETE İBRAHİYME HANİYFEN” dir..Eğer bir insan şeref ve haysiyetini dünya
menfaati karşısında satmıyorsa işte bu insan “millete ibrahiyme haniyfen” e ittiba etmiş demektir.
Gerek “millete ibrahime” üzere olanlar ve gerekse “millete ibrahime hanifen” üzere olanlar sadece
bu özelliklerinden dolayı cennete gidemezler..
3) DİYNEN KIYAMEN MİLLETE İBRAHİME HANİFEN ; 6/161 ; İşte burada işler değişir..Bu
ayetin gizli öznesi Muhammed`tir yani ihsan melekesi yani cennet melekesi devreye girer..
Burada kişinin haysiyet , şeref , namus veya dinini ; dünya menfaati karşılığında satması ,
değiştirmesi istenmez.HAYATINA KARŞILIK olmak üzere satması istenilir.Kişi hayatı pahasına
sahip olduğu bu unsurlara (hak,hukuk,şeref,haysiyet,namus,dürüstlük,din vs.) sahip çıkarda bu
yolda hayatını verirse , isterse ateist olsun-putperest olsun-hıristiyan olsun-hindu olsun yani kim
veya ne olursa olsun , hayatını bu yolda verme esnasında , Allahın Resulu olan İBRAHİM`e yine
Allahın Resulu olan MUHAMMED melekesi ile sahip çıkmış olacağından , o anda bu kişinin tüm
günahları affedilerek ve İslama girmesi sağlanarak , bu kişi anında MUTTAKİleştirilir ve cennete
sokulur.
6/161`de Muhammed`in sıratı mustakıyme yöneltilmesi ve dolayısıyla içindeki adamı da bu ayete
göre cennete yöneltmesi bu şekilde olmaktadır..
Allah katında Hakk Din İslamdır ve cennete ancak Muhammed melekesini çalıştıranlar
gidebilecektir.Ancak bu melekenin çalıştırılma ruhsatı sadece evveliyatı müslüman olmuşlara
verilmez..Evveliyatı putperest yada muşrik olanlarada verilebilir.Ancak ruhsatın geldiği O ANDA ,
kişi bunu kullanırsa , Allah bunun konumunu derhal İslam üzere olacak şekilde değiştirir ve onu
muttakileştirerek bütün günahlarını aff eder..
Burada anlattığımız olay yani ''dinen kıyamen millete ibrahime hanifen'' cümlesinin anlamı ;
kişinin ister mumin olsun ister muşrik , İBRAHİYM üzerinden MUHAMMED`i
çalıştırmasıdır..Başka ayetlerde MUSA , NUH , İSA ve diğer resuller üzerindende Muhammed`in
çalıştırılışını biz görüyoruz..
Bir insanın , bir şeye bağlılığının yani İbrahimin ZİRVE yapmış haline TAVAF denilir.
Düşünün , bir kızı çok seviyorsanız ve bunun peşinde koşuyorsanız yada çevresinde fır
dönüyorsanız , işte yapılan bu eylemin adı Tavaftır..
İşte bu güçteki bir bağlılıkla , tavaf yapılan yere BEYTİLATİK denilir.
Burası artık MAKAMI İBRAHİME`dir.
Arkadaşlar 7/22 yi işleyelim.Biliyorsunuz adem ihtiyaç melekemizdir. İçimizde yaşar. Herhangi bir
şeye ihtityaç duyduğumuzda sahip olduğumuz bu konumumuza ADEM denilir. Ademin her
zaman iki oğlu vardır. Bunlar a)karşılanmış ihtiyaçları b) karşılanamamış ihtiyaçları.
Karşılanmamış ihtiyaçlarına ulaşmak için karşılanmış olan ihtiyaçlarını HAKİR görür ve bunları
küçümserse o zaman bu iki oğlundan biri diğerini öldürmüş olur. 5/27 bir hikaye değildir
Hayatımızın her alanında her zaman olabilen davranışlarımızı bize ifade eder. Ademin ihdas
ettiği ihtiyacının dış dünyadaki karşılığına ZEVCE si denilir. YAni her türlü ihtiyacı karşılanmış
olan bir insana ait olan adem aslında cennetini yaşamaktadır. Arkadaşlar CENNET denilen şey
herhangi bir konuda ihdas ettiğimiz ihtiyacımızın karşılanmasıyla bize hakim olan haleti ruhiyye
konumudur.O halde Adem ,zevcesini bulduğunda cennetini yaşar. Ancak sahip olduğu bu her
türlü ihtiyacının karşılanmışlık durumu(ademin birinci oğlu) zaman içinde ademi memnun
etmemeye başlarsa adem başka şeyleri ihtiyaç olarak ihdas etmeye başlar Yani RAHATLIK
BATAR.İşte bu konuma ademin 2.ci oğlu denilir. Adem işte bu 2.ci oğlu uğruna birinci oğlunu yani
hali hazırda sahip olduğu rahatlığı beğenmezse o zaman allah ta bunu cezalandırır ve ona içinde
bulunduğu cenneti de nasip etmez oradan çıkaraır. Hani deriz ya ''midyata pirince gideyim
derken(ademin 2.ci oğlu) evdeki burguldan (ademin birinci ıoğlu) olma '' diye işte bu deyim 5/27
yi bize kısaca tefsir eder. Ademin sahip olduğunu zamanla hakir görebileceğini tahmin eden allah
ona EŞŞECERE ye yaklaşma der. Buradaki deyim elif lam ra yazılımını görünüz. Buradan kasıt
AĞAÇ değildir Eğer buradan AĞAÇ deyimini anlarsanız 4/65 teki ''şecere beynehüm'' yani
aralarındaki AĞAÇ'' deyimini anlayamazsınız. Buradaki EŞŞECERE bir şeye TUTKUYLA
BAĞLANMAKTIR. Eğer sahip olduklarını küçümseme pahasına sahip olamadıklarına
TUTKUYLA bağlanırsan ve bunları bu yolla elde etmeye çalışırsan işte senin konumun
Cenneteki yasak ağaçtan yiyen adem ve eşinin konumuna düşersin. Düşün evlisin güzel bie eşin
ve çocukların var maddi olarak her şeye sahipsin rahattsın cennetini yaşıyorsun. Ama eşin artık
seni cinsel olarak tatmin etmiyor. KUDURDUN rahatlık battı. Belanı arıyorsun. BAşka fantaziler
peşindesin Gittin bir pavyon karısıyla aşk yaşamaya başladın Fantazilerine karşılığı onda buldun.
Sonra karın durumu öğrendi yasak aşkın ortaya çıktı(bedet lehüma sev'atihüma:yaptıkları çirkinlik
açığa çıktı) Sonra olayı yatıştırmak için ve durumunu kurtarmak için yalanlar atmaya başladın(ve
tafika yahsifani aleyhima min verikılcenneti: cennet yapraklarıyla ayıp yerlerini kapamaya
çalıştılar.). Peki sen bu hale nasıl geldin? 7/20 ve 21. ci ayette anlatılan ibliysin telkinleriyle.
Burada ibliys sana şunu dedi: Ey adem sen ve Sahip oldukların yani zevcen melekeyni yani iki
melekesniz. Bu şekilde devam ederseniz halidiyne yani ebedi bir şekilde cennette kalacaksınız.
Bundan dolayı da rabbiniz size TUTKUyu yani EŞŞECERE yi yasaklıyor. Ancak ey adem sen
sahip olamadıklarınla da yani bu duyguyla da melekeyni yani ki melekesiniz. Yani bu şekilde
devam ederseniz halidiyne yani ebedi bir şekilde cennette kalacaksınız. Bundan dolayı da
rabbiniz size tutkuyu yasaklıyor. Şimdi iknici maddeye dikkat ediniz. İbliysin MASUMANE gibi
görünen teklifi aslında ademin kafasına ÇOMAK sokmak yani eşşeğin aklına karpuz kabuğu
getirmektir. İşte tam da bu sürecte ibliys teklininin 2. ci şıkkını ona DENA yaptıracak yani dış
dünyada karşılık bulduracak yani isteği kadını pavyonda bulduracak ve ona DELLA yaptıracak
yani icra ettirecektir 7/21,22. devam edeceğpiz
KURAN -KİTAB:
KİTAB 600 sayfaya sığmaz. Bizler tarih bıoyunca 600 sayfalık kitabı kutsallaştırdık Oysa kutsal
olan HAYAT idi. Elbetteki bu hayat 600 sayfalık kitabı da içine alabilecek.
Eğer içine alıyorsa tani bu ktsal kitab elimizde ise bundan da sorumlu olacağız Ama almamışsa
yani bu kitab hiç bir şekilde bir kavmin eline geçmemişse onlar da sadece HAYAT ı doğru
okuyacaklar ve gereğini yapacaklar. Böylelikle rabbilalaemiyn bu konuda kullarının kıyamet
günende kendisine karşı kullanacağı Hiç bir böşluk yada çatlak bırakmaz. Kullar Rabbialalemiyn
için Kıyama kalkacaklardır. Din analyışını rabbialalemiyn standartlarına oturtamayanlar 83/6 ya
göre rabbialalemiyn karşısında başarısız olacaka ve cehenneme gideceklerdir.
Bizlerin şu anda görevi Vicdanımızın sesini dinleyerek içimizdeki resuller aracılığıyla HAYATI
doğru okumak ve bundan SIDKı elde etmektir. Ancak elimizde Kutsal kitap da olduğu için SIDK
ile yetinmeyip Gücümüz nispetinde Bu sıdkı Kuranilmine çevirme olmalıdır. Yoksa ''canım SIDK
yeterli Kitabı bir köşeye atayım Buna artık gerek yok'' diyemeyiz. Sıdk ilmi Kuran ilmne
çevrildiköçe ancak Bu KİTABın Mucize olduğu görülecektir. KURAN EN BÜYÜK MUCİZE diyoruz
değilmi? Peki Mucize bunun neresinde? 19 rakamında mı? HAYIR. İşte bu mucizeye tanıklık
edebilenler ancak SIDKIn karşılığını KURANİLMİ cinsinden KİTABta görebilenlerdir.
Belli kurallar dahilinde tarihte yaşanmış ve ileride yaşanacak olaylar üzerinden Bunların ŞEKLİ
MANA larına EK olarak bunlara Her insanın Hissiyat ve düşüncelerini HAYR yönünde restore
edecek ve onu İbliys karşısında yalınız bırakmayacak ve hayattaki SIDKI kendi içinde KURANa
dönüştürecek mükemel bir siste ile karşı karşıyayız İşte KURANIn Mucizesi budur. ŞEKLİ
temayyüller üzerinden KURANın Mucize olduğu ispatlanamaz. Buna 19 da dahildir.
gü Bu kuralları da RAHMA indirmiştir. Şu anda insanların KURAN diye anladıkları mealler
İçlerinde KURANı barındırıyorlar ama asla ve asla kendileri KURAN değiller. Arabanın içinde
olmak ile araba olmak aynı şey değildir. Mealin içinde olmak ile meal olmak aynı şey değildir.
ARAP kültürünü KURAN ile takdim edenlere ve bunu da böyle anlayanlara ŞEVKAT ŞAMARI
vurmanın zamanıgelmiştir.
Kuraniminde Hiç bir ayet Konjüktürel değildir, hepsi Günceldir ve insanı Muhatab alır Evli olsun
bekar olsun genç olsun yaşlı olsun erkek olsun kadın olsun İLLE de İNSAN. Binlerce örnek
yazdık onbinlerce ssayfa sunum yaptık. Hala da anlaşılamıyorsa yapacak bir şey yok.Eğer bir
insan ''allah yüce kuranda şöyle buyuruyor'' deyipte bir ayetin MEALİni yada Lisani arabi
karşılığını taktim ediyorsa o insan ŞEREFSİZ veya em azından CAHİLdir. Rabbilalaemiyn eksenli
sorgulamalar karşısında bir kaç dakika bile dayanamaz. AMa gel gör ki insalara tarih boyunca
bunları iyi yutturmuşlar.
Şu anda KURAN adına AHKAM kesenler kitaplat tefsirler mealler yazanların Hiçbiri KURANın ''K''
sini bilmiyor. Temel mantığı anlayamamışlar. Buyüzden tespit yada sunumları bolca rivayet tarih
mitoloji arkeoloji matematik aritmetik ile süslüyorlar ve muhatablarına yutturuyorlar. Aslında
kendilerini de kandırıyorlar. Peki Temel Mantık nedir?:KİTAB içindeki ayetler yani lisani medali
manalar Belli kurallar dahilinde tarihte yaşanmış ve ileride yaşanacak olaylar üzerinden Bunların
ŞEKLİ MANA larına EK olarak bunlara Her insanın Hissiyat ve düşüncelerini HAYR yönünde
restore edecek ARTI BİR MANA ile daha donatılmışşlardır. İŞTE BUNA KURANİLMİ denilir. BU
ARTI MANA tüm insanların hayatında yer alır. BU ARTI MANA elde edilmedikçe tada KİTAB
içinden çıkarılamadıkça o insanın İSLAM diye bildiği Din anlayışı KURAN temelli olamaz...
İYSA KİMDİR?.
İysa'nın Bidat(türetme) resul olarak yaratılmış olmasının sebebi nedir? Neden diğer
peygamberler gibi yaratılmadı? iysanın organik anne ve babası olsaydı İNSANA AİT BİR
HİSSİYATI ve DAVRANIŞI TANIMLAYACAKTI. Ancak tabiattan geldi ve oraya geri döndürüldü
ve böylece bize neyi kastettiği evrenselleşmiş oldu. Artık sadece insanların değil KAİNATIN DİLİ
oldu. Analı babalı resuller sadece ve sadece İNSANA AİT HİSSİYATLARI ve DAVRANIŞLARI
temsil ederler. Ancak bu 5 bidat resul(isa-yahya-ismail-ishak-yakub) sadece insana değil tüm kainata
hitap ediyorlar. Eğer ormanları yok edersen sel ve erezyon meydana gelir. Bu tabiatın dilidir ve seninle
konuşur. Ormanı yok etme der. Burada konuşan ALLAHÜ dür ve sana tabiatta bulunan iysa aracılığıyla bu
mesajı verir. Muhammed FEDEKARLIK melekesidir Ancak tabiata entegre olmaz. O sadece insanları
muhatap alır. Musa,harun ve diğer tüm resuller sadece insanları muhatap alacak şekilde görev kodu taşırlar.
Ama İysa öyle değil. Muhammedten daha kapsamlı ama muhammedten daha önemli değil. Şekli allah
kendini mikro parçalara ayırarak kainatın her bir zerre ve kürresine hükmeder: işte İYSA bunlar arasındaki
UYUM ve DİYALOĞU da sağlar. Bu yüzden İYSA çok önemli.Bu adam yani iysa hakikaten allahın bir
mucizesi, akıl almıyor akıl adeta bir yerde duruyor.Şimdi daha iyi anlıyoruz ki İYSA yı Kimse öldüremez:
Çünkü KAİNAT DİLSİZ kalacaktı.O ancak ALLAHÜ ye TERFİ eder. Yani geldiği yere geri döner.
İSMAİL de öyle. Misal bir aslan geyik avlamayı kafasına koymuşsa bunun için kendine göre teknikler
geliştirir . Yakaladığı avlarla sürü içindeki konumunu kuvvetlendirir. Bakın bunların biri İSMAİL diğeri
İse YAKUB tur. Bunları yapmak için işine sıkı sıkıya bağlı olması gerekmiyor sadece işini yapması
gerekiyor: İNSAN söz konusu olunca İşe BAĞLILIK yani İBRAHİYM devreye girmeli ki Diğer 3 meleke
de devreye girsin ama aslan yada diğer hayvanlarda İBRAHİYM olmadan da diğer 3 meleke devreye
girebiliyor. Çünkü İBRAHİYM sadece İnsanlar için tanımlanır ama bu 3 meleke tüm kainat için
tanımlanmıştır. İnsan olsada olur olmasa da.İYSA hakkında tüm bunları bilenlere İysanın havarileri denilir.
Bizler İysanın havarileriyiz. ELHAMDULİLLAH.
Sevgili Kuran dostları: Elmescidelaksa elif lam mim sad (7/1) dizilimli bir yazılımdır. Elinde hiç bir
veri yok iken kontrol edebildiğin konu yada konumu verir. Bu konu yada konum İlmi, siyasi iktisadi
yada insani olabilir. KURANilminde bu ilmin verilşi şekli olarak ZİRVE NOKTASIdır.
Elmescidelaksa Kuranilminde tıpkı mescidiharam gibi bir bölgeyi değil bir hissiyatı yada davranışı
tanımlar. Buna göre: Kim ki allah yolunda samimice hizmet ederse bu kişi elinde tüm veriler
olabilmesine rağmen kontrol edemediği, içinden çıkamadığı bir iş yada durumdan , aynı iş yada durum için
elinde hiç bir veri olmamasına rağmen bunları kontrol edebildiği , içinden çıkabildiği bir makama getirlir.
17/1 de işte bu İLMİ TERFİ anlatılır.
Bu ayetin muhatabı ''KUL'' dur. Bu kulu ayetin içinde deyim olarak olmamasına rağmen ''MUHAMMED''
de götürmek ayetin manasına HANÇER SOKMAKtır.
ELMESCİDELAKSA konumu muslumanlara en güzel örnek 20/73-75 arasında şakır şakır TEVİL
konuşturulan Büyücülerdir.
İBLİYS-ŞEYTAN:
Şeytan diye elle tutulur gözle görülür bir varlık yoktur..İçindeki kontrol edilebilen İblis melekesinin
kontrolden çıkıp dış dünyadaki karşılığıyla buluşmuş haline ŞEYTAN denilir..
Örnek ; canın baklava çekti ama paran yok çalmak istedin (İBLİS)..Ve bu isteğini baklavayla bunu
çalarak buluşturdun (ŞEYTAN)..! Hal böyle olunca her insana ait binlerce şeytan ortaya
çıkar..Kıyamet gününde şeytan yani bu insanın haris istekleri+bunların dış dünyadaki
karşılıklarıyla buluşmuş hali , kişi aleyhine şehadet eder..
İBLİYS denilen şey; ilk insanın insan olmadan önceki organik yapısına hükmeden
melekedir..Allah , insan denilen varlığı sıfırdan yaratmamış mevcut bir canlı üzerinde operasyon
yaparak insanı oluşturmuştur.Bu canlınında ne olduğu Kuranda açıklanmıştır.İşte bu canlıya
hükmeden musi-asi meleke İblistir.İblis`de bir melekedir , ''fesecedu illa ibliyse'' iblis hariç tüm
melekler..Bu organik canlı operasyon geçirince , iblis bu operasyondan etkilenmemiş ve organik
canlının insana dönüşmesiyle insan içindeki yerinide almıştır.Allah bu organik canlıyı insana
dönüştürürken , ona kendi ruhundan üflemiş ve böylece iblisin ancak bu şekilde kontrol altında
tutulabileceğini bize söylemiştir.Allahın insana üflediği ruh yada ademe öğrettiği isimler daha
sonra göndereceği resullerin isimleridir..Kuranda geçen her resul ismi aynı zamanda bu resulun
insan için kendi iblisini kontrol altında tutmasını sağlayacak düşünce ve davranışlarla teçhiz
edilmiş bir KOD niteliğindedir.Eğer bu kodlar insan tarafından yeri ve zamanı geldiğinde
çalıştırılmazsa iblis cinlenir => (18/50) ve kişiye bu kademede işlettireceği günah türüne İSM
denilir..Eğer dahada kontrol edilmezse , insanın içinde onu cinlendiren (harekete geçiren) dış
ortamdaki (insanın çevresindeki) karşılığı ile birleşerek ŞEYTAN`a dönüşür.Kişiye bu kademede
işlettireceği günaha HATA denilir.Eğer cinlenme iblis için hala kontrol edilemezse ve kişiye
Allahın nehyini amel ettirirse , bu kademede kişinin işleyeceği günaha ZENB denilir ve bu zenb ,
kişinin amel defterine yazılır.Sonra şeytan (iblisin cinlenmesinin kontrol edilememiş hali) geri
çekilir ve ''inniy beriyun minke : ben senden beriyim'' der..Ve bir başka günah işletilimi için aynı
döngü insanın hayatında sürekli aynı mekanizma üzerinden çalıştırılır.Bunların her satırının delili
var..Şunu bilelim ki Şeytan , iblis , cin diye klasik manada canlılar alemi yoktur.
İşte bütün meselenin başı burası ; İBLİYS`ini kontrol et , CİNNlenmesine izin verme..Böylece
ŞEYTAN`laşmasın.
Peki bunu nasıl yapacağım ? ; ALLAHIN RESULLERİNE itaat ve ittiba ile..! Allah cümlemize
bunları nasip etsin.
Şeytan , insanlar üzerinde özellikle ESSU (kötülük) olgusunu kullanır (2/169)..
Essu denilen şey ; Allahın söyle yada yap dediğini , Şeytanın bunu sana söyletmemesi yada
yaptırtmaması için , bu şeydeki ağırlıkları sana ilham ettiğinde yada Allahın söyleme yada yapma
dediğini , bunu sana söyletmesi yada yaptırması için bu şeydeki hafiflikleri-güzellikleri sana ilham
ettiğinde aldığı isimdir..!
ESSU Şeytana tanınmış GENİŞ ÇAPLI uygulama alanına sahip bir ruhsattır...
Hayr veya insaniyet adına yaptığınız iyilikten ötürü eğer bu iyilik iyi anlaşılamaz yada siz yanlış anlaşılırsanız elbetteki bir tepki
görebileceksiniz
YADA
Hayr veya insaniyet adına size yapılan bir iyilikten ötürü eğer bu iyiliği anlayamamışsanız yada yanlış anlarsanız elbetteki bir
tepki gösterebileceksiniz
İşte zaman içinde gerçek ortaya çıkıncaya kadar tüm bu yanlış anlama yada yanlış anlaşılmalarınız esnasında eğer bu konuda
yani TEPKİ GÖRME yada TEPKİ GÖSTERME yönünde aşırı bir zaafınız var ise bu zaafınızı eylem yada söylemlerinizde kontrol
altında tutma gerekliliği hissiyatımıza 33/35 de 24/30 ,31,23/5 ve 70/29 da FERC YERLERİMİZİ KORUMA denilir
Sevgili Dostlar
Önce FERC ve HAFEZE deyimini deşifre edelim.
FERC deyimi kuranda bir olay yada uyarıcı bir şeye karşı yarılma veya yarılarak açılmayı ifade eder. 77/9,50/6. 24/31 de ise bu
deyim Mueşabih yazılım içinde olduğu için bu kelimenin geçtiği diğer yerlerde aynı anlamı taşımakla beraber EK bir anlam
daha alacaktır. Hayr yada insaniyet adına bir eylem yada söylemde bulunurken Herhangi bir dürtü yada
uyarı(cinsel,maddesel,parasal makamsal vs.) karşısında kişi kendisinde olabilecek bu tür zaaflarını kontrol etmek zorundadır.
Örnekler:
1)Kadınlara karşı doğuştan zaafınız var.Bir güzel kadın da size geldi ve samimi bir niyetle sizden ilm almak istiyor. Bu sizi
dürtüler. İşte bu noktada bu durum sizin zayıf tarafınız olur. ilmi vereceksiniz ama kendi zaafınızı da kontrol edeceksiniz.
2)Çok fakirsiniz zengin biri, sizden ilm istedi ve paraya karşı zaafınız var.
3)Bedir de savaşıyorsunuz karşı taraf sizin babanızı öldürmüş ve sizde intikam alma yönünde zaaf oluşmuş,
4)Çocuğu olmayan bir alim kadınsın ve ilm verdiğin evin sahibesinde güzel çocuklar gördün,zaaf oluştu,
işte bunların hepsi senin için hizmet esnasında KONTROL (hafeze)etmen gereken muhtemel FURUClarındır ve bu duyguların
kontrol etmen gerekir
FURUCun korunması bilinen manada cinsel yerlerimizin korunması ile sınırlı değildir. Bu kavram bunu da içine alacak şekilde
çok geniş bir hissiyat tanımlaması yapar. Dürtülere karşı zaaf gösteren /gösterebilen manevi dünyamızın bu yönde kontrol
edilmesi/korunması gerekliliğine vurgu yapılır.
Bu tutum ve davranışınız dolayısıyla size 33/35 ve 49/3 e göre Bağışlanma ve büyük bir ecir verilecektir
33/35 de de geçen bu deyim bu ayetin SON kısmında bulunan ''lehüm mağfireten ve ecren aziymen'' cümlesi ile 49/3 e
bağlanır. Böylece 33/35 şin doğru anlaşılması için 49/3 ün de doğru anlaşılması gerekliliğini ortaya çıkarır
Bayan yada Erkek olarak neremizi nereye kadar açık yada dekolte şeklinde giyebiliriz?
Sevgili Dostlar
Ziynet denilen kavram bizlerde gerek kendimiz gerekse başkaları için cazibe/ilgi merkezi haline gelmiş yada gelebilecek olan
Fiziki
İlmi
Makamsal
Mevkisel
Parasal konumlarımızı ifade eden kavramdır
Alemlerin Rabbi kitabında herkes için standart bir giyim kuşam şeklinden bahsetmez..Ancak 4 adet kural ile bizleri bu konuda
MANA alemimizde içten fethederek bunun ŞEKLİ kısmının nasıl olması gerektiğini bu 4 kurala bağlayarak açıklar. Bu kurallara
sadık kalınabiliyorsa bir bayan yada erkek istediği gibi giyinebilir
1,2) Hünneleşme-Hinneleş ; Yani sen nasıl giyinmek istiyorsan öyle giyin..Birileri sana bakıpta tahrik olsun yada seni seksi
bulsun yada beğensinler diye değil..!
3,4) Hünneleştirtme-Hinneleştirt ; Yani nasıl giyinmek istiyorsan öyle giyindin sokağa çıktın , senin kalbinde niyetinde bir
sorun yok..Ama baktın ki çok dikkat çekiyorsun bu durumda ya dikkat çektiğin yerlerden geçme yolunu değiştir yada üstüne
extra bir şeyler al, Milletin sana bakmasını ve tahrik olmasını engelle..! Sende sorun yok ama sana bakanlarda sorun var bunu
da engelleyeceksin.Bu durum 24/31`de anlatılır.
Alemlerin Rabbi bir Bir insanın giyim ve kuşamına müdahale etmez yani bir standardizasyon getirmez..! Böyle olunca giyim ve
kuşamımızı içinde doğup yetiştiğimiz toplumun değerleri belirler..Yalnızca yukarıdaki 4 şarta dikkat edilecek..! Böyle olunca ,
içinde yaşadığın toplum senin kıyafetini şekillendirmiş olacak.
Örnek verelim
Düşünün ; Yeni Zelanda`da 10 ay sıcak var ve tüm gençler , anneleri babaları şortla dolaşıyor.Yani onlara göre baldır , bacak ,
açık gezmek kimseyi tahrik etmiyor.Bu ortamda büyümüş ve Müslüman olmuş 18 yaşındaki bir kıza , din adına şort yasağı
koymak abesle iştikaldir.AMA diyelim ki bu kız Türkiye`ye bizim mahalleye gelecek , bizi ziyaret edecek Onu uyarırız ''aman
kızım , burası böyle bir giysiyi kaldırmaz üstüne bir şey al'' deriz..
Sevgili dostlar
Bir olayı,
Bir konuyu,
Bir kitabı,
Bir cinayeti,
Bir yolsuzluğu,
Bir sınavı,
Araştırmak ve doğruyu bulmak için tüm bunlar OLDUĞU GİBİ ele alınmalı ve soruşturmanın /araştırmanın selahhiyeti
açısından tüm bunlara giriş ve çıkışlar yasaklanmaldır. Araştırmacı ister HAKİM oldun isterse SAVCI olaya /konuya hem
bağımsız ve hem de tarafsız yaklaşmalı delil ekleme yada delil çıkarma girişimlerini engelleme yoluna gitmelidir.
İşte böylesi durumlarda bizlere hükmeden OLUMLU HİSSİYATIMIZa ''Bima enzelellahü'' yani ''Allahın indirdikleri'' denilir
Aynı yaklaşım Kitabı incelerken de geçerlidir. Kitaptaki herhangi bir ayeti araştırma ve sonuçlandırma esnasında hem ilgili
ayetin Orjinal ve ŞEKLİ yapısına /yazılımına sadık kalınmalı ve hem de kitabın dışına kesinlikle çıkılmamalıdır ve dahi dışarıdan
da kitaba bir deyim eklenilmemelidir.
Eğer bu yapılmazsa bu durumda BİMA ENZELLALAHÜ hissiyatına aykırı davranılmış olacağından bunu ister siz yapın isterseniz
ben yapayım isterseniz de bir HAKİM veya SAVCI yapsın, bunu yapana KAFİR veya ZAİLİM yada FASIK denilir.
Hem bu insanlara ve hem de bunların araştırmalarına/soruşturmalarına/koğuşturmalarına GÜVEN Olmaz.
ALAHIN İNDİRDİKLERİ denilirken buradan elimizdeki KİTAP anlaşılmaz. Bunu da içine alacak şeklide yukarıda izah ettiğimiz
evrensel bir hissiyatımız tarif edilir
Sevgili dostlar
Resul hissiyatlarımız bizi ya doğruya çekmek için yada doğruda tutmak için içimize yerleştirimiştir. Yerleştirilen bu resul kendi
görev kodu ile içimizde çalışmaya başladığında ERRESUL hükmüne girer. Eğer bu ERRESUL olmuş resul bize bizi doğru yola
çekmek için yada doğru yolda tutmak için GEÇMİŞimizden yada GELECEĞİMizden örnekler vererek bu geçmiş yada
geleceğimizi bizim durumumuza göre GÜNCELlerse bu durumda bu Erresul olmuş Resule MUNİZİRUN, bu vesile ile bize telkin
edilen hissiyata EL KURANİLMECİYD. bize hükmeden hissiyata ise KAF denilir
KAF- EL KURANİLMECİYD- MUNZİRUN üçlüsü 50/1ve2.ci ayetlerde yer bulur.
Misal vereyim Nefsime uydum ve KUMARa oturdum. Bu sürede içimdeki HAYR melekesi olan MUSA hissiyatım beni bunda
engellemek için geçmiş hayatımda kumardan evi dağılanları aklıma getirmeye yada eğer kumarda kaybedersem gelecekte
evimin nasıl dağılacağını aklıma getirmeye başlar. Böylece bu konuda hiç yaşamadığım geçmişimi ile geleceğimi aklıma getirir.
işte bu durumda
Resul olan MUSA beni kumardan vazgeçirmek için içinde BEASE olur yani cannlanır. Böylece ERRESUL hükmüne girer. Bu da
yetmedi geçmişimi veya geleceğimi bana düşündürmeye çalışarak konumunu GÜNCELLER. Böylece MUNZİRUNE hükmüne
girer.
Bu şekilde içimizdeki herhangi bir RESUL bizi kurtarmak için MUNZİRUN olma yönünde keriymleşir yani Gelişir. KERİYM
deyimi ''Onurlu'' anlamında değildir ''Gelişen yada gelişmeye yönelik olarak
Kitapta KARDEŞ anlamına gelen 2 arapça kavram vardır Bunlar UHTE yani KIZKARDEŞ, AHİY-İHVET yani ERKEK KARDEŞtir. Bu
kavramların lisani arabi manasıdır KURANİ MANASI değildir
AHIY(ERKEK KARDEŞ)
VE
UHTE (KIZKARDEŞ)
HİSİYATLARIMIZ
AHIY'' yani ''ERKEK KARDEŞ'' deyimi de bizlerin bir nevi hissiyatını tarif eder. Buna göre seni AYNI ANDA tamamlayan
unsurlara AHİY denilir. Eğer benim aklıma gelen şey aynı anda senin de aklına gelmişse bu şey bizleri kendisi için AHIY yapar
UHTE yani KIZKARDEŞ deyimi de bizlerin bir nevi hissiyatını tarif eder. Buna göre seni AYNI ANDA tamamlamayan unsurlara
UHTE denilir. Eğer benim aklıma gelen şey aynı anda senin de aklına gelmemişse bu şey bizleri kendisi için UHTE yapar
Şİmdi de bu ayetteki EL MUMİNUNE deyimini konuşalım
KAD EFLAHELMUMİNUNE
Eğer bir insan işinde samimiyetle ve mükemmele ulaşmak için çaba gösterir ve bu süreçte nefsini /dünyevi hırslarıını işin içine
katmazsa yaptığı işe ait görünmezleri kendisi için görünür hale,bilinmezleri ise bilinir hale getirilir.
Böylesi bir durumda NİHAİ olarak kişiye o işi ile ilgili verilen bu ödüller onu EL MUMİNUNE hissiyatına taşır
İşte İLMİ olarak seni AYNI anda Tamamlayan ve seninle AYNI İLM sevyesine sahip olan müslümanlar birbirlerinin İHVETİ
olurlar.
EL MUMİNUNE olan insanlar İLM konuştuklarında biri daha lafını bitirmeden diğeri hemen onu tamamlar
Hepsi aynı anda aynı tevili tastik ederler
Bu tastik RESULle birlikte olan EL MUMİNUNE lerin RESULu tastik etmeleri şeklinde de olur
Amenerresulu bima unzile ileyhi min rabbihi VELMUMİNUNE
EL MUMİNUNE grubuna ERRASİHUNE olanlar yani İLİMDE DERİNLEŞMİŞ olanlar da denilir. ERRASİHUNE bunlar arasından
çıkar 3/162
Yani 49/10 da bilinen manada bir kardeşlik yok İLM ve ÇİLE KARDEŞLİĞİ var
Cevap: Ona Kuran dilinde LİLLAHİ denilir. Alemlerin Rabbi kullarını azablandırmak için kendisini şekli bir unsur üzerinden
LİLLAHİye çevirir. Burada da SU ve RÜZGARı seçti. Alemlerin Rabbi tüm yetki, zeka ,istihbarat ve gücünü azablandırma işi
bitinceye kadar işte bu SU ve RÜZGARa devrediyor. İşte böylece bunlar üzerinde Kendini sizin ALLAH diye bildiğiniz
Muhteşem ama şeklini gördüğünüz ve kendisinden kaçtığınız bu SU ve RÜZGAR ikilisine devrediyor.
Bu ikilinin ne kadar AKILLI ve HEDEFE YÖNELİK olduğuna şahit olunuz
Gram sektirmezler.
Çünkü Lillahi sıfır hata ile çalışır
İşi bitince de varlığı/gücü/hükmü sonlandırılır. Buna Kuranda ALLAHIN ÖLÜMÜ denilir
Alemlerin Rabbi Fırtınalar, Depremler, Seller gönderiyor. Çünkü siz onun mülkünde ona ait olanları katlediyorsunuz.
Hayvanları katlediyorsunuz
Yeşili katlediyorsunuz.
Açgözlü ve Hırsızsınız
Bunları katletmeyi İBADET sayan bir din anlayışınız var.
Hırsızlığınızı ,yolsuzluğunuzu,yakalalığınızı, zulmunüzü size Normal gösteren bir DAVAnız var.
MİSKİYNİ DOYURMA
FAKİYRİ DOYURMA
HİSSİYATLARIMIZ
MESKEN-İSKAN-ELMİSKİYN kavramları bir belde ya da bölgede ya da insanın iç dünyasında artık geri dönüşü olmayan
(irreversible) ya da olamayacağına inanılan maddi ya da manevi şekli ya da mana olarak eksiklikleri verir.
Misal verelim; trafik kazası geçirdiniz ve kolunuz kesildi. Bunun telafisi hiç bir şekilde olamaz. En çok sevdiğiniz evladınızı
kaybettiniz. Bunun telafisi olmaz. İşte hayatta telafisi asla olamayan kayıplarımız karşısında Kuran ilmindeki konumumuza EL
MİSKİYN denilir.
Bir insan hangi konuda EL MİSKİYN olmuşsa bunun muhakkak o konuda diğer insanlar tarafında TAAM edilmesi yani
beslenilmesi, yedirilmesi, moralize edilmesi 107/3`te bize emredilmekte ve bunun yapılmaması DİNİN TEKZİB edilmişliğinin
yani yalanlanmasının bir göstergesi olarak kabul edilmektedir.
EL FUKARA demek; hakikatende fakir, çaresiz, beş parasız insan değildir. ZENGİN ve VARLIKLI olan insanların sadece belli bir
döneme ya da mekana ait olan DÜŞKÜNlükleridir. Yani bu adamlar ZENGİN olmalarına rağmen belli bir zaman için yer
değiştirdiklerinde, yani beşparasız ve muhtaç hale geldiklerinde EL FUKARA olurlar.
Eğer kişi bir konuda geçici süreliğine düşkün olursa buna ELFAKİYR ,pek çok konuda düşkün olursa buna da EL FUKARA denilir.
Fakir yada fukarayı taam etmek yani yedirmek kişinin nefsine ağır gelmeyebilir. Çünkü bu kişinin düşkünlük konumu GEÇİCİ
dir. Ama MİSKİYNi taam etmek yani yedirmek kişinin nefsine ağır gelir. Çünkü DÜŞKÜNLÜK bu kişide OTURMUŞdur. Yada
OTURMUŞLUĞUna inanlılmaktadır.
Hayr ve insaniyet adına birden fazla iyi şeyi aynı anda düşündüğümüzde yada düşündürdüğümüzde, yaptığımızda yada
yaptırdığımızda bize hükmeden hissiyata MENNALLAHÜ yani '' ALLAHIN NİMETTE BULUNMASI'' denilir.
Benzer şekilde Hayr ve insaniyet adına birden fazla kötü şeyi aynı anda düşünmediğimizde yada düşündürdürtmediğimizde
yapmadığımızda yada yaptırtmadığımızda bize hükmeden hissiyata MENNALLAHÜ yani '' ALLAHIN NİMETTE BULUNMASI''
denilir.
YUSUF kavramı bizlerin GÜZELİ GÖRME/GÜZEL GÖRME ve DOĞRU MANA BİNDİRME/DOĞRU MANA VERME hissiyatımızı tarif
eder. Bu hissiyatımız bir PEYGAMBER hissiyatıdır ve kitapta YUSUF olarak isimlendirilmştir. Tüm peygamberler gibi Yusuf
Peygamber de bir hissiyat olarak içimize yerleştirilmiştir
AHİY yani '' erkek kardeş'' kavramı birden fazla şeyi aynı anda düşünebiime yada yapabilme hissiyatımızı tarif eder.
Bir türkücü hep çalıyor ve hem de söylüyorsa bu durumda sazı çalma ve türkü söyleme birbirlerinin AHIYsi yani erkek kardeşi
olurlar.
Bir dolmuş şöförü aynı anda hem dolmuşu sürüyor hem para topluyor ,hem paranın üstünü veriyor ve hem de millete laf
yetiştiriyorsa tüm bu faaliyetler birbirlerine o anda AHIY yani ''erkek kardeş'' olurlar.
Yusufun yukarıdaki tanımına dikkat ederseniz bir hissiyat olarak diğer resullerden farklı olarak iki güzel husleti barındırdığını
görürsünüz. İşte bu iki husletin aynı anda çalışmasına yusufun kardeşi bu iki husletin aynı anda bulunmasına ise 12/90 da
MENNALLAHÜ yani ''Allahın nimette bulunması'' denilir.
Eğer bir insan hedeflediği hayat/ilm standartına ulaşmış ise bu durumda birincil amacı önce mevcudu korumak ve eğer hala
mümkünse bu hayat/ilm standartını daha ileri taşıma niyetinde olmalıdır. İşte bu iki hissiyat da kişide aynı anda
bulunabildiğinde bu duruma da MENNALLAHÜ yani Allahın nimette bulunması denilir.
Eğer kişi sahip olduğu standartını daha ileri götüreyim derken elindekini kaybederse bu durumda elindekini koruma derdine
düşecek ve standartını daha ileri taşıma noktasında içinde bulunduğu konuma '' daha iyi olacağım'' şeklinde anlam bindirme
yetisinden vazgeçecektir.
Kişi daha iyi olamadığı için elindekine razı olacak ve bunu daha güzel görmeye başlayacaktır. Böylece Yusuf içerdiği 2 adet
hissiyattan birini kaybetmiş olacaktır.İşte buna Yusufun kardeşinden ayrılması denilir.
Bir insanın hissiyatlarında Yusufun kardeşinden ayrılması demek daha ileri gideyim derken elindekini kaybetme riskinin ortaya
çıkmasına istinaden daha ileri gitmekten ve bunun muhtemel menfaatlerinden vazgeçmesi ve tekrar kabuğuna çekilmesi
hissiyatına sahip olması demektir.
Tüm bunlar FITRİ hissiyatlarımızdır ve hepsi de Normal ve helaldir.
Keşke tüm işlerimizde yusuf kardeşinden hiç ayrılmasa, Ama bu durum hayatın bir insanı olgunlaştırmasını engelleyecekti.
Kardeşinden ayrılmış bir Yusuf hissiyatı bizlere hükmettiğinde de bu hicranı fazla uzatmamız gerekir.
Yani Kabuğumuza çekildikten sonra tekrar güçlenip yine yeni hamlelere girişmeliyiz. Bu kez BAŞARIlı olduğumuzda içimizdeki
YUSUF kardeşi ile buluşacak ve biz farkında olmasak bile 12/90 daki şu cümlesini kullanacaktır
''kale ene yusufi ve haza ahiy ( Dedi ki ben yusufum ve bu da benim kardeşimdir.
Kad mennallahü aleyna (Allah bize nimette bulunmuştur)
Hayata küskünlere İslamda yer yoktur. Buna Küllerimizde yeniden doğma denilir
İşinde/hamlesinde başarısız olduğunda geri çekilmesini bilenlere ,ancak yine pes etmeyip kendini tekrar toplayıp hamlesini
tekrar yapabilenlere ve bu kez başardığınızda son demde YUSUF ile KARDEŞİni buluşturabilenlere ,başka bir deyişle
KÜLLERİNDEN YENİDEN DOĞABİLENLERE selam olsun
3,
30,
30 GECE,
Hissiyatlarımız
Eğer cevabın yine EVET ise sana hükmeden hissiyatına 30 GECE denilir.
Bu 30 GECEyi 10 dakika içinde de yaşayabilirsin 10 günde de yaşayabilirsin 10 yılda da yaşayabilirsin.
O zaman hayatta başarılı olmak için ''30 GECE'' nin kıymetini iyi bileceksin
2 (İKİ) RAKAMI
20 (YİRMİ) RAKAMI
20 SABREDİCİ ADAM
HİSSİYATLARIMIZ
Sevgili Dostlar
Bu rakam bizlerin YARDIMLAŞMA yada YARDIM İSTEME içgüdüsünü tanımlar. Birinden yardım isteme yada birine yardım
etme gereği duyduğunuzda size hükmeden hissiyata Kuranilminde 2 denilir.
Hayatımızın Temellerinden biri de 2 rakamıdır.
Eğer bir insana yaptığın yardımdan bu insan fayda görürse bu durumda yardım gören bu insana hükmeden hissiyata 20
rakamı denilir.
Eğer yardım gören bu insan bu yardımdan hemen değilde sabrederek bekleyerek fayda görürse bu durumda bu insana
hükmeden hissiyata İŞRUNE SABİRUNE denilir Bu kavram 8/65 de bu şekilde yerini alır.
Bu ayette bu kavramla bilinen manada SABREDİCİ 20 KİŞİ kastedilmez.
Örnek Verelim:
Başınız çok şiddetli ağrıyor bir adet APRANAKS hapı aldınız Amacınız bu ilaçtan başınızın ağrısının giderilmesi yönünde
YARDIM görmektir. Bu durumda size hükmeden hissiyata 2 denilir
Yardım gördünüz ve başınızın ağrısı geçti ve bu şekilde de menfaat gördünüz. Bu durumda size hükmeden hissiyata 20 denilir.
Hapı içer içmez hap tesirini hemen göstermeyecektir. Bunu biliyorsunuz. Birazcık sabırlı olmanız gerekir. İşte bu durumda da
size hükmeden hissiyata 8/65 de geçtiği üzere İŞRUNE SABİRUNE denilir.
SANİYE-MESANİYE-MESNA
YANİ
İKİ , İKİŞERLİ ,İKİLİ
HİSSİYATLARIMIZ
39/23
Rabbilalaemiyn ,kitabında bizi şu anda ilgilendirmiyormuş gibi görünen tüm tarih içerikli ayetlere Şekli olarak olmuşluklarına
ek olarak bir de her insanın hayatında var olabilecek hissiyat ve amel manaları da ekler. Böylece bu İki MANA Mesaniyeleşir
ve Kitaben muteşabihen mesaniyeyi meydana getirir 39/23. MESANİ-MESNA-SANİYE deyimleri iki şeyin aynı anda eşgüdümlü
çalışması demektir.
İşte Bu Şekli tarihi ayetlere Enjekte edilen ve her insanı ilgilendiren Esas mana ya KURAN denilirken bunu ortya çıkarma
çabasına TEDEBBÜR denilir. İşte bizden istenilen de budur. Rum ordularının yenilmesi ve yenilgilerinden sonra yenmesi
meselesini salt bu manasıyla ele alırsak bu mana tarihe gömülmüş olacak ve asla bundan sonra kimseyi ilgilendirmeyecektir.
Oysaki bu Şekli mananın yanına bir adet de 2.ci bir mana daha injekte edilmiştir. İşte bu 2.ci manaının adına KURAN denilir.
Ayetin Şekli tarihi meali manasına KURAN denilmez. İşte bu mananın bulunması lazım. Bu da tedebbürle olur. Yani belli ve
standart kurallar dahilinde iyi bir tahkikat veya sorgulama ile elde edilir.
Allah bu kuralları da rahman suresinde bize indirmiş ve kitab içindeki Kuranilminin çıkarılması ile ilgli teknik altyapıyı
istifademize sunmuştur.
Eğer bir insan bir kardeşimiz Herhangi bir ayeti KONJÜKTÜREL yani olmuş bitmiş ve tarihte kalmış kabul ederse bu kişi
maalesef ''KURAN'' deyiminin manasını anlayamamıştır.
Bize ŞEKİL üzerinden MANA tarif edilir. Bu mana HAYR yönünde insanların mutlu olmasını hayattaki zorluklarla başa
çıkabilmesi ve dengeli bir hayat yaşaması yönünde bize destekçi olur. Böylece AKVAM laşırız. Çünkü 17/9 da ''inne hazel
kurane yehdiy hiye akvemu'' denilir. Yani Kuran AKVAMA ''SAPASAĞLAM''a iletir denilir.
MANAnın tarif edildiği Şekli kısmına iman etmek yada etmemenin allah katında önemi yoktur. Aslaolan Bu şekli manaının
Yani KURANA İman dır. Bunun reddedilmesi Yada Tekfir edilmesi Kişinin yaşadığı hayata başkaldırması olacağından
cezalandırılması da kaçınılmazdır.
Önünüze konan yada çıkarılan bir ŞEKİLden DOĞRU MANAyı anlamak /çıkarmak istiyorsanız biraz çaba sarfedeceksiniz. İşte
bu süreçte size hükmeden hissiyata HA MİM denilir. Bu Doğru manayı elde ettiğinizde size hükmeden hissiyata
ELKİTABÜLMUBİYN denilir. Bu DOĞRU MANAyı bulduğun ana/saate/güne ise LEYLETİLKADR denilir. Artık BAŞARInızla
övünün. Eğer bu DOĞRU MANAyı muhatabınıza taahhüt ettğiniz zaman diliminde elde edersiniz bu durumda Leyletilkadr sizin
için bin aydan daha hayırlı olmuş olur.
Leyletilkadr ve bunun bin aydan daha hayırlı olması çalışkan/üreten/özverili/azimli /birikimli ve karizmatik insanların
ÖDÜLüdür. Özellikle DİN ADINA pısırıklaştırılmış ve aptallaştırılmış insanların değil.
10/94
MUHAMMEDİN KENDİSİNE VAHYEDİLENLER HAKKINDA ŞÜPHEYE DÜŞMESİ DURUMUNDA BUNU KENDİSİNDEN ÖNCE KİTABI
OKUYANLARA SORMASI GEREKLİLİĞİ HİSSİYATIMIZ
Sevgili kuran dostları
Kitaptaki her bir ayet bizlerin insan olarak hissiyatlarını tanımlar geliştirir güzelleştirir ve bizlerin her türlü gelişimini
/tekamülünü sağlar. Amaç ise mümkün olan en kısa zamanda mümkün olan en fazla hayr ve hasenat işlettirmektir. Bu şekilde
evrene POZİTİF ENERJİ yayılır
İşte bunlardan biri de 10/94 tür. Bu ayetin KURANİ MANASına geçmeden önce KİTABİ MANasını buyurunuz birlikte
sorgulayalım. Bu ayette Muhammede atfen kendisine indirilenden şüphede kalması /kafasına bir şey takılması durumunda
bunu kendisinden önce kitabı okuyanlara sorması istenilmektedir.
1) Bu ayet indiğinde eğer Muhammed resul bir takım konularda şüpheye kapılmışsa bunların cevabını alabillmesi için bu
ayette yönlendirildiği ve '' Yakreunelkitabe min kablike'' yani ''KENDİSİNDEN ÖNCE KİTABI OKUYANLAR'' olarak
nitelendirilenler kimlerdir?
Eğer bunlardan kasıt o dönemdeki EHLİ KİTAB yani Yahudi ve Hristiyanlar ise Muhammedin kendilerini İSLAMa çağırdığı bu
insanlara yine Muhammedin anlamadığı /Şüphede olduğu bir yeri yada konuyu nasıl sorması beklenir?
Böylece Muhammed nasıl olur da göz göre göre muhatabları karşısında küçük düşürülür?
Eyy Allahım;
1) Adamlara hem MUŞRİK diyorsun, hemde Resulunu kendisine inen vahiyde anlamadığı içinden çıkamadığı yerler olduğunda
bunları git bu adamlara sor cevabını öğren diyorsun
2) Sen Muhammede 4/113 te Kitabı,hikmeti ve bilmedikleri şeyleri öğrettiğini söylemedin mi? Eğer Öğrettin ise
1) O zaman Muhammed kendisine inen şeyler hakkında nasıl şüpheye kapılır?
2) Bu şüphelerini gidermek için BİZZAT SEN VARKEN EYY ALLAHIM ,nasıl olur da 10/94 te Muhammedi bu konuda kendi
dönemindeki YAHUDİ ve HRİSTİYANlara muhtaç hale getirirsin?
Eyy Allahım
Ya 10/94 de YALAN SÖYLÜYORSUN Yada 4/113 te YALAN SÖYLÜYORSUN
Sevgili Dostlar
İşte KİTAB ile KURAN arasındaki fark böyle bir şeydir. Eğer bu farkı anlayamaz ve bu iki kavramı içerik ve mana olarak bir
tutarsanız yukarıdaki sorular karşısında çaresiz kalırsınız.
Şimdi ilgili ayetin EVRENSEL içerikli KURANİ MANAsına geçelim.
Eğer bir insan bulunduğu sevyeyi kolay ve mükemmel bir şekilde hazmetme noktasına gelmişse bunu kendisi için BAŞARI
saysa bile bir üst sevyeye çıkıp Fedekarca çalışıp burayı hazmetmeye çalışmalı ve eğer bu sevyede BAŞARISIZ olursa bunun bir
altı sevyede nasıl başarılı olduğunu düşünmeli ve buradan alacağı güç ile yeni sevyesinde Başarılı olmak için çalışmalıdır.
Hayattan Örnek verelim
Bir Halterci düşünün aylarca çalışıp 200 kiloyu kaldıracak hale geldi. Artık bunu kolay kaldıryor. Bu ağırlık ona BELKİ bir
madalya kazandırabilir. Ancak Sürekli 200 kilo kaldırmayı bundan sonra BAŞARI olarak saymamalı kendini Bir üst konum olan
210 kiloyu kaldırmak için zorlamadır. İşte burada FEDEKARCA ÇALIŞMA hissiyatı olan MUHAMMED devreye girer. Doğal
olarak bunu belki aylarca kaldıramayacaktır. İşte burada Muhammed hissiyatı Şüpheye düşebilecektir .İşte bu durumda Allah
bu kişiye bu kişi içindeki Muhammed resulü aracılığı ile 10/94 ü indirir. Daha önceki/Bir alt konumunu düşün der. Sen bundan
2 yıl önce 200 kiloyu da kaldıramıyordun ,ancak çalışa çalışa bunu şu anda beceriyorsun der.Haydi aslanım yılmak yok
çalışmaya devam 210 kiloyu da kaldıracaksın der
Bir insanın YAPAMASA bile bir üst konumu zorlamasının halihazırda yapabildiği bir alt konumdan daha hayırlı olduğu bizlere
10/94 aracılılığı ile ifade edllir.
Mushaftaki Tüm ayetlerin amacı HİSSİYAT DÜNYAMIZA hükmederek bizleri Geliştirmek ve bizleri bu yolla MÜKEMMEL hale
getirmektir.
İşte 10/94 de bunlardan birisidir. Bu ayet Tarihte olmuş bitmiş bir hadise değildir. Her daim insanın
Maneviyatında/hissiyatlarındadır.
23/17
Sevgili dostlar
Kuranilmi hissiyat ilmidir. KİTAB içinden DİRASET yoluyla yani ''tefekkür , tefakkuh, tedebbür '' üçlüsü ve sıralamasıyla çıkarılır.
KİTABIn TEDRİS edilmesini sağlayan ve yine Rabbilalemiynin içimize yerleştirdiği RESUL hissiyatımıza İDRİYS denilir. Zaten
İDRİYS deyimi de TEDRİSAT- DERESE- DERS filinden türetilmiştir.
İşte bunlardan biri de 23/17 dir. Bu ayet bize bir COĞRAFİ BİLGİ veriyormuş gibi görünse de aslında yine KURANİLMİ adı
altında bir nevi hissiyatımızı tarif edecektir.
Sevgili dostlar
Bir insanın kendini bulunduğu konumdan daha yüksek makam yada mevkilere taşıyacak ve böylece bulunduğu konumu
bulunacağı daha iyi konumla DEĞİŞTİRME yi telkin eden hissiyata SEB'A TARAİKA denilir.
Kuranilminde ''7'' rakamı değişimi yada dönüşümü ifade eder. Çocuk iken erişkin olduğumuzda yada genç iken yaşlı
olduğumuzda Türk lirasını Dolara çevirdiğinizde emeği paraya parayı yatırıma çevirdiğinizde işte tüm bunlarınbizde HİSSİYAT
olarak karşılığına 7 denilir.
FEVKA deyimi bir insanın ulaşmaya çalıştığı bir yüksekliği ifade eder. İşte böylece her insan bulunduğu konumdan daha iyisine
ulaşmak iiçin çabaladığında bu kişi 23/14 ün muhatabı olur. Bu kişinin bu MEŞRU çabası onu sonuca ulaştıramasa bile
1) Kendisinden sonra ulaşmaya çalışan başka insanlara GÜÇ olarak katkıda bulunacağından buradan bir sevap payı aldırır
2) Kendisi eğer başka bir işte başka bir sonuç için çalışırsa daha önceki çabası onu bu konuda ÖNCELİKLİ kılar
Bir insanın MEŞRU hedefler belirlemesi ve bunun için çaba göstermesi velevki hedefe ulaşılamasa bile bu çabayı asla zayii
etmemektedir. Çünkü gösterilen her MEŞRU çaba evrene enerji olarak yayılmakta ve kayıt-kontrol altına alınmaktadır.
3/146 ,147
Sevgili Dostlar
Kuranilmi bir hissiyat ilmdir. Musfa içindeki ayetlere ve deyimlere enjekte edilmiştir. Mushafta savaştan öldürmekten kol kafa
kesmekten bahseden tüm ayetler asılında içlerinde barındırdıkları kuranilmi üzerinden tüm insanlarda bulunan evrensel insan
hissiyatlarını tarif ve tefsir eder. Bu yüzden bu tür ANARŞİ ve TERÖR kokan ayetlerin meali yani lisani arabi manalarına
teveccüh edilmemeli ayetler içindeki KURANİ manaların çıkarılmasına gayret edilmeli ve bu manalara teveccüh edilmelidir.
İşte bu ayetlerden biri de 3/146 ve 147 dir. Bu ayetleri MEALEN okuyunuz ve bu ayetlerin meali manalarının bu yaşınıza kadar
bir kere bile olsa hayatınzda yer bulup bulmadığını kendinize sorunuz.Kendinizden koskooca bir ''HAYIR'' cevabı alacaksınız. O
zaman bu ve bu tür ayetlerin benim hayatımda olmayacaksa mushafta işi ne? sorusunu sormaalısınız. Nitekim de burada bu
soruyu bu ayetlere burada şu anda soralım ve bakalım mushafta ne işleri varmış.
NEBİYYİN ve ENNEBİ deyimleri NEBE yani ''haber'' deyiminden türetilmştir. Hayırlı bir iş yaptığında sana bunu yaptıran
içindeki iyilik hissiyatı artık ENNEBİ olarak amellerinde yer bulur. Eğer bu AMELinle birilerine bir mesaj vermek istediğinde
birilerinle konuşmasını istediğinde bu ENNEBİ artık bu andan itibaren NEBİye dönüşür.
Peki bir insan neden yaptığı hayırlı bir amel ile birilerine mesaj gönderme gereği duyar?
Sevgili dostlar,
Yapmayı düşündüğünüz yada yapmakta olduğunuz HAYRlı bir AMEL için eğer aşağılanırsanız yada aşağıladığınızı hissederseniz
bu HAYIRlı ameli yapmak için elinize fırsat geçtiğinde sizi aşağılayanlara mesaj vermek için öyle kaliteli bir şekilde yapma
gereği duyarsınız ki bu süreçte canınızı ve tüm varlığınızı feda edebilecek bir hissiyata sahip olursunuz. İşte size bu hayırlı
ameli yapma noktasında böyle ölümüne telkin veren OLUMLU hissiyatımıza RİBBİYUN denilir .
RİBBİYUN hissiyatı aşağılanmış hakir görülmüş insanların yaptıkları işlerde kendini aşağılayanlara verilecek mesaj yani NEBİ ile
birlikte çalışır ve karşı tarafa karşı birlikte KATELE yapar yani onu ETKİSİZLEŞTİRİR.
Gururu kırılan onuru ayaklar altına alınan bir insan kendisini yaptığı işte öyle bir şaha kaldırır ki tüm varlığını o esnada feda
etmeye hazırdır. Bu süreçte kişi eğer ölür yada öldürülürse inancı ve kimliği ne olursa olsun ESSABİRİYN ünvvanı adı altında
3/146 ve 147 de Allahın sevdiği kulları arasına girecek ve cennete dahil edilecektir.
O halde bizi aşağılayan insanlara SALDIRMAYACAĞIZ., Onları ÖLDÜRMEYECEĞİZ ,Kendimize bombalar bağlayıp daha sonra da
ALLAHÜ EKBER deyip de kendimizi patlatarak bu insanlardan intikam almayacağız Öyle bir çalışacağız ki ortaya koyduğumuz İŞ
yada AMEL yada BİLİM yada TEKNOLOJİ yada SAN'AT onlara saldıracak ve onlara DİZ ÇÖKTÜRECEKtir. Bu süreçte ölen her kişi
Cennete dahil edlicektir
GLADYATÖR filminde Russel Crowe yi gördük. GENERAL iken KÖLE daha sonra da GLADYATÖR oldu. Aşağılandı. Ancak ortaya
öyle bir performans koydu ki kendini aşağılayanlara DİZ ÇÖKTÜRDÜ. Ortaya koyduğu bu performans ona aşağılanmış bir insan
olarak kendi içindeki RİBBİYUN ttarafından telkin edildi.
Sevgili dostlar
Ribbiyun her zaman NEBİ ile çalışır. Erdemli bir insan eğer bir şekilde aşağılanırsa bunun intikamını ANARŞİ ve TERÖR
estirerek değil yaptığı işiyle , sanatıyla , ilmiyle, alacaktır. İşte bu şartlar dahilinde yani TERÖR ve ANARŞİ estirmeden bu
aşağılanmış kişinin onurunu kurtarma çabası kuranilminde 3/146 da bu kişiyi CENNET ile ödüllendirmektedir.
İSLAM coğrafyasında yaşayan insanlar şu anda tüm dünyada İNANÇları gereği küçümsenmekte , aşağılanmakta ve hatta
inandıkları Muhammed resul ile bunun karikatürü çizilerek dalga geçilmektedir. Bu süreçte eğer bizler bu insanlardan intikam
almak istiyorsak bunu ANARŞİ ve TERÖR estirerek değil BİLİM üreterek , TEKNOLOJİ üreterek SAN'AT üreterek yapacağız. Eğer
bir insan aşağılanmaya rağmen ONURSUZLUĞa razı olmuş yada bunun intikamını anarşi yada tterör estirerek alma yoluna
giderse Rabbilalaemiyn bu insana ve bu şekildeki intikam alma teşebbüslerine muvaffakiyet vermeyecektir
SORU:
4/43 e göre sarhoş olsa bile kişiye ne dediğini bilinceyekadar içki içebilme ruhsatı varsa 5/90 na göre ''içki kumar ve fal oklari
şeytan işi birer pisliktir '' diyen bu ayettki içkiyi nasıl anlamaliyiz?
CEVAP.
Sevgili Dostlar
Kuranilmi bir Hissiyat ilmidir. Kitab içindeki her bir deyim , KURANİLMİ adı altında AYRICA bir mana daha içerir ki işte bu mana
bizim insan olarak bir nevi hissiyatlarımızı tarif eder ve böylece bu deyim işte içerdiği bu ARTI MANA ile EVRENSEL hale gelir.
...İşte bu deyimlerden biri de 5/90,92, 2/219 , 24/31 de geçen HAMR- HUMUR deyimleridir. Bu deyimlerin meali manası
''Sarhoşluk verici içki'' yada ''Örtü- Başörtüsü'' şeklinde anlışılmıştır. Oysaki KURANİ MANA sı:
Bir makam yada konuma yada ÜNVANa gelme yada bu makam yada konumda ,yada ÜNVANda isek de bundan
menfaatlenme hissiyatlarımızdır. Bu hissiyat gayet MEŞRU ve ve Doğal bir hissiyattır. Herkes çocuğuna ''oku büyük adam ol''
dediğinde işte bize bunu söylettiren hissiyatımıza EL HAMR denilir.
Kitabın hiçbir yerinde EL HAMR tekbaşına HARAM KILINMAZ.. Muhakkak yanına ,Misal: ELMEYSİR gibi bir tamlama alır. Eğer
gerek bir makama gelme ve gerekse bu makama gelinmiş ise bunun menfaatlerinden yararlanma esanasında
1) Birilerini SOYUT olarak zarar vermişsek( Hakkını yeme, Onun önüne geçme yada geçirilme, Adam kayırma, vs) ( EL MEYSİR )
3) birilerine SOMUT olarak zarar vermişsek( Ayağına sıktırma, Bıçakla yaralama, adamın karısını kızını kaldırma , şantaj
tehditle yıldırma vs) (EL EZLAM)
İşte o zaman bu HELAL olan HAMR hissiyatı artık bizim için HARAM a dönüşür ve bu durumlara da 5/90 da vurgu yapılır.
Sevgili dostlar: İşin bu kısmı KURANİLMİnin konusu değildir. Bir kişi yada toplum için bunun haram kılınıp kılınamayacağına
Rabbilalaemiyn kriterleri karar verir.
Eğer bir insan kendini kaybetmeme yetisine yada bu konudaki iradesine sahip çıkabiliyorsa yada bu konuda kendine
güvenebiliyorsa içki içmesinin İSLAMa göre hiç bir sakıncası yoktur
5/90-92 2/219
EL MEYSİR Yani KUMAR HİSSİYATIMIZ
Kitapta “YESSERA” yani ''KOLAYLAŞTIRMA'' fiil kökünden türetilmiş olan ''EL MEYSİR'' yani ''KUMAR''..!
Bu deyimin KURANİ MANASI ''KUMAR'' değildir. YESSERA deyimi bizim insan olarak bir işi KISAYOLDAN ya da KESTİRMEDEN
bitirme hissiyatımızı tarif eder. Bir yere gideceğiniz zaman ya da bir hedefe ulaşmak için mümkün olan en kısa yolu kullanmak
istediğinizde işte buna YESSERA denilir.
Nitekim Rabbilalemiyn de de bu hissiyat vardır ve Kitabında bizi herhangi bir konuda ZİKRE yani ''MÜKEMMELLİĞE''
ulaştırmak için kendisi de YESSERA`yı kullanır. Bu durum özellikle 54/17 başta olmak üzere bazı ayetlerde ''VE LEKAD
YESSERNELKURANE LİZZİKRİ'' olarak yer bulur.
MÜKEMMELLİĞE KISA YOLDAN ulaşmak ya da bu iş için KESTİRMEDEN girmek isteyen her kul EL KURANE`yi kullanmalı yani
EVREN`e ait hissiyatları da yaptığı işi için devreye sokmalıdır.
EL KURANE evrene ait hissiyatlar iken EL KURANÜ insana ait hissiyatlardır. MUSHAF esas olarak EL KURANE`yi değil EL
KURANÜ`yü tanımlar.
Eğer bir insan işi KISA YOLDAN, KESTİRMEDEN bitireyim derken gerek kendisine veya yaptığı işe ya da muhatabına ZARAR
verirse ya da zarar verme ihtimali olduğunu bile bile bu KESTİRME YOLU kullanırsa bu kişinin yaptığı bu eylem ya da söyleme
EL MEYSİR yani KUMAR OYNAMA denilir.
Örnekler;
1) Bir kızı sevdin, o da seni sevdi ve kaçtınız ve işi kısa yoldan hallettiniz. Ama aileleriniz birbirine girdi. Yaptığınız işe KUMAR
denilir.
2) Şehirde varmak istediğiniz adrese gitmek için KISA YOLU tercih ettiniz ama tekeriniz patladı jantınız eğildi.
3) En son söylenmesi gereken sözü ilk başta söylediniz. Amacınız konuşmayı kısadan bitirmekti ve karşı tarafın kalbini kırdınız.
İşte bunlara KUMAR denilir. KUMAR yani EL MEYSİR hissiyatı EL HİKMET hissiyatının BAŞ DÜŞMANIDIR.
El Hikmet denilen kavram bir işe ya da olaya ya da konuma ya da hayata dahil olduğunda buralardan kendine ve dahil
olduğun bu olgulara en azından ZARAR VERMEDEN çıkabiliyorsan işte buna EL HİKMET denilir. Bu hissiyat ya da amele sahip
edilenlere 2/269`da HİKMET verileceğinden bunlara çok hayr da verilir.
Rabbilalemiyn bizlere YESSERA`yı helal kılmışken ELMEYSİR`i haram kılmıştır.
46/3
İlk iki şıkk da dönersen yani ZALİM konumundan itibaren geriadım atarsan zararın FİKRİYATInda olur.
Son iki şıktan dönersen zararın hem FİKRİYAT ve hem de FİİLİYATında olur. yani ödemek zorunda olduğun BEDEL daha da
ağırlaşacaktır
Sevgili dostlar
Kitaptaki tüm arapça kavramlar bizlerin hissiyatını tanımlamak ve bu şekilde de KURAN adını almak için kitapta
bulunmaktadırlar.
İşte bunlardan biri de kitapta geçen ve 6.cı sureye de ismi verilmş olan EN'AM yani ''HAYVAN'' deyimidir.
En'am deyimi Ni'met kavramından türetilmiştir. Bir insanın yaşadığı dünyada sahip olmak istediği veya sahip olmak için
çalıştığı tüm variyetler her insan için 3 kademede oluşurlar
1) META : Bu kavram hayatta sahip olmak isteyip de sahip olamadıklarınızı yada HENÜZ sahip olamadıklarınızı tanımlar
2) Nİ'MET : Bu kavram hayatta sahip olmak isteyip de sahip oldukkarınızı yada HENÜZ sahip olduklarınızı tanımlar.
İşte sevgili dostlar:
HAYVAN yani EN'AM deyimi de bundan sonra devreye girer. Hayatta sahip olduklarınız içinden KULLANMAK istediklerinize
En'am yani HAYVAN denilir.
Misal:
10 takım Elbiseniz var. Bunların TAMAMI sizin için NİMETtir. Bir düğüne yada özel bir davete gideceksiniz. Bunların onunu da
giyemezsiniz. Ancak bir tanesini giyebilirsiniz. İşte bu giymeyi düşündüğünüz BİR TANE TAKIM ELBİSE ye HAYVAN yani EN'AM
denilir.
10 tane arabanız var. Birine binmeyi düşünüyorsunuz
10 tane daireniz var Birinde oturmayı düşünüyorsunuz.
İşte tüm bu DÜŞÜNDÜKLeriniz BİR TANE lere HAYVAN denilir
3) RIZIK: Nimet olarak sahip olduklarınızdan kullanmayı düşündüğünüz ve bu şekilde de HAYVANlaşmış variyetinizi artık son
merhalede kullandığınızda bu sizin için bu son aşamada artık RIZIKa dönüşücektir.
Sevgili Dostlar:
Kitabın hiç bir yerinde HAYVAN yani EN'AM deyimiyle KESME yani ZEBEHE fiili asla ve kat'an hiç bir yerde birbiri ile ilşkili
oarak kulanılmamıştır.
Bunun da sebebi Kitaptaki kavramların TÜMÜNÜN insan fıtratını yani onun hissiyatlarını muhatab alması dolayısıyladır.
Bir hayvanın bırakın kurban amaçlı olarak kesilmesini,etinin yenilmesi amacıyla bile kesilmesi meselesi kuranın konusu
DEĞİLDİR. Bu konu ALEMLERİN RABBİne bırakılmıştır
Soru :
Ademin Kuru Çamurdan yaratılması ne demek?
Cevap:
Dediğinizde işte bu ASGARİYEyi elde etme girişiminiz esnasında size hükmedecek hissiyata Ademim kuru çamurdan yani Min
salsalin min hamein mesnun yaratılması denilir
Ademim Kuru çamurdan yaratılması mitolojik yada geçmişte yaşanmış bir olayı değil hergün milyonlarca insan tarafından
milyonlarca kez yaşanan bir hissiyatı tarif eder.
Soru:
Ademin Yaş yani sulu ÇAMUR dan yaratılması ne demek?
Cevap: Eğer karşılanmış bir ihtiyacınızı daha güzel yada kaliteli bir şekilde tekrar karşılamak için kendinize bir ihtiyaç yada
gereksinim edindiğinizde bu durumda ADEM 'Tıyn'' den yani Çamurdan yaratılmış olur.
Misal: İşinizi gören bir arabanız var. Bunu Daha iyisi ile değiştirmek istediğinizde işte bu durumda sizin için Adem Çamurdan
(Tıyn) yaratılmaya başlanmış olur.
Ademim yaş yani sulu çamurdan yaratılması mitolojik yada geçmişte yaşanmış bir olayı değil hergün milyonlarca insan
tarafından milyonlarca kez yaşanan bir hissiyatı tarif eder
38/29
''LİYEDDEBBERU AYATİHİ''
AYETLERİN TEDEBBÜRÜ
HER BİR AYETİN ARKAPLANDA İNSAN HİSSİYATINI TASVİR ETTTİĞİ GERÇEĞİNİN BİLİNMESİ
Ayetleri tedebbür ederek anlayan bir Mumin, her bir ayetin, her bir deyimin yaşanılan hayatta insan hissiyatlarını muhatab
aldığını bilecektir. Böylesi bir yaklaşım tarzı ölümden sonra ahiretin varlığını, hesabı, kitabı, cenneti, cehennemi reddetmez.
Tedebbür ilminde aslolan şey İnsanı yaşadığı hayatta hayr ve fedakarlığa teşvik etmek ve onu bu işler için içten fethetmektir.
Bu fetihe kalbini gönlünü açanlar hem bu dünyada cenneti yaşayacaklar ve hem de EĞER VARSA öteki tarafta cennete dahil
edileceklerdir.
Tedebbür ilminde insan hayatında olmayan hikayeler, geçmiş ve gelecekten bahseden ayetler bu MANAlarıyla insanları bu
ayetlere iman etmeye zorlamaz. Ancak içerdikleri Kuran ilmi ile bu ayetlere iman etmeye MECBUR tutar. Çünkü Kuran
FITRATI tanımlar. İslam dini, Kurani bazda fıtrat dini olacak ve tüm insanlar tarafından bu şekilde kabul görecektir.
Bu yüzden ayetleri duburlandırarak anlayan bizler, Cenneti İLK ETAPTA dünyada kendi iç dünyamızda hissettiğimiz HUZUR ile
yaşarız. Öldükten sonra da bu cennet aynen devam edecektir. Yani sen adam ol, dünyanı cennete çevir, öteki tarafı da merak
etme. Eğer varsa bir cennet oraya da gireceksin.
Ayetleri tedebbür ederek İnsan hissiyatlarına yönelik olarak anlayan bizleri bilinen manada ölümden sonra ahireti, cenneti,
cehennemi, sorguyu suali ve bunların varlığını sanki İNKAR ediyormuşuz gibi lanse eden hala basireti KÖR olmuşlar var.
Eğer BENAT yani KIZ ve NİSA yani KADIN deyimleini bir hissiyat tarif olarak değil de asıl yani Arapça manalarına göre anlarsak
bakınız ne oluyor?
Dedim ki : Kitaba göre bir erkek KADINla yani ''NİSA'' ile veya KIZla yani ''BENAT'' ile nikahlanabilir değil mi?
Dediki : Evet
Dedim ki : Kitapta bunlardan hangisinin AYBAŞI olduğu yazıyor?
Dediki : 2/222 ye göre kitapta ''SADECE'' kadınların yani NİSAnın aybaşı olabileceğinden bahsediliyor
Dedim ki : Peki ya KIZlar yani BENAT?
Dediki : kitapta KIZların da yani BENATin de aybaşı olduğuna dair delil yok
Dedimki : Ama hayatta KIZlar da aybaşı oluyor değil mi?
Dediki :Evet
Dedim ki ; bu durumu bu kitabı indiren Allah bilmiyormuydu?
Dedim ki : Bir BENAT yani KIZ hangi durumda KADIN yani NİSA olur? bu kitapta yazıyor mu?
Dediki :Hayır
Dedim ki : Hani 6/38 ze göre Kitapta hiç bir şey eksik bırakılmamamıştı?
Ve yine dedim ki , Ya Allahı ve kitabı doğru anla yada hem Allahtan ve hem de kitaptan vazgeç. Bu halinle İSLAMı rezil kepaze
ediyorsun
MUSA,
MUSELKİTABE ,
BENİYİSRAİYL
TEVRAT,
KİTAB HÜKM ve NÜBÜVVET
Sevgili Dostlar
Yeryüzünde gerek insanın yaşadığı ve gerekse hiç insanın olmadığı mekanlarda HAYR yapılımı için gerekli olan ortamın
hazırlanışına MUSELKİTABE denilir. MUSELKİTABE ,tanımdan da anlaşılacağı üzere 2 farklı mekanda gerçekleşmektedir.
Bu tür mekanlarda bir HAYRın yapılması için gerekli olan ortamın hazırlanışına yada bu sürece MUSELKİTABE denilir. Bu
insanların birbiriyle ilşkilerinde olabileceği gibi insan ile tabiat arasında da olabilir. Bir insanın bir ağaç dikmesi evinde kedi
köpek beslemesi veya tabiat yada hayvanlara sevgi ve şevkat yöneltmesi ile de evrene pozitif enerji yayılmış olunur.
Ancak en kuvvetli enerji insanın insana yapacağı hayırlar aracılığı ile olur. Çünkü insan kendisinde bulunan 27 hissiyatla bunu
yaparken hayvanlar yada bitkiler alemi bunu ancak 5 hissiyatla yapabilmektedir. Bu yüzden İnsanlararası hayr yapılımı diğer
seçeneğe göre evrene daha çok enerji yaymaktadır. Bu enerji salınımı hem insanların yaşadığı mekanlarda ve hem de insansız
mekanlarda olmaktadır. Bir Musluman EKOLOJİK DENGE ye riayet ederek yaşarsa tabiatın Rabbilalemiyni tekrar Lillahiye
dönüştürmesine engel olmamış olur.
HAYR yapılımı için gerekli mekan yada ortam oluşturulduğu andan itibaren bu ortama mudahil olacak tüm insanlar BENİY
İSRAİYL hükmüne girerler. MUSA ortaya çıkmadıkça BENİY İSRAİYL hissiyatı da ortaya çıkmaz.
Kitabın MUSAya verilmesi demek aynı zamanda TEVRATın da Musaya verilmesi anlamına gelmez. Nitekim MUSA ile TEVRAT
deyimleri hiç bir ayette MUSA -KİTAB ilşkisi nispetinde ifade edilmemiştir. Tevrat ancak Beniyisraiyl hissiyatı ortaya çıkarsa ve
bunun OLUMLU kısmı vukuu bulursa kendini bu ortamda gösterir.
Şimdi lütfen BENİY İSRAİYL - TEVRAT iilşkisi için 3/93 ü okuyunuz. MUSAYA KİTAB verildiğinde yani ''MUSELKİTABE'' konumu
oluştuğunda yani HAYR içerikli bir eylem yada söylemin yapılması için bir ortam hazırlandığında Beniy israiyl hissiyatı 3 şekilde
gerçekleşir Bunlardan ancak birine TEVRAT yani hem yapılan hayrı anlamak ve hem de bu yapıldıktan sonra bunun
menfaatlerinin anlaşılması nasip edilir
1) Kişi HAYRı yapar ancak tamamlamadan bir yerde durur. Bu tür BENİY İSRAİYLe hissiyatına TEVRAT nasip edilmez
2) Kişi HAYRı yapar ancak tamamlamadan bir yerde durmakla kalmaz bu kez gerisin geriye gider. Bu tür Beniy İsrayil
hissiyatna da TEVRAT nasip edilmez. Bu tür hisssiyata SAMİRİ hükmeder. SAMİRİ musayı en çok sinirlendiren hissiyatttır. Bu
hissiyatı Musa farkettiği an onu her zaman kovar. SAMİRİ hissiyatı ibne bir hissiyattır. Başbelasıdır
3) Kişi HAYRı yapar ve işi SONUNA KADAR devam ettirir ve kendine ''ulan sana helal olsun'' dedirtir. İşte Bu Beniyisraiyl
hissiyatına Kitab hüküm ve nübüvvet verilir 45/16.
Sevgili dostlar
MUSELKİTABE oluştuktan sonra insanlar yada bu insanların içindeki BENİY İSRAİYL hissiyatları yukarıda anlattığımız gibi 3
fırkaya ayrılırlar ve böylece de İHTİLAFA düşerler. Bu durum 11/110 da '' Ve lekad ateyna MUSELKİTABE , FAHTÜLİFE FİYHİ''
şeklinde yer bulur.
Yukarıda 3 şekilde anlatılan BENİYİSRAİYL hissiyatları MUSELKİTABE oluştuktan sonra AYNI İNSANda da gerçekleşebilir.
MUSELKİTABE oluşturulduktan sonra bunun kapsama alanına giren tüm insanları bu 3 .cü tür Beniy israiyl hissiyatı kurtarır ve
onları ERDEMLİ hale getirir. O halde MUSELKİTABE oluşturulduktan sonra 3 türle karşılaşmayı umud etmeli ve bu konuda
şüpheye kapılmamalıyız. İşte bizim bu durumumuz 32/23 de '' Ve lekad ateyna MUSELKİTABE, fela tekun fiy miryetin minhü''
cümlesiyle yer bulur. Burada kendisiyle ilgili Şüphe içinde olunmasının istenilmediği husus '' Acaba 3.tür BENİY İSRAİYLe
ulaşabilecekmiyim? Acaba Rabbilalaemiyn bana işlenilmesini nasip ettiği bu hayr ameli için bu işin sonuna kadar gitmemi
nasip edecek mi? '' şeklindeki şüphedir. Eğer bir insan MUHAMMEDİ hissiyatla bu HAYRı yaparsa ona elbetteki 3 tür
beniyisrail olma şerefi nail edilecektir. Çünkü Muhammedi hisiyatla bu hayrı yapmaya koyulan kişi '' ulan sonum ne olursa
olsun bu HAYRı yapacağım'' şeklinde işe başlamıştır. Tabii olarak Niyet sağlamsa akibette de bunun ÖDÜLÜ kaçınılmaz
olacaktır. PEKİ BU ÖDÜL NEDİR?
Sevgili Dostlar bu Ödül TEVRATtır. Ancak ve ancak 3 grup beniisraiyl hissiyatına verilir. Böylece bu gurup kendisine nasip
edilen bu TEVRAT ile hayatlarında kimsenin kolay kolay anlayamadığı şeyler anlar hale yada daha kolay anlar hale getirilerek
SIRADIŞIlık ile teçhiz edilirler. Onların kazandıkları bu TEVRAT ile SIRADIŞI olmaları kitapta bunlara '' KİTAP HÜKM ve
NÜBÜVVET VERİLMİŞ OLMASI'' olarak yer bulur. 45/20 , 6/89 , 3/79. Bu insanlara NE MUTLU.
O halde ;
45/20, 6/89 ve özellikle de 3/79 za göre SON DEMde kendisine KİTAB hükm ve NÜBÜVVET verilenlere SELAM OLSUN.
'' Eğer bir hayrı yapacaksan tam yap, yarım yamalak yapma yada işin ortasında su koyuverme yada vazgeçme ''
Soru:
Ademin 2 adet oğlundan bahsedilir Bunlar kimlerdir?
Cevap;
Ademin 2 oğlunun kimler olduğu yada isimlerinin ne olduğu kitapta geçmez. Kitapta geçmediği için bunlara hangi ismi
verirseniz verin uydurmuş olursunuz
Ademi de oğullarını da her kim iseler bunları Kitabın ayeti olarak TANIMIYORUZ ve BİLMİYORUZ. Tanımak ve bilmek zorunda
da değiliz.
Ancak aynı Adem ve iki oğlunu Kuranın ayeti olarak bilmek zorundayız.
Her bir insanın ihtiyaçları bu insan hayatta olduğu sürece 2 türlüdür
1) Karşılanmış ihtiyaçları
2) Karşılanmamış ihtiyaçları
İşte bu 2 tür ihtiyaç türüne Ademin iki oğlu yada her birine BENİY ADEM yani ademoğlu denilir.
Soru:
ADEM deyiminden ne anlamalıyız?
Cevap;
Eğer ADEM deyimini ''kitabın ayeti'' olarak anlamak isterseniz ilk yaratılan bir insanı ,aynı deyimi ''Kuranın ayeti'' olarak
anlamak isterseniz ilk yaratılan insan da dahil olmak üzere tüm insanlarda ve canlılarda bulunan İHTİYAÇ İHDAS etme yada
İHTİYACINI GİDERME hissiyatını tanımlar.
O halde her bir insan yada canlı günde onlarca kez ADEMLeşmektedir.
Bize bir deyimin KİTABIN AYETİ olarak manası lazım değildir.Aslolan ilgili deyimi KURANIN AYETİ olarak anlamaktır.
Çünkü Kuran FITRATtır.
Her bir ayette işte bu 2 ayet türü de bulunmaktadır. Ayetin KURANİ olanına ulaşmazsanız inancınız Evrensel olmayacak ve
dolayısıyla da İSLAM adını alamayacaktır
Örneğin: ÖSS sınavında kişinin kendince kolay yada zevkli olan sorularla iştigal etmesi istenilir. Kişi bu soruları çözdüğünde
kendinde daha fazla güven ve motivasyon hissedecek ve başladığı işin zor kısımlarını da bu motivasyon ve özgüvenle
halledebilecektir. Arzı mukaddes- nisa bağlantısı ''keteballahü leküm'' deyimi ile 5/21 - 2/187 dedir. Ancak Musa’nın kavmi
arzı mukaddesi görmez.
Bunlar daha çok işin meşakkatli ve sıkıcı kısmına angaje olurlar ve bunları ''kavmen cebbbariyne'' olarak adlandırıp bunlar işin
içinde olduğu sürece bu işe girmeyeceklerini 5/22 de beyan ederler. İşte tam bu noktada tüm insanların yine içinde bulunan
ve birbiriyle yardımlaşabilen iki yada daha fazla RECUL, RECULANİ olarak devreye girer. Bu recullere Allah EN'AM da
bulunmuştur (5/23).
Enamda bulunulanların 1/6 daki yani Fatiha suresindeki sahip edildikleri yol SIRAT tır (SIRATelleziyne en'amte aleyhim).
Kuran’da 3 adet yol vardır. Bunlar SEBİYL, TARIK ve SIRATtır.
SEBİYL denilen yol türü işin başlangıcı dır. SIRAT ise işin sonucudur. TARIK ise kişiyi sebiylden alır sırata götürür. İşte burada
anlatılan ''RECULANİ'' deyimi SIRAT ve SEBİYLin yardımlaşmalarının ifadesidir. Yani bir işe başlamak bitirmenin yarısıdır. Ancak
işi bitirecek SÜREÇ yani TARIK ada dikkat edilmesi gerekir.
İşte bu iki RECULANİ yani “hele bir başlayalım Allah kerim. bitiririz'' şeklindeki yaklaşım yine 5/23 te Bize bir KAPI yani EL BABE
üzerinden GİRİŞ yapmamızı ister (udhulu aleyhimülbabe). İşte bu kapı yani EL BABE, TARIK yani SÜREÇtir. İşte ozaman
insanlar GALİP olurlar (feinneküm GALİBUNE: 5/23).
Özetle: bir işin kolay ve hazz alacağın yerinden başla. Yapabildiklerin seni SEBİYL olan başlangıç konumundan alır Allah’ın da
yardımı ile SIRAT yani SONUÇ konumuna götürür. Bu esnada SÜREÇ e de yani işin TARIK ına da hâkim ol, gevşeme. İşte o
zaman iş içindeki zorluklar yani ''kavmen cebbariyne'' yok olup gidecektir. Allah SÜREÇ e yani TARİK-TARİKAT üzerinde olmaya
72/16 da Özellikle dikkatimizi çeker (alettariykati).
Böylece 5/21, 22, 23 kısaca izah edilmiş oldu. Bu izahatlar hayatımızın her alanında yaptığımız işlerde karşılaşabileceğimiz
zorluklarla baş edebilmemizi sağlayacak psikososyal yaklaşımlardır. Cenabı Allah bunları amel etmemizi bize nasip eyliye
5/27
Sevgili dostlar:
Kuranilmi bir hissiyat ilmidir. Tüm deyimler aslında bizlerin insan olarak bir nevi hissiyatını tarif tmektedir. İşte bunlardan biri
de 5/27 dir
İşte binbir meşakkatle elde ettiğimiz yada bize bahşedilen KARŞILANMIŞ OLAN İHTİYACIMIZA karşı ŞÜKR müessesesini
çalıştıramazsak, 7/17`de İblisin tuzağına düşeceğiz ve kendimize ya başka ihtiyaçlar hasıl edeceğiz ve bunları elde etmek için
hali hazırda elimizdekini hakir değersiz göreceğiz. İşte bu durumda ihdas ettiğimiz bu 2. ihtiyaç 5/27`de ADEMİN AHİR yani
SONRADAN GELEN OĞLU hükmüne geçecek ve İLK OĞULU öldürmüş olacaktır..!
Yanlış anlamayın, neye sahip olursak olalım hep daha fazlasını isteyebilir yada kendimize başka ihtiyaçlar ihdas edebiliriz.
Bunlar HELAL`dir. Lakin, elimizdekini hakir değersiz yada hor görmeden yeni şeylere talip olacağız. Böyle olunca AHİR yani
sonradan gelen oğul hiç bir zaman ilk oğulu öldüremez ama 5/27`de böyle olmamış. Kişi burada elindekini HAKİR görerek hep
DAHASI için mücadele etmiş ve nihayet DAHASI hükmüne giren AHİR yani sonradan gelen oğul, hali hazırda elde olanı HAKİR
görmüş ve kişi nezdinde halihazırda olan artık bu kişiye HAZZ, ZEVK veremez olmuş ve böylece hali hazırdaki öldürülmüş.
Şimdi UNUTMAYALIM ; Adem cennete sokulduğunda İLK OĞUL oluşturuldu ama Adem zamanla bundan zevk almamaya
başladı, DAHASINI istedi ve buna TUTKU ile bağlandı. Bu DAHAYI EŞŞECERELEŞ`tirdi (elif lam ra) ve tutkusuyla buluştu, onu
elde etti ama ne pahasına ? Sahip olduklarını HAKİR görme, onları küçümseme pahasına. Sonra ne oldu ? Sahip oldukları da
elinden gitti yani 5/27 ile entegre düşünülürse ilk oğlu öldürülmüş oldu.
Eğer elindekine razı olup da elinde olmayan şeyleri elde etmek için de elindekilerinin kıymetini bilerek çalışırsan bu durumda
2.ci oğul birinci oğulu asla öldüremeyecek ve ve 2.ci oğulun da bu süreçteki kurbanı kabul edilecektir.
Özetle:
KURBAN deyiminin HAYVAN KESİMİ ile alakası yoktur: eğer varsa veya var olduğu iddia ediliyorsa bu iddiayı Çok kolay bir
şekilde çürütebilirsin SADECE TEK BİR AYETLE çürütün.
Kurbanını hayvan olarak kesen kişiye '' Allah kurbaınını kabul etti mi?'' diye sorun. Hiç kimse EVET ETTİ diyemez. Allah bilir
derler. Bu durumda MAİDE 27 yi ona okuyunuz. Bakınız çok basit. Bu ayette iki kişi Kurban sunmuşlar. Bu iki kişi ademin iki
oğlu. yani PEYGAMBER de değiller. senin benim gibi sıradan insanlar. Birinin ki kabul edilmiş diğerinin ki kabul edilmemiş.
AMA İŞİN İLGİNÇ TARAFI Ayetin devamında var. Kurbanı kabul edilen kabul edildiğini anlamış Kurbanı ı kabul edilmeyen de
kabul edilmediğini anlamış. Peki NASIL ANLADILAR diye sorun.Ve Sen NİYE ANLIYAMIYORSUN? diye sorun.
Her zaman söylerim Bu müslümanların AKLI YOK. İnandıklarını iddia ettikleri kitap bile onları terk etmiş
Karşına
İman etmen için,
İtaat etmen için,
Biyat etmen için,
Teslim olman için,
Uğrunda ölmen için,
Peşinden gitmen için,
Kim çıkarsa çıksın yada ne konulursa konulsun bu bizzat ALLAHIN KENDİSİ bile olsa tüm bunlarda ALEMLERİN RABBİni ara.
Unutma:
Alemlerin Rabbine teslim olmakla emrolundun
Ve yine Unutma:
Kıyamet gününde önce ALEMLERİN RABBİ sorulacak./Önce ALEMLERİN RABBİ soracak
İlk olarak hesabını buna vereceksin
ALLAHA DEĞİL
Peşinden gittiğin o APTAL ve TUTARSIZ siyasi liderine yada Hocaefendine İltimas yada torpil yapılmayacak.
Sana da yapılmayacak
Kuranda geçen HA MİM harfleri BİZZAT Muhammedi verir. Bunun en basit yoldan anlaşılması için Arap elif ba`sına bakınız ve
burada HA ve MİM harflerini işaretleyiniz.
Kuranda anlatılan ve ismi zikredilen tüm resullerin isimleri içinde sadece ve sadace MUHAMMED`i oluşturan beş adet harfin
TAMAMI HA MİM aralığında kalıyor.
Başka uyan yok.
Muhammed bize Allaha ve Kurana hizmet amellerini yaptıran hissiyattır.
Muhammed cennet melekesidir.
Muhammed olmadan cennet olmaz.
Yanlış anlamayın BEŞER Muhammed`ten bahsetmiyoruz..Kim ki Allaha-Kurana-İmana FEDEKARCA hizmet ederse , ona bu
hizmeti yaptıran unsur yani hissiyata MUHAMMED denilir yada kısaca HA MİM denilir.Allah`ta bunun karşılığında bu insana
KİTAB içinde bulunan KURAN ilmini nasip eder. Kurandaki toplam HA MİM yazılımı 7 tanedir. Kuranilminde 7 rakamı şeklin
manaya mananın şekle ilmin amele amelin ilme, tarihsel bilginin bugüne yada gelecekten bahseden ayetlerin bugüne
dönüşümünü verir
Kişi bu ilmi alır ve KAF`lar yani günceller 50/1.
HA MİM aracılığıyla alınan ve GÜNCELLENECEK olan yani KİŞİNİN HAYATINDA YER BULABİLECEK olan bu bilgiler AYN yada SİN
karakterindedir.Yani ya GEÇMİŞi anlatan bir ayetin günümüzde bu kişinin hayatındaki Yer edinecek manayı yada GELECEKTEN
bahseden ayetlerin bu kişinin hayatındaki yer edinecek manayı günceller yani AYN ve SİYN i KAF lar .KAF lanmış her türlü
tevile ELKURANÜLMECİYD denilir. 50/1.
Buna göre Kuranda anlatılan ve TARİH miş gibi görünen olayların hepsi aslında bir insanın hangi dönem yada zaman diliminde
yaşasın onun hayatında yer edinebilen ve GÜNCEL olan Bilgilerdir. Kurandaki Geçmişten bahseden olayları ''bunlar tarihte
kalmıştır'' şekilde anlayan bir zihniyet ZAVALLI ve İLM fukarasıdır Aynı şey GELECEKten bahseden ayetler için de geçerlidir.
İşte buna ELKİTABİLMUBİYN denilir.
O halde: Kimki Allah yolunda fedekarlık yaparsa Muhammedi canlandırır. İşte bu HA MİM dir . Bunun bu kişiye ödülü 7
Rakamıdır. Yani Geçmişte (AYN) yada gelecekte (SİYN) olmuş yada olacak gibi görünen ayetleri güncel manalara çevirir (KAF).
Yani HA MİM , AYN SİYN KAF (42/1,2) oluşur
Böylece ayrıca HA MİM aracılığı ile ŞEKLİ MANAYA , MANAYI ŞEKLE Çevirir ve böylece ELKİTABİLMUBİYN ni elde eder. 44/1,2
Allah cümlemize nasip etsin..
Hem hayatı ve hem de Kitabı/Mushafı anlarken Bu BÜYÜKLERin ne işe yaradığını ve içeriğini anlayamadıysan ;
!) Mushaftan uzak dur yoksa SAPITIRSIN
İslamı SIDK ilmi şeklinde yaşa ve cennete git
2) YALNIZCA KURAN disturuna sadık kalacak şekildeTEDEBBÜR ilmini istikrarlı bir şeklide takip et ve bu BÜYÜKLERİ öğren. Bu
şekilde mushafa yaklaş. Mushaf sana bu durumda içindeki kuranı vermek için her türlü cömertliği yapacaktır
33/4 ,37
ED'İYAKÜM
EVLAT EDİNME
EVLATLIKLARIMIZLA NİKAHLANMA HİSSİYATLARIMIZ
Sevgili Dostlar
Defalarca söylediğimiz gibi Kuranilmi bizim insan olarak hissiyatlarımızı tanımlar. KİTAB ile KURAN arasındaki mana ve konum
farkı eğer iyi anlaşılamaz ve meali yani kitabi mana kurani mana olarak kabul edilirse ortaya bizleri evlatlııklarımızla
nikahlanabilme hakkımızın olması gibi gibi SAPIKça bir sonuca ulaştırır.
Bu yüzden MEALİ MANA ya dayanarak islam anlayışını te'sis edenlerin anladıkları bu dinin İSLAMla alakası yoktur
Bir insan bazı ortamlarda eğlenmek yada dertleşmek gibi eğer kendisini kendisi yapan esas kişiliğinin dışında eylem ve
söylemler içinde bulunursa bu eylem ve söylemler onun EVLATLIĞI yani ED'İYA sı olur ki bu tüm insanların hayatlarında
olabilen ve HELAL olan bir davranış patternidir. Buna EVLATLIK EDİNME denilir. Misal verelim:
Çok ciddi ve tanınmış bir EMNİYET AMİRİsiniz. İşinizde ve mensubu olduğunuz emniyet camiasında bir ağırlığınız var. Bir gün
lise dönemindeki arkadaşlarınızla bir ORTAMda yine bir araya geldiniz ve eğlenmeye başladınız. Siz o zaman lise tiyatrosunda
bir oyunda oynamıştınız ve oyundaki rolunüz de PALYAÇO luk tu. Lise arkadaşlarınız sizden yine rica ettiler ve sizin 30 yıl önce
yaptığınız PALYAÇOLuğu tekrar yapmanızı istediler Amacınız hem eski günleri yad etmek ve hem de biraz eğlenmekti. Siz de
yine yaptınız ve siz de dahil olmak üzere herkesi güldürdünüz. Bu durumda;
1) Sizi siz yapan EMNİYET AMİRİ olmanız 33/4 e göre sizin esas İBİNİniz dir. Bu statü ve kişiliğiniz STANDARttır
2) sadece o ortama yönelik olarak kısa süreli takındığınız PALYAÇO rolu ise sizin EVLATLIĞInız olur
Bu şekilde siz PALYAÇOluğu o an ve O ORTAMA AİT olacak şekilde EVLAT edinmiş olursunuz. BUNUN NERESİ HARAM OLUR?
Sevgili arkadaşlar
Bu durumda siz bir adet EVLATLIK edinmiş olursunuz. Siz ve arkadaşlarınız bu ortamdan ayrıldığınız andan itibaren de her şey
ortamda kalmalı güncel yaşama aksettirilmemeli ve böylece ORTAM MAHREMİYETİ korunmalıdır. Güncel yaşamda size
yapılack olan tüm hitabetler sizin EVLATLIĞINIZ üzerinden DEĞİL EBNAÜKÜMünüz üzerinden yapılmalıdır. Yani Sizin o
ortamda olan arkadaşlarınızdan biri çalıştığınız kuruma gelirse size N'aaber palyaço DİYEMEZ. İşte bu durum 33/4 de VE MA
CEALE ED'IYAKÜM EBNAÜKÜM yani '' Allah evlatlıklarınızı sizin oğullarınız kılmadı'' şeklinde yer bulur.
İşte KURANİLMİNDE bu duruma EVLATLIK EDİNMEdir. Yoksa gidip te kimsesiz bir kız yada erkek çocuğunu küçükken alıp ona
annelik yada babalık yapmıyorsunuz. KURANİLMi bu tür şeylerle uğraşmaz. O insan hissiyatlarını esas alır ve bunları açıklar.
Eğer EMNİYET AMİRİliğinden EMEKLİ olduğunuzda size Ciddi bir TİYATRO kurumundan PALYAÇOLUK yapmanız için bir teklif
gelirse ve siz de Emeklilik gelirinize EK olarak düzenli bir gelir elde etmek için bu teklife EVET der ve ömrünüzün bundan
sonraki kısmını bir kurumda PALYAÇOluk yaparak ve bu şekilde PARA kazanarak geçirmek isterseniz işte bu durum
Kuranilminde EVLAT EDİNME nin de ötesine geçecek ve sizi EVLATLIĞINIZLA NİKAHLANMA konumuna getirecektir. BUNUN
NESİ HARAMDIR Arkadaşlar.
Ancak yine de siz PALYAÇOluğu nikahladığınızda bu durum sadece ve sadece bunu yaptığınız KURUM içinde kalmalı ve sizi
dışarıda gören dostlarınız sizi bir EMEKLİ EMNİYET AMİRİ olarak bilmeli ve ona göre tavır takınmalılar.Çünkü Palyaçoluk
sadece bu KURUM içindedir ve bundan dolayı da KURUM MAHREMİYETi korunmalıdır.
Bakınız Hepimiz KEMAL SUNALı filimlerinde ''ŞABAN'' karekteriyle biliriz değil mi? Peki o hakikaten APTAL biri mi? Elbetteki
HAYIR. İşte bu kişi bu ROLÜnü EVLATLIK olarak NİKAHLAMıştır. Eğer siz FİLM setinin dışında Kemal Sunal a KEMAL BEY olarak
değilde ''ŞABAN'' diye yada İNEK ŞABAN diye hitap ederseniz Adam sizi mahkemeye verir size hakaret davası açar.
Sevgili Dostlar
Bir MUSLUMAN iiçin EVLATLIK EDİNME ve hatta bu edindiği EVLATLIĞI ile NİKAHLANMASI helaldir ve hayatımızın her alanında
bu 2 duruma da şahit olmaktayız. Çünkü bu 2 hissiyat da Rabbilalaemiyn tarafından içimize yerleştirilmiştir.
Ancak siz bu işin KURANİ kısmını değil de bunun içinde bulunduğu LİSANİ ARABİ yani KİTABİ kısmını dikkate alır yada başka bir
deyişle YUMURTAnın içine değil de KABUK kısmına YUMURTA diye sarılır ve ŞİFAyı bu KABUK kısmında arasanız unutmayınız
ki bu kabuk temiz değildir ve üzerinde tavuğun BOKu da olabilir ve sizler BOKlu kabuk kısmını ŞİFA diye yerseniz tüm insanlar
da sizin bu din anlayışınızla DALGA geçer ve AŞAĞILAR.
3/14-19/59
HUBBUŞŞEHEVATİ,
İTTEBİUŞŞEHAVATİ HİSSİYATLARIMIZ
Sevgili dostlar:
İbliys de bir melekedir ve içimizdedir. Rabilalaemiyn bizi yaratırken içimize bizim aleyhimize olan yada olacak bir şeyi
yerleştirmez. Eğer İBLİYS içimizde CİNNlenmezse bu durumda insanın hayatta gelişmesinin mutlu olmasının başlangıç fitilini
ateşler.
İbliysin elindeki en büyük koz Dünya hayatının META sıdır. Bir insan İşte bu... META ya bakarak kkendisinde iştah ve
motivasyon bulur. İşte bu iştah ve motivasyona HUBBUŞŞEHEVATİ denilir. 3/14
İbliys her zaman ŞEKLE oynar. Ancak İnsanı İLK ETAPTA cezbeden de işte bu ŞEKİLDir. Bir kıza aşık olduğunuzda yada
elinizdekinden daha güzelnii farkettiğinizde işte buna İBLİYS ATEŞLEYİCİ olarak katkıda bulunur. Bu katkı HUBBUŞŞEHAVATİ
olarak insanlara süslü gösterilmiştir. İşte buna '' Züyyine linnasi hubbuşşehavati'' denilir. Bu durum tamamen normal bir
hissiyattır
ŞEKİL her zaman ateşleyicidir. Ancak belli bir noktadan sonra İBLİYS durdurulmalı ve kontrol altında tutulmalıdır. İBLİYS,
kendine tanımlanmış bu görevi ve nerede durdurulması gerektiğini çok iyi bilmektedir. İBLİYS kendisine tanımlanmış bu
görevi 59/16 da '' inniy ehafullahe rabbelalaemiyn'' cümlesiyle ifade eder. İbliysin bu şekildeki görevini sadece İBLİYS bilmez ''
inniy ehafullahe rabbelalaemiyn '' cümlesini 5/28 de EL MUTTAKİYN olan kişi de söyler. Bu kişiye bunu söylerken hakim olan
meleke İBLİYS dir. İBLİYS bu hal ve konumu ile MASUMdur.
Yani MUTTAKi adam da şeklin bir yere kadar önemli olduğuna ama belli bir noktadan sonra artık makamın paranın güzelliğin
önemli olmadığına iman eder. Bu imanı İBLİYS de yapar. İşte Gerek MUttaki olan bu adama ve gerekse İBLİYSe hakim olan
hakim olan hissiyata HUBBUŞŞEHAVATİ denilir.
ANcak bu hubbuşşehavati İTTEBİUŞŞEHAVATİ ye dönüşürse bu durumda 19/59 da anlatıldığı üzere SALATI bırakır. Böylece
Kulluk vazifesi de dahil olmak üzere hiç bir işini sağlam yapmaz. Hubbuşşehavati eğer İTTEBİUŞŞEHAVATİ ye dönüşürse işte bu
noktada İBLİYS kontrolden çıkar ve ŞEYTANlaşır. İBLİYS kontrol altında tuluduğu sürece İNSAN için gereklidir. Bir insanın tüm
İhtiyaçlarında ve bunların karşılanmasında İBLİYS ve ona verilen ATEŞLEME görevi insanın gelişmesi , üremesi için elzemdir.
Ancak İbliyse bu ateşleyici görevinin üzerinde daha fazla görev verilirse bu durumda iBLİYS bunun suçlusu olarak İnsanın
bizzat kendisini görür ve Kendisine verilen görev ve yetkisini 59/16 da '' inniy ehafullahe rabbellalaemiyn'' şeklinde
açıklayarak kendini GARANTİ ye alır.
İBLİYSe ait bu görev sadece İBLİYse ait değil Tüm müslumanlara hatta muttakilere de atfedilmiştir. Çünkü İbliysin kullandığı bu
cümle MOTAMOT 5/28 da MUTTAKİ kul tarafından da kullanılmıştır
O halde Eyy kul
Hubbuşşehavati sana süslü kılındı. Bu gayet normaldir. Ama sakın olaki bunu İTTEBİUŞŞEHEVATİ ye dönüştürme
( 19/59,4/27),
Üç kuruşluk adama beş kuruşluk değer verirsen geri kalan iki kuruşla önce seni satar. Ama bu üç kuruşluk adam da sana
lazımdır
Tüm bu anlattıklarımıza Kitapta KEVVERE-YUKEVVİRU-TEKVİR denilir. Bu kavram mushafta sadece 2 yerde geçer 81/1 ve 39/5.
37/104
Kitapta BAYRAM kavramı var. Sadece bir yerde geçer ve burası 5/114(MAİDE) dür. İYD şeklinde geçer
Kitapta KURBAN deyimi de var ve bu kavram da toplam üç yerde geçer.
Ama kitapta KURBAN BAYRAMI diye bir kavram yoktur.
AYRICA Kitapta KURBAN kavramının geçtiği hiç bir yerde Kurban ile EN'AM yani HAYVAN kavramları biri ile
ilşkilendirilmemiştir.
Ya kitaba Orjinal yazılımına uyarak mana verin ve İslama gelin. Yada kitabı bırakın Nefsinize uyun ama dürüst olun
MÜSLÜMANIZ demeyin. Ancak kendinizi kandırırsınız
Gökten bir koyun yada eşdeğeri bir hayvanın da indirilmesinden bahsedilmez
Eğer bir insanın yetenekleri yada popülaritesi bir işi yaparken o işe olan bağlılığının önüne geçerse bu yeteneklerini yada
popülaritesini KESMESİ istenilir.
Bazen öyle güzel konuşursun ki karşındakinin zamanla senin ne dediğine değil bunu nasıl dediğine hayran olacak şekilde seni
dinlediğini anlarsın. İşte burada bunun önüne geçmek zorundasın. Böylece 37/104 hayatında bu şekilde yer bulur
Fethullah Gülen işte hayatı boyunca 37/104 nin KURANİ MANADA gereğini yapmadı. İnsanlar onun ÜSLÜBuna yani
ağlamasına yani salyasına yani sümüğüne aşık oldu. Söyledikllerinin içeriğine bakmıyorlardı
Şimdi FETOya bir sorun bakalım. 37/104 ün KİTABİ MANASının gereğini hayatın boyunca yaptın. Bu yaşına kadar hep kurban
kestin. O kurbanlar şimdi seni niye kurtarmıyor?
Sonuç: HÜSRAN.
Kurana uymayanların sonu HÜSRAN dır
Velev ki KİTABA UYSAN bile
Ki bunlar kitaba da uymuyorlar. Orjinal yazılımın içine deyim ekliyorlar
96/1
İKRA ,BİİSMİ RABBİKELLEZİY HALAKA
Halk Yahudileşti
Bugün bana bir şey olmasın da gelecekte ne olursa olsun zihniyetine alıştırıldı.
Yahudi hissiyatı her zaman sadece
Bu anı,
Bugünü,
Bu haftayı,
Bu yılı,
Bu dönemi düşünür
Bu anı,
Bugünü,
Bu haftayı,
Bu yılı,
Bu dönemi kurtarmak için hertürlü
Ahlaksızlığı,
Hırsızlığı,
Tutarsızlığı normal görür yada gösterir.Bu hissiyat ZARARLI hissiyatlarımızdandır. Bu hissiyat Alemlerin Rabbi tarafından
la'netlenmiştir
Kuran ilminin anlattığı YAHUDİ ,sinagoglarda yada israil devletindeki yahudileri kastedmez.Bunları da içine alabilecek şekilde
İNSAN denilen canlının içindeki zararlı bir hissiyatı tanımlar. Böylece kendisini YAHUDİ olarak tanımlayan kişide bir de
bakasınız ki aslında yahudilik hiç yoktur
Kendisini MÜSLÜMAN olarak tanımlayan kişi ise YAHUDİnin kralı olmuştur.
Müslümanlar YAHUDİliği tarihler boyunca hep sevmiş ve benimsemiştir. Bu yüzden de kendisine YAHUDİ diyen yada denilen
ama hep geleceği düşünen İSRAİL DEVLETİ tarafından hep satın alınmışlardır
El Esmaülhüsna, senin darda kalman durumunda bu darda kalmışlığını gidermek amacıyla PUSUYA YATMIŞ ya da
Rabbilalemiyn tarafından pusuya yatırılmış ALLAH`a vakfedilmiş bir konumdur. Bunların rakamsal değeri 99`dur. Bu rakam,
senin açığını kollama konumudur. Eğer İbliys senin açığını sana şer amellerini yaptırmak ya da hayır amellerini yaptırmamak
üzere kollarsa bu durumda İbliysin rakamsal değeri 99 olur. Eğer Rabbilalemiyn senin darda kalmanı sana yardım amacıyla
kollarsa bu durumda Rabbilalemiynin senin için yaratacağı Allahının sahib edileceği konuma El Esmaülhüsna denilir.
El Esmaülhüsna LİLLAHİ`ye aittir 7/180.
Hayattan örnek verelim ; Bazen insanlar seni o kadar çok sever ki, senin bir şeye muhtaç olduğunu duydukları an hemen
imdadına koşarlar. Bu tür insanlar senin açığını kollarlar ama kuyunu kazmak için değil yardım etmek için. Öyle şerefli bir
hayat sürmüşsündür ki, olurda eğer düşersen adeta sana yardım etmek bir ŞEREF olur.
İşte Allaha hizmet etmiş kullara da Allah, El Esmaülhüsna`sı ile yardım eder.
El Esmaülhüsna`nın rakamsal değeri 99`dur. Yoksa Allahın isimlerinin toplamı değildir. Yani Allahın isimleri toplam olarak 99
değildir.
ALLAHÜ her zaman EHAD`tır 112/1. Bu şekliyle ALLAHÜ insan için hiç bir işe yaramaz. Kesinlikle VAHİD`e dönüştürülmelidir.
Kitapta ''Allah'' kavramı başlıca 3 şekilde izah edilir. Bunlar Allahü, Allahe ve Allahi`dir. Bilinen manada şekli Allah şu anda
yoktur. Şekli olarak tasavvur ettiğimiz Allah, kendini Rabbilalemiyne çevirerek kendi şekli hüviyetinden feragat etmiştir. Tıpkı
bir kesme şekerin bir bardak çayda eritilmesi gibi. İşte şekli Allahta kendini Rabbilalemiyne çevirerek, tüm kainata
hükmedecek şekilde kainat içinde kendini eritmiştir. Böylece ŞEKLİ Allah kendini en küçük parçalara ayırarak, tüm kainatı
kontrol ve koordine ediyor.
Şekli Allah kendini Rabbilalemiyne çevirirken sadece kontrol ve koordinasyonu amaç edinmedi. Kendi güzelliğinide
Rabbilalemiyne ve dolayısıyla kainata dağıttı ve serpiştirdi. İşte Rabbilalemiyn içindeki bu güzelliklere ALLAHU denilir.
Misal; bir kedi kakasını yapacağı zaman önce kumu eşer, sonra kakasını yapar ve üstünü kapatır yani kakayı açıkta bırakmaz.
İşte burada sana bir mesaj var; kediyi yaratan Rabbilalemiyn iken, kedinin bu davranışına ALLAHU denilir. Sen de buna baktın
“aaa ne kadar ilginç” dedin. Bu durumda kedinin bu davranışı senin için ALLAHÜ`dür. Sen hala ortalığa kaka yapmaya devam
edersen, bu durumda ALLAHÜ senin için hala EHAD olmuş demektir ama ne zaman ki sen bu gördüğünden ders alır, ortalığa
kaka yapmazsan, bu durumda bu Allahü`yü ALLAHE`ye çevirirsin. Böylece EHAD olan ALLAHÜ artık senin için VAHİD olur.
Vahid olan Allah=Allahü+Allahe ikilisidir. Buna Kuran İlminde BİLLAHİ`de denilir.
Kainatta ki her güzelliği önce fark et sonrada al onu kullan. Böyle olunca ALLAHÜ hayatında EKBERleşir. Boşuna Salatlarımız
esnasında ''allahü ekber'' demiyoruz. Bunun derin bir manası var. ALLAHÜ EKBER deyiminin gereğini yapsaydık, şu anda
rüzgardan enerji üreten fırıldakları Hollandalılar değil biz yapıyor olacaktık.
Bizler ALLAHÜ EKBER deyimini sokaklarda slogan olarak atarken, elin gavuru dediğimiz bunun gereğini yapıyor ve kalkınıyor.
Çünkü o rüzgara sadece bakmamış yani ALLAHÜ`de kalmamış bunu ALLAHE`ye çevirmiş ve ZENGİNleşmiş.
Bir insan olarak senin, zengin, müreffeh, şerefli ve erdemli bir hayat sürmeni sağlayacak her türlü ipuçları, güzellikler,
Rabbilalemiynin içinde Allahü adıyla var. Bunları iyi görmen ve iyi okuman gerekiyor. İşte böylece ALLAHÜ Ekberleşir ve
ALLAHE`ye dönüşür.
Kim ki ALLAHÜ`yü Ehad`ta bırakırsa, bu durumda kişi geleni doğru anlamış, görmüş FAKAT GEREĞİNİ YAPMAMIŞ DEMEKTİR.
O halde EY İNSAN; Allahü`yü Allahe`ye çevir ki her iki cihanda mutlu ol.
İnsanları Rabbilalemiyn yaratır. İnsanlarda kendilerini kurtaracak ALLAHE`lerini Rabbilalemiyn içinde ki ALLAHÜ`leri
EKBERleştirerek yaratırlar. Böylece hem Allah insanı yaratır, hem İnsan Allahı yaratır. Bu döngü kişi ölene kadar devam eder.
Tüm bilimsel keşif ve icadların temelinde ALLAHÜ EKBER deyimi yatar. Ne yazık ki biz bunu sadece SLOGAN olarak
kullanıyoruz. Mevcut din anlayışı ile adına İslam coğrafyası denilen bu coğrafya maalesef kendini değiştirmezse, 22.ci yüzyılı
göremeden emperyalistler tarafından parçalanarak sömürge haline getirilecektir.
Bir insan ŞERR yönünde bir eylem ortaya koyduğunda Kuranilmine göre bu hemen cezalandırılmamalı bu süreçte hafifletici
unsurlar aranarak yada devreye sokularak Ceza almaması yönünde bir gayret sarfedilmelidir. Eğer ŞERR yönünde Bir Eylem ile
karşı karşıya kalısak ''bu adam bunu düşünmeden yapmıştır, aklı basmamıştır'' diyerek bu şekilde hafifletici unsur arama
hissiyatımıza NEKİYL-ENKAL-NEKAL denilir. Aynı hissiyatı Allah ve Rabbilalemiyn de kullarına karşı yapar. Bu şekilde muhataba
''sevildiğini bil yanlışından dön'' mesajı verilmiş olur
Bir insanın Bir Eylemi yapmadan önce düşünmesi gerekir. İşte eğer bu eylem ŞERR yönünde olursa Eylem düşünmeye ait olan
zaman diliminden PAY çalar. Eğer hiç düşünmeden yaparsa bu durumda düşünmeye ait olması gereken zaman diliminin
TAMAMı bu düşünceye ait olacak olan EYLEM zamanı tarafından TAMAMEN çalınır. İşte bu hissiyatımıza VESSARİKUNE
VESSARİKATÜ denilir. 5/38 de geçen bu deyimden bilinen manada ''hırsız erkekler ve hırsız kadınlar'' şekilinde bir mana
anlaşılmaz. Eylem zamanının düşünme ye ait zamanı tamamen yada kısmen çalması hissiyatı anlaşılıır. Bu durumda bu kişiye
karşı gösterilecek tavır Hemen bir müeyyide olmamalı aksine NEKAL olmalıdır. Yani '' Amcası bilmeden yapmıştır , Dayısı
düşünememiştir , Cahiilikle yapmıştır'' şeklinde olaya yaklaşmak olmalıdır. Bu şekilde ŞERR yapan kişi kendisine ne kadar
kıymet verildiğini anlar ve bu şerr amelini bir daha yapmamak üzere kendisini bu yönde ibliysiin telkinleri karşısında korur.
İşte bu duruma 5/38 de ''faktahü eydiyehüma'' yani mealen '' ELLERİNİ KESİN'' ama KURANİ olarak '' ÖNÜNÜ ALIN, BİR DAHA
YAPMASIN'' denilir. Kişinin bu Şerr amelini bir daha yapmaması için ona karşı hafifletici unsurların aranmasına NEKAL denilir.
Bu hissiyatın bu şekilde uygulanması ile yine 5/38 de ''cezaen bima kesebe NEKALEN minallahi'' denilir.
Eğer ŞERRi amel eden kişi kendisine gösterilen bu kadar komplemana karşı kendi kendine '' oğlum, şerr işledin ortalığı dağıttın
,adamlar sana ceza vermek için değil vermemek için bahane üretiyorlar sen de bundan sonra adam ol, sevildiğini bil bir daha
aynı yanlışı yapma , Adamlara ayıp olur'' derse işte bu durumda bu kişi 5/39 zun muhatabı olur ve allah da onun bu yöndeki
tevbesini kabul eder. Çükü bu adama uygulanan NEKAL politikası başarıyla sonuçlanmıştır.
Eğer NEKAL politikası başarıya ulaşamaz ve kişi 5/38 zi takiben 39.cu ayetin kapsamına giremezse yani '' Ulan adamlar ne
ENAYİ be, ŞERR yaptığımı gördüler beni yamultacaklarına kalkmış bir de beni kayırıyorlar. Ben aynı ŞERRi bir daha yapayım
nasıl olsa bu ENAYİler bana yine ceza vermez'' diyerek Aynı türeden ikinci ŞERR amelini YİNE işlerse bu durumda ilkinde
gösterilen NEKALin de intikamı alınacak şekilde bu adama verilecek ceza DAHA KAPSAMLI ve DAHA AĞIR hale getirilir. Bu
insanlara 2/65 de ''KIREDETEN HASİİYNE'' yani ''AŞAĞILIK MAYMUNLAR'' denilir. Çünkü bu insanlar için gösterilen iyi niyet ve
hüsnü zann yani NEKAL işe yaramamıştır
Alemlerin Rabbi kendini Lillahiye dönüştürdüğünde işte bu an kimileri için Cennetin kimileri için cehennemin anı olacaktır.
İşte bu ana bu zaman dilimine DİN GÜNÜ yani YEVMİDDİYN denilir.
Hem Alemlerin Rabbi ve hem de Lillahi artık bu andan itibaren AYNI ŞEYi ifade ederler
Çünkü her ikisi de bir bütün olarak DİN GÜNÜNÜN MALİKidirler
2/55
ERİNALLAHE CEHRETEN
Eğer bir insan ALLAH kavarmını evrensel olarak anladığında bunu görme gereği duymaz. Çünkü hayatında zaten defalarca
görüyordur. Peki gerçekte Allahı görmeyi istemek neyin nesi oluyor ve 2/55 aslında bizlere hangi hissiyatımızı anlatmaya
çalışıyor? Şimdi ona bakalım
Rabbilalemiyne uygun olarak İnsan tarafından yapılan her hayr yada fedekarlık ameli bu insanın işine yaracak onu dardan
kurtaracak Allahı oluşturmaktadır. Ayrıca bu amel tekrar Rabbilalemiyne entegre olarak Rabbilalemiyni geliştirmektedir.
Kainat var olmadan önce de şekli Allah kendi şekli varlığını ilga ederek kendini Rabbilalemiyne dönüştürür ve böylece kainat
içindeki her bir habbeye sızarak bunları kontrol eder.
Kıyamet Günü geldiğinde Rabbilalemiyn kendisine dönüşen şekli Allahı tekrar oluşturur. Bunun için büyük bir enerjiye ihtiyaç
duyulur.
Eğer insan güzel düşünür ve güzel ameller yaparsa kendine bu güzellikleri yaptıran Rabbilalemiynin tekrar şekli Allaha TAM
OLARAK dönüşmesinde yardımcı olmaktadır. Elbetteki bundan insan da yararlandırılacaktır. Dünyada bu güzel amellerinin
ödülünü işlerinin yoluna girmesi ile ahirette ise cennete dahil edilmesiyle alacaktır. Her ikisini de yapan Allah tır
Eğer bir insan Rabbilalemiyn aracılığı ile CEALE babında Allahı yaratmadan İNŞAA babında Allah ile muhatab olmak isterse bu
kişinin konumu 2/55 de ''erinalllahe cehreten'' şeklinde ifade edilir. Normalde formül şudur: Ceale türünden Allahı yarat.
İNŞAA türünden Allah senin işini görsün. Bu ayette ise bu namussuzlar tam tersini istiyorlar. Önce İNŞAA babındaki Allah
işimizi görsün sonra bunun gereğini yaparız.
''Sözümona '' Müslümanlar kestikleri kurbanın Allah tarafından kabul edilip edilmediğini anlayamıyorlar.
Oysa inandıkları kitapta MAİDE SURESİ 27.ci ayette Kurbanın kabul edildiğini yada edilmediğini insanlar anlayabiliyorlar.
'' Nitekim Kurbanı kabul edilen kabul edilmeyene dedi ki Allah ancak Muttakilerden kabul eder''
Dedim ki : Kurbanını kestin mi?
Dediki : EVET
Dedim ki : Peki Allah kabul etti mi?
Dediki : Bilmem , işin o tarafını Allah bilir.
Dedim ki : Maide 27 de Ademin iki oğlu da Allaha kurban sundular. Birinin ki kabul edildi, diğerinin ki kabul edilmedi. Ancak
kurbanı kabul edilen kurbanının kabul edildiğni anladı. Yani senin gibi '' Bilmem işin o tarafını Allah bilir'' demedi
Bunu Nasıl anladı?
Kurbanı kabul edilmeyen de kabul edilmediğini anladı? Nasıl Anladı?
Kurbanı kabul edilen bunu hemen anlar. Kabul edilmeyen de bunu hemen anlar.Nitekim Maide suresi 27 .ci ayette bu
''ANLAMA'' olayına da vurgu yapılır.
Eğer bir insan kestiği kurban ile ilgili bunun Allah tarafından kabul edilip edilmediğini anlayamıyorsa bu kişinin hem KURBAN
ve hem de KURAN kavramları arasında bu kavramların evrensel mahiyette anlaşılması açısından iki doğu yada iki batı arası
kadar mesafe var demektir.
SORU:
19/71 re göre önce iman edenler de dahil olmak üzere herkes Cehenneme varacak ondan sonra
mı cenetlikler ve cehennemlikler şeklinde bir ayırıma gidilecek?
Eğer meali manaya göre bu doğruysa böylesi bir ayrışma için neden cehennem seçildi?
19/71: '' Ve in minküm illa variduha''
''Sizden oraya(Cehenneme) varmayacak olan yoktur''
CEHENNEME VARMA VE ORADAN KURTARILMA HİSSİYATIMIZ
Sevgili Kuran dostları
Daha önceki derslerde izah ettiğimiz gibi ;
İMAN EDENLER İÇİN
1) Eğer Doğru ve etkili bir hamle yapman için elindekilerden daha fazla doğrulara ihtiyacın var ise bunu
elde etmeden KURANA UYMA seni KÜFRE yada CEHENNEME götürebilir
2) Eğer Doğru ve etkili bir hamle yapman için elindekilerden fazla doğrulara ihtiyacın yok ise bu durumda
KURANA UYMAMA seni KÜFRE yada CEHENNEME götürebilir.
MUŞRİKLER YADA KAFİRLER İÇİN
Eğer Doğru ve etkili bir hamle yapman için elinde hiç bir DOĞRU VERİ yokken yani Kuransız bu hamleyi
yaparsan seni KÜFRE yada CEHENNEME götürebilir
İşte dostlar
İMAN EDENLER ile KAFİRLERin bir adet ortak noktası onların CEHENNEMİni de kısa bir süreliğine
ortak bir hissiyat olarak oluşturur.
Eğer İMAN EDEN kendisi için tanımlanmiş BİRİNCİ ŞIKKa göre hareket ederse bulunacağı MEKAN
Muşrik yada Kafirler için Ortak mekan yada hissiyat olacaktır.
Yani :
Ha elinde hiç bir şey yokkken hamleni yapmışsın,
Ha elinde YETERLİ veri yokken hamleni yapmışsın
Varış yerin CEHENNEM olur.Cehennem bu iki KÖTÜ hissiyatı taşıyanları İman eden olsun yada etmeyen
kafir olsun onları ortak bir mekanda buluşturur.
Peki İman eden kişiye bir şans verilir mi?
Eğer elinde YETERLİ veri yokken hamleni yapmışsan ancak bu veriyi bile binbirgüçlük ve fedekarlıkla
yani MUHAMMEDİ hissiyat ile yapmışsan bu durumda işin içine muhammed girdiğinden Rahmanın
şefaati ile kurtulursun
Örnek: Mustafa Kemal ATATÜRKün binbir güçlük ve fedekarlıkla ve yeterli olmamasına rağmen
topladığı VERİlerle HAMLEsini yaparak ulusunu RAHMANın ŞEFAATİYLE kurtarması gibi.
İşin içine MUHAMMED girdimiy di bunu Allah es geçse bile RAHMAN es geçmez
SİZ HİÇ ALLAH'IN ELİNİ GÖRDÜNÜZ MÜ? GÖRMEDİ İSENİZ DE HAYDİ GÖRELİM GÖSTERELİM....
49/1
''Ya eyyuhelleziyne amenu la tukaddimu beyne yedeyillahi ve resulihi''
'' Ey iman edenler ALLAHIN ELİ ile RESULÜnün arasından öne çııkmayın''
HİSSİYATIMIZ.
Sevgili Kuran Dostları
Siz hiç ''Allahın eli''ni gördünüz mü?
Siz hiç Allahın resulunu gördünüzmü?
Siz için Allahın eli ile Resulu arasında kendinizi öne çıkardınız mı?
Bu ayet bize ne anlatmak istiyor yahu?
Şimdi ona bakalım:
TAKDİM -AKDAM-MUKADDİME-TUKADDİMU deyimleri bizlerin hissiyat aleminde
1) Yapmayı kafaya koyduğumuz bir hayr yada fedekarlığı bunların yapılması için ortamına girdiğimizde yapmamız,
2) Yapmamayı kafaya koyduğumuz bir Şerri yada kötülüğü bunların yapıldığı ortamlarına girdiğimizde yapmamamız,
3) Yaptırmayı kafaya koyduğumuz bir hayr yada fedekarlığı bunların yaptırıılması için ortamına girdiğimizde yaptırmamız,
4) Yaptırmamayı kafaya koyduğumuz bir Şerri yada kötülüğü bunların yaptırıldığı ortamlarına girdiğimizde yaptırmamamız
gerekliliği
şeklinde yer bulur.
Yukarıdaki 4 madde için ORTAMLARINA GİRDİĞİNDE caymamamız için yaptığımız dua ise 3/147 ve 2/250 de '' Vesebbit
AKDEMENA'' şeklindedir. Bu cümleyi mealler her nekadar '' Ayaklarımızı sağlamlaştır'' şeklinde tercüme ederlerse de bu
cümle içinde ''ayak'' yani ''ricl'' kavramı yoktur.
Hayr ve Fedekarlığın yapılacağı yada bir şerrin yada kötülüğün engelleneceği her türlü ORTAM kuranilminde ''ALLAH VE
RESULU'' şeklinde Kitapta yer bulur. Yani Kitapta Allah ve Resulune
İman,
İtaat,
İsyan,
eziyet,
Edildiğinde aslında ne bilinen Allaha ne de onun Resulune Şekli bir eylem yada söylemden bahsedilmez. ORTAMdan
bahsedilir.
Eğer bir insan kendisini aniden ve hazırlıksız bir şekilde yukarıdaki 4 ortamdan herhangi birinde bulursa ve bu konuda da
BAŞARILI olur yada kılınırsa işte bu BAŞARI yı sağlayan hissiyata ''EYDİLLAH'' yani Allahın eli denilir.
EYDİLLAHİ yani ''Allahın eli'' hissiyatına hayattan örnekler
1) Yeni bir dükkan açtınız ve dükkanın başına da bir an için oğlunuz geçmek zorunda kaldı. Ama oğlunuz dükkanı o kadar güzel
bir idare etti ki sanki ona o kadar tecrübesizliğine rağmen o gün ''Allahın eli '' değdi
2) Kemal Sunal ''ÇÖPÇÜLER KRALI'' adlı filmde sevdiği kızın abilerinden kaçayım derken kendini bir gazinoda şarkı söylerken
bulur. ŞARKICI olmamasına rağmen o anda Gazinodaki müşterileri o kadar memnun eder ki kırk yıllık sanatçılara taş çıkarır.
İşte bu an için KEMAL SUNAL a ''Allahın Eli'' hissiyatı hükmeder.
3) Maç yapıyorsunuz Kaleciniz sakatlandı. Kaleye kalecilikten hiç anlamayan bir kişi geçtiğinde öyle kurtarışlar yapar ki 40 yıllık
kalecilere taş çıkarır. İşte bu durumda da bu kişiye hükmeden hissiyata Allahın eli denilir.
ALLAHIN ELİnin hükmettiği insanlarda bu insanlar içinde bulunan GİZLİ YETENEKlerin Rabbilalaemiyn tarafından ifşa edilmesi
sağlanır. İşte kişi konu yada konum ile ilgili bu konuda yeteri kadar tecrübe sahibi olmamasına rağmen harika bir iş çıkarırsa
kişinin bu durumuna tecrübe sahibi olanlar kendilerini öne çıkararak mudahil olmamalı bu kişiye iş bitinceye kadar izin
vermelidirler
İşte dostlar
Allahın eli hisiyatının hakim olduğu insanların bulunduğu ortamlarda bu insanlara '' Yav bu adam bu işten anlamaz'' şeklinde
mudahil olunmaması gerekliliğine dair emir bizlere 49/1 de ''Ya eyyuhelleziyne amenu la tukaddimu beyne yedeyillahi ve
resulihi'' yani '' Ey iman edenler ALLAHIN ELİ ile RESULÜnün arasından öne çııkmayın'' şeklinde yer bulur
SİVRİSİNEK HİSSİYATIMIZ
Kitapta HAYVAN İSİMLERİ üzerinden de aslında bizlerin bir nevi hissiyatı anlatılmaya çalışır
KALBLERİNDE HASTALIK BULUNANLAR bu tasvirin ŞEKLİ kısmına takılır. MANA kısmıyla ilgilenmez. Oysaki söylenilen ile
kastedilen birbirinden farklıdır
3)Ba'dıküm biba'dın(6/128,6/53,22/40).
4)Ba'dıküm liba'dın(2/36,49/2,7/24,20/113).
5)Ba'dıküm ila ba'dın(2/76)
formatlarıyla geçer. Bu formatlarada ''bazınız bazınıza '' şekilnde bir Lisani mana varmış gibi görünsede aslında bir insanın
DÜŞÜNCE ve AMEL iklisinin birbiriyle olan ilşkisi anlatılır. Buna en güzel örnek ZEKER ve ÜNSA içerikli olan 3/195 tir. Buna
göre bir insanın yada insanların amelleri düşünce yada düşüncelerden beslenerek ortaya çıktığında yada büyüdüğünde işte bu
ortaya çıkan olguya ''SİVRİSİNEK'' yada BEUDETEN denilir. Beudeten deyimi bu formatlardaki BA'DE deyimiyle aynı yapıya
sahiptir. Bazen amellerden düşünceler oluşur ve büyür bazen de düşüncelerden ameller ortaya çıkar ve büyür. Her iki
durumda da sivrisinek oluşur. Eğer bir düşünceden etkilenerek amellerinizi şekillendirir büyütür, değiştirir yada
yönlendirirseniz işte bu durumunuz yukarıda saydığımız 4 adet BA'DI lı ibarelerin en az birisini devreye sokarsınız. Bu iyi
yönde de olabilir kötü yönde de olabilir.
Kısaca kuranda BEUDETEN deyimi Düşünce ve amel iklisinin birbirlerini yukarıdaki 4 unsurdan en az birini kullanarak
değiştirmesi geliştirmesi yönlendirmesi yada büyütüp beslemesi kısaca birbirlerine KAN ,CAN olmasıyla ortaya çıkmaktadır
17/22:
Sevgili kuran Dostları: 17/22 yi açalım: Bu ayette anlatılmak istenen şey bir insanın anne ve
babsına ÖFF demesi yada dememesi değidir. Ayet İndirekt olarak MUHAMMEDi muhatab
aldığından burada fedekarlık amelleri ile bu amellerin yapılımının ödülü olan Kuranilminin kişinin
hayatında durdurulmaması daha da ziyadeleşmesi analtılır.
Bu ayetin anlaşılabilmesi için öncelkikle 2 VE KURALının bilinmesi gerekir. Buna göre 2 VE arası
ibare önce bağımsız düşünülür ondan sonra da 2.ci VE den sonra gelen deyimle birlikte
manalandırılarak düşünülür.
2 Ve arası ibaremiz ''kada rabbüke ella tabuduuu illa iyyahü'' dür. bu cümledeki Rabbüke deyimi
indirekt olarak muhammedi işaret eder. RABBÜ deyimi bir fikrin yada düşüncenin bir insanın
kafasına yatmışlığını verir.
Buna göre Muhammed yani fedekarlık burada kişinin kafasına yatmıştır. KADA deyimi bir şeyin
başka bir şeye dönüşümünü başka bir deyişle 7 rakamını veriyordu. Yine bucümlede bulunan
''ella tabuduuu illla iyyahü'' deyimi kuranda bir de 12/40 da geçer ve YUSUFu muhatab alır.
YUSUF ise Güzel görme ve doğru mana bindirme melekesidr. O halde ''kada rabbüke ella
tabuduuu illa iyyahü'' cümlesinin ne manaya geldiğini özetlersek:
Eğer allah yolunda fedekarlık yapmayı kafaya koyduysan bunu amel etme esnasında da doğru
anlamalı ve bu amelini güzel görmelisin. Eğer Böyle yaparsan bu yaklaşımın 2.ci VE den sonra
gelen ibare olan ''bilvalideyni'' cümlesinin içine girecektir.
Arkadaşlar Kuranilmi Anne ile baba ile valide ile uğraşmaz Bunlar üzerinden bizim
hissiyatlarımızı tarif eder. VALİDE deyimi sana karşılıksız verendir. Misal: biri sana karşılıksız
burs veriyorsa , karşılıksız iyilik yapıyorsa bu kişi yada konum yada kurum senin validendir. 17/22
de de işte sana karşılıksız verecek Muhammed ten bahsedilir. Muhammed muhatablarından asla
karşılık beklemez.6/90.
Buradaki BİLVALİDEYNİ deyimindeki ''EYNİ'' deyimi en az iki unsurun yardımlaşmasını ifaede
eder ki bu konum kuranilminde ''2'' rakamını karşılığıdır. İşte burada bu 2 unsur İLM ve
FEDEKARlıktır. Karşılıksız veren MUHAMMEDi yani bu ayete göre Bilvalideyni yi birbiriyle
yardımlaşarak ayakta tutan iki unsur İşte bu İLM ve fedekarlıktır. Bunların birbiriyle nasıl
yardımlaştıklarını ise CİNNSURESİnin 1-19 cu ayetleri anlatır.
Eğer bu İLM ve fedekarlıklardan herhangi biri senin tarafından yapılmaya hazır yada alınmaya
hazır hale geldiğinde bunlara asla ÜFF yani ''yeter artık'' demiyeceksin. fedekarlıktan yada bunun
ödülü olan ilm den asla kaçmayacaksın. Bunları küçük görmeyeceksiin yada bunlar karşısında
kendini yeterli görmeyeceksin ve her ikisine de KERİYM kavl söyleyeceksin.
KERİYM-EKREM deyimleri bir şeyin gelişmeye ,geliştirmeye açık olma konumunu ifade eder. O
halde eyy KUL:
Bir kaç kere fedekaklık yaptın diye bundan sonraki fedekarlıklardan BU KADARI YETER diye
kaçma. KURANİLminden bir kaç şey öğrendin diye BU KADARI BANA YETER deme. Onun
yerine RABBİY ZIDNİY İLMEN de. Yani Rabim ilmimi arttır de. 20/11
Sevgili Kuran dostları: Senin anne ve baban arasındaki ilşkilerini KURAN İLMİ belirlemez.
KURAN İLMİ senin anana babana karşı olan sorumluklarını ele almaz. Bu tür konuylar
KURANİLMİNİN konusu yada muhatabı değildir. Kuran ilmi senin HİSSİYAT ve AMELLERİNİ
muhatab alır.
Peki ben anne ve babama ÜFF diyebilirmiyim? Eğer rabbilalaemiyne aykırı davranırlarsa yani
makul mantıklı evrensel değerlere ahlaka vicdana aykırı davranırlarsa tabiiki diyebilirsin. 17/22
bunlardan bahsetmiyor. Bu ayet DAHA DERİN BİR MEVZUUdan bahsediyo rki onu da yukarıya
yazdım,
3/191-4/103
ALLAHE nin ZİKİRleştirilmesi kişinin rabbilalaemiyn içindeki ALLAHÜyü ALLAHE ye çevirdikten
sonra bu allahe nin rabbialalemiyn içinde bu kişiye bu kez daha kuvvetli bir şekilde ALLAHÜ nün
takdim edilmesi DÖNGÜSÜ ne denilir. Bu da SUBHANE kapsamında olur. Bu döngü sıhhatli bir
şekilde tesis edilirse işte buna bu ayette ''YEZKURUNALLAHE'' denilir.
ALLAHÜ denilen kavram HAYR yönünde algılanılması kaydıyla evrende şahit olduğun her türlü
güzelliktir.
ALLAHE denilen kavram ALLAHÜ nün insan tarafından daha güzele CEALE türünden yaratılmış halidir.
işte ALLAHÜ yü ALLAHEye çevirme yönündeki mükemmellik Ve daha sonra da bu allahe nin
rabbilalaemiyn tarafından sana yeniden ALLAHÜ olarak servis edilmesindeki mukemmellik döngüsüne
YEZKURUNEALLAHE denilir.
Bu döngü kişiye ait 3 farklı haleti ruhiyye içinde gerçekleşir
1) KIYAM: bunun da 3 önemli ayağı vardır.
a)Yönünü yada stratejini belirle
b)söyleyeceklerini belirle
c)Hasdur, Kırılma, omurgalı ol, Gevşek yavşak olma.
2)KUUDEN: Mana olarak oturmuş ve KAİDE halini almış kurallara riayet et. Bu emir sana 5/1 de de
verilir ve UKUD a yani Oturmuş kurallara ve kaidelere riayet et şekilnde geçer.
3)Ala CUNUBİHİM: CUNUB-CENEBET Deyimleri ''yan yatarken'' anlamında değildir. Bir işin yapılımı
esnasında özellikle MANA olarak bu ortamdan ayrıldığında sahip olduğun konuma CENEBET -CUNUB
olma denilir. Buna SEX esnası da dahildir. O halde yaptığın işten hazz almalısın. öyle bir hazzz almalısın
ki bu hazz seni CUNUB üzere kılmalıdır. İşte buna bu ayette ''Ala cunubihim '' denilir.
O halde eyy kul. Kainatta şahit olduğun her türlü güzelliği daha güzel yapmak için uğraş Bu yolda
KIYAMnı sağlam tut. Bunu yaparken Bir sistem üzere yap. Oturmuş dengeye genel kaidelere zarar verme.
Ve hazz alarak yap.
SAMİRİ ; başlangıç konumu itibari ile ilerleme kaydeden birinin tekrar başlangıcına geri
dönmesinde etkin olan her türlü unsur ve sebepler SAMİRİDİR.
güzel bir iş yaparsın bu seni yorar, eğer bıkkınlık verirse ve sende hayıflanırsan amaan başkaları
yapsın dersen
Eşine işine çocuklarına ayıracagın vakti önemsemez onları kendi haline bırakırsan
Sorgulama araştırma ögrenme çalışmalarını yorucu diye ...terk edersen
iyilik ve güzellik adına hayatına anlam katan şeyleri terk etme fikri aklına gelirse ve kendine
gündem edersen
Samiri'n hayırsız olsun.!!! o sana güzel bir buzağı heykeli yapar
yani hayatın herhangi bir alanına kendini haps edersin. ya 18 saat çalışır işi put edinirsin yada
hayatında senin gelişmeni sağlamayacak bir şeyle çok meşgul olursun. o zaman musa ile
meryemin kardeşi harun devreden çıkar, musada yakana yapışır. kendini düzeltmessen kötü
yönde şirk koşar ve müşrik olursun. Rabbim kötü şirkten hepimizi korusun..
'MİNALLAHİ''
''ALLAHTAN'' HİSSİYATIMIZ
Kitabta toplam 96 yerde geçen bir ALLAH kavramıdır. Lisani manası ''allahtan'' şeklindedir. ANcak Kurani manası bu değildir
Sevgili dostlar
Daha önceki derslerimizde , LİLLAHİ, ALLAHE, ALLAHÜ, VALLAHÜ ve İNNALLAHE formatlarını görmüştük. Şimdi de MİNALLAHİ
deyimini açalım.
kim ki içinde KÖTÜLÜKLER de bulunan İYİLİKLERE içinde bulundurduğu Kötülüklere istinaden ONAY vermezse Ama bunun için
de İYİLİKLERİ yalnız bıraktığı için vicdan azabı duyarsa bu durumda bu kişinin MELEKELeri bu iyiliklerin yardımına koşturulacak.
İşte RAbbilalaemiynin bunun için görevlendirdiği ''ALLAH'' formatına MİNALLAHİ denilir.
Ama kim ki ONAY verirse bu kişi her şeyi Berbat eder sen HASDURUŞUnu Rabbilalaemiyne bir göster, O da bu DURUŞa öyle
bir VURUŞ yaparki bu iktidara ONAY vermediğinin ödülü olur.
İçinde Yanlışlar bulunan doğrulara içinde yanlışlar olduğu için ONAY vermeyeceksin. Bu tavrın bu DOĞRUların da hoşuna
gidecek ve sendeki SEN ile pekiştirilip kuvvetlendirilecek. İşte bu durumda Sendeki SEN Rabbilalaemiyn tarafından kainatta
MİNALLAHİ olarak işlev gördürülür.
İşte rabbilalaemiynin bu yaklaşımına da EL KİTAB denilir ve
39/1 ve 45/2 de ''Tenziylülkitabi MİNALLAHİlaziyzülhakiym'' olarak
40/1 de de ''Tenziylülkitabi MİNALLAHİlaziyzülalaiym olarak YER bulur.
O halde EYY KUL.
İçinde yanlışlar olan doğrulara asla onay yada terfi verme. Bu HASDURUŞun MİNALLAHİ aracılığı ile bu iyilklerin içindeki
kötülükleri ayıklamasını ve sendeki melekelerle birleşerek daha da sağlamlaşmasını sağlar. Ama onay yada terfi verirsen bu
durumda MİNALLAHİ senin için çalıştırılmaz. Ne bu iyilikler kurtulur ne de SEN kurtulursun.
İşte senin bu durumuna 40/32 de '' ma leküm MİNALLAHİ min asimin'' denilir.
KİTABIN AYETLERİNİN TÜMÜNÜN ARKAPLANDA HİSSİYATLARIMIZI ANLATTIĞINA DAİR DELİLLER NELERDİR? :TEDEBBÜR
NEDİR? NE DEĞİLDİR?
KURAN İLMİNDE TEDEBBÜR-DUBUR
Kendilerini KURAN talebesi olarak tanıtan sözde MUVAHHİD kardeşlerim... Yada bize KURAN yeter sloganı ile yola çıkan
simsarlara sesleniyorum....
Diğerlerini hiç saymama gerek yok....( hadisçi,tarikatçı, cemaatçı, fıkıhçı, mezhepçi) Bunlar zaten beyinlerini ya kiraya vermiş...
ya da peynir ekmekle yemiş....bunlar zaten PUTPEREST...
KİTAP (KURAN'A) bunca eleştiri getirdim ve çelişkileri göz önüne serdim ancak makul, mantıklı ve TUTARLI bir yaklaşım ve ilim
olmadı....
Yazdığım ayetlerden dolayı beni TEKFİR ettiler...
TEBLİĞ görevinizi böyle mi yapacaksınız?
unutmayın ki SORGULAYAN bir nesil geliyor...
aradığı cevabı Alamazsa ne olacak hiç düşündünüz mü?
YA İNKAR EDİP DÜŞMAN OLACAK..
YA DA DEİST OLACAK...
BU ZEMİNİ SİZ HAZIRLIYORSUNUZ....
38/29 za göre kitap ayetleri tedebbür edilsin diye inmiş. Buna ilgili ayete göre iman ediyormusunuz?Kitabün enzelnahü ileyke
Mubarekün Lİyeddeberu ayatihi... Ayete dikkat ediniz. Burada ayetlerin TEFEKKÜRÜ yok. Yani FEKKERE fiilinden türetilmiş ve
DÜŞÜNME anlamına gelen bir deyim yok.Şimdi soralım; bu TEDEBBÜR NEDİR neyi anlatır? Ayetleri tedebbür ettiğimde elime
ne geçecek?Şimdi bu DUBUR-TEDEBBÜR deyiminin aslında neyi anlatmak istediğine bakalım.
12/27 de Gömleğin DUBURDan yani ARKAdan yırtıldığı belirtilir.Yani Yusufun gömleğinin arkadan yani DUBURdan yırtılması o
olay için SADECE bir gömleğin arkadan yırtılmasını ifade etmedi değil mi? Aynı zamanda kim haklı kim haksız onu da ortaya
çıkardı. yani OLAYIn DOĞRU anlaşılmasını sağladı.Burada Yusuf doğruyu söylemişti bu ortaya çıktı.Ama bir şey daha ortaya
çıktı.Kadının yusuf için içinde beslediği HİSSİYATını da açığa çıktı.
O halde DUBUR yani TEDEBBÜR hem bir olayın ARKAPLANINIn DOĞRU bir şekilde anlaşılmasını sağlyor hem de Kişilerin
HİSSİYATLARINI açığa çıkarıyor.Şimdi DUBURun bu iki önemli özelliğini KİTABIN DIŞINA ÇIKMADAN 12/27 den öğrenmiş
olduk.DUBURa ait bu iki önermli özelliği DUBUR ile aynı Deyimden(DABİRE) türetilmiş TEDEBBÜR için de düşüneceksin.KİTAB
AYETLERİNİ TEDEBBÜR ettiğimizde elimize ne geçecekmiş;
1) Ayetlerin ARKAPLANINI doğru anlayacağız
2) Anlayacağımız bu DOĞRU her ne ise İnsan hissiyatlarını tarif edecek.
O halde kitap ayetlerinin TÜMÜ arkaplanda hissiyatlarımızı anlatıyor.
İşte bu şekilde KİTAP ile KURAN arasındaki farkı bilecek ve kitabın değil Kuranın peşine düşeceksin Eyy Müslüman.
MANA EHLİ olmak için
Kendini bulmak için
Kendinle tanışmak,barışmak için.
1400 sene önce yaşamış ve ölmüş bir Peygamberinin karısıyla kızıyla kadınlarıyla İŞİN YOK
Soru:
20/41-21/35
BU İKİ AYETE GÖRE ALLAH NASIL ÖLÜR?
YADA
ALLAHI NASIL ÖLDÜRECEĞİZ?
CEVAP:
Kainattaki hertürlü güzellik Alemlerin Rabbine aittir ve bu güzelliklere ALLAH denilir. Bunların herbirinin zamanı var Misal
verelim:
Güzel bir kızsınız. Sahip olduğunuz güzellik Alemlerin Rabbinin aslında bizzat kendisine ait olan ve sizde Tecelli ettirdiği
güzelliğine ALLAHÜ denilir. Ama bu uzun sürmeyecek. Hazır güzelliğiniz varken bunu Meşru olarak değerlendirmeniz gerekir.
İyi eğitim görmüş varlıklı ve sevebileceğiniz bir bey size talip olduğunda buna HAYIR demeyin.Eğer güzel fırsatları kaçırırsanız
20 yıl sonra güzelliğinizden eser kalmayacak. İşte bu duruma ALLAHünün ölmesi denilir.
Ama bu bey ile evlenirseniz siz de VARLIKLI ve SEÇKİN bir bayan olursunuz. Bu durumda da 20 yıl sonra güzelliğinizden yine
eser kalmayacak. İşte bu duruma da ALLAHünün ölmesi denilir.
Allahü her iki durumda da ölüyor.Alemlerin Rabbini bu ölüm türlerinden ancak ikincisini yaparsanız onu hoşnud ederseniz
Size nasip edilen Güzellikleri ZAMANINDA değerlendirin. Bu değirmenin suyu hep böyle akmayacak.
AKIYORKEN DOLDURUN
Böylece Allahı ALEMLERİN RABBİnin istediği şekilde öldürün.
Huzur ve cenneti yakalayın
Allahı öldürün. Bunu RABBİLALEMİYNin istediği şekilde yapın ki Huzur ve Cenneti elde edin.Eğer siz öldürmezseniz
Rabbilalemiyn yani Alemlerin Rabbi Allahı öldürür.Siz de asla kalkınamazsınız
Kitaptaki tüm kavramlar bizlerin insan olarak fıtratını tarif eder. Buna ''ALLAH'' deyiminin bizatihi kendisi de dahildir
Kafanızdaki ALLAH /TANRI uğruna yeryüzündeki tüm güzellikleri yokedeceğinize / öldürüreceğinize Yeryüzündeki tüm
güzellikleri koruma ve geliştirme uğruna kafanızdaki Allahı /Tanrıyı yokedin / öldürün
49/7
Bir daha söyle Allahım Anlayamadık. TEK BAŞIMIZA BİLE KALSAK senin Resulun neremizdeymiş?
Eyyy Allahım Koskoca İnsan/beşer Resul bizlerin Herbirimizin İÇinde nasıl olabilir?
CEVAP
RESULlleri bir İNSAN olarak değil bir Hissiyat bir Duygu olarak kabul ederseniz işte o zaman da 49/7 yi anlamış olursunuz
Eyy Allahım Peki Geçmişte gönderdiğin Beşer/İnsan Resuller kim yada ne?
CEVAP
Onlar kendilerini kavimlerine tanıtırken kendileri üzerinden kendi isimleri üzerinden EVRENSEL bir İNSAN HİSSİYATINI, bir
İYİLİK HİSSİYATINı tanımladılar. Böylece ŞAHSİYETLeri üzerinden EVRENSEL İNSAN HİSSİYATLARInı tanımladılar.
Siz onların ŞAHSİYETLERİne takılı kaldınız. Oysaki ben HİSSİYAT tanımlaması yapmış ve yaptırmıştım
CEVAP: Kuranı ARAB LİSANI ile değil GÖNÜL LİSANI ile okuyanlar ancak anlayabildi/Anlayabilir
kitabımda SADECE Muhammedi muhatab alacak şekilde emir yada telkinler indirdiğim doğrudur. Ancak Muhatab olarak
aldığım Muhammed her ne kadar bir ŞAHSİYET gibi anlaşılsa da aslında ben Şahsiyet muhammedi değil bunun üzerinden
HİSSİYAT Muhammedi muhatab aldım. Yani Mekkede 1400 sene önce yaşamış olan Ölümlü Muhammed üzerinden ilk
insandan beridir insanın fıtratında var olan bir HİSSİYATı muhatab aldım. Böylece Ölümlü Muhammed üzerinden Ölümsüz
Muhammedi tanımladım
İşte ben kitapta Sadece muhammedi muhatab alan emirler yada telkinler indirdiğimde ÖLÜMSÜZ MUHAMMEDi muhatab
almıştım.
Bu Muhammed tüm canlılarda hatta herşeyi yaratan güç olarak ben de bile bulunuyor.
Halil Ibrahim Ülgü: Yani Muhammed hep vardı ve asla da ölmeyecek öylemi?
--EVET
Halil Ibrahim Ülgü: O zaman sen kitapta Muhammede '' Şunu şöyle yap bunu böyle yap'' derken aslında bizlere içimizde
bulunan FEDEKARLIK HİSSİYATINın bizler tarafından nasıl doğru bir şekilde kullanılacağını anlatmaya çalışıyordun. Yoksa 1400
sene önce mekkede yaşamış Muhammed ESAS/BİRİNCİL muhatabın asla olmadı
--EVET
Halil Ibrahim Ülgü: Böylece Muhammedi EVRENSELleştirdin. O zaman Bütün peygamberleri de benzer yolla evrenselleştirdin
--EVET
O zaman Kitabındaki tüm kavramları/özel isimleri /rakamları da benzer yolla EVRENSELLeştirdin
--EVET. Sen beni Ölecek bir adama yatırım yapacak kadar yada ölecek bir adam üzerinden bir DİN oluşturacak kadar Aptal mı
zannediyorsun? Eyy Halil Ibrahim Ülgü.
Ben İslam dinini Ölümlü Şahsiyetler üzerine değil ölümsüz hissiyatlar üzerine bina ettim. İşte buna ZALİKEEDDİYNELKAYYUM
yani SAPASAĞLAM DİN denilir. (9/36,30/30 ,98/5)
Halil Ibrahim Ülgü: Bu dine iman ediyorum. Eyy Alemlerin Rabbi
Halil Ibrahim Ülgü :Eyy Allahım sen kitabında SADECE Muhammedi muhatab alacak şekilde emir yada telkinler indirmişsin.
Muhammed öldüğünde bunların da bir hükmü kalmayacak. Hatta bazı emirleri Muhammedin bile kendi döneminde bizzat
kendisinin yapabilmesi mümkün değildi.
Bu şartlarda bize kitabında ''AKLINIZI KULLANIN'' diyen de sensin.
Şimdi biz ne yapacağız?
!) Kitabı fazla akletmeyin yoksa imanınız gider. Ben size Akledin ,Aklınızı kullanın dediysem o kadar da aklınızı kullanın
demedim. Çok fazla kurcalamayın BİYAT EDİN RAHAT EDİN
2) Çok sıkışırsanız ayetler içine ayetlerin orjinalinde olmayan deyimler ekleyin ve ayeti manalandırırken sanki bu deyimler de
ayet içinde varmış gibi manalandırın Maksat vatandaşın işi görülsün.
3) Baktınız yine olmadı , bu sefer o ayet hangi şartlarda indirilmiş buna bakın. Bu yüzden MUSHAFIN DIŞINA ÇIKARAK tarihi
bilgilere başvurun. Maksat vatandaşı işi görülsün
4) Baktınız yine olmadı İlgili ayete '''Müteşabihtir Bunun da manasnı YALNIZCA Allah bilir'' deyin. Maksat vatandaşın işi
görülsün
5) Baktınız karşı taraf hala ısrar ediyor bu durumda bu adamı SAPIK olarak nitelendirip ''Allaha sana hidayet versin '' deyin.
maksat vatandaşın işi görülsün.
Soru,
Alemlerin Rabbi yani RABBİLALAEMİYN kullarını azablandırmada yada mükaaftalndırmada elinde bulunan herhangi bir şekli
oluşum üzerinden kendisini Allaha çeviriyor diyorsunuz.
Peki Azablandırma yada mükaafatlandırma işlemi bitince ne oluyor?
Cevap: Allah ölüyor. Yani kullanılan şekli unsur işi bittikten sonra artık etkisiz ve yetkisizleştiriliyor tekrar alemlerin Rabbine
entegre oluyor.
Allahın öldüğünü nasıl yada nereden anlyoruz?
Lütfen 20/41 ile 21/35 i NEFS kavramı üzerinden karşılaştırmalı okuyunuız
20/41 de Musa ile konuşan Allahın musaya 'Seni NEFSİM için seçtim'' diyerek kendisinin de bir NEFSinin olduğunu belirtmiş
olmasına dikkat ediniz
Şimdi de 21/35 de '' Her NEFS ölümü tadıcıdır'' denildiğine dikkat ediniz. Bu ayette Allah kendi nefsini İstisna tutrmamıştır
Not: Lütfen her iki ayeti de ORJİNAL ARAPÇA YAZILIMLARINA SADIK KALARAK anlamaya çalışınız.
Allahın ölmesi bilinen manada ÖLÜMü tasvir etmez. Etkisiz ve de yetkisizleştirilmiş olmayı ifade eder.
1) İlk etapta aynı şeyler değiller. Alemlerin Rabbi evreni kontrol ve koordine eden soyut sistemin adıdır ÇOK GÜÇLÜdür
Gücünün boyutunu hiç bir canlı hiç bir teknoloji tasavvur edemez. Ancak Alemlerin Rabbinin bizzat kendisinin anlaışlması
özellikle İNSAN için kolaydır ve kolay hale getirilmiştir
Eylem yada söylemlerinizi kısaca tüm hayatınızı
Akla
Mantığa
Ahlaka
Vicdana
Ekolojik dengeye
Evrensel kriterlere
Evrensel hukuk normlarına göre yaşarsanız Alemlerin Rabbine göre yaşıyorsunuz demektir.
2) İşte şimdi bunun size ÖDÜLü gelecek. İşte size bu ÖDÜLü getirecek ŞEKLİ OLUŞUM her ne yada kim ise Alemlerin Rabbi
kendisini bu ŞEKLİ OLUŞUM üzerinden LİLLAHİye yani ALLAHa çeviriyor ve bu ikili bu andan itibaren aynı şeyi ifade ediyorlar
Peki bu ŞEKLİ OLUŞUMu kim seçiyor?
Alemlerin Rabbi seçiyor. Bunun için elinde binlerce seçenek var. Ödülün kim tarafından nerede ve nasıl seninle
buluşturulacağını o ayarlıyor. Yani Rahmetin nereden,ne şekilde veya kimin veya neyin aracılığı geleceği belli
olmuyor/olmayabiliyor
2) İşte şimdi bunun size AZABı yada HELAkı gelecek. İşte size bu AZABı yada HELAKı getirecek ŞEKLİ OLUŞUM her ne yada kim
ise Alemlerin Rabbi kendisini bu ŞEKLİ OLUŞUM üzerinden LİLLAHİye yani ALLAHa çeviriyor ve bu ikili bu andan itibaren aynı
şeyi ifade ediyorlar
Peki bu ŞEKLİ OLUŞUMu kim seçiyor?
Bunu da Alemlerin Rabbi seçiyor. Bunun için elinde binlerce seçenek var. Belanın kim tarafından nerede ve nasıl seninle
buluşturulacağını o ayarlıyor. Yani belanın nereden ne şekilde ve kimin yada neyin aracılığı ile geleceği belli
olmuyor/olmayabiliyor
ALLAHÜ
LİLLAHİ
RABBİLALAEMİYN
Sevgili Dostlar
Kainatı yaratan Şekli GÜÇ kitapta LİLLAHİ adını alır. Bu LİLLAHİ kainatı yarattıktan sonra Yarattığı kainata kendisini
SİSTEMLeştirerek dağıtır.İşte bu sisteme Rabbilalemiyn denir. Dikkat buyurunuz Artık Lillahi ile Rabbilalaemiyn aynı şeyleri
ifade etmeyeceklerdir
Bu sistemleşmenin sebebi bizlerin LİLLAHiyi ŞEKLEN değilde SİSTEM ÜZERİNDEN tanımamızı sağlar. Bu sistem bizlere
bahşedilen akıl mantık gibi yetiler üzerinden anlaşılabilmektedir.
SİSTEMin kainat üzerinde 4 önemli görevi vardır 1) Kontrol 2) Koordinasyon 3) İstihbarat 4) Güzellik
Bir insan için herşey işte bu GÜZELLİKLeri algılaması ile başlıyor. Bu güzelliklere Kitapta ALLAHÜ denilir.
Bakınız LİLLAHİ ile ALLAHÜ aynı şeyleri ifade etmiyor.
Bizler DİREKT olarak LİLLAHİyi anlayamayız. LİLLAHİ yi RABBİLALAEMİYN aracıığı ile, RAbbillaemiyni de içinde barındırdığı
Güzelliği ile yani ALLAHÜ ile biliriz
Eğer Hayattaki GÜZELLİKLeri göremez isek bu durumda Rabbilalaemiyni ve dolayısıyla da LİLLAHİ yi asla tanıyamayız.
O zaman da TEVHİD ŞUURUmuz oluşmaz. Çünkü TEVHİD cümlesi LE İLAHE İLLALAHÜ şeklindedir ve ALLAHÜyü muhatab
alacak şekilde oluşturulmuştur.
Eğer ALLAHüyü zamanında farkedemez veya etsek bile gereğini yapamaz isek ALLAHÜ ölür. Bu durumda Alemlerin Rabbi
bizlere'' size o kadar güzellik sunduk ülen niye kıymetini bilmediniz?'' diyerek bizi CEZALANDIRIR. Bunu söylerken RABB
hükmündedir.
CEZALANDIRMA işlemi için kendi içinden bir ŞEKLİ UNSUR belirler ve Alemlerin Rabbi kendini bu şekli unsur üzerinde(fırtına
sel trafik kazası vs vs) LİLLAHİye çevirerek bizleri DUMAN EDER. Bu işlemde ise alemleri rabbi artık RABB olmanın da ötesine
giderek İLAHa dönüşmüştür.
RABB bizleri sadece SUÇLAR. Ama işin CEZA kısmını İLAH yapar
O halde biri size RABB ile İLAH arasındaki fark nedir diye sorulduğunda vereceğiniz cevap da bu şekilde ortaya çıkar.
Yani RABB savcıdır İddianeme hazırlar ve bizi SUÇLAR. Cezayı veren ise HAKİMdir yani İLAH tır.
Yada RABB sizi Cennet ile müjdeler. İLAH ise size Cenneti verir
16/90 (I)
İnnallahe ye'muru Biladli velihsani ;
''Allahın adaleti ve güzelliği Emretmesi'' hissiyatımız.
Sevgili dostlar.
İçimizdeki iyilik hissiyatlarımızın yani Alemlerin Rabbinin içimize yerleştirdiği Peygamberlerin bize hükmetmesiyle bizler eylem
yada söylemlerimizle evrene pozitif bir enerji yayarız. İşte bu yayılan enerji kitapta İNNALLAHE yazılımı ile yer bulur.
Bu yaydığımız enerjinin içeriği muhatablarımız tarafından hemen anlaşılamayabilir. Misal vereyim. 3 yaşındaki çocuğunuz çok
ateşlendi ve bunu ilk başta umursamadınız Çocuk bilincini kaybetmeye başladığında da Acile götürdünüz ama Doktor size
umursamadığınız için ana avrat küfretti. Neyseki doktor çok uğraştı ve çocuğunuzu kurtardı
İşte Doktorun normalde size karşı bu kadar sinirli ve küfürbaz konuşması aslında sizin iyiliğiniz içindi ve bu şekilde doktor
evrene bir enerji gönderdi. Bu enerjiyi o an o doktora yine o doktorun içinde bulunan ve Peygamberlerden biri olan İSRAİYL
PEYGAMBER üretti.
Eğer Doktorun size ilk andaki negatif ve gayri insani tepkisine sizin iyiliğiniz için yapıldığını O ANDA anlar ve karşı tepki
vermezseniz ne kadar güzel, bu şekilde 16/90 nda geçen yukarıdaki ayetin muhatabı olmazsınız
Eğer Doktorun size ilk andaki negatif ve gayri insani tepkisine sizin iyiliğiniz için yapıldığını O ANDA anlamaz ve karşı tepki
verirseniz ve çocuğunuzu kurtardıktan sonra anlarsanız bu da ne kadar güzel, bu şekilde 16/90 n da geçen yukarıdaki ayetin
muhatabı olmalısınız. Yani ilgili doktora şükran ve minnet duygunuzu iletmeniz ve size ilk anda bağırıp çağırmasını sizin
iyiliğiniz için olduğunu anlamış olmanız gerekecektir
Yani bize karşı bir zaman yapılan iyilikleri hemen değil de belli bir süre sonra yada geç de olsa anladığımızda bu iyiliği ''Bir
zamanlar'' bize yapan insanlara karşı minnet ve şükran duymamamız gerekliliği 16/90 nın ilk ayetinde '' İnnallahe ye'muru
biladli velihsani'' şeklinde yer bulur.
Velevki yapılan iyiliği anlayıncaya kadar bu insanlardan nefret etmiş olsak bile.
İşte burada bu nefreti nefsimizden söküp atmamız kolay olmayacak ve bu yöndeki mücadelemiz 16/90 da belirtildiği üzere
İHSAN hükmüne geçecektir
Diyanete,Şeyhlere,Hocaefendilere,
İmamlara,Din Alimlerine,Camiilere,Kiliselere,Sinagoglara Papazlara,Kutsal olduğu iddia edilen DOĞMATİK kitaplara ve bunları
açıklamak için yazılmış başka kitapllara ve bunları da açıklamak için yazılmış başka başka kitaplara /külliyatlara ihtiyacımız
yoktur.
Bizim sadece 2 şeye ihtiyacımız var.
1) Kuran(Temiz .Masum hissiyatlarımız)
2) Alemlerin Rabbi(Akıl,mantık,Ahlak.Vicdan,Tutarlılık ,Evrensel insani değerler Pozitif Bilimler,Ekolojik denge)
Eyy Halil Ibrahim: Senin iddia ettiğin yaklaşıma göre kitap içinde kuranı barındırıyor ve aslında kapalı kapılar ardında insan
hissiyatlarını anlatmaya çalışıyor yoksa kitabın bizzat kendisinin emir veya telkinleri insanın siyasi,iktisadi,sosyal yaşamını
düzenlemeye yönelik değil doğru mu?
Halil Ibrahim Ülgü : Evet Doğru.
Eyy Halil İbrahim : O zaman Allah insanlara neden böyle grift,gizli kapaklı bir kitap göndersin? neden herşeyi APAÇIK anlatma
yoluna gitmesin?
Halil Ibrahim Ülgü: Seni bu kitaba mecbur tutmamış ki. bu Alemlerinin rabbine ait bir kişisel zevk ve tercih meselesi. Alemlerin
Rabbi seni kuranın kurtaracağını söylüyor kuranın da kitapta olduğunu söylüyor ama SADECE kitapta bulunduğunu
söylemiyor. Yani :
Kitaba hiç ulaşamazsan bile
Kitabı reddetsen bile
Kitaba İman etmesen bile
Kitabı hiç anlayamasan bile
Eğer onurlu ve şerefli bir insansan ve vicdanına göre hissiyatlarını düzenleyebiliyorsan kitap içindeki kuran zaten senin
hissiyatlarında var olmuş olacak.
Eyy Halil Ibrahim: Kitabı Tedebbür ilmine göre anlayanların kitabı bu ilme güç yetiremediği için anlayamayanlar karşısında bir
üstünlüğü varmıdır? yada olmalımıdır?
Halil Ibrahim Ülgü: Hiç bir üstünlüğü yoktur. Sadece EMEK farkı vardır. Asıl üstünlük hissiyatlarında kuranı güzel yaşama ile
alakalıdır. Bazen kitabı tedebbür ilmine göre anlamaya güç yetiremeyen biri güç yetirenden daha güzel bir şekilde
hissiyatlarında kuranı yaşayabilir. Böylece kitabı anlayan biri için '' ben kitabı anladım siz ise anlayamıyorsunuz o zaman ben
size anlatacağım siz de bunun karşılığında bana
Himmet
Maaş
Yolluk
Kurban derisi
Kurban
Zekat vereceksiniz'' şeklindeki tarihlerden beri süregelen DİN SÖMÜRÜSÜnün önüne geçilmiş olunur
KIBLE - ABDEST
KIBLE-KUBUL-MAKBUL deyimleri, SANA GÖRE doğruyu bulduğun yada doğruyu bulmayı umduğun kişi yada yön yada
mekanlardır. En doğru ve evrensel yani herkese göre DOĞRU olan KIBLE, Muhammed`in kıblesidir 2/145. Yani, eğer samimice
fedakarlık yapar ve bencillikten uzak bir hayat sürersen işte senin bu amelin yani MUHAMMED, senin kıblen olur. O halde bu
hissiyatı KIBLE edinmelisin. Eğer bu hissiyatı KIBLE edinirsen sana DOĞRULAR her zaman Evrensel bir şekilde
Rabbilalemiyn`den gelir ve sapıtmazsın.
Buna göre ; salatı ikame ederken bulunduğun coğrafi bölgenin en son neresinde fedakarlık yaptıysan yada yapmayı
düşünüyorsan namaz kılma esnasında da yönünü oraya döneceksin. İşte bu yer senin KIBLEN olacak ve tabii olarak değişken
de olabilecek.
BOY abdesti almak diye bir şeyi KURAN İlmi anlatmaz. Ancak RABBİLALEMİYN sana anlatır. Buna göre, cinsel ilişkiye girdiğinde
yada ihtilam olduğunda bilimsel olarak eğer yıkanman gerekiyorsa bu durumda sana ''YIKANMALISIN'' diyen bu bilimsel
tespit, senin için Rabbilalemiyn`e dönüşür. Rabbilalemiyn`e teslim olmak zorundasın 6/71.
ABDEST denilen şey sadece SU ile olmaz. Hayatında iki işi aynı anda yapamazsan bir MOLA alman, kendini toparlaman
ABDEST hükmündedir.
Misal vereyim ; bir adama bir şey söyleyeceğin zaman ''sizinle özel olarak konuşabilirmiyim'' dersen, işte bu konumuna
ABDEST denilir. Her Salat öncesi ABDEST almak 5/6`ya göre ZORUNLUDUR. Yani tuvalete gideceksin AMA ÖNCESİNDE donunu
indireceksin, yemek yiyeceksin AMA ÖNCESİNDE elini yıkayacaksın, biriyle konuşacaksın AMA ÖNCESİNDE musade
isteyeceksin, ALLAH`ın karşısına çıkacaksın AMA öncesinde Dünyadan soyutlanacaksın. Bunu bilinen manada SU ile de
yapabilirsin.
BANYOnun Abdestle de alakası var. BANYO yapacaksın AMA ÖNCESİNDE üstünü çıkaracaksın, işte sana ABDEST.
O halde, bir işi yapacağın zaman ''ama öncesinde'' şeklinde başlayan tüm ön hazırlıklarına ABDEST denilir. Şu anda camilerde
namaz öncesi su ile alınan ABDEST`te doğrudur AMA tek başına doğru değildir. ABDEST hayatımızın her alanındadır.
Soru:
Eğer namazı şekli olarak bugünkü yapılan haliyle ifa etmezsek Muhammed Resulun Sünnetine aykırı davranmış olmazmıyız?
Cevap:
11/44, 38/31
EL CUDİ - EL CİYAD
NUHUN GEMİSİNİN CUDİ ÜZERİNDE DURMASI GEREKTİĞİ HİSSİYATIMIZ
Sevgili Dostlar
Kuranilmi bir Hissiyat ilmidir. Kitab içindeki her bir deyim , KURANİLMİ adı altında AYRICA bir mana daha içerir ki işte bu mana
bizim insan olarak bir nevi hissiyatlarımızı tarif eder ve böylece bu deyim işte içerdiği bu ARTI MANA ile EVRENSEL hale gelir.
İşte bu deyimlerden biri de kitapta sadece 2 yerde geçen ve aynı kökten türeyen EL CUDİ(11/44) ve EL CİYAD(38/31)
deyimleridir. Bu iki deyimden EL CUDİ olanı ilgili ayette NUH ve NUHUN GEMİSİ ile ilşkilendirilirken EL CİYAD olanı 38/31 de
SÜLEYMAN Resul ile ilşkilendirilir.
Sevgili Dostlar: bu deyimlerin bizim hangi hissiyatlarımızı tanımladığına geçmeden önce 11/44 deki ''ĞIYDELMAÜ'' yani
mealen '' Sular çekildiğinde'' anlamına gelen deyimi çözmemiz gerekir.
ĞIYD deyimi kitapta bir yerde daha geçer ki burası 13/8 de bulunan TEĞIYDU deyimidir. Bu deyimler aynı fiil kökünden
türediği için ve kitapta başka yazılımları bulunmadığı için birbirlerine verilen manayı MOTAMOT tastik etmek zorundadırlar.
Sevgili Dostlar: Demek ki önce önce 13/8 deki TEĞİYDULERHAMİ deyimini çözerek işe başlayacağız. Buradaki ĞIYD deyiminin
manasını bulduktan sonra bu manayı 11/44 de taşıyıp oradan da EL CUDİ deyiminin manasını bulacağız ve bu manayı da
AYNEN 38/31 re taşıyacağız
ELERHAM deyiminin hem Elif lam mim ve hem de elif lam ra dizilimli yazıldığına dikkat ediniz. Geçen derslerden hatırlanacağı
üzere bu tür dizilimli yazılımlar hissiyatlarımızda
1) Gelirken aslında gitmeyi
2) Kazanırken aslında kaybetmeyi yada kaybederken aslında kazanmayı
3) sevinirken aslında üzülmeyi
4) Gülerken aslında ağlamayı yada ağlarken aslında gülmeyi ifade eder.
Bir Şairin dediği gibi '' AĞLARIM , AKLIMA GELDİKÇE GÜLDÜKLERİM'' ifadesi işte bu çift hurufu mukatta dizilimli yazılımların
bir deyimde AYNI anda bulunmasıyla ona yüklediği hissiyatı manayı tarif eder.
13/8 deki EL ERHAM deyimi önüne TEĞIYDÜ deyimini alarak bir insana HAYR yada MENFAAT yada bir KAZANÇ gelirken aynı
anda bir KAYIBının olmasını ifade edecek ve burada KAYIBı KAZANcın yada KAZANCı KAYIBın erhamı yapacaktır. Hattan
örnekler verelim
1) Babanızı kaybettiniz. Ancak babanız size 1 milyon dolar miras bıraktı gitti. Bu KAYIP aslında sizin KAZANcınızdır.
2) 20 yıldır baktığınız ÖZÜRLÜ bir çocuğunuz var. kalp krizi geçirdi öldü. Bu da sizin için bir kayıptır. ANcak bu ölüm '' Ölüsü
olan bir gün ağlar , delisi olan hergün ağlar' misali sizi bir ömür boyu ağlamaktan kurtaracaktır.
3) Dünyalar güzeli bir kızınız var. Görücüsü geldi. Damat maaşallah çok terbiyeli efendi ve zengin Amerikada yaşıyor. Kızınız
Amerikaya gelin gidecek ve ilk etapta 10 yıl gelemeyecek Onun için ağlıyorsunuz. Ama onun oraya gelin gitmesi size ve ona
hem maddi ve hem de manevi büyük kazançlar sağlayacak
İşte sevgili dostlar: Bir insanın babası öldüğünde doğal olarak üzülecektir. Ancak bir kaç gün sonra bu üzüntünün yerini artık
yavaş yavaş bu babadan kalan 1 milyon dolarlık servetin bu insana sağlayacağı menfaatlerin düşüncesi aldığında bu hissiyata
11/44 de ĞIYDELMAÜ yani ''Suların Çekilmesi'' denilir. Sular tamamen çekildiğinde artık NUH bu kişide bu ölümün
te'sirlerinden TAMAMEN kurtularak ÖZGÜRleşecek ve Düşünce Dağarcığını yani FÜLKünü CUDİ üzerinde OTURTACAKtır.
O halde EL CUDİ denilen kavram bazı kayıplarımzın bize KAZANÇları da birlikte getirmesi durumunda İLK ETAPTA kayıplarımıza
üzülmeyi takiben belli bir süreden sonra artık üzülmeyi bırakıp ''ölenle ölünmez'' misali bu KAYIBIN bize biraktığı KAZANÇlarla
iştikal etmemizi tarif eden bir hissiyat olarak KURANİLMinde yer bulacaktır.
Eğer GEMİniz CUDİ üzerinde durmazsa bu durumda SUlar henüz çekilmemiş yani ''GIYDELMAÜ'' olmamış demektir. Yani siz
kayıplarınızın size sağlayacağı menfaati daha hala kayıplarınızı düşünmekten artık düşünemez hale gelmişsiniz demektir. Bu
durumda içinizdeki NUH hissiyatına, bu hissiyatının en büyük düşmanlarından biri olan VEDDEN yani SEVGİ (71/23) e itaat
ederek isyan etmiş olursunuz ve dünya ve ahirette Cehenneminizi yaşarsınız.
Unutulmamalıdır ki Nuh, Rabbilalaemiynin bir resuludür Rabbilalaemiynin herhangi bir resulune isyan etmek demek dünya ve
ahiret cehennemini yaşamak demektir.
O halde EYY KUL
Kayıplarına elbetteki ÜZÜLECEKSİN. Ama işin Bokunu çıkarma. Bu üzüntü sürecini mümkün olan en kısa sürede atlatıp bu
kayıpların sana getirdiği KAZANÇlarla zihnini meşgul edeceksin Böylece 11/44 de göre SULAR artık ÇEKİLECEK ve NUH içindeki
GEMİ ile birlikte CUDİ üzerine OTURACAKTIR.
Peki OTURMAZSA ne olur? Peki Hala Kayıplarının derdinde olursan ne olur? İşte sevgili dostlar: Bu durum 11/42 ve 45 de NUH
için İBN yani NUHUN OĞLU hükmüne geçer. Bu ayet SADECE bilinen manasıyla NUHun OĞLUnun NUH ile birlikte GEMİye
binmemesi dolayısıyla KAFİR olduğunu anlatmaz. Zaten bu mana şu anda işimize yaramaz Çünkü KONJÜKTÜRELdir Yani olup
bitmiştir. Ancak bu ayetin bir de EVRENSEL yani KURANİ manası vardır O da:
NUH, tufan esnasında kendi toprağını, evini , arsasını da kaybeder. Ancak bu KAYIP ona KURTULMAsını da birlikte getirir.
TUFAN esnasında heryeri su bastığı için burada NUH i kayıplarının ona sağlayacağı yada sağladığı menfaati, daha hala
kayıplarını düşünmekten artık düşünemez hale gelmiştir. İşte bu KAYIPLARI onun İBNi hükmündedir ve Rabbilalaemiynden
bunun kurtarılmasını istemektedir. Tabii olarak da rabbilalaemiynden de azar işitmiş ve ikaz almıştır
İçimizdeki NUH da kolay kolay İBNinden yani oğlundan vazgeçmez. Ama muhakkak vazgeçmelidir. NUH oğlundan
vazgeçmediği sürece GEMİ asla ve asla CUDİ ÜZERİNE OTURMAZ.
CUDİ deyimine verilen mana 38/31 de geçen EL CİYAD deyiminde de AYNEN yerine oturur ve bu kez SÜLEYMANı muhatab
alır. Böylece artık Kayıplarının sana getirdiği kazançlarla ilgilenmek gerektiği konusunda ZİHNİni nasıl özgürleştirdiyesen ve
böylece GEMİni CUDİ üzerine OTURTmayı başarabildiyen GÜCünü de bu yönde aktifleştireceksin.
SÜLEYMAN resul GÜÇ melekesidir. Bu güç Hayal gücü , Aşk gücü , sosyal güç, Psikolojik güç, Ekonomik güç, İnanç gücü ,siyasi
güç olarak hayatımızda ve hissiyatlarımızda yer bulur. İşte 38/31 de GÜCünü ,kaybettiğinin sana olan GETİRİLerini daha hala
kaybettilerinin etkisinde olman dolayısıyla TOPARLAYAMIYORSAN bu durumda bu GETİRİler bir perdenin arkasına kaçacak ve
orada sen GÜCÜnü toparlayıncaya kadar kendini göstermeyecektir.
Yani Süleyman CİYAD deyimi ile NUH ise CUDİ deyimi ile muhatab edilerek her ikisi de HALA KAYIPLARINI düşünerek HATA
yapmışlardır.
O halde EYY KUL:
Ölenle Ölünmez, gidenle gidilmez, işine gücüne bak, hayat devam ediyor.
Bunu yapmak çok zor bir şey. rabbilalaemiynin 2 resulu de bu konuda zaafiyet gösterdi ve hala da gösterebilir. Ama
düzeltildiler ve düzeltirler.
Ya DÜZELİRSİN yada CEHENNEMİni yaşarsın
GEMİSİNİ MÜMKÜN OLABİLEN EN KISA SÜRE İÇİNDE CUDİ ÜZERİNE OTURTABİLENLERE SELAM OLSUN
KAYIPLARINI TAKİBEN GÜCÜNÜ MÜMKÜN OLABİLEN EN KISA SÜRE İÇİNDE TOPARLAYABİLENLERE SELAM OLSUN
Hasılı ,NUH ve SÜLEYMAN a SELAM olsun
17/78:(ÖZET)
Her bir resulun kendine ait olan görev kodu yada melekesel özelliği aynı zamanda bu resulun BEŞER olarak kendi kavmi içinde
MELEKE olarak ta her insanın içinde ikame etmek yada ettirmek zorunda olduğu salatıdır. İşte muhammed özellikle 11/114 ve
17/78 de bize FEDEKARLIK salatını imae ettirir. Buna Ekiymissalate denilir.
EŞŞMES denilen kavram bilinen manada GÜNEŞ anlamında değildir İlgili deyim elif lam mim dizilimlidir. Bu deyimin DUBUR
manası '' GÜÇ'' tür. DELEKE denilen kavram MEŞRİKten MAĞRİB e doğru olan bir DÖNGÜ dür. Hammalarda kullanılan
''DELLAK'' yani ''KESECİ'' deyimi de bu DELEKE fiilinden türer. ŞEMSİN DELEKE olması demek Lişinin gücünün ZİRVE noktasında
iken yani EL MEŞRİK konumunda iken artık yavaş yavaş sönmesini yani EL MAĞRİB olmasını verir. O halde Fedekarlık ameli
eğer yapılacaksa bu amelin yapılması için Kişinin ENFAZLA GÜDÜLENDiği yani GAZA gelmişliği konumu iyi değerlendirilmelidir.
İşte bu konumda kişideki EŞŞEMS yani ''GÜÇ'' EL MEŞRİK tedir. Bu gücün El mağrib yönünde DELEKE olması bu amelin
yapılımını zorlaştırır. İşte bu yazdıklarımızın tamamı 17/78 de '' Ekimissalate lidulukişşemsi'' olarak yer bulur.
Eğer EŞŞEMS El meşrik konumunda iyi değerlendirilmezse bu durumda El mağribe doru seyredeceğinden Artık fedekarlık
yapulması için gerekli olan Motivasyon da gücünü yitirecektir. İşte tam da BU EŞŞEMS, EL MAĞRİB e vardığında Artık kişinin
bunu yapacak psikolojik GÜDÜsü zayıflayacağından bunun yapılımı artık imkansız hale gelecektir.
Ancak merhametlillerin en merhametlisi sana bu konuda ısrarla sevap vermek istemektedir. ve Sana ''eyy kulum eşşemsin EL
MEŞRİKte iken muhammedin sana ikame ettirtmek istediği salatı eğer yaptıysan ne güzel, Ama eğer yapmadıysan ve zaman
içinde de yapma noktasında şevkin azaldıysa yani EL MAĞRİB olmaya başaladıysan ve nihayretinde tamamaen de EL MAĞRİB
olduysan Bu durumda artık sen bu fedekarlığı yapamayacaksın '' der. ANcak sana sevabını yine de vermek istiyorum DER:
Bunun için sana ''ila ğassakıllleyl'' şartını getirir.
Sevgili Dostlar ;ĞASAKILLEYL deyimiNdeki ĞASA deyimi Bir işin derinini En uçnoktasını verir. ELLEYL deyiminin Dubur manası
ise ''ODAKLANMA'' dır. Eğer sen YAPAMADIĞIN bu fedekarlık için ''ben bunu niye yapamadım ''diyerek DErin Düşüncelere
dalarsan İşte bu durumuna ĞASAKILLEYL denilir.
O halde EYY KULL: Muhammedin sana senin içinden telkin ettiği Fedekarlık amelini O anda Hemen yap Yoksa şevkin kırılır.
Eğer yine yapmadıysan bundan büyük bir üzüntü duy Derin bir nedamet duygusu sana hakim olsun. Bunun sonucunda sen
yine de sevabını alacaksın. İşte tüm bu yazdıklarımız 17/78 de ''ekimissalate lidulukişşemsi ila ğasakılleyli'' olarak yer bulur.
Bir hayır yada İhsanı yapamamış olman sana bu konuda sevabın yada mükafatın verilmeyeceği anlamına gelmiyor. Bu konuda
derin bir üzüntü duyman ve bu üzüntüye allahın da şahit olması sana sanki sen bunları yapmışssın gibi sevabın verilmesiyle
sonuçlanır
Çocuklarınıza sevecekleri meslekleri seçiniz. Böylece mesleklerini icra ederken hayatları boyunca CUMA NAMAZI kılmış
olsunlar.
Unutmayınız,
CUMA NAMAZI kılmayan insanlar namaz kılsalar bile sıradışı olamazlar TARİH yazamazlar
Sevgili Dostlar
Kuranilmi bir Hissiyat ilmidir. Kitab içindeki her bir deyim , KURANİLMİ adı altında AYRICA bir mana daha içerir ki işte bu mana
bizim insan olarak bir nevi hissiyatlarımızı tarif eder ve böylece bu deyim işte içerdiği bu ARTI MANA ile EVRENSEL hale gelir.
İşte bu deyimlerden biri de KADIN deyimidir
NİSA deyiminin LİSANİ ARABİ manası yani MEAL manası ''KADIN'' dır. Ancak KURANilmindeki manası '' fiziksel performans
gerektiren İŞ'' tir. Bu yüzden KURANilmi KADINa büyük önem verir.
Eğer bir İŞ size para kazandırmıyor yada gelecek vaadetmiyorsa bunun ya bırakılması yada para kazandıracak başka bir işle
uğraşılması gerekir. Bu işin terkedilmesi durumu Kitapta KADINLARI BOŞAMAK olarak yer bulur
Kuranilmi bilinen manada hakikaten de bir erkeğin bir kadını boşamasını ve bunun için gerekli olan şartları konu edinmez.
Böylesi bir yetki Kuranilminin alanında değildir. Bu yetki Alemlerin Rabbine yani
Akıl
Mantık
Ahlak
Vicdan
Evrensel insani değerler
Tutarlılık kriterlerine
bırakılmıştır.
Ancak kuran ilmi böylesi bir olay üzerinden evrensel bir insan hissiyatını tanımlar. Eğer yaptığın iş sana MENFAAT getiriyorsa
devam edersin getirmiyorsa ya bunu terkeder yada bunun üzerine başka bir iş tutarsın.
Böylece ilgili ayeti Lisani arabi manasına EK olarak yerleştirilmiş olan LEDÜN İLMİ ile birlikte anlar ve huzuru bulursun
YADA
: Eğer bir KADIN sana menfaat( Cinsel hazz yada zürriyet ) vermiyorsa ya bunu boşarsın yada bunun üzerine sana bu menfaati
verecek başka kadınlar nikahlarsın.
Böylece ilgili ayeti SADECE lisani arabi manasıyla anlayarak İNSANLIKTAN ÇIKARSIN
Maalesef KADIN ve KADINLARI boşama kavramları tarihler boyunca hissiyat merkezli değil de bilinen ŞEKLİ MANAsıyla
anlaşıldığı için KADINlar DİN ADINA her zaman aşağılanmış erkeklerin cinsel kölesi haline getirilmiştir.
YETİYM
Bir insanın/hayvanın
ısınma
barınma
temel gıda
sorularına cevap bulması
sorunlarını giderme
cinsel ihtiyacı
iş ve para kazanma ihtiyacı
geçinme geçindirme ihtiyacı
bildiklerini anlatma yada kendini ifade etme gibi temel ve insani ihtiyaçlarından uzun süre mahrum bırakılırsa yada mahrum
kalırsa bu insan yada hayvan artık YETİYM hissiyatıı tarafından yönetilir.
Akli melekelerini kaybeder
Hırçınlaşır
Vahşileşir
Saldırgan ve zarar verici olur.
Bu andan itibaren bu insanların/hayvanların varlığına şahit olunduğunda DUYARSIZ kalanlara CEHENNEM vardır
Yoksulluk sınırının 4.000 TL olduğu ortalama aylık maaşların 2000 TL olduğu bir İSLAM ÜLKESİnde bu insanlardan alınan
vergilerle Saray yaptıranların ve bunlara da GÖNÜL RAHATLIĞI ile onay verenlerin ülkesinde huzur aramayın
Huzur bu ülkeye nasip edilmez
95/1,2,3
HİSSİYATLARIMIZ
Zeytine ve İncire yemin etmekle, dağa taşa yemin etmekle ne elde edebilir insan? Neden Zeytin ve İncire yemin ediliyor da
ARMUTA edilmiyor?
Neden Sina Dağına yemin ediliyor da AĞRI DAĞINA edilmiyor?
Bazı insanlara yardım edersin senin altını üstüne getirir, bazı insanlara yardım edersin yaptığın yardım yerini bulur. İŞTE,
kişinin olumlu yönde yapılan yardımdan dolayı bir yerlere gelmesinde katkısı bulunan insanlara ya da objelere ya da
materyallere şükran duygusunu gündem etmesine de CİLBAB denilir. Yani devlet katkısı ile fabrika kurdun, devlet sana sahip
çıktı, beş kuruşun yoktu ondan para aldın, işine sımsıkı sarıldın yatırıma dönüştürdün zengin oldun ve sana soruluyor bu hale
nasıl geldin diye “tek başıma geldim” dersen CİLBAB üzerinden atılır. Diyeceksin ki “Allah devletten razı olsun, devletin bize
desteği olmasaydı bu günleri göremezdik”.
O halde; kimden destek-yardım vs vs alırsan al, onu usulüne uygun kullan ve suistimal etme, başarıya ulaş. AYNI desteğe bir
daha ihtiyacın olduğunda sana o desteği veren kişi ya da kurum her neyse fazlası ile yine verecektir. ÇÜNKÜ senin konumun
artık “EL BELEDİL EMİN” dir.
MİSAL; çocuğunu dershaneye yazdırdın ve bunun için 5bin tl yatırdın. Çocuğun okudu başarılı oldu ve Boğaziçi Bilgisayarı
tutturdu. Çocuk babasına diyor ki; sen beni Boğaziçine kaydetme şimdi, beni bir yıllığına Amerikaya gönder orda teknolojinin
en üstünü öğrenirim. Sende baba olarak “ulan senin sonuna kadar arkandayım, senin başarılı olman için evimi barkımı feda
ederim”.
Baba niye böyle diyor? Çünkü çocuk babadan destek alıyor ama UÇURUYOR resmen, emeklerinin karşılığını fazlası ile hem
madden hem manen geri veriyor.
6/162
Muhammedin salatının,nusukunun,diri ve ölü olmasının Alemlerin Rabbi olan Allah için olması hissiyatımız
Bir insan eğer bir FEDEKARLIĞI UYGULAMALI olarak tarif etmek istediğinde ona hükmeden hissiyata kitapta Muhammedi
muhatab alacak şekilde ''KUL'' yani '' DEKİ'' denilir.
Eğer bu insan bu fedekarlığı başkalarının yapmasından ilham yada gaz alarak yaptığında ona hükmeden hissiyat yine kitapta
KUL İNNE olarak yer bulur.
Eğer Bu Fedekarlığı USULUNE UYGUN bir şekilde yaparsa bu durumda ona hükmeden hissiyat yine 6/162 de '' KUL İNNE
SALATİY'' olarak yer bulur.
Bu şartlarda yapılan bir fedekarlık sadece bir YÖNTEMle değil de başka başka yöntemlerle de yapılabiliyorsa bu durumda bu
insana hükmeden hissiyata '' Kul inne salatiy ve nusikiy'' denilir.
Kişi eğer bu fedekarlığının gerek kendisini ve gerekse başka insanları da aynı iş için daha fazla fedekarlık yapılımı noktasında
Üretken yapabilirse bu durumda bu kişiye hükmeden hissiyata '' Kul inne salatiy ve nusukiy ve mahyeye'' denilir.
Aynı kişi bunu yaparken bir şekilde eldeki imkansızlıklar yada ölmesi durumunda bu kişiye hükmeden hissiyata '' Kul inne
salatiy ve nusukiy ve mahyeye ve mematiy '' denilir.
Kişinin bu şekildeki tüm çabalarını MUHAMMED hissiyatı yönetir. Bundan dolayı evrene en fazla İYİLİK enerjisi yayılır. Bu
enerji Alemlerin Rabbini tarafından bu enerjiyi yayan kişi için kendisini LİLLAHiye çevirmesi ile sonuçlanır.
LİLLAHİ bu kişiye Cenneti verir. SON SÖZ yada HÜKÜM lillahindir.
Bu durumda bu kişiye hükmeen hissiyata ' Kul inne salatiy ve nusukiy ve mahyeye ve mematiy lillahi Rabbilalaemiyn' denilir
Akibetin cennetine ulaşman ne kadar güzel. Çünkü çalıştın kazandın ve kazandığınından da ağız tadıyla menfaatleniyorsun.
Ancak unutmaman gereken bir şey var. Eğer çevrendeki insanlar,toplumlar,ülkeler bunlardan senin menfaatlenmen gibi
menfaatlenemiyorsa bu durumda bunlar senin için tehdit oluşturmaya başlarlar. Böylece AKİBET itibarıyla yaşadığın cennet
senin için ebedi yada baki olmayabilir
Peki çözüm nedir?
Akibet itibarıyla yaşadığın cenneti AHİRET CENNETine çevirmek ve böylece yaşadığın cennete EBEDİYYET hükmü
kazandırmaktır.
Peki bunu nasıl yapacaksın?
Gayet basit: Bulduğunu kısmen dahi olsa bulamayanlarla paylaştığında bunlar senin için tehdit unsuru olmaktan çııkarlar.
böylece biri yer biri bakmaz
Kıyamet de böylece kopmaz.
O halde PAYLAŞ. PAYLAŞmayı öğren.
Unutma:
Hayatta senin olan şeyler ''SADECE'' senin değildir.
7 rakamı sana bir hissiyat olarak hükmetmediği sürece sahio olduğun cennet geçicidir.
Firavun, Adem ve eşi de bu tür cennette yaşamıştı. Ama yaşadığı cennetten çıkarıldı
41/6,18/110
İNNEMA ENE BEŞERÜN MİSLÜKÜM
Resulun bizlere benzeyen beşer olması hissiyatımız
AŞERE-İ MÜBEŞŞERE ( Müjdelenmiş 10 ) HİSSİYATIMIZ
Sevgili dostlar.
Hucurat suresi 7. ci ayete göre Allah Resulu bir hissiyat olarak içimizde bulunmaktadır. Resullerin TÜMünü bir hissiyat ve
içimizde olarak kabul etmek Bu resullerin bir zamanlar kavimlerine tıpkı bizler gibi biyolojik bir varlık olarak gönderilmiş
olmaları fikrini inkar etmez. . Sadece gönderilen tüm resullerin aslında kendilerini her bir insanın içinde evrensel olarak var
olan bir iyilik hissiyatını temsil ettiklerini savunur. Böylece Mushaf içindeki her bir resul aslında Kurani olaraka mana açısından
sonsuza kadar varlığını sürdürür.Resulun kendisini ''BEŞERÜN MİSLÜKÜM'' yani '' sizin benzeriniz olan Beşerim'' şeklinde
tanıtması da yine bizlerin bir nevi hissiyatını tarif edecektir
Kitapta Beşer-Beşera-Büşra deyimleri arapça olarak MÜJDEleme demektir. Kurani yani hissiyati mana olarak ise bir insanda
bulunan iyi yada kötü bir husletin önplana çıkarılmasını tasvir eder. '' Falanın çocuğu ne kadar akıllı yada ne kadar çalışkan
yada ne kadar haylaz yada ne kadar terbiyesiz'' dediğimizde bu çocuktaki bu özelliği BÜŞRAlamış yani MÜJDELEMİŞ , Çocuğu
ise BEŞER statüsüne sokmuş oluruz. o halde bir insan ne zaman BEŞER oluyormuş?
Kendisinde bulunan iyi yada kötü bir husletin önplana çıkarılmasıyla yada gündem edilmesiyle oluyormuş.
Örnekler:
Beşşrilmuminiyn . Muminleri Müjdele: 10/87 ( İyi yöndeki husletlerini yada imanlarını gündem et,önplana çıkar)
Beşşerilmunafıkıyn :Munafıkları müjdele 4/138 ( Nifalkarını,pisliklerini gündem et yada önplana çıkar)
MİSLİKÜM deyimi ise Mislleme karşılık verme fiilinden türetilir. Bu deyimi bizler BENZERi yada GİBİ manalarında da kullanırız.
Kurani olarak ise MİSL-MİSİLLEME-MİSAL-EMSAL-TEMSİL deyimleri gerek övülen ve gerekse yerilen bir eylem yada
söyleminizin sizin başınıza ya bir mükaafat yada bir musibet olarak gelmesini yada karşınıza çıkmasını ifade eder..
O halde kim ki güzel bir husletine istinaden önplana çıkarılmışsa bu önplana çıkarılış yeri ve zamanı geldiğinde sözgelimi bu
insanın İŞSİZ ise işe alınmasında devreye girecek ve o insana bu güzel husleti yaptıran ilgili resul ve onun hükmettiği bu insan
BEŞER hükmüne girecek sonuçta da BEŞERÜN MİSLÜKÜM ayetinin hissiyati manada bizlere tanımını verecektir.
Eğer Kötü husletleriniz önplana çıkarılmışsa bu durumda da sözgelimi işsiz iseniz bu önplana çıkarılış sizin bu kez işe
alınmamanızda devreye girecek ve bu yönde içinizdeki resul ve siz yine BEŞER olarak muamele göreceksiniz.
Kısaca Husletleriniz güzel olsun. Önplana çıkarılsın Dillerde dolaşsın. Gün olur devran döner bu durum size olmadık yerlerden
kapılar açar.Sizin böylesi bir durumda Alemlerin Rabbi tarafından Kurani olarak dahil edildiğiniz konuma ise AŞERE-İ
MÜBEŞŞERE denilir
İyilikleriniz /iyi husletleriniz gündemde tutulursa/gündem edilirse bu duruma Alemlerin Rabbinin sizi MÜJDELEMESİ denilir ve
siz bu şekilde onun razı olacağı bir BEŞER hükmüne girersiniz.
Eğer bundan yukarıdaki örnekte olduğu gibi İŞSİZ iken işe girerek menfaalenirseniz size hükmeden hissiyata AŞERE-İ
MÜBEŞŞERE yani ''Müjdelenmiş 10(ON)'' denilir.
AŞERE-İ MÜBEŞŞERE ye dahil olmuş insanlar ilk insan dan son insana kadar insanlar içinde her zaman var olacaktır
SORU
Neden bu kadar kötü insan var ,neden cocuklar ölüyor .Tanri neden bunlara engel olmuyor .madem her seyi Tanri yaratti O
halde neden çocuklara tecavüze engel olmuyor?
CEVAP
Bu soruya cevap verebilmek için öncelikle bu soruyu soran arkadaşımızın ALLAH inancının yanlış olduğunu belirterek konuya
geçmek istiyorum...
Yukarıda ALLAH'I bu şekilde yargılayan kişinin yaratılışı Allah'ın yaptığına inanması gibi tüm dinlerde olan yanlış bir önyargının
getirdiği çıkmazdan kurtaracak tek şey özgürce düşünerek ALLAH nedir? Bizi kim yarattı ? Bizi ALLAH yarattı ise ALLAH'I kim
yarattı??
Bu şekilde sorulara cevap bularak gidelim ..
Arkadaşlar biz şimdiye kadar Kur'an çalışmalarında hep anlattık anlatmaya da devam ediyoruz. ALLAH yaratıcı değildir. Tam
aksine ALLAH insan tarafından yaratılır. Peki bu yaratılış nasıl olur?
İşte bunu anlarsak konuyu daha net anlar, ve anlatırız...
Arkadaşlar bu evreni yaratan güç ki, bu kitapta karşımıza LİLLAHİ olarak çıkıyor.. Bu yaratıcı olan güç evren yaratılır iken
kendisini tamamen yok ederek ZERRE KURREYE zerk ediyor ve en ufak şeyin içine bir güzellik olarak enjekte ediyor. İşte bu
güzelliği de evrende hiç canlının bilinci çözemeyeceği için, kendisini
Akıl
Mantık
Tutarlılık
Vicdan
Evrensel hukuk
Pozitif bilim
Ekolojik sistem
Ve evrensel insan hakları gibi bir sisteme çevirerek , RABBİLALEMİNE dönüştürmüş.
Bunu da evrende algılayıp keşfedecek idrakı da insana vermiştir ...
Bu yukarıda saymış olduğum sisteme uygun olarak insanın ortaya koymuş olduğu
Her hareket
Her söylem
Her devinin
Her düşünce
Yukarıdaki sistemi harekete geçirdiği için bu çeviren şey bu sistemin evrendeki süvarisi olan Allah olarak algılanmaktadır... O
yüzden kitapta 24/25 Allah'ın hak ve mubiyn olduğunu belirtir..
Mubiyn kelime olarak açık beyyine demekten, Kur'an'ı manası ise insanın hayatında yer bulması demektir ..
Şimdi yukarıda arkadaşımızın yazısında bulunduğu serzenişin ana konusuna tekrar dönecek olursak ..
Yaratıcı güç kendisini yukarıda sistemler silsilesi olarak rabbilalemine cevirirken, bu dönüşümü öyle koordineli yapıyor ki,
bunun için sistemi harekete geçirecek enerjiye ihtiyaç duymaktadır. Bu enerjiyi de evrende sadece canlılar üretmektedir.
Kendisi bu enerjiyi üretememektedir...
,,,,
Bunu şimdi bir örnek ile daha da anlaşılır hale getirelim..
SGK düşünün . Bu kurumsal olarak büyük bir kurumdur. Bu kurumun devamlılığı için bir enerjiye ihtiyaç var değil mi? O da her
katılımcının ödediği SGK primleridir. Bu SGK kendisini geliştirmek için katılımcı herkesten pirim alarak hem büyür hem de
katılımcılarının arkasında durur değil mi? İşte SGK bu pirinleri kendisi ödeyerek üretemiyor bu enerjiyi. Kime üretirecek bu
enerjiyi katılımcıya . Bu şekilde katılımcı emeklilik hak ederken sağlık gibi garanti bir yatırım oluşurken , buna karşılık SGK bu
primler ile yatırımlar yaparak da kendisini geliştiriyor...
İşte RABBİLALEMİN de böyle sistem içinde çalışmakta olan kötülükleri yaptıran firavun hissiyatlarini durdurabilmek için
insanların evrene yatacağı bir pozitif enerjiye ihtiyacı vardır. Bu enerjiyi kendisi üretemiyor. Bunu en hızlı şekilde sadece insan
üretiyor . İnsanlardan sonra da diğer canlılar üretiyor. Ama çok yavaş üretiyor. İnsanın üretmediği bu enerjiyi diğer canlıların
ürettiğinden alarak yine de bu kötülükleri yapacak firavunu durdurmaya çalışmaktadır ...
O yüzden bu yukarıda serzenişi yapan arkadaş bu serzenişi yapmak yerine,
Mahallesinde
Kasabasında
Sitesinde
Şehrinde
Ülkesinde
Velhasıl görüp duyabiliyor olduğu her zulme, haksızlığa, adaletsizliğe, adam kayırmacılık yapanlara , siyasi istismar yapanlara ,
çocuk istismarı , kadın haklarındaki ihlallere, hayvan haklarına karşı yapılan zulümlere karşı durarak yukarıda serzenişte
bulunduğu kötülükleri durduracak enerjiyi üreterek rabbbilalemini harekete geçireceğine
Eminim ki,
Adam kayırmacılık işine geliyorsa sustuğuna
Ehliyet liyakat esasına göre işe alınması gerekenler yerine hak etmeyenin işe girmesine hele bu kişi kendisi ise şanslı olduğuna
inandığını
Yine ehliyet liyakat esasına göre işten el çektirilen binlerce insanı işten atarken kendi siyasi taraftarı olanlarla birlikte
avuçlarını ovarak o makamlara göz diktiklerini sorgulamıyor da
Bu şekilde enerji üretmeyerek aslında rabbbilalemin bu kişiden şikayetçi olmaktadır... Bunun da ispatı o kişilerin çevresinde
bu kötülüklerin çok olmasıdır....
2/34
KİME HANGİ ŞARTLARDA KAFİR DENİLİR? YADA BİR İNSANIN KAFİRLİĞİNE NASIL ŞAHİT OLUNUR?
Sevgili Dostlar
Bir insanın MUŞRİK olması ile KAFİR olması aynı şeyler yada hissiyatlar değildir.
Bir insana yanlışı ispatlı bir şekilde gösterilmesine rağmen kişiin bunda EBA yapması yani DİRETMESİ o kişiyi KEFERE
kapsamına dahil eder. Tüm meallerde bu deyim ''inkarcılar'' diye tercüme edilirse de bu YANLIŞtır. İNKARCI deyimi ENKERE
fiiline ait bir deyimdir Oysa KEFERE farklı ENKERE farklı bir fiildir
Bir insan yanlışı kendisine ispatlanmasına rağmen bunda DİRETİR ve üstüne üstlük bir de kendisini Haklı görürse işte bu
durum onu KAFİR yapar. 2/34. Bu konumda Bu kişinin içindeki İBLİYS artık bu kişi tarafından ŞEYTANa dönüştürülmüştür.
Dikkat buyurunuz KEFERE kapsamı içinde olmakla KAFİR olma aynı şey değildir. KEFERE kapsamı içinde olunması için kişinin
Eylem ve Söyleminin yanlışlığının ona delilli tespitli ispatlanmasına rağmen yani İNZAR edilmesine rağmen yani
UYARILMASINA rağmen kişinin de hala bildiğinde DİRETMESİ yani EBA etmesi gerekir.
Bir İnsanın KAFİR olabilmesi için bunlara EK olarak karşı tarafı yada kendisini UYARANı hakir görmesi küçümsemesi ve kendi
haklılığını baskın göstermesi gerekir Böylece EBA+İSTİKBAR:= KAFİR formulune uyar ve 2/34 ün muhatabı olur.
Kim olursa olsun neyi savunursa savunsun, kişiye yanlışta olduğunu İSPATLAYAMADIĞINIZ yada ispatlanamadığı sürece ve
onu bu konuda UYARMADIĞINIZ yada uyarılmadığı sürece bu kişiye belki MUŞRİK diyebilirsiniz Ama KEFERE desin yada
KAFİRsin şeklinde bir ithamla asla ve asla bulunamazsınız
Bilinen yani geleneksel manada Kitab ayetlerinin İNKARI yada ALLAHIN İNKARI yada bunlara İMAN edilmmemesi bunları
KEFERE kapsamına sokmayabilir. Ancak KURAN AYETLERİNE iman edilmemesi kişinin kendisini ve yaşadığı hayatı Yok sayması
bu kişiyi İLK ETAPTA kefere konumuna daha sonra da bu kişi eğer işin içine İSTİKBAR da katarsa bu kişiyi KAFİR konumuna
çıkarabilir.
EBAya ek olarak işin içine bir de İSTİKBAR girerse bu durumda kişi KAFİR olur ve artık bu kişiye İBLİYS değil ŞEYTAN hükmeder
2/34 .
ŞEYTAN konumu İBLİYSin Cinnlenmesi ile yani harekete geçmesi ile oluşan bir ÜST konumudur. Kişi içindeki İBLİYSi şeytana
göre daha çabuk alteder. Pikniğe gittiğiniz zaman ormanlık alanda ateş yakarsınız mangal yaparsınız değil mi? İşiniz bittiğinde
de Ateşi söndürürsünüz. İşte bu olayı İBLİYS gibi düşünün . Ama bunun yanmasına izin verirseniz tüm orman alev alır O zaman
da söndürmeniz güç olur hatta imkansız olur. İşte Alev artık ŞEYTANlaşmış olur.
Akıllı ve erdemli adam odurki İBLİYSinin ŞEYTANlaşmasına asla izin vermez. Yani Bir eylem yada söyleminin yanlış olduğu sana
ispatlandığında keşke bunu da yapmasan ama belki biraz diretebilirsin Ama baktın ki ne ettinse olmuyor HAKSIZSIN işte o
zaman Eylem ve söyleminden DÖN. GERİ ADIM AT Yoksa KAFİR olursun ve senin KAFİRliğine ŞAHİT olunur. Çünkü bu
konumda sana artık İBLİYS değil ŞEYTAN hükmeder
73/7(MÜZEMMİL)
İNNE LEKE FİYNNEHARİ SEBHAN TAVİYLEN
Sevgili Kuran dostları:
Ennehar deyiminin lisani arabi manası ''gündüz'' demektir. ancak deyim Elif lam ra dizilimine göre yazıldığı için lisani arabi
manasından tamama yakın vazgeçilmelidir. Bu deyime Ledün ilmi olarak enjekte edilmiş kurani mana bu deyimin tamama
yakın bir kısmını işgal etmiştir.
Bir şeyden AŞİKAR bir şekilde faydalanma gereği duyduğumuzda örneğin:
1) Açık havada bir çay içmek yada piknik yapma gereği duyduğunuzda
2) Halk plajlarına gidip de burada denize girdiğinizde
3) Dondurmacıdan dondurma alıp da bunu yolda yemek istediğinizde
4) Sevdiğiniz kıza herkesin gözü önünde evlenme teklif ettiğinizde size hakim olan hissiyata ENNEHAR denilir
Muhammed hissiyatı ,kendisine tanımlanmış olan FEDEKARLIK amelini ,içinde bulunduğu insana AŞİKAR bir şekilde yaptırmak
ve böylece buradan çıkacak enerjiyi SUBHAN da kullanılması için bu kişi içinde uzun süre uğraş verdiğinde
1) bu aşikarlığa FİYNNEHARİ,
2) Bu ''uzun süre'' ye TAVİYLEN
denilir.
Taviylen-tavlen deyimleri kitapta toplam 10 yerde geçer. Bu yerler 9/86 ,40/3,20/86 ,21/44, 57/16 ,28/45 ,4/25, 17/37, 76/26
ve 73/7 dir
Eğer bir işin sizi uzun süre uğraştıracağına yada süreceğine kanaat getirdiğinizde size hakim olan hissiyata taviylen-tavlen-
tulen denilir.
Eğer Cevabını bildiğin bir soru gelirse bırak nasıl gelirse gelsin ,Sırtını sağlama yasla ve muhatabının soruyu bitirmesini bekle.
Sonra KÜKRE, Aslanlar gibi,
Cevabını blidiğin bir soruyu da soracağın zaman yine sırtını sağlama yasla sonra da yine KÜKRE Aslanlar gibi.
İşte bu şekilde sana NAŞİETELLEYLİ hissiyatı hakim olduğunda
1) Cevap vermek için acele etme. Muhatabının sorusunu bitirmesini bekle
2) Cevap almak için de acele etme , muhatabının sorduğun soruyu anlamasını bekle.
Her iki durumda da Muhammed hissiyatı ,kendisine tanımlanmış olan FEDEKARLIK amelini ,sana bu şekilde AŞİKAR bir şekilde
yaptırmak ve böylece buradan çıkacak enerjiyi SUBHAN da kullanılması için senin içinde ve senin için uzun süre uğraş vermiş
olacaktıır.
Bu duruma 73/7 de ''İnne leke fiynnehari sebhan taviylen '' denilir.
33/50(AHZAB)
''MUMİN BİR KADININ MUMİNLER İÇİNDE SADECE ENNEBİYE HALİS KILINMASI VE ENNEBİNİN DE İSTEDİĞİ TAKTİRDE BUNU
NİKAHINA ALMASI'' HİSSİYATLARIMIZ
''VEEMRATEN MUMİNETEN''
Arkadaşlar İMRAT deyimi kuranda KADIN anlamında değildir. Bir işi yaparken o işin doğasına uygun olarak kullanılan
malzemeye zamana emeğe çabaya İMRAT denilir. Eğer zor şartlarda bile başarıya ulaşmak isteniliyorsa bunun için yapılan işin
DOĞASINA UYGUN ve güvenilebilinecek malzeme yada zaman seçimi yapıldığında işte bu malzeme yada zamana VEMRETEN
MUMİNETEN denilir. Eğer yapacağınız iş için seçtiğiniz malzeme yada zaman bu işe tam olarak mutabık sağlar ve bunları o
esnada başka bir işte kullanmazsanız bu durumda bu mumin imrat, kendini bu işe özel kılararak daha fazla yada daha uzun
süreli kullandırır . işte buna ''mumin imratın kendi nefsini ennebi için yani yapılan yada yapılacak iş için daha uzun daha fazla
kullandırtması demektir. Eğer bir çivi cakacaksanız ÇEKİÇe ihtiyacınız vardır. Eğer iyi ve sağlam bir çekiç bulursanız bu çekiç
çivi çakmak için sizin ''vemreeten mumineten'' olur. Bunu sadece bu iş için kullanır ve başka işlerden sakındırırsanız bu
durumda bu çekiç size beklediğinizden çok daha fazla uzun süreli bir kullanım zamanı oluşturur. Yani kolay eskimez.
Sevgili arkadaşaar. Zorluklar içinde başarıyı elde etmek için yapılan AMEL -ÇABA yani ENNEBİ ,kendisinin kullandığı mumin bir
imratı bunu başka amaçlar için kullanmak isteyen bir başka mumin ile paylaşamaz:işte bu durum Bu mumin imratı bu ÇABA
ya halis kılar.
Misal: bir arabanız var ve geçiminizi zar zor bununla temin ediyorsunuz. Bu arabanızı yaptığınız iş dışında eskimesin başına bir
şey gelmesin diye kendi özel işleriniz için bile kullanmıyorken bir din kardeşinize kendi özel işlerinde kullanması için
veremezsiniz. Bu araba sizin ekmek parası kazandığınız iş için ÖZELDİR yani ona HALİS kılınmıştır. İşte bu duruma 33/50 de
''vemreten mumineten in vehebet nefseha linnebiyyi ineradennebiyyu en yestenkihaha haliseten leke min dunilmuminiyne
''denilir.
33/53(AHZAB)
RESULULLAH`IN EZVAC`I
Yani
ALLAH RESULUNUN EŞLERİ
HİSSİYATIMIZ
Eğer bir insan doğru yolda ise onu burada tutan ya da tutmaya çalışan eğer yanlış yolda ise de onu doğru yola çeken yada
çekmeye çalışan ve her insanda bulunan ona yaradılıştan verilen hissiyatlara resul, resul ya da resullerin yani bu hissiyat yada
hissiyatların insanın kafasına, düşünce sistemine hakim olmasıyla sahip oldukları yada edildikleri konumlara da resulullah
denir.
EZVAC ise: ''ya eyyuhennebiyyu innaaaa ahlelna leke ezvacekellatiyyyy ateyte ucuruhünne'': bir türk atasözü der ki '' yüksek
tepelerde hem kuşa hem de yılana rastlayabilirsiniz. Fakat biri uçarak diğeri ise sürünerek yükselmiştir. Eğer bir şey sürünerek
yani daha çok bedel ödenerek kazanılmışsa ödenen bu bedele 33:50 de ''ateyte ucuruhünne'' ,kazanılan,elde edilen hedefe
ise yine bu ayette ezvac denilir. Yine bu sürecin tamamına ise ''ya eyyuhennebiyyu innaaaa ahlelna leke ezvacekellatiyyyy
ateyte ucuruhünne'' denilir..
• Ortaya konulan her hayırlı amel resulullah hükmündedir.
• Bunları yapmaya çalışan insanlarda bunların ezvac`larıdır.
Bu hayr amelini ortaya koyanlara enayi gözüyle bakmak, onları hakir görmek resulullaha eziyet olur. 33:53`te bu yasaklanır.
Ayrıca ortaya konulan hayr amelini yapmaya çalışanları yani ezvacları, kişinin kendi cemaatiymiş gibi göstermesi yani
insanların hayr yaparken onları tekeli altına alma girişimi de aynı ayette yasaklanır. Buna “ve la tenkihu ezvacehü min ba'dihi
ebeden” denilir.
Yani ortaya insanlara hayırlı olacak bir amel koyan kişi bu ameli yapmak isteyen diğer insanların kendine değil de ortaya
konulan hayr`ı yapmaya talip olduklarını bilmelidir.
Bu ayetin indiği dönemde 2 anlam taşıdığını biliyoruz. Bunlar; bilindik manada Resulullahın eşlerinin nikahlanamayacağı ve
yukarıda yazılan manadır.
Bu 2 mana, bu ayetin tevilini oluşturan maide yani sofra hükmündedir. Bu iki anlam indiği dönemde eşgüdümlü çalışır. Ancak
günümüzde, ilk şık geçerliliğini kaybeder fakat ikinci şıkkı o dönemden bu zamana iade ettirilir. Bu şekilde ayet anlam
bakımından günümüze uyarlanır ve hayatımızda yer bulur, buna iade ya da iyd yani bayram denilir 5:114.
Bu konumdaki kişi elbette ki bayram edecektir. Çünkü kitabın/ mushafın anlatmak istediğini bugün bile geçerli olabilen
anlamını bulmuştur.
Bir Kitabı
Bir Eseri
Bir Filmi
Bir Şiiri
Bir şarkıyı
Bir matematiksel formülü
Bir bilimsel tespiti
ALEMLERİN RABBİ indirdi diyebilmemiz için tüm bunlarda 2 temel şart aranır
Kitapta 'ALLAH İLE ALDATILMA'' diye bir kavram var da niye ''ALEMLERİN RABBİ'' ile aldatılma diye bir kavram yok
biliyormusun?
Evrensel olmayan ve özellikle dine dayalı iktidarlar iktidarda kalmak için halka sürekli ŞİİR okurlar. Böylece onları
ŞUURSUZlaştırırlar.
Kuranilminde ŞİİR OKUMAk demek sürekli yanlış yapmasına rağmen kişinin muhatablarından hala kendisine güvenmelerini
beklemesi/istenmesi hissiyatını tarif eder.
ŞİİR OKUMA,
ŞAİRLİK ve
ŞİİR kuranilminde kesin olarak yasaklanmıştır.
Kitapta 26 .cı surenin ismi de ŞUARA olarak konulmuş olup bu deyim ''ŞAİRLER'' anlamındadır
Bunun dışında bilinen manada şiir okuma ,şiir yazma,şair olma fiiliyatlarına Kuran ilmi mudahil olmaz. Bu konu
Rabbilalaemiyni ilgilendirecektir
NECM 49
ŞİRA YILDIZININ RABBİ
EŞŞİRA
ŞUUR
ŞAİR
MEŞARİL
ŞİİR
MEŞ'AİRELHARAM
HİSSİYATLARIMIZ
53/49 ;
Bu ayet genellikle ''Şi'ra yıldızının sahibide odur'' şeklindedir ancak YANLIŞ bir mealle manalandırılmıştır.
Bu ayette geçen EŞŞI'RA deyimi ŞUUR,ŞAİR,MEŞ'ARİL deyimleriyle aynı kökten türer 16/80,36/69,6/109,18/19 bu deyimin
geçtiği bir kaç yerdir.
Bu deyimin her geçtiği her yere uyabilen ortak-DUBUR MANASI ; bir şeyin gerek iyi yönde ve gerekse kötü yönde tecrübe
edilerek , kişinin bilinçaltında oluşturduğu ''evet bu iyidir'' yada ''evet bu kötüdür'' şeklindeki kazanımlarıdır.
Yani artık bu kazanımlar kişide bu konuda bir ŞUUR oluşturur.
Hani deriz ya ''şuurlu müslüman'' yada ''şuursuz insanlar'' diye..
Bir insan sürekli aynı yerden ve aynı şekilde kazıklanıyorsa ve hala ayıkmayıp ısrarla ve iştahla o yere TEVECCÜH ediyorsa , bu
insanda bu konuda ŞUUR kalmamıştır.
İşte bu yere yada kişiye EŞŞUARA yani ŞAİRLER denilir 26/224..
Bu yer yada insanların yani şairlerin bu iş için kullandıkları her türlü malzemeye ise ŞİİR denilir.
Allah , Resulunu 36/69`da ''biz ona ŞİİR öğretmedik'' diyerek onu şair olmaktan bertaraf eder.Yani Muhammed kimseyi
ALDATMAZ..
Yada bir insan sürekli aynı yerden ve aynı şekilde fayda görüyor ama hala ayıkmıyor ve bu yere karşı hala ÇEKİMSER bir tutum
içinde ise , yine bu insanda bu konuda ŞUUR kalmamış yani şuursuz olmuş demektir.Bu durumda Kuranda ''la yeş'urune yada
ma yeş'urune'' şeklinde geçer 2/154,6/26,123..Bu durumun tam tersi olursa yani kişi sürekli menfaat gördüğü yere artık
gönlünü tam olarak açarsa , bu durumda bu kişinin içinde bulunduğu haleti ruhiyyeye MEŞ'AİRELHARAM denilir 2/198..
Erkeklerin bu tür bir müslümanlığa talip olmasını anlarım. Ama kadınların buna talip olmasını anlayamam
Şeref ,Onur ve haysiyetlerini bedenleri eşliğinde erkeklere sunan bu kadınların üstüne üstlük inandıkları islam modelini diğer
kadınlara da empose etmeye çalışması bir başka sapıklık.
Ve face de de bunlardan maalesef çok var.
ÖRNEK:
2/276
Sadakaları ne yaparmış?
İlk cümleye göre İMHA ediyor.
İkinci cümleye göre SADAKALAR için kullanıyor.
Şimdi size soruyorum:
RİBA yani FAİZ her ne ise bu İYİ bir şey mi KÖTÜ bir şey mi?
HAYDİ ÇÖZÜN
SEVGİLİ ARKADAŞLAR, YUNUS SURESİ 82. AYETİ İŞLEDİK , SİZE DE ÖZETLEMEK İSTEDİK…
Ve yuhikkullâhul hakka bi kelimâtihî ve lev kerihel mucrimûn*
10/81de karşımıza gelen “İnnallahe” ve etkisi 10/82de devam edecek. İnnallâhe se yubtiluhu; kısaca ifade etmek istersek;
Musa’nın, resulullah Musa’ya uymasa da samimiyetinden dolayı hatasının bedelini ödeyip en sonunda yine evrene yaydığı
pozitif enerjiyle kucaklaşmasına denir.
Ve yuhikkullâhul hakka bi kelimâtihî; İnnallahe’nin Allahu üzerinden hakkı haklaştırdığını söylüyor. Bu ne demektir? Doğru
kelimesi kitapta Hak ve Sıdk olarak geçer. Anlaşılmasına ihtiyaç duyulan olay, iş, söz, insan, ilim vs., ilgilenen kişiden emek ve
zaman ister, işte bu konumda olan ve anlamaya çalıştığımız her ne ise onun adı Hak’tır. Hak’kın hayır adına anlaşılmaya
çalışılmasına Musa 10/82, fedakarlık adına anlaşılmaya çalışılmasına ise Muhammed 47/2, talip olur. Elhak’kı anlamak
isteyenler ona emek ve zaman vermek zorundadırlar.
38/84 de Alemlerin Rabbi “Ben hak’kı söylerim” der. Ancak 39/33de “Sıdkı getirene cenneti veririm”, diyor. Bu aslında tam
olarak “Benim söylediklerimi anlamak için emeğinize ve zamana ihtiyacınız olacak” demektir. Bir düşünün Rabbin söylediği
Hak iken, bizden neden Sıdkı getirmemizi istiyor, aynen onun söylediği gibi bizde Hak’kı söylesek olmaz mı?
Bir deneyelim; Ya-sin diyor RAB 36.surede, biz de aynen Ya-sin diye bir milyon kez söyleyelim bakalım cenneti yaşayabilecek
ya da cennete gidebilecek miyiz .. Hak’kı getirenin cennete ya da cehenneme sahip olacağına dair bir delilimiz yok, bunu
bilemiyoruz . Ancak Hak’tan Sıdkı getirene cennet olduğunu biliyoruz.
Ve yuhikkullâhul hakka ;Kalbi samimi olarak yaptığı hayırda, kaş yapayım derken göz çıkaran insanlar için, İnnallahe kişinin
yaptığı iyiliği Hak’laştıracaktır.
Yani artık iş bu kişinin muhatabına düşüyor ve empati yaparak, arka planı arayarak ya Hak sahibinin iyi niyetini ve aslında
kendisine ne söyledi ve yaptıysa iyiliği için olduğunu anlayacak yani Hak’tan Sıdkı çıkaracak. Ya da sadece Hak çerçevesinde
değerlendirip muhatabını anlamamakta ve “neredeyse, kaşımı düzelteyim derken gözümü çıkarıyordun, bırak kaşım da
hayatım da dağınık kalsın” tavrını takınabilir. İkisi de olabilir çünkü 10/82 de “bi kelimâtihî” geçiyor. Kelime; bir şeye, ortama,
insana, deyime anlam vermektir. “Bi”, ile gelen her şey 2 opsiyonlu düşünülmelidir. Hak ile muhatap olan kişi bunu anlamak
için Musa hissiyatı ile hareket ederse işin sonu hayra, Musa ile hareket etmezse işin sonu şerre gider. Ayetler bize en kötü
duruma göre anlatım ve tavsiyelerde bulunur fakat illa ki en kötü duruma gelinecek diye bir şey yok, tabi ki insan resul
hissiyatlarını devreye alırsa…
Bu ayette “2 ve kuralı” ile “Ta-sin” kuralı birlikte çalışır. 2 ve kuralı ile baktığımızda “Ve yuhikkullâhul hakka bi kelimâtihî” yi
alır “ve lev kerihel mucrimûn”un içine dahil ederiz. Bu ayette Hak’kın Sıdka dönüştürülemediği bir örnek var, bunu ayetin
sonundaki ElMucrimundan anlıyoruz. Elmücrimun yaptığı şeyin sonunu düşünmeyenleri muhatap alan bir ünvandır. Bu da
yine ayette geçen “kerih” ile alakalı. Dış görünüşe bakarak içini doğru anlayabilmek iyi olan Kerih, dış görünüşe bakarak içini
doğru anlayamamak kötü olan Kerih’tir.
Bir sonraki derste Ta-sin kuralı ile ayeti değerlendirmeye devam edeceğiz. Selam ile …
Kitapta anlatılan ve Rabbilalaemiyne ait olan Resullerin her biri bizim aynı zamanda içimizdeki İYİLİK HİSSİYATLARını
tanımlamaktadır. Böylece Kitabi manada ÖLÜMLÜ olan Şahsiyetler üzerinden Kurani manada Tüm insanların içinde bulunan
Evrensel iyilik hissiyatları tarif edilmiştir. İşte bu İyilik hissiyatlarına yani resullere uyduğumuzda Evrene Büyük bir enerji
salmaktayız. Bu enerji Rabbilalemiynden imdad bekleyenlenlerin darda kalmışların imdadına bizim '' MELEKLER'' diye
bildiğimiz /adlandırdığımız GÖRÜNMEZ GÜÇLER olarak yetiştirilmektedir.
Evrende Bu enerjiyi ilgili yerlere ulaştıran iki önemli taşıyıcı/aracı vardır ki bunlara CEBRAİL(CİBRİYL) ve MİKAİL
(MİKYALE)denilir.
Kimli Tüm hayatını işte bu içindeki iyilik hissiyatlarına yani resullere İSTİKRARLI bir şekilde uyarak geçirirse bu kişinin yaşadığı
hayat hem kendisi için ve hem de başkaları için CENNETe dönüştürülür.
Elbetteki İyilik hisiyatlarımıza uyduğumuzda bunun Ahiretteki Büyük ödülünden önce Bunun ilk etapta DÜNYEVİ bir ödülü de
olacaktır/gelecektir. Bu ödüle Kitapta 8/1 de ENFAL denilir. Eğer bir insan başına gelen her güzel şeyin yada işlerinin rast
gitmesinin geçmişte yaptığı iyiliklerin bir ödülü olduğunu anlayabilirse bu durumda bu işin çok karlı olduğu kanaatine varacak
ve Rabilalaemiynden geçmişte nasıl önüne çıkarıldıysa yine aynı şekilde iyilik işlemesi için olay/insan/Ortam çıkarılmasını yada
kendisi için hazırlanmasını talep edecektir. İşte böylesi bir ortam hazırlandığında yada karşısına çıkarıldığında 7/3 ve 39/55 e
göre buna UYMASI ve kaçmaması istenilir . İşte bu durum 7/3 de '' Rabbinizden size indirilene uyun'' şeklinde yer alır.
Eğer insana Nefsi Kaçmayı telkin ettiğinde kişi nefsiyle de mucadele ederek yine de bu iyiliği kaçmadan yani nefsini yenerek
yaparsa bu durum da 39/55 de '' Rabbinizden size indirilenin En güzeline uyun'' şeklinde yer bulur.
39/55 e göre yapılan bir iyiliğin sevabı/mükafatı yada Enfali elbetteki 7/3 e göre yapılanınkinden daha kuvvetli olacaktır
7/3 ve 39/55 de ''Size indirilene uyun yada size indirilenin en güzeline uyun'' deniliken MUSHAF yada KİTAB yada KURAN yada
ZİKR kastedilmez. Ayrıca Resule uyma ile Kitaba/kurana/Zikre uyma da AYNI ŞEYLER değildir.
Çoğu kardeşlerimiz kitapta ''Resule uyun yada itaat edin'' şeklindeki emirlerden Resul öldükten sonra ''Kurana uyun yada itaat
edin '' şeklinde bir mana çıkarmakta ve büyük bir yanılgıya düşmektedirler. Oysaki Resule itaat yada ittiba İlk insandan son
insan son nefesini verinceye kadar İNSANLIĞIN hissiyat aleminde Devam edecektir. ''RESUL'' kavramı iyi anlaşılamadığı sürece
Kitabın yada mushafın yada kuranın anlaşılması da İMKANSIZdır
Lillahi, Rabbilalemiynin Vurucu/Sevici yanıdır. Vurdumuydu TAM vurur, sevdimiydi TAM sever.
Tüm mesele gerek vurmada gerekse sevmede kullanacağı canlı yada cansızların kimler yada neler olacağıdır. İşte bunlara
ALLAHIN ORDULARI denilir
Cevap:
Yaşadığın yada yaşanılan hayatta kim olursa olsun bir insan tarafından ödüllendirilirsen yada azablandırlırsan yada
ödüllendirilmende yada azablandırılmanda bir insan seçilirse bu durumda bu ödüllendirlme veya azablandırma işi bitinceye
kadar ALEMLERİN RABBİ kendisini bu insan üzerinde LİLLAHİye çevirir. Bu insanın belki bu operasyondan haberi bile olmaz.
Bu andan itibaren işi bitinceye kadar bu insan TANRISAL bir varlık olur.
Bu operasyon ilk insandan beri yapılmakta olup son insan son nefesini verinceye kadar da devam edecektir.
Burada insan dışı canlı yada nesneler de seçilebilir. Bu kez bunlar yine işleri bitinceye kadar TANRISAL bir VARLIK haline
dönüştürülürler.
Böylece Kuranın anlattığı tanrı bir GİZEM olmaktan çıkar ve herlkesin rahatlıkla görebileceği gösterebileceği bir varlık haline
gelir. Kuranın anlattığı bu tanrıya iman FARZDır. Çünkü bu hayatın bir parçasıdır ve hayatta karşılığı vardır.
Mitolojik olarak varlığına inanılan tanrının varlığını kabul etmek yada etmemek kişinin kendi tercihi olup işin bu kısmı kuranın
konusu değildir
zikredilen KARUN`da bir melekedir ve içimizde yaşar. Musa’nın kavmindendir ama Musa ile birlikte çalışmaz.
Bu meleke ister hayır içerikli yada isterse hayr içerikli ya da amaçlı olmasın bize VARİYET kazandırmaya çalışır. Yani bize MAL,
mülk, İLM sahibi ol da nasıl olursan ol der..! Helallik haramlık önemli değil der. İşte bizlerde dualarımızda ''yarabbi,
hakkımızda hayırlısı ise olsun deriz ya da yarabbi hakkımızda hayırlı olanı nasip eyle deriz''.
Eğer gerçekten de bu dualarımızın arkasında olursak yani variyet sahibi olma sürecinde, HAYR faktörünü esas alırsak, bu
noktada İBLİYS`in CUNUDU (26/95) yani ordusuna ait olan KARUN`u nefsimizde etkisizleştiririz. Böylece 28/76`da zikredilen
ELKUVVET sahibi USBET yani BİLUSBETİ ULİLKUVVETİ hükmüne gireriz. Çünkü, variyet olsun da nasıl olursa olsun şeklindeki
yaklaşıma dayalı elde edilmiş variyeti ya da bunun sorumluluğunu taşımanın bizlere ağır geldiğini-geleceğini biliriz.
Bu ayette geçen Bilusbeti ulilkuvveti deyimi Muşriklere gitmez. Muminlere gider. Muminler, bu yükün mefatiha`larından yani
anahtarlarından yani AÇILIMlarından uzak durmalıdırlar. Bundan dolayı da kaçınmaktadırlar. Bu ayette geçen MEFATİHA yani
anahtar deyimi FETTAH-FETİH-FETH yani açmakla aynı anlamdadır. Bu türden elde edilmiş variyetin başımıza türlü belalar
açacağını yani MEFATİH yani anahtar olacağını muminler bildiği için bu tür bir KENZ-KUNUZİ, elbette ki muminlere ağır
gelecektir.
KENZ-KUNUZİ; Herhangi bir ihtiyacımızı giderme noktasında bizim için son derece önemli olan META ya da NİMET`e KENZ-
KUNİZİ denilir. Bu deyim HAZİNE diyede tercüme edilirse de yanlıştır. Çünkü HAZİNE deyimi Kuranda aşağıda da
açıklayacağımız üzere ayrı bir deyimdir ve kendine göre bir anlamı vardır. İŞTE bu KENZ, ihtiyacımızı giderme esnasında bizim
için ZEHEBE`ye yani ALTIN`a dönüşür. İhtiyacımızı GİDERME esnasında dedim dikkat edin. ZEHEBE deyimi aynı zamanda
Kuranda GİDERME-YOKETME anlamındadır. (zehebessseyiati - seyyiatin giderilmesi 11/10).
İşte, herhangi bir ihtiyacımızı giderme noktasında bizim için son derece önemli olan unsurlar yani KENZ-KUNUZİ, ihtiyacımızın
giderilmesi esnasında ALTIN hükmüne girer yani daha da kıymetleşir. Misal; oruçlusun, su senin için Kenzdir ama orucunu
suyla açma esnasında bu kenz senin için daha da kıymetleşir ve ALTIN`a dönüşür. Suyla işin bittikten sonra artık gözün suyu
görmez yani hayatında ikinci plana itilir. İşte suyun senin için bundan sonraki konumu FIDDAT yani gümüştür (3/159,62/11).
Bu iki ayete özellikle dikkat ediniz.
Hayatımızdaki MUHAMMED gibi önemli amellerin yapıldıktan sonra küçümsenmesinin yani gümüş haline getirilmesinin yada
ikinci plana itilmesinin önüne geçilmesi murad edilmiştir (fadde-faddu).
Bir muminin KENZ sahibi olması ya da bunun için çabalaması HELAL`dir..!
LAKİN iki şeye dikkat etmesi gerekir ;
1) Bu süreçte KARUN`u işin içine katmayacak..
2) 9/34`e riayet edecek yani sahip olduğu ve kullanma esnasında önce ALTIN`a sonra da GÜMÜŞE dönüşebilen KENZ`i, Allah
söz konusu olduğunda bir anda direkt olarak ELFIDDAT`a dönüştürebilmelidir.
Lütfen 9/34`ü açınız; Tamlamadan sonra gelen velli ibare Kuralını ''yeknizunezzehebe velfıddate''deyimine uygulayınız.
Tamlamanın YA SİYN oranı 6/5`tir yani “ya siyn” bir sayı farkla öndedir. Yine bu ayette geçen ''velfıddati vela yunfikuneha''
deyimine de TA SİYN kuralını uygulayınız. Buradaki tamlamamızda yani VELFIDDATİ de YA SİYN büyük bir farkla öndedir.
Şimdi HAZİNE deyimine gelelim; Bu deyim KENZ deyiminden farklıdır. Bir insanın bir HAYR`ı ya da İHSAN amelini canı
gönülden yapmak istemesine rağmen, bir şekilde elinde olamayan nedenlerden dolayı yapamaması nedeniyle sahip edileceği
mükafata HAZİNE denilir. 63/7 , bu ayette münafıklar yapılması istenilen İHSAN ameline destek vermeyerek , bu ameli
yapmak isteyen muminlerin nezdinde yine bu ameli FIDDATlaştırma gayreti içine girerler yani muminler bu ameli bizim
desteğimiz olmadan yapamazlarsa, gündemlerinden düşürürler şeklinde bir kanıya varıyorlar. Oysa Alllah, muminler bu ameli
yapamasalar bile onlara hazinelerini vereceğini söylüyor ama munafıklar bu durumu FIKH edemiyorlar. Bu ayetteki
''yanfaddu'' deyimi de yine GÜMÜŞ deyiminden yani FIDDAT`tan türetilmiştir.
TARTIŞMA TÜRLERİ
Sevgili Dostlar :
1) Cidal - Cedelleşme
2) Mira
3) Niza
4) Hüccet şeklindedir.
Kuranilmine göre bunlar da bir nevi hissiyatımızı tarif ederler. Tüm tartışmaların hedefi TEVRATa ulaşmak olmalıdır. Tevrat
Yahudilerin Kitabı DEĞİLDİR. Sana anlatılandan senin NET olarak anladığındır. TEVRAT yaşadığımız hayatın KUTSAllarındandır.
Evrende eğer hiç bir canlı birbirini anlayamazsa evrenin halini bir düşünün. Bu yüzden muahatabımızı anlamak yani Tevrata
ulaşmak için azami gayret sarfedilmelidir. Bu gayeretimizi olumlu ve olumsuz yönde etkileyebilen hissiyatlarımız toplam 4
tanedir
1) CiDAL
Tevrata ulaşmada Olumsuz bir bir hissiyatımızı tarif eder. Elimizde hiç bir veri yada geçerli bir veri yada delil yada kanıt yok
iken laf olsun torba dolsun misali konuşmak yada düşünmektir. Kuranilminde CİDAL kesin olarak yasaklanmıştır 18/54
2) MİRA
Eğer karşı tarafa kendinizi anlatamıyorsanız yada karşı taraf sizi henüz anlayacak kapasitede değilse sizin hala karşı tarafta
TEVRATı oluşturma girişiminize MİRA denilir. 42/18 , 18/21. Kuranilminde MİRA kısmen yasaklanır. 18/21
3) NİZA
SÖYLEMde Tevratın oluşabilmesini ancak EYLEM de oluşamamasını yada oluşmamasını ifade eder. Misal vereyim: bir yerde
işe başlayacaksınız. MAAŞ ın miktarında anlaştınız Ancak Ödeme şeklinde anlaşamıyorsanız işte bu içerikli bir tartışmaya NİZA
denilir. 3/152 , 8/43
Eğer yardım etmede anlaştıysanız fakat şekli , miktarı ve zamanında anlaşamıyorsanız buna NİZA denilir, NİZA sonuca göre
helal yada haram kılınır. Eğer sonuçta TEVRAT oluşmussa bu sürecte yapılan NİZA helal kılınır. Ancak Tevrat oluşmamışsa bu
süreçte yapılan NİZA haram kılınır. Bir alman atasözü vardır '' Ende gut, alles gut'' yani '' Sonu iyi biten her şey iyidir'' der ve
işte tam da NİZA içerikli tartışmanın tanımını açıklar.
4) HÜCCET - HACC
Tartışmaların en güzelidir Çok kısa sürede TEVRATa ulaşılır. Muhatablar birikimli samimi , karşılıklı delillere ve kanıtlara göre
konuşurlar ve yeteneklidirler. Bunların tartışmaları adeta bir CENNET BAHÇESİ hükmüne girer. Bunları dinleyen insanlar bu
tartışamadan büyük bir hazz alırlar. Bu insanlar hem birbirlerini kendilerine Bağlarlar ve hemde kendilerini dinleyenleri
kendilerine bağlarlar. Böylece topluca HACC yapılmış olur.
Sevgili Dostlar:
HACC deyimi de HÜCCET deyiminden türetilmiştir. HACC hissiyatımızı içimizde bulunan İBRAHİYM resul melekesi bize telkin
eder 22/27.
HACC yapmak demek Suudi Arabistana gidip te dörtköşe duvar yapının etrafında adeta Putperestvari dönmek DEĞİLDİR. İYİye
, Güzele, Gelişime, Huzura , barışa , Aşka ve HÜCCET şeklindeki tartışmalara Samimice BAĞLANMAKtır.
2/102
Sevgili Dostlar
Kuranilmi bir Hissiyat ilmidir. Kitab içindeki her bir deyim , KURANİLMİ adı altında AYRICA bir mana daha içerir ki işte bu mana
bizim insan olarak bir nevi hissiyatlarımızı tarif eder ve böylece bu deyim işte içerdiği bu ARTI MANA ile EVRENSEL hale gelir.
Bir insan , kendisine herhangi bir nedenle muhatab belirlediğinde ve bununla bir şekilde ilişkiye girmek istediğinde , önce her
iki tarafında kabul edeceği ASGARİ MÜŞTEREKLERİ`ni belirler..Böylece muhatablar , ilişkileri ilerleyen süreçte hangi konuma
gelirlerse gelsinler , DÜRÜSTlükleri dolayısıyla bu müştereklerden asla taviz veremezler.İşte bu müştereklere yani kanıksanmış
ve TAMAM denilmiş bir takım bilgi yada birikimler KİTABALLAHİ hükmüne geçer..!
İlişkinin ilerleyen süreçlerinde muhatablardan , herhangi biri gücünün , ilminin yada kendine göre olan HAKLI konumunun
zayıfladığını ve üstünlüğün karşı tarafa geçmeye başladığını görünce , gündemde olmayan ancak elinde olan başka üstün
taraflarını paçayı sıyırma amacıyla gündeme getirmesine ASHABILFİİL denmektedir.
Bu konumda olan kişi , yine paçayı sıyırmak için 2/101 ve 102`de bir başka manipulasyona başvuracabilecektir..! Buda ; asgari
müştereklerin bu kişi tarafından dürüstlüğe aykırı olacak şekilde devre dışı bırakılması girişimidir.Yani önce TAMAM
dediklerini , ibre kendi aleyhine dönmeye başladığında YOK HÜKMÜNDE saymasıdır..Böyle oluncada daha rezil bir konuma
düşmektedir.İşte bu MÜŞTEREKLER yani KİTABALLAHİ , YOK HÜKMÜNDE sayılırsa buna “VEREA ZUHURİHİM” yani “arkalarına
atma” denilir..! Bu durum 2/101`de bu şekilde anlatılır ve 102.ci ayette bunun , kişinin iç dünyasındaki ayrıntılarına
girilir.Bunu yapan kişi , kendinde bulunan gücü korumak için yani ''Süleyman`da mülkünü korumak için bu yönteme
başvuruyordu'' diyerek , kendine haklı gerekçe oluşturur..Bu batıl hissiyat 2/102`de ''vettebeu ma tetluüşşeyatıynü ala mülkü
süleymane'' şekilinde yerini alır..
Allah , ayetin devamında buna karşı çıkar ''ve ma kefere süleymanü ve lakineşşayatiyne keferu'' yani Süleyman böyle bir şey
yapmaz , bunu şeytanlar yapar denilmektedir ve böylece bu 2.ci manevrayıda Allah kendi katında boşa çıkaracağını
belirtmektedir..
SÜLEYMANIN MÜLKÜ ne sahip mi olmak istiyorsun? O zaman YANLIŞ yada HAKSIZ olduğun KESİNleştiğinde paçayı kurtarmak
için İlgili KONU dışına çıkarak elindeki başka güç ve imkanları gündem etme. Yanlış ve Haksız olduğunu kabul et.
68/1
68/1
NUN ,VELKALEMİ VA MA YESTİRUNE
21/87
ZENNUN
Arkadaşlar 68/1 ri YAni ''NUN'' hurufu mukattasını işleyelim. Bir insanın herhangi bir olay, ayet, kişi, hayat,iş,meslek ile ilgili
VAZİYETİ ÇAKMA yetisine NUN , Bunun için gerekli olan her türlü birikimine(ilm ,tecrübe,tavsiyye,uyanıklık, güç vs.) ise EL
KALEM(elif lam mim ) denilir. NUN , elkalemin çalıştırılamsı ile yazılır. Hani kaliteli bir forvet futbolcunun sahada oynarken
ayağına top geldiğinde ve herkesin de bu futbolcudan gol beklentisi içine girmesi dolayısıyla deriz ya'' haydi oğlum sen bunu
yazarsın'', işte bu futbolcudaki bunu yazma yetisi (NUN),bunun için gerekli olan her türlü arguman (yetenek, hız,
çalımlama,kaleyi tutturma) ELKALEM, ve bunun SATIR SATIR yazılması yani ''yestirune'' deyimleri birleşerek 68/1 de ''Nun
velkalemi ve ma yestirune'' şeklinde yerini alır.
Bir insanda bunu aktive eden MELEKEye ise ZENNUN yani ''NUN SAHİBİ'' denilir. Bu deyim kuranda sadece bir yerde geçer ve
burası 21/87 dir. Bir muslumanın başına gelen iylik yada kötülüğe ANINDA yada mümkün olabilen en kısa sürede teşhis
koyarak konumun farkında olması durumu onu içinde bulunduğu din karşısında EL MUKARREBUNE yapar. kişinin bu
konumuna ayrıca VESSABİKUNESSABİKUNE de denilir. 56/10,11.
Diyelim ki doktorsunuz. Tıp ilminde çok ilerisiniz. Başka doktorların güç bela koyabildiği teşhisi siz ŞAK diye bir kaç dakika
içinde koyabiliyorsanız sizin konumunuz Tıp ilmi karşısısında EL MUKARREBUN dur. Bu konuda size yardımcı olan
melekeleriniz ise 4/172 de elmelaiketülmukarrebune şeklinde yerini alır. Hani deriz ya ''yav herif insan sarrafı olmuş bakması
bile adamın ne mal olduğunu anlamada yeterli ''diye. İşte bu ünvan böylesi bir konumdur.
Arkadaşlar bir insanın cennete gidebilmesi için 3 adet NUN a sahip olması gerekir. Bu 3 adet NUN 3,5,7 rakamları ve bunu
tanımlayan ZENNUN deyimi ile alakalıdır. Bu deyimdeki NUN harfi sayısı toplam 3 tanedir. Kuranda allahın sevdiği ünvanlar ;
El muttakıyn, essabiriyn, el mutevekkiliyn, el muksitiyn,el muhsiniyn,el müttehhıriyn ,El mutetahhiriyn.
Bu ünvanlardan en az birine sahip olanlarda diğerleri otomatikmen oluşur. Bu ünvanlar kitabi yazılımlar içindeki MANAyı yani
KURANİlmini çıkarmada NUN sahibidirler yani ZENNUN melekeninin hakimiyeti altındadırlar. Bu konum ZENNUNun birinci
NUN udur. Bu vaziyeti Çakma yetisine kuranilminde '' 3 '' rakamı da denilir
Birinci NUN a sahip edilen insanlar kendilerini TAM olarak sadece arif olanın anlayabileceği bir şekilde konuşmalı yada
yaşamalıdır, yada deşifre etmelidir.İşte bu da İKİNCİ NUN dur. insanlara karşı allah katında CEHD ve SAMİMİYETİNle sahip
olduğun yada edildiğin makamını TAM olarak açığa vurma , AMa bırak ARİF olan seni anlasın makamına şahit olsun. İşte bu
arkadaşlar İkinci NUN dur. Bu konum ise Kuranilminde '' 5 '' rakamı ile ifade edilir
Üçüncü NUN ise bu iki NUN u yaşamında kendini ve tüm insanları DEĞİŞTİRME yönünde gösterebilmendir. Bu durum ise
Kuranilminde '' 7 '' rakamını tanımlar.
Böylece toplam 3 adet NUN a sahip olacaksın. Bu durumda sana hükmeden meleke ZENNUN olur. Ama bunlardan bir
tanesinde hata yaparsan yani ya ortalıkta farklı giyinip yada konuşup kendine kendince bir takım dini ünvanlar
yapıştırısan(bediüzzaman, üstat, allah dostu,hocaefendi ,mehdi ,seyyid vs.) işte bu durumda sahip olduğun NUN larından
birini kaybedersin ve 21/87 nin muhatabı olursun..
TA SİYN HİSSİYATIMIZ
TA SİYN
27/1
Geçmişine BAĞLI ol Ama ona BAĞIMLI olma.
Eşine BAĞLI ol Ama ona BAĞIMLI olma
Ülkene BAĞLI ol Ama ona BAĞIMLI olma.
İşine BAĞLI ol Ama ona BAĞIMLI olma.
Mushafa/Kitaba BAĞLI ol Ama ona BAĞIMLI olma
Bir şeye BAĞLI olup da ona BAĞIMLI olmama hissiyatımıza TA SİYN denilir.
Bu yaklaşım aynı zamanda MUSHAF içindeki KURANı anlamada/çıkarmada da yani yaklaşık 1800 civarında ayetin ''KURAN
OLARAK'' anlaşılmasında bir kural olarak aynen geçerlidir
Bu EVRENSEL hissiyatımız Mushafta/Kitapta NEML SURESİ 1.ci ayette TA SİYN yazılımı şeklinde kodlanmıştır
TA SİYN KURALI UYGULANDIĞINDA ANCAK DOĞRU OLARAK ANLAŞILABİLECEK BİR KAÇ AYET ÖRNEĞİ:
Bunun gibi yaklaşık 1300-1800 ayette bu kuralı uygulanamadan bu ayeteri ASLA ve ASLA doğru anlayamazsınız
2/131 , 26/77
İBRAHİYM VE RABBİLALEMİYN
Rabilalaemiyn bir olayın , fikrin, iddianın, dinin, allahın ve her türlü eylem ve söylemin Akla ,mantığa, evrensel hukuk
normlarına,Vicdana ,ahlaka ,ekolojik dengeye, temel insan hak ve hürriyetlerine uygun haline denilir.
ALLAH ise Rabbilalaemiynin insanlara , algılanması farkedilmesi ve daha güzel hale getirilmesi için takdim ettiği her türlü
GÜZELLİKliktir
İnsanı İLKETAPTA yaratan ALLAH değildir. Aksine İlk etapta İnsan ALLAHı yaratır. İnsanı yaratan Rabbilalaemiyn dir. .
Rabbilalaemiyn kriterlerine uygun olunması kaydıyla insan tarafından yaratılan ALLAH eğer Rabbilalemiyn kriterlerine
hakikaten de uygun olursa bu kez Allah insanı yaratmaya başlar. Böylece insan MEDENİ ve UYGAR biri olur. Hem bilimde,
teknolojidehem de kendi iç dünyasındaki hissiyatlarında gelişir büyür ve her açıdan ERDEMLİ hale gelir. Böylece yeri
geldiğinde ALLAH insanı ,yeri geldiğinde de İNSAN allahı yaratır
Herşeyi bilen Allah değildir, Herşeyi bilen, gören, kontrol eden Rabbilalemiyndir
Rabbilalaemiyni bırakıp da Allaha ibadet edenler, Allahtan bekleyenler ona dua edenler Rabbilalaemiyne karşı Allahı PUT
haline getirerek onu ilahlaştırırlar. Oysaki Kitapta İman edenler Dua ve i beklentilerini esas olarak allahtan değil
Rabbilalemiyne yaparlar Nitekim Resul İbrahiym de 26/77 de belirtildiği üzere kavmi ile olan mucadelelerinde
RABBİLALEMİYNi temek kriter olarak alır ALLAHı değil.
Resul İbrahiym içimizde bulunan ve bir insanın şerefisine haysiyetine namusuna vatanına milletine EŞİNE dinine BAĞLILIĞINI
telkin eden İYİLİK hissiyatımızdır.
Resul İbrahiym bunları bize yaptırırken ALLAHı değil yine 2/131 de Rabbilalemiyni esas alır. Yani bunlara KÖRÜ KÖRÜNE değil,
Putlaştırarak değil Rabbilalaemiyn kriterlerine uygun olması kaydıyla bize BAĞLILIĞI telkin eder
Tarihler boyunca insanlar DOĞMAtik olarak kabul ettikleri DİN olgusunun başaktörünü Rabbilalemiyn değil de ALLAH yada
TANRI yada YEHOVA yada adını ne koyarsınız koyun, bunları belirledikleri için insanlar Allah adına ,Tanrı adına katledilmiş,
kadınların ırzına geçilmiş, Medeniyyet ve insanlık ayaklar altına alınmıştır. Bugün bile Bu katliamlar özellikle ortadoğuda yine
aynı sebep dolayısıyla devam etmektedir.
İnandığın allahını , Tanrını, Kitabını Rabbilalaemiyne tastik ettir. Bunu yapmazsan o inandığın Allah yada kitap ,senin için
dünya ve ahirette sana rahmet değil zillet ve azab getirir
Eğer inanmanı istedikleri Tanrı yada Allah yada Yehova yada adı her neyse ,ve bunların insanlara gönderdiği iddia edilen
kitaplar adı ister Kuran olarak ister İnciyl olarak isterse Tevrat olarak bilinsin yada öyle anılsın , bunları da ,eğer
Rabbilalaemiyn kriterlerine uygun değilse kesinlikle rededeceksin
ALLAHA TESLİM OLMAKLA EMROLUNMADIN. Zaten Kitapta ''allaha teslim Olma'' diye bir ibare de YOK.
KUTSAL Tanrı yada ALLAH inancı adına Dünyadaki tüm Katliam ve FİTNE lerin sebebi işte insanların Rabbilalaemiyni bırakıp
ALLAHA teslim olmalarıdır. Eğer Teslim olduğun Allah, rabbilalaemiynin onayladığı Allah olursa sana ne mutlu. şimdi Lillahi
Rabbilalaemiyne teslim olabilirsin. Sana artık Cennet var. 27/44
Bu konuda Alemlerin Rabbi temel olarak bizlere bize yerleştirdiği 2 adet Peygamberi ile destekçi olur. Bu peygamber
hissiyatları İDRİYS ve ŞUAYBtır.
İDRİYS PEYGAMBER Tedrisat ŞUAYB PEYGAMBER ise Medeniyyet peygamberldir
İÇİMİZDEdirler
İSMAİL
19/55
Ve kane ye'muru Ehlehu bissalati vezzekati
Mesleğinizde/kendi dünyanızda hayr ve insaniyet adına küçük dahi olsa bir FARKLILIK yarattığınızda/yaratabildiğinizde bu
durum size Alemlerin Rabbinin Resullerinden olan ve içinize yerleştirilmiş olan İSMAİLin ve sizin ona olan itaatinizin bir
ÖDÜLüdür.
İnsaniyet ve hayr adına her alanda farklılık yaratabilenler/yaratanların yada bu yönde bir azim yada çaba içinde olanlar
İSMAİLin şefaatine nail olurlar.
İşte bu hissiyatımız Mushafta Meryem Suresi 55.ci ayette İSMAİLİN EHLİNE NAMAZI VE ZEKATI EMRETMESİ şeklinde yer bulur
20/96
KÜÇÜLEREK BÜYÜME
SUSARAK KONUŞMA
Hayatta bazen zorluklarla karşılaşırız. Bu zorluklarla mücadele etmemiz ve bundan BAŞARILI çıkmamız için bazen hareket
alanımızı kısaltmak ya da küçültmek zorunda kalırız. İşte içimizden bize bunu yaptıra hissiyatımıza KABDETME denilir.
Hayattan örnekler verelim;
Eğer bir insan hayatta bir zorlukla karşılaştığında yukarıdaki yaparsa bu MEŞRU`dur.
Ama bir insan hayatta o an için karşılaşmadığı bir zorluk karşısında KABDETEN yaparsa bu durumda bu kişi ÜÇKAĞITÇIDIR ve
toplum tarafından dışlanır. İşte bu durumda bu kişiye hakim olan hissiyata SAMİRİ denilir. SAMİRİ her zaman için HAYR
melekemiz olan MUSA tarafından KOVULUR.
Yani;
1) Grip ya da soğuk algınlığı ya da yatak istirahati almamız gereken bir sağlık durumumuz OLMAMASINA RAĞMEN yatak
istirahati alıp da İŞTEN KAYTARMA yoluna gidiyorsak,
2) DELİ olmamamıza rağmen Devletten Malul emekli maaşı almak için DELİ NUMARASI yapıpta Doktorlardan DELİ RAPORU
almaya çalışıyorsak,
3) Ölen babamızın ya da annemizin emekli maaşını almak için eşimizden GÖSTERMELİK olarak BOŞANIYORSAK,
4) Askere gitmemek için SAHTE DOKTOR RAPORU alıp da ÇÜRÜK olarak algılanmak istiyorsak,
İşte içimizdeki SAMİRİ hissiyatı bizde şan şeref haysiyet bırakmaz. SAMİRİ`nin bu davranışlarını haklı çıkarma girişimi 20/96`da
''kale basartü bima lem yabsuru bihi fe KABADTÜ KABDATEN min eserirresuli fenebeztüha ve kezalike sevvelet liy nefsiy''
cümlesi ile ifade edilir
Kitap KE-TE-BE yani ''yazma'' kökünden gelir. Bu ilgili deyimin arapça manasıdır.
Ancak ilgili deyimin Kurani manası bir insanın yada canlıların kendisinden menfaat görme amacını taşıyacak şekilde bir şeye
yaklaşma hissiyatını tarif eder.
Yani Menfaat görme amacı ile neye yada kime yaklaşıyorsanız işte bunu size yaptıran hissiyata KİTAP denilir.
Dünyada KİTAPSIZ hiç bir canlı yoktur. Kitaba yaklaştığınız andan itibaren ondan menfaat görmeye başlayıncaya kadar size
hükmedecek hissiyata EHLİ KİTAB yani KİTABEHLİ denilir
Menfaat görmek istediğiniz her kim yada her ne ise ona Samimice, adamakıllı,insan gibi, Temiz kalb ile yaklaşırsanız İYİ KİTAB
EHLİ olursunuz. 3/113 ü okuyunuız
Haince, namusuzca ,gizli hesaplar ve kötü kalb ile yaklaşıırsanız KÖTÜ KİTAB EHLİ olursunuz. 3/98 ve 99 zu okuyunuz
Özellikle kitabehli yani ehli kitab kavramlarını Mushafın dışına çıkarak ve tarihten yardım alarak anlatıp veya anlayıp da bu
kavramı sadece geçmişte yaşamış ve bugün yaşayan YAHUDİ ve HRİSTİYANLARA götürürseniz ancak ve ancak EŞEK olursunuz
Eyy Muhammed: Tüm insanlar için rahmet olarak gönderildiğini söylüyorsun. Ama Sadece belli bir coğrafyada ve belli insanlar
seni görebildi. Diğer coğrafyada yaşayan insanlara niye aynı şans tanınmadı?
MUHAMMED : Siz beni yanlış anlamışsınız. Alemlerin Rabbi beni Resul seçtiğinde beni değil benim üzerinden her insanda
hatta tüm canlılarda hatta bizzat kendisinde de bulunan FEDAKARLIK HİSSİYATnı tanımlamaya çaılıştı.
Söz konusu Fedakarlık olunca zaman ve mekan farkı olmaksızın hem söylemde ve hem eylemde bir HİSSİYAT olarak tüm
alemler için rahmet olarak var edildim. Yani ben ilk insandan beri her insanın hayatında zaten vardım. Siz Cismim üzerinden
anlatılmak istenilen hissiyata değil cismime kafayı takmışsınız.
Eyy Muhammed: Madem ki Bir hissiyat olarak her insanın hayatında vardın Cismine ne gerek vardı? Demekki Cismin
olmasaydı da bu durumda Tüm insanlık için yine bir şey değişmeyecekmiş?
MUHAMMED: Bu doğru Cismim olmasaydı da yine bir şey değişmeyecekti. Cismen gönderilmem evrensel bir yaklaşım değildi
ve Alemlerin rabbinin kendi Kişisel bir tercihiydi.
Siz kişisel bir tercihi tüm insanlar için DAYATMA yoluna gittiniz.
Oysa anlamanız gereken şey benim cismim değil benim üzerinden anlatılmak istenilen fıtrati bir hissiyatınızdı.
Yanlış yerden baktınız ve yanlış gördünüz
103/3
VETEVASAV BİLHAKKI VETEVASAV BİSSABR
HİSSİYATIMIZ
103/1 de VELASR deyimine dikkat. Bu deyim 12/49 da YA'SİRUNE şeklinde de geçer ve BOLLUK İÇİNDE OLMAyı verir. Bir
insanın sapması yada azması BOLLUK içine düştüğünde daha kolaydır. En büyük sapıklıklar RIZKI dar olanlarda değil Rızkı BOL
olanlarda görülür.
103 .vü sure olan ASR suresinde buna dikkat çekilir. Bir insanın İmanını koruması eğer bu insan sürekli bolluk içinde yaşıyor
yada yaşatılıyorsa mümkün değildir
Bu yüzden sürekli BOLLUK içinde yaşayanlar ERDEMLİliğini korumak için kendisine YAPAY darlık ve meşakkat alanları
yaratmalıdır. İşte bu hissiyata '' vetevasav bilhakkı vetevasav bisssabr'' denilir.
''TEMİZ'' HİSSİYATIMIZ
Sevgili Dostlar:
1) TATHİR:
Eğer bir insan bir makama yada hayatta hedeflediği bir yere kimsenin üstüne basmadan, torpil yapmadan yada yaptırmadan
kıç yalamadan EMEĞİ ile ve ÇALIŞARAK gelmiş yada gelme gayreti içinde ise bu kişiye TATHİR olmuş yani MUTAHHAR olmuş
denilir. Bu kişi Eğer Rabbilalaemiyne Hizmeti de bu şekilde yaparsa bu kişiye EL MUTTAHHİRİYN denilir ve allah bu kişiyi 2/222
de seveceğini belirtilir.
Artık biliyoruz ki Kuranilmi kitabın içindedir 56/77. KİTAB içindeki Kurana da ancak ve ancak EL MUTAHHARUNE olanlar
ilişebileceklerdir. 56/79. Yani Bu iş için çalışanlara ve Emek verenlere bu nasip edilecektir.
2) TAYYİB
Rabbilalaemiyn kıstaslarına aykırı olmayan yada olmadığı kanıtlanmış ve insanlar tarafından da BENİMSENMİŞ ancak coğrafi
yada kültürel farklılıklara göre değişiklik gösterebilen her türlü eylem söylem yada YENİLEN yada İÇİLEN şeylere TAYYİB
denilir.
Kitapta bize TAYYİB olan herşeyin YERİNE ve MUHATABINA göre değişebilecek şekilde HELAL kılındığı söylenir
Rabbilalaemiyn bizleri herbirimizin içimize, iç dünyamıza yerleştirdiği resulleri ile kontrol etmeye çalışır. Bu resullerin her biri
bizim İYİLİK hissiyatlarımızdır ve bizim MUTLULUĞUMUZ için uğraş verirler. Bu resullerin her birinin YAP yada SÖYLE dediğini
YAPMA yada SÖYLEME diyen NEFSİmize bunu ZORLA da olsa YAPMA yada SÖYLETME çabamıza
YADA
Bu resullerin her birinin YAPMA yada SÖYLEME dediğini YAP yada SÖYLE diyen NEFSİmize bunu ZORLA da olsa YAPMAMA
yada SÖYLETMEME çabamıza ZEKAT bunu yapabilene ise ZEKİ İNSAN denilir.
Türkçede kullandığımız ''ZEKİ'' deyimi akıllı ve kafası çalışan olarak telakki ederiz. Oysaki Rabbilalaemiynin ZEKİ İNSAN anlayışı
yukarıdaki tanımdaki gibidir
ZEKAT bir MUCADELE dir. Ve ZEKİ olabilenlerin FELAH bulacağı ifade edilmiştir. 91/9 ,
Sevgili Dostlar
Kuranilmi bir Hissiyat ilmidir. Kitab içindeki her bir deyim , KURANİLMİ adı altında AYRICA bir mana daha içerir ki işte bu mana
bizim insan olarak bir nevi hissiyatlarımızı tarif eder ve böylece bu deyim işte içerdiği bu ARTI MANA ile EVRENSEL hale gelir
SU yani MAE deyimi KİTAPta toplam 56 yerde geçmektedir. Bu deyimin KURANİLMİ cinsinden tanımı ise ;Bir insanın bir eylem
yada söylemi KOLAYLIKLA İÇSELLEŞTİREBİLME yada HAZMEDEBİLME hissiyatına ''SU'' yani EL MAE denilir.
Hayattta yada hayatımızda karşılaştığımız her türlü hal , hareket, sevinç yada hüzünleri eğer kolaylıkla içselleştirebiliyor yada
hazmedebiliyorsak işte bunları bize içimizden telkin eden hissiyatımıza SU denilir. Doğal olarak Bu hisiyatımız da İYİ yada
KÖTÜ yönde olabilmektedir. Eğer Rabbilalemiyne uygun olmayan hal ,hareket , hüzün yada sevinçleri Kolaylıkla
içselleştiriiiirisek bu suya PİS SU, Eğer Rabbilalaemiyne uygun olan hal, hareket ,hüzün yada sevinçleri kolaylıkla
içselleştirebilirsek buna da TEMİZ SU denilir
24/45 de '' Her canlı SU dan yaratılmıştır'' denilirken bu ayette bilinen manada Canılalrın SU dan yaratılması BİRİNCİL olarak
konu edilmez. Yine bizim bir insan olarak bir nevi hissiyatımız tarif edlilir. Bu ayetin anlatmak istediği ve bizim de bir insan
olarak hissiyatımızı tarif eden MANAsı '' eğer bir insan kendine ait bir olguyu( Sıhhat, Afiyet, Mal , variyet, Eşi vs) geçici bir
süreliğine elinden kaçırdığında yada kaybettiğinde ve sonuç olarak ona yine kavuştuğunda yada kavuşturulduğunda bunları
çok kolay bir şekilde hazmedebilmesi yada içselleştirebilmesi durumunu içerir
Ahirette CEHENNEMe atılmış yada atılacak olan kişilere yada daha dünya hayatı devam ediyorken kendi yapmakta oldukları
dolayısıyla Cehennemini yaşayacak olan insanlara SU haram kılınmıştır. Yani bu insanlar cehennemdeki konumlarını kolay
kolay hazmedemeyecekler buraya kolay uyum sağlayamayacaklardır 7/50.
Oysaki CENNETini yaşayacak olan insanlarda TEMİZ SU bol miktarda bulunur. Çünkü YEŞİLLİKLER içindeki TEMİZ SU sayesinde
insanlar cennetteki konumlarını kolaylıkla içselleştirebileceklerdir. Kuranilminde YEŞİL yani ''HUDREN'' deyimi Bıkmamayı
veya usanmamayı telkin eden hissiyattır. Bu yüzden insanlar için cennet her zaman YEŞİLdir.
Cehennemdeki her bir insan için ''SU'' hissiyatı aktif hale geldiğinde yani artık belki milyonlarca belki de milyarlarca sene
kaldıktan sonra buraya artık uyum sağladığında yani kişi cehennemde SU ile buluştuğunda bu kişinin Cehennem hayatı sona
erdirilecek ve bu kişi artık bu aşamadan sonra LİLLAHİ ye entegre edilerek şekli varlığı SONlandırılacak ve böylece
FANİleştirilecektir.
O halde kim ki Cehennemde ''SU'' bulursa bu kişinin Cehennemde kalmasının artık bir anlamı olmayacaktır.
SU olmadan bir insanın hayatını HİSSİYAT aleminde devam ettirmesi mümkün değildir
ETTAAM yani ''yiyecek'' deyimi ise Kitapta toplam 48 yerde geçmektedir.Bu deyimin KURANİLMİ cinsinden tanımı ise ;Bir
insanın bir eylem yada söylemi ZORLUKLA İÇSELLEŞTİREBİLME yada HAZMEDEBİLME hissiyatına ''YİYECEK '' yani ET TAAM
denilir.
Tüm RESULlerin Gerek Kendi kavmi içinde ve gerekse her bir insanın içindeki Mucadeleleri ''SU'' cinsinden değil ''TAAM'' yani
''YİYECEK'' cinsinden olmuştur. 25/7.
Hayattta yada hayatımızda karşılaştığımız her türlü hal , hareket, sevinç yada hüzünleri eğer ZORLUKLA içselleştirebiliyor yada
hazmedebiliyorsak işte bunları bize içimizden telkin eden hissiyatımıza ETTAAM denilir. Doğal olarak Bu hisiyatımız da İYİ
yada KÖTÜ yönde olabilmektedir. Eğer Rabbilalemiyne uygun olmayan hal ,hareket , hüzün yada sevinçleri ZORLUKLA
içselleştiriiiirisek bu yiyeceğe PİS YİYECEK , Eğer Rabbilalaemiyne uygun olan hal, hareket ,hüzün yada sevinçleri ZORLUKLA
içselleştirebilirsek buna da TEMİZ YİYECEK denilir,
Doğuştan , insanın içine konulmuş hiç bir KÖTÜLÜK HİSSİYATI/TOHUMU yok. sadece İyilik hissiyatları var. Bunlar 2 gruptur
1) Resuller yani Peygamberler: Bunlar Alemlerin Rabbine aittirler. İçinde bulundukları her insana
Akıl
Mantık
Ahlak
Vicdan
Tutarlılık
Bilgi
Evrensel insani değerler
Etik normlara göre yaşaması yada düşünmesi gerektiğini telkjin ederler
2) İBLİYS: (dikkat ediniz ŞEYTAN kavramını kullanmadım)
Bu da iyilik hissiyatımızdır ve yine Alemlerin rabbine aittir. İbliys de içinde bulunduğunu her insana
Şekli güzellikleri yada güzel şekilleri ve bunlara sahip olmayı telkin eder. Bu kötü bir şey değil. Eğer İbliys olmasaydı en basit
anlamıyla hiç bir kadın yakışıklı bir erkekten yada hiç bir erkek fiziksel olarak güzel bir bayandan etkilenemeyecek ve insanlar
üremeyecekti.
Aynı şey diğer canlılar için de geçerlidir.
İşte İbliys burada devreye giriyor. Bizi ŞEKLEN etkileyen güzellere yada güzelliklere sahip olmamız gerektiğini bize telkin
ediyor. Ancak İbliysin bu güzel ve varolması gereken husletiinn bir noktadan sonra FRENLENMESİ gerekiyor. İşte bunu da
içimizde bulunan Resuller yapıyor.
Eğer SADECE şekli güzelliklerin etkisinde kalarak hayatınızı devam ettirirseniz bu durumda İbliys kendisini sizi etkileyen o şekli
güzellik üzerinden ŞEYTANa dönüşürecek ve sizin hayatınızı mahvedecektir. Bu yüzden İbliys içinizde sadece İBLİYS olarak
kalsın ve size bir faydası dokunsun sakın şeytana dönüşmesin.
Güzellik önemli ama bir yere kadar
Mal- Mülk önemli ama bir yere kadar
Makam mevki önemli ama bir yere kadar
dediğinizde ve bunun da arkasında durduğunuzda içinizdeki resullere İbliysinizi FRENLETMİŞ olursunuz.
Yoksa ŞEYTAN hayatınızı mahvedecektir( Dikkat ediniz ŞEYTAN kavramını şimdi kullandım)
6/122
ÖLÜMDEN SONRA DİRİLİŞ
AHİRET
RABBİLALAEMİYN
AYNELYAKİYN
İLMELYAKİYN
KİTABÜN MUBAREKÜN
6/122 yi dikkatle okuyun. Orada Öldükten sonra diriltilen bir adamdan bahsediliyor. yani bilinen ŞEKLİ bir AHİRET olmuş. Peki
nerede olmuş? Dünya hayatı devam ederken olmuş ve olmaya da devam ediyor. Bu ayetin içeriği Yaşanılan günlük hayatta
her zaman oluyor. Yani bilinen manada Ahireti bizler dünyada iken de değişik ŞEKİLlerde yaşayabiliyor yada yaşayanları
görebiliyoruz. İşte bizler YAŞAMDA var olan ahirete iman ediyoruz. ve bu Ahiret TÜRÜ ne imanın FARZ olduğuna
inanıyoruz.İnsanlara da Bu ahiret ŞEKLİne iman etmek zorundasınız diyoruz 6/122 ye iman ediyoruz. Bilinen manada
Öldükten sonra ahiretin varlığı Kuranilminin konusu değil. Bu husus Rabbilalaemiyne bırakılmıştır. Yani Şeklen Öldükten sonra
yine Şeklen diriltildiğinde ve bunu İLMEL YAKİYN olarak bildiğinde ve AYNELYAKİYN olarak gördüğünde İman etme
Mecburiyetin olacak. İşte o zaman MECBURsun. Ahiretin bu şekline dünya hayatın devam ederken iman etmek
mecburiyetinde değilsin. Bu iman kişilerin keyfiyetine kalmıştır. Ancak AHİRETE İMAN farzdır. 'AHİRET'' kavramı senin
hayatında binlerce Şekilde vukuu olabiliyor. İşte bu şekildeki yada şekillerdeki AHİRETe evet diyeceksin.iman edeceksin Bunu
inkar eden ancak AHMAKtır. Çünkü bunu inkar edersen YAŞAMIN bizzat kendisini inkar edersin. Ancak bilinen Şekli ölümden
sonraki Ahiret de bir ahiret türüdür. Buna iman etmek bu ŞEKLİ TÜRÜ henüz görmediğin için Mecburi olmaz. İşte bu
yaklaşıma KİTABÜN MUBAREKÜN denilir ve buna ittiba edilmesi istenilir
'ALLAH VE AHİRET GÜNÜNE İMAN '' yada ''MUMİNİYN'' HİSSİYATIMIZ
Sevgili kuran dostları:
Kuranilmi bir Hissiyat ilmidir. Kitab içindeki her bir deyim , KURANİLMİ adı altında AYRICA bir mana daha içerir ki işte bu mana
bizim insan olarak bir nevi hissiyatlarımızı tarif eder ve böylece bu deyim işte içerdiği bu ARTI MANA ile EVRENSEL hale
gelir.......
İşte bu deyimlerden ikisi de MÜMİNİYN ve ALLAH VE AHİRET GÜNÜNE İMAN kavramlarıdır
Sevgili Dostlar. KURANİLMİNE göre ''Allah ve Ahiret gününe iman'' deyiminden bilindik manada Allahın varlığı ve Ahiretin
varlığına iman anlaşılmaz. Eğer bu şekilde anlaşılırsa bu ayetin başlangıç cümlesi olan ''innelleziyne amenu'' nun bu ayette ne
işi var diye sorulur. Çünkü allah bu ayette iman edenlerden de allahın ve ahiretin varlığına iman etmelerini ister. O zaman biz
de allaha şunu sorararız '' ey allahım allahın ve ahiretin varlığına iman etme sorunu yaşayan ve bundan dolayı da senin 2/62,
5/69 ve 22/17 de bunlara davet ettiğin bu insanları İMAN EDENLER diye niye nitelendirdin.? Hadi diyelim ki bu ayetlerde
geçen sabii, nesara, hadu gurubunun böyle bir sorunu var onları allaha ve ahiret gününe imana çağırıyorsun, Bu durumu belki
anlarız. YAhu allahım iman edenler diye nitelendirdiğin bu grubun bunların arasında ne işi var? İman ettiklerini belirtiyorsan
daha neye imana çaırıyorsun? yok eğer iman etmemişlerse o zaman bu ayetlerin başında bunları niye ''İMAN
EDENLER=İNNELLEZİYNE AMENU'' olarak nitelendirdin?
İşte arkadaşlar LİSANİ MANA sı ile allahı kul mantığı ile köşeye sıkıştırmak mümkün olabiliyor. Ama bu ayette anlatılan bunlar
değil. Peki NE? şimdi ona bakalım. Kuranda geçen allah ve ahiret gününe iman deyimi mevcut anlamını kastedmez. Sahip
olduğun İLM den daha iyisi geldiğinde ya da sen daha iyisini gördüğünde elindekinden vazgeçme samimiyetine allaha ve
ahiret gününe iman, bunu yapabilene ise MUMİNİYN denilir.
Lütfen 2/8 i lisani arabi olarak okuyunuz. Bu ince manayı meallerde göremeyebilirsiniz. Bu ayette allaha ve ahiret gününe
iman ettiklerini iddia edenlerin aslında MUMİNİYN olmadıkları iddia edilir. Aslında böyle bir iddia karşısında verilecek cevap
ayette şu şekilde olmalıydı .'' oysa onlar allaha ve ahiret gününe iman etmemişlerdir'' Ama allah bu deyimi MUMİNİYN
deyimine HUDENleştirmiş. Tekrar tekrar ve dikkatli okuyunuz.
Şimdi MUMİNİYN deyiminin anlamını bulursam otomatik olarak allaha ve ahiret gününe iman deyiminin de anlamını bulmuş
olacağım ve bu bulduğum anlamı da gidip 2/62 de yerine koyacağım. MÜMİNİYN deyiminin çözümü için 10/78 ve 7/132 ye
gidiniz. Bu iki ayette musa, büyücülerin getirdiklerinin daha üstününü getiriyor ve buna iman istiyor. Büyücüler İman ediyorlar
ancak firavun ve melesi MUMİNİYN olmamada direniyorlar ve bunu da bu iki ayette dile getiriyorlar. Eğer firavun büyücülerin
elindekinden daha iyi olduğunu gördüğünü musanın getirdiklerine iman etseydi ünvanı o anda MUMİNİYN olacaktı ama
yapamadı.
O HALDE şimdi dönelim 2/62 ye: arkadaşlar bu ayette geçen İMAN EDENLER gubu başına İNNE deyimi alarak tamlama şekilne
dönüştürülmüştür Yani İNNELLEZİYNE AMENU haline getirilmiştir. Eğer bir deyimin başında İNNE deyimi varsa bu kişiler ya da
hareketler sadece o kişide sınırlı kalmamış tüm topluma çevreye dünyaya ya da kişinin hayatının tamamına yayılmış demektir.
O halde iman eden biri İnancını tüm topluma yaymış toplumu bu şekilde yönlendirmişse buna İNNELLEZİYNE AMENU denilir.
Ancak günün birinde sahip olduğu ve tüm toplumu yönlendirdiği bu inancından DAHA İYİSİ yada DAHA GÜZELİ karşısına
çıktığında toplum tarafından AFAROZ edilme riskini göze alarak elindekinden vazgeçebiliyor ve bunu da topluma
haykırabiliyorsa işte bu kişi için başarılmış bu zor duruma 2/62 de AMELEN SALİHAN, bunu yapabilme samimiyetine ise Allah
ve ahiret gününe iman denilir. Bu sahip olunan vasfa ise MUMİNİYN denilir.
Arkdaşlar bu MUMİNİYN deyimi A ME NE fiil kökünden türetilmiş BAŞLICA 4 ünvandan biridir. Diğer ünvanlar EL MUMİNUNE,
EL MUMİNİYNE ve MUMİNUNE dir Bunların hepsi İMAN EDENdir ancak gördüğünüz üzere aralarında anlam farkları yada
konum farkları bulunmaktadır. o halde gelen bir üst delile karşı Bu ayette istenilen şey ,kişi için nekadar zor olsa da bunu
kabul etmek ve eskisini terketmektir.
Tedebbür ile kitaptaki arapça kavramlar üzerinden hissiyatlarınızı öğrenirsiniz. İşte buna Kuran denilir
Örnekler:
SEMA: Bunun arapça manası GÖK tür. Ancak Hissiyati manası Makuliyet ve Mantıkıyet sınırlarını ifade eder.
Bir insan Makul ve mantıklı olamıyor yada olanı göremiyorsa bu insan cehennemini yaşıyor demektir ve yine bu insan için
7/40 da '' onun için SEMAnın kapıları açılmaz'' denilir
Yoksa bilinen manada Gökteki kapılardan bahsedilmez.
Semanın kapılarının bizler hatta mümkünse tüm insanlar için her zaman açık olması/açık kalması dileğiyle
EKİMİSSALATE VE ATÜZZEKATE
Lisani arabi yani meali manası :Namazı kılın ve zekatı verin.
4/34
VADİRİBUHÜNNE
'' ONLARI (KADINLARI) DÖVÜN''
ALLAHI SORGULAMA
HAKK VE SIDK
Halil Ibrahim Ülgü: Ey Allahım sen indirdiğin kitabında NEyi konuşursun/söylersin?
Allah : Ben HAKKı konuşurum/söylerim. Bunu da bu şekilde 38/84 de kendimi kastederek ''VELHAKKA EKULU'' yani '' Allah
HAKKI söyler/konuşur'' şeklinde belirtmiştim
Halil Ibrahim Ülgü: Allahım ben de senin gibi HAKKı konuşur yada söylersem yani sen kitabında neyi ne şekilde bana anlatmış
isen ben de o şekilde anlar yada anlatırsam bana cennetini verirmisin?
Allah : Hayır veremem. Benim HAKK olarak anlatıklarımdan sen eğer SIDKı anlayabilir yada anlatabilirsen işte o zaman sana
cennetimi veririm. zaten bunu da bu şekilde 39/33 de '' Velleziy cae BİSSIDKI ve SADDEKA bihi , Ulaike Humulmuttekune''
şeklinde özel olarak belirttim. Yani MUTTAKİ olmanın başka bir deyişle cennete girmenin yolu HAKKı HAKK olarak anlayıp
anlatmaktan değil, HAKKı SIDK olarak anlayıp anlatmaktan geçiyor
Halil Ibrahim Ülgü: Eyy Allahım HAKK nedir? SIDK nedir?
Allah : HAKK benim dediğimdir ,SIDK ise dediğimden kasteddiğimdir. Sen dediğimin ne olduğunu değil kasteddiğimin ne
olduğu anlarsan ve bunu anlatırsan sana cenneti veririm.
Halil Ibrahim Ülgü : O zaman Dediğini değiştirmiş olmayacakmıyım? Günaha girmiş olmayacakmıyım?
Allah : Evet .Dediğimi değiştirmiş oluyorsun . Ama bu değiştirmeyi 7/52 de belirttiğim İLM ÜZERE yaparsan SIDKa güvenli bir
şekilde ulaşabilirsin ve günaha da girmezsin. Aksi taktirde sana söylenileni bir başkasıyla değiştirdiğin için 2/59 ve 7/162 göre
ZALİM olursun.
Halil Ibrahim Ülgü : Eyy Allahım Senin de 7/52 deki ilmi kullanarak kitabında dediğini değiştirdiğin yer var mı?
Allah : Evet var. 20/117 de Adem ve ZEVCEsine karşı İBLİYS hakkında söylediğim şeyi 7/22 de değiştirdim. Dikkatli okursan
oradaki TUTARSIZLIĞIMI göreceksin
Halil Ibrahim Ülgü: Eyy Allahım verdiğin ayetlere baktım. Burada sen kendi söylediğini hakikaten de bir başkasıyla
değiştirmişsin. Bu durumda 2/59 ve 7/162 ye göre senin de ZALİM olman gerekiyor.
Allah : Evet Normalde öyle olmam gerekiyor: Ama bunu 7/52 deki İLMi kullanarak yaptığım için bir şey olmuyor
Halil Ibrahim Ülgü: Eyy Allahım bu işi niye bu kadar zorlaştırıyorsun? Senin söylediğinin aynısını söyleyip cennete gidebilsek
olmazmıydı?
Allah : Kalblerinde MARAD yani hastalık olanları kalbleri MUTMAİN olanlardan ayırdetmek için böyle yaptım. MARAD olanlar
ŞEKLE aldanırlar MUTMAİN olanlar ise şekle aldanmazlar,MANAya/ÖZe/KÖKe dikkat ederler
Halil Ibrahim Ülgü: Ben SIDKa talip olduğum için bana ''Allahın sözlerini değiştiriyorsun'' diyenlere ne cevap vereyim Allahım?
Allah : Onlara 20/117-7/22 örneğini vererek benim de kendi dediğimi değiştirdiğimi söyle. Onların önce bana SAPIK ve
TUTARSIZ demeleri gerekir.
Söylediğimin AYNISını söyleyene cenneti vermek isteseydim 39/33 ü şu şekilde indiriridim
''Velleziy cae BİLHAKKI ve HAKKAT bihi , Ulaike Humulmuttekune''
Ama böyle indirmedim. Böyle indirdim
''Velleziy cae BİSSIDKI ve SADDEKA bihi , Ulaike Humulmuttekune''
Sen yoluna devam et Eyy Halil Ibrahim Ülgü. Zira sen doğru yol üzeresin
Halil Ibrahim Ülgü :Sana sonsuz hamdusena olsun eyy Allahım. Seni çok ama çok seviyorum
Peygamberleri İç dünyanızda ERRESUL dış dünyanızda ise ENNEBİ olarak aktifleştiriniz. Böylece ilki düşünce dünyanıza ikincisi
ise amel dünyanıza hükmedecek. Eğer başarılı olursanız ve tüm insanlar sizi konuşmaya başlarsa bu durumda peygamberler
artık NEBİ olarak size hükmetmeye başlarlar.
O halde şu sıralamayı ezberleyelim
RESUL-->ERRESUL-->ENNEBİ-->NEBİ.
İçimizdeki bir RESULu NEBİ sevyesine ulaştırdığımızda şanımız şöhretimiz İnsaniyet namına dilden dile nesilden nesile
dolaşacaktır.
Ne mutlu bize
Bizler Kitaptaki Muhammed deyiminden her insanda bulunan fedakarlık hissiyatını anlıyoruz. Bu hissiyata uyanlar cennetle
ödüllendirilirler ve Allahın sevgisine mazhar olurlar.
Bu minvalden aklımıza tabii olarak şu soru gelecektir; mademki Muhammed deyimi bir insan isimi değil ve bir hissiyat ismidir,
o zaman Mekke denilen coğrafi bölgeye 1400 sene önce neden bunun İNSAN şeklinin veya kısmının gönderilmesine gerek
duyulmuştur? Zaten hiç gelmese bile insanların hayatında bir şey değişmeyecek ve insanlar içlerine yerleştirilmiş olan
Muhammed hissiyatına itaat ya da özellikle ittiba ederek cennetlerini yaşayacaklardı?
Bu sorunun cevabı 9/32 başta olmak üzere 66/8.ci ayetlerde geçen NURUN İTMAMI konusunda gizlidir. NURUN İTMAMI
demek MANANIN ŞEKİL ile buluşturulmasını ifade eder. Eğer kafandaki bir projeyi, planı, düşünceyi, formülü, PRATİK olarak
da uygulayabilir/gösterebilir/ispatlayabilirsen, işte o zaman bu kafandaki MANAYI ŞEKİL ile buluşturursun. İşte buna NURUN
İTMAMI denilir. NURUN İTMAMI konusu zaten SIDK İLMİ cinsinden biz türklerin özdeyişlerinde de yer bulmuştur,
1) Ainesi İŞ`tir kişinin lafına bakılmaz,
2) Lafla peynir gemisi yürümez,
Dediğimizde aslında NURUN İTMAMI konusuna vurgu yaparız.
RESUL kavramı bir insanı Rabbilalemiyn kriterlerine uygun olarak yaşaması ve eğer yaşıyorsa bu dairede tutması için
HİSSİYAT/AMEL/BEŞER üçlüsünü tarif eder. Dikkat buyurunuz bu 3`lü de 2 adet ŞEKİL, bir adet de MANA vardır. Bu 2 adet
şekil AMEL ve BEŞER kısımlarıdır. Bir adet MANA ise hissiyat kısmını ifade eder.
Bizler insan olarak ilk yaratıldığımız günden bu yana içimizdeki HİSSİYAT ile buna ait olan AMEL kısmını hayatımızda
birleştirdiğimizde bu NURUN İTMAMI kısmının bizle alakalı olan kısmını gerçekleştirmiş oluyoruz yani Mushafta 66/8`de iman
edenler işte bu konuda yardım istiyorlar yani iman edenler bu ayette ETMİM LENA NURENA yani ''NURUMUZU TAMAMLA''
derken işte kafalarındaki plan ya da projelerin HAYR adına güncel, pratik hayatta da yer bulabilmesi için yardım istiyorlar.
NURU sadece İman edenler İTMAM etmiyor, 9/32`de ''ALLAH da kendi nurunu tamamlayacaktır'' deniliyor.
İşte, Nurun itmamında bu işin ALLAH ile alakalı olan kısmı RESUL konusunda işin içine BEŞER kısmının da dahil edilmesini
gerektiriyordu. Bu kısım konjektürel bir operasyondu ve gerek 1400 sene önce, gerek daha önce ve gerekse gelecekte tüm
insanları DİREKT olarak ilgilendirmeyecekti. İşte bu yüzden RESUL Muhammedin BEŞER kısmını kendi ortaya çıktığında bile,
bırakın dünyadaki tüm insanları kendi yaşadığı arap yarımadasındaki insanların bile TAMAMI görmedi.
NEDEN? Çünkü GEREK YOKTU. İşin bu kısmı insanları ilgilendirmiyordu. Yine de ilgilendirmeyecekti ve ilgilendirmemesi de
gerekiyordu. Ama bu konu bu şekilde anlaşılamadığı için bizler işin MANA kısmını ve AMEL kısmını bıraktık, bizi
ilgilendirmeyen BEŞER kısmına burnumuzu soktuk. Sonuç ortada. REZİL OLDUK. İslamı Rabbilalemiyn kriterlerine göre değil,
Arap yarımadası kültürüne/coğrafyasına/diline/geleneklerine mahkum ettik. Böyle olunca da BEŞER Muhammedin
hadislerine, sünnetine yaşam tarzına ''bunların hepsi Allahtandır'' diye talip olduk, TAPTIK. Onunla aynı soydan gelen ya da
geldiği söylenilen nice Ahmakları adam yerine koyduk onları İMAM diye baş tacı yaptık. Sonuç yine ortada REZİL OLDUK.
Kafayı 19 matematiksel mucizesi ile bozmuş bir kardeşime soruyorum; Orucu hangi ay tutuyorsun? Cevap olarak bana
''Ramazan ayında'' diyor. Kendine o ayı ''Ramazan ayı'' olarak ihdas etmende neyi kriter alıyorsun ? diye 2.ci bir soruyu
sorduğumda ''ARAP TAKVİMİNİ'' diyor. Sorumu bir üst seviyeye taşıyarak ''Peki bir müslüman senin ramazan ayı olarak kabul
ettiğin bu aydan 4 ay öncesini, bir başka müslüman da yine senin ramazan ayı olarak kabul ettiği bu aydan 4 ay sonrasını
kendisi için ramazan ayı olarak benimserse bu iki müslümanı da hangi ayetle ikna edeceksin?'' diye soruyorum. CEVAP YOK.
Bakınız, kendilerini ZEKİ, AKILLI, FELSEFECİ olarak tanımlayan bu 19 cular bile Ramazan ayını KURAN`a göre değil ARAP
TAKVİMİNE göre belirlemekten kendilerini kurtaramamışlar. Bu işin RADİKALLERİ bile Kuran anlayışlarının bir ayağını
ARAPLAŞMA temayülünden kurtarsa bile diğer ayakları yine pisliğin içinde kalmış.
Muhammed diye birinin seçimi MUCİZEVİ bir olay değildir. Yani Rabbilalemiyn, adı Muhammed diye birini seçerken gökteki
yıldızlar, denizdeki dalgalar yerinden oynamamıştır. Tüm bunlar UYDURMADIR. Rabbimiz bu iş için toplumda mümkün
mertebe temiz kalmış birini kendine göre seçmiştir. Bu kişinin bile kurtulmasını yine bu kişi içinde de bulunan MUHAMMED
hissiyatına ittiba etmesi şartına bağlamıştır. 47/2 buna delildir yani BEŞER Muhammed bile kurtulmak için Hissiyat
MUHAMMED`e ittiba etmek zorundaydı.
Sağolsun, bizim ulema, bu BEŞER Muhammedin doğduğu zamanı da tüm müslümanların günahlarının bağışlanma vesilesi
olarak telakki edip buradan da KUTSAL bir GECE ihdas ettiler. Yani Beşer Muhammedin herşeyinden yararlanma yolunu
seçmişler,
KILINDAN
KILÇIĞINDAN
SARIĞINDAN
SAKALINDAN
SÖZÜNDEN
DOĞUM TARİHİNDEN
ÖLÜM TARİHİNDEN
SÖZLERİNDEN
HAFTA İÇİ YA DA AY İÇİNDE KADINLARINI BECERME GÜNLERİNDEN
TUVALETE GİRİŞ VE ÇIKIŞ ŞEKLİNDEN
Bir Din anlayışı türetmiş ve bunları KURAN`ın anlaşılması için KESİNLİKLE GEREKLİ olarak telakki etmişler.
SONUÇ YİNE ORTADA, REZİLİN REZİLİ OLDUK.
KURBAN
5/27,46/28,3/183
Sevgili Dostlar
Kitapta sadece 3 yerde geçen bu deyimin Kuranilminde hayvan kesme ile alakası yoktur. Ayrıca Kurban adı verilen ritüel
senenin belli bir gününe ve TEK BİR ŞEKİLe de bağlı değildir.
Bir insana fedekarlık yapacağınız zaman size içinizde bulunan ve adına MUHAMMED denilen bir hissiyat hükmeder. İşte
böylece size fedekarlığı yaptırır. Bu fedekarlığı yapmada ARAÇ olarak neyi seçmişseniz o sizin KURBANınız olur. Böylece
Rabilalaemiyne YAKINLAŞmış olursunuz.
Hayattan bir örnek verelim.
Otobus beklediniz ve beklerken de çok yoruldunuz. Otobüs geldi bindiniz ve oturacak bir yer de buldunuz. Tam oturdunuz ki
bir kaç dakika sonra otobüse başka bir duraktan Hamile bir bayan bindi ve sizin oturduğunuz yere kadar gelip yanıbaşınızda
ayakta seyahat etmeye başladı. İşte burada sizler eğer kendi yorgunluğunuza rağmen bu bayana yer verirseniz verdiğiniz yer
sizin için kurban hükmüne geçecek ve sizi Rabbilalaemiyne KARREBE yapacak yani yakınlaştıracaktır
Peki bu yakınlaşmanın size menfaati ne olacaktır? Sevgili dostlar ,Bunun menfaati TEHECCÜD olacaktır. Yani her neye sahip
iseniz bunu yerken,yedirirken ,kullanırken,kullandırırken bunları MAKSİMUM HAZZ alarak yapacaksınız
Bir yerde MUHAMMED HİSSİYATI varsa orada KURBAN da vardır.Bunun için zavallı bir hayvanı kesmenize gerek yok. Erdemli
veya Mumin bir insanın hayatında, senenin herhangi bir ayında , ayın herhangi bir haftasında ,haftanın herhangi bir gününde
günün herhangi bir saatinde saatin herhangi bir dakikasında KURBAN ritüeli zaten vardır ve yaşanılır.
Sevgili Dostlar
Kurban deyimi FEDEKARLIK adına OLUMLU olacak şekilde kitapta sadece 5/27 de bulunur. Bir de bunun OLUMSUZ olan yani
kişiye cehennemi yaşatacak olan kısmı vardır ki burası da 46/28 de anlatılır.
Rabbilalaemiynin rızasına uygun olmayan bir eylem yada söylem yada ideolojinin yayılması için de insanlar FEDEKARLIKlar
yapabilmekte ve böylece KURBAN ı ritüel olarak hayatlarında ifa edebilmektedirler. Bu tür insanların yaptıkları fedekarlıklar
Muhammed hissiyatı tarafından yönetilmez. EBU LEHEB hissiyatı tarafından yönetilir ve yönlendirilir. Kitapta anlatılan EBU
LEHEB , tüm kavramlar gibi bizlerin bir nevi hissiyatını tarif ederek KURAN adını alır.
Rabbilalaemiyne uygun olarak yapılan fedeklarlıkları MUHAMMED hissiyatı
Rabbilalaemiyne uygun olmayarak yapılan fedekarlıkları ise EBU LEHEB hissiyatı yönetir.
Rabbilalaemiyne uygun olmayan DİNİ AKIMLARın tarikatlerin Şeyhlerin,cemaatlerin ,Yöneticilerin ve devletlerin tebaalarından
kendileri için FEDEKARLIK istemeleri esnasında hem bunlara ve hem de bunlar için hertürlü fedekarlığı yapmayı amaç edinmiş
bu tebaalara hükmeden hissiyata EBU LEHEB denilir.
Sonuç: hem DÜNYEVİ ve hem de UHREVİ bir hüsrandır.
Bu yüzden Eyy Erdemli yada Mumin kardeşim:
KURBANının KURBANlaştırmadan önce nereye gittiğine dikkat et.
MÜTEŞABİH kavramı bilinmeyen yada bilinemeyen şeyleri tasvir etmez. 39/23 e göre Kitabın TAMAMI müteşabihtir. Bu
TAMAMa vasıl olmak için gerekli olan her bir teknik yada ayete yada kurala TEŞABEHE denilir.
Hayatta her bir BÜTÜNe ulaşmak için temel olarak iki adet TEŞABEHE vardır. Bunlar
1) Ortamına gel: Bundan kaçma
2) Ortamının gereğini yap: Bundan da kaçma.
Böylece MÜTEŞABİHİn TEŞABEHESİNe uymuş olacak ve 3/7 e göre ÖDÜLLENDİRİLECEKSİN
Eğer ortamına gelip de ortamın gereğini yapmaktan kaçarsan ve buna rağmen MÜTEŞABİHe yani BÜTÜNe talip olursan
MÜTEŞABİHin TEŞABEHEsine yine uymuş olacaksın ama FİTNE ARAMAK amacıyla uymuş olacaksın. Böylece 3/7 e göre
KALBLERİNDE KAYMA OLANLAR kategorisine dahil edileceksin.
Bu tür insanlara kitaptan örnek mi istiyorsun?
2/249 u oku.
Haram aylar bilinen aylar ise ALLAH bu kadar bilineni neden açıklamış?
Siz TAKLA atmaya devam edin!!!!!!!!!!!!!!!
MEAL MANTIĞININ ÇÖKÜŞÜNE BİR ÖRNEK DAHA
Mufassal yani Detaylandırılmış, Mubiyn yani Apaçık itirazımıza itiraz genelde şu şekilde olmaktadır; yahu kardeşim “haram
aylar haram aylar” sorup duruyorsun. Bunların hangi aylar olduğunu o gün müminler zaten biliyorlardı, bu sebepten dolayı bu
detaylar Kitabta belirtilmemiştir..!
Yani diyor ki, bu detayı herkes biliyor, o yüzden de tekrardan açıklanmaya gerek duyulmuyor.
Tamam. Haklısın diyelim ve o halde deyip bir eleştiri daha yapalım bu cevaba;
1- Kardeeeş, 30 ile 10 toplandığında kaç yapar? 40.
Evet bunu hemen hemen herkes bilir. Hatta “haram aylardan” çok daha geniş bir bilinirliğe sahiptir.
Peki 30 ve 10`un bir ayette toplanılmasının belirtildiğini düşünelim ve soralım “bunun sonucunun 40” olarak ayrıca
belirtilmesine gerek var mı diye yukarıdaki mantığa göre soralım? Yok.
Açın bakalım 7/142`yi, belirtilmiş mi belirtilmemiş mi görün.
2- Kardeş, 7 ile 3 toplanırsa kaç yapar? 10.
Evet bunu hemen hemen herkes bilir. Hatta “haram aylardan” çok daha geniş bir bilinirliğe sahiptir.
Peki 7 ve 3`ün bir ayette toplanılmasının belirtildiğini düşünelim ve soralım “bunun sonucunun 10” olarak ayrıca
belirtilmesine gerek var mı diye yukarıdaki mantığa göre soralım? Yok.
Açın bakalım 2/196`yı, belirtilmiş mi belirtilmemiş mi görün.
Şimdi, bu basit detayı burada vermeyi düşünen Allah, bana özellikle savaşmamam gerektiğini belirttiği ve farz kıldığı bu
“haram ayları” vermekten neden kaçınsın? Asıl vermesi gereken detay bunlarken?
Bitmedi. Şimdi bir ÖRNEK daha;
2/234; İçinizden ölenlerin geride bıraktığı eşler 4 ay 10 “gün” beklerler. Basit ve genel geçer gören çeviri budur doğru mu?
Evet.
E adam buraya GÜN kavramını ekledi, bu da doğru mu? Evet.
Diyorum ki orada GÜN deyimi yok.
Diyor ki, e canım onu da sen düşün işte, okuyan bunun GÜN olduğunu anlar.
Tamam kardeş, öyle olsun, haklısın.
Şimdi gidelim ve 20/30`da Musanın Harunun kardeşi olduğunu görelim. Doğru mu? Evet.
Şimdi 10/87`yi açalım, Musa ve Kardeşine evler yapın dedik diye meal devam eder ama burada ki “kardeş” için HARUN
kavramı kullanılmaz. Doğru mu? Evet.
Nasılsa buradaki kardeşin Harun olduğunu biz 20/30`a bakarak ve Kitabın bütününe bakarak görebiliyoruz değil mi? Evet.
Hadi bakalım şimdi de gidelim 7/142`ye 23/45`e 25/35`e ve yeniden belirtilen “KARDEŞ HARUN” çevirilerini görelim.
HARUN ne arıyor bu ayetlerde tekrardan? Zaten biliyoruz bunu, defalarca niye tekrar ediyorsun, bir kere söyledin yeter, daha
ne diye tekrar tekrar KARDEŞİ HARUN diyorsun. Biz bunu zaten bütüne bakarak, kurulan cümlelere bakarak görebiliyorduk..!?
Evet, ava giden avlanırmış.
Şimdi aklını başına devşir ve şu soruyu sor; ben nerede hata yapıyorum?
Tedebbür Kuran İlmi
YUNUS SURESİNİN 80.AYETİNİ ANLAMAYA ÇALIŞACAĞIZ.
Fe lemmâ câes seharatu kâle lehum mûsâ elkû mâ entum mülkün*
Daha önceki derslerimizden biliyoruz ki, Musa’nın ahisi denildiğinde, hayırda istikrar devreye girdiği zaman Harun’u, işin
içinde fedakarlık varsa Muhammed’i anlıyoruz, tıpkı 10/87de olduğu gibi. “Ve evhayna ila musa ve ehıyhi en tebevvea
likavmiküma bi mısra büyutev vec’alu büyuteküm kıbletev ve ekıymus salah ve beşşiril mü’minın”. 10/87deki ”BEŞŞİRİL
MÜ’MİNIN”e dikkat edelim. Elmüminin deyimi kitapta sadece Muhammed ile eşleşir, delilimiz de 9/111dir.
10/80de Fe lemmâ câes seharatu… gelen Sahir’in kime geldiği belli değil. Musa’ya da, Firavun’a gelmiş olabilir. Çünkü ikisi de
sihir kullanabilir. Hayır amaçlı ikna çalışmaları sırasında Resulullah Musa’ya danışmayan Musa’nın abartılı örnekleriyle dolu
söylemleri ile sıkboğaz ettiği muhatabı Musa’nın kendisine yaptığı sihiri (muhatabın hayatında olmayan şeyleri sanki onun
hayatında varmış ya da olacakmış gibi abartmasını) Musa’nın tarafına geçmek için değil Firavun’un (ikna edilemeyen hissiyat)
direncini artırmak yönünde kullanır.
Musa’nın hayr amaçlı yaptığı tüm sihir büyücülerle beraber Firavun’un tarafına böyle gider. Aslında büyücüler özbeöz
Musa’nındır. Onları kaş yapayım derken göz çıkararak Firavun’a kaptıran Musa artık hayrı aşıp fedakarlık yapmak zorundadır.
Ayette Musa ile gelen dört elif miktarı uzatma Musa’nın işinin ne kadar zor olduğunu ve bu durumda ahisinin de Muhammed
olduğunu belirtir.
İlka; Üstünlük sağlamaya çalışmak amacıyla, insanın elindekini ortaya sürmesine denir. 10/80de Musa Firavun’ un
büyücülerine “önce siz atın elinizdekileri” diyor. Bunun anlamı Musa’nın hayır amaçlı da olsa çok yüklendiği kişinin “yeter
artık bu kadar da olmaz, madem bu kadar sık boğaz ediliyorum o halde ben de hakkını vereyim de gör” tarzındaki isyanıdır..
Daha önceki örneklerden de hatırlayacağınız gibi, gerektiğince derslerine çalışmayan çocuğa verilen abartılı iç karartıcı
örnekler ve yapılan baskılar sırf onun iyiliği için bile olsa, sürekli yapıldığında bir zaman sonra geri tepecektir. Çocuk, “ madem
öyle diyorsunuz ben de sizin dediğiniz gibi olayım da görün” der ve biraz da olsa çalıştığı dersini de çalışmaz olur.. Böylece
kullandığınız sihir ve Sahir Firavun’u besleyecektir. . Artık işiniz çok zordur, öncelikle çocuğu tekrar “çalış da ne kadar
çalışırsan çalış” noktasına getirmeniz gerekecektir.
Sihir ve Sahir Firavun’un elindedir fakat Musa bunların iptal edileceğini söyler.10/81..Peki bunları iptal edecek olan şey nedir?
Tabii ki, İNNALLAHE… İnnallahe; İnsanların yaptığı pozitif veya negatif eylem ve söylemlerin enerji olarak evrene yayılması ve
gerektiğinde kullanılmak üzere evrende dolaştırılmasıdır. İşte bu yüzdendir ki bizler pozitif enerji üretmek için çaba sarf
etmeliyiz.. Kendimiz ve insanlık için ….
Bizler iyilik amaçlı işlerde yaptığımız sihir ve Sahir’ in, Firavun’ un yanına gitmesine sebep olduğumuz için bunun sıkıntısını
yaşar ve bedelini de öderiz, bu bedeli ödedikten sonra tüm hatalarımıza rağmen hayır maksadıyla gösterdiğimiz çabalar ve
evrene yaydığımız pozitif enerji döner dolaşır akibette kaybeden ya da kaybetmiş gibi görünen bizlerin (Musa ve Musa
hissiyatının) ahirette(en sonunda) kazanmasına sebep olur. Büyücüler Musa’ya döner..
Aslında büyücüler zaten Musa’nındı, onu hatası sonucu Firavun’un yanındaydılar, fakat Musa hata da yapsa hayır amaçlı
olduğu için, büyücülerin önünde sonunda Musa’ya dönmeleri kaçınılmazdır.. Tıpkı bir zamanlar üstüne çok gelindiği için ders
çalışmayı tamamen bırakan anne ve babasına zor günler yaşatan, fakat bir süre sonra “annem, babam abartsalar da benim
iyiliğim için yapıyorlar” diyerek toparlayan ve kendine göre güzel bir sonuç elde ederek ebeveynini de sevindiren çocuk
gibi…..
İşte bu yüzden 10/80de büyücülerin kime geldiği belli değil. Firavun ona gelen büyücülerin Musa merkezli olduğunu ve tekrar
onun hizmetine dönmelerinin çok zor olmayacağını hesaplayamadı.
Bizler hayır amaçlı işlerimizde sonunun da nereye gidebileceğini hesaplayarak hareket etmeliyiz, aksi takdirde elimize
yüzümüze bulaştırabiliriz ve bedelini de fazlaca üzülüp yorularak, fedakarlık yaparak öderiz. Ancak bizden çıkan güzel enerjiler
hata yaptık diye kaybolmaz, günün birinde mutlaka karşımıza çıkar.. Selam ile..
TEDEBBÜR İLMİ Allah merkezli değil Rabbilalaemiyn merkezli bir din anlayışını önplanda tutar. Bu din anlayışına göre Kitap,
Kuran ve Zikr kavramlarını hem birbirinden ayrırır ve hem de içiçe geçmiş olarak düşünür.
KİTAB denilen kavram KURANı içinde barındırırarak bu yolla bizlere insana ait evrensel FITRATİ HİSSİYATlarımızı anlatmaya
çalışır
KURAN denilen kavram ise kitap içinde bulunan ve bizlerin İnsan olarak EVRENSEL temelde
Zaaflarımızı
Hissiyatlarımızı
Zaaflarmıza karşı çözüm önerilerini istifademize sunar. Kitap içindeki kuranı çıkarmada veya çıkarılan şeyin KURAN olduğuna
karar vermede yine Rabbilalaemiyn kriterleri belirleyicidir. Bu kriterler:
Akıl
Mantık
Tutarlılık
Ahlak
Vicdan
Kamu hukuku
Evensel insani değerler
Ekolojik denge
şeklinde özetlenir
ZİKR ise kitap içindeki kuranın Rabbilalaemiyn kriterlerine göre çıkarıldıktan sonra insanların yada fikirlerin
sorgulamasına/incelemesine olanak sağlayarak KARŞI GÖRÜŞ yada KATKI GÖRÜŞlerle onu ''DOĞRU'' olmanın da ötesine
taşıyarak ''MÜKEMMEL'' hale gelmiş yada getirilmiş halidir.
Bir insanın Elindeki DOĞRU ancak diğer insanlar tarafından da sorgulandığında ZİKR halini alır. İşte insana bunu telkin eden
hissiyata MUDDEKİR denilir.
Bir toplumda/siyasi partide/devlette MUDDEKİR hissiyatı ne kadar kuvvetli ve etkin ise o toplum/siyasi parti yada devlet
yaptığı her işte MÜKEMMELLİĞİ yakalalar.
Kuran bizleri ancak DOĞRU ya iletir. MÜKEMMELe iletmez. MÜKEMMEL olmak istiyorsak bunu MUDDEKİR hissiyatı ile
başarırız.
Yani DOĞRULara sahip olsan bile bunu insanlara aç. TEKADAM olma hırsından vazgeç.
İşte dostlar Kuranin ZİKRe doğru gidişatını belirleyen hissiyata MUDDEKİR denilir ve bu durum KAMER SURESİNDE '' lekad
yessernelkurane lizzikri ,fehel min MUDDEKİRİN'' ayeti ile defalarca vurgulanır.
Kitabta KATİBÜN deyimi bu şekliyle sadece 3 yerde geçer ki bu 3 yerin tamamı 2/282 dedir.
KATİBUN deyimi bir insanın bir iyilikle karşılaştığında yada kendisine bir iyilik yapıldığında '' bunun altında kalmamalıyım''
şeklindeki hissiyatını tarif eder. Zaten yine içimizde yaşayan VELYESEA isimli resul böylesi bir durumda hemen devreye girer
ve kişiye işte bu '' bunun altında kalmamalıyım'' şeklindeki hissiyatı telkin eder. İşte bu durum 2/282 de ''velyektub beyneküm
katibun'' denilir,
''Katibun'' şeklindeki hissiyatımız bize karşı yapılan iyiliğin karşılığını vermede 2 adet seçeneği kullanır. Bunlar
A) Ya misliyle karşılık vereceğim
B) Ya da daha fazlası ile karşılık vereceğim,
Sadaka nedir?
Faiz nedir?
İnfak nedir?
Sıdk nedir?
Zina nedir?
Zekat nedir?
Bunların arasında bir bağlantı var mı?
İNFAK denilen kavram işler kötü gittiğinde hep kendisini suçlayan kişiye hükmeden olumlu bir hissiyattır.Bunun tam tersi de
NİFAKtır. işler iyi giderse BEN YAPTIM dersin kötü giderse de başkalarını suçlarsın FAİZ Lobisi yaptı üst akıl yaptı dersin.Bu
nifaktır, Bunu yapana EL MUNAFİKIYN denilir.
ZEKAT denilen Kavram Alemlerin rabbinin YAP yada SÖYLE dediğini yapmak yada söylemek istemeyen nefsine bunu söyleme
yada yaptırma çabasıdır.YADA Yapma yada söyleme dediğini yap yada söyle diyen nefsine bunu yaptırtmama yada
söyletmeme çabasıdır. Bu şekilde TEMİZLENİRSİN.ZEKAT Temizlenmedir.ZEKAT tek başına bile kişiyi cennete götürür ve
Kuranın ÖZÜdür.Kad eflaha men zekkaha..Ancak ZEKAT verene ZEKİ denilir.ZEKA-ZEKAT-ZEKKA-ZEKİ-TEZEKKA deyimleri aynı
deyimden türetilirler Yukarda verdiğimiz mana bunlar için de geçerlidir.
ZİNA denilen kavram 8 rakamı ile alakalıdır. yani SEMANİYE-SEMENEN deyimiyle alakalıdır.SEMENE-SEMANİYE yani 8 RAKAMI
bir hazza ulaşmak için gerekli olan tüm asgari şartları yerine getirme hissiyatımızı tarif eder.Eğer bir insan bulunduğu yada
bulunacağı makamdan HAZZ alacaksa bunun hem o an için hem de ilelebet olarak gerekli olan asgari şartları yerine getirmesi
gerekir. Buna CİNSEL HAZZ da dahildir.Eğer bır kızla yada kadınla bu hazzı karşılıklı yaşamak istiyorsanız bu durumda İlk etapta
VELYESEA isimli RESULe uymak zorundasınız. Yani Kızı seveceksin. Onu ailesinin rızasıyla ve kendi rızasıyla elde edeceksin. Kız
isteme/düğün dernek Nikah işlemleri yapılacak. Eğer kızın ailesi yok ise bu durumda kızı bizzat kızdan isteyeceksin. GÖNÜL
BAĞI ile nikahlanacaksın. Bu nikah asla bozulmayacak.ZİNA denilen kavram MAKAMLAR için de geçerlidir.Bir makama yada
konuma gelmek için ve geldiğinde de bundan HAZZ almak istiyorsan bunun için gerekli olan asgari şartları yerine
getireceksin.Kısaca hayatında cinsel hazz da dahil olmak üzere her türlü konum yada makam için gerekli olan asgari şartrları
yerine getirmek zorundasın.Eğer Kız ile oğlan birbirlerini seviyorlarsa ve yaşayacakları cinsel haz için herşeyi yerine
getirmişlerse ancak anne ve bab buna razı değilse ve kızı verömezlerse bu durumda Bu anne ve baba ZİNA yapmış
sayılırlar.Aileyi ikna etmeden yada bu yönde çaba sarfetmeden kızı karşılıklı rızayla kaçırsan bile bu da ZİNAYA
girer.Genelevde bir kadın ile para karşılığı ilşki yaşaman gerekli olan şartları yerine getirdiğiniz için ZİNA sayılmaz. Ancak İSRAF
sayılır. İSRAF Zina dan daha büyük bir suçtur.Bir kadınla yada kızla SADECE seks için birlikte olmak yada sadece bu merkezli
birliktelik yaşamak İSRAFtır.
İSFAR-EL MUSRİFİYN denilen kavram bir insanın eylem yada söylemlerinde SIRALAMAyı şaşırmanı yada buna riayet etmemeni
verir.ir Kızla evlenmede esas faktör Birincil faktör YUVA KURMAK olmalı Cinsel hazz Birinmcil planda olmamalıdır.Cinsel hazzı
birincil plana taşımak kişiyi MUSRİF yapar. İrandaki MUTA NİKAHI da bu minvaldendir.Bir kadına yada kıza TECAVÜZ etmek
ZİNA ya EK olarak RİBAdır yani FAİZdir
FAİZ denilen kavram insanların zaaflarından yararlanarak menfaat elde etmektir.Bu Durum ZİİNAdan da BETER bir
günahtır.Allah ve resulune harb ilan etmektir,
Bir kadınla para karşılığı cinsel ilşki kurarsın. Bu zina değildir. İSRAFtır.Ancak aynı kadına sokakta TECAVÜZ edersen bu duruma
RİBA denilir.İnsanların zaaflarından sakın yararlanmaya kalkma.RİBA yani ZAAF OLUŞTURMA yada mevcut zaaftan yararlanma
YAHUDİnin şiarıdır
SADAKA denilen kavram ise HELALİYET isteme hissiyatımızı tarif eder.Bir insanın kalbini kırdığında MAHCUB olman İNFAK iken
bunun için hakkınızı helal ediniz diyebilmen seinin için SADAKA hükmüne geçer.Yada bir insan için elinden geleni yapmana
rağmen kendini hala YETERSİZ olarak görmen İNFAK hükmüne geçerken bunun için Hakkınızı helal ediniz demen SADAKA
hükmüne geçer.Her sadakada İNFAK da vardır. Ama her İNFAK da SADAKA olmayabilir.
SIDK denilen kavram mushaftaki kuranın AVAMım hayatındaki eşdeğeridir.
Anlayıp belleyip iman edip ittiba edenlere SELAM OLSUN.
24/3
ZİNA EDENLERE 100 DEĞNEK VURMAMIZ GEREKTİĞİ (100 CELDE İLE CELDELEME ) HİSSİYATIMIZ
Sevgili Dostlar
Bir insana işlediği suçtan ötürü suçun mahiyetine uygun bir şekilde bir ünvan ile seslenmek ona bu ünvanı yakıştırmamız fıtri
hissiyatlarımızdandır
Alçak Adam
Şerefsiz
Namussuz
Kafir
Hırsız
Yalancı gibi daha burada sayamadığımız binlerce yakıştırma bu yakıştırmanın karşı tarafta yerini bulması şartıyla fıtri
hisiyatlarımızdan sayılmış ve normal karşılanmıştır.
Ancak bunu yaparken CELDElemeyi 100 rakamı hissiyatına uygun bir şekilde yani eksiksiz ve tam olarak yapmamız gerekir.
CELEDE-CULUD-CİLD deyimlerinin lisani arabi manası bir insanın DERİsini tarif eder. Kurani manası ise SINIFLANDIRMA yana
KATEGORİZE ETMEdir
O halde kim bir haksızlığa şahit olursa bunu yapana bir takım yakıştırmalar yapacaksa işlenilen suçu ve suçluyu tam bir
tahkikat yaptıktan sonra bunu yapmalıdır. İşte buna 24/3 de ZİNA EDENLERİ 100 CELDE ile CELDELEME denilir.
Bu ayette YÜZ DEĞNEK VURMA diye bir mana yoktur. Bir müslüman yada erdemli bir insan böylesi bir yakıştırmayı yani zina
edenlere şahit olduğunda zaten her zaman yapıyor. Nikahı olmadan ve uluorta yerlerde öpüşen gençleri gördüğünde
''AHLAKSIZLAR'' dediğimiz zaman bunları o anda zaten 100 celde ile celdelemiş oluyoruz
Bilinen yani CİNSEL OLARAK zina edenlere verilecek cezayı ise Kuran belirlemez Bunu Alemlerin Rabbi belirler
Dönek Müslüman :?????????????????*
Halil İbrahim Ülgü : Hiç bir şey anlamadın değil mi?
Kitabın hiç bir emrine uymayın yada eğer uymak istiyorsanız RABBİLALEMİYN'e danışın. Kitap konjüktüreldir hemen hemen
tamamı Alemlerin Rabbine aykırıdır.
Tüm insanlara değil ARAPLARA inmiştir. Ona, önce ve öncelikli olarak 'Bir kısım'' ARAPLAR şahit olmuştur
Alemlerin Rabbi kitaba ve onun kitabı emirlerine uyanları cezalandırır.
Ancak hem kendisine ve hem de Kurana ve onun kurani emirlerine uyanları da mükaafatlandırır
Dolayısıyla Kitaba değil Kurana talip olunuz. Kitabın oluşturulması Alemlerin rabbinin kendi kişisel tercihidir. Söz konusu kuran
olduğunda bu kitap tüm insanları BİRİNCİL olarak bağlamaz.
Hayatınız boyunca KURANı arayın. Çünkü o sizin iç dünyanızın ta kendisidir. Huzuru onda, aslında bizzat kendinizde
bulursunuz. Bu süreçte şu iki büyük hatayı yapmayın
1) Kitap/Mushaf ile kuran farkını bilin ikisini aynı yada eşdeğer tutmayın
2) Kuranı sadece kitapta /Mushafta aramayın.
Eğer bir şarkı yada şiir yada bir türkü yada bir film sizi hüngür hüngür ağlatıyorsa size o esnada enjekte ettiği kuıran
sayesindedir
Bbir insanın zenginliğine dayanarak fakiri hor görme hakkını kendinde görürse, HOCA lığına dayanarak talebeyi aşağılama
hakkını kendinde görürse, çobanlığına dayanarak koyunlara eziyet etme hakkını kendinde görürse ,Koca olmasına dayanarak
KARI sını hor görme- dövme- aşağılama hakkını kendinde görürse, BAKAN olmasına dayanarak ÇALMA yı kendine hakk olarak
görürse, Alacaklı olmasına dayanarak borcunu ödeyemeyenin tepesine binmeyi kendine hakk olarak görürse, BEYAZ IRK
olması dolayısıyla ZENCİleri köle olarak kullanma hakkını kendinde görürse ,......artık örnekleri çoğaltın,
Bu tür davranışa iten İBLİYSVARİ hissiyata ZALİKE BİENNEHÜM KALU, bundan elde edilen menfaate ise HARAM OLAN RİBA
denilir. Arkadaşlar Bu örneklerin hepsinin de temelinde karşı tarafın mağduriyetinden yada acziyetinden yararlanma vardır.
Bir insan bulunduğu makamın kendisine sağladığı meşru imtiyazlar dışında bu makamda olmasına istinaden kendisine meşru
olayan hak yada imtiyazlar ihdas ederse bu hissiyat da ZALİKE BİENNEHÜM KALU hükmünde olacak ve kişiyi yine
HARAMOLAN RİBA nın içine çekecektir.
YAHUDİ hissiyatı tamamen FAİZden yani RİBA dan beslenir. RİBA yiyenler ise 2/279 za göre Allah ve Resulune harb ilan etmiş
sayılırlar. Bir musluman böyle birini gördüğünde önce iKAZ etmeli ancak kişinin konumunda OLUMLU yönde bir değişiklik
gözlemlemezse bu kişiye 5/33 ün gereğini uygulamalıdır
7/172
KALU BELA ''DEDİLERKİ EVET''
HİSSİYATIMIZ
SORU 1)
Dünyada kötülük yaptım. Çok zengin oldum. Yada Hitler gibi .yada bugün yaşananlar gibi . Suriyede esed rejimi. Sonuçta
KÖTÜ bir insan olarak öldüm Benim sonum yada bu yaptıklarımın hesabı nerede görülecek ? yada bu iş ÖTEKİ TARAFa niye
bırakılıyor?
CEVAP 1)
Tedebbür/kuran İlminde sizin ÖBÜR TARAF diye nilendirdiğin yer BELİRLEYİCİ bir UNSUR değildir .Tedebbür ilminde ÖBÜR
TARAFa iman etrme yada etmeme kişilerin insiyatifine bırakılır.
KÖTÜ insan oldunuz ve öldünüz. ÖLÜmünüz iki kademeli olarak gerçekleşir bunlar VEFAT ve MEVTtir.
Bilinen manada ÖLÜMden hemen önce sokulacağınız konuma VEFAT denilir. Bu süreç yaşayan insanlara göre CANÇEKİŞME
süreci olarak da tanımlanır. İşte bu süreçte zaman sizin gibi KÖTÜ bir insan olarak durdurulur. Milyonlarca yada milyarlarca
sene hükmüne sokulabilir ve size bu süreçte an büyük azaplar yaşatılır.
Bizler VEFAT olayını uyku esnasında da KABUS gördğümüzde de yaşarız. Bazen bir kabus gerçek hayata göre bir yada bir kaç
sn sürer. Ama kişi uykuda iken VEFAT ettirildiği için bu süreç ona 50 hatta 60 yıl hükmüne sokulur.
Böylece KÖTÜ olan bir insan MEVT olurken yani ÖLÜRKEN bunun hesabı sizin ÖTEKİ TARAF dediğiniz TARAFa bırakılmaz iş
birincil olarak burada bitirilir
ÖTEKİ TARAF diye de bir yer hakikaten de varsa o zaman onun azabı ÖTEKİ TARAFta da AYNEN devam ettirilir.
SORU 2)
Hani klasik manada insanlar hakkımı helal etmiyorum. Öbür tarafta alacağım diyor. Mizan nasıl kurulacak o zaman. Kitaba
göre her şey dümdüz olduktan sonra terazi kuralacak.?
CEVAP 2)
Hepsi VEFAT esnasında oluşturuluyor. Kaç kişinin AHInı almış iseniz onlar VEFAT esnasında TARTIYA getiriliyor.
VEFAT süreci MİLYARLARCA YIL hükmüne de sokulabilir.
'Anlatıyorum Anlatıyorum bir türlü anlayamıyorlar. Ben de onlara aynı konuyu başka türlü anlatmaya karar verdim. Bu kez
nihayet anladılar ama benim de bu esnada canım çıktı''
''Anlattı Anlattı bir türlü anlayamadım. O da bana aynı konuyu başka türlü anlatmaya karar verdi. Bu kez nihayet anladım ama
benim de bu esnada anlamak için canım çıktı''
Böylece 9 yaşındaki bir kız sayesinde ikiniz de hayr ve insaniyet adına AKRABA oldunuz.
81/8
EL MEV'UDETÜ
Kız çocuklarını diri diri toprağa gömme hissiyatımız
Sevgili Tedebbür gönüllüleri
Bir insana bir hakikati bazen tek boyutlu ,eğer bundan anlamıyorsa da anlatılan şeyin özünden taviz vermemek kaydıyla başka
şekillerde anlatılması gerekir. Bu şekilde bizlere hükmeden hissiyata BENAT yani KIZ denilir.
Eğer ortaya çıkacak hakikat yada hakikatin ortaya çıkması işimize gelmiyorsa bunun tek boyutlu olarak izah edilmesi yada
izahının tek boyutlu olarak kalması elbetteki işimize gelecektir.
Ancak insanlar ilgili konuyu bu haliyle asla anlayamayacaklardır. İşte Eğer KÖTÜ NİYETLİ isek bizlerin de işine gelen şey
budur.Hayattan örnekler verelim:
1) Bir insana hukuki bir metin okutturursunuz ve buna imza atmasını istersiniz. Oysaki okuduğu metinde öyle tuzaklar vardır
ki bu kişi ilmi sevyesine istinaden bunu göremez. Muhakkak gören yada bilen birinin EKSTRA izahatlarına ihtiyaç duyar. İşte siz
VAZİYETİ ÇAKMASIN diye kişinin bu doğal hakkını engellediğinizde Kurani olarak Hem karşı tarafa ve hem de kendinize ait Kız
çocuğunuzu Diri diri toprağa gömmüş olursunuz.
Her iki tarafa hükmeden hissiyat ise 81/8 de EL MEV'UDETÜ denilir
Bunun sualinden asla kaçamazsınız. Çünkü bunun Hangi suçtan dolayı katledildiğini Rabbilalaemiyn size soracaktır
2) Bir Referandum yapıyorsunuz ve insanların buna onay vermesini istiyorsunuz.Oysaki onay verilmesini istediğiniz
Referandum taslağında öyle tuzaklar vardır ki bunu konunun uzmanları dışında kolay kolay kimse göremez. Muhakkak gören
yada bilen birinin EKSTRA izahatlarına ihtiyaç duyar. İşte siz VAZİYETİ ÇAKMASIN diye kişilerin bu doğal hakkını
engellediğinizde Kurani olarak Hem karşı tarafa ve hem de kendinize ait Kız çocuğunuzu Diri diri toprağa gömmüş olursunuz.
Her iki tarafa hükmeden hissiyat ise 81/8 de EL MEV'UDETÜ denilir
Bunun sualinden asla kaçamazsınız. Çünkü bunun Hangi suçtan dolayı katledildiğini Rabbilalaemiyn size soracaktır.
Sevgili Kuran Dostları
Gücü elinde bulunduran insanlar için Kız çocukları diri diri toprağa gömme ilk insandan beri insanlığın hissiyatlarında
KÖTÜLÜK olarak yer bulmuştur. Böylece Kendilerince KUTSAL olarak nitelendirdikleri amaçlarına ulaşmak için gerekli olan
desteği /oyu/onayı almak için amaçlarının iyice/tam olarak bilinmesini asla istemezler.
Alemlerin Rabbinin kriterlerinden olan Evrensel Hukuk bu durumu engellemek için ''Bilgiye kolay ulaşma ve bilgi edinme
hürriyeti'' adı altında bir Krtier içerir. Ancak Güç ve iktidar sahipleri güçleri yada iktidarları ellerinden gitmesi endişesiyle bu
kriteri ve dolayısıyla da Rabbilalaemiyni çiğnerler.
9 RAKAMI
Sevgili Dostlar
9 rakamı kuranilminde Fedekarlığı/fedekarca yaşamayı yada bunun karşılığında sizin bunun ödülü ile buluşturulmanızı ifade
eder.
Ömrünüzü Eşinize adadığınızda yada size bir ömür adandığında gerçek yaşınız ne olursa olsun kuranilmine göre yaşınız 9
kabul edilir.
Maalesef 9 rakamının sadece bir rakam olarak algılanması sonucu daha yeni adet gören kız çocukları bu yaşta ZEVCE yani ''EŞ'
diye Kendine MUSLUMAN diyen ve Kurandan habersiz olan bir takım Erkek !!!lerin koynuna sokulmuştur
SORU
Kuran ilmi vahyin mumkunlugune nasil bakiyor ? Kuran ilmini ben genel olarak inceliyorum gerek
sizden gerek diger profillerden,bilime ve vicdana ters dusen hicbir sey goremedim.Yalniz vahiyin
mumkunlugu,geliş şekliyle alakali bir yazi goremedim.rica etsem Aydinlatir misiniz ?
CEVAP:
VAHY ile KURAN kavramları aynı şeyleri ifade etmezler.
Vahy denilen kavram sana geldiğinde seni yönlendiren yöneten her türlü ima yada telkinlere denilir. Bu
insan için iyi yönde de olabilir 6/112 de olduğu gibi insan için kötü yönde de olabilir.
Vahy sana heryerden yada herkesten gelebilir. Eğer gelen vahy
Akla
Mantığa
Ahlaka
Vicdana
Tutarlılığa
Evrensel değerlere
Pozitif Bilimlere uygun ise bu vahy nereden yada kimden gelirse gelsin ALEMLERİN RABBİnden gelmiş
sayılır.
Bu şartlarda gelen vahy direkt olarak içindeki Resullere gelir. Onları da BEASE yada İRSAL şeklinde
hareketlendirir. BEASE yoluyla hareketlenen içindeki resul senin önce zihnine hakim olur. İRSAL yoluyla
gönderilen resul ise senin AMELllerine hakim olur
Gerek BEASE ve gerekse İRSAL kavramları meallerde ''GÖNDERME'' olarak tercüme edilirse de
hissiyatlarımızda anlattığım şekilde yer bulur.
Bu şekilde hareketlenen içindeki resul aracılığı ile sen gerek kendi hissiyatlarını ve gerekse karşındakinin
hissiyatlarını/huyunu/husletini anladığında bu anladığın şey artık KURAN ismini alır.
Özetle:
VAHY ---->RESUL--->KURAN şeklinde ifade edilebilir
SADECE AHİRETİ DEĞİL DÜNYAYI VE ONUN MEŞRU/HELAL MENFAATLERİNİ DE İSTİYORSAN YİNE KURANA SARILACAKSIN.
FİZYOTERAPİST olmak ve bu şekilde hayatını kazanmak mı istiyorsun?
O zaman bu mesleğin ilmini/içyüzünü öğreneceksin. İşte HAYR adına öğrendiğin bu ilm yada işin içyüzünün adı yine KURAN
dır
TORNACI olmak ve bu şekilde hayatını kazanmak mı istiyorsun?
O zaman bu mesleğin ilmini/içyüzünü öğreneceksin. İşte HAYR adına öğrendiğin bu ilm yada işin içyüzünün adı yine KURAN
dır
SPİKER olmak ve bu şekilde hayatını kazanmak mı istiyorsun?
O zaman bu mesleğin ilmini/içyüzünü öğreneceksin. İşte HAYR adına öğrendiğin bu ilm yada işin içyüzünün adı yine KURAN
dır
MUHENDİS olmak ve bu şekilde hayatını kazanmak mı istiyorsun?
O zaman bu mesleğin ilmini/içyüzünü öğreneceksin. İşte HAYR adına öğrendiğin bu ilm yada işin içyüzünün adı yine KURAN
dır
VETERİNER olmak ve bu şekilde hayatını kazanmak mı istiyorsun?
O zaman bu mesleğin ilmini/içyüzünü öğreneceksin. İşte HAYR adına öğrendiğin bu ilm yada işin içyüzünün adı yine KURAN
dır.
AVUKAT/HAKİM/SAVCI olmak ve bu şekilde hayatını kazanmak mı istiyorsun?
O zaman bu mesleğin ilmini/içyüzünü öğreneceksin. İşte HAYR adına öğrendiğin bu ilm yada işin içyüzünün adı yine KURAN
dır
Tüm bu ve diğer binlerce branşın/mesleğin içyüzünü öğrenmek kolay mı?
Elbetteki değil.
Çok çalışacaksın
Uykusuz gecelerin olacak
Gün gelecek öğrenci yurtlarında sürüneceksin
Para ve zaman harcayacaksın
Kaprisli hocalarının kahrını çekeceksin
İşte sana hangi mesleği seçmişsen onun içyüzünü yani KURAnı öğrenmen için tüm bu zorluklara karşı direnme gücü veren
içindeki MUHAMMEDtir.
Eyy Aptal Nefsim:
Sen KURANı ne sanmıştın?
Sadece 600 sayfadan oluşan bir Kitap mı?
Kim derdi yada bilebilirdi ki ,Alemlerin Rabbi ''Muhammed'' ismi üzerinden ölümlü bir beşeri değil ama aslında insan da dahil
olmak üzere tüm canlılarda bulunan FEDEKARLIK hissiyatını tanımlayacaktı?
Yeni doğum yapmış bir kedinin yanından yavrusunu almaya çalış bakalım. bak sana ne yapacak?
Sana her ne yapacaksa bunu ona yaptıran hissiyat MUHAMMEDtir.
Üniversitede okuyan çocuğun acilen bir miktar paraya sıkışsın ve sana da bildirsin. Senin bir anne yada bir baba olarak
nasıl eteklerin tutuşur değil mi?. Hadi erkeksen gönderme
İşte sana bu parayı borç-harç etsen de bulman ve göndermen gerektiğini söyleyen hissiyat da MUHAMMEDtir.
Kainatı yaratan güç her kim yada ne ise insanoğlu kendisini daha rahat tanısın/anlasın diye gücünden feragat ettiğinde ve
kendisini bu amaç için ALEMLERİN RABBİne dönderdiğinde ona bu fedekarlığı yaptıran da MUHAMMEDtir.
O halde:
Kurani olarak kainat Muhammedin yüzüsuyu hürmetine yaratıldı. Ve yine onun yüzüsuyu hürmetine ayakta duruyor.
Bu cümledeki ''Muhammed'' kavramından hala Mekkedeki Ölümlü Muhammedi anlamaya devam ediyorsan HALİL İBRAHİYM
Sefih-Süfeha' ya daha ne anlatsın? daha neyi anlatsın
4/64
GÜNAH İŞLENDİĞİNDE BUNU ALEMLERİN RABBİNE BAĞIŞLATTIRMANIN TEK YOLU MUHAMMEDE GELMEKTİR
Sevgili Dostlar
4/64 ü MEALEN okuyunuz ve MEAL üzere anladığınız mananın bu yaşınıza kadar hayatınızda bir kere bile olsa gerçekleştiğini
yada gerçekleştirdiğinizi iddia edebilirmisiniz? Yani siz nefislerinize zulmettiğiniz zaman Muhammedin yanına geldiniz mi ve o
da sizin için bağışlanma diledimi?
Ayrıca Ben nefsime zulmettiğimde ALLAH BANA KAFİ değil mi? Neden Muhammedin yanına gelmem gerekli görülmüş?
Ayrıca ben bugün nefsime zulmettiğimde yanına gideceğim MUHAMMEDi hangi adreste bulacağım? Muhammed yaşıyor mu
ki?
Bu sorulara MEALi manaya göre cevap bulmam imkansızdır. O halde bu ayet Muhammed zamanında iken geçerli olan ve
Muhammed öldükten sonra geçerliliğini kaybetmiş olan ve bu haliyle de kitapta BOŞ YERE yer kaplayan başta 33/30 ve 32
olmak üzere pek çok ayetlerden biri olacaktır
Oysaki bu ayette aslında günah işlediğimizde bunun bağışlanması için zaman ve mekan farkı olmaksızın sahip olmamız
gereken EVRENSEL bir hissiyatımız tanımlanmaktadır
Eylem yada söylemlerimizde Allahın yada Rabbilalaemiynin ''YAPMA'' dediklerimizi yaptığımızda yada ''YAP'' dediklerini
yapmadığımızda Nefsimize zulmetmiş oluruz. Eğer kendimizi kendimiz karşısında küçük düşürecek derecede bir pişmanlık
duyduğumuzda işte burada MUHAMMEDİN YANINA GELDİK demektir. Bu duruma 4/64 de '' velev ennehüm iz zalemu
enfüsehüm CAUKE festağfirullahe '' denilir.
Kendi iç dünyamızda düşünce dağarcığımızda bu pişmanlığımızı algılayan RESUL Muhammed hemen BEASE olarak yani
dirilerek ERRESUL moduna girer ve bizlere Mağfiret diler. Bu duruma ise aynı ayette '' vestağfere lehümürresulu'' denilir.
Sonuçta da Tevbemiz kabul edilir
Bir insanın yaptığı yanlışın boyutu ne olursa olsun kendi iç dünyasında samimice duyacağı şiddetli bir pişmanlık bu andan
itibaren onu MUHAMMEDİN YANINA GÖTÜRMÜŞ olur. Rabbilalaemiyn muhammedten ONAY almadıkça bu kişiyi bağışlamaz,
yani Sende samimi çok kuvvetli bir pişmanlığa şahit olmadıkça seni bağışlamaz
Kitabın/Mushafın içeriğini anlamaya çalışmadan ve/veya ona iman etmeden önce kitabın/mushafın varlığının nedenini
sorgulayınız
Ulaşılmasının ve öğrenilmesinin her insan için EŞİT ŞARTLARda olup olamayacağını yada olup olmadığını sorgulayınız.
Eğer zaman ve mekan farkı olmaksızın tüm insanlar kitaba/mushafa ulaşamamışlarsa yada ulaşamıyorlarsa
Arapça bilmiyorlarsa
Hatta okuma yazma bile bilmiyorlarsa O zaman bu Mushaf/Kitap İnsanları cennete yada cehenneme dahil etmede bir KRİTER
olamaz.Çünkü ADALET ortadan kalmış olur
Varlığına bir itirazımız yok. Ama yokluğu da insanları perişan etmemelidir
Ortak noktamız Hissiyatlarımızdır. Hissiyat diliyle konuşursanız ancak tüm canlılarla anlaşabilirsiniz. İşte bu ORTAK NOKTA ya
göre KAFİR yada MÜSLÜMAN olacağız
Zaten Kitap da bizlere bu ORTAK NOKTAYı tasvir ediyor. Ancak bunu direkt olarak değil bir EDEBİ/MANTIK/FELSEFE uslubu
kullanarak yapıyor.
ORTAK NOKTAdan taviz vermemek kaydıyla kitabı anlarsan ne güzel, ancak anlayamasan da bu sana bir şey
kaybettirmeyecek.
İşte TANRININ ADALETİ de burada devreye girecek.
Kendi kişisel tercihini bizlere dayatmayacak.
Böylece bizden yapmamızı istemediği şeyi kendisi de yapmay
54/1
VENŞAKKALKAMER
Bu ayetin BİRİNCİL olarak anlatrmak istediği şey Mekkede Muhammedin işaret parmağı ile ayı ikiye ayırması değildir. Eğer
öyle olsaydı bu ayet şu anda olmuş bitmiş ve hükmünü kaybetmiş bir halde olacaaktı. Oysaki kitabın her ayeti her dönem ve
çağda her insanın hayatında yer bulabilmeli ve bu şekilde EVRENSEL olabilmeliidir. O halde bu ayet BİRİNCİL olarak aslında
bize hangi tür hissiyatımızı tarif ediyor? Şimdi ona bakalım:
Bir insan eğer bir şeyi çok seviyorsa nefsi onun kusurlarını yada ekskliklerini yokmuş gibi sayar. Bir yanlışını yada eksiğini
gördüğünde üzerine gitmez. Eğer bir insan bir şeyi sevmiyorsa bu durumda da onun güzelliklerini yok sayar ufak tefek
hatalarını büyütür. İşte bu insana ait olan haleti ruhiyye 37/6,7 de konu edlir. ve bun şekildeki hissiyat ve davranışlarımıza
Kuranilminde İYİ GÖZLE BAKILMAZ.
8 .ci ayette ise zikredilen MELEİ ALA deyimi Kusurlu olabilmesine rağmen çok sevilen ve kusuru görmezden gelinen olguyu
verirken mükemel olmasına rağmen hiç sevilmeyen ve bu kez de mükemmelliği görmezden gelinen olguyu verir. Bu her iki
yaklaşım tarzı meleialaya kulak vermeye çalışsa bile derhal oradan uzaklaştırılır. Hatta ''doğru olabilir mi? şeklindeki kalıcı
olmaya çalışan bir şüphe de 37/10 da ''hatifetelhatfete'' olarak yer bulur ve bunu da bir ŞİHAB izler. ŞİHAB deyimi Şüpheleri
nokta atışı ile yok ediebilen bir hissiyatımızdır..
İşte sevgili dostlar Sevdiğimiz ÇOK İYİ olarak bildiğimiz bir kişiden umulmadık beklenmedik bir kötülük gördüğümüzde yada
kazık yediğimizde adeta bir ŞOK DÖNEMİ yaşar ve bu kişiye geçmişten beri süregelen sevgi ve hayranlığımız bir an için KESİLİR
ve bu adama karşı beslediğimiz güzel hissiyatlarımızdan AYRILIRIZ. yani ŞİKAK oluruz. İşte bizi bu şekilde GAYET DOĞAL olan
bir davranışa iten hissiyata VENŞAKKULKAMER denilir.
Benzer şekilde hiç sevmediğimiz ve ÇOK KÖTÜ olarak bildiğimiz bir kişiden umulmadık bir HAYR yada FEDEKARLIK
gördüğümüzde de yine bir ŞOK dönemi yaşar ve bu kişiye geçmişten beri süregelen kin ve nefretimiz bir an için kesilir ve bu
kişiye karşı beslediğimiz KÖTÜ hissiyatlarımızdan da AYRILIRIZ yani yine ŞİKAK oluruz. işte bizi bu şekilde GAYET DOĞAL olan
bir davranışa iten hissiyatımıza da VENŞAKKULKAMER denilir
Eğer kişiye olan sevgimiz ve nefretimiz bizi KÖR etmiş ve bu kişiye olan kin yada sevgimiz dolayısıyla Bu kişinin ile ilgili
GERÇEKLERİ göremediğimiz yada görmek istemediğimiz için doğal olarak olması gereken ŞAKKULKAMER olayı
hissiyatlarımızda gerçekleşemezse bu durumda bir taraftan 37/6,7 ve 8 .ci ayetlerin muhatabı olurken diğer taraftan 54/2 ve
3.cü ayetlerin muhatabı oluruz.
KAMERİN YARILMASI hissiyatına sahip çık. Eğer KAMERİN YARILMASı na kendi iç dünyanda yukarıdaki şartlar oluştuğunda izin
vermezsen ayetleri kezzebe yapacak ve hevana uymuş olacaksın. Sonun da HÜSRAN olabilecektir.
KAMERİN YARILMASI olmuş bitmiş ve TARİH hükmüne girmiş bir olay değildir. Aksine bu olay Rabbilalaemiynin içimize
yerleştirdiği RAHMET hissiyatlardandır KIYMETİNİ BİLELİM
Müslüman olmak ile Mumin olmak elbetteki aynı şeyleri yada hissiyatları tarif etmez. Hele özellikle MUTTAKİ olmak yada
olabilmek bambaşka bir hissiyattır.
Müslüman olmak yada bu hissiyatı taşımak için içinizdeki iyilik hissiyatından birine ve bir kere bile uymak yeterlidir.
Bu uymanın size günün birinde ödülü geldiğinde ve sizi memnun ettiğinde '' Yav içimdeki iyilik hissiyatına uymak ne güzelmiş.
hemen de karşılığı iyi yönde olacak şekilde bana geldi. Fırsat olursa bir daha aynı iyiliği yapacağım'' dediğinizde bu durumda
artık size hükmeden hissiyata Müslümanlığınıza EK olarak MUMİN de denilir.
Eğer içinizde bulunan ve yine iyilik hissiyatlarından olan MUHAMMEDe uyduğunuza ve ödülünü aldığınızda Müslüman ve
Mumin vasıflarına EK olarak bir de MUTTAKİlik hissiyatıyla teçhiz edilirsiniz.
Muhammed hissiyatı sizlere Bencillkten uzak durmayı ve NEFSİNİZE AĞIR GELECEK ŞEKİLDE zulm ve haksızlığa karşı direnmeyi
ve paylaşımı telkin eden bir iyilik hissiyatıdır.
MUTTAKİlik hissiyatı Mumin ve Müslüman hissiyatından kazandırdığı ödülün cinsi ve içeriği açısından biraz farklıdır.
Müslüman veya Mumin olduğunuzda Alemlerin rabbi nasıl istiyorsa siz o şekilde davranırsınız
Muttaki olduğunuzda siz nasıl istiyorsanız Alemlerin Rabbi o şekilde davranır. Böylece Cennetinizi yaşamaya başlarsınız.
Unutmayınız:
Müslüman ve Mumin olabilmek ne kadar güzel.
Ama Cennet için yeterli değiller. MUTTAKİliğe ulaşmadıkça Cennet ve huzuru da bulamazsınz
Çünkü Cennet Muttakiler için hazırlanmıştır 3/133
O halde:
Muttaki-Cennet-Muhammed-Zulme karşı direnme-Fedekarlık-Bencillkten uzak durma-Paylaşım
Bunlardan birinin olduğu bir yerde yada insanda diğerleri de OTOMATİKMEN oluşmaktadır
Eğer malınıza mülkünüze gelirinize bir şekilde ve isteyerek haram bulaştırmışsanız size bunları ağız tadıyla ve istikrarlı bir
şekilde yemek nasip nasip edilmez.
Allah vermiştir ama ağız tadıyla yeme size nasip edilmez. Bu şekilde ortalıkta dolanmanız hissiyatınız kitapta 5/26 da ''
yeryüzünde 40 sene dolaşma'' şeklinde yer bulur
Rabbilalaemiyn kimseyi yeryüzünde 40 sene dolaştırmasın
5/26
''YETİYHUNE FİYLARDI ERBAİYNE SENETEN''
'' YERYÜZÜNDE 40 YIL DOLAŞMA''
HİSSİYATIMIZ
Sevgili Dostlar:
Kitapta 1-10 arası tüm rakamlar aslında bizler için hissiyat tarifi yaparlar. İşte bu 1-10 arası tüm rakamların 10 katı yani 10 ile
çarpımı yani misillemesi bizlerin bu rakamların her birinden menfaat görmemizi tarif eder.
BUYuRUN İNCELEMEYE DEVAM EDELİM
4 RAKAMI yani ERBAA deyimi bir şeyin size menfaat sağlamasını verir. Eğer siz bundan menfaat görürseniz bunun sayısal
değeri 40 yani ERBAİYNE dır. Eğer bu menfaatlenme sürecin ZORLUKlar içinde olursa bu duruma ERBAİYNE SENETEN yani ''40
YIL'' denilir.
''40 YIL'' deyimi kitapta sadece 2 yerde bulunur . Buralar 46/15 ve 5/26 dır.
Bir şeyin size menfaat sağlaması aynı anda sizin de ondan menfaatlenmeniz anlamına gelmemektedir.
Malınız mülkünüz çok olabilir ancak Allah size bunu yemeyi nasip etmez
Hayat size mutlu olabilmeniz için her türlü imkanı verir ama siz bundan kolaylıkla menfaatlenemezsiniz. İşte bu şekildeki bir
ruh hali ile yaşamak 5/26 da ''yeryüzünde 40 yıl dolaşmak'' yani ''yetiyhune erbaiyne seneten'' olarak yer bulur.
Bu tür insanlara her türlü imkan verilir. Ancak yine de mutlu olmayı kolay kolay beceremezler
40 Rakamına ulaşmada bir yaklaşım da 7/142 de 30 rakamına 10 daha ekleyerek elde edilir. Bu şekilde yukarıda yapılan tanım
İSTİKRAR içerikli olur. Yani bir şeyin size menfaati dokundukça siz de ondan menfaat görürsünüz. Siz gördükçe o dokunur o
dokundukça da siz görürsünüz. Böylece 40 rakamı İSTİKRARı da tanımlamış olur
4/136
Yani:
Kafanda yapmayı düşündüğün bir iyilik yada güzelliği ORTAMINA GİRDİKTEN SONRA ortam sana istediği kadar ağır ve
olumsuz gelsin o iyilik yada güzelliği yapacaksın.
Eğer bunu yaparsan işte o zaman Kurani olarak sana hükmedecek hissiyata ALLAH VE RESULUNE İMAN denilir.
Unutma:
At AHIRda değil KOŞUda belli olur
4/17
Sevgili dostlar.
Eğer bir insan
Yapmaması gerektiğini bildiği bir şeyi yaparsa
Yapması gerektiğini bildiği bir şeyi yapmazsa
Söylememesi gerektiğini bildiği bir şeyi söylerse
Söylemesi gerektiğini bildiği bir şeyi söylemezse
Bu durumda bu kişiye hükmeden hissiyata CEHALET, Bu kişiye ise CAHİL denilir.
Bir insanın yapacağı HAYR daki zorlukları görüp de bunu yapmama noktasına gelmesi hatta yapmaması ile ona hükmeden
hissiyata ESSU, yani meali manası itibarıyla ''Kötülük'' denilir
Yine bir insanın Yapacağı ŞERR deki kolaylıkları görüp de bunu yapma noktasına gelmesi hatta yapması ile ona hükmeden
hissiyata yine ESSU, yani meali manası itibarıyla ''Kötülük'' denilir
ESSU ve CEHALET kavramları 4/17 de birlikte kullanılarak ilgili kişinin konumunu Alemlerin Rabbi katında kişi açısından
içinden çıkılması en zor hale getirir
SÜMME deyimin lisani arabi manası ''SONRA'' demektir. Ancak Kurani arabi manası Hiç bir etki ve tepki altında kalmadan
kişinin HÜR iradesiyle bir eylem yada söylem içinde olmasını ifade eder.
KARİYB deyiminin lisani arabi manası ''YAKIN'' demektir. Ancak Kurani Arabi manası bir insanın bir şeye MANAda
yakınlaşmasını ifade eder
Eğer bir insan CEHALET destekli bir ESSU yu eylem yada söylemlerinde yerine getirirse ve bundan dolayı da suçu ortaya
çıkarılmadan yada başkaları tarafından tespit edilmeden kendi HÜR iradesiyle kendi kendini İfşa/ihbar ederse bu durumda bu
insanın bu davranışı bu insan adına bir GÜZELLİK olarak yani ALLAHÜ olarak kabul edilir ve bu davranışa sebep olan hissiyata
ise ETTEVBE denilir.
Böylesi bir durumda bu kişinin TEVBEsi Kabul edililr
İNNEMA deyimi lisani arabi mana olarak ''sadece/yalnızca'' demektir. AMa kurani/hissiyati mana olarak bir insanın yada
şeytanın yada Allahın eylem yada söylemlerinin ifasını ŞARTA bağlar.
4/17 de cümle ' İnnemettevbeti'' diye başlayarak kişinin tevbesinin kabul edilmesini bildirirken bu kabulun İÇERİĞİnden
bahsetmez.
Sevgili Dostlar
Bir insanın TEVBESinin kabul edilmesinin başlıca 2 kademesi vardır.
Bunlar AFFETMEK ve BAĞIŞLAMAKtır
AFFettiğinizde kişiye mümkün olan az bir ceza verir ve böylece İYİ HALİ dolayısıyla cezasında indirime gidersiniz.
Yada hiç ceza vermez ancak kişinin siciline işlersiniz. Yada yaptığını hayatınız boyunca unutmazsınız
BAĞIŞLADığınızda CEZA da vermezsiniz siciline de işlemeszsiniz.Yaptığını da unutursunuz
İşte dostlar 4/17 de TEVBE deyiminin başındaki İNNEMA kavramı kendini işlediği suç dolayısıyla İFŞA yada İHBAR eden bir
insanın bu şekildeki GÜZEL davranışının bu kişiye PRİM olarak geri döneceğini ifade etmekle birlikte bu PRİMin bu kişi için AFF
mı yoksa MAĞFİRET mı olacağını BELİRTMEMEKTE ,bunu şartlara bırakmaktadır
Eğer bir insan CEHALET destekli bir ESSU yu eylem yada söylemlerinde yerine getirirse ve bundan dolayı da suçu ortaya
çıkarılmadan yada başkaları tarafından tespit edilmeden kendi HÜR iradesiyle kendi kendini İfşa/ihbar ETMEZSE ve suçun
başkaları tarafından tespit edildikten sonra pişman olduğunu söylerse bu durumda bu insanın bu davranışı bu insan adına bir
GÜZELLİK olarak yani ALLAHÜ olarak kabul edilmez ve bu davranışa sebep olan hissiyata ise yine ETTEVBE denilmesine
rağmen bu kişi ne AFF edilir ne de BAĞIŞLANIR.
Çünkü artık bu durumda bu kişi 4/18 zin muhatabı olacaktır.
Dürüst ve Erdemli insanlar hiç suç işlemeyen insanlar değildir. Suç işlese bile kendini mümkün olan en kısa zamanda
İFŞA/İHBAR eden ve buna istinaden de ÖZÜR yada TAZMİNAT ödemeye hazır olan insanlardır.
Böyle TEVBEYe can kurban
Bağışlanmasa bile kim affetmez ki?
24/58
HİSSİYATLARIMIZ
Sevgili dostlar:
Kuranilmi bir hissiyat ilmidir. Kitaptaki deyimler üzerinden insanın hissiyatları tarif edilir. İşte bunlardan bir kaçı da yukarıda
yazdığımız ve 24/58 de geçen ''Selasü avretün, min ba'di salatilfecr ve min kabili salatili'şa '' deyimleridir
MEAL anlayışına göre din anlayışını te'sis edenler bu ayete dayanarak namazın gün içinde 3 vakit olarak kılınması gerektiği
kanaatine vararak büyük bir gaflet ve yanlışlık içine düşmektedirler. Oysa bu ayette anlatılan ne namazın kılınması ve ne de
bunun vakit sayısıdır.
Bir insanın hangi şekilde olursa olsun BİRİKİMleri bu insanın hayatında meydana gelmesi muhtemel 3 AÇIK POZİSYONU için
elde hazır tutulmalıdır.bu AÇIK POZİSYONlardan herhangi biri insanın iç dünyasında yer edinirse bu bile tekbaşına SELASÜ
AVRETÜN hükmüne geçer. Şimdi bu AÇIK POZİSYONları tanımlayalım.
1) Bir İŞe başlayacaksın yada evladını okutacaksın Ama sermaye yada para bulamıyorsun. İşte bu senin için hayatta
karşılaşabileceğin BİRİNCİ AÇIKLIKtır. Bunun için yapman gereken şey evini yada evindeki eşyaları satmak ve kendine sermaye
yada para hazırlamaktır. Senin bu yöndeki ÇABAna ''min badi salatilfecr'' denilir
2) 1.ci şıkta bu yöndeki AÇIKlığını sadece sen bilirsin. Evini yada halihazırdaki bir kısım eşyalarını satarken mevcut durumunun
ZAHİR olması yani herkes tarafından bilinmesi gerekmez. Ancak satacak bir evin yada eşyan yada paraya çevrilecek bir
birikimin yoksa bu durumda HALİNİ ARZ ederek seni tanıyan insanların da seninle ilgili bu olaydan haberdar olmalarını
sağlarsın ''benim durumum yok ne olur bana yardımcı olun'' dersin. İşte senin bu şekildeki davranışın 24/58 de ''ve hıyne
ted'aune siyabeküm minezzahiyreti'' şeklinde yer bulur
3) Sana yardım edilip işin görüldğünde senin de sana yardım edenlere karşı bir minnet ve şükran duygusu beslemen ve eğer
mümkün olursa sana yardım edenlere senin de yardım etmen gerektiği hissiyatının sende hakim olması gerekir. İşte senin bu
durumun da yine 24/58 de ''min kabli salatıl i'şa'' olarak yer bulur. Bu şekilde sana yapılan yardımı aklının bir köşesine yazman
ve bunun gereğini yapman ile ilgili tüm ayrıntılar 2/282 de belirtilmiştir.
İnsanlarla yada rabbilalaemiyn ile olan tüm ilişkilerinde hayatta yada hayatında karşılaşılması muhtemel olan bu 3 açıklığa
yada bunlardan birine rastgeldiğinde bunları aşabilmen ve bu tür sıkıntılardan başarı ile çıkabilmen için öyle bir hayat
sürmelisin ve öylesi bir GÜVEN ve İTİMAT oluşturmalısın ki gerek kendin , gerek insanlar ve gerekse rabbilalaemiyne
karşısında ''İMDAAAT , BENİ KURTARIN'' diye haykırdığında sana ,sen de dahil olacak şekilde birileri elini uzatsın. Yoksa HELAK
olur gidersin
MERYEMİN BABASI
Rabbilalemiynin RESULlerindendir. Hem FİZİKİ olarak yaşadığı dönemdeki FİZİKİ kavmine ve hemde bir hissiyat olarak tüm
insanların teker teker her birinin içine yine rabbialalemiyn tarafından yerleştirilmiştir. Bu resulun görevi ERResul haline gelmiş
Resullerin işleyisini sıraya koyan ve yöneten hissiyatımızdır.
Kuranilminde RESUL ile ERRESUL kavramları aynı şeyi ifade etmez. Misal verelim : Hem kitapta ve hem de kuranda RESUle
itaat yada ittiba yoktur ERRESULe itaat ve itiiba vardır. 3/53, 4/80
RESUller her insanın içinde bulunur Ancak hayr ve fedekarlık yapılması söz konusu olduğında bu resullerin ilgili konu ile
ilgilenenleri hemen CİNNlenir ve ERRESUL hükmüne girerek içindeki insana '' hadi yap hadi yap'' derler.
İmrân Melekesinin bu görev tanımını Vahy Kitabı’mızdan nasıl elde ettiğimize bakalım;
...Öncelikle, Elletiy-Elleziy bağlantısı için Secde Suresi 32/20 - Sebe’ Suresi 34/42 bağlantısını görelim;
“…żûkû ‘ażâbe nnâri elleżî kuntum bihi tukeżżibûne”
“…żûkû ‘ażâbe nnâri elletî kuntum bihâ tukeżżibûne “
Sonrasında, Tahrîm Suresi 66/12’de “Ve meryeme benate imrânelletî...”cümlesindeki. imrânelletî deyimine bakalım.
Bir cümlenin sonuna elletî deyimi gelirse onu eylemden düşünceye ya da düşünceden eyleme dönüşümünü verir.
Yani başına ne geleceğini biliyorsan ve bu da hakikaten başına geliyorsa, işte bu dönüşüme elletî denilir. Ya da başına ne
geldiyse, bunun tekrar başına geleceğini biliyorsan buna da elletî denilir.
Meryem denilen hissiyat, İmrân’ın kıız yani Benat’ıdır. İmrân, Allahı razı edecek her türlü amelin kafamızda bu amel öncesi
tasarlanmış halidir.
Yani tüm Resullerin Er Resul olarak izdüşümlerine İmrân denilir. Böylece tüm Resuller kendilerine tanımlanan görev Kodları
itibarıyla kafamıza hükmettiklerinde Er Resul olmaktadırlar. Ancak tıpkı bir Orkestra Şefi gibi bunları yöneten, sıraya koyan ve
bu şekilde mükemmel bir Armoni oluşturan meleke İmrân’dır.
''Her bildiğini söyleme ama her söylediğini bil'' dediğimizde aslında tam olarak İMRAN PEYGAMBERin görev ve fonksiyonunu
tanımlamış oluruz
SALAT ( II ) HİSSİYATIMIZ
Hayr içerik yada amaçlı olunması kaydıyla bir işin USULUNE UYGUNluğunda HATA yapılması durumunda yine USULE UYGUN
olacak şekilde ÖZÜR DİLEME yada TAZMİNAT ÖDEME girişimine SALAT denilir
Salat başlıca 4 kısımdan oluşur bunlar ;
KIYAM, RUKU, SECDE ve TİLAVET`tir. Bunların hepsi aynı anda SALAT hükmüne geçebileceği gibi, tek tek te salat
hükmündedirler. Şimdi bunları teker teker tanımlayalım;
1) KIYAM; 3 önemli özelliği vardır
a) Yönü ve stratejini belirle
b) Söyleyeceğin şeyleri belirle (tilavet)
c) ÖZÜR yada TAZMİNAT ödeme girişimden asla taviz verme HAS DUR. Bu 3 özelliği 18/14 te ''iz kamu'' (kıyama kalktıklarında)
ayetinde görebilirsiniz.
2) RUKU; Eğer yaptığın hatanın boyutu büyük değilse bu durumda özür dilerken yada tazminat öderken sana sahip olması
gereken hissiyata RUKU denilir.
3) SECDE; Rukunun bir üst boyutudur,Eğer yaptığın hatanın boyutu çok büyükse bu durumda özür dilerken yada tazminat
öderken sana sahip olması gereken hissiyata SECDE denilir
4) TİLAVET; Kıyamla beraber faal edilen ve ÖZÜR yada TAZMİNAT ödeme esnasında kullandğın lisandır. Bu lisan 3 şekilde
kullanılır
a) Dilin ile
b) Vucut dili ile
c) Perde arkasından: Bu şekildeki özür dilemende direkt özür dilemezsin Yapacağın özrü kullandığı lisanın arkasına gizleyerek
yaparsın
İslamda ZULME KARŞI DURMA yada ZULMETMEME iyilik yapmaktan önce gelir. Bu yüzden ilk etapta İYİ BİR İNSAN olmayı
değil ZALİM BİR İNSAN olmamayı hedefleyelim.
Bir insanı onore edeceğimiz vereceğiniz zaman iyiliği var mı yok mu? diye değil Zulmu var mı yok mu? araştıralım.
Bir insana sen Zulmediyorsun dediğinizde ve bunu da ispatladığınızda o da size o anda yaptığı iyilikleri gündem ediyorsa bu
kişiye hükmeden hissiyata '' ASHABI ŞİMAL'' yani ''SOL YANIN ADAMLARI'' denilir.
Bunlar Cehennemi yaşar ve yaşatırlar
2/228
ELMUTALLAKATÜ yani '' BOŞANMIŞ KADINLAR'' HİSSİYATLARIMIZ ( III )
''Ve bu'uletühünne ehakku bireddihinne fiy zalike in eradü islahan''
Sevgili dostlar
Eğer ELMUTAKALLATÜ eder yada edilirseniz bunun sebebini sorma yada izah etme gereği duyarsınız. Bunu sorma şekliniz
SERT iken YUMUŞAğa yada yumuşak iken SERTe dönüştüğünde ama sonuçta bu izahı aldığınızda yada yapabildiğinizde bu iki
farklı yaklaşımınız birbirine ERHAM hissiyatı ile bağlanır.
Sonuçta bu izahı aldığınızda yada yapabildiğinizde muhatabınız ile aranızda SULH istediğinizde bunu sağlayan yaklaşım tarzınız
sizin BA'LE niz yani KOCAnız olmuş olur.
Sevgili dostlar
BA'LE- BU'ULETU deyiminin lisani arabi manası ''KOCA'' yani Kadının KOCAsı anlamındadır. Ancak Kurani manası bu değildir.
Aynı sözü kızınıza siz söylediğinde kabul etmiyor ancak arkadaşı söylediğinde kabul ediyorsa bu durumda kızınızın bu arkadaşı
kızınızın BA'ALEsi yani Kocası hükmüne geçer.
Aynı doğruyu ben söylediğimde kimse kabul etmiyor ancak hocaefendi söylediğinde kabul ediliyorsa bu durumda bu
hocaefendi BA'AL hükmüne geçer
Aynı sözü yada talebi yada izahatı YUMUŞAK usluple söylediğinizde kimse iplemiyorsa ve bunu be kez SERT usluple
söylediğinizde kabul görüyorsa bu durumda bu sert uslup bu kişiler için BA'AL hükmüne geçer
Aynı sözü yada talebi yada izahatı SERT usluple söylediğinizde kimse iplemiyorsa ve bunu be kez bunu YUMUŞAK usluple
söylediğinizde kabul görüyorsa bu durumda bu YUMUŞAK uslup bu kişiler için BA'AL hükmüne geçer
Bir insanın BA'AL sahibi olması yani ''KOCA'' sının olması bu kişiyi hayra ve fedekarlığa yönlendiriyorsa güzel bir şeydir. Ancak
bunun sürekli ve istikrarlı bir şekilde olması Kuranilminde kabul edilemez. Yani hayatında bir şeylerin İYİ yada KÖTÜ olduğunu
görmen için bunu ille de birileri sana SÜREKLİ olarak söylememeli yada göstermemeli bunları sen de artık görebilmelisin
Rabbilalaemiyn resullerinden olan İLYAS hissiyatı ,içimizde işte bu içerikteki BA'AL i engellemek için için çalışır. 37/125.
Bu yüzden BA'ALe yani ''KOCA''ya EVET ancak BA'ALe yani ''KOCA''ya hayatımızın sonuna kadar bağımlı olmaya HAYIR diyoruz.
işte dostlar :2/228 de Aynı sözü yada talebi yada izahatı SERT usluple söylediğinizde kimse iplemiyorsa ve bunu be kez bunu
YUMUŞAK usluple söylediğinizde kabul görüyorsa bu durumda bu YUMUŞAK uslup bu kişiler için BA'AL hükmüne geçer ,
YADA
Aynı sözü yada talebi yada izahatı YUMUŞAK usluple söylediğinizde kimse iplemiyorsa ve bunu be kez SERT usluple
söylediğinizde kabul görüyorsa bu durumda bu sert uslup bu kişiler için BA'AL hükmüne geçer
Her iki durumda da eğer ELMUTAKALLATÜ olmuş yada edilmiş biri neden bekletildiğini öğrendiğinde onun bu başarısı bu iş
için kullandığı BA'ALa atfedilir.
''Ulan, Namussuzlara bağırmasaydım kimse bana açıklama yapmayacaktı'' dediğinizde buradaki ''BAĞIRMA''nız size yapılan
açıklamanın BA'ALi olacaktır.
YADA
'' Yav adamlara yumuşak konuşmasaydım kimse bana bir açıklama yapmayacaktı'' dediğinizde bu kez buradaki ''YUMUŞAK
USLUP'' size yapılan açıklamnın BA'ALi olacaktır. İşte bu şekildeki hissiyatımız 2/228 de '''Ve bu'uletühünne ehakku
bireddihinne fiy zalike in eradü islahan'' şeklinde yer bulur
O halde Eyy kul:
BEKLETECEĞİN zaman muhatablarına onların akıllarına mantıklarına yatacak açıklamalar yap. Bunu ERHAMında gizleme .
Hangi USLUP işe yarayacaksa onu kullan. Bazen SERT uslup kullanırsın bu işe yaramazsa Yumuşağını dene.
BEKLETİLECEĞİN zaman muhatablarından aklına ve mantığına yatacak açıklamalar talep et. HAKKINI ARA.. Bunu ERHAMında
gizleme . Hangi USLUP işe yarayacaksa onu kullan. Bazen yumuşak uslup kullanırsın ,bu işe yaramazsa sertini dene
39/56
İFRAT-FARRATNA-FERRATTÜ FİY CENBİLLAHİ
İFRAT-TEFRİT deyimleri Kuran ilminde bir şeyi ŞERR yönünde olmak kaydıyla abartılı görmek ya da gösterme yönündeki
hissiyatımızı tarif eder.
6/38`de bu deyim ''biz kitapta hiç bir şeyi NOKSAN BIRAKMADIK'' şeklinde tercüme edilmiştir. Oysa bu deyim için bizim ''bir
şeyi şerr yönünde abartılı görmek ya da gösterme'' şeklindeki tanımımızı 20/45`de bulunan ''en YEFRUTA'' deyimi
doğrulamaktadır.
Buna göre 6/38`de ki mana ''biz kitapta ŞERR yönünde hiç bir şeyi abartmadık, olduğu gibi açıkladık'' anlamındadır.
Aynı deyim 39/56`da da ''ala ma farratna fiy cenbillahi'' şeklinde yer bulur.
CENB-CUNUB-CENEBET deyimleri, bir insanın şekli ve RUH hali itibarıyla bulunduğu ortamdan geçici bir süre uzaklaşmasını
tarif eder. Aynı ruh hali eğer Allah`ta da olursa buna ''CENBİLLAHİ'' denilir.
Buna göre; Eğer Allah, bir kuluna sürekli bol rızık verir ama günün birinde rızkını azaltırsa ve kişi de bunu ŞERR yönünde
ABARTIRSA ya da eğer Allah kuluna sürekli az rızık verir ama günün birinde rızkını bollaştırır ve kişi de bunu yine ŞERR
yönünde ABARTIRSA, işte Allahın bu kulu için sahip olduğu haleti ruhiyeye CENBİLLAHİ denilir. Ancak kul iki konumu da iyi
anlamalı ve gereğini yapmalıdır. Eğer anlama ve gereğini yapma noktasında CİDDİ olmazsa, bu durumda 39/56`nın muhatabı
olur ve cehennemini yaşamaya başlar.
İyilik yapayım derken ortalığı berbat etmeyelim diye bu sıralamaya 4 adet RESULULLAH mudahil olabilecek.
Bunlar:
Muhammed
İysa
Musa
Salihtir. Bunlar da peygamberdirler. Ancak Bunlar diğer peygamberlerden Bir üst derece daha almışlardır. Böylece
RESULULLAH edilmişlerdir. Diğer peygamberler ise sadece Resuldürler. RESULULLAH yani saçma sapan meali manası
itibarıyla'' Allah Resulü'' DEĞİLDİRLER.
Hangi iyilik hissiyatının hangi şart ve durumda veya konumda bizler için DÜŞÜNCE SİSTEMİMİZE hakim olacağına yine kendisi
de bir RESUL olan İMRAN Peygamber karar verecek
Hangi iyilik hissiyatımızın hangi şart veya durumda veya konumda bizler için AMEL SİSTEMİMİZE hakim olacağına ise MERYEM
karar verecek.
Meryem , İmranın kızıdır. Baba- kız bu iki hissiyat tüm resuller için yani iyilik hissiyatlarımız için hem eylem ve hem de
söylemlerimizde bir MODARATÖR/REGÜLATOR olarak çalışır.
Böylece yaptığınız iyilik yerini bulur. Size BELA olarak geri dönmez
Kitapta Muhammede sorulan her soru yada istenilen her cevap insanlar yaşadıkça onların hissiyatlarında sorulmaya yada
cevaplanmaya devam ediyor. Bu durum 1400 sene önce arap yarımadasında başlamadı. Taaa ilk insanın yaratılmasıyla başladı
17/49
17/98
Sevgili Dostlar
Kuranilmi bizlerin Öldükten sonra tekrar dirilmemizin nasıl olacağı konusunda bizlere bilgi vermez. Bu konu rabbilalaemiyne
aittir. Ancak ''ÖLÜMDEN SONRA ÇÜRÜMÜŞ KEMİKLERİMİZİN NASIL TEKRARDAN YARATILACAĞI'' gibi Mitolojik bir hikaye/olay
üzerinden bizlerin bir nevi hissiyatını anlatır.
Sevgili Dostlar
EL İZAM deyiminin Lisani arabi manası ''KEMİK'' tir. Ancak bu deyim üzerinden de bizlerin bir nevi hissiyatı tarif edilir. El izam
yani Kemik deyiminin Kurani manası Bizlerin İNANARAK büyük bir iddia/öngörü ile ortaya çıkmamız durumunda bu iddianın
çürütülmesi/dağıtılması esnasında böylesi bir durumun işimize gelmeyeceği dolayısıyla bu duruma karşı gösterdiğimiz
DİRENÇtir.
İddiamız dağıtılınca yada çürütülünce süreç içinde DİRENCimiz de düşmeye başlayacak ve sonuçta toz zerreciklerine
dönüşmemiz kaçınılmaz olacaktır. İşte bu duruma KEMİKLERİMİZİN ÇÜRÜMESİ/PARÇALANMASI denilir.
Eğer kendimizin MUTMAİN olarak İMAN ETTİĞİMİZ bir İddiamızda HAKSIZ olduğumuz bize beyan edilirse/ispatlanırsa bu
durumda bu ispata karşı göstereceğimiz '' Hayır olamaz.,Yanılmış olmam mümkün değil'' şeklindeki FITRİ TAVRımıza kuran
ilminde KEMİK denilir. Bu andan itibaren de artık kemiğimiz/kemiklerimiz çürümeye/çürütülmeye başlayacaktır.
Eğer bir insan Bu Fıtri tavrı göstermekle beraber daha fazla DİRENÇ göstermeden ACI GERÇEĞi kabul ederse bu durumda bu
kabul onun nefsine ağır gelen bir amel olacağından bu kişi Muhammede uymuş olacak ve Rabbilalaemiyn de onu bir başka
iddiasında YENİDEN DİRİLTECEK ve onun haklı çıkması yönünde onu tekrar itibar sahibi yapacaktır.
Eğer kişi Bu FITRİ TAVRını gereksiz ve Nefsani olarak uzatırsa ve ' Herşeyimi kaybettim. bundan da vazgeçersem daha kendimi
toparlayamam'' endişesi ile KEMİKLerinin ÇÜRÜMESine karşı hala Direnç gösterirse bu durumda 17/49 ve 98.ci ayetlerde
geçen '' Eiza künna izamen ve rufaten einna lemeb'usune halkan cediyden'' ayetinin muhatabı olacaktır
Hayatta BAŞARILI olmak için bir HEDEFiniz olsun. Eğer kendinize bir HEDEF belirlerseniz bu durumda size hükmeden hissiyata
RİCAL yani ''Erkek'' denilir.HEDEFi olan insanlar kadın olsun erkek olsun RİCAL yani ERKEK Hissiyatı tarafından yönetilirler.
HEDEFinizi belirledikten sonra bu hedefe yani RİCALe yani ERKEĞE çok ama çok çalışarak ulaşmaya çalışacaksınız. İşte bu
çalışma esnasında kadın olun erkek olun hiç farketmez size hükmeden hissiyata NİSA yani KADIN denilir.
Erkeğiniz (hedefiniz)istediği kadar kuvvetli ve heybetli olsun eğer Kadınınız(iş yada performansınız) zayıf yada yetersiz ise bu
erkeği (hedefi) asla elde edemezsiniz. Bu yüzden en kuvvetli erkekler(hedefler) ancak ve ancak kadın(sıkı çalışma) ile elde
edilirler.
Kuran kadın ve erkek kavramları bir CİNSİYET olarak değil bir HİSSİYAT olarak tanımlar.
Eğer Cinsiyet olarak bir ERKEĞe hissiyat olarak KADIN hükmetmez ise bu erkeğin yaşadığı hayatta itibarı olmaz. İŞSİZlik yada
İŞSİZLer buna delildir.Bu yüzden KADIN olmazsa insanların itibarı da olmaz
Eğer Cinsiyet olarak bir KADINa hissiyat olarak ERKEK hükmetmez ise bu kadın çalışır çalışır ama bir hedefi olmaz. Dolayısıyla
da BAŞARILI olamaz.
Allah sana tarih anlatacak ve buna iman edeceksin yoksa seni KAFİR ilan eder ve cehenneme atarım diyecek.
İyi de iman etsem de etmesem de bu tür bilgilerin bana ve tüm insanlara yaşadığım hayatta bir faydası yok ki.
Örnek mi istiyorsun?
33/30 ve 32
''Ey Peygamberin kadınları Sizler diğer kadınlar gibi değilsiniz sizden kim bir iyilikle gelirse iki kat mükafaat kim de bir
hayasızlıkla gelirse iki kat ceza vardır''
Bu ayete '' Bu haliyle'' iman etsem bile bana bir faydası yok. Çünkü ayet SADECE peygamberin kadınlarını muhatab almış. Yani
onlara özel inmiş. İman etsem bile bu imanın bana bir faydası olmayacak.
O zaman ne olacak?
'' Eğer kişi iman etmemiş ise veya iman etmiş ama imanı kendisine bir hayr sağlamamışsa bu imanı hiç bir işe yaramaz''
Yukarıdaki ayet bana yada size bugün yada gelecekte bir HAYR sağlar mı?
HAYIR
Bu ayete yapacağım iman 6/159 za göre bir işe yarar mı?
HAYIR.
Peki bu bir ÇELİŞKİ değil mi?
EVET.
Sevgili Dostlar:
EL ARŞ deyimi bir insanın bir şeyi kontrol etme yada yönetme içgüdüsüdür. Eğer bir Güzellik sizi kontrol eder yada yönetmeye
yönlendirmeye başlarsa bu durumda sizin ARŞInıza hükmeder. Bir insan kendine hakim olduğunda bu kez kendi Arşına
hükmeder. Bir TV , ona ait bir kumanda ile kontrol ediliyorsa işte bu kumanda o TVnin ARŞına İstiva etmiş demektir.
EL ARD deyiminin lisani arabi meali manası Yeryüzüdür. Ancak hissiyati yani kurani manası bir işin düzene girmiş oturmuş
yada rayına girmiş halidir. İşler rayına girdikçe ona hükmetmek daha da kolay hale gelir. Böylece ARŞ ve ARD birlikte çalışırlar.
Evrende varlığına şahit oolabildiğimiz her türlü üzellik Rabilalaemiyne ait ALLAHÜ dür. Bunun muhakka bir şekilde insan
tarafından daha da güzelleştirilmesi ve insanlara HAYR namına paylaşıma açılması gerekir. İşte bu şekilde düşünüldüğünde bu
ALLAHÜ insanı kontrol etmeye başlar yani Onun ARŞIna istiva eder.
21/35 de Küllü nefsin zaikatülevt denilirken insanların ölümünden bahsedilmez. İnsanlar doğar yaşar ve ölürler. Kuranilmi işin
bu kısmıyla muhatab olmaz. ANcak Bu şekli dönüşüm üzerinden bizim yine bir nevi hisiyatımızı tarif eder. Bu ayette
anlatılmak istenilen şey her bir güzelliğinin zamanı geçmeden farkedilmesi ve ondan mümkün olabilecek en yüksek verimi
alabilmek için değerlendirilmesidir.
Güzel bir genç kız daha ömrünün baharında iken kendisine bulunan güzellik dolayısıyla kendisine rabbilalaemiyn tarafından
tecelli ettirilmiş bu güzelliğini yani ALLAHüsünü iyi değerlendirilmeli ve bu güzelliğin bir gün muhakkak mevt olacağını bilerek
aklıllı namuslu zengin görücülerini evlilik adına iyi değerlendirmeldir. İşte bu şekilde davranıp davranamayacağı 21/35 de
konu edilir. Yoksa bu ayette canlıların ölümünden bahsedilmez.
İşte Dostlar ALLAHÜ de bir NEFS dir Kendisizne hem 20/41 de ve hem de 5/116 da NEFS ihdas edilmştir. 21/35 de Her NEFS
mevt olacaktır denilirken ALLAHÜ istisna tutulmamıştır. Bu BİLİNÇLİ yapılmıştır. O halde Hayatta sahip olduğumuz tada
edildiğimiz yada farkına vardığımız her türlü güzelliğe ALLAHÜ denilir. Bu ALLAHÜ EHAD hükmündedir 112/1 de ALLAHÜ nün
EHAD olduğu belirtilir. Bu durum insan için İYİ değildir. bunun VAHİDe dönüştürülmesi gerekir. ALLAHÜ eğer süzekli EHAD ta
kalırsa insan için bi halta yaramaz. ANcak eğer İNSAN onu VAHİDe çevirirse onu Rabbilalaermiynin istediği şekilde MEVT
ettirir. Örnekler:
1) Bir yerden bir nehirin akması ALLAHü dür ve EHADtır. ANcak buraya bir BARAJ yapılması ve elektirik üzretilmesi bu
ALLAHünün Mevt ettirilerek bunu VAHİDe çevirir. İşte o zaman Rabbilalaemiyn senden razı olur
2) Bir dağbaşında rüzgarın kuvvetli esmesi ALLAHÜ dür ve bu Allahü bu haliyle EHADtır . Buradan Rüzgar enerjisini PERVANE
kullanarak elektirik ürretilmesi bu ALLAHÜ yü VAHİDe çevirir.
Hayattaki her türlü güzelliği vakti geçmeden ömrü dolmadan değerlendir Ey insan.
Sokaklarda meydanlarda ALLAHÜ EKBER diyeceğine ALLAHünün ne olduğunu anla ve bunu hakikaten de EKBERleştir Yani
BÜYÜT. Büyüt kü onu EHAD konumundan VAHİD konumuna taşı. Unutmaki ALLAHÜ yü EKBERLeştirenler bunu yapamayan
memleketleri insanları medeniyetleri KÖLEleştirirler.
ALLAHÜ EKBER , VE LİLLAHİLHAMD
YAKUB
╠ YAKUB’UN OĞULLARI
╠ YAKUB’UN ARŞA TERFİSİ
HİSSİYATLARIMIZ
▀
▓Yakub
Bir insanın işinin, sağlığının, gelirinin, hayatının mümkün olabildiğince sahip olduğu en yüksek konumu ifade eder. ✔
▓Yakubun Oğulları
Yakub’u en yüksek konuma getiren materyallerdir. ✔
Örneğin; Hepimiz şu anda sağlıklıyız. Bu sağlık konusunda Yakub’u yakalamışız demektir. Peki, bizim bu konuda Yakub’u
yakalamamıza yardımcı olan materyallerimiz nelerdir?
Ⓐ Sigara içmiyoruz. ✔
Ⓑ Beslenmemize dikkat ediyoruz. ✔
Ⓒ Spor yapıyoruz. ✔
Ⓓ Düzenli uyuyor, düzenli çalışıyoruz. ✔
Ⓔ Evdeki hatun fazla sorun çıkarmıyor vs.
İşte bu ve daha sayamadıklarımın hepsi Yakub’un Oğullarıdırlar.
▓Yakub’un Arşa Terfisi
Eğer sağlığımız bozulursa Yakub ölür. ✔
Bu noktada yapacağımız şey; Yakub’u tekrar eski haline getirmektir. Buna Yakub’un Arşa Terfisi denilir. ✔
Tüm Oğulları Yakub’a secde ederler 12:100.
Bu süreçte biz tekrar Yakub’umuzu tesis etmek istiyorsak İbrahim, İsmail, İshak’ımıza dikkat edeceğiz.
Yani İbrahim ile sağlığımıza veya iyileşme umuduna bağlanacağız. Bu bağlılık sürecinde İbrahim bize İsmail’i verecek. ✔
Yani bize iyileşme süresince hastalıkla ilgili bilgi ve beceri kazandıracak. Bu da bize İshak’ı verecek. ✔
Yani iyileştikçe yavaş yavaş ayağa kalkacağız dolanmaya başlayacağız. Yani yatırım yapacağız. ✔
işte 2:133’de Yakub’un oğullarına tavsiyesi bu. Olur da bir şekilde sahip olduğunuz yaşam kalitesini kısmen yada tamamen
kaybederseniz; hayata tutunun, pes etmeyin, kaybettiğiniz bu yaşam kalitesini yani Yakub’unuzu tekrar elde etmeye çalışın.
Bunu eğer bu şekilde anlarsanız 2:133, mana olarak en son insan en son nefesini verinceye kadar baki kalır.
İşte o zaman rahatlıkla ▓Kuran bir hayat kitabımızdır; manası ebediyete kadar bakidir diyebiliriz.
•••
İnsana Emeğinden Başkası Yoktur. ✔
Dünyada
Özgürlükten daha büyük bir
ZENGİNLİK
yoktur. ✔
Okunabilir hükümde olan her şeydir; KİTAP ✔
Okunandan çıkarılan doğru manadır; KURAN ✔
Mükemmel olanı ise; ZİKR ✔
Akleden,
Derin Düşünen,
Tekelleştirmeyen,
Sahip Oldukça Paylaşan !
Selam Böyle Dostluklara..
KUREYŞ HİSSİYATIMIZ -
HAZELBEYT ( BU EV ) HİSSİYATIMIZ
Sevgili Dostlar
Kuranilmi bir Hissiyat ilmidir. Kitab içindeki her bir deyim , KURANİLMİ adı altında AYRICA bir mana daha içerir ki işte bu mana
bizim insan olarak bir nevi hissiyatlarımızı tarif eder ve böylece bu deyim işte içerdiği bu ARTI MANA ile EVRENSEL hale gelir.
İşte bu deyimlerden biri de kitapta 'KUREYŞ ve HAZELBEYT kavramlarıdır
Bir insan gerek marufi olarak ve veya gerekse islami tevhidi olarak mazisi temizse ve bulunduğu toplum tarafından da temiz
olarak biliniyorsa bu kişi toplum içinde bu toplum tarafından pozitif ayrımcılığa tabi tutulur. Yani mahallende hırsızlık olur
kimse senden şüphelenmez, polis her yeri arar ama senin evi aramaz. esnaflar kimseye borç vermez ama sana verir. Çünkü
dürüstlüğün ve bu konuda temiz bir geçmişe sahip olmuşluğunun bilinmesi seni açlıktan ve korkudan güvenliğe kavuşturur.
İŞTE o toplum içinde kendin için oluşturduğun bu duruma ya da pozitif ayrımcılığa HAZELBEYT, dahil olduğun camia ya ise
KUREYŞ (106/1-4) denilir. Kurandaki KUREYŞ suresi olmuş bitmiş bir hadise ya da kabileden bahsetmez. Biz bu tür insanları
hayatımızın her alanında sayıları az da olsa görebiliyoruz. Allah cümle muminleri KUREYŞ camiasından eylesin. KUREYŞ
kabilesinden olmak bir ayrıcalıktır.
38/44
''VE HUZ BİYEDİKE DIĞSEN FADRİB BİHİ LA TAHNES''
DIĞSEN - ADĞASU (12/44 , 21/5) HİSSİYATLARIMIZ
Sevgili Dostlar
EYYÜB resul de diğer resuller gibi Rabbilalaemiynin resullerindendir ve o da diğer RESULler gibi İÇİMİZe yerleştirilmiş bir İYİLİK
hisiyatıımızdır. Bu resuller aracılığı ile bizler insan olarak makul mantıklı ahlaklı evrensel değerlere uygun bir hayat sürerek
MUTLU bireyler oluruz. Bu resullerin her biri BEŞER kısımları itibarıyla zamanında kavimlerine geldiler yaşadılar işlerini
yaptılar ve daha sonra da öldüler. Ancak Bunların HİSSİYAT ve AMEL kısımları asla ölmez. Her insanda bulunur.
EYYÜB resul içimizde yada bir zamanlar yaşadığı kavminin içinde HINSı engelleyen resuldür, hissiyattır, ameldir. HINS denilen
kavram zenginliğini , güzelliğini variyetini gündem ederek hava atmanı yada düşkünlüğünü gündem ederek bunun üzerinden
duygu sömürüsü yapmanı ve prim toplamanı ifade eden İBLİYSe ait bir hissiyattır
İşte EVVAB olan kişide bunlar yani hıns oluşmaz. Oluşan kişi ise içinde EYYUB melekesi çalışmadığı için 56/46 nın mıhatabı
olur. O halde EYYUB bizi EVVAB yapmaktadır ve HINS tan korumaktadır.
Ancak Bir insanın HINS sürecinde bir zorlıukla karşılaşınca buna direnç göstermeden hemen pes etmesine su koyuvermesine
URKUD denilir. Bu durum
a) Zenginliğinle variyetinle hava atman yada duygu sömürüsü yapman esnasında bir dirençle karşılaşman durumunda eğer
hemen dönersen İYİdir.
b) Zenginliğinle variyetinle hava atmamaya yada duygu sömürüsü yapmamaya çalışman esnasında bir dirençle karşılaşman
durumunda eğer hemen dönersen KÖTÜ dür
İşte bu iki farklı ancak içiçe girerek KARMAKARIŞIK olmuş URKUD hissiyatı yine kuranilminde DIĞSEN-ADĞASU olarak yer
bulur. Bazen bir olayı anlamakta yada anlamamıza rağmen mudahil olmakta elimizdeki seçenekleri birbirine karıştırdığımızda
bu karmaşıklık ADĞASÜ olarak 12/44 ve 21/5 de yer bulur.
İşte EYYÜB yurıdaki ''a'' ve ''b'' seçeneklerinden den uygun olanını alacak ve HINSı engellemek için DAREBE yapacak yani onu
önplana çıkaracaktır. EYYÜBün bu şekildeki davranışı 38/44 de ''VE HUZ BİYEDİKE DIĞSEN FADRİB BİHİ'' olarak yer bulur
HİDAYET HİSSİYATIMIZ
Kitaptaki tüm rakamlar da kendilerine Rabbilalaemiyn tarafından eklenilmiş ola Ledün ilmi aracılığı ile artık rakam olma
özellğini kaybedecek ve bizlerin insan olarak bir nevi hissiyatımızı tanımlamakta kulanılacaklardır. Bunların KIYAM sözkonusu
olduğunda en önemlilieri 3,5 ve 7 rakamlarıdır.
Bu 3 rakam 18/22 de ASHABI KEHFi tanımlamada kullanılır
Eğer bir hakikati kafanıza yerleştirmeye çalışırsanız bu durumda size hükmeden hissiyata 3 denilir ve bu şekilde de bu
hakikatın ŞAHİDi olursunuz. Bu durumda size pek az bir sevap verilir.
Ancak aynı hakikati kafanıza fedekarlıklar yaparak oturtmaya çalışırsanız bu kez de size hükmeden hissiyata yine 3 denilir.
Ancak bu kez bu hakikatın ŞEHİTi olursunuz. Bu durumda size büyük sevap verlir. Bu süreçte ve bu sebepten dolayı size ölüm
gelirse Tüm günahlarınız bağışlanır ve Cennetle ödüllendirilirsiniz.
Eğer bir hakikati kafanıza yerleştirdikten sonra bu YAŞAMAYA,dışarı yansıtmaya çalışırsanız bu durumda size hükmeden
hissiyata 5 denilir ve bu şekilde de bu hakikatın yine ŞAHİDi olursunuz. Bu durumda size pek az bir sevap verilir.
Ancak aynı hakikati hayatınıza binbir zorluklarla/ fedekarlıklar yaparak oturtmaya çalışırsanız bu kez de size hükmeden
hissiyata yine 5 denilir. Ancak bu kez bu hakikatın ŞEHİTi olursunuz. Bu durumda size büyük sevap verlir. Bu süreçte ve bu
sebepten dolayı size ölüm gelirse Tüm günahlarınız bağışlanır ve Cennetle ödüllendirilirsiniz.
Eğer bir hakikati kafanıza yerleştirip de bunu da yaşamaya başlayıp nihayet tüm çevrenizi hatta belki de bütün dünyayı bu
hakikat doğrultusunda değiştirmeye çalışırsanız bu durumda size hükmeden hissiyata 7 denilir ve bu şekilde de yine bu
hakikatın ŞAHİDi olursunuz. Bu durumda size pek az bir sevap verilir.
Ancak aynı değiştirmeyi binbir zorluklar içinde fedekarlıklarla yapmaya çalışırsanız bu kez de size hükmeden hissiyata yine 7
denilir. Ancak bu kez bu hakikatın ŞEHİTi olursunuz. Bu durumda size büyük sevap verlir. Bu süreçte ve bu sebepten dolayı
size ölüm gelirse Tüm günahlarınız bağışlanır ve Cennetle ödüllendirilirsiniz.
Hakikat söz konusu olduğunda ŞAHİT iken ŞEHİT olabilmek için ÖLMEYi beklemeye gerek yoktur. ŞEHİTLİK MAKAMI hayat
devam ediyor iken de kazanılabilir.
Tüm şehitler MUHAMMEDin Kanatları altındadır. Hayatta veya ölümden sonra Muhammed tüm şehitlerin GARANTÖRüdür.
25/74
32/17
28/9
28/13
''KURRETE A'YUNİN''
''GÖZÜN AYDIN''
Sevgili dostlar
Bir insanın bir şeyi elde etmek yada ona tekrar kavuşmak için HASRET ÇEKTİĞİNDE ve bu uzun süre hasretini çektiği bir şeyi
elde ettiğinde yada ona tekrar kavuştuğunda Bu insana hakim olan hissiyata KURRETU AYNÜN denilir. Türkçe de bizler dahi
bu deyimi kullanırız ''Gözün aydın oğlun gelmiş'' , Gözün aydın çocuğun olacakmış'' dediğimizde işte bu cümlelerimizin
muhatablarına hakim olan hissiyata KURRETÜ AYNÜN denilir.
Bu deyim 25/74 de geçer . Bu ayette anlatılmak istenilen ve MUTTAKİlere ait olan hissiyat bu kişilerin Emri bilmaruf ve nehyi
anilmünker yaparken Muhatablarının iman etmeleri yönündeki HASRETlerinin Sona erdirilmesini içerir.
Her türlü güzelliği vermeye gayret edersin amma karşı taraf bir türlü almak istemez, Ama bir de alırsaaaa, İşte o zaman sana
düğün bayram olur
Her türlü kötülükten sakındırmaya gayret edersin amma karşı taraf bir türlü yola gelmez, Ama bir de yola gelirseee işte o
zaman sana yine düğün bayram olur.
İşte 25/60 daki İBADURRAHMAN yani rahmanın kulları, 25/74 de bu ZEVKİ TATMAK için böylesi bir dua ediyorlar
ME'ARİC- Mİ'RAC HİSSİYATLARIMIZ VE Mİ'RACA ÇIKMAMIZ NASIL OLUYOR?
Sevgili Dostlar
Kuranilmi bir Hissiyat ilmidir. Kitab içindeki her bir deyim , KURANİLMİ adı altında AYRICA bir mana daha içerir ki işte bu mana
bizim insan olarak bir nevi hissiyatlarımızı tarif eder ve böylece bu deyim işte içerdiği bu ARTI MANA ile EVRENSEL hale gelir.
İşte bu deyimlerden biri de kitapta toplam 9 yerde( 70/3,4,32/5,34/2 ,57/4,15/14 ,24/61, 48/17, 43/33) geçen Mİ'RAC
deyimidir. Bu deyim MEALLERDE ''yükselme'' bazı yerlerde özellikle 24/61-48/17 ikilisinde ''TOPAL'' olarak manalandırılmıştır.
Bir insanın yaşadığı hayatta kendisini bulunduğu ortam yada geçtiği yere göre farklı manalarla yada kimliklerle tanıtması nasıl
ki hakkında yasal işlem yapılabilecek bir sahtekarlık olarak anlaşılıyorsa benzer şekilde Sözümona Kuranı anlaması yada daha
anlaşılır hale getirmesi için aynı deyime geçtiği yere göre birbiriyle alakası bie olmayan başka başka manalar vermesi
KURANİLMi adına hakkında yine yasal işlem uygulanması gereken bir SAHTEKARLIKtır. Bu tür yasal işlemi bu platformda bu
kişiye Rabbilalaemiyn uygular. Bunun uygulanmışlığının en büyük göstergesi de bu kişinin KURANI ANLAYAMAMASI şeklinde
olur.
Meal yazanların yada MEAL ile KURANı bir tutanların Kronik hastalığı Aynı deyime geçtikleri yere göre farklı farklı manalar
vermesi ve bunu da ARAPÇA nın zenginliğine bağlamasıdır. Böyle olunca kitapta bir yerde ''AYŞE'' manasını verdikleri deyim
bir başka yerde FATMA ya bir başka yerde HATİCEYE dönüşür. Ondan sonra da KURAN APAÇIKTIR ONU HERKES ANLAYABİLİR
diyerek kendi Hezeyanlarını insanlara MEAL olarak sunup bundan da para, makam mevki itibar kazanma gayreti içine girerler.
Oysaki Rabbilalaemiyn 6/115 i indirerek buna MANA KARGAŞASINA bir Çözüm ve Standart bir uygulama getirir. Buna göre;
Bir deyime hangi mana verilmişse bu manayı bu deyimin kitapta geçtiği tüm yerler ya TASTİK etmeli yada AYNEN tastik
etmelidir. 6/115 in doğru anlaşılmaması ve ayetlere de uygulanamaması ayetlerin DUBURlandırılmasını engelleyerek kişinin
bu ayetler içindeki Kuran ilmini görmesini ve anlamasını İMKANSIZ hale getirir
Sevgili Dostlar;
MEARİC yada MİRAC hissiyatımız ve bu hisiyatımızın bizi YÜKSELTMESİ bizim olumlu hissiyatlarımızdandır. Eğer bir insan
Karşısındakinin iyiliği için onun KÖTÜ olarak algılayacağını bildiği DOĞRU bir eylem yada söylemi bu kişiye yaptığında onun bu
DOĞRU eylemi yada Söylemi onu Mİ'RACa yükseltir.
Hayattan Örnekler:
1) Çocuğunun hastalandı ACİLe götürdünüz. Doktor kalçasından iğne yapacak. Ama çocuk korkusundan öğle bir ağlıyor ki
sanki kendisini öldüreceklermiş gibi tepki gösteriyor. İşte bu durumda Doktor işini yapmalı ve ağlamalarından duygusal olarak
etkilense bile çocuğun iyiliği için o iğneyi yapmalıdır. Bu eylemi Rabbialalemiyn katında o doktoru MİRACa yükseltir
2) Bir kız sizi çok seviyor sizin için Deli oluyor ama siz onu sevmiyorsunuz. Bunu da karşı tarafa KIRILACAĞINI ÜZÜLECEĞİNİ
bildiğiniz halde eğer Dürüst olur ve beyan ederseniz karşı tarafa boşuna umut vermemiş olursunuz. Bu cesareti göstermek
zorundasınız. eğer bunu yaparsanız Rabbilalaemiyn de sizi MİRACa yükseltir
3) Bir siyasi parti liderini çok seviyorsunuz Ama kabul edilemeyecek yanlışları da var. Buna istinaden bu parti liderine bu
yanlıuşlarını düzeltmemesi durumunda Oy vermeyeceğinizi söyleme cesaretinizi gösterirseniz Rabbilalaemiyn de sizi MİRAC a
yükseltir.
Miraca yükseltilmiş kişi bu işlemden elbetteki hayatında bu olumlu eylem ve söyleminin menfaatlerini de görecektir. O da
zorda kaldığı herhangi bir durumda kendisine Rabbilalaemiyne ait olan MİNALLAHİ hissiyatının yardımına yetiştirilmesi
olacaktır. Çünkü Mİ'RACLAR ın sahibi 70/3 e göre MİNALLAHİ dir
Rabbimiz cümlemize MİRACı ve MİRAC a çıkmayı NASİP ETSİN
'MİNALLAHİ''
Kitabta toplam 96 yerde geçen bir ALLAH kavramıdır. Lisani manası ''allahtan'' şeklindedir. ANcak Kurani manası bu değildir
Sevgili dostlar
Daha önceki derslerimizde , LİLLAHİ, ALLAHE, ALLAHÜ, VALLAHÜ ve İNNALLAHE formatlarını görmüştük. Şimdi de MİNALLAHİ
deyimini açalım.
kim ki içinde KÖTÜLÜKLER de bulunan İYİLİKLERE içinde bulundurduğu Kötülüklere istinaden ONAY vermezse Ama bunun için
de İYİLİKLERİ yalnız bıraktığı için vicdan azabı duyarsa bu durumda bu kişinin MELEKELeri bu iyiliklerin yardımına koşturulacak.
İşte RAbbilalaemiynin bunun için görevlendirdiği ''ALLAH'' formatına MİNALLAHİ denilir.
Ama kim ki ONAY verirse bu kişi her şeyi Berbat eder sen HASDURUŞUnu Rabbilalaemiyne bir göster, O da bu DURUŞa öyle
bir VURUŞ yaparki bu iktidara ONAY vermediğinin ödülü olur.
İçinde Yanlışlar bulunan doğrulara içinde yanlışlar olduğu için ONAY vermeyeceksin. Bu tavrın bu DOĞRUların da hoşuna
gidecek ve sendeki SEN ile pekiştirilip kuvvetlendirilecek. İşte bu durumda Sendeki SEN Rabbilalaemiyn tarafından kainatta
MİNALLAHİ olarak işlev gördürülür.
İşte rabbilalaemiynin bu yaklaşımına da EL KİTAB denilir ve
39/1 ve 45/2 de ''Tenziylülkitabi MİNALLAHİlaziyzülhakiym'' olarak
40/1 de de ''Tenziylülkitabi MİNALLAHİlaziyzülalaiym olarak YER bulur.
O halde EYY KUL.
İçinde yanlışlar olan doğrulara asla onay yada terfi verme. Bu HASDURUŞun MİNALLAHİ aracılığı ile bu iyilklerin içindeki
kötülükleri ayıklamasını ve sendeki melekelerle birleşerek daha da sağlamlaşmasını sağlar. Ama onay yada terfi verirsen bu
durumda MİNALLAHİ senin için çalıştırılmaz. Ne bu iyilikler kurtulur ne de SEN kurtulursun.
İşte senin bu durumuna 40/32 de '' ma leküm MİNALLAHİ min asimin'' denilir.
Misal: ŞİRK KOŞMA kavramı kitapta İNNALLAHE ve özellikle de BİLLAHİ yazılmları ile ilşkilendirilmiştir. ŞİRK KOŞMA ile mesela
LİLLAHİ kavramı birbiri ile ilşkilendirilmez
VESCUDU LİLLAHİ
ALLAHA SECDE ETME HİSSİYATIMIZ
Her türlü azab veya mükafaat sonuçta LİLLAHiden gelir. Eğer Rabbilalaemiyne iman ve teslimiyet içinde yaşarsan
Rabbilalaemiyn kendi kendini ,kısmen,kısa süreli ve amaca yönelik olacak şekilde senin de görebileceğin ve hayatında olan bir
şekli unsura çevirir. İşte LİLLAHİ bu şekli unsurun ta kendisi olur. Bu Lillahi bu şartlarda seni mükafaatlandırır.
Aksi taktirde seni azablandırır. Rabbilalaemiyne uygunsuz eylem yada söylemlerinden ötürü de bunu telafi edecek azabını
hemen istediğinde ve sana azab geldiğinde de sana bu azabı tattıracak Şekli unsura düşmanlık beslemeden bu azabı sineye
çektiğinde sana hükmeden hissiyata Vescudu Lillahi yani '' ALLAHA SECDE'' denilir.
Secdenin en makbulu Lillahiye karşı olanıdır. Böylece Yanlış yaptığında bunun telafisi için Azabını hemen istersin. Bu seni
ERDEMLİ yapar. Rabbilalaemiyn bu erdemliliğine istinaden seni affedebilir ve azabı göndermeyebilir. Ancak eğer gönderirse
de bunun için kullanılacak olan şekli unsura SEVGİ ile yaklaş ona asla kin duyma. Çünkü o Rabbilalaemiyn tarafından o an için
sana özel LİLLAHİleştirilmiştir. Böylece DAHA DA Erdemli olursun
35/6 (II )
İnnema yed'u Hizbehu liyekunu Ashabessa'iyr
'' o taraftarlarlarını yalnızca Çılgınca yanan ateşin ashabı olmaları için çağırır''
Sevgili dostlar
Kuranilmi mushafın oluşturulması için seçilmiş bir lisana veya bu lisana ait deyimlere ,kavramlara, rakamlara Rabbilalaemiyn
katından LEDÜN İLMİ eklenilerek oluşturulmuş ve esas amacı İNSAN FITRATını tasvir etmek olan bir ilimdir. Rabbilalaemiyn bu
iş için ARAPÇAyı seçmiştir. zaten başka bir dil de seçseydi sonuç değişmeyecekti. O dile de yine ledün ilmi ekleyecekti. Seçtiği
lisana Ledün ilmi ekleyerek o lisanı konuşan insanların kavimlerin ülkelerin bille salt lisani özelliklerine dayanarak mushaf
içindeki kuranı çıkarmaya çalışmaları durumunda bunu çıkaramayacakları hale getirmiş ve böylece ARAP olmayanla ARAP
olanlar yada Arapça bilenler ile bilmeyenler arasındaki KIYAK GEÇME yada TORPİL YAPMA şüphelerini ortadan kaldırmıştır
Arapçanız istediği kadar Mükemmel olsun Mushafı anlarsınız ancak Mushaf içindeki Kuranı Çıkaramazsınız. Böylece ARAP
olmanız yada ARAPÇAyı mükemmel bilmeniz SALT ARAPÇAYA DAYANARAK mushaf içindeki kuranı çıkarma noktasında sizleri
hüsrana uğratacaktır. Çünkü Rabbilalaemiyn Arapça olarak indirdiği kitabına LEDÜN İLMİ eklemiş ve onu arapların bile salta
arapça üzerinden anlamalarını imkansız kılmıştır.
Mushafı oluştururken deyimlere ledün ilmi eklenildiğinde mushaf artık KURANa dönüşecek ve insan fıtratını tasvir eder hale
gelecektir. İşte burada TEDEBBÜR İLmi devreye girer ve Ayetleri artık salt arapçalarıyla değil içlerine eklenmiş olan ledün
ilmini de devreye sokarak anlamaya çalışır.
Sevgili Dostlar
ŞEYTAN denilen kavram bizlerin için son derece tehlikeli bir hissiyat olup içmizdeki İBLİYSe ona hakkettiğinden daha fazla
değer vermemizle oluşur. İBLİYSini kontrol edebilen insanları hayatında ŞEYTAN asla oluşmaz. Dünyadaki tüm savaşların
katliamların açlığın YAHUDiliğin temelinde işte bu dönüşüm vardır.
Kuranda yani hissiyatlarımızda ŞEYTANın olumlu olarak kullanıldığı bir tek yer vardır ki burası da SÜLEYMANın DALGIÇ
ŞEYTANLARI kendi amaçları için kullanmasıdır.38/37,21/82.
Şimdi Mushafı dolayısıyla bunu indirdiğine inandığınız Allahı sorgulayın.
Eyy Allahım ŞEYTAN kötü bir şey mi?
HE
Şeytan bizi ateşe çağırır mı?
HE
Başta Muhammed olmak üzere Tüm peygamberler Şeytandan sana sığınmazlar mı?
HE
SÜLEYMAN senin resulun yani Peygamberin değil mi?
HE
O zaman Süleyman Resule Şeytanları kendi resullüğünü/risaaletini yapma noktasında nasıl kullandırırsın?
İşte sevgili dostlar
Ayetleri SALT ARAPÇA ile anlamaya çalıştığınızda bu soruya verecek Makul mantıklı Tutarlı ve EVRENSEL bir cevabınız olamaz.
Şimdi LEDÜN İLMİ ni de devreye sokarak olayı anlamaya ve bu sorumuza cevap bulmaya çalışalım.:
'DÜŞENİN DOSTU OLMAZ''
BUNU BİL VE BUNA GÖRE DÜŞ
SİZ HİÇ DALGIÇ OLAN ŞEYTANLARI HAYATINIZDA KULLANDINIZ MI?
BAZEN KULLANIN ,İÇİNİZDEKİ RESUL SÜLEYMANA KULLANDIRIN, RAHAT EDERSİNİZ:
21/82-38/37,
Sevgili Dostlar
Süleyman GÜÇ melekesidir ve diğer resuller gibi içimizde yaşayarak bize Rabbialaemiyne uygun olmak kaydıyla her
yönden(iktisadi, siyasi, sağlık, Psikolojik, sosyolojik vs.) GÜÇLÜ olmamız gerektiğini telkin eder.
Ancak her zaman GÜÇLÜ olmak size zarar vermek için pusuda bekleyen muhtemel SİNSİ hissiyatlarınızı yada size karşı bu
hissiyatları besleyen yalaka , ikiyüzlü insanları size karşı gölgeler. İşte bu hissiyatlarınızı yada bunları size karşı besleyen
muhatablarınızı NET olarak anlayabilmeniz için GÜCÜNÜZÜ kaybetmiş gibi gibi bir takım eylem ve söylem içine girdiğinde bu
muhatablarınız artık ŞEYTANlaşırlar ve size DALIŞ lara geçerler. İşte bu durum 38/37 de '' Veşşeyatiyne külle bennain ve
ğavvasin'' olarak 21/82 de ise ''ve mineşşeyatıyni men yeğusune lehu'' olarak yer bulur.
Süleyman aslında gücünden bir şey kaybetmez. Sadece kaybetmiş gibi görünür ve DOST yüzlü ŞEYTANlarını açığa çıkarır,
İşte bu şekilde DALGIÇ ŞEYTANLAR Süleymanın emrine verilir.
O halde EYY KUL:
İyi bil ki ''düşenin dostu olmaz''. Ancak bu durum Düşmeden önce kimi dost edindiğine bağlıdır. Bu yüzden DÜŞMEden önce
bir DÜŞ. Bak bakalım dalgıç şeytanların nasıl açığa çıkacak?
İşte dostlar 35/6 da kullanılan İNNEMA deyimi neyin önüne gelirse gelsin onu bir şarta bağlar. İNNEMA deyimin lisani arabi
manası ''Yalnızca ,sadece'' demektir. Ancak hissiyati /kurani manası onu hangi cümle yada deyimin önüne gelirse gelsin onu
bir şarta bağlar. İNNEMA deyimine verdiğimiz bu mana bu deyimin geçtiği tüm yerlerce TASDİK edilir
O halde
ŞEYTAN kötüdür. Ama SÜLEYMANın kontrolünde kullanıldığında bizlere hayatımızda EMRAHın şu şarkısını öğretir.
İçin için kan ağlarken
Yüreğime taş basarken
Dost aradım bulamadım
Her yanımda dostlar varken
Ne garipmiş şu insanlar
Sen yüceysen çoktur dostlar
hele düşte gör halini
ayrı düşer bütün yollar
Kurani olarak ALLAH inancımız Alemlerin Rabinin Soyut gücünün yine Alemlerin rabbinin kendisini kendisi üzerinde
dönüştürdüğü somut bir şekle transfer etmesiyle oluşur Bu Allahın işi bitince de ÖLÜR
Allahın ölmesi Allahın nefsi olması dolayısıyladır ve 20/41-21/35 arasında bu ölüm tanımlanır.
Yani Alemlerin Rabbi denilen SOYUT SİSTEMa uygun yaşarsan ödüllendiriliyorsun Uygun yaşamaz isen cezalandırılıyorsun. İşte
sana bu cezayı vermede Alemlerin rabbi ALLAHI kullanıyor.
ALemlerin Rabbi ile Allah AYRI ŞEYLER değil.Biri GÜCün SOYUT-SİSTEMSEL diğeri ise SOMUT-ŞEKLİ boyutunu veriyor. Yani
Allahı hergün değişik şekillerde görüyoruz
Alemlerin Rabbi asla ölmez. Ancak Allah ölür. Buradaki ölüm bilinen manada şekli bir ölüm olmayıp Görevinin
sonlandırılmasıdır.
Alemlerin rabbine yani MEŞRU DAİREYE /MEŞRUİYYETE uygun olarak yaşadığında işlerin rast gider. İşte senin işlerin rast
gitmesi için karşına çıkarılan ve '' Yav seni Allah gönderdi'' dediğin her insan aslında ALLAHIN BİZZAT KENDİSİDİR. AMa o
insanın bundan haberi bile olmaz..
İşte Kurani olarak bu allaha ibadet/Şükr/Taat/Dua edilir.
Burada ALLAH olan insanı ALLAH yapan şey Alemlerin rabbidir. Yoksa Bu insan haşa ALLAHın TAM kendisi değildir
Adam senin işini gördüğünde ALLAHLIĞI sonlandırılır. Alemlerin Rabbi hergün milyonlarca kez kendisini Allaha çeviriyor. Tabii
olarak milyonlarca farklı Allah oluşuyor. Sonra hepsi tekrar ölüyor. Ama Rabbilalaemiyn hala duruyor.Evreni yöneten mutlak
ve sonsuz gücü elinde bulunduran Rabbilalaemiyndir.
Alemlerin Rabbi kullarını cezalandırmada yada mükaafatlandırmada seçtiği her şekile kendi gücünü ve kudretini TAMAMEN
tranfer edebiliyor. Böylece oluşturduğu ALLAH adeta sıfır hata ile çalışıp gelip seni buluyor.
Sen Alemlerin Rabbine uygun yaşa. Gerisine karışma. Ödülünü verecek ALLAHını zamanı geldiğinde tam da karşında
göreceksin.
Yada BELANI verecek Allahını.
SORU:
CEVAP
Ne münasebet? Kuran ile Felsefe tıpkı Musa ve Harun gibidir. Biri olmadan diğeri asla elde edilmez. Felsefe ile çelişen Kuran
değil Kitaptır. Zaten bir adam eğer AKLIBAŞINDA ise bu kitaba ''Kitab olarak'' iman etmesi mümkün değildir. Barındırdığı
çelişkilerle bu kitap hakim olduğu insanları,kültürleri yada coğrafyayı adeta kan gölüne çevirir.
Yahudi devletine de hasılatı toplamak kalır.
Kitaba sımsıkı sarılır ve gereğini yaparsan kazanan her zaman Yahudi devleti ve onun yerli işbirlikçileri olacaktır.
Alemlerin Rabbine ve kurana sımsıkı sarılırsan Yahudi devleti ve onun yerli işbirlikçileri her zaman kaybedecektir
Peki Kitaba nasıl sarılacağız? Bunu 7/170 bizlere söylüyor
Sevgili dostlar
Kitapta 2 adet TUTMA fiili vardır bunlar HUZ ve İMSAKtır
Huz şeklindeki TUTUŞ sıkı sıkıya tutuştur. Bir insanın elini o insan uçurumdan düşmek üzere tuttuğunuzda işte bu sıkısıkıya
tutuşa HUZ denilir. Aynı insanın elini TOKALAŞMA şeklinde tutuğunuzda da bu tutuş GEVŞEK tutuştur Bu tutuş şekline de
İMSAK denilir
Bu 2 tutuş şekli de Kuran adı altında bizlerin hissiyatlarını tarif eder.
Rabbilalaemiyn bizlerden söz konusu KİTAB olduğunda buna HUZ şeklinde değil de İMSAK şeklinde tutunmamız gerektiğini
belirtir. Lütfen 7/170 şi arapçasından dikkatle okuyarak orada kitabı tutuş şeklinin YUMESSİKUNE yani İMSAK şeklinde
olduğuna şahit olunuz.
Yani Kitaba fazla itibar etmeyeceksin.
Allaha Şirk koşmak ARAPÇA olarak anlaşıldığında YASAKtır. Ama hissiyatiyani Kurani olarak anlaşıldığında yani MANA
ALEMİMİZDE yapılması gereken bir şeydir.
ZANN da ARAPÇA olarak anlaşıldığında yasaktır. Çünkü 10/36 ya göre zANN hakktan yana bir şey sağlamaz. Ancak ilgili deyim
KURANİ olarak helaldir ve mana alemimizde yapılması gereken bir şeydir. Çünkü 69/20 e göre Cennete ZANN la gidiliyor.
69/20: '' Alın kitabımı okuyun. Ben Rabbime kavuşacağımı ZANNettmiştim'' Bunu Cenneti hakkeden bir adam söylüyor. ZANN
ile hareket ettiğini söylüyor. Ama 10/36 da ''ZANN haktan yana bir şey sağlamaz'' Deniliyor. O zaman Bu kitabı indirene şu
soru sorulur. '' Eyy Allahım zann haktan yana bir şey sağlamaz ise bu adam ZANNederek nasıl cenneti hakketti?
İşte ŞİRK de böyle. Eğe ŞİRK koşmazsanız CENNETE ASLA GİDEMEZSİNİZ
Ancak eğer ŞİRK KOŞARSANIZ bu kez yine CENNETE ASLA GİREMEZSİNİZ
İşte burada senin ilminin derecesi yani RİBBİYUN musun? Yoksa RABBANİYUN musun? Yoksa RASİHUNE misin işte bu ortaya
çıkacak. Yada Kitabı terkedeceksin. Böyle APTALLIK ve ÇELİŞKİ olmaz.
Ya Kitabı bırak KURANa talip ve tabi ol
Ya da Kitaba yani APTALLIĞA yani ÇELİŞKİye Talip ve tabi ol
6/82
HİSSİYATIMIZ
35/6 (II )
İnnema yed'u Hizbehu liyekunu Ashabessa'iyr
'' o taraftarlarlarını yalnızca Çılgınca yanan ateşin ashabı olmaları için çağırır''
Sevgili dostlar
Kuranilmi mushafın oluşturulması için seçilmiş bir lisana veya bu lisana ait deyimlere ,kavramlara, rakamlara Rabbilalaemiyn
katından LEDÜN İLMİ eklenilerek oluşturulmuş ve esas amacı İNSAN FITRATını tasvir etmek olan bir ilimdir. Rabbilalaemiyn bu iş
için ARAPÇAyı seçmiştir. zaten başka bir dil de seçseydi sonuç değişmeyecekti. O dile de yine ledün ilmi ekleyecekti. Seçtiği lisana
Ledün ilmi ekleyerek o lisanı konuşan insanların kavimlerin ülkelerin bille salt lisani özelliklerine dayanarak mushaf içindeki kuranı
çıkarmaya çalışmaları durumunda bunu çıkaramayacakları hale getirmiş ve böylece ARAP olmayanla ARAP olanlar yada Arapça
bilenler ile bilmeyenler arasındaki KIYAK GEÇME yada TORPİL YAPMA şüphelerini ortadan kaldırmıştır
Arapçanız istediği kadar Mükemmel olsun Mushafı anlarsınız ancak Mushaf içindeki Kuranı Çıkaramazsınız. Böylece ARAP olmanız
yada ARAPÇAyı mükemmel bilmeniz SALT ARAPÇAYA DAYANARAK mushaf içindeki kuranı çıkarma noktasında sizleri hüsrana
uğratacaktır. Çünkü Rabbilalaemiyn Arapça olarak indirdiği kitabına LEDÜN İLMİ eklemiş ve onu arapların bile salta arapça
üzerinden anlamalarını imkansız kılmıştır.
Mushafı oluştururken deyimlere ledün ilmi eklenildiğinde mushaf artık KURANa dönüşecek ve insan fıtratını tasvir eder hale
gelecektir. İşte burada TEDEBBÜR İLmi devreye girer ve Ayetleri artık salt arapçalarıyla değil içlerine eklenmiş olan ledün ilmini de
devreye sokarak anlamaya çalışır.
Sevgili Dostlar
ŞEYTAN denilen kavram bizlerin için son derece tehlikeli bir hissiyat olup içmizdeki İBLİYSe ona hakkettiğinden daha fazla değer
vermemizle oluşur. İBLİYSini kontrol edebilen insanları hayatında ŞEYTAN asla oluşmaz. Dünyadaki tüm savaşların katliamların
açlığın YAHUDiliğin temelinde işte bu dönüşüm vardır.
Kuranda yani hissiyatlarımızda ŞEYTANın olumlu olarak kullanıldığı bir tek yer vardır ki burası da SÜLEYMANın DALGIÇ
ŞEYTANLARI kendi amaçları için kullanmasıdır.38/37,21/82.
Şimdi Mushafı dolayısıyla bunu indirdiğine inandığınız Allahı sorgulayın.
Eyy Allahım ŞEYTAN kötü bir şey mi?
HE
Şeytan bizi ateşe çağırır mı?
HE
Başta Muhammed olmak üzere Tüm peygamberler Şeytandan sana sığınmazlar mı?
HE
SÜLEYMAN senin resulun yani Peygamberin değil mi?
HE
O zaman Süleyman Resule Şeytanları kendi resullüğünü/risaaletini yapma noktasında nasıl kullandırırsın?
İşte sevgili dostlar
Ayetleri SALT ARAPÇA ile anlamaya çalıştığınızda bu soruya verecek Makul mantıklı Tutarlı ve EVRENSEL bir cevabınız olamaz.
Şimdi LEDÜN İLMİ ni de devreye sokarak olayı anlamaya ve bu sorumuza cevap bulmaya çalışalım.:
'DÜŞENİN DOSTU OLMAZ''
BUNU BİL VE BUNA GÖRE DÜŞ
SİZ HİÇ DALGIÇ OLAN ŞEYTANLARI HAYATINIZDA KULLANDINIZ MI?
BAZEN KULLANIN ,İÇİNİZDEKİ RESUL SÜLEYMANA KULLANDIRIN, RAHAT EDERSİNİZ:
21/82-38/37,
Sevgili Dostlar
Süleyman GÜÇ melekesidir ve diğer resuller gibi içimizde yaşayarak bize Rabbialaemiyne uygun olmak kaydıyla her yönden(iktisadi,
siyasi, sağlık, Psikolojik, sosyolojik vs.) GÜÇLÜ olmamız gerektiğini telkin eder.
Ancak her zaman GÜÇLÜ olmak size zarar vermek için pusuda bekleyen muhtemel SİNSİ hissiyatlarınızı yada size karşı bu
hissiyatları besleyen yalaka , ikiyüzlü insanları size karşı gölgeler. İşte bu hissiyatlarınızı yada bunları size karşı besleyen
muhatablarınızı NET olarak anlayabilmeniz için GÜCÜNÜZÜ kaybetmiş gibi gibi bir takım eylem ve söylem içine girdiğinde bu
muhatablarınız artık ŞEYTANlaşırlar ve size DALIŞ lara geçerler. İşte bu durum 38/37 de '' Veşşeyatiyne külle bennain ve ğavvasin''
olarak 21/82 de ise ''ve mineşşeyatıyni men yeğusune lehu'' olarak yer bulur.
Süleyman aslında gücünden bir şey kaybetmez. Sadece kaybetmiş gibi görünür ve DOST yüzlü ŞEYTANlarını açığa çıkarır,
İşte bu şekilde DALGIÇ ŞEYTANLAR Süleymanın emrine verilir.
O halde EYY KUL:
İyi bil ki ''düşenin dostu olmaz''. Ancak bu durum Düşmeden önce kimi dost edindiğine bağlıdır. Bu yüzden DÜŞMEden önce bir DÜŞ.
Bak bakalım dalgıç şeytanların nasıl açığa çıkacak?
İşte dostlar 35/6 da kullanılan İNNEMA deyimi neyin önüne gelirse gelsin onu bir şarta bağlar. İNNEMA deyimin lisani arabi manası
''Yalnızca ,sadece'' demektir. Ancak hissiyati /kurani manası onu hangi cümle yada deyimin önüne gelirse gelsin onu bir şarta bağlar.
İNNEMA deyimine verdiğimiz bu mana bu deyimin geçtiği tüm yerlerce TASDİK edilir
O halde
ŞEYTAN kötüdür. Ama SÜLEYMANın kontrolünde kullanıldığında bizlere hayatımızda EMRAHın şu şarkısını öğretir.
İçin için kan ağlarken
Yüreğime taş basarken
Dost aradım bulamadım
Her yanımda dostlar varken
Ne garipmiş şu insanlar
Sen yüceysen çoktur dostlar
hele düşte gör halini
ayrı düşer bütün yollar
AKİBETin Cennetini AHİRETin cennetine dönüştürmedikçe Cennetin ve senin burada kalışın asla ve asla EBEDİ olamayacaktır
Bu dönüştürmede başrolü 7 rakamı oynar.
Yani doğrularını tüm insanlığa yayacaksın. Bunu da Tebliğ yada inzar yolu ile yapacaksın. Böylece Emribilmaruf nehyi anilmünker
hayatında yer edinecektir.
Eğer bunu yapmazsan sana yaşatılacak cennet Ahiretin cenneti değil Akibetin cenneti olur.
Unutma
Ancak ve ancak Ahiretin Cennetine dahil olduğunda orası senin için EBEDİ yani sonsuz olacaktır.
Akibetin Cennetindeki konumun KADROLU değildir
18/65
LEDÜN İLMİ
İLM-İ LEDÜN
MİN LEDÜNNA İLMEN
HİSSİYATLARIMIZ
Kitap içindeki her bir ARAPÇA deyime ,cümleye değişik oranlarda , İNSAN HİSSİYATLARINI TARİF ETMEK amacıyla deyime ait arapça
mana ile ALAKASI OLMAYAN başka mana yerleştirilmiştir. Bu OPERASYONA ''ZİKRİN İHDAS EDİLMESİ'' denilir
Sonuç olarak LİSANEN ARABİYYEN e LEDÜN LİMİ eklenilir ve KURANEN ARABİYYEN elde edilir. Kısaca formül şudur:
Lisanen arabiyyen + Ledün ilmi = KURANEN ARABİYYENdir
Aslolan Kuranen Arabiyyendir
Şimdi bunun delilini yazalım. Ama lütfen delilleri incelerken ORJİNAL ARABİ YAZLIMI kullanın MEAL kullanmayın
20/113 de Kuranen arabiyyenin ZİKRİ İHDAS etme özellğinden de bahsedilir
''Kezalike enzelnahü kuranen arabiyyen ve sarraefna fiyhi minelva'ıydi leallahüm yettekune ev YUHDİSU lehüm ZİKREN''
Dikkat buyurunuz, Ayet içindeki YUHDİSU ve ZİKREN deyimlerini büyük harflerle yazdım. Şimdi bu ayete bir soru soralım:
Eyyy Kuranen arabiyyen , ZİKri nasıl İHDAS ediyorsun? Mushaf içinde Bunu bize açıklarmısın?
Cevap: Bu deyimin kitab içinde başka geçtiği yere bak Sorunun cevabı oradadır.
Biz de bu ZİKRİn Kuranen arabiyyen tarafından nasıl İHDAS edildiğini anlamak için bu deyimi Mushaf içinde tarıyoruz ve onu mushafta sadece
ve sadece bir yerde ,18/70 de buluyoruz. Bu cümleyi kendisine 18/65 de LEDÜN İLMİ verildiği söylenilen adam tarif ediyor
''Kale feinittebeaniy,fela t an şey in tes'elniy an şey in hatta UHDİSE leke minhü ZİKREN
Dikkat buyurunuz, Ayet içindeki UHDİSE ve ZİKREN deyimlerini yine büyük harflerle yazdım.
O halde Bu adam her ne ise KURANEN ARABİYYENin ta kendisidir. Çünkü ZİKRi İHDAS edecektir
YADA
Her ne yapıyor ise yaptığı şey KURANEN ARABİYYENdir. Çünkü Zikri İHDAS edecektir.
YADA
Her nerede bulunuyor veya her neyin içinde ise bulunduğu yer yine ZİKRİ İHDAS edecektir
18/71-77 arasını okuyun bakalım bu adam ne yapıyor?
Her ne yapıyorsa şunu anlıyoruz ki HİÇ BİR ŞEY GÖRÜNDÜĞÜ GİBİ DEĞİL.
Ne bu ADAM göründüğü gibi
Ne bu yaptıkları göründüğü gibi
Ne de bulunduğu yer göründüğü gibi
Hem adama hemde yaptıklarına ve hem de bu adamın bulunduğu her yere LEDÜN İLMİ eklenilmiş
MUSA bile bunu anlamada zorlanıyorken bu işi anlayabilenlere selam olsun
LEDÜN İLMİni devredışı bırakarak sadece arapça ile kitaptan anladığın şey Kuran değil Arabın/Arap coğrafyasının Kültürüdür Din
adamları ve özellikle AHMAK İLAHIYATÇIlar işte bu kültür üzerinden
Para kazanmak için Kitap/Dergi yazarlar,
Makam ve mevki sahibi olurlar,
Siyasi iktidarlara ŞAKŞAKçılık yaparlar
Kendi tebaalarından da BİYAT beklerler
LÜKS YAŞARLAR. DOMUZ GİBİ YERLER
Çünkü bunlar Hayvanlardan da öte DÜNYA EHLİdirler
LEDÜN İLMİni işin içine dahil ederek kitabı anladığında kitaptan anladığın şey İSLAM ve Kuran kültürüdür. Artık Arap kültürü yada
coğrafyasını değil kendi Fıtratını öğreneceksin eyy insan.
Başta Muhammed (AS) Resul olmak üzere onun yolundan giden tüm RABBANİ ve RASİHLer ise bu kültür üzerinden
Para kazanmazlar
Makam ve mevki peşinde koşmazlar.
Siyasi İktidarlara ŞAKŞAKÇILık yapmazlar
BİYAT istermezler. Herkesi ÖZGÜR bırakırlar. Adam/taraftar/Tebaa toplama dertleri yoktur
Onlar gönüllerde dolaşır,Gönülleri anlatır, Gönülleri birleştirir ve Gönül tahtlarında otururlar.
Çünkü bunlar Kurandan da öte ZİKR EHLİdirler
Soru:
Mushafa hiç bulaşmadan da Kuran anlayışımı oluşturabilirmiyim?
Cevap:
Elbetteki oluşturabilirsiniz. Kuran Mushafta bulunur Ama ''SADECE'' mushafta bulunmaz. Size insanlığı öğreten yada hatırlatan her
şarkıda,filmde,türküde, özlü sözlerde, Yaşanmış hayat hikayelerinde de vb. Kuran bulunmaktadır.
Eyy Akıllım:
Söz konusu İNSANLIK olduğunda Seni yaratan Alemlerin rabbi seni sadace BİR ADET ve ARAPÇA bir kitaba mahkum eder mi?
Arap coğrafyasına mahkum eder mi?
Arap kültürüne Mahkum eder mi?.
Bak Müslüm Gürses de sana bir şarkısında kuran okuyor. '' İnsan ol evlat'' diyor
31/12
LEKAME-LOKMAN,
EL HİKMET,
ŞÜKR
HİSSİYATLARIMIZ
Sevgili Kuran dostları
El Hİkmet Denilen kavram Bir işe yada olaya yada konuma yada hayata dahil olduğunda buralardan kendine ve dahil olduğun bu
olgulara en azından ZARAR VERMEDEN çıkabiliyorsan işte Buna EL HİKMET denilir. Bu hissiyat yada amele sahip edilenlere 2/269
da HİKMET verileceğinden Bunlara Çok hayr da verilir.
Allah kuranda 17/39 da Ayetlerini de ''EL HİKMET'' kategorisinde sayar. Yani allahın ayetleri insanın hayatına girdiğinde ona faydası
olmasa bile en azından asla zararı olmaz. O halde
1)Yeni bir Elbise alacağın zaman üzerinde denediğinde elbiseye yada kendine zarar vermeden mağazaya iade edebiliyorsan,
2) Yeni bir araba alacağında TESTSÜRÜŞÜ yapıp arabıyı getirdiğinde kendine yada arabaya zarar vermeden bunu yapabiliyorsan
3) DÜNYAYA GELDİĞİNDE BU DÜNYADAN EN AZINDAN BU DÜNYAYA ZARAR VERMEDEN GİDEBİLİYORSAN sen 2/269 za
göre kendisine El hikmet verilmiş Ve bunun karşılığında da kensdisine pek çok hayr verilmiş kullardansın demektir Ve sana bu
durumda hükmeden içindeki Melekeye LOKMAN denilir. O halde Allah bizlere Faydanız olmazsa bile en azından zarar vermeyin
demekte ve bunu yaptığımızda içimizdeki LOKMAN ı bize hükmettirmekte ve bu halimizi bile Ödüllendirme yoluna gitmektedir
Peki Ben Hikmet sahibi isem yani dahil olduğun yerlere makamlara konumlara buradan ayrılırken FAYDAM OLMUYORSA FAKAT
EN AZINDAN DA ZARARIM DA OLMUYORSA Yani İçimdeki LOKMAN bana hükmediyorsa Bu noktada 2/269 za göre bana
verilecek olan HAYRların İçeriği nedir? Yada bunun Ödülü nedir?
İşte sevgili Kuran dostları ; Bunun ödülü EŞŞÜKR dür. Çünkü Lokman olmak bile zordur. Lokman deyimi LOKMALAMA deyimi ile
aynıdır. Yani bir ÇABA gerektirir. Nasıl ki EKMEĞİ bile ÇİĞNİYEREK yiyoruz dediğimizde bunun bile bir ÇABA sının olduğunu
kastediyorsak İnsanlarla yada tabiatla yada eşimizle bir araya entegre olup ayrıldığımızda eğer faydamız olmasa bile en azından
zarar vermeden ayrıldığımızda işte bu bile ÖZEL BİR ÇABA gerektirmektedir. İşte Bu çabaya LOKMAN denilir
EŞŞÜKR-TEŞEKKÜR-ŞAKİR-ŞÜKRAN-ŞÜKRÜ-ŞEKÜR Deyimleri ''GELENİ DOĞRU ANLAYIP GEREĞİNİ YAPABİLMEK'' tir. 31/12
de LOKMAN a ŞÜKRetmesi için EL HİKMET verlir. Unutmayalım 7/18 de İbliys İnsanların ÇOĞUNU cehenneme çekeceğini
söylerken Bunların ŞAKİRİYN yani ''şükredici'' olmayacağını söyler.
O halde Eğer Cehennme gitmek istemiyorsam yada hayatımı cehennme çevirmek istemiyorsam ŞAKİR olmalıyım Yani a) Geleni
Doğru anlamalıyım b) Gereğini yapmalıyyım
Eğer bunlardan bir tanesini yapmazsam İbliysin kucağındayım demektir. Ancak ŞAKİR olmam için de bana 2/269 za göre EL
HİKMET in verilmesi gerekir. Buna hak kazanmama için de KİMSEYE FAYDAM OLMAZSA BİLE EN AZINDAN ZARARIM
OLMAMAIDIR.
O halde EYY Kul:
Arkadaşlarını Kendilerine Hikmet verilenlerden Seç. Din anlayışının da HİKMET içerikli olmasına dikkat et. Dkikat et ki sana ŞAKİR
olmanın yolu açılsın.
Unutma ki allah ŞAKİR kullarını ödüllendirir Ecirlendirir (3/144)
Ve yine Unutma ki Kullardan ŞAKİR olanlar AZDIR(37/13)
HİZBULLAH,
HİZBUŞŞEYTAN,
LA İLAHE İLLALLAHU,
BABİL,
HARUT,
MARUT,
HİSSİYATLARIMIZ
Eğer ALLAHÜ seninle VAHY ile Konuşamazsa seni BEŞERA yapamaz. Bu durumda bu konuşmaya sen izin vermemiş olacaksın.
Beşerin kaynağı onu ön plana çıkaran ALLAHÜ, başka bir deyişle LE İLAHE İLLALAHÜ algılamasıdır. Bunun gereğini yaparsan 42/51'in
muhatabı olursun.
ALLAHÜ kavramı LİLLAHinin kendisini Rabbilalaemiyne çevirmesi esnasında evrene serpiştirdiği GÜZELLİKlerdir. İşte biz LİLLAHiyi
ALLAHÜ ile tanırız ve biliriz.
TEVHİD cümlesinin oluşturulmasında ALLAHÜnün kullanılmasının ayrı bir özelliği vardır.
ALLAHÜ seni eğer LİLLAHİyle buluşturabilmişse bunda katkısı olan her türlü varlığıa MELEK denilir. Ya GÜZELLİKleri fark eder ve
geliştirirsin ya da Cezalandırılırsın. İşte bu yaklaşıma TEVHİD yani LE İLAHE İLALLAHÜ denilir..!
ALLAHÜ herşeyin başıdır.
ALLAHÜ kişi tarafından fark edildiğinde ve gereğinin de kişi tarafından yapılması durumunda 42/51' de bu kişinin ALLAHÜ tarafından
MUCİZEVİ bir şekilde nerelere getirilebileceğinin teması işlenir.
İnsanlar 2' ye ayrılırlar.
Bunlar; HİZBULLAH ve HİZBUŞŞEYTANdır.
HİZBULLAH Le ilahe İLLALLAHÜ ye şehadet eder ve gereğini yapar.!
HİZBUŞŞEYTAN ise Le ilahe İllalahüye;
1) Ya şehadet etmez
2) Ya da şehadet eder ama gereğini yapmaz. Yani Güzellikleri far kederler ve gereğini yapmazlar ya da güzelliklere karşı KÖR olurlar..!
Bir insanı HİZBUŞŞEYTAN yapan faktör ŞİRKi olumsuz yönüyle kullanmasıdır.!
ALLAHü kendisini İYSA ile hissettirmeye çalışır
Şeytana İbadet etmek ŞEKLİn seni baştan çıkarmasını kolaylaştırmanla olur.
HİZBUŞŞEYTAN ise Le ilahe İllalahüye 1) Ya şehadet etmez 2) Ya da şehadet eder gereğini yapmaz.
Bu kolaylaştırmada BABİL hissiyatı önplana çıkar.!
BABİL için HARUTE ve MARUTE olumlu yönde kullanılamazsa Şeytan sana SİHR edecektir.
BABİL bir şeye sahip olma duygusu/hissiyatıdır.!
Bu hissiyat DOĞAL ve OLAĞANdır. BABİLde 2 adet meleke bulunur. Bunlar HARUTe ve MARUTe dir. Bu iki Melek BABİL için SİHR
etksinde kalırsa işte o zaman YANDIN. SİHR-SEHER-ESHAR-SAHİR deyimleri OLMAYAN ŞEYLERİ ABARTILI GÖRME ve
GÖSTERMEDİR..!
ŞEYTAN babilde SİHR yapar. Harute ve MARUTE bundan etkilenmezse bir şey olmaz. Bu İRADELİ İMANI KUVVETLİ insanlarda olur. Ama
İraden zayıfsa Harute ve marute bu SİHRe dayanamaz..!
4/17
CEHALE-CAHİL-CEHALET HİSSİYATIMIZ
Eğer bir sözün söylenmesi gerektiğini bildiğin halde söylemiyorsan,
Eğer bir sözün söylenmemesi gerektiğini bildiğin halde söylüyorsan,
Eğer bir amelin/fiiliyatın yapılmasını gerekliliğini bile bile yapmıyorsan,
Eğer bir amelin /fiiliyatın yapılmaması gerektiğini bile bile yapıyorsan
Senin konumuna EL CAHİLİYN yaptığın işe ise CEHALET denilir.
Böyle bir durumda eğer HEMEN tevbe eder ve gereğini yaparsan Alemlerin Rabbi senin tevbeni hemen kabul edecektir.
CAHİL denilen kavram kuranilminde ''bir şeyi bilmeyen yada okumamış'' anlamında değildir.
Çalışmamızı 2/67 de musa as. mın duası ile bitirelim
'' euzu billahi en ekune minelcahiliyn''
'' Cahillerden olmaktan Allaha sığınırım''
6/35
NEFEKAN FİYLARDI EV SÜLLEMEN FİYSSEMAİ
'' MUHAMMEDİN YERYÜZÜNDE TÜNEL KAZMASI YADA GÖKYÜZÜNE ÇIKMAK İÇİN MERDİVEN DAYAMASI''
HİSSİYATLARIMIZ
Sevgili kuran dostları:
Kuranilmi bir Hissiyat ilmidir. Kitab içindeki her bir deyim , KURANİLMİ adı altında AYRICA bir mana daha içerir ki işte bu mana bizim
insan olarak bir nevi hissiyatlarımızı tarif eder ve böylece bu deyim işte içerdiği bu ARTI MANA ile EVRENSEL hale gelir.
İşte bu deyimlerden biri de Kitapta 6/35 de geçen ''NEFEKAN FİYLARDI EV SÜLLEMEN FİYSSEMAİ'' cümlesidir
Sevgili Dostlar: bu ayetin anlaşılması için önce 5/38 de geçen ''NEKAL'' hissiyatının iyi anlaşılması gerekir. 5/38 de daha önce izah
ettiğimiz üzere bir insanın ŞERR içerikli bir eylem ve söylem içine girdiğinde bunun hemen cezalandırılması yerine bu ŞERRi yapan
kişinin kalbini kazanmak için ''bilmeden yapmıştır, düşünmeden yapmıştır, cahiildir, aklı basmamıştır, başkalarının gazına gelmiştir''
şeklinde psikolojik yaklaşımlarımıza NEKAL - ENKAL denilir. Burada ŞERR işleyen kişiye karşı ONU KAZANMAK için takınılması
gereken OLUMLU tavırlarımız BAŞROL oynar.
Eğer ŞERR işlemeyen değil de FEDEKARLIK işlemeyen kişiye onu kazanmak için benzer tavırlar takındığımızda işte bu durum 2
önemli uygulama şekli ile hayatımızda yer bulur. Bunlar NEFEKAN FİYLARDI EV SÜLLEMEN FİYSSEMAİ dıi Şimdi bunlara
deyinelim.
1) NEFEKAN FİYLARDI
Mealler buna ''yere tünel kaz' şeklinde saçma sapan bir mana verirler. Oysaki burada da yine bir nevi hissiyat tarifi yapılır. Buna göre
FEDEKARLIK içerikli eylem yada söylemlerde bulunmayan yada bunlardan kaçan insanlara onları teşvik etmek için uygulamamız
gereken bir nevi psikolojik yaklaşımdan bahsedilir. Örnekler verelim
a) Hayatında hiç hicret etmemiş ANAKUZUSU birine hicret emri geldiğinde bu onun için MUHAMMEDİ bir FEDEKARLIK ameli
olacaktır. Bu kişinin bu ameli yapmada ZORLANACAĞINI hisseden MUHAMMED hissiyatı bu kişi içinden yine bu kişiye '' keşke daha
önce hayatımda bir kaç kez anamdan babamdan ayrı kalsaydım da kendimi ayrılığa alıştırsaydım'' der. Böylesi bir düşünce yine
böylesi bir durumda normaldir. İşte ona böylesi bir düşünceyi telkin eden MUHAMMEDtir , ve yaptığı işleme ''NEFEKAN FİYLARDI'
denilir
b) Hayatı boyunca hiç KAYBETMEMİŞ birine Rabbilalaemiyn için ''KAYBEDECESİN'' denildiğinde Bu kişinin bu ameli yapmada
ZORLANACAĞINI hisseden MUHAMMED hissiyatı bu kişi içinden yine bu kişiye '' keşke daha önce hayatımda bir kaç kez
kaybetseydim de kendimi KAYBETMEYE alıştırsaydım'' der. Böylesi bir düşünce yine böylesi bir durumda normaldir. İşte ona böylesi
bir düşünceyi telkin eden MUHAMMEDtir , ve yaptığı işleme ''NEFEKAN FİYLARDI' denilir
2) SÜLLEMEN FİYSSEMAİ
Mealler bunu '' Gökyüzüne merdiven daya'''' olarak tercüme diyerek yine saçmalarlar. Oysaki burada da bir nevi hissiyat tarifi yapılır
Buna göre FEDEKARLIK içerikli eylem yada söylemlerde ZORLANARAK da olsa bulunabilen ancak EYLEM ve SÖYLEM sonrası
bunu mantıklarına kabul ettirmede ZORLANAN müslümanlar için uygulamamız gereken bir nevi psikolojik yaklaşımdan bahsedilir.
Örnekler verelim
a)Hayatında hiç hicret etmemiş ANAKUZUSU birine hicret emri geldiğinde ve o da bunu NEFEKAN FİYLARDI yaparak zorlanarak da
olsa yaptığında İBLİYS onun peşini yine bırakmaz. Yaptığı bu ameli mantığına aklına kabul ettirmesi gerekir. Bu kişinin bu ameli
YAPTIKTAN SONRA bunu hazmetmede ,kabul etmede ZORLANACAĞINI hisseden MUHAMMED hissiyatı bu kişi içinden yine bu
kişiye '' keşke daha önce hayatımda bir kaç kez anamdan babamdan ayrı kalsaydım da kendime bu tür durumları daha kolay
hazmettirseydim ' der. Böylesi bir düşünce yine böylesi bir durumda da normaldir. İşte ona böylesi bir düşünceyi telkin eden
MUHAMMEDtir , ve yaptığı işleme bu kez SÜLLEME FİYSSEMAİ ' denilir
b)Hayatı boyunca hiç KAYBETMEMİŞ biri Rabbilalaemiyn için ZORLANARAK da olsa KAYBETTİĞİNDE Bu kişinin bu ameli
HAZIMSAMADA ZORLANACAĞINI hisseden MUHAMMED hissiyatı bu kişi içinden yine bu kişiye '' keşke daha önce hayatımda bir
kaç kez kaybetseydim de kendimi HAZMETMEYE alıştırsaydım'' der. Böylesi bir düşünce yine böylesi bir durumda normaldir. İşte
ona böylesi bir düşünceyi telkin eden MUHAMMEDtir , ve yaptığı işleme ''SÜLLEMEN FİYSSEMAİ ' denilir
Sevgili Dostlar
NEFEKAN FİYLARDI hissiyatınnda Kaybetme ÖNCESİ ve ESNASI başrol oynarken SÜLLEMEN FİYSSEMAİ hissiyatında bunu
HAZIMSAMA ,İÇİNE SİNDİRME hissiyatı başrol oynar. 6/35 e göre Her iki durumda da MUHAMMED başaktördür.
Bu 2 hissiyat da NORMAL dir ve her insan için her olayda geçerli değildir. 6/35 de Muhammedin insanlara böylesi bir hissiyat telkin
etmesine karşı çıkılmaz. Fedakarlık amelini yapmada bu 2 hissiyata gereksinim duymadan YAPABİLECEK ve bunu
SİNDİREBİLECEK insanlara da Muhammedin işini garantiye alması için böylesi bir telkini yapma girişimlerine karşı çıkılır. Zaten
Muhammedin bu tür insanlara bunu telkin etmesi için buna gücü yetmez. bu durum yine 6/35 de '' feinisteta'te tebteğiye '' Yani '' Eğer
gücün yetiyorsa ara'' şeklinde yer bulur.
Yani 6/35 de Fedekarlık amelini Yapma ÖNCESİ ve ESNASI zorlanan , Yaptıktan sonra da bunu hazmetme yönünde zorlanan kişiye
muhammedin yapmayı düşündüğü yukarıdaki 2 güzel HİSSİYAT a ONAY verilirken , Aynı Muhammedin bu konularda sorunu
olmayan kişilere de sanki bu yönde bir sorun yaşayacaklar mış gibi davranması MANTIKSIZ bulunur ve bunun önüne geçilmek
istenilerek Muhammedin buna gücünün yetmeyeceği ve yapması durumunda da CAHİLLERDEN OLACAĞI uyarısı yapılır.
Muhammed hissiyatı bizi cennete dahil etmek ve bunu da GARANTİye almak için sadece Ayılana LİMON ,bayılana GAZOZ vermeye
çalışmıyor, Ayılmayana da Bayılmayana da LİMON ve GAZOZ ikram etmeye çalışıyor. İşte 6/35 de ilgili eylem ''AYILAN ve
BAYILAN'' için ONAYlanırken ,''AYILMAYAN ve BAYILMAYAN'' için ONAYLANMIYOR.
SORU:
Kuzey buz denizinde yaşayan Eskimolar için Domuz etinin haram kılınması bu insanların hayatında nasıl yer bulabilir?
Çünkü bu soğuk ve buzullar üzrinde domuzlar yaşayamazlar
CEVAP
İşte dostlar Kitaptaki her bir ayetin yada kavramın aslında bizlerin insan olarak hissiyatlarını tarif ettiği gerçeğini kabul etmezseniz bu
tür sorular karşısıında kuran anlayışınızı belli bir coğrafyaya mahkum edersiniz. Böylece bu din anlayışınızı artık evrensel olamadığı
için İSLAM olmaktan çıkarırsınız
LAHM yani ''ET'' HİSSİYATIMIZ
DOMUZ ETİNin HARAM KILINMASI HİSSİYATMIZ
2/173,259, 5/3, 6/145, 16/14,115, 22/5,37, 23/14 ,35/12 ,49/12 ,52/22 ,56/21
Sevgili Dostlar
Kuranilmi Hissiyat ilmidir . Bu ilimde tüm kavramlar üzerinden aslında bunların KAVRAM manaları BİRİNCİL olarak anlatılmaz. Bu
kavramların kavram manaları üzerinden bizim aslında bir nevi hissiyatımız tarif edilir. Böylece ilgili kavram İNSANın olduğu heryerde
görülür ,yaşanır , yaşatılır ve yine bu şekilde de EVRENSEL hale gelir
İşte bu kavramlardan biri de ''LAHM'' yani ''ET'' dir. Kuranilmi bilinen manada ET ile uğraşmaz LAHM denilen kavram bir insanın bir işi
becerdiğinde ona ücretinin verilmesinin yanısıra onu yaptığı işin muhatabında bıraktığı memnuniyete istinaden bu muhatabın gerek
eylem yada gerek söylemlerle o kişiyi ONARE etmek veya ona kompleman yada metihiyeler dizmektir.
Bir Mumin sofrasında sürekli olarak ET bulundurmalı hem kendi yemeli ve hem de muhatablarına yedirmelidir. Çünkü ET,
yiyeceklerin ŞAHıdır.
Bir MUMİN eğer ET yemiyorsa yada yedirmiyorsa yada kendisine yedirilmiyorsa sonuçta bir işi yaparken yada yaptırırken ya gücü
düşebilir yada güçten düşürebilir. Yenilecek yada yedirilecek ET, kuranilminde BAŞLICA 2 kısımda karşımıza çıkar
1) LAHMİ TAYRİN yani KUŞ ETİ: 56/21
Kuranilminde KUŞ yani ETTAYR deyimi yine bilinen manada KUŞ u anlatmaz.Bir insan olarak her birimizin makuliyet ve mantikiyet
sınırları içinde hayatta madden yada manen yükselme yada yükselebiilme hisiyatımızı tanımlar.
Eğer bir işi yaptığınızda yada yaptırdığınıza bu işin yapılımı esnası yada sonrası duyulan MEMNUNİYET e istinaden makuliyet ve
mantıkıyet sınrları içinde karşı tarafı yada kendinizi ONARE edecek Maddi yada manevi içerikli eylem ve söylemlerde yani
KÖMPLEMANlarda bulunursanız işte bu şekilde ya kendinize yada karşınızdakine ''LAHMİ TAYRİN'' yani kuş eti yedirmiş olursunuz.
ÖRNEK VERELİM:
Çocuğunuzu berbere götürdünüz saç traşı yaptıracaksınız. Berber hakikaten de çok maharetli. İş bitiminde berbere ücretini öderken
''elinize sağlık ,hakikaten de güzel oldu. maaşallah çok pratik ve ve ince ruhlu bir berbersiniz'' dediğinizde bu berbere LAHME
TAYRİN yedirme girişiminde bulunmuş olursunuz ki Bir MUMİN larak bu sizin her zaman vasfınız olmalıdır. Bu berber sizin ona
taktim ettiğiniz KUŞ ETİni de YERSE bu durumda sizden sonra gelen müşterilerine daha ŞEVKLİ ve MOTİVE olarak hizmet
verecektir
Nitekim 56/21 de Yüce rabbimiz ,Cennetteki kullarına işte bu tanımlama çerçevesince KUŞ ETİ yedireceğini söyler. Cenabı allah,
KUŞ ETİni tüm muminlere hem dünyada hem de ahiretteki cennette nasip eylesin
2) LAHME HINZİYRİN yani DOMUZ ETİ:; 2/173, 6/145 , 5/3
Kuranilminde DOMUZ yani ''HINZİYR'' deyimi de bilinen manada DOMUZu anlatmaz. Bir insan olarak her birimizde aslında
BULUNMAMASI gereken İBLİYSvari bir hissiyatımızı anlatır.
Eğer bir işi yaptığınızda yada yaptırdığınıza bu işin yapılımı esnası yada sonrası duyulan MEMNUNİYET e istinaden makuliyet ve
mantıkıyet sınrları DIŞINDA ve MENFAAT elde etmek için karşı tarafı yada kendinizi ONARE edecek Maddi yada manevi içerikli
eylem ve söylemlerde yani KÖMPLEMANlarda bulunursanız işte bu şekilde ya kendinize yada karşınızdakine ''LAHMİ HINZİYRİN''
yani Domuz eti yedirmiş olursunuz.. ÖRNEK VERELİM:
Çocuğunuzu berbere götürdünüz saç traşı yaptıracaksınız. Berber hakikaten de çok maharetli. İş bitiminde berbere ücretini öderken
''elinize sağlık ,hakikaten de güzel oldu. maaşallah çok pratik ve ve ince ruhlu bir berbersiniz, Aslında sizin hakkınızı yiyorlar ,sizin
yeriniz burası değil siz kralların, kraliçelerin özel berberi olmalısınız, dünyada sizin bir benzeriniz yok '' dediğinizde bu berbere
LAHME HINZİYRİN yedirme girişiminde bulunmuş olursunuz. Bu yaptığın Eylem ve söylem hem yapan kişi olarak size ve hem de
eğer YİYECEKSE bu berbere KURANİlminde kesin olarak HARAM kılınmıştır Bu berber eğer sizin ona bu şekilde taktim ettiği
DOMUZ ETİni YERSE bu durumda sizden sonra gelen müşterilerine onları AŞAĞILIYARAK davranacaktır. Çünkü kendisi artık
KENDİNCE sıradan insanlarla uğraşamayacak kadar YÜCE dir.
Sevgili dostlar.
Tüm sofralarımızda ETi özellikle de KUŞ ETİni ihmal etmeyelim Yani bize sofra hazırlayan eşlerimizi yada annelerimizi '' karıcığım
yada anneciğim ellerine sağlık, çok güzel olmuş, allah sana dert , zeval vermesin '' şeklinde ONORE edelim
Sevgili dostlar.
KURANİLMİ bilinen DOMUZ ETİ yenilmesini YASAKLAMAZ. Bu Onun yetkisi değil . Ancak DOMUZ ETİNİN YASAKLANMASI
üzerinden bizlerin bir nevi hissiyatımızı tarif eder ve bunu yasaklar.
Peki Bilinen manada DOMUZ ETİ Harammı?
Bunun haram yada helal olmasını Rabbiallaemiyn yani pozitif bilim yada insanların tecrübeleri belirler. Eğer Pozitif bilim insanlara
ZARARLI olduğunu ispatlarsa bu durumda domuz eti insanlara HARAM yada Şu yada bu şartlarda helal olabilir derse(İyi
pişirilmesi,haşlayarak yenilmesi vs.) o zaman bu şartlarda helal olabilir
Asıl günah DOMUZ ETİ nin KURANİLMİ şeklinde yukarıda 2. ci şıkda ,Hissiyat ve DAVRANIŞlarımızda OLMAMASI gereken
İBLİYSVARİ bir yaklaşım olduğuna iman etmememiz ve iman etsek bile bunun gereğini yapmamamız ile oluşacaktır.
Rabbimiz Cümle MUSLUMANları DOMUZ ETİnden SAKINDIRSIN. Çünkü o hakikaten de bir PİSLİKtir. 6/145 ( Feinnehu RİCSÜN)
40/67
NUTFE
ALAK
TIFL
ŞEYH
HİSSİYATLARIMIZ
Sevgili Dostlar
Kuranilmi bir Hissiyat ilmidir. Kitab içindeki her bir deyim , KURANİLMİ adı altında AYRICA bir mana daha içerir ki işte bu mana bizim
insan olarak bir nevi hissiyatlarımızı tarif eder ve böylece bu deyim işte içerdiği bu ARTI MANA ile EVRENSEL hale gelir.
İşte bu manalarla donatılmış ayetlerden biri de 40/67 dir. Bu ayette BİRİNCİL olarak her bir insanın anne karnında oluşumundan
yada burada geçirdiği merhalelelerden bahsedilmez Bir FİKRİN yada DÜŞÜNCEnin
1) Nasıl ve ne zaman ve ne şekilde yayılacağından
2) Nasıl ve ne zaman ne şekilde Kıymet ve ehemmiyet kazanacağından
3) Nasıl ve Ne zaman ve ne şekilde Terkedilmesi gerekliliğinden bahsedilir
Tüm fikirler düşünceler TURAB aracılığı ile kendini dışa vurur. TURAB deyiminin KİTABİ manası ''TOPRAK'' tır Ancak KURANİ
MANA sı bir fikrin düşüncenin hüznün uyada sevincin DIŞA VURULMASI dır. Bu hissiyatın Kuranilminde ayrıca bir karşılığı daha
vardır ki bu da 5 RAKAMI dır.
İnsanlar TOPRAKtan yaratıldı denildiğinde burada bilinen manada TOPRAKTAN yaratılma kastedilmez. Kuranilminde bu cümle Tüm
fikir yada düşüncelerin TOPRAK yani TURAB hissiyatı aracılığı ile dışa vurulması şeklinde ifade edilir. İşte bu durum 40/67 de
HALAKAKÜM MİN TURABİN şeklinde ifade edilir.
Eğer İlgili fikir yada düşünce DIŞA VURULDUĞUNDA kısmen dahi olsa ciddiye alınacak bir değere sahip olursa işte bu ilgili fikir yada
düşünceyi ,eylem yada söylemi NUTFE hükmüne sokar. Böylece Dışa vurulan Eylem ve söylemler Artık NUTFE ye dönüşür.Bu
durum da yine 40/67 de SÜMME MİN NUTFETİN şeklinde yer bulur
Eğer bu NUTFE muhatab olduğu kişilerin aklının bir ucunda kalırsa yada ilgili muhatab ''ne olur nolmaz ben bunu aklımın bir köşesine
yazayım'' diye düşünürse bu durumda bu NUTFE artık ALAK a dönüşür. Bu da yine 40/67 de SÜMME MİN ALAKATİN şeklinde yer
bulur
Eğer Bu ALAK yeri ve zamanı geldiğinde kişi tarafından kullanılma niyetiyle GÜNDEM edilirse işte buna da TIFLEN denilir. Bu durum
da yine ilgili ayette SÜMME YUHRİCÜKÜM TIFLEN olarak yer bulur.
Eğer TIFL yani Küçük ve bir zamanlar akılda tutulmuş olan bu bilgiye ihtiyaç ve teveccüh artarsa bu durumda bu TIFL birden bire
LİTEBTEĞU EŞEDDE konuma yükselir.
Kitapta ''Belağa -Yeblüğa Eşeddehü'' yazılılmarı Kuranilmi olarak insan hissiyatıda ''bıçağın kemiğe dayandığı an'' olarak tarif edilir.
Bazen çok küçük bir fikir bile eğer Makul, mantıklı ve uygulanabilir ise insan için SON ÇARE olarak büyük bir kıymet ve ehemmiyet
kazanır. İşte buna 40/67 de LİTEBTEĞU EŞEDDEKÜM denilir.
Sevgili Dostlar
Kitapta geçen ŞEYH, ŞİYH (12/78,28/23 ,73/17) ve bunun çoğulu olan ŞUYUH( 40/67) deyimleri bir malın yada insanın yada
düşüncenin kendisinden kaynaklı olacak şekilde SON DURAĞını veya SON KULLANILMA TARİHİni verir.
Misal Verelim.:
1)Ocak yada Şofben için Bir TÜP aldığınızda bunu da kullanarak içindeki GAZı bitirdiğinizde bu TÜP size kendi içinden GAZ
üretemeyeceği için ŞEYH hükmüne geçer ve istediğiniz kadar uğraşın bu tüp sizin için ocağınızı yada şofbeninizi YAKMAZ.
2) Sen benden Borç istedin. Ben de O an için Cebimdeki tüm parayı verdim. eğer yine o an için Daha fazlasını istersen bendeki
ŞEYH hissiyatı sana tepki gösterir.
3)Kedi yada Köpek karşısında CESUR olabilirsin Ama karşına bir Aslan yada AYI çıkarsa yine sendeki ŞEYH hissiyatı canlanır ve
''KAÇ OĞLUM'' der.
4)Kızını istemeye geldiler Kızın da Görücüye çıkacak. Marufa uygun bir şekilde Güzelce giyindi ve süslendi . Ama görücü yada
damat adayı o esnada kızının daha fazla yerini açmasını yada göstermesini isterse işte hem kızında ve hem de sendeki ŞEYH
hissiyatı canlanacak ve buna tepki gösterecektir ve ''bundan daha fazlası olmaz hemşerim'' dedirtecektir.
İşte eğer TIFL İnsanın işini gördükten sonra artık KENDİSİNDEN kaynaklı olacak şekilde daha kullanılamaz hale gelirse bu durum
yine 40/67 de SÜMME LİTEKUNU ŞUYUHAN şeklinde yer bulur. Kimisi TIFILın ŞUYUH olmasını beklemeden onu VEFAT ettirir.
Yani Yukarıdaki
1.Ci ÖRNEKte Tüpün bitmesini beklemeden olaya mudahil olur ve tüpünü değiştirirsin
2. Ci ÖRNEKte Kişinin cebindeki tüm parasını verdiğini gördükten sonra daha fazla üstelemezsin
3.CÜ ÖRNEKte Ayı ve Aslanın da karşına çıkabileceğini düşünerek o bölgeden geçmezsin
4.CÜ ÖRNEKte Karşı tarafın tepki gösterebileceğini kestirerek Kızdan başka yerlerini de göstermesini istemezsin.
İşte bu durum da 40/67 de VE MİNKÜM MEN YUTEVEFFA MİN KABLÜ olarak yer bulur. yani ŞEYH hissiyatının canlanacağını
anladığın an bu konuda kendi kontrolunu ortama devredersin
Kuranilminde VEFAT kavramı Bir şeyin kontrolünün senden çıkması ile o şeyin sahip olduğu konum olarak tasvir edilir. Buna sen de
dahil olabilirsin.
Eğer Kendi kontrolunu Ortama yada Konjüktüre devrdersen bu durumda bu ortam ve konjüktür seni MEŞRU DAİRE içinde götürmesi
gerektiği yere götürecektir. İşte Bu durum da yine 40/67 de LİTEBTEĞU ECELİN MUSEMMEN olarak yer bulur
MANA EHLİ isen KURANa gel. Kurana yaklaştıkça kitaptan uzaklaşacaksın. Bu KİTABın da hoşuna gidecek. Doğru anlaşılmış
olmanın zevkini tadacak.
Erdemli insan isen ALEMLERİN RABBİne gel. ALEMLERİN RABBİne yaklaştıkça ALLAHtan uzaklaşacaksın. Bu ALLAHın da hoşuna
gidecek. O da doğru anlaşılmış olmanın zevkini tadacak.
Sana gelince;
Hissiyatlarına Kuran, Yaşam şekline ise Alemlerin Rabbi hükmettiğinde sen de hayatın ve insanca yaşamanın tadına ve zevkine
varacaksın
2/197
HACCIN BİLİNEN AYLAR OLMASI HİSİYATIMIZ
2/197: Elhaccu Eşhurun malumatin yani ''hacc bilinen aylardır'' cümlesini açalım. Arkadaşlar Bir deyim eğer Çıplak elif lam takısı
almışsa bu durumda adı vardır ama kendi yoktur gibisinden bir hissiyat yada konumu tanımlar. Örnekler:
Errahmanü: 55/1,
Allahü: 39/23,
El malü : 18/46,
Etttalakü: 2/229.
Bu yapı SIDK İLMİ cinsinden hayatımızda küçük ve yaramaz çocukları korkutmak için de kullanılır. Eğer rahat dırmazsanız DEVLER
gelir sizi yer dediğiniznizde işte bu cümledeki devler KURAN İLMİNde EK ALMAYAN ÇIPLAK ELİF LAM lı deyimleri tanımlar.
Bunlardan birisi de 2/197 de ki EL HACCU deyimidi
İBRAHİYM deyimi bir insanın Hayr yönünde olmak kaydıyla bir şeye bağlılığını ifade eder. . Bir insanın işine aşına eşine namusuna
vatanına allahına mukaddesatına bağlığını sağlayan HİSSİYAtımıza İBRAHİYM denilir.
Sevgili dostlar. Kuranda ''TARTIŞMAK'' 4 şekilde yapılır Bunlar 1) CİDAL 2) NİZA 3) MİRA ve 4) HACC-HÜCCET tir. Bunlardan
HACC, HÜCETleşerek yani karşılıklı delillere dayanarak tartışmak yada bir konu hakkında fikir alışverişi yapmak demektir Bu işte
başrolu 22/27 İbrahiym melekesi oynar.
Sıhhatli bir HÜCCETleşme yapılabilmesi için Sen konuştuğunda muhatabını susup seni dinlemesi muhatabın konuştuğunda da senin
susup onu dinlemen esnasında nerde susup nerede konuşman gerektiği ile ilgili zaman tayinine EŞHURUN MALUMATİN denilir.
Arkadaşlar EŞEHR deyimi bilinen manada ''AY '' anlamında bir zama dilimini ifade etmez. Her hangi bir işin yapılımı iin
BELİRLENMİŞ zaman dilimini ifade eder. Örnekler
1) abi şu dükkana bir bak 10 dakka sonra gelecem dediğinizde işte bu 10 dakika ''BELİRLENMİŞ BİR ZAMAN DİLİMİ'' olması
itibarıyla EŞŞHR dir
2) Devlet memurusunuz. 1AY lığına izin aldığınızda işte bu BİRAY da EŞŞEHR hükmündedir
3) adam öldürdünüz 30 yıl hükm giydiniz. İşte bu 30 yıl da 'BELİRLENMİŞ BİR ZAMAN DİLİMİ'' olması özelliğiyle aslında EŞŞEHR
dir.
O halde ''karşı tarafın konuşması bittiğinde ben konuşayım'' dediğinizde yada 'ben bırakayım da biraz da karşı taraf konuşsun''
dediğinizde işte bunun için size sahip olan haleti ruhiyyeye ''Eşhurun malumatin '' denilir.
yani ne zaman susmanız ve ne zaman konuşmanız gerektiğinizi ifade eden deyime Eşhurun malumatin denilir. ki Bunlar da zaten
DİYALOĞ esnasında ya size belirlenen bir süre tarafından tayin edilir yada otomatik olarak tayin edilir. Eğer Konuşma yada Susma
sırası size gelirse bu durumda ELHACC üzerinize FArz olmuş demektir.İşte bu duruma 'femen farada fiyhinnelhacca'' denilir Ve EL
HACCU deyimi artık bu cümlede ÇIPLAK ELİF LAM takısından kurtulur ve artık EK alır. Artık HACCın hem adı vardır ve hem de
kendisi vardır. İşte bu süreçte yapılmaması gereken işlemlerden bahsedilir Bunlar
1) REFESE olmayacak. Bu deyimin aynısı 2/187 de de geçer. Yani diyaloğ harici konu yada konumları Diyaloğa konu olan konu yada
konumları içine katmayacan
2)FUSUKA olmayacak. Yani söylevlerin tutarlı olacak diyaloğun başında söylediğin şey ile aynı konuda diyaloğun ortası yada
sonucubda söyleyeceğin şeyler birbitini tuıtacak. yani KAYPAKLIK olmayacak.
3)CİDAL olmayacak. HACC da HÜCCETLEŞME yani pozitif ve gerçekçi deliller sunmak esastır. Kalkıpta uyduruk yada hurafe deliler
getirmeye başlarsan bu CİDALLe sonuçlanır.
Karşı tarafı dinlerken yada kendini dinletirken amaç hep HAYRa hizmet olacak. KArşı tarafın delilleri çürütülse bile nefsin
azgınlaşmasını engelleek için delilleri çürüten kişi kendini BAYAĞIlaştıracak ve delillerini çürüttüğü kişi ise ONORE edecek Böylece
HACC bir anda FEDEKARLIK amelini içerecek İşte buna TAKVAnın AZIK edinilmesi denilir. İşte bunları yapabilenlere de
ULİYLELBAB yani ''akıl sahipleri'' denilir.
Allah cümlemizi ULULELBAB eylesin.
EL AFVE
Yani
''AFF YOLU YADA İHTİYAÇTAN ARTAKALANI'' HİSSİYATIMIZ
2/219 ve 7/199 da geçen EL AFVEyi insanlardan tarihler boyunca Muhammed almıştır. Bu gün de o alacak. Ancak 1400 sene önce yaşamış beşer
kısmı değil. Meleke ve amel kısımları alacak. Muhammed FEDEKARLIK veya Allah’ın rızasını kazanmak için kişinin nefsine ağır gelen bir
amelin samimiyetle düşünülmesi ya da amel edilmesidir.
Muhammed 49/7 ye göre içimizdedir. AMA meal yazanlar bu ayet için ''Allah’ın Resulu YANINIZDAdır'' diyerek mananın eksenini
kaydırıyorlar. İşte, eğer bir insan gayrimeşru yollarla mal ya da servet edinir de, günün birinde tevbe eder ve Allah’ın razı olacağı bir kul olma
yolunu seçerse Allah bunun bu talebini dikkate alması için sadece tevbe edip te bu pis işleri bırakmasını yeterli görmüyor bu zaman kadar
kazandığı bu gayrimeşru servetini de dağıtmasını istiyor.
İşte bir kişi bunun bilincinde olduğunda ve bunu yaptığında ona bunu yaptırtan HİSSİYAT ve bu adamın yaptığı bu AMEL e MUHAMMED
denilir. Böylece Muhammed yine bu ayette ''el afveyi al'' şeklindeki emri yerine getirir. Yani milyonlarca yıldır insanın olduğu her zaman ve
mekân diliminde bu tür insanlar olabilecektir. Bakınız. Adam genelev işletiyor zengin oluyor. Ama günün birinde tevbe ediyor bu pis işleri
bırakıyor hacca gidiyor hayır yapıyor camiden dışarı çıkmıyor. Allah’ım beni bağışla diyor. İşte Allah bu adama diyor ki tevbe etmen bana
yönelmen seni bağışlamam için yeterli değil. Şu anda sahip olduğun ve menfaatlendiğin ama kötü yollarla kazandığın bu malını da dağıtıp temize
çıkacaksın. İşte anlatılan bu.
Toplumda nice ŞEREFSİZLER var. Hak yemiş kadın satmış ocak söndürmüş ve zengin olmuş. Sonra tevbe etmiş Allah’ın yoluna dönmüş. Ama
gel gelelim ki bu işleri bırakmış olmasına rağmen bu işlerden kazandığı servetle hayatını devam ettiriyor. İşte Allah yolunda olan diğer insanlar bu
insanları bu servetleri hala kendilerinde olduğu sürece bu adamlara iyi gözle bakmaz ve onları muhatap almaz. İşte bu7/199 da anlatılan EL ÖRF
dür.
Muhammed bu adama derki; ''aslanım bu servet sende olduğu sürece kimse yüzüne bakmaz. Boşuna DİNDAR ayaklarına yatma''. Bu ayette
buluna EL CAHİLİYN deyimi: söylenmemesi gerektiğini bildiği bir şeyi söyleyen, söylenmesi gerektiğini bildiğini söylemeyen. Yapması
gerektiğini bildiği bir şeyi yapmayan, yapmaması gerektiğini bildiği bir şeyi ise yapandır. İşte bir kişi Allah’ı ya da iman edenleri ya da diğer
insanları bu şekilde kandıramayacağını bildiği halde bu mallarından hala menfaatlenmeye devam ederse o kişiyi Muhammed terk eder. Yani, artık
bu kişi cennete gidemez.
31/31
''ALLAHIN AYETLERİNİ GÖRMEK İSTİYORMUSUNUZ?
EĞER CEVABINIZ '' EVET '' İSE O ZAMAN GEMİLERİN DENİZDE NASIL GEZDİĞİNİ GÖRMEK ZORUNDASINIZ.
EĞER BU YAŞINIZA KADAR DENİZ YADA GEMİ GÖRMEMİŞSENİZ O ZAMAN ONUN AYETLERİNİ GÖREMEZSİNİZ''
Bu şekilde okuduğunuzda bu iddia ne kadar saçma geliyor değil mi? Oysa GÖNÜL LİSANI ile okuduğunuzda/anladığınızda Ayet
hakikaten de doğruyu söylüyor
Nuh melekesi ÖZGÜRLÜK melekesidir. HAYR içerikli ya da amaçlı olmak kaydıyla kişinin özgür bir düşünce sistemine sahip olması,
düşüncelerini özgürce ifade edebilmesi veya amel edebilmesi insanın içindeki bu meleke cinsinden resulün (NUH) aktif edilmesiyle
mümkündür. Bunu aktif eden kişi FÜLKünü (gemisini) yani düşünce dağarcığını, olayları, insanları, kendini, DİNİNİ sorgulama
yeteneğini BAHR içinde yani kimseye ait olmayan ancak herkesin de rahatlıkla kullanabileceği her türlü alan (kütüphane, bilim, kuran,
tıp vs) da ÖZGÜRCE gezdirebiliyor demektir. Böylece Allahın ayetlerini ve bunların içeriğini de bu şekilde GÖRÜR ve anlar (31/31).
Unutulmamalıdır ki GEMİ ve DENİZ ikilisi ile ilşkilendirlmiş tek RESUL vardır ki bunun da adı NUHtur,
Ve yine unutulmamalıdır ki bizler Tedebbür İlmine gönül verenler olarak işte bu yüzden NUH RESUL için ÖZGÜRLÜK
HİSSİYATImızı tarif ediyor diyoruz
Ve yine bu yüzden NUH ilk gönderilen ya da din söz konusu olduğunda içimizde ilk aktive edilmesi gereken resul melekedir. Eğer
insan içindeki bu melekeyi çalıştıramazsa din adına ortaya çıkmış bir takım akımlar, cemaatler, hoca efendiler tarafından ruhu ve
bedeni kolaylıkla köleleştirilir. Hem dünyasını hem de ahiret’ini kaybeder.
YEŞİL VE BEYAZ
CENNETİN RENKLERİDİR
HAYATINIZA BU İKİ RENK HÜKMETSİN
Sevgili dostlar
Kitapta toplam 5 adet RENK İSMİ mevcuttur. Bunlar
1) BEYAZ yani BEYDAE
2) SİYAH yani ESVED
3) SARI yani SAFRAU
4) KIRMIZI yani HUMRUN
5) YEŞİL yani HUDRAN dır
Tüm bu RENK İSİMLERİ ''insan'' olarak bizlerin EVRENSEL hissiyatlarını tarif ederek KURANİLMİ adı altında hem hayatımızda ve hem de
hayat kitabı olarak bizlere gönderilmiş olan MUSHAF içinde yer bulmaktadır.
Yaşadığımız bir hissiyatın yada duygunun yada mekanın bizler için CENNET hükmüne girmesi bu hissiyat/ duygu/ mekanın yukarıdaki
renklerden 2 tanesini taşıması ile mümkün olur. Bunlar
1) BEYDAE yani BEYAZ olması: yani herşeyin bizim istediğimiz gibi olması/ oldurulması /ayarlanması : 37/46
2)HUDRAN yani YEŞİL olması: yani bizlere asla ve asla usangaçlık /bıkkınlık vermemesidir. 18/31,55/76
ÖZETLE;
Hissiyatı / duygusu / aşkı / sevdası / mekanı YEŞİL ve BEYAZ olanlara selam olsun
74/6
VE LA TEMNUN TESTEKSİRU
''ÇOKLUKLA YADA ÇOKLUK BEKLENTİSİ İLE BAŞA KALKMA'' HİSSİYATIMIZ
Sevgili dostlar
''ÇOKLUK'' deyimi Mushafta 3 farklı deyim ile ifade edilir bunlar
1)RİBA yani insanların ''FAİZ'' diye bildiği deyim,
2)KESİYR-KESRET-TEKASÜR-FESTEKSİR
3)ZİYADE-YEZİYD-ZEYD
şeklindedir. Kuranilminde KESİYR deyimi sayısal çokluğu ifade ederken ZİYADE deyimi kalitedeki çokluğu ifade eder. Bu yüzden
kuranilminde KESİYR şeklindeki çokluğa aldanılmaması gerektiğine dikkat çekilir ve insanların ZİYADE şeklinddki KALİTE deki
çokluğa meyletmesi gerektiğine vurgu yapılır
El mudesssir olmuş muhatabınızı samimice anlama gayretine girdiğinizde Rabbilalaemiyn bu muhatabızını sizin için deşifre
edecektir. Bu süreçte bu muhatabınıza sizin onu anlamanızı zorlaştıracak sayısal olarak fazla yani kurukalabalık olan ancak kalite
itibaryla hiç bir anlam ifade etmeyen başka soru yada sorunları yada olayları gündem etmesinin önüne geçilecektir.
El mudessiri muhatab alan ve 1-7 ci ayetlrde verilen tüm bu emirler bunu çözmek için samimice uğraşan her insanın bu süreçte işini
kolaylaştırmasını sağlar. rabbilalaemiyn tarafından verilen tüm bu emirler El mudessir içinde bulunan Muhammed hissiyatına
CİBRİYL vasıtasıyla gönderilir. Böylece bunu anlamaya çalışan insan bu muhatab içindeki KURANa ulaşır.
Hayatta samimice ve fedekarca uğraşıp ta çözemediğiniz ve bu süreçte '' Allahım ben şimdi ne yapacam?'' şeklindeki tüm istek yada
sorularınız Cibriyl aracılığı ile El mudessir olmuş bu ''çözemediğiniz'' unsurlar içindeki Muhammede gönderilir. Bu gönderilme ''
Yes'eluneke'' yada ''Yesteftuneke'' yani '' sana sorarlar'' yada ''senden fetva isterler'' şeklindeki yazılım ile muhammedi muahatab
alacak şekilde Mushaf içindeki ayetlerde yer bulur. İçinden çıkılamayan tüm durumlarda insanlar ''ben şimdi ne yapacağım'' diye bir
soru sorduklarında işte bu soru bu durumlar içindeki muhammaede '' sana soruyorlar , senden istiyorlar ya muhammed'' şeklinde
iletilir. Bu ''DURUMLAR'' içindeki muhammed bu mesajı alır ve kendisine bu mesajı gönderen o insan içindeki muhammmede yani
fedekarca gösterilen çabaya bu DURUMLAR içindeki çareyi yada konumu deşifre eder.
Bir makina aldın kullanmayı bilmiyorsun. Aylarca uğraştın. Ancak hala verimli kullanamıyorsun. İşte bu makina senin için EL
MUDESSİR omuştur. senin bunun anlaman için gösterdiğin çabayı sana içinden telkin eden muhammed hissiyatı senin artık ''
allahım ben şimdi ne yapacam?'' dediğini duyduğunda senin bu feryadını CİBRİYL vasıtasıyla bu makina içindeki muhammede
ulaştırır. Bu iki muuhammed kendi aralarında anlaşır ve sen de artık makinayı tüm ayrıntılarıyla çözmüş olursun.
FEDEKARLIK hissiyatı ile bunun ödülü olan CENNET hissiyatı Rabbilalaemiynin kontrolunde aynı hissiyat tarafından yani
MUHAMMED hissiyatı tarafından kontrol ve koordine edilir. Muhammed hissiyatı sadece insanda bulunmaz. Evrende de bulunur.
Yeni doğmuş bir kediyi annesinin yanından almaya çalışın bakalım, anne kedi size neler yapar: İşte anne kedinin yavrusu için
gösterdiği bu fedekarca refleksi de bu kediye telikn eden Muhammed hissiyatıdır.
Muhammedi sadece bir BŞER olarak ve onu 1400 sene önce gelmiş işini yapmış ve ölmüş ve o coğrafyaya has olarak algılayanların
bizleri anlaması imkansızdır.
Muhammede ittiba edenlere ve bu şekilde YAHUDİlikten nefisletini kurtarabilenlerte selam olsun
9/1,2,3
YEVMİLHACCILEKBER YANİ ''BÜYÜK HACC GÜNÜ'' HİSSİYATIMIZ
BERAETÜN MİNALLAHİ VE RESULİHİ İLELEZİYNE AHADTÜM MİNELMUŞRİKİYNE
Sevgili dostlar
Eğer Bir hayr yada Fedekarlığı yapmaya karar verdikten sonra bunun ortamına girip de ortamı gördükten sonra bu hayr ve fedekarlığı
bu ortamda yapamayacağımıza kanaat getirirsek bu durumda içimizdeki Resul Hissiyatı bizlere bunu bu ortamda yapamayacağımızı
telkin eden hissiyat ile AHİDleşmiş olur. İşte bu duruma 9/1 de ''İlleleziyne Ahedtüm minelmuşrikiyne'' denilir. Böylesi bir durumda Bu
hayr yada iyiliğin yapıldığı ortama hükmeden ''MİNALLAHİ VE RESULİHİ '' hissiyatı bizlere ortama alışıncaya kadar BERAAT verir.
Burada HAYR yada FEDEKARlıktan Ortamı gördükten sonra KAÇMA yoktur. Sadece Ortama o an için ayak uydurulamaması
dolayısıyla bunu Geçici süreliğine erteleme vardır.
Hayattan Örnekler:
Genç bir kadının tecavüz edilmesine ve öldürülmesine şahit oldunuz. Mahkemede bunları yapanlar aleyhine şehadet edeceksiniz.
Tam da şehadetinizi yaparken o kadın imdat çığlıklarını tekrar işitir gibi o anı tekrar yaşar gibi oldunuz ve buna istinaden de
Mahkeme salonunda Şehadetinizi Sözlü yapma esnasında Hıçkırıklara boğulup hüngür hüngür ağlamaya başladınız. Sonuçta
Şehadetinizi yapamadınız. Mahkeme başkanı oturuma ara verecek ve sizin kendinize gelmenizi bekleyip sizi tekrar şehadet için
salona çağıracaktır. Böylece 9/1 de anlatılan ve tüm ayetler gibi bizlerin İnsan olarak hissiyatlarını tarif eden ''BERAETÜN
MİNALLAHİ VE RESULİHİ İLLELEZİYNE AHADTÜM MİNELMUŞRİKİYNE'' ayeti hayatımızda yer bulmuş olacaktır.
Sevgili dostlar
HAYR , İNSANLIK ve FEDEKARLIK adına bir insanın ŞEHADETini NE PAHASINA OLURSA OLSUN yapması esnasınına 9/3 te
YEVMİLHACCILEKBER yani ''BÜYÜK HACC GÜNÜ'' denilir . Buradan kaçış asla mümkün değildir. Bu kaçışı yapanlara EL
KAFİRİYN denilir ve Rabbillalaemiyn bu kaçışı yapanları 9/2 de ''ENNALLAHE MUHZİYLKAFİRİYN'' yani '' Hiç şüphesiz ki Allah
Kafirleri rezil eder'' ayeti ile tehdit eder.
Ancak Eğer bu kaçış o an için Ortama ayak uyduramama dolayısıyla ve belli bir süreliğine olursa bu durumda bu kaçışa tanınan
süreye 9/2 de ERBAATE EŞHURİN yani'' 4 ay'' denilir.
Sevgili dostlar:
Kuranda 4 rakamı bir şeyin bir insana menfaat sağlamasını ŞEHR yani AY deyimi ise Belirlenmiş bir süreyi verir. Eğer Yukarıda
mahkeme örneğinde olduğu gibi bir insan mahkeme salonunda o anı tekrar yaşadığı için üzüntüsünden hıçkıra hıçkıra ağlarsa yada
bayılır düşerse bunu şehadetten kaçmak için NUMARADAN yapmazsa Bu kişiye mahkeme salonu başkanı bir kaç dakika yada saat
kendisini toparlaması için süre verdiğinde işte bu süreye 9/2 de ''Yeryüzünde 4 ay dolaşma'' yani '' Fesiyhu fiylardı erbaate eşhurin
''denilir.
Bu süre bitip de kendizini toparladığıızda gelip şehadetinizi adam gibi yapmanız gerekir Eğer bundan sonra kaçmak için numara
yaparsanız bu kez yine size EL KAFİRİYN denilir ve Rabbillalaemiyn sizi 9/2 de ''ENNALLAHE MUHZİYLKAFİRİYN'' yani '' Hiç
şüphesiz ki Allah Kafirleri rezil eder'' ayeti ile tehdit eder.
Eğer Şehadetten KAÇMAK için ortamı bahane ederek NUMARA YAPIP da aynı şekilde Hıçkırıklara boğulup Hüngür hüngür
ağlarsanız yada BAYILMA NUMARASI yaparsanız bu durumda 9/3 de geçen ''ENNALLAHE BERİYİN MİNELMUŞRİKİYNE VE
RESULEHU'' ayetinin muhatabı olursunuz.
Sevgili dostlar
Kitapta anlatılan ve sizin belki de hiç dikkat etmeden okuduğunuz ve ''TARİH'' diye algıladığınız tüm ayetler aslında bizlerin İNSAN
olarak Kuranilmi adı altında hissiyatlarımızı anlatır
İşte 9/1,2, ve 3.cü ayetler de Buna örnektir
Kitabın ve özellikle Kuranın TEMEL MANTIĞını anlayabilenlere Selam olsun
Cinnlenmiş İNS
İnsleşmiş CİNN
CİNLER ALEMİ
Sevgili dostlar.
İNS denilen kavram bizlerin Canlı olarak duyu organlarını CİNN denilen kavram ise bunların harekete geçmesini tarif eder. Bu iki kavram 17/88
ve 72/5 de İNSleşmiş CİNN,51/56 da ise CİNNleşmiş İNS olarak karşımıza çıkar.
51/56 da geçen CİNNleşmiş İNS duyu organlarımızın harekete geçmesini ifade eder. Böylesi bir hareketlenme sadece insan denilen canlı türünde
değil tüm canlılarda bulunur.İNSleşmiş CİNN ise İnsan da dahil olmak üzere tüm canlılarda duyu organlarımızın kendimizden çıkarak başka
yerlerde yada zamanlarda bulunmasını ifade eder. Eşinizle tartışırken yada derste iken akılınız başka yerde ise ve ilgili olaya bir şekilde
odaklanamıyorsanız size ait olan aklınızı kendinizde tutamıyorsanız bu durumda size hükmeden hissiyat 72/5 ve 17/88 de İNSleşmiş CİNN olarak
yerini bulur.
Eğer bir kötülük yapmayı düşünmüş ve tüm duyularınızı bu düşüncenize kanalize etmiş iseniz ancak bunu yapmak yani fiiliyata geçirmek için de o
anda gücünüz yok ise duyularınızın bu gücü metafiziksel bir enerji olarak Alemlerin Rabbi tarafından sizin aleyhinize olacak şekilde kullanılabilir.
Böylece tüm insanlar için Olumsuz anlamda CİNLER ALEMİ oluşmuş olur.
İşte kitapta tek yerde yani 2/268 de ve tamlama almadan geçen ''Eşşeytanü'' deyimi bu tür cinnler alemi içinden çıkar.
Bu Şeytan türü kitapta tek yerde geçer. Bundan korunmanın yada kişinin içine girmişse bunu buradan çıkarmanın tek yolu bu kişinin içindeki
MUHAMMEDi aktive etmektir.
Bu tür bir insanla karşılaştığınızda ve eğer yardımcı olmak istiyorsanız Bu şeytanı bu insanın içinden çıkarmak için Kendi içinizdeki Muhammedin
bu insan içindeki Muhammedle irtibata geçmesini sağlayanız. Bunun için de kendi hayatınızda yaptığınız yada yapmayı samimice düşündüğünüz
bir fedekarlığı istikrarlı bir şekilde ve tekrar tekrar anlatınız.
Şeytan Resul Muhammedi de kandırabilir. Yani Muhammed Resul olarak Şeytanı ikna edemeyebilir. Ancak Muhammed RESULULLAH olarak
şeytanı ezer geçer. Bu yüzden diyaloğ esnasında kendinizi anlatacağınız şeye tam olarak kaptırmalısınız.
Bunun için asla ve katan bir ücret talep etmemeli bu işten dua dışında maddi yada manevi hiç bir menfaat elde etmemelisiniz. Hatta bu işin nasıl
yapıldığını başkalarına da öğretmelisiniz
Yok eğer bir iyilik yada bir hayr yapmayı düşünmüş ve tüm duyularınızı bu düşüncenize kanalize etmiş iseniz ancak bunu yapmak yani fiiliyata
geçirmek için de o anda gücünüz yok ise duyularınızın bu gücü metafiziksel bir enerji olarak Alemlerin Rabbi tarafından sizin lehinize olacak
şekilde kullanılabilir. Böylece tüm insanlar için Olumlu anlamda CİNLER ALEMİ oluşmuş olur
İşte halk arasında HIZIR diye bilenen ve kitapta da 18/65 de geçen Musanın da kul/birey olarak karşılaştığı METAFİZİKSEL ENERJİ bu tür
cinnler alemi içinden çıkar
CEHENNEM VE İNSAN
Bir insanın kendisine hayatta iken cehennemi yaşatacak 2 adet AYKIRILIK yapması gerekir 1
) Kurana AYKIRILIK: Burada fıtratına uygun davranmazsın
2) Alemlerin RABBİne aykırılık: Burada da eylem yada söylemlerinde akıl mantık ahlak vicdan tutarlılık, evrensel insani değerlere
uygun davranmazsın.
Böylece KAFİR olur ve cehennemini yaşarsın.
özetle:
Hissiyatlarında KURAnı Yaşam şeklinde ise Alemlerin rabbini hakim kılmadıkça Cennet yüzü göremezsin
EHLELKİTAB-EHLEZZİKR-SAD (38/1)
HİSSİYATLARIMIZ
Ehlelkitab demek kitabi bilgileri ehilleştirmeye çalışan kişilerdir. Bunların içine nurcu da girer süleymancı da girer. Budist de girer.
Ehlelkitab hem mumin olabilir hem de kafir olabilir. Tüm mesele gelen üst bilgiye karşı rabbilalaemiyn eksenli olacak olan tutumudur
Ehlelkitab rabbilalaemiyn eksenine sadık kalmak kaydıyla EHLEZZİKR olmayı hedeflemelidir. Bunu ...da KURAN ile yapar. dikkat
buyurursanız kitabta EHLELKİTAB kavramı vardır EHLEZZİKR kavramı da vardır ama EHLELKURAN kavramı yoktur.
Ehlelkitab KURAN aracılığı ile Ehlezzikre dönüşür. Böylece Kuran ZİKR için kolaylaştırılır 54/17. Zikr kavramı ''ÖĞÜT'' anlamında değildir
Mukemmelliyet anlamındadır. Elbetteki bunun içine ÖĞÜT de girebilir
Keriym olan yani sürekli gelişen Kuran aracılığı ile Ehlelkitabın Ehlezzikre dönüşmesinde MUDDEKİR olmaurumunu ifade eder. şartı getirilir.
54/17. Muddekir olmak demek sorgulamaya ve sorgulanmaya açık olma durumunu ifade eder.
O halde Kitabı yada hayatı ehilleştirmek istiyorsan bunu KURAN ile yapacaksın. Kuran anlayışın Keriymleştikçe de Ehlelkitap konumundan
EHLEZZİKR konumuna terfi edecen. Tabi bu durumun her konuda olacak diye bir şey yok. Zikrleştirdiğin konular ne kadar artarsa Artık soru
soran değil soru sorulan hale danışan değil danışılan hale gelirsin.
38/1 de Kuranın Zikr sahibi olmasından bahsedilir. yani doğru mana veya hakikat artık kesinlkile doğru ve tam doğru bir mahiyet kazanır:işte bu
durumda bu ilimin makamına SAD denilir. eğer bir konu hakında sahip olduğun İLM sad makamına ulaşırsa bu durumda dünyevi bir isteğin
yerine getirilir.
Rabbilalemiynden isteklerimiz Bidat resulleri tarafından yerine getirilir İLMde ne kadar çok mükemmeleşirsen hayattada o nispette
mukemmeleşrilirsin. Bu durumun senin sahip olduğun yada edildiğin ilmin SAD makamının sana olan hediyyesidr. Bu tespite en güzel örnek
Zekeriyayya meryemi büyütme noktasında gösterdiği üztün çaba ve Mükemmeliği için verilen YAHYA dır. Zaten o da bunu istemişti 19/2,3,
SAD makamı üzerinden EHLEZZİKR olanlara selam olsun.Böyle bir adam bulursanız bu adamın duasını hayr duasını alın. Çünkü asla geri
çevrilmez.
Eyy İnsan:
Kuran senin için Alemlerin rabbinin İLKETAP için varmanı/vasıl olmanı istediği bir ilm sevyesidir. Ancak Alemlerin Rabbi seni sadece
bu sevyede görmekle yetinmek istemiyor. İşte bu yüzden Mushafta EHLÜLKURAN yani ''Kuranehli'' diye bir kavram kullanmadı.
İşin başlangıç sevyesi için EHLELKİTAB yani '' kitab ehli'', işin Mükemmellik noktası için de EHLEZZİKR yani '' zikrehli'' kavramını
kullandı.
Eyy İnsan.
Hayatının her alanını ZİKRe çevirmek için çalış,Yani Mükemmel bir hayatın olsun. DİLLERDE DOLAŞ.
Unutma
Kalbler ancak Allahı zikr ile mutmain olur. Bu ayetin gereği dil ile yada tesbih ile sözel olarak '' allah Allah yada hu hu'' çekmek değildir. Hayr ve
güzellik adına hayatının her alanını ortaya koyduğun çaba ve emek ile Mükemmele dönüştürdüğünde işte o zaman hem senin kalbin hem de
muhatablarının kalbleri mutmain olacaktır.
ZİKR o kadar kıymetli bir ilm sevyesidir ki ne kendisi ne de bunun hükmettiği bir insan yani EHLEZZİKR satın alınabilir
ZAKKUM AĞACI(ŞECERETİZZAKKUMİ) NEDİR? CEHENNEMDE NEDEN BUNDAN YEMEK ZORUNDALAR? TÜM BUNLARIN
HAYATIMDAKİ YERİ NEDİR? ADEME CENNETTE NEDEN AĞAÇ YANİ ŞECERE YASAKLANMIŞTIR?
Arkadaşlar ŞECERE denilen deyim bilinen manada AĞAÇ değildir Bir duygunun bir hastalığın bir alışkanlığın sende KÖK BUDAK
salmasına başka bir deyişle sende TUTKU ya dönüşmesine ŞECERE denilir. TUTKU ların dolayısıyla senin insani olarak yemeden
içmeden kesilmen gerçekleri görememen sıhhatli düşünme yetisini kaybetmen durumuna ise EL ZAKKUM denilir. Bunların ikisini
birleştirdiğimizde ortaya çıkan haleti ruhiyye konumuna ise 37/63 de ''ŞECERETÜZZAKKUMİ'' denilir. Bir kıza TUTKU ile bağlanırsın
seni bir deri bir kemik bırakır. Sınavı kazanma hırsın seni yemeden içmeden keser. Çok kilolusundur ZAYIFLIYAYIM derken bu kez
yemediğin için hastanelik olursun . İşte bunlar ŞECERETÜZZZAKUM a örrnektir.
TUTKU nun insanı bu hale getirmesi SÜRECİ yine kuranda ''HAZİHİ'' deyimiyle ifade edlir. bir KİŞİ bu sürecte yani ''HAZİHİ'' içinde
yani ''FİY HAZİHİ'' de ''AMA '' yani KÖR olur ve gerçekleri göremez. İşte onun bu durumu 17/72 de yer bulur. Bu ayette anlatılmak
istenilen şey Meallerin belirttiği gibi kişinin Dünya hayatında KÖR olması değildir. HAZİHİ içinde yani ''FİY HAZİHİ'' konunda KÖR
olmasıdır.İşte böyle olunca bu kişi gerçekleri göremez Hem Fikri ve hem de cismi olarak erir, zayıflar bir deri bir kemik kalır. İşte BU
hazihi ye sebep olan etken maddeye ŞECERE, Bunun da kişiyi getirdiği en son şekle ise ŞECERETÜZZAKKUMİ denilir. ŞECERE ile
HAZİHİ deyimi en güzel bir şeklide kuranda 7/20 de Eşleşir(hazihişşecereti)..
O halde Bir insan kendisine bir ihtiyac belirlediğinde eğer bu ihtiyacı TUTKUya çevirdiğinde ve artık bunun da HAZİHİ konumuna
gelmesi o insanı sahip olamadıkları uğruna sahip olduğu herşeyden tamamen vazgeçirecek hale geldiğinde işte allah bu kişiye yada
buna hükmeden ADEMe bu ağacı yasaklar. Buna 7/19 da '' la takreba HAZİHİŞŞECERETİ'' denilir.
Sevgili arkadaşlar Kuranda ''AMA'' yani ''kör'' deyimine hangi anlamı verirseniz verin 17/72 deki HAZİHİ deyimini eğer
netleştiremezsseniz bu ayetin meali manası 83/1 ile çelişir. Orada da bir AMA gelimiş ve muhammed bundan yüz çevirdiği için
FIRÇA yemiştir. Oysa AMA 17/72 ye göre zaten ahirette de AMA olacağından muhamed bu adam kendisine geldiğinde onunla
ilgilenmeyerek doğru bir iş yapmıştı. O zaman allah niye resulunu fırçalasın? İŞTE sevgili arkadaşlar bu iki ama arasında fark var biri
FİY HAZİHİ konumunda AMA diğeri ise Düz ama ,yani FİY HAZİHİ konumunda değidi. Bundan dolayı 83/1 de resulun fırçalanması
mantıklıdır.
Arkadaşalar 83/1-17/72 ikilisini de bu şekilde açıkladıktan sonra ve 37/62-64 arasını anlaşılması için de yine 17/72 nin
analaşılmasının şart olduğuna kanaat getirdikten sonra şimdi yine 37/64 e dönelim. bu ayetteki EL CAHİYM deyimi Cehennem
deyimi ile aynı değildir. CEHENNEM deyimi bir insanın ihtiyaçlarının karşılanamadığı mekandır. Eğer bu İLMİ statü de olursa buna
ELCAHİYM denilir. Buna göre bir insan sorularına yada İlmi ihtiyaçlarına cevap bulamazsa Bu kişinin konumu EL CAHİYM içinde
olmak olur. İşte arkadaşlar eğer cehennemdeki bir kişi ''ben buradan ne zaman çıkacağım yada ne zaman öleceğim ki bu azaptan
kurtulayım ,hiç olmazsa bir tarih verilsin ki bir umudum olsun '' şeklindeki sorusuna cehennemde yüzbinlerce kez sormasına rağmen
cevap alamazsa bu sorunun birtürlü alamadığı cevabının beklentesi onu YİYİP BİTİRECEK tir. İşte kşinin bu haleti ruhiyyesi kuranda
bu kişiye ŞECERETÜZZZAKUMUn yedirilmesi anlamında yer bulur. Yoksa cehennemin ortasında ZAKKUM AĞACInın ne işi var?.
Sevgili arkadaşlar Bu ŞECERE CAHİYMin ortasında merkezi yerinde çıkar. Buna 17/64 de FİY ASLİLCAHİYM denilir Buradaki ASLİ
deyimi kuranda 59/5,25/5,7/205 ve özellikle 14/24 de ''ASLUHA SABİTUN'' cümlesinde yer bulur. Bir şeyin temelinin değişmemesine
rağmen başka unsurlarının mantıklı bir şekilde ileriye yönelik olarak makuliyet ve mantıkıyet sınırları içinde terfi olması 14/24 de yer
bulur. Yani evladına eğer Temel eğitimi SAĞLAM verirsen bu çocuk bu TEMELLE gittiği her yerde kendini geliştirir. İşte bu
TEMELlere ASLI- ASAL-ASİYLEN denilir.
İşte Şeceretüzakkumi de CAHİYMin temelidir. Yani ben nezaman buradan cıkacağım ben ne zaman öüp te bu cehennemden
kurtulacağım ? şeklkindeki kişinin sahip olduğu ancak cevap bulamayacağı soruları ASLILCAHİYM hükmünde olacak yani bu kişinin
TEMEL MESELESİ olacak ve bu kişi CEHENNEMde nereye götürülürse götürülsün bu TEMEL bu kişi için asla değişmeyecektir.
Aynı soruları MEKAN değişse bile sormaya devam edecektir. İşte bu konuma ''inneha şeceretün tahrücü fiy aslılcahiym' denilir.
37/64.
Rabbim cümle muminleri Hem CAHİYM ve hem de CEHENNEMden korusun.
KELALET HİSSİYATIMIZ
.4/12,176
Sevgili dostlar
Kuranilmi bir hissiyat ilmidir Tüm ayetler aslında insan hissiyatları anlatır onun maneviyat dünyasını tasvir ve tevil eder. İşte
bunlardan biri de 4/12 ve 176 da zikredilen KELALET deyimidir
Sevgili Dostlar: bir insanın hayatta tüm çabalarına rağmen başarı sağlayamaması durumunda kendini ''işe yaramaz elinden bir iş
gelmez'' olarak görmesi hissiyatına KELALET denilir. Bu deyim kitabta sadece 4 /12 ve 176 cı ayetlerde geçer..
VARİS-VERASET-YERİSU deyimleri Kuranilminde aynı cinsten , atadan sülbten olan olayların deyimlerin insan...ların en azından
birbirlerinin mevcut değerlerini düşürmeyecek şekilde eksikliklerini tamamlama amacını güden hissiyatlarımıza denilir.
Örnekler:
1) Bir söz söylersin Bunu kimse anlamaz. Bu sözü daha anlaşılabilir bir halde söylediğinde söyledğin son söz ilk söyledğin sözün
VARİSÇİSİ olur
2) kaliteli bir yaşamın vardır. daha da kaliteli hale getireyim dedin ve bunu başaramadın. Ancak mevcut kaliteli hayatına da zarar
vermedin. Bu durumda ikinci teşebbüsün ilk dönemdeki kaliteli hayatının varisçisi olur
3) babandan harçlık istedin vermedi. Bir daha istediğinde baban yine vermemekle beraber eğer sana ilk teşebbüsündeki gibi aynı
tepkiyi verirse bu durumda ikinci talebin birinci talebinin varisçisi olur
4)Bir araban var değiştirmek istiyorsun. eğer aldığın bu ilk arabayı o kadar kullanmana rağmen en azından aldığın fiyattan
satabilirsen bu durumda bu satış bu arabanın alışının varisçisi olacaktır
İşte sevgili dostlar
Eğer bir insan KELALET konumuna düşerse bu durumda bunun fedekarlık amelleri bu kişinin yardımına UHTE olarak koşturulur.
Kişiyi kelalet konumuna düşüren şey VELEDsizliktir. Yani o kadar emek harcamasına rağmen başarıya ulaşamamıştır Böylece
kendini bu işte ANLAMLI hale getirecek VELEDi olmayacaktır. Ancak bu verdiği emek ona aynı işi bir daha denediğinde yada başka
bir işin yapılımı sürecinde UHTE olarak varisçi olacaktır.
77/40
YEKULİLKAFİRU YA LEYTE NİY KÜNTÜ TURABEN
KAFİR BİRİNİN TOPRAK OLMAYI İSTEMESİ HİSSİYATIMIZ
Sevgili dostlarım
KAFİR birinin bu ayete göre TOPRAK olmak istemesi bilinen manada toprak olmak istemesi anlamında değildir. Kıyamet gününde bazı insanlara
kendini ifade etme kendini savunma fırsatı bile verilmeyecek ve böylece TOPRAK HİSSİYATINı kullanması engellenecektir. Bu durumu bu
şekilde en güzel izah eden bir başla ayet 77/35 ve 36. cu ayetlerdir
Kıyamet gününde bir insanın kendisini sonu cehenneme gitmek bile olsa savunması özür beyan etmesi onun en doğal hakkıdır. Ancak bir grup
insanlar bundan müstesnadır. Bunlar ERRİBA yani FAİZ yiyenlerdir. Bunlar 2/279 za göre ALLAH VE RESULUNE HARB ilan etmiş
sayılmaktadırlar. Allah ve Resulune harb ilan edenlere uygulanacak ceza 5/33 de geçmektedir. Bu cezaya ait bir madde de SALEBE dir. Bu
deyimin kitabi yani meali manası ASMAKtır. Ancak kurani manası bu adamı dikkate almamak onu ve anlatacaklarını YOK HÜKMÜNDE
saymak demektir
İşte sevgili dostlar
77/35 ve 36 cı ayetlerin muhatabı olan bu adamlara kendilerini ifade etme ruhsatı verilmeyecek ve böylece TURAB olmaları engellenecektir. Bu
insanlar bunun için 77/40 da TURAB olmak istiyorlar
Eyyy kul. hangi günahı işlersen işle GÜNAHKAR olursun. AMA SAKIN OLAKİ KİMSENİN , ORTAMIN, KONJÜKTÜRÜN ,MAKAMININ,
DEVLETİN, ZAAFINDAN YARARLANARAK menfaat elde etmeye çalışma. yoksa SALEBE edilirsin yani ASILIRSIN. Çünkü yaptığın iş
Allah ve Resulune HARP ilan etmektir.
Sana son demde TOPRAK OLMA ruhsatı bile verilmez
SORU;
İLK İNSAN TOPRAKTAN MI YARATILDI?
CEVAP;
İnsanlar her zaman topraktan ya da toprak kullanılarak yaratılırlar. ET TURAB deyimi KİTABİ mana olarak TOPRAK demektir. Ancak
Kuran ilminde bu deyim “Elif lam ra” dizilimli olarak bir insanın içindeki duygularını, düşüncelerini, eylem ya da söylemleriyle DIŞA
VURMASI hissiyatını tarif eder.
Eğer genç bir kıza onunla evlenmek istediğinizi bir şekilde belli ederseniz bu hissiyatınıza TOPRAK denilir. Bu evlilikten olacak olan çocuklar
işte bu sizdeki TOPRAĞIN eseri olacaktır.
Toprak hepimizin ÖZÜDÜR . Buradaki topraktan bilinen manada toprağı anlamak sıkıntı yaratır ve bu tür bir anlayışın Kuran ilmi adına hiç bir
değeri yoktur.
Bir insan kendisini bir şekilde ifade etme gereği duyduğunda kendisine bu yönde ihtiyaç ihdas ettiği için ADEMleşir. Eğer kendisini ifade ederse
bunu diyaloğ melekesi olan İSA aracılığı ile yapar. İçindekileri de dışarı vurduğu için de ayrıca bir de TOPRAK hissiyatını kullanılır. Böylece
ADEM-İSA-TURAB yani TOPRAK deyimleri 3/59`da bir araya gelerek bu ayeti bu şekilde Kuran ilmi olarak izah etmiş olurlar.
İnsanlar topraktan yaratılmaya devam ediyor. İLK insan topraktan yaratılmadı. Tüm insanlar topraktan yaratılır. TOPRAĞIN olmadığı yerde
ARZ-TALEP ikilisi oluşmaz.
İlk insanın nasıl yaratıldığı KURAN İlminin konusu değildir. Bunu Rabbilalemiyn adına POZİTİF BİLİM bulacaktır. Bunun bulunup bulunması
da o kadar önemli değildir. Ancak; Kuran ilminde bir insanın topraktan yaratıldığını red etmek yaşamın bizzat kendisini red etmek anlamına
geleceğinden kişi KAFİR olacaktır.
Ancak benzer şekilde bilinen manasıyla bir insanın topraktan yaratıldığını kabul etmek, hayatımızda şahit olmadığımız bir OLUŞUM TÜRÜNE
iman edeceğimiz anlamına geldiğinden bu iman türü de kişiyi KAFİR yapar.
Hepimizin TOPRAĞI bol olsun
Gelecekte Ülke olarak çöktüğünüzde Medeniyet hissiyatımızı yöneten ŞUAYB PEYGAMBER ın değerini daha çok anlayacaksınız.
Ya Medeni olursun yada köle,
Ya çalışır bilim ve yenilik üretirsin yada vatanını namusunu kaybedersin.
Caminde rahatça ibadetini yapmak istiyorsan bilim ve fende ileri gideceksin.
Karına kızına tecavüz etmeye geldiklerinde yanında asla ALLAH olmayacak
Olsaydı suriyelilerin yanında olurdu.
Çünkü Alemlerin Rabbinin te'sis edilmediği bir yerde yardım edecek bir Allah da asla oluşmaz.
İşin ilginç tarafı ŞUAYB da Alemlerin Rabbinin Resullerindendir. Her insanın içinde ona bilimde fende kısaca hayatın her alanında
ilerlemesi gerektiğini telkin eder.
Seni bu hale getiren yöneticiler ise yanındaki milyarlarca dolarla çoktan atı almış ve üsküdarı geçmiş olacaktır.
Kısaca:
Ya ŞUAYB yada HELAK
İBLİYS ini ŞEYTANa dönüştürmedikçe yani kontrol altında tuttuğun/tutabildiğin sürece bu İbliys sana dünyanın da ahiretin de
cennetini kazandırır.
Alemlerin Rabbi insanı yaratırken kendisi de İBLİYSi kullanmıştır.
Ve yine insanı yaratırken ona kötülük yaptıracak hiç bir hissiyat yada çip yerleştirmemiştir.
İBLİYS: Muhatabının önce şekline,şemaline yani
erkekse yakışıklılığına
Kız ize güzelliğine ,
İş ise maaşına
makam ise derecesine
Araba ise modeline görüntüsüne
Ev ise yerine/konumuna süsüne
vurulma,hayran kalma hissiyatımızı tanımlar.Ancak bu hissiyat kontrollü bir şekilde hayatımıza hükmettirilmelidir. Yoksa BATARSIN!
Bu hissiyat ''kontrol edilebildiği sürece'' HELAL olduğu için Mushafta İBLİYSten Allaha sığınılmamıştır
ŞEYTANdan Allaha sığınılmıştır.
Yeryüzündeki tüm kötülük ve zulmlerin sebebi basitçe şu şekilde özetlenebilir
İBLİYS-------->ŞEYTAN
Bu dönüşümü İSTİKRARLI bir şekilde yapmayanlara CENNET ve HUZUR vardır
Yada İSTİKRARsız bir şekilde yapanlara ancak sonrasında pişman olup Tevbe edip kendilerini toparlamaları kaydıyla, yine CENNET vardır
İBLİYS VE ŞEYTAN HİSSİYATLARIMIZ
Şeytan yaratılmadı. İnsanın içindeki İBLİYS eğer CİNNlenirse yani hareketlenirse ŞEYTANa dönüşür. ŞEYTAN denilen kavram insan
içindeki İBLİYS hisiyatının kontrolden çıkarak dış dünyada ŞEKLİ karşılığını bulması ile aldığı isim yada konumdur.
İBLİYSine dikkat et CİNNlenmesin ve böylelikle de ŞEYTANlaşmasın
bliysi yaratan Rabbbillaemiyndir. Ancak şeytanı yaratan İNSAN dır
İbliys bir insan için onun gelişimi için TEMEL ve GEREKLİ bir hissiyattır. Ancak kontrol altında tutulmalı ve bir yere kadar haereketlenmesine
yani CİNNlenmesine izin verilmelidir.
İBLİYS masumdur. Amacı insana ŞEKLİ argumanları göstererek onu bunlara sahip olma noktasında BAŞLANGIÇ güdülenmesini sağlamaktır.
Kız görmeye gittiniz. oğlunuzu da götürdünüz. Oğlunuz kızın ilk etapta nerelerine bakar? Fiziğine değil mi? İşte onun kızın ilk etapta buralarına
bakmasını sağlayan hissiyata İBLİYS denilir. Ancak SADECE buraları güzel diye bu kızla evlenmek İBLİYSe bu konuda gereğinden fazla yetki
verilimi ile sonuçlanır ve kişiyi felakate götürür.
PARA önemldir Ama bir yere kadar
Güzellik önemlidir ama bir yere kadar
Şan şöhret önemlidir ama bir yere kadar dediğinizde işte o zaman içinizdeki İBLİYSinizi kontrol edebiliyorsunuz demektir.
İBLİYS hissiyatı insanın ŞEKİL ile güdülenmesini sağlar. Bu insanın gelişmesi evlenmesi için gereklidir. Ancak İBLİYSin bundan sonraki daha
fazla yetkisine yada yetki verilişine DURRR demelisiniz.
Aksi taktirde İBLİYS bu noktadan sonra ŞEYTANlaşacak ve başınıza bela olacaktır.
Kısaca Rabbilalaemiyn ŞEYTANı yaratmadı. Onu İNSAN yaratmaktadır.
Üç kuruşluk adama beş kuruşluk eğer verirsen arta kalan 2 kuruşla önce seni satar.
SINAV HİSSİYATLARIMIZ
BELA-İMTİHAN-FİTNE
Bütün insanlar İMTİHAN için yaratılmadı...İnsanlar eğer isterlerse kendileri İMTİHANa tabi olurlar.
Kitapta 3 adet SINAV türü vardır;
1) FİTNE
2) İMTİHAN
3) BELA -İBTİLA
Tüm insanlar için BELA vardır. Bunun da amacı İnsanlara hayatlarını daha iyi yaşamaları için hatalarından ders çıkarmalarını
sağlamaktır.Yani tüm insanlar insan oldukları için HATA yapabileceklerinden ve bundan da ders çıkarmaları gerektiğinden BELA
şeklindeki sınava türünden kaçmaları mümkün değildir.
FİTNE şeklindeki sınav BELA şeklindeki sınavın insana eziyet verecek halidir.Tüm insanlar için BELA vardır ama kimi bunu
HASARSIZ atlatır. Bu şekilde bu bela FİTNEYe dönüşmez. ANcak bazı insanlara da KOYAR. İşte bunlar için de BELA+FİTNE iklisi
beraber çalışır.
3. ve son sınav türü ise İMTİHANdır. Buna girmek kişinin kendi tercihidir. Burada kendin için değil başikasına musallat olmuş bir
BELA yada FİTNEYi defetmek için SEN uğraşırsın. Yani sende hiç bir sıkıntı yok ama sıkıntıda olan birileri için kendinde sıkıntı ihdas
ediyorsun. Bu herkes için MECBURİ değil.
Ama seni Onurlu Erdemli yapacak ve sana iç dünyanda huzur ve mutluluğu yaşatacak olan sınav türü sadece işte İMTİHANdır.Buna
da herkes girmek zorunda değildir. Yani İnsanların TÜMÜ imtihan için yaratılmadı. Çünkü İmtihan MECBURİ değil.Dolayısıyla tüm
insanlar İMTİHAN için yaratıldı iddiası doğru değildir.
Dolayısıyla İnsanların TÜMÜ de cennete giremeyecek. Cennet ve huzur ancak ve ancak İmtihana talip olanlara talip olacaktır
Tedebbür-Kuran İlmi
2/219
VE YES'ELUNEKE ANİLHAMRİ VELMEYSİRİ
MUHAMMEDE İÇKİ VE KUMARI SORMA HİSSİYATIMIZ
Sevgili dostlar
Bir makama gelmek yada bu makama gelmişsek de bunun menfaatlerinden istifade etmek istediğimizde bu OLAĞAN hissiyatımıza
Kuranilminde EL HAMR denilir. Bu deyimin Lisani arabi manası '' sarhoşluk verici içki'' dir. Bizleri lisani arabi mana değil bu mananın
içine yerleştirilmiş olan ve bir nevi insan hissiyatını ilgilendiren ve bu yönü ile de KURAN ilmi adını alan mana ilgilendirmektedir.
Kurani manası itibarıyla EL HAMR tüm insanlardaki evrensel ve HELAL olan bir hissiyatımızı tanımlar. Kitabi manası itibarıyla el
hamr tüm insanlardanki bir hissiyatı tanımlamaz. ŞEKLİ bir unsuru tanımlar. Bizlere KURAN FARZ kılınmıştır. 28/85.
Sarhoşluk verici içki ve bu nun yasak kılınması Kuranilminin konusu değildir. Kuran bu tür şekli olguların Helal yada haramlığını kendi
içinde belirtmez bunu Rabbilalaemiyne bırakır.
Eğer bir insan bir makama gerek gelirken ve gerekse de bunun menfaatlerinden faydalanırken FEDEKARCA bir çaba göstererek
ancak insanlara yada kendine zarar verecek şekilde eylem ve söylemler içinde bulunarak gelirse bu durumda bu kişi Muhammede
içki ve kumarı sormuş olacaktır. İnsanların yada kendimizin iyiliğine bile olsa bu iyiliği ifa ederken eğer onlara zarar verecek bir eylem
yada söylemde bulunduğumuzda yaptığmız işe ait içiçe girmiş 2 adet te'sir söz konusu olacaktır Hayattan örnek verelim:
1) Çocuğumu dövüyorum ama onun iyiliği için
2) hırsızlık yapıyorum ama ülkemi de kalkındırıyorum. Sonuçta hırsızlık bile yapsam Ülkem için yapıyorum
3) Diplomam sahte ama sonuçta insanlar için faydalı işler yapıyorum
Şeklinde yaptığımız kötü işleri kendi hissiyatlarımızda ÖRTBAS etmek istediğimizde işte bu girişimimize ''Muhammede içki ve kumarı
sormak '' denilir. Muhammede zaman ve mekan farkı olmaksıızn Her zaman ve her daim İÇKİ ve KUMAR 2/219 cu ayete istinaden
sorulmaya devam etmektedir. yani Bu ayete göre Muhammede içki ve kumar sorulmuş ve Muhammed te bu ayet içinde bunun
cevabını vermiş ve olay bitmiş DEĞİLDİR.
Kimki Herhangi bir işte / konumda verdiği zararı Niyetinin iyiliğine istinaden kendi iç dünyasında ÖRTBAS etmeye , telafi etmeye
çalışırsa işte burada 2/219 za göre Muhammede içki ve kumarı sormuş demektir. Muhammed de her zaman bu tür insanlara yine
vicdanlarından seslenerek'' yaptığınız işin iyi tarafı var ancak kötü tarafı da var. fakat kötü tarafı daha fazladır'' diyerek onları ikna
etmeye çalışır.
Tüm bunlar Evrensel insani hissiyatlardıır.
Kuranilmi her deyim üzerinden olduğu gibi HAMR deyimi üzerinden de yine bizlerin insan olarak yukarıda yazdığım bir nevi
hissiyatımızı tanımlamaktadır. Kuranilmi açısından HAMRa MEYSİR hissiyatı eşlik etmedikçe hamr asla ve asla HARAM olan bir
hissiyat olmaz.
Hamr deyiminin lisani arabi manasına istinaden sarhoşluk verici İçki içmek rabbilalaemiynin yani
aklın
mantığın
tutarlılığın
pozitif bilimin
vicdanın
ahlakın
ekolojik dengenin
evrensel hak ve hürriyetlerin kapsamı ve kontrolu dahilinde olduğu sürece bir insan için HARAM sayılmaz
KURAN VE TEKVİR(DÖNÜŞÜM)
Kuran sizin hayatınızı bir STİL yada ŞEKİL üzere nasıl yaşayacağına karışmaz. Onu Alemlerin Rabbine bırakır. ŞEKLEN, nerede ve
nasıl bir hayat süreceğnizi Alemlerin Rabbinden öğreneceksiniz.
Kuranın daha büyük bir misyonu var. O da sizi İÇİNİZDEN fethetmektir. Hissiyat ve duygularınızı tanımlar Zaaflaınızı tanımlar ve
yaşadığınız ŞEKLİ hayatınızda karşılaşmanızın muhtemel olduğu sorunları ve bu sorunlar karşısında nerelerde zaaf
gösterebileceğinizi de tanımlar ve bunlarla başa çıkmanız konusunda size DANIŞMANlık yapar.
Hayatınızı Alemlerin Rabbinin kriterlerine uymak kaydıyla ÖZGÜRCE yaşayın. Kendi hayat stilinizi kendiniz yaratın. Kuran aracılığı
ile hayata ve içerdiği sorunlara karşı sağlam ve ÖZGÜVENLE karşı durun. Böylece evrene POZİTİF ENERJİ yaymış olacaksınız.
Son demde de sizden istenilen sadece budur:
HAYATA POZİTİF ENERJİ YAYIN. Bunu HAYR ve HASENE yani İyilikler yaparak gerçekleştireceksiniz .Alemlerin Rabbinin işte bu
enerjiye ihtiyacı var. Bu Enerji ile Alemlerin rabbi bir tafaftan kendini asli unsuru olan LİLLAHİ ye tekvir edecek yani dönüşecek diğer
taraftan ise bu enerjiyi istikrarlı bir şekilde yayanları da ÖDÜLLENDİRECEKtir Bu dönüşüm TAM olarak tamamlandığı an evrenin
varlık sebebi artık ortadan kalkacak ve KIYAMET kopacaktır
Cennet bu süreçte EVRENE SÜREKLİ OLARAK pozitif enerji yaymış olanlara verilecektir
Bu enerjiyi yaymayanlar yada yayılmasını yavaşlatanlar ise CEZALANDIRLACAKLARDIR.
Bu enerjinin üretilmesini durdurmak MÜMKÜN değildir. Çünkü hayvanlar ve bitkiler alemi de bu enerjiyi üretiyor ve yayıyor. ANcak
İNSAN nesli bu enerjiyi ÇOKHIZLI bir şekilde yayabilecek yetilerle donatılmıştır. Bu yüzden TEKVİRin bir an önce tamamlanması için
kaliteli ,eğitimli ve Erdemli İNSANa ihtiyaç vardır
Dünyaya MAL MÜLK edinmeye gelmedik . Asıl amaç bu değil. İyilikler ve güzellikler düşünerek yada yaparak evrenin ihtiyacı olan bu
POZİTİF ENERJİyi yaratmak için geldik.
HIZLI VE İSTİKRARLI bir şekilde YARATMAK için.
Soru:
Bilim ile Kuran çelişir mi?
Cevap:
Kuran bilimle çelişmez. Hatta böyle bir eşleştirme bile yanlıştır.Kuran insan hissiyatlarını muhatab alır.
Kitap ve onun arapça içeriği ise
Bilimle,
Hayatın gerçekleri ile,
Huzur ve barış ile,
İnsan hakları ile,
Cinsiyet eşitliği ile Çelişir.
Kitaba ve onun Arapça içeriğine göre yönetilen ülkelerde BİLİM ve İNSANLIK adına hiç bir değer yada katkı bulamazsınız.
Bilimde Sanatta Edebiyatta ilerlemek istiyorsanız. ALEMLERİN RABBİne sımsıkı sarılacak ve MUHAMMED hissiyatıyla da çok ama çok
çalışacaksınız
33/50
PEYGAMBERE
BENATİ AMMİ YANİ AMCASININ KIZLARI
BENATİ AMMATİ YANİ HALASININ KIZLARI
BENATİ HALİ YANİ DAYISININ KIZLARI
BENATİ HALATİ YANİ TEYZESİNİN KIZLARININ HELAL KILINMASI
HİSSİYATLARIMIZ
Sevgili dostlar
Kuranilmi bir Hissiyat ilmidir. Rabbilalaemiyn yukarıda anlattığımız kavramlar üzerinden de bizlerin İNSAN olarak bir nevi EVRENSEL
hissiyatlarımızı tarif eder. Bizlere bilinen manada amcalarımızn Dayılarımızın, Halalarımızın ve Teyzelerimizin kızları ile
nikahlanılması ruhsatını veren merci Kuran olmayacak Rabbilalaemiynin kendisi olacaktır
Peki bu ayet bizlerin ne tür bir hissiyatını tarif ediyor Şimdi ona bakalım.
EBA-EBİY yani ''BABA'' kavramı bizlerin değişmesi asla mümkün olmayan yada çok zor değiştirebilir cinsten fikirlerimizi hayat
görüşümüzü ifade eder. Bu İYİ yönde de olabilir KÖTÜ yönde de olabilir. Tüm resuller kavimleri ile mücadele ederken kavimleri
tarafından karşılarına işte hep bu kötü cinsten olan BABA dikilmiştir 2/170
ÜMMÜ yani ''ANA '' kavramı bir eylem yada söylemin bir buluşun tespitin çıktığı yeri/mekanı/konumu ifade eder
AMMİ yani AMCA deyimi ' kavramı bizlerin değişmesi mümkün olan yada kolay değiştirebilir cinsten fikirlerimizi hayat görüşümüzü
ifade eder. Bu İYİ yönde de olabilir KÖTÜ yönde de olabilir.
'AMMATİ yani HALA kavramı bizlerin değişmesi mümkün olan yada kolay değiştirebilir cinsten Fiiliyatlarımızı yada hayat tarzımızı
ifade eder. Bu İYİ yönde de olabilir KÖTÜ yönde de olabilir.
HALİ yani DAYI kavramı bir söz yada söylemin çıktığı yerin Belli olmaması yada yerinin bilenememesi/tespit edilememesi durumunu
ifade eder . Bu İYİ yönde de olabilir KÖTÜ yönde de olabilir.
HALATİ yani TEYZE deyimi Bir Eylem yada fiiliyatın çıktığı yerin Belli olmaması yada yerinin bilenememesi/tespit edilememesi
durumunu ifade eder . Bu İYİ yönde de olabilir KÖTÜ yönde de olabilir.
BENAT deyimi bir eylem yada söylemin kavim insan yada halkın daha rahat anlaması için değişik şekilllerde gündem edilmesiyle
aldığı isim yada konumdur.
ENNEBİ deyimi ise bir RESULün yada bir içimizdeki iyilik hissiyatının Bizlerin aracılığı ile AMELe dökülmüş yani EYLEM şeklini almış
halidir.
Sevgili dostlar
Eğer tüm insanlar için ortaya Güzel ve hayırlı bir EYLEM yada AMEL çıkacaksa ve bunun DEĞİŞİK ŞEKİLLERDE ve SÖZEL olarak
ifade edilmesi eğer kendimizi değiştirerek ortaya koymamızla mümkün olabilecekse bu durumda ENNEBİ ye AMCAsının KIZLARını
nikahlamış oluruz
Eğer tüm insanlar için ortaya Güzel ve hayırlı bir EYLEM yada AMEL çıkacaksa ve bunun bizim tarafımızdan DEĞİŞİK ŞEKİLLERDE
ve FİİLİ olarak olarak ifade edilmesi eğer kendimizi değiştirerek ortaya koymamızla mümkün olabilecekse bu durumda ENNEBİ ye
HALAsının KIZLARını nikahlamış oluruz
Eğer tüm insanlar için ortaya Güzel ve hayırlı bir EYLEM yada AMEL çıkacaksa ve bunun DEĞİŞİK ŞEKİLLERDE ve SÖZEL olarak
ifade edilmesi esnasında bu sözün çıktığı yer yada kişinin neresi olduğu üzerinde fazla durulmazsa bu durumda ENNEBİ ye
DAYIsının KIZLARını nikahlamış oluruz
Eğer tüm insanlar için ortaya Güzel ve hayırlı bir EYLEM yada AMEL çıkacaksa ve bunun DEĞİŞİK ŞEKİLLERDE ve FİİLİ olarak
ifade edilmesi esnasında bu FİİLİYATIN çıktığı yer yada kişinin neresi olduğu üzerinde fazla durulmazsa bu durumda ENNEBİ ye
HALAsının KIZLARını nikahlamış oluruz.
Tüm insanlar için, İnsanlıık için Güzel olan Hayırlı olan ne ise o ortaya çıksın diyorsanız ve bunda da samimi iseniz bu durumda
Muhammed te dahil olmak üzere hangisi Peygamber olursa olsun olsun bu PEYGAMBERe
Amcasının
Dayısının
Halasının
Teyzesinin Kızlarını Nikahlatmış yada nikahlamasına yardımcı olmuş olacaksınız. Böylesi bir nikah Zaman ve mekan farkı olmaksızın
tüm insanlar tarafından ne kadar çok yapılırsa manevi olarak İNSAN da İNSANLIK da daha da çok huzur bulacaktır
Size Ne mutlu
Bilinen manada akraba evliliklerinin hela yada haram olması Kuranın yetki alanında değildir. Bunun yetkisi Alemlerin Rabbine
bırakılmıştır
82/11
''KİRAMEN KATİBİYNE''
''ŞEREFLİ YAZICILAR''
HİSİYATIMIZ
Sevgili Dostlar:
İçimizdeki İyilik hissiyatlarımız aynı zamanda kuranilminde bir RESULü tanımlamaktadır. Bu hissiyatlarımızdan herhnagi biri eğer bize
hükmederse ve kendine ait olan görevi de bize amel ettirirse ilgili hissiyatı yöneten resul bu güzel hissiyatı yada ameli kayıt altına almaktadır ve
böylece ''KİRAMEN KATİBİYN'' olmaktadırlar. Buna bir örnek verelim:
...20/51 de Firavun musa ya ''geçmiş kuşakların durumu nedir? şeklinde bir meali soru sorar. Burada tabii ki bunu kastedmiyor. ''Benim şimdiye
kadar yaptığım hayr amelleri ne olacak?'' şekilndeki manayı kastediyor. Musa da 20/52 de ''ilmuha inde rabbiy fiy kitabin'' şekilnde cevap veriyor.
Şimdi SORUMUzu soralım. Önce 20/49 zu okuyunuz Firavun ''sizin rabbiniz kim'' der. Dikkat buyurunuz ''senin rabin kim'' demez. Yani MUSA
ve HARUNU kastederek ''sizin rabbiniz kim ?'' der.
Musa 20/50 de ''bizim rabbimiz Herşeyi yaratndır'' der. Yine dikkat buyurunuz ''benim rabbim'' demez. Bizim rabbimiz diyerek HARUNu ve
Kendisini kasteder.
Ama Firavun 20/51 de '' fe ma ba'lülkurünilula'' diye ikinci bir soru sorduğunda musa 20/52 de ''bunun ilmi RABBİMİZİN katında bir kitaptadır.
RABBİMİZ unutmaz'' şeklinde değilde ''bunun ilmi Rabbimin katında bir kitaptadır rabbim unutmaz '' der.
Sevgili dostlar: Firavun da HAYR işliyordu ve musa bunu KİRAMEN KATİBİYNE olarak kaıt altına alıyordu. Ama Firavunun işlediği hayırlar
HARUNSUZ idi yani istikrar yoktu. Bu yüzden de Musa firavuna gittiğinde kendisini HAYR ve kardeşi HARUNu da İSTİKRAR melekesi olarak
tanıttığında firavun geçmişte işlediği ve kendisine ait olan HAYIRların akibetini sordu. Burada musa RABB deyimine TEKİL olarak sahiplendi.
Eğer bir resul ''RABBİY'' deyimini kullanıyorsa kendisine ait melekesel özelliği hem ilgili resulun kafasına tam olarak oturmuş ve hem de
istikrarlı bir şekilde bunu amel ettiğini yada edeceğini ifade ediyor demektir.
Muhammedin ''RABBİY'' demesi ile Musanın ''RABBİY'' demesi aynı RABBI işaret etmez. TEK RABBa ait olan iki farklı iyilik hissyatını tarif
eder.
İçimizdeki iYİLİK HİSSİYATLARI kendisine yapılan itaat yada ittibayı yada küffr ve isyanı her birimizin içinde ''KİRAMEN KATİBİYNE'' adı
altında kayıt altına almaktadır. Bu durumu en güzel 10/21 ifade eder.
İnne resulena yektubune ma temkurune
''Hiç şüphesiz ki resullerimiz hileli düzenlerinizi Yazmaktadır''
REYHAN HİSSİYATIMIZ
REYHAN CENNET ÇİÇEĞİDİR ;KOKUSU MİSK TİR
Sevgili dostlar
Hayr ve fedekarlık adına az zamanda çok işleri başardığınızda yada az bir ömürle saadeti ebediyyeyi kazanmayı başardığınızda size hükmeden
hissiyata CENNET ÇİÇEĞİ olan REYHAN hükmeder.
Bu çiçek bir hissiyat olarak içimizde bulunur ve bizlere kısacık olan ömrümüzde büyük işler yapmayı telkin eder. REYHAN ,hükmettiği insan
aracılığı ile etrafa o kadar kuvvetli bir koku yayar ki bu koku asırlar geçse de gitmez nesilden nesile koklanarak devam eder
Sevgili Kuran dostları
Muhammede 3 şeyi çok sever. Bunlar KADIN, SALAT ve REYHAN dır.
KADIN yani NİSA '' İŞ''tir.
SALAT yani NAMAZ bu İŞin usulune uygun yapılmasıdır.
REYHAN ise mümkün olan en kısa sürede mümkün olan en büyük İŞleri yapabilmenin insana verdiği hazz dır.
İşte Kısacık dünya hayatıyla CENNET gibi bir saadeti ebediyyeyi kazanmak bir insana öyle bir hazz verir ki bunun da temelinde Muhammed-
kadın-Salat ve Reyhan vardır
5 RAKAMI,
50 RAKAMI,
1000 RAKAMI,
50 BİN RAKAMI
HİSSİYATLARIMIZ
İçindekini (aşk .nefret. ilm şehvet.bilgi kaka vs vs)dışarıya çıkarma hissiyatımıza 5 denilir 5 rakamı bizlerin kurani olarak bu hissiyatımızı tanımlar.
Eğer bu ÇIKARIMdan fayda görürsek bu durumda bizlere hükmeden hissiyata 50 denilir.
Eğer bu çıkarımı ZORLUKLAR içinde yaparsak ( Bir annenin zor doğum yapması gibi yada aşkını karşındakine zorlukla itiraf edebilmen gibi) bu durumda bizlere hükmeden
hissiyata 50 SENE yani 50 yıl denilir
Eğer bu çıkarımı KOLAYLIKLAR içinde yaparsak bu durumda bizlere hükmeden hissiyata 50 AMUN yani 50 yıl denilir
O halde içimizdekini dışarı çıkarma esnasında bu durum bir kaç saniye yada bir kaç dakika bile sürse bizlere hükmeden hissiyata 50 YIL denilmektedir.
Bir insanın bir işi TAM olarak yapbilmesi HİSSİYATına 100 denilir.
Eğer kişi bundan menfaat görürse bu durumda bu hissiyata 1000 (BİN) denilir.
O halde bildiğin bir ilmi anlatırken yani dışarı vururken bunu ilminin kuvvetli olmasına istinaden kolay yaptığında ve bundan menfaat elde ettiğinde ve bu ANLATIM işini de
TAM olarak yaptığında ve bir de bundan menfaat elde ettiğinde bu durumda sana hükmeden hissiyata 50 BİN YIL denilir.
Eğer bildiğin bir ilmi anlatırken yani dışarı vururken bunu ilminin kuvvetli olmasına istinaden kolay yaptığında ve bundan menfaat elde ettiğinde ve bu ANLATIM işini de
TAM olarak yaptığında ve bir de bundan menfaat edemediğin yani kimsenin sana inanmadığı seni ciddiye almadığı yada seni dinlemediği durumda sana hükmeden hissiyata
50 yıl eksik olmak üzere 1000 yıl denilir.
Bu süreci Muhatabınla 10 dakikada bile yaşayabilirsin. İşte 29/14 de NUH RESUL ve tüm peygamberler karşılarına kim çıktıysa ve inanmadıysa karşısındakiler karşısında
defalarca 50 YIL EKSİK OLMAK ÜZERE 1000 YIL YAŞADILAR.
Ve dahi tüm insanlar bu hissiyatı yaşıyorlar.
Yoksa kimsenin 950 sene ömür sürmesi gibi bir durum yok
SORU:
Şu anda bilinen manada namaz kılanların konumu Tedebbür İlmine göre nedir?
Cevap:
1) Eğer YÖN olayını evrensel olarak anlayarak namazlarını kılıyorlarsa kılınan bu namaz ritüeli yön kısmı ile evrensel olarak anlaşılsa bile kendisi
evrensel olmadığı için sevabı ya hiç olmaz yada çok az olur. Çünkü bu ritüeli insanlar uydurmuştur.
2) Eğer YÖN olayını Evrensel olarak anlamadan namazlarını kılıyorlarsa PUTPEREST olurlar.
Çünkü yöneldikleri ortak noktada dörtduvar bir TAŞ var.
Bizler BİRİNCİ ŞIKKa uygun olarak NAMAZ KILAN insanlar için bu ritüeli Allahın emri olarak değil KİŞİSEL/KÜLTÜREL/COĞRAFİ bir
tercih olarak görür ve saygı duyarız.
Biz de bu şekilde namazımızı kıldığımızda da aynı saygıyı bekleriz.
İkinci Şıkka göre namaz kılanlara ise eğer fayda sağlayacaksa işin sadece YÖN olayını evrensel olarak anlatırız. Namazları için '' KILMAYIN''
şeklinde olumsuz yönde mudahil olmayız.
Rabbilalaemiyn YÖN kısmı evrensel olarak anlaşılması kaydıyla bu bilinç üzere namazlarını kılan kardeşlerimizin namazlarını kabul etsin.
Sevabını ise ama çok ama az eksik etmesin
Seni KAFİR yapan yada yapacak olan şey geleneksel olarak inanılan
Allahı
Peygamberleri
Ölümden sonraki bir hayatın varlığını
Kutsal kitapları RED yada İNKAR edişin değildir.
Bunlara İnanma zorunluluğun bile yok.
Seni, KAFİR yapan yada yapacak olan şey
1) KURANa aykırı davranman yani Fıtrati hislerine tezat bir eylem yada söylem içine girmen,
2) ALEMLERİN RABBİne yani
Akıl
Mantık
Ahlak
Vicdan
Tutarlılık
Evrensel hukuk
Etik normlar
Pozitif ve sosyal bilimlere aykırı davranman yada davrananlara OY yada ONAY vererek onlara destekçi olmandır.
Hissiyatlarında kurana Yaşam şeklinde ise Alemlerin Rabbine sımsıkı sarılmadıkça sana KAFİRliğin yolu her zaman açık olacaktır.
Hayatın boyunca hem de bir kez değil binlerce kez.
Erdemli insanlara da seni terketmek/defetmek düşer
Kitap arapçadır. Sana BEDİR SAVAŞInı anlatır. Uhud savaşını tasvir eder. sana RUMdan bahseder. Ama aslında anlatmak istediği
bunlar değildir. 1400 sene öncesi yaşanmış bu tür olaylar üzerinden taaaa ilk insandan beri hepimizde var olan hissiyatlarımızı
/zaaflarımızı/Duygularımızı kısaca GÖNÜL DERİNLİĞİMİZİ anlatır. İşte buna KURAN denilir. KURAN ı tüm insanlar bilirler. Bilmek
zorundalar . Ama kitabı bilmezler. Bilmek zorunda da değiller.
Peki biz neyi karıştırıyoruz? yada şimdiye kadar neyi anlamadık yada Nerde Hata yaptık? Kitaptan arapça yada bunun karşılığı olan manaları
KURAN zannettik. Oysa bu manalar hiç bir halta yaramaz. Bu manaların içinde bir mana daha vardı. İşte bu mana bizlerin hissiyatını tarif eden
mana ve adı da KURAN dı
İşte Kitaptaki her bir ARAPÇA deyime belli oranlarda LEDÜN İLMİ eklenilerek bu deyimin artık insan fıtratını tasvir edilmesi yoluna gidilmiş.
LEDÜN İLMini bizler insan olarak eklemedik. Alemlerin Rabbi ekledi . Eğer Kuran anlayışını MUSHAF MERKEZLİ oluşturmak istiyorsan ,ki
buna da mecbur değilsin çünkü kuran SADECE mushafta yok, Mushafın dışına çıkmamalı ve ayetlerin orjinal arabi yazılımlarının şekli kısmına
kesinlikle riayet etmelisin. Bu BİRİNCİ kuraldır.
İKİNCİ KURAL ise çok şiddetli sorgulama yapmalısın.Amacım artık ayetlerin MEALİ MANAlarını anlamak olmayacak. Bu mananın içinde
insan fıtratını anlatan ikinci bir mana daha var. İşte bu mananın peşine düşeceksin.
İşte bunun adı KURAN dır
39/18
EL KAVLİ( SÖZÜ) İŞİTME VE BUNUN AHSENİNE (GÜZELİNE )UYMA HİSSİYATIMIZ
'ELLEZİYNE YESTEMİUNELKAVLE FEYETTEBİUNE AHSENEHU''
Sevgili dostlar
Mushafta 2 adet ''SÖZ'' deyimi vardır. Bunlar KAVL ve HADİYS tir. Doğal olarak bu 2 ''söz'' deyimin kasteddiği manalar da değişik
olacaktır.
HADİYS şeklindeki sözde İMA aranmaz. Kişi içinden geldiği gibi konuşur. Bu söz şeklini dinlediğimizde karşı tarafın başka bir şeyleri
de bize anlatmak istediğini düşünmeyiz.
Ancak deyim EL HADİYS olunca işte bu söz artık Rabbilalemiyne ait olur. 39/23, 68/44 ,18/6.
KAVL şeklindeki sözde İMA aranır. Kişi içinden geldiği gibi konuşmaz. Planlı programlı ve herşeyi hesap ederek konuşur Bu söz
şeklini dinlediğimizde KESİN OLARAK karşı tarafın bize başka şeyleri de anlatmak istediğini düşünürüz
Ancak deyim EL KAVL olursa işte bu söz artık Rabbilalaemiyne ait olur. 39/18 23/68,28/51. Bu söz şekli İMAlıdır ve görünüşüne
kanmayıp içeriğinin anlaşılması derdine düşülmelidir. Bu yaklaşıma EL KAVlin DUBURlandırılması denilir ve Tüm ayetler için bu
işlemin yapılması FARZdır 23/68
KİTAB ilk etapta ELHADİYS cinsinden yani düz mantıkla okunur ve ima aranmaz Ancak belli bir süreden sonra KİTAB içinde
tutarsızlıklar, eksiklikler ve çelişkiler farkedildiğinde bu EL HADİYS kitabı okuyucu için KİTABEN MUTEŞABİHEN MESANİYE
hükmüne sokar. Bundan sonra kişinin yapacağı 2 şey vardır
1) EL HADİYSi TEKZİB etmek: 68/44 ,18/6
Bu durum da kendi arasında 2 ye ayrılır
A) Kişi, MUSHAF içinde tespit ettiği bu eksiklik ve tutarsızlıklarına rağmen MUSHAFı bırakmaz ve onu EL HADİYS cinsinden
dinlemeye anlamaya ve yaşamaya gayret eder. Bu onun için FELAKET ile sonuçlanır. Lütfen 68/44 ün son cümlesini 7/182 ile birlikte
düşününüz
B) Kişi MUSHAFı okumayı ve onunla iştikal etmeyi bırakır. Böylece kendini felaketten korur 18/6. 18/6 yı dikkatle okuyunuz ve 68/44
de olduğu gibi bir azab tehdidinin olmadığına şahit olunuz
2) ELKAVL i İŞİTMEK VE AHSENEsine tabi olmak
KİTAB ilk etapta ELHADİYS cinsinden yani düz mantıkla okunur ve ima aranmaz Ancak belli bir süreden sonra KİTAB içinde
tutarsızlıklar, eksiklikler ve çelişkiler farkedildiğinde Artık kişi İMA aramaya başlar. Burada başka şeyler kastedliyor yada kastedilmeli
der. Böylece artık kitabı EL HADİYS cinsinden değil EL KAVL cinsinden dinlemeye başlar. Bunun Arkaplanını görmeye anlamaya
çalışır. Böylece EL KAVLi artık DUBURlandırır ve 23/68 zin gereğini yapar.
İMA içindeki ÖZMANAyı anlamıştır işte bu İMAlı söze ELKAVL, bunun içindeki ÖZMANAya ise bunun AHSENEsi yani GÜZELi
denilir. Bu ÖZMANA artık insan fıtratını tarif edecek artık onun hissiyatlarını anlatacaktır
Bu makam herkese nasip olmaz. Nitekim bunu yapanların yada yapabilenlerin 39/18 de ULULELBAB olduğu tanımlanır
17/80
Muhammedin ,Bir yere girerken doğru bir girdirilişle bir yerden çıkarken de doğru bir çıkarılışla çıkarılmasını rabbinden istemesi
hissiyatımız
Sevgili Dostlar
Kuran bir hissiyat ilmdir Bizlere Fıtratımızı anlatır. Bizlere insan olmamızı telkin eder. Böylesi bir telkini bizlere SADECE kuran yapar KİTAP
yapmaz. Kuran ise KİTAP içinde bulunur. Ama sadece Kitap içinde bulunmaz.Bizlere insanlığımızı hatırlatan heryerde yada olayda yada şiirde
yada filmlerde yada yaşanmış hayat hikayelerinde de kuran vardır.
Kitap yani MUSHAF da içindeki ayetler içinde barındırdığı kuranla bizlere İNSANİYET tanımlamaları yapar. İşte bu ayetlerden biri de 17/80 dir.
Sevgili dostlar
Kitapta MUHAMMEDi muhatab alan tüm ayetler KURANİ olarak bizlerin eylem/söylem yada düşüncelerimizde insaniyet adına NEFSİMİZE
AĞIR GELEN hal ve hareketlerimizi tarif eder. Yoksa 1400 sene önce yaşamış bir insanı muhatab almaz.
Ayetin içinde SIDK kavramı bulunmaktadır. Kitapta ''DOĞRU''yu temsil eden 2 kavram vardır. Bunlar HAKK ve SIDKtır. Alemlerin Rabbi
kitapta 38/84 de HAKKı söyler. Ama kullarından HAKKI değil SIDKI getirene cenneti verir 39/33.
Demekki Kitaptak tüm arapça ayetler HAKK hükmündeymiş. Ancak bunları bu şekilde anlamamız istenilmemiş bunları SIDKa çevirmemiz
istenilmiştir.
İşte bu kavramlardan biri de yukarıda KURANİ olarak tanımını yaptığımız MUHAMMED tir.
17/80 de Bilinen manada ŞAHSİYET MUHAMMEDin (AS) bir yere doğru girmesi ve bir yerden de doğru bir şekilde çıkması anlatılmaz. Yapılan
bir fedekarlığın yapılması ÖNCESİ bu fedekarlığın muhatabı olacak insanlar tarafından DOĞRU anlaşılması ve Fedekarlığın yapılımı SONRAsı
da bunun hiç bir karşılık beklenilmeden yapılmış olması noktasında bunun DOĞRU anlaşılması yönünde bir duadan ibarettir.
Bir insana bazen yapacağınız bir FEDEKARLIK hem daha yapılmadan YANLIŞ anlaşlılabileceği gibi yapıldıktan sonra da yanlış anlaşılabilir.
Bazen de bir insandan göreceğiniz bir Fedekarlık daha size yapılmadan sizin tarafınızdan YANLIŞ anlaşılabileceği gibi size karşı yapıldıktan
sonra da yine tarafınızdan yanlış anlaşılabilir.
İşte eğer yapacağınız Fedekarlık hakikaten de SAF ve TEMİZ niyetlerle yapılımış ve bunun öncesinde yada sonrasında da kendi kendinize ''
Umarım yanlış anlamam yada yanlış anlaşılmam'' dediğinizde içindeki yada amelinizdeki Muhammed de sizin için 17/80 deki bu duasını yapar.
Velev ki siz bu duayı duymasınız, duyamasanız bile,
Velev ki Böyle bir duanın olduğunu bilmesiniz ,bilemeseniz bile,
Velev ki böyle bir duanın Kitapta /mushafta 17/80 de olduğunu bilseniz, bilmeseniz bile
Velev ki bu duanın bu anlama geldiğini Halil İbrahim Ülgü den öğrenmemiş yada öğrenememiş olsanız bile.
HİÇ FARKETMEZ.
Fedekarlığınızı SAMİMİce DÜRÜSTÇE ve TERTEMİZ bir şeklide yapın
EYY MUSHAF
Sözkonusu İNSAN olunca
Onun FITRATı olunca
FELSEFEnin de ve MANTIĞın da yegane sultanı sensin.
Seni kimin yazdığı önemli değil, umrumda da değil, ama belli ki ALEMLERİN RABBİ tarafından oluşturulmuşsun.
Müthiş bir İLM ve SİSTEM ile.
Senin karşında insanların çoğu ŞÜKREDEMEYECEktir.
Yani
Ya seni anlayamayacaklar,
Yada anlayıp gereğini yapmayacaklardır.
Ve İBLİYS Cehennemdekiler için Alemlerin Rabbine derki
'' Ve la tecidu ekserehüm ŞAKİRİYN''
'' Onların çoğunu ŞÜKREDİCİ bulmayacaksın''
Araf 17
24/31
#BAŞÖRTÜLERİNİ YAKALARI ÜZERİNE VURSUNLAR''HİSSİYATIMIZ
Sevgili kuran dostları:
Kuranilmi bir Hissiyat ilmidir. Kitab içindeki her bir deyim , KURANİLMİ adı altında AYRICA bir mana daha içerir ki işte bu mana bizim
insan olarak bir nevi hissiyatlarımızı tarif eder ve böylece bu deyim işte içerdiği bu ARTI MANA ile EVRENSEL hale gelir....
İşte bu deyimlerden biri de Kitapta 24/31 de geçen ve mealen ''#BAŞÖRTÜLERİNİ YAKALARI ÜZERİNE VURSUNLAR'' şeklinde
mana verilen ayettir
24/31 ''velyadribne bihumurihinne ala cuyubihinne'' yani ''örtülerini yakaları üzerine vursunlar'' ya da başka benzer içeriklerde
meallendirilir.
24/31.ci ayette geçen yukarıdaki ibarenin meali manası aslında anlatılmak istenilen mana değildir.
Anlatılmak istenilen mana KISACA şudur;
Elbette ki bir İnsan işinde ya da görevinde ya da makamında bir takım başarılar elde ettiğinde gerek kendi nefsi ve gerekse
çevresindeki insanlar ona bir takım pozitif komplemanlar yönelteceklerdir. Bu HARAM değil, aksine insan olmamızın temel
hissiyatlarındandır. Ancak bu komplemanlar karşısında galeyana gelmemeli, işimizde ya da bulunduğumuz makamda ciddiyetimizi
kısmen dahi olsa kaybetmemeliyiz. İşte böyle davrandığımızda aslında bizler 24/31`de anlatılan yukarıdaki ayetin içeriğini yapmış
oluruz (velyadribne bihumurihinne ala cuyubihinne).
Hayattan bir kaç örnek verelim;
1) Trafik Polisisiniz. Bir aracı durdurup ceza keseceksiniz. Ama hakikaten de çok güzel ya da yakışıklısınız. Ceza kesme esnasında
muhatabınız size ''ne kadar güzelsiniz, ne kadar yakışıklısınız, üniformanız çok yakışmış v.b şeyler'' diyebilir. Bunu derken
YALAKALIK olsun diye değil hakikaten İÇTENLİKLE de söyleyebilir. Sizin burada yapmanız gereken şey nedir?
A) İşini gücünü bırakıp adamla bu tür sohbete dalmak,
B) Hiç bir şey söyleyemeyerek ya da ''teşekkür ederim beyefendi'' deyip işinizi ciddiyetle yapmaya devam etmek.
İşte ''B'' şıkkını yaptığınızda 24/31`de anlatılan ''velyadribne bihumurihinne ala cuyubihinne'' ayetinin gereğini yapmış oluyorsunuz.
2) Çok güzel bir bayan öğretmensiniz. Ders anlatıyorsunuz ve o esnada öğrenci el kaldırdı, söz istedi ve size ''hocam gözlerinin ne
kadar güzel'' dedi. Sizin burada yapmanız gereken şey nedir?
A) İşinizi gücünüzü bırakıp bu öğrenciyle bu konuda sohbete dalmak,
B) Hiç bir şey söylemeyerek ya da ''teşekkür ederim kızım ama burası bu tür sözler için uygun değil'' deyip dersinize devam etmek.
İşte ''B'' şıkkını yaptığınızda yine 24/31`i ifa etmiş oluyorsunuz.
Unutulmamalıdır ki Rabbilalemiyn, Kitapta kullarının hissiyat ve davranışlarını muhatab alır ve onları İNSANİYET NAMINA İÇTEN
FETHEDER ve böylece onlara İBLİYS`in telkinlerini etkisizleştirmeyi hedef edinir.
Sevgili Arkadaşlar, BAŞÖRTÜSÜNÜ dileyen takar dileyen takmaz. Giyim ve kuşam toplumun marufudur Takana sevap olmayacağı
gibi başörtüsü takmayana da günah yoktur. Bu bir kişisel/örfi/Kültürel tercihtir
KISSA-KISAS-KASSAS Hissiyatımız
ADL-ADALET-MUADİL Hissiyatımız
Sevgili Dostlar.
Bir şeyi önündeki yada üstündeki başka bir aynı hizaya getirme hissiyatlarımız kitapta iki farklı fiille ifade edilir. Bunlar
1) Kıssa-Kısas-Kassas :
Burada önündeki yada üstündeki ile aynı hizaya getirilmek istenilen Hedef duygu/Hissiyat/makam/Mevki/konu yada konum sabit
kalırken yada tutulurken alttaki yada gerideki duygu/Hissiyat/makam/Mevki/konu yada konum bununla aynı hizaya getirilmeye
çalışılır.
Kitaptaki tüm ayetler içerikleri itibarıyla tüm insanlar için KISSA hükmündedirler. Geri kalmış yada altta kalmış insani hissiyatlarımız
bizlerin bu ayetlerin derin manalarına yetişmesi için sabit tutulurlar. Biz bunlara yetiştiğimizde bizde öyle bir duygu seli oluşur ki
gözlerimizden yaşlar gelir.
İşte bu duruma ayetlerin bizler için KISSA olması yada edilmesi denilir. Böylesi bir konumu yakaladığımızda bizdeki ruh hali 19/58 de
'' Onlara Rahmanın ayetleri okunduğunda AĞLAYARAK secdeye kapanırlar'' şeklinde yer bulur.
Eğer bir insana bir şekilde ZARAR verirseniz zarar verdiğiniz ölçüde zarara uğramaya talip olmalısınız. Benzer şekilde bir insandan
zarar görürseniz bu kez muhatabınızdan zarar gördüğünüz ölçüde zarara talip olunmasını beklemelisiniz.
Bu hissiyatlar eğer 3 ,5 ve 7 rakamlarına uygun yapılırsa muhatablar arasında Kurana göre KISSA hükmü gerçekleşmiş olur.
Bundan sonra bu zararın ŞEKLİ tazmini Kuranİlminin konusu olmaz. Bu durum Alemlerin Rabbine bırakılır.
Örnek: Arabanızla kazayla bir çocuğa çarptınız ve çocuk öldü. Ailesi Perişan oldu. siz de öyle bir pişman oldunuz ki bu acıya öyle bir
PAYDAŞ/ORTAK oldunuz ki siz de mahvoldunuz. Çocuğun ailesi de bu ruh halinize 3,5 ve 7 ye göre şahit oldu. Bu andan itibaren
Kurana göre bu Ruh haliniz size olay ile ilgili KISAS yapar. Şimdi ikinci kademe başlayacak. Bu da Şekli yada maddi TAZMİNAT dır.
İşte burada Kuran bir Hüküm koymaz bunu Alemlerin Rabbine bırakır
Eğer Çocuğun ailesi ile işin bu kısmında Alemlerin rabbi ölçütlerine uygun bir şekilde anlaşırsanız Alemlerin Rabbi bu Ölümü sizin ile
bu aile arasında bir Rahmete çevirir. Bu durum 2/179 de '' KISASta sizin için Hayat vardır'' Şeklinde yer bulur ve muhatablar yine
2/179 da ULİYLELBAB yani TEMİZ AKLI SAHİPLERİ adıyla anlılarak Ödüllendirilirler
2) Adl-Adalet-Muadil: Burada önündeki yada üstündeki ile aynı hizaya getirilmek istenilen hedef duygu/Hissiyat/makam/mevki/konu
yada konum yükselmeye yada ilerlemeye devam ederken alttaki yada gerideki duygu/hissiyat/makam/mevki/konu yada konum
bununla aynı hizaya getirilmeye çalışılır.
Bu durum KISSAdan daha zordur.
Yukarıda kaza örneğinde sizin ne kadar pişman olduğunu gören çocuğun ailesi sizi gördükçe daha da kahırlanıyorsa bu durumda
sizin onlara HİSSİYATİ OLARAK yetişmeniz de son derece zor olacaktır. Ancak yine de vazgeçilmemeli ve ADALET-ADL süreci
tamamlanmaya çalışılmalıdır.
Eğer Adalet -Adl süreci muhatablar arasında mümkün olan en kısa süre içinde KISSA konumuna geçerse muhatablar yine 2/179 da
ULİYLELBAB yani TEMİZ AKLI SAHİPLERİ adıyla anlılarak Ödüllendirilirler.
Unutmayınız;
Alemlerin Rabbi ADALETİ emreder: 16/90
Ama hayat Adalette değil KISSA-KISAStadır.:2/179
Adaleti ara, Ama KISASı gözet.
Böyle yap ki 2/179 zun muhatabı olabilesin
SIDK İLMİ ile KURANİLMİ İçerik olarak aynıdır. KURANIn SIDKtan tek farkı ANLATILIŞ biçimidir. Kuran direkt olarak değil Mushafta
ARAPÇA olarak gündem edilen olay yada şahsiyetler üzerinden anlatılır
SIDK İLMİ ise aşağıdaki örneklemeler gibidir. Aşağıda yazılanları bir KIZILDERİLİ REİSİ de söylese aslında Kuranı konuşmuş olur.
ATEİST bir FELSEFECİ de söylese kuranı konuşmuş olur
Cenneti Hakketmede KURAN değil SIDK İLMİ esas alınmıştır. Yani Kitabı bilmesen de ADAM GİBİ Yaşa ve Cenneti kazan
-Güvenmediğin kimseye aleyhine kullanabilecek hiçbir koz verme.
-İnsanlara doğru değer ver, hak etmeyenleri sil.
-Kimseye...yalvarma.
-Asla dönüp arkana bakma.
-Sır tutmasını bil.
-Dostlarının yeri ayrı, sevgilinin yeri ayrı. Sevgilin için do
stlarını, dostların için sevgilini satma.
-Kimsenin lafıyla dolduruşa gelme, ama aklının bir köşesinde de tut.
-Bir ilişkiyi kafanda bitirdikten sonra iki çift tatlı söz, iki damla gözyaşı için asla yumuşama.
-Seni sevenlerle kullananları iyi ayırt et.
-Seni dinleyip anlamaya niyetli olmayanlarla tartışma.
-Emrivaki oluşturulan dostlukları kabul etme.
-Eğer verdiğin o kişide kalmıyorsa ikinci bir sır şansı verme.
-Kendini öven insanlardan kaç.
-Karşındakinin doğruyu söylediğini varsayma.
-Kendine saygını yitirmene neden olacak hiçbir şey yapma.
-Sorunun olduğunda insanlar zaman ayırıp seni dinliyorsa onların öğütleri gözardı etme.
-Göz göre göre su birikintilerine taş atma, mutlaka üzerine sıçrar.
-Gözyaşlarının değerini bil. Onları hak etmeyenler için harcama.
-Senin zekana inanan insanları hayal kırıklığına uğratma.
-Kendini sev.
-Dışarıdaki güneşe bakıp gülümse ve önünde koskocaman bir gelecek olduğunu unutma.
-Dostluğunla yetinmeyenler için hiçbir fedakarlık yapma.
-İnsanları kaybediyorsun diye ağlayıp sızlama, ama kazandığın insanların değerini bil.
-Kimseye taşıyabileceğinden fazla değer verip bununla övünmesine fırsat verme.
-İstediğini almak için asla duygu sömürüsü yapma.
-Sana duyulan sevgiyi ve güveni istismar etme.
96/8
İNNE İLA RABBİKERRUC'A
''Hiç şüphesiz ki dönüş rabbinedir''
Sevgili dostlar
Bir ayetin ''Muhammedin rabbi'' ni muhatab almasıyla tüm insanların rabbini muhatab alması aynı şeyleri ifade etmez. Bu ayet '' inne
ila rabbükümürruc'a'' yani '' dönüş rabbinizedir'' şeklinde de geçebilirdi. ancak böyle geçmemiştir.
Bir insan eğer bencillkten kurtulup fedekarca bir eylem yada söylem içine girdiğinde onun RABBİ artık bu insan için '' Muhammedin
rabbi'' hükmüne geçer. İşte dostlar Bir insanın Cennete dahil edilip edilmeyeceğine ''Muhammedin rabbi'' karar verir.
Rabbilalaemiyn tüm insanların rabbidir. Ancak bu rabb eğer kişi 3/31 re göre muhammede uyduğunda bu kişi için ''Muhammedin
rabbi'' ne dönüşür ve kişinin Allah tarafından sevilmesi ve günahlarının bağışlanmasına vesile olur.
Samimice ve ihlaslı bir şekilde yapılan ve karşımıza çıktığında yapmaktan yine de çekinmeyeceğimizi düşünerek yapılan her
Fedekarlık içerikli eylem ve söylem Teslim olduğumuz Rabbbimizi bizim için artık Muhammedin rabbine dönüştürür ve Allahın bizleri
sevmesini ve günahlarımızın bağışlanmasını sağlar ve dolayısıyla da Cenneti kazandırır.
O halde RABB herkesi için rabbdır. ancak Beencillikten kurtulmuş insanlar için bu RABB artık '' muhammedin rabbi '' yani ''
RABBİKE'' yada RABBEKE yada RABBÜKE hükmünde olacaktır
Bir insan istediği kadar günah işlesin, İstikrarlı bir şekilde yapmayı en azından samimice düşünmesi kaydıyla bir fedekarlığı bir kere
bile yapsa Rabbilalemiyn kişinin İşlemiş olduğu tüm günahların nicelik ve niteliklerini hesaplamadan önce bu kulda yada kulun
amellerinde / hayatında böylesi bir fedekarlığı arayacaktır. Bu kulun Cennete dahil edilmesinde yada edilmemesinde Günahlarının
Çokluğu yada içerik olarak ağırlığı değil Böylesi bir fedekarlığın BİR KERE BİLE YAPILMIŞ OLSA varlığı belirleyici olacaktır. Bu
durum tüm insanlar için geçerlidir. Böylece hem kul ve hem de rabbilalaemiyn bu kulun kendisinde SON SÖZÜ söyleyecek olan ''
Muhammedin RABBİ'' nin varlığını arayacaktır. Eğer Rabbilalaemiyn kendisinin Bu kul nezdinde '' Muhammedin rabbi'' ne bir kere
bile olsa dönüştürülmüş olduğunu gördüğü an, bu kul
1) Allahın sevdiği kul olacak
2) Tüm günahları YOK HÜKMÜNDE sayılacak
3) Varsa KUL HAKKI bu kişi adına Rabbilalaemiyn tarafından kendi mülkünden hak
sahiplerine tastamam ödemesi yapılacaktır.
Sevgili dostlar
Hem Allah ve Hem de Rabbilalaemiynin ORTAK ve BİRİCİK sevgilisi Muhammedtir. Muhammed hissiyatına ait bir eylem yada
söylemin istikrarlı bir şekilde yapılmasının EN AZINDAN düşünülmesi kaydıyla bir kulun hayatında var olduğu tespit edildiğinde, Bu
Kul Geçmiş hayatında istediği kadar zulm yapsın haram yesin kul hakkı yesin bunların hepsi Bu kuldaki MUHAMMED uğruna YOK
HÜKMÜNDE sayılacaktır. İşte bu kişinin hayatında Böylesi bir Tetkik ve arama 96/8 de '' Muhammedin rabbine Recaa yani dönüş''
olarak yer alır.
Bu yüzden MUHAMMEDÜN RESULULLAH diyebilmek ve bunun da gereğini yapabilmek NEFSE ÇOK AĞIR GELDİĞİ için çoğu kula
nasip olamayacaktır.
Rabbilalaemiyn bizleri Nasip olunan kullardan eylesin.
27/20
SÜLEYMAN VE HÜDHÜD KUŞU HİSSİYATIMIZ
Sevgili Dostlar
Kuranilmi bir Hissiyat ilmidir. Kitab içindeki her bir deyim , KURANİLMİ adı altında AYRICA bir mana daha içerir ki işte bu mana bizim
insan olarak bir nevi hissiyatlarımızı tarif eder ve böylece bu deyim işte içerdiği bu ARTI MANA ile EVRENSEL hale gelir.
İşte bu deyimlerden biri de 27/20 de geçen HÜDHÜD tür. Daha önceki tedrisatlarımızdan da hatırlanacağı üzere SÜLEYMAN
Rabbilalaeminynin resulllerinden birdir ve GÜÇ melekesidir. Bu Resul de İçimizdedir ve bize Sahip olduğumuz gücü Rabbialalemiyn
kıstaslarına uygun kullanmamızı telkin eder. Eğer GÜÇLÜ olmamıza istinaden GAYRİMEŞRU bit takım haklar ihdas eder yada
gayrimeşru yollara tevessül edersek bu durumda bu güç yine içimizde yaşayan SABA MELİKESine geçer ve SÜLEYMAN içimizde
İŞLEVSİZ hale gelir. Saba MELikesi de kendisine yine bizim tarafımızdan bu yolla SÜLEYMANdan taransfer ettiğimiz bu gücü
GÜNEŞe yani ''ŞEMS'' e tapmamızda kullanır.
Kuranilminde ŞEMS deyimi 'GÜNEŞ'' anlamında değildir. Bir insanın herhangi bir alanda yada zamanda yada mekanda ENGÜÇLÜ
olması hisiyatını tarif eder. eğer ŞEMS hissiyatımız SÜLEYMANın elinde olursa bu hissiyat Rabbbilalaemiyn kıstaslarına uygun
kullanılır ve kişiyi ERDEMLİ bir insan yapar. Ama SABA MELİKESinin eline geçerse işte o zaman gerçekte HAKSIZ olanlar sadece
GÜÇLÜ oldukları için HAKLI olurlar. Bu da dünyada HUKUK ve ADALETİ yok eder
Bir insanın herhangi bir alanda yada zamanda yada mekanda ENGÜÇLÜ olması ve kendini de böyle hissetmesi gayet tabiidir. ANcak
buna istinaden kendisini haksız dahi olsa haklı görmesi ihtimaline istinaden HÜDHÜD bu kişiyi UYARIR.
HÜDHÜD deyiminin banası ''DÖN DÖN'' demektir. Bu ihtimal söz konusu olduğunda HÜDHÜD bu kişiyi, bu kişinin içinden ''DÖN
artık DÖN DÖN '' diye UYARIR. Eğer Uyarıya aldırış edilmezse bu kez HÜDHÜD bu kişiden MANA aleminde ayrılır ve ona kişinin
yaşadığı hayatta Bir zamanlar Kendileri HAKSIZ olmasına rağmen salt gücüne istinaden HAKLI görenlerin akibetlerinden HABER
getirir. Çünkü Kişideki GÜÇ SARHOŞLUĞU bu tür insanların bu konudaki AKİBETlerini unutur O anda aklına getirmez. İşte bu durum
27/22 de ''Fekale ehatü biha lem tuhit bihi ve ci'tüke min sebein binebein yakıynin'' olarak yer bulur.
GÜÇ SARHOŞU olan SÜLEYMAN bu konumda henüz bir hata yapmamıştır. Ancak yapması AN meselesidir. İşte HÜDHÜD bu ''AN
MESELESİ'' konumunda devreye girer. '' Akıllı ol oğlum. Bak 2 sene önce Mehmet ağa da senin gibi düşündü herif darmadağın oldu,
bu yüzden AKILLI OL'' der.
Süleyman HÜDHÜDü dinler ve GÜCünün SABA MELİKESinin eline geçmesine engel olur.
Sevgili Dostlar
Bir insan Herhangi bir RESULe bir kere uyduğunda bunun ödülü aynı resule bir kere daha uymasını gerektirecek bir olayla
karşılaştığında bu resulun bu kişi içinde DAHA ŞİDDETLİ BEASE edilmesiyle sonuçlanır. Böylece Yapılan her iyilik bunu YAPMA
diyen İbliysin kafasına indirilen BALYOZ hükmüne geçer ve RESULün insan içinde CEGABAYTI arttıkça İBLİYSin CEGABAYTI
düşer ve ehemmiyetsiz hale gelir. Bunun tersi de münkündür Yani Bir insan Herhangi bir RESULe bir kere UYMADIĞINDA bunun
CEZASI aynı resule bir kere daha uymasını gerektirecek bir olayla karşılaştığında bu resulun bu kişi içinde DAHA düşük şiddette İ
BEASE edilmesiyle sonuçlanır. Böylece YAPILMAYAN her iyilik bunu YAPMA diyen İbliysin bu RESULun kafasına indirdiği BALYOZ
hükmüne geçer ve RESULün insan içinde CEGABAYTI düştükçe İBLİYSin CEGABAYTI Artar. Sonuçta da kişinin KALBİ KATILAŞIR
yani KALBİ KASİYETleşir. 39/22.
İşte SÜLEYMANa uyan bir insan bu uymanın ödülü Süleymana bir daha uyması gerektiğinde ona HÜDHÜD hissiyatının verilmesidir
Yani GÜC sahibi olduğunda kişi kendini tam da şaşırmak üzere iken bu kişinin geçmiş hayatında bir kere bile SÜLEYMANa uymuş
olması ona HÜDHÜD hisiyatını kazandıracak ve bu hissiyat ona '' YAPMA ;OĞLUM BAK ALİ AĞA DA 6 SENE ÖNCE SENİN ŞU
ANDA YAPMAK İSTEDİĞİNİ YAPTI REZİL OLDU'' dedirtecektir.
Rabbilalaemiynin RESULU olan SÜLEYMANA ve ona Zor anında BİLGİ veren yada getiren HÜDHÜD hissiyatmıza SELAM olsun
Dedim ki Eyy Allahım . Anne ve babaya iyilik yapmak iyi bir şey mi kötü bir şey mi?
Dedin ki iyi bir şey Hatta farz yani yapmak mecburi
Dedim ki Eyy Allahım. O zaman bu güzel ameli neden 6/151(EN’AM) de HARAM KILINANlar arasına yerleştirdin. Yani Haram
kılınanlardan saydın?
Dedin ki : Eyy İnsan Dediğimi değil dediğimden neyi kasteddiğimi anlamaya , Başka bir deyişle tüm ayetleri HİSSİYAT merkezli anlamaya
çalışmadığınız sürece bu kitaptan uzak durun.
Uzak durun ki bu kitap sizi de saptırmasın
Dedim ki Evet Eyy Allahım. Ben de LİSANI SIDK ile hep senin dediğini diyorum,
Velevki çoğu insanlar anlamasa bile
10/94
MUHAMMEDİN KENDİSİNE VAHYEDİLENLER HAKKINDA ŞÜPHEYE DÜŞMESİ DURUMUNDA BUNU KENDİSİNDEN ÖNCE
KİTABI OKUYANLARA SORMASI GEREKLİLİĞİ HİSSİYATIMIZ
Sevgili kuran dostları
Kitaptaki her bir ayet bizlerin insan olarak hissiyatlarını tanımlar geliştirir güzelleştirir ve bizlerin her türlü gelişimini /tekamülünü
sağlar. Amaç ise mümkün olan en kısa zamanda mümkün olan en fazla hayr ve hasenat işlettirmektir. Bu şekilde evrene POZİTİF
ENERJİ yayılır
İşte bunlardan biri de 10/94 tür. Bu ayetin KURANİ MANASına geçmeden önce KİTABİ MANasını buyurunuz birlikte sorgulayalım. Bu
ayette Muhammede atfen kendisine indirilenden şüphede kalması /kafasına bir şey takılması durumunda bunu kendisinden önce
kitabı okuyanlara sorması istenilmektedir.
1) Bu ayet indiğinde eğer Muhammed resul bir takım konularda şüpheye kapılmışsa bunların cevabını alabillmesi için bu ayette
yönlendirildiği ve '' Yakreunelkitabe min kablike'' yani ''KENDİSİNDEN ÖNCE KİTABI OKUYANLAR'' olarak nitelendirilenler kimlerdir?
Eğer bunlardan kasıt o dönemdeki EHLİ KİTAB yani Yahudi ve Hristiyanlar ise Muhammedin kendilerini İSLAMa çağırdığı bu
insanlara yine Muhammedin anlamadığı /Şüphede olduğu bir yeri yada konuyu nasıl sorması beklenir?
Böylece Muhammed nasıl olur da göz göre göre muhatabları karşısında küçük düşürülür?
Eyy Allahım;
1) Adamlara hem MUŞRİK diyorsun, hemde Resulunu kendisine inen vahiyde anlamadığı içinden çıkamadığı yerler olduğunda
bunları git bu adamlara sor cevabını öğren diyorsun
2) Sen Muhammede 4/113 te Kitabı,hikmeti ve bilmedikleri şeyleri öğrettiğini söylemedin mi? Eğer Öğrettin ise
1) O zaman Muhammed kendisine inen şeyler hakkında nasıl şüpheye kapılır?
2) Bu şüphelerini gidermek için BİZZAT SEN VARKEN EYY ALLAHIM ,nasıl olur da 10/94 te Muhammedi bu konuda kendi
dönemindeki YAHUDİ ve HRİSTİYANlara muhtaç hale getirirsin?
Eyy Allahım
Ya 10/94 de YALAN SÖYLÜYORSUN Yada 4/113 te YALAN SÖYLÜYORSUN
Sevgili Dostlar
İşte KİTAB ile KURAN arasındaki fark böyle bir şeydir. Eğer bu farkı anlayamaz ve bu iki kavramı içerik ve mana olarak bir tutarsanız
yukarıdaki sorular karşısında çaresiz kalırsınız.
Şimdi ilgili ayetin EVRENSEL içerikli KURANİ MANAsına geçelim.
Eğer bir insan bulunduğu sevyeyi kolay ve mükemmel bir şekilde hazmetme noktasına gelmişse bunu kendisi için BAŞARI saysa bile
bir üst sevyeye çıkıp Fedekarca çalışıp burayı hazmetmeye çalışmalı ve eğer bu sevyede BAŞARISIZ olursa bunun bir altı sevyede
nasıl başarılı olduğunu düşünmeli ve buradan alacağı güç ile yeni sevyesinde Başarılı olmak için çalışmalıdır.
Hayattan Örnek verelim
Bir Halterci düşünün aylarca çalışıp 200 kiloyu kaldıracak hale geldi. Artık bunu kolay kaldıryor. Bu ağırlık ona BELKİ bir madalya
kazandırabilir. Ancak Sürekli 200 kilo kaldırmayı bundan sonra BAŞARI olarak saymamalı kendini Bir üst konum olan 210 kiloyu
kaldırmak için zorlamadır. İşte burada FEDEKARCA ÇALIŞMA hissiyatı olan MUHAMMED devreye girer. Doğal olarak bunu belki
aylarca kaldıramayacaktır. İşte burada Muhammed hissiyatı Şüpheye düşebilecektir .İşte bu durumda Allah bu kişiye bu kişi içindeki
Muhammed resulü aracılığı ile 10/94 ü indirir. Daha önceki/Bir alt konumunu düşün der. Sen bundan 2 yıl önce 200 kiloyu da
kaldıramıyordun ,ancak çalışa çalışa bunu şu anda beceriyorsun der.Haydi aslanım yılmak yok çalışmaya devam 210 kiloyu da
kaldıracaksın der
Bir insanın YAPAMASA bile bir üst konumu zorlamasının halihazırda yapabildiği bir alt konumdan daha hayırlı olduğu bizlere 10/94
aracılılığı ile ifade edllir.
Mushaftaki Tüm ayetlerin amacı HİSSİYAT DÜNYAMIZA hükmederek bizleri Geliştirmek ve bizleri bu yolla MÜKEMMEL hale
getirmektir.
İşte 10/94 de bunlardan birisidir. Bu ayet Tarihte olmuş bitmiş bir hadise değildir. Her daim insanın Maneviyatında/hissiyatlarındadır
3/23
KİTABALLAHİ ye YANİ ALLAHIN KİTABINA ÇAĞIRMA HİSSİYATIMIZ
Sevgili Kuran dostları
Erdemli yada Müslüman olanlar insanları KURANa çağırmaz. Rabbilalaemiyn mushafta/kitapta/hayatta bizlere böyle bir farziyet
yüklememiştir. Bizler insanları KİTABALLAHİ ye yani Allahın Kitabına Çağırırız.
Önce KİTAB ile KİTABALLAHİ arasındaki hissiyat farkını görelim;
KİTAB (17/4)-KİTABALLAHİ(3/23,9/36)
Sevgili dostlar
Kitaptaki her deyim bizlere hissiyatlarımızı/zaaflarımızı tarif ederek bizlere ait olan EVRENSEL İNSANİ FITRATIMIZI tarif ederler. İşte
bunlardan biri de KİTAB ve KİTABALLAHİ kavramlarıdır
Sevgili dostlar
Menfaat görmek amacı ile içeriğini öğrenmek istediğiniz ve okunabilir türden olan her türlü olaya/insana/ortama/kitaba KİTAB denilir.
Eğer bu KİTAB ile bundan öğrendikleriniz kısmen yada tamamen birbiriyle hemfikir olduğunda bu HEMFİKİR Olma konumuna
KİTABALLAHİ denilir.
Bir yerde KİTABALLAHİ varsa yada oluşmuşsa orada KİTAB da vardır. Ancak Bir yerde KİTAB varsa orada KİTABALLAHİ
oluşmayabilir
Kuranilminde KİTABALLAHİ deyimi sadece elimizde bulunan 600 sayfalık vahy kitabını kastedmez. KİTABALLAHİ kavramı tüm
hayatımızda devrede olan ve insanlarla hayvanlarla yada doğa ile olan ilişkilerimizde FITRATİ bir hissiyat olarak yaşanır ve yaşatılır
Bir insan , kendisine herhangi bir nedenle muhatab belirlediğinde ve bununla HAYR adına bir şekilde ilişkiye girmek istediğinde ,
önce her iki tarafında kabul edeceği ASGARİ MÜŞTEREKLERİ`ni belirler..Böylece muhatablar , ilişkileri ilerleyen süreçte hangi
konuma gelirlerse gelsinler , DÜRÜSTlükleri dolayısıyla bu müştereklerden asla taviz veremezler.İşte bu müştereklere yani
kanıksanmış ve TAMAM denilmiş bir takım bilgi yada birikimler KİTABALLAHİ hükmüne geçer.
İşte bizler İnsanları bu şekilde Kitaballahiye çağırrız. Kitapta ''KİTABA ÇAĞIRMA'' şekline bir farziyet de bulunmamaktadır.
Daha önce de defarlarca belirttiğimiz gibi Kuran Kitab içinde bulunmaktadır. Ancak Kuranı çıkarmak için bu kez Kitab ile aranızdaki
bilgi alışverişinin sıhhatli olabilmesi için yine KİTABALLAHİyi oluşturmak zorundasınız. Yani Kuranı anlamak için Kitaballahi
hissiyatıyla hareket etmeniz gerekir. Eğer Kitaballahi hissisyatınız SAĞLAM çalışırsa eninde sonunda kurana ulaşır yada
ulaştırılırsınız
ELKİTABÜLHAKİYM ;10/1
ELKURANİLHAKİYM ;36/2
EZZİKRİLHAKİYM :3/58
HİSSİYATLARIMIZ
Sevgili Kuran Dostları
Hayatımızı/ işimizi/ eşimizi / yuvamızı/ ilmimizi belli bir düzene sokma hissiyatımıza ELKİTABÜLHAKİYM denilir. Bu hissiyatı
Rabbilalaemiyn de kullanır . Böylece kainatı belli bir düzen içinde yaratır ve yine Kitabını da belli bir düzen içinde indirir. işinizi istediğini kadar
iyi yapın, ilminiz istediği kadar çok olsun bunu belli bir düzen içinde istifadeye sunmazsanız taktir toplayamazsınız. '' Bizim oğlanı evlendireyim
de yeri yurdu belli olsun hayatı düzene girsin'' dediğinizde işte içinizden size bunu söyleten hissiyata ''ELKİTABULHAKİYM'' denilir.
Eğer belli bir düzene girmiş yada belli bir düzen üzere yazılmış/Bulunmuş/Ortaya konmuş bir ilmin/ Fikrin Formülün/Vahyin hissiyatlarını /ruh
halini anlamak için biraz çaba /gayret/emek vermek gerekliliğini hissettiğinizde işte bunu size içinizden telkin eden hissiyata
ELKURANİLHAKİYM denilir. İşte burada Hiç. bir şeyin göründüğü gibi olmayabileceğini düşünerek bu emeği/çabayı/gayreti sarfedersiniz. Bu
duruma ise YA SİYN denilir 36/1
YA SİYN hissiyatının olduğu yerde ELKURANİLHAKİYM, EL KURANİLHAKİM hissiyatının aktif olduğu bir yerde ise YA SİYN hissiyatı
devreye girer. Böylece 36/1 ve 2.ci ayetler insan hissiyatlarında yeriini alır.
Elkitabilhakiym hissiyatı te'sis edilmedikçe ilgili olgu için insanda Elkuranilhakiym ve dolayısıyla da ya siyn hissiyatları devreye girmez. Yani bir
şeyi anlamak istiyorsanız bu şey ile ilgili tüm bilgi ve belgelerin BİR DÜZEN İÇİNDE elinizde olması yada size sunulması gerekir. Başı kıçı
birbirine girmiş hiç bir şeyi doğru anlayamazsınız
Eğer belli bir düzene girmiş yada belli bir düzen üzere yazılmış/Bulunmuş/Ortaya konmuş bir ilmin/ Fikrin Formülün/Vahyin hissiyatlarını /ruh
halini KUSURSUZCA ve TAM olarak anlamak için DAHA ÇOK çaba /gayret/emek vermek gerekliliğini hissettiğinizde işte bunu size içinizden
telkin eden hissiyata ZİKRİLHAKİYM denilir.
Herhangi bir konuda MÜKEMMELlliği yakalamış hiç bir açık kapı bırakmamış, tüm sorulara cevap verebilecek hale gelmiş olan
İlme/bilgiye/konuma ZİKR, bunu yakalayanlara ise EHLEZZİKR yani ''ZİKR EHLİ'' denilir.
ZİKR EHLİ olan insanlara/hissyatlara Kuran EN ÜST DÜZEYDE önem verir 16/43, 21/7
ZİKR korunur ve korunmalıdır 15/9
.Çünkü o MÜKEMMELdir. Elinizdeki her ne ise bunu ''KORUMA'' gereği hissediyorsanız o sizin için ZİKRdir. Yani Sıradan değildir
ZİKR EHLİ yani ''EHLEZZİKRİ'' makamı cümle KİTABEHLİ yani ''EHLELKİTABİ'' hissiyatlarımıza nasip oluna
9/123
KÜFFARLA OLAN SAVAŞIMIZ
VA'LEMUU ENNALLAHE MAALMUTTAKİYN
Sevgili dostlar
Kitaptaki her bir ayet mealen neden bahsederse bahsetsin aslında kuranilmi olarak bizlerin bir nevi hissiyatını tarif eder. Bu gerçeğin
farkında olan bizler bundan dolayı ayetlerin meali manalarını önemsemeyiz ve içerdikleri kuranın peşine düşeriz. İşte bunlardan biri
de 9/123 de anlatılan KÜFFAR ile olması gereken savaşımızdır.
Şimdi sizden bir ricam var. Kitabı açın ve 9/123 ü mealen okuyun. Sonra da anladığnız mananın hayatınızda bir kerecik bile olsa
gereğini yaptınız mı? diye kendinize sorun. Elbetteki kendi kendinizden koskoca bir ''HAYIR'' cevabı alacaksınız
İşte sevgili dostlar Meali manası itibarıyla bu ayetin gereğini yapmayanlar yada yapamayanlar yada yapmama yada yapamama
konusunda
1) İslam devleti lazımdır
2) Ululemr lazımdır
3) Bu ayet savaş ortamında geçerlidir
4) islami ordu lazımdır
gibi baheneler /şartlar üretmek zorunda kalırlar, ki bu şartların hiç biri bu ayetin ne başında ne sonunda ve ne de ortasında
zikredilmektedir.
Böylece bu ayet bu meali manası itibarıyla tıpkı 9/28,29,5/33 , 24/3 ayetleri gibi hayatımızda olmayacak ve bizler bu ayetlerin
hükmünü uygulamak için KENDİMİZCE ,yukarıdaki ayetlerin içinde olmayan bahaneleri yada şartları ihdas ederek kendini mufassal
yani ''ayrıntılarıyla açıklanmış'' ve Mubiyn yani ''apaçık'' olarak tanıtan kitaba ve dolayısıyla da bunu indiren Allaha bu konuda
yardımcı olmaya çaılışacağız. Hani Allah bu şartları ayet içine koymayı unutmuş ya ,bizler de ona yardımcı oluyoruz.
Peki bu ayette anlatılmak istenilen ve bizlerin aslında kendi iç dünyamızda hissiyat dünyamızda yaşadığımız manası nedir?
Sevgili dostlar 9/123 ün anlaşılması için bu ayetin 9/36 ile birlikte düşünülmesi lazımdır. Çünkü bu iki ayet birbirlerine kitapta sadece
bu 2 yerde geçen '' VA'LEMUU ENNALLAHE MAALMUTTAKİYN '' cümlesi ile bağlanırlar.
9/36
AYLARIN SAYISININ 12 OLMASI
4 TANESİNİN HARAM OLMASI
Allah katında ayların sayısının 12 olması demek bilinen anlamda ayların sayısının 12 olması anlamında kullanlmamıştır. Bu deyim de
bizlerin hissiyatını tarif eder. Yani ayların sayısının 12 olması ve bunların 4 dünün haram olması kuranilminin konusu değil. Burada
bizlere başka bir şey anlatılıyor.
Eğer bir insana bir iş için yeterli zaman verilmezse bu insanın bu iş sonucunda başaralı olamaması durumunda bundan sorumlu
tutulmayacağı belirtiliyor.
Yada yeterli zaman verilmesine rağmen ona pozitif yönde telkinde bulunulmazsa ve kişi yine başarısız olursa yine bu kişinin sorumlu
tutulamayacağından bahsediliyor.
O halde bir işin yapılımı için yeterli zamana ekipmana sahip isek bu konuda başarılı olmamızı engelleyebilecek 2 rakip hissiyatımız
olacaktır
1) Tembelliğimiz:yada bize bu yönde te'sir edebilecek Tembel insanlar: işte buna EL KÜFFARın bize yakın olanı denilir. 9/123 de
bununla savaşmamız ve bunu etkisileştirmemiz istenilir
2) Bizlerin bu işe başlamada yada işin sürecinde moralimizi bozacak başka duygularımız yada bizlere bu yönde te'sir edecek bu
duygulara sahip insanlar: işte bunlarla da yapacağımız savaşımız yine 9/36 da ''Katilulmuşrikiyne'' olarak yer bulur
O halde bir işin yapılımı için gerekli her türlü imkana sahip isek bu işi yapacağız ve başaracağız. Bu süreçte bizlere engel olmak
isteyen 2 adet hissiyatımızı da bu şekilde etkisiz hale getirmek için savaşacağız
Böylece hem 9/123 ve hem de 9/36 bu KURANİ manasıyla hayatımızda yer bulacak.
Böylece MEAL kültürüne göre ,bu ayetlerin hükmünün uygulanabilmesi için de Ayet içine yerleştirilmemiş şart yada bahaneler
üretmemize gerek kalmayacak
işte dostlar
MEAL ile KURAN arasındaki fark budur
Bu işin Kurani kısmı
Cümlemize nasip oluna
8/43
'' DERTLER ,KEDERLER, HÜZÜNLER PAYLAŞTIKÇA AZALIR. YETER Kİ BUNLARI PAYLAŞACAĞIN ''DOĞRU'' ADAMI BUL
Sevgili Dostlar
Kuranilmi bir Hissiyat ilmidir. Kitab içindeki her bir deyim , KURANİLMİ adı altında AYRICA bir mana daha içerir ki işte bu mana bizim
insan olarak bir nevi hissiyatlarımızı tarif eder ve böylece bu deyim işte içerdiği bu ARTI MANA ile EVRENSEL hale gelir.
İşte bu deyimlerden biri de kitapta geçen 8/43 tür. Bu ayette sanki bu zamanda bizleri ilgilendiriyormuş gibi MEALEN , Muhammede
rüya gördürüldüğü ve bu rüyada da düşmanlarının az gösterildiği eğer çok gösterilseydi insanların savaştan kaçmaları ihtimalinin
olmasına vurgu yapılır
Halbuki bu mana ile Allahın muhammedi kandırdığı da ortaya çıkar. Sen peygamberine rüyasında düşmanları AZ gösteriyorsun o da
buna göre hazırlık yapıyor. Peygamberin Cepheye geldiğinde bir de bakıyor ki beklediğinin kat kat fazlası düşman var. O zaman
sana sormazlarmı? Madem ki bu kadar çoktular niye bunları rüyada az göstererek peygamberini kandırdın diye?
Sevgili KURAN dostları.
Başınıza gelen kötü bir şeyi eğer sadece siz anlayabiliyorsanız yada anlatmanız durumunda sizi kimsenin anlayamayacağını
düşünüyorsanız bu sizin için ERRÜYA dır. Misal vereyim
Genç bir bayansınız tacize uğradınız ve psikolojiniz bozuldu. Bunu anlatmaya çekiniyorsunuz yada korkuyorsunuz, Anlatsam da
kimse inanmaz yada rezil olurum diyorsunuz. Bu bozuk psikoloji sizi altüst ettiğinde ve bunu da biriyle bu sebeplerden dolayı
paylaşamama durumunda bu hissiyat size RÜYA olarak hükmeder.
Eğer bunu PAYLAŞMA cesaretini yada fedekarlığını gösterebilirseniz bu durumda içinizdeki Muhammed devreye girer ve sizi 8/43 ün
muhatabı yapar. Bu paylaşımla size eziyet veren RÜYA nız ,başkalarının da sizi dinlemesi ve anlaması ile MENAMa dönüşür ve
KALİYL yani ''AZ'' hükmüne girer.
9/43 de MENAM deyimi geçer. RÜYA hissiyatı bir insan için kaldırılması çok ağır bir hissiyattır. Rüya eğer MENAMa dönüşürse bu
ağırlık artık azalır. MENAM demek sahip olduğunuz RÜYA nın ,sizin dert yada kederlerinizi en az sizin kadar anlayan muhatab
bulduğunuzda dönüştürüldüğü hissyattır. Böylece RÜYA ,MENAMa dönüştüğünde dertler ,kederler, hüzünler KALİYL yani ''AZ''
hükmüne geçer. Böylece içinize bir RAHATLAMA bir SİLM çöker. Bu durumun yine 8/43 de ''Ve lakinallahe SELLEME'' olarak yer
bulur.
Eğer RÜYA nı Anlatmaz ve içini boşaltamaz ve bu şekilde de MENAMa dönüştürmezsen SİLMe yani SELLEMEye yani
İÇBARIŞIKLIĞIna kavuşamazsın.
RÜYA, içinde ve sana mahsus kaldığı sürece asla azalmaz aksine KESİYR olur yani Çoğalır. Ama bunu MENAMa dönüştürebilirsen
o zaman KALİYL olur yani azalır,
RÜYAnı anlattığın zaman anlayacak DOĞRU ADAMı bulmak zorundasın . Çünkü RÜYAn senin zaafındır. Bu zaafından menfaat elde
etmeyecek DOĞRU ADAMI buluncaya kadar kimsenin seni duyamayacağı parklarda , bahçelerde , sahil kenarında ,evindeki bir
odada yada bir dağ başında arzuhalini Rabbilalaemiyne SESLİ olarak Anlat. Yani kendi kendine KONUŞ. Rabbilalaemiyn seni
,senden bu yönde çıkan enerji vasıtasıyla duyacak ve sistemindeki muhammedi sendeki muhammedin imdadına yetiştirerek senin
DOĞRU İNSAN ile buluşmanı sağlayacaktır
NİSA 103 -
SALATI YANİ NAMAZI VAKİTLERE AYIRMA HİSSİYATIMIZ
4/103 kapsamında VAKİT-MEVAKİT-MİYKAT-MEVKUT deyimlerini yazalım;
Bu deyimin geçtiği bazı yerler 2/189, 77/11, 15/38, 38/81, 7/187,142, 26/38, 56/50`dir.
VAKİT denilen şey; bir işin (NİSA) usulüne uygun yapılabilmesi (SALAT) için bu işin parçalara ayrılmış halidir. Yani, önce işe
gideceğim sonra alışverişe daha sonra da arkadaşlarla buluşacağım derseniz, o günkü tüm Salatlarınızı VAKİTlendirmiş olursunuz.
VAKİT deyiminden, salt bilinen manada zaman dilimi anlaşılmaz. 24/3`te Zina edenlerin sınıflandırılması ve tahkikatı aşamaları da
VAKİT hükmündedir. İşte bu işin usulüne uygun yapılması yine aynı ayette ZALİKE`yi ALELMUMİNİYN`e haram kılar. İşte yine aynı
ALELMUMİNİYN deyimini 4/103`de görürüz.
Kuranda SALAT deyimi her zaman DİŞİ hükmünde olduğu için bu ayette de ''KANET'' deyimi ile eşleşir. Bu ayette ki KANET
deyiminin DİŞİ olduğuna yani NİSA karakterinde olduğuna 27/43`te de şahit olabilirsiniz.
Kuranda İNNE deyiminden sonra KANET deyiminin peşi sıra geldiği 3 yer vardır bunlar; 4/103, 27/43 ve 78/21`dir.
Buna göre 4/103 de anlatılan şey; Salatın muminler üzerine Kitaben MEVKUTEN olmasından kasıt vakit namazları değildir. Bu da
dahil olmak üzere mana çok geniştir. Buna göre eğer, bir şeyi USULÜNE UYGUN ÖĞRENMEK istiyorsan önce oturacaksın, sonra
dinleyeceksin, sonra akıl edeceksin, sonra ne anladığını karşı tarafa tastik ettireceksin dediğimizde, aslında bu öğrenme işini biz
kendi içinde parçalara ayırdık yani KİTABEN MEVKUTEN yaptık demektir.
Eğer aynı tasnifi SALAT içinde yaparak bunu kıyam, ruku, secde, tilavet şekline ayırırsak, Salat deyimini de KİTABEN MEVKUTEN
yapmış oluruz.
O halde; 4/103`te Kitaben mevkuten deyiminden anlaşılmazı gereken mana SALAT`ın ikamesi için yapılacak işi, kendi arasında
usule uygunluğunu en yüksek düzeyde tutmak için parçalara ayırmak ya da tasnif etmek ya da İŞ BÖLÜMÜ yaptırtmaktır. Bu,
hayatımızın her alanında vardır.
Sevdiğin bir kızla evleneceksin hele okul bitsin, hele atanayım, hele ekmeğimi elime alayım ondan sonra evlenirim dediğimizde
aslında bizler önümüzdeki 5 yıllık Salatımızı KİTABEN MEVKUTEN yaptık demektir. Bu süreçte asla ZALİKE ile yetinmemeli
HAZA`ya talip olmalıyız.
NİSA`nın (İŞ) HAYR yönünde olmak kaydıyla USULÜNE UYGUN yapılmasına-becerilmesine SALAT, bunun kendi içinde KOLAYLIK
ve İNTİZAM olsun diye PARÇALARA AYIRMA işlemimize ise KİTABEN MEVKUTEN denilir. Kitaben mevkuten olmuş Salat, yatak
odalarımıza bile girerek işte böylece EVRENSELLEŞİYOR.
4/103`te SALAT`ın KADA olması demek, MANA`nın ŞEKLE çevrilmesi demektir. Eğer bir iş MANA`da doğru anlaşılmışsa bunun
ŞEKİL kısmı MENSEK adı altında 22/67`de insanların algılayışlarına, yaşadıkları coğrafi ve sahip oldukları kültüre bırakılır.
4/103, 2/200 ile ''feiza kadaytüm'' cümlesi ile misil yazılım türünden müteşabihleşir. Buna göre 2/198,199`da anlatılan HACC içeriği
MANA ekseninde düşünülmelidir. Bunun ŞEKLİ kısmı yine MENSEK adı altında yaşanılan coğrafyaya göre değişir.
4/103`te ki ''ALLAHE'' deyimi MANA`nın ŞEKİL kısmını verir ve bunun FEZKURU yapılması yani mükemmelleştirilmesi istenir.
O halde MANA, ŞEKİL kısmına dönüştürüldüğünde MÜKEMMEL bir hal alacaktır.
2/57,7/160
EL ĞAMAM
Yani ''BULUT'' Hissiyatımız.
ELMENNE yani '' BILDIRCIN '' hissiyatımız
VESSELVA yani '' KUDRET HELVASI '' hissiyatımız.
BULUT ile GÖLGELENDİRİLME ve bu esnada üzerimize BILDIRCIN ile Kudret Helvası indirilmesi hissiyatımız.
Ve bunlardan yeme hissiyatımız
2/57,7/160
Ve Zellelna aleykümülğamame ve enzelna aleykümülmenne vesselva, kulu min tayyibati ma rezeknahüm''''
Sevgili dostlar
Kuranilmi bir hissiyat ilmidir. Kitap içindeki arapça deyimler içinde bulunur ve insan olarak bizlerin hissiyatlarını tarif eder. İşte bu
deyimlerden bazıları da :1) El ĞAMAM yani BULUT kavramıdır. Bu deyimin kitapta bulunduğu yerler 3/153.3/154,20/40 ,21/88,
22/22,10/71,2/57,2/110,7/160,25/25 şeklindedir.
2) ELMENNE VESSELVA yani BILDIRCIN ve HELVA kavramlarıdır. Bunlar da kitapta 2/57 ve 7/160 ta geçerler
Hayatta yaptığımız her türlü OLUMSUZ eylem yada söylemler için,
Benim gibi bir adam bunu yapar mı? yada Benim gibi bir adam bunu nasıl yapar?
Benim gibi adam bunu söyler mi? yada Benim gibi bir adam bunu nasıl söyler?
Şeklinde bizlere OLUMSUZ bir Söylem yada eylemimizi takiben iç dünyamızda bu şekilde OLUMLU mahiyette bir özeleştiri yaptıran
hissiyatımıza EL ĞAMAM yani BULUT denilir.
Bu şekildeki BULUttan ve bu BULUTun bulunduğu SEMAdan yani Gökten 25/25 e göre sana cenneti ve huzuru yaşatacak Melekler
iner. Peki bunlar ne getiriler?
Sevgili Dostlar bunların getirdiği hissiyatlar BILDIRCIN ve HELVAdır. Peki bunlardan YEDİĞİMİZde hissiyatrımızda bize ne faydası
olur?
Sevgili Dostlar
Hayatta OLUMSUZ karekterdeki eylem yada söylemlerimiz için eğer bu ÖZELEŞTİriyi ''zamanında'' yaparsak yani BULUTumuzu
''Zamanında'' oluşturursak bunun bize 22/22 ye göre eğer azabı gelirse gelen bu azabı sindirmek için '' hakkettin oğlum,hiç kimseyi
suçlama, sana oh olsun bir daha bunu söyleme yada yapma'' şeklindeki kendi iç telkinlerimizin oluşması esnasında işte bu
BILDIRCIN ve HELVA hissiyatlarımız devreye girer
Sevgili Dostlar
BILDIRCIN ve HELVA sindirime iyi gelen hissiyatlarımızdır. Hazmı ve sindirimi kolaylaştırır. Yoksa Karın doyurmazlar
Eğer bir insan kendi yaptığı OLUMSUZ eylem yada söylemlerine istinaden bu BULUTunu oluşturmazsa ve kendisine de bunun azabı
geldiğinde bu azaba İtiraz mahiyetinde;
''Benim gibi adama bu yapılır mı? be''
yada
''Benim gibi adama bu söylenir mi be'' şeklinde UKALACA bir eylem yada söylem içine girerse bu durumda bu kişiye BILDIRCIN ve
HELVA indirilmez. Bu adam gelen bu azabı HAZMEDEMEZ,SİNDİREMEZ sonuçta hem kendisine hem de çevresine daha büyük
zararlar verebilecek hale gelir.
Eyy Kul Özeleştirini YAP Bu senin BULUTundur
Bu BULUTun gölgesinde Kal
Sana bu özeleştiri yapmana sebep olan yanlış yada olumsuz eylem yada söyleminin cezası geldiğinde yada beyan olunduğunda sen
bu BULUTun GÖLGESinde iken bunu kolay sindirirsin. Çünkü Alemlerin Rabbi senin gibi ERDEMLİ bir insanı bu halde yalnız
bırakmaz. Sana bunu rahat sindirmen için bu BULUTUn GÖLGESİnde BILDIRCIN ve KUDRET HELVASI indirir.
Kuran ilmi bize Tarih ve Mitoloji anlatmaz. Mushafta anlatılan ve bizler için TARİHmiş yada MİTOLOJİ ymiş gibi görünen
/bilinen/algılanan/anlaşılan olaylar ve bu olayları anlatan ARAPÇA DEYİMler üzerinden Hissiyatlarımızı anlatır.Bu hissiyatlar bizlerin
FITRATını oluşturur. FITRAT değişmez.
O halde :
Ya Kitabın Arapça olan kısımına talip olup SAÇMALIKLARına iman edeceksin
Yada bunlar üzerinden anlatılan ve adı da KURAN olan İNSAN FITRATIna iman edeceksin.
Seçim Senin
ŞU KAHPE DÜNYADA İNADINA YAŞA VE İNADINA POZİTİF DEĞER VE POZİTİF ENERJİ ÜRET
Salatı ikame et ve zekatı ver. Yani işini usulüne göre yap ve zorluğuna katlan. Taviz verme.
Bazen her zaman USULUNE UYGUN olarak yaptığın bir işte nefsin USULE UYGUNLUK noktasında zaaf yada gevşeklik gösterebilir.
İşte burada bunu engellemek için kitapta SALATa yardımcı olarak ZEKAT deyimi de eklenir.İşte bu yüzden 11/114 veya 20/14 gibi
ayetlerde ZEKAT KULLANILMADAN sadece NAMAZı ikame emri verilmştir.
11/114 sadece MUHAMMEDİ 20/14 ise sadece MUSAYı muhatab alır.Her ikisinin de SALATı birbirinden farklıdır.Muhammed
FEDEKARLIĞI yaptırırken bunun usulune uygun yapılımını 11/114 de konu alır.Musa ise HAYRı yaptırırken bunun usulune
uygunluğunu 20/14 de konu edinir.İYSAnın ki de Muhammedten ve Musadan farklıdır.İysa da DİYALOĞu usulune uygun yaptırmayı
konu edinir Nitekim SALAT ona da 19/31 da bu yönüyle konu edinir
Her resulun muhatab edildiği salatı o resulun aynı zamanda Hissiyati olarak GÖREV KODUdur.Bu resuller içimizdedirler ve hepsi
bizlere görevlerini yaptırmaya çalışır.Yani bizlere NAMAZ kıldırırlar.
Şekli Ritüel olarak şu anki camiilerde kılınan namazı Bizle UYDURDUK.Ama Bu uydurma KİŞİSEL TERCİHimiz olacağından sevabı
ya hiç olmaz yada çok az olur.Çünkü EVRENSEL değil.Ama kılmak isteyeni de YÖN OLAYINI anlaması kaydıyla asla engellemeyiz...
İsteyen kılar isteyen kılmaz.Ama bunu TEK DOĞRU olarak dayatırsan işte o zaman MUŞRİK olursun.
Salatı evrensel kılacak değer ancak toplumsal fayda odaklı yani pragmatik olan bir konu için kurani olarak HAYR içerikli olan bir şey
FAYDA sağlayan bir şey için yaparsan sevabı olacaktır.
Hayr ve insaniyet adına ne yapıyorsan onu USULUNE UYGUN YAP.Yanlış yaparsan da ÖZÜR yada TAZMİNAT öde. Ama bunu da
USULUNE UYGUN YAP. Yani SALAT seni Yanlış yaptığında da yanlız Bırakmıyor. Böylece ÖZRÜN KABAHATİNDEN DE BETER
Olmayacak
Eğer bir i,şi USULUNE UYGUNluğunun yanısıra ZEVK alarak da yapıyorsan o esnada sana hükmeden hissiyata CUMA SALATI
denilir.Salatın en güzeli CUMA SALATIdır.CUMA-CİMA -CEMAAT deyimlei de buradan türer.CİMA deyimine dikkat et. bunu
yaparken ZEVK alıyorsun değil mi?İşte AYnı zevki SALATda da yaparsan onun adı CUMA SALATI olur
SALAT= USULE UYGUNLUK
CUMA SALATI = USULE UYGUNLUK+ ZEVK Yada AŞKla yapma
Namaz,Zekat,Hacc, Oruç, Kurban gibi hissiyatlarımızda tek amaç evrene POZİTİF ENERJİ yaymaktır.Yani tüm bu din ve dinle ilgili
her neyi biliyor yada yaşıyorsak bunun tek amacı var.Alemlerin rabbinin istediği enerjiyi üretip onun istifadesine sunmak.Böylece
Alemlerin Rabbi kendisini LİLLAHiye çabul dönüştürecek..BUNDAN BİZE NE diyebilirsiniz.
Alemlerin rabbinin kendisini LİLLAHİye dönüştürmesi yani LİLLAHİ RABBİLALAEMİYN olmasının 3 hedefi var;
1) Bir insan bir menfaati hakketmiş ise bu menfaatle mümkün olan en kısa süre içinde buluşturulacak
2) Bir insan bir şerri hakketmisş ise bununla da en kısa sürede içinde buluşturulacak
3) Bu enerjiyi yayan kişiye Cennet ve huzur verilecek
İşte bizim cennetimiz de böylece bu andan itibaren ve bu noktada başlatılıyor.Ölüm sonrasını boşverin Zaten ölüm sonrası da olsa
temel mekanizma aynı oluyor değşmiyor
MANTIK GAYET BASİT değil mi?
ENERJİYi üret ve EVRENE SAL
Bu şekilde KÖTÜler azabla İYİLER ise mükaafatla buluşsun.Sen de bundan payını al. İşte Alemlerin rabbi buna 9/111 de TİCARET
diyor.Bu ticareti Herksele yapmıyor EL MUMİNİYNle yapıyor.Ha, eğer bu alemde yer almak istemiyorsan hayatına son ver. Ticaret
MECBURİ değil.Böylece senin için ne cennet olur ne de cehennem olur.ALMIYAYAIM ALANADA ENGEL OLMAMAYIM dersin
vealemden kendi isteğin ile çekilirsin. Ama İNADINA YAŞAMAK lazımdır.İNADINA İYİLİK yapacaksınj. Şu Affedersiniz kahpe alemde
inadına yaşayacaksın.
96/9
96/10
EREEYTELLEZİY YENHA
ABDEN İZA SALLA
MUHAMMEDİN NAMAZ KILANI ENGELLEYEN BİRİNİ GÖRMESİ HİSSİYATIMIZ
Sevgili kuran dostları
ELLEZİY deyimi daha önceki derslerden de hatırlanacağı üzere Aynı cinsten olguların evrende biririne dönüşümünü verir. Buna en
güzel örnek YAĞMUR run NEHİRlere dönüşmesi ve daha sonra da buradan yine YAĞMUR elde edilmesi için Buharlaşaraka Gökte
Bulut hailine dönüştürülmesidir.
MUHAMMED hissiyatı Fedekarlıktır ve bunu sadece insan değil tüm canlılar kullanır. Böylece evrene bu hissiyat aracılığı ile bir enerji
yayılır. Bu enerji darda kalan yada dara düşmüş ve İMDAD bekleyen insanların yardımına koşturulur. Muhammed hissiyatını En
mükemmel bir şekilde kullanabilen tek canlı türü İNSAN dır. Ancak bu hissiyatı diğer canılılar da kullanır. Başımıza bir felaket
geldiğinde yada bir şekilde dara düştüğümüzde eğer Rabbilalemiynin imdadımıza koşmasını istiyorsak kesinlikle ve kesinlikle
HAYVAN HAKLARIna riayet etmeli ve diğer canılıların yaşamlarına olumsuz yönde bir katkıda bulunmamalıyız
Sevgili dostlar
hangi canlı olursa olsun bu canlı sahip edildiği kimlik üzere hayatında yaşamını sürdürür. Bu kimliğe SALAVAT denilir. Mümin yada
erdemli insanların başlarına gelen hem iyi ve hem de kötü durumlarda 2/238 ze göre SALAVATlarını koruması istenilir. İşte gerek
Mumin ve erdemli kişiler olsun ve gerekse diğer canlılar olsun SALAVATlarını koruma yada dışa vurma girişimlerine SALLA
-YUSALLİY denilir. Dikkat buyurunuz SALAT, SALLA-SALAVAT deyimleri aynı şeyleri Motamot ifade
etmez,
Eğer bir canlı SALAVATını ifşa ederse misal, Gökte uçan kartalın yerdeki bir fareyi görmesi ve pike yapması gibi,
Bir Muminin bir fakir yada muhtaç gördüğünde Vicdanen ona yardım etmesi gibi,
Bu durumda bunların engellenmemesi gerekmektedir. Çünkü Bu canlı SALAVAtı gereği SALLA sın ABD yani Kul olmuş demektir.
Acıkan bir insanın Yemek yeme yada yiyecek bulma isteği onun bu iş için SALAVAtıdır. Bunu dışa vurduğunda bu salavat bu kişi için
Salla olur. Bu durumda bu kişi yemeği bulduğunda Fıtrati olarak RAHATSIZ edilmek istemez. Mumin yada erdemli bir insan da zaten
bunu rahatsız etmemelidir. Eğer edilir yada engellenirse bu durumda Rabbilalaemiyn Evrendeki yani kendi içindeki Muhammed
hissiyatına '' Bunu gör ve not al'' şeklinde emir verir. İşte bu Emrin veriliş şekli kitapta 96/9 ve 10 da ''ereeytelleziy yenha, abden iza
salla'' şeklinde yer bulur. Bunu GÖREN muhammed böylesi kötü bir mudahaleyi ileride bunu yapanın ALEYHİNE olacak şekilde
kullanır. Böylece kişi eğer dara düşerse onun yardımına kimse koşmaz. O halde eyy kul,
SALAVATını SALLA yapan hiç bir canılının( insan ,kuş ,hayvan,Bitki vs) yaşam şeklinde OLUMSUZ yönde mudahil olmayacksın.
Çünkü bu canlılar ELLEZİY hissiyatıyla hareket ettirilerek TEKVİR e yardımcı olmaktadırlar ve Evrene İNSAN denilen canlı türü dara
düştüğünde onun darlığını ortadan kaldıracak Muhammed hissiyatını şahlandıracak ENERJİ salmaktadırlar.
Sen de SALAVATını koruyacaksın ve SALLA yapacaksın. yani ERDEMLİ yada İSLAMİ kişiliğini koruyacaksın ve bunun gereğini de
yeri ve zamanı geldiğinde YAPACAKSIN. Böylece sen de Evrene bu yönde enerjini yayacaksın.
Bırak herkes HAYR ve FEDEKARLIK merkezli olacak şekilde İŞİNİ YAPSIN
Hiç kimsenin işine OLUMSUZ yönde olacak şekilde mudahil olma, Engelleyici olma, Böylece EVREN
ISLAH olsun
MUSLİH olsun
SALİH olsun
Sonuçta evrene SALİH hissiyatı hükmetsin
Eğer bunu yapmazsan dara düştüğünde Rabbilalaemiynden yardım bekleme. Çünkü Muhammed Rabbilalaemiyni '' Bu adam beş
para etmez'' şeklinde çokktaan bilgilendirmiş olacaktır
31/33 , 35/5
''VE LA YAĞURRENNEKÜM BİLLAHİLĞARUR''
'' Aldatıcılar sizi ALLAH ile aldatmasın''
DİNDAR (!!!!) ELİTLERİN GENEL KAREKTERLERİ
1) Bunlarda LİYAKAT yoktur. Ya birilerini yalayarak bir yere gelirler yada kendilerini yalatarak bir yerlere getirirler
2 ) Bunlarda SADAKAT yoktur. Menfaatlerine ters geldiği an en yakın dava arkadaşlarını bile satarlar
3) Bunlarda BASİRET yoktur Her zaman için SÖYLEMleri ile EYLEMLeri birbirini tutmaz
4) Bunlarda Evrensel KURANİLMİ yoktur. Din anlayışlarını adeta bir EFSUN gibi kullanırlar, Böylelikle İktidarlarının KAİM ve DAİM olması
için Allah , Muhammed, Kuran gibi kavramları TARİHsel bilgiler eşliğinde halka gündem ederek halkın gerçek sorunlarının Üstünü örterler,
5) Bunların İKTİDARlarında ÜRETMEDEN BORÇALANARAK MİLLİ GELİR sürekli artar, Ama EMEK TACİRliği de sürekli artar . Artan
MİLLİ GELİR fakir ve işsiz halka bir GELECEK inşaa etmez sadece eğer olursa ekmeklerine bir nebze katık olur ÜLKE iyiye gidiyorsa
KENDİLERinin sayesindediir Ama KÖTÜ ye giderse ya KADER dir yada Provokasyonlar nedeniyle KÖTÜye gidiyordur
6) Sıradan insanları Muhatab almazlar Alsalar bile Dertlerini dinler not alır ve sonra da o notu çöpe atarlar
7) Yönettikleri halkın zaaflarnı çok iyi analiz etmişlerdir. Bunları kullanarak menfaat elde etmekten asla çekinmezler.
8) Bol bol ve son derece ihtişamlı görkemli Camiiler inşaa ederler fakir halkı özellikle özel gün ve gecelerde buralara çekerek VAAZ ve
HİTAPlarla Dünyanın boş olduğunu asıl cennetin Ölümden sonra verileceğini telkin ederler,
9) Kendilerine Muhalefet edenlerin hep DİNİ noktadaki eksikliklerini gündem ederek dikkat dağıtırlar
10) TEKAMÜL etmemiş Şahsiyetlerini DİNİ SÖYLEV yada RİTÜELLER aracılığı ile telafi etmeye çalışırlar,
11) Çok kısa bir zamanda ZENGİN olurlar. Çevrenize bir bakın. Siz DİNDAR Ama fakir bir BÜROKRAT gördünüzmü?
12) Başlarına bir şey gelirse ülkeden rahat kaçabilmeleri için gerekli olan GREEN CARD larını ya Amerikada okuyan- okumuş Çocuklarının
aracılığı ile yada Gelinleri hamile iken bunları AMERİKA da doğum yaptırtmak suretiyle elde ederler.
Özetle:
Din, BİLGEnin HİÇliği , HALKın AFYONu, SİYASETÇİnin ise ARACıdır
4/125
''HALİYL'' HİSSİYATIMIZ VE İBRAHİYMİN ''HALİYL İBRAHİYM'' OLMASI
Sevgili Dostlar
Kuranilmi bir Hissiyat ilmidir. Kitab içindeki her bir deyim , KURANİLMİ adı altında AYRICA bir mana daha içerir ki işte bu mana bizim
insan olarak bir nevi hissiyatlarımızı tarif eder ve böylece bu deyim işte içerdiği bu ARTI MANA ile EVRENSEL hale gelir.
İşte bu deyimlerden biri de kitapta mealen ''DOST'' anlamında kullanılan ''HALİYL'' deyimidir.(14/31 ,17/5 ,9/47 ,24/43 ,30/48 ,17/91 ,
27/61 ,18/33 ,2/254 ,4/125,17/73 ,25/28 ,43/68)
Bu deyimin Kurani manası 2 adet içerik taşır
1) Daha iyi olmak için uğraştığında ve bunda tüm çabana rağmen başarısız olduğunda elindekilere SIKICA BAĞLANMA gereği
duyduğunda içindeki İBRAHİYM hissiyatı bu andan itibaren senin için HALİYL İBRAHİYM şekline dönüşür
2) Tüm çabana rağmen KAYBETTİĞİNDE elinde kalanlara SIKICA BAĞLANMA gereği duyduğunda içindeki İBRAHİYM hissiyatı bu
andan itibaren senin için yine HALİYL İBRAHİYM şekline dönüşür.
Bir SORFAnın ''HALİYL İBRAHİYM'' konumuna düşmesi bu SOFRAnın kıymetinin artık bundan sonra daha iyi bilinmesi anlamına
gelir.
Böylece HALİYL İBRAHİYM hayr ve fedekarlık söz konusu olduğunda daha iyi olayım derken bunda başarısız olduğunda MEVCUDU
KORUMA hissiyatını, yada bir şekilde Kaybetme durumunda ise yine en azından MEVCUDU KORUMA hissiyatını tanımlar.
MEVCUDU KORUMA durumu 17/5 de HİLALEDİYARI şeklinde yer bulur. Bu tamlamadaki ''HİLAL'' deyimi de HALİYL deyiminden
türetilmiştir
Eğer bir insan
Daha iyi olmak için uğraştığında ve bunda da BAŞARILI olduğunda yada KAZANDIĞINDA elindekilere daha da SIKICA BAĞLANMA
gereği duyarsa burada da bir HALİYL konumu oluşur. Ancak bu HALİYL konumu HALİYL İBRAHİYM şeklinde olmayacağı için kişiyi
cehenneme götürür. Kıyamet gününde bu tür HALİYLler birbirine DÜŞMAN olurlar. 43/68 , 25/28. Çünkü bu ''HALİYL'' türü içinde
''İBRAHİYM'' i barındırmaz.
HALİYL İBRAHİYM sofrası BOL ve ÇEŞİTLİ değildir. Ancak TADI öyle bir hissedilir ki, yemesine ve bereketine doyum olmaz
9/37 - 34/14
NESİY'U - MİNSEETE- NESE'E HİSSİYATLARIMIZ
Sevgili kuran dostları:
Kuranilmi bir Hissiyat ilmidir. Kitab içindeki her bir deyim , KURANİLMİ adı altında AYRICA bir mana daha içerir ki işte bu mana bizim
insan olarak bir nevi hissiyatlarımızı tarif eder ve böylece bu deyim işte içerdiği bu ARTI MANA ile EVRENSEL hale gelir.
İşte bu deyimlerden biri de Kitapta sadece 2 yerde geçen NESİY'U - SEETE deyimleridir. Meallar bu deyimlere bir yerde ASA manası
verirken diğer yerde ERTELEME manası vererek yine sapıtmışlardır. Oysaki 6/115 e göre bir deyime hangi mana verilirse verilsin bu
manayı bu deyimin kitapta geçtiği tüm yerlerin tastik etmesi gerekir. Bu kuralı bilmeyen yada uygulamayanlar kitab içinde bulunan ve
amacı insan hissiyatlarını tarif etmek olan KURANİLMİNE ulaşamazlar.
Sevgili dostlar
Bir eylem yada söylemi anlamadığımızda ve anlamak için de muhatabımızdan tekrar tekrar ,tekrarını istediğimizde yada
muhatabımız bizi anlamadığında ve anlamak için yani 3 rakamına nail olmak için bizden ilgili eylem yada söylemin tekrar tekrar
,tekrarını istediğinde işte bizi böyle bir ihtiyaca iten hissiyatımıza NESİY'U-SEETE denilir. Bu hissiyatımız gayet doğal ve normal bir
hissiyatımızdır. Ancak bu hissiyatımızın 9/37 de başına ''İNNEMA'' deyimi alması onu MEŞRU zemininden kaydırarak HARAM olan
bir hissiyat haline getirebilir. ŞÖYLE Kİ;
Eğer bir insan bir eylem yada söylemi ANLADIĞI halde ANLAMAMIŞlığa vurarak karşı tarafı APTAL yerine koyma düşüncesiyle
,karşı taraftan bunun tekrar tekrar ,tekrarını istediğinde yada karşı tarafın anladığını bildiği halde onu APTAL yerine koyma
düşüncesiyle tekrar tekrar tekrarını yarapsa ,bu BOL tekrarların yapıldığı zaman dilimi AMUN hükmüne geçecek ve bu şekilde
NESİY'U hissiyatını karşı tarafı APTAL yerine koymak için bazen helal , bazen de haram edecektir. Bu durum 9/37 de
YUHİLLUNEHU AMEN ve YUHARRİMUNEHU AMEN olarak yer bulur
Kuranilminde 2 adet ''YIL'' deyimi vardır Bunlar AMUN-AMEN ve SENE dir. Bu iki deyimi aynı ayette görebileceğiniz yer 27/14 tür.
AMUN deyimi BOLLUK içerikli bir zaman dilimini verirken SENE deyimi DARLIK ve MEŞEKKAT içerikli bir zaman dilimini verir. 9/37
de NESİY'U hissiyatının BOL BOL çalıştırılması bunun çalışma süresini yada zaman dilimini AMEN hükmüne sokar.
Karşı tarafı her 2 şekilde de APTAL yerine koymaya çalışanlar bu ayette rabbilalaemiyn tarafından ''KÜFÜR İÇİNDE ZİYADEleşirler''
'' şeklinde telakki edilir. Böylece karşı tarafta yada kendimizde 3 rakamının oluşma süreci ile bunu elde etmek için kullandığımız
NESİY'U hissiyatımız bizim KÖTÜ Niyetimize istinaden MEŞRU zemininden kayar ve bizi yine aynı ayete göre EL KAFİRİYN olmuş
bir kavim yapar. Bizler böyle davrandığımız sürece de Rabbilalaemiyn, ''VALLAHÜ'' vasfını aracılığı ile bize asla hidayet vermez
O halde eyy kul: Diyaloğ esnasında anladığın halde anlamamış gibi davranarak ve buna bağlı olarak da ilgili eylem yada söylemin
karşı tarafı APTAL yerine kymak için TEKRARını isteme.
YADA
Karşı taraf seni anladığı halde sanki seni anlıyamıyormuş gibi davranarak ilgili eylem yada söylemin yine karşı tarafı APTAL yerine
koymak için TEKRARını yapma.
KİMSENİN GURURU ,ŞEREFİ İLE OYNAMA ve ZAAFINDAN YARARLANMA.
Aksi taktirde Rabbilalemiyn tarafından asıl APTAL edilen SEN OLACAKSIN
Anlayıp belleyip (3) amel edip (5) kendini ve dış dünyasını bu doğrultuda düzeltebilenlere, değiştirebilenlere (7) selam olsun
Hayr ve insaniyet adına neyin içyüzünü/huyunu/husletini/arkaplanı anlamak istiyorsan işte bil ki bunun/bunların adı Kurandır
Bu evlenmek istediğin kız olabilir erkek olabilir
İleride menfaatlenmeyi umud ettiğin mesleğin olabilir
Yeni alıp da kullanmayı öğrenmeye başladığın araban olabilir
Taşındığın şehir/ortam/muhit/çevre olabilir
KUTSAL KİTAP olabilir.
İşte mushafta '' Biz bu kuranda insanlar için her türlü örneği verdik'' derken bu ayetteki ''Kuran'' kavramının kapsamı işte bu kadar
geniş tutulmuştur. Yoksa sadece ve sadece 600 sayfalık kitap kastedilmez.
Hiç KURANsız hayat olur mu yav?
Hayr ve insaniyet adına neyin içyüzünü/huyunu/husletini/arkaplanı anlamak istiyorsan işte bil ki bunun/bunların adı Kurandır
Bu evlenmek istediğin kız olabilir erkek olabilir
İleride menfaatlenmeyi umud ettiğin mesleğin olabilir
Yeni alıp da kullanmayı öğrenmeye başladığın araban olabilir
Taşındığın şehir/ortam/muhit/çevre olabilir
KUTSAL KİTAP olabilir.
İşte tüm bunları anlamaya çalışmak için fedakarca çalıştığında bunlardan hangisi için kurana ulaşmak istiyorsan bu süreçte
gösterdiğin fedakarca çabaya istinaden ilgili konunun SENİN İÇİN bilinmezleri bilinir, görünmezleri ise görünür hale getirilir.
Böylece ''ÖRTÜSÜNE BÜRÜNEN'' senin için örtüsünü kaldırır.
Sen kitapta 73 ve 74 ci surelerde geçen ve kendisi için '' Eyy Örtüsüne bürünen'' cümlesinden SADECE 1400 sene önce yaşamış
Beşer Muhammedi anlıyorsan sen Kuran nedir ?bilmiyorsun demektir
73/4
EV ZID ALEYHİ, VERETTİLİLKURANE TERTİLEN
KURANI TERTİL ÜZERE OKUMA HİSSİYATIMIZ
Sevgili Dostlar
Muıshafta 3 adet ''ARTTIRMA'' yada ''FAZLALIK'' deyimi olduğunu geçen derslerimizde görmüştük. Bunlar
1) RİBA yani ''FAİZ'' olarak bilinen kavram
2) KESİYR-EKSERE- KÜSÜRAT yani sayısal çokluk
3) ZİYADE-ZEYD- ZİD-YEZİYD yani kaitedeki çokluktur.
Rabbilalaemiyn KESİYR şeklindeki çokluğa iyi gözle bakmaz, RİBAyı yani ''FAİZ'' diye bilinen kavrama onun HELAL kılınması
nıktasonda ''TEMKİNLİ'' yaklaşır ve ZİYADE yi benimser.
Çünkü ZİYADE kavramı 14/7 de ŞÜKRün mükafaatı olarak yerini bulur( Le in şekertüm , leEZİYDENNEKüm )
O halde ZİD deyimi 74/4 de KALİTE ye vurgu yapacaktır
Sevgili dostlar
Mushafta 3 türlü okuma vardır. Bunlar:
1) KIRAAT: bu şekli okumada sen önündekini ,elindekini yada sana söylenileni AYNEN okursun
2) TİLAVET: bu şekildeki okumada KIRAATtaki okumaya EK olarak ilgili konu ile ilgili KENDİNCE Ayrıntılı açıklamalar yaparsın
3) ZİKR: bu şekildeki okumada Kıraat ve tilavete ek olarak sana sorulan tüm sorulara da cevap verirsin. En zor olanı ve seni en fazla
zorlayacak olan kısım bir şeyi ZİKR şeklinde okumaktır. Bu kısım senin kouya hakim olma noktasında MÜKEMMELLİYETİNİ tastik
edecektir. Bu kısma aynı zamanda 3/183 de '' Ateşin yiyeceği kurbanı getirme '' olarak da yer bulur.
Zaten üniversitelerde Yüksek lisans, Doktora, ve Doçentlik tezlerinin Jüri karşısında savunulması işte bu 3 kademeli ''OKUMA'' ile
olur
Mushafta ''KURAN'' deyimi ''başlıca ''2 temel kavram olarak geçer. Bunlar
1) El KURANÜ: Bu kuran türü 600 sayfalık mushaf içindeki TÜM DEYİMLER üzerinden insan hissiyatlarını tanımlamada kulanılır
2) El KURANE : bu kuran türü binlerce kitaba bile sığmaz. Evrenin ve evrene ait her bir canılının yada sistemin hisiyatlarını ,huyunu
husletini tanımlamada kullanılır
Mushafta TERTİL-RETTELE deyimi bir şeyin özellikle kuranın ŞEKLİ olarak kısım kısım yada parça parça indirilmesini ifade etmez.
Eğer bildiğiniz bir şeyi yukarıda anlatılan 3 aşamada muhatbınıza aktarırsanız yada muhatabınızdan talep ederseniz bu şeyi TERTİL
etmiş olursunuz. Bunlar
KIRAAT
TİLAVET
ZİKR
üçlüsü ve sıralamasıdır
Kuran her zaman TERTİL üzere iner veya indirilir veya indirilmesi talep edilir. 73/4 ,25/32.
Bir insanı yada herhangi bir muhatabınızı eğer hakikaten de samimice anlamak
istiyorsanız size hükmeden hissiyata EL MUZZEMMİYL denilir. Bu haleti ruhiyye içinde iken Odaklanacağın kısmın karşı tarafın
deşifre olmaya başlamış kısımlarının hangisi yada neresi olduğuna karar verdiğinde artık ZID yapar yani ''KALİTE'' ye oynarsın. Buna
LEYLe ZID yapma denilir.
LEYLde ZID yapma yani KALİTEYE ÖDAKLANMAn eğer muhatabının Kıraatine olmalı ise kıraatine ,tilavetine olmalı ise tilavetine,
zikrine olmalı ise zikrine yada hepsine birden olmalıdır.
Bir insan Kuranı hem anlatırken yada anlatmaya çalışırken VEYA hem anlarken
yada anlamaya çalışırken TERTİL sırasına dikkat etmelidir. Bu duruma 73/4 de VERETTİLİKURANE TERTİLEN denilir
Bir insanın ANLAMAK amaçlı eylem yada söylemlerde bulunması onu aniden ANLAŞILMAK amaçlı eylem ve söylemlerde bulunması
mecburiyeti içine düşürebilir. Benzer şekilde bir insanın ANLAŞILMAK amaçalı eylem yada söylemlerde bulunması da onu aniden
ANLAMAK amaçlı eylem ve söylemlerde bulunması mecburiyeti içine düşürebilir.
Böylece kişi ELMUDDESİR iken EL MUZEMMİYL, EL MÜZEMMİYL iken EL MUDDESİR konumuna düşebilir Kişi özellikle EL
MUZZEMMİYL olduğunda karşı taraftan Kıraat-tilavet-zikr üçlüsü ve sıramalasına uygun bir izahat yada tevil yada beyanat
beklemelidir
.
Muhatabımız daha kendini yada inandığı değerleri tanıtmadan ona '' sen şucusun sen bucusun'' deyip de bu adamdan yüz
çevirdiğimizde Tertilin KIRAAT boyutuna,
Muhatabımız kendini yada inanadığı değerleri tanıttıktan sonra daha bu konu ile ilgili ayrıntıları anlatmadan '' sen şucusun yada
bucusun'' deyip de bu adamdan yüz çevirdiğimizde Tertilin TİLAVET boyutuna,
Muhatabımız kendini yada inandığı değerleri tanıttıktan sonra ayrıntıları da anlatıp sözünün bittiği yerde adamı sorgulamadan
yanlışlarını akıl, mantık, sağduyu, ahlak vicdan, tutarlılık ve evrensel insani değerlere UYGUNSUZluğunu göstermeden yada ispat
etmeden '' sen şucusun yada bucusun'' deyip de bu adamdan yüz çevirdiğimizde Tertilin ZİKR boyutuna
TECAVÜZ EDİLMİŞ olur
Bu şekilde kişi sıralamaya yani TERTİLe uygun davranmayarak İSRAFta bulunur. Bu kişiye KURANİLMİ nasip edilmez
Kişinin muhatabını anlama konusunda , TERTİLdeki BU İSRAFına 20/127 de ''kezalike necziy men ESREFE ve lem yu'min biayati
rabbihi'' ayetiyle de VURGU yapılır
içsel melekelerinizle /resullerle anlaşın. Hayatı güzel anlayıp güzel yaşayın Bencillikten uzak ve paylaşımcı olun Hayatınıza akıl
,mantık, ahlak ,vicdan ,tutarlılık ,evrensel insani değerler ve etik kurallar ve ekolojik dengeye riayet hükmetsin.
İşte Bunun adı İNSANLIKtır.
Din adamları olarak bilinen AŞAĞILIKLARA itibar etmeyin.Bunlar size hurafe ve mitoloji anlatır. Kendileri bile Anlattılkarını
yaşamazlar. Şatafat/Saltanat İsraf ve Haram bunların şiardır
Uzak durun ve neslinizi bunlardan uzak tutunuz
FEDEKARCA çalışıp
Sosyal Bilimler
Fen Bilimleri
Sağlık Bilimleri
Teknik bilimler gibi Pozitif Bilime katkıda bulunanlardan Alemlerin Rabbi ve Allah her zaman razı olur.Bunlara hem akibette ve hem
de Ahirette cennet vardır.
İslami ilimler adı altında
Tefsir
Hadis
Kelam
Siyer
Sünnet gibi İlimleri bizler uydurduk. Bunların hiçbirisinin şu anki anlaşılan içerik ve manasıyla Alemlerin Rabbi ile uzaktan yakından
alakası yoktur
Çocuklarını bu tür uydurma ilimlere değil Alemlerin Rabbinin razı olacağı ilimlere yönlendiriniz. Buluş yada icad yapmaya teşvik
ediniz.
Böylece Alemlerin Resullerinden olan ŞUAYB peygambere itaat etmiş sayılacaklar.
Şuayb peygamber MEDENİYYET-MEDYEN peygamberidir. Bir insana her zaman ilerlemesini/gelişmesini ve böylece MEDENİ
Olması gerektiğini telkin eder
İSTİFA-MUSTAFA HİSSİYATIMIZ
Sevgili Kuran dostları
Kuranda 4 adet SEÇME-SEÇİLME hissiyatı tanımlanır. Bunlar
1) İÇTİBA
2) İSTİFA
3) İHTAR-MUHTAR
4) İSTİNA
dır.
İÇTİBA şeklindeki seçme-seçilme hissiyatımızı daha önceki derslerimizde tanımlamıştık. Buna göre eğer bir insan kendi çalışmalarının veya
hatalarının sonucunu hayatta görebiliyorsa bu durumda İÇTİBA edilmiş demektir.
İçtiba da MUCİZE yada OLAĞANÜSTÜlülük aranmaz. Çalışırsın ve kazanırsın. Çalışmazsın kaybedersin. Dünyadaki tüm evrensel Hukuk
Normları İÇTİBA üzerine kurulmuştur. Nitekim Alemlerin Rabbi Müslümanlar için hatta tüm erdemli insanlar için 22/78 de ''Hüve içtebeaküm''
yani '' O sizi seçti'' buyurmuştur. İçtiba EMEK ile olduğu için hiç kimse buna itiraz edemez. Çünkü EVRENSELdir
İSTİFA şeklindeki seçme -Seçilmede EVRENSELlik yoktur . OLAĞANÜSTÜlülük vardır. Hepimiz hayatta oluşması Aklen ve Mantıken
mümkün olmayan olaylar yada kişilerle karşılaşırız.
Misal: Uçak düşer tüm yolcular ölür ama bir bebek kundağıyla kurtulur. Sanki özel bir el onu almış ve bir yumuşak zemine bırakmıştır
Misal: Bir kişiyi yılan yada akrep sokar. Bunu o köydeki bir ZATa götürürler. O da tamamen kana karışmış olan zehiri yara yerinden adeta
EFSUNlayarak damla şeklinde geri dışarı çıkarır.
Bunların TIBBİ yada FENNİ olarak izahı mümkün değildir. Ancak hayatın içindedirler ve bunları herkes yapamadığı için de EVRENSEL
değildirler.
İslam Evrensel olduğu için istifa niteleğindeki bir olayı kendi adına sahiplenmede o olay velevki doğru olsa bile evrensel olamadığı için bunu
insanların tercihine bırakır. Hiç kimse bu tür ZATları insanların hayrına kullanmaları ve maddi bir menfaat elde etmemeleri kaydıyla bu
yeteneklerinden dolayı hakir görülemez, suçlanamaz. Ancak bunlara insanlık adına TAMAMEN itibar da edilmez. Çünkü bunlar gösterdikleri bu
olağanüstü olaylar için İSTİFA edilmişlerdir. Bizler bunlara SAYGI duyarız.
İSTİFA her insanda bulunmaz yada hiç bulunmaz. İSTİFA edilmiş yani MUSTAFAlaşmış insanlar eğer hakikaten de ERDEMLİler ise hangi
konuda istifa edilmişler ise bunu tüm insanlar karşısında ÖNCELEMEMEli insanları EVRENSEL DOĞRUlara yönlendirmelidirler. En son çare
olarak devreye girmelidirler.
Çünkü bu insanlar hayatta en hakiki murşidin ilm ve fen olduğu bilirler.
Bizler İSLAMI DİN olarak seçerken İÇTİBA MERKEZli seçeriz. Zaten 22/78 de Alemlerin Rabbinin bizden istediği budur. Çünkü ancak bu hem
doğru ve hem de EVRENSELDir
İSTİFA MERKEZli yeteneklere sahip olan MUSTAFAların da yaptıkları DOĞRUdur ancak bunu herkes yapamadığı için EVRENSEL
olamayacağından bunlara saygı duyulur, Koruma altına alınır, desteklenir ancak TAMAMEN de itibar edilmez
MUHAMMEDİLMUSTAFA
MUHAMMEDİN MUSTAFA OLMASI HİSSİYATIMIZ
Sevgili Dostlar.
Bir insana yada hayvana yada bitkiye onu koruma/kurtarma/geliştrme adına FEDAKARCA bir çaba sarfettiğinizde evrene yaydığınız ve
Alemlerin Rabbi tarafından sizin adınıza kayıt altına alınan ve depo edilen metafizik enerjiye MUHAMMED denilir.
1400 sene önce yaşamış olan İnsan MUHAMMED de Kurani olarak kendini bu şekilde tanıtmış ve böylece kendi şekli üzerinden evrensel bir
fıtrati hissiyatı tasvir etmiştir. İşte 3/31 de ''Bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın'' derken buradaki 'BANA UYUN''
cümlesinde Kuranı yada kendi ŞEKLİne /YAŞAM ŞEKLİne ait özellikleri değil kendisi üzerinden anlatılan HİSSİYAT MUHAMMEDi tarif
etmiştir.
Böylece ÖLÜMLÜ MUHAMMEDe Alemlerin Rabbinin ''Kurani olarak'' verdiği bu mana onu ÖLÜMSÜZ MUHAMMEDe çevirmiştir.
İşte eğer evrene bu enerjiyi yayarsanız bu enerji hayatınızda çok sıkıştığınız ve '' Beni yada bizi yada Milletimizi buradan ancak bir MUCİZE
çıkarabilir'' Dediğiniz yerde Alemlerin rabbi sizin bir zamanlar yaptığınız FEDAKARlığı yani MUHAMMEDi yine METAFİZİKSEL BİR
ENERJİ şeklinde size gönderir . Artık istediğiniz/beklediğiniz MUCİZE gelmiştir. Böylece bu süreçte MUHAMMED sizin için İSTİFA edilmiş ve
size özel olarak da bu şekilde MUSTAFA adını da almış ve MUHAMMEDİLMUSTAFA olmuştur.
MUHAMMEDİLMUSTAFA yı karşınızda gördüğünüzde ona öyle bir sarılırsınız ki o anda
Ne ananız,
Ne babanız,
Ne aşiretiniz,
Ne ticaretiniz,
Ne oğullarınız,
Ne kızlarınız,
Ne de kardeşleriniz akılınıza gelir.
İşte o zaman ancak iki şeyi anlayacaksınız
1) Muhammed SERVET ve ŞÖHRETle asla satın alınamaz
2) Muhammedin SERVET ve ŞÖHRETle işi olmaz
Bu yüzden Hayatını BENCİL olarak yaşayanların MUCİZE beklemeye de hakları yoktur.
Bunlara ne MUHAMMED gelir
Ne de MUHAMMEDÜLMÜSTAFA gelir
İHTAR-MUHTAR HİSSİYATIMIZ
İSRAİLOĞULLARININ İHTAR EDİLMESİ HİSSİYATIMIZ
Sevgili Kuran dostları
Kuranda 4 adet SEÇME-SEÇİLME hissiyatı tanımlanır. Bunlar
1) İÇTİBA
2) İSTİFA
3) İHTAR-MUHTAR
4) İSTİNA
dır.
Bunlardan 3 tanesini daha önceki yazılarımızda tanımlamıştık. Sonuncusu olan İHTAR ise Bir işin KURALLARA yada KURALLARINA göre
yapılmasını yada bir oyunun kurallarına göre oynanması hissiyatımızı tarif eder. Kuranda Kurallara göre oynayan yada işi kurallara göre yapan
insanların ancak ilm ve fen başta olmak üzere hayatın tüm kademelerinde muvaffak olabileceği belirtilir.
Bu durum kitapta 44/32 de '' Lekad İHTARNAHÜM ala ilmin alelalemiyn'' şeklinde yer bulur.
Sevgili Dostlar
BENİYİSRAİYL kavramı yahudileri yada bir kavmi değil yine insan olarak bizlerin bir nevi hissiyatını tarif eder. Buna göre Bir insanın hayr ve
fedekarlık adına bulunduğu en son konum itibarıyla başlangıç konumuna göre ilerleme kaydetme haleti ruhiyyesini tarif eder.
İşte bunu yapan her insana bu süreçte hükmeden hissiyata BENİY İSRAİYL yani İSRAİYLOĞLU denilir. Bu kavram böylece ilk yaratılan insanın
da hissiyatlarında bu şekilde yer bularak EVRENSEL bir mana ve içerik kazanır.
İşte bu süreçte Eğer yaptığınız yada oynadığınız oyunu kurallarına göre oynar yada yaparsanız işin sonunda BAŞARI yı elde eder ve bu şekilde
İHTAR edilmiş yani SEÇİLMİŞ yani MUHTAR edilmiş olursunuz.
Şekilci din anlayışı sadece APTAL müslümanları değil APTAL YAHUDİleri de kandırmış ve kendilerini tüm insanlar üzerinde SEÇİLMİŞLER
olarak algılamalarına sebebiyet vermiştir.
Güya Allah yada inandıkları her ne ise Bu SALAKLARI tüm insanların üzerinde tutmuş onları SEÇMİŞ ve diğer insanları da bunlara hizmetkarlar
kılmış.
Hatta bu iddialarını da kurandan desteklemektedirler ve bunun için 44/32 yi delil getirmektedirler.
'' Andolsun ki sizi alemler üzerine SEÇTİK''
Hissiyat/gönül/Fıtrat merkezli anlaşılamadığı sürece hangi kutsal kitabın insanlara BARIŞ ve HUZUR getireceğinden söz edilebilir?
5/78;
İSRAİYLOĞULLARININ DAVUD VE MERYEMOĞLU İYSANIN DİLİYLE LANETLENMESİ HİSSİYATLARIMIZ
Sevgili kuran dostları:
Bir insanın bulunduğu en son konum itibariyla başlangıç konumuna göre daha iyi yerlere gelme çabası yada bu yönde beklenti içinde olması onu
BENİYİSRAİL yapar. Bu kavramdan YAHUDİLİK anlaşılmamalıdır. BENİYİSRAİL kavramı işte bu yöndeki hissiyatımızı tarif eder. Böyle bir
hissiyata sahip olmamız yada edilmemiz gayet tabiidir. Ancak bunu yaparken kendimiz için kendimizce önemli saydığımız bir takım
husletlerimize istinaden hakkı hukuku çiğneme yoluna başvurulursa işte bu durumumuza 2/61 de ''Zalike biennehüm Kanu'' konumu denilir. Bu
yola bu hissiyatla başvurulursa bir anda diğer insanlar tepki gösterecek ve ortamın DENGESi ve DİYALOĞU olumsuz yönde etkilenecektir. İşte
DİYALOĞ ve DENGE melekelermiz olan İYSA ve DAVUD ,2/61 de bu hissiyatımız tarafından KATLEDİLECEK yani ''yaktulunnebiyyiyne
biğayrilhakkı'' konumu oluşacaktır.
Lütfen 2/61 rin son cümlesi olan '' zalike bima asav ve kanu ya'tedune'' cümlesi ile 5/78 zi bağlayınız.Ve bu bağlantı ile yani HÜDEN ile bu iki
ayeti manalandırırken birlikte düşününüz. O halde 2/61 de katledilen ENNEBİ ler 5/78 e göre İysa ve Davuttur.
Hayattan örnekler verelim:
1) Eğer bir insan BEYAZ renkli olmasına istinaden kendisi ile aynı amaç için çalışan SİYAH renkli insanlardan bu amaç için kendini daha fazla
layık görüyorsa,
2)aynı suçu işleyen bir memur ile musteşara verilen cezalar aynı değil de musteşara musteşar olduğu için daha az ceza veriliyorsa,
3)Senin kurumda tanıdığın olması hasabıyla herkes sıra beklerken senin işlerin sen sıra beklemeden yapılıyorsa
işte sana sen 2/61 re göre DAVUD ve İYSA yı öldürdüğün için 5/78 e göre bu iki resulun lisanı aracılığı ile LANETLENECEKsin.
Tabii olarak bunun cezası da sana ulaşacak ya yaşam DENGEN bozulaccak yada senin için Çok önemli olabilecek bir ortamda Derdini
anlatamayacaksın. Böylece rezil edileceksin.
O halde Eyy kul:
Kendinde bulunan ve kendince önemli saydığın husletlerine istinaden bunları kullanarak kimsenin önüne haksızlıkla geçme yada Meşru olarak
seni geçen insanları ''benim gibi birini bu tür insanlar nasıl geçebilir?'' deme. Yoksa DAVUD ve İYSA yı KATLedersin Onlar da seni lanetlerler.
İşte bu lanetin ayrıntılarıt 3/112 de konu edilir. Lütfen 3/112 nun son 3 satırını 2/61 rin son 3 satırı ile birleştiriniz. İşte 3/112 de bu tür insanlara
uygulanacak olan ZİLLET ve GAZAB ayrıntılı olaraak zikredilir
34/10,11
DAVUD İÇİN DEMİRİN YUMUŞATILMASI HİSSİYATIMIZ
DEMİRİNİ DEMİRLİKTEN ETMEDEN YUMUŞAT, AZ GENİŞ AL
Bir insanın endişeli yada sevinçli olması durumunda HUDUDu çiğnemeden HADİYD ini yumuşatabileceğini daha önce ifade
etmiştik .HUDUD ile HADİYD kavramlarının aynı deyimin malları olduğunu da belirtmiştirtik. Buna göre Sevinç yada Üzüntümüzden
dolayı insanlara sarılmak onları öpmek onlara sevgi dolu sözcükler yöneltmenin aslında normal şartlarda ZİNA ya kadar
gidebileceğini ama aslında içindeki duyguların HUDUDUnu yani ''nerede durması gerektiğini '' bildikten sonra bu konudaki
CİDDİYETİMİZİN yani HADİYDimizin '' ELENNA '' yapılabileceğini yani yumuşayabilecini ifade etmiştik .Böylelikle DENGE melekemiz
olan DAVUD devreye girer. Hayatattan bir kaç misal verelim:
1) lisede Matematik öğretmenisiniz. Sınıfınızın en güzel kızı matematikten 100 tam puan aldığında bu kız sevinçten kalkar size sarılır
ve öper. Siz de buna o an izin verirsiniz. Buradaki öpüş ve vucud teması normal şartlarda ZİNA olarak algılanır ama böylesi bir
durumda her iki taraf ta HUDUDunu koruyor olacağından HADİYDini yumuşatmış olur. Bu kızın böyle bir hareketini ve sizin de izin
verişinizi kimse yadırgamaz
2)26 yaşında genç bir itfaiyecisiniz. Bir yangın esnasında yada deprem olduktan hemen sonra genç bir kızın annesi yada sevdiği
birini kurtarırsanız bu kız sevinçten size sarılır ve öper ve sizi sevdiğini söyler. İşte bu durumda da sizi hiç tanımayan bu genç
bayanın size karşı bu hareketini toplum yadırgamaz. İşte burada da HUDUD korunmuş ancak HADİYN yumuşatılmıştır.
3)Bir başbakan kendi ülkesinin futbol takımınıın bir gol atması durumunda sevinçten yanındaki hiç tanımadığı bir adama sarılır.
Böylece örnekleri çoğaltabilirsiniz. İşte tüm bunlar 34/10 da anlatılan ve tarihte olmuş ŞEKLİ bir hadisenin Bu kitabı indiren tarafından
DAHİCE bizim HAL ilmimize yada kuran ilimine çevrilmiş halidir.
34/11 de ise ''en'imel Sabiğatin'' denilirken buradaki SABİĞATİN deyimi Kitabta bir yerde daha geçer ki burası 31/20 deki ''esbeğa''
deyimidir. Bu deyim lisani arabi manası ''genişletmektir. Bu deyimin KURANİ -DUBUR manası ise bir olayı yada fiiliyatı algılama
esnasında HUDUD adikkat etmek kaydıyla insanın biraz GENİŞ düşünmesi dir. Misal verelim: Bir kızın var 14 yaşında yüzüne boya
sürmeye başladı. Kızın çok terbiyeli ama bir ara heves etmiş yüzüne boya sürüyor makyaj yapıyor. Buna KESİN olarak musaade
etmemek mi iyidir yoksa bu bir hevestir bu yaştaki kızlar makyaja meraklı olurlar deyipte olayı biraz GENİŞ almak mı iyidir?. İşte
SABİĞA-ESBAĞA deyimleri bu şekilde bir olayı HUDUDu aşmamak kaydıyla GENİŞ almayı ifade ederler. İşte 34/11 de anlatılan
''en'imel Sabiğatin '' deyimi de sevinçten sana sarılarak seni öpen sana sarılan bir genç kız yada adamın bu davranışını hemen
kötüye yorumlamamak, başka yerlere çekmemek ve böylece olayı biraz geniş almak anlamında kullanılır.
Yine 34/11 de ''ve kaddir Fiysserdi'' cümlesinde FİYSSERDİ deyimi kitapta sadece burada geçer ve elif lam ra dizilimine uygun
yazılmıştır. Yapılan bir işin sadece o esnasını değilde o işin tamamını göz önünde bulundurarak TAKDİR etmeye ''ve kaddir
fiyssserdi' denilir. Lisede okuyan genç bir kızın var. sana bu kızın öğretmenine sımsıkı sarıldığını ve onu öptüğünü söyleseler ne
yaparsın? '' VAy oruspu ben sana ne yapacağımı bilirim '' mi diyeceksin ? yoksa biraz geniş düşünüüpte yüksek bir puan almıştır
sevincinden yapmıştır Mı diyeceksin? İşte allahın sana 34/11 deki emri '' Ve kaddir fisserdi'' dir yani İKİNCİ ŞIK tır.
Bu tür haleti ruhiyye durumlarında bile Rabbilalaemiyn işi başka noktalara çekilmemesi için 34/11 rin devamında ''va'melu salihan''
der. Yani SALİHliğinize Bu tür amellerde de dikkat edin der. Çünkü Ben yapmakta olduklarınzı BASAR ederim der.
32/1,2
''ELİF LAM MİM'' HİSİYATIMIZ
Sevgili kuran dostları:
Kuranilmi bir Hissiyat ilmidir. Kitab içindeki her bir deyim , KURANİLMİ adı altında AYRICA bir mana daha içerir ki işte bu
mana bizim insan olarak bir nevi hissiyatlarımızı tarif eder ve böylece bu deyim işte içerdiği bu ARTI MANA ile EVRENSEL hale
gelir.
İşte bu deyimlerden biri de Kitapta geçen ELİF LAM MİM dizilimidir. Bu dizilimlere geleneksel tefsir anlayışında ''HURUFU
MUKATTA'' yani ''KESİK HARFLER'' de denilir. Kilasik Tefsir anlayışına göre bunların manalarını 3/7 ye göre yalnızca allah
bilmektedir. Oysa ki bu iddia son derece CAHİLce dir ve MUKALLİT bir din anlayışının ürünüdür
Oysaki Elif lam Mim dizilimi bize hayatta karşılaştığımız olay yada insanların yada kitapta karşılaştığımız bu dizilime uygun
yazılmış deyimlerin aslında göründüğü yada bilindiği manada olmadıklarını yada olamayacağını bunların muhakkak arka planında
nelerin döndüğünün bulunması mecburiyetini anlatır.
Kitapta ELİF LAM MİM dizilimine uygun binlerce deyim bulunur. Essema(gök), El ğulam (oğul), Ennecm( Yıldız) , El
muminiyn ,El Muttakiyn deyimleri bunlardan sadece bir kaçıdır. Yani Rabbilalemiyn ESSEMA deyimiyle ''GÖK'' , El ğulam
deyimiyle '' OĞUL'', Ennecm deyimiyle ''YILDIZ'' ı kasdetmemektedir.
Peki bunlarla neyin kastedildiğini DOĞRU bir şekilde nasıl anlayacağız?
Sevgili Dostlar
Kitab içindeki her bir deyim bizim bir nevi PSİKOLOJİMİZİ anlatıyor ve bu şekilde bizim için ''KURAN'' hükmüne geçerek bize
18/82 de '' ŞİFA '' hükmüne giriyor. Böylece Kitap içindeki yaklaşık 17 BİN deyim bizim insan olarak hissiyatlarımızı EN İNCE
AYRINTISINA KADAR izah ediyor , Zayıf taraflarımızı yada hayatta karşılaşacağımız olaylar yada imkanlar karşısında nerelerde
zaaf gösterebileceğimizi bize anlatıyor ve bize ,bizim bu yöndeki zaaflarımızın nasıl kuvvetlendireceğimizi ,başka bir deyişle
hayatın muhtemel zorlukları karşısında nasıl dirençli hale gelebileceğimizi anlatıyor.
İşte ELİF LAM MİM dizilimli deyimler de bu yaklaşık 17 bin deyim içinde bulunmaktadır.
Peki bunlarla neyin kastedildiğini DOĞRU bir şekilde nasıl anlayacağız? Yada anladığımızn DOĞRU olduğunu nasıl anlayacağız?
Nasıl EMİN olacağız? Bu sorulara yüzlerce kez yüzlerce örnekle cevap verdik. Yazılarımızı CİDDİYET ve ISRARla takip edenler
bu sorulara cevap buldular.
Anlayıp belleyip (3) amel edip (5) kendini ve dış dünyasını bu doğrultuda düzeltebilenlere, değiştirebilenlere (7) selam olsun
İLM ,itibar/kıymet/ehemmiyet görmediği insanları terkeder. İlmin seni terketmemesini istiyorsan ona itibar göster.
Göstereceğin itibarın göstergesi ise 3,5,7 rakamlarıdır
3 rakamı: ilmin kafana yatmışlığını
5 Rakamı kafana yatan bu ilm ile amel etmeni
7 rakamı kafana yatan ve amel ettiğin bu ilm ile başta kendin olmak üzere
Aileni
Akrabalarını
Milletini
Devletini
ve tüm insanları düzeltmeni/ıslah etmeni tasfir eder.
Bunlardan özellikle 7 rakamı hayatında varolduğunda yapacağın tüm ıslah zamanla seni ve davranışlarını da ıslah eder. Dolayısıyla ıslah ettikçe
ıslah olur, ıslah oldukça da daha iyi ıslah edersin. Hülasa.
İLM yoksa sen bittin.
İLM var ama 3,5,7 yoksa yine bittin.
İlm var ,3 ve 5 de var. ama özellikle de 7 yok ise sen Hepten Bittin
Adın/Konumun FÜCCAR, Kitabın ise SİCCİYNUN olur.
Soru:
Ayetlere verdiğiniz manalar güzel ve evrensel olsa bile çok subjektif değil mi?
Yani bir başkası da sizin verdiğinizden başka bir mana veremez mi?
Cevap:
KURAN ve KURAN-I KERİYM
Hay hay. Eğer bir insan Kitap ile Kuran arasındaki içerik ve mana farkını anlayabilmiş ise ve kitaptaki tüm ayetlerin zaman , mekan ve Cinsiyet
farkı olmaksızın tüm insanların hissiyatlarında yer bulması gerektiğine ve bu şekilde de kitabın konjüktürel Kuranın ise evrensel olduğuna kitaptan
delillerini ( 38/29,12/27)görerek iman etmiş ise bu durumda bu kriterlere sadık kalacak şekilde farklı anlamlar verebilir. Yalnız bunların çok iyi
sorgulanması yada ilgili kişinin bunları çok iyi sorgulattırması gerekir.
Bizler çalışmalarımızda KURANı ortaya koyarız. Ancak bizim çalışmalarımızdan daha gelişmişi daha güzeli daha çok soruya cevap veren bir
çalışma var ise bu durumda bu daha güzel olan çalışma bizim ortaya koyduğumuz KURANı, KERİYM yani daha da gelişmiş hale getireceğinden
bizler bu KERİYM olan KURANa iman ederiz. Yeterki Kitabın bütünlüğüne sadık kalacak şekilde yapacağımız sorgulamalarımızdan başarı ile
geçsin.
Kuran, Keriymleştikçe güzel olur, güzeli bulur. Çünkü o güzeldir ve güzellere layıktır
6/ 92,155 , 38/29
KİTABÜN MUBAREKÜN YANİ ''MÜBAREK KİTAB '' HİSSİYATIIMIZ
Eğer MANA Kitaptaki şekille SENİN HAYATIN devam ediyorken oluşmuşsa ve sen de yaşadığın hayatta buna ŞAHİT olmuşsan işte
o zaman bunlara İMAN etme zorunluluğun var. Ancak senin hayatında MANanın ifade edildiği şekil hayatında yok ise bu durumda
MANAya iman edecesin ancak bu mananın hayatında kitabın anlattığı ŞEKLİ kısma değil başka şekillerdeki tezahür edebilen
kısımlarına iman edeceksin MANA her daim ŞEKLle buluşuyor. Ancak MANA tek , buluştuğu şekil ise binlerce olabilir. Kitaptaki
anlatılan ise bu şekilden sadece bir tanesi.Misal ''AHİRET'' kavramı. Bu kavram Bilinen şekliyle Ölümden sonraki hayat olarak
algılıyoruz değil mi? Oysaki Bu kavramın ŞEKLİ içeriği sadece bununla sınırlı değil. Bunu da içine alabilecek şekilde yaşadığımız
hayatta belki Şeklen binlerce kez ölüyoruz ve tekrara diriltiliyoruz. Buna en güzel örnek 6/122 dir
Ama sen kitaptaki ŞEKLİ kısmı TEK olarak alıp insanlara ''aha buna iman edeceksiniz yoksa cehenneme gideceksiniz'' diye
korkutursan senin yaptığın SULTANSIZ konuşmak olur ve sen bu halinle allaha karşı yalan yere iftira düzmiş olusun 18/15.
insanları HAYATLARINDA OLMAYAN şeylerle korkuttuğunda yada GÜDÜlediğinde yaptığın şey '' femen azlemu mimmen iftera
allahi keziben '' denilir ve böylece 18/15 in muhatabı olursun. Çünkü SULTANSIZ KONUŞUYORSUN
Onlara özellikle İSLAM adına ne anlatıyorsan bunları onların hayatlarında GÖSTER.
Onlara ALLAHı hayatlarında GÖSTER, MUHAMMEDi göster , EBU LEHEBi göster, MUSAyı göster, CANNIN ASA olduğunu
DENİZİN İKİYE ASA ile yarıldığını GÖSTER , CENNETi CEHENNEMi göster, ÖLDÜKTEN SONRA DEĞİL , HAYAT DEVAM
EDİYORKEN GÖSTERECEKSİN.
Onlara ASHABI KEHF i , Kaldıkları mağaraları, 300 sene nasıl kaldıklarını, Nuhu ve 950 sene nasıl yaşadığını NUH TUFAnını
insanların hayatlarında GÖSTER.
Tüm bunları Öyle bir göstereceksin ki GÖRECEKLER, HİSEDECEKLER, DOKUNACAKLAR, Emin olacaklar. İşte ATEİST bile
olsalar onları BÖYLE İKNA EDECEKSİN
Eğer bunları insanların hayatlarında gösterecek ilmin var ise işte bu ilme KURANİLMİ denilir. Eğer bunları gösterecek ilmin yok ise
sen insanlara DİN ADINA ne anlatıyorsun? Hikayeler ,Ütopyalar ,bilimkurgu, peygamberin seks fantazileri, matematiksel mucizeler
vs. Al bunları BAŞINA ÇAL.
Misal vereyim: NUH tufanı oldu. milyonlarca yıl önce su heryeri basmış herkes boğulmuş. Bugun bu TUFAN kitabın anlattığı şekilde
senin haytında var mı? YOK. O zaman bu ŞEKLİ kısma iman etme zorunluluğun da yok. Ancak işin Hissiyat kısmına dikkat et. :
EĞER BİR İNSANA YADA TOPLULUĞA KENDİSİNİ İFADE ETME HAK VE ÖZGÜRLÜĞÜNÜ TANIMAZSAN İŞTE O ZAMAN BU
İNSANIN İÇİNDE ÖYLE BİR TUFAN KOPARIRSIN Kİ , BU TUFAN SENİ DE ,O İNSANI DA O KAVMİ DE O COĞRAFYAYI DA
HELAK EDER.
Bunu Rabbilalemiyn bunu insan aracılığı ile de yapar,su ile de yapar , bomba ile de yapar, katliam yolu ile de yapar, yangın ile de
yapar, yapar da yapar. İşte sana NUH TUFANI, hem de hayatında bunları görüyorsun şahit oluyorsun Dikkat et. ŞEKLİ ARGUMAN
son derece geniş bir alternatife sahip.
MANA eğer doğru anlaşılırsa kendisinin ifa edilmesi için insana ŞEKLEN geniş alternatifler sunar. Buna KİTABÜN MUBAREKÜN
denilir 6/92,155.
İşte 6/92 de senden uyman isternilen kitap bu kitaptır. Yoksa elimizdeki 600 sayfalık Mushaf değil
Bize de buna UYMAK kalır 6/155. Çünkü bize HAYATIMIZ içinde gösterildi ŞAHİT olduk Ona DOKUNDUK, EMİN olduk. MUTMAİN
olduk.
Elhamdulillahi
Şirk yani LİSANİ ARABİ olarak ORTAKLIK deyimi KURANİ ARABİ olarak Bizlere İHTİLAFIn OLUMLU halini tasvir eder. Yani İyi ile
daha iyi yada daha iyi ile Eniyi arasındaki zaman /mekan/kalite/bilgi farkını verir.
Eğer daha iyiye yada en iyiye ulaşmada SAMİMİ değilseniz yada samimi olsanız bile Mükemmele ulaşma gayreti içinde değilseniz
yada Mükemmele ulaşma gayretiniz olsa bile süreçte samimi değil iseniz bu durumda ŞİRK normalde olumlu bir hissiyat iken artık
ZULME dönüşecektir. İşte kitapta 31/13 te geçen İNNE...LE... yazılımı bunu ifade eder. İNNEşşirke LE zulmen aziymen.
Eğer KURAN anlayışınızı MUSHAF MERKEZLİ oluşturmak istiyorsanız, ki buna da mecbur değilsiniz, o zaman her bir deyimde iki
adet içiçe geçmiş mananın varlığına iman etmek zorundasınız. Bu iki mana
1) Lisani Arabi mana
2) Kurani Arabi manadır. Bizler için EVRENSEL olanı Kurani arabi manadır. Bu iki mana türü her bir ayette MESANİ yani EŞGÜDÜM
içinde çalışır. Bu şekilde oluşturulmuş olan kitaba ise 39/23 te KİTABEN MÜTEŞABİHEN MESANİYE denilir.
Kitapta anlatılan ŞAHSİYETLER ve bunların İSİMLERİ üzerinden HİSSİYATlarımızı anlamaya çalışınız ki bu bakış açısı ile o
şahsiyetleri ve isimlerini MANA olarak ölümsüzleştirin. Böylece MANA ebediyyete kadar baki kalsın.
Yoksa senin ZEYD veya EBU LEHEB ile ne işin var?
Hatta Muhammed(AS) ile ne işin var? Onun kadınlarıyla kızlarıyla ne işin var?
Bir Allah düşünün ki bir kitap indirmiş ve kitapta Zaman ve mekan farkı olmaksızın tüm insanlara anlatmak istediklerini hep o dönemde
belli bir süre sonra ölecek adamlar üzerinden anlatmış.
Hadi sen akılsızsın ben akılsızım Ya Allah?
Allah ölecek adama YATIRIM YAPAR MI?
AHZAP-53
.........Allah’ın Resûl’üne eziyet etmeniz ve bundan sonra O’nun zevcelerini nikâh etmeniz ebediyyen (helâl) olmaz....
SORU: Bu ayette ne anlatılıyor.?
CEVAP:
33/53
RESULULLAH`IN EZVAC`I
Yani
ALLAH RESULUNUN EŞLERİ
HİSSİYATIMIZ
BUNLARI EBEDİYYEN NKAHLAYAMAMA HİSSİYATIMIZ
Eğer bir insan doğru yolda ise onu burada tutan ya da tutmaya çalışan eğer yanlış yolda ise de onu doğru yola çeken yada çekmeye çalışan ve her
insanda bulunan ona yaradılıştan verilen hissiyatlara resul, resul ya da resullerin yani bu hissiyat yada hissiyatların insanın kafasına, düşünce
sistemine sıfır hata ile yönlendirici ve ya yönetici olarak hakim olmasıyla sahip oldukları yada edildikleri konumlara da Resulullah denir.
Bu yüzden Kitapta RESUL ile RESULULLAH kavramları aynı şeyleri ifade etmezler
EZVAC ise: ''ya eyyuhennebiyyu innaaaa ahlelna leke ezvacekellatiyyyy ateyte ucuruhünne'': bir türk atasözü der ki '' yüksek tepelerde hem kuşa
hem de yılana rastlayabilirsiniz. Fakat biri uçarak diğeri ise sürünerek yükselmiştir. Eğer bir şey sürünerek yani daha çok bedel ödenerek
kazanılmışsa ödenen bu bedele 33:50 de ''ateyte ucuruhünne'' ,kazanılan,elde edilen hedefe ise yine bu ayette ezvac denilir. Yine bu sürecin
tamamına ise ''ya eyyuhennebiyyu innaaaa ahlelna leke ezvacekellatiyyyy ateyte ucuruhünne'' denilir..
• Ortaya konulan her KONTROLLÜ hayırlı amel yada düşünce resulullah hükmündedir.
• Bunları yapmaya çalışan insanlarda bunların ezvac`larıdır.
Bu hayr amelini ortaya koyanlara enayi gözüyle bakmak, onları hakir görmek resulullaha eziyet olur. 33:53`te bu yasaklanır. Ayrıca ortaya
konulan hayr amelini yapmaya çalışanları yani ezvacları, kişinin kendi cemaatiymiş gibi göstermesi yani insanların hayr yaparken onları tekeli
altına alma girişimi de aynı ayette yasaklanır. Buna “ve la tenkihu ezvacehü min ba'dihi ebeden” denilir.
Yani ortaya insanlara hayırlı olacak bir amel koyan kişi bu ameli yapmak isteyen diğer insanların kendine değil de ortaya konulan hayr`ı yapmaya
talip olduklarını bilmelidir.
Bu ayetin indiği dönemde 2 anlam taşıdığını biliyoruz. Bunlar; bilindik manada Resulullahın eşlerinin nikahlanamayacağı ve yukarıda yazılan
manadır.
Bu 2 mana, bu ayetin tevilini oluşturan maide yani sofra hükmündedir. Bu iki anlam indiği dönemde eşgüdümlü çalışır. Ancak günümüzde, ilk şık
geçerliliğini kaybeder fakat ikinci şıkkı o dönemden bu zamana iade ettirilir. Bu şekilde ayet anlam bakımından günümüze uyarlanır ve
hayatımızda yer bulur, buna iade ya da iyd yani bayram denilir 5:114.
Bu konumdaki kişi elbette ki bayram edecektir. Çünkü kitabın/ mushafın anlatmak istediğini bugün bile geçerli olabilen anlamını bulmuştur.
11/44, 38/31
EL CUDİ - EL CİYAD
NUHUN GEMİSİNİN CUDİ ÜZERİNDE DURMASI GEREKTİĞİ HİSSİYATIMIZ
Sevgili Dostlar
Kuranilmi bir Hissiyat ilmidir. Kitab içindeki her bir deyim , KURANİLMİ adı altında AYRICA bir mana daha içerir ki işte bu mana bizim
insan olarak bir nevi hissiyatlarımızı tarif eder ve böylece bu deyim işte içerdiği bu ARTI MANA ile EVRENSEL hale gelir.
İşte bu deyimlerden biri de kitapta sadece 2 yerde geçen ve aynı kökten türeyen EL CUDİ(11/44) ve EL CİYAD(38/31) deyimleridir.
Bu iki deyimden EL CUDİ olanı ilgili ayette NUH ve NUHUN GEMİSİ ile ilşkilendirilirken EL CİYAD olanı 38/31 de SÜLEYMAN Resul
ile ilşkilendirilir.
Sevgili Dostlar: bu deyimlerin bizim hangi hissiyatlarımızı tanımladığına geçmeden önce 11/44 deki ''ĞIYDELMAÜ'' yani mealen ''
Sular çekildiğinde'' anlamına gelen deyimi çözmemiz gerekir.
ĞIYD deyimi kitapta bir yerde daha geçer ki burası 13/8 de bulunan TEĞIYDU deyimidir. Bu deyimler aynı fiil kökünden türediği için
ve kitapta başka yazılımları bulunmadığı için birbirlerine verilen manayı MOTAMOT tastik etmek zorundadırlar.
Sevgili Dostlar: Demek ki önce önce 13/8 deki TEĞİYDULERHAMİ deyimini çözerek işe başlayacağız. Buradaki ĞIYD deyiminin
manasını bulduktan sonra bu manayı 11/44 de taşıyıp oradan da EL CUDİ deyiminin manasını bulacağız ve bu manayı da AYNEN
38/31 re taşıyacağız
ELERHAM deyiminin hem Elif lam mim ve hem de elif lam ra dizilimli yazıldığına dikkat ediniz. Geçen derslerden hatırlanacağı üzere
bu tür dizilimli yazılımlar hissiyatlarımızda
1) Gelirken aslında gitmeyi
2) Kazanırken aslında kaybetmeyi yada kaybederken aslında kazanmayı
3) sevinirken aslında üzülmeyi
4) Gülerken aslında ağlamayı yada ağlarken aslında gülmeyi ifade eder.
Bir Şairin dediği gibi '' AĞLARIM , AKLIMA GELDİKÇE GÜLDÜKLERİM'' ifadesi işte bu çift hurufu mukatta dizilimli yazılımların bir
deyimde AYNI anda bulunmasıyla ona yüklediği hissiyatı manayı tarif eder.
13/8 deki EL ERHAM deyimi önüne TEĞIYDÜ deyimini alarak bir insana HAYR yada MENFAAT yada bir KAZANÇ gelirken aynı
anda bir KAYIBının olmasını ifade edecek ve burada KAYIBı KAZANcın yada KAZANCı KAYIBın erhamı yapacaktır. Hattan örnekler
verelim
1) Babanızı kaybettiniz. Ancak babanız size 1 milyon dolar miras bıraktı gitti. Bu KAYIP aslında sizin KAZANcınızdır.
2) 20 yıldır baktığınız ÖZÜRLÜ bir çocuğunuz var. kalp krizi geçirdi öldü. Bu da sizin için bir kayıptır. ANcak bu ölüm '' Ölüsü olan bir
gün ağlar , delisi olan hergün ağlar' misali sizi bir ömür boyu ağlamaktan kurtaracaktır.
3) Dünyalar güzeli bir kızınız var. Görücüsü geldi. Damat maaşallah çok terbiyeli efendi ve zengin Amerikada yaşıyor. Kızınız
Amerikaya gelin gidecek ve ilk etapta 10 yıl gelemeyecek Onun için ağlıyorsunuz. Ama onun oraya gelin gitmesi size ve ona hem
maddi ve hem de manevi büyük kazançlar sağlayacak
İşte sevgili dostlar: Bir insanın babası öldüğünde doğal olarak üzülecektir. Ancak bir kaç gün sonra bu üzüntünün yerini artık yavaş
yavaş bu babadan kalan 1 milyon dolarlık servetin bu insana sağlayacağı menfaatlerin düşüncesi aldığında bu hissiyata 11/44 de
ĞIYDELMAÜ yani ''Suların Çekilmesi'' denilir. Sular tamamen çekildiğinde artık NUH bu kişide bu ölümün te'sirlerinden TAMAMEN
kurtularak ÖZGÜRleşecek ve Düşünce Dağarcığını yani FÜLKünü CUDİ üzerinde OTURTACAKtır.
O halde EL CUDİ denilen kavram bazı kayıplarımzın bize KAZANÇları da birlikte getirmesi durumunda İLK ETAPTA kayıplarımıza
üzülmeyi takiben belli bir süreden sonra artık üzülmeyi bırakıp ''ölenle ölünmez'' misali bu KAYIBIN bize biraktığı KAZANÇlarla iştikal
etmemizi tarif eden bir hissiyat olarak KURANİLMinde yer bulacaktır.
Eğer GEMİniz CUDİ üzerinde durmazsa bu durumda SUlar henüz çekilmemiş yani ''GIYDELMAÜ'' olmamış demektir. Yani siz
kayıplarınızın size sağlayacağı menfaati daha hala kayıplarınızı düşünmekten artık düşünemez hale gelmişsiniz demektir. Bu
durumda içinizdeki NUH hissiyatına, bu hissiyatının en büyük düşmanlarından biri olan VEDDEN yani SEVGİ (71/23) e itaat ederek
isyan etmiş olursunuz ve dünya ve ahirette Cehenneminizi yaşarsınız.
Unutulmamalıdır ki Nuh, Rabbilalaemiynin bir resuludür Rabbilalaemiynin herhangi bir resulune isyan etmek demek dünya ve ahiret
cehennemini yaşamak demektir.
O halde EYY KUL
Kayıplarına elbetteki ÜZÜLECEKSİN. Ama bu üzülme işini çok abartma. Bu üzüntü sürecini mümkün olan en kısa sürede atlatıp bu
kayıpların sana getirdiği KAZANÇlarla zihnini meşgul edeceksin Böylece 11/44 de göre SULAR artık ÇEKİLECEK ve NUH içindeki
GEMİ ile birlikte CUDİ üzerine OTURACAKTIR.
Peki OTURMAZSA ne olur? Peki Hala Kayıplarının derdinde olursan ne olur? İşte sevgili dostlar: Bu durum 11/42 ve 45 de NUH için
İBN yani NUHUN OĞLU hükmüne geçer. Bu ayet SADECE bilinen manasıyla NUHun OĞLUnun NUH ile birlikte GEMİye binmemesi
dolayısıyla KAFİR olduğunu anlatmaz. Zaten bu mana şu anda işimize yaramaz Çünkü KONJÜKTÜRELdir Yani olup bitmiştir. Ancak
bu ayetin bir de EVRENSEL yani KURANİ manası vardır O da:
NUH, tufan esnasında kendi toprağını, evini , arsasını da kaybeder. Ancak bu KAYIP ona KURTULMAsını da birlikte getirir. TUFAN
esnasında heryeri su bastığı için burada NUH i kayıplarının ona sağlayacağı yada sağladığı menfaati, daha hala kayıplarını
düşünmekten artık düşünemez hale gelmiştir. İşte bu KAYIPLARI onun İBNi hükmündedir ve Rabbilalaemiynden bunun
kurtarılmasını istemektedir. Tabii olarak da rabbilalaemiynden de azar işitmiş ve ikaz almıştır
İçimizdeki NUH da kolay kolay İBNinden yani oğlundan vazgeçmez. Ama muhakkak vazgeçmelidir. NUH oğlundan vazgeçmediği
sürece GEMİ asla ve asla CUDİ ÜZERİNE OTURMAZ.
CUDİ deyimine verilen mana 38/31 de geçen EL CİYAD deyiminde de AYNEN yerine oturur ve bu kez SÜLEYMANı muhatab alır.
Böylece artık Kayıplarının sana getirdiği kazançlarla ilgilenmek gerektiği konusunda ZİHNİni nasıl özgürleştirdiyesen ve böylece
GEMİni CUDİ üzerine OTURTmayı başarabildiyen GÜCünü de bu yönde aktifleştireceksin.
SÜLEYMAN resul GÜÇ melekesidir. Bu güç Hayal gücü , Aşk gücü , sosyal güç, Psikolojik güç, Ekonomik güç, İnanç gücü ,siyasi
güç olarak hayatımızda ve hissiyatlarımızda yer bulur. İşte 38/31 de GÜCünü ,kaybettiğinin sana olan GETİRİLerini daha hala
kaybettilerinin etkisinde olman dolayısıyla TOPARLAYAMIYORSAN bu durumda bu GETİRİler bir perdenin arkasına kaçacak ve
orada sen GÜCÜnü toparlayıncaya kadar kendini göstermeyecektir.
Yani Süleyman CİYAD deyimi ile NUH ise CUDİ deyimi ile muhatab edilerek her ikisi de HALA KAYIPLARINI düşünerek HATA
yapmışlardır.
O halde EYY KUL:
Ölenle Ölünmez, gidenle gidilmez, işine gücüne bak, hayat devam ediyor.
Bunu yapmak çok zor bir şey. rabbilalaemiynin 2 resulu de bu konuda zaafiyet gösterdi ve hala da gösterebilir. Ama düzeltildiler ve
düzeltirler.
Ya DÜZELİRSİN yada CEHENNEMİni yaşarsın
GEMİSİNİ MÜMKÜN OLABİLEN EN KISA SÜRE İÇİNDE CUDİ ÜZERİNE OTURTABİLENLERE SELAM OLSUN
KAYIPLARINI TAKİBEN GÜCÜNÜ MÜMKÜN OLABİLEN EN KISA SÜRE İÇİNDE TOPARLAYABİLENLERE SELAM OLSUN
Hasılı ,NUH ve SÜLEYMAN a SELAM olsun
Kitapta KARDEŞ anlamına gelen 2 arapça kavram vardır Bunlar UHTE yani KIZKARDEŞ, AHİY-İHVET yani ERKEK KARDEŞtir. Bu
kavramların lisani arabi manasıdır KURANİ MANASI değildir
AHIY(ERKEK KARDEŞ)
VE
UHTE (KIZKARDEŞ)
HİSİYATLARIMIZ
AHIY'' yani ''ERKEK KARDEŞ'' deyimi de bizlerin bir nevi hissiyatını tarif eder. Buna göre seni AYNI ANDA tamamlayan unsurlara AHİY
denilir. Eğer benim aklıma gelen şey aynı anda senin de aklına gelmişse bu şey bizleri kendisi için AHIY yapar
UHTE yani KIZKARDEŞ deyimi de bizlerin bir nevi hissiyatını tarif eder. Buna göre seni AYNI ANDA tamamlamayan unsurlara UHTE denilir.
Eğer benim aklıma gelen şey aynı anda senin de aklına gelmemişse bu şey bizleri kendisi için UHTE yapar
Şİmdi de bu ayetteki EL MUMİNUNE deyimini konuşalım
KAD EFLAHELMUMİNUNE
EL MUMİNUN FELAH BULMUŞTUR
Eğer bir insan işinde samimiyetle ve mükemmele ulaşmak için çaba gösterir ve bu süreçte nefsini /dünyevi hırslarıını işin içine katmazsa yaptığı
işe ait görünmezleri kendisi için görünür hale,bilinmezleri ise bilinir hale getirilir.
Böylesi bir durumda NİHAİ olarak kişiye o işi ile ilgili verilen bu ödüller onu EL MUMİNUNE hissiyatına taşır
İşte İLMİ olarak seni AYNI anda Tamamlayan ve seninle AYNI İLM sevyesine sahip olan müslümanlar birbirlerinin İHVETİ olurlar.
EL MUMİNUNE olan insanlar İLM konuştuklarında biri daha lafını bitirmeden diğeri hemen onu tamamlar
Hepsi aynı anda aynı tevili tastik ederler
Bu tastik RESULle birlikte olan EL MUMİNUNE lerin RESULu tastik etmeleri şeklinde de olur
Amenerresulu bima unzile ileyhi min rabbihi VELMUMİNUNE
EL MUMİNUNE grubuna ERRASİHUNE olanlar yani İLİMDE DERİNLEŞMİŞ olanlar da denilir. ERRASİHUNE bunlar arasından çıkar 3/162
Yani 49/10 da bilinen manada bir kardeşlik yok İLM ve ÇİLE KARDEŞLİĞİ var
YUNUS SURESİ 78. AYET İLE HİSSİYATLARIMIZA IŞIK TUTMAYA DEVAM EDELİM…
Kâlû e ci’tenâ li telfitenâ ammâ vecednâ aleyhi âbâenâ ve tekûne lekumâl kibriyâu fîl ard * ve mâ nahnu lekumâ bi mu’minîn*
Bizi atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeyden döndürmeye mi geldiniz? meali verilen bu ayetin hangi hissiyatımızı tarif ettiğini
öğrenmek için ilgili birkaç ayete daha danışacağız.
Ayette geçen “KALU e ci’teNA…”,”bize dediler”, Musa ve Harun tarafından birlikte söyleniyor. Ancak Musa, Harun ile çalışırken
zorlanırsa bu durumda Musa’nın ahisi Muhammed olur. Muhammed ile Musa fizyolojik olarak kardeş olamazlar tabii ki aralarında
asırlar var, biz her zaman olduğu gibi kitabın içindekileri gerçek anlamıyla yani hissiyat olarak anlamaya gayret ve devam ediyoruz.
Musa’nın kardeşi bazen Muhammed olabiliyor. Bu ayette Musa’ nın kardeşinin Harun olarak belirtilmemesinin sebebi bu.
7/142 de ise açıkça Musa’nın ahisinin Harun olduğu belirtiliyor ”..ve kâle mûsâ li ahîhi hârûn..” 10/87 de “Ve evhaynâ ilâ mûsâ ve
ahîhi en tebevveâ li kavmikumâ bi mısra buyûten vec’alû buyûtekum kıbleten ve ekîmus sâlate, ve beşşiril mu’minîn” Musa’nın
ahisinin ismi yine belirtilmiyor.. Biz zaten biliyoruz ki, Musa’nın kardeşi Harun diyemeyiz. Eğer öyle olsaydı 7/142 deki gibi net
belirtilmesi gerekirdi.10/87de neden belirtilmiyor, çünkü Harun olabilir de olmayabilir de. 10/87de aynı anda hayr fedakarlığa,
fedakarlık da hayra dönüşebildiği için Musa’nın ahisi Muhammed’dir. Bunu ayetteki” ve beşşiril mu’minîn”den anlıyoruz ki;
Elmüminiyni müjdeleme deyimi 15/88 de belirtildiği gibi “Lâ temuddenne ayneyke ilâ mâ metta’nâ bihî ezvâcen minhum ve lâ tahzen
aleyhim vahfıd cenâhake lil mu’minîn” sadece Muhammed’e ait bir konumdur. Elmüminiyn sadece Muhammed(fedakarlık) ile
Elmüminune dönüşür. Rabbilalemine uygun yaşayan ve istikrarla fedakarlık eylemi yapan insanlar El müminiyne’dir, bu sürecin her
evresini ellerinden geldiğince, olabildiğince başaran insanların ilim ile ödüllendirilmiş konumlarındaki ünvanları ise Elmüminune’ dir.
9/111de “el mu’minîne” Muhammed ile özleşmiştir.”İnnallâheşterâ minel mu’minîne enfusehum ve emvâlehum bi enne lehumul
cennet * yukâtilûne fî sebîlillâhi fe yaktulûne ve yuktelûne va’den aleyhi hakkan fît tevrâti vel incîli vel kur’ân*ve men evfâ bi ahdihî
minallâhi * festebşirû bi bey’ıkumullezî bâya’tum bihî * ve zâlike huvel fevzul azîm”. Zebur, Tevrat ,İncil ve Kur’an Muhammed
hissiyatı ile hareket edildiğinde bir arada olabilirler.
Kitapta 2 tane kardeş kelimesi vardır. Ahi ve Uhte .. Bir işi diğer kişiyle aynı anda yapan, bir şeyi aynı anda söyleyen veya
tasdikleyen, diğerinin her türlü aynı anda yanında olup ona iştirak edene AHİ denir Bir masayı 2 ucundan tutup aynı anda kaldırmak
gibi..
“İnnemel müminine ihvetün” = Bir şeye baktıklarında aynı anda aynı şeyi görürler, söylerler ve tasdiklerler. Buna birbirine Ahi olmak
denir.
Bir işi ,sözü, tasdik ve yardım eylemini diğeri ile aynı anda yapmayan , ona daha sonra iştirak edene UHTE denir. Masayı
sürükleyerek götürürken sonradan yardıma gelen kişinin konumudur Uhte. Geride kalmaktır.
Biz yine Musa’nın kardeşi deyimine dönecek olursak 19/28de Meryem’e “Yâ uhte hârûne …”diye hitap edildiği belirtilir ki bunu fiziksel
olarak anlamamız mümkün değil. Meryem’in Harun adında bir kardeşi yok, kitapta geçen bütün Harun’lar Musa’nın kardeşi olan
Harun’dur ve bunun tersini söyleyen mealler tamamen Tevrat ve İncil’den alıntıdır. Hem Meryem’in Harun adında bir kardeşi olsa bile
neden çok daha uygun tabirle İmran’ın kızı Meryem diye anılmıyor diye de sormak lazım.
Bu ayette” “Yâ uhte hârûne ..”diyenler vahyi aynen bizler gibi hissiyat olarak anlamış insanlardır. “Uhte Harun” deyiminin, istikrarlı
güzel bir geçmişin kişinin mazisinde kaldığı intibası verdiğini anlamışlar ve kucağında bir bebekle çıkıp gelen namuslu Meryem’e
“bugüne kadar istikrarla devam ettirdiğin namuslu hayatını geride bırakmışsın gibi bir izlenim içindeyiz” mesajı veriyorlar.. Ancak
Meryem hiçbir zaman Harun’un uhtesi olmadı, kucağındaki bebekle birlikte verdiği görüntü dolayısıyla millet onu “uhte hârûne “olarak
görüyordu.. Gerçekten “uhte Harun“ olmak kötü bir şey..
Devam edeceğiz. Selam ile…
KİTAPTA:
Ne CAMİİ kavramı var?
Ne KÜLLİYE kavramı var
Ne de Namazın nasıl kılınacağının ŞEKLİ izahatı var?
Eğer Hayr ve Güzellik adına İŞİNİZ her ne ise:
Doktorluk
Eczacılık
Askerlik
Müdürlük
Şöförlük ve daha sayamadığım binlerce mesleği USULUNE UYGUN yaparsanız İSLAMINyani KURANın emrettiği namazı kılmış
olacaksınız. Böylece Sevabınızı /Mükaafatınıızı Akibet ve Ahirette TAM olarak alacaksınız
Eğe CAMİİ inşaa edersiniz
Eğer bilinen manada NAMAZI kılarsanız bu KURANIN yani İSLAMIN emrettiği namaz şekli olmadığından böylesi bir şekil VAHY
üzere değil de TERCİHlerle belirlenmiş olduğundan ama yine de Allah rızası için ifa edildiğinden elbetteki bunun da sevabı olacaktır.
Ancak bu sevab yukarıda KURANın emrettiği namazın sevabından çok çok düşük olacaktır.
Eğer Kuranın emrettiği namazı kılar bunun dışında camiilerde kılnan namazı hiç kılmazsanız size yine cennet var
Eğer Kuranın emrettiği namazı kılar bunun dışında camiilerde kılnan namazı da kılarsanız size yine cennet var. Ancak Bu cennet
Camiilerde kılnan namaza istinaden değil kuranın emrettiği namazı kıldığınız için size verilir
Eğer Kuranın emrettiği namazı kılmaz Camiilede kılnan namazı kılarsanız bu durumda size cehennem var.
Unutmayınız:
Kitapta yada kuranda olsun yada olmasın Bir eylem yada söylem ALLAH RIZASI için yapılmışsa buna kesinlikle sevap verilir
Ancak Sevabın DERECESİ ve AĞIRLIĞI ilgili eylem ve söylemin KURANİ olması yada olmamasına göre değişir
İHVANİKÜM FİYDDİYN
9/11,3/5
''DİNDE KARDEŞ OLMA'' hissiyatımız
Sevgili Dostlar
Kuranilmi bir hissiyat ilmidir. Kitaptaki arapça lisan üzerinden bizlere ifade edilmeye çalışlır. İşte bu cümlelerden biri de kitapta 2
yerde (9/11,33/5) geçen ''İhvaniküm fiyddin'' yani dinde kardeş olma cümlesidir.
Eğer hepimizi ilgilendiren ortak bir ZARAR yada ortak bir MENFAAT için farkılıklarımızı unutup bu zararı defetme yada bu menfaate
ulaşmak için kenetlenme ihtiyacı duyarsak işte bu noktada bizlere hükmeden hissiyata DİNDE KARDEŞ OLMA denilir.
Hayattan Örnekler:
1) Fenerbahçe yada Galatasaray taraftarı olabilirsiniz. Hatta biribirinize aşırı fanatikliliğinzi dolayısıyla düşman bile olabilirsiniz. Ama
sözkonusu Milli takımın maçı olduğunda aranızdaki husumeti bırakıp kenetlenmelisiniz.
2) Söz konusu VATAN ise gerisi teferruattır dediğinizde ve buna istinaden de tüm ayrışma ve kamplaşmalarınızı bir köşeye bırakıp
TEK YÜREK olduğunuzda size hükmedecek olan bu fıtrı hissiyata DİNDE KARDEŞ OLMA denilir.
Dinde Kardeş olma ile Mumilerin (El Muminune) 49/10 da birbiriyle kardeş olmaları aynı şeyleri ifade etmez.
Dinde kardeş olmanız gerektiğinde muhatabınızn sizinle aynı dinden olması da gerekmez
Ancak her iki KARDEŞ OLMA türü de bizlerin OLUMLU HİSSİYATLARIMIZdandır
BAYRAM - İYD
Kitapta BAYRAM diye bir ibare vardır. İADE deyiminden türetilen IYD deyimi 5/114 de geçer. Gerek GEÇMİŞ(evvelina) ve gerekse
GELECEK(ahirina) içerikli ayet yada söylevlerin günümüzü de ilgilendiren manalarının bulunarak bu güne entegre olabilecek şekilde
bunların ortaya çıkarılması anına bir müslümanın bayramı yani IYDi denilir 5/114.
Geçmiş ve gelecek içerikli bu ayetler aslında günümüzü de ilgilendiren manalara sahiptirler. İşte içerdikleri bu ÇİFT MANA lar
dolayısuyla bu ayetler MESANİ olurlar. Ama bu ayetler içindeki GÜNCEL manayı yakalarsan işte buna MESANİYEden İYD yani
İADE yani BAYRAM denilir ki 5/114 de bu anlatılır.
ALLAHÜ
LİLLAHİ
RABBİLALAEMİYN
Sevgili Dostlar
Kainatı yaratan Şekli GÜÇ kitapta LİLLAHİ adını alır. Bu LİLLAHİ kainatı yarattıktan sonra Yarattığı kainata kendisini SİSTEMLeştirerek
dağıtır.İşte bu sisteme Rabbilalemiyn denir. Dikkat buyurunuz Artık Lillahi ile Rabbilalaemiyn aynı şeyleri ifade etmeyeceklerdir
Bu sistemleşmenin sebebi bizlerin LİLLAHiyi ŞEKLEN değilde SİSTEM ÜZERİNDEN tanımamızı sağlar. Bu sistem bizlere bahşedilen akıl
mantık gibi yetiler üzerinden anlaşılabilmektedir.
SİSTEMin kainat üzerinde 4 önemli görevi vardır 1) Kontrol 2) Koordinasyon 3) İstihbarat 4) Güzellik
Bir insan için herşey işte bu GÜZELLİKLeri algılaması ile başlıyor. Bu güzelliklere Kitapta ALLAHÜ denilir.
Bakınız LİLLAHİ ile ALLAHÜ aynı şeyleri ifade etmiyor.
Bizler DİREKT olarak LİLLAHİyi anlayamayız. LİLLAHİ yi RABBİLALAEMİYN aracıığı ile, RAbbillaemiyni de içinde barındırdığı Güzelliği
ile yani ALLAHÜ ile biliriz
Eğer Hayattaki GÜZELLİKLeri göremez isek bu durumda Rabbilalaemiyni ve dolayısıyla da LİLLAHİ yi asla tanıyamayız.
O zaman da TEVHİD ŞUURUmuz oluşmaz. Çünkü TEVHİD cümlesi LE İLAHE İLLALAHÜ şeklindedir ve ALLAHÜyü muhatab alacak
şekilde oluşturulmuştur.
Eğer ALLAHüyü zamanında farkedemez veya etsek bile gereğini yapamaz isek ALLAHÜ ölür. Bu durumda Alemlerin Rabbi bizlere'' size o kadar
güzellik sunduk ülen niye kıymetini bilmediniz?'' diyerek bizi CEZALANDIRIR. Bunu söylerken RABB hükmündedir.
CEZALANDIRMA işlemi için kendi içinden bir ŞEKLİ UNSUR belirler ve Alemlerin Rabbi kendini bu şekli unsur üzerinde(fırtına sel trafik
kazası vs vs) LİLLAHİye çevirerek bizleri DUMAN EDER. Bu işlemde ise alemleri rabbi artık RABB olmanın da ötesine giderek İLAHa
dönüşmüştür.
RABB bizleri sadece SUÇLAR. Ama işin CEZA kısmını İLAH yapar
O halde biri size RABB ile İLAH arasındaki fark nedir diye sorulduğunda vereceğiniz cevap da bu şekilde ortaya çıkar.
Yani RABB savcıdır İddianeme hazırlar ve bizi SUÇLAR. Cezayı veren ise HAKİMdir yani İLAH tır.
Yada RABB sizi Cennet ile müjdeler. İLAH ise size Cenneti verir
Sevgili Dostlar
TUŞRİK BİLLAHİ ( ALLAH ORTAK KOŞMA NASIL OLUR?)
5/72.31/13
Allah İnsanı değil İnsan Allahı yaratır. Bu yaratılışı sadece insan yapmaz. İnsan dışındaki diğer canlılar da yapar. Ancak insanın
Allahı yaratışı hem daha hızlı hem de daha çok nispette olur.Bu yüzden Rabbilalaemiyn İNSAN IRKına özel bir önem verir
Bu yaradılış İNŞAA yani ŞEKLEN olmaz. CEALE yani ''ENERJİ'' şeklinde olur. İnsan ırkı da dahil olmak üzere tüm canlıların
Samimice,Canı gönülden İhlas ile yaptığı/yaptığımız her türlü hayr ve hasene ve fedekarlıklar evrene yani Rabbilalaemiyne yani
varlığına şahid olduğumuz SİSTEMLER BÜTÜNüne işte bizlerin ''ALLAH'' diye bildiği bu ENERJİyi salıveriir.
Bizler tarafından yaratılan ve SOYUT olan bu enerji yani ''ALLAH'' ,Rabbilalaemiyn tarafından evrende yani Rabbilalaemiynin kendi
içinde
İnnallahe
Vallahi
Allahe
Billahi
Minallahi
İlallahi
Alallahi
İndallahi
Gayrillahi
Dunillahi
Tallahi
Fallahü
Fiyllahi
Maallahi
Ba'dallahi
Şeklinde dolaştırılarak aynı tür enerjiyi başka insanların da üretmesi için kullanılır. İnsan olarak kim ki bu enerjiyi üretirse ALLAHı
CEALE yani ''Soyut'' yani CEALE türünden yaratmış olur. Bu yaradılışı bu Yolla yapan insanlar kendileri darda kalırsa yada yardıma
ihtiyaçları olursa Rabbilalaemiyn bu kez kendisini Soyut olarak yaratılmış ALLAHa istinaden Somut yani ŞEKLİ yani İNŞAA türünden
her insanın rahatlıkla varlığına şahid olabilceği/gözüyle görebileceği /gösterebileceği Allaha çevirir. Bu son ve İŞBİTİRİCİ Allaha ise
LİLLAHİ denilir.
Kim ki Bu enerjinin insanlar tarafından SOYUT olarak yaratılmasına ENGEL OLMA yada YAVAŞLATICI türden eylem yada
söylemlerde bulunursa yaptığı bu işe ALLAHA ORTAK KOŞMAK yani ''TUŞRİK BİLLAHİ'' denilir. Bu yapanlara 5/72 de CENNET
HARAM KILINIR.
O halde Kendimizi Kurtarmak için ŞEKLEN karşınıza çıkmasını umud ettiğimiz ALLAHInmzı istiyorsak Rabbilalaemiynin bizlerden
yaratmamızı umud ettiği ALLAHı SOYUT yani ENERJİ olarak yaratıp ona teslim edeceğiz.
Bu Enerjiyi hem yaratacağız hem de yaratılmasında katkıda bulunacağız
Tüm bunları yaparken de Rabbilalaemiyne sımsıkı yapışacağız.
Unutmayınız
Yarattığınız Allah ne kadar çok ve kaliteli olursa olsun Eğer Rabbilalaemiyn kriterlerine uygun olmazsa rabbilalaemiyn bunu sizin
adınıza kabul etmez size onu geri iade eder.Bu da başınıza bela olabilir
Mushafta Bir harf, bir okunuş değişikliği bile MANAYI DEĞİŞTİRİYOR. Eyy Müslüman
Sen ise UTANMADAN, Pervasızca ayetin orjinalinde olmayan deyimleri ayete ekleyerek sanki bu deyim burada varmış gibi
manalandırıyorsun.
Bizlere karşı KARŞI DELİL mi getireceksin? Hay hay. Başımız üstüne, Ama önce getireceğin karşı delil ayeti her ne ise onun orjinal
yazılımına sadık kal.
Olmayan deyimleri sanki ayet içinde varmış gibi yada olan deyimleri sanki ayet içinde yokmuş gibi mana verme.
Zamanında sen iyi sorgulamadığın için sana yutturmuşlar
Ama bizden GEÇMEZ.
Tedebbür ciddi iştir. Getirilen karşı delil ayeti ESAStan incelemeden önce USULden inceler
EL KURANÜ
EL KURANE ve
MUHAMMED (SAS)İN HEM EVRENDEN VE HEMDE İÇİMİZDEN BİZE TELKİN ETTİĞİ HADİYSLERİ
TEDEBBÜR İLMİ VE MUHAMMEDİN (AS) HADİSLERİ
Sevgili dostlar:
Eğer bir insan Sadece ve sadece elimizdeki MUSHAFı esas alarak ''YALNIZCA KURAN'' iddiasıyla ortaya çıkarsa bu kişi ''KURAN''
kavramının anlamını henüz anlayamamış bir ilm fukarasıdır.
Elimizdeki mushaf içinde bulunan kuran türü EL KURANÜ dür. Bu kuran türü BİRİNCİL olarak bizim İNSAN olmamız nedeniyle bir
nevi hissiyatlarımızı tarif eder. Bizlerin MUSHAF içinde bulunan ve birincil amacı bizim ruh halimizi, hissiyatlarımızı anlatmak olan EL
KURANÜ şeklindeki KURAN dışında bir de EVRENe ait olan ve yaşanılan hayat içinde veya olaylar içinde bulunan ve BİRİNCİL
olarak evrene ait hissiyatları anlatan bir KURAN şeklin daha vardır ki buna da EL KURANE denilir.
Her iki KURAN türü de Muhammede indirilir. Bir işi öğrenmek isteyen biri bu işe FEDEKARCA sarıldığında bu işin bilinmeyenleri bu
kişi için bilinir hale görünmeyenleri ise görünür hale getirilir. Bu iş , EMLAKÇILIK, DOKTORLUK, TERZİlik, TORNACIlık KAYNAKÇIlık
AVUKATLIK ve daha binlercesi hükmünde olabilir. Tüm bu mesleklerde kişi bunları öğrenmek için FEDEKARCA çaba harcadığında
17/26 ya göre Muhammede AKRABA olur. Rabbilalaemiyn ,muhammede, kendisine AKRABA olmuş bu kişilere haklarını vermelerini
emreder. işte bu HAK bu mesleklerin PÜF NOKTALARI hükmündedir ve özellikle bu mesleklerde EL KURANE şeklinde muhammed
aracılığı ile kişinin gerek içinden ve gerekse evrenden gelen TELKİNlerle muhataba verilir. Bu telkinlere MUHAMMEDin HADİYSleri
yada KAVLi de denilebilir.
Mushaf içindeki EL KURANÜ elde etmek için kişi yine fedekarca çalışmalıdır. Böylece MUSHAF içindeki deyimlere yerleştirilmiş
bulunan EL KURANÜ bu kişi için aşikar hale getirilir.
El kuranü -Muhammed ilişkisi için 6/19 za Elkurane- Muhammed ilişkisi için 20/2 ye bakabilirsiniz
Her iki Kuran türü de sahibine CENNETi yaşatır.Eğer bir insan EL KURANE ye ağırlık verir de EL KURANÜ yü ES geçerse
rabbilalaemiyn ona dünyada yaşayacağı BELKİ cenneti bahşeder. Ancak kişi bu cennetten istifade edemez Çünkü kendi iç
dünyasında çatışma halindedir. Çoğu insanlar EL KURANE açısından ZİRVE de olmasına rağmen EL KURANÜ den mahrum
kaldıkları yada oldukları için yine MUTLU olamazlar. Çünkü rabbilalaemiyn bunlara VERMİŞ ancak bunlar bunu HUZURLA
yiyememektedirler. Böylece bu tür İnsanların herşeyleri olmasına rağmen MUTLU olmazlar. İşte KAPİTALİZM denilen sistemin insanı
getirdiği durum da bundan ibarettir.
Rabbilalaemiyn öncelikli olarak EL KURANÜ üzerinde durmamızı emreder. daha sonra da EL KURANE ye el atmamızı emreder. Sen
ADAM olamadıktan sonra Sana cennet verilse ne olur? Bu yüzden Çocuklarımıza okullarda TEMEL EĞİTİM olarak bir meslek
öğretilmez. ERDEMLİ bir insan olmanın temelleri öğretilir.
Muhammedin HADİYS yada KAVL şeklindeki telkinleriyle MUSHAF içindeki EL KURANÜ yada EVREN içindeki EL KURANE bunları
anlamk için FEDEKARCA çalışmış kişiye aşikar hale getirilir. Bu 2 kuran türü de kişinin hayatında bir UYUM içinde çalıştığında bu
kişi SİLM üzere bir hayat yaşar,
Çağlar boyunca Muhammed, Hadiys, Kitab ,kuran gibi kavramlar hep ŞEKİL üzerinden anlaşıldığı için bu tür bir Muhammed
anlayışına ait bir HADİYS ilmi türetilmiş ve ümmete bu GEREKSİZ ilm ve buna istinaden yazılmış milyonlarca hadiyslerle zaman
kaybettirilmiş ve aklı çelinmiştir. Maalesef günümüzde bile Bu çelinmişlik devam etmektedir. KURAN kavramının ne olduğıunu
anlayamadan ''YALNIZCA KURAN'' diyenler Muhammede ait olduğu iddia edilen HADİYSleri redetmekte ve büyük bir KÜFR ve
yanılgı içine girmektedirler. Yine KURAN kavramının ne olduğunu bilmeden ''HADİYSLER OLMADAN KURAN ANLAŞILMAZ''
diyerek yine Muhammede ait olduğu iddia edilen hadiyslere Sımsıkı sarılanlar da büyük bir KÜFR ve yanılgı içindedirler. Bu 2
gurubun da ORTAK ÖZELLİĞİ ''ŞEKİLCİ'' olmaktan kurtulamamış din anlayışlarıdır
Bir Musluman ŞEKİLCİ Bir din anlayışına sahip olmadığı ve KURAN, KİTAB, MUHAMMED gibi gibi tüm kavramları EVRENSEL
MAHİYETTE bir hissiyat hali olarak algıladığı ve anladığı için MUHAMMEDe ait HADİYSİ ŞERİFlere İMAN eder ve asla redetmez.
Çünkü bunlar 17/26 ya göre Muhammede AKRABA olmuş kişilere verilecek olan İLMin yani KURANın TELKİN EDİLME şekilleridir.
Eğer Muhammede ait HADİYSler olmazsa KURANilminin Muhammedten KULa geçişi sağlanamaz
Anlayıp , belleyip (3) amel edip (5) kendini ve çevesini bu doğrultuda değiştirme gayreti içinde olanlara ( 7) selam olsun
EYY MÜSLÜMAN
''Kuran'' sözkonusu olduğunda Kuranın ayetleri seni Kadın yada Erkek ,Evli yada Bekar olarak görmez,
Arap yada Türk yada ingiliz yada amozon yerlisi olarak görmez,
1400 sene önce yada beş milyon sene önce yaşamış yada beş milyon sene sonra yaşayacak biri olarak görmez,
İlk yaratılan insan yada kıyamete koparken yaşayacak bir insan olarak görmez,
Bir zamanlar Peygamber olarak gönderilmişsin yada normal bir insan olmuşsun bunu dikkate almaz
Kim olursan ol, hangi dili konuşursan konuş,hangi coğrafyada yada hangi zamanda yaşarsan yaşa eğer söz konusu KURAN ve KURANIN
AYETLERİ ise Senin FITRATın , Manevi dünyan muhatab alınmıştır.
İslam bu KURAN aracılığı ile tüm insanların hatta tüm canlıların dini olur
''Kitap/Mushaf'' sözkonusu olduğunda Kitabın ayetleri SADECE
Arapları muhatab alır
Arap diliyle indirilmştir
Arap Coğrafyasına indirilmştir
İslam bu kitap/Mushaf aracılığı ile sadece ARAPLARIN DİNİ olur.
O zaman ne yapacaksın? Bir kere Mushafta her bir ayetin kendi içinde 2 adet ayet içerdiğini bileceksin. Bunların :
27/1 de KURANIN AYETLERİ
15/1 de KİTABIN AYETLERİ şeklinde tasnif edildiğini de bileceksin.
Böylece her bir ayet içinde bulunan bu iki ayet türünden sana KURANIN AYETLERİnin lazım olduğunu bileceksin. Kitabın ayetlerinin SADECE
bu kitabın İndirildiği
Coğrafyayı
Lisanı
Kültürü
muhatab aldığını ve bu yönüyle de bu ayet türüne fazla itibar edilmemesi gerektiğini de bileceksin.
Bunları bileceksin ve bu şekilde de iman edeceksin ki Tedebbür ilmi sana fayda sağlasın
35/29
YETLUNE KİTABALLAHİ VE EKAMUSSALATE VE ENFİKU MİMMA REZEKNAHÜM
''ALLAHIN KİTABINI OKUMA'' HİSSİYATIMIZ
Sevgili dostlar
Kitabı okumak ile Allahın kitabını okumak bizlerde aynı şeyleri ifade etmez. Bir insanla yada ortamla yada hayatla yada eşinizle yada işinizle yada
DEVLETle HAYR adına ASGARİ MÜŞTEREKlerini belirlediğnizde İşte bu asgari müştereklerinize KİTABALLAHİ denilir. Bundan sonra buna
sımsıkı sarılmanız ve şart ne olursa olsun bundan taviz vermemeniz /verdirtmemeniz gerekir. İşte olağanüstü durumlarda bile bu asgari
müştereklere uymak bunu gündem etmek/insanları yada muhatablarımızı da bu yönde ikna etmemizin gerekliliği 35/29 da '' innelleziyne yetlune
kitaballahi'' denilir. Bu asgari müşterekler vatandaş ile devlet arasında karşılıklı mutabakatla sağlanan bir ANAYASA METNİ de olabilir. İşte
buna uyulması ve bu süreçte bunun da USULUNE UYGUN yapılması yine aynı ayette ''ve ekamussalate'' olarak yer bulur. Asagari müştereklerin
yada anayasının dışına çıkanlar yada çıkma konusunda nefislerine uyan insanlara bu ASGARİ MÜŞTEREKLere tekrar dahil olma ve buna sadık
kalma ne kadar zor gelirse gelsin bu konuda suçlu olduğunu yada olabileceğini gizli yada açık olarak kabul ve beyan edenlere Rabbilalaemiyn
35/30 da ücretlerini verecek ve onlara fazlından arttıracaktır
YUNUS SURESİ 78. AYET İLE HİSSİYATLARIMIZA IŞIK TUTMAYA DEVAM EDELİM…
Kâlû e ci’tenâ li telfitenâ ammâ vecednâ aleyhi âbâenâ ve tekûne lekumâl kibriyâu fîl ard * ve mâ nahnu lekumâ bi mu’minîn*
Bizi atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeyden döndürmeye mi geldiniz? meali verilen bu ayetin hangi hissiyatımızı tarif ettiğini
öğrenmek için ilgili birkaç ayete daha danışacağız.
Ayette geçen “KALU e ci’teNA…”,”bize dediler”, Musa ve Harun tarafından birlikte söyleniyor. Ancak Musa, Harun ile çalışırken
zorlanırsa bu durumda Musa’nın ahisi Muhammed olur. Muhammed ile Musa fizyolojik olarak kardeş olamazlar tabii ki aralarında
asırlar var, biz her zaman olduğu gibi kitabın içindekileri gerçek anlamıyla yani hissiyat olarak anlamaya gayret ve devam ediyoruz.
Musa’nın kardeşi bazen Muhammed olabiliyor. Bu ayette Musa’ nın kardeşinin Harun olarak belirtilmemesinin sebebi bu.
7/142 de ise açıkça Musa’nın ahisinin Harun olduğu belirtiliyor ”..ve kâle mûsâ li ahîhi hârûn..” 10/87 de “Ve evhaynâ ilâ mûsâ ve
ahîhi en tebevveâ li kavmikumâ bi mısra buyûten vec’alû buyûtekum kıbleten ve ekîmus sâlate, ve beşşiril mu’minîn” Musa’nın
ahisinin ismi yine belirtilmiyor.. Biz zaten biliyoruz ki, Musa’nın kardeşi Harun diyemeyiz. Eğer öyle olsaydı 7/142 deki gibi net
belirtilmesi gerekirdi.10/87de neden belirtilmiyor, çünkü Harun olabilir de olmayabilir de. 10/87de aynı anda hayr fedakarlığa,
fedakarlık da hayra dönüşebildiği için Musa’nın ahisi Muhammed’dir. Bunu ayetteki” ve beşşiril mu’minîn”den anlıyoruz ki;
Elmüminiyni müjdeleme deyimi 15/88 de belirtildiği gibi “Lâ temuddenne ayneyke ilâ mâ metta’nâ bihî ezvâcen minhum ve lâ tahzen
aleyhim vahfıd cenâhake lil mu’minîn” sadece Muhammed’e ait bir konumdur. Elmüminiyn sadece Muhammed(fedakarlık) ile
Elmüminune dönüşür. Rabbilalemine uygun yaşayan ve istikrarla fedakarlık eylemi yapan insanlar El müminiyne’dir, bu sürecin her
evresini ellerinden geldiğince, olabildiğince başaran insanların ilim ile ödüllendirilmiş konumlarındaki ünvanları ise Elmüminune’ dir.
9/111de “el mu’minîne” Muhammed ile özleşmiştir.”İnnallâheşterâ minel mu’minîne enfusehum ve emvâlehum bi enne lehumul
cennet * yukâtilûne fî sebîlillâhi fe yaktulûne ve yuktelûne va’den aleyhi hakkan fît tevrâti vel incîli vel kur’ân*ve men evfâ bi ahdihî
minallâhi * festebşirû bi bey’ıkumullezî bâya’tum bihî * ve zâlike huvel fevzul azîm”. Zebur, Tevrat ,İncil ve Kur’an Muhammed
hissiyatı ile hareket edildiğinde bir arada olabilirler.
Kitapta 2 tane kardeş kelimesi vardır. Ahi ve Uhte .. Bir işi diğer kişiyle aynı anda yapan, bir şeyi aynı anda söyleyen veya
tasdikleyen, diğerinin her türlü aynı anda yanında olup ona iştirak edene AHİ denir Bir masayı 2 ucundan tutup aynı anda kaldırmak
gibi..
“İnnemel müminine ihvetün” = Bir şeye baktıklarında aynı anda aynı şeyi görürler, söylerler ve tasdiklerler. Buna birbirine Ahi olmak
denir.
Bir işi ,sözü, tasdik ve yardım eylemini diğeri ile aynı anda yapmayan , ona daha sonra iştirak edene UHTE denir. Masayı
sürükleyerek götürürken sonradan yardıma gelen kişinin konumudur Uhte. Geride kalmaktır.
Biz yine Musa’nın kardeşi deyimine dönecek olursak 19/28de Meryem’e “Yâ uhte hârûne …”diye hitap edildiği belirtilir ki bunu fiziksel
olarak anlamamız mümkün değil. Meryem’in Harun adında bir kardeşi yok, kitapta geçen bütün Harun’lar Musa’nın kardeşi olan
Harun’dur ve bunun tersini söyleyen mealler tamamen Tevrat ve İncil’den alıntıdır. Hem Meryem’in Harun adında bir kardeşi olsa bile
neden çok daha uygun tabirle İmran’ın kızı Meryem diye anılmıyor diye de sormak lazım.
Bu ayette” “Yâ uhte hârûne ..”diyenler vahyi aynen bizler gibi hissiyat olarak anlamış insanlardır. “Uhte Harun” deyiminin, istikrarlı
güzel bir geçmişin kişinin mazisinde kaldığı intibası verdiğini anlamışlar ve kucağında bir bebekle çıkıp gelen namuslu Meryem’e
“bugüne kadar istikrarla devam ettirdiğin namuslu hayatını geride bırakmışsın gibi bir izlenim içindeyiz” mesajı veriyorlar.. Ancak
Meryem hiçbir zaman Harun’un uhtesi olmadı, kucağındaki bebekle birlikte verdiği görüntü dolayısıyla millet onu “uhte hârûne “olarak
görüyordu.. Gerçekten “uhte Harun“ olmak kötü bir şey..
Devam edeceğiz. Selam ile…
İnsanları Uyarmak yani İNZAR ETMEK için 6/19 za göre KURANa ihtiyacınız vardır .MUSHAFa ise ihtiyacınız ya hiç olmaz yada olmayabilir.
Bunu bir ŞARKI/TÜRKÜ ile de yapabilirsiniz.
ÖRNEK:
28/76: La tefrah, İnnallahe la yuhibbulferihiyn.(Böbürlenme, Hiç şüphesiz ki Allah böbürlenenleri sevmez)
Mushaftaki Bu ayeti anlamak için illa ki mushafı okumanız yada bilmeniz Yada Mushafa sahip olmanız gerekmeyebilir. Bu ayetin KURANİ
MANASI şarkı /Türkü şeklinde de insanları uyarmada kullanılır.
Yukarıdaki Örnek ayetin Kurani manasını aşağıdaki Türküde bulacaksınız
KİTABI VE MUHAMMEDİ (AS) KURANİ MANTIK İLE DEĞİL DE LİSANİ ARABİ VEYA MEALİ MANTIK İLE ANLAMAYA ÇALIŞALIM
Peygamber efendimiz SARAYlara ve KADINlara çok düşkündü. 33/50 de Yüce Allah peygamberimize atfen '' Ey peygamber sana
eşlerini helal kıldık '' dememiş ''sana ÜCRETLERİNİ VERDİĞİN eşlerini helal kıldık'' demiştir. Yani hangi kadınla yatacaksa ona
ücretini veriyordu. Ancak sorun şu ki peygamber bu parayı nereden buluyor yani bu değirmenin suyu nereden geliyordu?
Yüce Allah bu sorumuzun da cevabını yine indirdiği yüce kitabında MEALEN bize açıklamaktadır
2/219
''Sana neyi infak edeceklerini sorarlar ,Deki El afve yani ''İhtiyaçtan artakalanı''
Peki Bu elafveyi yani ihtiyaçtan artakalınını o dönemdeki insanlardan kim toplayacak?
Yüce Allah indirdiği kuranda bunun da cevabını vermektedir
7/199
''İhtiyaçtan artakalanlarını AL''
İnsanlar o dönemde zorunlu ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra geriye kalan tüm birikimlerini ALAHIN BU EMRİne istinaden sevgili
peygamberimize vermişler ve peygamberimiz de bunu 33/50 de birlikte olacağı yada olmayı düşündüğü eşlerine tahsis etmiştir.
Saray yaptırmak için parası kalmadığından yada parası yetişmediğinden Yüce Allah alemlerre rahmet olarak gönderdiği peygamberine 25/10 da
KASRlar yani saraylar yapma sözü de vermiştir
İSLAM adına ortaya çıkan liderler de Peygamberimizin bu sünnetini çok iyi anlamışlar gerek Türkiyede ve gerekse başka arap ülkelerinde
MUSLUMAN yöneticiler fakir fukaranın vergisi ile SARAYlar yaptırmışlar ve SADDAM HÜSEYİN, BAŞER ESED, KRAL ABDULLAH,
KADDAFİ gibi Kuranın yolunda muhammedin izinde olanlar Halklarına asrı saadeti yaşattıkları için Dünyada iken cennet ile müjdelenmişlerdir.
(ŞEREFSİZLER)
DÖRT RAKAMI
Eğer bir şeyin sana menfaat sağlayacağını/sağladığını düşünüyorsan sana bu düşünceyi telkin eden hissiyata DÖRT yani ERBAA
denilir.
Böylece 24/4 deki DÖRT ŞAHİD GETİRME farziyetini de anlamış olursun. Bu ayette bilinen manada DÖRT ADET şahitten değil
davanın yada ihtilafın çözümünde sana menfaat sağlayacak araçlar/insanlar/belgeler kastedilir.
Bir KAMERA KAYDI bile DÖRT ŞAHİD yerine geçebildiği gibi güvenilir ve muteber bir insanın TEK BAŞINA ŞEHADEti bile dört şahid
hükmüne geçer.
Kuranilminde eğer bir kadın TEK BAŞINA erkeğine/yuvasına/çocuklarına menfaat sağlıyor ise bu kadının da kurani değeri DÖRTtür
Ve yine Kuranilminde eğer bir Erkek TEK BAŞINA karısına /yuvasına/çocuklarına menfaat sağlıyor ise bu erkeğin de kurani değeri DÖRTtür.
O halde eğer Erkeksen ve mutlu olmak istiyorsan DÖRT KADIN alacaksın
Ve yine eğer Kadınsan ve mutlu olmak istiyorsan DÖRT ERKEK alacaksın.
DÖRT RAKAMInın Kurani manasını anlayıp da hissiyatlarında yaşayabilenlere /yaşatabilenlere selam olsun
DÖRT RAKAMını sadece Sayısal/adet olarak anlayanların da Şerrinden Alemlerin Rabbi bizleri hatta tüm insanlığı Özellikle de KADINları
muhafaza eylesin
2/260
İBRAHİM VE DÖRT KUŞ HİSSİYATIMIZ...................................!
İbrahim a.s örneğinde 4 kuş tut diyor değil mi ? 2/260`ı okuyunuz ve “fe HUZ erbeaten minet tayri” ibaresini görünüz. Şimdi bu meali
sorgulayın ; İbrahim a.s işi gücü yok kuş yakalama derdine düşmüş..! Bumudur Allahın bize gönderdiği ayet ?? Hayır tabiki. Buradaki
“erbaten minet tayri” den kasıt, kendi ve 3 oğludur yani İshak, Yakub, İsmail`dir.
İbrahimin putlarını kırdığı kavimde de 4 PUT vardır. Bu 4 PUT denilen şeyde kendisi ve oğullarıdır “İsmail ishak yakub vel esbat” diye devam
eder..
Kastedilen şu 2/260`ta ; İbrahime, İshakına, İsmailine, Yakubuna, Esbatına dikkat et, sonrasında bunları parçalasan dahi yani dağılsan dahi iflas
dahi etsen, senin bu noktadaki HUZ`luğun, bunların her birini dağların tepesine bile koysan SENİN İTİBARIN yeter..!
Yani sen birine yada işine sımsıkı sarılmışsın, zengin olmuşsun ama hasbel kader bir deprem olmuş, kriz çıkmış, kendinden kaynaklanmayan
sebeplerden dolayı iflas etmişsin AMA sen hala Bursa- -İstanbul piyasasında Ahmet`sin, bir parmak şaklatmanla Bursadaki bütün bankalardan 2
trilyon para çekebilirsin..!
İşinizde sağlam olun, işin rast gitmezse kormayın, bırakmış olduğunuz oluşturmuş olduğunuz İTİBAR size yeter, çağırın onlar size gelir..! İşte
budur anlatılan şey, İbrahimin kuşu yakalaması dağa koyması parçalaması falan gibi saçma sapan hikayeler değil.
İbrahimine (bağlılığına), İbrahimle elde edeceğin İsmailine (usül ve tekniklerine), İbrahim ve İsmaille elde edip ortaya koyacağın İshakına
(yatırımlarına), İbrahim ve İsmail ve İshak ile elde edeceğin Yakubuna (zenginlik, makam) DİKKAT et..!
BAĞLILIĞIN körü körüne olmasın, ortaya koyduğun USÜLDE ve tekniklerde alengir üçkağıt olmasın, YATIRIMLARINI akıllı yap,
ZİRVEDEYKEN oran buran oynamasın..!
Sen yeter ki böyle ADAM ol ; batsan da, iflas etsen de ŞÜPHEN olmasın, elde ettiğin İTİBARIN döner dolaşır senin yardımına ulaşır..
ĞADDE
31/19
VAĞDUD MİN SAVTİKE
SESİMİZİ YÜKSELTMEMEMİZ GEREKLİLİĞİ HİSSİYATIMIZ
SIDK İLMİ
"Sesini değil, sözünü yükseltmeli insan. Çünkü gökgürültüleri değil, yağmurlardır yaprakları yaşatan. "
William Shakespeare
İşte bu SIDK ilminin Kitaptaki KURAN İLMİ karşılığı 31/19 da geçen '' Vağdud min savtike'' yani '' Sesinden yüksek perdeleri eksilt'' şeklindeki
ayetin tefsiridir
Bir şeyin ĞADDE edilmesi nicelikte azlığı nitelikte çokluğu verir. Yani az görüp çok şey anlayabiliyorsan yada az konuşup çok şey
anlatabiliyorsan, az bir ömür sürüp çok şey yapabiliyorsan işte sen 34/30-31'e göre basiretini ĞADDE yapmışsın demektir.
Kuran İlminin SIDK ilmi olarak karşılığını bilmek için Arapça bilmeniz gerekmiyor. Yaşama ve tecrübelere bakın... Buradan süzülen özlü sözlerle
atasözleri de SIDK ilmi kapsamına girer.
Yani Kuran, sadece belli kavimlere değil bütün insanlığa, sadece Arapça olarak değil bütün dillerde ve sadece dün değil her gün ve daima indi,
iniyor ve inecek.
Umarım bir gün hepimiz tarafından anlaşılacak ve inşallah yaşanacak.
KURAN hayattan çıkarılan DOĞRUlardır, HAKİKATlerdir. Bu hakikatler Birincil olarak insan fıtratını tanımlamayı amaç edinir Bunlar
yaşanarak ve o yolun yolcusu olduğunda ancak anlaşılır. Aşkı sevene, yolu gidene, derdi çekene soracaksın...
Kuran elimizdeki 600 sayfalık kitaba sığmaz. Bunu da içine alır. Ancak 114 sureden muteşekkil değildir. Belki milyonlarca sure ve milyarlarca
ayettir. Kuran'ın hepsini yazmaya bütün ağaçlar kalem, bütün denizler mürekkep olsa asla YETMEZ.
Kuran yalnızca muhammede indirilir. İçindeki muhammed senin HAKİKATı bulman için fedakarlık hissiyatının EVRENSEL adıdır. Muhammed
herkeste var.
Muhammede uyanı Allah sever ve onu cennetine koyar.Çalış, uğraş, didin, çabala... İşi çöz ve mutlu ol...
SORU
PANTEİZM İLE TEDEBBÜR İLMİ ARASINDAKİ FARK YADA BENZERLİKLER NELERDİR?
PANTEİZM (Kamutanrıcılık - Tümtanrıcılık)
Panteizm, geniş bir çerçeve içinde ele alındığında, Tanrı'nın dünya ile olan olumlu ve organik ilişkisi bakımından deizmi aşan ve
Tanrı’nın dünyaya aşkın değil de, içkin olduğunu öne süren Tanrı anlayışı ya da görüşü. Tanrı ile evreni bir, aynı ve özdeş kabul
eden görüştür. Panteizm, anlam olarak tümtanrıcılık demektir.
TEDEBBÜR İLMine göre TANRI yani ALLAH ile EVREN bir değildir. Tedebbür ilmi kainatı yaratan güç her ne yada kim ise kendisini
evreni kontrol,koordine etme ve istihbarat toplama amaçlı SOYUT bir sisteme dönüştürerek ALEMLERİN RABBİ ismini almaktadır.
SİSTEM BAZLI ve SOYUT olan Alemlerin Rabbi insan aklının beyninin mantığının alabileceği/çözebileceği/çözümleyebilceği ve
yaşanılan hayattan kolaylıkla örneklendirebileceği bir konumu/hissiyatı tarif etmektedir
Panteizme göre Tanrı'nın evrenden ayrı ve bağımsız bir varlığı yoktur. Tanrı doğada, nesnelerde, insan dünyasında vardır. Her şey
Tanrı'dır.
TEDEBBÜR İLMİne göre Herşey TANRI yani ALLAH değildir. TANRI yada ALLAH heryerde de değildir. Alemlerin Rabbi yani soyut
olan bu sistem insanların yaptığı iyiliklerin karşılığını vermek için onları mükaafatlandırmada yaptığı kötülükler için ise onları
azablandırmada şekli aracılar seçmekte ve kendini bu şekli aracılar üzerinde kısa süreli ,amaca yönelik olarak TANRıya yani
ALLAHa çevirmektedir. Bu işleme TEKVİR denilir. Yani soyut güç kendini bu şekli aracı üzerinde somutlaştırmaktadır. İş bitince de
işlem sonlandırılmaktadır.
Tedebbür ilminin kurani manada kabul ettiği ALLAH inancı budur
Bu algılamada Tanrı’nın, evrenin kendisi olduğunu savunulur. Panteistler evrende varolan her şeyin (atom, hareket, insan, doğa, fizik
kanunları, yıldızlar... ) aslında bir bütün olarak Tanrı’yı oluşturduğunu söylerler. Bu bakımdan evrende vuku bulan her olay, her
hareket aslında doğrudan Tanrı’nın hareketidir. Bu görüşün ilginç ve çarpıcı bir sonucu, insanın da Tanrı’nın bir parçası olduğudur.
TEDEBBÜR İLMİne göre TANRI yani ALLAH evrenin kendisi değildir. EVREN yaratılmış ancak bunun soyut olarak
kontrolu/koordinasyonunu Alemlerin Rabbi yani Rabbilalaemiyn sağlamaktadır. Alemlerin Rabbi evreni yaratan her kim yada ne ise
bunun kendisini yarattığı evreni kontrol etmek koordinasyon sağlama ve istihbarat toplamak amacıyla SOYUT olarak
SİSTEMLEŞTİRMİŞ halidir. Bu sistem İNSAN IRKI tarafından akletme,mantığını kullanma yoluyla çözümlenebilecek bir şekilde
sistemleştirilmiştir
Panteizme göre; Tanrı her şeydir ve her şey Tanrıdır. Tanrı – Evren - İnsan ayırımı yoktur. Böyle bir ayrım aklın yanılsamasıdır.
Aşkın bir Tanrı var olmadığı gibi, her hangi bir yaratmadan da söz edilemez.
TEDEBBÜR İLMİne göre Tanrı yada ALLAH herşey değildir. ALLAH-EVREN-İNSAN AYIRIMI vardır. Tedebbür ilmi ALLAH ile
ALEMLERİN RABBİni ilk etapta birbirinden farklı tutar. İnsanlara yaptıkları iyilik ve güzelliklerinin yada yaptıkları kötülük yada
şerrlerin karşılığını vermede yine sistemin kontrol ettiği evrene ait şekli bir unsurun sistem tarafından seçilip bu insanın karşısına
çıkarılması esnasında sistemin kendisini Allaha /Tanrıya çevirdiği an ALEMLERİN RABBİ ile ALLAH artık aynı manayı/konumu ifade
ederler. Bu ana da Kuranda FATİHA SURESİ 3.cü ayette YEVMİDDİYN yani DİN GÜNÜ denilir.
ALLAHın gerek azablandırmada gerekse mükafaatlandırmada bu kul için işi bitince bu ALLAH tekrar Alemlerin Rabbine yani sisteme
entegre olur.
ÖRNEK;
Senin tarlan var. SU istiyorsun. SU sana direkt gelmez. İnsanın anlayabileceği bir SİSTEM ile oluşur. İşte SUyu kendi içinde SOYUT
BULUTLARla oluşturan sistemdir Yani ALEMLERİN RABBİ dir. Bulutlar SUya dönüştüğünde bu su sana gerek SEL şeklinde
gönderilir Gerekse RAHMET şeklinde gönderilir. Her iki durumda da bu SU yani Şekli madde Alemlerin Rabbinin kendisini bunu
üzerinde ALLAHa dönüştürerek karşına çıkarılır/gökten indirilir.
SU , ama azab yönünde ama Rahmet yönünde senin işini bitirdiğinde Alemlerin Rabbinin de kendisini bu şekli unsur üzerinde
ALLAHa çevirme/dönüştürme işlemi de SONlandırılır ve sonuçta Buharlaşır ve tekrar Alemlerin rabbine entegre olur.
Kısaca PANTEZİM ile TEDEBBÜR İLMİ arasında hiç bir benzerlik YOKTUR.
Ancak Tedebbür İlmine göre istikrarlı bir şekilde HAYR ve FEDEKARLIKLAR işlemeleri kaydıyla kendilerini PANTEİST olarak
tanımlayanlar da CENNET ve HUZUR ile buluşturulacaklardır.
İSTİKRARLI MUHAMMED( FEDEKARLIK) sana cennetin kapısını açar. Kendini NE yada KİM olarak tanımlarsan tanımla yada bil
4/92 , 58/4
FESİYAMÜ ŞEHREYNİ MÜTETABİ'AYNİ ( KESİNTİSİZ İKİ AY ORUÇ) ( 1 ) TUTMA HİSSİYATIMIZ
Bir işi daha da iyi hale getireyim derken onu bozduğunuzda 2 şeyi aynı anda yapmak zorunda kalacaksınız 1) daha iyi hale getirme
girişiminden vazgeçeceksiniz 2) Mevcudu kurtarma derdine düşeceksiniz. Her 2 durumda da yaptığınız işten nefsinize ağır geleceğini
bile bile belli bir süreliğine vazgeçeceksiniz. İşte buna FESİYAMÜ ŞEHREYNİ MUTETEBİAYNİ denilir. Bu deyim Kitapta 2 yerde
geçer ve bu manayı tastik ederler
BİR MU'MİNİN BİR BAŞKA MU'MİNİNİ ÖLDÜRMESİ VE KESİNTİSİZ '2 AY ORUÇ TUTMASI GEREKLİLİĞİ HİSSİYATIMIZ
Senin barışık bir ortamın var ve kendi dünyanı kurmuşsundur , bütün hesap kitabları yapmana rağmen daha iyi bir ortam için elindekinden
vazgeçtiğinde ama işlerininde senin istediğin gibi planladığın gibi gitmemesi dolayısı ile o elindekini terk ettiğinde yani müteşebbis olduğun ikinci
iş birinci işi öldürüyor. Bu iki iş de hayır içeriklidir sorun yok.
Misal ; bir dükkanın var ayda 5 bin tl kazanıyorsun ama çevrende çok fakir ve işsiz var , ikinci bir dükkanı daha açayımda 10 bin tl kazanayım ,
kazandığım ikinci 5 bin tl yi fakir fukaraya dağıtayım. İkinci dükkanı bir açıyorsun ülkede kriz çıkıyor ve işlerin allak bullak oluyor. İşte bu
durumda senin açmış olduğun ikinci iş birinci işini katele yapıyor. Sen bütün hesabını kitabını yapmıştın ama olmadı.
Bu noktadan sonra katele olan işin ehline diyet ödeyeceksin. Bu diyetin içeriğide 2/133. ayette Yakub a.s`ın oğullarına “benden sonra kime ibadet
edeceksiniz” sorusudur yani artık sen , düştün ve tekrar toparlanmaya çalışacaksın , işte bu bir diyettir. DİYET denilen şey , tekrar toparlanma
çabasıdır.
Sonra ne yapacaksın kölelerini özgürleştireceksin. Özgürleştirmek denilen şeyde burada ikinci işten vazgeçmendir yani bağlandığın ikinci işten
elini ayağını çekeceksin ve birinci işini tekrar toparlamaya çalışacaksın.
Sonra yapacağın şey kesintisiz 2 ay oruç diye tercüme edilen şeydir yani burada aslolan mana , kendini toparlayıncaya kadar hem ikinci işe bir
daha teşebbüs etmemek hemde birinci işi tekrar toparlamaktır , bunun için çalışmaktır.
Eğer kim bunu kasten yaparsa ebedi cehenneme girer diyor mealler ama aslolan mana , iyi giden işlerinden elde ettiğini gider kumar masasında
verirsen yani bu kasten böyle yaparsan yada barışçıl bir ortamı , kendi iç güzelliğini kalkar tehlikeye atarsan içindeki cehennemi oluşturursun ve
sıkıntılar başlar.
Yani bu ayette bilinen muminlerin birbirlerini kasten falan öldürmesinden bahsetmiyor. İçindeki iyi bir hissiyatın daha iyi bir hissiyata dönüşmesi
esnasında ki başarısızlığın dolayısı ile iyi hissiyatın katele edilmesinden bahsediliyor.
29/26
LUT RESULUN İBRAHİYM RESULE İMAN ETMESİNİN HAYATIMIZDAKİ YERİ
Sevgili Kuran Dostları
Kuran bir hissiyat ilmidir Peygamber isimlerini de bizlere ait bir hissiyat olarak tanımlar ve onları
EVRENSEL hale getirir. Bu yaklaşımda peygamberlerin Mushaf içinde tarihsel süreçte zikredilen
ŞAHSİYET halleri ve mücadeleleri de inkar edilmez Ancak İMANda birincil sıraya da konulmaz.
LUT Resul Tüm insanların maneviyyatlarında /hissiyatlarında bulunan İYİLİK
HİSSİYATLARIndan biridir. Bizlere TATHİR yani TEMİZ olmayı emreder. Eğer bir insan
bulunduğu camiada/toplumda/ülkede Alınteri ile çalışarak ve helalinden kazanmış ve bu şekilde
bir yerlere BİLEĞİNİN GÜCÜ ile gelmişse yada gelmeyi amaçlıyorsa bu süreçte bu insana
hükmeden İYİLİK HİSSİYATına RESUL LUT denilir. Lut (As) da Rabbilalaemiynin resullerinden
biridir ve bu resule itaat eden yine 4/80 de Allaha itaat etmiş sayılır.
Alınteri ve bileğinin gücüyle kazanmaya başladığında artık kazanmak senin için önemini
korumaya devam ederken bu KAZANIMLarını Bir yere BAĞLAMAK ( Arsa, arazi, tarla , dükkan ,
Evlilik ,Eğitim ,Döviz , Fabrika vs) senin için çok daha önemli bir hale geldiğinde işte bu
kazanımlarını BAĞLAMA düşüncesini sana telkin eden hissiyata İbrahiym Resul (as) denilir.
İBRAHİYM Resul de Rabbilalaemiynin resullerinden biridir ve bu resule itaat eden yine 4/80 de
Allaha itaat etmiş sayılır.
Lut resule itaat etmek ve sonuçta da KAZANMAK ne güzel ama bu itaatı muhakkak İbrahiym
resule imanla da pekiştirmeliyiz. Böylece KAZANIMLARIMIZı bir yere BAĞLANIR ve YATIRIMa
dönüşür. Böylece LUT da İBRAHİYMe iman etmiş olur
Lutun İBRAHİYme iman etmesi Mushafta Tarihte olmuş bitmiş bir hadise olarak okunsa yada
anlaşılsa bile KURANi olarak böylesi bir iman İlk insandan son insan son nefesini verinceye
kadar zaman ve mekan farkı olmaksızın her insanın hayatında EVRENSEL bir Hissiyat olarak yer
bulur
29/26
LUT RESULUN İBRAHİYM RESULE İMAN ETMESİNİN HAYATIMIZDAKİ YERİ
Sevgili Kuran Dostları
Kuran bir hissiyat ilmidir Peygamber isimlerini de bizlere ait bir hissiyat olarak tanımlar ve onları
EVRENSEL hale getirir. Bu yaklaşımda peygamberlerin Mushaf içinde tarihsel süreçte zikredilen
ŞAHSİYET halleri ve mücadeleleri de inkar edilmez Ancak İMANda birincil sıraya da konulmaz.
LUT Resul Tüm insanların maneviyyatlarında /hissiyatlarında bulunan İYİLİK
HİSSİYATLARIndan biridir. Bizlere TATHİR yani TEMİZ olmayı emreder. Eğer bir insan
bulunduğu camiada/toplumda/ülkede Alınteri ile çalışarak ve helalinden kazanmış ve bu şekilde
bir yerlere BİLEĞİNİN GÜCÜ ile gelmişse yada gelmeyi amaçlıyorsa bu süreçte bu insana
hükmeden İYİLİK HİSSİYATına RESUL LUT denilir. Lut (As) da Rabbilalaemiynin resullerinden
biridir ve bu resule itaat eden yine 4/80 de Allaha itaat etmiş sayılır.
Alınteri ve bileğinin gücüyle kazanmaya başladığında artık kazanmak senin için önemini
korumaya devam ederken bu KAZANIMLarını Bir yere BAĞLAMAK ( Arsa, arazi, tarla , dükkan ,
Evlilik ,Eğitim ,Döviz , Fabrika vs) senin için çok daha önemli bir hale geldiğinde işte bu
kazanımlarını BAĞLAMA düşüncesini sana telkin eden hissiyata İbrahiym Resul (as) denilir.
İBRAHİYM Resul de Rabbilalaemiynin resullerinden biridir ve bu resule itaat eden yine 4/80 de
Allaha itaat etmiş sayılır.
Lut resule itaat etmek ve sonuçta da KAZANMAK ne güzel ama bu itaatı muhakkak İbrahiym
resule imanla da pekiştirmeliyiz. Böylece KAZANIMLARIMIZı bir yere BAĞLANIR ve YATIRIMa
dönüşür. Böylece LUT da İBRAHİYMe iman etmiş olur
Lutun İBRAHİYme iman etmesi Mushafta Tarihte olmuş bitmiş bir hadise olarak okunsa yada
anlaşılsa bile KURANi olarak böylesi bir iman İlk insandan son insan son nefesini verinceye
kadar zaman ve mekan farkı olmaksızın her insanın hayatında EVRENSEL bir Hissiyat olarak yer
bulur
Küçücük çocuklar ölürken ve tecavüze uğrarken o çocukların çığlığını duymayan Allahın bizim
çığlıklarımızı duyacağınız sanıyoruz
Soru
Bu gibi iddialara karşı Sizin Kuran veya Rabbialalemiyn Anlayışınız Nasıl? Önceki sorumda ne
demek istediğime dair örnek bir paylaşım.Rabbialemiyn neden bu gibi olaylara karşı göz yumuyor
gibi görünüyor?
CEVAP:
FİRAVUN denilen hissiyat HAYRın HAYR yönünde ikna edemediği hissiyata denilir. Bu hissiyatın
egemen olduğu bireyler yada toplumlar yada yönetimler var olduğu sürece küçük çocukların
ölmesi/öldürülmesi tecavüze uğraması ve daha burada sayamayacağımız binler zulum kaçınılmazdır.
Peki Çözüm Nedir? bizler bu hissiyatı tüm dünya üzerinden nasıl silebiliriz?
Sevgili Dostlar.
Alemlerin Rabbi Dünyadaki tüm işlerini canlılardan evrene yayılan HAYR veya FEDEKARLIK enerjisi
ile yapar. Bu enerjiyi evrene en fazla üretebilen ve salıveren canlı türü insan dır.
Alemlerin Rabbinin bizzat kendisi bu enerjiyi üretmez. Üretilen enerjiyi kayıt/ kontrol ve koordine eder ve
yönlendirir.
Şimdi siz Çocukların ölmemesini tecavüze uğramamasını ve insanlara bunu yaptıran FİRAVUN
hissiyatının yok edilmesini istiyorsanız bu isteğiniizi bir DUA olarak Allahtan istemeyeceksiniz. Peki ya ne
yapacaksınız?
Bir Güzelliği çalışarak meşru bir şekilde HAKKettiğine inanan ancak bununla buluşamayan yada
buluşturulmayan insanların bununla buluşmaları için bu insanların yanında mücadele edeceksiniz
YADA
Bir Kötülüğü hakketmediğine inanan ancak bununla buluşmuş yada buluşturulmuş insanların bu kötülüğü
defetmek için onların yanında mücadele edeceksiniz
İşte bu 2 türlü ve FEDEKARCA yaptığınız mücadele sonucunda Evrene yayılan pozitif enerji
FİRAVUNları, FİRAVUN hissiyatını yıkacaktır. Sen ne yapıyorsun?
Senin ülkende insanlar Hakkettikleri makamlara gelemiyor. Bir şekilde eleniyorlar. LİYAKAT yok edilmiş
.Senin bunun için MUCADELE etmen lazım.
Senin ülkende KPSS soruları çalınıyor. Milyonlarca insanın emeği çar çur ediliyor. Sen ne yaptın? Buna
göz yuman iktidarlara oy verdin
Düşen birini gördüğünde elinden tutuyormusun?
Bir insanın hakkettiği başarısına ulaşması için ona destekçi oluyormusun?
HAYIR. Onun yerine adama bir tekme de sen vuruyorsun. Böyle olunca da FİRAVUN HİSSİYATI en
parlak dönemini yaşıyor ve dünyanın her bir coğrafyasında liderlere yada yöneticilere yada Çocuk
istismarcılarına hükmediyor. Sonra da bunlar için Allaha beddua ediyorsun. Ölen yada istismara uğramış
çocuklar için ALLAHA DUA EDİYORSUN.
Sen Hangi Allahtan bahsediyorsun? Ortada Allah mı var ki ondan istiyorsun.
UNUTMA
İnsanlara hükmeden FİRAVUN hissiyatının yok edilmesi ancak ve ancak İYİLİK hissiyatı ile mümkündür.
Bunun evrene sağladığı pozitif enerji ile mümkündür. Bunu özellikle İNSAN üretir. zaten o bu iş için
yaratıldı
Alemlerin Rabbinin bizzat kendisi bu enerjiyi üretmez. Üretilen enerjiyi kayıt/ kontrol ve koordine eder ve
yönlendirir.
EKMEĞİ KAZANMAK ZOR BU ZAMANDA
60 RAKAMI HİSSİYATIMIZ
(ALTMIŞ)
SORU
BİLİNEN MANADA ORUÇ TUTAN BİR KİŞİNİN KURANİLMİNE GÖRE GÜN İÇİNDE SÜKERA OLMAKSIZIN ORUCUNU
BOZMASININ KEFFARETİ NEDİR? 60 GÜN KESİNTİSİZ ORUÇ TUTMAKMI DIR?
CEVAP:
Eğer bir insan tutmaya niyet ettiği orucunu gün içinde SÜKARA olmaksızın bozarsa bu durumda 60 gün KEFARET orucu tutması gerekir.
Buradaki 60 rakamı sizi yanıltmasın. Kuranilminde 60 rakamı yetkilendirdiğinden menfaat görmen anlamındadır, Yetkilendirme hissiyatımızın
kuranilmindeki karşılığı 6 rakamıdır. Bir şeyden menfaat görme hissiyatımızı ise 10 rakamı belirler. eğer söz konusu hasenat yani iyilik olursa 10
rakamı kitapta ÇARPIM cinsinden çalışır .6/160,
Böylece 60 denilirken 10 rakamı ile 6 rakamının çarpımından bahsedilir. eğer bir insan YETKİLENDİRDİĞİ her ne ise ondan MENFAAT elde
ediyorsa bu hissiyata 60 rakamı denilir 60 rakamına hayatızdan örnekler verelim.
1) Bir tane KANGAL KÖPEĞİ aldım. Ben yokken Koyun sürüsüne iyi baksın diye. Hakikaten de benim yokluğumu hiç hissettirmiyor , Çok
memnun kaldım.
işte burada kangal köpeğini senin olmadığın zamanlarda senin yerini tutsun diye onu YETKİLENDİRDİN . İşte bu 6 rakamıdır. Bundan da
menfaat gördğünü söylüyorsan işte bu iki hissiyatın birleşkesi 60 rakamına denk gelir,
2) Askerdeyiz TABUR KOMUTANI akşam eve gittiğinde tüm yetkilerini O AKŞAM için nöbetçi SUBAY a devretti, O da komutanın yokluğunu
hiç hissettirmedi , Komutan da bundan çok memnun kaldı.
İşte burada da tabur komutanı nöbetçi subayı kendisinin yerini tutması için YETKİlendirerek 6 rakamının gereğini yapar. Bundan memnun kalırsa
bunun karşılığı da 10 rakamı olur. Bu iki rakamın ÇARPIM cinsinden birleşkesi de 60 rakamı olur,
3) Oruca niyetlendim, Gün içinde SÜKERA olmaksızın bozdum. Bunu başka bir gün tutmak istersem o günü bozduğum günün yerini tutacak
şekilde YETKİlendiririm. İşte bu 6 rakamıdır. Başka bir gün tuttuğumda da bundan Borcumu ödediğim için MANEVİ bir haz duyarsam Bu da 10
rakamına denk gelir ve sonuç olarak ben aslında 60 gün oruç tutmuş sayılırım
Orucunu SÜKERA olmaksızın bozanlar bunun keffareti kesinlikle 60 gün oruç tutmak zorundadırlar. Ama bu 60 günü KURANİLMİ cinsinden
anlarsanız aslında burada 60 tane gün den bahsedilmediğini yukarıdaki izahatımda bahsettiğim gibi rahatlıkla görebileceksiniz.
Rabbimiz ,60 RAKAMını hayatımızdan eksi etmesin
SORU 1)
Dünyada kötülük yaptım. Çok zengin oldum. Yada Hitler gibi .yada bugün yaşananlar gibi . Suriyede esed rejimi. Sonuçta KÖTÜ bir
insan olarak öldüm Benim sonum yada bu yaptıklarımın hesabı nerede görülecek ? yada bu iş ÖTEKİ TARAFa niye bırakılıyor?
CEVAP 1)
Tedebbür/kuran İlminde sizin ÖBÜR TARAF diye nilendirdiğin yer BELİRLEYİCİ bir UNSUR değildir .Tedebbür ilminde ÖBÜR TARAFa
iman etrme yada etmeme kişilerin insiyatifine bırakılır.
KÖTÜ insan oldunuz ve öldünüz. ÖLÜmünüz iki kademeli olarak gerçekleşir bunlar VEFAT ve MEVTtir.
Bilinen manada ÖLÜMden hemen önce sokulacağınız konuma VEFAT denilir. Bu süreç yaşayan insanlara göre CANÇEKİŞME süreci olarak da
tanımlanır. İşte bu süreçte zaman sizin gibi KÖTÜ bir insan olarak durdurulur. Milyonlarca yada milyarlarca sene hükmüne sokulabilir ve size bu
süreçte an büyük azaplar yaşatılır.
Bizler VEFAT olayını uyku esnasında da KABUS gördğümüzde de yaşarız. Bazen bir kabus gerçek hayata göre bir yada bir kaç sn sürer. Ama
kişi uykuda iken VEFAT ettirildiği için bu süreç ona 50 hatta 60 yıl hükmüne sokulur.
Böylece KÖTÜ olan bir insan MEVT olurken yani ÖLÜRKEN bunun hesabı sizin ÖTEKİ TARAF dediğiniz TARAFa bırakılmaz iş birincil
olarak burada bitirilir
ÖTEKİ TARAF diye de bir yer hakikaten de varsa o zaman onun azabı ÖTEKİ TARAFta da AYNEN devam ettirilir.
SORU 2)
Hani klasik manada insanlar hakkımı helal etmiyorum. Öbür tarafta alacağım diyor. Mizan nasıl kurulacak o zaman. Kitaba göre her şey dümdüz
olduktan sonra terazi kuralacak.?
CEVAP 2)
Hepsi VEFAT esnasında oluşturuluyor. Kaç kişinin AHInı almış iseniz onlar VEFAT esnasında TARTIYA getiriliyor.
VEFAT süreci MİLYARLARCA YIL hükmüne de sokulabilir.
SORU
Peki biz insanların en büyük umudu . Yani bu dünyada acı çekmiş ve istediğine kavuşamamış kişiler cennet denen nimetlere
kavuşacağımızı umuyoruz. Bunları nasıl izah edeceğiz?.
CEVAP
Bunlar da ilk etapta VEFAT SÜRECİNDE cennetlerini yaşarlar
Cennet veya huzur bir insana iki adet yada iki kademeli bir SON da verilir. Bunlar AKİBET ve AHİREttir. Yani bir insan için iki kademeli bir
SON vardır
AKİBET cenneti VEFAT esnasında kişiye verilir. Kişi burada MUTLU edilir. Bu mutluluk bu kişi tarafından '' Bundan daha iyisi ne olabilir ki''
şeklinde algılandığında bu AKİBET cenneti aynı zamanda AHİRET cenneti de hükmüne girer.
AMa ÖTEKİ TARAF diye bir yer hakikaten de var ise bu kez bu kişinin mutluluğu burada da ARTTIRILARAK devam ettirilir. Bu durumda kişi''
VAYY BEE burası çok daha güzelmiş'' derse bu durumda VEFAT esnasındaki AHİRET cenneti bu kişi için bu kişiye daha üst bir konum verildiği
için artık bu andan itibaren AKİBET cenneti hülmünde kalır
CENNET iki kademede insanlara verliyor. Bunlar AKİBET ve AHİREttir.
Bazı çocuklar daha doğar doğmaz Zenginlik/refah/huzur içinde büyüyorlar. Bunlara bu anda verilen cennet AKİBET CENNETi dir.
Bu cennet GEÇİCİ dir yada GEÇİCİ olabilir.Akibet Cennetini elde etmek için ÇALIŞMA şartı yoktur. BELEŞTen de gelebilir
Eğer bu şartlarda doğan çocuk ileride '' Tüm dünyadaki insanlar benim gibi mutlu olsunlar'' diye çalışırsa bu durumda bu kişinin cenneti artık
AHİRET cennetine dönüştürülür.
Aksi taktirde AKİBET cenneti bu kişiden alınır yada kişi bu cennetten kovulur. Cehennemi hakkeder.
İşte ADEM ve EŞİnin dahil edildiği cennet de bu tür bir CENNET idi yani AKİBET cenneti idi. Kıymetini bilemedikleri için KOVULDULar
AHİRET cennetinde asla ve asla Kovulma olmaz. Burada kalış EBEDİ dir.
Eyy insan :
AKİBET CENNETine aldanma. Bunu AHİRET Cennetine çevir. Bunun da tek yolu
Herkes benim gibi mutlu olsun
Herkes benim gibi rahat olsun
Herkes benim gibi huzurlu olsun
Allah komşuma daha çok versin
Şeklinde düşünmek ve bunun da gerçekleşmesi için çalışmandır.
Yoksa CENNETinden KOVULURSUN
FİL ASHABI
EBABİL KUŞLARI
EBABİL KUŞLARININ BUNLAR ÜZERİNE TAŞ ATMASI HİSSİYATLARIMIZ
Klasik anlatımda fil süresi bizi hiç ilgilendirmeyen hatta tarihi verilere göre Kabeye saldırdığı iddia
edilen ve ebu muttalibin bile develerini geri istediği ve kabenin Allahın evi oldugunu söyleyen ve
FİL ashabına Gidin sıkıyorsa Kabeyi yıkın Ama oranın sahibi Allahtır size yedirmez dediği ve
ebabil kuşlarının taştan silahlarla yukardan yok ettiği YÜZÜKLERİN EFENDİSİ FİLMİNİ
aratmayan bir hikaye ile tefsir edilmiş bir saçmalıktan başka bir şey değildir. dahası Kabenin
yakınına kadar gelebilecek olan fill ordusu koskoca çölleri aşması gerekir. ya yemenden gelecek
yada hindistandan. eee fil su olmadan çölde yolculuk yapamaz. tefsirciler bunu hesaplayamamış.
nasıl olsa müslümanlar bunada inanacak ve kuranın evrenselliği yok edilecek siyon burda bizi
hafife almış.. şimdi asıl fil suresi ve ashabına geçiyoruz.
Ashabılfil olmak kötü bir şey değildir ; bir insanın sahip olduğu en güçlü kısmını temsil
eder.Ancak bir insan bu tür güce dayalı bir mücadeleye girişir ve kaybederse bu mağlubiyeti
kabul etmesi ve bükemediği bileği öpmesi gerekir.Ancak bu mücadeleyi kaybettiğinde , kendini
haklı çıkarmak yada yenilgisini telafi etmek için gerek kendisinde bulunan başka üstün
meziyetleri yada karşısındakinin zayıf kısımlarını gündeme getirirse bu kimsenin üzerine EBABİL
kuşları gönderilir.Bu tür kuşlar , skora denge getirmek isteyen bu kimseyi dahada batırır ,
çevresindekilere rezil eder.
Örneğin ; bir ilahiyatçı ile tartışıyorsun ve onu alt ettin..Bunu gururuna yediremeyen ilahiyatçı ,
tartışma konusunun dışına çıkarak seni aşağılamaya başladı , kendisinin ise yıllarca bu konularla
uğraştığını ve sayısız eserler yazdığını gündem etmeye başladı.İşte bu ilahiyatçı FİL sahibidir ve
bu andan itibaren üzerine ebabil kuşları gönderilmeye başlanmıştır , dahada rezil olacaktır.
Firavun Musaya önce ; ''seninkine benzer bir sihirle geleceğiz'' dedi ama yenildi.
Bundan sonra yapması gereken şey Musaya iman etmesiydi ki o öyle yapmadı.
43/51,52,53`te konu ile alakası olmayan şeyleri gündem ederek , yenilgisini örtbas etmeye çalıştı
ve buda ebabil kuşlarına maruz kaldı , dahada rezil oldu.
O halde FİL sahibi olmak demek , herhangi bir konuda OTORİTE olmak demektir.
Bu kötü bir şey değildir ancak ; zayıf gördüğün biri , seni eşit şartlarda alt ederse , bu noktada
DÜRÜSTÇE mağlubiyeti kabul edip , bu adama iman etmelisin.Bunu böyle yapmayıp , adamın
zayıflığını yada kendinde bulunan ancak konu ile alakalı olmayan başka kuvvetli husletlerini bu
adama karşı gündem edersen , işte o zaman ebabil kuşları sana gönderilir ve seni
mahvederler.DÜRÜSTLÜK , her şeyin başı bu.
İşte KELİME ilmi ile Kuran doğru olarak anlaşılamazsa , bütün bu çıkarımlar maalesef gündelik
hayatla uyuşmayan birer HİKAYE hükmünde kalacaktır.Kalmaz ise bu kişiler , hem Kuran
MUBİYN`dir deyip kendilerini efsunlamaya devam edecekler hemde küçük düşüreceklerdir..
Ayrıca fil suresinin ilk ayeti ''elem tera keyfe feale rabbüke bi'' deyimi “YA siyn” oranı yüksek olan
misil yazılım türünden bir müteşabihtir ve 89/6`dada geçer..İşaret edilen teviller bir tarafta
Ashabılfili verirken diğer tarafta AD kavmini verir..Bu kavmin en önemli KÜFRİ özelliği , EKSTRA
şartlar ihdas etmek ve EKSTRA gündemler oluşturmaktır.Bunlara gönderilen HUD resulullah , bu
tür davranışları engellemek için BEASE edilir.Bu tür davranışlara CEHADE denilir.İşte bu kavmin
en önemli özelliğide budur 11/59.
Cehade denilen davranış şekillerinde , altta kalacağını yada haksız çıkacağını anladığında
hemen gündemi değiştirmek için başka argümanları gündem edersin , işte 43/51,52,53`te
Firavun`da CEHADE yapıyor.Firavun-Cehade ilişkisi için 27/14`dede bakabilirsiniz.
O halde CEHADE-ASHABİLFİL-AD KAVMİ-FİRAVUN , bunların birinin oluştuğu yerde diğer ikisi
otomatikman oluşur.
Bu 4`lüden korunmak için yapılması gereken şeyler ise ;
1) doğru bildiğin şeyi sonuna kadar savunmak
2) yanlış yada yetersiz olduğunu hissettiğin an , erdemli davranıp geri adım atabilmendir. Diğeri
dönekliktir , kişiyi haksız olmasının yanı sıra dahada aşağı hale hatta gülünç duruma düşürür..
Rabbim cümlemizi HUD melekesini aktif tutanlardan eylesin....
5/38
''SEREKA'' Yani ''HIRSIZ'' HİSSİYATIMIZ
HIRSIZLARIN ELİNİ KESME HİSSİYATIMIZ
Sevgili Dostlar
Kuranilmi bir Hissiyat ilmidir. Kitab içindeki her bir deyim , KURANİLMİ adı altında AYRICA bir mana daha içerir ki işte bu mana bizim insan
olarak bir nevi hissiyatlarımızı tarif eder ve böylece bu deyim işte içerdiği bu ARTI MANA ile EVRENSEL hale gelir.
İşte bu deyimlerden biri de 5/38 de geçen SEREKA yani HIRSIZLIK YAPMA hissiyatımızdır. Burada bilindik manada HIRSIZLIK yapılması ve
Bunun karşılığında Bunu yapanın ellerinin kesilmesinden bahsedilmez.
Bir insanın bir eylem yada söylemi ifa ederken NORMALde bunu iyice düşünerek yapması gerekir. Yani Eylem ve Söylemlerinin Yapılması için
2 kademe vardır. Bunlar
1) DÜŞÜNME
2) YAPMA dır.
Eğer YAPMA kademesi DÜŞÜNME kademesine mudahil olur ve onun Konum ve ZAMANını ÇALARSA yani HIRSIZLIK yaparsa ve kişi de
böylece ilgili eylem yada söylem için DÜŞÜNMEye yeterli zaman bulamadan bunları İFA ederse ve SONUÇ olarak da kişi HAKSIZ yada
HAKİR durumuna düşerse işte bu kişinin bu konumuna SEREKA yani ''HIRSIZLIK YAPMIŞTIR'' denilir.
Bu durumda bu kişiye NEKAL hissiyatının uygulanması gerekir 5/38. Yani '' korkma ,düşünmeden yaptın, olur böyle şeyler, Bir daha daha
dikkatli düşün, her insan böyle hata yapabilir'' diyerek onu RAHATLATMA ve KAZANMA politikası uygulanmalıdır.
Gerçek manada HIRSIZLIK yapanlar ve bunlara verilecek ceza KURANİLMinin konusu değildir. Bunu RABBİLALEMİYN e ait ve yaşanılan
coğrafya, Suç oranı, Kültür gibi Konjüktürel faktörler belirler
EĞER ERDEMLİ VE İYİ BİR
İNSAN
TOPLUM
DEVLET
KURUM
KURULUŞ OLMAK İSTİYORSANIZ HIRSIZLARIN ELİNİ KESİN
Eğer İLK DEFA yapılan bir hatayı İLK DEFA yapılmışlığına istinaden bağışlar yada mümkün olan en az cezayı verirseniz bu durumda size
hükmedecek olan OLUMLU ve FITRATİ hissiyata 5/38 e göre ''HIRSIZ ERKEK ve KADINın ELİNİ KESME'' denilir.
Eğer bir HATA ilk defa yapılmış ise hemen cezalandırma yada en ağır bir şekilde cezandırma yoluna gidilmemeli aksine ya bağışlanmalı yada en
az ceza verme yoluna giidilmelidir.
Rabbimiz cümlemize 5/38 e göre HIRSIZLARIN ELİNİ KESMEyi nasip etsin
SORU
Allah Kitapta muslumanlarin manevi lideri /imamı olması gerektiğini bildiriyor. (Nur suresi 55 ve NİSA suresi 75)
Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
CEVAP:
Manevi lider senin kendi HİSSİYATINdır. Sana bu ulvi hissiyat liderlik yapmalıdır. Bunun dışında ne bir kimseye İSLAM adına ne LİDERLİK
yapabilirsin ne de birilerini İslam adına LİDER olarak kabul edebilirsin.
Bir insana hükmedecek en kutlu İSLAMİ LİDER hissiyatı Muhammedtir(AS). Yani FEDEKARLIKtır. Sende bu hissiyat istikrarlı olduğu yada
kaldığı sürece Alemlerin Rabbi katında sana bu hissiyat şefaat edecek ve tüm günahların bağışlanacaktır
LİLLAHİ-RABBİLALEMİYN DÖNGÜSÜ
KAFİR Allahı inkar eden kişi değildir. Eylem yada söylemleri hayatın gerçekleriyle örtüşmemesine ve bu da kendisine ispatlanmış
olmasına rağmen bunda hala ısrar edendir.Seni KAFİR yada MÜSLÜMAN yapan şey KİTAP yada ALLAH kavramlarına karşı inkar
edici yada iman edici tavrın değildir.Alemlerin Rabine yani rabbilalaemiyne karşı olan konumundur.
Alemlerin rabbi ile Allah aynı şeyleri ifade etmezler.
Alemlerin Rabbi sana ait bir eylem yada söylemin akla mantığa ahlaka vicdana evrensel insani değerlere evrensel hukuka ve ekolojik
dengeye uygun hale gelmesiyle edindiği konumdur.Eğer alemlerin rabbine göre yaşarsan Alemlerin rabbi seni ödüllendirmek için
karşına şekli bir ÖDÜLLENDİRİCİ UNSUR ile çıkar. Yani kendini bu unsur üzerinde seni ödüllendirmek için ALLAHa çevirir.
Allahı evrenin dışında MİTOLOJİK bir GÜÇ olarak arama. Bu ödüllendirme için seçilen şekli unsur olarak tam da senin karşında
duruyor. İşte kuranın istediği Allaha iman bu allahtır.Alemlerin rabbi sen daha doğmadan önce senin içine peygamberlerini yani
Resullerini yerleştirdi Bunlar senin İYİLİK HİSSİYATlarındır.İşte bu iyilik hissiyatlarına uyduğunda bunşlar da seni Alemlerin Rabbi
kriterleri içinde tutuyorlar.Böylece sana huzuru ve cenneti yaşatıyorlar.Alemlerin rabbi ve Resullerine teslim olduğunda işte şimdi
ALLAH ortaya çıkıyor.Bu allah alemlerin rabbinin kendisini seni ödüllendirmede seçtiği şekli bir unsur üzerinde sana has yada özel
olarak dönüştürmesinden başka bir şey değil.Allahın seni ödüllendirme işi bittiğinde bu allah tekrar Rabbilalaemiyne entegre
oluyor.Bu döngüye Lillahi rabbilalaemiyn denilir.
Eğer hayatın yada hayat anlayışın yada din anlayışın Akla mantığa ahlaka vicdana evrensel insani değerlere uygun değilse bu
durumda sana yardım edecek bir ALlah da ortaya çıkmayacaktır.
İçindeki İyilik hissiyatlarına uyduğun sürece Rabbilalemiyne teslim olmuş olursun. Bu durumda Mitolojik olarak varlığına inanılan
Allahı inkar da etsen yani ATEİST dahi olsan aslında bu durum senin müslümanlığına engel teşkil etmez.Allahı Kitabı Peygamberleri
ahireti inkar et. Ama içindeki iyilik hissiyatlarına itaat ettiğin sürece senin adına MÜSLÜMAN denilir.Bu yüzden insanların DEİST yada
ATEİST yada DİNSİZ olmalarına yada kendilerini bu şekilde tanımlamalarına ALDANMAYINIZ. Adamın içindeki İYİLİK
HİSSİYATLARINA uyup uymadığına göre bu adamı değerlendiriniz.
49/7: VA'LEMUU ENNE FİYKÜM RESULULLAH: iyi bilin ki Allah resulu İÇİNİZDEDİR.Tek başımıza bile kalsak Allah resulu her bir
insan olarak neremizdeymiş?İÇİMİZDEdir İÇİMİZDE... Bir ŞAHSİYET olarak değil Bir HİSSİYAT olarak...İYİLİK HİSSİYATI olarak...
SORU:
2/214 e göre , Geleneksel ulema geçmistekilere ağır işkence yapıldığı kafaları kesildi demir taraklardan geçirildiler testereyle
kesildiler sizde bunları yaşamazsınız cennete gidemezsiniz diyorlar. Bu ayeti HİSSİYATİ olarak nasıl anlayacağız?
CEVAP:
''Erdemli insan odur ki sahip olduklarına sahip olmayanları yada asla ve asla sahip olamayacaklarını düşündüğü insanları yada
hayvanları gördüğünde yardım etmek istese bile bunu yapamadığında / ulaşamadığında /kurtaramadığında eğer kendinden yada
sahip olduklarından UTANÇ DUYUYOR ve bu utanç onu hayatında belli bir süreliğine dahi olsa SALLIYOR ise bu insanların varlığı
ve çokluğu ile her yer CENNETe dönecek yada dönüştürülecektir
2/214 - 3/142
''EM HASİBTÜM EN TEDHULELCENNETE''
''Cennete girebileceğinizi mi sandınız ''
ERDARRA yani DARLIK HİSSİYATIMIZ
EL BESA'Ü yani YOKLUK HİSSİYATIMIZ
ZİLZAL yani ZELZELE yani SALLANMA HİSSİYATIMIZ
Sevgili Kuran dostları
2/214 de geçen EDDARRA yani ''DARLIK İÇİNDE OLMA'' demek hakikaten de bir muslumanın yada bir erdemli insanın Yokluk
-darlık içinde olması değildir. Bolluk içinde olsa bile sürekli yardıma muhtaç insanları düşünerek ihtiyaçlarını karşılama noktasında
LÜKS ve Şatafattan uzak duracak şekilde kendisini isteyerek ve planlı bir şekilde kısıtlama yoluna gitmesi ile oluşan FAYDALI bir
hissiyatımızdır
Her türlü imkana sahip olsanız bile bunlardan faydalanma esnasında bunları bulamayan insanları düşünerek SÜPER LÜKS
standartları değil de Orta derecede LÜKS standartlarda yaşamı/eğlenceyi/konutu/arabayı seçmek istediğinizde kendinize DARLIK
hissiyatının hükmetmesini sağlarsınız. Bu da sizi Kuranilminde MUTTAKİliğe SIDK ilminde ise bunun eşdeğeri olan ERDEMLİliğe
taşıyacaktır
Her türlü imkana sahip olsanız bile bunlardan faydalanma esnasında bunları bulamayan insanları Bizzat gözünüzle
gördüğünüzde/şahit olduğunuzda Orta derecede LÜKS standartlarda bile olsa yaşamı/eğlenceyi/konutu/arabayı utancınızdan o an
için yada belli bir süreliğine terketmek istediğinizde kendinize EL BE'SAÜ hissiyatının hükmetmesini sağlarsınız. Bu da sizi
Kuranilminde MUTTAKİliğe SIDK ilminde ise bunun eşdeğeri olan ERDEMLİliğe taşıyacaktır.
EL BESA'Ü hissiyatı sizde olanın başkasında olmadığını yada bundan sonra asla ve asla olamayacağını gördüğünüzde /şahit
olduğunuzda sizde oluşan UTANÇ hissiyatıdır. Bu hissiyat EDDARRAÜ hissiyatından daha kuvvetli bir hissiyattır
.Bir insanın Gerek EDDARRA ve gerekse EL BESA'U hissiyatı ile kısa süreliğine dahi olsa bir sarsıntı geçirmesi ona yine 2/214 de
zikredilen ve üçüncü güzel hissiiyat olan ZİLZALın hükmetmesi şeklinde tarif edllir. Bu MUHTEŞEM ÜÇLü 2/214 de
''Messethümülbe'saü veddarraü ve zilzalen'' şeklinde yer bulur
Gerek EDDARRA gerek EL BESA'U ve gererkse ZİLZAL hissiyatları Ancak ve ancak dünya hayatında yada ölüm sonrasında
Cenneti umud eden Erdemli insanlarda oluşur. Bu 2 güzel hissiyatı kendisinde oluşturmak için bir insanın çaba göstermesi 3/142 de
''CİHAD ETME'' hükmüne dahil edilmiştir.
Bu 3 lüyü nefsinde hakim kılanlar yada kılmaya çalışanlar bunun gereğini o an için yapamasalar bile Evrene bu şekilde büyük bir
enerji yayarlar. Bu enerji Rabbilalaemiyn sistemi içinde 3 şeklide yada kademede işleme sokulur
1) Kişide bu 3 lünün hakim olması bir sonraki gözlem yada şehadetinde yada düşüncesinde daha kolay hale getirilir. Buna 2/214 de ''
meselülleziyne halev min kabliküm'' denilir
2) Bu 3 lünün kendisine de hakim olması için çaba gösteren CEHD gösteren yani CİHAD EDEN kişilere de hakim olmasını
kolaylaştırır
3) Bu 3 lünün kişide hakim olmasına sebep olan düşkün insanlar yada hayvanların kendilerini olumlu yönde toparlamasını hızlandırır.
İşte bu 3 lünün kişinin hissiyat dünyasına içindeki iyilik hissiyatı olan ERRESUL ile entegre olarak hükmetmesi ile oluşan enerjinin bu
3 kademede / şekilde yerine ulaşması için yapılan CİHADın oluşturduğu duaya ''Meta nasrullahi'' yani ''Allahın yardımı ne zaman?''
denilir
Cevap olarak yine 2/214 de '' ela inne nasrallahi kariyb'' denilir. Bu ayetteki KARİYB deyimi MANA ALEMİNDE YAKINLIĞI verir ve
evrene salınan bu enerjinin muhakkak yerine yine yukarıda anlattığımız 3 şekilde ulaştırılacağının garantisini verir
O halde Eyy Kul:
Sende olanın kıymetini bil
Bundan menfaatlenirken sende olan her ne ise buna sahip olmayanları da düşünerek menfaatlen.
Yardım etmek istediğinde bu da hiç bir şekilde mümkün olamıyorsa kendinden acziyetinden UTANÇ duy
Bu utanç belli bir süre kendine gelemeyecek derecede seni sallasın
Sana artık Cennet var yada Cennet artık senin için,senin gibiler için var
Övün ve sevin
Kim ERRESULe itaat ederse yani ''İYİLİK HİSSİYATına'' itaat ederse Nisa 80 e göre direkt Allaha itaat etmiş sayılacak.
4/80 i dikkatle okuyunuz ayetin muhatabı KİM diye başlamış.
İnanç
Mezhep
Meşrep farkı gözardı edilmiş
''Eyy İman edenler'' diye de başlamamış. KİM diye başlamış.
Kişi ALLAH diye bir varlığı inkar etse bile bu ayet bunu bile dikkate almamış KİM diye başlamış.
Eyy İnsan, bir ''KİM'' deyiminin nelere kadir olduğuna bu ayette dikkat et. Tüm inanç farklılıklarını bir hamlede YOK ETTİ.
O zaman içindeki İYİLİK HİSSİYATIna uyan insanların taktir ediniz. Destek olunuz Adama Şucu bucu demeyiniz. Merhametiniz YÜCE
ALLAHtan daha büyük değil. Kendisinin inkar edilmesini bile bu ayette değer olarak SIFIRLADI.
İYİLİK YAPIN
İYİLİK YAPANların yanında durun
İYİLİK İSTEYİN
İYİ OLUN
SORU:
Ölümden sonra fiziksel olarak tekrar dirilme yok diyen İbni haldun hakkında ne düşünüyorsunuz? Böyle düşünen KAFİR olur mu?
Cevap:
Kuranilmi Mushaf içinde bulunmaktadır ve esas amacı kitabın tüm ayetlerini birincil olarak dünya hayatını muhatab alacak şekilde
insan fıtratını tanımlamaktır.
Ölümden sonra insanların diriltileceği yada nasıl diriltileceği konusu Kuranın birincil konusu değildir. Bu konuda da değişik fikirleri
olanlar yada bu değişik Fikirler Kuranın ilgi alanına girmez.
İbni haldun Eğer Müslüman ise bizim de Dinde kardeşimizdir Bu yaklaşımı ile kafir olmaz. Bu bir Felsefi yaklaşımdır. Sadece kendini ve bu
konuda ikna edebildiklerini bağlar
Çok kuvvetli bir FELSEFE ve MANTIK eğitimi alarak/edinerek Beyin Evrimlerini tamamlamış olan insanların din anlayışlarını
Tarih,
Mitolojik hikayeler,
Coğrafya
Rivayet
Doğma
Ütopya gibi faktörler değil,
Akıl
Mantık
Ahlak
Vicdan
Tutarlılık
Pozitif bilimler
Evrensel insani değerler
ve
Evrensel hukuk normları belirler.
Adam hala bana Muhammed(AS)in bir gece içinde Mekkeden Kuduse oradan da SİDRETİL MUNTEHA ya yani Allahın katına
uçtuğunu/uçurulduğunu anlatıyor.
Adam hala bana Ebabil kuşlarının İnsanların kafalarına taş attıklarını anlatıyor.
Adam hala bana Nuh resul(AS) mın kavmi içinde 950 sene yaşadığını anlatıyor.
Bu beyinler İLKEL(Primitif) beyinlerdir. Bu beyinleri taşımada ısrarcı olanlar MUKALLİT yani TAKLİTÇİ olmaktan öteye geçemezler.
Bunlar EVRENSEL İSLAM a kapalıdırlar
iBLİYS-ŞEHVET
ŞEYTAN- ĞAYY
RÜŞD-ĞAYY
HİSSİYATLARIMIZ
Sevgili Dostlar
İnsan olarak hepimizin içine İBLİYS denilen OLUMLU bir hissiyat yerleştirilmiştir Bu hissiyatın amacı bizleri yaşadığımız hayatta hem
mana ve hem de madde aleminde ilerlememiz için gerekli olan İLK ATEŞLEMEyi başlatmaktır.
ŞEKLİ bir güzelliği( Makam ,Mülk, Sanaat,Ticaret ) gördüğümüzde bizlerin de buna sahip olabileceğini yine bizlere telkin eden
hissiyata İBLİYS denilir. Bu hissiyat içimize konulmuş ve İBLİYS ile eşgüdümlü çalışan ve adına ŞEHVET denilen ve yine OLUMLU
başka bir hissiyatımızı dedvreye sokar. İBLİYS ve ŞEHVET şekli bir güzelliğe sahip olmak için iç dünyamızda İLK ETAPTA
hareketlenen EŞGÜDÜMLü iki adet hissiyatımızdır
İbliysin görevi sadece BAŞLATMAK olmalıdır. Eğer İbliyse bunun daha üzerinde bir görev verlirse yani ona FITRATİ YETKİsinin
dışına çıkması yönünde AYRICA bir yetki daha verilirse bu durumda İBLİYS artık ŞEYTANa dönüşecek ve insanı Doğru yoldan
çıkaracaktır.
İşte dostlar
İlk etapta olumlu ve insanın gelişmesi ilerlemesi için gerekli olan ve EŞGÜDÜM içinde çalışan İBLİYS ve ŞEHVET ikilisi eğer Uzun
süre görevde tutulurlarsa insan için ZARARLı hale gelecek ve isimleri de konumları da değişecektir. İbliysin yeni adı veya konumu
ŞEYTAN olurken ŞEHVETin yeni adı veya konumu ĞAYY olacaktır 19/59.
Hem ibliys ve hem de Şehvet hissiyatlarımız iç dünyamızda bizler tarafından Sorumluluk alanlarında tutulabildiği sürece bizlerin
yaşadığımız hayatta her türlü MEŞRU olarak gelişmemizi sağlarlar. İşte bunu başarma hissiyatımıza RÜŞD denilir ve hem 7/146 hem
de 2/256 da RÜŞD ile ĞAYY kavramları arasındaki ZITlığa dikkat çekilir.
Bir insanın Cennete gidebilmesi yada yaşadığı hayatı Cennete çevirebilmesi için ĞAYY değil ,RÜŞD yolunu YOL olarak belirlemesi
gerekir 7/146,2/256
İşte dostlar
Tüm dünyada İnsan eliyle çıkarılmış Fesadların Temelinde ĞAYY yolunun Tercih edilmesi yatar. Böylece İBLİYS şeytana
dönüştürülürken ŞEHVET ğayya dönüşür ve RÜŞD mağlub olur.
Sonuç olarak ya bölgesel yada genel bir HELAKtır
RÜŞD yolunu benimseyenlere selam olsun
17/110:
Ve la techer Bisalatike Ve la tuhafit biha;
MUHAMMEDİN (as) NAMAZINDA SESİNİ YÜKSELTMEMESİ GEREKLİLİĞİ HİSSİYATIMIZ
Bu ayet direkt olarak muhammedi muhatab aldığı için muhammedin salatını dikkate alır. Her bir resulun kendi melekesel özelliği aynı
zamanda bu resulun kendi kavmi içindeki kıyam e tmek zorunda olduğu salatıdır. Muhammed insanları rabbilalemiyn adına
bencillkiten uzak tutmaya fedekar olmaya çağırır. Böylece İnsanlar paylaşımcı olurlar ve insanlara hem dünyada hem ahirette
cennetlerin kapıları açılır. İşte bunu yaparken kişinin işi reklam ve gösterişe dökmemesi ancak yine de yaptuığı işe EzVAC
çekebilmesi için de yatığı işi seslendirmesi gerekir. Kuranda muhammedi muhatab alan salat ayetleri misal 11/114, 17/78 , 20/130
gibi ayetlerde muhammedin melekesel özelliğininin uygun yapılımı esas alınır yoksa bilinen şekli 5 vakit namaz esas alınmaz. ancak
işin içine bu şekli kısmı da
Direkt olarak muhammedi muhatab alan ayetler her dönemde ve çağda yine muhammedi muhatab alır. Muhammedin salatı
Fedekarlık amellerinin usulune uygunlunu esas alır. Bu usule uygunluğu denetleyen 2 ayet vardır ki bunlar 24/31 ve 2/178 dir.
Özellikle 24/31 son derece önemlidir
Kuran her zaman muhammede indirilir. Milyon sene de bu böyleydi Bugün de böyle milyon sene sonra da böyle olacak. Yaptığın İşe
İBRAHİYM vasıtasıyla Sımsıkı BAĞLAN. Bir de buna FEDEKARLığı ekle. Böyle olunca bu işin bilinmezleri ve görünmezleri yani
ÖRTÜSÜNEBÜRÜNEN kısımları Yani EL MUZZEMMİYL ve EL MUDDESİYR kısımları örtülerinden sıyrılır ve senin için aşikar hale
getirilir. Bu Kuranı anlamak için de böyledir. ÇABA olmadan ÖZ MANAya ulaşamazsın. Bu yazdıklarımın SIDK cinsinden ifadesi
zaten tarihler boyunca dile getirilmiş: Çalışmanın kölesi olmadan bilginin efendsi olmazsın dediğimizde İşte İBRAHİYM ve
MUHAMMED ikilisinden bahsedilir.
İBrahiym Kendisi aracılığı ile bie işe başlayan birini gördüğünde hemen 2/129 daki Duayı yapar: Bu duanın misil yazılımı 2/151 de yer
bulur. Burada Resul İRSAL yoluyla aktifleşir 2/129 da ise resul BEASE yoluyla aktifleşir. İbrahiym aracılığı ile işini sağlam yapanlara
en azından ismail verilir. Yani kişi işinde yeni teknikler geliştirir.
El muzzemmiyl ve El mudesiyr deyimleri İşini sağlam ve fedekarca yapan adamlar için bu işin sırlarının aşikar olması amacıyla bu işe
bu kişi için RABBİLALAEMİYN tarafından verilen bir EMİR dir. Bu şekildeki mana EVRENSELdir. İT GİBİ ÇALIŞACAKSIN ve işi
ÇÖZECEKSİN.
El muzzemmiyl ve El mudesiyr deyimleri ne reşad halifeye ne bana nu sana ne herhangi bir insana ne de muhammede gider.Bunlar
ŞEKİLe tapıyorlar. yaptığın yada yapacağın işteki bilinmezlere görünmezlere gider.İşine odaklan sımskı bağlan. Kendini içindeki
İBRAHİYMe teslim et. yan gelip yatma. Bırak İbrahiym seni yönetsin. sana sırayla ismail ishak ve yakub verilecektir. Bir de bunlara
muhammedi ekle. Böylece o iş ile ilgli gizli saklı hiç bir şey kalmaz.
İşte rabbilalaemiyn eğer sen ona ait reslulleri Bease ve iRSAL edersen o da üzerinde bulunduğun iş yada görev içindeki gizli kalmış
örtisüne bürünmüş kısımlara EMİR Vereiyor. Bu adam için aşikar hale gelin diyor. Böylece insan keriymleşiyor teknoloji gelişiyor.
Bunlar EMEK ile oluyor.İşte rabbilalaemiyn böylece senin hep iyiliğini istiyor senin kendini çevreni güzelleştirmeni istiyor
BASİT SORGULAMA
10/60 ve 27/73 e göre Allah insanlara karşı FAZL sahibidir değilmi Yani Cömerttir.
Ayrıca onun rahmeti 7/156 ya göre herşeyi kuşatmıştır Değilmi?
Ayrıca 39/7 e göre Allah Kulları için Küfre rıza göstermez değil mi?
O zamana Şu kadir gecesinin RAMAZAN AYI içindeki tarihini yada kaçıncı gün olduğunu neden kitabında yazmamış?
Neden böylesine MUHTEŞEM ve insanlar için çok önemli olduğunu söylediği bir gecenin Kitapta Net bir TARİHİ yok?
Oysa Kitabı için APAÇIK diyor : 44/2
MUFASSAL yani ayrıntılı diyor: 6/114
İçinde hiç bir şeyi eksik bırakmadım diyor: 6/38
Ama KADİR GECESİNin günü ramazan ayı içinde hangi gün belli değil.Bu yazılmamış
O zaman yapman gereken güzel kardeşim ,Ya kitabı terkedeceksin yada kitaba bakış açını terkedeceksin.Bu kafayla senden ne köy olur ne kasaba
74/26-31
19 HİSSİYATINA SARILIN, SEKARDAN UZAK DURUNUZ
SEKAR YANİ ''DEBELENDİKÇE /ÇIRPINDIKÇA BATMA'' HİSSİYATIMIZ
Sevgili dostlar
Hem mushafta ve hem de hayatta gördüğümüz yada karşılaştığımız yada gösterdiğimiz hiç bir şey göründüğü / bilindiği gibi olmuyor yada
olmayabiliyor. Bu yüzden
ŞEKLİ kısmını önplanda tutup da görünene/ bilinene aldanmayalım İşin arkaplanını görmeye çalışalım. İşte genelde insanların yaptığı en büyük
hata budur. ŞEKLİ kısmına aldanırlar ve hayatlarını cehenneme çevirirler. İşte bizleri yaşadığımız hayatta hatta kitabı yada mushafı anlamaya
çalışırken bile bizleri bekleyen bu en büyük tehlikeye /yanılgıya SEKAR denilir.
Rabbimiz bizleri yaratırken SEKARın ÜZERİNDE olan ve onu kontrol eden ve bizleri de bunun içine düşmekten engelleyen ve buna karşı adeta
bir PANZEHİR hükmünde olan hissiyat melekelerini de içimize yerleştirmiştir. Bu hissiyat melekelerine 19 denilir. Bu öylesine gerekli ve önemli
bir hissiyatımızdır ki bizleri Görünürde dost ama içinde düşman olan dostlarımızdan korur,
YADA
Görünürde düşman ama içinde bize karşı dost olan insanlara yaklaştırır.
'' Eyyy Allahım sen beni dostlarımdan koru, ben düşmanlarımla başa çıkarım'' cümlesi 19 hissiyatının iyi anlaşılmışlığına bir örnek vecizedir.
Kitap içindeki Kuranın çıkarılması da 19 hissiyatı ile olur. yani Kitap içindeki arapça izahatlara dilbilgisine gramere fazla itaat ve itibar edilmez.
Böylece Meali mana sadece BİLGİ alanımıza girer ancak İLGİ alanımıza girmez. Bizler Kitap ayetleri hatta kuranı bile tedebbür ederek
söylenileni değil, söylenilenden neyin kastedildiğini anlamaya çalışırız. Çünkü 19 za sımsıkı sarılırız böylece de SEKARa düşmeyiz.
Kitabı yada Mushafı Arapça üzerinden anlayanlar SEKARa düşerler.
19 rakamını bile Şekil yani matematik üzerinden anlayanlar da SEKARa düşmüşlerdir. Böylece içerdiği HİSSİYAT MANAsıyla insanları SEKAR
dan kurtarmayı yada buraya düşürmemeyi amaç edinen ve bunu telkin eden 19 rakamı bu kez kendisi ŞEKLİ olarak algılanarak Çoğu insanları
SEKARa düşürmüştür.
Umulu ki bu Yanlışlarına karşı KÖR olmazlar da ölüm kendilerine gelmeden 19 zun ŞEKLİ kısmına iman etmekten vazgeçerek bunun HİSSİYAT
kısmına talip olurlar
SEVDAnızda bile SEKARa düşebilirsiniz DİKKAT EDİNİZ
Dedi ki : Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır. Melekler ve ruh onda her bir iş için inerler
Dedim ki: Bu kadar önemli bir gece ise ve Allah da 10/60 ve 27/73 de kullarıına karşı CÖMERT(FAZL SAHİBİ) olduğunu söylüyor ise
bu durumda Acaba Allah neden bu gecenin RAMAZAN AYI içindeki tarihini yada gününü kitabında NET olarak belirtmemiş?
Ve tekrar dedim ki: Ayetleri İyi sorgula güzel kardeşim. Yoksa kitap seni kendi içine alır ve çelişkilere batırır.
Çıkmak istedikçe batarsın
Debelendikçe de batarsın.
Çünkü artık SEKAR dasın
2/185 - 2/280
VE EN TESUMU HAYRUN LEKÜM İN KÜNTÜM TA'LEMUNE'
VE EN TASADDUKU HAYRUN LEKÜM İN KÜNTÜM TA'LEMUNE
Sevgili dostlar:
Bir insanın ORUC a başlayabilmesi için önce kendi RAMAZANının vaktinin geldiğine şahit olması gerekir. Her insanın kendisine ait olan
RAMAZANı içerik olarak diğer insanlardan farklı olabileceği gibi zaman olarak da birbirini tutrmayabilir
Eğer Nefsin bulunduğu konumu itibarıyla BAĞA yada TAĞVA yada İĞVA ya meylederse ve sen de bunu farkedersen işte bu durumda 2/185 de
''femen şehide minkümüşşehre'' ayeti senin haleti ruhiyyeni tarif eder , ve buna istinaden de ''kendime çeki düzen vermeliyim'' şeklinde bir
NİYETe girersen bu kez de 48/18 de zikredilen ve İçindeki Muhammede RIDVAN BİATI nı tasvir eden ayetin muhatabı olacak ve böylece de
SAHURa kalkmış olacaksın.
Ancak tüm bunlardan önce kendi konumuna teşhis koymalısın. Yani herşeyden önce '' femen şehide minkümüşşehre'' cümlesi sende yer
bulabilmelidr. Çünkü çoğu AZMIŞ insan, kendisinin AZGINlığına şahit olamıyor. AZMIŞ olmasına rağmen kendini hala NORMAL kabul ederek
AZGINlaştığının farkında olamayabiliyor.
İşte bu durumda böylesine bir ruhsata sahip edilebilmen için daha öncesinde TASADDUK yapman gerekir. Tasadduk denilen kavram
1) Senden yapılması istenilen bir iş için elinden geleni samimice yapmana rağmen başarısız olman durumunda sana bunun ücreti takdim
edildiğinde bu ücreti alsan bile bunu haketmediğin yönünde KISMEN DAHİ OLSA bir hissiyata sahip olman durumunu
YADA
2) Yapılmasını istediğin bir işi için muhatabının elinden geleni samimice yapmasına rağmen başarısız olması durumunda bunun ücretini sanki
başarılı olmuş gibi ona TAM OLARAK takdim edebilmen hissiyatını tarif eder.
Bu hissiyatların her ikisine birden sahip olana yada olabilene EL MUTESADDIKIYN ( 12/88 ), bunun için gerekli olan ÇABAya ise
TASADDUK ( 12/88 )denilir.
Bir İnsan bu iki şekilde TASADDUK yaptığında ona verilecek olan 2 adet ödül vardır
1) İnsan olarak darlıktan bolluğa çıktığında olurda nefsi eğer KABARIR yada AZARSA kişinin kendi konumuna Doğru teşhis koyabilme ruhsatını
ona bahşeder. İşte bu teşhis 2/185 de ''femen şehide minkümüşşehre'' şeklinde yer bulur
2) Kişiye 60/10 a göre ESSALİHİYN olma ruhsatını bahşederek ona dünya ve ahiret cennetinin kapısını açar.
ESSALİHİYN kavramı bir insanın KURANİLMİ vasıtasıyla hayatın muhtemel zorluklarına karşı TESPİT ( 14/27) ve TAHKİM (11/2 ) yoluyla
dirençli hale gelmiş yada getirilmiş halini tanımlar.
Tüm resuller gerek İÇİNDE bulunduğu her bir insanı ve gerekse bir zamanlar BEŞER olarak gönderildikleri kavimleri işte bu ESSALİHİYN
konumuna ulaştırmak için mucadele ederler. 27/19, 7/196 ,6/85
Çalışmamızı ''Rabbena cealna min ibadikessalihyn'' yani '' Rabbimiz bizi ESSALİHYN Kullarından eyle'' diyerek bitirelim ve bu duamızın kabulu
için de güncel hayatımızda TASADDUK edelim
Allaha inanayım dedim. Allah bana ''Hele beni şimdi boşver önce Alemlerin Rabbine inanacaksın'' dedi
Kitaba inanayım dedim. Kitap bana ''hele beni şimdi boşver önce Kurana inanacaksın ''dedi.
Vahy arapça olarak inmiş belli ki bu arapçayı iyi bilirsem vahyi daha iyi anlarım dedim Arapça Vahy bana '' Hele beni boşver önce
kendi içindeki kendini anla '' dedi
İnat ettim Israr ettim ''Ne diyorsunuz yav? Delirdiniz mi?'' dedim
Bu kez Allah. Kitap ve Arapça Vahy , üçü birden elimden tutarak bana SURİYEyi gösterdi, IRAKı gösterdi LİBYAyı gösterdi, AFGANİSTANı
gösterdi
Dedim ki '' şimdi ne demek istediğinizi anladım''
Siz de anladınız mı?
ALEMLERİN RABBİ YEMİN EDER Mİ? BÖYLE BİR ŞEYE NİYE GEREK DUYSUN? KENDİSİNİ İNANDIRMAK İÇİN YEMİN
ETMESİNE GEREK VAR MI?
Sevgili Kuran Dostları:
'VAV'' deyimi aynı zamanda lisani arapçada bir KASEM yani Yemin etme ifadesidir. Ancak KASEM deyimi KISMET-TAKSİMAT
deyimleri le aynı fiilden türerler. O halde allah bir deyimin başına VAV getirirse bundan anlaşılacak olan şey bir YEMİN etme girişimi
değil Bir taksimat yani ''paylaştırma-üleştirme'' dir.
Peki bu bağlamda Allah neyi neye paylaştırmaktadır?
Sevgili Dostlar: Alemlerin Rabbi kuranilmi adı altında bizim hissiyatlarımızı ve amellerimizi tarif eder. Bunu da yaparken Şekli argumanlar
üzerinden bize bizi tarif eder. İşte Bunu yaparken deyimin orjinal manasını belli kurallara dahilinde kendi vereceği manaya ,kendi vereceği
manaya ise deyimin orjinal manasını bölüştürür yani TAKSİM yapar yani KASEM yapar. Bir kaç örnek verelim.
1)Velfecri: 'fecre andolsun'' 89/1(deyim elif lam ra dizilimlidir)
2)Velkitabilmubiyn: ''Apaçık kitaba andolsun'': 44/2.(deyim elif lam mim dizilimlidir)
3)Velkameri: ''Aya andolsun'' 74/32(deyim elif lam mim ra dizilimlidir)
4)Velleyli :''geceye andolsun'' 92/1.(deyim ya siyn oranı yüksek bir deyimdir)
Burada anlatılan şey Alemlerin Rabbinin bir şey üzerine yemin etmesi değildir. Bir şeye yemin etmek demek kendini inandırmak için ekstra çaba
sarfetmek demektir ki yüce yaratıcının buna ihtiyacı yoktur. Burada anlatılan şey Hurufu mukatta dizilimli yazılımlara verilen manaların lisani
arabi deyimlerine yapılan EK yerleştirmelerdir Böylece Deyim içinde deyime ait mana ile Alemlerin Rabbinin enjekte ettiği mana deyimin bizzat
kendisini BÖLÜŞÜRLER.
2/154
''Allah yolunda öldürülenler için ÖLÜ demeyiniz , Hayır onlar diridirler ama siz şuurunda değilsiniz''
Sevgili Dostlar.
Kuranda ŞEHİTLİK MAKAMI ölüm sonrasında değil yaşanaılan hayatta hissiyatlarımızda yer edinmiş bir konumdur.
Bir insanın Öldükten sonra
Gerek ŞEHİT olarak cennete gitmesi
Gerek normal yoldan Cennete gitmesi
Gerekse her ne şekilde olursa olsun Cehenneme gitmesi Kuranın konusu değildir. Kuran ŞEHİTLİK kavramını bilinen manada ÖLÜM SONRASI
için değil HAYAT DEVAM EDİYORKEN tanımlar ve bu makamı bu şartlarda en yüksek makam olarak görür. Çünkü ŞEHİT olan kişi Evrene
''Muhammed'' aracılığı ile en yüksek iyilik enerjisi gönderir
Bir insanın evrensel doğrular içinde yani Fiy sebiylillahi de gerek kendisini veya gerekse bir başkasını kendisini Güçlü bile olsa etkisizleştirme
çabasına ''katilu fiy sebiylillah'' denilir.
Misal: birinin hakkını yedin. istersen bu adamın hakkını vermeyebilirsin. Ama evrensel değerler ve vicdanın gereği bu adamın sende olan hakkı
karşısında boynunu bükersen ve adamın hakkını iade edersen işte senimn yaptığın bu amele allah yolunda kıtal etme yani katilu fiy sebiylillah
denilir.
Eğer kendini değilde başkasını aynı amaç için yola getirmeye çalışırsan buna da ''katilu fiy sebiylillah'' denilir.
Böylesi bir erdemli davranış karşısında size ENAYİ denildiğinde sizler belki MEVT yani Ölü yani hiç bir şey düşünemez /söyleyemez/üretemez
konumda olabilirsiniz. Ancak aslında sizler DİRisiniz yani HAYY sınızdır. Bu şekilde evrene pozitif enerji salıverirsiniz
ZULME karşı bilinen manada verilecek olan ŞEKLİ savaş ve bunun nasıl ne şekilde yada içerikte yapılacağı Kuranilminin konusu değildir. Bu
şekli savaş Rabbilalaemyn kriterlerine göre yapılır. Kuran ilmi SAVAŞ ve ÖLDÜRME kavramları üzerinden de bizlerin bir nevi hissiyatını tarif
eder.Ancak bu kavramların bilinen ŞEKLİ kısımlarını Rabbilalaemiyne bırakır
Rabbilalaemiyn kavramı doğru anlaşılamadıkça Kuranın misyonu da anlaşılamayacaktır
O halde eyy kul: VİCDAN sözkonusu olduğunda kendini yada bir başkasını bu vicdana karşı etkisizleştir. Eğer bunu yaparsan 4/74 e göre sana
büyük ecir verilecektir.
Sevgili dostlar: Allahın bizden istediği kendi yolundaki savaş işte budur. eline silah yada kılıç alıp ta savaşman kuranilminin konusu değildir.
Ancak kendi canını veya mukeddesatını koruma amaçlı silahlı bir hareket yapılsa dahi bu hareketi içeriği yukarıda yaptığımız izahat kapsamında
olmalıdır.
30 RAKAMI HİSİYATIMIZ
RAMAZAN AYI VE 30 GÜN BOYUNCA AÇ SUSUZ KALARAK ORUÇ TUTMA HİSSİYATIMIZ
Arkadaşlar ramazan ayının (şehrü ramazan) 30 gün olarak algılanması ve ifa edilmesinin hem doğru tarafını ve hem de yanlış tarafını
ortaya koyalım. Biliyorsunuz ASHABI KEHF VERRAKİYM topluluğunun mağaradaki kelle sayısı 10 kişi idi. Ve bunların da allahın dini
için gösterdikleri fedekarlıkların gösaterilme şekilleri de 3,5, ve 7 idi. 10 rakamı bir şeyden senin menfaatlenmeni verecekti. 6/160 ve
kuranda bu rakam ÇARPIM cinsinden çaılşyordu (6/160). Sevgili arkadaşlar eğer bir insan allahın kendsine verdiği hayr yada şerr ile
kendini kaybetme noktasına(ne oldum delisi olma yada allaha isyan etme noktası) gelirse işte bu konumunu anlayabilmesi ve bu
kendini kaybetme anına teşhis koyması 2/185 te femen şehide minkümüşşehre şeklinde ifade edilir. Bu cümle maalesef meali olarak
''sizden kim bu aya şahit olursa'' şeklinde yazılmış ve manaya adeta tecavüz edilmiştir. Oysa mananın bu şekilde olabilmesi için
ayetin '' femen şehide minküm hazişşehre şekilnde olması gerekirdi. Oysa ayet böyle geçmiyor.
O halde eğer İMAN EDENLER , 57/23 kapsamında artık yokluk dolayısıyla isyan noktasına yada bolluğa ulaştığında da kendini
kaybetme noktasına geldiğinde kendilerine hakim olabilecek bu iki konuma ''ulan bana ne oluyor?'' şeklinde düşünerek kendi
kendilerine TEŞHİS koyabilirlerse yani özeleştiri yapabilirlerse işte bu duruma ''femen şehide minkümüşşehre'' denilir. Artık bu
imanedenler kendi RAMAZANlarını oluşturmalı ve ''felyesumhu''(2/185) yapmalıdırlar. Bunun en basit ve kolay uygulanabilirliği AÇ
SUSUZ kalma şeklindedir. Bu bir seçenektir Kişi bu konumda iken nefsini katledecek olan bu iki duyguyu 2/178 ze gere
dizginleyebilmek için başka yollar da deneyebilir. Eğer bolluğa kavuştuğunda ne oldum delisi olmamak için Mezarlıkta yatması ve bu
şekilde sürekli ölümü düşünmesi yada eğer darlıkta ise kendisinden daha beter insanlara bakarak isyan noktasına gelmiş nefsini
dizginleyebilir. İşte bunlar da RAMAZAN ve SIYAM ikilisini bu kişi için çalıştırır. Böylece kişi eğer bu yolla azgın nefsini dizginleyebilir
ve kendisini, 2/178 e göre katledecek bu iki duyguyu KISASla hizaya çekebilirse bu durumda aç susuz kalmasına gerek kalmaz.
Peki diyelim ki kişi aç susuz kalma yolunu seçti Bunu kaç gün yapacak 30 gün boyunca yapma şartı var mı?. işte arkadaşlar bunun
cevabına bakalım. Eğer bir insan yukarıda yazmış olduğumuz SIYAM seçeneklerinden en az birini en azında 3 rakamı cinsinden
yaparsa ve 10 rakamına ulaşırsa yani içine sindirirse(3) ve bundan menfaat görürse(10) bunların çarpımı 30 gün edeceğinden 2/185
de anlatılan İddet ikmal edilmiş ve maksata ulaşılmış olur. Şimdi örnekleyelim: diyelim ki nefsin azgınlaştı sadece bir gün oruç tuttun
ve nefsini sadece bu bir günle dizginledin yani bu iş için bir gün sana yetti. Bu durumda bu bir günün değeri aslında allah katında 30
gündür ve ramazanını ve orucunu bırakırsın ve eğer yine meydana gelirse nefsinin bir sonraki azgınlaşma dönemini beklersin Eğer
bir daha azgınlaşırsa aynı yöntem le bu nefsin kafasına bir daha vurursun. Ancak burada bunu kaç gün boyunca yapman gerektiği
sana kalmıştır. Allahın istediği ise İDDETİ İKMAL(ltükmiluliddete: 2/185) dir. Ve bunun da sayısal değeri en az 30 gündür. Ancak bu
30 günü sadece bir gün oruç tutarak da tamamlayabilirsin . Diyelimki azgın nefis, bırakın bir günü, hatta 30 günü,60 gün oruç
tutmana rağmen hala hizaya gelmedi. O zaman 3 rakamı ile 10 rakamı henüz oluşamadığı için gerekirse 100 gün ve hatta daha fazla
oruç tutulması gerekecektir. YAni 57/23 ün gereğini yapma noktasında bu nefsi hizaya çekmek için kaç gün gerekiyorsa o kadar oruç
tutacaksın. Bunun sayısını sen belirleyeceksin. Elbetteki bu sayı 30 za tamamlanıncaya kadar devam edilecektir. Buna iddetin ikmali
denilir. İşte arkadaşlar buradaki 30 rakamı bizi yanılmasın . Tarihler boyunca insanları yanıltmış. Şimdi değerli arkadaşlar. Diyelim ki
allahın sana verdikleri yada senden aldıkları sendeki seni allahyolunda olmuşluğunun aleyhine bir tavır yada söylev içine itmiyorsa
yani 57/23 ün gereğini yerine getirebiliyorsan yani kendini hiç bir şekilde kaybetmiyorsan bu durumda nefsine iyi hakimsin demektir
ve hiç bir şekilde kendine ramazan ve oruç ihdas etmene gerek kalmayacaktır. Yani şu anda aç susuz kalarak oruç tutan iman
edenler.Siz bu oruca başlamadan hemen önce bir şeklide nefsinizin azgınlaştığına şahit oldunuzmu? eğer cevap EVET ise
Budurumda iddeti ikmal ediniz ve azgınlaşmış bu nefsi hizaya çekiniz. Bunu kimisi 1 günde yapar ve 30 za ulaşır kimisi de 120 günde
yapar ve otuza ulaşır ve bu şekilde iddet ikmal edilmiş olur. Eğer cevap HAYIR ise bu durumda bu kardeşlerim üzerinden ŞUANDA
oruç farziyeti kalkar. Çünkü nefsini kontrol edebilenler için bu orucun tutulmasının anlamı olmayacaktır. Ancak kişi yine de ben tutmak
istiyorum derse Bu TAVVAA hükmüne geçecek ve kişi sevabını alacaktır. SONUÇ: ey nefsini her halikarda kontrol edebilenler;
allahın emri diye 30 gün boyunca aç susuz kalarak nefsinize ihanet etmeyin SUÇSUZ nefsinizi bu şekilde cezalandırmayın: bu
farziyet, siz nefsinize hakim olduğunuz sürece sizi muhatab almaz. Ama yine de orucuuzu tutarsanız allahtan sevabınızı alacaksınız.
Sevgili arkadaşlar Eğer size direkt olarak allahtan bir musibet gelirse artık ramazanınınız başlamıştır. Burada allah ta bizim için iddeti
ikmal edecektir. Yani senden tam olarak emin oluncaya kadar seni 2/155 yada 29/2 ye göre deneyecek ve eğer imanından emin
olursa seni menfaatlendirecektir. Bu şekilde allahın davranışının değeri de 30 olacak yani iddeti ikmal edecektir. Bu bir gün de
sürebilir, aylar belki yıllar da sürebilir.Ancak ebedi değildir. Çünkü ramazan ''eyyamen madudaten'' yani sayılı günlerdir.
48/18
RIDVAN BİYATİ
SAHURA KALKILDIKTAN SONRA ORUÇ BOZMANIN KEFARETİ
RAMAZANA ŞAHİT OLUNDUKTAN SONRA ORUÇ TUTMAMANIN HÜKMÜ VE KAZASI
Sevgili Dostlar:
Kitapta ''SAHUR'' diye bir deyim bulunmamaktadır. Ancak KURANda eğer bir davranışın yada hissiyatın içeriği anlatılmış fakat buna
İSİM verilmemişse insanlar bu hissiyat yada davranışa kendi kültür yada coğrafyalarına uygun değişik isimler verebilirler.
Nitekim Kitapta 5/6 da abdestin içeriği anlatılmış ancak bu içeriğe '' ABDEST'' diye bir isimlendirme yapılmamıştır.. Bu içeriğin
İSİMLENDİRMESİ yapılmadığı için bizler buna ABDEST yada Başka bir şey diyebiliyoruz
Dara düştüğünde yada dara düşeni gördüğünde artık ORUCun başlamıştır, hayırlı olsun. Birinde KURTULMAK için diğerinde
KURTARMAK için mucadele edeceksin. İşte bir insanın kendisi için yazılmış olan bu 2 türlü ORUCun en az birine Şahit olması
durumunda eğer kişi ''BEN BUNU YAPACAĞIM'' derse ve bu yönde Niyetlenirse bu niyetlenme anı ile YAPMAYA BAŞLAMASI
arasındaki zaman dilimine SAHUR denilir Böylece SAHURA KALKILARAK İman edenler 48/18 de zikredildiği üzere MUHAMMED
hissiyatına BİYAT etmiş olurlar. Böylece Bu hissiyat '' TAHTEŞŞECERETİ de MUHAMMEDE BİYAT ''olarak 48/18 de yer bulur.
48/18, bize aslında SAHURA KALKMA ve NİYETLENME hissiyatlarımzı tarif eder. Bu şekilde Muhammede BİYAT edilir ve bunu
yapan insanlar EL MUMİNİYN olarak nitelendirilir. Bu BİYAT türüne başka bir deyişle RIDVAN BİYATİ de denilir,
Eğer bu BİYATten dönülürse kişinin KAZA yada KEFFFARET ödemesi gerekir
KEFFARET ŞARTLARI
Eğer kişi SAHURa kalkar ve niyetlenirse ve ORUCunu tutmaya başladığında TAKATSİZLİK dolayısıyla yani Genel ruh halinin o anda
bozulması dolayısıyla ORUCunu bozarsa yani
a) Ya kendini kötü durumdan kurtarmak yada kötü durumda olan birini kurtarma niyetine girdiğinde bundan o esanada kafası bir şeye
bozulduğu için vazgeçerse ve bunu başka bir zaman tutmak isterse işte buna 2/185 de ''alelleziyyne yutiykunehu'' denilir. Bu
durumda bunu başka bir zaman dener Ancak Bir MİSKİYni Doyurması gerekir.
MİSKİN deyimi elinden geleni yapmasına karşı istediği çizgiyi elde edemeyenlerdir. Eğer bir insan EMEK harcamış ama sonuca
gidememişse, buna en azından MORAL verilmesi onu DOYURULMASI anlamına gelecektir. Bu kişinin bizzat kendisi de olabilir
b) Nefsini TAKINTILI bir konumdan kurtarmak için AÇ SUSUZ kalarak bunu dizginlemeye çalışmak kaydıyla bilinen şekliyle ORUÇ
tutmaya Niyetlenenler de yine 48/18 e göre SAHURA KALKARLAR ve bir başka deyişle MUHAMMEDe RIDVAN BİYATİ yapmış
olurlar. Eğer kişi AÇ ve SUSUZ kalarak RAMAZANını İFA etmek ister ancak Niyetlendikten sonra yine TAKATSİZLİK dolayısıyla
orucunu bozarsa yine Bir MİSKİYni Doyurması gerekir. Bu Miskiyn kişinin bizzat kendisi de olabilir
MİSKİN deyimi elinden geleni yapmasına karşı istediği çizgiyi elde edemeyenlerdir. Eğer bir insan EMEK harcamış ama sonuca
gidememişse, buna en azından MORAL verilmesi onu DOYURULMASI anlamına gelecektir,
Görüldüğü üzere Gerek ''a'' seçenekli oruçta ve gerekse ''b'' seçenekli oruçta Keffaret tin şekli değişmemektedir
KAZAYA BIRAKMA
a) Eğer kişi Ya kendini kötü durumdan kurtarmak yada kötü durumda olan birini kurtarma yöününde RAMAZANa Şahit olmasına
rağmen bunların gereğini yapmanın niyetine Girmezse bu kişiye CENNET KAPILARI KAPANIR. Bu kişi bunun bilincinde ise ve
samimi bir şekilde Rabbilalemiynden 2 .ci bir şans isterse bu kişiye bu şans verilir Ancak şartları daha da ağırlaştırılır. Çünkü artık bu
kişi 48/16 ya göre ''El muhallifiyne minelarab'' olmuştur,
b) Eğer kişi Nefsinin TAKINTILI bir konuma sahip olduğuna ve böylece RAMAZANInın geldiğinde şahit olur da nefsini bundan
kurtarmak için AÇ SUSUZ kalarak bunu dizginlemeye çalışmazsa bu kişiye de CENNET KAPILARI KAPANIR
Bu kişi bunun bilincinde ise ve samimi bir şekilde Rabbilalemiynden 2 .ci bir şans isterse bu kişiye bu şans verilir Ancak şartları daha
da ağırlaştırılır. Çünkü artık bu kişi 48/16 ya göre ''El muhallifiyne minelarab'' olmuştur,.
Görüldüğü üzere Gerek ''a'' seçenekli oruçta ve gerekse ''b'' seçenekli oruçta KAZAYA BIRAKMA nın şekli değişmemektedir.
Kişiye RAMAZANı belli olmasına rağmen kişi ORUCunu tutmazsa Hem dünya hayatı ve hem de ahireti CEHENNEME
DÖNECEKTİR. Eğer kişi bu bilinci yakalamışsa ve 2 ci bir şans yada fırsat istiyorsa bu kişi 48/16 ya göre EL MUHALLİFİYNE
MİNELARAB hükmüne girer. Bu 2.ci fırsat verilir ama ilkine göre Daha şediyd bir ramazanla karşılaşır. Bundan da kaçarsa ancak 3
cü bir fırsat daha isterse bu da verilebilir ancak eğer verilirse bu da 2.cisinden DAHA AĞIR bir ramazan olacaktır:
O halde Eyy kul: sana RAMAZANIN belli olduktan sonra Sakın ORUCUnu ERTELEME ,Yoksa Hayatın cehenneme döner. Kurtulmak
için yine bir fırsat daha isteyebilirsin Ancak fırsat sana verilse bile konumunu ZORA SOKARSIN Çünkü ''EL MUHALLİFİYNE MİNEL
ARAB '' oldun 48/16.
18/23,24
Ve la tekulenne lişey'in İnniy fa'ilün zalike ğaden
'' Bir şeyi yapacağın zaman ben bunu yarın yapacağım deme''
İlla en yeşeallahü, Vezkur rabbeke iza nesiyte
'' Ancak Allah dilerse de ve unuttuğun zaman da Rabbini zikret''
Sevgili Kuran dostları.
Kuran ,içinde bulunduğu KİTAB araclığı ile bizlerin hissiyatlarını anlatır. Kuran HAL İLMi yani İLMi HALdir. Eğer sizler Kitabi meali
yani lisani arabi manayı KURAN diye algılarsanız bu durumda kitap sizi GÖRÜNENE yada BİLİNENE aldandığınız için SAPIKLIĞA
ve ÇELİŞKİlere götürür.
İşte bunlardan biri de yukarıdaki iki ayettir. Bu ayetler ''MEALEN'', gelecekte yapmayı düşündüğümüz işler için İNŞALLAH yani ''Allah
dilerse'' dememiz gerektiğini bizlere farz kılmaktadır.
Oysaki eğer bunu böyle anlarsanız bu durumda 18/60 sizin bu ayeti bu şekildeki anlayışınızı HAKSIZ çıkarır
Bu ayette Allahın bir başka peygamberi olan MUSA da, gelecekte yapmayı düşündüğü bir işi için İNŞALLAH deyimini kullanmayarak
18/23,24 e Muhalif davranmış olur
Peki gerçekte 18/23 ve 24 de anlatılmak istenilen KURANi yani HİSSİYATİ mana nedir? Şimdi onu izah etmeye çalışalım
Gelecekte yapmayı düşündüğün bir bir işi düşünme esnasında bu işin sana kazandıracakları sana beyan olduğunda bunu hemen
yada enkısa zamanda yapmak isteyeceksin.Çünkü GAZA gelmişsindir. Ancak bu işin yapılması durumunda sana isabet edecek
muhtemel kayıplarını da düşündüğünde işte bu seni frenleyecektir.
Eğer muhtemel kayıpların kazanımların karşısında tolore edilebilir veya makul bir sevyede olur yada tutulabilirse işte bu durumda
sendeki frenlenme kısa süreli olmalı ve derhal bu işe başlamalısın.
İşte bir insanın bir işten VAZGEÇİYORMUŞ gibi olup da kısa bir süre sonra tekrar işe sımsıkı sarılması hissiyatına İLLA
ENYEŞALLAHÜ yani ''ANCAK ALLAH DİLERSE'' hissiyatı denilir.
İşte 18/23 ve 24 cü ayetler üzerinden bizlere anlatılan evrensel hissiyatımız bu şekilde ifade edilir.
Yoksa Yarın için yapacağım bir iş için İNŞALLAH deme zorunluluğm yoktur. Eğer MUSA bu cümleyi 18/60 da kullanmamışsa ben
de,siz de kullanmak zorunda değilim/değilsiniz demektir Ancak denilmesi de günah sayılmaz. Fakat ayetlerin anlatmak istediği bu
MEALİ MANA değildir. Eğer MEALİ MANAda ısrarcı olunursa bu durumda 18/60 da MUSA nın 18/23 ve 24 .cü ayetlerin gereğini
yapmamış olduğu ortaya çıkacak ve bir ÇELİŞKİ ile karşılaşılacaktır
İLLA ENYEŞEALLAHÜ yani ''ANCAK ALLAH DİLERSE '' hissiyatı insanlara KÜFRden İMANa , İMANdan da KÜFRe doğru olacak
şekilde de hükmedebilir
Mumin yada Erdemli bir insanın hayatta karşılaştığı yada maruz kaldığı zorluklara istinaden bir ara İMANdan/Evrensel değerlerden
VAZGEÇİYORMUŞ gibi olup da kısa bir süre sonra tekrar İMANIna /Evrensel değerlere sımsıkı sarılması hissiyatına yine İLLA
ENYEŞALLAHÜ yani ''ANCAK ALLAH DİLERSE'' hissiyatı denilir.Bu şekildeki tanımı 7/89 daki İLLA ENYEŞEALLAHÜ cümlesi tastik
eder.
İlgili deyim burada POZİTİF bir HİSSİYAT şeklinde bizlere hükmeder
Bir insanın hayatta Kendisine gösterilen ve akla mantığa evrensel insani kriterlere ,tutarlılığa uygun delil yada ispatlar karşısında bir
ara KÜFRden VAZGEÇİYORMUŞ gibi olup da kısa bir süre sonra tekrar KÜFRüne sımsıkı sarılması hissiyatına yine İLLA
ENYEŞALLAHÜ yani ''ANCAK ALLAH DİLERSE'' hissiyatı denilir.Bu şekildeki tanımı da 6/111 deki İLLA ENYEŞEALLAHÜ cümlesi
tastik eder
İlgili deyim burada da NEGATİF bir HİSSİYAT şeklinde bizlere hükmeder
KURANı mana ve içerik olarak KİTABtan ayırdederek onu bir HAL İLMi olarak anlayabilenlere ve bu şekilde de SIDK YOLUnu
bulabilenlere selam olsun.
Mahzuni dağlara kar yağdı gene
Canım kurban olsun halden bilene
Aşık Mahzuni Şerif
SORU:
BİZDEN HERHANGİ BİR ŞEKİLDE RESUL OLUR MU?
HERHANGİ BİR İNSAN/MÜSLÜMAN KURANI TEBLİĞ YADA TEDRİS EDERKEN /ETTİRİRKEN BU SÜREÇTE KENDİNİ YADA
BUNU YAPANI RESUL OLARAK GÖREBİLİR Mİ? GÖSTEREBİLİR Mİ?
CEVAP:
Bizlerden ne bugün ne geçmişte ne de gelecekte RESUL olmaz. Bizler sadece içimizdeki Resullere uyarak SALİH kul oluruz. TEBLİĞ ve
İNZARI sadece Resuller yapar. Sen ya da ben ya da herhangi bir insan yapamaz, yapmazsın, bu görev onlara aittir. Sen sadece içindeki
Muhammede rahat tebliğ yapabilmesi için sana ait olan aklını ve vücudunu kullandırıyorsun, bunun karşılığında da KOMİSYON alacaksın. Bu
komisyon dünyada ilk etapta KURAN İLMİ ahirette ise CENNETTİR. Yani ben sana din anlatırken aslında ben konuşmuyorum, içimdeki
Muhammed konuşuyor. Sen de dinlerken aslında sen dinlemiyorsun içinde ki Muhammed dinliyor. Bu iki Muhammed kendi aralarında
anlaşırlarsa ikimizi birbirimize kenetliyor ve bizi KARDEŞ yapıyor. Bizlerin UYARICI ya da BİLDİRİCİ ya da TEBLİĞ edici özellikleri yok.
Bunlar içimizdeki Resullere aittir. Bize düşen görev içimizdeki Resullere kendi vücut azalarımızı ve dilimizi KULLANDIRTMAKTIR. Kim ki
kendini Resul ya da Mesih görür ya da birilerini böyle gösterirse, bunlar CAHİL, ŞEREFSİZ ve AHMAKTIR. O halde kendini içindeki BAŞTA
Muhammed olmak üzere diğer Resullere bırak. Bırak onlar senin limanlarını ve hava alanlarını, karayollarını kullansın. Pişman olmayacaksın..
EL GARB (BATI )
EL GURAB (KARGA )
HİSSİYATLARIMIZ
Sevgili dostlar
Kuran ilmi bir hissiyat ilmidir. Kitap içindeki tüm deyimlere LEDÜN İLMİ eklenilerek tüm bu deyimlerin artık insan hissiyatlarını tarif etmesiyle
oluşturulurlar. Bu ledün ilmini kitap içindeki deyimlere değişik oranlarda bu kitabı indiren Rabbilalaemiyn yüklemiştir.
İşte bu deyimlerden biri de GARB yani bizlerin ''BATI'' olarak bildiği ve bu deyimden türetilen ''EL GURAB'' yani ''KARGA'' deyimidir.
Eğer bir insanın bir şeyi elde etmede yada elde ettiği bir şeyi kullanmada hevesi geçerse artık eski iştahı kalmazsa bu durumda ona hükmeden
hissiyata EL GARB yani ''BATI'' hissiyatı denilir.
Eğer bir insan bir şeyi elde etmek için çok iştahlı olursa ancak yaşadığı bir olumsuzluk dolayısıyla bu şey için '' Buna Değmezmiş'' dediğinde işte
bu durumda bu insana hükmeden hissiyata KARGA yani ''EL GURAB'' denilir.
Yıllarca sevdiğin adama saçını süpürge edersin . Amacın onun sevgisini kazanmaktır. Ama bu adam sana öyle bir söz söyler ki seni ve yıllarca
iştahla yaptığın tüm hareketlerini adeta CAN EVİNden vurur. Oturup ağlarsın Ne kadar Eşşekmişim dersin. DEĞMEZMİŞ dersin.İşte o zaman
Herşeyden anında vazgeçersin İşte bu durumda sana hükmeden hissiyata KARGA denilir.
Yıllarca bir makamda kalmak için İŞTAHLA çaışırsın. Ancak bu süreçte bu amacını gerçekleştirmek için yurdun yuvan dağılır. Nihayet aklın
başına gelir DEĞMEZMİŞ dersin. İşte o zaman herşeyden ANINDA vazgeçersin,İşte bu durumda da sana hükmeden hissiyata yine KARGA
denilir
Alemlerin Rabbi kimseye KARGA hissiyatını tattırmasın. İşi bu noktaya getirmesin
33/35-49/3
(BİRİNCİ KISIM)
İNNELMÜSLİMİYNE VELMÜSLİMATİ
''Hiç şüphesiz ki Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar''
HİSSİYATLARIMIZ
Sevgili Kuran dostları
Hayr veya insaniyet adına yaptığınız iyilikten ötürü eğer bu iyilik iyi anlaşılamaz yada siz yanlış anlaşılırsanız elbetteki bir tepki görebileceksiniz
YADA
Hayr veya insaniyet adına size yapılan bir iyilikten ötürü eğer bu iyiliği anlayamamışsanız yada yanlış anlarsanız elbetteki bir tepki
gösterebileceksiniz
İşte zaman içinde gerçek ortaya çıkıncaya kadar tüm bu yanlış anlama yada yanlış anlaşılmalarınız esnasında eğer bu konuda eylem yada
söylemleriniizde Alemlerin Rabbine yani
Akıl
Mantık,
Ahlak
Vicdan
Tutarlılık kriterlerine ve Evrensel insani değerler ve etik normlara TESLİM OLABİLİYORSanız bu konuda size hükmeden hissiyata 33/35 de
İNNELMÜSLİMİYNE VELMÜSLİMATİ yani ''Hiç şüphesiz ki Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar'' denilir.
Bu tutum ve davranışınız dolayısıyla size 33/35 ve 49/3 e göre Bağışlanma ve büyük bir ecir verilecektir
Unutulmamalıdır ki Kitaptaki tüm deyimler bizlerin İnsan olarak Evrensel hissiyatlarını
zaaflarını
Duygularını
Algılarını kısaca manevi dünyasını tarif edecek şekilde kitaba yerleştirilmişlerdir ve bunlar ancak bu halleri itibarıyla KURAN ismini
almaktadırlar
33/35-49/3
(İKİNCİ KISIM)
VELMUMİNUNE VELMUMİNATİ)
''Mumin erkekler ve mumin kadınlar'' Hissiyatlarımız
Sevgili Kuran dostları
Hayr veya insaniyet adına yaptığınız iyilikten ötürü eğer bu iyilik iyi anlaşılamaz yada siz yanlış anlaşılırsanız elbetteki bir tepki görebileceksiniz
YADA
Hayr veya insaniyet adına size yapılan bir iyilikten ötürü eğer bu iyiliği anlayamamışsanız yada yanlış anlarsanız elbetteki bir tepki
gösterebileceksiniz
İşte zaman içinde gerçek ortaya çıkıncaya kadar tüm bu yanlış anlama yada yanlış anlaşılmalarınız esnasında bu konudaki eylem yada
söylemlerinizde Eğer Tepki gösteren iseniz '' Gerçekler ortaya çıktığında buna inanacağım'' yok eğer tepki gösterilen iseniz '' gerçekler ortaya
çıktığında buna inanacaklar'' şeklinde bir zihniyetle hareket ederseniz bu durumda size hükmeden hissiyata 33/35 de VELMUMİNUNE
VELMUMİNATİ)
''Mumin erkekler ve mumin kadınlar'' denilir
Bu tutum ve davranışınız dolayısıyla size 33/35 ve 49/3 e göre Bağışlanma ve büyük bir ecir verilecektir
Unutulmamalıdır ki Kitaptaki tüm deyimler bizlerin İnsan olarak Evrensel hissiyatlarını
zaaflarını
Duygularını
Algılarını kısaca manevi dünyasını tarif edecek şekilde kitaba yerleştirilmişlerdir ve bunlar ancak bu halleri itibarıyla KURAN ismini
almaktadırlar
26/33 , 7/108
MUSANIN ELİNİN CEYBİNDEN FİRAVUN KARŞISINDA BEYAZ ÇIKMASI HİSSİYATIMIZ
Sevgili Dostlar
CEYB-CUYUB deyimleri bir insanın herhangi bir eylem yada söyleminin yada uzvun insanlarda cazibe uyandıran-uyandırabilecek şekilde çıktığı
yeri verir.
EYD-YEDA deyiminin lisani manası ''EL'' dir. Ancak deyimin Kurani manası, ortaya konulan bir eylemin, amelin gerektiğinde devam edebilen
yada ettirilebilen türünü ifade eder.
BEYDA deyimin lisani manası ''BEYAZ'' dır. Kurani manası ise bir insanı yada hayvanı yada herhangi bir canlıyı hiç bir karşılık beklemeden
sevmek ,kurtarmaya çalışmak, yardım etmek, menfaatlendirmektir. BEYAZ hissiyatımız muhatablarımıza karşı yönelttiğimiz güzelliklerde içinde
'' Hiç bir karşılık beklememe'' unsurunu barındırması dolasıyla SAFlık ve ARİliğin ifadesidir. Bizlere BEYAZ hissiyatıyla yaklaşan insanların
kıymetini iyi bilmemiz gerekir
Eğer bir insanı yapacağı kötü bir işten vazgeçirme yönünde yada iyi bir işi yapma yönünde ikna etmek istiyorsanız bu süreçte Ellerinizi
Ceybinizden BEYAZ olarak çıkarın ve karşıya gösterin. Yani vazgeçmesini istediğiniz kötü bir işten sadece ve sadece muhatabınızın menfaat
göreceğini kendiniz için hiç bir şey istemediğinizi
YA DA
Yapmasını istediğiniz iyi bir işten sadece muhatabınızın menfaat göreceğini ve kendiniz için hiç bir şey istemediğinizi telkin etmek zorundasınız
Böylece Karşı tarafa hükmeden firavun hissiyatını BELKİ kırabilirsiniz
Eğer bunu yapabilirseniz Bu durum Kitapta '' Musanın elini koynuna sokarak buradan görebilenler için beyaz çıkarması'' olarak yer bulur. 26/33,
7/108
SORU
mümkünse TEK cümlelik bir cevap bile olsa cevabınızı merakla bekliyorum. Klasik din anlayışı zaten hepinizin malumu. O konuda tartıimaya bile
gerek yok. Klasik meallerin yol açtığı sosyolojik ve psikolojik tahrifatlara da kimsenin itirazı olamaz. En azından sorgulayan birinin itirazı olmaz.
Ve tedebbür ilmi ile yapılan izahlar muhteşem. Hiç itiraz yok. SORUM ŞU : Bu hakikatler neden zamanın belli bir bülümünde bir kitaba
sığdırılma ihtiyacı duyuldu? Bu hakikatler zaten içinize kodlanmış diyecekseniz zaten o zaman neden zaman diliminin belli bir evresindekilre
kitapla hatırlatıldı? Evrensellik???? Yok kodlanmış ama bunun aynı zamanda resmi bir belgeye dökülmesi lazımdı diyecekseniz, neden öncekilre
de yapılmadı? Evrensellik??? Aslında kitaba ulaşmış olanla ulaşamış olan arasında bir fark yok ikisi de aynı yola çıkar yeterli içlerine kodlanmış
resullere tabi olsun diyecekseniz, tamamda kitaba ulaşmadan sadece iç dinamikleriyle hakikato yani kuranı yaşayan ile kitapla bu iç dinamiklerini
sağlamlaştıran aynı olamazki, fırsat eşitliği???
CEVAP:
Ne kitaba ne de tüm bunların kitaba sığdırılma yada resmi bir belgeye dökülme ihtiyacı duyuldu. Bu kitap sadece bir şahane yapıt. Hiç kimsenin
bunun içerğini anlama mecburiyeti yok. Kimse bu kitaba muhtaç değil. Kitabın da zaten bu yönde bir talebi yok. Kitabı anlayabilenler onun sadece
ŞAHANEliğine şahit olurlar. Bu da onların kendi gönüllü çalışmaları ve kendi tercihleri olur. Bu kitaba ve bunun ŞAHANEliğine şahit
olamayanlar hiç bir şey kaybetmezler. Asolan evrensel insani hissiyatlarımızdır. Fırsat Eşitliği işte buradan geliyor. Yoksa ben kitabı anlamışım
çözmüşüm sen ise çözememişsin. yada benim elime kitap geçmiş senin eline bu kitap geçmemiş Bu durumda ben senden daha üstün olmuyorum
SORU;
Şuanda ARAP TAKVİMine göre belirlenen ve BİR AY süre ile ve aç susuz kalma şeklinde olarak tutulan ORUÇun Hükmü nedir?
ALEViliği benimsemiş din kardeşlerimizin 12 gün boyunca MUHARREM ayına istinaden yine aç susuz kalma şeklinde tuttukları
orucun hükmü nedir?
CEVAP
Allah rızası için yapılan tüm ameller karşılıksız bırakılmaz sevabı verilir. Ancak şu anda yukarıdaki şartlar dahilinde tutulan oruç Kurani manada
2/183,184,185 .ci ayetlerin muhatabı olamayacaktır. Dolayısyla da elde edilecek sevap DÜŞÜK PROFİLLİ bir sevab olacaktır.
Eğer bilinen manada ramazan ayına ait olan ve yine bilinen manada 30 günlük oruç ile muharrem ayına ait olan 12 günlük oruç bilinen şekli ile
tutulmazsa tutulmayan bu oruç yine Kurani manada 2/183,184,185 .ci ayetlerin muhatabı olamayacaktır. Dolayısyla da herhangi bir günah
kazanımı yada fidye- keffaret ödenmesi sözkonusu olmayacaktır
KURANın YANİ ''EL KURANÜ'' nün RAMAZAN AYINDA İNDİRİLMESİ HİSSİYATIMIZ
Kuran indirimeye devam ediyor. Kuranın RAMAZANda indirilmesi demek sana ait hissiyatların sana geri gelmesi yada getirilmesi
demektir.
Nefsin AZGINlaştığında '' Bu gidişle Allah benim belamı verecek'' dediğinde ve bu şekilde de kendi kötü gidişine teşhis koymayı
başardığında kendini sıkı kontrol etme noktasındaki sürece RAMAZAN AYI, bu süreçte kendini toparlama içerikli eylem yada
söylemine ise ORUÇ denilir. Bunu başarırsan içindeki/hayatındaki ŞEYTANları zincire vurursun. Sana Cehennemi yaşatacak tüm kapıları
kapatırsın. Sana Cenneti yaşatacak tüm kapıları açarsın.
Cennetin de Cehenneminde 7 kapısı vardır. 7 RAKAMI değişim yada dönüşümü ifade eder. Sen kendini hangi yönde değiştirir yada dönüştürürsen
varacağın yer de ona göre belirlenir
Böylece RAMAZAN AYI senin için bir RAHMET ve BEREKET ayına dönüşür. İşte bu süreçte ilk başta AZGINlığından mütevellit senden giden
OLUMLU/İNSANİ hissiyatların sana KURAN olarak geri döner. Bu ayette Kuranın indirilmesi demek sana ait olan iyi hissiyatlarının sana geri
dönmesi demektir. Bu da her insanın hayatında oluyor. Bu zaman dilimi sözkonusu olduğunda tüm insanlar için ortak bir zaman dilimi
belirlenemez. Hele Arap takvimine göre hiç belirlenemez.
Her insan her senenin herhangi bir zaman dilinde AZABİLİR. İşte bu insanın bu durumuna teşhisini koyması ile kendi RAMAZANı ve ORUCU
başlar. Şimdi kendisini toparlayacak ve azgınlaşmış nefsini tekrar rehabilite edecektir. Böylece Sakin ve Temiz olan fıtratı ona geri dönecektir. İşte
bu dönen Fıtrata KURAN denilir. Kişi ooohhh beee kurtuldum der. İşte bu ana artık RAMAZAN BAYRAMI yada Şeker tadında olduğu için
ŞEKER BAYRAMI da denilebilir
Kuran Ramazanda indirilir derken bilinen manada 600 sayfalık mushafın 1400 sene önce indirilmeye başlanması tarif edilmez. ON MİLYON
SENE önce yaratılan ilk insan için bile KURAN RAMAZANDA İNDİRİLİYORDU. O insan ile bizler arasında bir fark yok.
2/185
'' VE ALELLEZİYNE YUTİYKUNEHU''
'' ONA TAKAT GETİRENLER-GÜÇ YETİRENLER ÜZERİNE''
Sevgili arkadaşlar: kuranda bir şeye güç yetirme 2 farklı fiille ifade edilir. Bunlar a)isteta'a-mestaatüm(3/97,8/60,64/16) ve b)TAKAT tir.
2/286,249,184.Bunlardan ilki olan İSTETEA fiziksel yada ekonumik olarak güç yetirmedir. Misal: ev alacak gücüm yok derken burada geçerli
olan deyim İSTETEA dır. Bu derdi çekecek gücüm yok. feryada gücüm yok(orhan gencebay) bu torbayı kaldıracak gücüm yok gibi ibarelerde
kullanılan deyim hep istetea dır. TAKAT te ise fiziksel yada maddi olarak güç yetilrimesine karşı PSİKOLOJİK olarak güç yetirememe vardır.
Örnek: fareden korkan bir bayanın kaçması ,hamamböceği nden korkan birinin çığılk atması gibi: bu bayanın fareyi etkisiz hale getirecek kuvveti
vardır ama Psikolojisi buna musait değildir. işte bu takatsizliktir. Bizler 2/286 da allaha ''takatimizin üstünde bize ağır yük yükleme'' derken
psikolojimizin kaldırabileceğini temenni ederiz ve bunu isteriz. Bu TAKAT deyimi 2/184 de de geçer ve maalesef hiç bir meal tarafından doğru
manalandırılmaz. Bu ayette geçen ''alelleziyne yutiykunehu'' deyimi bir takım meallerde ya ''ona zorlukla dayanabilenler '' şeklinde yada ''ona güç
yetiremeyenler ''anlamında çevrilmiştir .ki bu iki çeviiri de YANLIŞtır. Çünkü ayette cümleyi OLUMSUZ hale getirebilecek MA , LA , LEM yada
LEN şeklinde lisani arabi olarak olumsuzluk ifadeleri YOKTUR
Peki ANLATILMAK İSTENİLEN MANA nedir?
Sevgili arkadaşlar: Bu ayette geçen ''alelleziyne yutiykunehu'' deyimi ''ona takat getirenler üzerine'' demektir. SORU: neye takat getirecek? Bu
ayette takat getirilecek şey ORUÇ değildir ''eyyamen uhare'' yani ''başka günler'' dir YUTIYKUNEHU deyimindeki ''HU'' yani ''ona'' deyimi cümle
içindeki bu deyime en yakın deyime gider. İşte bu deyim de ''eyyamen uhare ''yani başka günlerdir. Yani burada eyyamen uharaye takat getirenler
üzerinde fakiri doyurma şeklinde bir fidye vardır. YANİ: ramazan orucunu tutması esnasında fiziksel olarak engeli olmayan bir kişi ,kendini
psikolojik olarak hazır hissetmediği için bu orucu eğer KEYFİ OLARAK bozar yada kısmen yada tamamen bu oruc günlerini başka günlere
,örneğin daha serin günlere yada kış aylarına ertelerse(eyyamen uhare) bu noktada ertelediği bu zaman dilimde tutacağı orucun kalitesinin bilindik
RAMAZAN ayındaki oruca denk getirilmesi için allah bu kişiye bozduğu yada ertelediği her gün için bir miskiyni doyurma cezası verir. Bu
durum tıpkı zamanında ödenmemiş olan elektirik faturasının ileriki tarihlerde gecikme zammıyla birlikte ödenmesi gibi bir şeydir.
O halde kim ki Hiç bir fiziksel sorunu olmamasına rağmen yani İSTETEA sı sağlam olamasına rağmen kendini bu ORUÇ için TAKATSİZ
hisseder ve başka günlere TAKAT getirirse bu durumda gün içinde ORUCUNU BOZARAK ertelediği her gün için bir miskiyni doyurarak
MASUM BİR ŞEKİLDE CEZALANDIRILIR ve tuttuğu oruç da bu şartlarda yine kabul edilir
FELYESUMHU
''ORUCU TUTSUN''
TEDEBBÜR-LEDÜN İLMine göre RAMAZAN ve ORUÇ detayı - 7 - Fiillerin FELYE li çekimlerinin hayatımızdaki yeri ve Sayılı
günler..!
Arkadaşlar 2/185 te ''Femen şehide minkümüşşehre' deyimini çözdükten sonra bu deyimin nikahlanacağı ya da tevilleneceği ayet
olan ve 2/184 de geçen ''eyyamen madu'daten'' deyimini de çözelim. Arkadaşlar işte bu ayetteki EŞŞEHR deyimi buradaki sayılı
günler deyimine denk gelecek. Burada anlaşılacak olan mana salt bilinen ramazan değildir. Kişinin Allah yolunda çekeceği
meşakkatlerin ''sayılı günler'' olduğu belirtilir yani sürekli değildir. Zaten bunun içine bilinen manada ramazan da girecektir. Bunlara
en güzel örnekler Yusuf’un zindandaki kalış süresi ve Eyyüb as mın hastalığıdır. Bu iki durum da bu resuller için SAYILI GÜNLER
hükmünde oluşmuştur. O halde sayılı günler hükmünde olan EŞŞEHRe şahit olunduğunda buna FELYesumhu yapılmalıdır.
Arkadaşlar bir fiilin FELYE ile çekimi bu fiil için yer ve zaman mecburiyetini ortadan kaldırır, sadece bu fiilin YAPILMASINI şart koşar.
Hayatımızdan örnekler: Bir araba yıkayıcısına arabanızı verdiniz. “Abi sana kaçta teslim edelim” diye sorduklarında; “Bugün yıkayın
da ne zaman yıkarsanız yıkayın dediğinizde”, birine borç verip te “bunu bana ver de ne zaman verirsen ver dediğinizde”, yani zaman
ve mekan seçeneklerini kişinin kendi inisiyatifine bıraktığınızda yaptıracağınız iş FELYE li çekim olarak kuranda zikredilir. Bu
şekildeki çekimlerde asl olan İŞİN YAPILMASI dır. Ne zaman ya da nerede yapılması önemli değildir.
Örnek fiiller ve geçtiği ayetler; Felyerteku 38/10, felyestezinu 24/59, felyesteciybu 7/194, felya'mel 18/110, felyetevekkel 3/122,
felyefrehu 10/58, felyadhaku 9/82, felyukatil 4/74, felyekulu:4/6, felyumlil 2/282, Felyesta'fif 4/6, felyumin 18/29, felyekfur 18/29,
felyed'u 96/17, felyanzur 18/19 ve daha pek çok yerde geçmektedir.
Bu şekilde oluşturulmuş fiillere bindirdiğimiz anlamın doğruluğunu ispat için bunlardan bir tanesini seçelim ve inceleyelim
Misal:
Felyumin deyimi:18/29; Burada asl olan şey kişinin kendisine gelen hakka iman etmesidir. Bu imanı ölüm kendisine gelmeden önce
yapsın da nasıl ve ne zaman veya nerede yapsın bu ayette önemli değildir.
İŞTE ARKADAŞLAR 2/185 te de geçen böyle bir yapı vardır. Bu yapı FELYESUMHU dur. O halde sayılı günler hükmünde olan
meşakkat süreci kişiye denk geldiğinde kişinin eğer o anda buna takati yok ise kişi bu süreçten cennete gitmek için böyle bir süreçle
karşılaşması ve gereğini yapması gerektiğinin bilincinde olmak kaydıyla uzak durabilir. Eğer uzak durursa Allah ona kızmaz, çünkü
kalbi samimidir. Sadece bedeli biraz daha ağır olur. Eğer bu meşakkat süreci bilinen manada ramazan olursa bu durumda bir fakiri
doyuracak kadar fidye ile cezalandırılır (2/185), ama savaşması gerektiğinin bilincinde olmasına rağmen takati olmadığı için savaştan
geri dururlarsa bu durumda mallarını temizlenmek için feda etmeleri gerekir. Bu iddiamıza en uygun örnek 9/118 de geçen
pozisyondur. Sana hak geldiğinde eğer o anda iman edersen belli bir süre sonra iman etmişliğine oranla daha avantajlı duruma
geçersin. Amma sonradan da iman etsen dahi sonuçta biraz bedeli ağır olsa dahi yine de Allah katında mumin olarak yerini alırsın.
Bu ayette işte bu yüzden FELYE li ibare kullanılmıştır. Yani ESSIYAM yani Allah yolunda çekmen gereken meşakkat, yapman
gereken fedakarlık fırsatı önüne geldiğinde bunu hemen yaparsan FİDYE ödemek gibi bir zorunluluğun olmaz ama Allah içinde
bulunduğun duruma istinaden senin bu fedakarlığı karşına çıktığı o anda değil de kendinin uygun bulduğun bir zaman ya da mekana
ertelersen bu durumda da Allah amelini kabul edecek ancak sana küçük bir bedel ödetecektir. İşte bu yaklaşım tarzına FELYEli fiil
çekimleri denilir. O halde kim ki Allah yolunda fedakarlık yapmadan cennete gidilemeyeceğine iman ederse bunu tasdik ederse ancak
böyle bir fırsat ta önüne geldiğinde bunun zamanını kendisi tayin etmek isteyerek bu fedakarlıktan beri durursa (dikkat ediniz
KAÇARSA demedim, burada KAÇMA yok sadece beri durma var. Çünkü kaçanlar MUNAFIK olurlar) işte bu fiiliyat FELYE ile ifade
edilir.
Düşünün ki kaynananı çok seviyorsun ve gelip sende kalmasını istiyorsun ama bunun kaynananın belirlediği bir zamanda değil senin
belirleyeceğin bir zamanda gerçekleşmesini istiyorsun. İşte bu FELYEli ibarelerle ifade edilir. Yani kaynanan senin haberin olmadan
birden bire çıkagelirse ve sen de onu o anda müsait olmadığın için eve almazsan ve misal 3 gün sonra onu eve alırsan kaynanandan
ÖZÜR DİLEMEK gibi bir fidye ödemek ve onun gönlünü hoş etmek için çaba harcamalısın. Kaynananı çok seviyorsun ama o anda
müsait olamadığın için kabul edemedin. İşte arkadaşlar tüm ramazanlarda eğer bu fedakarlık süreci o anda yapılırsa sorun yok ama
ertelenerek yapılırsa yine sorun olmayacak sadece fazladan bir bedel ödenmesi gerekecek. İşte bu durum kuranda FELYEli fiil
çekimlerinin manasını izah eder.
''Ben kuranı okuyorum ama anlayamıyorum ''diyenlere deyin ki '' Kuranı okumak ve anlamak için okuryazar olmanıza bile gerek yok''
Kuran senin hissiyatlarındır
Duygularındır
Zaaflarındır
Algılarındır
Hülasa senin FITRATındır.
Sen kitabı okuyorsun ve belki anlayamıyorsun Kuranı değil.
Kuranı herkes anlar, Kitabı ise okuryazar olan herkes anlar.
Ama Kuranı kitabın içinden herkes çıkaramaz. Bunun için kitabın içinde bulunan ve 7/52 de zikredilmiş olan ÖZEL BİR İLMİ bilmesi
gerekir. Bu ilmin arapça ile alakası yoktur.
Kuranı kitabın içinden çıkaramaman dahi, seni KAFİR yada AŞAĞI yapmaz. Seni Çıkaranlara Muhtaç da etmez.
Yaşanılan hayatı iyi incele ,iyi gözlemle
Onurlu ve fedekar bir insan ol
Sana Kuran buralardan da nasip edilir
ŞEKER HASTALARI,
KRONİK HASTALAR,
TANSİYON HASTALARI,
BÖBREK HASTALARI,
VE RAMAZAN AYI
VE ORUÇ
Sevgili Kuran dostları/Tedebbür Gönüllüleri;
KURANİ Manaya ulaşmada 2 kriter çok önemlidir. Bunlar
1) Lisani arabi yazılıma TAM riayet
2) Kitabın bütünlüğü içinde dikkatlice yapılacak bir sorgulama.
BİRİNCİ ŞIKKa istinaden eğer sizler ayet içinde olmayan arapça deyimleri sanki orada varmış gibi işleme dahil ederseniz işte o zaman FITRATİ
manaya ulaşamazsınız. Bu şekilde ulaştığınız mana KURAN olmaz
Şimdi bir örnek yapalım
2/185:
Ve alleleziyne yutiykunehu '' Ona takat getirenlerin üzerine ''
Halil Ibrahim Ülgü: Neye takat getirenlerin üzerine Eyy Allahım?
Kitab: Oruç tutmaya takat getirenlerin üzerine
Halil Ibrahim Ülgü : oruç tutmaya takat getirenlerin üzerine bir de bir miskiyni doyurmayı FİDYE olarak verdirmek Mantıklı mı Allahım? Adam
hem emrini yerine getiriyor Hem de adama ceza veriyorsun.
Kitab: Allahın dediğini değil dediğinden neyi kasteddiğini anlamadığın sürece buradaki mantığı da anlayamazsın Eyy Halil Ibrahim Ülgü.
Halil Ibrahim Ülgü: Ben bu ayette MANTIKLI bir oynama yapabilirmiyim Eyy Allahım
Kitab: Nasıl bir oynama ?
Halil Ibrahim Ülgü: ''Ona güç yetirenler üzerine'' olarak yazdığın ayetin orta kısmına ''LA'' olumsuzluk ekini yerleştirerek '' Ona güç
yetiremeyenler '' şekline çevirebilir miyim? Bu şekilde olursa daha mantıklı olur. Böylece
Kronik hastalar
Mide hastaları
Kanser hastaları
Tansiyon Şeker hastaları bu kapsama girer ve onların da fidye vererek RAMAZAN ORUCUnu bu şekilde aç susuz olarak tutmuş sayılmaları
sağlanır.
Allah: Eyy Halil Ibrahim Ülgü: Sen benden daha mı akıllısın? Ben isteseydim ayete ''LA'' olumsuzluk ekini yerleştirirdim. Yani ayeti
ALELLEZİYNE YUTİYKUNEHU şeklinde değil de ''ALELLEZİYNE LA YUTİYKUNEHU'' şeklinde yazardım.
Halil Ibrahim Ülgü: Eyy Allahım O zaman
Kronik hastalar
Mide hastaları
Kanser hastaları
Tansiyon Şeker hastalarının ramazan ayında ORUÇ açısından hükmü ne olacak?
Oruç tutanlara da AYRICA bir FİDYE verdirerek onları cezlandırmanın MANTIĞI nedir?
Eyy Halil Ibrahim Ülgü: RAMAZAN AYI ve ORUÇ kavramlarını doğru anladığında bu soruların hiç birini sorma gereği bile duymayacaksın.
Halil Ibrahim Ülgü: Ey Rabbim HİMMET EYLE
Allah: Eyy Halil Ibrahim Ülgü GAYRET EYLE
KİTAP-KURAN-RAMAZAN
Ramazan ayında indirilen kuran BİRİNCİL olarak elimizdeki kuranı kastedmez.Kendinden AZGINLAŞARAK uzaklaşmış nefsini
BEDEL ÖDEYEREK tekrar kendinle buluşturduğunda yani FITRATİ HİSSİYATLARIN sana tekrar döndüğünde işte bu dönen
hissiyatların adı 2/185 de belirtilen kuranın ta kendisidir.Bu kurana ulaşmadıkça başka bir deyişle azgınlaşmış olan nefsini tekrar
sukunete kavuşturmadıkça bu durum sana cehennemi yaşatır.
Bunun için ARAP TAKVİMİNe gerek yok..
Ramazan ve oruç senenin hehangi bir ayı ayın hehangi bir haftası haftanın herhangi bir günü günün herhangi bir saati sana FARZ
olabilir..Herhangi bir konuda da olabilir.İŞ konusunda azgınlaşmazsın karı-koca ilişkileri konusunda azgınlaşırsın.İşte o zaman
Ramazan sana bu iş için lazım olacak...Hangi konuda azgınlaştığını düşünüyorsan işte o konuda RAMAZAN a girecek ve orucunu
tutacakasın.
Bunun için ARAP TAKVİMine ihtiyacın yok.
RAmazan ve oruç sonrası kendini tekrar kendinle buluşturup da AZGINLIĞIN sona erdiğinde OOOHHH BEEE
diyeceksin.Hissiyatlarında herşey normale dönecek...Şimdi tekrar hayr ve hasenat yaparak evrene sıhhatli bir şekilde enerji yaymaya
devam edebilirsin.Zaten RAMAZAN ve ORUÇ da bu enerjiyi SEKTEYE UĞRATMADAN yayman için var.Bunun için AÇ SUSUZ
kalarak bu orucu tutman TEK SEÇENEK değil.
Mantık gayet basit; HANGİ KONUDA AZGINLAŞTIĞINI DÜŞÜNÜYORSAN SENİ TEKRAR NORMALE DÖNÜŞTÜRECEK
İNSANLARLA BİRLİKTE OL. MEKANLARDA BULUN. BUNUN İÇİN PARA HARCA ZAMAN HARCA. EMEK HARCA .sONUNDA BU
AZGINLIKTAN NEFSİNİ KURTAR. İŞTE KURANIN ANLATMAK İSTEDİĞİ GERÇEK RAMAZAN VE ORUÇ BUDUR...
Allah böylesine evrensel bir ritüeli gidip de bir KAVMİN TAKVİM anlayışına göre STANDARTİZE edemez.Tek yol olarak AÇ SUSUZ
kalmayı tercih edemez.Çünkü dünyanın belli bölgelerinde 6 ay boyunca güneş batmıyor.Yani hiç akşam olmuyor.Ayrıca Mide
hastaları için yada kronik hastalar için AÇ SUSUZ kalma şeklinde YANLIŞ olarak algılanan oruçta kitapta bunlar işçin bir hüküm
yok.Ve yine ayrıca ALlahın kitabında '' Orucu geceye kadar tamamlayın'' demesine rağmen insanlar oruçlarını AKŞAM VAKTİ
açıyorlar..Güneşin batması ile oluşan ortam AKŞAM olarak yani İŞA -AŞİYYEN olarak kitapta ayrıca bir kavram ile yerini
almıştır.AKŞAM kavramı İŞA-AŞİYYEN EL AŞİYYİ kavramı ile izah edilmştirç GECE ise LEYL kavramıo ile izah edilmştir.Allah ise
orucun açılmasında onu AKŞAMA KADAR TAMAMLAYIN diyebilirdi.ANcak LEYL kavramını kullanmıştır.Bu konuda KAVRAM
SEÇİMİNİNE AİT İNSİYATİF bizlere değil Tamamaen bu dinin sahibi olan ALlaha aittir..Hangi AHMAK Allahın GECE değinden
AKŞAMı anlayabilir?LEYL geçen yerden AŞİYYİ kavramını anlamak ve sanki allahın da bunu söylemeye çalıştığını anlatmaya
çalışmak allahın aklıyla dalga geçmektir.Oysaki Allah bizlere KURANDAN KOLAY GELENİ OKUYUN der.Kolay gelen ise ALlahın
dediğidir.Allahın kitabında ise GECE Aşiyyiden sonra gelir.Kitaba göre arapları anlayacaksın Araplara göre kitabı değil...Allahın
GECE dediğini Arap AKŞAM olarak anlamış ise ARAP kafir olmuş demektir.Bunlar Arapları ALlaha ve onun dediğine tercih ediyorlar.
İnancımızı ALLAHIN DEDİĞİ belirlemeli ARABIN anladığı değil...Yav siz aklınızı mı kaçırdınız? ALLAHIN GECE dediğini Peygamber
AKŞAM olarak nasıl anlayabilir ve anlatabilir?EyY Muhammed Eğer sana vahyettiklerimizden başkasını söylersen seni
şahdamarından keseriz diyen ALLAH değil Mİ?ALlahın GECE değini Muhammed AKŞAM olarak kavmine anlattı öylemi?
Kuranın dediği LEYLmidir AKŞAMmıdır?Kuran GECEYE KADAR TUTU MU DER yoksa AKŞAMA kadar mı Tutun der?2/187 :
Sümme etimmusiyame ileyleyli
Yani ALlahın dediğini yapmıyorlar.Onun yerine BAHANE uyduruyorlar.Şu anda AÇ SUSUZ kalarak tutulan oruç EVRENSEL
değil.Dolayısıyla da KURANIN yani İSLAMIN emrettiği bir şekil değil.ANcak yine de bunu bu şekilde tutan KÜÇÜK ÇAPLI sevabını
alacak Bunu bu şekilde tutmayan ise hiç bir şekilde GÜNAH KAZANMAYACAKTIR.Çünkü şu anda tutulan klasik oruç ALLAHIN
KURANDA EMRETTİĞİ ORUÇ olmayıp KİTAPTA EMRETTİĞİ ORUÇTur.
Bizlere KİTAB değil KURAN FARZ kılınır.CENNET BEKLENTİSİ ile aç susuz kalarak akşam vakti orucunu açan kişi ancak ve ancak
AHMAKTIR.Kuranı geçimini DİNden sağlayan İlahiyatçılardan değil Dünyadan kazanıp İSLAM için harcayan GÖNÜL ERLERİnden
öğreneceksin.Çünkü bu insanların hiç kimseden bir beklentisi olmaz.Hiç bir yerden MAAŞ da almazlar...
Rabbimiz yarın itibarıyla AÇ SUSUZ kalarak oruca niyetlenen insanların oruçlarını kabul makbul eylesin.
2/184
Ağlanacak halimize Biraz gülelim mi?
Önce sorumuzu soralım: Kronik şeker hastaları, Böbrek hastaları , Mide ülseri olanlar ramazanda orucu nasıl tutacak?
Sonra da CEVAP yazalım: Onlar bir fakir doyuracak doyuracak kadar fidye verecek.
Sonra da DELİL yazalım: Ve alelleziyne yutiykunehu fidyetün taamu miskiynin: 2/184.
Şimdi bunun bilinen MEALİNİ yazalım: Ona ( Oruca) güç YETİREMEYENLER in üzerine bir fakiri doyuracak kadar fidye vermesi
gerekir.
Şimdi ''DUR BAKALIM'' diyelim: çünkü Ayetin orjinalinde ''ona güç yetirenler üzerine bir fakiri doyuracak kadar fidye verilmesi gerekir''
yazıyor. yani ''GÜÇ YETİREMEYENLER üzerine'' diye bir mana yok. Eğer Mana hakikaten de GÜÇ YETİREMEYENLER üzerine
şeklinde ifade edilmek istenseydi orjinal yazılım '' ve Alalleziyne LA yutiykunehu'' şeklinde olması gerekirdi. AMa öyle değil. Bizim
MEALci oraya ayetin olrjinalinde olmayan bir ''LA'' olumsuzluk eki eklemiş.
Bunu yapan DUBURCU SAPIK KAFİR olmuyor değil mi?
Şimdi Ayetin orjinalini tekrar yazıp DOĞRU meallendirelim: 'ona ( oruca) güç yetirenler üzerine fakir doyuracak kadar fidye verilmesi
grekir/Farz kılınır,
Şimdi bu DOĞRU MEALİ tercümeye 2 adet SORU SORALIM
1) Yav allahım, Hem adam orucunu tutmuş hem de adama fidye ödettirerek onu cezalandırıyorsun. Yav sen ne yapıyorsun? Bu nasıl
bir mantıktır nasıl bir adalettir?
2)İlk baştaki sorumuza dönelim: Kronik şeker hastaları, Böbrek hastaları , Mide ülseri olanlar ramazanda orucu nasıl tutacak?
Bunların hükmü ne olacak? bunların hükmü kendini MUBİYN ve MUFASSAL olarak nitelendiren kitabın neresinde var?
Şimdi Dostlar
RAMAZAN deyimini ve ŞEHR yani ''AY'' deyimini bir EVRENSEL HİSSİYAT olarak değil de bilinen manasıyla ŞEKLİ olarak
algılayarak bunları senede 1 ay olarak kabul eden ve yine ORUÇ deyimini de HİSSİYAT olarak değil de bilenen manasıyla ŞEKLİ
olarak AÇ SUSUZ kalma biçiminde algılayan birinin ALLAH ve KURAN ANLAYIŞI sadece bu 2 soru karşısında İFLAS eder.
Eğer Ayetleri, içindeki KURANdan habersiz bir şekilde yada kuranı devredışı bırakarak anlamak istediğinizde KİTABa değil
KİTABINA uyduracaksınız. Başka seçeneğiniz yok. Bu da Deyim ekleme ,deyim çıkarma ,mana yamama şeklinde olacak
Sonra da yaptığınız tüm bu DÜZENBAZLIKları Arapçanın DİL özelliiğine yada zenginliğine bağlıayarak kendinizi AKLAMAYA
çalışacaksınız.
''Aybaşı halinde iken KADINLARDAN AYRILIN' diyen Allahın 'Kadınlardan'' deyimi yerine ''Eşlerinizden'' ayrılın demesi
gerekmezmiydi?''Kadınlar'' deyimi içine
Annem de girer,
Bacım da girer,
Teyzem de girer,
Halam da girer,
Dışarıdaki herhangi bir kadın da gider
Allaha bu ayette müslümanlara '' Oruç gecesi kadınlarınızdan ayrılın'' ayetinden daha cömert davranmış . Bu kez kapsamı daha da genişletmiş
''Aybaşı halinde iken KADINLARINIZDAN değil KADINLARDAN AYRILIN'' demiş
Yani hangi kadın olursa olsun ister kendi kadının isterse başka bir kadın İlşkiye gir. Yeter ki Kadın aybaşı olmasın
Ama Eşim olarak sadece ve sadece ilişkiye girdiğim karım girer.Ama ne yazık ki Ayette EŞİMden değil KADINlarımdan da değil
KADINLARdan bahsediyor
Acaba Allah bu ayete ''Eşleriniz'' diyecekti de unuttu mu?
Uyann eyy Müslüman. MANAya talip ol Şekle değil,
4/34
ERKEKLERİN KADINLAR ÜZERİNDE YÖNETİCİ OLMASI GEREKLİLİĞİ HİSSİYATIMIZ
Bu ayette geçen ERRİCAL deyimi “elif lam ra” dizilimine uygun yazıldığı için lisani ERKEK anlamından vazgeçilmelidir.
Bunun dubur anlamı ise ; yaşadığın toplumda elde edilecek yada edilmiş olan konumdur.
Bir deyim tıpkı 4/34`de ''errical '' deyiminde olduğu gibi başına bir tamlama almadan çıplak “elif lam” takısı alıyorsa bu deyim amaç
edilmiştir ancak henüz ulaşılamamıştır , anlamı verir.
NİSA deyimi , Kuranda ''kadın'' anlamında kullanılmamıştır.
Nisa ; İŞ-ÇALIŞMA`dır..bunları daha önceki derslerimizde görmüştük.
4/34`te bir insan önce kendisine bir hedef belirler , sonrada buna ulaşmak için gayret sarfeder.İşte buradaki hedef RİCAL , gayret ise
NİSA`dır.
Ayetin de belirttiği üzere tabii olarak AMAÇ (rical) , GAYRETin yani nisanın üstündedir.
Nisada bazen başarısız olabilirsin ama amacından vazgeçmemelisin.İşte bu ayette amacına ulaşmak için sahip olduğun nisanın yani
gayretin çabanın sahip olması gereken özellikleri verilecek , bunlar ;
1) Fessalihatü ; yani sağlamlık.İşini sağlam yap yada yaptırt..
2) Kanitatün ; işine bağlı ol , ona nikahlan (ibrahim melekesi)
3) Hafizatün ; işini kontrol ederek , koru yada koruyarak kontrol et.
Çünkü Allah`ta kendi işlerini bu şekilde kontrol edip koruyor.
Bu tür kontrol mekanizmasına KİRAMEN KATİBİYNE denilir 82/10,11..
Yani yaptığın işleri kayda al.
Bunlar yapılmasına rağmen işlerinin TERSine dönmesiyle hayatında NİSA ve RİCALin yer değiştirmesine yani birbirlerine KARŞIT
olmasına da bu ayette NUŞUZ denilmiş ve bu durumda senin yapman gereken şey , artık amacına ulaşmak değil sermayeyi , günü
kurtarmak olacağında , bu konuma da ''VELLATİY'' denilmiştir.
İşte böyle bir durumda yapılması gereken şey , psikolojini sağlam tutmaktır.
Allah`ta bu ayette bize böyle bir durum için önerilerde bulunuyor ;
1) Feizuhünne ; yani HÜNNEyi vaaz edin yani kendinize bir daha dene , başarabilirsin yapabilirsin deyin.
2) VehcürüHÜNNE fiylmedacıdi ; Bu deyim yataklarda yalnız bırakın diye tercüme edilir..Oysa manası ; tekrar kazanma duygusunun
(hünne) hayatınıza hükmetmemesini sağlayarak sosyal hayatınızın devam etmesi yönünde bir telkindir.. 3) Vadribuhünne ; tekrar
kazanma duygusunu yapacağın işlerde ön plana çıkarın..
4) Fein etaneküm ; yani eğer işlerinizi tekrar yoluna koyarsanız bu durumda bu telkinlerden vazgeçebilirsiniz.
Bu kadar telkin ve tedbire rağmen yine başaramayacağınızdan korkup ta işi bırakma (şikak) noktasına gelirseniz , bir zamanlar yine
gayret göstererek başka bir hedefe nasıl ulaştığınızı düşünün..
Geçmişte bir iş için gösterdiğiz gayretinizi (nisa tarafından hakem) ve ulaştığınız amacı (rical tarafından hakem) düşünerek , kendinizi
KETleyin ve şu anda ters giden bu işiniz için de motive olun..
ÖRNEK ; 5.ci sınıfta sürekli Matematikten zayıf alan ve artık umudunu yitiren ve daha da matematik çalışmayacağını söyleyen
oğluna ''haydi oğlum sen 4.cü sınıfta iken matematikte süperdin yine süper olabilirsin'' dediğinde yaptığın şey 4/35`in tevilinden başka
bir şey değildir..
Bu ayette kadın-erkek ilişkisi anlatılmaz..İŞ ve BAŞARIYA ulaşma tekniklerinden bahsedilir.Bu ayetin kişinin hayatında yer
edinebilmesi için evli bir erkek olmasına gerek yoktur.Tek başına bile olsa bir insanın işini nasıl yapabileceği ve başarıyı elde etmede
karşılaşacağı muhtemel zorlukların nasıl üstesinden gelebileceği ve başarıyı nasıl yakalayabileceği anlatılır
4/34
VADİRİBUHÜNNE
'' ONLARI (KADINLARI) DÖVÜN''
KADINLARI DÖVME HİSSİYATIMIZ, KADINLARI NEDEN DÖVMELİYİZ?
Sevgili Dostlar
Yüce dinimiz İSLAM ,RİCALlere yani ERKEKLere KADINLARI DÖVME ruhsatı vermiştir. Bir ERKEK eğer hayatta başarılı olmak istiyorsa
yeri ve zamanı geldiğinde KADINı Dövmelidir.
Kitaptaki tüm deyimler KURANİLMİ adı altında bizim bir nevi hissiyatımızı tarif ederler. işte bunlardan bazıları da 4/34 de anlatılan RİCAL ,
NİSA , VADRİBU ve HÜNNE deyimleridir
RİCAL kavramı cinsiyet olarak kadın olsun erkek olsun bir insanın hayatta kendisine varmak için belirlediği hedefidir
NİSA kavramı cinsiyet olarak kadın olsun erkek olsun bir insanın hayatta kendisine belirlediği hedefine varmak için ortaya koyduğu çalışmadır.
O halde NİSA olmadan RİCALe ulaşmak başka bir deyişle Çalışmadan hayatta bir yere gelmek imkansızdır
DAREBE-VADRİBU deyimleri Kuranilminde bir şeyin insan hayatında önplana çıkarılması demektir
HÜNNE deyimi bir İŞ yani NİSA üzerinde bulunanlardan en az birinin menfaat görmek istemesi hissiyatıdır
Eğer Hedefe ulaşmak için ortaya koyduğumuz İŞte yani NİSA da bir YILGINLIK yada bir GEVŞEME yada SERKEŞLİK hissedersek bu
durumda kendimizi tekrar motive etmek için Hedefe ulaştığımızda bundan elde edeceğimiz menfaatleri düşünerek bu yılgınlığı yada gevşekliği
yada serkeşliği üzerimizden atacağız. İşte bu yaklaşım tarzına 4/34 de VADRİBUHÜNNE yani '' Kadınları dövün'' denilir.
Unutmayın ,KADININI DÖVMEYEN ERKEK hayatta asla başarılı olmaz. Bu yüzden Kuranilmi KADIN DÖVMEYİ EMREDER. Bu kadın
olsun erkek olsun tüm insanların hayatta başarılı olmaları ve belirledikleri hedefe ulaşabilmeleri için belli zamanlarda ve şartlarda MECBURİdir
Mealleri KURANİLMİ zannederek 4/34 e göre ''Kadınları dövün'' ayetine istinaden kadınları dövme hakkını kendine gören sözümona Erkek !!
Muslumanlara !!
LANET OLSUN
ZALİKE (BU)
HAZA (BU)
TİLKE (BU)
''BU''
HİSSİYATLARIMIZ
Sevgili Kuran dostları
Kitapta 3 adet arapça olarak ''BU'' anlamına gelen işaret sıfat vardır.
Bunlar
1) ZALİKE
2) HAZA
3) TİLKE dir.
Tüm deyimler gibi bu deyimler de bizlerin yine bir nevi hissiyatımızı tarif eder.
ZALİKE deyimi bir şeyi eksik yapma/eksik verme/Eksik uygulama hissiyatımızı
HAZA deyimi ise bir şeyi tam yapma/tam verme/tam uygulama hissiyatımızı
TİLKE deyimi ise bir şeyin NET ve ANLAŞILABİLİR hale gelmişliğini yada getirilmişliğini ifade eder.
Bizler için kendisinden MENFAAT beklentisi amacıyla kendisine yaklaşma gereği duyduğumuz her şey
KİTAP hükmüne geçer. Bizler için bu kitap İLK ETAPTA ''Zalike'' hükmündedir. Çünkü içeriğini henüz
öğrenememişizdir. Bu durum 2/2 de ZALİKELKİTABÜ yani ''BU KİTAP'' şeklinde yer bulur.
Kitapta ZALİKE ye iyi gözle bakılmaz. Nitekim 24/3 de ZALİKE Muminlere HARAM KILINIR
(Hurrime ZALİKE alelmuminiyn).
Eğer biz bu kitabın içerğini öğrenmeye başlarsak bu durumda bu kitaba ait Kurana ulaşmaya başlamışız
demektir. İçerğini TAM olarak öğrendiğimizde ise bu kitaba ait kuran artık HAZELKURANE şeklinde
geçer. İşte o zaman bu kuran sizi SAPASAĞLAMa iletmiş yada iletecek bir kuran olur. 17/9 da geçen
HAZELKURANE deyimi Kuranın HAZAlaşmış halini yani tam olarak öğrenilmiş halini ifade eder
ZALİKE boyutunda olan KİTABtan çıkardığımız KURAN, HAZA boyutuna geçtiğinde bu KİTAP artık
kişi için amacına ulaşmış olur. Artık kişi bu kitaptan çıkardığı ve HAZA BOYUTUna taşımayı başardığı
Kuran anlayışı ile kendi hayat tarzını/sitilini/şeklini kendisi belirleyecek ve böylece bu şekilde artık sadece
KURAN anlayışını değil KİTAB anlayışını da HAZA boyutuna taşıyacaktır yani artık KİTABı da HAZA
boyutuna taşınmıştır.
Bu durum 6/155 de HAZA KİTABUN yani BU KİTAP
45/29 da HAZA KİTABÜNA yani BU KİTABIMIZ şeklinde yer bulur
SORU:
Tüm Şekli Resullerin Rabbilalmiyn tarafından Korunduğunu ve Kendi Ecelleriyle Öldüğünü Söylemişsiniz..Bu;Kitapta Resullerle ilgili
Bazı Yerleri Sadece Hissiyat Bazılarını da Hem Hissiyat Hem Şekil Olarak Anladığınızı mı Gösteriyor? Eğer Öyleyse Bunun Kriteri
Nedir? Kitapta Belli bir Dayanak Noktası var mıdır?
CEVAP
Tüm Resuller de ŞEKLİ olarak yaşadılar ve öldüler ve Alemlerin Rabbi tarafından da korundular. Ancak bu ŞEKLİ yaklaşıma iman
etme mecburiyeti yoktur. Aslolan Bu resuller üzerinden anlatılan hissiyatlardır. Kitaptaki tüm kavramlar gibi Resul isimleri de içerik
olarak bizlerin Evrensel hissiyatlarını tarif ederler.İşte asıl bunlara iman edilmesi gerekir. Çünkü bunlar tarih yada mitoloji değil
yaşadığımız hayatın gerçekleridirler
Soru: Tedebbür Yaklaşımı Tarzına Göre;Muhammedin Cinsel Hayatını Düzenleyen Ayetler Hissiyat Anlamının Yanında O Dönemde
Yaşanmış Bir Gerçeğe de mi hitap etmektedir?Yoksa sadece hissiyat mıdır?Bunu nereden bileceğiz?Eğer öyleyse O Dönemde
Gerçekleşip Gerçekleşmediğine neden iman etmek zorundayız? Sadece Hissiyati Kısmı Önemli Olmaz mı?
Cevap:
Kitaptaki tüm ayetler indirildiği dönemde bir kavme yada coğrafyaya ait bir şekil üzerinden tüm insanlarda bulunan evrensel hissiyatı
tarif etmeyi amaçlar. Şekil ile ilgili fazla ayrıntılı verilmez. Böylece bizler kitapta okuduğumuz şekli genelde Mantıksız/ahlaksız/sapık olarak
telakki ederiz. Bu şekil ile ilgili daha fazla ayrıntı elde etmek için kitabın dışındaki başka kaynaklara gitmemiz de kitap tarafından
yasaklanır.Çünkü Bu ayet ile ilgili detaylar kitabın dışında olacağından Güvenilir değildir ve en önemlisi de LEDÜN İLMİ yüklenilmemiş
demektir
Böylece ''Varsın insanlar bu ayetin şekli kısmını sapık olarak anlasınlar önemli değil ama bu ayet üzerinden anlatılan FITRATİ HİSSİYATI doğru
anlasınlar'' yaklaşımı esas alınır.
İşte bu yüzden tüm ayetlerin İLK İNSANın zamanından beri HİSSİYAT İÇERİKLİ kısmı esas alınır ve Şekli kısmına inanmak yada kabullenmek
kişilere bırakılır
81/8
EL MEV'UDETÜ
''Kız çocuklarını diri diri toprağa gömme'' hissiyatımız
Sevgili Tedebbür gönüllüleri
Bir insana bir hakikati bazen tek boyutlu ,eğer bundan anlamıyorsa da anlatılan şeyin özünden taviz vermemek kaydıyla başka şekillerde
anlatılması gerekir. Bu şekilde bizlere hükmeden hissiyata BENAT yani KIZ denilir.
Eğer ortaya çıkacak hakikat yada hakikatin ortaya çıkması işimize gelmiyorsa bunun tek boyutlu olarak izah edilmesi yada izahının tek boyutlu
olarak kalması elbetteki işimize gelecektir.
Ancak insanlar ilgili konuyu bu haliyle asla anlayamayacaklardır. İşte Eğer KÖTÜ NİYETLİ isek bizlerin de işine gelen şey budur.Hayattan
örnekler verelim:
1) Bir insana hukuki bir metin okutturursunuz ve buna imza atmasını istersiniz. Oysaki okuduğu metinde öyle tuzaklar vardır ki bu kişi ilmi
sevyesine istinaden bunu göremez. Muhakkak gören yada bilen birinin EKSTRA izahatlarına ihtiyaç duyar. İşte siz VAZİYETİ ÇAKMASIN diye
kişinin bu doğal hakkını engellediğinizde Kurani olarak Hem karşı tarafa ve hem de kendinize ait Kız çocuğunuzu Diri diri toprağa gömmüş
olursunuz.
Her iki tarafa hükmeden hissiyat ise 81/8 de EL MEV'UDETÜ denilir
Bunun sualinden asla kaçamazsınız. Çünkü bunun Hangi suçtan dolayı katledildiğini Rabbilalaemiyn size soracaktır
2) Bir Referandum yapıyorsunuz ve insanların buna onay vermesini istiyorsunuz.Oysaki onay verilmesini istediğiniz Referandum taslağında öyle
tuzaklar vardır ki bunu konunun uzmanları dışında kolay kolay kimse göremez. Muhakkak gören yada bilen birinin EKSTRA izahatlarına ihtiyaç
duyar. İşte siz VAZİYETİ ÇAKMASIN diye kişilerin bu doğal hakkını engellediğinizde Kurani olarak Hem karşı tarafa ve hem de kendinize ait
Kız çocuğunuzu Diri diri toprağa gömmüş olursunuz.
Her iki tarafa hükmeden hissiyat ise 81/8 de EL MEV'UDETÜ denilir
Bunun sualinden asla kaçamazsınız. Çünkü bunun Hangi suçtan dolayı katledildiğini Rabbilalaemiyn size soracaktır.
Sevgili Kuran Dostları
Gücü elinde bulunduran insanlar için Kız çocukları diri diri toprağa gömme ilk insandan beri insanlığın hissiyatlarında KÖTÜLÜK olarak yer
bulmuştur. Böylece Kendilerince KUTSAL olarak nitelendirdikleri amaçlarına ulaşmak için gerekli olan desteği /oyu/onayı almak için amaçlarının
iyice/tam olarak bilinmesini asla istemezler.
Alemlerin Rabbinin kriterlerinden olan Evrensel Hukuk bu durumu engellemek için ''Bilgiye kolay ulaşma ve bilgi edinme hürriyeti'' adı altında
bir Krtier içerir. Ancak Güç ve iktidar sahipleri güçleri yada iktidarları ellerinden gitmesi endişesiyle bu kriteri ve dolayısıyla da Rabbilalaemiyni
çiğnerler.
KİTAP/MUSHAF-SIDK/KURAN
Eğer KURAN ADINA anladığın şey hem doğru ve hem de EVRENSEL olduğunda buna inanma zorunluluğun olur. Bu şekilde ve bizden istenilen
inanma türüne YAKİYN İMAN, bu şekildeki ilme ise YAKİYNİLM yani İLMELYAKIYN denilir.
Müslümanın KURAN ANLAYIŞI ''AKVAM'' olduğunda inancı HURAFE veya TARİH yada MİTOLOJİDen arınmış olur. İnancını hayattan çok
kolay bir şekilde örnekleyebilir. İşte bu ilme İLMELKAKIYN denilir.
Hadi bana KUREYŞ SURESİNİ anlat. Öyle bir anlat ki Tüm insanlar hayatlarında KUREYŞlileri görebilsin Bunun hayattan örneğini ver.Eğer
veremezsen ve KUREYŞ SURESine sadece TARİHİ bir hikaye olarak bakarsan bu durumda bu sureye yapacağın iman YAKIYN türden
olmayacak ve kimseyi de bağlamayacktır.
HAdi bana ATEŞİN YİYECEĞİ KURBANı anlat. Ateş kurbanı nasıl yer? Bunun Resulluk ile alakası yada bağlantısı nedir? 3/183 de Resullerden
neden böyle bir şey istenilmştir? Muhammed de dahil olmak üzere tüm resuller bu kurbanı getirdiler. NASIL ve NEYE GÖRE getirdiler.
Sorular ,Sorular, Sorular. Bu sorular sendeki İLMİ temizler, ARİleştirir ve EVRENSElleştirir.
SAĞLAM bir İMANa sahip olmak için MUSAHFı okumak zorunda değilsin HAYATI iyi GÖZLEMLESEN ve buralardan ders çıkarsan bile bu
da sende YAKİYN bir İMAN oluşturabilir.
KURAN iki yerde bulunur;
1) MUSHAF içinde KURAN olarak,
2) HAYAT içinde SIDK İLMİ olarak,
KİTABIN MUBİYNliği Konjüktüreldir. Yani inen her bir ayet o dönemdeki bir olayı anlatır.URANIN MUBİYNLiği EVRENSELdir. KİTABIN
MUBİYNLİĞİ üzerinden KURANIN MUBİYNLİĞİ tarif edilir.KİTAB inkar yada rededilebilir. ANcak KURAN asla rededilemez...
MUSAHFI yani KİTABI önce içerdiği KURANa ulaşmada kullan.KURANa ulaştıktan sonra senden bunun için kullandığın kitaba iman
istenilmiyor. Bu iman SANA KALMIŞ...ANcak KURAN a ulaştıktan sonra bunu hayatında TEKRAR kitablaştır.Bu klitab öğrendiğin manaya ait
yani kurana ait ama SANA ÖZEL yaşam stilin olur.
İKRA KİTABEKE yani KİTABINI OKU denilirken işte bu yaşam stilin sorgulanıyor.Niye kitapta İKRA KURANEKE denilmemiş.Yani niye
KURANINI OKU denilmemiş te İKRA KİTABEKE denilmiş?Çünkü KURAN herkes için aynı. Ama KİTAB herkes için aynı değil...MUSHAFı
KURANA ulaşmada bir ARACI olarak kullanacksın. SAKIN HA MUSHAFA UYAYIM deme.
İşte bu KİTAPLARDAN bahsediyor.Yani KURANın insan hayatında DEĞİŞİK ŞEKİLLERDE yaşanabileceğinden bahsediliyor.Yani MANA
ortak ama sitiller farklı.İşte bu stillere SAYGI isteniliyor.
''Geceye kadar tamamlayın'' şeklinde geçen ve bu emre istinaden gece vakti bozmaları /açmaları gereken oruçlarını Akşam vakti
bozup/açıp da daha sonra birbirlerine'' Allah orucunuzu kabul etsin '' diyen ikiyüzlüler FACE de din yazışıyorlar.
Hayatta önce kendisinden menfaat görmek için yaklaşmak zorunda olduğun bir muhatabın olsun. İşte bu andan itibaren bu
muhatabın senin için KİTAPtır
Bu bir Meslek olabilir
Sevdiğin kız olabilir
Sevdiğin araba olabilir
Kutsal olarak bilinen bir kitap da olabilir
Binlerce örnek verebilirsiniz.
Sonra da bunun içeriğini hissiyatlarını/huyunu husletini öğreneceksiniz. İşte bunlar KURANdır.
Sonra da bunları bir başkasına bir EDEP ve USUL üzere anlatacaksınız. İşte bu yaklaşım tarzı da İNCİYL dir.
Bunların hepsi bir sıralamaya göre olacak işte bu da ZEBURDur.
Eğitim ve Öğretim de en önemli olan şey TEVRATa ulaşmaktır.
Bir şeyi istediğin kadar iyi bil. Karşı tarafa anlatamadıktan sonra bir işe yaramaz.
Bilgin çok bile olsa aslında karşı tarafın anladığı kadardır. İşte karşı tarafın anladığı şey TEVRAttır.
Karşı taraf senden anladığını bu kez kendisi anlatmaya çalıştığında Tevrat artık Kuran olur. Bu kez bu kuran bu kişinin muhatabında
tevratlaşacaktır. Böylece bilgi transferi kurandan tevrata,tevrattan kurana geçerek tüm insanlara yayılır
LAT,MENAT,UZZA
BU ÜÇ PİSLİKTEN UZAK DURUNUZ
YUSUF’A İHTİYACIMIZ VAR:
Biliyoruz ki insanlar arasında, insanların her yönden gelişmesi ya da daha üst konumlara MEŞRU olarak çıkabilmesi için, öncelikli olarak kuran-
incil-tevrat üçlüsüne ihtiyaç vardır. Yani hakk konuşulur, hakkıyla dinlenir ve anlaşılır. Böylece insanlar, birbirlerini doğru anlarlar ve birbirleri
hakkında iyi şeyler düşünürler ve dolayısıyla YUSUF`a ait bu iki özellikleri de gelişir ve her zaman sonuçta kazanırlar.
Bu durumun tersi olursa yani insanlar birbirlerini doğru anlamaz, ya da anlamaya çalışmazlarsa ve sürekli birbirlerinin kötü taraflarını kollarlarsa
işte bu durumda YUSUF bu insanların içinde hapsedilir ya da Yusuf bu insanları hapsedilme pahasına terk eder. Bu durumu Yusuf 12/37`de ''inniy
terektü millete kavmin la yu'minune billahi ve hüm bil ahireti hüm kafirune'' olarak özetler.
Elbette ki insanlar kuran-incil -tevrat üçlüsünü çalıştırmasalar dahi hayatları devam edecektir. Ancak, gelişemeyecekler ve
zenginleşemeyeceklerdir. Bu üçlünün çalışamaması sonucunda, bunların yerini LAT MENAT ve UZZA dolduracaktır. Yani insanlar Yusuf
zindanda iken de hayatlarına devam edecekler ancak kuran-incil-tevrat üçlüsünü hâkim kılarak değil, lat-menat-uzza üçlüsünü hâkim kılarak bu işi
yapacaklardır.
Bu gayrimeşru üçlü, zaman içinde kişi ya da toplum tarafından zahirileştirilirse, yani artık olağan karşılanmaya başlanırsa, bu konuma Kuran’da
''esmaen semmeytumuha entüm ve abaüküm ma enzelellahü biha min sultanin'' denilir.
Bu cümle Kuran’da 2 yerde geçer, bunlar 12/40 ve 53/23`tür. Bu iki ayetin misil yazılımlı müteşabih olmaları dolayısıyla lat-menat-uzza üçlüsü
YUSUF`un zindana atılması konusu ile bağlantılı hale gelir.
Bu iki ayette anlatılan şey, insanların putlara tapması falan değildir. Yusuf’un zindana atılması ya da mecbur bırakılmasıdır. Böyle olunca, bu
kişide ALLAH'A İMAN ortadan kalkar.
Allah'a iman denilen kavram 12/38`de İbrahim, İshak ve Yakub üçlüsünün kişide hakim kılınmasıdır. Yani işine sıkı sarıl, yatırım yap ve makam
sahibi ol, şeklinde bir yaklaşım tarzının hakim kılınmasıdır. Bunun içinde YUSUF`a ihtiyaç vardır 12/38.
Muhabbetle...
4/48
4/116
ALLAHIN ŞİRK DIŞINDA GÜNAHLARI BAĞIŞLAYABİLMESİ HİSSİYATIMIZ
ŞİRK denilen kavram 2 sutun üzere ayakta durur ve bu 2 sutunuyla İnsanlık için GEREKLidir. Bunlar Tesbihat ve Zikriyattır. 20/32-34
ŞİRK denilen kavram ''ortak koşmak'' değildir. İYİ olan bir şey karşısında eğer DAHA İYİ olan bir şey çıkarıldığında işte bu İYİ ile DAHA İYİ
arasındaki konum farkına ŞİRK denilir. Bu durumnun değerlendirebilmesi için kişide SAMMİMİYET ve MÜKEMMELE ULAŞMA ÇABASI
yani TESBİHAT ve ZİKRİYAT varsa bu durumda bu ŞİRK bu insanı ''HALİFE'' Konumuna getirir. Kişiye MUMİNİYN vasfını kazandırır.
Eğer İYİ ile DAHA İYİ arasındaki konum farkını kişi samimiyet ve mükemmele ulaşma çabasından en az birini ihmal ederek düşünce ve amel
ortamına yansıtırsa işte bu kişiye MUŞRİK denilir ve bu kişiye CENNET haram kılınır 5/72.
ÖRNEK:
Kul istediği kadar iyi olsun Rabbilalaemiyn her zaman DAHA İYİ dir. Eğer kul Bu '' DAHA İYİ'' olana karşı samimiyet ve mükemmle ulaşma
çabası içinde olacak şekilde yaklaşırsa rabbilalaemiyn onu terfi ettirir kendine ait sistemlerinden birine HALİFE yapar. Eğer Samimiyeti yada
zikriyatından en az biri eksikse bu durumda onu ESFELESSAFİLİYNE düşürür ve cehenneme atar Çünkü kendine MUŞRİK olmuştur.
İşçi istediği kadar İYİ olsun İŞVEREN her zaman DAHA İYİ dir. Eğer İşçi '' DAHA İYİ'' olana karşı samimiyet ve mükemmle ulaşma çabası
içinde olacak şekilde yaklaşırsa İŞVEREN onu terfi ettirir kendine ait sistemlerinden birine HALİFE yapar. Eğer Samimiyeti yada zikriyatından
en az biri eksikse bu durumda onu ESFELESSAFİLİYNE düşürür ve cehenneme atar Çünkü kendine MUŞRİK olmuştur.
Görüldğü Üzere Şirkin iyi algılanması ve kullanılması Kişiyi hem dünya işlerinde ve hem de uhrevi işlerinde HALİFE yaparken sammiyet yada
zikriyattan en az birinin olmaması bu kişiyi hem dünya işlerinde İŞVERENe karşı ve hem de uhrevi işlerde RABBİLALEMİYNe karşı MUŞRİK
yapmaktadır
Eğer kişide SAMİMİYET ve ZİKRİYAT var ama yeteri kadar yoksa yada olamıyorsa bu durumda bu kişinin gerek Rabbilalaemiyn ve gerekse
İşveren nezdinde HALİFE yada MUŞRİK olarak kabul edilmesi 4/48 ze göre MUALLAKta bırakılacaktır. Ya BAĞIŞLANACAK yada
BAĞIŞLANMAYACAKTIR
Soru:
Kuranın mushaf içinde olduğunu ve insan fıtratını anlattığını ifade ediyorsunuz. Bir insan Mushafı okuyamıyorsa yada okusa bile
kuranı buradan çıkarabilecek ilmi yada birikimi yok ise ne olacak?
Cevap:
Kuranın mushaf içinde olduğu ve insan fıtratını anlattığı doğrudur. Ancak Kuran SADECE mushaf içinde bulunmaz
Hayr ve Fedekarlık yoluyla Sana insanlığı yada insanlığını anlatan yada hatırlatan hertürlü
Klasik romanlar( Tolstoy,Dostovyeski,Turgenyev)
Yaşanmış hayat hikayeleri
Sinema ve filmler
Hayvan belgeselleri
Şiirler
Tiyatrolar
Edebiyat veya müzikler içinde de bulunur.
Yoksa sen sözkonusu KURAN olduğunda Alemlerin Rabbinin tüm insanları ARAPÇA BİR KİTABa mahkum ettiğini mi sandin?
Doğrusu sen belli ki ne KURAN ne de RABBİLALAEMİYN kavramlarını doğru anlamışsın
Cinnlenmiş İNS
İnsleşmiş CİNN
CİNLER ALEMİ
Sevgili dostlar.
İNS denilen kavram bizlerin Canlı olarak duyu organlarını CİNN denilen kavram ise bunların harekete geçmesini tarif eder. Bu iki kavram 17/88
ve 72/5 de İNSleşmiş CİNN,51/56 da ise CİNNleşmiş İNS olarak karşımıza çıkar.
51/56 da geçen CİNNleşmiş İNS duyu organlarımızın harekete geçmesini ifade eder. Böylesi bir hareketlenme sadece insan denilen canlı türünde
değil tüm canlılarda bulunur.İNSleşmiş CİNN ise İnsan da dahil olmak üzere tüm canlılarda duyu organlarımızın kendimizden çıkarak başka
yerlerde yada zamanlarda bulunmasını ifade eder. Eşinizle tartışırken yada derste iken akılınız başka yerde ise ve ilgili olaya bir şekilde
odaklanamıyorsanız size ait olan aklınızı kendinizde tutamıyorsanız bu durumda size hükmeden hissiyat 72/5 ve 17/88 de İNSleşmiş CİNN olarak
yerini bulur.
Eğer bir kötülük yapmayı düşünmüş ve tüm duyularınızı bu düşüncenize kanalize etmiş iseniz ancak bunu yapmak yani fiiliyata geçirmek için de o
anda gücünüz yok ise duyularınızın bu gücü metafiziksel bir enerji olarak Alemlerin Rabbi tarafından sizin aleyhinize olacak şekilde kullanılabilir.
Böylece tüm insanlar için Olumsuz anlamda CİNLER ALEMİ oluşmuş olur.
İşte kitapta tek yerde yani 2/268 de ve tamlama almadan geçen ''Eşşeytanü'' deyimi bu tür cinnler alemi içinden çıkar.
Bu Şeytan türü kitapta tek yerde geçer. Bundan korunmanın yada kişinin içine girmişse bunu buradan çıkarmanın tek yolu bu kişinin içindeki
MUHAMMEDi aktive etmektir.
Bu tür bir insanla karşılaştığınızda ve eğer yardımcı olmak istiyorsanız Bu şeytanı bu insanın içinden çıkarmak için Kendi içinizdeki Muhammedin
bu insan içindeki Muhammedle irtibata geçmesini sağlayanız. Bunun için de kendi hayatınızda yaptığınız yada yapmayı samimice düşündüğünüz
bir fedekarlığı istikrarlı bir şekilde ve tekrar tekrar anlatınız.
Şeytan Resul Muhammedi de kandırabilir. Yani Muhammed Resul olarak Şeytanı ikna edemeyebilir. Ancak Muhammed RESULULLAH olarak
şeytanı ezer geçer. Bu yüzden diyaloğ esnasında kendinizi anlatacağınız şeye tam olarak kaptırmalısınız.
Bunun için asla ve katan bir ücret talep etmemeli bu işten dua dışında maddi yada manevi hiç bir menfaat elde etmemelisiniz. Hatta bu işin nasıl
yapıldığını başkalarına da öğretmelisiniz
Yok eğer bir iyilik yada bir hayr yapmayı düşünmüş ve tüm duyularınızı bu düşüncenize kanalize etmiş iseniz ancak bunu yapmak yani fiiliyata
geçirmek için de o anda gücünüz yok ise duyularınızın bu gücü metafiziksel bir enerji olarak Alemlerin Rabbi tarafından sizin lehinize olacak
şekilde kullanılabilir. Böylece tüm insanlar için Olumlu anlamda CİNLER ALEMİ oluşmuş olur
İşte halk arasında HIZIR diye bilenen ve kitapta da 18/65 de geçen Musanın da kul/birey olarak karşılaştığı METAFİZİKSEL ENERJİ bu tür
cinnler alemi içinden çıkar
CİNN-CENNET-CİNNET HİSSİYATLARIMIZ
Cin kelimesi de bizim hissiyatımızı anlatır. Cin-cinnet-cennet kelimeleri aynı kökten türemektedir. Duygularımızın harekete geçmesine
cin/cinlenme denilir. Bir ihtiyaç hasıl olduğunda bu ihtiyacın giderilmesi için bütün melek/melekeler seferber olur. İblis de bir
melek/meleke olarak bu seferberlikte kendi adına kodlanmış olan görevini icra eder. Bu görev ihtiyacın en tepeden giderilmesidir. Bu
yönüyle ibliys irademizin üzerine çıkmaya çalışır. İbliysin cinlerden oluşu şeklinde meal verilen KANE MİNELCİNNİ şeklindeki yazılım
ibliysin harekete geçtiğini bizlere anlatmaktadır. Eğer bir ihtiyaç oluşur ve kişi bu ihtiyacını gideremezse önce YETİYMLEŞİR sonra ŞİDDETE
MEYLEDER (Yebluğa EŞUDDEHU) sonra da CİNNET geçirir. Bu itibarla bir vesile ile ihtiyaç hasıl olduğunda insan bu ihtiyacını meşru dairede
kalarak gidermelidir ki İBLİYS cinlense bile kibre kapılmasın. Eğer ibliys cinlenip KİBRE KAPILIRSA (eba vestekbera) yani insanın benliğini
kontrol altına alırsa insanın yaptığı davranış ile birlikte evrene yaydığı enerjiye ŞEYTAN denir. Şeytan insanın apaçık düşmanıdır. Burada apaçık
(mübiyn) hayatta yer bulan demektir. Dikkat buyurunuz İBLİYS bir hissiyat, bu hissiyatın harekere geçmesi cinlenmesi, nihayet bulup davranışa
aktarılması ise ŞEYTANDIR. İhtiyaç sahibi ve bu ihtiyaçlarını gidermede gayret ettikleri halde acze düşen (yetiym) kimselere şahit olduğunuzda
bu kimseler için olduğu gibi sizin için de RAMAZAN başlamış olacaktır. Bu itibarla bunların ihtiyaçlarını gerekirse yardımlaşarak, kafalarına
yatacak ve onların menfaatine olacak şekilde gidermelisiniz. Sonuç olarak bilindik anlamıyla cinler alemi diye bir alem yoktur. Bu tür anlatımlar
mitolojik hikayelerden ibarettir.
İhtiyacını gideren insan CENNET hissiyatı yaşar. Susadığınızda suyu içer ve OHHH BEEE dersiniz. Cennet hissiyatı budur. İhtiyacınızı
gideremediğinizde kontrolden çıkarsınız. Önce yetiymleşir sonra şiddete yönelirsiniz..Buna da CİNNET denir.
17/88
Kul le inictemeatil insu vel cinnu alâ en ye’tû bi misli hâzâl kur’âni lâ ye’tûne bi mislihî ve lev kâne ba’duhum li ba’dın zahîrâ(zahîren)
.
De ki: "Eğer bütün ins ve cin (toplulukları), bu Kur'an'ın bir benzerini getirmek üzere toplansa, -onların bir kısmı bir kısmına destekçi
olsa bile- onun bir benzerini getiremezler."
Sevgili Kuran dostları
Kuran bizlerin hissiyatlarını tanımlar ve bunları da gerek Kitapta ve gerekse hayatta ŞEKİL üzerinden yada ŞEKİL aracılığı ile yapar.
Bunun Kitap aracılığı ile yapılanına EL KURANÜ ,hayat aracılığı ile yapılınana ise EL KURANE denilir. El Kuranü deyimi için 2/185
e ,El kurane deyimi için ise 20/2 ye bakabilirsiniz.
Eğer Kitaptan anladığınız Kuran anlayışınızı Hayata ,hayattan öğrendiğiniz kuran anlayışınızı da kitaba tastik ettirebilirseniz bu
durumda size hükmeden bu İKİ kademeli hissiyata 20/1 de TA HA denilir.
Erdemli bir insan için bunlardan en az birinin yapılması bu insanın kuran anlayışını bu insan için YETERLİ hale getirir ve ona huzuru
ve cenneti bahşeder. Eğer bir insan bu iki türlü kuran anlayışını birbirine tam olarak entegre edebilirse bu durumda ortaya çıkan bu
yapıya HAZELKURANİ denilir.
Kitap merkezli kuran anlayışını hayattan hayat merkezli kuran anlayışını da Kitaptan onaylatma işini AYNI ANDA yapabilmek ,başka
bir deyişle EL KURANİ yi oluşturabilmesi için kişinin olaya/ortama/konuya/mushaf içindeki ayete son derece kuvvetli bir şekilde
odaklanması gerekir. Böylece LEYL yani ''Gece'' hissiyatı kişiye hükmeder.
Sevgili dostlar.
İNS denilen kavram bizlerin Canlı olarak duyu organlarını CİNN denilen kavram ise bunların harekete geçmesini tarif eder. Bu iki
kavram 17/88 ve 72/5 de İNSleşmiş CİNN,51/56 da ise CİNNleşmiş İNS olarak karşımıza çıkar.
51/56 da geçen CİNNleşmiş İNS duyu organlarımızın harekete geçmesini ifade eder. Böylesi bir hareketlenme sadece insan denilen
canlı türünde değil tüm canlılarda bulunur.İNSleşmiş CİNN ise İnsan da dahil olmak üzere tüm canlılarda duyu organlarımızın
kendimizden çıkarak başka yerlerde yada zamanlarda bulunmasını ifade eder. Eşinizle tartışırken yada derste iken akılınız başka
yerde ise olaya bir şekilde odaklanamıyorsanız size ait olan aklınızı kendinizde tutamıyorsanız bu durumda size hükmeden hissiyat
72/5 ve 17/88 de İNSleşmiş CİNN olarak yerini bulur.
İşte dostlar, Aklınızı kendinizde tutmadığınız Böylesi bir durumda Kitaptaki Kuranı çıkarsanız bile bunu Hayattan, hayattaki Kuranı
çıkarsanız bile bunu Kitaba tastik ettirebilecek izahatları yada tevilleri yada örneklemeleri yapamayacak yani başka bir deyişle TA HA
hissiyatı ile yönetilemeyeceksiniz demektir.
17/88 geçen Le in içtemealcinnü velinsi cümlesindeki İÇTİMA deyimi ''toplama'' yı yine bu ayette geçen İN deyimi ise bir işin kısmen
yapılabildiğini verir. Bir fiilin TAM olarak yapılması ''İZA'' ile ifade edlirken yarım yamalak yapılması ''İN'' ile ifade edilir. O halde bu
ayette ''le İN İçtemea '' denilirken buradaki toplamanın TAM yapılamadığını ifade edecektir.
O halde Kitaptaki kuranı hayata ,hayattaki Kuranı kitaba tastik ettirme esnasında bunlar birbirlerine karşı ZAHİYREN yani bilinen
alışılageldik örnekleri olsa bile SEN kafanı bir türlü toplayamadığın için oldukça zorlanman gereken bir durumu ifade edecektir.
Bu ayetteki HAZELKURANİ deyimi elimizdeki 600 sayfalık kitabı tanımlamaz. Bu da dahil olacak şekilde hangi işi/mesleği/ortamı/
Muhatabı seçerseniz seçin Bundan Menfaat görmek amacı ile buna yaklaştığınızda bu sizin için KİTAB hükmüne geçerken bunlara
ait olan ve bu KİTABın içinde bulunan hissiyatlar ise KURAN hükmüne geçer. Böylece kendisinden Menfaat görme amacı ile
yaklaştığınız her kim yada ne ise bunun hissiyatlarını öğrendiğinizde bunu muhatabınızın içinde bulunduğu ortamından yada
hayatından da tastik ettirmeniz gerekir. Ancak bunu yapabilmeniz için tüm duyu organlarını bu işe seferber etmeniz başka bir deyişle
TAM olarak İÇTİMA etmeniz gerekir. Eğer bu İÇTİMA da eksikliğiniz olursa bu durumda Kuran anlayışınız ya EL KURANÜ de yada
EL KURANE de kalacak ve asla ve asla EL KURANİ ye dönüşemeyecektir. İşte 17/88 de Benzerinin/mislinin bu şartlarda
getirilemeyeceği iddia edilen kuran türü de bu EL KURANİ dir(Hazelkurani).
Bu ayet tıpkı tüm ayetler gibi bizlerin bir nevi hissiyatını tarif eder. yoksa İnsan ve Cinnlerin Mitolojik anlamda biraraya gelerek
elimizdeki 600 sayfalık kitabın bir benzerini getirme girişimlerinden yada onların böylesi muhtemel bir çabalarından bahsetmez. El
Kuranü ve El Kurane şeklinde geçen iki kuran kavramının EL KURANİ ye dönüşmesinde kişinin tüm duyu organlarıyla buna
TOPYEKÜN odaklanma durumunu ifade eder.
Bu da zaten ilk insandan son insana kadar tüm insanların hissiyat ve amellerinde yaptıkları iş ne olursa olsun bu şekilde evrensel
olarak yer bulur
HASBİYALLAHÜ
HASBÜNALLAHÜ
''ALLAH BİZE/BANA YETER''
HİSSİYATIMIZ
Sevgili Kuran dostları:
Bir insan evrendeki bir güzelliğe hayr yönünde şahit olursa ve bundan etkilenirse etkilenmesi devam etmesi kaydıyla bu etkilenmenin
gereğini tüm çabasına rağmen de yerine getiremezse işte bu şartlarda ALLAHÜ normalde EHAD olmasına karşın bu kişi için VAHİD
hükmüne girer. Bu kişi 4/171 de belirtilen ''innemallahü ilahün vahidun'' ayetinin muhatabı olur.
Merhametlilerin en merhametlisi olan rabbilalaemiyn kulları arasında bunlara cennet yada cehennemi yaşatma konusunda hüküm
verirken ASGARİ yeyi esas alır. İşte bu asgariye ALLAHÜ dür. Böylesi bir bilgiye sahip olunarak yapılması düşünülen hayr yada
fedekarlıklar velevki yapılamasa dahi ,eğer kişi ALLAHÜ yü içinde YEŞERİK olarak yani HUDREN (YEŞİL)olarak tutabilirse işte bu
bilgi kıyamet gününde bu kişinin cennete dahil edilmesi için sigortası olur.
Kuranilminde YEŞİL yani HUDR deyimi yine bir hissiyatımızı tarif eder. Bir şeyi ne kadar çok kullanırsak kullanalım ne kadar çok
düşünürsek düşünelim eğer bize usangaçlık vermiyorsa bu şeyin bizde oluşturduğu hissiyata YEŞİL denilir. Cennet YEŞİLdir. Yani
cennette asla ve asla usangaçlık bıkkınlık olmaz . Eğer Kişi ALLAHÜ yü YEŞİL hissiyatı içinde tutabilirse işte onun bu konumuna
HASİBİYALLAHÜ denilir
En azından ALLAHÜ nün HESABa bu yönde katılmasına HASBİYALLAHÜ denilir. Bu deyimin manası ''allah bana yeter'' değildir.
''ALLAHÜyü hesaba kattım'' anlamındadır. Örnek verelim:
Bir muhtaç gördünüz, yardım da edemediniz ama sizi çok etkiledi öyle bir etkiledi ki ömür boyu onun o halini unutamadınız. İşte
rabbilalaemiyn kullarına hem dünya ve hem de ahirette cennetini takdim ederken ''hele bakın bakalım bu kulda belki gözle görülür bir
fedekarlık yok, Ama böylesi bir ALLAHÜ var mı'' diye tahkikat yapacaktır. Eğer bulursa bu durumda Ehad olan allahü yü
VAHİDleştirecek ve bu kulu için HASBİYALAHÜ cümlesinin gereğini yapacaktır.
İşte ALLAHÜ ancak ve ancak HUDR da tuıtulabilirse TEK BAŞINA kulu kurtarabilmekte ve 2/257 de bu özelliği ile iman edenlerin
velisi olabilmektedir.
O halde eyy Kul:
Evrende gördüğün her türlü güzelliğe şahit olmaya çalış. Ama bu şehadet PAZAR a kadar değil MEZARa kadar senin içinde hissiyat
dünyanda yer edinmeli. Belki elinden bir şey gelemeyecek, belki gelecek ama yapamayacaksın ama en azından bu güzellikleri
YEŞİLLendir. Çünkü bu tür bir YEŞİLlik senin kıyamet gününde Rabbilalemiyn karşısında ''HASBİYALLAHÜ'' şeklindeki kavlin olacak
ve seni kurtarabilecektir.
İşte bu yüzden HASBİYALLAHÜ kavramı hem deyim olarak ve hem de hissiyat olarak çok önemlidir ve kurtuluşun ASGARİ
parametresidir. Kıyamet gününde kullarını cehenneme atmak için sabırsızlanan ve bu işten keyif alan bir merci ile değil ,Tam aksine
kullarının dünya hayatındaki yaşantılarına bakarak onları cennete dahil etmek için BAHANE arayan bir merci ile muhatab olacağız. O
halde ''hasbiyallahü'' diyerek ve hissiyatlarımızda da bunu ispat ederek bu BAHANEyi bu merciye Ölüm bize gelmeden önce verelim
inşallah,
HASBÜNALLAHÜ VE Nİ'MELVEKİYL (2/173)
VERİSÜLKİTABE
7/169
KİTABA VARİSÇİ OLMA HİSSİYATIMIZ,
EDAUSSALATE
19/59
NAMAZI BIRAKMA HİSSİYATIMIZ
Sevgili Dostlar
Kuranilmi bir hissiyat ilmidir. Kitabı deyimler üzerinden bizlerin insan olarak hissiyatlarını tarif eder. İşte bunlardan biride
VERİSÜKİTABE yani KİTABA VARİSÇİ olmadır
VARİS-VERASET-YERİSU deyimleri Kuranilminde aynı cinsten , atadan sülbten olan olayların deyimlerin insanların en azından
birbirlerinin mevcut değerlerini düşürmeyecek şekilde eksikliklerini tamamlama amacını güden hissiyatlarımıza denilir.
Örnekler:
1) Bir söz söylersin Bunu kimse anlamaz. Bu sözü daha anlaşılabilir bir halde söylediğinde söyledğin son söz ilk söyledğin sözün
VARİSÇİSİ olur
2) kaliteli bir yaşamın vardır. daha da kaliteli hale getireyim dedin ve bunu başaramadın. Ancak mevcut kaliteli hayatına da zarar
vermedin. Bu durumda ikinci teşebbüsün ilk dönemdeki kaliteli hayatının varisçisi olur
3) babandan harçlık istedin vermedi. Bir daha istediğinde baban yine vermemekle beraber eğer sana ilk teşebbüsündeki gibi aynı
tepkiyi verirse bu durumda ikinci talebin birinci talebinin varisçisi olur
4)Bir araban var değiştirmek istiyorsun. eğer aldığın bu ilk arabayı o kadar kullanmana rağmen en azından aldığın fiyattan
satabilirsen bu durumda bu satış bu arabanın alışının varisçisi olacaktır
ELKİTAB denilen kavram bir insanın menfaat görmesi amacıyla anlamaya/okumaya çalışmak için kendisine yaklaştığı her türlü
olay/insan/coğrafya/hayvan/kitab/makam /mevki/buluş vs. lerdir.
Bir insan İŞİNE GELDİĞİ /MENFAATİNE olacağına inandığı bir sonuca bu sonucu doğuran sebeplerin ne olduğuna bakma/araştırma
gereksinimi duymadan onu kabul etme ve sahiplenme eğilimi gösterir. Bu her insanın içinde değişik oranlarda bulunan bir ZAAFtır.
İşte Böylesi bir SONUÇLa karşılaşıldığında bu insana o anda ve ilk etapta hükmeden hissiyat hem 19/59 ve hem de 7/169 da ''
FEHALEFE MİN BA'DİHİM HALFÜN'' şeklinde yer bulur. Eğer Sonuç kişinin o anda işine geliyorsa bu durumda da kişi KİTABa
VARSÇİ olmuş olur. Bu durum da yine 7/169 da VERİSÜLKİTABE şeklinde yer bulur. Bu zaaf eğer kişi tarafından kontrol edilmez ve
bu sonuca içeriği USULUNE UYGUN araştırılmadan ve 7/169 za göre TEDRİS EDİLMEDEN sahiplenirse kişinin bu andaki
konumuna
A) 19/59 za göre EDAUSSALATE yani NAMAZI BIRAKMA
B) 7/169 za göre ALLAHA KARŞI HAKKI SÖYLEMEME denilir
Her iki durum da insanın böylesi bir sonuç karşısında ZAAFINI KONTROL EDEMEMESİnden kaynaklanır ve bu tehlikeli hissiyata
hem 19/59 ve hem de 7/169 da dikkat çekilir. Sonuçta kişi herşeyini kaybedebilir
Hayattan Örnek verelim.
Nasreddin hoca bir gün komşusunun kazanını ödünç alır ve kazanın işi bittiğinde iade ederken bir de kaşık verir. Komşusu kaşık için
''' Bu ne hoca?'' der. Hoca da senin kazan doğurdu ''der. Bu adamın pek hoşuna gider ve sonucu hemen kabullenir. 3 gün sonra
kazanı bir daha ister. Ama aylar geçer kazanı geri iade etmez. Komşusu bu kez hocaya ''Kazanım nerede?'' diye sorar. O da ''
Kazanın Öldü'' der. Komşusu da '' İnsaf be hoca hiç kazan ölür mü?'' diye sorar. Hoca da '' Bre eyy Gafil Kazanın doğurduğuna
inandın da öldüğüne niye inanmıyorsun'' diyerek kazanı vermez ve böylece de bizlere SIDK İLMİ cinsinden hem 19/59 ve hem de
7/169 zun tefsirini yapmış olur.
Eyy Kul : Sonuç işine bile gelse buna hemen rıza gösterme,hemen kabullenme, Arkaplanı TEDRİS et. Böylece NAMAZINI
BIRAKMAMIŞ ve ALLAHA KARŞI DA HAKKI SÖYLEMİŞ olursun
Ve unutma:
Kitaba varisçi olma bu konuda zaaf gösteren insanları ilk etapta AZABa belki de HELAKa götürür
YEŞİL VE BEYAZ
CENNETİN RENKLERİDİR
HAYATINIZA BU İKİ RENK HÜKMETSİN
Sevgili dostlar
Kitapta toplam 5 adet RENK İSMİ mevcuttur. Bunlar
1) BEYAZ yani BEYDAE
2) SİYAH yani ESVED
3) SARI yani SAFRAU
4) KIRMIZI yani HUMRUN
5) YEŞİL yani HUDRAN dır
Tüm bu RENK İSİMLERİ ''insan'' olarak bizlerin EVRENSEL hissiyatlarını tarif ederek KURANİLMİ adı altında hem hayatımızda ve hem de
hayat kitabı olarak bizlere gönderilmiş olan MUSHAF içinde yer bulmaktadır.
Yaşadığımız bir hissiyatın yada duygunun yada mekanın bizler için CENNET hükmüne girmesi bu hissiyat/ duygu/ mekanın yukarıdaki
renklerden 2 tanesini taşıması ile mümkün olur. Bunlar
1) BEYDAE yani BEYAZ olması: yani herşeyin bizim istediğimiz gibi olması/ oldurulması /ayarlanması : 37/46
2)HUDRAN yani YEŞİL olması: yani bizlere asla ve asla usangaçlık /bıkkınlık vermemesidir. 18/31,55/76
ÖZETLE;
Hissiyatı / duygusu / aşkı / sevdası / mekanı YEŞİL ve BEYAZ olanlara selam olsun
35/27
RENK OLARAK '' KIRMIZI '' YANİ ''HUMRUN'' HİSSİYATIMIZ
Sevgili Kuran dostları.
Kitaptaki her bir deyim, velev ki RENK İSMİ bile olsa aslında bizlerin bir nevi hissiyat/ruh hali/manevviyat durumunu izah edecek
şekilde bu kitaba yerleştirilmiştir. Böylece böylesi bir izahat artk KURANİLMİ adını alacak ve tüm insanlar için ŞİFA hükmüne geçerek
EVRENSEL bir içerik kazanacaktır..
.
İşte bunlardan biri de mushafta TEK YERDE geçen ''KIRMIZI'' yani ''HUMRUN'' deyimidir .Bir yerde eğer
Gitme sırası
Gelme sırası
Evlenme sırası
Yeme sırası
Çiş sırası
Konuşma sırası
Binme sırası
İnme sırası
Girme sırası
Çıkma sırası
size geldiğinde yada size verildiğinde size hakim olan hissiyata HUMR yani ''KIRMIZI '' denilir.
KIRMIZI olduğumuz zaman eğer heyecan yada panik yapıp o an ne diyeceğimizi nasıl davranacağımızı karıştırdığımızda bize hükmeden hissiyata
yine 35/27 de ''muhtelifun elvanüha'' yani ''değişik renkler'' denilir. Sıra bize geldiğinde İlk etapta sergileyebileceğimiz bu tür OLAĞAN ve FITRI
hissiyatlarımızdan EKSTAR BİR ÇABA ile kurtulup da artık kendimize ve ortama hakim olduğumuzda bize hükmeden hissiyata ise yine 35/27 de
''SÜDÜN '' yani ''SİYAH '' denilir.
Eğer KIRMIZI hissiyatının etkisinde uzun süre kalırsak ve artık Söylemlerimizde ve eylemlerimizde İÇERİK kaybolmaya başlarsa bu durumda
bize hükmeden hissiyata EL HAMİYR yani EŞEK denilir.
Eğer KIRMIZI hissiyatının etkisinde kalmak bizde artık KİŞİLİK halini alırsa yada almışsa bu durumda bizlere hükmeden hissiyata EL HIMAR
denilir,
Gerek EL HAMİYR ve gerekse EL HIMAR deyimleri de yine HUMRUN yani ''KIRMIZI''
deyiminden türetilmişlerdir
Kuranilminde hem EL HAMİYR ve hem de EL HIMAR hissiyatları ''EŞEK'' olarak bilinir ve bunlara iyi gözle bakılmaz
Kim yada ne tarafından azablandırılıyorsan yada mükaafatlandırılıyorsan sana bunu yapan o kim yada ne her kim yada neyse
Alemlerin Rabbinin kendisini onun üzerinde Allaha çevirmiş halidir. İşte Bu Allah kitapta /Mushafta LİLLAHİ şeklinde yazılmıştır
LİLLAHİnin seninle işi bitince O seni Belki unutur ama sen onu asla unutmazsın.
LİLLAHinin seninle işi bitince Lillahi olma özelliğini kaybeder ve tekrar Alemlerin Rabbine entegre olur.
Alemlerin Rabbine teslim olup buna göre yaşadığın sürece karşına işlerini rast getiren LİLLAHİ çıkacaktır
Son söz de son emir de son HAMLE de onundur.
LİLLAHiye Secde et, Ona Kızma, Darılma. Çünkü onun LİLLAHİ olarak seçildiğinden haberi bile yoktur.
Ama artık TEDEBBÜR İLMİne gönül vermiş biri olarak senin haberin var
41/37
VESCUDU LİLLAHİ
ALLAHA SECDE ETME HİSSİYATIMIZ
Her türlü azab veya mükafaat sonuçta LİLLAHiden gelir. Eğer Rabbilalaemiyne iman ve teslimiyet içinde yaşarsan Rabbilalaemiyn
kendi kendini ,kısmen,kısa süreli ve amaca yönelik olacak şekilde senin de görebileceğin ve hayatında olan bir şekli unsura çevirir.
İşte LİLLAHİ bu şekli unsurun ta kendisi olur. Bu Lillahi bu şartlarda seni mükafaatlandırır.
Aksi taktirde seni azablandırır. Rabbilalaemiyne uygunsuz eylem yada söylemlerinden ötürü de bunu telafi edecek azabını hemen
istediğinde ve sana azab geldiğinde de sana bu azabı tattıracak Şekli unsura düşmanlık beslemeden bu azabı sineye çektiğinde
sana hükmeden hissiyata Vescudu Lillahi yani '' ALLAHA SECDE'' denilir.
Secdenin en makbulu Lillahiye karşı olanıdır. Böylece Yanlış yaptığında bunun telafisi için Azabını hemen istersin. Bu seni ERDEMLİ
yapar. Rabbilalaemiyn bu erdemliliğine istinaden seni affedebilir ve azabı göndermeyebilir. Ancak eğer gönderirse de bunun için
kullanılacak olan şekli unsura SEVGİ ile yaklaş ona asla kin duyma. Çünkü o Rabbilalaemiyn tarafından o an için sana özel
LİLLAHİleştirilmiştir. Böylece DAHA DA Erdemli olursun
EN'AMALLAHÜ ALEYHİM
'' Allahın kendilerine nimet verdikleri''
4/69,33/37,2/7
EN'AMTE ALEYHİ
''Muhammedin kendisine nimet verdiği''
33/37
Sevgili Tedebbür gönüllüleri
Bir insan meşru olarak menkul(ilm,para,Güzellik vs) yada gayrimenkul neye sahip olmuş yada edilmiş ise
1) Bunların kıymetini biliyor
2) Ve bunları daha da ileriye götürme azmi,bilinci içinde ise bu durumda bu insana '' Allahın kendisine nimet verdiği yada nimette
bulunduğu insan'' denilir.
Bu insanlar hayat boyunca her daim huzurlu bir şekilde cennetlerini yaşarlar.
Eğer bir insan yine meşru olarak ama bu kez binbir cefa ve zorlukla, menkul(ilm,para,Güzellik vs) yada gayrimenkul neye sahip
olmuş yada edilmiş ise
1) Bunların yine kıymetini biliyor
2) Ve bunları yine binbir zorlukla daha da ileriye götürme azmi,bilinci içinde ise bu durumda bu insana '' Allahın kendisine nimet
verdiği yada nimette bulunmasına EK olarak Muhammedin de nimette bulunduğu insan'' denilir.
Bu insanlar da hayatları boyunca huzur ve cennetlerini yaşarlar
İşte bu insan türü 33/37 nin ilk ayetinde konu edilir.
Sevgili Dostlar
33/37 deki ZEYD deyimi Arapçada Zade-Ziyade yani '' Artma-Arttırma'' deyiminden türetilir.
Kuranilminde ise bu deyim Kaliteli Çokluktan Kaliteli azlığa dönülmesi hissiyatımızı tarif eder
Eğer bir insan Allahın ve Muhammedin kendisine nimet vermesi sonucu sahip olduğu yada edildiği Menkul yada gayrimenkullerini
kısmen yada tamamaen
Artık ilgilenmememesi,bakamaması,başa çıkmaması dolayısıyla elden çıkarma gereği duyarsa bu durumda bu insana hükmeden
hissiyata ZEYD denilir. Hayattan Örnekler
1) Çok iyi verim aldığınız tarla yada bahçeleriniz var Ama artık yaşlandınız. Çocuklarınız ise hepsi evlendi başka şehirlere göçtüler.
Artık kısmen yada tamamen bunları elinizden çıkarma gereği duyduğunuzda size hükmeden hissiyata ZEYD denilir
2) Yurtdışından binbir emek ve zahmetle işletmenize en iyi muhendisleri /teknolojileri getirdiniz Ama tam da para kazanmaya
başlayacakkken ülkede ekonomik kriz çıktı. Artık bunları kısmen yada tamamen elinizden çıkarmak zorundasınız. Çünkü
bakamıyorsunuz. İşte bu durumda da size hükmeden hissiyata ZEYD denilir.
ZEYD kavramının kitapta bir ŞAHSİYETi ifade ettiği doğrudur. Ancak Kurani olarak evrensel bir Fıtrati hissiyatımızı tarif edecek ve ilk
insanın bile hayatında varlığı mümkün olacaktır
Elbetteki bir milyon sene önce bir insanın hayatında ZEYD diye biri yoktu. Ama hissiyat olarak vardı. İşte Kitap içindeki tüm şahsiyet
isimleri de bu şekilde Hissiyat tarifi yapacak ve KURAN ismini alacaktır. Böylece KİTABın değil ama KURANın manası ebediyete
kadar bakii kalacaktır.
ZEYDİN MUHAMMEDİN EVLATLIĞI OLMASI
Sevgili Tedebbür Gönüllüleri
EVLATLIK yada EVLAT EDİNME deyimi Kurani olarak yine bizlerin bir nevi hissiyatını tarif eder. Bir insanın sahip olduğu gerçek
İşinin
Malının
Tarlasının
Mühendisinin
Güzelliğinin
Parasının Dışında kendisine maddi olarak fayda getirmeyebilen yada hiç getirmeyen bir takım HOBİler edinmesiyle ona hükmeden
hissiyata EDİYAKÜM yani'' EVLATLIKLARINIZ'' denilir
Örnekler
1) Çok iyi bir Cerrahsınız. Hayatınızı bundan kazanıyorsunuz. Ama FUTBOL HAKEMLİĞİ gibi bir de hobiniz var. İşte bu Hobiyi siz
aslında Evlat edinmişsiniz demektir
2) Ünlü bir işadamısınız Ama AV HOBİniz var. İşte bu hobiyi evlatlık edinmişsiniz demektir.
Peki bu Evlatlık Ne zaman ZEYDe dönüşür ve Muhammedin evlatlığı olur şimdi ona bakalm:
1) Çok iyi verim aldığınız tarla yada bahçeleriniz var Ama artık yaşlandınız. Çocuklarınız ise hepsi evlendi başka şehirlere göçtüler.
Artık kısmen yada tamamen bunları elinizden çıkarma gereği duyduğunuzda size hükmeden hissiyata ZEYD denilir
Benim de halihazırda verim aldığım tarla ve bahçelerim var ve ben de sizin kendi bahçelerinize artık bakamayacağınızı görüyorum ve
bunlarla da ilgileniyorum. Böylece kendi hissiyatlarımda ZEYD benim evlatlığım olur. Ancak henüz Muhammedin evlatılığı değildir.
Ne zaman ki bunları devralmam için gerekli imkanı binbirgüçlükle bulduğumda işte o zaman bu ZEYD kendi hissiyatlarımda artık
Muhammedin Evlatlığı olur.
2) Yurtdışından binbir emek ve zahmetle işletmenize en iyi muhendisleri /teknolojileri getirdiniz Ama tam da para kazanmaya
başlayacakkken ülkede ekonomik kriz çıktı. Artık bunları kısmen yada tamamen elinizden çıkarmak zorundasınız. Çünkü
bakamıyorsunuz. İşte bu durumda da size hükmeden hissiyata ZEYD denilir.
Benim de halihazırda işletmem,mühendislerim ve ileri teknolojilerim var ve ben de sizin artık bunlara bakamayacağınızı görüyorum
ve bunlarla da ilgileniyorum. Böylece kendi hissiyatlrımda ZEYD benim evlatlığım olur. Ancak henüz Muhammedin evlatılığı değildir.
Ne zaman ki bunları devralmam için gerekli imkanı binbirgüçlükle bulduğumda işte o zaman bu ZEYD kendi hissiyatlarımda artık
Muhammedin Evlatlığı olur.
O halde Binbir güçlükle ve zorlukla veya büyük emek verilerek elde edilmiş kıymetlerin artık idare ve idame edilmemesi dolayısıyla
elden çıkarılması gerektiğinde ve biz de bunların elde edilmesi süresince çekilen o kadar meşakkate şahid olmuş isek ve eğer
gücümüz de var ise bunları biz devralacağız.Bunların değerini düşürmeyeceğiz.Devralma esnasında yada süresince biz de meşakkat
çekebiliriz. Ama bir zamanlar bunlar için verilen/ortaya konulan emeğin hatırına ve bunların kalitesi uğruna bu meşakketlere göğüs
gereceğiz.
Elde edilinceye kadar çekilen zahmet/emek ve meşakketlerin hatırına Kaliteli ve kıymetli olan menkul yada garimenkullerin heba
olmasına elimizden geldiği kadar izin vermeyeceğiz
Onlara sahip çıkacağız
Böylece Muhammed Evlatlığı olan Zeydin Zevcesini(Karısını, Kızını, Oğlunu, tarlasını,Mühendislerini,Teknolojilerini vs. vs)
Nikahlayacak. Çünkü o artık bunlara bakamayacak idare ve idame ettiremeyecek hale geldi
Ve böylece 33/37 Şahsiyet Muhammedin SAPIKLIğını değil Evrensel Muhammedin İNSANLIĞInı konu edinecek.
İlk insandan son insana kadar
39/3
BİZİ ALLAHA DAHA FAZLA YAKLAŞTIRSIN DİYE BİR TAKIM OLGULARA İBADET ETME HİSSİYATIMIZ
Allaha bizleri daha fazla yaklaştırması için
Alimlere
Erdemli insanlara
Rabbanilere
İlmde RASİHUNE olmuş Kişi/Buluş/Tespitlere İbadet etmek yani onlara ''Severek uymak'' bizleri Muşrik yada kafir yaparmı?
39/3 Bizlere ne anlatıyor?
Sevgili Dostlar
Kuran ilmi MEAL İLMİ yada ARAPÇA İLMİ değildir İnsan hissiyatlarını tarif eder. Bu yüzden Allaha bizleri daha fazla yaklaştırması
için
Alimlere
Erdemli insanlara
Rabbanilere
İbretlik olaylara
İlmde RASİHUNE olmuş Kişi/Buluş/Tespitlere İbadet etmek yani onlara ''Severek uymak'' bizleri tüm bunlar Rabbilalaemiyn sınırları
içinde kaldığı sürece bizleri muşrik yada kafir yapmayacak aksine 5/35 de bunların aranıp da bulunması için verilmiş emri yerine
getirmiş olacağız.
Peki ''Kuranilmi'' açısından 39/3 ün anlatmak istediği nedir?
Sevgi Kuran gönüllüleri
39/3 ü anlamak istiyorsanız 40/28 zi anlamak zorundasınız. Çünkü Bu iki ayette Ortak bir kalıp cümle kullanılmıştır ki bu cümle ''
İnnallahe la yehdiy men hüve'' cümlesidir. İşte Dostlar bu cümle bu iki ayeti MANA olarak birbirine bağlar ve bu iki ayetin anlaşılması
birbirlerinin anlaşılmasına bağllıdır. Bu cümle 40/29 da SEBİYLÜRREŞAD deyimini kullanan Firavuna Atfedilmiştir O halde
Sebiyllürreşad yani ''RÜŞD YOLU'' olarak mealen çevrilen bu kavramı doğru anladığımızda 39/3 ü de Kurani manada anlamış
olacağız
Sevgili dostlar
İSİM yada KAVRAM olarak ''DOĞRU'' olan ve Bu isim yada bu kavramla isimlendirilmiş
İdeolojilerin
Din anlayışının
Fikir akımlarının
İnsanların
Hayat yada dünya gürüşünün
İsimlerinin yada kendilerini isimlendirmek için kullandıkları ve evrensel olarak insanlara Sözümona '' DOĞRU'' yu ve ''GÜZEL'' i
çağrıştıran kavramlara aldanılmaması bunların muhakkak surette içinin iyi tetkik edilmesi yönünde bizlere hükmeden hissiyata
SEBİYLERREŞAD denilir.
Hayattan Örnekler:
1) Kurana , Allaha hizmet ediyoruz bu yüzden TALEBE YURDU/DERSANE yaptıracağız. Bizlere Para yada bağış verin.
'' ilk başta kulağa ne kadar hoş geliyor değil mi? ama aldanmayın, Hele bakın bakalım bu işin altında gerçekte ne var''
2) BİRLEŞMİŞ MİLLETi kurduk. Amacımız yeryüzündeki tüm insanların mutluluğu, saadeti, özgürlüğü..
'' ilk başta kulağa ne kadar hoş geliyor değil mi? ama aldanmayın, Hele bakın bakalım bu işin altında gerçekte ne var''
3) Bir örgüt kuruyoruz adı da HİZBULLAH tır. Hizbullah kavramı kuranda da geçer. '' Allah taraftarları '' demektir. Allah taraftarı
olduğuna inanan herkes buraya gelmelidir.
'' ilk başta kulağa ne kadar hoş geliyor değil mi? ama aldanmayın, Hele bakın bakalım bu işin altında gerçekte ne var''
4) İMF ve DÜNYA BANKASINI kuruyoruz Amacımız kalkınmakta olan ülkelere yardım etmektir. siz de gelin bu kurumlara kaydolun
'' ilk başta kulağa ne kadar hoş geliyor değil mi? ama aldanmayın, Hele bakın bakalım bu işin altında gerçekte ne var'')
5) MASON LOCAları hem insaniyeti ve hakkaniyeti savunur
'' ilk başta kulağa ne kadar hoş geliyor değil mi? ama aldanmayın, Hele bakın bakalım bu işin altında gerçekte ne var'')
'' ilk başta kulağa ne kadar hoş geliyor değil mi? ama aldanmayın, Hele bakın bakalım bu işin altında gerçekte ne var''
6) Yeni bir DİN ALİMİ ortaya çıkmış , adı HABİBULLAH,NASRULLAH,RUHULİSLAM,AYETULLAH, HÜCCETÜLİSLAM MOLLA
MUHAMMED İBNÜLHAKK HAZRETLERİ
Bugün vaaz verecekmiş, herkesi davet ediyor'' ilk başta adamın İSİMLERİ kulağa ne kadar hoş geliyor değil mi? ama aldanmayın,
Hele bakın bakalım bu işin altında gerçekte ne var''
İşte arkadaşlar bir
Örgütün
Cemaatin
Kurum yada kuruluşun
İdeolojik bir hareketin
Bir insanın
Bir Dini akımın
Topluma kendisini kabul ettirmesini kolaylaştırma amaçlı algı oluşturmasına yönelik olacak şekilde kendisini DİNİ / İNSANİ /
EVRENSEL MOTİFlere uygun bir şekilde isimlendirmesine ''SEBİYLÜRREŞAD'' denilir. Bu hissiyat ZARARLI veya ALDATICI değildir
Ancak zararlı ve aldatıcı bir hale getirilebilir. Böyle olunca da işin HALİSliği yani KATIKSIZlığı bozulmuş olur
İşte 39/3 te buna dikkat çekilir. Bizi/insanları ''Allaha/iyiliğe/güzelliğe yaklaştırsın /Cazip hale getirsin diye seçilen ve isimleri hep iyiliği
güzelliği çağrıştıran ünvanlara yapılan ibadetlerin yani ''Severek Uyma'' ların çok dikkatli bir şekilde tetkik edilmesi gerekliliğine vurgu
yapılır.
MUSLUMANım diye ortaya çıkanların ALLAH DİN İMAN KURAN diyerek insanları aldatabileceği ve böylece bu tür insanların
Kullandıkları MUSLUMAN isminin Halisliğine zarar getirilebileceğine vurgu yapılır
Başta Evlenirken
Hayatını yada Devleti/İşyerini yönetirken
Hislerinle,duygularınla,algılarınla değil Aklın ve mantığınla hareket edersen işte o zaman hayatının Şekli kısmına Kuranı değil
Alemlerin rabbini hakim kılarsın
Hislerinin
Aşkının
Duygularının
Algılarınıın olması ne kadar da güzel . İşte bunların ortak adı Kurandır.
Ama iş hayatını yönlendirmeye geldiğinde bu da önplanda olmamalı. Rabbialemiyn önplanda olmalıdır
Yoksa Cennetin Kısa süreli olur
KİTABIN AYETLERİNİN TÜMÜNÜN ARKAPLANDA HİSSİYATLARIMIZI ANLATTIĞINA DAİR DELİLLER NELERDİR? :TEDEBBÜR
NEDİR? NE DEĞİLDİR?
KURAN İLMİNDE TEDEBBÜR-DUBUR
Kendilerini KURAN talebesi olarak tanıtan sözde MUVAHHİD kardeşlerim... Yada bize KURAN yeter sloganı ile yola çıkan simsarlara
sesleniyorum....
Diğerlerini hiç saymama gerek yok....( hadisçi,tarikatçı, cemaatçı, fıkıhçı, mezhepçi) Bunlar zaten beyinlerini ya kiraya vermiş... ya da
peynir ekmekle yemiş....bunlar zaten PUTPEREST...
KİTAP (KURAN'A) bunca eleştiri getirdim ve çelişkileri göz önüne serdim ancak makul, mantıklı ve TUTARLI bir yaklaşım ve ilim olmadı....
Yazdığım ayetlerden dolayı beni TEKFİR ettiler...
TEBLİĞ görevinizi böyle mi yapacaksınız?
unutmayın ki SORGULAYAN bir nesil geliyor...
aradığı cevabı Alamazsa ne olacak hiç düşündünüz mü?
YA İNKAR EDİP DÜŞMAN OLACAK..
YA DA DEİST OLACAK...
BU ZEMİNİ SİZ HAZIRLIYORSUNUZ....
38/29 za göre kitap ayetleri tedebbür edilsin diye inmiş. Buna ilgili ayete göre iman ediyormusunuz?Kitabün enzelnahü ileyke Mubarekün
Lİyeddeberu ayatihi... Ayete dikkat ediniz. Burada ayetlerin TEFEKKÜRÜ yok. Yani FEKKERE fiilinden türetilmiş ve DÜŞÜNME anlamına
gelen bir deyim yok.Şimdi soralım; bu TEDEBBÜR NEDİR neyi anlatır? Ayetleri tedebbür ettiğimde elime ne geçecek?Şimdi bu DUBUR-
TEDEBBÜR deyiminin aslında neyi anlatmak istediğine bakalım.
12/27 de Gömleğin DUBURDan yani ARKAdan yırtıldığı belirtilir.Yani Yusufun gömleğinin arkadan yani DUBURdan yırtılması o olay için
SADECE bir gömleğin arkadan yırtılmasını ifade etmedi değil mi? Aynı zamanda kim haklı kim haksız onu da ortaya çıkardı. yani OLAYIn
DOĞRU anlaşılmasını sağladı.Burada Yusuf doğruyu söylemişti bu ortaya çıktı.Ama bir şey daha ortaya çıktı.Kadının yusuf için içinde beslediği
HİSSİYATını da açığa çıktı. O halde DUBUR yani TEDEBBÜR hem bir olayın ARKAPLANINIn DOĞRU bir şekilde anlaşılmasını sağlyor hem
de Kişilerin HİSSİYATLARINI açığa çıkarıyor O halde DUBUR yani TEDEBBÜR hem bir olayın ARKAPLANINIn DOĞRU bir şekilde
anlaşılmasını sağlyor hem de Kişilerin HİSSİYATLARINI açığa çıkarıyor.Şimdi DUBURun bu iki önemli özelliğini KİTABIN DIŞINA
ÇIKMADAN 12/27 den öğrenmiş olduk.DUBURa ait bu iki önermli özelliği DUBUR ile aynı Deyimden(DABİRE) türetilmiş TEDEBBÜR için
de düşüneceksin.KİTAB AYETLERİNİ TEDEBBÜR ettiğimizde elimize ne geçecekmiş;
1) Ayetlerin ARKAPLANINI doğru anlayacağız
2) Anlayacağımız bu DOĞRU her ne ise İnsan hissiyatlarını tarif edecek.
O halde kitap ayetlerinin TÜMÜ arkaplanda hissiyatlarımızı anlatıyor.
İşte bu şekilde KİTAP ile KURAN arasındaki farkı bilecek ve kitabın değil Kuranın peşine düşeceksin Eyy Müslüman.
MANA EHLİ olmak için
Kendini bulmak için
Kendinle tanışmak,barışmak için.
1400 sene önce yaşamış ve ölmüş bir Peygamberinin karısıyla kızıyla kadınlarıyla İŞİN YOK
12 RAKAMI HİSSİYATIMIZ
Eğer ruhunuza ,bedeninize ,eylem yada söylemlerinize hangi makam yada mevkide olursanız olun 12 rakamı hükmediyorsa
BAŞARISIZlıklarınız için KADER diyemezsiniz.
12 rakamı bir insanın başarılı olması için gerekli olan her türlü imkana sahip olduğunda yada edildiğinde ona sahip olan hissiyattır. Bu
noktada kendi kaderini kendin belirlersin. Alemlerin Rabbi ise seni sadece izler sana mudahale etmez.
Eğer hertürlü imkana sahip olmana yada edilmene rağmen BAŞARISIZ olursan bu durumda BEDEL ÖDEMEK zorunda kalırsın.
Ödeyeceğin bedelin en masumane ,en basit şekli o makamı TERKETMENDİR.
Eğer BAŞARISIZ olmana rağmen hala o makamda oturuyorsan yada bir şekilde oturtulmaya devam ediyorsan sen de seni orada
tutan da daha büyük bedeller ödemeye mahkum olursunuz.
Kuranı içinizdeki iyilik hissiyatlarınızdan dinleyiniz Sesi yanık Hafızlardan değil. Hafızlar size sadece ARAPÇA okur ve bunun
karşılığında da para/maaş/harçlık/bahşiş/yolluk alırlar/isterler.
Ama içinizdeki resuller size sadece FITRATınızı okur ve sizden hiç bir şey istemezler
İşte gerçek Kuran budur
SORU:
Allah benim ne yapacağımı zaten biliyorsa rakam olarak 12 kader konusu oluyor heralde o zaman ben bu alemde rolümün gereğini
mi oynuyorum.biyolojik robot gibimiyiz yani.selamlar,saygılar.
CEVAP
Eğer hayatta belirlediğiniz hedefe ulaşmak için gerekli olan bütün imkanlara ZORLANMADAN sahip olmuş yada edilmişseniz size bu noktadan
itibaren hükmeden hissiyata 12 denilir. Bu andan itibaren bu hedefe ulaşmanı yada ulaşmamanız sizin KENDİ KADERİNİZİ belirlemenizle
alakalı olacaktır. Bu süreçte Alemlerin rabbinin BİLGİ alanına girmiş olursunuz. Size OLUMSUZ yönde mudahil olmaz
Eğer hayatta belirlediğiniz hedefe ulaşmak için gerekli olan bütün imkanlara zar zor çalışarak sahip olmuşsanız size bu noktadan itibaren
hükmeden hissiyata 12 denilir. Bu andan itibaren bu hedefe ulaşmanı yada ulaşmamanız sizin yine KENDİ KADERİNİZİ belirlemenizle alakalı
olacaktır. Bu süreçte Alemlerin rabbinin hem ilgi ve hem de BİLGİ alanına girmiş olursunuz. Size süreçte OLUMLU yönde mudahil olur. Çünkü
imkanlara ZAR ZOR binbirgüçlükle sahip olma esnasında işin içine MUHAMMED girer.
Alemlerin Rabbinin öncelik tanıdığı resul MUHAMMEDtir. Kim ki bir yerde ruhunu bedenini MUHAMMEDe teslim ederse bu kişi Alemlerin
Rabbinin hem ilgi hem de bilgi alanına girer. Böylesi bir insanı alemlerin rabbi bu kişi çok zora/dara düşse bile kimseye YEDİRTMEZ
Dolayısıyla BENCİL olmayın FEDAKAR olun.
Bir kere yada bir kereye mahsus olmak üzere değil. HAKKETMELERİ kaydıyla her zaman.
4/78
''Ve in tusibhüm hasenetün yekulu hazihi min indillahi
Ve in tusibhüm seyyiettün yekulu hazihi min indike
Kul Küllün min indallahi''
'' Onlara bir iyilik isabet ettiğinde bu Allah katındandır. Kötülük isabet ettiğinde ise bu senin katındandır dediler. Deki hepsi Allah
katındandır''
Sevgili Dostlar.
Alemlerin Rabbinin ''İYİ'' insanları kendisine seçmesi 4 yolla olmaktadır. Bunlar:
İçtiba (22/78)
İstina (20/41)
İstifa (27/59)
İhtar-Muhtar (44/32)
Şeklindedir.
Eğer bir insan hayr ve insaniyet adına ortaya bir emek koyar ve bunun karşılığını da kendisinin belirlediği bir zamanda ve kendisinin
beklentilerini karşılayacak şekilde elde ederse bu durumda bu insan Alemlerin Rabbi tarafından İYİ ve ERDEMLİ bir insan olarak
kendi katında SEÇİLMİŞ demektir. Bu seçilme türüne İÇTİBA denilir.
Bu durumda bu insan '' Aslanlar gibi çalıştım ve amacıma ulaştım. Tanrıya/Allaha şükürler olsun'' der.
Bizlere bu şekilde hükmeden Kurani hissiyat Kitapta ''Ve in tusibhüm hasenetün yekulu hazihi min indillahi'' yani ''Onlara bir iyilik
isabet ettiğinde bu Allah katındandır. DERLER'' şeklinde yer bulur.
Bu hissiyatın evrene yaydığı enerji çok fazla olmaz.
O kişiye AKİBETin cennetini yaşatır
Kişinin başarısı ve iyiliği ''sadece'' kendisi ve yakınlarıyla sınırlı kalır.
Böylesi bir durumda Alemlerin Rabbi bu kişiyi İçtiba kadrosundan İstina Kadrosuna yükseltmek için fırsat kollar
Eğer bir insan hayr ve insaniyet adına ortaya bir emek koyar ve bunun karşılığını da kendisinin belirlediği bir zamanda ve kendisinin
beklentilerini karşılayacak şekilde elde edemez yada Alemlerin Rabbi tarafından ona nasip edilmezse bu durumda bu insan Alemlerin
Rabbi tarafından kendi katında İYİ ve ERDEMLİ olmanın da ötesinde MÜKEMMEL bir insan olarak SEÇİLMİŞ yada SEÇİLMEYE
aday bir insan demektir. Bu seçilme türüne İSTİNA denilir.
Bu durumda eğer bu insan bu durumunun farkına varmaz ve bunu bir KÖTÜLÜK /aşağılanma olarak görürse ve '' Bu ne biçim bir
Tanrı/Allah, bu ne biçim bir düzen, Lanet olsun kaderime bu kadar EMEĞİME '' der ise bu durumda ona hükmeden Kurani hissiyat
kitapta''Ve in tusibhüm seyyiettün yekulu hazihi min indike' yani ''Kötülük isabet ettiğinde ise bu senin katındandır derler'' şeklinde yer
bulur.
Böylesi bir durumda Alemlerin Rabbi bu kişinin KADROsunu tekrar İÇTİBA düzeyine indirir.
İSTİNA şeklinde seçilmeyi hakketmiş bir insan hayr ve insaniyet adına ortaya bir emek koyar ve bunun karşılığını da kendisinin
belirlediği bir zamanda ve kendisinin beklentilerini karşılayacak şekilde elde edemez yada Alemlerin Rabbi tarafından ona nasip
edilmezse bu durumda bu durumuna SABIR gösterir ve asla isyan etmez ise Alemlerin Rabbi bu insanı :
EHLEZZİKR yani, ZİKR EHLİ haline getirir. Yani MÜKEMMEL bir insan yapar
Dualarını boş çevirmez
O kişiye AHİRETin Cennetini yaşatır.
Bu kişiden bu yolla çıkacak enerji Yeryüzünde hüküm süren FİRAVUN hissiyatını yerle bir etmede kullanılır.
İçtiba edilen bir insan istina edilnen bir insanın varlığına şahit olduğunda eğer onu aşağılarsa/hor görürse/becereksiz olarak telakki
ederse bu durumda Alemlerin Rabbi İçtiba ettiği bu insanın tüm kazanımlarını elinden alır.
Bir insanın hayatında ne kadar az içtiba ne kadar çok istina olursa bu insana EVLİYAULLAH yada MUTTAKİ denilir. Bu insan dünya
hayatı devam ediyorken bile AHİRET CENNETİni yaşamaya başlatılır.
Bir insanın hayatında ne kadar çok içtiba ne kadar az istina varsa bu insana sadece MÜSLÜMAN denilir. Bu insan dünya hayatı
devam ediyorken bile AKİBET CENNETİni yaşamaya başlatılır.
AKİBET cenneti Güzeldi/helaldir/Ak ve PAKtır ama GEÇİCİdir. Peşini Ebedi CEHENNEM takip edebilir
AHİRET Cenneti de Güzeldir/helaldir/AK ve PAKtır ama EBEDİdir. Peşini Cehennem takip etmez.
O halde Eyy İnsan.
Büyük emekler ortaya koymasına rağmen BAŞARI kendisine nasip edilmemiş insanların yanında ol. MORAL VER. Elinden TUT.
Başarı sana nasip edilmiş olsa bile o an için Alemlerin rabbinin katında bu insan senden daha yüksek mevkii için seçilmek istenmiştir.
Bunların hepsi ALLAH KATINDANDIR. AYARLANMIŞTIR
BUNUN BİLİNCİNDE OLARAK YAŞA
Soru:
Bilinen manada Sarhoşluk verici içki içenler içmiş halde iken
Kuran okuyabilir mi?
Namaz Kılabilirler mi?
Dua edebilirler mi?
Cevap:
Kuran bir hissiyat ilmdir. İçki içilmesinin yasaklanması yada kısıtlanması Kuranın ilgi/yetki alanınına girmez. Rabbilalaemiynin yetki/ilgi alanına
girer. Yani;
Eğer içki içen bunu içerken
Akla
Mantığa
Ahlaka
Vicdana
Evrensel insani ve etik değerlere
Pozitif bilime uygun olarak içiyor ise yada içmiş ise bu halde iken de Müslümanlığı devam eder
Kuran da okuyabilir
Namaz da kılabilir ve kıldırabilir
Dua da edebilirler
Bunlar da bu halde olsalar bile bizlerin Din kardeşi/Müslüman olmaya devam ederler
HİSSİYAT VE DAVRANIŞLARIMIZDAN
~FİTNE~ & ~MUSİBET~ HİSSİYATLARIMIZ
Başımıza gelenler kendi ellerimizin gönderdikleri yüzünden ise ve Allah kullarına zulmedici değil ise,fitne yoluyla yoluyla
denendiğimizi nasıl anlıyacağız.bu bir deneme midir,kendim ettim kendim buldum mudur?
Allah her türlü fitneyi senin geçmiş günahlarını keffarati olarak ve aynı zamanda senin imanını denemek için sana karşı kullanır: eğer bu fitneden
başarı ile çıkarsan hem geçmiş bir dizi günahın bağışlanır ve hem de İmanın tescillenir. Ama geçemezsen yine geçmiş bir dizi günahın bağışlanır
fakat muttaki olamazsın Bir başka bahara kalır. Yani allahın seni imanın dolayısıyla fitlenerken SENİN LEHİNE olabilecek şekilde bir taşla 2 kuş
vuruyor.
Fitne yoluyla denendiğini sana Ortamın NEBİ si söyleyecek. Yani herkesin işi olacak ama seninkisi olmayacak. herkesin başına gökten pasta
düşecek ama özellikle sana taş düşecek Bunu anlayacaksın.
Yaşarken , başımıza gelen bir olumsuzluğun FİTNE mi yoksa MUSİBET mi olduğunu nasıl anlarız ?
Bir şeyin FİTNE olması demek , o işin dairesine gireceğinde sana telkin edilir..
Misal ; şuraya girme yoksa başın belaya girer denildiğinde , sen bunu bile bile oraya girersen bu senin için FİTNE`dir..
29/2`de , kim ki İMAN kapsamına girerse FİTNELENECEKTİR diyor yani İMAN edecek adam deneneceğini bilecek , başına gelecek olayların
FİTNE olduğunu bilecek..
Bir şeyin MUSİBET olması ise bile bile o kapsama girmeden başına gelir.
Misal ; anandan emdiğin süt burnundan gelecek ama bunun sonucunda birkaç gün sonra zengin olacaksın bilesin , o birkaç gün boyunca
sabredebilecekmisin ? Yani bu çileye göğüs gerebilecekmisin ? Sende , yok abi ben gelmiyorum dedin geriye çekildin..Sonra yolda giderken
başına bir taş düştü..İŞTE bu senin için bir musibettir..
Bana evet dediğinde işin içine girseydin denenecektin ve başına gelen sıkıntı senin için FİTNE olacaktı..
YANİ bir MUSİBET , sen bile bile içine girdiğinde FİTNE`ye dönüşürken , senin haberin yokken başına geldiğinde MUSİBET şeklinde kalır
Soru: HAMR yani İçki 5/90 na göre şeytanın pisliklerinden sayılıyor ve bundan kaçınmamız isteniliyor
Ama acaba neden 47/15 de Cennetin nimetlerinden sayılıyor ve methediliyor?
Cevap:
Lisani Arapça bir deyim olan Hamr yani ''sarhoşluk verici içki'' kavramı da bizlerin bir nevi hissiyatını tarif eder ve böylece KURANİ
ARAPÇA ya dönüşür
yani Kitaptaki tüm Arapça deyimlerin şu kısa formul üzere anlaşılması gerekir
Lisani arapça-------->Kurani arapça( Yani Hissiyatlarımız,zaaflarımız,Algılarımız,Duygularımız kısaca tüm Manevi dünyamız)
İşte Hamr -Humur deyimi de bunlardan biridir.
Bizlerin İÇKİ diye anladığı bu deyim aslında Kurani olarak yine bizlerin ve tüm canlıların
Meşru dairede kalacak şekilde Bir makama Konuma gelmemizi yada eğer bu makam yada konumda isek yine meşru dairede kalacak
şekilde buradan maddi yada manevi olarak menfaatlenme hissiyatımızı tarif eder.
Evladınıza '' Okuyup büyük adam olunuz. doktor Mühendis, hakiim savcı olunuz'' dediğinizde aslında Hissiyati yani Kurani olarak ona
İÇKİ ikram etmiş olursunuz
Ve yine evladınıza '' Okudun büyük adam oldun Doktor oldun Mühendis oldun Hakim oldun Savcı oldun Ne güzel Ama aman evladım
nefsine uyma . Şöhret yada şehvet yada Servetin peşinden gitme ne kazanacaksan helalinden kazan'' dediğinizde evladınıza yine
İÇKİ ikram etmiş olursunuz.
İşte Bu şekilde bir konuma ulaşmış ve bundan da helalinden menfaatlenen kişilere hükmedecek bu ruh hali elbetteki 47/15 de
CENNET ile eşleştirilmiştir.
O halde Çocuklarımıza ve yeni nesile Kurani/hissiyati olarak her daim ve her cinsten İÇKİ İKRAM etmeli ve onları daha küçük yaşta
içkiye alıştırmalıyız. Böylece hayatta bir hedefleri olacak ve oraya ulaşmak için çalışacaklar.
Eğer bir makama yada konuma gelmek için
yalakalık
Tehdit
Şantaj
Kısa yoldan ama zarar verme gibi zararlı hissiyatlarımızı kullanırsak işte o zaman 5/90 da bu İÇKİ yani HAMR şeytanın pisliği olur ve
kaçınmamız gerekir
Dikkat buyurunuz Kitabın hiç bir yerinde HAMR deyimi tek başına haram kılınmaz/hakir görülmez Aksine 47/15 gibi ayetlerde
CENNET ile eşleştirilir
Ancak 5/90,2/219,5/91 gibi ayetlerde yanına başka kavramları da alarak haram kılınır hakir görülür kaçınmamız istenilir. Çünkü bu tür
ayetlerde Makama gelme yada makamda isek buradan yararlanma hissiyatlarımızda GAYRİMEŞRULUK işin içine girmiş demektir.
O halde Hayatımızın her alınında İÇKİ İÇECEĞİZ,ve ÇKİ İKRAM edeceğiz. Çocuklarımızı da İçkiye alıştıracağız. Böylece Amaçlarına
ulaştıklarında yada bunlardan menfaatlendiklerinde Cennetlerini yaşayacaklar.
Bilinen manada sarhoşluk verici İçkiden ise elbetteki çocuklarımızı uzak tutacağız Yetişkinler olarak bizlerin yine bilinen manada içki
içmemiz Kuranın ilgi/yetki alanına girmez. Eğer hiç içmemiş isek içmemeye devam edelim. Ancak içiyorsak da bunu
Akla
Mantığa
Ahlaka
Vicdana
Evrensel İnsani değerlere
Evrensel Etik Normlara
Kısaca Rabbilalaemiyne göre ayarlamamız /uyarlamamız gerekir
Bu kiterlere bağlı kalacak şekilde içki içenlerden de Alemlerin Rabbi razı olur ve onlara yasaklama getirmez
ister kız ister erkek olsun akilbaliğ olduklarında Çocuklarınıza ''Kurani manada'' ''ÖRTÜNME'' lerini emrediniz.
Böylece derslerinde TAKTİRNAME aldıklarında yada başarılı oldukları için onore edildiklerinde onlara asla GEVŞEMEMEYİ
,Ciddiyetten taviz vermemeyi telkin etmiş olacaksınız. Bu telkin ve terbiyeyi çocuklarınızın kişiliğine mıhlayınız.
İşte Allahın/islamın emri olan örtünme budur
Soru:
Kuranda Kadın Muminler için Örtü Emri var iken Erkek Muminler için niye yok?
Ben bir BAYAN olarak hayatım boyunca örtünmesem ne olur?
Cevap:
Kuran bizlerin hissiyatlarını tarif eder ve bunu arapça deyimler üzerinden yapar. Sözkonusu kitaba bakış açınız işte bu ''Arapça deyimler'' merkezli
olursa yukarıdaki soruya kitaptan ayetle delilendirebileceğiniz şekilde ne cevap bulabilirsiniz ne de cevap verebilirsiniz.
Ancak kitaba '' arapça deyimler'' üzerinden değil de bunlar üzerinden tanımlanan hissiyati/fıtrati manayı yakalayabilecek şekilde yaklaşırsanız işte
o zaman yukarıdaki soruya cevap verebilirsiniz.
İster kadın olun ister erkek olun Eğer ortaya insaniyet adına fedekarca bir eylem yada söylem koyarsanız tüm insanlar tarafından takdir edilir ve
onore edilirsiniz. İşte bu haklı olarak muhatab olduğunuz taktir ve onurlandırıcı eylem ve söylemler karşısında bile bunlardan etkilenmeden hangi
iş üzere iseniz onu usulunce yapmaya devam ederseniz ÖRTÜLERİNİZİ YAKALARINIZIN ÜSTÜNE VURMUŞ olursunuz.
Erkek de olsanız farketmez, kadın da olsanız farketmez.
Böylesi durumlarda Örtülerimizi yakalarımızın üstüne vurmak bizleri erdemli ve VAKUR sahibi bireyler yapar
Taktir topladın diye gevşeme
Onore edildin diye su koyuverme
Her ne şart olursa olsun işindeki ciddiyetinden taviz verme. Böylece Nur suresi 31.ci ayette geçen ''ÖRTÜNME'' nin gereğini yerine getir.
Bu tanımlamaya göre yani Kurani manada ister erkek ol ister kadın ol eğer örtünmez isen KAFİR olursun. Ne ciddiyetin ne de ciddiliğin kalır
Bilinen manada bir bayanın ŞEKLİ örtünmesi yada bunun içeriği kuranın konusu değildir. Bu konu
Akla
mantığa
Ahlaka
Vicdana
Tutarlılığa
Evrensel insani kriterlere
Etik değerlere uygun olması kaydıyla her kültür yada coğrafyanın kendi tercihine bırakılmıştır.
Şekli olarak hayatın boyunca örtünmesen de olur. Bu seni KAFİR yapmaz. Örtünmek yada örtünmemek senin kendi kişisel tercihin olacaktır. Eğer
Örtünürsen sevap kazanmaz yok eğer örtünmezsen de günah kazanmazsın
Ben insanları ve cinleri bana ibadet etsinler diye yarattım'' şeklinde mealen verilen mana içinde İNSANLAR yani ENNASE diye bir
deyim yoktur
İNS deyimi vardır. Bu deyim tüm canılılara ait Hissiyat/duygu/algı/zaaf gibi onun manevi halini tasvir eden kısımlarını tanımlar
CİNN deyimi ise durağan bir hissiyatın yada algının yada zaafın kısaca canlılara ait manevi fıtrati kısımlarının HAREKETLENMESİni
tarif eder.
O halde İnsan da dahil olmak üzere tüm canılılardaki bu fıtrati hissiyati hareketlenmeler RIZAYI İLAHİ için olmalıdır. Böylece 51/56
daki bu ayet de bu şekilde kurani olarak manalandırılmış olur
Peki AMAÇ nedir? işte burası önemli: Alemlerin Rabbinin tekrar Allaha dönüşmesi işte bu Cinnlenme yani hareketlenme sonucu
açığa/ortaya çıkacak enerji ile olmaktadır.
Yoksa hayvanlar alemine niye ihtiyaç duyulsun? neden her bir hayvana mükemmel içgüdüler veya yetenekler verilsin Tüm bunlar
boşuna mı?
Eğer yeryüzündeki insanların tümü NANKÖR olursa Bu enerji YAVAŞ bile olsa Hayvanlar kullanılarak açığa çıkarılsın diye hayvanlar
yaratıldı.
Yani Tüm canlılar ORTAK BİR AMACA hizmet ediyorlar
Bu amaca LİLLAHİ RABBİLALAEMİYN denilir.
İşte insanlar için cenneti ve cehennemi bu sürece yapacakları iyilik yada kötülüklerle ortaya koydukları katkıları yada karşıtlıkları
belirliyor.
Süreci hızlandırana cennet
Süreci yavaşlatana ise Cehennem verilecek
Süreci Tamamen durdurmak ise asla mümkün değil
Kuran bizlerin Hissiyatlarını tanzim ve terbiye eder. Böylece bizleri kendisinde o kadar sorun varken bile hayata iyimser baktırır.
Böylece Evrene bizim aracılığımız ile POZİTİF bir METAFİZİKSEL enerji yaydırır. İşte tüm peygamberlerin,kitabın indirilmesindeki
temel gaye budur.
Evrene pozitif enerji yaymak.
Bu enerjiyi başta SALAT olmak üzere HACC,ZEKAT,KURBAN,ORUÇ hissiyatlarımızla üretir ve yayarız. Bu beş kavramın her birinin
içinde diğerlerini de barıdırdığı bir eylem yada söylemi ifa ettiğimizde artık bizlere iyilik hissiyatlarımızın en kudretlisi olan Muhammed
BAŞROL oyuncusu olarak hükmetmeye başlar. Bizlere yaşadığımz hayatta Cennet ve huzurun kapısı açılır.
SALAT: işini usulune uygun yap. Bunun için hertürlü fedekarlıktan çekinme
HACC : Eşine aşına namusuna vatanına dinine evrensel insani değerlere Bağlı ol, Bağlı Kal. Bunun için her türlü fedekarlıktan çekinme
ZEKAT : Alemlerin rabbinin yap yada söyle dediği şey için yapma -söyleme diyen nefsine karşı bunu ona söylettir veya yaptırma gayreti içinde
ol. Bunun için hertürlü fedekarlıktan çekinme
KURBAN: insanlık/vatan/millet/mukaddesat yada evrensel insani değerler için neyi feda etmen gerekiyorsa işte buna KARREBE-KURBAN
denilir. Bunun için hertürlü fedakarlıktan çekinme
ORUÇ : düşenin elinden tut. ve dahi sen düştüğünde tekrar doğrulmaya çalış. Bunun için de her türlü fedekarlıktan çekinme
Evrene bu şekilde yaydığın bu enerji ile Alemlerin Rabbi bir taraftan kendini hızlı bir şeklide Allaha çeviriken diğer taraftan buna katkıda
bulunanlara akibet ve ahirette cenneti ve huzuru yaşatır.
Onun istediğini yap, Sen de kazan o da kazansın
Herkes kazansın
19/26 (SAVMEN)
SAVMEN ŞEKLİNDEKİ ORUÇ NEDİR?
SİYAM ŞEKLİNDEKİ ORUÇ İLE ARASINDAKİ FARK NEDİR?
Bir insan, kötü duruma düşmüş ya da düşürülmüşse bundan meşru daire içinde kalmaya özen göstererek çıkma çabasına SIYAM, bu
zaman sürecine ise RAMAZAN denilir.
Bir insan, iyi durumda ise ancak başkaları kötü duruma düşmüşse bu durumda bu insanın da iyi hale gelmesi için gösterilen çabaya yine SIYAM
bu zaman sürecine ise yine RAMAZAN denilir.
SAVM da ise içinde bulunduğun KÖTÜ durumu fazla dillendirmeme, gelişi güzel her yerde konuşmama, kendini başkalarına acındırmama
gayretlerini tanımlar. Bu davranışa en güzel örnek 12/86`da YAKUB Resul`ün YUSUF için takındığı tavırdır.
Yine eğer, sen iyi durumda isen durumu kötü olan ve onların da iyi olması için elinden tutacağın yardım edeceğin insanları ve bunlara yapacağın
yardımların gündem edilmemesi yönünde bir hissiyatı tanımlar.
Eğer yukarıda anlatılan her 2 durumda da SIYAM`ın SAVM içerikli olmazsa, tüm emeklerin boşa gidebilir. Çünkü işin içine NEFS karıştırdın
demektir.
SAVM olmadan tutulan SIYAM`ın içine HINS karışır
Soru:
Sağlığım ve Sıhhatim elverdiği halde hayatım boyunca hiç Oruç tutmazsam Kurani olarak akibetim ne olur?
Cevap:
Eğer SIYAMı yani Orucu Evrensel bir hissiyat olarak doğru anlamış iseniz ve bunu da yeri ve zamanı geldiğinde tutmazsanız KAFİR olur hatta
insanlıktan çıkarsınız. Çünkü
1) Ya Bencil olmuşsunuzdur. Gücünüz ve imkanınız var iken düşen birine hakketmesine rağmen yardım eli uzatmıyorsunuz demektir,
2) yada karamsar olmuşsunuz ve hayatın bir şekilde sillesini yedikten sonra umudunuzu kesmiş ve gücünüz ve imkanınız olmasına rağmen
hatalarınızdan ders alıp tekrar ayağa kalkacağınıza DERBEDER gibi yaşamaya razı olmuşsunuz demektir.
Demekki Oruç yani SIYAM insan hayatına iki şekilde giriyor
Eğer bu iki faktörü iyi anlayıp da gereğini de yaparsanız RAMAZAN AYI ve ORUÇ TUTMAK hayatınızın bir parçası olur.
Böylece Ramazan ayı ve Oruç hissiyatlarınıza bu şekilde hükmeder
Sevabınız TAM olur,
Tüm insanlar tarafından sevilirsiniz,
İtibar görürsünüz,
Vicdanlarda yer edinirsiniz.,
Tarihe hatta kitaplara geçersiniz,
Malınızı ağız tadıyla yersiniz,
Evinizde huzurla oturursunuz, Ülkenize milletinize huzur ve bereket gelir,
İşeriniz rast getirilir,
Yok eğer SIYAMı yani orucu ŞEKLİ olarak bilinen/ geleneksel yani Evrensel olmayan bir şekilde Açsusuz vakit geçirmek olarak ifa edersiniz bu
sizin kendi kişisel tercihiniz olur. Bu tercihinizin İSLAM ve KURAN ile alakası yoktur. Ancak yapmanızda bir sakınca da yoktur. Sevabınız ise ya
hiç olmaz yada çok az olur. Bunu da Alemlerin rabbi ile bir kul olarak kendinizin arasındaki ilişki yada yakınlık belirler.
Tedebbür İlmine gönül veren ve Kitaptaki tüm ayetleri HİSSİYAT MERKEZLİ olarak anlayan/anlamaya gayret eden bizler Orucu ŞEKLİ olarak
açsusuz kalarak tutanları da asla küçük görmeyiz
Onları aşağılamayız
Onlara bu işin MANA /hissiyat kısmını da anlatma yönünde gayret ederiz
EVRENSEL Kuran anlayışı COĞRAFYA /ARAP merkezli değil HİSSİYAT merkezlidir
İnancına ait şekli Ritüel eğer EVRENSEL ise işte bunu hem yapmak ve hem de tüm insanlığa DAYATMAK zorundasın.
Ancak bu Şekli Ritüel Evrensel değil ise işte o zaman bu şekil ancak ve ancak senin /kavminin/coğrafyanın/kültürünün tercihi olur.Bu
da seni bağlar
Eğer bu TERCİHini tüm insanlara sanki evrensel gibiymiş gibi DAYATIRSAN işte o zaman
Bağa,
Tağa,
İğva şeklindeki üç adet haksızlıktan en az birini icra edeceğinden senin İSLAM ile bir alakan kalmaz.
İslam/Kuran , manada vahdaniyet yani tek-bütünlük, Şekilde ise çeşitlilik ve görecelik esasına dayanır. Bu şekilde tüm insanlar birbirlerinin hayat
tarzlarına saygılı olurlar.
Yok eğer sen İslamı Şekilde vahdaniyet yani herkes bir şekli ritüeli AYNI ŞEKİLDE yapacak ancak Manada ise çeşitlilik yani herkes
islamı/Kuranı kendi kafasına/kültürüne/coğrafyasına göre anlayacak hale getirirsen işte o zaman İbadethanelerin belki dolar taşar amma ve lakin
buraları dolduran insanlardaki mezhep taassubu firsat bulduğu an bu insanları birbirine kestirir,boğazlatır.
Elin gavuru da boş durmaz herhalde, Müslümanım diyenlerin bu aptallığı onlara bunları sömürmek için yeni yeni fırsatlar doğrurur
6/132, 46/19
VE LİKÜLLİ DERECATİN MİMMA A'MİLU
HER YAPILAN AMEL İÇİN DERECELER VARDIR
Eğer sahip olduğunuz SERVET, ŞÖHRET ve ŞEHVET sizi hayatınızda bir takım şeylere ( kadın ,mal, mülk, ünvan ,makam vs) karşı BAĞA ,
TAĞA yada İĞVA yönünde TAKINTILI hale getirmişse ve siz de bu konumunuza TEŞHİS KOYABİLMİŞseniz ve kendinizi bu TAKINTIlarda
kurtarmak için her yolu denemiş ancak başarısız olmuşsanız ,bundan sonra CENNETİNİZİ YAŞAYABİLMEK için yapılacak bir tek şey
kalmıştır. O da Nefsinizi AÇ SUSUZ bırakarak onu bu yolla TERBİYE etmek ve bir parça su ve bir parça ekmekle bile olsa ona mutlu olmayı
öğretebilmektir. Böylece NEFSinizi ZEKAT ile TEZKİYE eder ,yani onu temizlersiniz ve CENNETİnizi yaşamaya başlarsınız ,Bu da ancak
RAMAZAN ve ORUÇ ile mümkün olur.
Ancak bu hale düşmüş iken ORUÇ tutarsanız allah katında 2/183- 185 şin muhatabı olacak ve sevabınızı alacaksınız. Bu sevab öyle bir sevab tır ki
, İHSAN AMELİ karekterindedir ve size dünya ve ahiret cennetinizi kazandırır. Çünkü derecesi ÇOK KUVVETLidir
Unutulmamalıdır ki yapılan her amelin DERECESİ vardır. 6/132, 46/19
Eğer Nefsiniz bu halde iken onu RAMAZAN ve ORUÇ ile TEZKİYE etmezseniz size CENNETİn kapıları kapanacak hayatınız CEHENNEMe
dönecektir. Bu yüzden , AKILLI OLUN ve Derecesi bu kadar kuvvetli olan bu amelden bu hale düşmüş nefsinizi MAHRUM BIRAKMAYIN
Rabbialemiyn, indirdiği KİTABında '' Kad eflaha men tezekka'' der. 87/14.
Eğer Eğer sahip olduğunuz SERVET, ŞÖHRET ve ŞEHVET sizi hayatınızda bir takım şeylere ( kadın ,mal, mülk, ünvan ,makam vs) karşı BAĞA
, TAĞA yada İĞVA yönünde TAKINTILI hale GETİRMEMİŞSE yada GETİREMİYORSA bu durumda Nefsinizi AÇ SUSUZ bırakarak onu bu
yolla TERBİYE etmek ve bir parça su ve bir parça ekmekle bile olsa ona mutlu olmayı öğreterek CENNET BEKLENTİSİ içine sokmak
ÜZERİNİZE VAZİFE değildir , Eğer bu şekilde olmanıza rağmen Oruç tutarsanız CENNETe dahil edilemezsiniz,. Bu şekilde Oruç tutarak size
CENNETin verileceğini iddia edenler YALANCI, SAHTEKAR ve sizin din algınız üzerinden para , makam yada mevki kazanmaya çalışan DİN
TÜCCARLARIdır. Bunlara aldanmayın,
Yine de eğer bu şekilde iken ORUÇ tutarsanız elbetteki bunun bir takım faydalarını görecek ve allah katında sevabınızı alacaksınız. Ama bu sevab
size asla dünya ve ahiret cennetinizi kazandırmaz. Çünkü derecesinin gücü buna yetmez.
Unutulmamalıdır ki yapılan her amelin DERECESİ vardır. 6/132, 46/19
SORU:
Ben HACCa gitmek ve HACC farizesinin gereğini yerine getirmek istiyorum
Tedebbür İlmine göre yaptığım şey yanlışmıdır?
CEVAP:
Siz bu şekilde HACC ile ilgili ayetleri ifa ederek KURANIn değil KİTABIN emrini yerine getirmiş
olursunuz. Yaptığınız iş yanlış değildir. Doğrudur, yada doğru olabilir Ancak EVRENSEL değildir.
İlk yaratılan insanlar bundan milyonlarca yıl önce sizin yaptığınız bu Şekli ifayı yapmıyorlardı.
Onlar da Allaha ibadet etsinler diye yaratılmışlardı. İSLAM onlar için de vardı.
Yaptığınız iş YANLIŞ değildir. DOĞRUdur. Ancak EVRENSEL olmadığı için sevabınız ya hiç
verilmez yada çok az verilir.
Ayetin KURANİ yani HİSSİYATİ yani FITRATİ manasını hayatınızda ifa ederseniz bu durumda
HACC ayetlerini hem DOĞRU ve hem de EVRENSEL olarak ifa etmiş olacağınızdan size bunun
mükafaatı TAM olarak verilecektir
SORU:
Ben her sene RAMAZAN AYInda 1 ay aç susuz kalarak ORUÇ TUTUYORUM bu şekilde
2/183,184 ve 185 in gereğini yerine getirdiğime inanıyorum.
Tedebbür İlmine göre yaptığım şey yanlışmıdır?
CEVAP:
Siz bu şekilde Bakara suresi 183,184 ve 185.ci cı ayetleri ifa ederek KURANIn değil KİTABIN
emrini yerine getirmiş olursunuz. Yaptığınız iş yanlış değildir. Doğrudur. Ancak EVRENSEL
değildir. İlk yaratılan insanlar bundan milyonlarca yıl önce sizin yaptığınız bu Şekli ifayı
yapmıyorlardı. Onlar da Allaha ibadet etsinler diye yaratılmışlardı. İSLAM onlar için de vardı.
Yaptığınız iş YANLIŞ değildir. DOĞRUdur. Ancak EVRENSEL olmadığı için sevabınız ya hiç
verilmez yada çok az verilir.
Ayetin KURANİ yani HİSSİYATİ yani FITRATİ manasını hayatınızda ifa ederseniz bu durumda
2/183,184 ve 185.ci ayetleri hem DOĞRU ve hem de EVRENSEL olarak ifa etmiş olacağınızdan
size bunun mükafaatı TAM olarak verilecektir
SORU:
Ben Camiiye gidip yada evimde bilienen şekliyle günde 5 vakit namaz kılıyorum ve Allahın
''NAMAZINIZI KILIN'' emrinin gereğini yerine getirdiğime inanıyorum.
Tedebbür İlmine göre yaptığım şey yanlışmıdır?
CEVAP:
Siz bu şekilde Kitapta değişik ayetlerde geçen EKİMİSSALATE yani ''Namazı kılın'' ayetini ifa
ederek KURANIn değil KİTABIN emrini yerine getirmiş olursunuz. Yaptığınız iş yanlış değildir.
Doğrudur. Yada doğtu olabilir Ancak EVRENSEL değildir. İlk yaratılan insanlar bundan
milyonlarca yıl önce sizin yaptığınız bu Şekli ifayı yapmıyorlardı. Onlar da Allaha ibadet etsinler
diye yaratılmışlardı. İSLAM onlar için de vardı.
Yaptığınız iş YANLIŞ değildir. DOĞRUdur. Ancak EVRENSEL olmadığı için sevabınız ya hiç
verilmez yada çok az verilir.
Ayetin KURANİ yani HİSSİYATİ yani FITRATİ manasını hayatınızda ifa ederseniz bu durumda
NAMAZ KILIN ayetini hem DOĞRU ve hem de EVRENSEL olarak ifa etmiş olacağınızdan size
bunun mükafaatı TAM olarak verilecektir
SORU:
Ben namaz kılmadan önce su ile herkesin yaptığı şekilde ABDEST alıyorum. 5/6 nın gereğini
yerine getirdiğime inanıyorum.
Tedebbür İlmine göre yaptığım şey yanlışmıdır?
CEVAP:
Siz bu şekilde maide suresi 6.cı ayeti ifa ederek KURANIn değil KİTABIN emrini yerine getirmiş
olursunuz. Yaptığınız iş yanlış değildir. Doğrudur. Ancak EVRENSEL değildir. İlk yaratılan insanlar
bundan milyonlarca yıl önce sizin yaptığınız bu Şekli ifayı yapmıyorlardı. Onlar da Allaha ibadet etsinler
diye yaratılmışlardı. İSLAM onlar için de vardı.
Yaptığınız iş YANLIŞ değildir. DOĞRUdur. Ancak EVRENSEL olmadığı için sevabınız ya hiç verilmez
yada çok az verilir.
Ayetin KURANİ yani HİSSİYATİ yani FITRATİ manasını hayatınızda ifa ederseniz bu durumda maide
suresi 6.cı ayeti hem DOĞRU ve hem de EVRENSEL olarak ifa etmiş olacağınızdan size bunun mükafaatı
TAM olarak verilecektir
SORU
Edip Yüksel (5/MÂİDE-6: İnananlar! Namaza kalktığınız zaman: Yüzünüzü yıkayın, ellerinizi
dirseklere kadar yıkayın, başınızı sıvazlayın, ve ayaklarınızı da topuklara kadar
(sıvazlayın/yıkayın) ayetini nasıl anlamalıyız selamlar saygılar.
CEVAP
ABDEST NİYE VE NASIL ALINIR(I). 5/6 bize ne anlatıyor?
ABDEST ALMA HİSSİYATIMIZ
Arkadaşlar 5/6 daki abdest meselesini biraz daha kerimleştirelim. Bir cümlenin başına ''İLE'' deyimi gelirse
bu deyimin kuranda geçtği en uzun yada hacimli kısmı esas alınacak ve bu ayetin analşılmasında bu geniş
hacimli yer kullanılacaktı. Bu kuralı daha önceden biliyoruz: Buna göre İLESSALATİ deyimi kuranda
sadece 2 yerde geçer Bunlar 5/58 ve 5/6 dır. Burada kastedilen salatın ne tür bir salat olduğunu bulmak için
2/238 e geliniz ve burada kurandaki en uzun tamlamaya sahip olan salat deyimine şahit olunuz. Bu deyim
''VESSALATİLVUSTA'' dır. Buradaki VUSTA -EVSAT-VASAT deyimleri bir şeyin yada şeylerin
arasına girmek anlamında kullanılır. Misal 3/110 da '' biz sizi VASAT ümmet kıldık ''derken Ortayol üzere
olan bir ümmet kılınmışlığı anlatılmaz. Yani araya giren insanlara karışan MİSTİK bir hayat yada ruhban
bir hayat sürmeyen muslumanların oluşturulması hedeflenir. İşte 2/238 de ''araya sokulacak bir namaz ''
kavramı var. Bu ''vessalatilvusta'' deyimi tamlamalardan sonra gelen velliibare kuralı gereği ayetin
başındaki ''alesselavati'' tamlamasının içine girecek. SALAVAT denilen şey Bir muslumanın İSLAMİ
Kişiliğini İslami duruşunu tanımlar. SALAVAT ile SALAT deyimleri aynı şeyler değildir. O halde 2/238
zi tevil edersek: normal şartlarda daim olan islami kimliğinize yaşantınıza elinizde olmayan sebeplerden
dolayı süpriz salatlar dahil edilmel istenilirse yani hesapta olmayan başka işler yada süprizlerle
karşılaşırsanız Bunları da yapın ve kızmayın sinirlenmeyin salavatınızı bu gibi olağanüstü durumlarda da
koruyun anlamı çıkar. Misal: İşine gidiyorken kaynanan seni aradı ve gel beni hastanaeye götür dedi: O
gün ve o saatte de işyerinde önemli bir toplantın var. Ulan Bilme ne ettiğim kadını niye akşamdan
söylemiyorsun DEMEYECEKSİN, SİNİRLENMEYECEKSİN Bunun işini de ARAYA
SIKIŞTIRACAKSIN. Salavatını terbiyeni kimliğini bu tür olağanüstü durumlarda da koruyacaksın. 2.ci
misal: maaşını aldın para verceğin yerleri belirledin ve bütçeyi denk getirdin. Tam da maaş aldığın dakika
eve daha önce haber verilmeksizin yatılı misafir geldi ve senin şarteller attı. Ulan bilme neettiğimizn
misafiri şimdi sırasımı? DEMEYECEKSİN SİNİRLENMEYECEKSİN Ve bunları da araya
Sıkıştıracaksın. Salavatını kimliğini terbiyeni bu tür durumlar da da koruyacak ve böylece 2/238 zin
muhatabı olacaksın . KIYAMını allah için ona KANİT olmuş bir şekilde sağlam tutacaksın. İşte arkadaşlar
5/6 yani abdest ayetinde yapılması istenilen şeyler bir Muminde bu tür durumlarda bu işlerin yada hayatın
karşına çıkardığı suprizler karşısında bunları nasıl aşacağın konusunda bizlere yardımcı olacak
İBRET-TABİR HİSSİYATIMIZ
Tüm ayetler önce İBRET/TA'BİR edilecek sonra da uygulanacak. zaten sen erdemli bir insan isen
bu iki kademeli anlayışı hayatında uyguluyorsundur. Velev ki Kitaptan haberin olmasa bile
içgüdüsel olarak farkında olmadan uyguluyorsun.
BRET/TABİR deyimleri Aynı şeyleri ifade ederler. TA'BİR etme yani Yorumlama deyimi de İBRET
deyimi ile aynı fiilden türerler.
Bir ayeti YORUMLAMA 2 içerikte yapılır. Bunlar 1) TE'VİL 2) TA'BİR dir.
TE'VİLi yapılan ayet mana olarak hem yaşanılan hayatta vardır hemde Yaşadığın hayatta vardır.
Tedebbür-Kuran İlmi
SORU
Bahsettiğiniz salati Resulullah bildiğimiz klasik manada tatbik etti mi etmedi mi?
CEVAP:
Resulullah SALATI evrensel olarak anladı. Ancak bunun ŞEKLİ kısımını kendine göre belirledi
Bizler yada tüm müslümanlar resulullahın KENDİNE GÖRE belirlediği bu şekli ritüeli AYNEN
uygulamak zorunda değiliz
MANA evrenseldir. Ancak MANAya ait ŞEKİL sözkonusu MUHAMMED bile olsa kişiye göre değişir
Eğer Muhammed resulun ''KENDİNE GÖRE'' belirlediği Şekli salat ritüelini ALLAHTAN GELMİŞ gibi
tüm insanalara FARZ olarak dayatırtsan işte o zaman ilggili şekil PUTLAŞTIRILMIŞ olur
Şu anda insanların MUHAMMED BÖYLE YAPTI diye kıldıkları namaz Ritüeli de YÖN KISMI iyi
anlaşılması kaydıyla DOĞRUdur. Ama TEK DOĞRU değildir
Ama bunu TEK DOĞRU olarak dayatırsan işte o zaman Bu Ritüeli Putlaştırırsuınız
SALAT kavramını MANAda Evrensel olarak doğru anla. Bu mana ASLA DEĞİŞMEZ. O da HAYR içerik
yada amaçlı olarak bir işin USULUNE UYGUN yapılmasıdır
Ama bunun ŞEKLİ İFASının şekli olarak belirlenmesinde herkes bunu bildiği/anladığı/algıladığı gibi
yapabilir.
Muhammed de kendi bildiği gibi yaptı. Ama bu onun seçeneğiydi. isteyen onun yaptığının AYNISINI
YAPARAK devam eder isteyen de farklı seçenekler geliştirir
'' Yön olayını doğru anlamaları kaydıyla'' Onun yaptığının aynısını yapmak isteyenlere asla PUTPEREST
denilemez. SALATIn bu tür şekli ifası asla küçümsenemez.
TEDEBBÜR İLMİ günde 5 vakit namaz kılanları da kucaklar ve bu ibadetleri HAKK olarak sayar. Ama
yeterki YÖN olayı bilinçli bir şekilde yapılsın.
TEDEBBÜR İLMİ günde 5 vakit namaz KILMAYANları da kucaklar ve bu ibadetlerin değişik şekillerde
yapılımını da HAKK olarak sayar.
BİR KARARDA DURMA. BİR TEK ŞEKİLDE ISRAR ETME.
GÖNÜLLERE GİT.
HATA nın HATA olduğu kesinleştikten sonra bunun bedelinin her ne yada her ne kadar ise
ödenmemesi/ödenilmesinden kaçınılması durumunda kişinin bundan sonraki yapacağı tüm
planlar ''kağıt üstünde'' mükemmel görünse bile Rabbilalaemiyn tüm bunları derdest edecektir.
Bu duruma ''MİNALLAHİ '' hissiyatı denilir
HATA nın HATA olduğu kesinleştikten sonra bunun bedelinin her ne yada her ne kadar ise
ödenmesi/ödenilmesinden kaçınılmaması durumunda kişinin bundan sonraki yapacağı
tüm planlar ''kağıt üstünde'' Berbat/ İmkansız'' görünse bile Rabbilalaemiyn tüm bunları tasdik edecektir.
Bu duruma da ''MİNALLAHİ '' hissiyatı denilir.
O halde MİNALLAHi aracılığı ile Aİemierin Rabbinden sana ya AZAB yada MÜKAAFAT gelecektir.
Seçim senindir
8/28
ENNeallahe indehu Ecrün Azıymün''
Sevgili Dostlar.
''İnnallahe' yazılımı ile ''Ennalllahe'' yazlımları aynı şeyleri ifade etmez. Bir Deyimin ''ENNE'' ile
başlaması ''bilinen'' yada ''görünen '' anlamı verir. İşte kulların yaptığı hayr ve
hasenatlar''İnnnallahe'' şeklinde kainatta dolaştırılırken bunların kişi yada kişilere fayda
sağlayacak olmasının BİLİNİR yada GÖRÜNÜR hale gelmesi bu İNNALLAHE yi ENNELALLAHE
hükmüne sokar. Şimdi Bu yazdıklarımıza hayattan örnekler verelim:
1) Sabretti, Sabretti Şimdi adam milyonlarla oynayacak hale geldi
2) Durdum durdum da , Turnayı gözünden vurdum ben sonunda
3)Yıllarca ATANMAK için uğraştı olmadı. Ama allaha şükür bugün ataması yapılacak.
İşte sevgili Dostlar;
Yukarıdaki örneklere dikkat ederseniz İNNALLLAHE nin kişi nezdinde ENNELLAHE ye
dönüşmesi için temel kriter SABIRdır.
Rabilalaemiyn, Eğer içinde barındırdığı ALLAHÜ nün kullar tarafndan farkedildiğinde ancak tüm
bu opreasyonları yapabilmetedir. Bu yüzden mükerrer kez belirttiğimiz gibi ''ALLAHÜ her şeyin
başıdır''.
ECREN AZİYMÜNün 2 adet manası vardır. Bunlar bir taraftan ŞEKİL iken diğer taratftan MANA
dır. Şekli kısmı kişinin şekli ihtiyaçlarını gidereceğinden ona bu yönde cenneti yaşatırken MANA
kısmı yani İLM kısmı ona hayatı öğreterek TECRÜBE sahibi yapar. Böylece kişi MUHKEMAT
ilmine sahip edlir. Muhkemat Kitabın yada hayatın ANAsıdır 3/7.
Rabbilalaemiyn içindeki ALLAHü nün farkedilmesi ile bunu hayr ve fedekarlık aracılığı ile
ALLAHE ye çeviren kullarının sıkışması darda kalması durumunda bu ALLAHE yi bu kişilerin
Karşısına ŞEKLİ LİLLAHİ olarak çıkarmaktadır. LİLLAHİ kavramı hayr ve fedekarlık yapmış bir
kulun darda kalması durumunda onun darlığını ortadan kaldıracak her türlü şekli oluşumdur.
Böylece Rabbilalemiyn, kendisini KISMEN ve KISA SÜRELİ olmak üzere LİLLAHİ ye
dönüştürerek yani TEKVİR ederek bu kişinin yardımına koşar.
Bu muhteşem yardımlaşma TAMAMEN ve UZUN SÜRELİ olacak şekilde KIYAMET GÜNÜNDE
de devam edecetir. Son söz ve EMİR her zaman LİLLAHİ ye aittir. 82/19.
Rabilalaemiynin tekrar şekli LİLLAHİ ye TAMAMEN tekvir olması Kıyamet saatini başlatacaktır.
Bunu başlatacak olan İNNALLAHE lere yüklenmiş olan SAATİN İLMİdir. Bu duru ''innallahe
indehu ilmüssati'' olarak kitabta yer bulur.
Rabbilalaemiyn her kulunun AKİBET ve AHİRET ile İLGİLENMEK istemez. Eğer Kul, EL
MUTTAKİYN ise bu durumda kainatta gezdirdiği İNNALLAHE Bu EL MUTTAKİYN kul ile entegre
edilir. Bu durum Kitabta ''İnnallahe MAELmuttakiyn'' olarak yer bulur. Çünkü bu kul
rabbilalaemiynin hem İLGİ ve hem de BİLGİ alanına girer. Bu kul Kıyamette '' yarabbi ben
dünyada iken cennete gireceğimi biliyormuydun?'' diye sorduğunda ''EVET'' cevabını alır
Eğer Kul ELMUTTAKİYN olmamamışsa bu durumda bu kul AHİRETTE '' ya rabbi benim
cehennme gideceğimi ben dünyada iken biliyormuydun'' dediğinde Rabbilalaemiyn '' seninle
İLGİLENMİYORDUM'' der.
Dikkat edlilirse Kıyamet gününde ŞEKLİ allah yani LİLLAHİ kendini kulları karşısında kullarının
soru yada sorgulamalarını yine rabilalaemiyn vasıtasıyla EKARTE etmektedir
Biz eğer bir şeyle İLGİLENMİYORSAK bu şeyle ilgili pek çok şeyi de bilmeyiz. Bunun sebebi
gücümüzün yetmemesi değil İLGİSİZLİĞİMİZDİR. O halde ben bir şeyi bileceksem önce ona İLGİ
duymam gerekir
Rabbilalaemiyn kendi içinde barındırdığı ALLAHÜ ye Dünya hayatında iken ilgisiz kalanlara Hem
dünyada hem AKİBEtte ve hem de AHİRETte aynı nispette İLGİSİZ kalarak misillemede bulunur.
O halde Ahirette cehennemini yaşayacak yada dünya devam ederken cehennemi yaşayacak
kulların '' yarabbi sen bizim bu hale geleceğimizi biliyor muydun?'' şeklinde bir sual soracağını ve
buna da ''EVET'' demek zorunda kalacağını bildiği için kullarının böylesi bir KURNAZ yaklaşımı
karşısında kendini savunması gayet tabiidir.
Cevabı gayet basit olacaktır. '' sizinle ilgilenmiyordum dolayısıyla sizin AKİBET ve AHİRETinizi
de bu ilgisizliğime istinaden bilmem mümkün değildi'' diyecektir. Böylece Kullarının Alllahın bu
sorulara karşısında muhtemel bir ''evet biliyordum'' şeklinde bir cevap almaları sonucunda '' o
zaman bizi niye yarattın? Koskaca allahsın, utanmıyormusun? İnsanları onları cehennme
atacağını bile bile niye yaratıyorsun? ORGAZM mı olacaksın biz cayır cayır yanarken?''
şeklindeki makul ve mantıklı karşı çıkışlarının önünü alır.
O halde EYY kul:
Hayattaki Güzellikleri gör,bunları içselleştir , paylaş, huzur bul, Bunları daha güzel hale getir. Bu
güzelliklere İLGİSİZ kalma. Yoksa sana da İLGİSİZ kalınır. Böylece İşin SONUnda kendinden
başka suçlayacak kimse bulamazsın. Çalışmamızı ŞİMDİLİK Candan Erçetinin bir şarkısı ile
bitirelim.
'' Açmadığın dalda sözün geçer mi?
Dünyada ölümden başkası yalan''
'' faydası yok geç kalınmış figanın
Dünyada ölümden başkası yalan''
İnsanların Kitapta Muhammede bir takım sorular sorup da bunların cevabını yine Muhammed
aracılığı ile Alemlerin rabbinden alması macerası sona ermedi. İlk yaratılan insan bile
Muhammede soru soruyordu ve hayatta da ondan cevabını alıyordu.
Bir şeyi Muhammede sormak demek o şeyin yapılımının insanın nefsine İNSANİYET ADINA ağır
gelmesi dolayısıyla o insanın git-gel ler yaşaması konumunu ifade eder
Muhammed FEDEKARLIKtır. İyilik hissiyatlarımızın en yücesidir. Resulu KİBRİYADır.
İÇİMİZDEDİR
MUHAMMEDÜN RESULULLAH
Aşağıdaki şarkıda da Muhammede bazı sorular soruluyor
"İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra dünyadaki bir çok sosyal bilimcinin beynini bir soru kemiriyordu:
Kant, Hegel gibi büyük filozofları, Einstein gibi bilimcileri, Goethe gibi büyük yazarları, Wagner gibi büyük bestecileri
çıkarmış bir Alman toplumu, nasıl olur da Hitler gibi bir delinin peşinden gitmişti?
Üstelik 20 milyondan fazla insanın ölmesine neden olduğu halde?
Hitler "mühendis kafalı" olmalarıyla ünlü Almanlara ne yapmıştı?
Onların mantıklarını nasıl "servis dışı" hale getirmişti?
Her beyinde bulunur. R kompleksle yönetmek, kitlelerin beynindeki "ilkel içgüdüleri aktive ederek, mantıklı düşünmeyi
baskılamak" demektir.
İnsanları "biz ve onlar" diye ayırmaktı. İç bağları sıkı bir grup içindeki kişi "akıl ihalesi" yoluyla mantığını kullanmaktan
vazgeçebiliyordu.
Aynı şekilde "dış düşmanlar" göstererek korkuya dayalı politik propaganda yapılarak da kitleler R-kompleks seviyesine
indirilebiliyor.
Bu siyasi stratejide 3-D çok önemlidir: Düşman göster, Dayanışma duygusunu kışkırt, Düşündürme! Sürekli çatışma çıkar ki,
taraftarların düşünemesinler!
Kendi hayatında yenik, ezik, kompleksli kişiler, bu tür gücü ve otoriteyi temsil eden liderler üzerinden, kendilerini ezen
kocalarından, patronlarından, üst sınıftan kendilerince intikam alıyorlardı.
R-komplekse hitap eden liderlerin en büyük sırrı, kendisini bir "intikam aracı" olarak sunmalarıydı.
Mesajları şöyleydi: "Ben de senin gibiyim ama senin olmadığın bir yerdeyim, oyunla bana güç ver, nefret ettiğin herkesin
canını okuyayım!"
Bu tip liderler kolaylıkla iktidara gelebilirken, gidişlerinde büyük bedel öder ve ödetirler.
SLAMda ölçüt Birincl olarak MUSHAF değil. insanın içine yerleştirilmiş olan İYİLİK HİSSİYATlarıdır
Bu iyilik hissiyatlarının her biri MUSHAFta bir RESUL İSMİ olarak nitelendirilmiştir. Bu hissiyatlardan birine itaat otomatically Allaha
itaat hükmüne geçer
Ateist, Deist, yahudi ,hristiyan, Musluman Bunların hepsi SUNİ bölünme. Aslolan içindeki iyilik hissiyatlarındır. Bunlar sana sen daha
doğmadan yerleştirildi. Bırak adam hayatında görmediği allahı inkar etsin. Ama hayattakigüzelliklerin farkına vararak yaşasın. Bunları
daha güzel hale getirmek için uğraşsın. İşte bu kişi MUSLUMANdır farkettği her türlü GÜZELLİK ise ALLAHÜ dür.
Allahın bu manada bu minvalde inkarı zaten mümkün olmayacak olamayacak. Yeryüzündeki güzelliklerin varlığını kim inkar edebilir?
Ama sen ''ALLAH'' deyimini Evrensel olarak hayatta görülebilir izlenebilir bir şekilde yapmazsan bu Allahına insanlar inanmak zorunda değil.
Çünkü inandığın yada insanlardan inanmalarını istediğin Allahın hayatta karşılığı yok.
Evrensel Din/İSLAM anlayışında Sünniliğe , Şiiliğe , Aleviliğe , Hariciliğe, Seleflliğe ,Vehhabiliğe, Hanefiliğe , Malikiliğe, Şafiiliğe ,
Kabalacılığa , El kaide ye , El nusra ya İŞİD e ve adını sayamadıklarım daha nicelerine yer yoktur.
Evrensel din anlayışı Rabbialaemiynin gönderdiğine iman ettiğimiz kitaptaki her bir deyim ,cümle yada ayetin ESAS OLARAK insan
hissiyatlarını tanımlayarak bu şekilde KURANİLMİ halini alması esasına dayanır,
Evrensel din anlayışı namazı camiilere yada cemevlerine hapsetmez
Evrensel din anlayışı hacc ibadeteni SUUDİnin Mekkesine mecbur etmez
Evrensel din anlayışı RAMAZAN ve ORUÇ ibadetlerini biz kullar için senede 1 aya ve AÇ SUSUZ kalmaya mahkum etmez,
Evrensel Din anlayışı Kuranı anlamak için kulları arapçaya ,arap kültürüne ,arap coğrafyasına ,Muhammedin hayatının bilinmesine , ona isnad
edilen hadiysleri yada sünneti bilemeye , tarih bilmeye Mahkum etmez.
Evrensel din anlayışı Kuranilmi adı altında her insanın insan olması hasabıyla hissiyatlarını tarif eder ve ona yaşadığı hayatta POZİTİF yönde
telkin destek ve yardımda bulunur. Amaç her bir kulun mutluluğudur.
Din anlayışını EVRENSEL Hale getiremeyenler hem kendi hayatlarını ve hem de başka hayatları öldükten sonra cennete gitme fantazisine
dayanarak CEHENNEMe çeviriler,
Din anlayışını EVRENSEL hale getirebilenlere ve KURANİlminin gerçek mahiyetini anlayıp ona sımsıkı sarılanlara Selam olsun
Her işinizde
Önce Kitaptan Kurana
Sonra Kurandan Zikre doğru bir seyir izleyiniz.
Unutmayınız,
Kitaptan Kurana kendi çabanızla ulaşabilirsiniz
Ama Kurandan Zikre ulaşmak için kurani bilgilerinizi GÖRÜCÜYE çıkarınız. SORGULATINIZ. İşte size bu anda hükmeden hissiyata
VEDDEKERE-MÜDDEKİR denilir.
İşte 54/17 ye göre Kuran ancak bu durumda sizin için ZİKR yönünde kolaylaştırılacaktır.
Zikr kavramı bizlerin insan olarak bir konu yada konum için MÜKEMMELE ULAŞMA hissiyatımızı tarif eder.
Kurani bilgilerinizi elinizden geldiğince MÜKEMMEL hale getiriniz, getiriniz ki ilgili konu yada konum için ZİKİR EHLİ olabilesiniz.
Böylece bilmeyenler gelsin size sorsunlar
İnandığın şey her ne ise eğer bunu hayattan herkesin/tüm insanların görebileceği yada gösterebileceği bir şekilde
örneklendiremiyorsan bu durumda inandığın şeyin adı İSLAM değildir.
Bu durumda eğer inandığın şeyde hala ısrar ediyorsan sana PUTPERESTliğin yolu açılmış demektir.
Kuranilminde bu ''Örneklendirme'' yaklaşımına BEYAN-MUBİYN yani ''Apaçık olma'' denilir.
Kitabın tüm ayetleri KURAN olarak insanlara BEYAN yoluyla açıklanmıştır. Yani içerik olarak neden yada kimden bahsederse bahsetsin
kitabın tüm ayetlerinin tüm insanların hayatında yada hissiyatlarında yeri vardır.
Hem GÖRÜLEBİLİR ve hem de GÖSTERİLEBİLİR şekilde.
Ama Görebilen yada gösterebilen için.
Kezalike YUBEYYİNullahü leküm ayatihi : 24/58,59
Halil Ibrahim Ülgü: Sen orucunu Akşam ezanı ile açıyorsun değil mi?
Mukallit: Evet
Halil Ibrahim Ülgü: yaptığın işin doğru olduğuna inanıyormusun?
Mukallit : Evet
Halil Ibrahim Ülgü: peki dünyanın 6 ay boyunca sürekli gündüz yada 6 ay boyunca sürekli gecenin yaşandığı bir bölgesinde
yaşasaydın oruca nasıl başlardın? yada nasıl açardın?
Acaba inandığın Allah '' Orucunuzu geceye kadar tamamlayın'' diye bakara suresi 187.ci ayette bu emri indirirken
1) Coğrafya bilgisi bu kadar yetersizmiydi?
2) Coğrafya bilgisi yeterli olsa bile buralarda da Oruç tutacak müslümanların da bir gün yaşayabileceğini bilmiyormuydu?
İşte böyle sevgili Dostlar:
Bu tür sorgulamalar ŞEKİLCİ DİN ANLAYIŞININ sonunu getirecek ve kitaptaki tüm ayetlerin aslında insan fıtratını anlatmaya çalıştığını Oruç
yani SİYAM olarak bilinen emrin de gerçekte aç susuz kalma ile alakalı olmadığını tüm insanlara bildirecektir
İnsanlara Kuran farzdır. Mushaf ve onun arapça öğretileri değil. Kuran Mushafta da bulunur. Ancak Sadece Mushafta bulunmaz.
Sana insanlığını anlatan seni bu yönde duygulandıran her yapıtta( şiirler ,filmler klasik Romanlar, Dünya klasikleri,Tiyatrolar,Piyesler,
Tabiattaki canlılar) da Kuran bulunur. Eğer Tolstoy yada dostoviyesky nin romanını okumuş ve oradan da bir nevi bir insanlığa şahit
olmuş ve sonuçta da duygulanmışsanız işte bu durumunuz bu romanlardaki Kuran sayesindedir.
Kuran Alemlerin Rabbi tarafından ilham yada vahyedilir. Bu vahy direkt bizlere gelmez. İçimizdeki başta Muhammed olmak üzere Resullere yani
peygamberlere gelir. Her birimizin içinde bulunan bu peygamberler eğer biz onların dediklerini yaparsak yani bunların içimizde topluca
bulunduğu VİCDANımızı dinlersek işte o zaman onlar da kendilerine Alemlerin Rabbinden gelen bu vahyi bizlere vahyederler.
Mushafın anlaşılması her insana farz değildir. Mushaf yani Elimizdeki kitap Başlıbaşına bir sanattır. Ancak anlaşılması TÜM İNSANLARA farz
kılınmamıştır. Gücü yeten gücü yettiği ölçüde Mushaf içindeki Kurana ulaşmaya gayret etmelidir. Gücü yetmeyen ise Kuranı bulunduğu başka
yerlerde aramalıdır. Çünkü Kuran Evrensel fıtrati hissiyatlarımızı/duygularımızı/algılarımızı/zaaflarımızı tanımlar ve yaşadığımız hayatta bizlere
karlışacağımız muhtemel zorluklar karşısında çözüm önerilerinde bulunur.
Mushaf içindeki kurana ulaşamıyorsanız Mushafla uğraşmayı bırakınız. Eğer Aklınız almıyorsa Mushafı İnkar da edebilirsiniz . Bu sizi KAFİR
yada DİNSİZ yapmaz. Bizleri yönetenler Hissiyatlarımız yani KURANdır. Kuranı İnkar etmek sizi Kafir yapar. Hissiz duygusuz Ruhsuz
olursunuz. Yaşayan bir ölü olursunuz.
Bu halinizle ne insanlardan bir yardım görürsünüz ne de insanlara bir yardımınız dokunur.
Çünkü artık LANETLENMİŞSİNİZ demektir.
Eğer Mushafı kuran zannederek Kitaptan okuduğunuzu Kuran zanneder ve bunun da gereğini ALLAH BÖYLE EMREDİYOR diye hayatınızda
yapmaya kalkarsanız yani hayatınızı KİTABA GÖRE şekillendirmeye kalkarsanız daha büyük bir lanet ile lanetlenebilirsiniz.
O halde
1) Ya Mushaf ve Kuran farkını doğru anla ve Mushafa değil içerdiği Kurana tabi ol. Bunu anlamının peşine düş
2) Ya da MUSHAFTAN UZAK DUR
İslam coğrafyasında yüzyıllardır bu iki faktör yapılamadı.
Sonuç Ortada:
Sahi 4/3 e göre hangi erkeğin kaçıncı karısı olmak istersiniz?
Sahi 4/34 e göre kocanızdan dayak yemek nasıl bir duygu? Hoşunuza gidiyor mu?
Hakk ve Hakikat adına Anlatttığınızı anlamayan /anlayamayanlara karşı sizi anlayabilmeleri için anlattığınız şeyin özüne sadık
kalacak şekilde ilgili konu her ne ise bunu başka şekillerde anlatabildiğinizde Kurana göre sizin artık bir KIZınız var demektir. Bu
andan itibaren size KIZINIZ hükmeder.
Şimdi KIZınızı karşı tarafın istifadesine sununuz. Artık LUT RESULün tebaasındansınız.
Yaşınız yada cinsiyetiniz ne olursa olsun eğer Kurani manada KIZınızın olmasını istiyorsanız çok kitap okuyunuz. Kendinizi iyi
geliştiriniz. Böylece bir olayı özüne sadık kalmak kaydıyla değişik şekil yada tarzlarda anlatabilesiniz.
Hakk ve hakkaniyet adına KIZları olanlara ve bunları kavimleri becersinler diye onların istifadesine sunabilenlere SELAM OLSUN.
Bu süreçte içimizden bizleri yöneten LUT RESUL e binlerce kez selam olsu
Eyy salat yani namaz, meğerse sen her insanın günlük yaşamında zaten varmışsın. Yüzyıllardır sana TEK ŞEKİL biçtiler. Oysaki
Eğer hayra yönelik olarak
Yolda yürüyorken USULUNE UYGUN yürüyorsan,
İnsanlarla iletişimini USULUNE UYGUN yapıyorsan,
Mesleğin her ne ise bunu USULUNE UYGUN icra ediyorsan,
Eşin ve çocuklarınla USULUNE UYGUN bir hayat yaşıyorsan,
Bulunduğun coğrafyada USULUNE UYGUN giyiniyorsan,
Yemek yerken tuvalate giderken USULUNE UYGUN davranıyorsan,
Sana hükmeden hissiyata NAMAZ denilir. İşte bu NAMAZ Kuranın bizlere farz kıldığı namazdır. Kitapta elbetteki NAMAZın nasıl kılınacağı
belirtilmez. Çünkü insanların hayatta USULUNE UYGUN Olarak yapmaları gereken binlerce hatta onbinlerce işlev/meslek/yaşam aktiviteleri var.
Bunların USULUNE UYGUN olarak NASIL yapılacağı ile ilgili bilgiler bir kitaba sığarmıydı?
Peki Şekli ritüel olarak bilinen manada Namaz kılanlar ne olacak?
Böylesi bir Namaz Alemlerin Rabbinin ve dolayısıyla da İSLAMın emri olmadığı için bu namazı kılıp kılmamak insanların kendi tercihine
bırakılmıştır. Böylesi bir namaz EVRENSEL olmadığı için Sevabı ya çok az verilir yada hiç verilmez.
Böylesi bir namaz kişisel tercih olarak benimsenebilir Ancak İSLAM adına bunu insanlara ALLAHIN EMRİ diye dayatanlar İslamdan çıkarlar
18/34,92/8:
EL MAL yani MAL HİSSİYATIMIZ
68/14,26/88,18/46 :
EL MALU VELBENUNE yani ''MAL VE OĞULLAR'' HİSSİYATIMIZ
19/77,18/39 :
MAL VE VELED yani '' MAL VE ÇOCUK'' HİSSİYATIMIZ
92/8 e göre MALIMIZI VEREREK TEMİZLENME HİSSİYATIMIZ
Sevgili Kuran Dostları
Eğer bir insan kazanmayı/elde etmeyi düşündüğü yada kazandığı /elde ettiği yada kaybetmemeyi düşündüğü yada kaybetmediği her kim yada ne
ise hayatında eylem yada söylemlerinde bunu öncelikleri arasına dahil ettiğinde ona bunlar hakkında bu andan itibaren hükmeden hissiyata MAL
denilir.
Eğer bu mal bu kişi için hayat-memat yada istiklal-ölüm yada varlık-yokluk meselesi haline gelmiş ve kişinin elindeki belki de tek fırsat ise bu
durumda bu kişiye hükmeden hissiyata EL MALU VELBENUNE yani ''MAL VE OĞULLAR'' denilir.
Eğer Bu mal kişiyi hayatında daha anlamlı yada hayatı onun için daha anlamlı kılacaksa bu durumda bu kişiye hükmeden hissiyata MAL VE
VELED yani '' MAL VE ÇOCUK'' denilir.
Eğer kişi MALını bir başka hayatı kurtarmak için ya bundan vazgeçer yada öncelikleri arasından çıkarırsa ve bu erdemli davranışı da hayatında
İSTİKARLI bir hale getirirse bu durumda bu kişi MALINI VEREREK TEMİZLENMİŞ yani ZEKATLANMIŞ olur.
Bu kişiye hem akibette ve hem de Ahirette cennet ve huzur bahşedilir. Onun bu durumu kitapta 92/8 de '' elleziy yutiy malehu liyetezekka '' yani ''
Ki o malını vererek temizlenir'' meali manasıyla yer bulur.
Bir insanın Sadece bilinen anlamda MALını vermesi onu temizlemez/temizleyemeyebilir.
Bir insanın MALı nı vererek ZEKATlanması yani temizlenmesi ve dolayısıyla da 92/7 nin muhatabı olarak cenneti elde edebilmesinde bir başka
hayatı kurtarmak için kazanma yada kaybetmeme noktasında çok önem verdiği ilgili konu/şahıs/makam/mal/para/mevki yada konumu bu hayat
için
YA öncelikleri arasından çıkarması
YADA ondan bu hayat için vazgeçmesi gerekmektedir.
İSTEDİĞİNİZ KADAR KUVVETLİ GIDA OLUNUZ ANCAK ÇİĞNENMEDİKÇE KARŞINIZDAKİNE ŞİFA OLMAZSINIZ.
Ballar balını bulduysan bırak kovanını yağmalasınlar
YUNUS SURESİ 75.AYET 1.DERS ÖZETİDİR.
Sümme beasnâ min ba’dihim mûsâ ve hârûne ilâ fir’avne ve melâihî bi âyâtinâ festekberû ve kânû kavmen mucrimîn*
Sümme kelimesinin bireyselliği ifade ettiğini, bir şeyi kendi isteği ile yapmak olduğunu, daha önceki derslerimizden de biliyoruz.
Bease; içimizdeki resullerin düşünce dünyamıza hükmetmesi ile oluşan hissiyatımızdır.
Bagde-ba’di; Bir sonraki zamanı ifade etse de o zahiri anlamıdır. Dubur anlamı ise herhangi bir şeyin ve bizlerin bir üst konumumuzu
verir. Bazen Alemlerin Rabbi işlerimizi yoluna sokacak avanslar verir bize. Avans yani daha tamamını hak etmeden alınan ücret veya
ödül hükmünde… Bazen çalışanlara henüz işi bitirmeden, süresini doldurmadan ücret ödenir, bazen birileri hak etmediği halde
fazlasıyla sevilir. İşte örneklerdeki ücret ve sevgi bagde olarak ifade edilir, yani o aslında bir üst konumdur henüz onu tam hak
etmeyenler için…
Konuyla bağlantılı olarak, 2/183 de” Yâ eyyuhâllezîne âmenû kutibe aleykumus sıyâmu kemâ kutibe alellezîne min kablikum
leallekum tettekûn” orucun iki kere yazılmasından kasıt ; insanın kötü durumdayken kurtulmak için verdiği mücadele ve kurtulmasının
ardından aynı durumdaki insanları kurtarmak için verdiği mücadele kasdedilir. İnsan burada bir alt konumu gibi, başka birinin durumu
ile karşılaşıyor ve aynı durum üzerine iki kere yazılmış oluyor. Çünkü içinde bulunulan zor durumlardan, elimizden geldiği kadar hem
kendimizi hem de başkalarını kurtarmakla sorumluyuz…
Musa hayır melekesi Harun istikrar melekesidir ve birlikte çalışacaklardır. Peki kime karşı? tabii ki Firavun’a karşı… Firavun da bizim
bir hissiyatımızı temsil eden kelimedir.
Firavun hissiyatı bir insanda 2 kademede oluşur;
1) FİRAVNE 7/127, 28/4, 10/83, 10/97, 73/15.
2) FİRAVNÜ 10/90, 73/16, 40/26.
Özellikle 73/15 ve 16. ayetleri bu bağlamda dikkatlice ama ARAPÇA olarak okuyun. Buradaki FİRAVUN farklarını MEALLERDE
göremezsiniz.
Musa her zaman ilk etapta FİRAVNE`ye gider. Büyücüleri de Musa’nın karşısına çıkaran FİRAVNE`dir.
FİRAVNE eğer HAYR ve MENFAATLER sadece ve sadece kendisine özgü olacak şekilde onun istifadesine sunulacağı konusunda
garanti alırsa ve karizması çizilmeden olursa belki İKNA edilebilir, Nitekim 28/8. ayette İKNA edildi. MUSA`yı öldürmedi. Onu aldı ve
büyüttü.
FİRAVNÜ ise tam bir manyaktır. Kesinlikle ikna edilemez. HAYR`ı yani MUSA`yı kendisi de dahil olmak üzere herkes için öldürmeye-
etkisizleştirmeye çalışır 40/26.
FİRAVNE Musa’ya karşı getirdiği BÜYÜCÜLERİN, Musa’ya iman etmelerine sinirlenmiyor. KENDİSİNDEN İZİN ALINMADAN böyle
bir şey yapmalarına sinirleniyor ve bu noktadan sonra Firavnu olacak, 7/127, 20/71.
Gerek Firavne gerekse Firavnu Allah’ın düşmanıdır ve birbirine dönüşebilirler. Her iki hissiyat da hayır noktasında ikna edilemezler,
her şeyin kendi kontrolünde olmasını isterler... Farkları ise biri Musa’yı büyütür diğeri ise Musa’yı öldürmeye çalışır.. Şöyle ki,
herhangi bir kötülüğü yapmakta olan, kendine veya başkalarına zarar verme meylinde veya eyleminde olan birisine sorunları ve
sıkıntılarını giderme yönünde gösterdiğiniz tüm güzellikler, telkinler, çaba ve çözüm önerileriniz ile birlikte “karar insiyatifini kendisine
bıraktığınızı hissettirmeniz” durumunda bu kişi Firavne olarak kalır ve Musa bebeği büyütür ki o Musa bebek ileride onun sonunu
getirecektir. Ancak tam tersi, çözüm önerileriniz, telkinleriniz konusunda ona insiyatif vermezseniz kişi Firavne’den Firavnu’ya
dönüşür. Ve Musa’yı (hayır melekesi-ameli) öldürmenin yollarını arar…
Hangi konuda olursa olsun kontrol bizde de olsa karşı tarafa karar verme insiyatifinin elinde olduğunu hissettirmeliyiz ki karizması
çizilmesin ve Firavnu’ya dönüşmesin. Kitabın hiçbir yerinde Firavne’nin azap gördüğüne dair bir bilgi yok, ta ki Firavnu oluncaya
kadar. Firavne olarak kalırsa imratı ile beraber Musa’yı büyütür. Firavne’nin imratı ;karşı tarafa verdiğimiz “başrol senin, karar senin”
telkinlerimizdir ve bu telkinler Musa’nın bebekliği oluyor işte.. Aksi durumda Firavnu olup Musa’yı öldürmeye çalışacak.40/26..
“..Min ba’dihim mûsâ ve hârûne..” de olduğu gibi resul kullanılmadan Musa ve Harun gelirse gelen resuller Rabbilaleminden avans
olarak gönderilir ve bu “tur’un insan üzerine kaldırılmasıdır”.. Geçmişi düzgün olmayan, resul melekelerini kullanmayan insanların
tavsiyeleri pek bir işe yaramaz hani “tencere dibin kara senin ki benden kara” gibi… Kişi iyi durumda değildir ve başkasına telkinler
verir, Musa ve Harun, Rabbin lütfundan avans olarak gelmiş gelmesine de bu kişinin işi biraz zor.
Örneğin; Sigara kullanan bir insan evladına veya çevresindekilere sen sigara kullanma veya kullanmayacaksın dese, onu bu konuda
“zorlamasa” bile ne kadar başarılı olabilir?... Zorlarsa hiç başarılı olamayacağı da bir gerçek… Bir zamanlar içmiş de bırakmış olmak
daha iyi bir durum olsa gerek. Tabii en güzeli hiç içmemiş olmak.
Gelelim El mele’ ye ; Herhangi bir iş, kişi veya durum söz konusu olduğunda sadece karlı olduğumuz sürece onun yanında olma
durumumuzu ifade eder. Tıpkı verdikleri krediler ve bankalar gibi.. Bir nevi iyi gün ya da kar dostluğu da diyebiliriz buna. Kitap ayetleri
de böyledir biz iyi ve doğru olduğumuz sürece bizim içimize düzgün bir şekilde Kuran olarak girer ve hep yanımızda olur. Şeytan tam
tersi sadece kötülükte bize ortak olur.
Musa’nın ilk muhatabı her zaman için Firavne’dir. Firavne ve mele-i ala. İnsanı Firavnu yapan şey TAĞAdır. TAĞA-TAĞUT-YATĞA-
TAĞYİN deyimleri bir şeyi zorla ya da kaba kuvvetle kabul ettirme ya da etme hissiyatlarını tarif eder. Dolayısıyla İNSAN olma
hissiyatını iyi kullanamayanlar işleri ZORLA ya da KABA kuvvetle halletme yolunu seçtiklerinde TAĞUT`laşır ve ETTAĞYİN adını
alırlar.
Kuran ilminde TAĞUT’ laşma ya da TAĞA kesin olarak yasaklanmıştır 16/36, 96/6, 78/17.
Her ne kabul edilecek ya da red edilecekse bu kaba kuvvetle değil de GÖNÜL RIZASI ile olduğunda velev ki kabul edilen şey
HARAM bile olsa bu şey GÜNAH olur ancak TAĞA olmaz.
79/17 de “inne” ve “hu” deyimleri vardır.” İzheb ilâ fir’avne innehu tagâ”..”İnne”çevresel faktörleri “hu” ise belirsizliği verir. Firavne tağa
yapar yani sürekli azgınlıkta taşarsa İblis’in bu insanda kontrol edilememişliği “hu” cinsinden ifade edilir ve çevresi bu insanın sonu
belli olmayan gidişatını dizginlemeye çalışmaz ve hatta yalakalık, şakşakçılık yaparsa, ona dur diyemediği müddetçe bu insan
Firavunlaşır.. Yanlış yapanın durdurulmaması onun önünün açılmasına ve iyice azgınlaşmasına sebep olur. Bu yüzden sağlam
insanlar ile birlikte olmalıyız, yanlış yaptığımızda bizi durdurma en azından bunu deneme cesaretini gösterebilecek sağlam insanlar
ile, tabi ki aynı cesaret ve sağlamlığı biz de çevremizdekilere gösterebilmeliyiz. 10/75 ve 79/17 bağlamında Firavun’un melesi
”innehu”dur. Firavun’u Firavun yapan yanındaki şakşakçılarıdır, ondan azgın olduğu ve daha da azgınlaştığı sürece menfaat
sağlayanlardır ve menfaat sağladıkça da yanında olacaklardır…
Sonuç itibari ile yanlış yaptığımızda çevreden dur diyen çıkmıyorsa ve içimizdeki resullerin hangisi ile hareket edeceğimiz konusunda
tereddütte isek doğaya bakmalıyız. Doğa bize İsa’nın lisanı ile konuşacak ve doğru resulü bease ve irsal etmemizi
kolaylaştıracaktır…
Devam edeceğiz, selam ile…
ALLAHIN ÖLÜMÜ
Allahın ölümü 2 şekilde gerçekleşir
1) ALLAHÜ babında: Bu şekildeki güzellikler EHAD konumundadırlar. Bu halde iken işlenmemişledir. Eğer VAHİD konumuna
geçirilmezler ise Ölürler. Bu durum Alemlerin rabbinin tasvip ettiği bir ölüm şekli değildir
2) LİLLAHİ babında: Bu durumda Alemlerin rabbi kullarını cezalandırmak yada mükaafatlandırmak için kendini şekli bir unsur
üzerinden Lillahiye çevirir. Lillahi muhatabının karşısına değişik şekillerde çıkar. Onu gerek azablandırdıktan sonra gerekse
mükaaftlandırdıktan sonra varlığı yada önemi sonlandırlır. Böylece Lillahi tekrar Alemlerin rabbine entegre edilmiş olur. Sonuç olarak bu şekilde
de Lillahi ölür
Ölmeyen sadece ALEMLERİN RABBİ dir. ALLAH denilen kavram ise Alemlerin Rabbinin işini gören ve yine ona ait Şekli kısmıdır.
Kitapta MEALEN okuduğunuz Tüm ÖLÜM kavramları KURANİ OLARAK bizlerin yada Allahın artık üretilemez yada üretemez haler
gelmişliğini ifade eder
Kısaca ;Alemlerin rabbine ugun olmak kaydıyla ALLAHI ÖLDÜRMEDİKÇE asla ve asla ALLAHA ULAŞAMAZSIN
Alemlerin Rabbine karşı yapılan aykırılıklar ''Siyasi manevra'' olarak nitelendirilip haklı çıkarılamaz. Bu duruma kitapta ''Zeyyene
lehümüşşeytanü amelehüm ve sadde anissebiyl'' denilir. Yani '' şeytanın insanlara bu yaptıklarını süslü göstermesi ve onları yoldan
alıkoyması'' denilir
Sonuç Lillahinin azabı yada helakıdır.
Sana yada bunu normal /hoş karşılayan toplumuna ise sadece İNFAZ GÜNÜNÜzü beklemek düşer.
İşte bu İNFAZ GÜNÜne Kitapta YEVMİDDİYN yani ''Din Günü'' denilir.
Lillahi Rabbilalaemiyn, Yevmiddiyn in MALİKidir.
Elhamdu Lillahi Rabbilalemiyn
Maliki yevmiddiyn
2/216
Kütibe aleykümülkıtalu ve hüve kürhün leküm
Savaşın hoşumuza gitmese bile üzerimize yazılması hissiyatımız
Sevgili Kuran Dostları:
Eğer ömrünüzü hayra ve insanlığa adamış iseniz muhatabınıza/muhatablarınıza planlı programlı ve istikrarlı olmamak kaydıyla düşündüğünüz
yada yaptığınız her kötülük
1) Bunu düşünen yada yapan kişi olmanız durumunda sizde büyük bir pişmanlık uyandıracak ve kendinize ''benim gibi bir adam bunu nasıl
düşünür yada söyler yada yapar'' dedittirerek kendinizi ETKİSİZleştirme yönünde bir eylem yada söylem içine çekecek ve bu şekilde de evrene
onun istediği iyilik enerjisini yaymış olacaksınız
2) Böyle bir insandan böyle bir kötülüğe maruz kalan kişi olmanız durumunda ise eğer bu insana karşı hemen reaksiyon göstermeyip de bu şekilde
kendinize '' Böyle bir adam bu kötülüğü yapsa yada söylese bile kalbi temizdir' dedirttirerek kendinizi yine bir ETKİSİZleştirme yönünde bir
eylem yada söylem içine çekecek ve bu şekilde de yine evrene onun istediği iyilik enerjisini yaymış olacaksınız.
Ömrünü iyiliğe adamış insanların planlı programlı ve istikrarlı olmamak kaydıyla düşündüğü yada yaptığı her kötülük bu şekilde dışarıdan kötülük
olarak görünse bile aslında bununla ilgili olarak hem bunu yapanıın ve hem de buna maruz kalanın bu süreçte verdiği KITAL yani savaş yani
ETKSİZLEŞTİRME bu şekilde algılandığında ve gereği de buna göre yapıldığında evrene Alemlerin Rabbinin istediği iyilik enerjinin
yayılmasında kullanılmaktadır.
İşte Hissiyatlarımızda KURAN OLARAK gerçekleşmesi gereken bu durum kitapta 2/216 da Kütibe aleykümülkıtalu ve hüve kürhün leküm
Yani ''Savaşın hoşumuza gitmese bile üzerimize yazılması'' şeklinde yer bulur.
Bilinen manada Savaşın üzerimize yazılması Kuranın konusu değildir. Savaş ilanı , Savaşın yapılması yada sonlanlandırılması ALEMLERİN
RABBİ kriterlerine göre belirlenir.
Rabbimiz ''kurani manada'' hoşumuza gitmese bile savaşı/savaşmayı sürekli olarak üzerimize yazsın bizleri savaşsız bırakmasın inşallah
Eyy Muhatabım:
Dinin
İdeolojin
Siyasi Görüşün
Cemaatin
içeriği itibarıyla sorduğum/soracağım sorulara verdiğin /vereceğin cevapların
Net,
Basitçe anlaşılabilir,
Hayatta uygulanabilir,
İnsanların hayrına,
Akla,
Mantığa,
Tutarlılığa,
Ahlaka,
Vicdana,
Evrensel insani değerlere,
Evrensel hukuk normlarına uygun olmadığı/olamadığı sürece benden asla EVET onayı alamazsın
Muhatabım olarak bizzat ALLAHIN KENDİSİ olsan bile.
Çünkü İçimde bulunan ve Alemlerin Rabbine ait olan Resuller Allahın da ÖLÜMLÜ olduğunu ve bu işlerde Allahın bile EVET için belirleyeci bir
kriter olamayabileceğini bilmekte ve bana bildirmektedirler.
Çünkü bu resuller Sözkonusu Alemlerin Rabbi olduğunda hem kendileri ve hem de hakim oldukları insanlar yeri geldiğinde Allahı bile
çiğneyebilme yetkisi ile donatılmışlardır.
Alemlerin Rabbine TESLİM OLANLARA selam olsun
SORU;
Kainatı yada Dünyayı ''Allah yarattı'' şeklinde değil de ''Tabiat yarattı'' diyenler KAFİR olur mu?
CEVAP:
Bir insanın KAFİR yapan şey kainatı yada dünyayı yaratanın TABİAT olmasına inanması değildir. O insanın içinde bulunan ve daha bu insan
anasının karnında iken iç dünyasına yerleştirilmiş olan İYİLİK HİSSİYATlarına uymamasıdır. İşte Bu iyilik hissiyatlarına Alemlerin Rabbinin
Peygamberleri denilir.
Bir insanın KAFİR yada Müslüman olmasını işte bu insanın bu iyilik hissiyatlarına karşı tavrı yada konumu belirler.
İyi ve erdemli bir insan ol
İyilik yap iyilik düşün
Bencillkten uzak ol/dur.
Bu şartlarda kainatı yada evreni kimin yada neyin yarattığına inanıyorsan Halil Ibrahim Ülgü de bu konuda seninle aynı şeye inanacak.
Allah ise Allah
Tabiat ise Tabiat
Hayr ve Fedekarlık adına her kime yada neye odaklanıyorsan senin için kutsal geceler işte o zaman başlar. İslamda erdemli bir insan
için bir GECEnin Kutsallığını tayin eden 2 faktör vardır
1) Odaklan/Konsantre ol
2) Hayr ve Fedekarlık niyetinde ol.
Bu şartlar dahilinde muhatabın her kim yada ne ise yapacağın Hayr yada insanlık kafana yatmış ise ve bundan da maddi yada manevi bir hazz
aldığında yada alacağını umduğunda sana hükmeden hissiyata 7/142 de MUSANIN ALEMLERİN RABBİ İLE 30 GECELİĞİNE SÖZLEŞMESİ
denilir.
Bu minvalden Musayı Alemlerin rabbi ile buluşturabilenlere selam olsun
Ömrümüz/Ömrümüz her daim zulmlerden uzak saf ve tertemiz Hayr ve güzelliklere vesile olsun
96/9
96/10
EREEYTELLEZİY YENHA
ABDEN İZA SALLA
MUHAMMEDİN NAMAZ KILANI ENGELLEYEN BİRİNİ GÖRMESİ HİSSİYATIMIZ
Sevgili kuran dostları
ELLEZİY deyimi daha önceki derslerden de hatırlanacağı üzere Aynı cinsten olguların evrende biririne dönüşümünü verir. Buna en
güzel örnek YAĞMUR run NEHİRlere dönüşmesi ve daha sonra da buradan yine YAĞMUR elde edilmesi için Buharlaşaraka Gökte
Bulut hailine dönüştürülmesidir.
MUHAMMED hissiyatı Fedekarlıktır ve bunu sadece insan değil tüm canlılar kullanır. Böylece evrene bu hissiyat aracılığı ile bir enerji
yayılır. Bu enerji darda kalan yada dara düşmüş ve İMDAD bekleyen insanların yardımına koşturulur. Muhammed hissiyatını En
mükemmel bir şekilde kullanabilen tek canlı türü İNSAN dır. Ancak bu hissiyatı diğer canılılar da kullanır. Başımıza bir felaket
geldiğinde yada bir şekilde dara düştüğümüzde eğer Rabbilalemiynin imdadımıza koşmasını istiyorsak kesinlikle ve kesinlikle
HAYVAN HAKLARIna riayet etmeli ve diğer canılıların yaşamlarına olumsuz yönde bir katkıda bulunmamalıyız
Sevgili dostlar
hangi canlı olursa olsun bu canlı sahip edildiği kimlik üzere hayatında yaşamını sürdürür. Bu kimliğe SALAVAT denilir. Mümin yada
erdemli insanların başlarına gelen hem iyi ve hem de kötü durumlarda 2/238 ze göre SALAVATlarını koruması istenilir. İşte gerek
Mumin ve erdemli kişiler olsun ve gerekse diğer canlılar olsun SALAVATlarını koruma yada dışa vurma girişimlerine SALLA
-YUSALLİY denilir. Dikkat buyurunuz SALAT, SALLA-SALAVAT deyimleri aynı şeyleri Motamot ifade
etmez,
Eğer bir canlı SALAVATını ifşa ederse misal, Gökte uçan kartalın yerdeki bir fareyi görmesi ve pike yapması gibi,
Bir Muminin bir fakir yada muhtaç gördüğünde Vicdanen ona yardım etmesi gibi,
Bu durumda bunların engellenmemesi gerekmektedir. Çünkü Bu canlı SALAVAtı gereği SALLA sın ABD yani Kul olmuş demektir.
Acıkan bir insanın Yemek yeme yada yiyecek bulma isteği onun bu iş için SALAVAtıdır. Bunu dışa vurduğunda bu salavat bu kişi için
Salla olur. Bu durumda bu kişi yemeği bulduğunda Fıtrati olarak RAHATSIZ edilmek istemez. Mumin yada erdemli bir insan da zaten
bunu rahatsız etmemelidir. Eğer edilir yada engellenirse bu durumda Rabbilalaemiyn Evrendeki yani kendi içindeki Muhammed
hissiyatına '' Bunu gör ve not al'' şeklinde emir verir. İşte bu Emrin veriliş şekli kitapta 96/9 ve 10 da ''ereeytelleziy yenha, abden iza
salla'' şeklinde yer bulur. Bunu GÖREN muhammed böylesi kötü bir mudahaleyi ileride bunu yapanın ALEYHİNE olacak şekilde
kullanır. Böylece kişi eğer dara düşerse onun yardımına kimse koşmaz. O halde eyy kul,
SALAVATını SALLA yapan hiç bir canılının( insan ,kuş ,hayvan,Bitki vs) yaşam şeklinde OLUMSUZ yönde mudahil olmayacksın.
Çünkü bu canlılar ELLEZİY hissiyatıyla hareket ettirilerek TEKVİR e yardımcı olmaktadırlar ve Evrene İNSAN denilen canlı türü dara
düştüğünde onun darlığını ortadan kaldıracak Muhammed hissiyatını şahlandıracak ENERJİ salmaktadırlar.
Sen de SALAVATını koruyacaksın ve SALLA yapacaksın. yani ERDEMLİ yada İSLAMİ kişiliğini koruyacaksın ve bunun gereğini de
yeri ve zamanı geldiğinde YAPACAKSIN. Böylece sen de Evrene bu yönde enerjini yayacaksın.
Bırak herkes HAYR ve FEDEKARLIK merkezli olacak şekilde İŞİNİ YAPSIN
Hiç kimsenin işine OLUMSUZ yönde olacak şekilde mudahil olma, Engelleyici olma, Böylece EVREN
ISLAH olsun
MUSLİH olsun
SALİH olsun
Sonuçta evrene SALİH hissiyatı hükmetsin
Eğer bunu yapmazsan dara düştüğünde Rabbilalaemiynden yardım bekleme. Çünkü Muhammed Rabbilalaemiyni '' Bu adam beş
para etmez'' şeklinde çokktaan bilgilendirmiş olacaktır
51/58
İNNALLAHE HÜVERREZZAKU ZULKUVVETİLMETİYNÜ
EL METİYN - METİYN HİSSİYATIMIZ
Sevgili dostlar
Çok olmaasını istediğiniz bir iş o kadar çalışmanıza rağmen daha işin ortasında yada başında başarısızlığa uğrarsa '' Nasıl olsa
kaybettim artık bırakayım'' demeyiniz . ÇABA göstermeye belli bir süre daha devam ediniz. Bu şekildeki OLUMLU Hissiyatımıza EL
METİYN yada METİYN denilir. Bu detyim kitapta toplam 3 yerde geçer ( 7/183, 68/45,51/58).
Hayattan örnekler verelim:
1) Doktorsunuz . Bir hastanızın kalbi durdu ne yaptınızsa onu kurtaramadınız. Hastanın öldü. Ancak Öldü diye bırakmayın Sanki onu
kurtarabilecek gibi biraz daha çaba gösterin. Sizin bu şekilde göstereceğiniz çaba Evrene Pozitif bir enerji yayacak ve bu enerji başka
kalbi duran bir insanın benzer şartlarda kalbini tekrar çalıştırılmasında kullanılacak ve buradan da size SEVAB kazandıracaktır.
İşte bu hissiyata METİYN. Bu hisiyatının evrendeki dolaşır haline ise ''İNNALLAHE HÜVERREZZAKU ZULKUVVETİLMETİYNÜ''
denilir
2) Futbolcusunuz. takımınız maçın 87.ci dakikasına kadar 10 gol yemiş ve 10 -0 mağlupsunuz. MAÇI BIRAKMAYACAKSINIZ.
Sonuna kadar mücadele edeceksiniz. Sizin bu şekilde göstereceğiniz çaba Evrene Pozitif bir enerji yayacak ve bu enerji benzer
şartlarda Mağlup olmuş bir takımın en azından maçı berabere bitirmesi için imkan/pozisyon yaratılmasında kullanılacak ve buradan
da size SEVAB kazandıracaktır.
İşte bu hissiyata METİYN. Bu hisiyatının evrendeki dolaşır haline ise ''İNNALLAHE HÜVERREZZAKU ZULKUVVETİLMETİYNÜ''
denilir.
Mumin yada Erdemli bir insanın En büyük silahı ÇABAsıdır. Sonuç menfi bile olsa ilgili işe ait süreçte asla yılgınlık gösterilmemeli her
ne pahasına olursa olsun ÇABAdan vazgeçilmemelidir. Çünkü Mumin yada erdemli insan ''SONUÇ'' itibarıyla kaybetse bile ortaya
koyduğu çaba Başka insanların yaşadığı benzer SONUÇları menfi olmaktan çıkarıp yine bu insanlar için müspet hale getirebilecektir.
Eyy Kul
''KAZANAMADIM'' diye üzülme. Hayr ve fedekarlık adına gösterdiğin her ÇABAyı senin üzerinden başkaları adına MÜSPET kılan ve
seni de bundan pay sahibi yapan bir sistem içinde yaşıyorsun
Velevki ilk etapta kazanamasan bile
Senin adın artık METİYN dir
Adı
Hissiyatı
Ameli,
İnancı
İtikadı
METİN olanlara selam olsun
KİTABIN AYETLERİ
KURANIN AYETLERİ
kitaptaki her bir ayette aslında 2 adet ayet vardır. Bunlar 1) Kitabın ayeti 2) Kuranın ayeti şeklindedir.
KİTABIN AYETi şeklindeki ifade 15/1 de KURANIN AYETİ şeklindeki ifade ise 27/1 de geçer. Demekki böyle bir tasnifin yapılmasına
ihtiyaç duyulmuş
O halde bir ayeti Manalandırdığımızda bu manayı neye dayanarak verirsek verelim bu mananın KİTABIN AYETİnin mi yokssa KURANIN
AYETİNİn mi olduğunu anlamak ve ayırdetmek zorundayız ,
Kulhüvallahü ehad '' Deki ALlah birdir'' Bu mana DOĞRUdur .Şimdi bu mana bu ayetin KURANİ KISMINA mı ait yoksa KİTABİ KISMINA mı
ait işte burada soru sormamız gerekiyor
Mealler yada arapça tercümeye dayalı manalandırılmalar ayetlerin KİTABIN AYETLERİ kısmıdır. Burada SADECE arapça çalışır
Ama Bizden istenilen kitabi bu şekilde anlamak değildir. Tüm ayetlerin KURANIN AYETLERİ şeklindeki İKİNCİ manasını bulmak zorundayız
İşte bunun için Kitab içine yerleştirilmş ve ARAP DİLİ ile yada ARAP GRAMERi ile ilgisi bile olmayan özel bir İLM var. Bu ilme özellikle 7/52
de vurgu yapılır Bu ilmi bilmeden Ayetleri anlamaya çalışmak işi sadece ARAPÇA ile çözmeye çalışmak anlamına geleceğinden başka bir deyişle
işin sadece KİBAIN AYETLERİ kısmını anlamaya çalışma anlamına geleceğinden KURANa ulaşmak asla mümkün olmayacaktır.
Bir ayetin KİTABIN AYETİ olmasıyla içerdiği mana farklıdır KURANIN AYETİ olmasıyla içerdiği mana farklıdır. Kitabın ayeti olması onun
ARAPÇA OLMASI özelliğindendir. Bu mana Evrensel olmaz dolayısıyla da hiç bir halta yaramaz. Çünkü 1400 sene önce ilgili ayet bu manasıyla
yaşanmış ve sona ermiştir. Ancak aynı ayetin KURANİ MANAsı onu insan fıtratı merkezli kılacağından onun manasını ebediyyete kadar baki
kılacaktır
Örnek verelim: 2/185: Kuran ramazan ayında indirildi: '' Şehrü ramazanelleziy unzile fiyhilkuranü'': Bu ayetin KİTABIN AYETİ olması
dolayısıyla mana olarak BUGÜN itibarıyla bir geçerliliği yok. Çünkü Kuran indirilmiş ve tamamlanmıştır. Kuranın 1400 sene önce ramazanda
indirilmesi ve tamamlanmasıyla birlikte bu ayet de hükmünü 1400 sene önce yitirmiş ve ATIL hale gelmiştir.
İkinci Örneği verelim 33/30 ve 32 .ci ayetler özel olarak PEYGAMBERİN KADINLARINI muhatab alır: Bu ayetin de KİTABIN AYETİ olması
dolayısıyla mana olarak BUGÜN itibarıyla bir geçerliliği yok.Çünkü Ayetin Muhatabları 1400 sene önce ÖLDÜler.
İşte aynı ayetler bu kez KURANIN AYETLERİ olarak düşünüldüğünde aslında anlatılmak istenilen şeyin İnsana ait bir hissiyat yada algı yada
duygu yada bir zaaf olduğu anlaşılacak ve bu ayetler bu manalarıyla ÖLÜMSÜZ hale geleceklerdir. İşte bu mananın peşine düşülmesi gerekir
Doğmatik din anlayışına değil EVRENSEL din anlayışına talip ve tabi ol.
Kitaba ve onun arapça öğretilerine değil Kurana ve onun fıtratça öğretilerine talip ve tabi ol.
Kuranı sadece kitapta arama sana sen olduğunu anlatan/gösteren/ispatlayan herşeyde kuran var.
Arap Muhammede(SAS) değil Evrensel Muhammede(SAS) talip ve tabi ol.
Arap Muhammed (SAS) öldü. Ama Evrensel Muhammed(SAS) asla ölmez
Çünkü o senin İÇİNDEdir. Sen daha ananın karnında iken senin içine yerleştirildi. Bir Hissiyat olarak yerleştitrildi
Bencillikten uzak ve Fedekarca bir hayat süresin diye,
Yahudilikten uzak durasın diye
Çalışarak emek vererek sonuca ulaşasın diye
Paylaşımcı olasın diye.
İşte bu yüzden Muhammed Alemlere RAHMETtir.
Kitaba göre Muhammedi 1400 sene önce SADECE arapların çok azı GÖRDÜ. Yani o dönemde yaşayan insanların binde 999 zu bu RAHMETi
görmedi.
Ama Kurana göre görmeleri yada bilmeleri gerekmiyordu. Zaten Her insanın içinde o vardı
İşte Kurani din anlayışı ile Kitabi din anlayışının farkını buradan anla.
Kurani din anlayışında Muhammed bir Hissiyat ve Evrensel ve herkeste var
Kitabi din anlayışında Muhammedi sadece Araplar gördü, Hepsi de değil. Sadece bir kısmı.
Hem Muhammedin Alemlere rahmet olarak gönderildiği söylenilecek, hem de onun geldiği dönemde bundan alemlerin çoğunun haberi bile
olmayacak ve onu görmeyecekler. Böylece Onu gören Araplara otomatikmen TORPİL yapılmış olacak
Böylesi bir Adalet ve Allah inancına ancak Aptallar inanır.
Ya sen, sen de bu Aptallardanmısın?
Kuran bizlere KİTAB üzerinden /aracılığı ile tarif edilir. KURAN ile KİTAB aynı şeyleri ifade etmez. İMAN noktasında da bunlar insan
için EŞİT DEĞERDE değildir
Kitap bizlere tarih anlatır. Ama kuran bunun üzerinden bizlere FITRATımızı anlatır.
Kitab bizlere DOMUZ ETİni haram kılar. Ancak Kuran bunun üzerinden bizlere FITRATımıza UYGUN olmayan bir hissiyatımızı tarif
eder ve bundan kaçınmamızı telkin eder.
Kitabın HARAM dediğini AYNEN biz de haram olarak kabul etmek zorunda değiliz. Bunun tescilini Rabbilalaemiyne bırakırız. Benzer
şekilde Kitabın HELAL dediğini de bizler AYNEN helal olarak kabul etmek zorunda değiliz bunun tescilini de Rabbilalaemiyne
bırakırız
Bazen Kitabın HARAM dediğini Alemlerin Rabbi HELAL kılabileceği gibi HELAL dediğini de Alemlerin Rabbi haram kılabilir
Ama KURANın haram dediğini Alemlerin Rabbi asla HELAL kılamaz. Yada Helal dediğini Yine Rabbilalemiyn asla HARAM kılamaz
Alemlerin Rabbine göre anlaşılmadığınız/ anlaşamadığınız sürece muhatabınıza duyduğunuz aşk ve muhabbetin tümü zamanla
düşmanlığa dönüşür/dönüştürülür
Alemlerin Rabbine göre anlaşıldığınız/ anlaştığınız sürece ise muhatabınıza duyduğunuz kin nefret ve öfkenin tümü zamanla aşk feyz
ve muhabbete dönüşür/dönüştürülür.
İşte bazen aşkın nefrete bazen de nefretin ölümsüz aşklara dönüşmesi bundandır.
İslam ancak ve ancak Alemlerin Rabbinin tahkim ve tespit edildiği yerlerde zuhur eder. İşte şimdi Allahı ve onun yardımını umabilirsiniz.
Aklını, mantığını ,vicdanını ,tutarlıığını ,evrensel bakış açısını tamamen kaybetmiş yada kiraya vermiş insanların dini islam olamaz. Bunların
Allahı da olmaz.
Bunların dostluğuna da düşmanlığına da güven olmaz. Çünkü Alemlerin Rabbi bunların hayatında ve hissiyatlarında ne TAHKİM ne de TESPİT
cinsinden sağlamlaşmıştır.
ALGI YÖNETİMİne ve dolayısıyla da YAHUDİ OPERASYONlarına son derece açıktırlar.
Al bunları istediğin gibi kullan.
Herşeylerini,herşeyleriyle kullan
Unutma:
Toplumlar zaaflarıyla yönetilirler. Bunun için ya tehditle ya Şantajla ya korkuyla yada ötekileştirme ile zaaf oluşturacaksın yada varsa mevcut
zaaflarını kullanacaksın.
Böylece MUHAMMEDten (SAS) ve onun yüce ŞEFAATinden mahrum kalacaksın.
Muhammed sana hükmemedikçe Alemlerin Rabbi senin yüzüne bile bakmayacak. Çünkü yüzün MÜSVEDDE yani KAPKARA edilecek.
Bu yüzden tercih senin.
Ya MUHAMMEDi yada YAHUDİLİĞi tercih edeceksin. Bunların ikisi de birbirlerinden nefret ederler.
Biz MUHAMMEDi tercih edenlerdeniz. Nefsimize ağır gelse bile.
Ya sen?
2/22
HÜVELLEZİY ENZELE MİNESSEMAİ MAEN
'' GÖKTEN SU İNDİRİLMESİ HİSSİYATIMIZ ''
Sevgili Dostlar
Daha önceden de dediğimiz gibi Kuran bir hissiyat ilmdir. Tabiattaki olaylar üzerinden de bizlerin bir nevi hissiyatı tarif edilir. İşte
bunlardan biri de ''gökten su indirilmesi''dir
Essema deyiminin Lisani arabi manası GÖK tür. Ancak Kurani/hissiyatı manası bir insanın eylem yada söylemlerinde makuliyet ve
mantıkıyet sınırları içinde kalmasını telkin eden bir hissiyat olarak mushafta yer bulur.
Mae deyimin lisani arabi manası SU dur. Ancak bunun Kurani manası bir insanın bir işi eylemi yada söylemi bir san'atı yapa yapa
otomatikleştirmesi ve onunla iştikal ettiğinde son derece Seri ve hatasız yapabilme hissiyatını ta'rif eder.
Eğer bir insana hakim olan SU hissiyatı yani otomatikleşmiş becerileri makuliyet ve mantıkıyet sınırları içinde kalır yada tutulursa bu
durum bu insan için GÖKTEN SU İNDİRİLMESİ anlamına gelir. Bu SU ile 2/22 de bu insan için çeşit çeşit rızıklar çıkarlır. Bu insanın
piyasa değeri yükselir. Eğer bir işin mükemmel yapılımının yanısıra Makuliyet ve mantıkıyet sınırları içinde kalınması kaydıyla SERİ
bir şekilde de yapılması bunu yapanın kalitesini ve piyasa değerini yükseltecektir.
Eğer işi Seri yapayım derken yani SU hissiyatımıza güvenip de SEMA hissiyatımızdan vazgeçersek yani Makuliyet ve mantıkıyet
sınırlarından çıkarsak bu su bundan sonra SELe dönüşür ve önüne aldığını sürükler Hem bu insan için hem de çalıştığı müesese için
DOĞAL AFETe dönüşür
O halde SU ya evet ama SELe hayır demeliyiz
TEDEBBÜR-LEDÜN İLMİ
38/29 za göre kitap ayetleri tedebbür edilsin diye inmiş. Buna ilgili ayete göre iman ediyormusunuz?Kitabün enzelnahü ileyke
Mubarekün Lİyeddeberu ayatihi... Ayete dikkat ediniz. Burada ayetlerin TEFEKKÜRÜ yok. Yani FEKKERE fiilinden türetilmiş ve
DÜŞÜNME anlamına gelen bir deyim yok.Şimdi soralım; bu TEDEBBÜR NEDİR neyi anlatır? Ayetleri tedebbür ettiğimde elime ne
geçecek?Şimdi bu DUBUR-TEDEBBÜR deyiminin aslında neyi anlatmak istediğine bakalım.
12/27 de Gömleğin DUBURDan yani ARKAdan yırtıldığı belirtilir.Yani Yusufun gömleğinin arkadan yani DUBURdan yırtılması o olay için
SADECE bir gömleğin arkadan yırtılmasını ifade etmedi değil mi? Aynı zamanda kim haklı kim haksız onu da ortaya çıkardı. yani OLAYIn
DOĞRU anlaşılmasını sağladı.Burada Yusuf doğruyu söylemişti bu ortaya çıktı.Ama bir şey daha ortaya çıktı.Kadının yusuf için içinde beslediği
HİSSİYATını da açığa çıktı. O halde DUBUR yani TEDEBBÜR hem bir olayın ARKAPLANINIn DOĞRU bir şekilde anlaşılmasını sağlyor hem
de Kişilerin HİSSİYATLARINI açığa çıkarıyor O halde DUBUR yani TEDEBBÜR hem bir olayın ARKAPLANINIn DOĞRU bir şekilde
anlaşılmasını sağlyor hem de Kişilerin HİSSİYATLARINI açığa çıkarıyor.Şimdi DUBURun bu iki önemli özelliğini KİTABIN DIŞINA
ÇIKMADAN 12/27 den öğrenmiş olduk.DUBURa ait bu iki önermli özelliği DUBUR ile aynı Deyimden(DABİRE) türetilmiş TEDEBBÜR için
de düşüneceksin.KİTAB AYETLERİNİ TEDEBBÜR ettiğimizde elimize ne geçecekmiş;
1) Ayetlerin ARKAPLANINI doğru anlayacağız
2) Anlayacağımız bu DOĞRU her ne ise İnsan hissiyatlarını tarif edecek.
O halde kitap ayetlerinin TÜMÜ arkaplanda hissiyatlarımızı anlatıyor.
İşte bu şekilde KİTAP ile KURAN arasındaki farkı bilecek ve kitabın değil Kuranın peşine düşeceksin Eyy Müslüman.
MANA EHLİ olmak için
Kendini bulmak için
Kendinle tanışmak,barışmak için.
1400 sene önce yaşamış ve ölmüş bir Peygamberinin karısıyla kızıyla kadınlarıyla İŞİN YOK
BEYT yani '' EV '' ve '' EHLİ BEYT '' yani '' EV HALKI '' HİSSİYATLARIMIZ
Sevgili Dostlar
Kuranilmi bir Hissiyat ilmidir. Kitab içindeki her bir deyim , KURANİLMİ adı altında AYRICA bir mana daha içerir ki işte bu mana bizim
insan olarak bir nevi hissiyatlarımızı tarif eder ve böylece bu deyim işte içerdiği bu ARTI MANA ile EVRENSEL hale gelir.
İşte bu deyimlerden biri de EV anlamına gelen BEYT deyimidir
Kuranilminde bu deyim bir insanın özellikle sıkıntılı zamanlarında yadamuhtemel sıkıntılı zamanları için kendini koruma ve güvenceye alma
hissiyatıdır. Bu hissiyatın Şekli kısmı bir DOST olabilir, Bankadaki birikimi olabilir, evdeki altın bilezikleri olabilir, genç iken yatırdığı emeklilik
primi olabilir, bilinen manada EV de olabilir.
İnsan sıkıntıya düştüğünde yada böyle bir ihtimal karşısında BEYTine daha da BAĞLANIR. Bu bağlanmayı yine içindeki 'BAĞLILIK
HİSSİYATI' olan resul İBRAHİYM hissiyatı ile yapar. Bu yüzden İBRAHİYM ve BEYT deyimleri 2/125 ve 22/26 da özellikle ilşkilendirilmiştir.
Kuranilmindeki 'BEYT'' deyiminden Coğrafi olarak hepimizin bildiği Mekkedeki KABE anlaşılmaz. Rabbilalaemiyn, kullarına Dünya ve ahiret
cennetini kazanmaları için onları belli bir coğrafyaya veya belli bir beldeye mahkum edecek kadar Aptal ve Enayi değildir. Asıl APTAL ve
ENAYİ olanlar, KURANı EVRENSEL ve Esas olarak İNSAN HİSSİYATLARINI muhatab alacak şekilde yüzyıllardır anlayamamış olan ve
kendisine MÜSLÜMAN diyen bizleriz.
Rabbilalaemiyn ,Kıyamet gününü insanlar için YEVMEN SAKİYLEN yani ''AĞIR GÜN '' olarak tanımlar 76/27. İşte insanın böyle bir gün için
kendini yine koruma ve güvenceye alması hissiyatı da BEYT olarak tanımlanır. İBRAHİYM hissiyatı gevşek olan insanlar hayatta hiç bir zaman
EV sahibi olamazlar.
Başın sıkıştığında kapısına gidecek bir DOST ararsın. İşte Başın sıkışmadan önce bu DOSTunu kendin yaratacaksın. İşte bu hissiyat senin
BEYTin olacaktır. Eğer bu BEYTini başın sıkışmadan önce oluşturabilirsen başın sıkıştığı zaman Rabbilalaemiyn hem senin içindeki ve hem de
kendi içindeki İBRAHİYM hissiyatına 2/125 de senin için '' TAthir Beytiye '' yani ''Evimi temizle'' diye emir gönderir. Çünkü sen oraya
MUHTAÇ oldun. Ama sana helal olsun ki zamanında bu EVİ almışsın yada oluşturmuşsun. Bu EV sana öyle bir tatlı gelirki sevincinden RUKU
ve SECDE edersin, etrafında dort dönersin yani TAFAV edersin. İşte senin tüm bu hissiyatların 2/125 de ''litttaifiyne velakifiyne
verrukkeussucud'' denilir.
Her zaman için bir EViniz olsun
CENNET HİSSİYATLARIMIZ
CENNET ÇEŞİTLERİ VE İÇERİKLERİ
FİRDEVS CENNETİ
ADN CENNETİ
NAİM CENNETİ
10/9
Arkadaşlar kitapda her kelime insanda bir hissiyatın adıdır. Kitapda ALLAH bizlere hiç bir şeyi insanların konuştukları lisan üzerinden anlatmaz.
Peki nasıl anlatır? Onu IYI idrak edelim! Kitapta ALLAH bizlere anlatmak istediği şeyleri tamamen hissiyatımız üzerinden anlatır. Acıktım
dediğimiz, korktum dediğimiz, büyütme küçültme, HAREKET etme, etmeme, hoşlanma, hoşlanmama sevgi sevme..... gibi vs hissiyatlarımızın
yanında nesnelere bakıp onlar için belirleyici olan niteliklerine varıncaya (bir demir parçası için amerikalı, japon, arap aynı şeyi düşünür) KADAR
her hissettiğimiz şeyler üzerinden anlatılır.
10/9 da geçen tecrimintahtihumulenhar deyimi naim cennetinin özelliği olarak anlatılır. Eger ki tecrimintahtihalenhar olarak geçse idi adn yada
firdevs cennet özelliği anlatılmış olacaktı.
Peki bu ne demek? Bu insan hissiyatında eğer senin aklından yada hayalinden ne geçti ise bu size direk servis edilecek demektir. Buradaki tecri
kelimesi cera kökünden gelen bir kelimedir cera sizi cezbeden sizin içinizden bir his geçirecek olan herseydir. Cariye de bu kelimeden gelen bir
deyimdir. Cariye köle yada satın alınan satılan kadın değildir sizin hizmetinize amade olan herseydir. Yani canınız künefe istedi ve yemeye karar
verdiniz ışte yemek istediğiniz künefe sizin cariyenizdir.
2/25 ve 2/266 ayetlere bakarsanız göreceksiniz ki oralarda 10/9 'daki gibi değil tecrimintahtihalenhar diye geçer bu şekilde bu deyimler kitapda bir
çok yerde geçer bunları kitapda bakabilir çok kolaylıkla bunları tesbit edebiliriz. Şimdi bunları hayatımızda bir örnekle nasıl yaşıyoruz anlatalım.
Tecrmin deyimine örnek siz bir yere piknik yapmaya gidersiniz ailece. Sizin gibi başkaları da gelmiştir oraya, herkes bir şeyler yapar orada keyfini
yaşamaya çalışır, ışte siz bu keyfi yaşarken yan tarafınızda size komşu olan piknikci mangal yapmış pirzola kanat vs buram buram kokuyor
canınız çeker ama nafile ışte burada o koku sizi cera yapıyor akıyorsun o mangaldan tatmak için, ışte sizin bu durumunuzu farkeder yada
farketmez komşu piknikci size bir tabağa biraz pirzola birazda kanat koyup getirdi. Işte bu getirilen şey size tecriden cariyenizdir artık sizin için
helaldir yiyebilir ailenle onu tüketebilirsin artık
Birde başka örnekle gecenin bir yarısı canın tatlı istedi kalktın yatakdan gidip kendin almaya karar verdin çıkıp tatlı almaya gittin ışte bu durum
senin için adn yada firdevs cennettir. Yani tecrimintahtihalenhardir. Bunu böyle yapmadın da telefon ettin tatlıcı eve getirdi tatlıyı buda
tecrimintahtihumulenhar dir. Yani naim cennettesin demektir.
Bizler önemli olan öncelikli adn yada firdevs e talip olalım naim cennette kismetse yazlığımız olur
Cennet amelleri işleyen herkese selam olsun
HANİYF HİSSİYATIMIZ
Sevgili dostlar
Büyük meblağlar yada makamlar karşılığında bir insanın şerefine, namusuna ,haysiyetine evrensel insani değerlere olan bağlılığını
sağlayan hissiyata HANİYF, bunda aracı olan resul hissiyata ise İBRAHİYM denilir.
Eğer bir insana HANİYFliğinden kısmen ve kısa süreli dahi olsa vazgeçmesi için büyük meblağlar yada makamlar teklif edildiğinde
bunların büyüklüğüne istinaden kişinin nefsi HANİYFlikten vazgeçme noktasında meyil gösterirse işte bu durumda 30/30 da
MUHAMMED hissiyatı devreye girecek ve kişi için nefsi ile olan mucadelesini başlatacaktır. Bu mucadelenin ana unsuru ise KIYAM
dır.
Böylece 30/30 da '' Feekıym vecheke liddiyni haniyfen'' ayeti kişinin hissiyatlarında bu şekilde yer bulacaktır.
Unutmayınız , Kitapta Muhammedi muhatab alan tüm ayetler ,telkinler,emirler ve tavsiyeler zaman ve mekan farkı olmaksızın ve
nihayet günümüzde bile Muhammedi muhatab almaya devam edecektir. Kuranilminde ''Muhammed'' kavramına bir ŞAHSİYET olarak
değil EVRENSEL BİR HİSSİYAT gözü ile bakılır. Bu hissiyatın adı da FEDEKARLIKtır
Bir insanın HANİYF olması yada olmaması büyük meblağlar yada makamlar karşılığında NAMUSSUZLUK yapması istenildiğinde
ortaya çıkar.
Parayla satın alınan Milletvekilleri,
Verdiği sözleri iktidara gelince unutanlar,
Bir gecelik ilişki için milyon dolar teklif edilen ve bunu da kabul eden mankenler,
HANİYF olamayanlara örnektir.
Çalışmamızı Muhsin Yazıcıoğlu'nun SIDK İLMİ cinsinden tefsir eden bir sözü ile bitirelim;
'' Bir saniyesine bile hükmedemediğiniz bir hayat için eğilmeye bükülmeye şeref ve onurunuzu satmaya değmez ''
Tedebbür-Kuran İlmi
LİLLAHİ-->RABBİLALEMİYN DÖNGÜSÜ
Kainatı yaratan yada yarattığına inanılan ŞEKLİ GÜÇe Allah denilir. Bu şekli güç kitapta LİLLAHİ yazılımı ile yer alır.Bizler bu ŞEKLİ
GÜCü görmedik ve bimiyoruz. Zaten o da kendisinin bu yönüyle bizler tarafından bilinmesini istememiş. Çünkü eğer bu gücü
görseydik bunu algılamaya bizlere verilen duyu organları asla dayanamazdı.Onun yerine bizlerin kendisini daha rahat
anlayabilmemiz için bu LİLLAHİ kendisini kainatın her tarafından bir SİSTEM haline getirdi. İşte bu sistem Bizlerin Akıl mantık ahlak
vicdan tutarlılık Evrensel insani değerler gibi bizlere bahşedilen yetilerle anlaşaılabilmektedir. İşte bu sisteme ALEMLERİN RABBİ
denilir. Böylece RABBİLALAEMİYN NEDİR? diye sorulduğunda CEVABEN : Kainatı kim yada ne yaratmış ise bu MUHTEŞEM
GÜCün kendisini biz kullarının rahat anlaması için kendisini SİSTEMLEŞTERMİŞ HALİne denilir dersin.Böylece LİLLAHİ------->
RABBİLALAEMİYN dönüşümü tamamlanmış olur.
Bizler için önemli olan RABBİLALAEMİYNdir. Bizler bu sisteme uygun ve teslim olmuş bir şekilde yaşarsak Rabbilalaemiyn kendi
sistemi içinde bir NESNE seçer ve kendisini onun üzerinde tekrar ama bize özel ve kısa süreli/amaca yönelik olarak LİLLAHİye
çevirerek bizleri bu haliyle ödüllendirir. Böylece RABBİALAEMİYN------>LİLLAHİ döngüsü gerçekleşir.
Lillahinin bizle işi bittikten sonra Tekrar Rabbilalaemiyne entegre olur ve nihayet denklem başladığı yere döner yani tekrar LİLLAHİ----
> RABBİLALAEMİYN şeklinde olur. Bu dönüşümler Hayat devam ediyorken Her insan için onun ödüllendirilmesinde yada
cezalandırlmasında Tekrar tekrar yaşanır ve yaşatılır.KIYAMET KOPTUĞUNDA da aynı dönüşüm geçerli olur.
Eğer ALemlerin Rabbine uygun yaşarsan Alemlerin Rabbi Sana Cenneti vermek için kendisini LİLLAHİye çevirir.Uygun yaşamazsan
bu kez Alemlerin rabbi sana cehennemi yaşatmak için kendisini LİLLAHiye çevirir.Ancak KURANİLMi yaşanılan hayatı esas aldığı
için KIYAMET ve ÖTESİnde ne olacağına imanı kişinin tercihine bırakır.Kişi böylesi bir Mitolojik hadiseye iman etse bile
Rabbilalaemiyn--> LİLLAHİ dönüşümü aynı hayattaki gibi orada da devam ettirilir.Bu yazdıklarıma kısaca LİLLAHİ
RABBİLALAEMİYN, bu bilinç ile yaşamaya ise EL HAMDU LİLAHİ RABBİLALAEMİYN denilir.YAni TEK CÜMLE herşeyi kısaca tarif
ediyor;
EL HAMDU LİLAHİ RABBİLALAEMİYN
EL HAMDU LİLAHİ RABBİLALAEMİYN
EL HAMDU LİLAHİ RABBİLALAEMİYN
33/50
PEYGAMBERE
BENATİ AMMİ YANİ AMCASININ KIZLARI
BENATİ AMMATİ YANİ HALASININ KIZLARI
BENATİ HALİ YANİ DAYISININ KIZLARI
BENATİ HALATİ YANİ TEYZESİNİN KIZLARININ HELAL KILINMASI
HİSSİYATLARIMIZ
Sevgili dostlar
Kuranilmi bir Hissiyat ilmidir. Rabbilalaemiyn yukarıda anlattığımız kavramlar üzerinden de bizlerin İNSAN olarak bir nevi EVRENSEL
hissiyatlarımızı tarif eder. Bizlere bilinen manada amcalarımızn Dayılarımızın, Halalarımızın ve Teyzelerimizin kızları ile
nikahlanılması ruhsatını veren merci Kuran olmayacak Rabbilalaemiynin kendisi olacaktır
Peki bu ayet bizlerin ne tür bir hissiyatını tarif ediyor Şimdi ona bakalım.
EBA-EBİY yani ''BABA'' kavramı bizlerin değişmesi asla mümkün olmayan yada çok zor değiştirebilir cinsten fikirlerimizi hayat
görüşümüzü ifade eder. Bu İYİ yönde de olabilir KÖTÜ yönde de olabilir. Tüm resuller kavimleri ile mücadele ederken kavimleri
tarafından karşılarına işte hep bu kötü cinsten olan BABA dikilmiştir 2/170
ÜMMÜ yani ''ANA '' kavramı bir eylem yada söylemin bir buluşun tespitin çıktığı yeri/mekanı/konumu ifade eder
AMMİ yani AMCA deyimi ' kavramı bizlerin değişmesi mümkün olan yada kolay değiştirebilir cinsten fikirlerimizi hayat görüşümüzü
ifade eder. Bu İYİ yönde de olabilir KÖTÜ yönde de olabilir.
'AMMATİ yani HALA kavramı bizlerin değişmesi mümkün olan yada kolay değiştirebilir cinsten Fiiliyatlarımızı yada hayat tarzımızı
ifade eder. Bu İYİ yönde de olabilir KÖTÜ yönde de olabilir.
HALİ yani DAYI kavramı bir söz yada söylemin çıktığı yerin Belli olmaması yada yerinin bilenememesi/tespit edilememesi durumunu
ifade eder . Bu İYİ yönde de olabilir KÖTÜ yönde de olabilir.
HALATİ yani TEYZE deyimi Bir Eylem yada fiiliyatın çıktığı yerin Belli olmaması yada yerinin bilenememesi/tespit edilememesi
durumunu ifade eder . Bu İYİ yönde de olabilir KÖTÜ yönde de olabilir.
BENAT deyimi bir eylem yada söylemin kavim insan yada halkın daha rahat anlaması için değişik şekilllerde gündem edilmesiyle
aldığı isim yada konumdur.
ENNEBİ deyimi ise bir RESULün yada bir içimizdeki iyilik hissiyatının Bizlerin aracılığı ile AMELe dökülmüş yani EYLEM şeklini almış
halidir.
Sevgili dostlar
Eğer tüm insanlar için ortaya Güzel ve hayırlı bir EYLEM yada AMEL çıkacaksa ve bunun DEĞİŞİK ŞEKİLLERDE ve SÖZEL olarak
ifade edilmesi eğer kendimizi değiştirerek ortaya koymamızla mümkün olabilecekse bu durumda ENNEBİ ye AMCAsının KIZLARını
nikahlamış oluruz
Eğer tüm insanlar için ortaya Güzel ve hayırlı bir EYLEM yada AMEL çıkacaksa ve bunun bizim tarafımızdan DEĞİŞİK ŞEKİLLERDE
ve FİİLİ olarak olarak ifade edilmesi eğer kendimizi değiştirerek ortaya koymamızla mümkün olabilecekse bu durumda ENNEBİ ye
HALAsının KIZLARını nikahlamış oluruz
Eğer tüm insanlar için ortaya Güzel ve hayırlı bir EYLEM yada AMEL çıkacaksa ve bunun DEĞİŞİK ŞEKİLLERDE ve SÖZEL olarak
ifade edilmesi esnasında bu sözün çıktığı yer yada kişinin neresi olduğu üzerinde fazla durulmazsa bu durumda ENNEBİ ye
DAYIsının KIZLARını nikahlamış oluruz
Eğer tüm insanlar için ortaya Güzel ve hayırlı bir EYLEM yada AMEL çıkacaksa ve bunun DEĞİŞİK ŞEKİLLERDE ve FİİLİ olarak
ifade edilmesi esnasında bu FİİLİYATIN çıktığı yer yada kişinin neresi olduğu üzerinde fazla durulmazsa bu durumda ENNEBİ ye
HALAsının KIZLARını nikahlamış oluruz.
Tüm insanlar için, İnsanlıık için Güzel olan Hayırlı olan ne ise o ortaya çıksın diyorsanız ve bunda da samimi iseniz bu durumda
Muhammed te dahil olmak üzere hangisi Peygamber olursa olsun olsun bu PEYGAMBERe
Amcasının
Dayısının
Halasının
Teyzesinin Kızlarını Nikahlatmış yada nikahlamasına yardımcı olmuş olacaksınız. Böylesi bir nikah Zaman ve mekan farkı olmaksızın
tüm insanlar tarafından ne kadar çok yapılırsa manevi olarak İNSAN da İNSANLIK da daha da çok huzur bulacaktır
Size Ne mutlu
HİZBULLAH-HİZBUŞŞEYTAN
LAİLAHE İLLALLAHU-BABİL-HARUT MARUT
HİSSİYATLARIMIZ
Eğer ALLAHÜ seninle VAHY ile Konuşamazsa seni BEŞERA yapamaz. Bu durumda bu konuşmaya sen izin vermemiş olacaksın.
Beşerin kaynağı onu ön plana çıkaran ALLAHÜ, başka bir deyişle LE İLAHE İLLALAHÜ algılamasıdır. Bunun gereğini yaparsan 42/51'in
muhatabı olursun.
ALLAHÜ kavramı LİLLAHinin kendisini Rabbilalaemiyne çevirmesi esnasında evrene serpiştirdiği GÜZELLİKlerdir. İşte biz LİLLAHiyi
ALLAHÜ ile tanırız ve biliriz.
TEVHİD cümlesinin oluşturulmasında ALLAHÜnün kullanılmasının ayrı bir özelliği vardır.
ALLAHÜ seni eğer LİLLAHİyle buluşturabilmişse bunda katkısı olan her türlü varlığıa MELEK denilir. Ya GÜZELLİKleri fark eder ve
geliştirirsin ya da Cezalandırılırsın. İşte bu yaklaşıma TEVHİD yani LE İLAHE İLALLAHÜ denilir..!
ALLAHÜ herşeyin başıdır.
ALLAHÜ kişi tarafından fark edildiğinde ve gereğinin de kişi tarafından yapılması durumunda 42/51' de bu kişinin ALLAHÜ tarafından
MUCİZEVİ bir şekilde nerelere getirilebileceğinin teması işlenir.
İnsanlar 2' ye ayrılırlar.
Bunlar; HİZBULLAH ve HİZBUŞŞEYTANdır.
HİZBULLAH Le ilahe İLLALLAHÜ ye şehadet eder ve gereğini yapar.!
HİZBUŞŞEYTAN ise Le ilahe İllalahüye;
1) Ya şehadet etmez
2) Ya da şehadet eder ama gereğini yapmaz. Yani Güzellikleri far kederler ve gereğini yapmazlar ya da güzelliklere karşı KÖR olurlar..!
Bir insanı HİZBUŞŞEYTAN yapan faktör ŞİRKi olumsuz yönüyle kullanmasıdır.!
ALLAHü kendisini İYSA ile hissettirmeye çalışır
Şeytana İbadet etmek ŞEKLİn seni baştan çıkarmasını kolaylaştırmanla olur.
HİZBUŞŞEYTAN ise Le ilahe İllalahüye 1) Ya şehadet etmez 2) Ya da şehadet eder gereğini yapmaz.
Bu kolaylaştırmada BABİL hissiyatı önplana çıkar.!
BABİL için HARUTE ve MARUTE olumlu yönde kullanılamazsa Şeytan sana SİHR edecektir.
BABİL bir şeye sahip olma duygusu/hissiyatıdır.!
Bu hissiyat DOĞAL ve OLAĞANdır. BABİLde 2 adet meleke bulunur. Bunlar HARUTe ve MARUTe dir. Bu iki Melek BABİL için SİHR
etksinde kalırsa işte o zaman YANDIN. SİHR-SEHER-ESHAR-SAHİR deyimleri OLMAYAN ŞEYLERİ ABARTILI GÖRME ve
GÖSTERMEDİR..!
ŞEYTAN babilde SİHR yapar. Harute ve MARUTE bundan etkilenmezse bir şey olmaz. Bu İRADELİ İMANI KUVVETLİ insanlarda olur. Ama
İraden zayıfsa Harute ve marute bu SİHRe dayanamaz..!
Alemlerin Rabbi evrendeki tüm işlerini Allaha yaptırır. Alemlerin Rabbi bu süreçte kendi içinden bir nesne yada varlık seçer ve kendini
onun üzerinde o iş için ve o zaman dilimi için Allaha çevirir. İş bittiğinde de Allah tekrar Alemlerin Rabbine entegre olur. Bu özellikle
dünyada milyonlarca kez tekrar edilir. Alemlerin Rabbine teslim olmaz isek Alemlerin Rabbi bizleri azablandırmak için yok eğer teslim
olarak bir hayat yaşar isek bu kez de bizleri ödüllendirmek için kendisini Allaha dönüştürür.
Yani tüm iş Alemlerin Rabbinde bitiyor. Rabbilalemiyn yani Alemlerin Rabbi nin bu şekildeki davranışı Özellikle Fatiha suresi 1.ci
ayette LİLLAHİ RABBİLALEMİYN şeklinde yer alır
SORU
İslam dininde ritüel ve ya şekli bir yükümlülük varmıdır? Örnek kabenin etrafında tavaf.
CEVAP:
İSLAM denilen kavram canlıların özellikle de İNSANOĞLUnun içindeki iyilik hissiyatlarının yani peygamberlerin aynı cinsten ama bu kez
evrende de olan iyilik hissiyatlarıyla yani peygamberlerle birleşmesi/entegre olması/mutabık olması ile ortaya çıkar. Böylece Peygamberler hem
evreni hem de insanı birbiriyle kaynaştırarak insana huzur ve cenneti yaşatırlar.
Bu tür bir kaynaşmanın BİLİNCİNde olması kaydıyla bir insan/toplum/Cemaat/devlet kenidleri için ve kendilerince bir şekli ritüel
belirleyebilirler. Bu ritüel Keyfiyete bırakıldığı için tüm insanlara mecbur kılınamaz. İşte bu şekilde ŞEKLEN belirlenen ritüele Kuranda
MENSEK-NUSUK denilir. Her insanın/ümmetin/devletin kendine göre bir MENSEKi olabilir.
İslam için önemli olan senin bir şekilde DOĞA ile uyumlu yaşamandır. Bunu MANAda anladıktan sonra bunun ŞEKLİ olarak nasıl yapacağına
karışmaz. Burada karışacağı tek konu Kendimize ''KENDİMİZCE'' belirlemiş olduğumuz şekli ritüelin de Alemlerin Rabbine yani
Akla
Mantığa
Ahlaka
Vicdana
Tutarlılığa
Evrensel insani kiriterlere
Kamu hukukuna
Pozitif bilimlere uygun olmasıdır.
Bu minvalden Eğer bir insan yada toplum NAMAZ KILMAK istiyorsa bunu yukarıdaki şartlara uygun olunması kaydıyla ''kendine' göre ''
belirleyebilir. Ancak sen bu ''kendine göre'' belirlemede serbest bırakıldığın bu ritüeli yeryüzündeki tüm insanların da SENİN GİBİ yapmasını
istersen işte o zaman Evrenselliğe mudahil olur ve İslamdan çıkarsın
Yine bu minvalden Eğer bir insan yada toplum NAMAZ KILMAK istiyorsa bunu yukarıdaki şartlara uygun olunması kaydıyla ''kendine' göre ''
belirleyebilir. Ancak sen bu ''kendine göre'' belirlemede serbest bırakıldığın bu ritüel için halkının yarıdan çoğu işsiz ve açlık sınırında yaşarken
binlerce sayıda ve belki de milyonlarca dolar harcayıp CAMİİler inşaa edersen bu durumda da Evrenselliğe mudahil olur ve İslamdan çıkarsın.
Seni önce azab sonra da helak bekler
Yine Bu minvalden İnsan eli ile yapılmış ve sadece Mekke denilen bir yerleşim yerinde bulunan bir kare duvarın çevresinde dönerek ona kutsiyet
addedersen yada dünyanın 4 bir tarafından buraya senenin ARAP TAKVİMİNE göre belirlenmiş bir ayında insanların gelmesi gerektiğini /farz
olduğunu söylersen bu kez yine Evrenselliğe mudahil olur ve İslamdan çıkarsın. Seni önce azab sonra da helak bekler
ADEM İLK İNSAN DEĞİL, ARKASI DEĞİŞİK ŞEKİLLERDE GELECEK İLK İHTİYAÇTIR
Her yeni doğan her canlı ilk ihtiyacını( Annesinin memesine yapışma, nefes alma, ayağa kalkma vs ) belirlediği andan itibaren ADEM
bu canlı için yaratılmış olur. Her canlı kendisi için neye ihtiyaç duymuşsa o andan itibaren kendisine ADEM hissiyatı hükmeder.
Taaa ki ihtiyacı giderilinceye kadar.
Eğer İhtiyacı uzun süre giderilmezse bu durumda YETİYM leşir ve ihtiyacını bu kez bir an evvel gidermek için Akli Mantiki yetilerini
kaybederek kendine yada çevresine zarar verecek hale gelir.
Vatandaşları için YETİYM hissiyatını yok edemeyen yada engelleyemeyen her türlü iktidar YIKILMAYA MAHKUMdur
Zihnini özgür tutma uğruna neyi inkar etmeniz gerekiyorsa onu korkusuzca inkar ediniz. Bu inkarınız sizi Belki Allahtan uzaklaştıracak
ama Alemlerin Rabbine daha çok yaklaştıracaktır
KALBLERİNDE MARAD( HASTALIK ) OLANLAR ( 47/20 )
KALBLERİNDE MARAD OLAN MUNAFIKLAR ( 8/49 ,33/12)
KALBLERİNDE MARAD OLAN KAFİRLER (74/31)
HİSİYATLARIMIZ
Sevgili Dostlar
Kuran ilmi bir hisiyat ilmidir.Kitab içindeki her bir deyim ,harf, cümle kalıpları ,misil yazılımlar ve tüm rakamlar kuranilmi adı altında bizlerin
insan olarak bir nevi hisiyatlarını tarif etmektedir. İşte bunlardan biri de yukarıdaki yazılımlardır.
Yaşadığımız hayat ve bu hayata dair her ne varsa 2 temel kısımdan oluşur. Bunlar ŞEKİL ve MANA dır.
Eğer bir insan Manayı tamamen bırakır ve ŞEKLİN peşine düşerse yani
Zengin olsun da ne olursa olsun
Güzel olsun da ne olursa olsun
Makam mevki sahibi olsun da ne olursa olsun
Şan Şöhret Servet Şehvet olsun da diğer şeyler önemli değil
Şeklinde bir yaklaşımla hayatını devam ettirmek istediğinde bu insanlara hükmeden hisiyata .KALBLERİNDE MARAD( HASTALIK )
OLANLAR ( 47/20 ) denilir
Eğer bir insan bunlara EK olarak bir de bu husletleri yayma,diğer insanları yada hissiyatları da bu yönde etkileme girişimlerinde bulunursa bu
durumda bu insanlara KALBLERİNDE MARAD OLAN KAFİRLER (74/31) denilir.
Eğer bir insan bir makama/konuma/mevkiye gelmek için ilk etapta hakikaten de ŞEKİLe önem vermediğini iddia ediyorsa ancak
makama/konuma/mevkiye/ortama geldiğinde zamanla MANAyı terkederek ŞEKİL tarafından iğfal ediliyor ve bunun da gereğini o
makamı/konumu/mevkiyi terkederek yapmıyorsa bu kişilere KALBLERİNDE MARAD OLAN MUNAFIKLAR ( 8/49 ,33/12) denilir. Bu kişiler:
1) Hesap soracağız diye iktidara gelirler zamanla kendileri hesap sorulacak hale gelir
2) Allah din iman Ahiret diyerek Dünyevi makam yada mevkilere ,paraya şan şöhrete önem vermediklerini iddia ederek Şeyh, Cemaat lideri,
Hocaefendi ,Devlet başkanı olarak kabul görürler. Ancak ilerleyen süreçte en büyük DÜNYAPEREST olurlar. Güç ve İktidar savaşları verirler..
Fakir halkın parası ile saray yaptırırlar.
Erdemli bir insan yada musluman da elbetteki HAYR ve FEDEKARLIK adına makamlara talip olabilir. Ancak bu Musluman her zaman
MANAya önem verir ve bulunduğu makamda ŞEKLİN kendisini artık karşı konulmaz bir derecede etkilediğni hissettiği an şart ne olursa olsun o
makamı terkeder.Çünkü artık bu makam onun kalbinde marad oluşturmaya başlamıştır. ŞEKLİN ona olan TECAVÜZü ona acı vermektedir
Eğer bu makamı şimdi terketmezse ilerleyen süreçte ŞEKLİN ona olan TECAVÜZü artık ona zevk vermeye başlayacak ve onu KALBLERİNDE
MARAD OLAN MUNAFIKLAR ( 8/49 ,33/12) konumuna taşıyacaktır
Her 3 konum da Cümle Muminlerden Uzak ola, uzak tutula
102/1,2
ELHAKÜMÜTTEKASÜR
HATTA ZÜRTÜMÜLMEKABİR
ÇOKLUK DUYGUSU İLE OYALANMA VE BUNUN İÇİN KABİRLERİ ZİYARET ETME HİSSİYATLARIMIZ
Sevgili Dostlar
Kitaptaki tüm ayetler bizlerin insan olarak hissiyatlarını ve hayatta karşılaşmamızın muhtemel olduğu zorluklar karşısında
gösterebileceğimiz ZAAFlarımızı tarif eder. Böylece Bu tarif yada tevil artık bu andan itibaren KURAN halini alır
Kitapta 3 adet ÇOKLUK deyimi vardır Bunlar; Ziyade,Kesiyr ve Ribadır
1) ZİYADE
Bu tür çokluk Kalitedeki çokluktur.
Az şey konuşup çok şey anlatabildiğinizde,
Az şeye bakıp çok şey görebildiğinizde
Az şey öğrenip bununla kaliteli bir hayat sürdüğünüzde
Az şey yazıp da çok şey anlattığınızda
Az bir hayat sürüp HARBİden yaşadığınızda
Az kazanıp ağız tadı ile bunu yiyebildiğinizde
size hükmeden hissiyata ZİYADE denilir
20/114 de '' Rabbim ilimi ARTTIR'' denilirken Kuranilmine ZİYADE hissiyatı ile yaklaşmak esas alınmıştır
2) KESİYR/KÜSÜRAT/TEKASÜR
Bu tür çoklukta KALİTEye dikkat edilmez.
Bu tür çokluk SAYISAL çokluktur.
Çok şey konuşup az şey anlatabildiğinizde,
Çok şeye bakıp az şey görebildiğinizde
Çok şey öğrenip bununla kalitelsiz bir hayat sürdüğünüzde
Çok şey yazıp da az şey anlattığınızda
Çok yaşayacak şekilde bir hayat sürüp HAYBEden yaşadığınızda
Çok kazanıp ağız tadı ile bunu yiyemediğinizde
size hükmeden hissiyata KESİYR denilir
Kuranilminde KESİYR hissiyatına iyi gözle bakılmaz. Bu yüzden de
EKSEREnnasi la yu'minune ( İnsanların ekseriyası inanmaz)
EKSEREnnasi la ya'lemune ( İnsanların ekseriyası bilmez)
EKSEREnnasi la yeşkurune (insanların ekseriyası şükretmez)
denilmiştir
Sevgili Dostlar
Bir insanın KABİRde olması demek kuranilminde o insanın son derece dar görüşlü olması durumunu ifade eder. Bu yüzden 35/22 de
Muhammede atfen '' Sen kabirlerde olanlara işittiremezsin'' buyrulmuştur. Bu ayette Muhammed hissiyatı Ölmüş insanlarla değil DAR
GÖRÜŞLÜ/AT BAKIŞLI insanlarla muhatab edilir. Kuran ilmi Ölen insanları değil yaşayan insanları muhatab alır ve tüm öğretilerini
bu merkeze yönelik olarak yapar
Eğer bir insan ÇOK KİŞİ yi dinler ,ÇOK KİŞİ ile konuşur ve yine ÇOK KİŞİ ile karar verirse onun bu davranışı kendisinin DAR
GÖRÜŞLÜ olduğunu ve kendisine güvenmediğini teyyid eder. Bu tür insanlar DAR GÖRÜŞLÜ olduklarını KESİYRe yani TEKASÜRe
dayanarak telafi etmeye çalışırlar Böylece
Hem dinleme esnasında
Hem konuşma esnasında
Hem de karar verme aşamasında TEKASÜR hissiyatı bunları oyalar
Eğer,
1) Dinlediğiniz kişi konuştuğunuz kişilerden AZ olursa
2) Karar verme esnasında da SADECE KENDİNİZe başrol oynatırsanız işte o zaman TEKASÜR hissiyatının yerini ZİYADE hissiyatı
almış olur.
Bunu her insan başaramaz. Rabbilalaemiyn tarafından bir insana böylesi bir hissiyatın bahşedilebilmesi için kişi.
RIZKının peşinden koşmalı,
NİMETİn peşinden yürümeli
META karşısında ise durmalıdır
RIZK denilen kavram bizlere hayatımızı idame ettirmemiz için gerekli olan asgariyedir
NİMET denilen kavram RIZKın da ötesinde kişinin sahip oldukları ancak KULLANAMADIKLARIdır
102/8 de İnsanlar RIZIKlarından değil NİMETlerden sorguya çekilir. Yani bir şeye sahipseniz velev ki o şeyi kullanmazsanız bile
bunun da hesabını vereceksiniz.
Eğer bir insan RIKInın peşinden gittiği nispette NİMETin de peşinden gitmezse yani hayatı için ne gerekiyorsa buna sahip olduktan
sonra NİMETe o kadar da önem vermezse işte bu insana Hayatında
Çok kişiyi dinleme
Az kişiyle konuşma
Tek başına karar verme yani TEKASÜRDen ZİYADEye doğru bir geçiş ruhsatı bahşedilir. Verdiği kararlar da Rabb tarafından
DOĞRU çıkarılır
Böylece ELMEKABİRi TEKASÜR hissiyatı ile ziyaret etmemiş olur.
'' Ahmak odur ki dünya malı için gam yiye
Kimse bilmez kim kazana kim yiye '
SIDK İLMİ
"Sesini değil, sözünü yükseltmeli insan. Çünkü gökgürültüleri değil, yağmurlardır yaprakları yaşatan. "
William Shakespeare
İşte bu SIDK ilminin Kitaptaki KURAN İLMİ karşılığı ''yağdudne min ebsarihinne'' dir.(24/31) Basiretin ĞADDE edilmesi nicelikte azlığı
nitelikte çokluğu verir. Yani az görüp çok şey anlayabiliyorsan yada az konuşup çok şey anlatabiliyorsan, az bir ömür sürüp çok şey
yapabiliyorsan işte sen 34/30-31'e göre basiretini ĞADDE yapmışsın demektir.
Kuran İlminin SIDK ilmi olarak karşılığını bilmek için Arapça bilmeniz gerekmiyor. Yaşama ve tecrübelere bakın... Buradan süzülen
özlü sözlerle atasözleri de SIDK ilmi kapsamına girer.
Yani Kuran, sadece belli kavimlere değil bütün insanlığa, sadece Arapça olarak değil bütün dillerde ve sadece dün değil her gün ve
daima indi, iniyor ve inecek.
Umarım bir gün hepimiz tarafından anlaşılacak ve inşallah yaşanacak.
KURAN hayattan çıkarılan DOĞRUlardır, HAKİKATlerdir. Bunlar yaşanarak ve o yolun yolcusu olduğunda ancak anlaşılır. Aşkı
sevene, yolu gidene, derdi çekene soracaksın...
Kuran elimizdeki 600 sayfalık kitaba sığmaz. Bunu da içine alır. Ancak 114 sureden muteşekkil değildir. Belki milyonlarca sure ve
milyarlarca ayettir. Kuran'ın hepsini yazmaya bütün ağaçlar kalem, bütün denizler mürekkep olsa asla YETMEZ.
Kuran yalnızca muhammede indirilir. İçindeki muhammed senin HAKİKATı bulman için fedakarlık hissiyatının EVRENSEL adıdır.
Muhammed herkeste var.
Muhammede uyanı Allah sever ve onu cennetine koyar.Çalış, uğraş, didin, çabala... İşi çöz ve mutlu ol...
SORU
Ölüm konusunu biraz açabilir misiniz ? Bildiğimiz klasik anlamda ölüm zamanımız önceden belirlenmiş midir ? belli midir ? Yoksa
yaptığımız iyilikler ve kötülükler ile entegre mi ? yani ölüm vaktimizi Rabbilalemiyn ne şekilde belirlemektedir. ?
CEVAP
Eğer Rabbilalaemiyn kriterlerine uygun bir hayat sürersek bu durumda Rabbilalaemiynin hem İLGİ ve hem de BİLGİ alanına gireriz.
Böylece bizleri gerek başlangıç itibarıyla gerekse de sonuç itibarıyla
İnsanın da
Kadının da
Erkeğin de
Mesleğin de
Ölümün de
bize menfaat sağlayacak şekilde peşinden gitmemizi sağlar.
Sonuçta Rabbilalaemiyn kriterlerine uygun bir hayat sürdüğümüzde peşinden gittiğimiz her ne yada kim ise o bizim için ya ilk başta
İŞE YARAR dır yada sonradan İŞE YARAR hale getirilir.
Eğer Rabbilalaemiyn kriterlerine uymaya EK olarak hayatımızda bir de istikrarlı bir FEDAKARLIK sergilersek yani MUHAMMEDi işin
içine dahil eder yada edebilirsek bu durumda gerek başlangıç olarak ve gerekse sonuç itibarıyla
İnsanın da
Kadının da
Erkeğin de
Mesleğin de
Ölümün de
En güzeli bizlere menfaat sağlayacak şekilde gerek ilk başta ve gerekse sonradan bizim peşimizden koşar yada koşturulur.Senin
onların peşinden girmene gerek kalmaz. İşte bu insanlara ALLAHIN SEVDİKLERİ İNSANLAR denilir. Bunlar Mushafta ''İNNALLAHE
YUHİBBU'' yani ''Allah sever'' cümlesinin muhatabları olarak yer bulurlar
Eğer Rabbilalaemiyn kriterlerine uygun bir hayat sürmezsek bu durumda Rabbilalaemiynin sadece BİLGİ alanına gireriz.. Böylece
Rabbilalaemiynin hem bilgi ve hem de ilgi alanına girmiş insanların gerek başlangıçta ve gerekse sonuçta yaşadıkları hayatı onlar
için İŞEYARAR kılınmasında SADECE aracı olarak kullanılırız.Bu durumda kendi elimizle farkında olmadan gerek ilk başta ve
gerekse de sonradan,
İnsanın da
Kadının da
Erkeğin de
Mesleğin de
Ölümün de
KÖTÜSÜ nün peşinden koşarız.
Eğer Rabbilalaemiynin kriterlerine uygun bir hayat sürmezsek ve buna da EK olarak BENCİL bir hayat sürersek bu durumda
İnsanın da
Kadının da
Erkeğin de
Mesleğin de
Ölümün de
KÖTÜSÜ gerek ilk başta ve gerekse sonradan gelir seni bulur. Senin onların peşinden gitmene gerek kalmaz. İşte bu insanlara da
ALLAHIN SEVMEDİKLERİ İNSANLAR denilir. Bunlar da Mushafta ''İNNALLAHE LA YUHİBBU'' yani '' Allah sevmez'' cümlesinin
muhatabları olarak yer bulurlar
Hayr ve insaniyet adına sahip olduklarınızdan ve yaymak istediklerinizden ötürü Size değer verilmeyen sizi engelleyen yeri
doğduğunuz yer dahi olsa terkediniz.
Size değer verilen yere gidiniz.
Bunu yapma gereği duyduğunuzda size hükmeden hissiyata MEKKEden MEDİNEye HİCRET ETME denilir
Mekkeden Medineye hicret asla bitmedi. İlk insandan beri yapılagelmeye devam ediyor.
''Madem ki duygularım sende anlamsız
O zaman bu şehirde kalmam imkansız''
Kainatı yaratan Şekli GÜÇ kitapta LİLLAHİ adını alır. Bu LİLLAHİ kainatı yarattıktan sonra Yarattığı kainata kendisini
SİSTEMLeştirerek dağıtır.İşte bu sisteme Rabbilalemiyn denir. Dikkat buyurunuz Artık Lillahi ile Rabbilalaemiyn aynı şeyleri ifade
etmeyeceklerdir
Bu sistemleşmenin sebebi bizlerin LİLLAHiyi ŞEKLEN değilde SİSTEM ÜZERİNDEN tanımamızı sağlar. Bu sistem bizlere
bahşedilen akıl mantık gibi yetiler üzerinden anlaşılabilmektedir.
SİSTEMin kainat üzerinde 4 önemli görevi vardır 1) Kontrol 2) Koordinasyon 3) İstihbarat 4) Güzellik
Bir insan için herşey işte bu GÜZELLİKLeri algılaması ile başlıyor. Bu güzelliklere Kitapta ALLAHÜ denilir.
Bakınız LİLLAHİ ile ALLAHÜ aynı şeyleri ifade etmiyor.
Bizler DİREKT olarak LİLLAHİyi anlayamayız. LİLLAHİ yi RABBİLALAEMİYN aracıığı ile, RAbbillaemiyni de içinde barındırdığı
Güzelliği ile yani ALLAHÜ ile biliriz
Eğer Hayattaki GÜZELLİKLeri göremez isek bu durumda Rabbilalaemiyni ve dolayısıyla da LİLLAHİ yi asla tanıyamayız.
O zaman da TEVHİD ŞUURUmuz oluşmaz. Çünkü TEVHİD cümlesi LE İLAHE İLLALAHÜ şeklindedir ve ALLAHÜyü muhatab alacak
şekilde oluşturulmuştur.
Eğer ALLAHüyü zamanında farkedemez veya etsek bile gereğini yapamaz isek ALLAHÜ ölür. Bu durumda Alemlerin Rabbi bizlere''
size o kadar güzellik sunduk ülen niye kıymetini bilmediniz?'' diyerek bizi CEZALANDIRIR. Bunu söylerken RABB hükmündedir.
CEZALANDIRMA işlemi için kendi içinden bir ŞEKLİ UNSUR belirler ve Alemlerin Rabbi kendini bu şekli unsur üzerinde(fırtına sel
trafik kazası vs vs) LİLLAHİye çevirerek bizleri DUMAN EDER. Bu işlemde ise alemleri rabbi artık RABB olmanın da ötesine giderek
İLAHa dönüşmüştür.
RABB bizleri sadece SUÇLAR. Ama işin CEZA kısmını İLAH yapar
O halde biri size RABB ile İLAH arasındaki fark nedir diye sorulduğunda vereceğiniz cevap da bu şekilde ortaya çıkar.
Yani RABB savcıdır İddianeme hazırlar ve bizi SUÇLAR. Cezayı veren ise HAKİMdir yani İLAH tır.
Yada RABB sizi Cennet ile müjdeler. İLAH ise size Cenneti verir
ŞEKLİ ALLAHIN YANİ ''LİLLAHİ'' NİN KAİNATI YARATTIKTAN SONRA KENDİSİNİ PARÇALARA AYIRARAK KAİNAT İÇİNDEKİ HER BİR ZERRE VE
KÜRRE İÇİNE DAĞILMASININ AKLİ MANTIKİ DE HAYATTAN ÖRNEK VEREBİLECEK ŞEKİLDE DELİLİ NEDİR?
ALLAHI
1) AYAKTA
2) OTURURKEN
3) YAN YATARKEN
ZİKRETME HİSSİYATLARIMIZ
3/191-4/103
ALLAHE nin ZİKİRleştirilmesi kişinin rabbilalaemiyn içindeki ALLAHÜyü ALLAHE ye çevirdikten sonra bu allahe nin rabbialalemiyn içinde
bu kişiye bu kez daha kuvvetli bir şekilde ALLAHÜ nün takdim edilmesi DÖNGÜSÜ ne denilir. Bu da SUBHANE kapsamında olur. Bu döngü
sıhhatli bir şekilde tesis edilirse işte buna bu ayette ''YEZKURUNALLAHE'' denilir.
ALLAHÜ denilen kavram HAYR yönünde algılanılması kaydıyla evrende şahit olduğun her türlü güzelliktir.
ALLAHE denilen kavram ALLAHÜ nün insan tarafından daha güzele CEALE türünden yaratılmış halidir. işte ALLAHÜ yü ALLAHEye çevirme
yönündeki mükemmellik Ve daha sonra da bu allahe nin rabbilalaemiyn tarafından sana yeniden ALLAHÜ olarak servis edilmesindeki
mukemmellik döngüsüne YEZKURUNEALLAHE denilir.
Bu döngü kişiye ait 3 farklı haleti ruhiyye içinde gerçekleşir
1) KIYAM: bunun da 3 önemli ayağı vardır.
a)Yönünü yada stratejini belirle
b)söyleyeceklerini belirle
c)Hasdur, Kırılma, omurgalı ol, Gevşek yavşak olma.
2)KUUDEN: Mana olarak oturmuş ve KAİDE halini almış kurallara riayet et. Bu emir sana 5/1 de de verilir ve UKUD a yani Oturmuş kurallara
ve kaidelere riayet et şekilnde geçer.
3)ALA CUNUBİHİM: CUNUB-CENEBET Deyimleri ''yan yatarken'' anlamında değildir. Bir işin yapılımı esnasında özellikle MANA olarak bu
ortamdan ayrıldığında sahip olduğun konuma CENEBET -CUNUB olma denilir. Buna SEX esnası da dahildir. O halde yaptığın işten hazz
almalısın. öyle bir hazzz almalısın ki bu hazz seni CUNUB üzere kılmalıdır. İşte buna bu ayette ''Ala cunubihim '' denilir.
O halde eyy kul. Kainatta şahit olduğun her türlü güzelliği daha güzel yapmak için uğraş Bu yolda KIYAMnı sağlam tut. Bunu yaparken Bir
sistem üzere yap. Oturmuş dengeye genel kaidelere zarar verme. Ve hazz alarak yap.
Hayvanlarla/insanlarla/tabiatla Usulune uygun Diyaloğ kurduğunda sana İSA PEYGAMBER hükmeder. İsa tüm evrenin kendi içinde
usule uygun bir şekilde etkileşimini/diyaloğunu sağlar.
Kitapta Namazı yani SALATı ZEKATLA birlikte ''Emreden'' tek Resul vardır. Yani EMRETME -ZEKAT- SALAT kavramlarıyla isminin
birlikte kullanıldığı tek Resul vardır ki o da İSMAİL dir. Usule uygunluk İsmail Resulün şeriatıdır. İnsaniyet adına her işinizi usulune
uygun yapınız ki İSMAİL PEYGAMBER size şahit olsun, Sizden razı olsun, Size usulune uygun olarak yaptığın işler için yeni teknikler
geliştirmenizi ilham/vahyetsin
Alemlerin Rabbi kitapta 20/14 de Musaya '' Namaz kıl'' derken senin şu anda kıldığın namazı emretmiyordu. '' yapacağın HAYRı
usulune uygun yap diyordu
Alemlerin Rabbi 11/114,17/78,29/45 de Muhammede '' Namaz kıl'' derken senin şu anda kıldığın namazı kastedmiyordu '' Yapacağın
Fedakarlığı USULUNE UYGUN yap'' diyordu.
MUSAnın Şeriatında HAYR işlemek var. Hayr düşünmek var. Söz konusu HAYR olunca Musa her zaman aceleci olmuştur. Bu
yüzden bir güzellik yada hayrı geciktirmeyiniz
Hayr ve insaniyet adına her türlü güzelliği farkediniz /farkettiriniz. Bunu daha güzel hale getirmek /getirtmek için çalışınız.İşte bu
hissiyat ve çabanıza LE İLAHE İLALLAHÜ denilir.artık size MUSA RESUL hükmedecek ve sizi kendi dini olan İSLAMa çekecektir.
Siz bunları inkar etseniz yada farkında olmasanız bile
4/17
CEHALE-CAHİL-CEHALET HİSSİYATIMIZ
Eğer bir sözün söylenmesi gerektiğini bildiğin halde söylemiyorsan,
Eğer bir sözün söylenmemesi gerektiğini bildiğin halde söylüyorsan,
Eğer bir amelin/fiiliyatın yapılmasını gerekliliğini bile bile yapmıyorsan,
Eğer bir amelin /fiiliyatın yapılmaması gerektiğini bile bile yapıyorsan
Senin konumuna EL CAHİLİYN yaptığın işe ise CEHALET denilir.
Böyle bir durumda eğer HEMEN tevbe eder ve gereğini yaparsan Alemlerin Rabbi senin tevbeni hemen kabul edecektir.
CAHİL denilen kavram kuranilminde ''bir şeyi bilmeyen yada okumamış'' anlamında değildir.
Çalışmamızı 2/67 de musa as. mın duası ile bitirelim
'' euzu billahi en ekune minelcahiliyn''
'' Cahillerden olmaktan Allaha sığınırım''
PUT HİSSİYATLARIMIZ
NASIL PUTPEREST OLURUZ?
SANEM VE VESEN
Sevgili Kuran dostları:
Kitapta iki adet put türü vardır Bunlar SANEM ve VESEN dir.
Alemlerin rabbi kainatta canlı cansız biçbir varlığı insanlar için PUT olsun diye yaratmamıştır. Tüm bunları İnsan olarak bizler yaratıyoruz.
Putu yaratmak 2 kademede olur
1) VESEN (EVSAN) : ZİHİNSEL PUT
Bu kademe Putun yaratılmasının ilk merhalesidir. Bu put ceale olarak önce insanın kafasında /ZİHİNSEL olarak yaratılır. Onlarda bulunan ve
'Kendimizce'' bizde sevgi oluşturan özelliklerine istinaden Sevdiklerimize yada yine ''kendimizce'' bizde nefret oluşturan özelliklerine istinaden
nefret ettiklerimize ,zamanla onlarda bulunmayan bir takım bir takım özellikler isnad ederiz. Böylece nefretimiz da sevgimiz de artık TUTKU
halini halır. Bu andan itibaren ilgili varlık artık bizler için VESEN karekterinde bir PUTa dönüşür.
Artık Sevdiklerimizin Evrensel mahiyetteki HATAlarını görmemeye görsek bile gereğini yapmamaya gayret ederiz. Böylece İSLAMdan çıkarız
Yine Artık Sevmediklerimizin Evrensel Mahiyetteki DOĞRUlarını da görmemeye görsek bile gereğini yapmamaya gayret ederiz. Böylece yine
İSLAM dan çıkarız. Artık adımız yada konumumuz PUTPEREST olur.
2) SANEM( ESNAM ) : ŞEKLİ PUT
Bu kademe Putun yaratılmasının ikinci ve son merhalesidir. Bu kademede VESEN olarak zihnimizde yarattığımız PUT artık şekli bir kimliğe
bürünür.
Desen olarak halılılara işlenir . Fotoğraf haline getirilerek duvarlarımızı süsler. Topraktan yada kayalardan yada tunç yada prinçlerden bir alaşım
olarak küçük çaplı yada devasa heykelleri yapılarak evlerimizdeki komidinler içinde yada şehir merkezlerinde yerlerini alırlar. Onlar için özel gün
ve geceler tertipleriz. Onlara çelenkler koyar saygı duruşunda bulunuruz. Oysaki onlar TAŞtır bizleri ne görürler ne duyarlar ne de bizlere bir
menfaati dokunur. MANTIK ve TUTARLILIĞIMIZı bu şekilde kaybederiz.
Evrensel İslam anlayışı her iki PUT türünü de bunların oluşturulma kademerini de kesinlikle reddeder. İnsanların ÖZGÜR bir şekilde yaşamalarını
hayatı güzelleştirmelerini ve istikrarlı bir şekilde hayr ve hasene işleyerek bu şekilde evrene pozitif enerji yaymalarını telkin eder.
Bu yüzden karşında 2 alternatif vardır eyy insan.
Ya bir şekilde PUTPEREST olacaksın
Yada Evrensel değerlere göre yaşayıp özgür bir birey olarak hayatı güzel bir şekilde anlayıp huzuru bulacaksın.
İşte bizler ikinçi şıkkı üç cümlede özetliyoruz
LE İLAHE İLLALLAHÜ
Anlayabilene ve gereğini yapabilenlere selam olsun
Tüm yetkileri zamanında/zamanla TEK ADAMa vermiştiniz/devretmiştiniz Ona biyat ettiniz Onun her dediğini Doğru kabul ettiniz. O
da bu cüretle Bütün devlet Kurumlarını eline geçirdi.Onun da Evrensel değerlere göre SAPIK ve PARANOYAK ama kendine göre
doğru bir davası vardı. Buna istinaden paralel devlet yapılanması oluşturdu
Sonuç: 15 temmuz Darbe girişimi/kalkışması: Ülke uçurumun kenarından döndü. Devlet olarak İTİBARımız yerlerde süründü
Şimdi ona hep birlikte haklı olarak lanet okuyoruz. Oysa ki onu biz yaratmıştık
Ama ders almadık Bu kez tüm yetkileri başka biri istiyor. Yine ona biyat edeceğiz. Onun her dediğini doğru kabul edeceğiz.
Peki Sonuç yine ne olacak?
Allahın sünneti değişmez mi diyeceksiniz?
Yoksa
At sahibine göre kişner mi diyeceksiniz?
Seçim sizin
KÖR olmayın GÖRÜN ve Yüksek sesle Haykırın!!!!. Korkmayın bu bir TESNİYE değil bu bir ŞİRK değil, CENNETİN ANAHTARI bir
cümle, ALlah herkese söylemeyi nasip etmez, söylense dahi yaşamayı nasip etmez, Buyrun hep birlikte ŞEVK ile bağıralım
LE İLAHE İLLALLAH , MUHAMMEDÜN RESULULLAH.
Eğer muhammed sadece mekkeye gelmiş yaşamış işini bitirmiş ve ölmüş bir beşer resul olarak algılanırsa kuranda muhammedi
muhatab alan tüm ayetler de oonun ölümünden sonra geçerliliğini evrenselliğini yitirir.
Misal: 7/199 da muhamede EL AFVE yi HUZ etmesi yani akması veya sıkıca tutması istenilir. Bu emir SADECE ONU muhatab alır. Bu ayet
indirilmeden 1 milyon sene önce de zaten El afveyi muhammed alıyordu günümüzde de alacak bundan 1 milyon sene sonra da Muhammed
alacak.
2. ci Misal: allah muhammede kevser sursinde KEVSERİ verdik der. Bundan 1 milyon sene önce de 1 milyon sene sonra da KEVSER sadece
Muhamede verildi ve verilmeye de devam edecek. Peki şu anda yada 1 milyon sene önce Muhamed nerede?.. İÇimizde ,içinizde 49/7.
Muhammed te dahil olmak üzere Kuranda anlatılan her resul aynı zamanda içimizde olan ve bizim iyiliğimize mutluluğumuza gelişmemize
yardım eden HİSSİYAT ın adıdır. İşte Bundan dolayı kuranda anlatılan her olay iç dünyamızda gerçekleşiyor ve asla eskimiyor . Hikaye hükmüne
olmuş bitmiş hükmüne TARİH hükmüne girmiyor. Böylece Bir tek insanın bile olduğu her yerde bu resuller o insanı içinde o insan ölünceye dek
varlıklarını muhafaza ediyorlar. Buna bağlı olarak ta KURAN bu insan için mana olarak varlığını muhafaza ediyor. Bir insanın bunları kendisine
bu kadar anlatıldıktan sonra görememesi için hakikaten KÖR olması lazım. Mekkedeki Beşer Muhammed bunun saçı sakalı hadisleri soyu sopu
sünneti giysisi şalı sarığı alışkanlıkları yaşam şekli eşi işi ŞU ANDA bizi ilgilendirmiyor. Ama Muhammedin içimde olan HİSSİYAT kısmı beni
ilgilendiriyor. Çünkü bu hissiyata uyarsam cennete gideceğim 3/31. Bundan 1 milyon sene önce de insan vardı ve onun da içinde Muhammed
vardı. Firavuna karşı gelerek Fedekarca canlarını veren büyücüler de Muhammede uydular. Muhammedin ŞAHSİYET kısmına değil,HİSSİYAT
kısmına
Çünkü Muhammed 49/7 ye göre onların da İçindeydi. İşte onlar da ona uydular ve Allahın sevdiği MUTTAKİ kullardan oldular
Özetle ''kim bunda KÖR ise o ahirette de KÖR dür ve yol bakımdan daha sapıktır'' 17/72. KÖR OLMAYIN, GÖRÜN. Ahirette hesaba
çekileceksiniz.
Le ilahe illlallah Muhamedün resululullah.
ALLAH HİKAYE ANLATMAZ HELE HELE MASAL ASLA..! SADECE KENDİSİNİN BİLMESİ GEREKEN ŞEYLERİ
HAYAT KLAVUZU OLAN KİTABINA NEDEN KOYSUN Kİ..! -
ÖRGÜTÜNE, CEMAATİNE, CEDDİNE, ŞEYHİNE, HOCANA, EGONA, MEALİNE, KİTABINA, ARABÇANA BAĞLILIĞIN
ALLAH'a ve O'NUN İLMİNE TABİİ OLMANIN ÖNÜNE GEÇİYORSA SANA SADECE İYİ UYKULAR DİLERİM..!
NASILSA UYANDIRILACAKSIN..!
BİR ŞEYLERE SÖVEREK, REJİM SLOGANLARI ATARAK, TEVHİD BAYRAKLARI SALLAYARAK MI DİNİ
MOTİVASYON SAĞLIYORSUN...? KUSURA BAKMA ALLAH UCUZ KAHRAMANLARA DA PRİM VERMEZ..!
DOĞRUYU KİMİN GETİRDİĞİNE GÖRE Mİ KABULLENİYORSUN..? YOKSA DOĞRUYU GETİREN SEN Mİ
OLMALISIN..? VAH..! VAAAH..! SANA SADECE GEÇMİŞ OLSUN..!
KURAN`da anlatılan her olay , İnsanın iç hissiyat dünyasında meydana gelen devinimleri tarif eder..!
Kitabtan elde edilen KURAN , bir devlet yönetiminden bahsetmez , hukuktan bahsetmez. Allah , bunu insanlara
bırakmıştır. YANİ her coğrafyada insanlar kendilerine yönelik olarak , kendilerini geliştirebilecek , evrensel değerlere itaat
eden RABBİL ALEMİN ile çelişmeyen yönetim sistemlerini kendileri belirleyebilirler. Biri buna demokrasi der , diğeri
kominizm der , diğeri kapitalizm diğeri feodalizm der vs vs..!
Asırlardır İSLAM yada KURAN bir devlet yönetim biçimi olarak algılanmış , algılanmaya çalışılmıştır hala da öyle
olmaktadır ve en büyük darbeyi buradan vurmuşlardır..! Çünki bu yollarla toplumlarına aşılama yapan insanlar , bunun
arkasından kendilerine RANT sağlamışlardır.. Misal ; şuan İRAN İSLAM CUMHURİYETİ denilen şerr topluluğu
MOLLALARIN elindedir ve bütüne yakın süper marketler , akaryakıt noktaları , şunlar bunlar MOLLALARIN eline
geçmiştir.. Halkın çoğunluğu her türlü fakirliği yaşarken bu MOLLALAR zenginlik içindedirler...!
İŞTE bu yüzden , bizimle DİN DİYALOĞUNA girecek olan insanlar , belli bir zamandan sonra şunu görmeliler ; KARDEŞ
, BİZ devletin rejimi ile uğraşmıyoruz , herhangi bir rejimle de uğraşmıyoruz ,
BİZ bir hukuk sistemi ortaya koymuyoruz..!
BİZ KURANDA şunu gördük ; her bir ayet , kureyş suresi olsun , fil suresi olsun , tin suresi olsun , nuh tufanı olsun ,
süleymanın mülkü olsun vs vs hiç fark etmez , BUNLARIN HEPSİ , TEK BAŞINA BİLE KALSAN senin iç dünyanda ,
kafa yapında ki RUHSAL DEVİNİMLERDİR..! Çünki seni yaratan bir ALLAH var ve diyorki ; ben bu insanı yarattım , bu
insanı doğru yola nasıl çekebilirim , doğru yola çektiğimi de doğru yol üzerinde nasıl tutabilirim ki cennetini ve birlikte
olacağı RABBİNİ sağlam şekilde inşa edebilsin..!
Gel gör ki , KURANda anlatılan o kadar olay , şekli olarak gerçekleşirken aynı zamanda bir insanın İÇ DÜNYASINDA
CEREYAN EDECEK ŞEKİLDE birbiri ile entegre edilmiştir , bu işin MUCİZESİ DE zaten buradadır..
Misal , düşünün ; Ashabı Kehf üç yüz sene yatıyor , dokuza ziyadeleşiyor..! Şimdi şu soruyu soralım ; ALLAH BURADA
NEYİ MURAD EDİYOR ? DERDİ NEY ? On tane adamı mağaranın içerisine atıyorsun , üç yüz sene sonra
uyandırıyorsun.. Dert nedir ki burada?
Çünki öyle yapması gerekiyordu , üç yüz kavramlarının rakamsal karşılıklarına KURANda baktığın zaman “KEHF
ÖRNEĞİNİ” şekli olarak vermek zorundaydı..
Geçmişten bir olay anlatılıyor ve bu anlatılan olaya öyle bir MANA yükleniyor ki , o dönemde çift anlamla şekil ve mana
üzerinden tariflendiriliyor , o dönemden önce ve o dönemden sonrada yani bugün için ve gelecekte de İNSANLARIN İÇ
DÜNYASINDAKİ , RUHSAL DEVİNİMLERİ İFADE EDEBİLECEK ŞEKİLDE entegre ediliyor ve
EVRENSELLEŞTİRİLİYOR..! Müthiş bir zeka ile karşı karşıyayız..!
Bedirde savaşılıyor , İbrahim ateşe atılıyor , Nuh gemi yapıyor her şeyi içine bindiriyor diye sen bunları okuduğun zaman
şekli olarak olmuuuş bitmiiiş hükmünde bırakıyorsun.. Halbuki bunlar , senin iç dünyanda meydana gelen şeylerdir abi,
senin yaşantında , kafanda, HAYATINDA , DAVRANIŞLARINDA bunların hükmü söz konusu , bunlar yönetiyorlar seni..!
İlk insanlar yaratıldığından beri İbrahim , İsmail ile kabenin duvarlarını yükseltiyordu , nuh gemi yapıyordu , musa asasını
atıyordu vs vs vs , belki bunlar şekli olarak 10 milyon sene sonra ortaya çıktılar..
Adamlar bir takım ayetlere verdikleri manalara istinaden ellerinde silah , bellerinde bomba İNSANLARI
KATLEDİYORLAR..! Ve bunu , ALLAHIN AYETLERİ adına yaptıklarını söylüyorlar..! Hayır , böyle bir şey yok.. Sizin bu
yaptıklarınızı Nuh niye yapmadı ? Salih niye yapmadı ? İsa niye yapmadı ? Musa niye yapmadı ? Onlara gönderilen DİN
ile sana gelen DİN farklı mı yoksa ? Ayetler adına insanlığı katledenlerin bakış açıları yanlıştır..!
Misal; Muhammed içindedir , içinde.. O , senin içinde bir duygudur , bir hissiyatın adıdır , sadece Mekkeye gelmiş ve
ölmüş bir insan RESUL değildir..! Muhammed kavramının , şekli Muhammede ek olarak bir hissiyat , duygu yani
FEDAKARLIK olduğunu anlatamadık gitti..!
KABİR`e girilmiş , bir türlü işitilmiyor..!
Okuyun bi yazılanları , içeriklerine bir bakın..Tek başımıza kaldığımızda ALLAHIN RESULLERİ bizim neremizdeymiş ,
nasıl oluyormuş sadece düşünün yav.! İÇİMDEDİR diyemiyor çoğu kimse , nasıl bir iştir bu ? Yüzlerce soruya cevap
olacak şu İÇİMDEDİR manasını diyemiyor adam , pes diyorum bazen yazışırken muhatablarıma , bukadar DAR
BAKIŞLI olamaz diyorum bu insanlar..!
YALNIZCA KURAN demek kolay mıymış ? Eklemelerle , çıkarmalarla YALNIZCA KURAN deniliyormuymuş ? Eminim ,
bir çok ayet mealini tefsirini okurken kendileri dahi bunu dediklerine inandıramıyorlardır!
Bi İÇİMDEDİR dese , görecek neler olacak.. 19 sistemi çökecek , Resullük iddiasında bulunanların iddiaları çökecek..!
İçimizdeki Muhammedin bir hissiyatın adı olduğunu kabul edersen ve sonrasının da olduğunu kabul edersen , bizlerden
de Salih kul olur resul olmaz dersen , bu noktada RESULLÜK iddiaları ve kabulleri komple güme gidecek..! Sıkıntı
burada , bunun farkındayız çoğu kişi için..
İŞTE bu vb sebeplerden dolayı diyoruz ki , bu bir REJİM KİTABI değildir , psikososyo davranış paterlerinin tanımlandığı
bir MANAYA sahiptir..! Ama insanlar şekle tutunup aldanmışlar..
Misal; yetimler hakkında korkarsanız size ait olanlardan 3 er 4 er tane alın deniliyor. Ulan YETİMDEN NİYE
KORKAYIM.? Sokakta bir tane yetim gördüm babasız bir çocuk, dönüp arkamı kaçacak mıyım?
Yine misal ; Sakıb Sabancı öldü. Oğlu milyar dolar servete kondu..! Ben asgari ücretle çalışan bir adamım ve bana
deniliyor ki YETİME hakkını ver ! Ulan yetim dediğine bir bak , milyarlarca dolar serveti parası var..! Ben evime zor
ekmek götürüyorum kalkıp bir de buna HAK vereceğim öyle mi ?
Yine misal ; zina suçuna 4 şahit getirin diyor..! Adama diyorum ki , benim bir tane şahidim var oda Muhammed a.s. Şimdi
adam şunu mu diyecek , kardeşim bir şahitlik geçerli değil , Muhammed dahi olsa ayetin hükmünü çiğneyemeyiz dese ,
Muhammedin inanılırlığı eminliği nerede kalacak ? İşe bak ; Muhammedin eminliğine dayanarak cevap verse ayeti
çiğneyecek , ayetteki 4 şahite göre karar verse Muhammedin eminliğini çiğneyecek İŞTE başla sorgulamaya ; DÖRT
:)
ne abi ?
DÖRT ; sana menfaat sağlayan şeydir.! Bir karar vereceğin zaman , sana menfaat sağlayacak bulguları bir araya
getireceksin yav. Bu bir kişide olur , kamera kaydı da olur , dna testide olur aklına sana menfaat sağlayacak ne gelirse..!
Buradaki dört rakamının anlamını bilmezsen , işte ne hallere düşeceğini gör..!
Şu soruyu da sorun korkmayın ; Ey Allahım , Sen , ASHABI KEHFten ne istedin, 300 sene uyuttun adamları , amacın
neydi ki ? Bizi niye uyutmuyorsun yada biz niye uyuyamıyoruz ?
2/214`te Allah'ın yardımını isteyen insanlar var. Onları da uyutaydın da 300 sene sonra çıkaraydın ya , neden böyle
yapmadın ? Ashabı Kehfin torpili mi var ki ?
Sorun arkadaşlar sorun , ALLAH İLMİNE GÜVENİYOR korkmayın..! Burada bize , bizimle alakalı bir şey deniliyor , işte
bizler bu denileni bulacağız..! Anlatılan her şekli olay , bir insan olarak senin içinde , hissiyat aleminde zaten
yaşanılıyor..!
Kul ya eyyuhen nas “ deki ey insanlar , ben hepinize gönderilmiş olan Allahın Resulüyüm”..! Muhammedi sadece beşer
olarak alırsanız eğer ; Muhammed Mekke döneminde geldiğinde , bütün insanlara gönderildiğini söyleyen bu peygamber
, 15 bin km ötedeki bir Güney Amerika kabilesine nasıl gönderiliyor ? Bunların Muhammedten ve peygamberliğinden
haberi var mı abi ? Var mı cevap bu soruya ? Asırlardır KURAN ile cevap verilememiş bu soruya.. Peki cevap ney ?
CEVAP ; Muhammed içimizdedir..! Bu kadar , bitti..Yüzlerce çıkmazda olan soruya cevap işte budur..! İ-Çİ-MİZ-DE..!
Mekkede ki Muhammed gelmeden öncede zaten MUHAMMED vardı , şimdide var , sonra da olacak..! FEDAKARLIĞIN
olduğu her yerde MUHAMMED var olacaktır , bitti
SORU
Ben ölümden sonra da bir hayatın olduğuna inanıyorum Buna göre Ölümden sonra KABİR AZABI yada KABİR
CENNETİ var mı?
CEVAP:
Sorunuzu SİZ ölümden sonra da bir hayatın varlığına inanan kişi olduğunuzdan size özel cevaplayacağım
Dünya hayatı devam ederken Rabbilalaemiyne göre insanlar başlıca 3 sınıfa ayrılırlar
1) Allahın yada rabbilalaemiynin SEVDİĞİ insanlar. Bunlar:
El muttakıyn , Essabiriyn , El mutevekkiliyn, El Mutetahhiriyn, El muksitiyn, El muhsiniyn , Ettevabiyn ve El muttahhiriyn
dir.
Hayat devam ediyorken Bu ünvanlardan birine sahip olan bir insanda diğer ünvanlar da VARMIŞ gibi hesap edilir. Eğer
bir insan, yaşadığı hayatta yaptığı hayr ve fedekarlıklarla bu ünvanlardan en az birine sahip olarak ölürse bu insanın
KABİR hayatında tekrar diriltikten sonra dahil edileceği ŞEKLİ cennette yine ŞEKLİ olarak tadacağı yada tattırılacağı
nimetlerin MANA olarak tatıması sağlanır. Yani hiç uyanmak istemeyeceği bir düş yada rüya hissiyatı içine sokulur
2) Allahın yada Rabbilalaemiynin SEVMEDİĞİ insanlar. Bunlar
El kafiriyn, Ezzalimiyn, El ferihiyn, El hainiyn, Effakın esiymin, Muhtelin fahuran, El mütekebbiriyn dir
Hayat devam ediyorken Bu ünvanlardan birine sahip olan bir insanda diğer ünvanlar da VARMIŞ gibi kabul edilir. Eğer
bir insan yaşadığı hayatta yaptığı zulm küfr ve isyanla bu ünvanlardan en az birine sahip olarak ölürse bu insanın kabir
hayatında tekrar diriltikten sonra dahil edileceği ŞEKLİ cehennemde yine şekli olarak tadacağı yada tattırılıcağı azapları
MANA olarak tatması sağlanır. Yani Uyanmak isteyip de asla uyanamayacağı bir düş yada rüya hissiyatı içine sokulur
3) Allahın yada Rabbilalaemiynin ne SEVİYORUM ne de SEVMİYORUM dediği ünvanlar. Bunlar.
El muslimiyn, El muminiyn, El munafıkıyn, El fasıkıyn ,El kafirune, Ezzalimune, ve diğerleridir.
Hayat devam ediyorken bu ünvanlardan en az birine sahip olan bir insanda diğerleri de varmış gibi HESAB edilmez. Bu
insanlar için Kabir ne CENNET ne de CEHENNEM hükmünde olacaktır. sadece Sıradan bir uyku moduna dahil
edileceklerdir.
Akıllı olan bir adam odur ki, dünya hayatı devam ediyorken kendini Allahın yada rabbilalaemiynin sevdiği ünvanlar
listesine adını yazdırır. Bu yazdırımda BAŞAKTÖR muhammed hissiyatıdır. Çok iyi bir insan olabilirsiniz. Ancak allah
yada Rabbilalaemiyn sizde hem EYLEM ve hem de SÖYLEMlerinizde MUHAMMEDi yani FEDEKARLIĞI istikrarlı bir
şekilde görmedikçe asla ve asla sizi dünya hayatı devam ediyorken sevdiği insanlar yada ünvanlar arasına dahil
etmeyecektir
3/31: deki allahı seviyorsanız BANA UYUN Allah da sizi sevsin.
Sevgili Dostlarım: Ayetin son kısmındaki ''allah da sizi sevsin'' cümlesine dikkat ediniz. ve buraya ''Allah kimleri sever?''
şeklinde bir soru sorunuz. Cevabı Bu çalışmamın başında istifadenize sunulmuştur.
Muhammed öylesine kuvvetli ve kudretli bir hissiyattır ki eğer kişi kendini bu hissiyata teslim ederse hem DÜNYAsı hem
KABİRİ ve hem de AHİRETi CENNEte dönmektedir.
Bu yüzden MUHAMMEDÜN RESULULLAH cümlesini söyleyebilmek ve ÖZELLİKLE de içeriğini de yapabilmek insanın
nefsine çoook ama çook ağır gelir
94/1
ELEM NEŞRAH LEKE SADREKE
''SADRın ŞERHi'' yani '' Göğsün genişletilmesi'' 6/125,39/22
MUHAMMEDİN GÖĞSÜNÜN GENİŞLETİLMESİ
HİSSİYATIMIZ
Sevgili Kuran dostları
Kitaptaki her bir deyim Fiziksel yada şekilsel içerği önplanda olacak şekilde bizlere tevil ve Tasvir edilmez . Bu Şekilsel içerik
üzerinden bizlerin insan olmamız dolayısyla bir nevi hissiyatımız/ ruh halimiz/ maneviyatımız tasvir ve tevil edilir. Bu şekildeki
yaklaşıma ''AYETLERİN TEDEBBÜR'' edilmesi denilir ve kitab içindeki ayetlerin eğer anlaşılmaları isteniyorsa tedebbür edilmesi
özellikle 38/29 da farz kılınır.
Eğer ayetler tedebbür edilmeden Düz mantık ile yani ŞEKLİ olarak anlaşılmaya çalışılırsa bu durumda 39/22 e göre ''Ben
Muslumanım'' yada '' Allah bana islamı nasip etti'' diyen herkesin doğru söyleyip söylemediğini yada samimi olup olmadığını
anlamak için onun GÖĞÜS KAFESİnin bir MEZURA ile ÖLÇÜLerek Müslüman olmadan önceki hali ile karşılaştırılması ve
müslüman olduktan sonra GENİŞLEMİŞ mi Genişlememişmi? Eğer Genişlemiş ise ne kadar genişlemiş, kontrol edilmesi gerekir.
Bunu MEZURA dışında Göğüs kafesinin MR ını yada filimini çekerek de anlayabilirsiniz. Bu durumda bir GÖĞÜS
HASTALIKLARI UZMANI bulundurmanız gerekir.
Bizlere DUBURCU yada SAPIK diyen insanların ayetleri anlamada TEDEBBÜR şartını görmezden gelmeleri bunları kendi kuran
anlayışları içinde çelişkiye düşürür. İşte Çelişki üreten konulardan biri de 6/125 ve 39/22 de ''SADRımızn ŞERH ''edilmesi yani ''
göğsümüzün genişletilmesi'' yada 98/1 re göre '' Muhammedin sadrının şerh edilmesi''yani ' Muhammedin göğsünün genişletilmesi''
cümlesidir.
Sevgili Dostlar
Bir insana HAYR yada FEDEKARLIK adına bir bilgi/ ilm/Buluş/Teknik göstermek yada anlatmak istiyorsanız önce onun bunu
kaldırıp kaldıramayacağına dikkat etmeniz gerekir. Eğer kaldırabilicekse yada kaldırabiliyorsa bu kişinin Yüreği Geniştir. Bu kişi
Geniş perspektif sahibidir. İşte bu durumda bu kişi için tanımlananan Hissiyata SADRı ŞERH olma denilir. Eğer bir insan Bencil
değil de paylaşımcı ise bu kişi 39/22 e göre NUR üzeredir. Böyle olunca bu kişilerin söylenilen sözü yada verilen görevi yada
sorumluluğu '' kaldırma kapasitesi'' de artar. İşte buna sadrın şerhi denilir.
Muhammed Fedekarlık hissiyatının adıdır.Bu hissiyatının bir insana hakim olması durumunda bu hissiyat 98/1 de muhatab alınır ve
ona '' kaldırma kapasitesinin artık arttırıldığı '' belirtilir. Böylece bu hissiyatın hakim olduğu kişi daha çok bilgiyi daha çok
sorumluluğu daha çok çalışmayı kaldıracak hale gelir yada getirilir İşte bu belirtme ayette '' elem neşrah leke sadreke'' olarak ifade
edilir.
Fedekar olmayan insanların yüreği geniş değildir. Hemen alınırlar, KALDIRAMAZLAR. Bu tür insanlardan özellikle ne idareci ne
de yönetici olur
Soru.
Kuranı en iyi anlayan Muhammed olduğuna göre onun kendi dönemindeki uygulamalarını neden SÜNNET adı altında
referans olarak alamıyoruz?
Cevap:
Kuranı en iyi anlayanın Muhammed olduğu doğrudur. Ancak bu cümledeki ''Muhammed'' deyiminin kurani manası öncelikli olarak
Tarihte yaşamış ve ölmüş ve bir ŞAHSİYET olan Resul Muhammedi değil Bunun üzerinden zaman ve mekan farkı olmaksızın tüm
insanlarda evrensel olarak bulunan bir hissiyatı tanımlar ki bu hissiyatın adı da fedekarlıktır.
O halde Kim ki Bir işe yada mesleğe ondan hayr görme amacı ile yaklaştığında ve bu işin yada mesleğin içyüzünü/hissiyatlarını
öğrenmek istediğinde ve bunun için de fedekarca çalışması gerektiğini anladığında işte bu andan itibaren bu kişiye hükmeden
hissiyata Muhammed, bu hissiyatı aracılığı kişin öğrendiği bu işin içyüzüne KURAN denilir.
Bir şeyin İÇYÜZÜ anlaşıldığında anlaşılan şeyin adı KURAN dır. Bu tanıma Allahın indirdiği kitap da girer. Ancak bunun Hayatta
uygulanış şekli kişiden kişiye coğrafyadan coğrafyaya yada kültürden kültüre değişebilir.
Şahsiyet yada Hissiyat Muhammedin Kitap içindeki Kuranı doğru anladığını KESİN olarak kabul ediyoruz. Ancak tarihte Şahsiyet
Muhammed bu anladıklarını kendi kavmine kavminin kültürüne/coğrafyasına/algısına uygun bir şekilde uygulaması ona Allahın
emri olmayıp bu uygulama şekil itibarıyla kendi tercihi hükmünde olmuştur. Bir şeyin ŞEKLEN uygulanışının Allahın EMRİ olması
başka bir şeydir kişinin yada kavmin tercihi yada seçeneği olması ayrı bir şeydir.
Bizler de İç dünyamızdaki hissiyat Muhammed aracılığı ile Kuranı anlarız. Ancak bu anladığımızın hayatımızdaki uygulanışının
ŞEKLİ kısmına Muhammed karışamaz/mudahil olamaz. Bu konuda bizlerin tercihi ile onun şahsiyet olarak kendi yaşadığı
dönemdeki tercihi birbirini tutmak zorunda değildir. Alemlerin Rabbi kriterlerine uygun olduğu sürece onun uygulamalarının ŞEKLİ
kısımıarı da doğru olur. Bizim uygulamalarımızın Şekli kısmı da doğru olur. Ne onun bize ne de bizim ona bu noktada tabi olmamız
gerekmez.
Çünkü İslam MANADA VAHDANİYET(BİRLİK) ŞEKİLDE İSE GÖRECELİK VE ÇEŞİTLİLİK esasına dayanır
SORU:
Resullerin tarihte yaşamış BEŞER kısımlarına EK olarak Bizim HİSSİYATlarımızın da adını taşıdığını söylüyorsunuz. Bu
iddianızı herkesin okuyup ve düşünüp anlayabileceği şekilde basitçe kurandan delillendirebilirmisiniz?
CEVAP:
19/28
HARUNun UHTEsi MERYEM
Sevgili dostlar.
Resul HARUN ile MERYEM arasında 2300 sene var. Bu halde iken Meryem için nasıl harunun kızkardeşi denilebilir? haydi
diyelim ki bunu söyleyenler APTAL. Peki allah nasıl olurda bunların aptallığını kendi kitabında konu edinir?
Sevgili Dostlar:
MERYEM allahı razı eden tüm İŞlerdir
HARUN hayr içerikli olmak kaydıyla İSTİKRAR melekesidir
UHTE ise bir işe seninle aynı anda başlamayan yada bu işi sizinle aynı anda bitiremeyen kişilerdir.
O halde Meryem için harunun kızkardeşi denilirken bilinen manada harun ve meryem kastedilmez. Eğer NAMUSUNUZ konusunda
istikrarlı iseniz ve günün birinde bu istikrarınızın SEKTE ye uğradığı düşünülürse size de bu konuda HARUNUn kızkardeşi denilir.
Gerek Meryem ve gerekse resul Harun kuranilminde BİRİNCİL manada BEŞER kısımları önplanda tutularak izah edilmez. Ancak
beşer kısımları yok da sayılmaz. Bunların BİRİNCİL manaları hissiyat alemimizi tasvir etmekte kullanılır. Eğer BEŞER kısımları
önplanda yada tek başına kullanılarak anlaşılmak istenilmede ısrarcı olunursa bu durumda arasında 2300 sene bulunan meryemin
nasıl olur da harunun kızkadeşi olarak izah edilmişliğinin mantıklı izahatı yapılamaz. Sonra da KURAN MUBİYN diyerek ortalıkta
gezinir ve böylece REZİL olursunuz.
Meryem ve Harun hissiyatlarına itaat yada ittiba edenlere selam olsun
4/34
ERKEKLER KADINLAR ÜZERİNDE YÖNETİCİ OLMASI GEREKLİLİĞİ HİSSİYATIMIZ
Bu ayette geçen ERRİCAL deyimi “elif lam ra” dizilimine uygun yazıldığı için lisani ERKEK anlamından vazgeçilmelidir.
Bunun dubur anlamı ise ; yaşadığın toplumda elde edilecek yada edilmiş olan konumdur.
Bir deyim tıpkı 4/34`de ''errical '' deyiminde olduğu gibi başına bir tamlama almadan çıplak “elif lam” takısı alıyorsa bu
deyim amaç edilmiştir ancak henüz ulaşılamamıştır , anlamı verir.
NİSA deyimi , Kuranda ''kadın'' anlamında kullanılmamıştır.
Nisa ; İŞ-ÇALIŞMA`dır..bunları daha önceki derslerimizde görmüştük.
4/34`te bir insan önce kendisine bir hedef belirler , sonrada buna ulaşmak için gayret sarfeder.İşte buradaki hedef RİCAL
, gayret ise NİSA`dır.
Ayetin de belirttiği üzere tabii olarak AMAÇ (rical) , GAYRETin yani nisanın üstündedir.
Nisada bazen başarısız olabilirsin ama amacından vazgeçmemelisin.İşte bu ayette amacına ulaşmak için sahip olduğun
nisanın yani gayretin çabanın sahip olması gereken özellikleri verilecek , bunlar ;
1) Fessalihatü ; yani sağlamlık.İşini sağlam yap yada yaptırt..
2) Kanitatün ; işine bağlı ol , ona nikahlan (ibrahim melekesi)
3) Hafizatün ; işini kontrol ederek , koru yada koruyarak kontrol et.
Çünkü Allah`ta kendi işlerini bu şekilde kontrol edip koruyor.
Bu tür kontrol mekanizmasına KİRAMEN KATİBİYNE denilir 82/10,11..
Yani yaptığın işleri kayda al.
Bunlar yapılmasına rağmen işlerinin TERSine dönmesiyle hayatında NİSA ve RİCALin yer değiştirmesine yani
birbirlerine KARŞIT olmasına da bu ayette NUŞUZ denilmiş ve bu durumda senin yapman gereken şey , artık amacına
ulaşmak değil sermayeyi , günü kurtarmak olacağında , bu konuma da ''VELLATİY'' denilmiştir.
İşte böyle bir durumda yapılması gereken şey , psikolojini sağlam tutmaktır.
Allah`ta bu ayette bize böyle bir durum için önerilerde bulunuyor ;
1) Feizuhünne ; yani HÜNNEyi vaaz edin yani kendinize bir daha dene , başarabilirsin yapabilirsin deyin.
2) VehcürüHÜNNE fiylmedacıdi ; Bu deyim yataklarda yalnız bırakın diye tercüme edilir..Oysa manası ; tekrar kazanma
duygusunun (hünne) hayatınıza hükmetmemesini sağlayarak sosyal hayatınızın devam etmesi yönünde bir telkindir.. 3)
Vadribuhünne ; tekrar kazanma duygusunu yapacağın işlerde ön plana çıkarın..
4) Fein etaneküm ; yani eğer işlerinizi tekrar yoluna koyarsanız bu durumda bu telkinlerden vazgeçebilirsiniz.
Bu kadar telkin ve tedbire rağmen yine başaramayacağınızdan korkup ta işi bırakma (şikak) noktasına gelirseniz , bir
zamanlar yine gayret göstererek başka bir hedefe nasıl ulaştığınızı düşünün..
Geçmişte bir iş için gösterdiğiz gayretinizi (nisa tarafından hakem) ve ulaştığınız amacı (rical tarafından hakem)
düşünerek , kendinizi KETleyin ve şu anda ters giden bu işiniz için de motive olun..
ÖRNEK ; 5.ci sınıfta sürekli Matematikten zayıf alan ve artık umudunu yitiren ve daha da matematik çalışmayacağını
söyleyen oğluna ''haydi oğlum sen 4.cü sınıfta iken matematikte süperdin yine süper olabilirsin'' dediğinde yaptığın şey
4/35`in tevilinden başka bir şey değildir..
Bu ayette kadın-erkek ilişkisi anlatılmaz..İŞ ve BAŞARIYA ulaşma tekniklerinden bahsedilir.Bu ayetin kişinin hayatında
yer edinebilmesi için evli bir erkek olmasına gerek yoktur.Tek başına bile olsa bir insanın işini nasıl yapabileceği ve
başarıyı elde etmede karşılaşacağı muhtemel zorlukların nasıl üstesinden gelebileceği ve başarıyı nasıl yakalayabileceği
anlatılır
ALEMLERİN RABBİ
Alemlerin Rabbi Evreni kontrol ve koordine eden ve istihbarat toplayan ve en önemlisi de insanın akıl ve mantığıyla
çözülebileceği bir hale getirilmiş olan özel bir sistemin adıdır.
Huzur ve Cennet ancak ve ancak bu isteme entegre olarak düşünen ve yaşayan ve bunun mücadelesini yapan insanlara
bahşedilir.
Bu konuda Alemlerin Rabbi insanı yalınız bırakmamış her bir insanın içine/gönül dünyasına kendisine ait RESULlerini
yani iYİLİK HİSSİYATLARını yerleştirmiştir. Bunlara itaat ve ittiba edilmedikçe kişinin sisteme entegre olarak yaşaması imkansız
olacak ve bu durumda kişi Alemlerin Rabbi tarafından AKİBET ve AHİRET şeklindeki iki kademeli bir SON ile cezalandırılacaktır.
Günahlarının bağışlanması yada Cennet beklentisi ile HAYVAN KATLETMEK Alemlerin Rabbine aykırıdır. Kimin malını kime
karşı kesiyorsunuz?
Eğer varsa günahınız bu sizinle inandığınız yaratıcı arasındadır. Bunu telafi etmek için Masum bir hayvandan ne istiyorsunuz?
Hissiyatların için KURAN a yaşam şeklin yada tarzın yada stilin için Alemlerin Rabbine sımsıkı sarıl.
Yani Hayatını nasıl yada nerede yada ne şekilde yaşarsan yaşa.
Bırak sana İçindeki İyilik hissiyatları hükmetsin
Hayatın akla mantığa ahlaka vicdana tutarlılığa evrensel insani değerlere ve ekolojik dengeye uygun olsun.
İşte herşeyin özeti bu
Yoksa hayatta herşey sana YABANCI olur. Kendini bile tanıyamaz hale gelirsin. Bu da senin HELAKınla yok olmanla
sonuçlanır
33/67:
''Ve kalu rabbenaaa İnna eta'ana sadetana ve küberaena feedelalunessebiylü''
BÜYÜKLERİMİZE /ŞEYHLERİMİZE /İMAMLARIMIZA/LİDERLERİMİZE İTAAT ETME HİSİYATIMIZ
ONLARIN BİZİ YOLDAN ÇIKARMASI HİSSİYATIMIZ
Sevgili Dostlar.
Kuranilminin birincil gayesi insanın hissiyatlarını tanımlamak ve bunları yine insanın LEHİNE olabilecek şekilde İbliysin
telkinleri karşısında tahkim etmek -sağlamlaştırmaktır. İşte bu ayette bu sağlamlaştırmayı yapamayanların düştüpü
vaziyet anlatılmaktadır. Burada İbliyse ait 2 türlü Telkin söz konusudur.
1)Sadete: Mealler bunu ''büyüklerimiz'' diye tercüme ederler. Oysaki bu deyim Kitapta geçen ''SEYYİD'' deyiminin
çoğuludur. Lütfen Seyyid deyimi için 12/25 e gidiniz.
Sadete-seyyid-esved-müsvedde deyimleri de bu deyimin yan türemeleridir.
Seyyid deyimi bir insanın kendini haklı çıkarmak için kullandığı her türlü lisandır. Bunun içine yükses sesle konuşma ,
Kendinden emin konuşma , ağlayarak konuşma ,kendini acındırma gibi gayretler bu kişi muhatabı karşısında SEYYİD
hükmüne sokabileceği gibi eğer muhatabın da bunların etkisinde kalarak sana muamaele ederse bu durumda o da
SEYYİDleşir.
Sevgili Dostlar: Seyyid olmak Kötü bir şey değildir. Eğer hakikaten Davanızda yada konumunuzda HAKLI iseniz
kendinizi haklı çıkarmak için bilerek yada istemdışı bu yola tevessül edebilirsiniz. ANcak ya HAKSIZ iseniz? İşte bu
durumda bu yola tevessül ederseniz sizin SEYYİD olma girişiminiz SADETE- MÜSVEDDE olmakla sonuçlanır. Kıyamet
gününde Cehennme gidecek olan insanların Yüzlerini MÜSVEDDE kaplar. 39/60. Yani Haksız olmalarına rağmen
ağlayarak sızlayarak kendilerini yerden yere atacaklar ve böylece allahı ikna etmeye çalışacaklardır. ANcak bu çaba
nafile olacaktır. 39/60.
İşte Sevgili dostlar : Eğer bir insan HAKLI olarak kendini yere atar ve ağalayarak kendini savunursa bu durumda sahip
olduğu haleti ruhiyye ye SEYYİD, Ama HAKSIZ olduğunu bike bile SHOW yapmaya kalkarsa bu durumda bu kişiye
hakim olan haleti ruhiyyeye ise SADETE denilir.
O halde Dünya hayatında HAKSIZ olduğu ortaya çıkmasına rağmen bunu kabullenmeyip te karşı tarafı ikna etmek için
Sadete ye itaat edenler İşte 33/67 de bu özelliklerini İTİRAF etmektedirler. Cehenneme gidecek her insan ZUNUBUNU
yabi günahlarını İTİRAF edecektir 40/11.
2)Küberaena: Mealler bunu ''ileri gelenler'' diye tercüme ederler. Oysa KEBİR-KİBİR-KÜBER-KEBAİRE deyimleri bir şeyi
Büyütmektir.
Hani deriz ya ''üff olayı da amma büyüttün ha'' yada ''canım bunu bu kadar büyütecek ne var? Alt tarafı bir cam kırılmış''
İşte bu şekildeki Büyüttmeye KEBİR deilir Mi,sal olarak 4/31 ve 53/32 de meallaelndirme yapılırken ''Büyük günahlar''
diye bir çeviri yapılmıştır. Oysaki günahın yada nehyin büyüğü küçüğü olmaz. Herhangi birinin BÜYÜTÜLMESİNDEN
sakındırılma esas alınır. Yani herhangi bir günah işlemeyi aklınıza koymamlısınız Eğer akılnıza girmişse amele
dökmemelisiniz eğer Amele de döktüyseniz Kimseyer duyurmamalısınız. İşte bu sürece KEBAİRELİSMİ denilir. Yani
''hatanın neresinden dönerseniz orası kardır''.
İşte Dostlar: Bir insanın HAKSIZ olmasına rağmen kendini haklı çıkarması için yaşadıkları olayları büyütmesi onu
KÜBERAENA konumuna sokar. Buna bu şekilde KANAN aldanan da KÜBERAENA konumana girer.
Eğer bir ortamda işler Bu şekilde yürüyor ve insanlar bu şekilde amaçlarına ulaşabiliyoralarsa bu durumda bu konum
insanların böyle davranmalarını motive eder. Yani Ortama kişiye cemiyete topluma ''el etek öp,ağla, sızla MALI GÖTÜR''
zihniyeti hakim olmuşsa İşte 33/67 de hem bunu yapanlar ve hem de buna zemin hazırlayanların Çekişmesi konu edlir.
O halde Eyy kul:
Haklıysan sonuna kadar mucadele et. Ağla sızla kendini yırt. Ama eğer HAKSIZsan sakın bu yollara tevessül etme ve
asla da tevessül edilmesine izin verme.
Bunun dışında bilinen manada ilmde yada takvada yada siyasette kendinizden büyük yada ileride olduğuna inandığınız
''Büyüklerinize'' itaat etmede ,peşlerinden gitmede yada onlara tabi olmada eğer bu 'Büyükler'' Alemlerin Rabbi
kapsamında olurlar yada kalırlarsa ve burada oldukları yada kaldıkları ve bu konuda sıkı denetlenebilinirlerse
peşlerinden gitmede yada onlara tabi olmada hiç bir sakınca yoktur ve olmayacaktır.
Pir sultan abdalım sürem bu yolu
Murşidi Kamilin olmuşam kulu
İster yağmur yağsın isterse dolu
Nidem ben ummana daldıktan sonra
Kitabı anlamada Şeytanın size kurduğu en büyük tuzak ayetlerin içine ayetlerin şekli yazılımlarının orjinalinde olmayan
deyimleri sanki orada varmış gibi manalandırmanızdır.
Örnek:
Laaaa İkrahe fiyddiyn : Dinde ikrah yoktur.
Soru:Hangi dinde yoktur?
Cevap : islam dininde/Allahın dininde
Soru : Ayet içinde ''İslam '' yada ''Allah'' deyimi var mı?
Cevap : YOK
O zaman güzel kardeşim niye bu deyimler o ayette sanki varmış gibi manalandırıyorsun?
Sen kitabı Böyle mi Anlıyorsun?
24/3
ZİNA EDENLERE 100 DEĞNEK VURMAMIZ GEREKTİĞİ (100 CELDE İLE CELDELEME ) HİSSİYATIMIZ
100 CELDE İLE CELDELEME HİSSİYATIMIZ
Sevgili Dostlar
Bir insana işlediği suçtan ötürü suçun mahiyetine uygun bir şekilde bir ünvan ile seslenmek ona bu ünvanı yakıştırmamız fıtri
hissiyatlarımızdandır
Alçak Adam
Şerefsiz
Namussuz
Kafir
Hırsız
Yalancı gibi daha burada sayamadığımız binlerce yakıştırma bu yakıştırmanın karşı tarafta yerini bulması şartıyla fıtri
hisiyatlarımızdan sayılmış ve normal karşılanmıştır.
Ancak bunu yaparken CELDElemeyi 100 rakamı hissiyatına uygun bir şekilde yani eksiksiz ve tam olarak yapmamız gerekir.
CELEDE-CULUD-CİLD deyimlerinin lisani arabi manası bir insanın DERİsini tarif eder. Kurani manası ise SINIFLANDIRMA
yana KATEGORİZE ETMEdir
O halde kim bir haksızlığa şahit olursa bunu yapana bir takım yakıştırmalar yapacaksa işlenilen suçu ve suçluyu tam bir tahkikat
yaptıktan sonra bunu yapmalıdır. İşte buna 24/3 de ZİNA EDENLERİ 100 CELDE ile CELDELEME denilir.
Bu ayette YÜZ DEĞNEK VURMA diye bir mana yoktur. Bir müslüman yada erdemli bir insan böylesi bir yakıştırmayı yani zina
edenlere şahit olduğunda zaten her zaman yapıyor. Nikahı olmadan ve uluorta yerlerde öpüşen gençleri gördüğünde
''AHLAKSIZLAR'' dediğimiz zaman bunları o anda zaten 100 celde ile celdelemiş oluyoruz
24/3 her zaman hayatımızdadır.
Sakın olaki
Yahudi
İsrailoğlu yani Beniyisrail
Ehli kitap yani Kitapehli kavramlarını birbirine karıştırmayınız yada bunları birbirine DENK olarak algılamayınız
Bu 3 kavram da İlk yaratılan insan da dahil olmak üzere tüm insanlarda Evrensel olarak bulunan hissiyatı tanımlar
ARZI MUKADDES
İşiniz istediği kadar zor olsada onun en kolay yada en zayıf tarafından başlama gereği duyduğunuzda ARZI
MUKADDESe yani KUTSANMIŞ YERe girmiş olursunuz .
Hayr ve insaniyet adına bulunduğunuz en son konum itibarıyla başlangıç konumuna göre ilerleme gösterdiğinizde yada
bunu amaç edindiğinizde size hükmeden hissiyata BENİYİSRAİYL yani İSRAİLOĞLU denilir.
İşte bu ilerlemeyi göstermek için İşiniz ne kadar zor olsa da önce ARZI MUKADDESe girin .
İşinizin
Sorularınızın
Sorunlarınızın çözümünde
Önce kolay tarafından başlayın. Böylece MUSAnın EMRini yerine getirin.
ARZI MUKADDES Yahudilere Alemlerin Rabbinin vaadettiği topraklar değildir. Tüm insanlar için evrensel mahiyette tanımladığı
ve adına da KURAN dediği bir hissiyatımızdır
5/3
EL YEVME EKMELTÜ LEKÜM DİYNEKÜM
VE RADIYTÜ LEKÜMÜLİSLAME DİYNEN
''BUGÜN DİNİNİZİ TAMAMLADIM VE SİZİN İÇİN DİN OLARAK İSLAMI SEÇTİM/RAZI OLDUM''
Sevgili Kuran dostları
Eğer bir insan 10 rakamına 3,5 ve 7 rakamları üzerinden ulaşırsa yani Bir şeyden menfaat görmek için o şeyi aklına yatırır(3) bunu
hayatına yansıtır(5) ve bununla kendiisni ve etrafını değiştirmeyi (7) amaç edinirse bu şey her ne ise bu kişinin DİNi olur. Ancak bu
dinin adı henüz İSLAM değildir. Çünkü bu şey
Hırsızlık da olabilir
Haram yeme de olabilir
Yahudilik de olabilir
Tecavüz de olabilir
Gasp da olabilir.
Ancak Eğer bir insan 10 rakamına 3,5 ve 7 rakamları üzerinden fakat bu kez Rabbilalaemiyn esaslarına göre yani,
Akıl
Mantık
Ahlak
Vicdan
Kamu hukuku
Evrensel insani değerler
Ekolojik denge
yaşanılabilirlik
Tutarlılık
Ölçütlerine uygun olacak şekilde ulaşırsa yani Bir şeyden menfaat görmek için o şeyi bu esaslara göre aklına yatırır(3) bunu hayatına
bu esaslara göre yansıtır(5) ve bununla kendisini ve etrafını bu esaslara göre değiştirmeyi (7) amaç edinirse bu şey her ne ise bu
kişinin DİNi olur ve bunun adında da İSLAM denilir
Böylece Kişinin mevcut DİNine İKMAL yapılarak adının veya konumunun İSLAM olması sağlanır. Yukarıdaki ölçütler devredışı
bırakılarak sahip olunan din anlayışı Rabbilalaemiyn tarafından İKMAL edilmemiş olacağından bunun adı da konumu da İSLAM
olamayacak ve hem bu kişiden ve hem de sahip olduğu bu dinden RAZI OLUNMAYACAKTIR
Bir insanın eylem ve söylemlerinde bu insan için dinin tamamlanması ve İSLAMın seçilmesi her insanın hayatında defalarca oluşan
hatta oluşması gereken bir hissiyattır.
Dinin tamamlanması ve insanlar için isiamın seçilmesi omuş bitmiş bir olay değildir. İlk insandan son insana kadar zaman ve
mekan/coğrafya farkı olmaksızın devamedegelen bir süreçtir.
Anlayıp,belleyip, iman edip ittiba edenlere SELAM olsun
LUT RESUL ELÇİler yani RESULLER GELMEDEN ÖNCE KIZLARINI KAVMİNE NEDEN VERMEDİ?
İKİ KADEMELİ EVRENSEL LUT RESUL HİSSİYATIMIZ
Lut resul içimizdeki Resul hissiyatlarındandır Bizlere ÇALIŞARAK KAZANMAYI bir yerlere gelmeyi telkin eder. Böylece
Biz bunun dışına çıktığımızda 7/82 de bizleri uyarır.Eğer bizler çalışmadan bedevadan yer içer yada borçlanırsak bu
durumda LUT bize karşı İLK UYARISINI yapar.AMa biz bu uyarıyı dikkate almazsak bu durumda BATARIZ. işte bu anda
Bizler için Başka insanlardan YARDIM TEKLİFLERİ gelir. Gelin size yardım edelim derler. İşte bu Teklifler Luta gelen
RESULler hükmündedirler.
Zaten battığımız için bizler denize düşen yılana sarılır misali Bizlere gelen bu Resullere yani İYİLİK TEKLİFLERİNE
bunları iyice anlamadan dinlemeden yani yine EZİYETE talip olmadan RAHMETE talip olma teşebbüsüne girerekk bir
kez daha LUTa karşı çıkarız.Ama gelen Teklifler İYİLİĞİMİZ için geliyor gibi görülse de Aslında bizler bunları iyice
incelemediğimiz için yani NİSAYı yine bırakıp Yine RİCALe yani Bol para yada kredilere hemen TAMAM dediğimiz
esnasında Lut bir kez daha bizlere DURUN der. İlk ikazımı dikkate almadınız. Şimdi size bunu BAŞKA TÜRLÜ
anlatıyorum İşte bu aynı şeyi başka türlü anlatmam benin KIZLARIM (BENATİY) hükmüne geçer Bunları YAPIN der.
Lut bizleri İlk kez 7/80 de uyardığında KIZLARINI Henüz TEKLİF etmemişti dikkat ediniz. Resuller geldiğinde Kızlarını
teklif ediyor.Buradaki Kızları Bir şeyin değişik şekillerde bir daha anlatılması isteğidir. Çünkü kavmi aynı hatayı bu kez
daha büyük çaplı yapmak üzeredir.İyice anlamadan gelen resullere talip olmuşlardır. Yani BORÇ BATAĞINa batmış ve
zaten de bu yönde hata yapmış olan ülkenize İMF yada DÜNYA BANKASI yardım edeceğini söylüyor. İşte bu yardım
LUTa gelen RESULLER hükmündedir.lerİyice anlamadan gelen resullere talip olmuşlardır. AMa bu yardımın içeriğine
şartlarına bakmadan TAMAM der ve imzayı atarsanız LUT sizi KIZLARIyla buluşturmada başarısız olacağından artık
ülkenizin tüm yeralytıyerüsütü kaynaklarına el konuşlacak ve ülkeniz asıl şimdi HELAK edilecektir.
Lut kavmini iki kademeli olarak uyarmıştı;
1) çalışmadan tüketiyorsunuz böyle giderse batacaksınız.Dikkat et
2) REsuller geldiğinde uyarıyor. Dikkat edin diyor. YARDIM TEKLİFlerini iyi inceleyin getirisine götürüsüne iyi bakın
hemen ATLAMAYIN diyor. AYNI YANLIŞ ama DEĞİŞİK 2 KONU var. İşte burada Aynı şeyi değişik bir konu için kavmine
bir daha anlatıyor. İşte şimdi KIZLARInı sundu Bu aşamada Kızlarını takdim etmiyor.Kavmi yine dinlemiyor ve Resullerle
buluşuyorlar. Resuller de bunları HELAK ediyor.
Biliyorsun YUNANİSTAN iflas etmişti Çünkü LUT KAVMİNDEN OLDULAR. Çalışmadan beleşten Keyif sürdüler. Sonra
ALMANYA geldi YARDIM EDECEĞİNİ söyledi. AMa bu YARDIMın içeri,ğine BAKMADILAR. İmzayı attılar.Şimdi
ALmanya tüm yunansitanı eline geçirdi.TÜRKİYE de bu gidişle LUT KAVMİNDEN OLACAK. Türkiyeye de RESULLER
gelecek.Size YARDIM EDELİM diyecekler. İşte burada LUT Türkiyeye KIZLARINI SUNACAK. Yani '' Ulan oğlum size
Çalışarak tüketin dedim yapmadınız. Şimdi de battınız. Ama sizi bu kez yine uyarıyorum gelen yardım tekliflerine
HEMEN ATLAMAYIN. İyi inceleyin'' diyerek bu şekilde KIZLARINI SUNACAK...
7/81 de Lut resul neden SAPKIN olan kavmine kızlarını sunmadı da bunun için RESULLERİN GELMESİNİ BEKLEDİ?
Luta şu soruyu sor. '' Ey Lut Kavminin sapkınlığını gördüğünde işte tam o anda Kızlarını sunsaydın ya Resullerin
gelmesini niye bekledin?''Burada kızlarını kavminin ERKEKLERİYLE EVLENDİRMESİ manasını çıkaranlara da aynı
soruyu sorun...Madem ki Kızlarınla kavminin SAPKIN erkelerini SAPKINLIKLARINDAN vazgeçmeleri için evlendirecektin
bunun için Resullerin gelmesini niye bekledin?Çünkü EVLENDİRME YOK.Belki de LUTun bilinen manada hç KIZI bile
yoktu..Ama aynı ikazı değişik bir konuda tekrar yaptı. Değişik şekilde yaptı. İşte bu ikazın değişikliği onun BENATI yani
KIZLARI idi...
Anlayıp Belleyip İman edip İttiba edenlere selam olsun.
İslam Fıtrat dini Kuran ise Fıtrat ilmidir. KURAN KİTABIN içinde..
Kuran kitabın içindedir. Peki KİTAP nedir ve nerededir?
Kitap denilen kavram kendisine menfaat görme amacıyla yaklaştığın muhatablarındır. Bu tanıma ALLAHIN KİTABI yani
MUSHAF ta dahildir.Eğer menfaat görmek istiyorsan KİTABa ait Hissiyatları/huyunu/suyunu/husletini anlayacaksın. İşte
bu anladığın şey KURANdır.
KALP CERRAHI olacaksın. Bu işten ekmek yiyeceksin ve bu ihtisas alanına ilgi duydun. İşte bu andan itibaren KALP
CERRAHlılığı senin için KUTSAL bir kitap olur. Ancak Cerrah olabilmen için KALBin huyunu suyunu fizyolojisini bilemek
zorundasın. İşte bunlar da bu KALBe ait KURAN olur.
ALlahın Kitabına bundan menfaatlenmek amacı ile yaklaştın. O zaman bu kitabın da kendine göre bir huyu suyu husleti
hissiyatları dili vae. İşte bu da bu kitaba ait KURANdır.KURAN kavramından SADECE bizlerin UHREVİ işlerini ayarlayan
bir ilmden bahsedilmez. Kuran yaptığımız yada seçtiğimiz mesleğe göre DÜNYEVİ işlerimizi de yoluna koyar.
DÜNYAYI İSTEYEN KURANA SARILMALIDIR. AHİRETİ İSTEYEN DE KURANA SARILMALIDIR. HEM DÜNYAYI HEM
DE AHİRETİ İSTEYEN YİNE KURANA SARILMALIDIR.
LİLLAHİ-RABBİLALEMİYN DÖNGÜSÜ
KAFİR Allahı inkar eden kişi değildir. Eylem yada söylemleri hayatın gerçekleriyle örtüşmemesine ve bu da kendisine
ispatlanmış olmasına rağmen bunda hala ısrar edendir.Seni KAFİR yada MÜSLÜMAN yapan şey KİTAP yada ALLAH
kavramlarına karşı inkar edici yada iman edici tavrın değildir.Alemlerin Rabine yani rabbilalaemiyne karşı olan
konumundur.
Alemlerin rabbi ile Allah aynı şeyleri ifade etmezler.
Alemlerin Rabbi sana ait bir eylem yada söylemin akla mantığa ahlaka vicdana evrensel insani değerlere evrensel
hukuka ve ekolojik dengeye uygun hale gelmesiyle edindiği konumdur.Eğer alemlerin rabbine göre yaşarsan Alemlerin
rabbi seni ödüllendirmek için karşına şekli bir ÖDÜLLENDİRİCİ UNSUR ile çıkar. Yani kendini bu unsur üzerinde seni
ödüllendirmek için ALLAHa çevirir.
Allahı evrenin dışında MİTOLOJİK bir GÜÇ olarak arama. Bu ödüllendirme için seçilen şekli unsur olarak tam da senin
karşında duruyor. İşte kuranın istediği Allaha iman bu allahtır.Alemlerin rabbi sen daha doğmadan önce senin içine
peygamberlerini yani Resullerini yerleştirdi Bunlar senin İYİLİK HİSSİYATlarındır.İşte bu iyilik hissiyatlarına uyduğunda
bunşlar da seni Alemlerin Rabbi kriterleri içinde tutuyorlar.Böylece sana huzuru ve cenneti yaşatıyorlar.Alemlerin rabbi
ve Resullerine teslim olduğunda işte şimdi ALLAH ortaya çıkıyor.Bu allah alemlerin rabbinin kendisini seni
ödüllendirmede seçtiği şekli bir unsur üzerinde sana has yada özel olarak dönüştürmesinden başka bir şey değil.Allahın
seni ödüllendirme işi bittiğinde bu allah tekrar Rabbilalaemiyne entegre oluyor.Bu döngüye Lillahi rabbilalaemiyn denilir.
Eğer hayatın yada hayat anlayışın yada din anlayışın Akla mantığa ahlaka vicdana evrensel insani değerlere uygun
değilse bu durumda sana yardım edecek bir ALlah da ortaya çıkmayacaktır.
İçindeki İyilik hissiyatlarına uyduğun sürece Rabbilalemiyne teslim olmuş olursun. Bu durumda Mitolojik olarak varlığına
inanılan Allahı inkar da etsen yani ATEİST dahi olsan aslında bu durum senin müslümanlığına engel teşkil etmez.Allahı
Kitabı Peygamberleri ahireti inkar et. Ama içindeki iyilik hissiyatlarına itaat ettiğin sürece senin adına MÜSLÜMAN
denilir.Bu yüzden insanların DEİST yada ATEİST yada DİNSİZ olmalarına yada kendilerini bu şekilde tanımlamalarına
ALDANMAYINIZ. Adamın içindeki İYİLİK HİSSİYATLARINA uyup uymadığına göre bu adamı değerlendiriniz.
49/7: VA'LEMUU ENNE FİYKÜM RESULULLAH: iyi bilin ki Allah resulu İÇİNİZDEDİR.Tek başımıza bile kalsak Allah
resulu her bir insan olarak neremizdeymiş?İÇİMİZDEdir İÇİMİZDE... Bir ŞAHSİYET olarak değil Bir HİSSİYAT
olarak...İYİLİK HİSSİYATI olarak...
9/28
İNNEMELMUŞRİKUNE NECESÜN
''MUŞRİKLER ANCAK PİSLİKTİR (Affedersiniz BOKTUR)
SIRADAN BİR MUŞRİK İLE NECİS YANİ ''BOK'' OLMUŞ MUŞRİK ARASINDAKİ MANA YADA İÇERİK FARKI NEDİR?
Sevgili Kuran dostları
Hayr yada menfaat sağlayacağı kesin olan İYİ ile bundan DAHA İYİsi arasındaki mesafe /zaman / kalite / teknoloji /
insan / hissiyat farkına ŞİRK, Bunu Kullanmayan ,Kullanmak istemeyen yada kullanamayan hissiyat yada insanlara
MUŞRİK denilir.
ŞİRK kavramı dini bir kavram değil Evrensel ve faydalı kavramdır. Onu zararlı yada Kötü konuma sokan şey bu
süreçteki Samimiyet ve mükemmele ulaşma duygularından en az birisini eksik olmasıdır
MUŞRİK kavramı Dini bir kavram değil Evrensel ve Kötü bir kavramdır. Ancak bunu daha kötü yani PİSLİK (BOK)haline
getiren şey kişinin İYİ den DAHA İYİ ye ulaşma süresince
Araya adam koyma yani torpil yapma yada yaptırma
Dalkavukluk yalakalık yapma
DAHA İYİye mümkün olan en kısa sürede ulaşmak için kendisine yada bir başkasına zarar verme
Şantaj ve tehdit etme hissiyatları yada davranışlarıdır.
Bu minvalden her PİSLİK yani BOK adam aynı zamanda MUŞRİK olmakta Ancak Her MUŞRİK aynı zamanda PİSLİK
yani BOK adam olmayabilmektedir.
Musluman yada erdemli bir insan sıradan MUŞRİK olmaktan da PİSLİK olarak nitelendirilen MUŞRİK olmaktan da
kaçınmalıdır
Kitabı Evrensel olarak anlamak istiyorsanız ilk etapta BİLİME/MATEMATİĞE dayalı olarak değil
HİSSİYATLARA/FITRATa dayalı olarak anlayınız
NUHun Kavminin başına gelen TUFANı
Göklerin ve yerin 6 günde yaratılmasını
Bilimsel yada Astrofiziksel olarak değil Hissiyati/fıtrati olarak anlayınız,anlamaya çalışınız.
Herhangi bir kitap ayetini hiç okuma yazma bilmeyen matematikten de bilimden de anlamayan birine anlattığınızda
Bilimsel gerçekler
Tarih
Astrofizik
Matematik
Coğrafya merkezli değil HİSSİYAT merkezli olarak anlattığınızda ancak karşı taraf buna TAMAM DOĞRU diyecek ve böylece siz
bu insanı KURAN ile buluşturmuş olacaksınız.
Unutmayınız,
Elinizdekileri Bilimsel gerçekler
Tarih
Astrofizik
Matematik ve
Coğrafya merkezli olarak anlattığınızda bunlar DOĞRU olsa bile EVRENSEL de olamayacağından onun adı da KURAN
olamayacaktır.
ÇOCUK HİSSİYATLARIMIZ
1) VELED-EVLAD
2) EL ĞULAM
HAYATIMIZDA ''ÇOCUK OLMA '' yada ''ÇOCUK SAHİBİ OLMA'' NEDEN ÖNEMLİDİR?
Sevgili dostlar
Kitapta 2 adet '' ÇOCUK'' kavramı vardır. Bunlar da kitaptaki tüm deyimler gibi bizlerin yine bir nevi hissiyatını tarif ederler
VELED deyimi bizleri hayatta ANLAMLI kılacak yada hayatı bizler için ANLAMLI kılacak her türlü variyetimizdir Bu variyet
Çocuğumuz olabilir
Bir kıza olan aşkımız olabilir
Ailemiz olabilir,
Çocuğumuzun hayattaki başarısı olabilir
Genç ve güzel bir bayanın güzelliği olabilir
Eşinizin statüsü olabilir.
Allaha karşı yakınlığın olabilir
İlminiz olabilir
Mesleki başarınız olabilir
ĞULAM deyimi VELED deyiminin bir üst varyasyonu olup Bir insanın hayatında sahip olduğu ve kendini DEĞERLİ/ANLAMLI
kılan şeyler için şeyler için yani VELEDi için '' ah keşke şu da olsaydı daha güzel olurdu'' dedirten hissiyata EL ĞULAM denilir
Hayattan örnekler.
1) Çok güzel bir evliliğiniz var. Ama çocuğunuz olmuyor. '' Ah bir de çocuğumuz olsaydı ne güzel olurdu'' dediğinizde
2) Çocuğunuz oldu ama KIZ oldu '' Ah keşke erkek olsaydı ne güzel olurdu'' dediğinizde
3) Yeni bir araba aldınız '' ah bir de arabada NAVİGASYON sistemi olsaydı '' dediğinizde
4) Çok güzel bir kız gördünüz '' Ah keşke bir de makyaj yapsa çok daha güzel olurdu'' dediğinizde
5) Akşam eve geldiniz hamın size SÜTLAÇ yapmış '' Ah keşke bunu FIRINDA yapsaydın'' dediğinizde
6) KEŞKE CENEMİ DÜZELTSEYDİM, ĞÖĞÜSLERİMİ KÜÇÜLTSEYDİM,BENLERİMİ ALDIRSAYDIM BURDUMUN
GÖRÜNTÜSÜ DAHA GÜZEL OLSAYDI KISACA ESTETİK OLSAYDIM dediğinizde yada bunun gereğini yaptığınızda
/yaptırdığınızda
Sizlere yada hepimize hükmeden hissiyata ''ĞULAM'' yani ÇOCUK denilir.
Kuranilminde bir insanın ÇOCUKluğu hissiyat olarak bu insan 100 yaşına gelse de devam eder ve HELAL bir hissiyat yada
eylemdir
Eğer ĞULAM sahibi olduğunda yani ''AH KEŞKE'' dediklerinize de sahip olduğunuzda bunu çekemeyenlerin/kıskananların/ size
zarar verecek insanların varlığını/varolabileceğini hissettiğinizde hemen sahibi olduğunuz bu ĞULAMınızı ÖLDÜRMEniz gerekir.
ĞULAM ÖLDÜRME bu şekilde 18/74 de yer alır
BENİYN (OĞUL)
BENAT (KIZ ) HİSSİYATLARIMIZ
LUT RESULUN KIZLARINI KAVMİNE SUNMASI HİSSİYATIMIZ
Sahip olduğun
İnancın Temeli veya ÖZü
Bilginin Temeli veya ÖZü
Eylem yada Söyleminin Temeli yada ÖZü
Kazancının Temeli yada ÖZÜ
Senin BENİYNin yani OĞLUndur.
Eğer bunları ÖZe sadık kalmak kaydıyla değişik şekillerde anlatmak/gündem etmek istediğinde bunların hepsi senin BENATın
hükmüne geçer.
Lut resul kavmine '' haulai benatıy in küntüm failiyn'' yani '' işte benim kızlarım eğer becerekseniz '' derken bilinen manada
KIZLarını takdim etmiyordu. Risaletini onlar anlasın diye ÖZüne sadık kalacak şekilde ama değişik şekillerde anlatıyordu.
''Bunu böyle anlayamıyorsanız o zaman size şöyle anlatayım'' diyerek kavmini kurtarmak için adeta çırpnıyordu.
O halde Eyy Kul.
4/80 ne göre Erresule itaat eden Allaha itaat etmiş sayılacağından Rızayı ilahiye mazhar olmak istiyorsan sen de KIZlarını kavmine
sunacaksın. Böylece LUT resulün yolundan gideceksin. Sakın meali manaya aldanıp da kızlarını erkeklerin altına itme. Sen
AKILLISIN ,işin KURANİ MANASına bak ,ona uy,
KIZ HİSSİYATIMIZ
''Kızlarımızı evlendirme '' hissiyatımız
Sevgili Dostlar
Eğer bir konuyu anlattığınızda karşı taraf bunu anlamadıysa karşı tarafın bunu daha kolay anlayabilmesi için anlatılan şeyin
ÖZÜnden taviz vermemek kaydıyla bunu daha değişik şekillerde anlatma esnasında bizlere hükmeden hissiyata BİNTİ /BENAT
yani ''KIZ'' denilir.
Eğer bu KIZ bu işi yapmamız esnasında fedekarca bir EMEK de gerektiriyorsa bu kızın yaşına 9 denilir.
Eğer karşı taraf anlattığınız/anlatmaya çalıştığınız konuyu ancak bu şekilde anlayabilmişse bu durumda KIZınızı 9 yaşında iken
muhatabınıza Nikahlamış olursunuz.
Bütün Peygamberler gerektiğinde ya 9 yaşında kız alırlar yada 9 yaşındaki kızlarını verirler
Kuranilminde 9 rakamı Cenneti ve huzuru ifade eder.
Bilinen manada 9 yaşındaki bir KIZı nikahlamak Alemlerin Rabbinin asla tasvip etmeyeceği bir SAPIKLIKtır.
Kuranilminde bir insanın KIZı yok ise bu durum bu kişinin çok az kitap okuduğunu kelime/düşünce dağarcığının kısıtlı olduğunu
bundan dolayı da bildiği bir konuyu başka şekillerde anlatamayacağının göstergesi olur.
Bu yüzden Çok kitap/gazete/dergi/mecmua/roman okuyunuz. Kendinizi geliştiriniz
Sizin de KIZINIZ OLSUN.
KIZlar RAHMETirler
MAİDE 38- Hırsızlık eden erkek ve kadının, yaptıklarına karşılık bir ceza ve Allah'tan bir ibret olmak üzere ellerini kesin.
Allah izzet ve hikmet sahibidir.
Selam hocam bu ayeti nasıl anlamalıyız ?
CEVAP:
5/38
''SEREKA'' Yani ''HIRSIZ'' HİSSİYATIMIZ
HIRSIZLARIN ELİNİ KESME HİSSİYATIMIZ
Sevgili Dostlar
Kuranilmi bir Hissiyat ilmidir. Kitab içindeki her bir deyim , KURANİLMİ adı altında AYRICA bir mana daha içerir ki işte bu
mana bizim insan olarak bir nevi hissiyatlarımızı tarif eder ve böylece bu deyim işte içerdiği bu ARTI MANA ile EVRENSEL hale
gelir.
İşte bu deyimlerden biri de 5/38 de geçen SEREKA yani HIRSIZLIK YAPMA hissiyatımızdır. Burada bilindik manada HIRSIZLIK
yapılması ve Bunun karşılığında Bunu yapanın ellerinin kesilmesinden bahsedilmez.
Bir insanın bir eylem yada söylemi ifa ederken NORMALde bunu iyice düşünerek yapması gerekir. Yani Eylem ve Söylemlerinin
Yapılması için 2 kademe vardır. Bunlar
1) DÜŞÜNME
2) YAPMA dır.
Eğer YAPMA kademesi DÜŞÜNME kademesine mudahil olur ve onun Konum ve ZAMANını ÇALARSA yani HIRSIZLIK
yaparsa ve kişi de böylece ilgili eylem yada söylem için DÜŞÜNMEye yeterli zaman bulamadan bunları İFA ederse ve SONUÇ
olarak da kişi HAKSIZ yada HAKİR durumuna düşerse işte bu kişinin bu konumuna SEREKA yani ''HIRSIZLIK YAPMIŞTIR''
denilir.
Bu durumda bu kişiye NEKAL hissiyatının uygulanması gerekir 5/38. Yani '' korkma ,düşünmeden yaptın, olur böyle şeyler, Bir
daha daha dikkatli düşün, her insan böyle hata yapabilir'' diyerek onu RAHATLATMA ve KAZANMA politikası uygulanmalıdır.
Gerçek manada HIRSIZLIK yapanlar ve bunlara verilecek ceza KURANİLMinin konusu değildir. Bunu RABBİLALEMİYN e ait
ve yaşanılan coğrafya, Suç oranı, Kültür gibi Konjüktürel faktörler belirler
EĞER ERDEMLİ VE İYİ BİR
İNSAN
TOPLUM
DEVLET
KURUM
KURULUŞ OLMAK İSTİYORSANIZ HIRSIZLARIN ELİNİ KESİN
Eğer İLK DEFA yapılan bir hatayı İLK DEFA yapılmışlığına istinaden bağışlar yada mümkün olan en az cezayı verirseniz bu
durumda size hükmedecek olan OLUMLU ve FITRATİ hissiyata 5/38 e göre ''HIRSIZ ERKEK ve KADINın ELİNİ KESME''
denilir.
Eğer bir HATA ilk defa yapılmış ise hemen cezalandırma yada en ağır bir şekilde cezandırma yoluna gidilmemeli aksine ya
bağışlanmalı yada en az ceza verme yoluna giidilmelidir.
Rabbimiz cümlemize 5/38 e göre HIRSIZLARIN ELİNİ KESMEyi nasip etsin
Hayatta BAŞARILI olmak için bir HEDEFiniz olsun. Eğer kendinize bir HEDEF belirlerseniz bu durumda size hükmeden
hissiyata RİCAL yani ''Erkek'' denilir.HEDEFi olan insanlar kadın olsun erkek olsun RİCAL yani ERKEK Hissiyatı
tarafından yönetilirler.
HEDEFinizi belirledikten sonra bu hedefe yani RİCALe yani ERKEĞE çok ama çok çalışarak ulaşmaya çalışacaksınız.
İşte bu çalışma esnasında kadın olun erkek olun hiç farketmez size hükmeden hissiyata NİSA yani KADIN denilir.
Erkeğiniz (hedefiniz)istediği kadar kuvvetli ve heybetli olsun eğer Kadınınız(iş yada performansınız) zayıf yada yetersiz ise bu
erkeği (hedefi) asla elde edemezsiniz. Bu yüzden en kuvvetli erkekler(hedefler) ancak ve ancak kadın(sıkı çalışma) ile elde edilirler.
Kuran kadın ve erkek kavramları bir CİNSİYET olarak değil bir HİSSİYAT olarak tanımlar.
Eğer Cinsiyet olarak bir ERKEĞe hissiyat olarak KADIN hükmetmez ise bu erkeğin yaşadığı hayatta itibarı olmaz. İŞSİZlik yada
İŞSİZLer buna delildir.Bu yüzden KADIN olmazsa insanların itibarı da olmaz
Eğer Cinsiyet olarak bir KADINa hissiyat olarak ERKEK hükmetmez ise bu kadın çalışır çalışır ama bir hedefi olmaz. Dolayısıyla
da BAŞARILI olamaz.
Eğer bir kadına KADIN olduğu için DİN ADINA yada ALLAH ADINA yaptırım uygulayacaksanız bunun öncesinde bu
kadına daha dünyaya gelmeden önce KADINlığı kendi özgür iradesi ile seçmesini sağlamak zorundasınız
Oysaki Kuran ayetleri tüm insanları muhatab alır. HUMUR yani ÖRTÜ diye bilenen kavram Cinsiyet farkı olmaksızın tüm
insanları muhatab almalıdır.
İşte burada da HİSSİYATLAR devreye giriyor.
Böylece HİSSİYATlar üzerinden anlaşılan KURAN aracılığı ile tüm ayetler cinsiyet farkı olmaksızın tüm insanları
ilgilendiriyor
24/31
24/31 rin EL MUMİNİYN ünvanını muhatab aldığını SIRADAN Muminleri muhatab ALMADIĞINı anlamak zorundasın.
Kitapta EL MUMİNİYN kavramı ile MUMİN yada MUMİNUNE kavramı aynı iman kademelerini ifade etmez.
Önce İMANda KADEMeler olduğuna 10/2 de şahid olmalısın. İMANda KADEMe var iken AMELde DERECE vardır.
İMANda kademe olduğuna dair delil 10/2 iken AMELde DERECE olduğuna dair delil 6/132 ve 46/19 dur. İşte AMENE fiil
kökünden 4 ayrı İMAN kademesi türetilmştir Bunlar:
1) Muminun: 4/124
2) EL MUMİNUNE: 23/1
3) Muminiyne :8/1
4) EL MUMİNİYNe dir. 9/111,24/31.
Bunların hepsi İMAN EDENdir. Kitapta Ya eyyuhellexiyne amenu yani 'Ey iman edenler'' denildiğinde bu 4 kademenin
hepsine hitab edilir.
MUMİNUN deyimi Bir insanın HAYR adına İnsaniyet adına inandığı bir şeyden fayda gördüğünde ona daha fazla
inanma kademesini tarif eder. MUMİNUN deyimi ile MUSLİMUNE deyimi aynı değildir.
MUSLİMUNe de de HAyr adına insaniyet adına bir şeylere inanırsın ama henüz bundan fayda görmeye
başlamamışsındır. Bu yüzden MUSLİMUNE deyimi ESLEME fiil Kökünden türetilmişş iken MUMİNUN deyimi AMENE fiil
kökünden türetilmiş ünvanlardır.
Her MUMİNUNE aynı zamanda MUSLIMUNE dir AMa her Muslimumne aynı zamanda MUMİNUNE olmayabilir.
MUMİNİYN deyimi ise İman eden birinin Yine hayr ve insaniyet adına Gelişmelere yeniliklere açık olması kademesini
ifade eder. Eğer kendisine getirilen elindekinden daha KÖTÜ ise elindekini BIRAKMAZ. Eğer İYİ ise elindekini bırakır ve
daha iyi olana tabi olur. İşte bu İman kademesine MUMİNİYNE denilir.
3/139 da ' Gevşemiyn üzülmeyin eğr MUMİNİYN iseniz üstün olanlar sizlersiniz ''buyurulmuştur.
MUMİNİYN kademesi ÇOK ÖNEMLidir.
EL MUMİNİYN kavramı ise İnancını uğrunja canı da dahil omak üzere herşeyini ALemlerin rabbi yada ALlah yolunda
feda eden etmeye hazır bir iman kademesi hissitatunı tanımlar. Bu grup iman edenlere EVLİYAULLAHİ denilir. İşte
24/31,9/11,57/12 bu kademe iman edenleri muhatab alır.
Yine 9/72 de bu EL MUMİNİYN kademesini muhatab alır. ve bunlara CENNETin verileceğini söyler. Yalınız 9/72 nin son
cümlesi olan ZALİKE HÜVELFEVZİLAZİYM cümlesi aynı zamanda 10/62,64 de yani EVLİYAULLAH tanımını yapan
ayetlerde de kullanılır. Böylece EL MUMİNİYN nin aynı zamanda EVLİYALULLAH mertebesini ne tarif ettiğini bu iki
ayetten anlamış oluruz. O halde Bir şeye inanmak seni MUMİN yaparken inandığın şey için canını vermek seni EL
MUMİNİYN yapmaktadır. Herkes fenerbahçe taraftarı olabilir Ama bunun için çok az kişi canını verir
EL MUMİNUNE ise El MUMİNİYN olan bir insanın el muminiyn olduğu için ödüllendirildiği KADEMedir. Bu yüzden EL
MUMİNUNE felah bulmuştur denilir. 23/1. Niye felah buldu? Ne yaptı da FELAH buldu?
Çünkü EL MUMİNİYN oldu. Şimdi de ödülünü alacak.
Bu ödül dünyada iken İLK ETAPTA İLM iken AHirette ise CENNEttir. EL MUMİNİYN den EL MUMİNUNE ye geçiş
ayetleri kitapta 2 yerde bulunur Bunlar
1) 9/71,72 ve 24/31 dir.
24/31 EL MUMİNİYNi muhatab alacak şekilde başlar ama EL MUMİNUNE yi muhatab alacak şekilde biter. İşte 24/31 bu
KADEMeyi yani EL MUMİNİYN kademesini muhatab alıyor. MUMİNUNeyi almıyor. MUMİNİYNe yi de almıyor.EL
MUMİNUNEyi de almıyor.
Kul LİLMUMİNİYN '' EL MUMİNİYNE SÖYLE''. VAYYYYYY BEEEEE. O halde 24/31 Allah yolunda herşeyini feda
etmeye hazır olan İMAN KADEMESİNdeki Müslümanları mıhatab alıyor.
İşte bu yuzden de büyücüler kendilerini EL MUMİNİYN olarak nitelendirdiler
DAHA BAŞÖRTÜSÜNE GELMEDİK. Daha işin BŞINDAYIZ.
Önce 24/31 rin HANGİ İMAN KADEMESİNİ MUhatab aldığını öğrenmeye çalışıyoruz.
Eğer bir EL MUMİNİYN ister kadın olsun ister erkek olsun ALlah yolunda canını feda ederken yada bu uğurda çok
çalışrken BEŞERA edilirse yani Müjdelenirse yani BEŞŞRİLMUMİNİYN cümlesine nail olursa bu durumda 24/31 deki
HAMRın yani çoğulu olan HUMURun CEYBi üzerine DAREBESi de istenilecek..
BEŞER-BÜŞRA -BEŞERA denilen kavram ise BEŞERA-BUŞRA yani '' Müjdeleme'' demektir. Bu mana bu deyim
Arapça manasıdır. ANcak Kurani manası İnsan da dahil olmak üzere bir canlıdaki iyi ve kötü husletlerin önplana
çıkarılması demektir.
Şu adam ne kadar ŞEREFSİZ yahu
Helal olsun adama Golu ne güzel attı be
Senin oğlun ne kadar da cesur
Bu tilki ne kadar da KURNAZ bir hayvan
vs.vs
Gibi binlerce kullandığımız bu örneklerde olduğu gibi bir canlıdaki ama iyi ama kötü bir husleti ÖNPLANA çıkararak
konuştuğumuzda ilgili canlıyı BEŞER hükmüne sokarız. Yaptığımız işe ise MÜJDELEME denilir.
BEŞERA-BÜŞRA deyimleri Kurani olarak hem iyi yönde yani Muminler için BEŞŞİRİLMUMİMİYN şeklinde ve hem de
kötü yönde yani Munafıklar için BEŞŞİRİLMÜNAFIKIYN şeklinde kitapta yerini almıştır
Dikkat buyurunuz BEŞER deyimi kuranda sadece insan ırkı için kullanılmaz. Tüm canlılar için kullanılır
O halde Muhammed EL MUMİNİYNdeki güzel husletleri bu iman kademesine sahip olan kadın tada erkek muminlere
gündem ettiğinde '' Size helal olsun Siz cennetin nurusunuz'' gibi ONORE edici söler söylediğinde işte bu
MÜJDELENMEYE maruz kalan Muminlerden ALlah tarafından 24/31 de istenilen bir şey var.
İşte bu da '' Her nekadar komplemanlara maruz kalsınaız da İŞİNİZde yada konumunuzda gevşeklik göstermeyin ''
şeklindeki İKAZ dır.
İşte bu ikaza '' Velyadribne bihumurihinne ala cuyubihinne'' denilir.
SORU:
Halil İbrahim bey Merhaba size bir sorum olacak. Kızımın başörtülü arkadaşları var oblardan etkilenmiş ve başını
örtmezsse cehennme gideceği söylenmiş NUR SURESİ 31.ci ayette BAŞÖRTÜSÜ Allahın Emri imiş? Böyle bir Emir var
mı? Bu ayettte anlatılmak istenilen hakikaten başörtüsü mü?
Kısaca anlatırmısınız?
CEVAP
24/31
''velyadribne bihumurihinne ala cuyubihinne''
''Örtülerini yakaları üzerine vursunlar''
Sevgili dostlar:
Nur Suresi 31.ci ayette geçen yukarıdaki ibarenin meali manası aslında anlatılmak istenilen KURANİ mana değildir. Anlatılmak
istenilenkurani mana KISACA şudur;
Elbetteki bir insan işinde yada görevinde yada makamında bir takım başarılar elde ettğinde gerek kendi nefsi ve gerekse çevresindeki
insanlar ona bir takım pozitif komplemanlar yönelteceklerdir. Bu HARAM değil aksine insan olmamızın temel hissiyatlarındandır.
Ancak bu komplemanlar karşısında galeyana gelmemeli işimizde yada bulunduğumuz makamda ciddiyetimizi kısmen dahi olsa
kaybetmemeliyiz. İşte böyle davrandığımızda aslında bizler 24/31 de anlatılan yukarıdaki ayetin içeğini yapmış oluruz. Bu
izahatımıza hayattan bir kaç örnek verelim.
1)Trafik polisisiniz. Bir aracı durdurup ceza keseceksiniz. Ama hakikaten de çok güzel yada yakışıklısınız. Ceza kesme esnasında
muhatabınız size '' ne kadar güzelsiniz, ne kadar yakışıklısınız, üniformanız çok yakışmış'' diyebilir. Bunu derken YALAKAlık olsun
diye değil hakikaten İÇTENLİKle söyleyebilir. Sizn burada Burada yapmanız gereken şey nedir?
A) İşini gücünü bırakıp adamla bu tür sohbete dalmak
B) Hiç bir şey söyleyemeyerek yada ''teşekkür ederim beyefrendi'' deyip işinizi ciddiyetle yapmaya devam etmek
İşte ''B'' şıkkını yaptığınızda 24/31 de anlatılan '' velyadribne bihumurihinne ala cuyubihinne'' ayetinin gereğini yapmış oluyorsunuz
2) Çok güzel bir bayan öğretmensiniz. Ders anlatıyorsunuz O esanada öğrenci el kaldırdı söz istedi ve size '' hocam gözlerinin ne
kadar güzel '' dedi. Sizin burada yapmanız gereken şey nedir?
A) İşinizi gücünüzü bırakıp bu öğrenciyle bu konuda sohbete dalmak
B)Hiç bir şey söylemeyerek yada '' teşekkür ederim kızım ama burası bu tür sözler için uygun değil'' deyip Dersinize devam etmek.
İşte ''B'' şıkkını yaptığınızda yine 24/31 ri ifa etmiş oluyorsnuz.
Unutulmamalıdırki Rabbilalaemiyn kullarının hissiyat ve davranışlarını muhatab alır ve onları İBLİYSİn telkinlerinden korumayı
hedef edinir. RAbbialalemiyn KIL ile KILÇIK ile uğraşmaz.
Bir insanın nasıl giyineceği konusu KURAnın konusu değildir ALemlerin rabbinin Konusudur.Yani her neyi,nerede giymek
istiyorsanız bunu
Akıl
Mantık
Ahlak
Vicdan
Tutarlılık
Evrensel insani değerler
Evrensel Etik Normlar
Sosyal Bilimlere uygun olarak giyeceksiniz
24/31
24/31 rin EL MUMİNİYN ünvanını muhatab aldığını SIRADAN Muminleri muhatab ALMADIĞINı anlamak zorundasın.
Kitapta EL MUMİNİYN kavramı ile MUMİN yada MUMİNUNE kavramı aynı iman kademelerini ifade etmez.
Önce İMANda KADEMeler olduğuna 10/2 de şahid olmalısın. İMANda KADEMe var iken AMELde DERECE vardır.
İMANda kademe olduğuna dair delil 10/2 iken AMELde DERECE olduğuna dair delil 6/132 ve 46/19 dur. İşte AMENE fiil
kökünden 4 ayrı İMAN kademesi türetilmştir Bunlar:
1) Muminun: 4/124
2) EL MUMİNUNE: 23/1
3) Muminiyne :8/1
4) EL MUMİNİYNe dir. 9/111,24/31.
Bunların hepsi İMAN EDENdir. Kitapta Ya eyyuhellexiyne amenu yani 'Ey iman edenler'' denildiğinde bu 4 kademenin
hepsine hitab edilir.
MUMİNUN deyimi Bir insanın HAYR adına İnsaniyet adına inandığı bir şeyden fayda gördüğünde ona daha fazla
inanma kademesini tarif eder. MUMİNUN deyimi ile MUSLİMUNE deyimi aynı değildir.
MUSLİMUNe de de HAyr adına insaniyet adına bir şeylere inanırsın ama henüz bundan fayda görmeye
başlamamışsındır. Bu yüzden MUSLİMUNE deyimi ESLEME fiil Kökünden türetilmişş iken MUMİNUN deyimi AMENE fiil
kökünden türetilmiş ünvanlardır.
Her MUMİNUNE aynı zamanda MUSLIMUNE dir AMa her Muslimumne aynı zamanda MUMİNUNE olmayabilir.
MUMİNİYN deyimi ise İman eden birinin Yine hayr ve insaniyet adına Gelişmelere yeniliklere açık olması kademesini
ifade eder. Eğer kendisine getirilen elindekinden daha KÖTÜ ise elindekini BIRAKMAZ. Eğer İYİ ise elindekini bırakır ve
daha iyi olana tabi olur. İşte bu İman kademesine MUMİNİYNE denilir.
3/139 da ' Gevşemiyn üzülmeyin eğr MUMİNİYN iseniz üstün olanlar sizlersiniz ''buyurulmuştur.
MUMİNİYN kademesi ÇOK ÖNEMLidir.
EL MUMİNİYN kavramı ise İnancını uğrunja canı da dahil omak üzere herşeyini ALemlerin rabbi yada ALlah yolunda
feda eden etmeye hazır bir iman kademesi hissitatunı tanımlar. Bu grup iman edenlere EVLİYAULLAHİ denilir. İşte
24/31,9/11,57/12 bu kademe iman edenleri muhatab alır.
Yine 9/72 de bu EL MUMİNİYN kademesini muhatab alır. ve bunlara CENNETin verileceğini söyler. Yalınız 9/72 nin son
cümlesi olan ZALİKE HÜVELFEVZİLAZİYM cümlesi aynı zamanda 10/62,64 de yani EVLİYAULLAH tanımını yapan
ayetlerde de kullanılır. Böylece EL MUMİNİYN nin aynı zamanda EVLİYALULLAH mertebesini ne tarif ettiğini bu iki
ayetten anlamış oluruz. O halde Bir şeye inanmak seni MUMİN yaparken inandığın şey için canını vermek seni EL
MUMİNİYN yapmaktadır. Herkes fenerbahçe taraftarı olabilir Ama bunun için çok az kişi canını verir
EL MUMİNUNE ise El MUMİNİYN olan bir insanın el muminiyn olduğu için ödüllendirildiği KADEMedir. Bu yüzden EL
MUMİNUNE felah bulmuştur denilir. 23/1. Niye felah buldu? Ne yaptı da FELAH buldu?
Çünkü EL MUMİNİYN oldu. Şimdi de ödülünü alacak.
Bu ödül dünyada iken İLK ETAPTA İLM iken AHirette ise CENNEttir. EL MUMİNİYN den EL MUMİNUNE ye geçiş
ayetleri kitapta 2 yerde bulunur Bunlar
1) 9/71,72 ve 24/31 dir.
24/31 EL MUMİNİYNi muhatab alacak şekilde başlar ama EL MUMİNUNE yi muhatab alacak şekilde biter. İşte 24/31 bu
KADEMeyi yani EL MUMİNİYN kademesini muhatab alıyor. MUMİNUNeyi almıyor. MUMİNİYNe yi de almıyor.EL
MUMİNUNEyi de almıyor.
Kul LİLMUMİNİYN '' EL MUMİNİYNE SÖYLE''. VAYYYYYY BEEEEE. O halde 24/31 Allah yolunda herşeyini feda
etmeye hazır olan İMAN KADEMESİNdeki Müslümanları mıhatab alıyor.
İşte bu yuzden de büyücüler kendilerini EL MUMİNİYN olarak nitelendirdiler
DAHA BAŞÖRTÜSÜNE GELMEDİK. Daha işin BŞINDAYIZ.
Önce 24/31 rin HANGİ İMAN KADEMESİNİ MUhatab aldığını öğrenmeye çalışıyoruz.
Eğer bir EL MUMİNİYN ister kadın olsun ister erkek olsun ALlah yolunda canını feda ederken yada bu uğurda çok
çalışrken BEŞERA edilirse yani Müjdelenirse yani BEŞŞRİLMUMİNİYN cümlesine nail olursa bu durumda 24/31 deki
HAMRın yani çoğulu olan HUMURun CEYBi üzerine DAREBESi de istenilecek..
BEŞER-BÜŞRA -BEŞERA denilen kavram ise BEŞERA-BUŞRA yani '' Müjdeleme'' demektir. Bu mana bu deyim
Arapça manasıdır. ANcak Kurani manası İnsan da dahil olmak üzere bir canlıdaki iyi ve kötü husletlerin önplana
çıkarılması demektir.
Şu adam ne kadar ŞEREFSİZ yahu
Helal olsun adama Golu ne güzel attı be
Senin oğlun ne kadar da cesur
Bu tilki ne kadar da KURNAZ bir hayvan
vs.vs
Gibi binlerce kullandığımız bu örneklerde olduğu gibi bir canlıdaki ama iyi ama kötü bir husleti ÖNPLANA çıkararak
konuştuğumuzda ilgili canlıyı BEŞER hükmüne sokarız. Yaptığımız işe ise MÜJDELEME denilir.
BEŞERA-BÜŞRA deyimleri Kurani olarak hem iyi yönde yani Muminler için BEŞŞİRİLMUMİMİYN şeklinde ve hem de
kötü yönde yani Munafıklar için BEŞŞİRİLMÜNAFIKIYN şeklinde kitapta yerini almıştır
Dikkat buyurunuz BEŞER deyimi kuranda sadece insan ırkı için kullanılmaz. Tüm canlılar için kullanılır
O halde Muhammed EL MUMİNİYNdeki güzel husletleri bu iman kademesine sahip olan kadın tada erkek muminlere
gündem ettiğinde '' Size helal olsun Siz cennetin nurusunuz'' gibi ONORE edici söler söylediğinde işte bu
MÜJDELENMEYE maruz kalan Muminlerden ALlah tarafından 24/31 de istenilen bir şey var.
İşte bu da '' Her nekadar komplemanlara maruz kalsınaız da İŞİNİZde yada konumunuzda gevşeklik göstermeyin ''
şeklindeki İKAZ dır.
İşte bu ikaza '' Velyadribne bihumurihinne ala cuyubihinne'' denilir.
(6/EN'ÂM-71: De ki: “Allah'ı bırakıp da bize fayda veya zarar veremeyecek olan şeylere mi kulluk edelim?
Allah bizi doğru yola ilettikten sonra tekrar geriye mi dönelim? Tıpkı arkadaşları tarafından ‘bize gel' diye
doğru yola çağrıldığı halde, şeytanlar tarafından ayartılıp çöl ortasında şaşkın bırakılan kimse gibi mi olalım?”
Yine de ki: “Allah'ın gösterdiği yol (İslam), yegâne doğru yoldur. Biz, âlemlerin Rabbine teslim olmakla
emrolunduk.”
ÖZGÜRCE SORGULAYAMAMAK!
NUH YANİ ÖZGÜRLÜK HİSSİYATIMIZIN KIRMAYA ÇALIŞTIĞI PUT HİSSİYATLARIMIZ
VEDDE
NESR
SUVAA
YEĞUS
YEUK
Düşünmek için özgürlük ve özgürce sorgulama gereklidir.Ben sana şu kriterleri belirliyorum, işte bu dairenin dışına çıkmadan
sorgula da nasıl sorgularsan sorgula denilirse takiyye yapılıyor insanlar kekleniyor demektir.Sorgulamak karşı karşıya olduğun bilgi
her ne ise onu adam akıllı dibine kadar irdelemek demektir.Makul ve mantıklı bir önerme ile mi karşı karşıyayız? Afaki şeyler mi
öneriliyor yoksa hayatta yer edinebilen pratik bir bilgi mi? Evrensel insani ve ahlaki hukuki normlarla paralel bir bilgi mi? Ve
söylenenler içerisinde tutarsızlık baş gösteriyor mu?Bu sorular kendi iç dünyasına dönüp neden var olduğunu anlamaya çalışan hak
ve hakikat peşinde koşan herkesin kendine ZATEN sorduğu sorulardır?
Peki NE OLUR DA İNSANLAR BU SORGULAMAYI TERK EDERLER? Ya da sorularının peşinden gitmezler...
İŞTE insanların ÖZGÜRCE sorgulamalarının önünde yine insanların kendi HİSSİYATLARINDAN kaynaklı BEŞ ADET put
ENGEL teşkil eder;
BUNLARDAN BİRİNCİSİ Eğer kişi sevdiğini kırmamak veya ortaya çıktığında sevdiklerinin aleyhinde olacağı endişesiyle bildiği
gerçeği gizlerse bu durum, onun düşüncesini ÖZGÜRCE ifade etmesinin önüne geçecektir. (VEDDE)
BUNLARDAN İKİNCİSİ Eğer kişi hakka karşı şehadetini ''Aman milli birlik ve beraberliğimiz, arkadaşlığımız, cemaatimiz
bölünmesin parçalanmasın'' diye yapmazsa bu saydığım unsurların hepsi insanın içinde ÖZGÜRCE SORGULAMA
MELEKESİNİN (NUH'un) önünde engel teşkil edecektir. (NESR)
BUNLARDAN ÜÇÜNCÜSÜ eğer bir kişi başka bir kişiden gelecekte menfaat beklentisi içine girer de bu menfaatı elde edinceye
kadar bu kişinin haksızlıklarına, saçmalıklarına göz yumarsa, göz yumulan bu tür davranışlar göz yuman kişinin ÖZGÜRCE
SORGULAMASININ önünde engel olacaktır (SUVA'A).
DÖRDÜNCÜSÜ Eğer bu menfaat özellikle MADDİ bir menfaat ise bu durumda göz yumulan şeyler YEĞUS hükmünde ilahlaşır.
Eğer kişi çok bilmişliğine istinaden kendisinden bilgi isteyen kişiye bilgilerini vermeyip bir de bunun cahilliği ile alay ederse ya da
onu bilgilerini verme konusunda egosunu tatmin için oyalarsa o bilgi YEUK hükmünde ilahlaşır.
Aman sevdiklerim kırılıp gücenmesin diye çekinmeden; dünyevi ve gelip geçici birlikteliklerin bölünüp parçalanmasından
korkmadan; menfaatlerinin zedelenmesinden çekinmeden ve hiç bir maddi ya da manevi beklenti içine girmeden; bildiklerini
insanlarla paylaşarak
ÖZGÜRCE SORGULAYABİLENLERE SELAM OLSUN.
Efela yetedebberunelkurane
Yoksa onlar Kuranı TEDEBBÜR etmiyorlar mı?
Muhammed Suresi 24.cü ayet
Tedebbür ilmi tanrı tasavvurlarını, bir ya da birden çok tanrıya inanmayı veya reddetmeyi insanların dini yaşantılarını,ritüellerini
insanların tercihlerine bırakmaktadır. Dileyen dilediği şekilde iman eder ya da etmez. Tedebbür ilminin gayesi insanların iyi ve
fedakar bireyler olarak önce kendilerine sonra çevrelerine faydalı birer insan olmalarını sağlamaktır. Eğer kişiler bunu yaşadıkları
toplumun inanç ve gelenekleri ile başarabiliyorlarsa DOĞRU olan budur. Yok eğer tanrı inancını ya da dinleri reddederek
başarabiliyorlarsa yine doğru olan budur.
bu ilm İNSAN HİSSİYATLARINI tasvir etmektedir. Dolayısıyla MUTLAK BİR TANRI inancı oluşturmak ya da bu inanca
ulaşmak söz konusu değildir.
Kişide yine bir meleke/resul olarak bulunan MUHAMMED aktif hale getirilip yani fedakarane gayret gösterilen hususta kişiyi
ELHAMD hissiyatına ulaştırmak esastır. ELHAMD -MUHAMMED-MAHMUD-AHMED kelimelerinin aynı kökten türemiş
olmasına dikkat ediniz. Muhammede uyarak yaptığınız fedakarane gayret sizde bir FARKINDALIK oluşturacak buna da elHAMD
denilecektir. Bununla verilmek istenen mesaj ise İSA MUHAMMED bileşkesi ile AHMED ünvanını alacaktır. Tanıklık ettiğiniz
FEDAKARLIKLARIN sizi derinden etkilemesi zaten sizde de var olan İSA MUHAMMED bileşkesinin AYNI CİNSTEN
(frekanstan) duygularla muhatap olmuşluğundan olacaktır.
HABLİLLAH allahın ipi bilindik anlamıyla kitap ya da kuran değildir. Allah gökyüzünden bir ip sarkıtır gibi mesajlarını gönderiyor
inancı kişileri bağlayan bireysel inanışlardır. Hablillah/allahın ipinin evrensel anlamıyla hissiyati manası bir iyilik yapmak
istediğinizde nefsinize zor gelse de bunu yapıyor olabilmeniz ya da kötülükten kaçınmak söz konusu olduğunda size zor gelse de
kaçınıyor olmanızdır. Bu da daha önce yaptığınız ve hesabınıza yatırdığınız iyilik ve fedakarlıklarla mümkün olabilecektir.
Tedebbür ilmi MUSHAF içerisinde bulunan kitabi anlatımların arka planındaki KURANİ mananın insan duygularını tarif edecek
şekilde açıklanmasıdır. Zümer suresinde ayetlerin tedebbürü istenilir. Yusuf suresinde gömleğin arkadan/duburdan yırtılıyor olması
hakikatın ortaya çıkmasını olayın arka planının aydınlanmasını sağlamıştır.
Doğru yol kimseye zarar vermemek, bu noktadan sonra alabildiğine insanlığa katkıda bulunmaktır. Bir kimse tedebbür ilmini
yöntemini kelimelere verilen manaları reddedebilir ya da bunlar ilgi alanına hiç girmeyedebilir. Asl olan mutlu ve huzurlu bir insan
olmaktır.
MESCİD HİSSİYATIMIZ
İnsanın gerek kendisiyle gerekse bir başkası yâda başkalarıyla herhangi bir konuda aynı fikirde olduğu yâda olmak için
çaba sarf ettiği mekân/platform/duygu/hisssiyattır. Bu mekân bir kahvehane olabilir bir bahçe olabilir, üniversite kampüsü
olabilir, senin yâda benim evimiz olabilir. Cami olabilir.Kalbimiz ve ruhumuz da olabilir Duygularımız olabilir
Kişi mescide gelirken yâda mescidde iken kendisinin yâda karşısındakinin ihtiyaçlarını karşılama amacı gütmek kaydıyla,
ziynetlerini yani kendisi yâda başkaları açısından cazibe merkezi haline gelebilecek her türlü variyetini (ilmi güzelliği vs.) yanında
getirmeli ve bunları zayii etmemelidir (7/31).
Mescidler 2 ye ayrılır;
a) El mesacid 72/18; Yukarıda yazdıklarımız buna girer. Ancak bu ayette bunların Allah için yapılması yâda onun rızasına uygun
yapılması istenilir. Bu yukarıda yazılanlar onun rızası için yapılmadığı veya yapılamadığı sürece MESCİDİ DIRAR şekline dönüşür
=> 9/107
b) Eğer rızayı ilahiye uygun yapılırsa, bu durumda mescidler MESACİDALLAHİ (2/114) hükmüne girer. Bizim herhangi bir cami
yâda mescitte Allah`tan başkalarının isminin anılması durumunda bile namaz kılmamızda bir beyis yoktur.
Çünkü Allah’ın mescid deyiminden kastettiği ile şu anda insanların anladığı şey aynı değil! Diyelim ki sen ile ben bir konuda
SENİN EVİNDE tartışıyoruz ikimizde samimiyiz ortak bir noktada buluşmak için çaba sarf ediyoruz. İşte senin evin yani
tartıştığımız mekan Mescid hatta Mesacidallahi`dir. Ama içimizden biri tartışma esnasında işin içine nefs katarsa işi namussuzluğa
dökerse işte bu davranışımız; "MESCİDLERDE ALLAH`TAN BAŞKASININ İSİMLERİNİ ANMAYIN'' ikazına maruz kalır ve bu
davranışa devam edilirse senin evin BU AN için Mescidi Dırar hükmüne girer ve DİKKAT BUYRUNUZ!!! bu davranış
düzeltilinceye kadarda orada o konu için kıyam artık yapılmaz => 9/108.
Muhabbetle...
İYSA-MERYEMOĞLU İYSA,
İnsanlar arasında yada insanın karşılaştığı olaylar ile insanlar arasındaki diyaloğu
MERYEMOĞLU İSA sağlar. KArşılaştığın her olay(ALLAHÜ)ın aslında sana demek istediği bir
şey vardır. Böyle olunca Bu olay yani allahü aslında henüz BEŞİKTEdir yani (fiylmehdi) dir.
3/46.5/110. Allah MERYEMOĞLUİSA yı herzaman ALLAHÜ vasfıyla muhatab alır
5/116,119,110,115. Karşılaştığımız her olay allahü hükmündedir. Bize bir şeyler söylemeye
çalışır. Biz onun söylediklerini ciddiye aldığımız sürece hayatımızda Meryemoğluisa yı büyütürüz.
Meryermoğlu isa nın bizimle daha bebekken(SABİ)ve beşikte(fiylmehdi) konuşması o zaman
hayatımızda gayet normal bir işlem olacaktır. O halde hayatımızda yaptığımız iyiliklere bağlı
olarak karşılaştığımız her olay yani ALLAHÜ, bize bir şeyler anlatır(meryemoğlu isa) eğer biz bu
olayı ve anlattıklarını ciddiye alırsak bu belkide kücücük olan yani SABİ olan meryemoğluisa
kucağımzda büyüyecektir. Biz ciddiye aldığımız oranda allah 5/110 da anlattığı üzere
meryemoğluisa yı ruhulkuddus ile teyyid eder. Yani onun büyümesini sağlar. Nasıl ki meryemi
zekeriyya büyüttü ise meryemoğluisa yı da ruhulkuddus büyütür. Böylece KISSA lardan HİSSE
çıkaranlar yada hayatta karşılaştıklarından ders alanlar meryemoğluisa yı sürekli büyütürler.
Geçmişteki herhangi bir olaydan ders alan biri hayatında bu olay bir daha karşısına çıktığında
eğer hata yapmıyorsa bu durumda meryemoğluisa bu kişi için MERYEMOĞLUMESİH e dönüşür
9/31. MERYEMOĞLUİSA bu durumda bu kişiyi MESH yapmıştır yani ona dokunmıştır(vemsehu
5/6). Kuranda geçen İSA ile ilgili yazılım formatları 5 tanedir . Bunlar 1) İYSA (43/63)
2)İYSAAAAA(3/55) 3)MERYEMOĞLUİYSA .19/34 4)ELMESİYH :4/172 5) ELMESİYH
İYSEBNİMERYEM RESULULLAH 4/171,4/157. Arkadaşlar Güncel hayatımızda bunlar birbirine
dönüşebilecek şekillde ama ayrı da olabilecek şekilde yer bulurlar. Eğer yapmış senin de kabul
etmek istemediğin bir olayla karşılaşırsan İşte burada senin yaptığın hayır dan elde edeceğin
fayda MERYEM i, bu olay ise sana İSA yı müjdeler . BUnun birleşlesine İYSEBNİMERYEM yani
meryemoğluisa denilir. Burada senin meryemine isa müjdelenir. 3/45. MERYEM gerek fiziksel ve
gerekse MANA olarak isaya hamile kalmaz onu doğurmaz onu emzirmez. Onun orjinal annesi
değildir RAHMİNDEN çıkmamıştır. Meryemi de kimse BECERMEMİŞTİR. Meryem kimseyle SEX
yapmadı bakireliği asla bozulmadı. İşte meryemoğlu isa budur.Arkadaşlar bir insanın yada bir
olayın ÇIKIŞNOKTASI na yada MÜSEBBİBİ ne ÜMMÜ yani ''ANA'' denilir. Kişi için İSA nın
müsebbibi yaptığı hayırlarıdır. yani meryemidir. Biliyorsunuz HAYR melekesi MUSA ,bunun
istikrarlı hale gelmesi HARUN, kişinin bundan hayatında gözle görülürkarşılık edinmesi ise
MERYEM dir. Meryem bu özelliği ile harunun UHTEsi dir yani KIZKARDEŞİ dir. 19/28. Eğer
meryemoğlu isa annesinden ayrı bir şekilde sadece İYSA diye zikerdilirse(43/63) bu noktada
kişinin karşılaştığı olaylar(allahü) yine bu kişiye birşeyler söylemek ister. Ancak bu kişinin
bununla karşılaşmadan önce hayr ameli işlesi şartı yani MERYEM e sahip olma şartı aranmaz.
Bu tür kişiler iysa yı daha çok umursamayanlardır. Ancak allah yine de önlerine çıkaracaktır. Eğer
İYSA tekrar tekrar bir kişinin önüne çıkarılıyor ama adam hala ders almıyor ve bu ikazları
umursamuyorsa bu durumda bu iysa türü İYSAAAA türüne dönüşür ve bu tür 3/55 te kendine yer
bulur. Eğer kişi hayatındaki karşılaştıklarının kendisine anlatmak istediklerine kulak
verirse(allahü-meryemoğluisa) ve bunu önemser ve yanılşından vazgeçer yada doğru yoldan
sapmazsa(allahü-meryemoğluiysa-resulullah) ve aynı olay bir daha başına gelir de bu kulak
verdiklerine hayatında o anda yer buldurtursa bunların tamamına ELMESİYH
MERYEMOĞLUİYSA RESULULLAH denilir. Arkadaşlar böylece 5 adet İYSA deyimlrini
hayatımıza entegre olabilecek şekilde tanımlamış olduk. Meyemin karşısına çıkan o adamı ve
iysanın oluşturulması konusunu konuşarak devam edeceğiz. ÖZETLE :hayatında karşına çıkan
herşeyden bir şeyler öğren ileride işine yarar. Hiçbirşey tesadüf değil. Karşılaştığın her şey(fırtına
,insan,keder,hayr,kadın,şerr,yağmur,aslan ,açlık,ferah ,kemal sunal vs.) aslında sana bir şeyler
söylemek istiyor. Yani ALLAHÜ ,MERYEMOĞLUİYSA yada sadece İYSA ile sana bir şeyler
anlatmak istiyor. Bunlara duyu organlarını kapama. Selam ile.
resullerin BEASE edilmeleri ve İRSAL edilmeleri olmuş bitmiş bir olay değildir. Her resul
kendisine ait olan görev kodunu içindeki insana yaptırmak için çalışır Bu da 2 kademede olur
Önce BEASE olur yani CANNlanır Daha sonra da eğer insan musaade ederse bu resul İRSAL
olmuş olur. Reslun BEASESİ her zaman İRSALİNden önce gelir. İnsanların kimi içindeki resulun
BESAE edilmesine izin vermeden dalalate düşer kimisi de BEASE ye izin verir ancak bu kez
İrsaline izin vermeden dalalate düşer.
34/28 de insanların çoğunun bilmediği iddia edilen konu Muhammedin tüm insanların içinde
onları iyiliğe yönlendiren hissiyatların biri olduğudur. İşte bu hissiyat cannlanırsa önce BEASE
eğer kişi bu cannlanmayı değerlendirir ve bu iyiği yaparsa bu durumda ona bu iyiliği yaptıran
resul İRSAL edilmiş olur.
içimizde İYİLİK hissiyatlarımız var. Misal vereyim: Bir iş yapıyorsan sana kimsenin mudahil
olması yada en azından olumsuz yönde mudahil olmasını istemezsin değil mi?. İşte sende bu
hissiyata SALİH denilir. Eğer herkes biririnin yaptığı işe karışırsa NAKATULLAH yeryüzünde
rahatça dolaşamaz KISIRlaştırılır ''feakarünnakate'' olur.
Gelen tüm resuller aynı zamanda içimizdeki iyilik hisiyatlarımızı tarif ediyorlar. Böylece kuranda
bu resullerin anlatıldığı ve isimlerinin geçtiği tüm ayetler mana olarak içimizdeki devinimleri tarif
ettiği için ÖLÜMSÜZleşiyor.
İLYAS isimli resul de içimizdedir bizim için BA'AL e dikkat çeker. Bu deyimin Lİsani arabi manası
''KOCA'' yani bir kadının KOCAsı manasındadır. ANcak bu deyimin DUBUR manası budeğildir.
Bunu da içine alabilecek şekilde eğer DOĞRU olan bir şeye DOĞRU diyebilmek için Doğrunun
kendisine değil de bunu getiren kişinin kimliğine dikkat edildiğinde işte bunu yapan kişi için deki
İLYAS bu kişideki bu yaklaşımı engellemeye çalışır YAPMA der.
Getirilen şeyin Doğruluğuna karar verirken ketiren kişinin kimliğine dikkat edilmesi hatası
tarihlerden beri insanlar için BA'AL putu olmuştur.
Eğer içindeki resule uyarsan bunun karşılığında İlk etapta sana dünyevi bir ödül gelir. Eğer bu
ödüle istinaden sana bir daha ödülün verleceğini ZANNederek bu resule bir daha ıuyarsan bu
durumda SİLME girmiş yada YUSLİMUNE olursun. Eğer bunu sürekli hale getirirsen
MUSLUMAN olursun. ANcak bunu şu anda öğrendiğin bu ilme istinaden yaparsan bu durumda
da MUMİN olursun.
O halde içindeki resullere sürekli uyacaksın Böylece onlar da sana rabbilalaemiyn merkezli bir
iman ve teslimiyyet aşılayacaklar. Böylece adın MUSLUMAN olacak. Bunun KURANİLMindeki
karşılığı LE İLAHE İLALLLAH a şedhadettir.
O halde MUSLUMANnın SIDK ilmi cinsinden tanımı İçindeki resullere sürekli uyan kişi şekilde
olurken KURAN ilmi cinsinden tanımı 11/14 e göre allahtan başka ilah olmadığına şehadet eden
kimse şeklinde olur..
7/196-2/176
ESSALİHİYN-NEZZELELKİTABE
SALİH KUL OLMA-KİTABIN İNMESİ
HİSSİYATLARIMIZ
Sevgili Kuran Dostları
Rabbilalemiyn Kitabta gönderdiğini belirttiği resullerini biz daha bebekken içimize iyilik hissiyatlarımız olarak yerleştirmiştir ve
Cennete dahil olunmasının şartını da başta muhammed olmak üzere bu resullere itaat ve ittiba ya bağlanmıştır. Bizlerden resul
olamamaktadır Ancak bizler içimizdeki resullere itaat ve ittiba ettiğimizde ESSALİHİYN olabilmekteyiz.
ESSALİHİYN demek MANA da TESPİT cinsinden AMEL de TAHKİM cinsinden sağlamlaştırılmış kul demektir. Nitekim Allah
14/27 ve 16/102 de TESPİT cinsinden 11/2 ve 22/52 de ise TAHKİM cinsinden sağlamlaştırma yapar.
O halde İçimizdeki resullere uyduğumuzda Hem ortaya koyduğumuz tespitlerimizin FİKRİ platformada tutarlılığı ve hem de buna
Hayattan yaşamdan vereceğimiz örneklerin tutarlığının birleşkesi bizim ESSALİHİYN kul olduğumuzun göstergesi olacaktır.
Bu iki türlü SAĞLAMLAŞMA kişide gerçekleştiğinde işte o zaman kişinin Kuran anlayışı AKVAM yani SAPASAĞLAM olacaktır
Nitekim 17/9 da Kuranın AKVAMa ilettiği belirtilir
Eğer bir insan TEORİK olarak ortaya tutarlı bir tespit koyamıyorsa yada bu tespiti koymasına rağmen bunu hayattan geçerli ve
tutarlı bir örnekle delilendiremiyorsa bu durumda hem TESPİT ve hem de TAHKİM yoluyla sağlamlaştırılmamış ve dolayısıyla da
ESSALİHİYN olamamış demektir. İşte kişinin bu konumuna 2/176 da ''innelleziynahtelefu fiylkitabi le fiy şikakın ba'ıydin'' denilir.
Bu durumda bu kişide Gerek içindeki İyilik hissiyatlarına gerekse bu hisiyatların amel edilmiş şekilllerine ittiba yada itaat da sorun
var demektir
ESSALİHİYN kullardan olma başta YUSUF(12/101) ve İBRAHİYM(26/83) olmak üzere tüm RESULLER ve İMAN EDENLerin
(5/84) Ortak niyazıdır.
ESSALİHİYN kulların VELAYETİNİ ALLAH yapmaktadır 7/196.
Essalihiyn kullara selam olsun
2/114
MESACİDALLAHİ
YANİ
''ALLAHIN MESCİDLERİ'' HİSSİYATIMIZ
HAYR içerik yada amaçlı olunması kaydıyla hangi işi yapıyorsanız yada hangi iş üzere iseniz onu USULUNE UYGUN yapın . İşte
Kuranın anlattığı NAMAZ budur.
EĞİTİMCİ iseniz USULUNE UYGUN eğitin
ÖĞRENCİ iseniz USULUNE UYGUN öğrenin
YÖNETİCİ iseniz USULUNE UYGUN yönetin
Bir işe ,USULE UYGUNLUK kriteri eklediğiniz an bu iş sizin SALATınız olur. Bu NAMAZı kılmak için pahalı camiler yapmanıza
gerek yok, Mescidler yapmanıza gerek yok. CAminiz de MESCİDiniz de hangi işi usule uygun yapıyorsanız işte bu işin yapıldığı
mekandır. Bu mekana/ Mekanlara ALLAHIN MESCİDleri yani MESACİDALLAHİ denilir 2/114
MESACİDALLAHi de yani Allahın Mescidlerinde yapılan işin USULUNE UYGUNLUĞU kendinizi yada muhatabınızı tatmin
ederse işte o zaman ALLAHIN İSMİNİ Yüceltmiş olacaksınız.
HAYR içerik yada amaçlı olunması kaydıyla hangi işi yapıyorsanız yada hangi iş üzere iseniz onda USULUNE UYGUNluk
noktasında HATA yada YANLIŞ yaparsanız hemen ÖZÜR dileyin yada muhatabınızı TAZMİN edin . İşte Kuranın anlattığı
NAMAZ budur.
EĞİTİMCİ iseniz USULUNE UYGUN eğitin. Yanlış yada hata yaparsanız ÖZÜR dileyin
ÖĞRENCİ iseniz USULUNE UYGUN öğrenin.Yanlış yada hata yaparsanız ÖZÜR dileyin
YÖNETİCİ iseniz USULUNE UYGUN yönetin.Yanlış yada hata yaparsanız ÖZÜR dileyin
Bir işe YANLIŞ yada HATA yaptığınızda ÖZÜR DİLEME yada TAZMİNAT ÖDEME kriteri eklediğiniz an bu iş sizin yine
SALATınız olur. Bu NAMAZı kılmak için pahalı camiler yapmanıza gerek yok, Mescidler yapmanıza gerek yok. CAminiz de
MESCİDiniz de Bu ÖZRÜn dilendiği yada TAZMİNATın ödendiği ı mekandır. Bu mekana/ Mekanlara ALLAHIN MESCİDleri
yani MESACİDALLAHİ denilir 2/114
MESACİDALLAHi de yani Allahın Mescidlerinde yapılan işin USULUNE UYGUNLUĞU kendinizi yada muhatabınızı tatmin
ederse işte o zaman ALLAHIN İSMİNİ Yüceltmiş olacaksınız.
MESACİDALLAHi de yani Allahın Mescidlerinde yapılan işin USULUNE UYGUNLUĞUnda HATA yada YANLIŞ yaparsanız
dileyeceğin ÖZÜR yada ödeyeceğiniz TAZMİNAT kendinizi yada muhatabınızı tatmin ederse işte o zaman ALLAHIN İSMİNİ
Yüceltmiş olacaksınız.
MESACİDALLAHİ de bu MESCİDin yapılımını menn etmek yani engellemek yada yıkılması için çalışmak 2/114 de
yasaklanmıştır.
Halkının Yüzde 60 ının AÇLIK sınırının altında yaşayan bir ülkede ALNI SECDELİ FİRAVUNların pahalı ve görkemli Camiiler
yaptırması o ülkeyi İHYA etmez. Aksine helaka götürür
25/30
''Ve nitekim RESUL dediki Eyy rabbim Kavmim KURANI terkedilmiş bıraktı''
En büyük hata ilk etapta Mushafın Allahtan geldiğini daha onun içeriğini anlamadan yada anlamaya çalışmadan
PEŞİNEN iman ile başladı.
Daha sonra Mushaf içinde akla mantığa ahlaka vicdana ,Evrensel ilkelere ve özellikle de TUTARLILIĞA aykırı
Tespitler
Olaylar
Tevillerin varlığına şahit olundu. Sonra da bunları akla mantığa ahlaka vicdana TUTARLILIĞA uygun hale getirmek için
Tarih
Siyer
Arkeoloji
Esbabı nuzul
Matematik
Aritmetik
Coğrafya bilgilerinden yararlanılmaya çalışıldı.
Ama NAFİLE.
Aslolan Rabbilalaemiyn ve kitap ile kuran arasındaki mana ve içerik farkı idi.
Kitap bizlere kendisini değil kendisi üzerinden anlatılan insan fıtratını tasvir etmeye çalışıyordu. Bizlere bu yolla yaşadığımız
hayatta yardımcı olunması bizlerin sosyal ve psikolojik olarak desteklenmesi amaç edinilmişti.
Bizler KURANı yani işin bu kısmını terkettik. Böylece 25/30 da anlatılan ''KURANIN TERKEDİLMESİ'' bizler üzerine de vaki
olmuş oldu.
Artık dünya
IŞID
EL KAİDE
EL NUSRA
BOKO HARAM gibi MUSHAF TAPICISI Terör örgütleriyle
Yada eline kitabı alıp da ben bununla büyüdüm diyerek arka taraftan sülale boyu malı götüren siyasetçilerle
Yada kafasına göre HİZMET HAREKETİ oluşturup buna tabi olanlar aracılığı ile kendi devletine ihanet eden hocaefendilerle
Uğraşacak.
Kimbilir Kaç milyon insan ölecek, yurdundan yuvasından sürülecek
Kaç kız çocuğu satılacak
Kaç çocuğun cesedi kıyılara vuracak
kaç kadın gecelilk ilşkiler için kullanılıp atılacak
Bunların hepsi Senin kendine yazdığın kaderdir. Bunlar Allahın sana yazdığı kader değildir.
'' Onlar yanlış biliyor kimsenin suçu değil bu
Kader oyunu değil bu
Bu benim suçum''
Candan Erçetin
RABB ve RABBİLALEMİYN
Kitapta geçen Rabbiy(Rabbim), RABBENA (Rabbimiz) ,Rabbehu( onun rabbi) gibi deyimler ALEMLERİN RABBİ
anlamına gelmiyor.
Yani Ayetlerde geçen her RABB kavramından Alemlerin Rabbi anlaşılmaz
Tüm Resuller İNSAN olarak geçmişte gittikleri kavimlerine yada içimizden bizlere bir hissiyat olarak önce ALEMLERİN
RABBİ vurgusu yaparlar. Yani misal. Eğer bir insan PUTa tapıyorsa bunun mantıksız olduğuna vurgu yaparlar.
Bir insanın Kendi elleriyle yaptığı puta tapması MANTIKSIZdır Ve bu işlem bu yönüyle ALEMLERİN RABBine aykırıdır.
Elimizdeki Kitap da TAMAMEN mantıklıdır ve Alemlerin Rabbinin indirmesidir
Eğer bir matematiksel formül yada bir hastalık aşısı bulunmuş ise ve faydalı olduğu ispatlanmış ise bu da Alemlerin Rabbini temsil
eder
Mushaf Alemlerin Rabbinin indirdiği kitaplardan SADECE bir tanesidir. Akıl,Mantık;ahlak,Vicdan Tutarlılık,Evrensel insani
değerler Ekolojik denge kriterlerlerine uygun olunması kaydıyla yazılan her türlü TIP KİTABI,COĞRAFYAKİTABI,FELSEFE
KİTAPLARI, MATEMATİK KİTAPLARI, SİYASİ TESPİT VE ANALİZLER de Alemlerin Rabbinden indirilmiş sayılırl
ARAF/143 - MUSANIN RABBİ GÖRMEK İSTEMESİ OLAYI ;
7/143 ; ve lemma cae musa li mikatina ve kellemehu rabbuhu kale rabbi erini enzur ileyke , kale len terani ve lakininzur
ilel cebeli fe inistekarre mekanehu fe sevfe terani fe lemma tecella rabbuhu lil cebeli cealehu dekkan ve harra musa
saıkan , fe lemma efaka kale subhaneke tubtu ileyke ve ene evvelul mu’minin
Bir adet MİTOLOJİK HİKAYE okudunuz. Bu ayete bu manasıyla iman etmek zorunda değilsiniz. Çünkü hayatınızda
YOK.
Ama Hissiyati yani Fıtrati yani Kurani manasıyla okuduğunuzda bu ayeti değişik şekillerde hayatınızda belki hergün
yaşıyorsunuz
Tüm ayetler gibi bu ayette de bizlerin insan olarak bir nevi hissiyatını tarif edecek ve böylece KURAN ismini alarak
evrensel bir mahiyet kazanacaktır
Şimdi bu ayeti KAF`laştıralım ; yani her insanın hayatında olabilecek şekilde güncelleyelim
MUSA , hayr melekesidir.Her hayr yapıldığı andan itibaren kişiye bir hazz verir ve yapılan her hayr şekilsel olarak ,
yapan kişiye ödül olarak geri döner YANİ sadece ahrette değil dünyadada bunun karşılığı görülüyor.İŞTE , bir insan bir
hayr yaptığında , bundan bir hazz alacak ve bununda şekilsel karşılığını görme noktasında aceleci olursa 7/143`ün
muhatabı olacaktır..
KİŞİ , yapmış olduğu hayrın karşılığını hemen görmek istediğinde burada , o amel hükmüne bürünmüş olan ALLAH
diyorki “sen beni göremezsin ama dağa bak tecelli edeceğim”..Yapılan hayrın karşılığının görülmesi noktasında bunu
yapan başka insanlar var başka yerler var doğada başka başka unsurlarda var..
Misal ; çocuğunu dershaneye gönderdin tıp fakültesini kazandırtması için ve ona binlerce lira para harcadın.Çocuğunda
o sene sınavları kazanamadı sende bu noktada çocuğunu sorguya çekiyorsun “nerde yapmış olduğum bu hayrın
karşılığı” , oda diyorki babacığım “sen daha beni bir kere dershaneye gönderdin ama bak komşunun kızı 7 yıl boyunca
dershaneye gittide öyle kazandı sınavları” , böylece çocuğun bu noktadaki performansı ALLAHU hükmüne geçerek
Musa`yı yani hayrı yani seni-babayı DAĞA TECELLİ ettirdi yani bu noktadaki ŞÜPHEYE tecelli ettirdi.Sende kızının
haklı olduğunu görünce “Musa yere düşüp bayılıyor” yani kızın söylediğinde haklı , sen bir kere gönderdin kızını ve
hemen sonuç istiyorsun oysa komşu 7 sene dershaneye gitti öyle kazandı “oraya bak diyor , orayı örnek gösteriyor”..
Musa aceleci olduğu için yapılan hayrın karşılığını hemen ister ve bu meleke içimizde olduğu için bizide aceleci hale
dönüştürebiliyor..Bayılan Musa-hayr-baba tekrar kalktığında derki kızına “sen devam et ben seni destekleyeceğim” ve bu
şekilde kızından özür diler “subhaneke tubtu ileyke” ve “ve ene evvelul mu’minin” der yani ben fedakarlığı ön plana
çıkaranlardanım , der..! YANİ kızına , özür diliyorum beni bağışla , sen devam et ben seni destekleyeceğim ve fedakarlık
yapmaya devam edeceğim , der..
Musa , hayr melekesidir ve önemli bir özelliğide aceleci olmasıdır..Yine misal ; İftar sofrasına yakın trafik sıkışır mesela
büyük şehirlerde , işte Musa aktifleşmiştir hayr olan sofraya biran önce oturmak için..Musa , firavununda biran önce
cezalandırılmasını istemiştir 10/88 ama 10/89`da ALLAH “sizin duanıza icabet edilecek , siz devam edin ve
bilmeyenlerin yoluna uymayın” dedi..Bu yüzdende bir insan hayr yaptığında , bunun şekli karşılığını tez zamanda
görmek ister..
ALLAH hem şekli olarak hemde mana olarak hayatımızdadır..Bundan dolayıda yapılan bir hayrın şekli karşılığı kişi
tarafından görülmek istediğinde ALLAH kendini ona göstermiyor DAĞA TECELLİ ETTİRİYOR..DAĞ denilen şeyde , aynı
sorunu yaşamış başka yerlerdir ve orada sorun çözüldükten sonra Musa özür diliyor ve burada hayr ihsana dönüşüyor
çünki “tubtu ileyke ve ene evvelul mu’minin” cümlesindeki ELMUMİNİYN değimi işin içine MUHAMMED`in girdiğini
gösterir..
O halde bir insan ; hayr yaptığında ve sonrasında bu hayra varını yoğunu harcadığında , ilk etapta bu hayr iken
sonrasında zorlanacağı bir durum oluşurda o zorlukla devam ettirirse hayr ihsana dönüşür ve bu noktadan sonra kişi
“evvelul muminiyn” olur..
Bir insanın yapmış olduğu hayrın karşılığı ona anında verilirse , kimse ALLAHtan bunun karşılığını istemeyecektir yani
zaten hayr yapıldığı gibi mükafatını almıştır..Bu yüzdende Musaya , yapmış olduğu hayrların karşılığı hemen verilmediği
için Musa bu konuda aceleci oluyor. 7/143`tede bu iki şekilde tecelli ediyor , hem manada hemde şekilde..Günümüze
transfer edileceğinde sadece mana çalıyor.
İnsanın bir kula yada ALLAHa hayr yaparken beklenti içerisinde olması onun doğasında vardır.O beklentinin sana
hemen verilmesini istersen , bu noktada ALLAH dur der ve senin bu konudaki şüphelerini gidermek için senin başka
yerlere , başka aynı sorunu yaşamış insanlara bakmanı sağlar..
Yine bir misal verelim ; emeklilik dilekçeni verdin ve hemen beni emekli edin diyorsun.Görevlide diyorki , tamam kardeş
sen emekli olmaya hak kazandın ama bu işinde bir prosedürü var 15-20 gün daha beklemelisin.Sende yok arkadaş beni
ilgilendirmez , ben hemen emekli olmak istiyorum dersen , bu noktada diğer emekli olmuş insanlara bakman istenilir
onlara yönlendirilirsin.Bak der görevli , burada 3-5 arkadaş var emekli olmuşlar , onlara sor bu işin nasıl olduğunu onlar
sana anlatsın.Onlarda evet bizde bekledik derler ve senin aklındaki şüpheler böylece giderilmiş olacaktır ve
durulacaksın.İŞTE bu noktada MUSAyı bir sallantı tutacak ve birazdan kendine geldiğinde hem memurdan özür
dileyecek hemde emekli olupta bu konuda kendini bilgilendiren kişilere teşekkür edecektir..
VAHY denilen kavram İLAHİ yada KUTSİYET içerkli bir kavram değil. Çocuğun isim yapmış bir DOKTORa yada
HAKİMe yada MÜHENDİSe özendiğinde ve büyüyünce ben de bunlar gibi olacam dediğinde bu insanların konumundan
bu yönde çocuğuna VAHY gelmiş sayılır.
Aynı şekilde çocuk çok ünlü bir Hırsıza yada Dolandırıcıya yada MAFYA BABASına özendiğinde ve yine '' büyüyünce
Ben de bunlar gibi olacam'' dediğinde bunların konumundan da bu çocuğa vahy gelmiş sayılır.
Vahy gelen insan PEYGAMBER sayılmaz. Zaten yukarıdaki ÇOCUK örneğinde de olduğu gibi bizlere DİREKT olarak
vahy gelmiyor.İster iyi yönde ister se kötü yönde olsun Vahy önce iç dünyamızdaki İBLİYS yada RESULLERE geliyor.
Bu durumda VAHY tüm insanlara gelebilir ve ilk insandan beri de gelmeye devam ediyor .Bana VAHY geldi dediğinizde
bunu yukarıda belirttiğimiz gibi EVRENSEL bir statüde ifade etmeli ,KUTSİYET amaçlı yada sizi diğer insanlardan
KUTSAL yapacak bir mahiyette ifade ETMEMELİSİNİZ.
72/1
KURANEN ACABEN (ACAİP,ŞAŞIRTICI KURAN)
kitaptaki tüm kavramlar insan hissiyatlarında YAPICI /ONARICI / MOTİVE EDİCİ / HAYATA BAĞLAYICI / HAYR ve
FEDEKARLIK yönünde TEŞVİK edici ve nihayet PAYLAŞIMCI bir şeklide ancak bu kez isimi değiştirilerek yani
KURANİLMİ şeklinde yer bulur.
KİTABİLMİ--->KURANİLMİ ne dönüştüğünde her bir insan için HUZURun teminatı hükmüne girer.
İşte bu noktada bir sıkıntı doğuyor. Tarihte şeklen yaşanmış olay yada şahsiyetler üzerinden aslından her insanın içinde bulunan
hissiyatlar yada zaaflar yada bunlara karşı çözüm önerileri açıklanıyor. Yada her insanın içinde bulunan hisisyatlar/ zaaflar yada
bunlara karşı verilmek istenilen çözüm önerilerine göre TARİHSEL olaylar yada Şahsiyetler tarihte yerini almış.İşte bu yaklaşım
şekli Kuranı 72/1 re göre ACAİB yapıyor.Ve bu anlaşılma yönündeki sıkıntı da böylece aşılıyor.
Şimdi 72/1 ri dikkatle oku. Orada KURANEN ACEBEN yani ''acaip , şaşkınlık verici Kuran '' kavramını göreceksin.
Şimdi şu soruyu sor. KURANın neresi yada nesi ACAİP yani ACEBEN hükmünde? Yada KURANı acaip yapan şey nedir? Neden
ACAİP deyimi KURAN için kullanılmış da KİTAB için kullanılmamış?
Şimdi de sorumuzu bir ileri düzeye taşıyalım: 25/30 zu aç. Orada Resulun kavmi için bir şikayeti var. Şikayetin içeriği KİTABın
terkedilmişli ği için değil KURANIn terkedilmişliği içindir. Yani 72/1 e göre işin ACAİP, ŞAŞIRTICI olan kısmı terkedilmiş..
Şimdi de sorumuzu daha daha ileriye taşıyalım. KURAN ne? KİTAP ne?
Cevabı Mushaf veriyor. Kuran , Kitabın içindedir Diyor. 56/77 ,78
Bize hangisi lazım yada hangisi ACEBEN yani ''ŞAŞIRTICI'' hükmünde yani ben yada sen okuduğumuzda bize ŞAŞIRTICI yani
ACAİP gelecek olan şey ne? KİTAP mı? KURAN mı?
Yani Lisani arabi mana mı yoklsa bunun içinde olan KURAN mı?
72/1 re göre KURAN dır.
KURAN kitab içinde olduğuna göre Kuranı bu kitaptan nasıl çıkaratacğım? İşte bu sorunun da cevabını bulduğun an KİTABa
,içindeki KURAnı çıkarmak için göstermen gereken yaklaşım tarzın benimkiyle aynı olacaktır. Bu yaklaşım tarzına DUBUR-
TEDEBBÜR denilir.
Bunu yapmaz ve Kitab ile kuranı bir tutar ve mealleri veya Tercümeleri KURAN zannederek bu kitaba yaklaşırsan ne olur?
İşte o zaman Kitap seni saptırabilir
SORU:
Bizlere de VAHY gelir mi?
Alemlerin rabbi bizlere de vahyedermi?
CEVAP:
VAHY denilen kavram Sana geldiğinde seni etkileyebilen yada kontrol edip yönlendirebilen iyi yönde de kötü yönde de olabilen her
türlü bilgi hareket motivasyon yada ilhamdır!
Elbetteki İNSAN olarak Vahy bizlere de gelir. Geliş yeri herhangi bir odak olabilir. Vahy iyi yönde yada kötü yönde olabilir.
Ancak DİREKT olarak bizlere gelmez.İçimizdeki İYİLİK HİSSİYATLARINA yani ALemlerin Rabbine ait Peygamberlere gelir
Eğer Vahy MANA ağırlıklı/içerikli olursa bununla önce içimizdeki Resuller muhatab olur. Eğer vahy ŞEKİL ağırlıklı/içerikli olursa
da bununla önce içimizdeki İBLİYS muhatab olur
Bu şekilde gelen vahy içimizdeki bu tarz melekelerimizi hareketlendirir ve hayatımızı ama iyi yönde ama kötü yönde
yönlendirmemizi sağlarlar
LEVHİ MAHFUZ 85/22
''KORUNAN LEVHALAR '' HİSSİYATIMIZ
Kuranün meciydün 85/21; Senin yaşayarak pratik ederek öğrendiğin her türlü bilgidir.
Birde bunun başına HÜVE deyimi gelirse yani ayette geçtiği gibi “hüve kuranün meciydün” olursa bu yaşanarak öğrenilmesi
gereken bilgi senin hayatında önem itibarıyla 1.ci sıraya yükselmiş demektir....
İşte bu öneme istinaden yaşayarak, pratik ederek öğreneceğin her türlü bilginin beyninde hafızana kazınma yerine yani hafıza
merkezine Levhi Mahfuz denilir.
Lehvi mahfuz Allah'ın katındaki kitap değildir.
Alemlerin Rabbinin yada Bizim hafızamızdır.
Bir şeyin başına ''HÜVE'' gelir yada getirilirse bilinki o ŞEY Kişinin hayatında en önemli bir hale gelmiş, birinci sıraya yerleşmiştir.
Şu örneklere dikkat edin;
9/89,100; Zalikel fevzülazıym
10/64, 9/72; Zalike HUVElfevzulazıym
Bu HUVE`nin burada ne işi var? Yada bir üst ayette niye yok?
Mushafta okuduğun her bir ayet kitabın ayeti ve kuranın ayeti şeklinde iki adet ayet içeriyor. Yoksa Mushaftaki ayetleri
Kitabın ayeti ve Kuranın ayeti diye KESİN HATLARLA birbirinden ayıracak şekilde sınıflandırmıyorsun.
Örnek:
Kulhüvallahü ehad '' Deki Allah birdir''
İşte bu ayet bu manasıyla KİTABIN AYETİdir. Ama sana anlatılmak istenilen asıl mana bu değildir Asıl manayı yine bu ayet içinde
bulunan KURANİN AYETİ anlatacaktır. İşte bu mana sana ait Fıtrattır.
Kulhüvallahü ehad :'' Güzellikleri farket. farkettir. Bunların daha güzel hale getirilmesi için Çalış''
Kitaptaki tüm ayetlerin/herbir ayetin KİTABİ kısmına değil KURANİ kısmına Odaklan. ARAPÇAya Aldanma.
Kitaptaki/Mushaftaki Tüm kavramlar İnsan hissiyatlarını/fıtratını anlatmak için arap dilinden ÖZENLE seçilmiş ve
ÖZENLE de kitabın içine yerleştirilmştir.Bu kavramlara ALLAH ,MUHAMMED ,RESUL ,HURMA,ÜZÜM ,EBU LEHEB
gibi kavramlar da dahildir.
Böylece Kitap bir arapça kaynak ancak içeriği olan Kuran ise FITRATça bir kaynak olacaktır.
Sen Kitabı boşvereceksin. İçindeki Kurana talip olacaksın. Bu kuran sana AYRICA bir yükümlülük getirmiyor Sana
sadece İÇ DÜNYANı tanımlıyor
İÇ DÜNYAnı anlamada SADECE bu KİTAB a ve dolayısıyla içindeki KURANa da MECBUR değilsin. Çünkü Kuran
SADECE bu kitabın içinde bulunmuyor. Hayatındaki gerçeklere de bak
KURANla sadece hissiyatlarını terbiye edeceksin. Hayatını ŞEKLEN nasıl yaşayacağını ise ALEMLERİN RABBİ
belirleyecek.
Ne KİTABın ne de KURANın hayatını nasıl yaşayacağına hangi STİL yada TARZ üzere yaşayacağına karışması hakkı
yoktur. Bu hakk Alemlerin Rabbine aittir.
KURAnı ister Mushaftan çıkar istersen HAYATIN GERÇEKLerinden çıkar sonuçta AYNI ŞEYİ elde edersin.
Elde ettiğin şey SENSİN.
Kendini KURAN aracılığı ile doğru anladığında artık hayatını da KURANa göre değil ALEMLERİN RABBİne göre
yaşayacaksın.
MUSHAF PUTPERESTleri Kitab içindeki Kuranı anlayamıyor.
Alemlerin Rabbini de bırakmışlar. Kör kütük KİTABa TAPIYORLAR.
Yok bilmem İKİZ KOD yok bilmem 19 lu sistem yok bilmem 7 li sistem. DANGALAK BUNLAR YAHU.
Yok bilmem Bu kitap ALLAHTAN gelmiş miş. Kitap MATEMATİKLE korunuyormuş
Değil Kitabı Allahı bile inkar etsen İÇİNDEKİ RESULLERE UYDUĞUN SÜRECE sana Cennet var.
Sen işin bu kısmına yoğunlaş. Çünkü işin TEK EVRENSEL OLAN YANI Budur
MUHAMMED
MATEMATİKÇİ DEĞİLDİ - DEĞİLDİR
JİNEKOLOG DEĞİLDİ - DEĞİLDİR
ASTRONOM DEĞİLDİ - DEĞİLDİR
YERBİLİMCİ DEĞİLDİ - DEĞİLDİR
ASTROFİZİKÇİ , FİZİKÇİ ,MEDYUM DEĞİLDİ - DEĞİLDİR
TARİHÇİ DEĞİLDİ - DEĞİLDİR
Bu yüzden insanlara başta
Ne bir MATEMATİKÇİ olarak 19 rakamının MATEMATİKsel özelliğini anllattı-anlatır,
Ne 2/222 ye göre bir JİNEKOLOG olarak bu ayetin SEKS kısmını anlattı- anlatır
Ne bir YERBİLİMCİ olarak 21/44 de Yeryüzünün etrafından kısaltıldığını anlattı-anlatır,
Çünkü Bunları Bu halleriyle BİLMEZ, O bir BİLİM ADAMI değildi ve değil
Peki ne anlattı?
Tüm bunlar, bu kavramlar üzerinden İNSAN HİSSİYATLARINI / RUH HALİNİ/ MANEVİYATINI tanımladı ve tanımlamaya
da devam ediyor. Böylece Kitap içindeki ŞEKLİ olgular üzerinden KURAN adı altında tüm insanların iç dünyalarındaki
olumlu yada olumsuz hissiyat devinimlerini tasvir ediyordu ve etmeye de devam edecektir.
19 zun MANA kısmını bırakıp ta ŞEKLİ kısmıyla kafayı yiyenler başta olmak üzere ŞEKLE mahkum olanlar için KİTABın
değil KURANın terkedilmişiliğine dair 25/30 da ki '' HAZELKURANE MEHCUREN'' deyimini şimdi daha iyi
anlayacaksınız
Beşer Muhammed kendi yaşadığı dönemde 21/44 e göre ''Yeryüzünün etrafının kısaltılmasını ve bunun nasıl olduğunu
bilemezdi. Çünkü bir YERBİLİMCİ yada GÖKBİLİMCİ değildi. Sadece bu ayetin her insanda bir hissiyat olarak bulunan
MANA kısmını söyledi ve o dönemde iman edenlerin imanları arttı. Muhammedi bunun Şekli kısmının tarifi konusunda
zorlayanlara KALBLERİNDE HASTALIK OLANLAR denilmiştir..
Beşer Muhammed kendi yaşadığı dönemde 2/222 ye göre ''AYBAŞI HALİNDE İKEN KADINLARDAN AYRILIN '' derken
KAdınlar aybaşı halinde iken yapılacak SEXiin zararlarını yada muhtemel zararlarını bilemezdi. Çünkü o JİNEKOLOG
yada SEXOLOG değildi.Sadece bu ayetin her insanda bir hissiyat olarak bulunan MANA kısmını söyledi ve o dönemde
iman edenlerin imanları arttı. Muhammedi bunun Şekli kısmının tarifi konusunda zorlayanlara KALBLERİNDE
HASTALIK OLANLAR denilmiştir..
Beşer Muhammed kendi yaşadığı dönemde 37/6-10 a göre '' Yıldızlardan şeytanlardan ,yıldızların gökteki
hareketlerinden bahsederken bunların ASTRONOMİ -ASTROFİZİK bilgisi gerektiren bu tür içeriklerini bilemezdi. Çünkü
o bir ASTRONOM yada MEDYUM yada ASTROFİZİKÇİ değildi Sadece bu ayetin her insanda bir hissiyat olarak bulunan
MANA kısmını söyledi ve o dönemde iman edenlerin imanları arttı. Muhammedi bunun Şekli kısmının tarifi konusunda
zorlayanlara KALBLERİNDE HASTALIK OLANLAR denilmiştir..
ŞERİATÇIYIM
Çünkü ÖZGÜRüm. Bu konuda Alemlerin Rabbi bana NUH u bahşetmiştir,
ŞERİATÇIYIM
Çünkü DOĞRUyu söylerim,Bu konuda Alemlerin Rabi bana İYSA yı bahşetmiştir,
ŞERİATÇIYIM
Çünkü BAĞLIyım. Bağlılığım ve Sadakatim yalnızca ALEMLERİN RABBİnedir. Bu konuda alemlerin rabbi bana İBRAHİYMi
bahşetmiştir
ŞERİATÇIYIM
Çünkü FEDAKARım. Bu konuda ise Alemlerin Rabbi bana MUHAMMEDi bahşetmiştir.
Sen ise ÖZGÜRmüsün?
Peşinden gittiğin bir ŞEYH, HOCAEFENDİ yada PARTİ/CEMAAT LİDERİn var mı?
Sen ise DOĞRuyu söylüyormusun?
Doğruların adamına yada ortamına göre değişiyor mu?
Sen ise bağlımısın?
Bir parça makam yada servet için BAĞLI olduğunu iddia ettiğin şeref ve onurundan taviz vermeden yaşayabiliyormusun?
Sen ise FEDEKARmısın?
Sende olan bir güzelliği başkaları için de istiyormusun?
Ne kadar zor sorular değil mi? İşte İSLAM böyle bir şey. Kolay kabul edilibilirse de aslında hemen hemen hiç yaşanmaz
SORU:
ŞANS OYUNLARI YADA BORSA İŞLEMLERİ HELALMİDİR?
CEVAP:
Eğer oynanacak şans oyunu oynanacak oyun için bir Tecrübe/bilgi birikim gerektiriyorsa
Spor toto, At yarışları Borsa işlemleri ,gibi burada HELAL olabilir
Ancak eğer Tecrübe /bilgi/birikim gerektirmiyorsa,
Milli Piyango
Zar oyunu gibi bunlar kesin olarak HARAMdır
25/74 - İMAM
7/44 - MÜEZZİN
HİSSİYATLARIMIZ
Bir insanın iddia, eylem ve söylemlerinde Rabbilalemiyne uygun olacak şekilde bunlarla ilgili NASIL sorusuna cevap aranıldığında,
bize bu aramayı yaptıran hissiyatımıza İMAM denilir. İMAM konumuna 25/74`de İbadurrahman talip olmaktadır.
Eğer bir insan eylem söylemlerinde NASIL sorusuna Rabbilalemiyn kriterlerine uygun olacak şekilde cevap bulmadan ya da cevap
veremeden yani POPÜLİST bir hayat sürerse, bu kişiye hükmeden hissiyata ASHABÜLEYKETİ denilir 15/78.
Rabbilalemiyn bunlardan her zaman intikam alır. Çünkü İMAMlık taslamış olurlar 15/79.
O halde, insanlara vaadlerde bulunan özellikle siyasetçiler bu vaadlerini gerçekleştirme noktasında ''NASIL?'' sorusuna makul,
mantıklı, adaletli ve evrensel kriterlere uygun cevaplar veremezlerse bunlara ASHABULEYKETİ denilir.
Örnekler;
1) İktidara gelince atanamamış tüm öğretmenleri atayacağım, milli geliri 2 yıl içinde 100 bin dolar yapacağım. Herkesi devlet
dairesinde işe alacağım DİYEN bir muhalefet liderine ''tüm bunları NASIL yapacaksınız?'' diye sorulduğunda eğer Rabbilalemiyn
kriterlerine uygun cevap veremezse, bu lider Kurana göre ASHABÜLEYKETİ`dendir ve Helak edilecektir. Çünkü İMAMlığa
''NASIL?'' sorusuna cevap veremeden talip olmaktadır 15/78,79. Bu lidere oy verenler de helak edilirler.
2) Bir genç kafaya taktığı bir kıza onu etkilemek için ''seni saraylarda yaşatacağım, hizmetçilerin eksik olmayacak, her sene
avrupaya tatile gideceğiz'' dediğinde eğer bunlara karşı ''NASIL?'' sorusuna yine Rabbilalemiyne uygun cevap veremezse bu genç de
ASHABÜLEYKETİ olur ve helak edilir. Buna inanan bu genç kız da helak edilir.
Bir şekilde İMAM olmuş ya da öyle kabul edilmiş insanlar, 17/71`de İMAMlarıyla birlikte çağrılırlar. Eğer NASIL sorusuna cevap
veremezlerse onların konumu cehennem olacaktır.
Bir insanın söylediği ya da duyduğu küçük bir sözün gerek kendisini ve gerekse muhatablarını derinden etkilediğinde ya da küçük
bir sokak eyleminin büyüyerek adeta o ülkede hükümetleri devirecek hale gelmesi durumunda insana ya da topluma bu anda
hükmeden hissiyata MÜEZZİN denilir.
Biliyorsunuz ki 1.ci dünya savaşını başlatan basit bir suikasttir. Ancak bu suikast öylesine derin bir etki ve nüfuz alanı oluşturmuştur
ki milyonlarca insan ölmüştür. İşte bu derin nüfuza bu suikastın MÜEZZİN`i denilir.
HAYR söz konusu olduğunda MÜEZZİN hissiyatına ÖNCELİK verilmeli ancak ŞERR söz konusu olduğunda bu hissiyat derhal
baskı altına alınmalıdır ya da cannlanmasının önüne geçilmelidir.
SORU:
Mushafi bu hale getirenler bunu insanlara nasil anlatti?
Bilgisayarsiz onca ayeti nasil karsilastirdilar bunu anlasalar bile anlatimda nasil yapdilar (Peygamberde dahil ) ? Sizin
anlattiginiz bazen bir ayetin cikarimini yaparken 5-6 ayetden cesit kelimeleri kontrole gitmemiz gerek . Bu durumda o
zamanda bunu insanlara anlatanlar Hafızmıydı?
CEVAP:
Muhammed İLMin anlatımı sözkonusu olunca iki şekilde davranır
1) SIDK İLMİ anlatan Muhammed
2) KURANİLMİ anlatan Muhammed
Muhammed eğer karşısındaki okuma yazma bilmiyorsa hatta arapça bile bilmiyorsa bu durumda Mushafı kullanmaz. Mushafın
içeriğini kişinin yaşadığı hayatından bu kişiye örneklemeler vererek anlatır. Bu şekilde kişi Muhammed aracılığı ile İlmi öğrenir. Bu
şekildeki yaklaşıma SIDK İLMİnin anlatılması denilir
Alemlerin Rabbi İnsanları cennete dahil etmede esas olarak bu yaklaşımı esas alır.
Eğer kişi iyi arapça biliyor ve FELSEFEye de yatkın ise bu durumda Önce MUSHAFfı Kuranilmi olarak anlatır. Örneklemelerini ise
SIDK İlmi cinsinden yapar. Bu şekilde her iki ilmi de kullanır. Bu iki kademeli yaklaşıma ise mushafta özel olarak 20/1 de TA HA
denilir.
Muhammed kendisine vahy inmeye başladığında eğer kendisine sorulan sorular o ana kadar inen vahy içinde yok ise bu durumda bu
sorulara SIDK ilmi ile eğer var ise hem Kuranilmi ile ve hem de Sıdk ilmi ile cevap veriyordu.
Bazen ilk etapta SIDK ilmi ile verdiği cevaplar kendisine ilerleyen zamanlarda Kuranilmi olarak Vahy şekilinde iniyordu. Böylece
TA HA gerçekleşiyordu.
Muhammed kendisine İnen Vahyin/mushafın KURAN kısmını VAHY tamamlanıncaya kadar bilemezdi. Bilmesi de gerekmiyordu.
Ancak SIDK İLMİ kısmını her zaman biliyordu. Yanındakilere SIDK ilmi yetiyordu. Kuran kısmını ise İlm de kendisini yetiştirerek
ELİT olmuş felsefe ve mantık dehasına sahip muhatablarına saklıyordu.
Şu anda da Muhammed aynı şeyleri içimizden bizlere yaptırmaktadır.
Çünkü o Resulullahtır
Çünkü o Birincil olarak evrensel bir hissiyatımızdır
Çünkü o Fedakarlık hissiyatımızı temsil eder
Çünkü o İÇİMİZDEDİR
49/7
Biliniz ki Allah Resulu İçinizdedir.
TEK BAŞINIZA KALSANIZ DA yine Nerenizdeymiş?
SORU:
SALAT yani NAMAZ esnasında Yüzümüzü nereye döneceğiz?
CEVAP:
Mescdiharama döneceğiz.
Hayr içerik ve amaçlı olması kaydıyla bir işin usulune uygun yapılmasına SALAT yani NAMAZ, bunun için elinizde tüm veriler
olmasına rağmen ilk etapta sonuca ulaşamama durumunuzda işe daha fazla ciddiyetle sarılma hissiyatınıza Mescidiharam denilir. İlk
etapta kolaymış gibi algıladığımız işlerde işin içine girdikten sonra bunun aslında o kadar da kolay olmadığını anladığımızda var
gücümüzle bu işe kendimizi vermemize YÜZÜMÜZÜ MESCİDİHARAMA DÖNME denilir. Bu hissiyatımız evrenseldir. İlk
yaratılan insan da bunu böyle yapıyordu. Biz de yapıyoruz. Çünkü Kuran yani hissiyatlarımız evrenseldir
Yüzünüzü Mescidiharama dönün. Yani elinizde bir işi çözmek için yeterli veri varken bu işin çözümüne odaklanın. Eğer
ilerleyen süreçte bunun o kadar da kolay olamayacağını bu iş için fedakarca çalışmanız gerektiğini anlarsanız bu kez
aynı emir 2/149 da Muhammede verilir. Hayatta Kolaymış gibi görünen ancak içine girdiğinizde bu ne kadar zor
olduğunu ancak yine de asla vazgeçmemeniz gerektiğini telkin eden hissiyatlarımız bizlere ''yüzümüzü Mescidiharama
çevirmemiz gerekliliği ayetleri üzerinden anlatılmak istenilir.
Asla yılmayın. Çok çalışın ve başarıya ulaşın
ZİNA HİSSİYATIMIZ
SADECE CİNSELLİKLE SINIRLI OLMAYAN ,24 SAATİMİZDEKİ BİR KAVRAM.....KENDİMİZİ KONTROL EDELİM
BAKALIM BİZ ZİNA'YA YAKLAŞIYOR MUYUZ?....
HAKKINI VERMEDEN ,GEREKLİ ŞARTLARI YERİNE GETİRMEDEN ELDE EDİLEN VE HAZZI ALINAN/TADILANHER
ŞEYDE ZİNA VARDIR.....
ZİNA denilen kavramı anlamamız için önce 8 rakamının Kuranda hangi anlamda kullandığını bilelim ;
8 rakamı ; herhangi bir mevkiye , ünvana , makama , statüye vs.. gelmek yada bunlara gelinmişse bunlar aracılığıyla maddi manevi
menfaat edinmek için gerek Allah tarafından ve gerekse Allahın koyduğu şeriata aykırı olmamak kaydıyla içinde yaşanılan toplum
tarafından koyulan-benimsenen ASGARİ YETERLİLİK şartlarına 8 (SEKİZ) denilir..
İşte bu yeterliliğe sahip olunmadan yukarıda sayılan konumlara gelme girişimine yada eğer kişi bu konumlara gelmişse de yine bu
yeterliliğe sahip olunmadan bunlar aracılığıyla maddi-manevi menfaat elde edinmeye yada edinme çabasına ZİNA , bunu yapana da
ZANİ denilir..
Yusuf as 12/60`ta kardeşlerinin kendisi ile tekrar muhatab olmaları için şart ihdas eder ve bu şart yerine getirilinceye kadar ''ve la
takrebune'' deyimini kullanır..
Bu deyim 17/32`de zina ayetinin başında yerini alır ve tanımımızı doğrular..
O halde Allah ve toplum tarafından karı koca olma şartlarını yerine getirmeden erkek ve kadının sex yapması da Zina hükmüne
girer..
İşte bu noktada 28/27`deki semaniye (8) deyimi devreye girer..
Ama zina deyimi sadece bununla sınırlandırılamaz.
Bir insanın iyi eğitilmeden doktorluk yapması , müteahhitlerin malzemeden çalarak bina yapması , bir işin eğitimini , yeterlilik
şartlarını yerine getirmeden diploma alması ve bu işlerde çalışması , DİNİ olarak ise ; ŞEHADET kavramını YETERİNCE
anlamadan kişinin kendine veya müşrik birine müslüman yada müslüman birine kafir demesi vs.. örnekleri çoğaltabilirsiniz..
YUNUS RESUL ve 100 BİN HİSSİYATLARIMIZ
37/147
Rabbilalaemiynin RESULlerindendir. Kuranilmi açısından içimizdeki bir nevi iyilik hissiyatımızı tanımlar. Bu hissiyatımız
bizlere 100 BİN olma yada karşımızdakinde 100 BİN şartı aramayı telkin eder
.
1)Delicesine aşık olsan bile eğer aşkın karşındakinde yer bulmuyorsa 100 BİN sende oluşmuştur ama karşındakine değil. Aşkını
kalbine göm.Dışarı vurma
2)Çok acıksan bile karnının doyamayacağını anladığın sofraya oturma
3)Sözünün,lafının,iddianın yada önerinin velevki karşınındakinin işini görecek olsa bile önemsenmediği,dikkate alınmadığını
anladığın bir yerde gündem etme,
4) Yapmaya ,dinlemeye,Kaldırmaya,Öğremeye ,öğretmeye HAZIR OLMADIĞIN,OLMADIĞINI HİSSETTİĞİN
Hiç bir makama
Hiç bir mevkiye
Hiç bir ilme
Hiç bir duyguya
Hiç bir teklife
Hazır oluncaya kadar da talip olma
İşte bu hissiyata 100 BİN denilir
Bu rakam kitapta sadece 37/147 de geçer
EL AFVE
Yani
''AFF YOLU YADA İHTİYAÇTAN ARTAKALANI'' HİSSİYATIMIZ
2/219 ve 7/199 da geçen EL AFVEyi insanlardan tarihler boyunca Muhammed almıştır. Bu gün de o alacak. Ancak 1400 sene önce
yaşamış beşer kısmı değil. Meleke ve amel kısımları alacak. Muhammed FEDEKARLIK veya Allah’ın rızasını kazanmak için
kişinin nefsine ağır gelen bir amelin samimiyetle düşünülmesi ya da amel edilmesidir.
Muhammed 49/7 ye göre içimizdedir. AMA meal yazanlar bu ayet için ''Allah’ın Resulu YANINIZDAdır'' diyerek mananın eksenini
kaydırıyorlar. İşte, eğer bir insan gayrimeşru yollarla mal ya da servet edinir de, günün birinde tevbe eder ve Allah’ın razı olacağı bir
kul olma yolunu seçerse Allah bunun bu talebini dikkate alması için sadece tevbe edip te bu pis işleri bırakmasını yeterli görmüyor
bu zaman kadar kazandığı bu gayrimeşru servetini de dağıtmasını istiyor.
İşte bir kişi bunun bilincinde olduğunda ve bunu yaptığında ona bunu yaptırtan HİSSİYAT ve bu adamın yaptığı bu AMEL e
MUHAMMED denilir. Böylece Muhammed yine bu ayette ''el afveyi al'' şeklindeki emri yerine getirir. Yani milyonlarca yıldır
insanın olduğu her zaman ve mekân diliminde bu tür insanlar olabilecektir. Bakınız. Adam genelev işletiyor zengin oluyor. Ama
günün birinde tevbe ediyor bu pis işleri bırakıyor hacca gidiyor hayır yapıyor camiden dışarı çıkmıyor. Allah’ım beni bağışla diyor.
İşte Allah bu adama diyor ki tevbe etmen bana yönelmen seni bağışlamam için yeterli değil. Şu anda sahip olduğun ve
menfaatlendiğin ama kötü yollarla kazandığın bu malını da dağıtıp temize çıkacaksın. İşte anlatılan bu.
Toplumda nice ŞEREFSİZLER var. Hak yemiş kadın satmış ocak söndürmüş ve zengin olmuş. Sonra tevbe etmiş Allah’ın yoluna
dönmüş. Ama gel gelelim ki bu işleri bırakmış olmasına rağmen bu işlerden kazandığı servetle hayatını devam ettiriyor. İşte Allah
yolunda olan diğer insanlar bu insanları bu servetleri hala kendilerinde olduğu sürece bu adamlara iyi gözle bakmaz ve onları
muhatap almaz. İşte bu7/199 da anlatılan EL ÖRF dür.
Muhammed bu adama derki; ''aslanım bu servet sende olduğu sürece kimse yüzüne bakmaz. Boşuna DİNDAR ayaklarına yatma''.
Bu ayette buluna EL CAHİLİYN deyimi: söylenmemesi gerektiğini bildiği bir şeyi söyleyen, söylenmesi gerektiğini bildiğini
söylemeyen. Yapması gerektiğini bildiği bir şeyi yapmayan, yapmaması gerektiğini bildiği bir şeyi ise yapandır. İşte bir kişi Allah’ı
ya da iman edenleri ya da diğer insanları bu şekilde kandıramayacağını bildiği halde bu mallarından hala menfaatlenmeye devam
ederse o kişiyi Muhammed terk eder. Yani, artık bu kişi cennete gidemez.
SORU
Peki biz insanların en büyük umudu . Yani bu dünyada acı çekmiş ve istediğine kavuşamamış kişiler cennet denen
nimetlere kavuşacağımızı umuyoruz. Bunları nasıl izah edeceğiz?.
CEVAP
Bunlar da ilk etapta VEFAT SÜRECİNDE cennetlerini yaşarlar
Cennet veya huzur bir insana iki adet yada iki kademeli bir SON da verilir. Bunlar AKİBET ve AHİREttir. Yani bir insan için iki
kademeli bir SON vardır
AKİBET cenneti VEFAT esnasında kişiye verilir. Kişi burada MUTLU edilir. Bu mutluluk bu kişi tarafından '' Bundan daha iyisi ne
olabilir ki'' şeklinde algılandığında bu AKİBET cenneti aynı zamanda AHİRET cenneti de hükmüne girer.
AMa ÖTEKİ TARAF diye bir yer hakikaten de var ise bu kez bu kişinin mutluluğu burada da ARTTIRILARAK devam ettirilir. Bu
durumda kişi'' VAYY BEE burası çok daha güzelmiş'' derse bu durumda VEFAT esnasındaki AHİRET cenneti bu kişi için bu kişiye
daha üst bir konum verildiği için artık bu andan itibaren AKİBET cenneti hülmünde kalır
CENNET iki kademede insanlara verliyor. Bunlar AKİBET ve AHİREttir.
Bazı çocuklar daha doğar doğmaz Zenginlik/refah/huzur içinde büyüyorlar. Bunlara bu anda verilen cennet AKİBET CENNETi dir.
Bu cennet GEÇİCİ dir yada GEÇİCİ olabilir.Akibet Cennetini elde etmek için ÇALIŞMA şartı yoktur. BELEŞTen de gelebilir
Eğer bu şartlarda doğan çocuk ileride '' Tüm dünyadaki insanlar benim gibi mutlu olsunlar'' diye çalışırsa bu durumda bu kişinin
cenneti artık AHİRET cennetine dönüştürülür.
Aksi taktirde AKİBET cenneti bu kişiden alınır yada kişi bu cennetten kovulur. Cehennemi hakkeder.
İşte ADEM ve EŞİnin dahil edildiği cennet de bu tür bir CENNET idi yani AKİBET cenneti idi. Kıymetini bilemedikleri için
KOVULDULar
AHİRET cennetinde asla ve asla Kovulma olmaz. Burada kalış EBEDİ dir.
Eyy insan :
AKİBET CENNETine aldanma. Bunu AHİRET Cennetine çevir. Bunun da tek yolu
Herkes benim gibi mutlu olsun
Herkes benim gibi rahat olsun
Herkes benim gibi huzurlu olsun
Allah komşuma daha çok versin
Şeklinde düşünmek ve bunun da gerçekleşmesi için çalışmandır.
Yoksa CENNETinden KOVULURSUN
SORU 1)
Dünyada kötülük yaptım. Çok zengin oldum. Yada Hitler gibi .yada bugün yaşananlar gibi . Suriyede esed rejimi.
Sonuçta KÖTÜ bir insan olarak öldüm Benim sonum yada bu yaptıklarımın hesabı nerede görülecek ? yada bu iş ÖTEKİ
TARAFa niye bırakılıyor?
CEVAP 1)
Tedebbür/kuran İlminde sizin ÖBÜR TARAF diye nilendirdiğin yer BELİRLEYİCİ bir UNSUR değildir .Tedebbür ilminde ÖBÜR
TARAFa iman etrme yada etmeme kişilerin insiyatifine bırakılır.
KÖTÜ insan oldunuz ve öldünüz. ÖLÜmünüz iki kademeli olarak gerçekleşir bunlar VEFAT ve MEVTtir.
Bilinen manada ÖLÜMden hemen önce sokulacağınız konuma VEFAT denilir. Bu süreç yaşayan insanlara göre CANÇEKİŞME
süreci olarak da tanımlanır. İşte bu süreçte zaman sizin gibi KÖTÜ bir insan olarak durdurulur. Milyonlarca yada milyarlarca sene
hükmüne sokulabilir ve size bu süreçte an büyük azaplar yaşatılır.
Bizler VEFAT olayını uyku esnasında da KABUS gördğümüzde de yaşarız. Bazen bir kabus gerçek hayata göre bir yada bir kaç sn
sürer. Ama kişi uykuda iken VEFAT ettirildiği için bu süreç ona 50 hatta 60 yıl hükmüne sokulur.
Böylece KÖTÜ olan bir insan MEVT olurken yani ÖLÜRKEN bunun hesabı sizin ÖTEKİ TARAF dediğiniz TARAFa bırakılmaz iş
birincil olarak burada bitirilir
ÖTEKİ TARAF diye de bir yer hakikaten de varsa o zaman onun azabı ÖTEKİ TARAFta da AYNEN devam ettirilir.
SORU 2)
Hani klasik manada insanlar hakkımı helal etmiyorum. Öbür tarafta alacağım diyor. Mizan nasıl kurulacak o zaman. Kitaba göre her
şey dümdüz olduktan sonra terazi kuralacak.?
CEVAP 2)
Hepsi VEFAT esnasında oluşturuluyor. Kaç kişinin AHInı almış iseniz onlar VEFAT esnasında TARTIYA getiriliyor.
VEFAT süreci MİLYARLARCA YIL hükmüne de sokulabilir.
SORU:
BİLİNEN /UYGULANAN HALİYLE HİÇ BİR ŞEKİLDE NAMAZ KILMIYORUM AKİBETİM NE OLUR?
CEVAP:
Bilinen/uygulanan haliye hiç bir şekilde Namazını kılmayanlar Alemlerin Rabbi katında hiç bir günah kazanmazlar. Ancak
KURANİ olarak namaz kılmayanlara İNSAN bile denilmez. HAYVANdan bile aşağılıktırlar.Bunlara CEHENNEM yaşatılır
YANİ:
Salat yani Namaz denilen kavram bir insanın yada canlının hayr içerikli yada amaçlı olunması kaydıyla yaptığı iş her ne ise
Kadınlık
Kocalık
Memurluk
Doktorluk
Devlet Adamlığı
Muhalafet
Öğrencilik
Öğretmenlik
Çöpçülük ve daha binlercesi,
tüm bunların USULUNE UYGUN yapılması hissiyatımızı tarif eder.
Hangi işi yada görevi yada mesleği yapıyorsanız yapın bunu hayr içerik yada amaçlı olunması kaydıyla USULUNE UYGUN
yaptığınız anda bu iş yada görev yada mesleği bırakıncaya kadar geçirdiğiniz sürede size Alemlerin Rabbi katında NAMAZINI
KILMIŞ muamelesi yapılır.
Unutma.
NAMAZINI KILAN kişi İŞİNİ LAYIKIYLA yapandır, yada İşini LAYIKIYLA yapan kişiye NAMAZ KILIYOR denilir
Bu tür kişiler NAMAZLARINI KILARLARKEN asla rahatsız edilmemelidirler. Zaten rahatsız edilmekten de hoşlanmazlar
İşte Alemlerin Rabbi kitabında ''Kurani'' olarak NAMAZI yani SALATı bu şekilde tanımlar.
Ve ancak NAMAZI KILAN insanlar/toplumlar/Uluslar Huzurlu/Müreffeh olabilir ve MEDENİYYETE katkı sunabilirler
Bu minvalden Tüm çocuklarınıza NAMAZ KILMAYI öğretiniz
SORU:
SABAH NAMAZINI KILMIYORUM. AKİBETİM NE OLUR?
CEVAP: Şekli olarak sabah namazını kılmayanlar Alemlerin Rabbi katında hiç bir günah kazanmazlar. Ancak KURANİ
olarak sabah namazı kılmayanlar FÜCCAR yada FACİR olarak cehenneme giderler.
YANİ.
İktisadi/Duygusal/ticari/Askeri bir hamle yapmak istediğinde ortamın sisili/puslu/Belirsiz/dengesiz/kaypak OLMAMASINA dikkat
et. Eğer ortam yada muhatabın böyle bir durumda ise bu durumda sakın hamleni yapma BEKLE. Bazen Beklemek ileriye gitmekten
daha iyidir.
İşte böyle davrandığında SABAH NAMAZINI KILMIŞ olacaksın.
SABAH NAMAZInı kılmak için SABAH VAKTini beklemene gerek yok. Hayatının herhangi bir senesinde
Senenin herhangi bir ayında
Ayın herhangi bir haftasında
Haftanın herhangi bir gününde
Günün herhangi bir saatinde
Saatin herhangi bir dakikasında
Dakikanın ise herhangi bir saniyesinde
Eğer olur da SABAH NAMAZI üzerine FARZ olursa sakın bundan kaçma SABAH NAMAZINI KIL
Eyy İnsan.
Hamleni yapacağın ortam sisli yada puslu yada belirsiz yada istikrarsız yada dengesiz ise BEKLE, Sakın HAMLEni
yapma.
İşte bu ortama Kuranda EL FECR yani '' ALACAKARANLIK '' denilir. Bu tür ortamlarda hamleni YAPMAMA hissiyatına
ise SALATILFECR yani SABAH NAMAZI denilir.
Kuranda SABAH NAMAZInın kılınması son derece önemlidir. SABAH NAMAZInı kılmayanlar bir anda hayatlarını cehenneme
çevirebililer.
Eyy İnsan ;
Kendi hissiyatlarına/eylem yada söylemlerine ise EL FECRin uzun süre hükmetmesine izin verme
Yoksa FÜCCAR yada FACİR olursun.
Bu iki ünvan da Mushafta insanı cehenneme götüren ünvanlardır
CİBRİYL ( CEBRAİL )
HİSSİYATIMIZ
Eğer Cebrail (Cibriyl), Peygamber ile ALLAH arasında bir aracı ise ..
Peygamber de kul ile cebrail arasında bir aracı ise..
Neden KUL ile ALLAH arasında veli zatlar olmasın?
ALLAH kendisi aracı koyunca meşru başkası koyuncu Şirk mi oluyor?
ALLAH yarattığı kulları ile aracısız iletişim kuramaz mıydı?
Yada kuruyor da biz mı aldatiliyoruz?
Madem Cebrail Peygamberlere Vahy getiren Melek ve Son Peygamber de öldü,
Bundan sonra Cebrail'in işlevi kalmadığına göre VAHY Kitabı'nda neden ismi geçiyor,
Yerine yeni ayet de gelmediğine göre bu ayetler geçersiz mi?
Geçersiz ise hükmü kalmamış ayetten bana ne?
Tüm bu sorulara makul ve mantıklı cevap verilebilmesi yada bulunabilmesi için şu ayetin yine
HİSSİYAT bağlamında iyi anlaşılması lazımdır. Bu ayet: el hamdu lillahi Rabbilalaemyn ayetidir.
Allah ile Alemlerin Rabbi arasındaki mana ve içerik farkını öğrendiğiniz an yukarıdaki sorulara da
cevap bulabileceksiniz.
Yaşadığımız hayata bir bak. Her şey sistemleştirilmiş. Dahası bu sistem oluşturulurken bizlerin
insan olarak akıl ve mantığımızı kullanarak çözebileceğimiz sevyeye indirgenerek
sistemleştirilmiş. İşte bu sisteme yada bu sisteme entegre olmuş her türlü eylem söylem buluş
tez tespit formül vs. bunların hepsine alemlerin Rabbi denilir.
Düşünün FİZİK PROFESÖRünüz. Yıllarca ATOM FİZİĞİ üzerinde çalıştınız ve yepyeni bir formül
buldunuz. Bu formülün de hen teorikte hem de pratikte geçerliliğini de ispatladınız. Sizin gibi yine
aynı fizik profesörlerinin de sorduğu tüm sorulara cevap verdiniz. Hepsi mantıklı ve tutarlı olduğu
ortaya çıktı. İşte bu sizin bulduğunuz bu FORMÜLe artık ALEMLERİN RABBİ denilir. Tüm bilim
camiası artık buna TESLİM olmak zorundadır. Alemlerin Rabbi yani rabbilalaemiyn mitolojik bir
varlık değil. Eğer siz sistem içinde insaniyet adına bir güzelliğin varlığına şahit olduğunuzda bu
güzelliğe ALLAH denilir. Alemlerin rabbi içindeki her türlü güzellik ALLAH ismini alır
Eğer szi bu Allahı keşfeder ve daha güzel hale getirmek için HAYR yada FEDEKARLIKLAR
yoluyla çalışırsanız bu durumda Evrene yani sisteme yani Alemlerin rabbine sistemin yani
alemlerin rabbinin istediği bir metafizik enerji yayarsınız. Yaptığınız yada düşündüğünüz iyilikler
yada fedekarlıklar aracılığı ile yaydığınız bu enerji sistem içinde depolanır ve sizin adınıza kayda
geçirilir.İşte sistem içinde çalışan ve ve bu enerjinizi sisteme taşıyan ve sisteme ait olan hissiyata
CİBRİYL denilir. Bunlar HAYR yaptığınızda bu türden güzellikleri sistem içinde taşırlar
Eğer bir gün sizin başınız dara düşerse bu kez Cibriyl sizin bir zamanlar yaptığınız iyliklere
istinaden yaydığınız ve sizin adınıza kayıt altında tutulan bu enerjiyi bu kez sizi dardan kurtarmak
için size taşıyacaktır. Size taşıdığında sistem yani alemlerin rabbi sizi dardan kuratacak olan
ŞEKLİ bir varlık üzerinde kendini dönüştürür. Bu dönüşüme TEKVİR denilir. Kendisini
dönüştürdüğü varlığa ise ALLAH denilir. Bu allah bir insan da olabilir bir rüzgar da olabilir bir ağaç
da olabilir. Her ne olacaksa bu sizi dardan kurtarılmasında alemlerin rabinin kendisini sizin için ve
size özel ve kısa süreli olark seçtiği ŞEKLİ VARLIK hükmündedir. Böylece yaptığınız iyilikler sie
geri döner ve sizi dardan kurtarır. İşte bu şekilde Enerjiyi CİBRİYL taşır. Siz iyilik yaptığınızda bu
sisteme taşır. sizn başınız dara düştüğünde bu kez enerjiyi sistem içinden size taşır. Alemlerin
rabbi yani sistem sizi dardan kurtaracak bir şekli unsur seçer
Paraya ihtiyacınız varsa para işe ihtiyacınız varsa iş rüzgara yada suya ihtiyacınız varsa bunlar
MUCİZEye ihtiyacınız varsa mucize aklınıza ne gelirse. İşte alemlerin rabbi kendini bunlar
üzerinden ALLAHA DÖNÜŞTÜRÜR. sizi dardan kurtarmaya gelen her ne ise artık o sizin
ALLAHINIZ olmuştur
ALLAHINIZ TAM KARŞINIZDA sizi görüyor. Siz de onu görüyorsunuz. Ama o sizin için ALLAH
olarak seçildiğinin yada alemlerin rabbinin kendisini onun üzerinde dönüştürdüğünün farkında
olmazsınız. İşte tüm bu anlattıklarımıza sistemm olark yada bİRBÜTÜN olarak '' El hamdu lillahi
rabbilalaemiyn'' denilir. İşte tüm bu anlattıklarımıza sistemm olark yada bİR BÜTÜN olarak '' El
hamdu lillahi rabbilalaemiyn'' denilir.
Alemlerin rabbi kendini ALLAHa dönüştürür. iyilik yap at denize balık bilmezse halık bilir
dediğimizde işte bu sistemi anlatmaya çalışırız. Allahın işi bitince yani sizi dardan kurtarınca
alemlerin rabbi bu kişi üzerinde kendisini allaha dönüştürme işlemine SON VERİR.
Aynı döngüyü KÖTÜLÜK yapanlar için de düşünebilirsiniz. kötülük yaparsan BELANI bulursun
Ama bu belayı sana tattıracak bir ŞEKLİ UNSUR lazımdır. Artık yolda giderken bir araba gelir
sana mı çarpar? kafana kerpiç mi düşer? Borsada para mı kaybedersin Binlerce sayabilirsiniz.
İşte burada da Alemlerin rabbi kendisini yine bu şekli unsur üzerinde sana özel ve kısa süreli
olacak şekilde kendisini yine ALLAHA dönüştürür. Ama bu allah sana belanı vermeye geliyor.
ALLAh olarak dönüştürüldüğünün farkında olmadan. Ve yine tam karşında onu görüyorsun. Oda
seni görüyor.
İşte Kuranın anlattığı ALLAH budur. Yaşmda yüzbinlerce kez varlığına şahit olduğumuz bir
ALLAH inancı, MİTOLOJİ değil GERÇEK HAYATTAki Allah. Kuranın anlattığı Allahı kimse inkar
edemez.
Kişi eğer bu Allaha iman ederse ki etmek zorunda , Mitolojik olarak var olduğu iddia edilen yani
KİTABİ MANAda var olduğuna inanılan Allahı inkar bile etse KAFİR olmaz. Mitolojik olarak
varlığına inanılan Allah Kuranın bizlere anlattığı Allah değil. Bu allaha inanıp inanmamak kişin
kendi tercihine kalmıştır. ama kuranın anlattığı allaha KESİN OLARAK iman etmek zorundasın
ÇÜNKÜ KARŞINDA DURUYOR.
İnna Lillahi ve inna ileyhi Raciune cümlesinin lisani arabi manası '' Allahtan geldik ona döneceğiz''
şeklindedir. Bu mana lisani arabi mana olarak doğrudur Ama SAÇMAdır. Çünkü ben eğer
Allahtan geldiysem geldiğim yeri görmek isterim. Bu ayetin KURANİ MANASI ise yeri geldiğinde
biz ALLAH oluruz yeri geldiğinde ise bize ALLAH olunur şeklindedir. Kuran hissiyatlarımızı
anlatır. Kurana iman o gerçek hayatı tasvir ettiği için MECBURİDİR .
Şimdi bu ALLAH tanımını al dünyanın hangi coğrafyasında yada hangi zaman diliminde olursa
olsun bulduğun herhangi bir insana bu şekilde anlat. Sonra da ondan ALLAHI İNKAR ETMESİNİ
İSTE. Bak gör, EDEMEZ. Çünkü sen ona HAYATI anlattın.bazen haberlerde görüyoruz. Adamın
arabasının TEKERİ PATLIYOR adam uçuruma yuvarlanıyor ya ölüyor yada sakat kalıyor. İşte bu
PATLAYAN TEKER o insanın ALLAHI hükmüne dönüştürüldü. Bunu SİSTEM yaptı. Sistem yani
Alemlerin Rabbi kendini o teker üzerinde ALLAHA dönüştürdü. Teker vazifesini yapınca da
DÖNÜŞTÜRME yani TEKERİN ALLAH OLMASI işllemi sonlandırldı. İşte CİBRİYL tekerin
ALLAHa dönüştürlmesinde seninbir zamanlar yaptığın ve belki de unuttuğun bir kötülüğü getirdi
ve tam da o zamana ve mekana taşıdı. CİBRİL SIFIR HATA ile çalışır. Tam da VİRAJI
dönecekken PATLATTI. Enerjiyi taşıdı.
Şimdi Bu ayeti içerdiği bu MUHTEŞEM MANAyı bu MUHTEŞEM sistemi düşünerek tekrar
okuyun LÜTFEN!. ELHAMDU LİLLAHİ RABBİLALEMİYN
İNSANLAR SADECE BU CÜMLEYİ ANLAYIP HAYATLARINI DA ONA GÖRE YAŞASALAR
HER TARAFA HUZUR GELİR.
ELHAMDU LİLLAHİ RABBİLALEMİYN....
24/58
SALATILFECR
KUR'AN İLMİNDE SABAH NAMAZININ ÖNEMİ
''SABAH NAMAZI HİSSİYATIMIZ''....
Sap ile samanı karıştırdığında, hak ile batılı karıştırdığında ne yapacağını karıştırdığında işler kördüğüm olduğunda, sis
ile pus birbirine karıştığında ortam yada kendi hissiyatların duruluncaya kadar olduğun yerde dur.
Sakın bir adım atma.
İşte bu şekilde sana yön veren hissiyata SALATİLFECR yani SABAH NAMAZI denilir.
SABAH NAMAZI kılmayanlara dünyada ve ahirrette cehennem vardır.
Kuran ilminde SABAH NAMAZI namazların ŞAHıdır.
Bir ülkede İSTİKRAR yoksa asla YATIRIM için ADIM atma BEKLE.
SİYAH İPLİK BEYAZ İPLİKTEN AYRILINCAYA KADAR BEKLE.
DUYGULARIN KARMAŞIK olduğunda Duygularından emin oluncaya kadar BEKLE.
Kıza aşkını ilan etme.
YAZIKTIR onun hayatını karartırsın.
Buna hakkın yok.
Bunun dışında Eğer bir insan bilinen manada ŞEKLİ olarak sabah namazı kılıyorsa Bu KURAN İLMİNİN emrettiği bir
rütel değildir. ANcak yine de ALlah rızası için yapılan her amel sevap kazandırır.
Eğer bir insan Bilinen ŞEKLİ sabah namazını kılıyor ancak Kuran ilmindeki karşılığı ile sabah namazını kılmıyorsa Şekli
kıldığı sabah namazı onu yaşayacağı cehennemden kurtaramaz.
Eğer bir insan Bilinen ŞEKLİ sabah namazını kılmıyor ancak Kuran ilmindeki karşılığı ile sabah namazını kılıyorsa Kuran
ilimine göre kıldığı sabah namazı onu cehennemden uzak tutar.
Her yapacağın hamle için Kendinden/ makamından /ülkenden/Gücünden/ halkından EMİN OLUNCAYA kadar BEKLE.
İşte bu hissiyata SABAH NAMAZI yani SALATILFECR denilir...!
Eğer beklemezsen EL FÜCCAR olursun.
EL FÜCCAR cehenneme gider.
ŞEKİLSEL NAMAZ Evrensel değildir bundan 20 bin sene önce yoktu. Ama Kuran ilmindeki SABAH NAMAZI
EVRENSELdir bundan 20 bin sene önceki insan da bunu kılıyordu.
İlk insan avlanacağı zaman EN UYGUN ANI bekliyerek hayvana OK yada MIZRAĞINI atıyordu Böylece
SALATILFECRini ikame ediyordu.
İlk insan şu anda milletin kıldığı ŞEKİLSEL SABAH NAMAZINI bu şekilde kılmıyordu.
Unutmayınız.
Şu anki Şekilsel namazın tarifi Mushafta yok.
ANcak bunu şuanda allah rızası için yapan da sevabını alır.
Allah katında hiç bir amel zayii edilez.
SALATILFECR Erdemli ve Akıllı olan her insanın amellerinde ve hisiyatlarında zaten OTOMATİK olarak oluşan FITRİ bir
hissiyattır.
Kuran FITRAT İLMİdir.
Bilinen haliyle ŞEKLİ olarak sabah namazını kılanlara verilecek Sevab, KURAN İLMinde ki karşılığı ile kılınan
SALATILFECR den elde edilecek sevap karşısında Nicelik ve nitelik olarak ehemmiyetsizdir.
Bilinen haliyle ŞEKLİ olarak sabah namazını kılanlara da Kuran ilmindeki karşılığı ile SALATILFECRilerini ikame
etmeleri kaydıyla salat ve selam olsun.
EYY MUSLUMAN
İNANCINA UYGUN
1) Devlet mi Kuracaksın ? Bunun OLURunu Kuranda arama
2) Kadınla mı evleneceksin? Bunun OLURunu kuranda arama
3) Miras mı bölüşeceksin ? Bunun NASILını Kuranda arama
4) Kadınını mı boşayacaksın? Bunun OLURunu kuranda arama
5) ZALİM yada KAFİRLerle mi savaşacaksın? Bunun ONAYını Kuranda arama
6) HIRSIZın elini mi keseceksin? Bunun ONAYını Kuranda arama
7) DOMUZ ETini haram mı kılacaksın? Bunun ONAYını Kuranda arama
8) İÇKiyi harammı kılacaksın ? Bunun da ONAYını Kuranda arama
9) DEVLETİnimi yöneteceksin? Bunun NASILını Kuranda arama
10) Giyim kuşamını mı belirleyeceksin? Bunun ŞEKLİNİ Kuranda arama
Kuran sana MUSHAFta anlatılan tüm bunlar üzerinden EVRENSEL İNSAN HİSSİYATLARINI tanımlar ve bunlara
uymanı farz kılar
Tüm bunların OLURUNU / ONAYINI / ŞEKLİNİ / HÜKMÜNÜ nerede arayacaksın biliyormusun? RABBİLALEMİYN de
arayacaksın.
RABBİLALEMİYN yani ''ALEMLERİN RABBİ '' NEDİR? yada KİMDİR biliyormusun?
Bir bilginin ,İlginin, Emrin ,telkinin ,yasağın yada haramın ,buluşun ,tez yada teorinin ,dinin ,Allahın eylem yada söylemin
Akla
Mantığa
Ahlaka
Vicdana
Evrensel İnsani değerlere
Kamu hukukuna
Ekolojik dengeye
Tutarlılığa
Yaşanılabilirliğe
Pratik hayata
uygun olması ile ALDIĞI İSİM yada edindiği KONUMdur.
Alemlerin rabbine teslim olmadıkça ne ALLAHı , ne İSLAMı ne MUSHAFı ne de KENDİNi doğru anlayabilirsin eyy insan.
Kuranda anlatılan rakamlar, rakamsal özelliklerini kastetmezler. Hepsi bir çeşit davranış ve ruh halimizi özetlerler.
Misal;
1 kavramı; (ehad) bütüne ait herhangi parçayı
1 kavramı; (vahid) bütünün tamamını
2 kavramı; yardımlaşarak bir işi yapmayı
3 kavramı; bir şeyin içine sinmesini aklına yatmasını
4 kavramı; bunun insanlara fayda sağlamasını
5 kavramı; sendeki bir fikr ya da davranışın dışarıya yansıtılmasını
6 kavramı; yetkilenmeni ve-veya yetkilendirmeni
7 kavramı; fikri amele ameli fikre, şekli manaya ya da manayı şekle çevirmeyi
8 kavramı; bir şeye sahip olmak için gerekli olan asgari yeterlilik kriterlerini
9 kavramı; fedakarlığı verir.
Kuranda anlatılan hiç bir rakam rakamsal özelliğini işaret etmez. Dahası da var yüz, yüzbin, elli, ellibin yıl vs..
10 kavramı; bir şeyden menfaat elde etmektir
Rabbilalaemiyn İSLAM adı altında bir din göndermedi. Yani Kitapta/Mushafta ''İSLAM'' ile ''GÖNDERME'' deyimleri hiç
bir şekilde ne yanyana ne de birbiriyle bağlantılı olacak şekilde başka ayetlerde asla geçmemektedir. Alemlerin rabbi
Resullerini yani peygamberlerini kavimlerine gönderirken hiç bir peygamber '' Ey kavmim ben size İSLAM adı altında
yada adı islam olan bir din getirdim'' DEMEMİŞTİR. Alemlerin Rabbi ve peygamberleri o anda kavimlerini hangi din üzere
buldular ise bunu İSLAMa çevirmelerini istemişlerdir. Bu da ilgili dinin Akıl.Mantık. Ahlak. Vicdan,tutarlılık,pozitif bilimlere
uygunluk evrensel insani değerlere uygunluk gibi evrensel kriterler çizgisine çekilmesiyle oluşacaktır. İşte bütün kavga budur
Adam ben ''KOMİNİSTim 'der. AMa fikirleri evrenseldir. Bu adam Alemlerin Rabbine göre MÜSLÜMANdır.Bırak adam kendini
Kominist bilsin. Bu adam bizlerin din kardeşidir.
Adam '' Müslümanım'' der. Ama fikirleri Evrensel değildir. Bu adam Alemlerin rabbine göre MÜŞRİKtir. FACE de din yazışanların
yüzde 99 zu işte bu kategoridedir.
Adam ben YAHUDİyim der. Ama fikirleri Evrensel değildir. Bu adam Alemlerin Rabbine göre ''Belki'' YAHUDİ değildir. Belki de
bu adamda kuranda anlatılan YAHUDİliğin zerresi bulumaz. Ama din anlayışı EVRENSEL olmadığı için YAhudi olmasa bile bu
kez MUŞRİK olduğu için cehenneme gider
Adam hem müslümanım der ve hem de inancını Evrenselleştirmiştir. İşte bu adam EFSANE bir adamdır. HAKİKİ KAHRAMANdır
2/222
EL MUTETAHHİRİYNE
''TEMİZLENENLER-TEMİZ OLANLAR''
Sevgili dostlar
EL MUTETAHHİRİYNE kavramı kitapta sadece bir yerde geçer ve Rabbilalaemiynin sevdiği 7 ünvandan birisidir. Eğer
bir insan kendisine menfaat sağlayacağından emin olduğu bir işte yada görevde
Akla
Mantığa
Ahlaka
Vicdana
Tutarlılığa
Kamu hukukuna
Evrensel insani değerlere bir aykırılık gördüğünde bu aykırılık düzeltilinceye yada ortadan kaldırılıncaya kadar bu
işi/görevi tüm menfaat beklentilerinden vazgeçerek ASKIYA ALIYOR sa
YADA
Eğer bir insan kendisine menfaat sağlayacağından emin olduğu bir iş yada görev esnasında bu kez bizzat kendisinde
Akla
Mantığa
Ahlaka
Vicdana
Tutarlılığa
Kamu hukukuna
Evrensel insani değerlere bir aykırılık gördüğünde bu aykırılığı düzeltinceye yada ortadan kaldırıncaya kadar bu
işi/görevi tüm menfaat beklentilerinden vazgeçerek ASKIYA ALIYOR sa
Bu adama EL MUTETAHHİRİYNE yani ''TEMİZ ADAM/TEMİZLENMİŞ ADAM'' denilir.
Bu adamın bulunduğu her yer CENNETe dönüşür. Çünkü Rabbialalemiynin SEVGİSİne mazhar olmuştur.
Cümlemize nasip oluna
2/185 - 2/280
VE EN TESUMU HAYRUN LEKÜM İN KÜNTÜM TA'LEMUNE'
VE EN TASADDUKU HAYRUN LEKÜM İN KÜNTÜM TA'LEMUNE
Sevgili dostlar:
Bir insanın ORUC a başlayabilmesi için önce kendi RAMAZANının vaktinin geldiğine şahit olması gerekir. Her insanın kendisine
ait olan RAMAZANı içerik olarak diğer insanlardan farklı olabileceği gibi zaman olarak da birbirini tutrmayabilir
Eğer Nefsin bulunduğu konumu itibarıyla BAĞA yada TAĞVA yada İĞVA ya meylederse ve sen de bunu farkedersen işte bu
durumda 2/185 de ''femen şehide minkümüşşehre'' ayeti senin haleti ruhiyyeni tarif eder , ve buna istinaden de ''kendime çeki düzen
vermeliyim'' şeklinde bir NİYETe girersen bu kez de 48/18 de zikredilen ve İçindeki Muhammede RIDVAN BİATI nı tasvir eden
ayetin muhatabı olacak ve böylece de SAHURa kalkmış olacaksın.
Ancak tüm bunlardan önce kendi konumuna teşhis koymalısın. Yani herşeyden önce '' femen şehide minkümüşşehre'' cümlesi sende
yer bulabilmelidr. Çünkü çoğu AZMIŞ insan, kendisinin AZGINlığına şahit olamıyor. AZMIŞ olmasına rağmen kendini hala
NORMAL kabul ederek AZGINlaştığının farkında olamayabiliyor.
İşte bu durumda böylesine bir ruhsata sahip edilebilmen için daha öncesinde TASADDUK yapman gerekir. Tasadduk denilen
kavram
1) Senden yapılması istenilen bir iş için elinden geleni samimice yapmana rağmen başarısız olman durumunda sana bunun ücreti
takdim edildiğinde bu ücreti alsan bile bunu haketmediğin yönünde KISMEN DAHİ OLSA bir hissiyata sahip olman durumunu
YADA
2) Yapılmasını istediğin bir işi için muhatabının elinden geleni samimice yapmasına rağmen başarısız olması durumunda bunun
ücretini sanki başarılı olmuş gibi ona TAM OLARAK takdim edebilmen hissiyatını tarif eder.
Bu hissiyatların her ikisine birden sahip olana yada olabilene EL MUTESADDIKIYN ( 12/88 ), bunun için gerekli olan ÇABAya ise
TASADDUK ( 12/88 )denilir.
Bir İnsan bu iki şekilde TASADDUK yaptığında ona verilecek olan 2 adet ödül vardır
1) İnsan olarak darlıktan bolluğa çıktığında olurda nefsi eğer KABARIR yada AZARSA kişinin kendi konumuna Doğru teşhis
koyabilme ruhsatını ona bahşeder. İşte bu teşhis 2/185 de ''femen şehide minkümüşşehre'' şeklinde yer bulur
2) Kişiye 60/10 a göre ESSALİHİYN olma ruhsatını bahşederek ona dünya ve ahiret cennetinin kapısını açar.
ESSALİHİYN kavramı bir insanın KURANİLMİ vasıtasıyla hayatın muhtemel zorluklarına karşı TESPİT ( 14/27) ve TAHKİM
(11/2 ) yoluyla dirençli hale gelmiş yada getirilmiş halini tanımlar.
Tüm resuller gerek İÇİNDE bulunduğu her bir insanı ve gerekse bir zamanlar BEŞER olarak gönderildikleri kavimleri işte bu
ESSALİHİYN konumuna ulaştırmak için mucadele ederler. 27/19, 7/196 ,6/85
Çalışmamızı ''Rabbena cealna min ibadikessalihyn'' yani '' Rabbimiz bizi ESSALİHYN Kullarından eyle'' diyerek bitirelim ve bu
duamızın kabulu için de güncel hayatımızda TASADDUK edelim
Hakketmesi kaydıyla Düşenin elinden tutmadıkça hayatında RAMAZAN da ORUÇ da asla olmayacak.
Bu halinle Asla ve asla Cenneti ve huzuru bulamayacaksın
İstersen ARAP TAKVİMine göre senede BİR AY değil 3 AY oruç tut. Bu halinle sen Kuranın değil ARAPLARIN
RAMAZAN AYIna göre davranıyorsun
Varış yerin CEHENNEMdir
Hakketmesi kaydıyla her Düşenin elinden tuttukça/tutmak istedikçe hayatında RAMAZAN da ORUÇ da herdaim olacak
Bu halinle herdaim cenneti ve huzuru bulacaksın. Bu halinle sen ARAPLARIN değil KURANIn anlattığı RAMAZAN ayına göre
davranıyorsun
İstersen ARAP TAKVİMine göre hiç oruç tutma
Varış yerin CENNETtir
17/107
İNNELLEZİYNE UTULİLME
'' KENDİLERİNE İLM VERİLENLER ''
HİSSİYATIMIZ
4/154 e göre bir insana AVANS babında bir miktar İLM verilir. Bu konuma o kişi için TURUN TERFİ ETTİRİLMESİ denilir.
DAha sonra da bu AVANsın AMELi karşılığı istenilir ve bu durum da 4/154 de ''kapılardan secde ederek girin'' şeklinde yer bulur.
İşte İLM babında bu avansı almış kişilere 17/107 de ''innelleziyne utulilme'' yani ''kendilerine İLM verilenler'' denilir. Daha sonra da
bu ilmin yine 17/107 de İHSANi karşılığı isteniliyor ve onlar da bu konuda bu şekilde bilinçlendirildikleri için yine bu ayette ''bize
avans olarak verilen bu ilmin ihsani karşılığını yapacağız Başımızdan gzümüz üstüne'' diyorlar.
Arkadaşlar 17/107 de geçen ''innelleziyne utulilme min kablihi'' cümlesi ''daha öncesinde kendilerine ilm verilenler'' anlamında
DEĞİLDİR. KABL deyimi bir alt babı verir. Buna göre bu gurup ilm verilenler 30/56 ya göre mertebe olarak daha aşağıdadırlar. İşte
kendilerine ilm verilenler eğer bu AVANS şeklinde aldıkları ilmin eğer gereğini yaparlarsa 30/56 da ''kalelleziyne utulilme vel
iymane'' mertebesine yükselir ve cenetlik olurlar. İşte 17/107 ,108,109 da bu mertebeye yükselmeleri anı anlatılıyor.
Arkadaşlar 28/80 ile 30/56 yı karşılaştırın. 28/80 de ''kalelleziyne utulilme'' deyimini 30/56 da ise ''kalelleziyne utulilme veliymane''
deyimini görün Birinde İYMAN deyimi var diğerinde yok, NEDEN?.
Şimdi MEALİ Matığı sorgulayalım: buna göre 28/80 de İMAN edip etmediği belli olmayan bu gurubun ağzından çıkan deyimleri
allah bize niye göndermiş? İman faktörüne sahip olmayan bir taifenin karun hakkında söylediklerinden bize ne?. Eğer 28/80 deki
sözleri 30/56 daki kendilerine İLMin yanısıra İYMANın da verildiği belirtilen Muminler söyleseydi daha uygun olmazmıydı?.
İşte arkadaşlar UTULİLME yani kendilerine İLM verilenler demek Kitaptaki LEDÜN İLMİ ile tanışmış bir miktar da bu ilm den
AVANS şeklinde faydalandırılmış ve bu şekilde TURun üzerlerine terfi ettirildiği Müslümanları tanımlar. Bunlarad EL İYMAN
henüz yoktur. Yani İHSANİ AMELLERle henüz tanıştırılmamışlardır. Ama bu konuda da kesin olarak bilgilendirilmişlerdir. İşte bu
fırsat karşılarına çıktığında gereğini 17/107 de yapıyorlar ve bu fırsat için 108.ci ayette ''rabbimizin vaadi yapılacaktır'' diyorlar. İşte
rabblerinin vaadi şuydu: bakın ilk başta size ilm vereceğim bu bir avanstır haaa. Zamanı geldiğinde bu avansın gereğini yapın. Ve
böylece 4/154 ün ve 2/93 ün muhatabları olmayın. Yoksa sizi MAHVEDERİM..
Elhamdulillah
77/29-34
SARE- SİYRU - SEYYAR- SEYYARE ŞEKLİNDEKİ ''DOLAŞMA'' HİSSİYATIMIZ VE BUNUN USULUNE UYGUN
YAPILAMAMASI DOLAYISIYLA DÜNYADA BAŞIMIZA AÇACAĞI KÖTÜ İŞLER
Sevgili kuran dostları:
Kuranilmi bir Hissiyat ilmidir. Kitab içindeki her bir deyim , KURANİLMİ adı altında AYRICA bir mana daha içerir ki işte bu
mana bizim insan olarak bir nevi hissiyatlarımızı tarif eder ve böylece bu deyim işte içerdiği bu ARTI MANA ile
EVRENSEL hale gelir....
İşte bu deyimlerden biri de Kitapta toplam 27 yerde geçen SARE- SİYRU - SEYYAR- SEYYARE deyimleridir
Elbette ki bu deyim de bizim bir nevi hissiyatımız tarif edecek ve bu şekilde KURANİLMİ adını alarak
EVRENSELleşecektir.
Bir insanın kendi iç dünyasında menfaat görmesi amacı ile yine kendinde ,tekrar başladığı yere gelmesi yada
gelebilmesi kaydıyla bir şeyin peşine düşmesine SARE - SİYRU - SEYYARE denilir. Bu yüzden 16/36 da el mükezzibiyn
olmamak yada olanların akibetini görmemiz için için seyyere yapmamız önerlir
Bir insanın kendini geliştirmek istemesi gayet tabiidir. Ancak kendini geliştireyim derken ÖZBENLİĞine, KÖKüne de geri
dönmesi gerekir. Eğer bunu yapmadan SEYYAR olmaya kalkarsa bu kişide FITRAT ve ŞAKİLET çatışması yaşanır. Bu
ÇATIŞMA özellikle 77/29 -36 cı ayetlerde zikredilir.
Bu hissiyatımıza en güzel örnek Okullarda verilen İNGİLİZCE EĞİTİMİ dir. İngilizce öğreneyim yada öğreteyim derken
bir insanın yada bu insanın sahip olduğu ÖZKÜLTÜRü yozlaştırmak yada DİN öğreteyim derken insanları farkında
olmadan ARAPLAŞTIRMAK yada bunun gayreti içinde olmak bu kişiye bir takım menfaatler kazandırsa bile kişiyi
TEMELden sarsarak onu SİLMden yani ''BARIŞIK OLMA'' dan uzaklaştırır. Bu durum 77/30-33 arasında 3 kademede
oluşur
1) Önce 77/30 za göre ŞUAYBin 3 lü Gölgesine gideceksin: yani Yeni şeyler öğrenmen senin içindeki ŞUAYB hissiyatı
ile senin gelişmeni sağlayacak. Bu nekadar güzel değil mi?
2) Ancak bu durum ALDATMACA dır ve 77/31 re göre sana GÖLGELİK etmez ve sana bu işte LEHEB aracı olduğu için
MADDİ bir menfaat sağlamaz
3) Sana KASRlar vaadeder. yani yaşam kaliten yükselir. Birlikte oturduğun -olduğun insanların kaliteli olması sağlar.
Ancak bunların hepsi KOCA BİR YALANdır ve seni aldatır. İBLİYS hissiyatı sana ŞUAYB hissiyatı üzerinden bir tuzak
kurar. Yeni şeyler öğreneceksin, yeni buluşlar yapacaksın yeni şeyler göreceksin. Tüm bunları içinde bulunan ŞUYAB
hissiyatı sana telkin eder. Buraya kadar sorun yok. Ancak öğrendiğin ,bildiğin ,geliştiğin nispette kendini kaybeder ve
FITRAT ile ŞAKİLETİni birbirine düşürürsen bu durumda bu kadar ''SÖZDE'' kazanımlarının hayrını görmezsin
Modern Çağın ''KÜLTÜR ÇATIŞMASI '' diye tarif ettiği bu hissiyat SEYYARE nin içeriğine uygun yapılamaması
neticesinde oluşur. Böylece Seyyare ''TALAK''a dönüşür. Ancak bu talak türü ''İntaliku ila'' misil yazılımları ise 77/29 ve
30 cu ayetlerde yer bulur ve insan için ilk etapta 77/33 de ''CİMALETÜN'' yani ''HOŞ OLAN'' gibi görünse de AHİRET
konumu itibarıyla ZARARlıdır,
Kendini geliştireyim derken ÖZBENLİĞİni unutan insanlar yada kavimler yada devletler hem dünyada ve hem de ahirette
cehennemlerini yaşayacaklardır
İYİ NESERA(HİRİSTİYAN)
KÖTÜ NESERA(HRISTİYAN)
HİSSİYATLARIMIZ
Kitapta '' Hiç şüpehesiz ki bizler NESERAyız'' diyenler kitapta iki şekilde geçer 1) 5/14. Bunlar KÖTÜ olanlar 2) 5/82 Bunlar da İYİ
olanlardır
NESERA deyimi arapça da YARDIM ETMEK demektir.Ancak Kurani manası bu değildir. Nitekim bu deyime Alermlerin rabbi
bizlerin HRİSTİYAN olarak bildiği insanları da tarif etmek için kullanmıştır.
Kitapta bildiğimiz manada YARDIMLAŞMA yı ise 2 RAKAMI ifade eder
Kuranilmi NESERA derken bildiğimiz manada KİLİSE ye giden elinde İNCİYL boynunda HAÇ olan HRİSTİYANları kastedmez.
Kuranın bahsettiği NESERAlar on milyon sene önce de ilk yaratılan insanlarda bir hissiyat olarak vardı. Ama o zamanda ne İNCİYL
vardı ne de KİLİSE yada HAÇ vardı
Elinde inciyl denilen kitap olanlar KİLİSElere gidenlere Kuran HRİSTİYAN demez. Bunların inançlarının Evrensel olarak
sorgulanmasını ister. eğer Evrensel değilse bu durumda bunlara HRİSTİYAN değil MUŞRİK der
Kuran bizlere YAHUDİ ve HRİSTİYANLARI dost edinmeyin derken Kilise yada sinagoga giden elinde inciyl yada tevrat olarak
nitelendirdikleri kitapları olanları KASTEDMEZ
Bunları eğer inançları evrensel değilse MUŞRİK olarak görür ve bunlarla olan ilşkilerimizi/dostluğıumuzu ALEMLERİN RABBİne
bırakır.
Eğer bir insan geleceği için bugünü yaşamaktan vazgeçmiş ise işte kuran buna HRİSTİYAN der. Bu insanları DOST EDİNMEYİN
der
Bunlar VARYEMEZ insanlardır. Kendilerini de kendileriyle dost olanı da REZİL ederler
Bunlar KÖTÜ TÜRLÜ NESERA dırlar Bunları 5/14 konu edinir
Bir de İYİ TÜRLÜ NESERA yani HRİSTİYAN hissiyatımız var
Bu da YARINI DÜŞÜNÜR. Ama bugünü de yaşar. İşte bu iyi türlü Nesera hissiyatını da 5/82 tanımlar.
Diyelim ki EŞİN ve çocuklarınla Kayseride Bir Lokantaya gittiniz yemek söylediniz
Yemeğinizi yediniz ama gelen etler yada köfteler ARTTI. garson size '' Abi geridfe kalanları PAKET yapayımmı der'
Sen de ''YAP'' dersin.
şte bu durumda hem sana ve hemde garsona hükmeden hissiyata ALEMLERİN RABBİNİN RAZI OLDUĞU NESERA YANİ
HRİSTİYAN HİSSİYATI denilir.
Bu hiristiyan hissiyatı 5/82 ye göre İSLAMdandır,yani karnınız doydu ama artakalanı da yarın için PAKET yaptırdınız, Bu hissiyatı
hergün yaşıyoruz
Bugün itibarıyla kendisine HRİSTİYAN diyen insanlarda Alemlerin rabbinin razı olduğu Hristiyan hissiyatı hükmedebilir.
Ancak bu adamların inançları TEMELde Evrensel değil ise bunlar Alemlerin rabbinin katında HRİSTİYAN olarakl değil MUŞRİK
olarak İşlem görürler
İLMİ LEDÜN
LEDÜN İLMİ HİSSİYATIMIZ
Bizler de kendi dilimizde kullandığımız pek çok cümlelere LEDÜN İLMİ yüklüyoruz Böylece onları TÜRKÇE
anlamlarından kısmen yada tamamen KOPARIYORUZ. Aynı mantığı Alemlerin Rabbi de Bu kitabı
indirirken/oluştururken kullanmış
MİSAL: ''Hadi yine Dört ayağının üstüne düştün'' cümlesinden TÜRKÇE olarak anladığın şey FARKLIDIR
Ama buna LEDÜN İLMİ eklenilmiş MANAsı farkılıdır. Ledün ilmi eklenilmiş manası '' İŞLERİNİN RAST GİTMESİ''
anlamındadır.
MİSAL: '' Adama KIL OLDUM'' cümlesinden TÜRKÇE olarak anladığın şey FARKLIDIR
Ama buna LEDÜN İLMİ eklenilmiş MANAsı farkılıdır. Ledün ilmi eklenilmiş manası '' Beni delirtti '' anlamındadır.
Şimdi aynı şeyi Kitab için de yapalım: ESSEMA deyiminin arapça lisanındaki manası ''GÖK'' demektir. Ama Alemlerin Rabbi bunu
GÖK anlamında kullanmaz. Buna LEDÜN İLMİ yükler
Böylece bu deyime eklenilmiş olan LEDÜN ilmi ile bu deyimin manası '' Bir insanın makuliyet ve mantıkıyet'' sınırları içinde
kalması hissiiyatını tanımlar. Böylece ilgili deyim kendisine eklenilen LEDÜN İLMİ ile artık insan fıtratını tasvir eder hale
getirilmiş olacağından işte şimdi KURAN yani ŞİFA ismini alır.
Peki bizler Kitapta arapça manalara Alemlerin rabbi tarfından eklenilmiş LEDÜN İLMi içerikli MANA yı Doğru olarak nasıl
bulacağız?
İşte burada KİTABIN DIŞINA ÇIKMAMAK ve bu işin sıhhatli bir şekilde yapılması için yine kitap içine bu amaç için yerleştirilmiş
olan ÖZEL bir İLME dayanmak kaydıyla ilgili deyimin Çok dikkatli ve kuvvetli bir şekilde sorgulanması gerekiyor
44/1,2
HA MİM ,VELKİTABÜLMUBİYN.
ELKİTABÜLMUBİYN NEDİR? HAYATIMDAKİ YERİ NEDİR?
Sevgili dostlar;
Kuranilminde 7 rakamı rakamsal özelliği önplanda tutularak zikredilmez. / rakamı bir şeyin başka bir şeye dönüşümünü
verir. Yani türk lirasını Dolara çevirdiğinizde çocukluğumuz gençliğimize gençliğimiz yaşlulığımıza dönüştüğünde
kızlığımız kadınlığımıza dönüştüğünde fakirliğimiz zenginliğimize hüznümüz sevinçe dönüştüğünde işte tüm bu hissiyat
yada konum değişikliklerine kuranilminde 7 denilir.
Eğer kafanızda tasarladığınız bir MANA yı şekle yada Şekli bir olguyu kafanızda MANA ya çevirdiğinizde işte bunun da
sayısal değeri 7 dir. ve hayattaki olaylara bu şekilde sonuca gittiğinizde bu sonuca EL KİTABÜLMUBİYN denilir.
Elkitabülmübiyn '' APAÇIK KİTAB'' anlamında DEĞİLDİR.
Peki diyelim ki ben kafamdaki bir MANA yı Şekile dönüştürmek istiyorum. yani kafamda bir tasarı vaR. ONU
İNSANLARA ANLATTIM BANA '' DE HAYDİ YAP DA GÖRELİM'' dediklerinde işte bunun için çok çalışmam ve efor
sarfetmem gerekir. yani fedekarca bir çaba içine girmem gerekir. işte bu iş için gerekli olan fedekarlık bana içimdeki
MUHAMMED tarafından telkin edilir. Muhammed bunu bana yaptırırken HA MİM moduna girer. Bu tür işlerde
Muhammed in ünvanı yada konumu HA MİM dir. Böylece bu işlem ALLAHIN İNDİRDİĞİ KİTABta 44/1 ve 2.ci ayetlerde
HA MİM, VELKİTABÜLMUBİYN şeklinde yer bulmaktadır.
Lütfen bir şeye daha dikkatinizi çekmeme izin veriniz.
arap alfabesinde HA ile MİM arasındaki harf sayısı toplamda 19 dur. İşte Muhammed Elkitabülmubiyni oluştururken yani
manayı şekle şekli ise manaya çevirirken kendisine tanımlanmış olan 19 zu kullanır.
Lütfen bir şeye daha dikkatinizi çekmeme izin veriniz:
Kitapta anlatılan resul isimlerinden SADECE ve SADECE ''MUHAMMED'' isimini oluşturan harflerin tamamı arap
alfebesinde HA MİM aralığındadır.
Şu mucizeleri görünüz ve şahit olunuz . KÖR OLMAYINIZ
Selam ile
''ALLAHÜ''NÜN ÖLMESİ
Hayatınızda ALLAHı(Allahü)öldürmedikçe ALLAHa (Lillahi)ulaşamazsınız.
LİLLAHİ ye ulaşmanın yolu ALLAHÜ den ve bunun ölümünden geçer
Allahü kuranda kendisinin öldürülmesini/ölmesini istemektedir/onaylamaktadır
ALLAHU`NÜN ÖLÜMÜ
20/41-21/35
Ayetlerin duburlandırılması allahın emridir. Aksi taktirde ayetler sıhhatli tevillendirilemez ÖRNEK: 20/41: vastana'tüke li nefsiy''
yani ey musa ''seni NEFSİM için seçtim'' Bunu allah söylüyor. Bu ayete göre allahın da NEFSİ varmış. Yani NEFS deyimini allah
burada kendine de mal etmiş. Şimdi 21/35 e gidiniz. ve ''her NEFS ölümü tadıcıdır'' ayetini bulunuz. Bu ayette allah kendini istisna
tutmamış. İşte meali mantık herşeyi göründüğü gibi algılama size böyle ALLAHI ÖLDÜRTÜR. Şimdi sorsan desen ki ''allah
ölümlümüdür? sana ''HAYIR'' diyecekler. Peki bu iki ayet ne olacak? diye sor. İşte o zaman vaziyeti kurtarmak için 20/41 deki
NEFS deyimine 21/35 den farlklı bir mana vermek zorunda kalacaklar ve böylece DUBURCULUK yapacaklar. O zaman da şu
soruyu sor '' kardeşim hani duburculuk sapıklıktı Sen niye yapıyorsun? .
Eğer ALLAH, NEFS ve MEVT deyimine akla mantığa uygun, kitabın-hayatın her yerinde geçerli olacak ve yaşanılabilirlik
kriterlerine uygun bir mana veremezsen İşte bu iki ayet bile seni bitirir. Ben bu iki ayete göre allahın ÖLÜMLÜ olduğuna
inanıyorum. Kitabın başka bir yerinden istersen bana yüzlerce aksi delil getir. Ama bu 2 ayet (20/41-21/35) kitapta durduğu sürece
getireceğin tüm aksi ayetler işe yaramaz. İşte Kuranilmi böyle bir şey.
Bunun tanımı 20/41 üzerinde 21/35`te yapılır.
ALLAHU hayatında görmüş olduğun güzelliklerdir. ALLAHU`nün MEVT olması 2 şekilde gerçekleşir;
1- Daha güzel bir şekle, daha güzel bir konuma dönüştürülecekse bu noktada ALLAHU olmaktan çıkar ve ALLAHE`ye dönüşür ve
MEVT`i bu noktada gerçekleşir ki Bizlerden istenilen şeyde budur.
2- ALLAHU eğer farkedilemezse yine MEVT olur ki bu istenilmeyen bir durumdur.
Misal; Başarılı bir oğlun var. Yurt dışından teklif geldi ve uzun bir müddet eğitim için yurt dışına gidecek, belki 10 sene yanına bile
gelmeyecek sen de gidemeyeceksin.
Oğlum gitsin, eğitimini alsın ve sağlam iş sahibi olsun da Ben onu görmesem de razıyım dediğinde istenilen MEVT`i yapmış
olursun. Ne karşılığında? Daha iyi olması karşılığında.
O halde “kullu nefsin zaikatul MEVT” mevcut ALLAHU`yü daha iyi şartlara götürecekse bizden istenilen bir durumken, mevcut
ALLAHU`yü farkettirmeyecekse istenilmeyen bir durumdur.
KEVVERE-YUKEVVİRU-TEKVİYREN
TEKVİYR (DÖNÜŞÜM/DÖNME) HİSSİYATIMIZ
GÜNEŞİN DÖNMESİ HİSSİYATIMIZ
Arkadaşlar TEKVİR suresi 1.ci ayeti işleyelim;
Kevvere-yukevviru tekviyren deyimi kuranda 81/1 dışında iki yerde daha geçer ki bu ayetler 39/5 tir. Bu ayette bu deyim
iki kere geçmektedir. TEKVİYR-KEVVERE-YUKEVVİRU denilen deyim bir gücün makamın ilmin paranın
YERDEĞİŞTİRMESİ yada yerdeğiştirebileceği durumlarını ifade eder.
Bu tanıma verebileceğimiz en güzel örnek ayet İÇERİK itibarıyla 3/26,27 dir.
81/1 re göre ŞEMSin KEVVERE olması demek Gücün bir insanda yada alllahta yaDA RABBİLALEMİYN DE sürekli
bulunmayacağını bulunamayacağını ifade eder. Bu deyim bunların yok olacağını değil sadece EL DEĞİŞTİRECEĞİNİ
belirtir,
Bir insanın güçlü iken zayıf duruma düşmesi, yada zayıf iken güçlü konuma gelmesi fakirken zengin olması yada zengin
iken fakir olması esnasında tüm bu değişiklilkler bu insanın diğer muhatablarına geçer yada bu muhatablardan bu
insana geçebilir. İşte ''izeşşemsi kuvviret'' denilirken de bu kastedilir. yani GÜÇ senden çıkıp bir başkasına geçebilir.
Keza RABBİLALEMİYNden çıkıp ALLAHA geçebilir.
Daha önce de dediğimiz gibi bilinen manada allah LİLLAHİ haliyle ŞEKLİ kısmını bize ifade eder. Bu şekli kısım kainatı
yarattığında kendi şekli kısmının Güzellik ve gücünü ,kendini rabbilalaemiyn e çevirerek bu faktöre DEVRETMİŞ yani
TEKVİR etmiştir yani Güzellik ve özellikle de Güç İlk başlarda yani daha kainat yok iken LİLLAHİ şeklinde olan ŞEKLİ
allahtan rabbilalemiyne devredilmiştir işte bu durum 81/1 de ŞEMSin TEKVİRİ olarak karşımıza çıkar. Yani şu anda
LİLLAHİ şeklinde ŞEKLİ ALLLAH yoktur. RABBİLALEMİYN vardır. Rabbilalemiyn kendi içinde bu ŞEKLİ allahı ALLAHÜ
olarak barındırır. İşte işin başında bu ŞEMS yani GÜÇ nasıl ki allahtan(lillahi) rabbilalemiyne devredilerek TEKVİR
olmuşsa işin sonunda yani ahirette bu kez tam tersi olacak ve rabbilalemiyn tekrar ŞEKLİ ALLAH olan LİLLAHİ ye tüm
gücünü DEVREDEREK ikinci bir TEKVİR daha gerçekleşecektir. Çünkü kıyamet gününde ELEMR artık
rabbaialaemiynin değil LİLLAHİ nin olacaktır. 82/19,
81/1 de zikredilen ŞEMSin KEVVERE olması sadece Lillahi-rabbilalemiyn geçişlerinde geçerli değildir. Bir insan yeni
doğduğunda bakıma muhtaç olarak doğar. GüçLÜ değildir ama zamanla GÜÇ sahibi olur fakat yaşlanınca bu GÜÇ
tekvir olur ve tekrar bu kişi bakıma muhtaç hale gelir. Yeryüzünde bu gerçeği kabullenmeyecek bir insan yoktur.işte bir
insanın gayet doğal ve herkes taraından kabul gören bu gelişimsel haline kuranda EDDEHR denilir. O halde İnsan için
EDDEHR konumu içinde aslında TEKVİYRi de barındırmaktadır. Ama bir insan TEKVİR denilen bu kavramı sadece bu
olay için düşünür ve malı ,ilmi ,güzelliği ,makamı için düşünmezse bu tür kişiler bu durumları itibarıyla kuranda 45/24 ün
muhatabı olurlar ve ''bizi EDDEHR den başkası helak etmez yani Ve ma yuhlikuna İLLEDEHR '' cümlesini söylerler.
Arkadaşlar EDDEHR deyiminin elif lam ra dizilimine uygun yazılmışlığına dikkat ediniz EDDEHR deyimi ayrıca 76/1 de
de geçer ve bu ayete te ''Bir insan yeni doğduğunda bakıma muhtaç olarak doğar. GüçLÜ değildir ama zamanla GÜÇ
sahibi olur fakat yaşlanınca bu GÜÇ tekvir olur ve tekrar bu kişi bakıma muhtaç hale gelir.'' gerçeğini bize anlatır.,
ŞEMSin KEVVERE olması hayatta yada hayatımızda her zaman husule gelir. Bir kumar masasında para bazen A
oyuncusuna bazende A oyuncusundan B oyuncusuna geçerek TEKVİRleşir. Bugünün kızları yarının anneleri
deediğimizde yine TEKVİYR olayıından bahsedriz.
işte arkadaşlar gerek Lillahi -rabbilalemiyn arası GÜÇ geçişlerinde ve gerekse insan hayatındaki GÜÇ devir teslimlerinde
ve gerekse ahiretteki İNSANın tüm gücünün kendisini yaratan allaha devir teslim olması kuranilminde EŞŞEMSin
TEKVİYRİ olarak geçer ve bu konu KİTAB ilminde 81/1 de '' izeşşemsi kuvviret'' şeklide yer alır.
9/123
KÜFFARLA OLAN SAVAŞIMIZ
VA'LEMUU ENNALLAHE MAALMUTTAKİYN
Sevgili dostlar
Kitaptaki her bir ayet mealen neden bahsederse bahsetsin aslında kuranilmi olarak bizlerin bir nevi hissiyatını tarif eder.
Bu gerçeğin farkında olan bizler bundan dolayı ayetlerin meali manalarını önemsemeyiz ve içerdikleri kuranın peşine
düşeriz. İşte bunlardan biri de 9/123 de anlatılan KÜFFAR ile olması gereken savaşımızdır.
Şimdi sizden bir ricam var. Kitabı açın ve 9/123 ü mealen okuyun. Sonra da anladığnız mananın hayatınızda bir kerecik
bile olsa gereğini yaptınız mı? diye kendinize sorun. Elbetteki kendi kendinizden koskoca bir ''HAYIR'' cevabı alacaksınız
İşte sevgili dostlar Meali manası itibarıyla bu ayetin gereğini yapmayanlar yada yapamayanlar yada yapmama yada
yapamama konusunda
1) İslam devleti lazımdır
2) Ululemr lazımdır
3) Bu ayet savaş ortamında geçerlidir
4) islami ordu lazımdır
gibi baheneler /şartlar üretmek zorunda kalırlar, ki bu şartların hiç biri bu ayetin ne başında ne sonunda ve ne de
ortasında zikredilmektedir.
Böylece bu ayet bu meali manası itibarıyla tıpkı 9/28,29,5/33 , 24/3 ayetleri gibi hayatımızda olmayacak ve bizler bu
ayetlerin hükmünü uygulamak için KENDİMİZCE ,yukarıdaki ayetlerin içinde olmayan bahaneleri yada şartları ihdas
ederek kendini mufassal yani ''ayrıntılarıyla açıklanmış'' ve Mubiyn yani ''apaçık'' olarak tanıtan kitaba ve dolayısıyla da
bunu indiren Allaha bu konuda yardımcı olmaya çaılışacağız. Hani Allah bu şartları ayet içine koymayı unutmuş ya
,bizler de ona yardımcı oluyoruz.
Peki bu ayette anlatılmak istenilen ve bizlerin aslında kendi iç dünyamızda hissiyat dünyamızda yaşadığımız manası
nedir?
Sevgili dostlar 9/123 ün anlaşılması için bu ayetin 9/36 ile birlikte düşünülmesi lazımdır. Çünkü bu iki ayet birbirlerine
kitapta sadece bu 2 yerde geçen '' VA'LEMUU ENNALLAHE MAALMUTTAKİYN '' cümlesi ile bağlanırlar.
9/36
AYLARIN SAYISININ 12 OLMASI
4 TANESİNİN HARAM OLMASI
Allah katında ayların sayısının 12 olması demek bilinen anlamda ayların sayısının 12 olması anlamında kullanlmamıştır.
Bu deyim de bizlerin hissiyatını tarif eder. Yani ayların sayısının 12 olması ve bunların 4 dünün haram olması
kuranilminin konusu değil. Burada bizlere başka bir şey anlatılıyor.
Eğer bir insana bir iş için yeterli zaman verilmezse bu insanın bu iş sonucunda başaralı olamaması durumunda bundan
sorumlu tutulmayacağı belirtiliyor.
Yada yeterli zaman verilmesine rağmen ona pozitif yönde telkinde bulunulmazsa ve kişi yine başarısız olursa yine bu
kişinin sorumlu tutulamayacağından bahsediliyor.
O halde bir işin yapılımı için yeterli zamana ekipmana sahip isek bu konuda başarılı olmamızı engelleyebilecek 2 rakip
hissiyatımız olacaktır
1) Tembelliğimiz:yada bize bu yönde te'sir edebilecek Tembel insanlar: işte buna EL KÜFFARın bize yakın olanı denilir.
9/123 de bununla savaşmamız ve bunu etkisileştirmemiz istenilir
2) Bizlerin bu işe başlamada yada işin sürecinde moralimizi bozacak başka duygularımız yada bizlere bu yönde te'sir
edecek bu duygulara sahip insanlar: işte bunlarla da yapacağımız savaşımız yine 9/36 da ''Katilulmuşrikiyne'' olarak yer
bulur
O halde bir işin yapılımı için gerekli her türlü imkana sahip isek bu işi yapacağız ve başaracağız. Bu süreçte bizlere
engel olmak isteyen 2 adet hissiyatımızı da bu şekilde etkisiz hale getirmek için savaşacağız
Böylece hem 9/123 ve hem de 9/36 bu KURANİ manasıyla hayatımızda yer bulacak.
Böylece MEAL kültürüne göre ,bu ayetlerin hükmünün uygulanabilmesi için de Ayet içine yerleştirilmemiş şart yada
bahaneler üretmemize gerek kalmayacak
işte dostlar
MEAL ile KURAN arasındaki fark budur
Bu işin Kurani kısmı
Cümlemize nasip oluna
4/159
KİTAB EHLİNDEN OLUP DA ÖLMEDEN ÖNCE İYSA YA İMAN ETME HİSSİYATIMIZ
''VE İN MİN EHLİLKİTABİ İLLA LEYU'MİNENNE BİHİ KABLE MEVTİHA''
Sevgili dostlar
İnsanlar birbirlerini yice anlamadan yada anlayamadan aralarındaki diyaloğu keserlerse bu durumda bu diyaloğ tekrar te'sis
edilinceye kadar bu insanlar arasındaki diyalaoğu sağlayan İYSA ,göğe çekilir yani makuliyet ve mantıkıyet sınırları içine çekilir ve
bekler yada bekletilir.
Eğer bu insanlar tekrar diyaloğa karar verirlerse iysa gökten iner yani tekrar geri gelir. Buna'' İysanın yeryüzüne tekrar inmesi ''
denilir
Yani ŞEKİLciliği PUT edinmiş ahmak hristiyanlar ile muslumanlar aslında her dönem mekan yada çağda yaşanılmış, yaşanılmakta
olan ve yaşanılacak olan bu hissiyatları MİTOLOJİK HİKAYEler gibi kabul ederek bundan rant elde etmişler ve etmeye de devam
edeceklerdir.
Zatişahaneleri Ölmüş İysanın yeryüzüne MESİH yada MEHDİ olarak geri döneceğine ve daha sonra da kıyametin kopaöcağına
inanmakta ve insanları da bu yönde etikilemektedirler
Oysaki İysa insanların birbiriyle her KÜSMESİNDE göğe çekilmekte ve tekrar barıştıklarında da Yeryüzüne geri inmektedir. yani
bu MİTOLOJİK bir hikaye değildir. YAŞAMIN TA KENDİSİDİR
sevgili dostlar
İnsanların anlaşmazlığa düştükleri şeylerde birbiriyle küsmeleri Diyaloğlarını kesmeleri Olmaması gereken ama normal bir
davranıştır. Bu süreçte İysa göğe çekilir ve bekler yada bekletilir. Onun burada uzun süre bekletilmemesi lazımdır. yani KÜSKÜN
olduğumuz insanla yada hayatla yada eşimizle yada kendimizle yada işimizle mümkün olan en kısa süre içinde tekrar Diyaloğ
kurmalıyız. Eğer bunu yapmazsak yada uzatırsak bu süreç içinde küs olduğumuz insanların her sözü yada hareketini sanki bizlere
yapılmış gibi algılarız. Üzerimize alırız. Bu durum göğe çekilmiş ve tekrar inmek için sabırsızlıkla bekleyen İYSA yı artık
öldürmeye başlar. Çünkü süre uzadıkça bu ''üzerimize alınma'' daha da şiddetlenecek ve artık bizleri İYSA da kurtaramayacak hale
gelecektir. Sonra da KÜSKÜN olanlar birbirlerini öldürecek yada zarar vereceklerdir. İşte bu işin sonucu da buraya kadar
gelebilecektir.
Bu gerçeğe iman edilmesi gerekliliği 4/159 da Ve in min ehlilkitabi illa leyu'minenne bihi kable mevtihi'' şeklinde yer bulur
Kim ki İYSA yı bu hale getirirse İysa da işin sonunda kendini bu hale getirenlerden hesap soracaktır. Bu duruma da yine aynı ayette
'' ve yevmelkıyameti yekunu aleyhim şehiyden'' olarak yer bulur.
O halde Eyy kul.
Hayr ve fedekarlık adına kimseyle mümkün mertebe küsmememeye çalış.
Küsülecekse bunu başlatan sen olma
Eğer başlatan Sen olmuşsan bunun sürecini çok da uzatma
Yoksa İysayı ÖLDÜRÜRSÜN.
KÜSKÜNlüğe HAYIR,
DİYALOĞa EVET disturu
Cümlemize nasip oluna
MİNELLEZİYNE HADU ( II )
YUHARRİFUNELKELİME AN MEVADI'IHİ
'' AMACA ULAŞMAK İÇİN HER YOL MUBAHTIR''
4/46 ,159 ,5/41
Sevgili dostlar
Kuranilmi bir hissiyat ilmidir. Yahudilik hristiyanlık mecusiilkten bahsederken bunları bugün bilinen manasıyla bir DİN
olarak değil bir HİSSİYAT olarak tanımlar.
işte bunlardan biri de MİNELLEZİYNE HADU şekilndeki ZARARLI hissiyatımızdır.
Bu hissiyatın en önemli özelliği 4/161 de tanımlanır. Buna göre bu hissiyat RİBAyı HUZ yapar. Sevgili dostlar. daha
önceki yazılarımızdan da hatırlanacağı üzere RİBA Mal para yada hizmet mubadelelerinde karşılıklı anlaşma ve rızaya
dayanan bir menfaatlenmedir
Eğer bu karşı tarafın zaafından yararlanarak tek taraflı menfaatlenmeye dönüşürse buna RİBAnın HARAM olan türü
denilir. Erdemli bir insan veya bir musluman hiç kimsenin hiç bir canlılın zaafından yaralanmaz.
Sevgili dostlar
Bir şeyi TUTMAK iki farklı fillle ifade edilir. Bunlar HUZ ve İMSAK tır. Bir insan elinizi sizi ucurumdan kurtarmak için
tuttuğunda işte bu SIKITUTUŞ a HUZ şeklinde tutmak denilir. ANcak aynı insan sizinle tokalaşmak için elinizi tuttuğunda
bu şekildeki GEVŞEKTUTUŞ ai se İMSAK denilir
4/161 de RİBA değil, Ribanın İMSAK şeklinde tutuluşu da değil ancak RİBAnın HUZ şeklinde tutuluşu haram kılınır.
Yani
1) Ben kazanayım da karşı taraf ne olursa olsun
2) Ben kurtulayım da sana ne olursa olsun
3) Ben iktidar olayım da memlekete ne olursa olsun
4) Ben atanayım da atanamayanlara ne olursa olsun
Şeklindeki hissiyatlar RİBAnın HUZ edilmesine örnektir. Bunu yapanlara ise MİNELLEZİYNE HADU denilir 4/160
İşte bu hisiyat sonuca yada amaca ulaşmak için KELİMEleri YERİNDEN OYNATIR.
KELİME demek bir deyime ,Eylem yada söyleme ,bir makama bir insana Mushaf içindeki deyimlere ,vahye ANLAM
VERMEK yada ANLAM BİNDİRMektir
'' Senin davranışlarına bir anlam veremiyorum'' dediğimizde işte burada bu kişi için KELİME ilmini artık kullanamıyor
olmuşuz demektir
Bir insan eğer her yönden gelişmek istiyorsa KELİMElerinin TUTARLI olması yada çıkması gerekir. Eğer kişi amacına
ulaşmak için TUTARSIZ olduğu KELİMElerini tutarlı hale getirmek yada TUTARLI olduğu kesinleşmiş KELİMEleri
tutarsız hale getirmek için çaba gösterirse bu kişiye hükmeden hissiyata MİNELLEZİYNE HADU denilir. 4/46, 5/41
Erdemli bir insan yada musluman için ÇABA esastır. Muvaffakiyet Rabbilalaemiyndendir. Eğer muvafafkiyet için ne
gerekiyorsa yapılmalıdır zihniyetine göre hareket edilirse bunu yapana MİNELLEZİYNE HADU denilir.
Erdfemli bir insan yada müslüman muvaffakiyet için MEŞRU DAİREDE KALMAK kaydıyla ne gerekiyorsa yapar. Ancak
yine de ulaşmak istediği SONUÇ için değil ÇABA sı için Allahtan mağfiret ve afiyet diler. Böylece MİNELLEZİYNE HADU
hissiyatından nefsini koru
4/46
RAİNA-UNZURNA HİSSİYATLARIMIZ
RAİNA : BİZİ GÜT
UNZURNA :BİZE BAK
Kuranilmi hissiyat ilmidir. Bizlere TARİH anlatmaz. TARİHi bizlere KİTAB anlatır. KURAN ise bir hissiyat ilmi olarak bu kitabın
içinde bulunur. Bize lazım olan kitab değil Kurandır
Ben toplumda DÜRÜST olarak biliniyorum ve herkeste parasını bana teslim ediyor ve bana RAİNA diyorlar 4/46..
Ben bunların bana karşı olan bu teveccühlerine istinaden bunların parasını kabul etmeyeceğim ama onlara kendi paralarına sahip
çıkmalarını ve bunun için kimseye ihtiyaçlarının olmadığını telkin ve tedris edeceğim ve bu süreçte onları NAZARA yapacağım
yani gözetleyeceğim..Bu hissiyata ne kadar güzeldir ,böylece suistimallerin önüne geçmiş olrum
Aynı şeyi ilmi olarak düşünelim , siz talebesiniz ve sizinde bir hocanız var , hocanızada muhtaçsınız.Bu durumunuz bir yere kadar
normaldir , tabii olarak bilmediğiniz her şeyi hocanıza soruyorsunuz ama hocanız eğer sizin bu konumuzu sizin lehinize olacak
şekilde sizi bağımsızlaştırma yönünde kullanmazsa yani ''ooooh ne güzel hep bana muhtaç kalsınlar'' şekline bir yaklaşım tarzına
girerse 4/46`ya göre YAHUDİ`leşir..YAHUDİ MANTIĞI , insanların ilelebet kendisine bağlı kalmasını yada bir insana bağlı
kalmayı emreder..Bundan dolayı bu ayette RAİNA yani bizi GÜT şeklinde bir istekleri var..
MUMİN adam odur ki ne kimseyi güder yani kimseyi ilelebet kendine bağlı tutar nede kendisini güttürür..Yani birine bağlanıp ,
sanki o olmadığında yaşayamayacağı gibi bir duyguya sahip olmaz..İnsanlar birbirlerini yetiştirebilirler..Ancak hem yetiştirici ve
hemde yetişen zaman geldiğinde birbirinden bağımsız olabilmeyi bu süreçte birbirine telkin etmelidirler..
RAİNA HİSSİYATINA ÖRNEKLER (YAHUDİ HİSSİYATI )
1) Ben gidersem devlet çöker
2) Ben olmazsan yaşamazsınız
3) Ben olmazsam insanlık mahvolur
4) Ben olmazsam bu ilmi öğrenemezssiniz
5) Alem buysa kral benim. Herkes bana muhtaç kalmalı
6) Benim partim iktidardan düşer ise ülkede kaos çıkar
UNZURNA HİSSİYATINA ÖRNEKLER (MUMİN/ERDEMLİ HİSSİYATI)
1) Arkadaşlar siz de çalışın. Kendinizi geliştirin ben de dahil omak üzere Kimseye bağımlı olmayın
2) Benden sonra HAYRn devamı için adam yetiştirmem lazımdır
3) Talebemi öyle bir yetiştirmelilyim ki ileride talebeme talebe olmalıyım
4) Partimin iktidarda kalması yada gitmesi önemli değil Asolan ülkemin dirilği bütünlüğü ve mefaatleridir
5) Benim naçiz vucudum elbet birgün toprak olacaktır. Fakat devletim ilelebet yaşayacaktır
TEDEBBÜR İLMİNİN en büyük düşmanı olanlar KALBLERİNDE HASTALIK YANİ MARAD olanlardır. Bunların Kuran
anlayışları ŞEKİL merkezlidir . Yani
1)''Allah'' kavramından BİRİNCİL olarak kafalarında geleneksel ve şeklen var olduğuna inandıkları ŞEKLİ bir yaratıcıyı
anlarlar
2) ''Muhammed'' kavramından BİRİNCİL olarak 1400 sene önce gelmiş yaşamış ve ölmüş olan şekli bir şahsiyeti anlar
ve bunu peşine düşerler
3) ''Sivrisinek'' kavramından BİRİNCİL olarak bir hayvanı anlarlar ve bunun kromozom sayısının peşine düşerler
4) ''19'' rakamından bilinen şekli 19 rakamını anlarlar ve bunun Şeklen neyi ifade ettiğinin peşine düşerler.
Oysaki Tedebbür ilmi bunların BİRİNCİL olarak ŞEKLEN neyi ifade ettiklerini değil bunlar üzerinden insan hissiyatlarını
tarif ederek insan fıtratını en ince ayrıntısına kadar bizlerin istifadesine sunar.
Hem Tedebbür ilmini savunup hem de bu ilme hala MEALi bilgi üzere muhalefet edenler Kalblerindeki hastalığı henüz
atamamış olanlardır. Tedebbür ilminde bu tür insanlara yer yoktur
31/12
LEKAME-LOKMAN-EL HİKMET-ŞÜKR
Sevgili Kuran dostları
El Hİkmet Denilen kavram Bir işe yada olaya yada konuma yada hayata dahil olduğunda buralardan kendine ve dahil
olduğun bu olgulara en azından ZARAR VERMEDEN çıkabiliyorsan işte Buna EL HİKMET denilir. Bu hissiyat yada
amele sahip edilenlere 2/269 da HİKMET verileceğinden Bunlara Çok hayr da verilir.
Allah kuranda 17/39 da Ayetlerini de ''EL HİKMET'' kategorisinde sayar. Yani allahın ayetleri insanın hayatına girdiğinde
ona faydası olmasa bile en azından asla zararı olmaz. O halde
1)Yeni bir Elbise alacağın zaman üzerinde denediğinde elbiseye yada kendine zarar vermeden mağazaya iade
edebiliyorsan,
2) Yeni bir araba alacağında TESTSÜRÜŞÜ yapıp arabıyı getirdiğinde kendine yada arabaya zarar vermeden bunu
yapabiliyorsan
3) DÜNYAYA GELDİĞİNDE BU DÜNYADAN EN AZINDAN BU DÜNYAYA ZARAR VERMEDEN GİDEBİLİYORSAN
sen 2/269 za göre kendisine El hikmet verilmiş Ve bunun karşılığında da kensdisine pek çok hayr verilmiş kullardansın
demektir Ve sana bu durumda hükmeden içindeki Melekeye LOKMAN denilir. O halde Allah bizlere Faydanız olmazsa
bile en azından zarar vermeyin demekte ve bunu yaptığımızda içimizdeki LOKMAN ı bize hükmettirmekte ve bu halimizi
bile Ödüllendirme yoluna gitmektedir
Peki Ben Hikmet sahibi isem yani dahil olduğun yerlere makamlara konumlara buradan ayrılırken FAYDAM
OLMUYORSA FAKAT EN AZINDAN DA ZARARIM DA OLMUYORSA Yani İçimdeki LOKMAN bana hükmediyorsa Bu
noktada 2/269 za göre bana verilecek olan HAYRların İçeriği nedir? Yada bunun Ödülü nedir?
İşte sevgili Kuran dostları ; Bunun ödülü EŞŞÜKR dür. Çünkü Lokman olmak bile zordur. Lokman deyimi LOKMALAMA
deyimi ile aynıdır. Yani bir ÇABA gerektirir. Nasıl ki EKMEĞİ bile ÇİĞNİYEREK yiyoruz dediğimizde bunun bile bir ÇABA
sının olduğunu kastediyorsak İnsanlarla yada tabiatla yada eşimizle bir araya entegre olup ayrıldığımızda eğer faydamız
olmasa bile en azından zarar vermeden ayrıldığımızda işte bu bile ÖZEL BİR ÇABA gerektirmektedir. İşte Bu çabaya
LOKMAN denilir
EŞŞÜKR-TEŞEKKÜR-ŞAKİR-ŞÜKRAN-ŞÜKRÜ-ŞEKÜR Deyimleri ''GELENİ DOĞRU ANLAYIP GEREĞİNİ
YAPABİLMEK'' tir. 31/12 de LOKMAN a ŞÜKRetmesi için EL HİKMET verlir. Unutmayalım 7/18 de İbliys İnsanların
ÇOĞUNU cehenneme çekeceğini söylerken Bunların ŞAKİRİYN yani ''şükredici'' olmayacağını söyler.
O halde Eğer Cehennme gitmek istemiyorsam yada hayatımı cehennme çevirmek istemiyorsam ŞAKİR olmalıyım Yani
a) Geleni Doğru anlamalıyım b) Gereğini yapmalıyyım
Eğer bunlardan bir tanesini yapmazsam İbliysin kucağındayım demektir. Ancak ŞAKİR olmam için de bana 2/269 za
göre EL HİKMET in verilmesi gerekir. Buna hak kazanmama için de KİMSEYE FAYDAM OLMAZSA BİLE EN AZINDAN
ZARARIM OLMAMAIDIR.
O halde EYY Kul:
Arkadaşlarını Kendilerine Hikmet verilenlerden Seç. Din anlayışının da HİKMET içerikli olmasına dikkat et. Dkikat et ki
sana ŞAKİR olmanın yolu açılsın.
Unutma ki allah ŞAKİR kullarını ödüllendirir Ecirlendirir (3/144)
Ve yine Unutma ki Kullardan ŞAKİR olanlar AZDIR(37/13)
Selam ile.
Eğer hayr ve insanyet adına bir şeyin içyüzünü kolayca öğrenebiliyorsanız bu şey ile ilgili KURANa Muhammed hariç
içinizdeki herhangi bir RESUL hissiyatı ile ulaşmışsınız demektir. Bu kuran türü sizi cennete götürmez
Eğer hayr ve insaniyet adına bir şeyin içyüzünü BİNBİR GÜÇLÜK ve ÇABA ile öğrenebiliyorsanız bu şey ile ilgili
KURANa içinizdeki herhangi bir RESUL hissiyatı ile değil sadece MUHAMMED ile ulaşmışsınız demektir. İşte bu Kuran
sizi cennete götürür
Kitapta KURAN geçen yerlerin/ayetlerin neden CENNET ile eşleştirilmediğini şimdi anlayabildiniz mi?
Bir kedi yavrularını beslemeye yada onları korumaya çalışırken ona bunu yaptıran hissiyatın adı da MUHAMMEDtir.
Bir baba çocuğunu üniversitede okutma pahasına kendisi parasızlıktan aç yatarken işte ona bunu yaptıran hissiyatın da
adı MUHAMMEDtir.
MUHAMMED hissiyatının hakim olduğu insanları hayvanları gördüğünüzde yada varlıklarına şahit olduğunuzda
yapacağınız her türlü yardımı sizin içindeki MUHAMMED kayda almaktadır. Bu kayıt aynı anda Evrende dolaştırılan
MUHAMMEDe de bildirilmektedir.
Yoksa o da ne?
Senin aklın hala 1400 sene yaşamış ve ölmüş ARAP MUHAMMED te mi?
ALLAHA BORÇ VERME YANİ ''KARDAN HASENEN'' NEDİR? ALLAHA NASIL BORÇ VEREBİLİRİM?
Arkadaşlar. GARADE-TUGRİDU-GARDAN HASENAN deyimlerini (57/11,18,73/20,64/17,18/17,2/245,5/12) konuşalım.
Arkadaşlar biliyorsunuz 57/10 na göre allah yolunda İNfak etmemiz emredilmektedir. Yaptığımız infak 2 psikolojik
konumda yapılır 1)enfeka min kablilfethi ve katele : burada kişide a) mal,ilm vardır ama O ANDA infak... edecek
pisikolojiye sahip değildir. Bu HAZIROLMAYIŞ konumuna ''min kablilfethi'' denilir. İşte burada bu kişi içindeki
HAZIROLMAYIŞ konumuyla mucadele ederk kendini İNFAK edecek hale getirir. İşte buna kardan hasenen denilir.
57/11. Bakınız dikkat ediniz Burada kişinin infak etmesi ile ilgili samimiyetinde bir sıkıntı yok. Sadece o anda psikolojik
olarak hazır değil. Bununla savaşıyor. Bu savaşı kazandığında İnfakını edecek. 2) Kişi infak etmek için gerekli psikoloji
yada motivasyona O ANDA hazır. Bu konuma da ''enfeku min ba'dü ve katele'' denilir. 57/11. Allah bunun ikisine de
güzellik vadeder ''küllen vaadallahilhüsna ''.57/11. ancak ilk guruba biraz fazla derece verir. YApmak istediğin Herhangi
bir amelin , içinde olduğun başka sorunlar nedeniyle sende tam da O ANDA sönük kalmasına karşı verdğin mucadeleye
GARADE denilir. Misal: hanımla kavga yapmışsın,işin ters gitmiş, bir de yemezmiş gibi o gün de çocuğunu araba
çarpmış. Yani senin kafan tepetaklak olmuş, manyak gibi ortalıkta geziniyorsun. Tam da bu esnada Biri geldi senden
İLMİ olarak ve ACİL OLARAK ders istedi. YAV sen zaten ömrünü bu ilme adamışsın ve dersler de veriyorsun. Yani
normal şartlarda böyle bir istekten kaçman mümkün değil. Ama o anda başına peşpeşe gelen bu kötü olaylar bu adama
ders verme noktasında nefsini zorlayacaktır. İşte bunu başarabilirsen senin yaptığın bu amele GARADE denilir. Ve sen
bu halinle normal kafa yapısına sahipken ders verdiğinde alacağın sevaptan DAHA FAZLA sevap alırsın. İşte bu
konumunu allah 57/11 de '' min kablilfethi ve katele'' olarak belirtir. Sevgili arkadaşlar şimdi 18/17 yi açınız. Burada
ashabı kehfin kehf yani mağara içinde iken konumunu anlatır. YOk bilmem sağa çevirdik yok sola çevirdik falan... BİZE
NE? nereye çevrilirse çevrilsinler arkadaşlar bizim hayatımızı ilgilendiriyormu? bunların bu sağa -sola çevrilişleri bizi ŞU
ANDA yaşadığımız hayatta ilgilendiriyor mu? EVET EVET EVET. peki nasıl? ŞÖYLE: bu insanların 18/17 deki
konumlarını sadece FİZİKİ mağara olarak düşünmeyin. Bu insanlar daha önce de dediğimiz gibi FİZİKİ KEHFe girmeden
önce yani daha buraya gelmeden önce allahın dini için MANASAL KEHFe zaten girmişlerdi. Fiziki mağaraya girerek
içindeki muhammedleri bunları MANAsal mağarayla birleştirdi. 18/17 nin gizli öznesi muhammedtir. Yani bu ayet
muhammede atfen söylenir'(güneş doğduğunda onları GÖRÜRSÜN) Bu ayette bunların sağa sola döndürüşlerinin bizim
için MANA sal bab da Önemi var. SAĞ TARAFA döndürülmeleri demek: allah yolunda mucadele ederken o anda bu iş
için psikolojileri musaitti demektir. İşte arkadaşlar Bunların bu konumları 57/11 de ''enfeku min ba'dü ve katele'' olarak
belirtilir. SOL TARAFA TUKRİDU yapılmaları demek( ve iza garebet TAKRİDUHUM zateşşimali) yine 57/11 de ''enfeka
min kablilfethi ve katele'' olarak belirtilir. DİKKAT EDİNİZ sağ tarafa döndeilmeleri esnasındaki deyim TEZAVERÜ, sola
döndürülmeleri esnasındaki deyim ise bizim şu anki dersimize konu olan GARADE- TAKRİDU dur. DÖNME aynı dönme
ama fiili değişti neden? Çünkü SOLA dönme cümlesinde GAREBE yani GARB yani BATI yani İŞTAHIN SÖNMESİ
;HEVESİN KALMAMASI anlamı var. Biz de yukarıda GARADE deyimine anlam verirken bu esası göz önünde
bulundurmuştuk. Yani 18/17 deki allah dostları allah yolunda mucadele derken yani MANASAL OLARAK KEHF içinde
iken 57/11 de anlatılan bu iki konumu da yaşamışlar . Şİmdi anladınız mı 18/17 de Bu adamların sağa sola
döndürülmelerinin aslında 57/11 rin TEFSİRİ olduğunu ve bizim hayatımızdaki yeri ve önemini ? eğer anladıysanız
yükses sesle ELHAMDULİLLAH deyiniz. ELHAMDULİLLAH binlerce kez.
2/199
ELMEŞ'ARİLHARAM;
EŞŞUARA - ŞİİR - ŞUUR - ELMEŞ'ARİLHARAM - RABBÜŞŞİ'RA (53/49)
Bir insan sürekli aynı yerden ve aynı şekilde kazıklanıyorsa ve hala ayıkmayıp ısrarla ve iştahla o yere TEVECCÜH
ediyorsa YADA sürekli menfaat gördüğü bir yerden hala kendisine tehlike geleceği duygusuna sahipse bu insanda bu
konuda ŞUUR kalmamıştır. Bu insan artık ŞUURSUZ dur.İşte bu yere yada kişiye sahip olan haleti ruhiyye ye ŞAİR
yada EŞŞUARA yani ŞAİRLER denilir. 26/224.
Bu yer yada insanların yani şairlerin bu iş için kullandıkları her türlü malzemeye ise ŞİİR denilir...
Bir insanın yukarıdaki tanımlamaya uygun şekilde ŞUURSUZ olmama çabasına 2/199 za göre Meş'arilharam denilir.
Bu ŞİİR- ŞUARA konusuna bu şekilde hakim olunmasına RABBİŞŞİRA denilir.
Bu bilginin gereğinin yapılması yada yapılmaması kişiyi
53/42 ye göre güldürecek yada ağlatacak,
53/44 e göre öldürecek yani üretkenliğini ortadan kaldıracak yada onu üretken hale getirecek
53/48 ze göre onu ya ŞEKLİ olarak zengin edecek yada MANA da zengin edecektir
33/49:
Sevgili Kuran Dostları:
EL MUMİNATİ deyimi Kuranilminde ''mumin kadınlar'' anlamında değildir. sana helal yoldan
menfaat sağlayacağına inandığın ve bu konuda güvenirliği test edilmiş herhangi bir işe EL
MUMİNATİ denilir. Misal vereyim: 2.ci el araba işinde iyi para var. Cebinde parası olan bu işe
giriyor ve hakikaten de kazanıyor. Senin de paran var bu işe ben de gireyim dediğinde işte bu iş
senin için EL MUMİNATİ hükmünde olur. Bu işe girdiğinde bu işi kendine NİKAHLArsın. İşte senin
bu konumuna 33/49 da ''ya eyyuhelleziyne amenu iza nekahtümülmuminati'' denilir.
Eğer bu işe girip ama henüz yatırım yapmadan kendi isteğinle kendisinden el çekersen bu durumda da onu
boşamış olursun. Bu durumuna ise ''sümme tallaktümühünne'' denilir.
Eğer işe başlayıp ta belli bir kazanç yada menfaat elde etmeden bu işten el çekersen bu durumda senin
konumun yine aynı ayette ''min kabli en temessuhünne'' şeklinde yer bulur. Böylece Bunun için İDDET
saymana gerek kalmaz.
Sevgili dostlar. İDDET denilen kavram Kuranilminde ''Bekleme süresi'' değildir. 18/22 ye göre 3,5,7
rakamlarına işaret eder.
3 rakamı bir şeyin kafana oturmuşluğunu
5 rakamı bunun dışa yansımışlığını
7 rakamı ise bununla hem kendini ve hem de dış dünyayı değiştirmeni verir.
Eğer işe girmişsen ama yatırım yapmadan ve henüz para kazanmadan yine kendi isteğinle işi bırakmışsan
bu durumda 3,5,7 rakamları senin hayatında bu iş ile alakalı olarak yer etmez. Bu duruma aynı ayette ''fe
ma leküm aleyhinne min iddetin ta'tedduneha'' denilir.
Ancak sen kendi isteğinle bu işten çekildiğinde bu işin başkaları tarafından da yapılımını engellemek için
bu işi kötülememelisin ve HÜNNEyi yani görülecek menfaati metalandırmalısın. Bu konuma ise
''femettiuhünne ve serihuhünne serehan cemiylen'',
Sevgili dostlar: Kadınların boşanılması yada onlarla evlenilmesi KURANİLMinin konusu değildir. Bir
kadınla yada mumin bir kadınla boşanmada ölçü rabbilalaemiyndir. Kuranilmi İnsanın hissiyatlarını ve
amellerini easa alır ve ona bu yönde negatif yönde tesir edecek olan İBLİYSin hamlalereni boşa çıkarmayı
hedef edinir.
O halde EYYY KUL.
Sadece sen yapmak istemiyorsun diye başkalarının da yapmak istediği AYNI İşleri KÖTÜLEME.
Sadece sen arkadaş olmak istemiyorsun diye başkalarının da bu kişilerle arkadaş olmalarını engellemek
için bunları Kötüleme .
Bana yoksa kimseye olmasın zihniyetinden uzak dur. İşte 33/49 bu şekildeki İBLİYSvari bir hissiyata karşı
sana işte bu mana ile yardımcı olur
DİYN NEDİR?
İSLAM DİYNİ NEDİR?
İSLAM DİYNİNE HİZMET NASIL OLUR?
DEYN - DİYN deyimleri insanların kendisini borçlu hissettiği varlıklara yada düşüncelere karşı takındıkları içgüdüsel
eylem ve söylemlerin tamamıdır. Bu varlıklar Allah da olabilir, Firavun da olabilir, Put da olabilir. Eğer bu eylem ve
söylemler AŞAĞIDA yazılan rabbilalemiyn esaslarına uygun olarak yapılırsa Bu diynin adı İSLAM olur,.
Rabbilalemiyn ile Allah aynı şeyler değildir. Bir fikrin , dinin, tezin ,antitezin ,buluşun ,davranışın, formulun, eylem yada
söylemin, inanışın akla mantığa evrensel değerlere ,hukuğa ,ahlaka ,vicdana, genel insani değerlere uygun haline
Rabbilalemiyn denilir. İşte bunların yayılması için uğraşmak yada yayılmasına en azından engel olmamaya İSLAM
DİNİNE HİZMET denilir.
9/30
UZEYR ve MESİHin AYNI ANDA ALLAHIN OĞLU OLARAK KABUL EDİLMESİ
9/30 da hem UZEYR ve hem de MESİHin ALLAHIN OĞLU olduğu iddiası vardır. Kitapta İYSAnın değil Mesihin allahın
oğlu olduğu idddiası vardır. Eğer bir insan başarıdan başarıya koştuğunda gün gelir birgün de başarısız olursa bu
durumda bunu da kabullenmeli ancak buna istinaden şimdiye kadar kazanımlarını da asla terketmemeli yada bunlardan
vazgeçmemelidir. İşte bu duruma 9/30 da dikkat çekilir. Eğer biri bu şekilde vazgeçme eğilimine girerse bu durumda bu
kişinin bu yöndeki zaafından yararlanılmamalıdır..
KİTAB VE KURAN
KURAN ŞİFAdır 17/82 . KİTAB değil haaa dikkat et. KİTABIN sadece bir tek vazifesi vardır. O da içerdiği KURANa
KORUMALIK yapar. tıpkı PORTAKAL yada KARPUZ yada CEVİZ yada YUMURTA KABUĞU gibi. Bu KABUĞUN bu
özelliğinin dışında başka hiç bir özelliği yok. hatta bazen YUMURTA kabuğu gibi üzerinde BOK da barındırır. Sakın
aldanmayın haaa. KİTABİ manaya aldanmayın. Bu ümmet binlerce yıldır KİTABİ MANaya aldandı.
Kitabi mana seni İNSANLIKtan çıkarır. Kadınları cariye kızları sex kölesi yapar. KİTABİ MANA 1400 sene önce arabisttan
çölllerine inmiş ve İNSANLIKla alakalı olmayan ÇÖL KANUNLARıdır. Buna inanan helak olur.
ÇÖL KANUNLARI yada ARAPlar yada ÇÖL KÜLTÜRÜ bizi ilgilendirmez...
19 MAT. SİSTEM İLE BU KİTABIN ALLAH`TAN İNDİRİLDİĞİNE VE YİNE AYNI SİSTEM TARAFINDAN
KORUNDUĞUNA İNANAN ARKADAŞLARA;
1- ENAM 38 mealine göre, bu Kitabta hiçbirşeyin eksik bırakılmadığına inanıyor musunuz? ***Edip Yüksel meali;
Kanatlarıyla uçan kuşlar dahil yeryüzündeki tüm yaratıklar sizin gibi birer toplum. Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.
Sonra onlar (tüm yaratıklar) Rab'lerinin huzuruna toplanacak.
Cevabınız evet ise,
2- ENAM 114 mealine göre bu Kitabın ayrıntılı bir şekilde indirildiğine inanıyor musunuz?
***Edip Yüksel meali; ALLAH'tan başka yasa koyucu mu arayayım? O ki size kitabı detaylı olarak indirmiştir. Kendilerine
kitap vermiş olduklarımız onun Rabbin tarafından indirilmiş olduğunu bilirler. O halde kuşkulananlardan olma.
Cevabınız evet ise,
3- TEVBE 36`ya göre ayların sayısının 12 olduğuna ve bunların 4 tanesinin haram ay olduğuna inanıyor musunuz?
***Edip Yüksel meali; Gökleri ve yeri yarattığı gün ALLAH'ın kitabında ayların sayısı, ALLAH'a göre on ikidir. Bunlardan
dördü ise kutsaldır. İşte kusursuz din budur; o aylarda (savaşarak) kendinize zulmetmeyiniz. Ama putperestler sizinle
toptan savaşırlarsa siz de onlarla toptan savaşın. Bilesiniz ki ALLAH erdemli davrananların yanındadır.
Cevabınız evet ise,
4- BAKARA 217`ye göre haram aylarda savaşmanın günah olduğuna inanıyor musunuz?
***Edip Yüksel meali; Sana, Kutsal Ayda savaşmak konusunu da soruyorlar. De ki: 'Onda savaş büyük bir günahtır.
Fakat ALLAH'ın yolundan çevirmek, O'na ve Kutsal Mescid'e nankörlük etmek ve halkını oradan çıkarmak ALLAH
yanında daha büyük bir günahtır. Çünkü baskı ve zulüm, öldürmekten daha büyük bir suçtur.' Güçleri yetse sizi
dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşırlar. Sizden kim dininden döner ve inkarcı olarak ölürse, tüm yaptıkları
dünyada ve ahirette boşa çıkar. Onlar ateş halkıdır ve orada sürekli kalıcıdır.
Cevabınız evet ise,
5- TEVBE 5`e göre haram aylar çıkınca müşriklerin bulunduğu yerde öldürülmesi gerektiğine inanıyor musunuz?
***Edip Yüksel meali; Kutsal aylar çıkınca, (hâlâ barışa yanaşmıyorlarsa) o putperestleri yakaladığınız yerde öldürün.
Onları yakalayın, onları kuşatın ve her hareketlerini izleyin. Tevbe edip namaz kılar ve zekat verirlerse yollarını serbest
bırakın. ALLAH Bağışlayandır, Rahimdir.
Cevabınız yine evet ise,
O HALDE,
BİZLERE BU ***HARAM AYLARIN*** HANGİ AYLAR OLDUĞUNU, İSİMLERİ VE DETAYLARI İLE BERABER YAZIN
YA DA YAZAMIYORSANIZ BU KİTABTAN ELİNİZİ AYAĞINIZI ÇEKİN VE İNANMIŞ OLDUĞUNUZ 19 SİSTEMİ İLE
ALAKALI TÜM İDDİALARINIZDAN VAZGEÇİN.
Çünkü, bu 4 ayın ismini bana veremezseniz, bu Kitabın eksik olduğuna şehadet edeceğiz, Kitabın detaylı-ayrıntılı
olmadığına şehadet edeceğiz ve siz o 19`u da muhtemelen yanlış anladığınızdan dolayı 19`un da tutarlı olmadığına,
Allah tarafından 19 ile indirilmediğine, 19 ile korunmadığına şehadet edeceğiz.
Cevabınızı KİTAB ile sunamadığınız sürece iman ettiğiniz bütün bu değerler çöpe atılacaktır ve sizlere de bu
iddialarınızdan vazgeçmek düşecektir. Aksi halde bunu yapamıyorsanız, etrafımızda kuyruk olmaktan vazgeçin, bizlerle
muhatab olmaktan vazgeçin, bizlere vakit kaybettirmekten vazgeçin.
Çünkü sizin bizlere DİN konusunda verecek hiçbirşeyiniz YOK..!
31/6
LEHVELHADİYS
Sevgili Dostlar:
Kitapta ''EL HADİYS'' deyimi başta 39/23 olmak üzere pek çok yerde Allaha ait bir söz olarak karşımıza çıkar. Ancak bu
söz yada yaklaşımlar pratik hayatta yada hayatımızda MANA ve AMEL olarak yer bulamıyorsa VELEVKİ DOĞRU BİLE
OLSA bunları gündem etmek bu DOĞRU ları LEHVELHADİYS hükmüne sokar ve böylece insanlar 31/6 ya göre HAKK
adına delalete sürüklenebilirler. Hayattan Örnekler:
1) Adamın oğlu trafik kazası geçirmiş kan kaybından ölecek Adam oğlu için kan arıyor Sen kalkmış adama DİN
analtıyorsun. Anllatığın şeyler DOĞRU olsa bile bu adam için LEHVELHADİYS hükmündedir.
2) Ülken İşgal edilmiş sen kalkmış millete 'NAMAZ NASIL KILINIR? ZEKAT NASIL VERİLİR? i anlatıyorsun
3) Adam daha KURAN nedir? KİTAB nedir? ZİKR nedir? bunları bilmiyor sen kalmış adama 19 matematiksel sistemi
yada İKİZKOD matematiksel sistemini anlatıyorsun
İşte dostlar böylece Ayetlerin lisani meali manalarını velevki bunları tam ve doğru olarak türkçeye yada başka bir dile
çevirseniz bile bu ayetin içindeki KURANİLmini eğer bulup çıkaramazsanız muhatablarınıza verdiğiniz Meali manalar
A) Ya konjüktüel olduğu yani o zaman ve coğrafyaya hitab ettiği için bugünü ilgilendirmediği için
B) Ya muhatabınız kadın olduğu için yada erkek olduğu için
C) Ya mitoloji yada arap kültürü içinde içinde boğulduğu için
D) Ya adam matematikten hiç anlamadığı hatta okuma yazma bile bilmediği için
VELEVKİ DOĞRU BİLE OLSA onun hayatında yer edinmediği için LEHVELHADİYS hükmünde olacaktır.
BİZİM İÇİN FARKETMEZ
Bizlerle din konuşmak isteyen insanlar ister mushafa ve bunun Allahtan geldiğine iman ederek gelsinler isterse de
Mushafın allahtan geldiğine iman etmediklerini iddia ederek gelsinler bizler bu insanlarla din konuşuruz. Bu Kitabın
allahtan geldiğine iman etmeyenlere bu kitabın gerek 19 matematiksel sistemiyle yada bir şekilde allahtan geldiğini ispat
etme çabamız olmaz. Böyle bir çaba gereksizdir. Bu tür insanlarla konuşacağımız din HAYAT MERKEZLİ olur. yani
insanların ÖZDEYİŞleri atasözleri yaşanmış tecrübeler SIDK İLMİ cinsinden gündeme getiriliir ve karşı taraftan iman
istenilir. zaten bunlara iman etmemesi kişinin yaşadığı hayatı inkar anlamına geleceğinden işte o zaman KAFİR olur.
Yoksa bir insan MUSHAFı yada MUSHAFın allahtan geldiğini inkar etmesi dolayısıyla KAFİR olmaz. Bir örnek verelim:
''Sana yardım etmek isteyen her kişinin yardımını kabul etme. Sana yardım edeyim derken sinsi planlar kurarak seni
daha da batırmaya çalışan insanlardan sakınmalısın.Bunlara DOST yüzlü sahtekarlar denilir ''
Şimdi söyleyin bakalım. Bu yukarıda yazdığımı yaşanılan hayatta kim inkar edebilir? kim yok sayabilir? kim böylesi bir
tespite duyarsız kalabilir? Aklıllı ve sağduyulu olan hiç bir insan bu tespite kör yada ilgisiz kalabilir mi? elbetteki HAYIR.
ancak kişi bu tespite KÖR yada ilgisiz kalırsa işte o zaman bu kişi Rabbilalemiyn nezdinde KAFİR olur.Bu tespite iman
ederse de MUMİN olur.Çünkü böylesi bir tespit SIDK ilmidir.
Bu şekilde MUMİN olan bir insan MUSHAFı veya MUSHAfın Allahtan geldiği REDDEDEREK bu tespite iman ederse
MUMİNLiği aynen korunur. Bu tespitin MUSHAFtaki ayetsel karşılığı 5/90-9/28 ikilisidir. Yani bu iki ayet arapça, arapça
dilbilgisi kuralları, hurufu mukattaa ilmi, kelime ilmi, rahman suresindeki kuralların TAMAMI devreye sokulduğunda da
zaten yukarıdaki tespitin bizzat kendisini verecektir.
O halde MUSHAFtaki her türlü ayet KURANİLMİ adı altında insan hissiyatlarını tarif ettiği için Bu hissiyatların SIDK İLMİ
cinsinden karşılıklarına iman etmek kişinin MUSLUMAN ve MUMİN olmasında yeterli olacaktır. Bunun ayrıca
MUSHAFtaki KURANİLMİ cinsinden karşılıklarını bulup da bunlara iman etme mecburiyeti olmayacak yada
olmayabilecektir.
Sevgili dostlar: MUSHAF içindeki KURANİLMİ ile HAYAT içindeki KURANİlmi içerik olarak aynıdır. Bu 2 sinden
İMANETME noktasında en kolay olanı SIDKİLMİ dir. Çünkü bu ilme sahip olmak için Arapça bilmek, okuryazar olmak,
matematik bilmek,hatta ve hatta gözünüzün gömesi bile gerekmez. Sadece yaşanılan ve yaşadığınız hayatı akıl mantık
ahlak vicdan ve evrensel ilkelere göre dikkatle gözlemlemeniz yeterlidir. Bu sizi SIDK İLMine taşır. 39/33 e göre SIDKı
getirenleri ve bunları bu ilkelere uygun olacak şekilde doğrulayanlara CENNET verileceği söylenilir. Dikkat buyurunuz
Mushafın hiç bir yerinde KURAN kavramı ile MUTTAKİ kavramı yada kuran kavramı ile Cennet kavramı birbiri ile ilşkili
olarak aynı ayette 39/33 te olduğu gibi SIDK- MUTTAKİ ilşkisi gibi NET kullanılmamıştır.
MUSHAF içindeki Kuran ilmi Mushafta anlatılan tarih kişi isimleri kavim isimleri üzerinden yada gelecekten bahseden
cennet cehennem tartı azap gibi kavramlar üzerinden aslında İNSAN HİSSİYATLARINI tanımlar ve SIDK ilminin
EŞDEĞERİ hükmüne girer. Kuranın mushaf içindeki deyimler üzerinden insan hissiyatlarını tanımlaması operasyonuna
42/1 ve 2.ci ayetlerde HA MİM, AYN SİYN GAF denilir.
bu HA MİM AYN SİYN GAF deyimleri yalnızca Allahın bildiği ve biz kulların bilemeyeceği harfler değildir. Aksine KİTAB
içinde gelecek ve geçmişten bahseden olayların aslında KURANilmi olarak bizim insan olarak hissiyatlarımızı tarif ettiği
ve bu şekilde sürekli GÜNCEL kaldığını bize ifade eder. KAF deyimi 50/1 de ELKURANÜLMECİYD olarak tanımlanır. El
kuranülmeciyd GÜNCEllenebilen yada güncel olarak kalmayı her daim sürdürebilen kuranı tarif eder.
O halde MUSHAF içindeki hiç bir deyim yada olay yada kişi bilinen şekli kısmıyla incelenmeyecek bunların içinde
bulunan ve her daim güncel olarak kalmayı sürdüren ve böylece KAFlaştırularak ELKURANİLMECİYD hale getirilmeyi
bekleyen İmnsan hisssiyatlarını tarif eden kısmının peşine düşülecektir.
İşin bu kısmı her insana farz değildir. Bu yüzden MUSHAFı reddetmek eğer kişi bunun EŞDEĞEERİ olan SIDKilmine
iman ederse onun MUMİN yada MUSLUMANlığına zeval getirmez
Bu yüzden özellikle 19 cu arkadaşlara tavsiyem bu kitabın allahtan geldiğini 19 yada başka matematiksel yöntemler
kullanarak insanlara ispat etme yönünde GEREKSİZ bir çaba içine girmemeleri yada artık bundan sonra girmemeleri
yönündedir, İnsanlar MUSHAFı yada bunun Allahtan geldiğini hatta allahın bizzat kendisini reddetseler bile bunlarla
konuşulması gereken din SIDK İLMİ cinsinden olmalıdır. Bu tür insanların
1) Mushafı ve-veya musahafın allahtan geldiğini inkar etmeleri
2) Allahı, Peygamberleri, Ahireti bilinen manasıyla inkar etmeleri bu kişileri KAFİR yada MUŞRİK yapmaz
Aslolan SIDKiLmini inkar etmemelerdir. Cennetin yaşanmasında yada kişilerin MUMİN yada MUSLUMAN olarak
nitelendirilmesinde TEMEL KRİTER budur.
8/17
ALLAHE deyimi insan tarafından yeryüzündeki güzelliklerin farkedilip bunn daha güzel hale getirilmesi ile ceale türünden
yaratılan ALLAHÜye denilir. yani ALLAHÜ ekberleştirildiğinde bunu yapan insan ALLAHÜyü ALLAHEye çevirir. İşte bu
ALLAHE senin sıkıştığın yerde senin imdadına koşturulur. Bazen imdadına koşturulduğunu sen bile hissedersin. Öyle
sıkışık ve hatta imkansız denilen olaylar içine düşersin ki bir de bakarsın ki işler tıkır tıkır adeta mucizevi bir şekilde
yerine oturuyor. İşte bu durumu mushafta senin için izah eden KURAN 8/17 içinde bulunur. yaptığın her iyilik yada fedekarlık sana
ALLAHE olarak geri dönecek ve seni sen öldürmesen bile senin adına , sen atmasan bile senin adına atacak ve seni ne yapıp edip bu
çileli durumundan kuratarcaktır. Çünkü bu ALLAHEyi başın dara düşmeden önce başı dara düşün birine yardım eli uzatarak sen
yaratmıştın. ALLAHE insan tarafınfdan yaratılır. Bu yaratılış CEALE şeklinde olur. 2 türlü yaratılış vardır. bunlar CEALE yani
SOYUT yaratılış ve İNŞAA- İNŞAAT yani SOMUT yaratılış. İnsanlar önlerine çıkan yada çıkarılan hayr ve özelliklle
FEDEKARLIKları yaparsa ve bu konuda fırsatları iyi değerlendirirse gerek dünyada ve gerekse ahirette kendillerine cenneti
yaşatacak olan ALLAHElerini yaratırlar. Bu yaratma SOYUT olarak yani ceale yoluyla gerçekleşir. yani Kıyamet gününde nasıl bir
allah ile karşılaşacağını bu dünya CEALE yoluyla yarattığın ALLAHEn belirleyecektir. KATELE deyimi kuran ilminde
ÖLDÜRMEK değildir. Bir şeyi etkisiz yada yetkisizleştirme girişimine KATELE denilir. Darda kaldığında bunu ve buna sebep
olanları SENİN İÇİN etkisiz yada yetkisiz kılacak olan ALLLAHEdir. Bu ALLAHEyi işte sen yaratacaksın. Bu durum 8/17 de
Felem taktülühüm ve lakinALLAHE katelehüm şeklinde yer bulur.Olmasını istediğin bir şeyi en azından aklından geçirmene REMA
denilir. Bu aklından geçen şeyin daha ruhuna bedenine hükmetmeden yada eylem yada söylemlerine nufuz etmeden o anda
ANINDA gerçekleşmesi 8/17 de MUHAMMED üzerinden yapılır . Bu hakikaten de mucizedir. Bunu da ALLAHE yapar. Bu durum
bazen insanı sevinçten ağlatır. sana helal olsun. Bu duruma Ve ma remeyte iz remeyte , lakinALLAHE rema denilir. Konumuna ise
EL MUMİNİYN denilir.
16:26
SORU :
17/45 'teki ''hicâben mestûren'' nedir?
Arkadaşlar MESTUREN deyiminin varyasyonları kuranda 17/45 dışında iki yerde daha mevcuttur
ki buralar 41/22(testetirune) ve 18/90(sitren) dır. Bir iş yapılırken DÜŞÜNME aşamasından AMEL
aşamasına geçişte insana ''DUR'' dedirten her türlü engele MESTUREN denilir. Eğer kişi ikaza
uyarsa buna da HİCABEN MESTUREN denilir. 17/45 de AHİRET E İMAN faktörü vardır. Eğer bir
kişi konuştuğunu kitaptan delilendiremiyorsa , yada kitaptan delillendiriyor ama kurandan
delillendiremiyorsa işte bu kişiler ''LA YUMİNUNE BİLAHİRETİ'' denilir. Yani bu eylemin adı ahirete
iman etmeme dir. Yapılan her fedekarlık bu fedekarlık yapan kişiye KURANİLMİ olarak geri döner.
ANcak bu kuranilmi 17/45 de olduğu gibi ELKURANE şeklinde olursa ve KIRAAT şeklinde olursa Bu
kişi bunu anlar fakat eğer bu fedekarlığı yapan kişide AHİRETE İMAN yoksa bu durumda EL KURANE
nin bu KIRAATİ ni ,ELKURANE nin TİLAVETine dönüştüremez. 27/92.
17/45 de ''beyneke ve beynelleziyne la yuminune bilahireti'' cümlesindeki TA SİYN kuralını görünüz.
Buna göre eğer bir kişide Ahirete iman olmamasına rağmen FEDAKARLIK yapılımı söz konusu ise bu
durumda bu kişi içindeki muhammed bu kişiye hayata dair doğru mana yı yani EL KURANE yi KIRAAT
şeklinde okuyacaktır. Kişi elbetteki bundan fayda görecektir. ANcak 17/45 deki EL Kurane nin kıraati,
27/92 deki el kurane nin TİLAVETine dönüşmedikçe bu kişiye cennet kapısı açılmaz.
Buna göre 17/45 de KIRAAT aşamasından TİLAVET aşamasına geçişte RABBİLALAEMİYN işte bu tür
kişiler için HİCABEN MESTUREN oluşturur. Yani kişi bildiğini anlatamaz yada anlatma gereği bu kişiye
duydurulmaz Düşündüğünü söyleyemez yada söyletilmez, Adeta dili bağlanır yani bir şeklide
ENGELLEnir.
AHİrete iman etmeden fedekarlık yapan insanlarda da DOĞRU mana tecelli eder. ANcak bu kişilere bu
mananın mucadelesi nasip edilmez. Ahirete iman denilen kavram bilinen manada ahiretin varlığına iman
etmek değildir. Konuştuğunu ya kitaptan yada hayattan delillendir Eğer bunu yapabiliyorsan KURANdan
da delillendir yani akla mantığa evrensel değerlere vicdana ahlaka uygun hale getir. Pek çok mantıksız
şeyler HAYATTA tada KİTAP ta olabiliyor. AMA bunları KURANİLMİ asla kabul etmez. Bizi
sürdüğümüz HAYAT yada KİTAB değil bundan elde ettiğimiz Kuran Yani doğru mana kurtaracaktır.
sine bağlı.
İşte bu iki karakter 12/36`da karşımıza çıkıyor. Bu ayette bilinen manada RÜYA tabiri yok.
Sadece kişideki gidişat ile ilgili MALUMUN İLANI var. Yani, bu kişi hem gayrimeşru kazancıyla
A'SİRU HAMREN yapıyor yani zengin olmuş, bir makam ya da mevkiye gelmiş veya bunun
nimetlerinden istifade ediyor (elhamr) ama bundan pişmanlık duyuyor ve kurtulmak istiyor, hem
de ben bunu bırakırsam hem ben ve hem de bana bağlı insanlar nasıl ekmek yiyecek diyor,
bundan dolayı onun bu konumu ''ahmilu fevka re'siy hubzen te'kuluhuttayru'' yani ''başımın
üstünde ekmek taşıyorum, ETTAYR bundan yiyor yani pek çok DENGEnin dengede kalabilmesi
için bu ekmekten yemeleri lazım'' şekline ifade ediliyor. Yani kişi burada ikilem yaşıyor ''evlensem
kıza yazık, evlenmesem bana yazık'' misali.
İşte burada Yusuf devreye giriyor, kendisini kendi içinde hapsetmiş olan bu kişiye karşı
telkinlerde bulunuyor. Bu kişi için en büyük yardımını 12/41`de ''feyeskıy rabbehu hamren''
diyerek yapıyor. Yani RABBE`si onu HAMR ile SULUYACAK.
Bu adamın buradaki RABBEsi, duyduğu pişmanlıklarıdır. Ondaki pişmanlık duygusu süreklilik
addettiği için, RABBE hükmüne geçmiş ve Allah bu pişmanlığını ciddiye aldığı için bu kişi içindeki
HAPİS olan Yusuf’u yine bu kişi için olumlu yönde aktif hale getirmiştir. Onun pişman olması hem
bu kişi için hapisten çıkmasına yardımcı olacak ve hem de onu itibar sahibi kılacaktır ama diğer
duygu ise asılacak yani salebe olacak yani hükmü ortadan kaldırılacaktır 12/41.
Bakınız; samimi pişmanlıklar bir insanın önünü nasıl açıyor? Bu kişi kendini iç dünyasında
hapisten çıkardığı zaman artık lat-menat-uzza değil kuran-incil-tevrat üçlüsünü hâkim kılarak
hayata veya insanlara, ilişkilere anlam bindirmeye başladığında, bunun aracılığıyla da
YUSUFunu hapisten çıkaracaktır. DİKKAT EDİNİZ bu ayetlerde anlatılan her şey aslında iç
dünyamızda cereyan ediyor. Hiç biri tarih yâda olmuş bitmiş hikâyeler değildir.
İNDALLAHİ HİSSİYATIMIZ
Sevgili dostlar
İndallahi kavramı lisani arabi olarak ALLAH KATINDA demektir. Ancak Kurani manası rabbilalaemiyn kriterlerinin hakim
olduğu yada kılındığı eylem söylem eşya, tespit, tez, teori gibi yaşamda karşılaşılan her türlü olguya verilen ad yada
konumdur.
İndallahi kavramı Rabbilalaemiyne ait ALLAH hissiyatlarından biridir
İndallahi kavramı bir eylem yada söyleme aklın mantığın vicdanın ahlakın genel yaşanılabilirlik ölçütlerinin ve evrensel değerlerin
kısaca Rabbilalaemiynin hakim olmasıyla bu eylem ve söylemin aldığı isim yada konumdur. Rabbilalaemiynin hakim kılındığı
herşeyde İNDALLLAHİ hüküm sürer.
İNDALLAHi de DİN İSLAMdır. Böylece rabbilalaemiynin hakim olduğu yada edildiği her türlü eylem yada söylemde İSLAM bir
DİN olarak ortaya çıkar ve tüm insanlar için YOL GÖSTERİCİ olur.
Eğer kişi eylem ve söylemlerinde rabbilalaemiyni hakim kılmaz ve bunlarda İNDALLAHİ yi oluşturamazsa bu kişi 5/60 a göre
lanete uğratılacak ve DOMUZ ve MAYMUN olarak telakki edileceklerdir
2/65 ,7/166: KIREDETEN HASİİYNE yani AŞAĞILIK MAYMUN OLMA VE
5/60 :EL KIREDETE VELHANAZIYRE VE ABEDETTTAĞUTE HİSSİYATLARIMIZ
Sevgili dostlar
Bir insanın nasıl olsa yine affedileceğim yada bağışlanacağım hissiyatına dayanarak yanlış bir eylem yada söylemi tekrar tekrar
yapması yada yapma hisssiyatına sahip olması dolayısıyla KURANİLMindeki konumuna AŞAĞILIK MAYMUN denilir. Bu bir
YAHUDİ hissiyatıdır. Menfaat elde etmek amacıyla karşı tarafın iyi niyetini suistimal etmektir.Bu durum 2/66 da ve 7/166 da
KIREDETEN HASIIYNE olarak yer bulur
Ancak bir YAHUDİ hissiyatı daha vardır ki buda MAYMUN ve DOMUZ birleşkesidir. Burada kişi bir iddia ortaya atar. Eğer
iddiası Evrensel kriterlere uygunluğu açısından soru yada sorgulamalarla çökertilirse bu durumda bu kişinin normalde iddiasından
vazgeçmesi gerekirken kendisini çökerten soru ve sorgulamaları yapan kişiyle aslında aynı fikirde olduğunu ve üstüne üstlük bir de
kendisinin bu kişi tarafından aslında iyi dinlenilmediğini iddia ederek karşı tarafı suçlamaya başlar. işte bu durum 5/66 da 5/60 :EL
KIREDETE VELHANAZIYRE VE ABEDETTTAĞUTE şeklinde yer bulur. Bunlar yine 5/60 da Lanetlenirler
SORU :
Halil bey size bir sorum olacak. 19 denilen her ne ise bunun indiği dönemde MUHAMMED bu 19 zun matematiksel
mucize olduğunu biliyormuydu? yoksa bilmiyormuydu?
CEVAP
Muhammed bir matematikçi yada istatistikçi değildi. Şekli kavramlar üzerinden insan hissiyatlarını tarif ediyordu. Bunu
da yaparken ÖNCELİKLİ olarak SIDK ilmi cinsinden açııklıyordu. Bu ESAS olan kısımıdı, Yani 19 kavramını bir insanın
bir şeyi elde etmek yada amacına ulaşmak için gösterdiği fedekarlıklardan menfaat görmeye başlaması olarak tanımladı.
Yani yıllarca SGK primi yada BAĞKUR primi ödedin ve artık EMEKLİ oldun. İlk emekli maaşını aldığında bunun sende
oluşturduğu hazza 19 denilir. Bu hissiyat EVRENSELdir ve her insanın hayatında vardır. Yemedin içmedin evladını
okuttun. Evladın okudu üniversiteyi bitirdi.işe girdi ve ilk maaşını sana gönderdi. O parayı aldığında sevincinden hüngür
hüngür ağlarsın. İşte burada da sana hükmeden hissiyat 19 dur.
İşte Muhammed 19 zu böyle anladı ve insanlara anlattı hala da insanlara onların İÇ DÜNYASINDAN anlatmaya devam
ediyor.Bizler de DOĞRU ANLIYORUZ İnsanların 19 zun bu kısmına yani SIDK kısmına iman etmeleri ve bunun gereğini
yapmaları onların dünya ahiret cennetini yaşamaları için yeterlidir.
Bunun velev ki doğru olsa bile MATEMATİKSEL MUCİZE kısmının bu ayet indiğinde Mekkedeki BEŞER cinsten olan
RESUL Muhammedin bilmesi mümkün değildi ve bu durum o kadar da önemli değildi ve insanlar sorduğunda da bunun
yukarıda yazdığımız SIDKİLMİ cinsinden tanımını veriyordu.
Peki bu MATEMATİKSEL kısmının 1400 sene önce yaşayan MUHAMMED tarafından bilinmedğini farzedelim.
Muhammedten sonra misal REŞAD HALİFE bunun Matematik kısmını da tespit etse ve hakikaten de sağlam delilleriyle
de bunu ispat etse bu durumda Reşad halife ''bunu Muhammed anlayamaıştı ben anladım ben tespit ettim dese bu
durumda Muhammed İLMİ olarak yetersiz kabul edilerbilirmi? ''
Elbetteki edilebilir. Muhammed bir matematikçi yada istatistikçi değildi. Ancak 19 da dahil olmak üzere tüm deyimleri
insanlara onlar için asıl gerekli olan SIDK ilmi cinsinden ifade ediyordu Şekli kısımlarına girmiyordu. Çünkü
BİLMİYORDU.
Kitapta bunun örnekleri çoktur. Bir örnek de ben vereyim:
13/41 ve 21/44 de Rabbilalaemiynin yeryüzünün çevresinden dolanarak bunun eksiltildiğini söylenir. şimdi bu ayetin 2
adet manası var
1) Bir insan yaşlandıkça hem fikren ve hem de şeklen hareket alanı daralır
2) Hakikaten de astronomik olarak yeryüzünün güneş sistemi içinde döndüğü çap daraltılmaktadır
Mekkedeki Muhammed bir ASTRONOM yada bir FİZİKÇİ değildi. 2 şıkkı insanlara DİN diye yada KURAN diye
anlatamazdı. Çünkü BİLMİYORDU Bunu Muhammedin ölümünden yüzlerce yıl sonra bilim adamları bulacaktı. Bilim
adamları bu ayetin 2.ci manasını bulduklarında Muhammed bu ayetlerin bu içerikli manasını veremediği için küçük mü
düşmüş kabul edilecekti? Elbetteki HAYIR.
Sevgili dostlar: KİTAP içindeki KURAN ,her bir kitabi deyimi insan hissiyatlarını tanımlayacak şekilde izah eder. Buna 19
da dahildir. Mekkedeki Muhammed işte işin bu kısmını yani hisiyat kısmını insanlara tanımladı. İnsanlar da iman ettiler.
Peki bu 19 zun matematiksel kısmını da o zamanda bizler yaşıyor olsaydık ve Muhammedten isteseydik Muhammed
elbetteki bize tek bir cevap verecekti o da koskoca bir BİLMİYORUM olacaktı. Ancak yine de bu ŞEKLİ kısmın peşine
düşülmesi ve bu 19 deyimin insan hissiyatlarını tarif eden kısmının önplanda değilde velev ki doğru olsa bile
Matematiksel kısmının önplanda tutulması dolasıyla KURAN ,bunu yapanları KALBLERİNDE HASTALIK OLANLAR
olarak tanımlar. 74/30
Gerek Edip Yüksel ve gerekse Reşad halife ,çalışmalarında'' Muhammed Resul ,19 zun MATEMATİKSEL MUCİZE
kısmını 74/30 indiğinde BİLMİYORDU'' derken aslında doğruyu söylüyordu. Ancak Edip Yüksel de Reşad halife de bir
noktada BİLGİSİZdi. O da Kitaptaki her deyim gibi 19 RAKAMının aslında BİRİNCİL olarak bir nevi insan hissiyatını tarif
eden bir deyim olduğunu ve Muhammed resulun bunu çok iyi bildiğini ve insanlara bunu esas olarak işte bu HİSSİYATİ
ve EVRENSEL bilgiyi verdiğidir. Muhammed resul İşin MATEMATİK kısmına hem hakikaten de BİLMEDİĞİ için ve hem
de insanlar için BİRİNCİL ÖNCELİKLİ olmadığı için girmedi.
Gerek o gün ,gerekse bugün ve gerekse gelecekte 19 rakamının BİRİNCİL manası yani Hissiyat manası yani
EVRENSEL manası insanlar için gereklidir. Bu rakamın Matematiksel mucize kısmını da barındırdığı sağlam delillerle
ispatlansa bile işin bu kısmına İMAN ne bugün ve nede gelecekte insanlar için birincil öncelikli değildir.
İşte bunu hayatı boyunca BİRİNCİL ÖNCELİĞE taşıyan Edip Yüksel ve Taifesine bu işten vazgeçmelerini ve şu fukara
Halil İbrahim ÜLGÜ nün bu yöndeki çağrısına icabet etmelerini öneriyorum. Aksi taktirde işin MANA kısmını değil de
ŞEKİL kısmını önplanda tuttuklları ve hayatları boyunca bunun mucadelesi içinde oldukları için KALBLERİNDE MARAD
OLANLAR olarak cehennemlerini yaşayacaklardır.
Allah Korusun
16/75
ABDEN MEMLUKEN HİSSİYATIMIZ
Bir Güzelliğin veya Menfaatin güzel veya faydalı olduğunun anlaşılması buna sahip olmak ile aynı anlama gelmez. Ona
sahip olmak çaba gerektirir: işte bir güzelliği yada menfaati güzel ve faydalı olarak gören bunu gündem eden ancak bunu
elde etmek için de gerekli çabayı göstermeyen kişilere, hissiyata , eylem ve söylemlerimize ABDEN MEMLUKEN denilir.
Bu durum başlangıç olarak İYİdir. Ancak Daha iyi hale getirilmelidir. İşte 16/75 de bu durum izah edilir.
Tarihte ŞEKLEN yaşamış Tüm Şahsiyetler (lut, İbrahiym, Musa, muhamed vs) Ve Bunların kavimleriyle olan
mucadedeleri Her insanın içinde onun hissiyat aleminde İLK İNSAN dan beri YAŞANMAYA DEVAM ediyor ve sonsuza
kadar da devam edecek Böylece KİTAP sanki bize geçmiş kavimlerin hikayelerini anlatıyor gibi görünse de aslında Bu
kitap içindeki KURAN aracılığıyla bize bizdeki hissiyat devinimlerini tarif ediyor. Böylece KİTAB konjüktürel olurken yani
yaşanmış bitmiş hükmünde olurken içindeki KURAN EVRENSEL bir hal alıyor. Bu İlahi yaklaşım tarzı Kitapta HA MİYM,
AYN SİYN KAF olarak özetlenmiş 42/1,2
73/20 ( V )
ALİME EN LEN TUHSUHU FETABE ALEYKÜM
Sevgili dostlar
41/34 ü açınız ve okuyunuz ve buraya BEN BU İŞİ NASIL YAPACAĞIM sorusunu sorunuz. işte bunun cevabını size 73/20
verecektir. 73/20 de Resul Muhammedin geceleri kalkıp ta ashabı ile birlikte gece namazı kılması bu ayetin bize anlatmak istediği
BİRİNCİL MANA değildir.Anlatılmak istenilen temel mana 41/34 e göre Muhammed hissiyatına düşman olmuş bir insanın
muhammed hissiyatıyla barıştırlması ve eğer mümkünse bunun da ötesine gidilerek bu insanın muhamedin başsavunucusu haline
getirilmesi anlatılmak istenilir. Bunun için yapılması gereken şey insanlara FEDEKARLIK yapılmasını telkin eden bir insanın önce
kendisinin fedekarlık yapması ve bunu hayatında gösterebilmesidir.
Bir insanın bir insana faydasının olmasına kuranilimnde 4 rakamının hissiyati manada tanımını verir. Bir insanın birinden fayda
görmesinin kuranilmindeki rakamsal hissiyati manası ise 10 dur. Bir insana faydalı olmak istediğimizde elimizden geleni yaparız.
Ancak bunun bu insanın işine tam olarak yarayıp yaramayacağını hesap edemeyiz.
Bir insanın bir şeyden menfaat görmesine 10, ancak bu şeyden TAM olarak menfaat görmesine ise 1000 denilir. Her 10 rakamı 1000
ile sonuçlanmayabilir. İşte bu menfaati bu kişiye tattıran kişinin yaptığı yardımda bunu hesap etmesi bu kişiye farz değildir
Bir insanın bir insana menfaat tattırmasına 4, ancak bu şeyden TAM olarak menfaat tatırmasına 400 denilir. Her 4 rakamı 400 ile
sonuçlanmayabilir. İşte bu menfaati bu kişiye tattıran kişinin yaptığı yardımda bunu hesap etmesi bu kişiye yine farz değildir.
Bu iki hissiyatın eyleme dökülmesinde 1000 veya 400 rakamlarının kestirilemeyişi gayet tabiidir. İşte burada Rabbilalaemiyn
muhammede ittiba etmiş bu kullarını bu konuda ALİME EN LEN TUHSUHU FETABE ALEYKÜM diyerek RAHATlatır.
73/20 ( VI )
FAKRAU MA TEYESSERE MİNELKURANİ
Kuran hissiyat ilmidir. Yessere -Meysir deyimleri en kısa yoldan hedefe ulaşmayı , en kısa yoldan bir şeyi söylemeyi
yada yapmayı en kısa yoldan para kazanmayı hülasa hayatımızda ''EN KISA YOLDAN'' cümlesinin bulunduğu her türlü
eylem yada söylemlerimizi ifade eder. Bu hissiyatımız HELAL bir hisiyattır
Ancak Enkısa yoldan söyleyeyim yada gideyim yada kazanayım yada varayım yada alayım derken gerek kendine gerekse
muhataplarımıza ve gerekse yaptığımız işe Maddi yada manevi ZARAR verdiğimizde bu durumda helal olan YESSERE birden bire
EL MEYSİR yani KUMAR hükmüne dönüşür ve bu kez HARAM bir hissiyat halini alır
Bir insanın bir insana faydasının olmasına kuranilimnde 4 rakamının hissiyati manada tanımını verir. Bir insanın birinden fayda
görmesinin kuranilmindeki rakamsal hissiyati manası ise 10 dur. Bir insana faydalı olmak istediğimizde elimizden geleni yaparız.
Ancak bunun bu insanın işine tam olarak yarayıp yaramayacağını hesap edemeyiz.
Bir insanın bir şeyden menfaat görmesine 10, ancak bu şeyden TAM olarak menfaat görmesine ise 1000 denilir. Her 10 rakamı 1000
ile sonuçlanmayabilir. İşte bu menfaati bu kişiye tattıran kişinin yaptığı yardımda bunu hesap etmesi bu kişiye farz değildir
Bir insanın bir insana menfaat tattırmasına 4, ancak bu şeyden TAM olarak menfaat tatırmasına 400 denilir. Her 4 rakamı 400 ile
sonuçlanmayabilir. İşte bu menfaati bu kişiye tattıran kişinin yaptığı yardımda bunu hesap etmesi bu kişiye yine farz değildir.
Bir insanın yapacağı yardımlarda karşı tarafın hisiyatını yada kendi hissiyatını en kısa yoldan ama zarar vermeyecek şekilde okuması
ve buna göre stratejisini belirlemesi gerekliliğinde FAKRAU MA TEYESSERE MİNELKURANİ denilir.
ARDIŞIK SAYILAR ( II )
Sevgili dostlar
Kitaptaki tüm sayılar diğer tüm deyimler gibi yine KURANİLMİ adı altında bizlerin İNSAN olarak bir nevi hissiyatımızı tarif
etmektedir. Bir kaç örnek yazalım.
50 BİN denildiğinde bilinen 50.000 anlaşılmaz.
50 rakamı bir insanın aşkını derdini hüznünü dışa vurması ile bundan menfaat elde etmesini ifade eder. misal: Doktora gittiniz
derdinizi anlattınız o da sizi dinledi ve size ilaç yazdı. siz de bu ilaçları kullandınız ve şifa buldunuz. işte bu şekilde derdinizi dışa
vurup da bundan menfaat elde ettiğnizde bu eylem ve söylemlerinizin TAMAMINA 50 denilir
BİN rakamı bilinen 1.000 rakamı olarak anlaşılmaz. BİN rakamı bir insanın bir şeyden TAM OLARAK menfaatlenmesini verir.
misal.:Doktora gittiniz derdinizi anlattınız o da sizi dinledi ve size ilaç yazdı. siz de bu ilaçları kullandınız ve şifa buldunuz. işte bu
şekilde derdinizi dışa vurup da bundan TAM olarak menfaat elde ettiğnizde bu eylem ve söylemlerinizin TAMAMIna 50 BİN
denilir.
100 BİN denildiğinde bilinen 100.000 anlaşılmaz
100 rakamı bir işin TAM ve EKSİKSİZ olarak yapılmasını ifade eder. Kişi eğer bundan TAM olarak menfaaat elde ederse bu eylem
ve söylemlerinin TAMAMINA 100 BİN denilir. 100 BİN hissiyatı hem İŞÇİler ve hem de İŞVEREN için dikkat edilmesi gereken
bir hissiyaattır. Bu hissiyatın hakim olduğu ekonomilerde EMEK SÖMÜRÜSÜ yada SUİSTİMAL asla oluşmaz.
100 BİN hissiyatı eğer oluşmazsa bu durumda 37/147 ye göre Rabbilalaemiynin resulu olan YUNUS asla aktifleşemez ve kişiler bu
Resulu tekzib etmiş olacakları için Cehennemlerini yaşamaya başlarlar
SORU
Yusuf a.s MELİKin rüyasını tabir yaptı ekonomi bakanlığını kaptı.
Rüyanın tabiri şu;
'' Yedi yıl bereket olacak, yedi yıl kıtlık olcak. Yedi besli ineği yedi cılız inek yiyecek''
Bu mu yani..?
Biri size gelse ve şirketiniz hakkında aynı ön görüde bulunsa onu şirketinize müdür yaparmısınız..?
Ben yapmam.
Burada başka bir şey var.
Hiç düşündünüz mü..?
CEVAP:
12/47 tam olarak TASADDUKun tanımını yapar. Buna göre bir insan meşakket çekerek bir işi tamamladığında bu işin ücreti
kendisne TAM olarak ödenmek istenilse bile birazcık ikramda bulunacak ve bu durum hasadın başak içinde bırakılması anlamına
gelecek. İşte bu durumun ileride sana olan avantajlarını 12/48 ve 49 cu ayetler izah edecek.
her iki ayet SÜMME YE'TİY MİN BA'Dİ ZALİKE cümlesi başlar. Bu yazılım Muteşabih misil yazılımdır. Bu 2 yazaılımın devam
eden kısımları birbirleriyle nikahlanacak . Bir tarafta seb'u şidadün diye devam ediyor,
Diğer tarafta Amun fiyha yuğaşinnasü diye devam ediyor.
Seb'ün Şidadün ''7 şiddetli yıl'' demek değildir. Çünkü ayet içinde YIL deyimi yok.
ŞİDDETLİ 7 demektir. 7 rakamı kuranilminde bir şeyi bir başka şeye dönüştürmeyi tanımlar. Bu dönüştürme ŞİDAD yani
ŞİDDETLİ olursa buna SEB'UN ŞİDADÜN denilir.Yani Kuvvetli bir dönüşüm yaşanacak
AMÜN deyimi BOLLUK içindeki zaman dilimini verir. Kuranilminde 2 adet YIL deyimi vardır Bunlar SENE ve AMUN dur.
SENE deyimi meşakkatle geçirilen bir zaman dilimini ifade ederken AMUN deyimi BOLLUK içinde geçirtilen zaman dilimini
tanımlar
Buna göre sonuç olarak eğer İnsanların işlerini TAM olarak yaptığında anlaştığın ücretin TAMAMINI değilde bir kısmını İKRAM
olarak almazsan yada senin işlerin tam olarak yapıldığında ücreti TAM olarak ödemenin yanısıra birazcık da BAHŞİŞ vermeyi teklif
edersen Bu 2 durumda evrene korkunç bir enerji yayacaksın. Bu enerjin senin için ŞİDDETLİ BİR DÖNÜŞTÜRÜCÜ hükmüne
girecek.
Herkes iflas etse sen daha çok kazanacaksın. Herkes iş alamaz. Sen sürü ile iş alacaksın. Herkes ekmeği bulamaz hale gelse bile sen
ET TAVUK yiyeceksin.
Tüm insanlar ne kadar düşkün olurlarsa olsun sen de bu düşkünlüğe parelel olarak o kadar Yükseltgeneceksin. Çünkü sen AKILLI
bir adammışsın ŞİDDETLİ DÖNÜŞTÜRÜCÜ nü yani SEB'ÜN ŞİDADÜNü oluşturmuştun. Şimdi bu dönüştürücü piyasadaki her
türlü kötü gidişi senin için fırsata çevirecek. İşte bu duruma 7 zaayıf ineğin 7 kuvvetli ineği yemesi denilir.
2/47 ,48 ve 49 TASADDUKun insanın hayatını nasıl kaskoladığını anlatıyor.
TASADDUK yapanlar CENNETlerini yaşarlar. Akıllı ol ve TASADDUKta bulun.
İSLAMda ölçüt Birincl olarak MUSHAF değil. insanın içine yerleştirilmiş olan İYİLİK HİSSİYATlarıdır
Bu iyilik hissiyatlarının her biri MUSHAFta bir RESUL İSMİ olarak nitelendirilmiştir. Bu hissiyatlardan birine itaat
otomatically Allaha itaat hükmüne geçer
Ateist, Deist, yahudi ,hristiyan, Musluman Bunların hepsi SUNİ bölünme. Aslolan içindeki iyilik hissiyatlarındır. Bunlar
sana sen daha doğmadan yerleştirildi. Bırak adam hayatında görmediği allahı inkar etsin. Ama hayattakigüzelliklerin
farkına vararak yaşasın. Bunları daha güzel hale getirmek için uğraşsın. İşte bu kişi MUSLUMANdır farkettği her türlü
GÜZELLİK ise ALLAHÜ dür.
Allahın bu manada bu minvalde inkarı zaten mümkün olmayacak olamayacak. Yeryüzündeki güzelliklerin varlığını kim
inkar edebilir?
Ama sen ''ALLAH'' deyimini Evrensel olarak hayatta görülebilir izlenebilir bir şekilde yapmazsan bu Allahına insanlar
inanmak zorunda değil. Çünkü inandığın yada insanlardan inanmalarını istediğin Allahın hayatta karşılığı yok.
Evrensel Din anlayışında Sünniliğe , Şiiliğe , Aleviliğe , Hariciliğe, Seleflliğe ,Vehhabiliğe, Hanefiliğe , Malikliğe, Şafiiliğe ,
Kabalacılığa , 19 culuğa El kaide ye , El nusra ya İŞİD e ve adını sayamadıklarım daha nicelerine yer yoktur.
Evrensel din anlayışı Rabbialaemiynin gönderdiğine iman ettiğimiz kitaptaki her bir deyim ,cümle yada ayetin ESAS
OLARAK insan hissiyatlarını tanımlayarak bu şekilde KURANİLMİ halini alması esasına dayanır,
Evrensel din anlayışı namazı camiilere yada cemevlerine hapsetmez
Evrensel din anlayışı hacc ibadeteni SUUDİnin Mekkesine mecbur etmez
Evrensel din anlayışı RAMAZAN ve ORUÇ ibadetlerini biz kullar için senede 1 aya ve AÇ SUSUZ kalmaya mahkum
etmez,
Evrensel Din anlayışı Kuranı anlamak için kulları arapçaya ,arap kültürüne ,arap coğrafyasına ,Muhammedin hayatının
bilinmesine , ona isnad edilen hadiysleri yada sünneti bilemeye , tarih bilmeye Mahkum etmez.
Evrensel din anlayışı Kuranilmi adı altında her insanın insan olması hasabıyla hissiyatlarını tarif eder ve ona yaşadığı
hayatta POZİTİF yönde telkin destek ve yardımda bulunur. Amaç her bir kulun mutluluğudur.
Din anlayışını EVRENSEL Hale getiremeyenler hem kendi hayatlarını ve hem de başka hayatları öldükten sonra
cennete gitme fantazisine dayanarak CEHENNEMe çeviriler,
Din anlayışını EVRENSEL hale getirebilenlere ve KURANİlminin gerçek mahiyetini anlayıp ona sımsıkı sarılanlara
Selam olsun
73/20 ( VII )
ALİME EN SEYEKUNU MİNKÜM MERDA
VE AHARUNE YADRİBUNE FİYLARDI YEBTEĞUNE MİN FADLİLLAHİ
VE AHARUNE YUKATİLUNE FİY SEBİYLİLAHİ
Sevgili dostlar.
41/34 ü açınız ve okuyunuz ve buraya BEN BU İŞİ NASIL YAPACAĞIM sorusunu sorunuz. işte bunun cevabını size
73/20 verecektir. 73/20 de Resul Muhammedin geceleri kalkıp ta ashabı ile birlikte gece namazı kılması bu ayetin bize
anlatmak istediği BİRİNCİL MANA değildir.Anlatılmak istenilen temel mana 41/34 e göre Muhammed hissiyatına düşman
olmuş bir insanın muhammed hissiyatıyla barıştırlması ve eğer mümkünse bunun da ötesine gidilerek bu insanın
muhamedin başsavunucusu haline getirilmesi anlatılmak istenilir. Bunun için yapılması gereken şey insanlara
FEDEKARLIK yapılmasını telkin eden bir insanın önce kendisinin fedekarlık yapması ve bunu hayatında
gösterebilmesidir.
İşte bu süreçte kişiye hükmedebilecek 3 farklı hissiyat olabilir. Bunlar
1) MERDA - MARAD
Lisani arabi olarak bu deyim HASTALIK demektir. Ancak Kuranihissiyati manası bir insanın şekle , görünüşe önem
vermesi esnasında ona hükmeden hissiyattır. MARAD hissiyatının insanda oluşması onun eylem ve söylemlerinde
oluşması yani insanın ''HASTA'' olması gayet tabiidir. Ancak bunun kontrol altında tutulması yada bu durumun uzun
süreli olmaması gerekir Yoksa insanı yaşadığı hayata ÖLDÜRÜR
Bir insanın birine yardım yaparken kendini yaptığı yardımın türü ile ilgili ŞEKLEN güçlü gösterme hissiyatına sahip
olabilir. Bu MARAD tır. Bunun oluşması yada oluşabilmesi gayet tabiidir. Ancak oluşmuşsa da bunun kısa süreli olması
gerekir.
eğer uzun süreli olursa yada kontrolden çıkarsa bu durumda kişinin KALBine iner ve onu ŞEKLE BAĞIMLI ,GÖSTERİŞ
BUDALASI ,GÖRÜNTÜYE ALDANAN yada GÖRÜNTÜ İLE ALDATAN bir hale getirir. Bu kişilere Kuranilminde
KALBLERİNDE MARAD yani HASTALIK olanlar denilir. Bu hissiyat MUNAFIKLIK vasfıdır 47/20, 74/31
2) YADRİBUNE FİYLARDI YEBTEĞUNE MİN FADLİLLAHİ
Sevgili dostlar
Bir insanın acele bir işi olduğunda yada acilen bir ihtiyacını gidermesi için bu işine yada ihtiyacına odaklanması ona bu
işine yetişeyim derken başka işleri de yapması gerektiğinde ona bu ekstra işlerinde kısaltmalar yaptırabilir. Bu durum
normalde hoş karşılanmanaz. Ancak işinin acil olması dolayısıyla bu kısaltmaları görmezden gelinir. Buna DAREBTÜM
FİYLARDI denilir. Böylesi bir durumda SALATın KISA olması da zaten 4/101 de hoş karşılanır
Eğer bir insan birine yardım yaparken o esnada kendi işine acilen yetişmesi de gerekiyorsa bu durumda sadece yardımı
yapar. Bunun nicelik yada niteliğini düşünemez. İşte onun bu durumu hem 4/101 de ve hem de 73/20 de HOŞ Karşılanır
3) YUKATİLUNE FİY SEBİYLİLLAHİ
Sevgili dostlar
Allah yolunda savaşmak demek eline silahı bombayı yada kılıcı alıp ta insanlara savaş açmak değildir. eğer bir insan
birine yardım yapacağı zaman bu yardımın O ANDA planladığından fazla olması gerektiğini hissettiğinde bu yardımın
yapmaktan en azından VAZGEÇMEMESİ yönünde nefsiyle yapacağı savaşı izah eder. Misal vereyim:
Üst kattta bir Adam karısını dövüyor. Siz de bunları AYIRAYIM diye olaya mudahil oldunuz. Adam size de YUMRUK
atma girişiminde bulundu. Bu durumda nefsin sana neyi telkin eder?
'' Kaç oğlum ayırayım derken sen de dayak yiyeceksin''
Peki Rabbilalaemiyn sana neyi telkin eder?
'' öğlum buraya kadar geldin yumruk yeme pahasına bile olsa bu kadını bu herifin elinden al''
İşte ikincisini yaptığında senin bu hissiyat ve eylemine YUKATİLUNE FİY SEBİYLİLAHİ denilir. Sana HELAL olsun. Sen
ERKEK adammışsın Arkadaş.
Allah yolunda SAVAŞ Muhammedi bir hissiyat ve ameldir. Çünkü insan nefsine ağır gelir. İnsanın nefsine ağır gelen her
türlü HAYR ameline İHSAN ameli denilir. Bu amel türü kitapta ''AMENU VE AMİLUSSALİHATİ'' yazılımı ile kodlanır. Bu
hissiyat yada amele uyanlar 3/31 re göre Muhammedin '' BANA UYUN'' emrini yerine getirmiş olurlar. Bunun karşılığında
da Allah yine bu ayette bu uymayı yapanları SEVECEĞİNİ ve GÜNAHLARINI BAĞIŞLAYACAĞINI beyan eder.
Bir insanın hayatına kısmen bile olsa MUHAMMED hükmetmemişse bu kişi dünya ahiret cennetini elde edemez. eğer
hükmederse bu durumda kişi nefsini ona ağır gelecek hayr amellerini yaptırarak terbiye eder. NEFİS TEZKİYESİ yada
ZEKİYESİ ancak ve ancak MUHAMMED ile mümkündür. Her 2 duırumda da ALLAH YOLUNDA SAVAŞ vardır.
Savaşımız Mubarek olsun
SORU: İblis insan için gerekli bir hissiyat ve kurana göre ibliste cinlenir. O halde kitapta mealen
verilen iblis için seni ve sana uyanları cehenneme dolduracağım ayetini nasıl anlamamiz gerekir?
Saygılar..
CEVAP: Bahsettiğiniz ayetler 7/19 ve 11/118 dir. Özellikle 11/118 de Minelcinneti vennasi yani
CİNNET halilni yaşayan insanlardan bahsedilir. O halde 11/118 a dayanarak 7/19 da cehenneme
atılacak insanlar İbliyse normal şeklinde uyanlar olmayacak CİNNET geçirme noktasına gelmiş
yada gelecek şekilde ibliyse uyanlar olacaktır.
MİNELCİNNETİ VENNASE hissiyatı Kuranilminde YASAKLANMIŞTIR. 114/6
49/7
VA'LEMUUU ENNE FİYKÜM RESULULLAH
''BİLİNİZ Kİ ALLAH RESULU İÇİNİZDEDİR
Evrensel doğrulara insanlar, akıl mantık tutarlılık vicdan ahlak ve hayatta pratik olarak ugulanılabilirlikleriyle ulaşırlar. Bunlara
ulaşmayı telkin eden BİRİNCİL unsur MUSHAF değil insanların içindeki resulllerdir. Rabbilalaemiyn 49/7 de Valemuuu Enne
fiyküm Resulullah yani '' biliniz ki Allahın resulu İÇİNİZDEDİR'' demiştir. Tek başıma bile kalsam bu ayet beni muhatab alır. Buna
göre Allahın resulu benim bizim hepimizin İÇİNDEdir..İÇİNDE olan resul hissiyatlarını iyi tanıyacak ve bunlara itaat edeceksin. Bu
itaatı MUSHAlFa inanarak da yapsan MUSHAFa iman etmeyerek de yapsan yaptığın andan itibaren senin o anda adın
MUSLUMANdır
7/170
EL MUSLİHİYN ( ISLAH EDİCİLER)
Sevgili dostlar
Da ha önce de belirttiğimiz gibi bir şeyi tutma iki farklı fiille ifade edilir Bunlar İMSAK ve HUZ dur. İMSAK şeklindeki tutuş
GEVŞEK bir tutuştur. yani yeri ve zamanı geldiğinde bırakılabilir. Bir insanla tokalaştığınız zaman bu bu el tutuş İMSAK
tır. Ama birini uçurumun kenarından kurtarmak için elini tuttuğunda işte bu tutuş da HUZ dur.
...
7/170 de KİTABın İMSAK şeklinde tutulması istenilir yani KİTABİ manalar, HUZ şeklinde yani ''SIMSIKI'' değil de İMSAK
şeklinde yani ''GEVŞEK'' bir şekilde tutulmalıdır.
19/12 de ise KİTABın YAHYA tarafından HUZ şeklinde tutulması gerekir. Çükü bu Kitab YAHYA ya verilen Melekesel özelliktir.
yani YAHYA kendisine tanımlanan bir göreve ve bunun içeriğine SIMSIKI yapışmalıdır.
7/170 de bir insanın EL MUSLİHİYN olabilmesi için gerekli olan 2 adet şarttan bahsedilir. Bunlar :
1) KİTAB ı İMSAK şeklinde tutacak. yani kendisine gelen bilgi ve belgelerden GÖRÜNÜNE aldanmayıp ARKAPLAN a göre
hareket edecek. KİTAB denilen kavram okunabilir türden olan her şeydir. Bu bir hayat tarzı, davranış, iş ve meslek grubu olabilir.
İşte bunları anlayabilmek için Dış görünüşü İMSAK şeklinde ama işin içeriğini HUZ şeklinde tutması gerekir, Bu yüzden 25/30 da
Resul ,kavmi tarafından KİTABIN değil KURANIN terkedildiğinden ŞİKAYETÇİ dir. Millet KİTABA sımsıkı yani HUZ şeklinde
yapışmış ancak içerğine İMSAK yapmışlar. Bunu yapanlara MUSRİF denilir. Musrifler sevilmez 7/31
2) SALAtını İKAME edecek: yani hangi iş üzere ise bunu USULUNE UYGUN yapacak.
İşte bu 2 şart oluştuğunda insanlar EL MUSLİHİYN yani ''ıslah ediciler'' hükmüne girmektedirler
7/170
EL MUSLİHİYN ( ISLAH EDİCİLER)
Sevgili dostlar
Da ha önce de belirttiğimiz gibi bir şeyi tutma iki farklı fiille ifade edilir Bunlar İMSAK ve HUZ dur. İMSAK şeklindeki tutuş
GEVŞEK bir tutuştur. yani yeri ve zamanı geldiğinde bırakılabilir. Bir insanla tokalaştığınız zaman bu bu el tutuş İMSAK
tır. Ama birini uçurumun kenarından kurtarmak için elini tuttuğunda işte bu tutuş da HUZ dur.
...
7/170 de KİTABın İMSAK şeklinde tutulması istenilir yani KİTABİ manalar, HUZ şeklinde yani ''SIMSIKI'' değil de İMSAK
şeklinde yani ''GEVŞEK'' bir şekilde tutulmalıdır.
19/12 de ise KİTABın YAHYA tarafından HUZ şeklinde tutulması gerekir. Çükü bu Kitab YAHYA ya verilen Melekesel özelliktir.
yani YAHYA kendisine tanımlanan bir göreve ve bunun içeriğine SIMSIKI yapışmalıdır.
7/170 de bir insanın EL MUSLİHİYN olabilmesi için gerekli olan 2 adet şarttan bahsedilir. Bunlar :
1) KİTAB ı İMSAK şeklinde tutacak. yani kendisine gelen bilgi ve belgelerden GÖRÜNÜNE aldanmayıp ARKAPLAN a göre
hareket edecek. KİTAB denilen kavram okunabilir türden olan her şeydir. Bu bir hayat tarzı, davranış, iş ve meslek grubu olabilir.
İşte bunları anlayabilmek için Dış görünüşü İMSAK şeklinde ama işin içeriğini HUZ şeklinde tutması gerekir, Bu yüzden 25/30 da
Resul ,kavmi tarafından KİTABIN değil KURANIN terkedildiğinden ŞİKAYETÇİ dir. Millet KİTABA sımsıkı yani HUZ şeklinde
yapışmış ancak içerğine İMSAK yapmışlar. Bunu yapanlara MUSRİF denilir. Musrifler sevilmez 7/31
2) SALAtını İKAME edecek: yani hangi iş üzere ise bunu USULUNE UYGUN yapacak.
İşte bu 2 şart oluştuğunda insanlar EL MUSLİHİYN yani ''ıslah ediciler'' hükmüne girmektedirler
AAFLARIMIZ VE KURAN
Sevgiili dostlar
Kitap içindeki kuranın esas amacı bizlere insan olmamız dolayısyla güncel hayatta zaaflarımızı tanımlamak ve bunların
kontrolu ve koordinasyonu için çözüm önerilerinde bulunmaktır. Kuranilmi
1) Bizlere 5/38 e göre hırsızların ellerini kesmeyi
2) 9/29 za göre bizimle aynı dinden olmayanların bizimle aynı dinden oluncaya kadar onlarla savaşmayı
3) Kadınlar mirastan bir hisse Erkeklere 2 hisse vermeyi
4) Zina edenlere yüz değnek vurmayı
5) Haramayları, ayları sayısının 12 olmasını haram aylarda savaşmamayı
6) Öldükten sonra cennete yada cehenneme gitmeyi karıları hurileri
7 ) Kadınların AYBAŞI hallerini
8) Kadınların kızların başını örtmeyi
9) Here sene bir ay aç susuz kalıp kalmayı
10) 19 zun matematiksel mucizesini ANLATMAZ.
Bunu bu şekilde bizlere anlatan KURAN değil KİTAPtır. KURAN 56/77.78 ze göre KİTABın içindedir. Ancak bizlere
KİTAP değil KURAN FARZ KILINIR 28/85
Kuran bizlere bu kitabi anlatılar üzerinden bizim insan olarak hissiyatlarımızı bu hissiyatların yaşanılan hayatta nerelerde
zaaf gösterebileceğini tarif eder ve bunlara karşı çözüm önerilernde bulunur.
Kuran, Miras taksimatı, HUKUK sistemi Domuz etinin haram kılınması ile İÇKİnin haram kılınması ile şeriat devleti
kurmak ve yönetmek ile eline silahı bombayı alıp CİHAT yapmakla UĞRAŞMAZ. Bizlere bu tür içerikli KİTABİ ayetler
üzerinden HİSİYATLARIMIZI tanımlar. Yani KİTABi ayetler yada manalar yani meali manaların hepsi DÜMENdir
TEZGAHtır YANILTICIdır, KONJÜKTÜRELdir.
Bu yüzden MEALİ manalarla karşımıza gelenleri ve bu MEALİ MANAları KURAN kabul edenleri basitçe
sorguladığımızda karşımızda REZİL olmaktadırlar. Çünkü bakış açıları sakattır. MEAL kuran değildir. MEAL insanı
saptırır onu terörist yapar.
ZAAF sahibi olmak eğer bunlar iyi kullanılabilirse her insanın yaşadığı hayatta BAŞARILI olmasının önünü açar.
İçimizdeki zaaflarımızı yöneten başaktör İBLİYStir. İBLİYS , eğer kontrol altında tutabilirsek bizim insan olarak hayatta
maddi manevi gelişmemiz için Rabbilalaemiynin bir rahmetidir. Kuran insanlarda bulunan ZAAFları ve dolayısıyla da
bunu yöneten İBLİYSi yok etmek için değil bunları belli bir nokttaya yada sevyeye kadar kullanmamamız gerektiğini bize
telkin eder. Böylece Zaaflarımız sayesinde hayatta bir yere geliriz mutlu ve huzurlu oluruz.
Eğer zaaflarımızı kontrol edemezsek işte ozaman Mushaf içindeki kuran bizler için devreye girer. Kuranın amacı
zaaflarımızın ortaya çıkmasını engellemek değil bunların kontrolden çıkmasına mani olmaktır. Böylece Kuranilmi
insanlara ŞİFA olur. Nice insanlar bir ömür boyu çalışır ve çabalarlar ancak bir anlık zaafı kontrol edememeleri onları
yaşadığı hayatta yer bitirir. itibarları beş paralık olur. işte kuran insanlar için bunu engellemeye çalışır.
KURANın CAMİ yapmakla Arabistan çöllerine HACC yapmakla bir işi yok. Bunların hepsi KİTABİ manalardır. KİTABİ
manaları değil KURANİ MANALARI dikkate alacağız TEZGAHa düşmeyeceğiz ÜÇKAĞIDA GELMEYECEĞİZ.
KİTABİ MANAnın hakim kılınması insanlara KAN GÖZYAŞI ve ZULM getirir. Kadınlar SEX kölesi olur. Bunun için
sadece kendisine islam coğrafyası denilen bu coğrafyaya bakmanız yeterlidir
SORU.
Halil Bey size bir sorum olacak. Kuran ve Kitab kendini MUBİYN yani apaçık olarak tanıtmışken sizler her bir deyim
arkasında gizli bir mana olduğunu iddia ediyorsunuz. Bu iddianızı herkesin görüp de rahatlıkla anlayabileceği bir örnek
ile anlatabilirmisiniz?
CEVAP;
17/13
SİZİN KUŞUNUZ NERENİZE DOLANMIŞ YADA DOLANDIRILMIŞ?
'' Külle insanin elzemnahü tairehu fiy unukuhi''
Sevgili dostlar
Kuranilmi bir hissiyat ilmidir. gerek hayvanlar üzerinden ve gerekse başka şekli argumanlar üzerinden bizim
hissiyatlrımızı tarif eder. işte bu hissiyat tarifleri kitaptaki kitabi yani lisani arabi deyimlerin içine yerleştirilmiştir. Eğer bir
şeyin kitabi manası ile kurani yani hissiyati maanasını bir yada denk tutarsanız inandığınızı iddia ettiğiniz Allaha başta
17/13 olmak üzere binlerce ayette işte böyle saçmalattırırırsınız.
Eğer Kuran ve kitab sizin anladığınız şeklide MUBİYN ise o zaman bu ayete göre her insanın yaşadığı hayatta kuş
beslemesi ve bu kuşunu da boynuna dolayarak gezmesi gerekir. . Yada argo tabir ile pipisinin boynuna dolanacak kadar
uzun olması gerekir.sizler yada bizler bu manaya göre hiç hayatımızda KUŞU BOYNUNDA GEZEN bir insan gördük
mü? elbetteki HAYIR. o zaman geriye 2 seçenek kaliyor
1) Allah hakikaten de saçmalıyor
2) Saçmalamıyor, Ne dediğini çok iyi biliyorr. Ancak bize başka bir manayı kastediyor.
Eğer 1.ci şıkkı seçenerseniz bu durumda kitab ve kuranın sizin anladığın anlamda MUBİYN olduğuna sadık kalacaksınız
ve saçmalayan bir Allaha ve onun indirdiğine inandığınız bu kitaba iman edecesiniz ve kendinizi GÜLÜNÇ konuma
düşüreceksiniz.
Eğer 2.ci şıkı seçerseniz bu durumda DUBURCU SAPIK KAFİR olarak kabul ve itham ettiğiniz insanlarla aynı fikirde
olmayı tercih edeceksiniz. Çünkü sizin bu şekilde DUBURCU SAPIK KAFİR dediğiniz insanlar yıllardır size şunu söyledi:
Allahın dediğine değil, dediğinden neyi kasteddiğine dikat edin. DEDİĞİne HAK , kasteddiğine ise SIDK denilir. Allah
38/84 e göre HAKKı söyler Ancak bundan SIDKI anlayana cenneti verir
39/33:
''Velleziy cae BİSSIDKI ve saddeka bihi ulaike humulmuttekune''
Şimdi DUBURCU SAPIK KAFİR dediğiniz bu insanlardan sizlere haklarını helal etmeleri için helallık isteyiniz. aksi
taktirde bunun vebali sizi YAKACAKtır
Sevgili Dostlar
Elbetteki kitab özellikle de KURAN mubiynidr. Ancak MUBİYN deyimi bir şeyin APAÇIK olması okunulduğunda rahatça
anlaşılması anlamına gelmiyor. Kitab içinde anlatılan her türlü olay kişi hikaye,deyim , meyva, hayvan, mitoloji mana
olarak bizlerin insan olarak hissiyatlarımızda yer bulması anlamına geliyor. Mealcilerin MUBİYN yani apaçık politikası
binlerce ayette iflas etmiştir. buna göre:
1) 5/90 da içkinin haram olması anlatılır. oysaki burada anlatılan ne içkidir ne de onun haram olmasıdır
2) 9/36 da ayların sayısının 12 olduğu ve bunların dördünün haram aylar statüsünde olduğu belirtilir. oysaki burada ne
ayların sayısı nede haram aylar ve ne de bunların sayısının 4 tane olduğu anlatılır
3) 2/173 e göre ölü eti kan ve DoMuz etinin haram olması anlatılır. Oysaki burada da KASITMANA bu manaların
yanından bile geçmez
4) 74/30 da 19 rakamından 3/124 de üçbin melek indirilmesinden 35/1 de Meleklerin 2şer 3er 4 er kanatlı olması
anlatılır. oysaki tüm bunlar içinde bulunan KASIT MANA bu anlatılanların yanından bile geçmez
24/31 de BAŞÖRTÜSÜ yada ÖRTÜNMEnin farziyetinden bahsedilir. oysaki KASIT MANA bilinen bu manaların
yanından bile geçmez
Bu yüzden ALLAHIN DEDİĞİ ile DEDİĞİNDEN NEYİ KASTEDDİĞİ yani KİTAB ile KURAN arasındaki farkın iyi
algılanması gerekir. Yoksa hem kendinizi hem inandığınız Allahı hem indirdiği kitabı ve hemde mensubu olmakla
övündüğünüz DİYİNİSLAMı komik ve gülünç duruma düşürürsünüz
Sevgili dostlar
Allahın DEDİĞİ ile KASTEDDİĞİ mana olarak birbirinden farklıdır. dediğine AVAM olarak HAKK akademik olarak KİTAB,
kasteddğine ise AVAM olarak SIDK, akademik olarak KURAN denilir. Bu 2 mana türü yani DENİLEN ve kASTEDİLEN
çoğu ayette taban tabana ZIT bir mana ve konum farkı oluştururlar. İşte arralarındaki bu mana ve konum farkına MELEİ
ALA denilir . 38/69. 37/8
Bu fark bazen öyle bir şiddetli olur ki adeta birbilerine HASIM yani rakip olurlar. Bu duruma 38/69 da meleialanın
HASIMlaşması yani birbirlerine rakip olması olarak zikredilir. Bu duruma yaşadığımız hayatta binlerce örnek
verebiliriz.Misal:
Bir KARPUZu düşünün içi bir başka dışı başkadır. ancak ona değer biçilirken DIŞIna değil İÇİNE değer biçilir
Bir PORTAKAL düşünün dışı kabuk ve ACIdır insanın midesini bulandırır. ancak İÇİ şeker gibidir. Ve bunun da DIŞIna
değil İÇİNE değer biçilir.
işte benzer şekilde KİTABi mana zehirlidir. sizi DİN adına zehirler. sizi TERÖRİST yapar. Sizi Cennete gitme fantazisi ile
kandırıp katil vahşi ,terörist, tutarsız, kafayı 19 matematik sistemi ile yemiş YADA MEAL yapıp bunun üzerinden para
kazanan yada kazandıran bir hale dönüştürür. Oysaki içindeki KURANİ MANA kendini 17/82 de ŞİFA olarak tanımlar
Din adına yapılan tüm sömürü savaş kan ve gözyaşının temelinde işte bu ZEHİRLİ DIŞ kısmın HAKİKAT diye
algılanması yatar. MUSHAF okuyan biri bu ZEHİRLİ DIŞ KISMIN şerrinden emin olmak ve o tatlı o güzelim o şeker gibi
o şifa olan kısmına yani KURAN a ulaşmak istiyorsa okuduğu yada hocasından şeyhinden üstadından 19 matematik
sistemi ile kafayı yemiş edip yüksel ve taifesinden kendisine öğretilmiş her rakama ,her meale yada ayet tercümesine şu
soruyu soracak
Eyy bu ayetten anladığım MEALİ mana yada RAKAMlar , Hissiyatlarımın neresindesin? benim hangi tür bir hissiiyatımı
tanımlıyorsun? YADA İnsanların hangi ortak hissiyatını tanımlıyorsun?
İşte bu soruya cevap bulduğunuz yada cevap bulmak için şeyhinizi hocanızı üstadınızı liderinizi kafayı matematiğe
takmış manyakları bu minval üzerinden sıkıştırdığınız an KURANİLMinin kapısı size de aralanacak ve bu insanların
ŞARLATANlıklarını da ortaya çıkarmış olacaksınız
Aksi taktirde KUŞunuz BOYNUNUza değil başka bir yerinize dolanacak yada dolandırılacaktır
83/1
EL MUTAFFİFİYN HİSSİYATI
Sevgili dostlar
100.BİN rakamı 37/147 de geçtiği üzere yine rakamsal özelliği önplanda olarak kullanılmayacak bu rakam KURANİLMİ olarak
bizlerin yine bir İNSAN olarak bir neci hisiyatını tarif edecektir
37/147 deki bu rakam dolayısıyla Rabbilalaemiyne bir soru soralım: Eyy Rabbimiz . Resul Yunus un gittiği kavmin kişi sayısını
neden belirtme gereği duydun. direkt olarak ''kavmine gitti ve onlar da iman ettiler ''deseydin ya?
Sevgili dostlar. 100 BİN rakamını Rabbilalaemiyn bilinen manada RAKAM olarak anlatmıyor. Mushaftaki hiç bir rakamı , 19
rakamı da dahil olmak üzere bilinen rakamsal özelliği önplanda olacak şekilde anlatmıyor.Bize bir hissiyatımızı açıklıyor. Buna göre
bu hissiyat 100 ve BİN rakamlarına ait hissiyatların YANYANA kullanılmasıyla oluşacaktır
100 rakamı bir şeyin TAM ve EKSİKSİZ yapılımını yada bu yapılıma ait hissiyatımızı,
BİN rakamı ise bu işin sonunda elde edeceğimiz menfaat- ücret- maaş- taktir gibi kazanımların bize TAM ve EKSİKSİZ olarak
ödenmesini tanımlar. O halde bu 2 hissiyatın YANYANA kullanılmasıyla RAKAMSAL olarak oluşan 100 BİN deyimi bize
KURANİ manada :
Kim ki işini TAM ve EKSİKSİZ yaparsa ona ücretinin TAM ve EKSİKSİZ olarak ödenilmesi gerektiğini yada,
ücretinin TAM ve EKSİKSİZ olarak alındığı- alınacağı bir işin TAM ve EKSİKSİZ yapılması gerekliliğini ifade eder
Kişide yada kişilerde yada toplumda yada Devlette 100 BİN hissiyatı hakim olmazsa orada YUNUS aktifleşemez ve bu kişi yada
kişilere ,topluma , yada devlete hakim olan hissiyata EL MUTAFFİFİYN denilir 83/1.
Sonuçta EL MUTAFFİFİYN olmuş kişi yada kişiler yada toplum yada devlet yada kavim HELAK edilir. Çünkü Rabbilalemiynin
RESULlerinden olan YUNUS tekzib edilmiş olur
5/109
YEVME YECMEALLAHÜRRESULE MAZA UCİBTÜM
Sevgili dostlar
Hiç kimse şu anda bu kitabın allahtan geldiğini hayatında görmedi. yani bunun ispatı bu haliyle kimse için MÜMKÜN değil. o
HALDE insanları cennete yada cehenneme dahil etmede de BİRİNCİL dayanak olamaz.
Eğer insanları yargılamada TEMEL KRİTER aranıyorsa bu kiriterin tarih mekan zaman ırk coğrafya farkı olmaksızın her insanın
içinde yada elinide olması gereken bir kiriter olmalıdır. Bu kitab 1400 sene önce indirildiği dönemde bile sadaece arap
yarımadasının haberi oldu. Peki ya o dönemde farklı coğrafyada yaşayan insanlar ne olacak? İşte bu yüzden yargılamada KİTAB
yani MUSHAF temel kriter olamaz. temel kiriter 49/7 ve 3/101 de zikredildiği üzere İÇİMİZE YERLEŞTİRLEN RESULlerdir. İşte
her insanın yargılanması bu RESULLER üzerinden yapılacaaktır. 5/109 buna delildir.
Peki Mushafın bizim elimizde olması bir avantajmıdır yoksa dezavantajmıdır?
Sevgili dostlar:
Mushafın elimizde olması eğer içindeki kuranı bundan çıkarabilirsek AVANTAJdır. Ancak bunun da bir riski var. O da İçindekini
yani KURAnı çıkarmadan yada ES geçerek dışına yani KİTAB yani ŞEKİL kısmına uymamızdır. Böylesi bir durumda Mushafın
elimizde olması bir DEZAVANTAJdir
MUSHAF üzerinden KURAN anlayışımızı te'sis etmek RİSKLİ olduğu için eğer bu başarılabilirse elbetteki MUSAFı elinde
bulunduranlar MUSHAfı elinde bulundurmayanlara göre Bu konuda RİSK aldığı için Daha yüksek bir kademe ile ödüllendirilir.
RİSK varsa MENFAATlenmenin daha çok olması gayet tabiidir. Buna EN'AB yani ''ÜZÜM'' hissiyatı denilir
Ancak MUSHAFı hiç görmemiş eilne geçmemiş olan insanlar İçlerindeki RESUL hissiyatlarına uyduklarında RİSK almayacakları
ve işin SIDK kısmı ile malı götürecekleri için elbetteki elinde MUSHAF olanlara göre daha avantajlı konumda olacaklardır.Buna da
ENNAHİYL'' yani HURMA hissiyatı denilir.
Akıllı ve erdemli olan ülkelerin veya yöneticilerinin KURANı anlamadan salt KİTAB ile hareket eden ve din anlayışını buna göre
yapmış her ''MÜSLUMANIM'' diyeni iyi tetkik edilmesi gerekir.
Arkadaşlar DİYALOG MELEKESİ olan meryemoğlu isa nın bize olan fayadalarından bahsedelim.
Bu konuda dikkat edeceğimiz ayetler 3/49-5/110 dur. Biliyorsunuz ALLAHÜ nün olduğu heryerde
İYSA otomatikmen oluşur.Biz de bunu GÖREBİLİRSEK ve gördüğümüzün tesiri altında kalıp
davranışlarımızı bu gördüklerimize HAYR YÖNÜNDE balans ayarı yaptırtabilirsek o zaman bu
ALLAHÜ-İYSA ikilsine bir de NEBİ kavramı eklenir. !9/30 za dikkat ediniz. Orada meryemoğlu isa
kendini ABDULLAH olarak tanıtır. Yeryüzündeki her şey allaha kul olmuştur. Bu yüzden de
Meryemoğlu isa ALLAHÜ nün olduğu her yerdedir. ŞİMDİ ben allahü-meryemoğluiysa-nebi
üçlüsünden nasıl fayadalanacağım yada bana ne faydası olacak ? onlara bakalım. Arkadaşlar
Yine MUTEŞABİH MESANİYE den İADE yapacağız. 3/49 da isa der ki 1) enniy ahluku leküm
minettıyni ke hey'etittayri feenfehu fiyhi feyekunu tayren biiznillahi : yani ''size çamurdan bir kuş
yaparım ona üflerim o da allahın izniyle KUŞ oluverir.'' bu cümlenin bu ayet indiğinde 2 anlamı
vardı a)ŞEKLİ anlamı: yani hakikaten isa bunu yapıyordu b) MANA anlamı: bir insanın herhangi
bir konuda bilgisi TAM ise ,tam olan bu bilgisinin karşı tarafa da tam olarak anlatabilmesine
olanak sağlarım. Biliyoruz ki Bir şeyi TAM olarak bilmek ,onu tam olarak ta anlatabileceğimiz
anlamına gelmez. Yani bildiğini anlatma da bir sanattır. İşte meryemoğlu sana bu ruhsatı
verecek. Bu çift anlam o zaman aynı anda çalışmıştı. Ama şu anda bizim için ŞEKLİ anlamı
geçerliliğini yitirir Fakat MANA anlamı kıyamete kadar geçerliliğini korur yani İADE -İYDü
BAYRAM hükmüne geçer. 2) ubriulekmehe velabrasa : Bu cümleninde isa zamanında 2 anlamı
vardı a)şekli anlam : yani körü ve alacayı görür hale getiririm. Bu anlam şu anda bizim için geçerli
değil ancak MANA anlamı İADE yapılacak: konuşmaktan yada dinlemekten yorulmuş ve bundan
dolayı da belli bir süreden sonra DİYALOĞa odaklanamayanlara ve bunun neticesinde de
gerçekleri göremeyen yada kaçıranlara uzun süreli odaklanma ruhsatı veririm. Böylece ÇOK LAF
YALANSIZ olmaz şeklindeki deyimini bu kişiler için geçersiz kılarım. Yani Diyaloğ nekadar uzun
olursa olsun diyaloğun her anını ve her konuşulan şeyi en ince ayrıntısına kadar bu kişiye
farkettiririm. 3) ve uhyilmevta : 2 anlamı var Şekli olarak ölüleri diriltirim . Bu deyim geride kaldı
MANA olarak yaşanılan ortamda dikkate alınmayan insanları Diyaloğ esnasında öyle bir
konuştururum ki herkesin ağzı açık kalır. 4) ve ünebbiüküm bima Tekulune : 2 anlamı var ŞEKLİ
olarak '' yediğiniz şeyleri haber veririm. MANA olarak: Dİyalog esnasında karşı taraf karşısında
hangi noktada zorlanacaksan diyaloğtaki süreç daha oraya gelmeden sana vaziyeti çaktırırım ve
önlem almanı sağlarım 5) ve ma teddehirune fiy buyutiküm : 2 anlamı var. ŞEKLİ olarak
:evlerinizde bulundurduğunuz şeyleri size haber veririm. MANA olarak diyaloğ esnasında
ilerleyen süreçte adamın tıpkı bir poker oyununda olduğu gibi ELİNİ sana gösteririm. Adamın
elinde ne olduğunu çakarsan diyaloğda kaybetmezsin.
Tüm bu tespitlerde BİRİNCİL olarak ŞEKİL değil MANA önplandadır.
İŞTE ARKADAŞLAR. Kim ki ALLAHÜ şeklinde karşısına çıkan olaylardaki MERYEMOĞLU İYSA
ya kulak verirse ,meryemoğlu isa da ciddiye alınmışlığının ödüllerini yani ENFALİNİ (8/1) yani
NAFİLElerini bu kişinin DİYALOG haline bu şekillerde yansıtacaktır. Meryemoğluisa ya kulak
verenlere ve bu şekilde Bu enfali kazananlara selam olsun.
33/59
ENNEBİNİN BENATI YANİ KIZLARI
Sevgili dostlar
Resul denilen kavram içimizde bulunan iyilik hissiyatlarımızdır. Bunların içimizde DÜŞÜNCE DÜNYAMIZA
hükmetmelerine talip olduğumuzda yani
1) Ben neden iyi bir insan olamıyorum?
2) Ben neden normal bir insan gibi yaşayamıyorum?
3) Ben ne biçim bir adamım, hayatımda bir düzene giremedim?
Gibi kendimiz için hayra yönelik samimi özeleştirilerde bulunduğumuzda işte bu konumumuza RESULULLAHın
EZVACından yani 'eşlerinden ''olma denilir 33/53
Resulullahın ezvacından olan yada olmak isteyen insanların sayısı ne kadar çok olursa insanlık cennetini yaşar
ENNEBİ denilen kavram RESUL denilen kavramın bir üst MODudur. Bu konumda Düşüncemiz artık AMELe dökülmüş
olur. Bir insanın insanlığın hayrına olacak şeklide bir söylem yada eylemi sizler de YAPMAYA talip olursanız bu durumda
ENNEBİnin EZVACından yani ''Eşlerinden'' olursunuz 33/28,59
Ennebinin ezvacından olan yada olmak isteyen insanların sayısı ne kadar çok olursa insanlık cennetini yaşar
Kuranilmi hissiyat ilmidir. Mushaf içindeki her bir deyim üzerinden o deyimin lisani manasını değil bu mana arkasına yani
DUBURUna yerleştirilmiş insan hissiyatlarını tarif eden manaları muhatab alır.
Eğer ortaya konulan bir eylem yada Söylem yani ENNEBİ, yine hayra yönelik olacak şeklide ancak şekli olarak farklı bir
şekilde ifa edilmeye çalışılırsa işte buna da ENNEBİnin BENATı yani KIZLARI denilir. Misal verelim.
Okulda öğretmensiniz. fakir bir çocuğa elbise bulmak için kampanya başlattınız. Herkes evinde kullanmadığı kışlık
giysilerini getirsin bu çocuk faydalansın diye düşündünüz. Böylece insanlar buna GİYSİ getirmeye başlayarak
ENNEBİnin EZVACı olurlar
GİYSİ vermeyi çok arzulayan ancak hakikaten de elinde olmadığı için veremeyen insanlar da RESULULLAHın EZVACı
hükmüne girerler
Ben ise Halil Ibrahim Ülgü olarak GİYSİ değil de PARA vermeyi tercih edersem işte benin konumum ENNEBinin BENATI
hükmüne girer. Bu kavram bir hayrın daha değişik şekillerde yapılmasını tarif eden bir kavramdır. Eğer insanlar Eğer
GİYSi yerine PARA vermenin daha makbul olduğuna inanırlarsa bu durumda ENNEBİnin BENATı hükmüne girmiş olan
Halil İbrahim Ülgü yü bu insanlar NİKAHları altına almış olurlar. Böylece de bunlar ENNEBİnin DAMATları olurlar.
O halde İnsanlığın FELAH bulmasını istiyorsak
1) Ya Ennebiye EZVAC olacağız
2) Ya Ennebiye BENAT olacağız
3) Ya da Ennebinin DAMADI olacağız( 33/59 , 2 ve kuralı ile)
Bunların hiçbirini yapacak gücümüz yok ise Resulullahın EZVACı olacağız
Soru:
Diyelim ki ben Hayr ve insaniyet adına ve samimice bir şiir yazdım. Tüm insanlara İnsanlıklarını hatırlatıyor. Bunun adı
ne olur?
Cevap: İşte bunun da adı KURAN olur. Bu şiiri de aslında siz yazmış sayılmazsınız. Alemlerin Rabbi sizin içinizdeki iyilik
melekelerinize yani kendi resullerine yani peygamberlerine vahyetmiş olur. Yani bu şiiri yazan aslında siz olmazsınız
size yazdırılmış olur
-- Yani Bana bu iş için ve bu esnada VAHY mi gelmiş olur?
Halil Ibrahim Ülgü. Hayır. Peygamberler dışında hiç bir canlı yada cansıza İYİ TÜRDEN vahy gelmez. Vahy sadece
resullere gelir. Resuller ise her bir insan yada canlı olarak içimize yerleştirilmiştir. İYİ TÜRDEN VAYH sözkonusu
olduğunda Alemlerin Rabbi sadece Resullerini muhatab alır
--Ana kitabta Allah balarısına ve musanın annesine de vahyettiğini söylüyor. Bunu nasıl anlamalyız?
Halil Ibrahim Ülgü: Musanın annesinde de Balarısında da ve diğer tüm canlılarda da kendi içlerinde herbirinin içinde tıpkı
bizlerin herbirimizin içinde olduğu gibi onlara da İYİLİK HİSSİYATLARI yerleştirilmiş. İşte VAHYin muhatabı aslında
bunlar oluyor.VAHY önce iyilik hissiyatlarına geliyor sonra bunlardan bize intikal ettiriliyor. Hani deriz ya '' İçimden bir ses
dikkat et diyor, Sevdamın katili şimdi kapımda'' İşte bu cğümledeki İÇİMDEN BİR SES deyimi içimizdeki resulun bize
olan seslenişidir.
GÜÇLÜ SOYDEMİRi dikkatle dinleyiniz
Mekke,Medine, Safa- Merve,Mısır ne olarak biliniyordu?
Coğrafya yada yerleşim birimleri olarak değil mi?
Peki Alemlerin Rabbi bu yerleşim birimlerini ne yaptı? Onları bilindiği manada kullanmadı. Tüm bunlar bir şekildi ve
onlara kendi kitabında/mushafında da yer verdi ama onları bir nevi insan hissiyatını tasvir etmede kullandı. Böylece ''bu
coğrafya yada yerleşim birimleri '' kavramları artık bir KURAN AYETİ olarak Kitapta anlaşılmayı bekleyecek-ti
NİHAYET ANLAŞILDI
Şimdi TEDEBBÜR İLMinin temel mantığını anladınız mı?
Kitaptaki tüm arapça kavramlar üzerinden İNSAN HİSSİYATLARI anlatılmaya çalışmış. Böylece Lisanen Arabiyyen, Kuranen
Arabiyyene dönüştürülmüş. Böylece Evrensel olmayan her bir kavram İnsanı anlattığı için evrensel mahiyete dönüştürülmüş.
İşte işin PÜFF noktası burası.
Gariban Halil Ibrahim Ülgü hayatı boyunca
Arapça Kursuna gitmedi
İmam hatip okumadı
İlahiyat okumadı
Hiç bir cemaat yada tarikata yada bir hizbe dahil olmadı.
sadece Kitabın dışına çıkmadan ve orjinal yazılımların şekli kısmına sadık kalarak kitabı şiddetle sorguladı
Bu adam bu işin işte bu PÜFF NOKTASını böyle anladı da siz nasıl anlayamadınız?
Çünkü ÖZGÜR değildiniz
Hala da değilsiniz
Fıtratı anla
Fıtratı anlat
Anla ve anlat ki bunun adı KURAN olsun. ŞİFA olsun
İster Şarkıyla,
İster Şiirle,
İster saz ile ister söz ile,
İster hikaye ile ister film ile.
(Bu seçenek Evrensel)
Seni Hüngür hüngür ağlatsın. Seni fıtratınla buluştursun
İSTERSEN DE MUSHAF İLE
(Bu seçenek Evrensel değil)
''Onlara Rahmanın ayetleri okunduğunda AĞLAYARAK secdeye kapanırlar''
Sünni yada Şii yada ner neyse: Eyy Halil Ibrahim Ülgü Sen Müslümanmısın?
Halil Ibrahim Ülgü: Elhamdulillah Müslümanım
Sünni yada Şii yada ner neyse: İktidara geldiğinde Hırsızların elini kesermisin?
Halil Ibrahim Ülgü: delimiyim yav niye keseyim? Evrensel hukuk, Etik Normlar. Akıl. Mantık. Vicdan. Ahlak. Tutarlılık Bu
el kesmeyi asla onaylamaz
Sünni yada Şii yada ner neyse: Ulan sen nasıl Müslümansın. Allah kitapta 5/38 de 'Hırsızların elini kesin'' diye emir
indirmiş. Bu emrin gereğini niye elinde hazır güç de varken yapmıyorsun ?
Halil Ibrahim Ülgü: Güzel kardeşim. Sen KİTAB ile KURAN arasındaki farkı anlayamamışsın Şimdi sana basit bir soru sorayım ''
Hırsızın elini kesin'' şeklinde 5/38 de ifade edilen mana
Kitabın ayeti mi?
Kuranın Ayeti mi?
Sünni yada Şii yada ner neyse: ??????????????. O ne ki?
Halil Ibrahim Ülgü: Bak güzel kardeşim: Kitaptaki tüm ayetler için bir sınıflama yapılmış
15/1 re göre ''Kitabın ayetleri''
27/1 e göre de ''Kuranın ayetleri''
Şimdi önce şu sorunun cevabını bulacaksın.
Bir ayet Hangi şartlarda veya hangi manasıyla KİTABIN AYETİ olur. Aynı ayet hangi şartlarda veya hangi manasıyla KURANın
AYETİ olur?
Senin şimdiye kadar böyle bir tasniften haberin varmıydı?
Sünni yada Şii yada ner neyse :Yoktu İlk defa senden duydum
Halil Ibrahim Ülgü :Senin kendi kitabından haberin yok bana KAFİR diyorsun
''BAĞLI OL , AMA BAĞIMLI OLMA''
TA SİYN HİSSİYATIMIZ
TA SİYN
27/1
Geçmişine BAĞLI ol Ama ona BAĞIMLI olma.
Eşine BAĞLI ol Ama ona BAĞIMLI olma
Ülkene BAĞLI ol Ama ona BAĞIMLI olma.
İşine BAĞLI ol Ama ona BAĞIMLI olma.
Mushafa/Kitaba BAĞLI ol Ama ona BAĞIMLI olma
Bir şeye BAĞLI olup da ona BAĞIMLI olmama hissiyatımıza TA SİYN denilir.
Bu yaklaşım aynı zamanda MUSHAF içindeki KURANı anlamada/çıkarmada da yani yaklaşık 1800 civarında ayetin ''KURAN
OLARAK'' anlaşılmasında bir kural olarak aynen geçerlidir
Bu EVRENSEL hissiyatımız Mushafta/Kitapta NEML SURESİ 1.ci ayette TA SİYN yazılımı şeklinde kodlanmıştır
TA SİYN KURALI UYGULANDIĞINDA ANCAK DOĞRU OLARAK ANLAŞILABİLECEK BİR KAÇ AYET ÖRNEĞİ:
33/40 : Lakin resulullahe ve hatemennebiyiyne
27/1 Tilke ayatülkurani ve kitabin mubiynin
3/7 : Hünne ummülkitabi ve uharı müteşabihatün
5/92 : Etiyullahe ve etiyurresul,,,,,,,,
3/84 : Kul amene billahi ve ma unzile aleyna........
3/75 : Alallahilkezibe ve hüm ya'lemune
3/77 : Ulaike la halaka lehüm fiylahireti ve la yukellihümullahü ve la yanzuru.........
Bunun gibi yaklaşık 1300-1800 ayette bu kuralı uygulanamadan bu ayeteri ASLA ve ASLA doğru anlayamazsınız
Mushaf insanlara kendi fıtratlarını anlatmak için oluşturulmuş bir edebiyat yapıtıdır. Bu fıtrat mushaf içindeki özel bir ilme
istineden KURAN aracılığı ile yapılır.
Kuran sadece Mushaf içinde bulunmadığından mushafın varlığı ve arapça olması ve onun tüm insanlara aynı anda değil
de sadece belli bir coğrafyada belli bir kavmi muhatab alacak şekilde indirilmesi onu EVRENSELlikten uzaklaştırır.
Evrensel olmayan her türlü yapıt ancak bir kişisel tercih olarak insanların hayatında yer bulabilir. Zorlayıcılığı da olmaz.
Ancak KURAN evrenseldir ve zorlayıcılığı da vardır. Bu yüzden Kuranı eğer ilmi gücün varsa mushaf araclığıyla elde edeceksin.
Yok eğer ilmi gücün yoksa hayatın bizzat kendisinden elde edeceksin. Mushaf şart değil
Kuran SADECE fıtrat tanımı yapar. Senin hayatını şekli olarak nasıl yaşayacağına karşımaz. İşin bu kısmı ALEMLERİN RABBİ
yani RABBİLALAEMİYN denilen kavramı ilgilendiriyor.
Bir takım matematiksel mucizelere dayanarak Mushafın Allahtan geldiğini ispatlamaya çalışmak ancak aptalların işidir.
Çünkü Mushaf evrensel değil. Dolayısıyla ispatı da evrensel olmayacaktır. Dolayısıyla da kişisel bir tercihten öteye
geçemez.
Bir şeyin Doğru olması onu aynı anda Evrensel yapmaz yada yapamayabilir. Bizler Erdemli veya Müslüman olmak
istiyorsak DOĞRUarın değil EVRENSEL DOĞRUarın peşinde olmayılız
Sahtekar Şeyhler,Hocaefendiler
Hırsız ve Arsız Siyasetçiler
Merak etmeyiniz size oy veren yada verecek olan milyonları bulmakta hiç bir zaman zorlanmayacaksınız.
Yeter ki
Vatan deyin,
Bayrak deyin ,
Allah deyin,
Kuran deyin,
Camii deyin ,
Ezan deyin,
Başörtüsü deyin,
Şehitler deyin,
Sonra Alemlerin Rabbinin helakı gelecek
Belki önce size sonra kandrdığınız millete
Belki de önce kandırdığınız millete sonra size,
Şuayb ve İdriys peygamberin niyazı ile.
O gün Allahı çok arayacaksınız ama bulamayacaksınız
Mushafı anlamada yapılan en büyük hatalardan biri de mushaf içindeki arapça deyimleri anlamak için mushafa dahil
edilmemiş arapça deyimlerden yardım almaktır.
Eyy Gidi Akıllı.
ALTIN KAPLAMA DİŞ ile NORMAL DİŞ aynı tutulur mu?
Kendisine LEDÜN İLMİ yüklenilmiş arapça deyim iie normal arapça deyim bir tutulur mu
Kitap KE-TE-BE yani ''yazma'' kökünden gelir. Bu ilgili deyimin arapça manasıdır.
Ancak ilgili deyimin Kurani manası bir insanın yada canlıların kendisinden menfaat görme amacını taşıyacak şekilde bir
şeye yaklaşma hissiyatını tarif eder.
Yani Menfaat görme amacı ile neye yada kime yaklaşıyorsanız işte bunu size yaptıran hissiyata KİTAP denilir.
Dünyada KİTAPSIZ hiç bir canlı yoktur. Kitaba yaklaştığınız andan itibaren ondan menfaat görmeye başlayıncaya kadar
size hükmedecek hissiyata EHLİ KİTAB yani KİTABEHLİ denilir
Menfaat görmek istediğiniz her kim yada her ne ise ona Samimice, adamakıllı,insan gibi, Temiz kalb ile yaklaşırsanız İYİ KİTAB
EHLİ olursunuz. 3/113 ü okuyunuız
Haince, namusuzca ,gizli hesaplar ve kötü kalb ile yaklaşıırsanız KÖTÜ KİTAB EHLİ olursunuz. 3/98 ve 99 zu okuyunuz
Özellikle kitabehli yani ehli kitab kavramlarını Mushafın dışına çıkarak ve tarihten yardım alarak anlatıp veya anlayıp da bu kavramı
sadece geçmişte yaşamış ve bugün yaşayan YAHUDİ ve HRİSTİYANLARA götürürseniz ancak ve ancak EŞEK olursunuz
Kuran KA-RE-A yani ''Okuma'' kökünden gelir. Bu ilgili deyimin arapça manasıdır.
Ancak ilgili deyimin Kurani manası insana ve tüm evrene ait
Algı
zaaf
duygu
Hissiyatlarını tarif etmektir.
Bir deyimin LİSANİ ARABİ manasına değil KURANİ ARABİ MANAsına dikkat edeceksin
Hangisini akletmemiz istenmiş?
Kuranen arabiyyen yani arapça kuran 12/2 ,43/3.
Ya Lisanen Arabiyyen?
Bunun için ''akledin'' denilmemiş
Sen ne yapıyorsun? LİSANEN ARABİYYENi akletmeye çalışarak sonuca/tevile/manaya ulaşmaya çalışıyorsun.
EVET. Sonuçta bir mana elde ediyorsun. Ama bu mana
Evrensel mi?
Hayatta pratize edilebilir mi?
Gerçek yaşamda karşılığı var mı?
Tüm insanların işine yarıyor mu?
H-A-Y-I-R.
Al o zaman kuran anlayışını başına çal. Bizim seninle işimiz yok
KURANEN ACEBEN
ACAİB KURAN
72/1
Eyy Allahım: 3/123,124 e göre Sen Bedirde muminlere 5 bin melek indirdiğini söylüyorsun. Bizim için bu olmuş bitmiş ve artık
bugün itibaruyla hayatımızda tekrar oluşması mümkün olmayan ve ilk yaratılan insan için de onun hayatında yine asla olmamış bir
hadise.
Böylesi bir durumda bu ve benzeri ayetlerin bizlere KURAN olarak ŞİFA olmasını nasıl bekleriz?
Cevap:
Eyy Halil Ibrahim Ülgü:. Ben bu kitabı oluştururken belli bir dönemde ,belli bir coğrafyada ,belli bir takım olayları ve belli
şahsiyetleri muhatab aldım. Bunlar üzerinden İnsan fıtratını onun gönül/mana derinliğini anlattım. Böylece Kuranı işte bu yolla
ACAİP hale getirdim
Evet. Senin de dediğin gibi kitabın içinde bir dönem için geçerli olan ve bir daha da olması yada oluşması mümkün olmayan
hadiseler var. Ama bunlara değil bunlar üzerinden verilmek istenen ve fıtratınızı anlatan evrensel manayı bulmaya/çıkarmaya
/anlamaya çalış.
İşte bu mana ilk yaratılan insanın da hissiyatlarında vardı
Bu hadiseler oluştuğunda da tüm insanların hissiyatlarında vardı
Sizin hissiyatlarınızda da var
Sizden sonra yaşayacak olan insanların da hissiyatlarında varolacak
Yani kısaca ŞEKİL üzerinden MANA tarifi yaptım. Şeklin bir gün öleceğini yok veya geçersiz olacağını ben de biliyordum. Ama
bunun üzerinden anlatmaya çalıştığım mana asla ölmeyecek. siz İnsan olarak varolduğunuz sürece işte bu mana yani KURAN da
varlığını devam ettirecek.
Eyy Allahım: Bu son derece zekice (subtle wit) bir yaklaşım.
Eyy Haili İbrahim Ülgü : Kitapta cinn suresi 1.ci ayeti aç. Orada KURANEN ACEBEN yani ''ACAİB KURAN'' kavramını gör.
Neden ACAİP KİTAB demedim de ACAİB KURAN dedim şimdi anladın mı?
Çok şükür anladım Eyy Allahım Yani Bedir savaşı olmaya hala devam ediyor. Sen de muminlere beş bin melek indirmeye devam
ediyorsun
Evet.. Eyy Halil İbrahim.
Ama bunu iç dünyamızda yani mana alemimizde yapıyorsun
Evet.. Eyy Halil İbrahim
Senin mana alemimizde yaptığın bu bedir savaşında beş bin melek indirme işini her insan kendi hayatında değişik şekillerde yaşıyor
Evet... Eyy Halil İbrahim.
O zaman Mushafta TEK ŞEKİL üzerinden tüm insanlar için geçerli STANDART bir MANA elde ediliyor. Ama bu manayı her insan
hayatında ŞEKİL olarak değişik şekillerde yaşayabiliyor. İşte sen bunu dikkate alıyorsun ve buna puan yada sevap veriyorsun.
Yoksa Kitapta anlatılan bedir savaşı ve bu esnada muminlere beş bin melek indirdiğini belirten ayete iman şartı aramıyorsun
Evet.. Eyy Halil İbrahim.
O zaman Mushafta mananın kendisi üzerinden anlatıldığı bu TEK ŞEKİLin artık bir önemi kalmıyor. zaten hiç bir işe yaramaz
TARİH olmuş ve buna bu haliyle inanmak yada inanmamak da o kadar önemli olmayacak
Evet.. Eyy Halil İbrahim.
Vayyyy be. Eminim FELSEFE ve MANTIK hiç bir edebiyat eserinde hiç bu kadar güzel ve etkili kullanılmamıştır
Evet.. Eyy Halil İbrahim.
ZEKA gücüne ve DEHA na secde ediyorum Eyy Allahım. sen bir DAHİsin
Neyin yada kimin huyunu/husletini anlamak istiyorsanız işte KURAN bu huy yada husletin adıdır.
Bazen bunu bulunduğu şekilden kolay çıkarırısınız bazen de çıkarıncaya kadar canınız çıkar. İşte Kuranı bulunduğu
yerden zorlanarak çıkardığınızda devreye Muhammed (AS) hissiyatı girer. Nitekim Mushafta Kuran bazen Muhammed
ile eşleşir (6/19,76/25,20/2) . Böyle bir durumda kuranın elde edilmesi insanı yorar
Bazen de kuran ,herhangi bir resul ile eşleşir 25/30. Böylesi bir durumda Kuranın elde edilmesi insanı yormaz.
Kuranı herkes kolaylıkla anlar. Tüm zorluk kuranı bulunduğu yerden çıkarabilmektir. İşte bunu her insan
yapamaz/yapamayabilir.
Çünkü bu sabır, azim, taat, cihad,Tevekkül,İhsan ve nihayetinde de Kuvvetli bir iman gerektirir
Kabuk-Yumurta
Kitap-Kuran
Kitabı okuyup bunu DİN zan edip gereğini yapmak isteyenler insanlık için POTANSİYEL tehlike
oluşturmaktadırlar....
Kitabı OKU. Ama anladığını hemen DİN olarak kabul etme. Önce SORGULA. Önce
DOĞRUluğunu sonra da EVRENSELliğini sorgula.Sonra da '' bu elde ettiğim manaya ne gibi
sorular gelebilir?'' diye elde ettiğin manaya önce bizzat kendin VUR.Eğer sana karşı dayanabilir
ise bu durumda şimdi bunu DİN olarak kabul edebilirsin.
Kitap kendi içinde Kuranı barındırıyor. Bunu ben söylemiyorum. Kitabın kendisi söylüyor 56/77,78
zi açıp okuyunuz.
Bu kuran senin Fıtratını anlatıyor sana şifa oluyor. Dikkat et. KİTABın bizzat kendisi sana ŞİFA
değil. Zaten her tarafında saçmalıklar var.Ama barıdırdığı Kuranda asla bir saçmalık/çelişki
yok.YUMURTA gibi düşün dış kabuğunda PİS KOKU ve tavuğun çok affedersiniz BOK kırıntıları
var. Ama İçi SAF,Tertemiz,Şifa. Alın çocuklarınıza yedirin. Kendiniz de yiyin. Ya KABUĞU? İşte
onu hesaba almayın. Çöpe atın.Sen KABUĞU kuran zannedenlerin yolundan gidersen sana DİN
adına hertürlü boku yedirirler.Ortadoğu coğrafyasının hali ortada..
ÖLME HİSİYATLARIMIZ
Sevgili Dostlar
Kitapta 2 adet ''ÖLME'' deyimi vardır Bunlar VEFAT ve MEVT olmadır. Kuranilminde bu 2 kavram
da yine kitaptaki tüm kavramlar gibi bizlerin bir nevi hissiyatını tasvir eder.
VEFAT denilen kavram kuranilminde ODAKLANDIĞIN şeyin seni senden alarak kendine
bağlamasıdır. Eğer bir
Hocaefendi
Şeyh
İmam
Güzel bir kadın
Makam
Mevki içerdiği uslup yada şekil ile seni senden alıp da kendine bağlıyorsa bu durumda senin ona
Odaklanmışlığın dolayısıyla kontrolun de kısmen yada tamamen senden çıkar ve karşı tarafın eline geçer.
İşte buna VEFAT ETME denilir . Bu hissiyat Normal bir hissiyattır. Başdöndürücü güzellkte bir kadın
gördüğümüzde yada bir film izlediğimizde saatlerce etkisinde kalır ve kendimize gelemeyiz. Yine Güzel
yada kötü bir suprizle karşılaştığımızda bazen günlerce hatta aylarca bazen de yıllarca kendimize
gelemeyiz. İşte bu durumumuza VEFAT ETMEMİZ denilir.
Eğer bir insan ZALİM olarak ancak yaptığı zulmlerin hesabını bu dünyada vermeden ölecek ise bu
durumda ölmeden önce vefat ettirilir. Vefat esnasında zaman mefhumu ortadan kalkar. Bizlere göre
saniyeler hükmünde olan bir periyod bu kişi için milyonlarca yıl hükmüne geçirilir. Böylece zulmeden
ancak zulmlerinin karşılığını bu dünyada görmeden ölmelerinin önüne geçilmiş olur.
VEFAT kavramı bizlerin UYKU halinde olması esnasında da olur. Bir kaç saniye sürebilen bir uykuda
gördüğümüz kötü bir rüya bizler bu esnada VEFAT halinde iken bizlere sanki yüzlerce yıl yaşamışız gibi
algılattırlır.
MEVT ise bir insanın
Fikri
Zikri
Bedeni olarak üretkenliğinin durması ile bizlere hükmeden hissiyattır. Hayatları boyunca hiç bir fikir
üretemeyen insanla da yaşayan ÖLÜ hükmündedirler. Bir insanın bilinen manada TAMAMEN ölmesi de
yine MEVT hükmüne girebilir.
Ancak bir kişi kendisi ölmeden önce ortaya attığı bir fikir yada buluş bu kişi öldükten sonra bile hala
insanlar tarafından kabul görüyor yada kullanılabiliyorsa bu kişi Alemlerin rabbi katında yine de MEVT
yani TAM ÖLÜ olarak sayılmaz.
SORU:
Peygamberlerden yani RESULLerden bahsederken onlar için
1) A.S yani ''Aleyhisselam'' yani 'Selam onun üzerine olsun''
2) S.A.S yani '' sellallahü aleyhi ve sellem''
3 Hazreti gibi onları övücü ibareler kullanmak zorundayız da , neden aynı şeyleri ALLAH için de
kullanmıyoruz? ALlaha karşı bile kullanmadığımız bu ibareleri kullanmak kişileri Peygamberlere
tapmaya götürmez mi?
CEVAP:
Resuller yani İyilik hissiyatlarımız ALEMLERİN RABBİne aittir. ALLAH ise bu Resullerin bizlere
yaptırdığı iyiliklerin evrende POZİTİF ENERJİye dönüştürülmüş halidir.
İçimizdeki tüm iyilik hissiyatlarını yani Resulleri kendileri de aynı zamanda resul olan 4 adet
RESULULLAH koordine eder. Bunlar: Muhammed,İysa,Musa ve Salihtir.
Eğer yaptığın İyilikler bu 4 adet Resulullahtan da onay almadan Evrene POZİTİF ENERJİ olarak
yani ''ALLAH'' olarak yayılırsa bu durumda Alemlerin Rabbi bu Allahı beğenmez ve sana geri
gönderir. Bu da senin başına BELA olur.
Bazen iyice düşünmeden yaptığın iyilikler senin başına bela olduğunda ve sana '' Merhametten
maraz doğar'' dedirttiğinde yukarıdaki tespitimi düşün.
İşte böylesi bir Allaha Övücü ifadeler kullanamazsın. Hatta küfredersin
Eğer yaptığın İyilikler bu 4 adet Resulullahtan da onay alarak Evrene POZİTİF ENERJİ olarak
yani ''ALLAH'' olarak yayılırsa bu durumda Alemlerin Rabbi bu Allahı beğenir ve sana geri
gönderir. Bu da senin başına RAHMET olur.
Bazen iyice düşünerek yaptığın iyilikler sena RAHMET olduğunda ve sana '' Zahmette rahmet
varmış '' dedirttiğinde yukarıdaki tespitimi düşün.
İşte ''ALLAH'' deyiminin bu iki türlü varyasyonu dolayısıyla SAFFlık arzetmediğinden Resullere
salat ve selam edilir Ama Allaha edilmez.
Unutma:
Hem Resuller ve hem de ALLAH Alemlerin Rabbinin mülküdür.
Alemlerin Rabbi Resullerinden/her resulunden razı olur. Ama her ALLAHtan razı olmaz. Razı
olmadığı Allahı defolu mal gibi geri gönderir. Her Allahın temelinde İYİ NİYET vardır. Ama bu iyi
niyet bazen sana kötülük olarak geri dönebilir. O zaman da 'TANRIM KÖTÜ KULLARINI SEN
AFFETSEN BEN AFFETMEM'' dersin.
ISTINA
Sevgili dostlar
Kitapta 4 adet seçme yada seçilme fiili bulunmaktadır. Bunlar
1) Içtiba
2) Istina
3) Istifa/Mustafa
4) Ihtar/Muhtar
Şeklindedir.
Bunlar içinde bizlerin insan olarak nefsimize en ağır gelen ve hazmedilmesi en zor olanı ISTINA dır. Eğer
başımıza gelen bir felaket yada musibeti hakketmediğimize inanıyorsak ve çekmek/katlanmak zorunda
kalıyorsak yada başımıza gelmeyen bir hayr yada güzelliği hakketttiğimize inanıyorsak ve bu hayr ve
güzellikten de hakkettiğimiz halde istemeye istemeye vazgeçmek zorunda bırakılıyorsak bu durum
Rabbilalemiynin bizi evrende daha güzel ve daha geniş kapsamlı iyilikler yapılması çin seçmiş olması
anlamına gelmektedir. Işte buna Istina denilir. Istina edilmiş kişi Sanat haline getirilmiş demektir.Çünkü
istina ve sanat deyimleri aynı fiilden türetilimişlerdir. Bu tür insanlar Rabbilalemiyn katında sanat halini
almış insanlardır . Bu tür insanlara ALLAHIN SANATI denilir
Bu tür insanların varlığına şahit olduğumuzda her zaman bunların ALLAHIN SANATI haline getirilmiş
olduklarının bilinci ile yanlarında olmamız gerekir.Işte Firavunları yıkacak olan iyilik enerjisi bu tür
insanların kendi konumlarına sabır ve itaat göstermeleri ile evrene yayılmaktadır
Firavun zihniyetli insanların korktuğu insanlar işte bu ALLAHIN kendisi için SANAT haline getirdiği
insanlardır.Çünkü bu insanlar Allahın nefsi için 20/41 re göre ISTINA edilmişlerdir
MEAL
MEAL yazarak insanlara ''işte allah size bu manayı gönderdi'' diyen cahillere VEYL olsun.
Kuran adına konuşanlar 3/78 zin kapsamına girmek istemiyorlarsa 7/52 deki İLM i bilmek zorundalar.
Kitab getirilmiş ve açıklanmış olarak servis edilmemiş. Kitab getirilmiş ve İLM ÜZERE açıklanarak servis
edilmiş. ULAN SALAK MEAL YAZAN!!. Sen Kitabı açıklarken bu ilmi göz önünde bulundurdunmu?
Senin kıçındaki dondan haberin yok kalkmış Meal yazıyorsun.
aylardır bas bas bağırıyoruz 7/52 ye dikkat diyoruz. Kitabın açıklanması bir ilm üzere olmuş diyoruz. BU
İLMİN NE OLDUĞUNU BİLMİYORSANIZ KİTABI SAKIN HA AÇIKLAMAYIN AÇIKLAMAYA
DA KALKMAYIN YOKSA 3/78 zin MUHATABI OLURSUNUZ diyoruz..
AYRANLARI yok içmeye ,ATLA giderler sIÇMAYA.
daha hala adam ayetin mealini yazıp ''aha allah KURANda şöyle buyurdu'' diyor.
EL KURANÜ
Yazılı vahy içindeki İNSANI tarif eden davranışlarını ve düşüncelerini HAYR ve FEDEKARLIK yönünde
olması amacını güden ve bu şekilde seni İBLİYS ve telkinlerine karşı koruyamaya çalışan bilgilerindir.
El Kuranü Sana kitab içinde Şekil üzerinden tarif edilir. Belli kurallar dahilinde bu tarif ,üzerinden ifade
edildiği Şekli kısmı da içine alır. Bu kurallara;
Ya siyn yada diğer adıyla 19 kuralı,
Elif lam mim,
elif lam ra denilir
EL KURANÜ Birincil olarak İNSANIN davranış ve hissiyatlarını muhatab alır. KİTAB içindeki tüm şekli
argumanlar( Kadın erkek Aybaşı hali, Rumların yenmesi yenilmesi, Hurma üzüm Muhammed, musa
mekke Bedir Mısır Firavun ve daha binlercesi) Aslında içerdikleri EL KURANÜ ile Konjüktürel olmaktan
çıkarlar ve evrensel bir hal alırlar.
İşte bu din anlayışımızla bizler SÜNNİ ve Şİİ lerden ayrılırırız.
EL KURANE:
Yaşanılan Hayat içindeki sistemler silsilesini yani RABBİLALAEMİYNi tarif eder. Rabbilalaemiynin
huyunu hissiyatını ve davranışlarını Aklını dehasını GÜZELLİKLERİNİ muhatab alır. EL KURANE o
kadar geniştir ki EL KURANÜ yü de içine alır.
Bu her iki KURAN türü de Hissiyat ve amellerdeki DOĞRU MANA yı verir. EL KURANÜ de İNSAN
Merkezli bir hissiyat ve amel tarifi varken EL KURANE de RABBİLALAEMİYN merkezli bir hissiyat ve
amel tarifi vardır. Bu iki Kuran türünün birleşkesine HAZELKURANİ denilir 17/89,18/54.
Fiy hazelkurani de insanlar için tüm davranışların örneği vardır. Misal:
1) Patlıcan kebabı mı yapacaksın? Patıcan ve etin Huyunu bilmelisin
2) Kalp cerrahısın AMeliyat mı yapacaksın Kalbin Huyunu husletini bilmelisin
3) Araba mı kullanacaksın Arabanın huyunu husletini bilmelisin
Ve daha binlercesi.
İnsan esas olarak EL KURANE yi anlamakla sorumludur. EL KURANÜ yü ise ya gücü nispetinde
anlamaya çalışacak yada eğer gücü yoksa bundan muaf tutulabilecektir. Her 2 Kuran türü de
MUHAMMEDe indirilir
Yani Neyin huyunu husletini anlamaya çalışırsan çalış, bu iş oturarak olmuyor biraz çaba göstereceksin.
Ekmeği bile çiğneyerek yutuyorsun.
Muhammede tabi olanlara HAYAT yada KİTAB içindeki Bilinmezler bilinir hale görünmezler görünür
hale getirilir. Çünkü bunlara rabilalaemiyn bunlar EL MUDDESİYR yada EL MUZEMMİYL halinde iken
''kalk ve uyar'' der. Böylece Bu bilinmezler ve görünmezler Bu kişi için Örtülerinden sıyrılırlar.
O halde EYY KULL: Tembel olma ÇALIŞ, fedekarca çalış, Rabbilalaemiyn sana istediklerini verecek ve
seni her 2 cihanda mutlu edecek. Unutma ki her iki cihanda Mutluluğun anahtarı Muhammedtedir.
Le ilahe illallahe ,Muhamedün Resulullah
Anlayıp belleyip İman edip ittiba edenlere selam olsun
Arkadaşlar CUMA SALATI komusunu işlyelim. 62/9 da zikredilen ''lissalati min yevmilcumu'ati'' nin
çevirisi bilinen şekliyle ile ''cuma günü namaz için'' şeklinde değildir. Eğer böyle anlaşılırsa bu cümle
içindeki ''MİN'' deyimi YOK HÜKMÜNDE sayılır. arekadaşlar daha önceki çalışmalardan da
hatırlayacağınız üzere MİN deyiminin aslı dikkate alınması gereken manası lisanı olan ''DEN,DAN'' eki
olma özelliği değil '' bağlantısı ile aracılığı ile'' şeklindeki DUBUR MANAsı dır. eğer DEN DAN eki ile
62/9 manalandırılmaya çalışılırsa bu durumda mana'' cuma gününDEN namaz için çağrı yapıldığında ''
anlamına gelir. Bu manayı ayetin tamamında yerine koyarak okursanız SAÇMALARSINIZ. Bunu
bildi,kleri için Mealciler işi kestirmeden çözmüşler ve MİN deyimi sanki ayette yok muş gibi
manalandırmışlardır. Oysa asıl mana: cuma günü aracılığıyla size salat için çaürı yapıldığında '' şeklinde
olcaktır. arkadaşlar EL YEVM( elif lam mim) ve el cumuati(elif lam mim) deyimlerinin bir araya getirilerk
oluşturulan ''YEVMİLCUMUATİ'' deyimi bilinen manada yani ''cuma günü'' anlamında değildir. EL
YEVM denilen kavram ın lisani manası ''GÜN'' dür ancak ilgili deyim Elif lam mim dizilimine sahip
olduğu için bu anlamı maalesef burada kabul edemeyeceğiz. ELYEVM deyiminin kuranda kullanılan
manası: bir insanın aradıkları ile buluştuğu,buluşturulduğu yada buluşmayı,buluşturulmayı umduğu
AN,GÜN,YIL;AY,HAFTA,SAAT tir. Bu sene hasat umduğumuz gibi geçmedi cümlesindeki SENE
deyimi aslında ELYEVM hükmündedir. Şubatta kavuşacağız cümlesinde ŞUBAT deyimi aslında EL
YEVM hükmündedir. Saat 2 de doktorla randevum var dediğinizde SAAT 2 aslında EL YEVM dir. Şimdi
Elcumuati yi açalım. Bu deyim de elif lam mim dizilimlidir. Burada anlatılan mana CUMA değildir. Bir
insanın bir şeyle HAZZ alarak bir araya gelmesine yada birarada iken alınan HAZZ a ELCUMUATİ
denilir. CİMA yani cinsel ilişki de CEM olma da CEMAAT kavramı da hepsi bu deyimden türer. O halde
bu iki deyim birleştirildiğinde ortaya çıkacak olan KURANİ anlam CUMA GÜNÜ şeklinde değil,
KİŞİNİN BİR ŞEYLE KAVUŞTUĞU YADA BİRLEŞTİĞİ YADA BİRARAYA GELDİĞİ ANDAKİ
(ELYEVM) ALMIŞ OLDUĞU HAZZ (ELCUMUUATİ) DURUMUNU İFADE EDER. İşte arkadaşlar
kişinin sahip olduğu bu hazz ın yani zevkin ESSALAT için de geçerli olması için allah 62/9 u bize
indirmiştir. Arkadaşlar ESSALAT denilen kavram : hayr içerikli yada amaçlı olmak kaydıyla bir işin
usulune uygun yapılmasına yada becerilmesine denilir. Bu tanımımızda dikkat ederseniz işin usulune
uygun yapılma şartı vardır. ZEvk yada HAZZ alarak yapılma şartı yoktur. Bu yüzden 5/58 de SALATA
ÇAĞRI (iza nadeytüm ilessalati) yapılırken CUMA şartı getirilmez. yani 5/58 de istenilen asıl şey kişinin
işini usulune uygun yapmasıdır. Ama 62/9 da bu USULE UYGUNLUĞA birde ZEVK ALARAK YAPMA
şartı eklenir. O halde 62/9 da allahın bizden istediği şey işimizin hem usulune uygun ve hem de zevk alarak
yapılmasıdır. Sevgili arkadaşlar: bu ayetlerde bilinen manada CUMA namazı ndan bahsedilmez. Bu ayet
hayatımızın her alanına hükmeder. Allah haftada birkere ve bir öğün yapılan bir işlem için ayet indirmez.
Peki bukadar insan geleneksel olarak Cuma namazı diye bir namaz kılyorlar bu yanlış mı?. Arkadaşlar Bir
insan eğer namazını usulune uygun klıyor ve bunu da ZEVK alarak yapıyorsa kılınan her öğün namaz
CUMA NAMAZI hükmüne geçer. Bunun içine şu anda kılınan cuma namazı da dahildir ve bu YANLIŞ
değildir. Sadece insanların bu yöndeki bilgileri eksiktir. Eksik ile yanlış aynı şeyler değildir. Muminliğine
şahit olduğumuz insanlar da gerek bireysel ve gerekse toplu olarak, bilinen CUMA GÜNÜ cuma namazı
adı altında namaz kılabilirler Ancak cuma namazının sadece bu güne ve bu öğüne(öğle vakti) ait
olmadığını bilmeliler. isterlerse bu arkadaşlarımız toplu olarak salı günü ikindi vaktini de seçebilirler.
Allah CUMA SALATI dediği vakit, zaman ve öğün seçimini bize bırakıyor o asıl bu deyimle bizim RUH
HALİ ve DAVRANIŞLARIMIZA çeki düzen vermeye çalışıyor. Şimdiye kadar İnsanlar bu zaman ve
öğünü CUMA günü ÖĞLE vakti olarak belirlemiş. BU DA DOĞRUDUR YANLIŞ DEĞİLDİR. Ancak
TEKBAŞINA DOĞRU DEĞİLDİR . ZAMAN dilimi ve ÖĞÜN ler değiştirilebilir. Ancak herhalikarda
CUMA SALATI hayatının heralanında ve zamanında ve öğününde geçerli kılınmalıdır.Bunu sadece
şekilsel namaz olarak ta düşünmeyin. Doktorluk eczacılık tornacılık tatlıcılık tamircilik kırtasiyecilik
hayatımızın heralanına yayabiliriz. işte arkadaşlar Size biri türkiyede yada başka bir devlette muslumanlar
tarafından CUMA NAMAZInın kılınması için gerekli olan şartlar nedir? niye sorduğunda ''islam devleti
lazımdır DARULHARP yada TAĞUTİ REJİMLER in olduğu yerde cuma namazı kılınmaz'' diyerek
gaflete ve komik duruma düşmeyin. Eğer muhatabınız da size ''62/9 zun hükmü bu senin söylemiş olduğun
şartlara ulaşılıncaya kadar iptal mı olacak? '' şeklinde bir soru sorarsa gaflette omuşluğunuz iyice
tescillenir. Sevgili arkadaşlar CUMA SALATI nın ikamesi sadece şEkilsel salatla sınırlı değildir. Cuma
salatının yapılabilmesi için TEK ŞART kişinin yaptığı işi ZEVK ALARAK yapmasıdır. YOK TAĞUTİ
REJİMMİŞ yok İSLAM devleti imiş. Bunların kuranı anlayabilmeleri için ancak allahın hidayet vermesi
gerekir. Tabiki hakediyorlarsa.
METAFİZİKSEL ENERJİ TRANSFERİ : Kuranda reenkarnasyon diye bir oluşum yada dönüşüm
yoktur. Sakat doğanlar, beyin özürlü doğanlar fakir doğanlar, yada daha sonradan böyle olanlar,
a) bunların aklı başında ise bunlar kendilerine gelen musibetlere sabr göstererek ve helal
yollardan bunlardan kurtulmaya çalışarak MUTTAKİleşirler
b)aklı başında değilseler bu noktada bunların cehenneme gitmeleri söz konusu değildir. Bunlar
uyuduklarında yada bilinçlerini kaybettiklerinde BUNLARA ait BUNLAR, BUNLARDAN
uzaklaşarak allah tarafından BUNLAR ADINA hayr işlettirilirler. Bu şekilde İNSANLAŞMIŞ CİNN
olurlar Yani birkaç salise içinde amerikada kalbi durmuş olan bir çocuğun ameliyat esnasında
kalbini çalıştırırlar Yani mucizelere imza atarlar Yada bir yolcu uçağı düşer Ama kimsenin burnu
kanamaz. Bunu insanlar ''TANRININ MUCİZESİ'' diye bilirler. Oysa bilicini kaybetmiş yada
uyuyan bir özürlünün içindeki melekeler bu kişi içinden hareketlenerek bu kişi adına hayr işlerler.
Buna metafiziksel enerji transferi de denilir. Bu durum özellikle 40/15 ve 16/2 muteşabihlerinde
anlatılır. Bunlara inşallah deyineceğim. Böylece Doğuştan zihinsel engelliler insanların dünya
hayatındaki işlerinin yolunda gitmesi için engelleri ortadan kaldırırlar. İnsanlık bunlar aracılığı ile
ne tür belalardan allahın izniyle kurtulduğunu bir anlayabilse.
ZULKARNEYNİ;
Hayatta karşına çıkan Fırsatlardır.
Hatta iza beleğa mağribeşşemsi: Bu deyim de mealler tarafından güneşin battığı yer diye tercüme edilir.
Aslında anlatılmak istenilen şey ;hayatında olmak yada yapmak istediği bir şey için uzun süre fırsat
bekleyen ama bu fırsatla bir türlü buluşturulmayan insanların haleti ruhiyyesini ifade eder.
Hatta iza belağa matlieşşemsi. Bu deyim mealler tarafında güneşin doğduğu yere varınca diye tercüme
edilir. Oysa EŞŞEMS deyimi kuranın hiçbir tarafında GÜNEŞ anlamında kullanılmaz. Çünkü Elif lam
mim yazılımlıdır. Bu deyim GÜÇ anlamındadır. 18/90 da bir güç türünün insan bedeninde yükselmişliğini
ifade eder. İşte bu güç hayatımızda olmasını arzu ettiğimiz ve bunun için FIRSAT Kolladığımız haleti
ruhiyyemizi ifade eder. Yani olmasını çok arzuladığın bir şey var ve ah bana bir fırsat verilse diyorsun. İşte
tam da bu anda istediğin fırsat ayağına geldiğinde ,gelen bu fırsat ve seninn bu yöndeki beklentinin
BİRLEŞKESİ ne ZÜLKARNEYN ,senin bu fırsatla buluşturulma esnasındaki haleti ruhiyyene ise ''ala
kavmin lem necal lehüm min duniha sitren'' yani öeyle bir kavme denk geldi ki bununla buluşması için
arada hiç bir tabaka (sitren ) kılmadık denilir. 18/90.
KURAN:
Kuranın anlaşılması için rivayet, hadis, esbabı nuzül gibi kaynaklara ihtiyaç yoktur. KİTAB ile
KURAN aynı şeyler değildir. Kuran; kitaptan çıkarılan, anlaşılan ve aktarılan DOĞRU MANAdır.
Senin, sana aktarılan bu doğru manadan anlayabildiklerine TEVRAT, böylesi bir diyaloğ için
gerekli olan alt yapıya ise İNCİYL denilir. Ne sadece Kuran müslümanların kitabıdır, ne tevrat
yahudilerin kitabıdır ne de İNCİYL hiristıyanlığın kitabıdır. kuran 1400 sene önce indirilen bir olgu
değildir.
Kuran ilk insandan beri zaten vardı. Yani insanlar doğru çıkarımlarını başkalarına aktardıkları ya da
kendilerine aktardıkları zaman bunlara KURAN denilir. KİTAB, HAYATtır. Hayattan çıkarılan doğru
mana ise kurandır. Bu hayat aşk hayatı olabilir, iş hayatı olabilir, ibadet hayatı vd.. olabilir. Bunların doğru
anlaşılması ile elde edilen verilere kuran denilir. Şu anda elimizde bulunan KİTAB tır Kuran değil. Kuran,
kitabın içindedir 56/77,78,79.
Kitaptan kuranı çıkarmak yani hayatı doğru anlamak ancak el mutahharune kullara nasip olacaktır. Bunun
için de MUHAMMEDİ bir hayat yaşanılması gerekir. Yani Allah rızası için FEDAKARLIĞA DAYALI
BİR HAYAT yaşanmalıdır. Böyle olunca Allah içindeki muhammede kuranı yani doğru manayı indirmeye
başlar. İçindeki muhammed kendisine gelen doğru manayı sana ilka eder ve Sen de hangi hayat türünün
içinde isen bunu doğru anlarsın ve kazanırsın. Bu fedakarlığın en basit tanımı 3/92 de yapılır...
9/73,66/9:
SEVGİLİ KURAN DOSTLARI:
Kuranilminde EL KÜFFAR deyimi ile EL KAFİRİYN deyimi birbirindn farklıdır. EL KAFİRİYN
kavramı inancın dolayısıyla seni öldürmeye yada bu inancının gereğini yapmaya çalışırken seni
tamamen etkisizleştirmeye çalışan insanlar yada hissiyatlardır. Allah EL KAFİRİYİNi
sevmez(İnnallahe la yuhibbulkafiriyn)
EL KÜFFAR ise seninle aynı inancı paylaşmayan ancak EL KAFİRİYN de olamayabilir Eğer hayırlı bir iş
yapmak istediğinde bunu kendince bir takım engeller ihdas ederek engellemeye çalıştığında işte bu ihdas
ettiğin engellere de EL KÜFFAR denilir. Misal vereyim: bir fakire yardım edeceksin hava parçalı bulutlu.
Daha ortada yağmur yokken Amaaaan boşver nasılsa yağmur yağacak acelesi yok yarın yaparım dediğinde
işte bu hayrın yapılımını kendince ihdas ettiği bu sebeplere dayanarak engellediğinde işte bu hissiyatına da
EL KÜFFAR denilir. El Küffar deyimi 60/10,83/36 da da geçer. O halde kim ki hayrın yapılımını
engelleme adına kendince kendine engellere oluşturarak bunları da bu hayrın yapılımında RAKİP olarak
görürse işte bu kişideki bu hissiyata EL KÜFFAR denilir. Bu hissiyatın sonuçları 83/30-36 arası daha da
ayrıntılı izah edlir.
EL MUNAFIKIYN deyimi NEFEKA fiilinden türetilmiş bir ünvandır Bu fiilden iki adet ünvan
türetilmiştir Bunlar EL MUNFIKIYN(3/17) diğeri ise EL MUNAFIKIYN dir. El munfikiyn İNFAK üzere
oluşurken El Munafıkıyn NİFAK üzere oluşur.
Negatif bir olayla karşılaştığında Bunun için sürekli kendini suçlarsan hep kendini kabahatli görürsen
yaptığın işleme İNFAK Ünvanına ise EL MUNFIKIYN denilir Bu şekilde isen cennetin kapıları sana
açılır.
Negatif bir olayla karşılaştığında bunun için hep suçu kabahati muhatabında(allah insan annen baban Eşin
vs) arasan yaptığın işleme NİFAK ,ünvanına ise EL MUNAFIKIYN denilir. Bu durumda 4/146 ya göre
eğer Tevbe edip kendini düzeltmezsen Cehennemin kapıları sana açılır.
CİHAD-CEHEDE Deyimi Bir insanın bir hayrı yapma yada bir nehyi yapmama konusunda kendi iç
dünyasında verdiği savaştır. Bu savaşın dışarıya yansımış haline ise KITAL denilir. Kişi KITAL de iken de
CİHADı devam eder Ancak Kişi sadece CİHAD lşa da cenneti kazanabilir. Bu yüzden allah CEHEDE
fiilinden EL MUCAHİDUNE(4/95) gibi bir ünvan türetirken KATELE deyiminden DİNİ bir ünvan
türetme gereği duymamıştır. ALlah insanları cennete dahil edeceği zaman KITAL i değil CİHADı esas alır.
Eğer hayrın yapılımı noktasında bunu yapmak isteyemeyen nefsinin işini kolaylaştırmak için kendince
ihdas ettğin engelleri sorumlu tutmaya başlarsan ve bunlarla iç dünyanda TOPTAN mucadele başlatırsan
İşte senin bu konumuna 66/9 ve 9/73 de ''Cahidilküffare velmunafıkıyne'' denilir.
O halde EYYY KULL: HAyr yapma fırsatı eline geçtiğinde yap. Bunu yapmanı engelleyecek şartlar ihdas
edip te sonrada sanki bunlar seni engelliyormuş gibi kabahati bunlarda imiş gibi davranma. Unurtma ki
allah herkese hayr yapma fırsatı vermez. Hayr yapmak da her yiğide nasip edilmez..
Arkadaşlar 24/31 re devam : ''tıflilleziyne lem yazheru ala avratinnisai deyimini yani mealen
''kadınların avret yerlerinden habersiz olankar '' deyimini konuşalım. arkadaşlar hayatıımızdaki
bitirilememiş yada tamamlanamamış yada tamamlanmamış işlere Avratinnisai denilir. Geçen
derslerimizden hatırlayacağınız üzere ''yazheru ,zahare'' deyimleri herhangi bir davranış yada
giyim şeklinin yaşanılan toplum tarafından kanıksanarak normal karşılanması anlamına
geliyordu. dolayısıyla yine 24/31 de işlediğimiz Ve la yubdiyne ziynetehünne illa ma ZAHARE
minha deyiminden ''AÇIKTA OLANI HARİÇ'' DEĞİLDE toplum tafrafından özümsenmiş yani
normal sayılan bir giyim normu hariç Şeklinde anlaşılması gerekiyordu. Bu ayette geçen TIFIL
yani büyümemiş çocuk deyimi nin birincil yani DUBUR manası henüz işine yarayamayacak
miktarda ,dercede PARA yı, Eğitimi, tecrübeyi ,insanı vs. Verir Mesela yüz milyona ihtiyacın var
bana telefon açtın Ben sana on milyon var dedim sen bana diyorsunki on milyon işimi görmez
:İşte bu ayette benim sahip olduğum bu miktar senin için TIFIL hükmündedir.Yani işini görmüyor.
İşyerin var personel alacan. adam çok iyi ama senin istediğin derecede değil. Bu da TIFIL dır.
Kuranda bir konuyu çözmeye çalışıyorsun ama İlmin anlamaya yetmiyor.İlmin TIFIL dır.
Memursun maaşın Giderini karşılayamıyorsa TIFIL hükmüne gider. Ne yaptınsa karını memnun
edemiyorsun Bu çabaların da karın için TIFIL hükmündedir. Şimdi 24/31 re dönelim. Düşün
elinde yüz milyar var bu iyi para bunu ulu orta heryerde söylersen bu sana bu ayette yasaklanır.
Ama eiline yüz milyar paranın olduğunu 500 milyar da borcunun olduğuyla birlikte söylersen
ozaman yüz milyarının olduğunu söylemen kimsenin dikkatini çekmez. Çünkü elindeki para TIFIL
dır Borçlarını ödeme konusunda yetersizliği görülmektedir(LEM YAZHERU) ve senin konumun
ALA AVRATİNNİSAİ dir. İkinci bir örnek verelim. Büyük bir din alimi olduğun biliniyor. Bunu
gündeme getirmen yani ben şöyle alimim yok böyle bir alimim ulu orta heryerde söylemen
yasaklanır. Ama bu vasfını sana sorulduğunda cevaplayamadığın sorularla birlikte söylersen o
zaman sahip olduğun ilm kimsenin dikkatini çekmez. Mesela ''ben ömrümü kurana ilmine
vermişim'' dersen tepki yada dikkat çekersin.Sana ukala derler. Ama cümleyi ''ben ömrümü
kurana verdim ama hala çoğu dini soruya cevap veremiyorum'' şeklinde kullanırsan işte o zaman
ömrünü kurana vermişliğini açığa vurmanda sakınca olmaz. ARKADAŞLAR ''ve la yadribne
biercülühinne ma yuhfiyne min ziynetihinne'' yani mealen ''gizledikleri ziynetleri bilinsin diye
ayaklarını yere vurmasınlar'' cümlesini çözelim. Bu ayette geçen ercülihinne deyimi nin iki anlamı
vardır. a)gidişatını verir b)ricalleşmeni yani yoplum içinde bir yer edinmişliği yada edineceğini
verir. Bu iki deyimi birleştirirsek :bir insan toplumda kendini belli bir yere getirecek ve gizli
tutmak(yuhfiyne) çalışmalarını, ilmini,tekniğini.buluşunu , parasını ,variyetini vs. gündem
etmemeli veya açığa vurmamalıdır. Dikkat ederseniz buradaki ''ziynet'' deyimi HİNNE cinsinden
ifade edilmiştir. Çünkü sen bunları gzliyorsun dolayısıyla kimse bilmiyor ve bunun için de kimse
fitne yayamıyor
TEVEKKÜL-TAAT
TEVEKKÜL denilen şey ; içindeki Resul Melekelerle birlikte kaldığında , işi ona devretmendir ,
kendi mantığını devreden çıkartmandır..
Misal ; aklını ve mantığını kullanarak bir iş için elinden geleni yaparsın , bundan sonra iş
KADERULLAH`a devrolur , bunu mantığınla dahi değiştiremezsin..Yani belli bir yere kadar
değiştirebildiğin ama bir noktadan sonra gücünün yetmediği değiştiremeyeceğin müdahale
edemeyeceğin olayda sen , işi artık Rabbil Alemiyn ve onun Melekelerine bırakıyorsun.....
Misal ; kalp doktoruyum..Hasta geldi ve ameliyat olacak..İlmi olarak ne yapıyoruz içini açıyor ve işleme
başlıyoruz , bu benim kaderimdir benim elimdedir..Ama , ben ameliyatı yaparken , benden bağımsız olarak
ve müdahale edemeyeceğim “misal kabus görür o esnada ve kalp krizi gelebilir” durumda bu TEVEKKUL
olur , bundan sonrasında ben yokumdur artık çünki beni aştı olay , benden çıktı..
Benim olmadığım yerde , ben varmışım gibi ben , suale çekilemem..Benim olduğum yerden yada benim
olduğum yere kadarki kısmından ben suale çekilebilirim..Misal ; kahveye gittim çayımı içtim ve
çıktım..Ben çıktıktan sonra kahvede esrar eroin sardılar ve polis bastı yakaladı , kim var kim yok araştırdı
ve benide çağırttı başladı sorgulamaya.Derimki , ben çayımı içtim çıktım olayı bile bilmiyorum , benden
sonra olmuş ne olmuşsa..
Bu yüzdende insanın aklı ve varlığı , nerede ne şekilde nereye kadar müdahale etmişse , burada kişi
TEVEKKÜL eder..Ama bundan sonrasında ben yokum der , bilmiyorum der..Hani “BUNDAN SONRA
İŞİMİZ ALLAHA KALDI” diyoruz ya , işte budur özetle..
TAAT ise , müdahale edebildiğin noktaya kadar gelen kısımdır..Senin , müdahale edebildiğin , etken
olduğun alanlarda TAAT edersin..Ama , bu alanlardan sen çıktığında , gücün yetmediğinde , bundan
sonrasındada TEVEKKÜL edersin..Yani , önce TAAT , sonra TEVEKKÜL..
Gücünün yetmediği durumlarda müdahil olmaya çalışırsan , işin içinden çıkılmaz bir duruma düşebilirsin ,
dahada berbat edebilirsin..
RUHBANLIK NEDİR?
57/16,26,27.ci ayetleri ''ve kesiyrün minhüm fasıkune'' misilyazılım müteşabihiyle KAFlaştırıp
açalım ; Bir insanın şart ne olursa olsun hayr içerik yada amaçlı olmak kaydıyla özgürlüğüne sıkı
sıkıya bağlanmasına NUH-İBRAHİYM ikilisinin İRSAL edilmesi denilir. Bu vasfın O ANDA bunun
bu kişi tarafından hayatında amel edilmesi ''zurriyyetihimennubuvvete velkitabe'' tamlaması
şeklinde 57/26`da yer alır.. Bir insanın ''acaba gündem ettiğimde kendime yada başkalarına zarar
verirmiyim'' endişesi ile HAKK olmasına rağmen , bildiklerini anlatmama yada yaşamama
şeklinde bir davranış içine girerse , bu insanın konumuna ''ve kesiyren minhüm fasikune'' denilir.
Eğer Allah kişiyi bu yönde nefsiyle bir mücadele içinde görürse yani MUHTEDUNE konumunda
görürse , Kuranda anlatılan veya anlatılmayan bütün resuller bu kişi içinde TOPLUCA aktif hale
getirilecektir , BU duruma ''sümme kaffeyna ala asarihim birusulena'' denilir 57/27..Bu resullerin
aktif hale gelmesi , bu kişide bulunduğu ortamda şart ne olursa olsun , kim kırılır yada incinirse
incinsin , eğer gerekiyorsa bildiklerini anlatması yada eğer tek başına ise kendi kendisi ile
konuşması yani AL-VER yapması ile sonuçlanacaktır..Bu durumdada İNCİYL ve diyaloğ
melekesi olan İYSA gündeme gelecektir..Buna ''ve kaffeyna biiysebni meryem ve
ateynahülinciyle'' denilir 57/27..Bu konum İNCİYL yada İYSAya ittiba edenler için bir RE'FET ve
RAHMETtir.
Rahmet; kulun meşru bir işte elinden geleni yapmasından sonra , Allah'ın bu işin sonunun güzel
olacağını garanti etmesidir 40/51-39/53.. Re'feten deyimi birde 24/2`de geçer.Bir şeyi yumuşak
söyleme yada yumuşak muamelede bulunmaktır.Eşinin sana ''bana çay getir'' demesi ile ''rica
etsem bana çay getirirmisin'' arasındaki yumuşaklık farkına RE'FETEN denilir..
İşte şimdi buraya dikkat ediniz ve 57/27`de 5 ''VE'' kuralını görünüz..! Buna göre en son VE`den
sonra gelen cümle olan ''REHBANİYYETENİBTEDE'UHA'' yani ''ruhbanlığı icad ettiler'' cümlesi ,
kendisinden önceki VE`li ibareleri ya teker teker yada hepsini birden içine alacaktır.
İŞTE ; RUHBANLIK denilen kavram , insanları onların lehine olacak şekilde uyarmak yada
bilgilendirmek istediğinizde ''acaba kırılırmı'' yada ona ''zarar verirmiyim'' endişesiyle kendinizi bu
insanlardan soyutlamanıza yada kendi kendinizden soyutlamanıza RUHBANLIK denilir.Bu güzel
bir huslettir ancak bunun kontrol altında tutulması gerekir..Allah bize böyle bir şeyi emretmez
ancak usulüne uygun olarak yapılırsa yani Kurana uygun yapılırsa bunu yapan iman edenlere
ecrini verecektir.
O HALDE ; Allahın dinini anlatırken (İNCİYL-İYSA) BAŞKALARI KIRILIR yada GÜCENİR
endişesi ile SAKIN OLA Kİ BU KONUDAKİ ÖZGÜRLÜĞÜNDEN TAVİZ VERME (ibrahiym-nuh
ikilsi)..EVET , insanları kırmamaya incitmemeye özen göstereceksin ama bu güzel niyetin karşı
tarafa hakkı hakikatı anlatmana engel olmamalı.İşte bu duruma RUHBANLIK denilir..Böyle
oluncada kendince HAKK ADINA , hakkı hakikatı gündem etmekten çekinirsin ve insanlardan
kendini bu yönde soyutlarsın ''karşı taraf kırılmasın ama hakkıda duymasın'' dersin..Bu
durumdaki konumun RUHNBANLIK , ünvanın ise FASİKUNE olur 57/16,26,27..
Bazı insanlar kendileri ile ilgili kötü haberleri duyduklarında morelleri bozulur endişesi ile duymak
istemezler , bundan kaçarlar.İşte buda RUHBANLIKtır ama korkunun ecele faydası yok.. Adamın
başı ağrır , doktora belki beyinde ur yada tümör çıkar diye gitmek istemez , Buda RUHBANLIKtır
ZEKER:
ZEKER deyimi bir işi yapmadan önce kendince mükemmel bir şekilde bu işin kafaya
oturmuşluğunu, NİSA deyimi bu iş için gerekli çalışmalara bizzat başladığını ÜNSA deyimi
bundan fayda gördüğünü ya da görmeye başladığını en üst merci olan RİCAL ise bu menfaatlerin
seni yaşadığın çevrede getirdiği STATÜyü verecektir. Herkes yaptığı işte RİCALe hatta ÜNSA ya
bile ulaşılamayabilir.
Misal: Ev almaya karar verdin Yani RİCALlini belirledin. Ancak çalıştın çalıştın parayı
denkleştiremedin. Bu durumda ÜNSA da kalırsın. Ya da Aynı amaç için çalıştın çalıştın ama eline 5 kuruş
geçmedi bu durumda NİSA da kalırsın. ÜNSA bile eline geçmemiştir. İşte merhametlilerin merhametlisi
olan yüce Allah 3/195 de kullarını cennete sokmada kriter olarak ZEKER seviyesini esas almaktadır. Yani
kul Allah yolunda hizmet etmeyi kafasına koymuş ama çalışmış çalışmış bir türlü başaramamışsa bu kişi en
azından ZEKER olduğu için cennetle şereflendirilecektir.
4/34 e göre RİCAL her zaman NİSAdan üstün ve onun üzerinde KAVVAMdır.
Burada anlatılan şey Erkeklerin kadınlar üzerindeki hâkimiyeti değildir. Önce hayatta hedefini belirle bu
senin RİCALindir: sonrada var gücünle çalış. Bu da senin NİSAndır: ama gün gelir hasta olursun
çalışamazsın gün gelir iştahsız ve verimsiz çalışırsın: Ama YILMA, RİCALin hala durmalı. HEDEFine
ulaşmak için yani RİCALine ulaşmak için NİSAnıda sorun bile çıksa asla yılmadan hedefine kitleneceksin.
İşte 4/34 ün ilk cümlesinin anlatmak istediği budur: kadın da olsan, kız da olsan, erkekte olsan bu ayet bu
şekilde herkesin hayatında yer bulabilecek. İslam ve KURAN asla ve asla ayetler karşısında KADIN -
ERKEK ayrımı yapmadan bunların iç dünyalarına hükmeder. Lakin anlayabilene, anlayabilene!
17/78:(ÖZET)
Her bir resulun kendine ait olan görev kodu yada melekesel özelliği aynı zamanda bu resulun
BEŞER olarak kendi kavmi içinde MELEKE olarak ta her insanın içinde ikame etmek yada
ettirmek zorunda olduğu salatıdır. İşte muhammed özellikle 11/114 ve 17/78 de bize
FEDEKARLIK salatını imae ettirir. Buna Ekiymissalate denilir.
EŞŞMES denilen kavram bilinen manada GÜNEŞ anlamında değildir İlgili deyim elif lam mim
dizilimlidir. Bu deyimin DUBUR manası '' GÜÇ'' tür. DELEKE denilen kavram MEŞRİKten MAĞRİB
e doğru olan bir DÖNGÜ dür. Hammalarda kullanılan ''DELLAK'' yani ''KESECİ'' deyimi de bu DELEKE
fiilinden türer. ŞEMSİN DELEKE olması demek Lişinin gücünün ZİRVE noktasında iken yani EL
MEŞRİK konumunda iken artık yavaş yavaş sönmesini yani EL MAĞRİB olmasını verir. O halde
Fedekarlık ameli eğer yapılacaksa bu amelin yapılması için Kişinin ENFAZLA GÜDÜLENDiği yani
GAZA gelmişliği konumu iyi değerlendirilmelidir. İşte bu konumda kişideki EŞŞEMS yani ''GÜÇ'' EL
MEŞRİK tedir. Bu gücün El mağrib yönünde DELEKE olması bu amelin yapılımını zorlaştırır. İşte bu
yazdıklarımızın tamamı 17/78 de '' Ekimissalate lidulukişşemsi'' olarak yer bulur.
Eğer EŞŞEMS El meşrik konumunda iyi değerlendirilmezse bu durumda El mağribe doru seyredeceğinden
Artık fedekarlık yapulması için gerekli olan Motivasyon da gücünü yitirecektir. İşte tam da BU EŞŞEMS,
EL MAĞRİB e vardığında Artık kişinin bunu yapacak psikolojik GÜDÜsü zayıflayacağından bunun
yapılımı artık imkansız hale gelecektir.
Ancak merhametlillerin en merhametlisi sana bu konuda ısrarla sevap vermek istemektedir. ve Sana ''eyy
kulum eşşemsin EL MEŞRİKte iken muhammedin sana ikame ettirtmek istediği salatı eğer yaptıysan ne
güzel, Ama eğer yapmadıysan ve zaman içinde de yapma noktasında şevkin azaldıysa yani EL MAĞRİB
olmaya başaladıysan ve nihayretinde tamamaen de EL MAĞRİB olduysan Bu durumda artık sen bu
fedekarlığı yapamayacaksın '' der. ANcak sana sevabını yine de vermek istiyorum DER: Bunun için sana
''ila ğassakıllleyl'' şartını getirir.
Sevgili Dostlar ;ĞASAKILLEYL deyimiNdeki ĞASA deyimi Bir işin derinini En uçnoktasını verir.
ELLEYL deyiminin Dubur manası ise ''ODAKLANMA'' dır. Eğer sen YAPAMADIĞIN bu fedekarlık için
''ben bunu niye yapamadım ''diyerek DErin Düşüncelere dalarsan İşte bu durumuna ĞASAKILLEYL
denilir.
O halde EYY KULL: Muhammedin sana senin içinden telkin ettiği Fedekarlık amelini O anda Hemen yap
Yoksa şevkin kırılır. Eğer yine yapmadıysan bundan büyük bir üzüntü duy Derin bir nedamet duygusu sana
hakim olsun. Bunun sonucunda sen yine de sevabını alacaksın. İşte tüm bu yazdıklarımız 17/78 de
''ekimissalate lidulukişşemsi ila ğasakılleyli'' olarak yer bulur. Bir hayır yada İhsanı yapamamış olman sana
bu konuda sevabın yada mükafatın verilmeyeceği anlamına gelmiyor. Bu konuda derin bir üzüntü duyman
ve bu üzüntüye allahın da şahit olması sana sanki sen bunları yapmışssın gibi sevabın verilmesiyle
sonuçlanır
17/78:
DİLSEL İNCELEME:
Ayetin metninde geçen “Lİ DULÛKİŞŞEMSİ” ifadesinin başındaki “Lİ” harfi Arapça’da “harf-i cer”
olarak kabul edilir.
Anlamları: …için; …e, …a, …ı, …i; …e ait; …ın, ...in, …un, …ün.
Hemen hemen tüm meallerde bu harfe “…DEN, …DAN” manası verilmiştir. Arapça’da “…den, …dan”
manasını veren harf ْ( مِنmin) veya ْ( َعنan)dır. “Li”nin “…den” manası ifade etmesi yoktur.
Ben de üstteki mealde zorunlu olarak “den” manası verdim. Ama bu doğru değil.
MEALE SORULAR:
1. Bu ayetteki “salat” kelimesine bildik “namaz” manası verilmesi durumunda:
“Güneşin batıya dönmesi İÇİN salatı ikame et!” şeklinde meal verilmesi lazım. Bu iste tamamen anlamsız
olmaktadır! “…den” manası verilmesi de “li” harfi için uygun değildir. O halde burada kastedilen nedir?
Acaba Allah “li” harfine kendine göre bir mana mı yüklemiştir?
2. “gecenin kararmasına kadar” dendiğine göre, bu aranın tamamında salat yapılması gerekir. Çünkü ifade
geneldir. “şu, şu vakitlerde” demiyor. Çünkü “ilâ” harfinde “…e kadar” manası vardır. Öyle ise mevcut
namazın hiç durmadan uygulanması gerekir ki bu da hayata terstir. Ama ayetin metni bunu söylüyor? Ne
yapmak gerekir?
3. “ve fecir Kuranını da ikame et” denmektedir. Eğer burada kastedilen, ritüel olan namaz ise, bu kısım ile
bu mana çelişmektedir. Tefsirciler ve mealciler buradaki fecir Kuran’ını sabah namazında okunan Kuran
olarak anlasalar da bu mesnetsizdir ve zahiri kurtarmaktan başka bir şeye yaramaz. Eğer Allah, önce
günümüzdeki gibi uygulanan namazı emretti ise burada da onu emretmesi lazım. Çünkü bu kısım da namaz
emrine bağlanıyor. “ikame et” emrine bağlanıyor. Burada “oku” emri yok. Ama öyle anlaşılmış. Özetle
başta emredilen (mevcut anlayışa göre) bir ritüel, ama devamında ise bir okuma… O halde “fecir Kuranı”
nedir?
4. “Fecir Kuranı şahitlidir” ifadesine göre bu “fecir Kuranı” her ne ise, şahitli imiş? Kimdir bu şahitler?
Klasik anlayış bunu “melekler şahittir” diye yorumlasa da bu yorum gerçekleri ifade etmekten çok uzaktır.
Melek bana şahit ise ben nereden bileceğim onun şahit olduğunu? Benim bilmediğim şahidi bana Allah
niye söylüyor ki? Hem melek bana niye şahit olsun ki? Hani Allah her şeyi görüyor ve biliyordu? Bir de
meleğin şehadetine mi ihtiyacı var?
Selam ve saygılar.
arkadaşlar 2/62 den devam edelim . VELLEZİYNE HADU deyimini açalım : bu deyimin anlamı
YAHUDİLER değildir. Eğer bir insan hangi sebepten ötürü olursa olsun kendisini harama
götürecek yada haramda tutacak bir düşünce yada fiiliyat için '' benim böyle yapmaya yada
düşünmeye hakkım var'' derse bu durumda HADU laşır. Yani HADU deyimi bir sosyopsikolojik
davranış paternidir. Örnek: biri sizin ananıza söğer, siz adamın Anasına avradına söğerseniz
HADU laşırsınız. Size ''niye bunları dedin ?'' diye sorulduğunda '' o da bana söğdü'' dersiniz.
Oysa o adam sizin sadece ananıza söğmüştür. Siz işin içine AVRADı yada karıştırdınız ve
hadulaştınız. İşte böyle birine karşı ''adamın avradını niye işin içine karıştırıyorsun?'' diye
sorulduğunda eğer kişi '' yahu abi kusura bakma haksızım nefsime uydum kızgınlıktan hızımı
alamadım '' derse o anki psikoloji içinde bunu yapabilmesi salih amel hükmünde olacak ve bu
kişinin iman ettiği bu yöndeki İKAZ ise allah ve ahiret gününe iman şeklinde 2/62 de yer
bulacaktır. Ama eğer ''anasına da söğerim avradına da ''derseniz ve bu işin musebbibi olarak
karşı tarafın sizin ananıza sövmesini olarak görüp te DAHA FAZLASI için kendiznize buradan
HAK İHDAS EDERSENİZ , HADUlaşırsınız ve bu durumda da size yapılan bu İKAZı
reddereseniz allah ve ahiret gününe iman etmiş sayılmazsınız
33/72,73:
İNSAN NEDEN "ELEMANET"İ YÜKLENMEZ, DERDİ !! NEDİR?....
Allah , kurallara uygun olarak yapılan bir işin , insanda oluşturduğu güven duygusuna EL
EMANET demektedir..Bu güven duygusu , kişinin o anki konumu ile yakından alakalıdır..Aşırı bir
şekilde korkarsan ,çözemediğin bir takım sorunlar kafana HÜKMEDERSE , bu noktada otomatik
olarak senin haleti ruhiyen EMANETİ red edecek-devre dışı bırakacaktır..Buna “ales semavati vel
ard vel cibali” 'ye “fe ebeyne en yahmilneha ve eşfakne”denilir, kaçındı diyor dikkat ederseniz..Kaçınır
tabi ki;insanın eli ayağı birbirine dolanmış durumda kural mı tanıyacak,zor bir iş !..
Bir insan , bu kadar korku ve endişe içerisinde olmasına rağmen İNSAN olma özelliğini devam
ettirebiliyorsa “hamelehal insan” olacak yani onu yüklenecektir..33/72-73...
Örneğin;Bebeği ateşlenen bir insan,tüm uğraşlarına rağmen ateşi düşüremiyor ve ateşin havaleye yol
açacağını düşünerek bebeğini veya balkonda düşüp kafasını yaran çocuğunu ,hastahaneye yetiştirmek için
trafik kurallarını ve hız sınırını dikkate almadan araç kullanıyorsa bu kişi "ELEMANET" i o anda üzerine
almıyor, extrem bir durum yüzünde kurallara uymadan hastahaneye yetişmeye çalıştığı için kurallara
uymanın güvenini,huzurunu yaşayamıyor.. demektir.Tüm bu baskın unsurlara rağmen kurallara
uyarsa,insan olma özelliği (neyi nasıl yapacağını bilme),devam ettiği için ELEMANET ile ilgili bir sorun
olmayacak ve kişi yine bunun güvenini yaşayacaktır,bu örnek için düşünürsek ; aracıyla kaza yapma riskini
en aza indirerek hastahaneye ulaşmanın güvenini hissedecektir.
Gerçek nedir ?
Aradığımız şey nasıl bir şey, şekilmi manamı
Derslerimizin bize sundukları içinde ne kadar dolaşıyoruz
Neler anlıyoruz. bir kelimeyi hayatımızda edindiği küçük kareyemi haps ediyoruz
Gördüklerimiz ve ögrendiğimiz şeyler, birer şekil olan yazılımın, dış dünyadaki karşılığı
Şiddetli sorgulamanın devamında, aynı şiddette tefekkür, ve aynı şiddette kademeleri artan tedebbür, ve bu
üç özelliği içinde barındıran tezekkür bize şükürün gene kademelerini artırarak gerçeği sunacaktır.
Gerçek dil ile ifade edilmez. Ancak yaşanarak anlaşılır. Gerçeğin ilk aşaması Hissetmekle başlar. tefakkuh,
tefekkür, tedebbur, tezekkür bu aşamadan sonra yeniden kabuk değiştirir.
Gerçek, mana boyutunda yaşanır, NUH ile vahiyle oluşturdugunuz gemi (el fulk) Kerimleşerek, Musanın
karşısındaki kul ile başka bir gemiye dönüşmüştür(fî es sefîneti) olmuştur.
Yusuf ve bu kulun yağtıgı bir, iştir, gizli olanı açığa çıkarmak, iki bölümden oluşur
yusuf : şekli görür manasını bildirir.
musa ile birleşen kul ise : manayı görür ve şekilde uygular.
bu iki melekenin bize kazandıracağı şey ise rüşda'dır.
4/6 da rüşden :Bir insanın herhangi bir özelliği yokken bir takım kazanımlarla kendini değerli hale
getirmesidir
18/66 daki rüşda : üstteki tanımın aynısı olmakla beraber en üst konuma başlangıcı verir.
arkadaşlar 57/16,26,27 .ci ayetleri ''ve kesiyrün minhüm fasıkune'' misilyazılım muteşabihiyle
KAFlaştırıp açalım:
Bir insanın şart ne olursa olsun hayr içerik yada amaçlı olmak kaydıyla özgürlüğüne sıkı sıkıya
bağlanmasına NUH-İBRAHİYM ikilisinin İRSAL edilmesi denilir. Bu vasfın O ANDA bunun bu kişi
tarafından hayatında amel edilmesi ''zurriyyetihimennubuvvete velkitabe'' tamlaması şeklinde
57/2...6 da yer alır Arkadaşlar . Bir insanın ''acaba gündem ettiğimde kendime yadabaşklarına
zarar verirmiyim'' endişesi ile HAKK olmasına rağmen bildiklerini anlatmama yada yaşamama şeklinde bir
davranış içine girerse Bu insanın konumu ''ve kesiyren minhüm fasikune '' denilir. eğer allah kişiyi bu
yönde nefsiyle bir mucadele içinde görürse yani MUHTEDUNE konumunda görürse kuranda anlatılan
veya anlatılmayan bütün resuller bu kişi içinde TOPLUCA aktif hale getirilecektir. BU duruma '' sümme
kaffeyna ala asarihim birusulena '' denilir. 57/27. Bu resullerin aktif hale gelmesi bu kişide bulunduğu
ortamda şart ne olursa olsun kim kırılır yada incinirse incinsin eğer gerekiyorsa bildiklerini anlatması yada
eğer tek başına ise kendi kendisi ile konuşması yani AL-VER yapması ile sonuçlanacaktır . Bu durumda da
İNCİYL ve diyaloğ melekesi olan İYSA gündeme gelecektir. Buna ''ve kaffeyna biiysebni meryem ve
ateynahülinciyle '' denilir 57/27. Bu konum İNCİYL yada İYSA ya ittiba edenler için Bir RE'FET ve
RAHMETtir. İşte arkadaşlar Şimdi buraya dikkat ediniz ve 57/27 de 5 ''VE'' kuralını görünüz. Buna göre
en son VE den sonra gelen cümle olan ''REHBANİYYETENİBTEDE'UHA '' yani ''ruhbanlığı icad ettiler''
cümlesi , kendisinden önceki VE li ibareleri ya teker teker yada hepsini birden içine alacaktır. İŞTE
ARKADAŞLAR : RUHBANLIK denilen kavram : İnsanları onların lehine olacak şekilde uyarmak yada
bilgilendirmek istediğinizde ''acaba kırılırmı'' yada ona ''zarar verirmiyim'' endişesiyle kendinizi bu
insanlardan soyutlamanıza yada kendi kendizinden soyutlamanıza RUHBANLIK denilir. Bu güzel bir
huslettir. Ancak Bunun kontrol altında tutulması gerekir. Allah bize böyle bir şeyi emretmez. Ancak
usulune uygun olarak yapılırsa yani kurana uygun yapılırsa bunu yapan iman edenlere ecrini verecektir. O
HALDE : allahın dinini anlatırken(İNCİYL -İYSA) BAŞKALARI KIRILIR yada GÜCENİR endişesi ile
SAKIN OLA Kİ BU KONUDAKİ ÖZGÜRLÜĞÜNDEN TAVİZ VERME(ibrahiym -nuh ikilsi). EVET,
insanları kırmamaya incitmemeye özen gösterceksin. Ama bu güzel niyetin karşı tarafa hakkı hakikatı
anlatmana engel olmamalı. İşte bu duruma RUHBANLIK denilir. Böyle oluncada kendince HAKK
ADINA ,hakkı hakikatı gündem etmekten çekinirsin ve insanlardan kendini bu yönde soyutlarsın. ''karşı
taraf kırılmasın ama hakkı da duymasın '' dersin. Bu durumda ki konumun RUHNBANLIK.,ünvanın ise
FASİKUNE olur.
EHLELKİTAB-EHLEZZİKR-SAD(38/1)
: Ehlelkitab demek kitabi bilgileri ehilleştirmeye çalışan kişilerdir. Bunların içine nurcu da girer
süleymancı da girer. Budist de girer. Ehlelkitab hem mumin olabilir hem de kafir olabilir. Tüm
mesele gelen üst bilgiye karşı rabbilalaemiyn eksenli olacak olan tutumudur
Ehlelkitab rabbilalaemiyn eksenine sadık kalmak kaydıyla EHLEZZİKR olmayı hedeflemelidir.
Bunu da KURAN ile yapar. dikkat buyurursanız kitabta EHLELKİTAB kavramı vardır EHLEZZİKR
kavramı da vardır ama EHLELKURAN kavramı yoktur.
Ehlelkitab KURAN aracılığı ile Ehlezzikre dönüşür. Böylece Kuran ZİKR için kolaylaştırılır 54/17. Zikr
kavramı ''ÖĞÜT'' anlamında değildir Mukemmelliyet anlamındadır. Elbetteki bunun içine ÖĞÜT de
girebilir
Keriym olan yani sürekli gelişen Kuran aracılığı ile Ehlelkitabın Ehlezzikre dönüşmesinde MUDDEKİR
olmaurumunu ifade eder. şartı getirilir. 54/17. Muddekir olmak demek sorgulamaya ve sorgulanmaya açık
olma durumunu ifade eder.
O halde Kitabı yada hayatı ehilleştirmek istiyorsan bunu KURAN ile yapacaksın. Kuran anlayışın
Keriymleştikçe de Ehlelkitap konumundan EHLEZZİKR konumuna terfi edecen. Tabi bu durumun her
konuda olacak diye bir şey yok. Zikrleştirdiğin konular ne kadar artarsa Artık soru soran değil soru sorulan
hale danışan değil danışılan hale gelirsin.
38/1 de Kuranın Zikr sahibi olmasından bahsedilir. yani doğru mana veya hakikat artık kesinlkile doğru ve
tam doğru bir mahiyet kazanır:işte bu durumda bu ilimin makamına SAD denilir. eğer bir konu hakında
sahip olduğun İLM sad makamına ulaşırsa bu durumda dünyevi bir isteğin yerine getirilir.
Rabbilalemiynden isteklerimiz Bidat resulleri tarafından yerine getirilir İLMde ne kadar çok
mükemmeleşirsen hayattada o nispette mukemmeleşrilirsin. Bu durumun senin sahip olduğun yada
edildiğin ilmin SAD makamının sana olan hediyyesidr. Bu tespite en güzel örnek Zekeriyayya meryemi
büyütme noktasında gösterdiği üztün çaba ve Mükemmeliği için verilen YAHYA dır. Zaten o da bunu
istemişti 19/2,3,
Nitekim Zekeriya deyimi bile ZİKR deyiminden türetilmiş bir isimdir
SAD makamı üzerinden EHLEZZİKR olanlara selam olsun.Böyle bir adam bulursanız bu adamın duasını
hayr duasını alın. Çünkü asla geri çevrilmez.
RESUL-ERRESUL-ENNEBİ-NEBİ
Soru;Beşer resullerin seçilmesi ile ilgili kriter nedir?..
Beşer resullerin seçilmesindeki kriter ,ilgili kişinin ELMÜRSELUN olmasıdır ve geçmiş yaşamında
kendi adıyla kodlanan melekesel özelliğine en uygun davranması ile
alakalıdır.Örneğin;Muhammed resulün en üstün özelliğinin fedakarlık olması gibi…
ELMÜRSELUN;Temiz bir şahsiyete sahip olan ,geçmiş yaşamında Erresul’e itaat edip ,içindeki
melekelere aklını ve vücudunu teslim eden kişiye denir.4/80 Erresul +İtaat bağlantısı.Bu kişi
müşrik de olabilir.
Saba Melikesinin emrindeki elçiler de Elmürselun olarak anılıyorlar,27/35…Elmürselun tathir ve
tayyip olacak . Musa Elmürselun’dur. 27/10…Musa 26/21de de kendini Elmürseliyn olarak
tanıtıyor…Tüm bunlardan şunu anlıyoruz ,biz normal kullar da Elmürselun olabiliriz 27/35 deki
gibi..Ancak Musa ‘nın kendisini tanıttığı gibi Elmürseliyn olamayız, ancak bu yönde içimizdeki
Musa ‘nın Elmürseliyn olması özelliği ile “hayırlarda acele edebiliriz”..Musa acelecidir. Ve ona
ittiba edersek bizi de hayır yönünde acele ettirir..36/20 Elmürseliyn +İttiba bağlantısı.
Bir insan Erresule itaat ederse silme girer,adam gibi adam olur yani.Erresul+İtaat bağlantısı
4/80,eğer Erresul’e ittiba ederse Müslüman olur,Erresul+İttiba bağlantısı 3/53…Kuran’da Resul’e
itaat ya da ittiba geçmez..Errasul’e itaat ya da ittiba söz konusudur.Resul ve Erresul arasındaki
fark 73/15 ve 16 da görülmektedir.73/15 de Firavun’a gönderilen Resul ‘dür.Fakat Firavun 73/16
da Erresul’e isyan eder..Resul sadece seçilmiş olduğunu,ERRESUL ise RESUL üzerinden
Allah’ın hak ve hakikatini anlatır.4/170 de Erresul’un hak ile geldiğini görünüz..
Peygamberimize sünnet isnad edenlerin en büyük delil olarak gösterdiği ayet olan 59/7da ki bu
ayete göre peygamberimiz sünni ulema tarafından helal ve haram koyma yetkisine sahip
kılınmıştır, oysa burada Resul değil Erresul geçer.Burada 4/170 mihenk taşıdır ve Erresul
kendinden hadis değil,Rabbinden gelen hakkı anlatabilir ancak. 53/3-4 de “o hevasından
konuşmaz “deyip de peygamberimizin ağzından çıkan her sözü vahiy olarak algılayanlara en
büyük darbe 33/37 den gelir..Peygamber Zeyd’e “zevceni yanında tut,Allah’tan kork “diyor.Oysa
ki Zeyd ,peygamberin bu önerisine uymuyor.VE Zeyd’in bu yüzden günaha girdiğine dair hiçbir
delil yok.Peygamber heva’dan konuşmuyor ve her sözü vahiy ise Zeyd’e ne oluyor da
dinlemiyor….Ayrıca “o hevasından konuşmaz” diye çevirdikleri Muhammed peygambere atfedilen
53.surenin 1 .ayetinden 18.ayetine kadar okuyunuz ,değil MUHAMMED isminin M ‘si hatta ona
yönlendirilecek zamir(ke) bile geçmez..53/1-18 arası bahsedilen”kişinin Allah’ın dinine girdiğinde
ve hizmet ettiğinde kişiye gelecek olan Allah’ın yardımlarıdır………..
”Bakınız 80/1 den itibaren anlatılanların 80/7 ve 8 deki “aleyke-caeke” ile geçen “ke” zamiri ile
Muhammed’i muhatap aldığını görebiliyoruz…
Her Resul aynı zamanda Erresul değildir.Her Erresul ise aynı zamanda Resul’dür.Resul bease
olursa Erresul’e dönüşür.Erresul bunu Ennebi’ye yani amele götürecek,Ennebi yani ortaya
koyulan amel görenlere örnek olup , NEBİ olarak KONUŞACAK onları da kendisine davet
edecek.RESUL-ERRESUL-ENNEBİ-NEBİ sıralamasını örneklendirecek olursak;Akşam
yemeğinde envai çeşit yemeklerimizi yerken tv.de haberlerde gördüğümüz Filipinlerdeki Tayfun
felaketi akabinde o insanların perişan ve her türlü ihtiyaç malzemesine muhtaç olduğu manzara
yüreğimizi sızlatır da içimizden “sen de bir şeyler yap” diye bir ses duyarsak bu içimizde var olan
RESUL MUSA dır ve bu manzara karşısında cinlenerek ERRESUL olur.ERRESULe ittiba ederek
en azından hemen elimizdeki cep telefonuyla mesaj atarak yardım gönderirsek ERRESUL
ENNEBİye dönüşür.Bu yaptığımız eylemi görüp bizden etkilenen en azından çocuklarımız ve de
başkaları biz de yardım edelim dediklerinde ise eylemimizin adı olan ENNEBİ ,NEBİ olarak
ortama mesaj verir,konuşur….
Kendisini NEBİ olarak tanıtan tek RESUL İSAdır.19/30…Herkes ve her şey susar,Meryem
gibi.Kainatın her yerinde İSA konuşur.İSA ,kendi melekesel özelliğini kıyam eder,onun ikna
edemeyeceği kişi yoktur,öyle konuşur ki ;Güzelliklerinin farkında olmayan bir insana mesaj
verir,5/110-O” Ölüleri diriltir “miskin , üretkenliği durmuş insanları canlandırır,, ”Körün gözünü
açar” kişinin göremediğini öyle güzel anlatır ki onun anlamasını , göremediğini görmesini
sağlar,,”İnsanlara evlerinde sakladıklarını haber verir” sen daha ilk cümleyi söylediğinde gerisini
İsa’dan duyarsın,,”Ettıyn’dan ettayr “yapar sana, ihtiyacın olan dialoğun lezzetini ETTAYR ile
yaşatır,dengede duran her türlü sözdür ETTAYR….
RESUL ile başlayan zincir ERRESUL-ENNEBİ-NEBİ sıralaması ile tamamlanırken Şeytan bu
sıralamayı her aşamasında tek tek engellemek ister 22/52,eğer bunda başarılı olursa bu
insanlığın sonu demektir.22/52 de “MİN resulin VE LA nebiyyin”de MİN….VE LA…….. KURALI
işlemektedir. Nebileşmiş Resul” anlamı verir ve Resul ile başlayan zincirin Nebi ile
tamamlandığını anlatır.Kurala diğer örnekler için bakınız=>40/18-5/19….
İNSANLIK; ANCAK! RESUL-ERRESUL-ENNEBİ- NEBİ SIRALAMASINA UYGUN YAŞANAN
HAYATLAR ARACILIĞI İLE KURTULUR…..
Selam ile….
İNSANLIK; ANCAK!
RESUL ("İçindeki hayra çağıran ses"e kulak vermek)
ERRESUL(İçindeki hayra çağıran sese tabi olmak)
ENNEBİ (Yapılması gereken hayırlı ameli eyleme dökmek)
NEBİ (Yapılan amelin başka kişilere de örnek olarak onları yeni hayırlara çağırması)
SIRALAMASINA UYGUN YAŞANAN HAYATLAR ARACILIĞI İLE KURTULUR
MANA VE ŞEKİL:
Eğer içindeki resulere itaat yada ittiba edersen en azından huzur hissdersin. Düşünsenize bir
fakirin işini görmek(Musa) hak ve hakikatı söylemek(iysa) Hergün yaptığın işi bu sabah ta
yapacağın zaman sanki bu işi ilk defa yapıyormuşsu gibi enerjik olman (zekeriyya) ve diğerleri.
İşre bu sana dünya hayatında BAŞARIyı Enfal olarak verecek. Tabii ki bu iş burda bitmiyor. Bir
de bunun Ahirette ŞEKLİ cennet boyutu var.
Rabbialalemiynin resulleri senin içinde . Her biri Bir İYİLİK HİSİYATI olarak tanımlanmış. İşte 4/80
böylece EVRENSELleşiyor. Resulleri sağınızda solunuzda aramyın içinizdeki sese kulak verin. Resulerin
BEŞER kısımları da bir zamanklar geldiler ve Meleke kısımlarına eşlik edip öldüler. Zaten kuranilminde
bu resullerin isimleri BEŞER kısımlarına değil Meleke kısımlarına vurgu yapar Ama Beşer olarak
gelmişlkkleri de İnkar edilmez.
Zaten içimizdeler ise o zaman BEŞER kısımlarına ne gerek vardı? İşte dostlar Burası allahın sünnetidir Her
mana kesinliklikle ŞEKİL ile buluşturulmak zorundadır. Bu buluşturulmaya NURUN İTMAMI denilir. Bu
allahın sünnetidir. Bizi Şu anda birincil olarak ilgilendirmiyor. Böylece ŞEKLİ resuller kendi dönemleri
için Konjukturel olurken yani o döneme ait olmuş ölmüş bitmiş oluken Bunların MANA kısmı her insanda
bulunuyor ve EVRENSEL bir mahiyet kazanıyor.
Kuranilmi ŞEKİL üzerinden MANA yı tasvir eder. Bu mana ,üzerinden Tasvir edildiği şekli de içine alır.
AMa buna inancı BİRİNCİL esas olarak ele almaz. O halde MANAya imanetmelisin Şekle ise İman edip
etmemede özgürsün. Ne zamana kadar ? O şekli bizzat gözünle görüp elinle hissedinceye kadar.
Muhamede ittiba saba TEHECCÜD verilimi ile sonuçlanır. Böylece Dünyada KURANilminden azami
dercede istifadeettirilmen sağlanır. Ahiretteki cenette de Nimetlerden azami derece istifadeettirilmen
sağlanır Kuranilimndeki Tüm Cennet tasvirleri İLM merkezlidir.....
BAzı APTALLAR da bizim işin ŞEKLİ kısmını TAMAMEN redettiğimizi düşünüp bizi KABALACI diye
yaftalıyorlar. Güya bizler Şekli olan CEnneti cehennemi Allahı resulleri Kitabı Kuranı İNKAR
ediyormuşuz.
40/78,4/164:
KURANİLMİNDE İSMİ ANILMAMIŞ RESUL VARMIDIR?:
İsmi zikredilmemiş resuller kimler ve neden isimleri zikredilmemiştir?
40/78 ve 4/164’ü iyi tetkik ediniz. İsmi zikredilmemiş resul yok. Sadece MUHAMMED üzerinde
KISSA edilmiş ve edilmemiş resuller var. Muhammed üzerinde KISSA edilmiş yani “Rusulen kad
kassasnahüm aleyke” hükmüne giren resuller Nuh, İbrahim, Musa, İysa dır. KISSA-KISAS-
NAKSUS-YAKUSSU deyimleri en az iki şeyden birinin diğerine yetişerek bununla bir denge
oluşturmasıdır. Bazen Önce ŞEKİL gelir , sonra MANA . Bazen de önce mana gelir sonra şekil.
Bunların birleşkesine KISAS denilir. İşte 12/3’de de bu anlatılır. Burada” bima evheyna ileyke
hazelkurane” cümlesi KISAS ile birlikte geçer. Önce hakaret gelir sonra özür, önce tokat gelir
sonra merhamet., önce İLM gelir sonra ihsan istenilir. İşte bunların hepsi KISAS tır. Kuran`da
kıssalardan oluşur ve bizim din anlayışımıza hayat verir. BİLGİ ile YAŞAMI ortak noktada
buluşturur.İinsanlar arasındaki her türlü ihtilaflarda bilgi ile yaşam ortak bir noktada
buluşturulabiliyorsa bu KISASTIR. Kuran ayetleri işte bu yolla KISAS -KISSA edilir. Benim içimde
olan resullerden herhangi birinin bana Allah tarafından kuranda ''anlatmadığımız resuller de var''
demesi mümkün mü! Ben resullere itaat ederek kurtulacağım 4/13,48/17. Ama bu resullerden
bazılarının bilgisi benden gizli tutulacak! kendi içinde tam bir melei ala. 40/78 ve 4/164 de geçen
KISSA deyimine TİLAVET yani ANLATMA -OKUMA deyimini yamamışlar. Böylece mana
örtülmüş. Mealler doğru çevirmiyor daha doğrusu çeviremiyor. Güçleri yetmiyor. Misal “Bima
evheyna ileyke hazelkurane” deyimini nasıl çevireceksin!. Yapacağın tüm çeviriler yanlış olur. Bu
iki deyim arasında bir MİN yada FİY yada ELLEZİY bağlacı olmalı ki meal düzgün olsun Ama
yok. Ama mealciler sanki bunlardan biri varmış gibi manalandırıyorlar. Kuran MUBİYN ya.
ALLAH’ın unuttuğunu bunlar telafi ediyor!. Çevirilere ekleme çıkarma yapmasalar sorun
kalmayacak. İnsanlar Kitabı KURAN sanmayacaklar.Çok yazık… Dubur ilminde en önemli konu
ayetleri olduğu gibi kabul etmek ve NATURUNE ASLA DOKUNMAMAKTIR. Hiç bir şey
eklenmeyecek ve dahi çıkarılmayacaktır. İşte o zaman ben YALNIZCA KURAN diyene 12/3deki
''bima evheyna ileyke'' deyiminin bu ayette ne işi olduğunu soracağım. Bu ayette zaten KURAN
deyimi var. O zaman bu ikinci “VAHY” neyin nesi ? diye soracağım. 12/3 te hazelkurane ile bima
evheyna ikilisi KISAS a getirilir. Yani şekil ve mana birleştirilir. İşte burada bu anlatılıyor. Bu iki
ibarenin herhangi birisi şekil diğeri ise manayı verir. Benim içimde olup da kitapta zikredilmeyen
hiç bir resul yok, ancak bazı resuller Muhammed üzerinden kıssa edilmemiş oluyor. Muhammed
üzerinden kıssa edilenler ise; Nuh, İbrahim, Musa ve İysa'dır. Ve Muhammed üzerinden kıssa
edilen bu resullerden herhangi birisiyle dahi Muhammed melekesi aktif olarak çalıştırılmış olur.
Böylece Muhammed melekesini çalıştırmak için özgürlük, bağlılık, hayr ve diyaloğun hep işler
halde olması gerektiğinin zorunluluğu ispatlanmış oluyor..
40/78,4/164:
KURANİLMİNDE İSMİ ANILMAMIŞ RESUL VARMIDIR?:
İsmi zikredilmemiş resuller kimler ve neden isimleri zikredilmemiştir?
40/78 ve 4/164’ü iyi tetkik ediniz. İsmi zikredilmemiş resul yok. Sadece MUHAMMED üzerinde
KISSA edilmiş ve edilmemiş resuller var. Muhammed üzerinde KISSA edilmiş yani “Rusulen kad
kassasnahüm aleyke” hükmüne giren resuller Nuh, İbrahim, Musa, İysa dır. KISSA-KISAS-
NAKSUS-YAKUSSU deyimleri en az iki şeyden birinin diğerine yetişerek bununla bir denge
oluşturmasıdır. Bazen Önce ŞEKİL gelir , sonra MANA . Bazen de önce mana gelir sonra şekil.
Bunların birleşkesine KISAS denilir. İşte 12/3’de de bu anlatılır. Burada” bima evheyna ileyke
hazelkurane” cümlesi KISAS ile birlikte geçer. Önce hakaret gelir sonra özür, önce tokat gelir
sonra merhamet., önce İLM gelir sonra ihsan istenilir. İşte bunların hepsi KISAS tır. Kuran`da
kıssalardan oluşur ve bizim din anlayışımıza hayat verir. BİLGİ ile YAŞAMI ortak noktada
buluşturur.İinsanlar arasındaki her türlü ihtilaflarda bilgi ile yaşam ortak bir noktada
buluşturulabiliyorsa bu KISASTIR. Kuran ayetleri işte bu yolla KISAS -KISSA edilir. Benim içimde
olan resullerden herhangi birinin bana Allah tarafından kuranda ''anlatmadığımız resuller de var''
demesi mümkün mü! Ben resullere itaat ederek kurtulacağım 4/13,48/17. Ama bu resullerden
bazılarının bilgisi benden gizli tutulacak! kendi içinde tam bir melei ala. 40/78 ve 4/164 de geçen
KISSA deyimine TİLAVET yani ANLATMA -OKUMA deyimini yamamışlar. Böylece mana
örtülmüş. Mealler doğru çevirmiyor daha doğrusu çeviremiyor. Güçleri yetmiyor. Misal “Bima
evheyna ileyke hazelkurane” deyimini nasıl çevireceksin!. Yapacağın tüm çeviriler yanlış olur. Bu
iki deyim arasında bir MİN yada FİY yada ELLEZİY bağlacı olmalı ki meal düzgün olsun Ama
yok. Ama mealciler sanki bunlardan biri varmış gibi manalandırıyorlar. Kuran MUBİYN ya.
ALLAH’ın unuttuğunu bunlar telafi ediyor!. Çevirilere ekleme çıkarma yapmasalar sorun
kalmayacak. İnsanlar Kitabı KURAN sanmayacaklar.Çok yazık… Dubur ilminde en önemli konu
ayetleri olduğu gibi kabul etmek ve NATURUNE ASLA DOKUNMAMAKTIR. Hiç bir şey
eklenmeyecek ve dahi çıkarılmayacaktır. İşte o zaman ben YALNIZCA KURAN diyene 12/3deki
''bima evheyna ileyke'' deyiminin bu ayette ne işi olduğunu soracağım. Bu ayette zaten KURAN
deyimi var. O zaman bu ikinci “VAHY” neyin nesi ? diye soracağım. 12/3 te hazelkurane ile bima
evheyna ikilisi KISAS a getirilir. Yani şekil ve mana birleştirilir. İşte burada bu anlatılıyor. Bu iki
ibarenin herhangi birisi şekil diğeri ise manayı verir. Benim içimde olup da kitapta zikredilmeyen
hiç bir resul yok, ancak bazı resuller Muhammed üzerinden kıssa edilmemiş oluyor. Muhammed
üzerinden kıssa edilenler ise; Nuh, İbrahim, Musa ve İysa'dır. Ve Muhammed üzerinden kıssa
edilen bu resullerden herhangi birisiyle dahi Muhammed melekesi aktif olarak çalıştırılmış olur.
Böylece Muhammed melekesini çalıştırmak için özgürlük, bağlılık, hayr ve diyaloğun hep işler
halde olması gerektiğinin zorunluluğu ispatlanmış oluyor..
Kuran 1400 sene önce indirilmiş bir olgu değildir aksine hayatın her alanından çıkardığın yada
elde ettiğindoğru manadır. Bu yaklaşım insanlık varoldukça var olmuştur. Yani kuranın ortaya
çıkışı ilk insandan beri var. Ancak Kuran yani hayattan çıkarılan doğru mana ancak İnciyl tevrat
ve zebur 3 lüsü ile bir anlam kazınır. Bunlar da ilk insandan beri var. Bunlar içinde kuran
Muhammede indirilir. Muhammed FEDEKARLIK demektir ve mekkedeki BEŞER muhammede ek
olarak hem bu yöndeki hissiyatımızı ve amelimizi verir. Beşer muhammed öldü ancak içimizdeki
hissiyat muhammed ve bu hissiyatın bize yaptırdığı AMEL muhammed hala yaşıyor ve
milyonlarca yıldır da zaten yaşıyordu. O halde kim hayata karşı fedekarca yaklaırsa bu hayatın
yani kitabın bilinmezleri ve görünmezlerei bu kişiye karşı KURAN adı altında bilinir ve görünür
hale gelecejk yada getirilecektir.
Kitaptan Kuranı çıkarmak zordur. Ancak Eğer kişi içindeki resullere itaat yada ittiba ederse bu
durumda Zor olan bu Kuranilmi bu kişiye SIDK cinsinden yaşatılır SIDK iİlmi İle KURAN ilmi
arasında İÇERİK olarak fark yoktur. Sıdk ilmi AVAM a Kuran ilmi ise akedemik yaklaşanlara
servis edilir. Bir musluman bu işin Özellikle SIDK kısmını çok iyi anlamalı ve Gücü yettiği
kadarıyla Bu SIDK ilmini KURAN ilime çedvirmeye çalışmalıdır.
KURANın inişini 1400 sene önceden başatanlar maalesef KURAN kavramını KİTAB kavramını
ZİKR kavramını ve KİTABALLAHİ kavramını iyi anlayamamışlardır.
Medeniyyetin gelişmesi insanların Keriymleşmesi için muhakkak bu 4 lüye ihtiyaç vardır ki bunlar
KURAN- TEVRAT-İNCİYL ve ZEBURDur. Biri eksik olursa insanlar birbirlerini veya doğayı
anlamayazlar kaos çıkar.
Milyon sene önce bir insanın hayatında zaten Kuran inciyl zebur ve tevrat vardı. Bugün de var ve
milyon sene sonra olmaya da devam edecek..
ŞİRK NEDİR...?
ALLAH ŞİRK KOŞULMASINI AFFETMEZ NE DEMEKTİR..?
ŞÜKR denilen şey ; Başına geleni (vahy , kitap, zikr , resul , hayır , şer , hayat , ölüm , evlat ,
para , musibet , müşteri , vs..) DOĞRU ANLAYIP-GEREĞİNİ YAPMAKTIR..Dikkat ederseniz
tanım 2 ayaklı yani DOĞRU ANLAMA ve GEREĞİNİ YAPMA.Eğer geleni doğruanlayamazsan ,
içinde bulunacağın bu durumun , gelen şey ile senin aranda İHTİLAF oluşturur.Buna da ŞİRK
denilir.
Kuranda şirk ve şükr kavramları bu bağlamda içiçe kullanılır => 7/189-190-191 , 6/63-64..
Şirkin ihtilafa nasıl denk geliyor ? 20/32 ile 7/142 karşılaştırılır ve 7/142`de Musa`nın ''ahlufniy fiy
kavmiy'' şeklindeki ibaresi görülür..
Şirk denilen şey ihtilaftır.Aslında şirk iyi bir şeyde olabiliyor tek taraflı değildir..Hayatımızdaki tüm
zıtlıklar birbirleriyle ihtilaflı olduklarından ŞİRK hükmündedirler..
Örnek verelim ; gece-gündüz , kadın-erkek , yaratan-yaratılan , baba-evlat , zengin-fakir , güzel-
çirkin , güneşli-yağmurlu , hastalık-sağlık , büyük-küçük , yaşlılık-gençlik vs vs vs..İŞTE bu
konum farklılıklarının hepsi şirktir ve hayatımızın devamı için LUZUMLUDUR.
O zaman sorun ne ?
Sorun , bu farklılığı iyi yönde , Allahın istediği şekilde algılayamamak ve gereğini
yapamamaktır..İşte böyle olunca Şirk => 31/13`te büyük bir ZULME dönüşüyor ama farklılığı yani
ihtilafı iyi algılarsanız , bu sizin HALİFE olmanızla sonuçlanır..
Bakınız , 20/32`de Musa as , Harun as`la arasındaki farklılığı İYİ ALGILADIĞI İÇİN ''ve eşrikhu fiy
emriy'' yani ''onu işimde şirk koşturt'' der , Allah`ta yakarışını 20/36`da kabul eder..Kabul edilmeye
kadarki ara kısmı dikkatlice okuyunuz..!
Şirk kavramı tek yönlü kötü birşey olsaydı , Musa as bu deyimi kullanırmıydı ? Allah`ta
onaylarmıydı ? 20/32 bu konuda bizi aydınlatıyor..EVET , Şirk denilen şey ihtilaftır yani
farklılıktır.Bu süreç , Allahın İSTEDİĞİ ŞEKİLDE yönetilebilirse , sürecin muhatapları ihtilafla aynı
kökten türeyen HALİFE konumuna gelirler 38/26..
İHTİLAF denilen şey ; zıt unsurların , birbirlerine karşı olabilen konumlarıdır.Kuranda herhangi bir
deyimin tanımı , bazen başka deyimlerin tanımı üzerinden verilir , buna HÜDEN (2/2) denilir..
Şimdi lütfen 20/32 bağlantılı olarak 7/142`ye gelin VE burada Musa`nın kardeşi olan Harun`a
''AHLUFNİY'' yani “bana muhalefet et” şeklindeki ifadesine dikkat edin..! İşte biz , bu yüzden
ŞİRK=ihtilaftır dedik VE bunuda böyle delillendiriyoruz..
MUSA hayr melekesidir YANİ bir hayrı , bir yada birkaç kere yaptırdığında-yaptığında bunu
yaptıran meleke-içgüdü-hissiyata MUSA denilir..HARUN ise Musa`dan farklıdır ; bu HAYRIN
istikrarlı ve sürekli yapılımını simgeler ve bu kısmı ile de MUSA , Haruna MUHALİF olur.Ama bu
HAYR yönünde muhalefettir ve İYİ BİR ŞEYdir..
7/142`yi bir daha okuyun ve şu soruyada cevap arayın ; Musa , Haruna “bana muhalefet et yani
AHLUFNİY” derken , bunu hangi aralıkta zaman bulduda söyledi ?
Peki ŞİRK-İHTİLAF sürecinde Allahın istediği şekil ne ?
Bunlar iki tanedir ;
1) TESBİHAT yani samimiyet 20/33
2) ZİKRİYAT yani mükemmellik yada mükemmele ULAŞMA ÇABASI 20/34
Allah bu iki şarta istinaden Musa as`ın ŞİRK isteğini kabul ediyor 20/36..!
Allah bu iki faktörün önemine birde 33/41-42`de vurgu yapar.
İŞTE eğer kişi hayatındaki ihtilafları-farklılıkları yani ŞİRKİ , samimiyetle ve mükemmele ulaşmak
için kullanabilirse , ŞU iki şeyden en az birini elde eder ;
a) Ya o konu ile ilgili şirki yok eder
b) Yada şirk devam eder ama kendisi halifeleşir
Bunların her ikiside kurtuluş olabilir..
Kişi bunları elde etse bile , kurtulabilmesi için , onu bekleyen ikinci sorumluluğunuda yerine
getirmesi gerekir ki oda GEREĞİNİ YAPMAK`tır.
Aksi taktirde şirkten kurtulur ama bu sefer ŞÜKÜRSÜZLÜKTEN cehenneme gider..!
İblis 7/17`de ''onların çoğunu muşrik bulacaksın” demiyor..! Böyle olsaydı , kişi inancının
GEREĞİNİ YAPMA sorumluluğundan kurtulacaktı.Başka bir deyişle sadece inanması yeterli
olacaktı AMA İblis , onların çoğunu şükredici bulamayacaksın der..Yani onların çoğu , seni doğru
anlamayacak anlayanlarda gereğini yapmayacaklar diyor..!
KÜFÜR , ŞİRK`in uyarı yani (İNZAR) almış haline denilir 5/72..Başka bir deyişle , muşrik olan bir
insanı UYARMADIKÇA ona KAFİR diyemezsin.
MUŞRİK denilen kişi , şirk konumundan HALİFE olarak ayrılamamış kişidir..
Kafir ise , bu kişinin uyarılmasına rağmen , konumunda ısrarcı olmasıyla aldığı ünvandır..
Allah KE FE RE fiilinden başlıca 4 ünvan türetir..Bunlar ; KAFİRUNE (7/76) , EL KAFİRUNE
(109/1) , KAFİRİYNE (3/100) ve EL KAFİRİYNE (3/32)..Allah “elkafiriyn” i sevmez..En tehlikelisi
“el kafiriyndir”..Bu 4 ünvan kendi arasında anlamsal farklılıklar içerir..
Şirkin iyi kullanılırsa iyi bir şeydir..Böyle dediğimizde karşımızdaki kişi , 31/13`le yani şirk büyük
bir zulümdür ayeti ile saldıracaktır..Lakin ŞİRK üstte de belirttiğimiz gibi ihtilaftır ve iyiye
kullanılması her zaman insan için faydalı ve lüzumludur..Biz , zulm olmaması için bu ihtilafları iyi
yönde değerlendiririz 20/32 , yoksa 31/13`teki gibi ŞİRK bir zulm olur..! Yine 31/13`e taa en başta
değinmiştik , işaret etmiştik..
Şirkin devam ederek kişinin halifeleşmesi olayına SEBT denilir => 16/124..Yani senle ben bir
konuda anlaşmaya çalışıyoruz , her ikimizinde delili var ama ortak bir noktada buluşamadık.Eğer
ikimizde bu süreçte samimi isek (tesbihat) ve anlaşabilmek için elimizden geleni yapıyorsak
(zikriyat) ama yinede anlaşamıyorsak ki bu ihtilafımızın hala devam ettiğini gösterir , bu durumda
Allah , 16/124`te diyaloğa ARA VERMEMİZİ yani SEBT olmamızı ister VE böyle bir durumda
böyle davranırsak her ikimizinde muminliği korunur..
İhtlaflı konu yani şirk devam etmesine rağmen , tesbihat ve zikriyata riayet etmemiz bizi
Halifeleştirir..Sadece ''bu konuya sonra birdaha bakalım'' deriz ve ara veririz..Buna SEBT-
SEBETE denilir..Bu ara esnasında bu iki özelliğimizi koruyamazsak yani birbirimize hakaret
edersek , başkalarına kötülersek , bu durumda SEBT`te haddi aşmış oluruz (4/154) ve
halifeliğimiz ortadan kalkar..!
MÜŞRİK ; şirk koşan kişi değildir , ŞİRKİ iyi kullanamayan kişidir demiştik..Yani ya tesbihatta
yada zikriyatta EKSİKLİĞİ vardır..Eğer , verdiğim ayetleri dikkatlice okuduysanız göreceksiniz
yani zikriyatta ve tesbihattaki eksikliği olması gereken eksiklik değildir..Müslüman , bu iki
kavrama sahip olmasına rağmen şirk ortadan kalkmıyorsa , bu noktada şirki ortamdan yada
konumdan kendini SEBT etmesi yani ara vermesi gerekir ''Belki daha sonra'' demelidir..
Sizde dikkatli okuyunuz vahy kendini herzaman açıklar..Ayrıca bu yazılı formatı tefekkür ve
sonrasında tedebbür edebilmek gelişi güzel düz okumayla olabilecek bir şey değildir..Ciddi
derecede samimiyet ve çaba gerekir , selim bir kalp gerektirir..
33/41 ve 42`ye dikkatli bakılsın ; Bu ayette anlatılan ve emir olarak gelen ZİKRİYAT ve
TESBİHAT 20/33 ve 34`tede geçer.
Bu iki şarta bağlı olarak Musa , Harunu işinde ŞİRK KOŞTURUR ve Allah`ta 20/36`da bu şirke
onay verir..! ŞİRK hayatın güzelliğidir..ŞİRK olmazsa hayat devam edemez..
ŞİRK ; İHTİLAF demektir demiştik..!
GECE-GÜNDÜZ , KARI-KOCA , ÖĞRETMEN-TALEBE , YAZ-KIŞ ve daha yüzlerce
hayatımızdaki örneklerde ŞİRK yerini bulur....
ZİHNİYETİMİZ...
Evrendeki tüm doğruları ve gerçekleri Kuran kabul ediyoruz. Böyle olması gerekiyor. Kuran'ı
sadece bir Kitaba sığdırmak zaten aklen ve mantıken doğru bir düşünce değildir. Elimizdeki
Kitapta da Kuran var. Ama ondan Kuranı çıkarmak özel bir çaba istiyor. Bu nedenle Rabbul
Alemin Kuran'dan sorumlu tutmuyor. SIDK'tan sorumlu tutuyor. SIDK ile Kuran içerik olarak aynı.
Sıdk elde edebil...mek için gereken tüm imkanlar HER İNSANDA EŞİT oranda var. O da vicdan.
Başka bir ifade ile İÇİMİZDEKİ RESULLER. Allah'ın kriterleri çok sağlam olmalıydı. Öyle de. Bir
şeyden sorumlu tutmak için aynı imkanı herkese vermek akıl gereği. Herkeste vicdan var. O vicdana (içteki
resullere) kulak verip verilmediğinden Allah hesap soracak. Kuran'dan değil. Ama, eğer imkan
bulabilirsek, hayatımızdaki SIDK olan manaları Kuran ilmi ile buluşturmanın yollarını da aramak gerekir.
Muhtemel itirazlar:
İtiraz 1. "Allah 43/44'de Kuran'dan sorumlu tutacağını söylüyor"
Cevap 1: Bu ayette Kuran geçmiyor. Meal şu şekilde olmalı: Gerçekten o, sen ve milletin için bir zikirdir.
Sorulacaksınız"
İtiraz 2: Kuran'a uymak emrediliyor. Resul Kuranı tebliğ etti. O neye uydu ise biz de ona uyarız"
Cevap 2: Lütfen dikkatlice 3/31'e ve benzer ayetlere bakın. Orada emredilen nedir. Resul Muhammed'in
ağzından "bana uyun" dedirtiliyor. O halde biz, buradaki "bana uyun" sözünü, KENDİ YORUMUMUZLA
Kuran'a uyun diye anlayamayız. Hani Kitaba tam uyacaktık? Değiştirme yapmayacaktık?
Hem Resuller kendine vahyedilene uyar. Biz vahyedilene değil resullere uyarız kardeş.
Sevgi ve barış ile kalın.
Resullere ittiba ile bize indirilene iman yada ittiba aynı şeyler değil. zaten 3/53 de ''rabbena
amenna bima enzelte vettebaenerresule'' denileren inzala iman ve erresule ittiba birbirinden
ayrılmıştır.İçindeki 24 adet resulden hangisine itaat edersen et allaha itaat etmiş sayılıyorsun
4/80. İşte bundan sonrası önemli: Çünkü yaptığın her itaat sana bir ENFAL yani ÖDÜL
verilmesiyle sonuçlanıyor. İşte 7/3-39/55 de bize indirildiği iddia edilen şey bu. Yani Ödüle de
uycaksın. Çünkü Ödüle de uyman içindeki resulu Keriym hale getirecek. böylece sana daha fazla iyilik
yaptırcak sana daha fazla kendisine tanımlanmış olan görevi yaptıracak..
7/3 ü dikkatli okuyn'' rabbinizden size indirilene uyun '' deniliyor. Soruyu sorun. '' bize indirilen ne?''
Hemen KURAN demeyin. Çünkü buyaette KURAN diye bir deyim geçmiyor. Ama Kuran da olabilir. Eğer
muhammede uyarsanız size bunun aracılığı ile Kuran verilir. Ama Ben Musaya uyarsam bana kuran
verilmez. Beni YAHUDİ yapacak şeylerin önüne gececek hissiyatlar 7/3 kapsamında olur..
Resulleri iyi tanımamız gerekiyor. İBRAHİYM sürekli olarak içimizde HACCı EZAN eder. 22/27.
İDRİYS ise Tedrisat melekesidir. Yani araştırma sorgulama yazma çizme. Eğer misal İDRİYse ittiba
ederseniz bu durumda sizi Mekanen aliyyene terfi ettirir. Böylece okursunuz adam olursunuz topğlum
içinde bir makama gelirsiniz helalinden bir ekmek yersiniz. Böylece RESUL olan İDRİYS hayatınızda
ENNEBİ olan İDRİYSe dönüşür yani AMEL cinsinden size istediğinizi verir. Bu burada birtmez. Bir de
toplum içinde parmakla gösterilirsiniz örnek alınırsınız insanlar da sizin gibi olmak isterler bçylece
ENNEBİ olan İDRİYS artık NEBİ cinsinden sizi insanlara tarif eder. artık siz değil MAkamınız konuşur.
Böylece en son merhalade İYSA devreye giriyor.
resul-->erresul-->Ennebi--->Nebi. İşte her bir resulun işlev mekanizması. RESUL olarak başlar NEBİ
olarak biter. İşte Bu sıramaya bu döngüye şeytanın muhtemel mudahaleleri 22/52 de anlatılır...
CÜNUP iken.....
ne kadar beklenilebilir ?
yemek yada su içilebilir mi ?
çarşıya pazara gidilebilir mi ?
kuranilminin 5/6 da zikrettiği ''ve in küntüm cunuben fettahharu'' deyiminin anlatmak istediği bilinen
manada ŞEKLİ olarak cinsel ilşki sonrası yada erkeklerde ihtilam(boşalma) sonrası cunublük değildir. Bu
deyimin anlattığı şey eğer Yaptığınız hayr içerikli bir işe ara vermek zorunda kalısanız ve bu ara bittiğinde
tekrar işimize dönmemiz ve bu dönüş esnasında dikkat ve usulu uygunluk şartlarına tekrar dikkat etmemiz
istenilir. Bir insanın cinsel ilşki sonrası temizlenme mecburiyeti kuranilminin konusu değildir. Kuran ilmi
bunu rabbilalemiyne bırakır. Yani eğer iilşki sonrası temizlendiğinde ilşki sonrası temizlenmediğin duruma
göre kendini rahat hissdiyorsan yada eldeki bilimsel veriler bu yönde ise bu durumda temizlenmen sana
farz olur. Çünkü rabbilalaemiyne teslim olmakla emrolunduk. İlşki sonrasi elbetteki beklenilir yemek yada
su içilir kuran okunur ders yapılır çarşıya pazara gidilebilir.
ileri toplumlar, gelişmiş toplumlar ancak ve ancak sağ duyu sahibi, çevreye etrafına ve kendine
duyarlı insanlar tarafından oluşturulur. Bilinçli toplum: HISSIYAT HISSIYAT HISSIYAT ......
Hissiyatla olur....Hissiya tlarını hayr ve ihsan amelleri ile kontrol edebilen, farkında yaşayan
toplumlarda denge olur, diyalog (iletişim) olur, hayr olur, hayırda devamlılık olur, anlam mana
olur, güç olur, tedrisad olur, bağlılık olur, ihtiyaçlar giderilir, birliktelik olur, kurallar doğrultusunda
herşey usulune uygun olur, hayat akışı için sistem kolay olur, özgürlük olur, iş olur, üretim ve
çalışma olur, gelir olur, hazz olur, bağlılık ve fedakarlık olur, fedekarlığın olduğu yer CENNET
CENNET CENNET olur... Cennetin inşaası sadece ve sadece bilinçli toplum ve duyarlı bireyler
tarafından tamamlanır... Uyan insanlık, uyan nerdesin Bor'un pazarı erken kurulur ve erken
kalkar, Niğde'ye gidipte başına fazladan iş alma.... Atı alıp Üsküdarı geçenlerden ol.... Bunlar
doğrultusunda toplum sosyalleşir, yeniliklere aćık olur ve gelişir... Arka plan mana topluma uzun
vadede getirisi; bilinçli toplumların yetişmesidir.. Manayı yakalmış örnek bireylerin artması yeni
nesillerin bilinçli yetişmesini hızlandırır... Manayı yakalayan toplumlarda etik kurallara hassiset
artar, zina olmaz, toplum psikolojisi pozitif olur, koyun sürüsü gibi olmaz, her konuda haklar olur,
Kitabi bilgilerin art niyetli kullanılmaması bilinçli toplumlara bağlıdır...
KABE-KABETELBEYTELHARAM
Sevgili Kuran dostları. :
Allah ŞEKİL Üzerinden MANA tarifi yapar. Bu MANA ile Vahy EVRENSELleşir ve esas olarak bu
mana tüm insanları ilgilendirir.Allah BİRİNCİL OLARAK şu anda bilinen KABE den bahsetmiyor.
KABE deyimi kuranda sadece 3 yerde geçer Buralar 5/6 ,95 ve 97 ci ayetlerdir. Biri TOPUKLAR
olarak tercüme edilirken diğeri bilinen kabe olarak tercüme edilmiş. Oysa 5/6 da KAABEYNİ
denilirken burada iki adet KABE var ve bunlar birbirleriyle yardımlaşır.
İşte bu iki yardımlaşan KABE nin biri MUHAMMED diğeri ise İBRAHİYM dir. Eğer BEYTe balılığını
ispatlayabilirsen bu BEYT artık senin i,çin ve sana özel KABEye dönüşür buna
KABETELBEYTELHARAM denilir. Bu noktadan sonra artık insanlar sana akın edeceklerdir. Yani İşinde
ADAM gibi çalış ona sımsıkı ve fedekarlıkla sarıl. Böylece o iş yani BEYT senin için KABE olur. Diğer
insanlar da '' ulan bu adam bu işi nasıl yaptı hele gidek de biz de öğrenek'' derlerse binlerce insanı kendine
çekersin İşte bu durumda KABE ye dönüşmüş BEYTin artık tüm insanların öğrenmek için bilmek için
KIYAM a kalktığı KABETELBEYTELHARAM a dönüşür
V A H Y-----K İ T A B
********K U R A N-I K E R İ Y M
-------------------------------------------
Vahiy Muhammed (as) e indirilirken. O dönemde olan olaylara
bir ışık tutmak üzere indiriliyordu. O dönem için Konjüktüreldir.
Yani o ana yada döneme yada kavime ve o anda yaşanılan bir
olay üzere indirilmiştir. Yani her ayetin birde nüzul sebebi vardır..
Bunu gözden kaçırmayalım buna da takılıp kalmayalım......
Ancak Kitapta bulunan her ayetinin içinde bir de KERİYM olan
KURAN bulunur 56/77,78,. İşte şu anda bizimde Bu KURAN Bu
Kitap ayeti, üzerinden aslında her insanın hayatında var olan bir
tür hissiyatı veya ameli tanımlaması lazım. Bunu kitabın ayetlerini
sorgulayarak kendi hayatımıza uygulamanın yollarını bulmalıyız..
Yoksa bu kitabın bize hiç bir yararı olmaz.....Hiç akletmezmisiniz..
Aklınızı kullanmazımsınız... ne kadarda az düşünüyorsunuz........
Neden sorgulamıyorsunuz....Ne dersiniz.....
Ancak VAHY eğer Kitap olarak anlaşılırsa her insanın hayatında
yer bulmaz bulamaz. Ancak KURAN olarak anlaşılırsa(Yani ayetler
kuranlaştırılırsa ve kerimleştirilirse) işte o zaman bu ayetin indiği
o dönem ve kavim de dahil olmak üzere zaman mekan kavim farkı
olmaksızın her insanın hayatında yer bulur. Mutlaka bulması lazım.
Bulmuyorsa bizde bur sorun var demektir .....
Mesele bunu arayıp bulabilmektir..
__________________________________
Çünkü KURAN hem ŞİFA dır. 17/82
Hem de tüm ihtilafları ortadan kaldırır. 27/76.
------------------------------------------------------
Böylece ayetler Kuranlaştırılırsa, Kuran gelen vahyi EVRENSEL
hale getirir ve hayatımızda uygulanabilir olursa o zaman hayatımızın
bir anlamı olur....
Ancak ''YALNIZCA KURAN '' diyen çoğu ütopyacılar ve
sloganistler işte bu farkı görememişler veya görmek istememişlerdir.....
Ancak Akletmeyenlerin üzerine Allah Pisliği boca etmişse ...
yapacak hiç bir şey yok.,,.
Selam ve dua ile......
2/61:
Musa dan istenilen şeylerin listesine bir bakalım
Bakla (bakliha),
Acur(kıssaiha)
Sarmısak(Fumiha),
Mercimek( Adesiha),
Soğan(Besaliha).
Şimdi de bunların İstenme şekline bir bakalım;
'min Bakliha ve Kıssaiha ve Fumiha ve Adesiha ve Besaliha''.
Şimdi de kastedilen EVRENSEL Manayı bulalım:
Sevgili Dostlar;
Kuran ilmi ŞEKLİ argumanlar Üzerinden ifade edlir. Ancak Kişi ŞEKİLE takılı kalırsa Kuranilmine
ulaşamaz ve bu da onun allah katında değerini düşürür. Bu ayette geçen ''mimma Tunbitulardı''
deyiminin lisani manası '' yerin bitirdiklerinden anlamındadır. Yukarıda yazılanlar da bu
kapsamdadır. Ancak bu adamlara musaya gelen vahy çeşitli teknikler üzerinden izah edilmiştir.
Musaya verilen KİTAB hangi teknikler üzerinden açıklanmışsa Muhammede verilen KİTAB ta
aynı teknikler üzerinden açıklanmıştır. İşte Bu tekniklerin TAMAMINA Elif lam ra Bunların her
ayette Şekli olarak uygulanabilirliğine -Oturtulmuşluğuna ise EL ARD denilir. ''mimma
tunbitulardı'' denilirken bu cümlenin esas manası yerin bitirdiklerinden Şeklinde değil KİTABI 7/52
ye göre açıkmalayacak olan İLMin tamamını kasteder. İşte buna Elif lam ra denilir. Nitekim 19 da
Elif lam ra dan sadece BİRİDİR.(İnneha le ihdelKüber: El küber deyiminin yazılımına dikkat ediniz
ve Elif lam ra dizilimi,ne uygun olduğunu görünüz)
Peki Bu adamlar gerçekte Musadan Ne istediler?
Sevgili Dostlar Bu isteklerin 2/61 deki yazılımına dikkat edniz Ve Yine Elif lam ra kapsamında
olan ve kitabın açıklanması için gerekli olan ''Ta Siyn Kuralı'' ile ''E KURALLARI'' nı görünüz. İşte
bu adamlara Musaya gelen KİTABIn Anlaşılması için yine musa tarafından bu kurallar
öğretiliyordu. Ancak bunlar ŞEKLİ argumanlar üzerinden Öğretiliyordu. Bu gerizekalılar da biz bu
işin İLM kısmına sabredemeyeceğiz (len nasbirenne ala taamin vahidin) Diyerek Hakikaten de
Bakla acur soğan sarmısak Mercimek istiyorlardı ve ''Mimma tunbitulardı'' deyimindeki EL ARD
deyiminin Elif lam ra dizilimli olduğunu ve bundan anlaşılacak mananın ilk etapta YERYÜZÜ
olmadığı gerçeğini rafa kaldırarak bunu Lisani mana olarak algılıyorlardı.
Musa ise HAYIRLI olanı DÜNYAlık olanla mı değiştiriyorsunuz ''etestebdilunelleziy hüve EDNA
billeziy Hüve HAYRUN'' diyordu ve onların MISIRA inmesini istiyordu. Kuraniliminde MISIR
deyimi birincil mana olarak bilinen Mısır ülkesini kastedmez. Bu deyim Kitapta 43/51,10/87,12/99
ve 12/21 de de geçer ve ALIŞVERİŞ(bilgi, para, mal ,hizmet, insan) yapılan yerler Anlamındadır.
Musaya tabi olmuş Bir insanın yada kavmin MISIRA İHBUT olması yani İNMESİ onun için
aşağılanmadır. Burada yapılacak alışveriş Musaya verilen KİTAB içindeki İlahi tekniklerin Şekil
üzerinden İfade edilmesi karşısında insanların bu teknikleri öğrenmeleri yerine Bunlara
katlanamayıp ta bizzat Şekli unsurlara sahip olmak istemeleri onları Tekrar Geldikleri yere geri
gönderilmesi ile sonuçlanır.
Beniy israil Demek HAyr içerikli olmak kaydıyla bulunduğu en son konum itibarıyla başlangıç
konumuna göre ilerleme gösteren kişi demektir. Bunlar 3 grupta incelenir .
a) Kişi bir başlar son nefesine kadar ilerler: Bunlar cennetliktir :45/16
b)Kişi bir başlar bir yerde durur daha ileri gidemez:5/24(inna hahuna KAİDUNE)
c)Kişi bir başlar ilerler daha sonra tekrar başladığı yere geri döner. İşte burada SAMİRİ etken
olur. İşte bu durumda bu kişi LAnetlenir. İşte Bu durum bu kişin tekrar MISIRA İNMESİ olarak
2/61 de yer bulur.
O halde Eyy Kul: Bil ki allah KİTABInı 7/52 ye göre bir ilm üzere açıklıyor. Ama bu açıklamayı
ŞEKLİ argumanlar üzerinden yapıyor. Sen sana anlatılmak istenilenleri anlamaya çalışacaksın
Bunun için kullanılan Şekli argumanlara Takılmayacaksın . Yoksa 2/61 rin muhatabı olursun.
Kurandan Örnekler Verelim:
1)Velhabbu Zülasfi verreyhanü:55/12: Yapraklı taneler ve güzel kokulu bitkiler.
Şekli meali manaya aldanma hemşerim: Burada KİTAB içindeki KURANı anlaman için sana bir
İLAHİ TEKNiK ten bahsediliyor. Bunu Görebiliyormusun? Selam olsun görebilene.
2)Ve halakalcanne min maricin min narin: 55/15: Cannı da yalın dumansız bir ateşten yarattı.
Şekli meali manaya aldanma hemşerim: Burada KİTAB içindeki KURANı anlaman için sana bir
İLAHİ TEKNiK ten bahsediliyor. Bunu Görebiliyormusun? Selam olsun görebilene.
3)Rabbülmeşrikeyni ve rabbülmağribeyni: 55/17: İki doğunun rabbi ve iki batının rabbidir.
Şekli meali manaya aldanma hemşerim: Burada KİTAB içindeki KURANı anlaman için sana bir
İLAHİ TEKNiK ten bahsediliyor. Bunu Görebiliyormusun? Selam olsun görebilene.
Rabbinizin bu nimetlerini nasıl yalanlarsınız?( Febieyyi alai rabbiküma Tükezziban).
Nasıl yalanlarsınız biliyormusunuz? Şekile takılı kalırsınız Bu ilimi göremezseniz 2/61 deki
konuma düşersiniz.
70/4-32/5.
arkadaşlar Kuranda geçen ardışık sayılar yani rakamlar da aslında allah tarafından düşünce ve
davranış paternleri olarak tanımlanır. Bunlara örnekler verelim. Lütfen 32/5 ile 70/4 ü ''ileyhi fiy
yevmin kane mikdarühü'' misil yazılımıyla birbirine bağlayalım 70/4 de ''hamsiyne elfe senetin''
yani 50 bin yıl deyiminden anlatılmak istenen 50 tane bin yıl değildir.32/5 tede anlatılan BİN tane
YIL değildir. Bilindiği üzere BİN rakamı bir işin eksiksiz ve tam yapılmasından dolayı yapılan bu
işten kişinin menfaatlenmesi idi. Bu menfaat sadece bu kişiyi muhatab alacaktı. Ama işin içine
HAMSİYNE yani 50 rakamı da girerse bu noktada kişi menfaatlendiği bu bilgi yada inancı yada ameli
dışarıya vuracak ve bir de bundan dolayı menfaatlenecek.Yani bize gelen ilm ya BİN SENE cinsinden
olacak yani Meşakkatle çile ile bu ilmi elde etmek için ne gerekiyorsa bunu eksiksiz ve tam yapacağız ve
bize gelen bu ilm den FERDİ olarak istifade edeceğiz yada BAşkalarına anlatıp işe birde 50 rakamını
sokup ayrıca da menfaatleneceğiz. Yani sahip olduğumuz ilm başkalarına da verdikçe bizde dahada
artacak. Şimdi bir başka ardışık rakam olan ve 37/147 de geçen ''miete elf'' yani YÜZ BİN deyimini
konuşalım. Burada anlatılan sayısal olarak yüz tane BİN değildir. YÜZ rakamı bir işin usulune uygun bir
şekilde tam ve eksiksiz yapılmasını BİN ise kişinin FERDİ olarak bundan menfaatlenmesini veriyordu. İşte
herhangi bir insan ya tek olarak yada kavim -millet olarak bu vasıfları taşıyorsa bunun değeri YÜZ BİN
dir. Sakın sayılar rakamlar sizi aldatmasın. Biliyorsunuz kadir gecesi BİN aydan hayırlıdır. Kadir gecesi
ilmin muminle buluştuğu andır. Bu mumin bu ilm den FERDİ olarak menfaatlenirse bunun değeri BİN dir.
BAşkalarına da buluşturulduğu bu ilmi anlatırsa bunun değeri HAMSİYNE ELFE yani 50 bin olur. Tabii
olarak bu son konumu BİN konumundan daha hayırlı olacaktır.
RUH
ERRUH ; Bu deyim görüldüğü üzere “elif lam ra” dizilimine uygundur.. Dolayısıyla zahir manadan
tamama yakın vazgeçilir..!
17/85`te ERRUH`un RABBİ`nin emrinde olduğu belirtilir.
Rabbi deyimi ; kişinin RABBE yada RABBÜ`den anladığıdır.
Bu ayette söz konusu Muhammed melekesi olduğu için , buradaki RABBÜ ve RABBE , ihsan
yani Allaha fedakarlık amellerinin , kafaya tam oturmuşluğu ve sürekli bir şekilde amel edilmesi
vardır..!
İşte RUH denilen şey ; kafadaki herhangi bir plan yada düşünceyi hayata aktarma isteğidir..! Eğer
hayata aktarılmışsada bunu devam ettirme isteğidir.
ERRUH karşımıza 2 şekilde çıkar ;
1) Ruhlanmış melekeler 70/4,97/4
2) Melekelenmiş ruhlar 78/38..
Ruhlanmış melekeler ; senin ihsan amellerini yapma yada yapmayı düşünme konusundaki
samimiyetini ifade eder..Bunlar 70/4`te Allaha çıkar , 97/4`te ise ÖDÜL olarak kula iner..
Bu ödül İLM`dir.. İndiği ve bu ameli yapan yada yapmayı düşünen bu kulla buluştuğu an ise Kadir
Gecesidir..
78/38`de anlatılan ise Melekelenmiş Ruh`tur ; (dikkat edin tamlamalardaki özneler yer
değiştirmiş)..
Burada Allahın dinine hizmet edememiş yani ömrü yetmemiş yada imkanı olmamış bir kulun ,
içindeki samimiyet duygusu , bir meleke olarak kabul edilip konuşturulacaktır..! Bu da TABİKİ
Savaben`i söyleyecek yani isabetli konuşacak..!
Eğer kişi bu hizmeti yapmak istemişse ama yapamamışsa , imkan bulamamışsa , Allah bu kişinin
tüm günahlarını silecek ve onu cennetine koyacaktır.
Bu kullara örnek 9/92`dekilerdir.
O halde 78/38`de anlatılan şey ; yapılamamış bir ihsan ameline ait SAMİMİYET testidir..
Allah kimin kalbine “El iymanı” yazarsa onu kendinden bir ruhla destekler 58/22..İşte bu ruh
ELİYMAN`ın yani ihsan amellerini en azından yapmayı düşünebilme samimiyetidir.
Bu ruh eğer din diyaloğunda (tebliğ,inzar,tedrisat) kullanılırsa RUHULKUDUS`e dönüşür ve “İSA
MESİH” e yani din diyaloğu melekesine yardımcı olur.
43/44`de suale çekileceğimiz şey KURAN değildir.İşte bu samimiyettir yani RUH`tur..!
RUH , ŞARK mekanına çekilmiş olan MERYEM`in karşısına çıkar.
MERYEM ; Allahı razı edecek amellerimize denilir ve amellerin en hayırlısıdır.
ŞARK ; bir insanın , bir ameli yapma yada bildiği bir şeyi söyleme noktasındaki İŞTAHI`dır. İşte
Meryemin 19/17`de ehlinden ayrılıp , şark mekanına kendini atmasının 2 anlamı vardır ;
Bunlardan biri hem coğrafi anlamda atma ve hemde Meryemin , kendi iç dünyasında atmasıdır.
Meryem ortaya konulmuş bir HAYR amelidir ancak bu hayr amelimiz yani MERYEM`imiz bizi
cennete götürmek için yeterli değildir , FEDAKARLIK ameline yani İHSAN ameline dönüşmesi
gerekir.İşte Meryemin ŞARK mekanı burasıdır..!
Meryem , FEDAKARLIK amellerini yapma noktasında İŞTAH duyar.Allah`ta onun karşısına
RUH`u çıkarır.
Meryemin , FEDEKARLIK yapma noktasındaki SAMİMİYETİ karşısına çıkarılacak bu ŞEKLİ
imkanla test edilecektir.
Özetle ; kim ki Allahı razı edecek bir ameli yapma noktasında İŞTAHLI olursa , bu kişi içindeki
MERYEM , bu kişiyi ŞARK mekanına çekmiş demektir.
Şimdi Allah bu kişinin bu işi yapma noktasında , bu kişinin karşısına ŞEKLİ imkanını yaratacaktır.
Kuranda hiç bir olay yada isim TARİH değildir.Hepsi GÜNCEL ve HAYATIMIZDA`lar.
ELKAFİRUNE : Kefere konumunun bu türü, her zaman şekli, manadan üstün tutar. Şeklin mana
ile birleşmesini, yani ”nurun itmamını” asla istemezler.
Ayrıca her anlamda şekli ön plana çıkardıkları gibi bunu allayıp pullayarak yapar ve anlatırlar.
10/2. Üstün bir hitap güçleri vardır.
Örneğin : Emsalleri arasında teknik donanımın zayıf olduğu, fakat görüntü olarak süper bir
arabayı sadece dış görüntüsü ile değerlendirir ve bunu da size öyle bir allayıp pullayarak anlatır
ki, ”farlar led, koltuk masaj yapıyor, kapılar şöyle açılıyor, her türlü konfora sahip“ gibi, insan ister istemez
o büyülü anlatıma kapılabilir, ancak bir de teknik aksama bakalım. Koruma sistemi, motor gücü,
performansı nasıl diyen manaya önem verenler bu büyülü anlatıma kapılmazlar. Veya televizyonlara çıkıp,
baygın bakışlarla peygamberi, sakalını sarığını öyle bir anlatırlarki, dinleyenleri hüngür hüngür ağlatır,
manadan uzaklaştırırlar. Veya salya sümük durmadan ağlayarak öyle bir hikaye anlatırlar ki, altı tamamen
boştur. Veya bir gömlek, bir pantolon televizyona çıkar, ellerini kollarını sallayarak, yetmezse ayaklarını
oraya buraya atarak, hop oturup, hop kalkarak, size Hz. Ali’nin menkıbelerini öyla bir anlatırlar ki, bütün
dinleyenleri hüngür hüngür ağlatırlar. Ama mana yönünde hiçbir şey yoktur.
Bunlar tamamen şekilcilcidirler. Mana ile hiç alakaları yoktur. Bu yönde şekli ön plana çıkaranlar
“kalplerinde marad olan”lardır. Hem şekli ön plana çıkarıp, hem de bunu allayıp pullayıp anlatarak, ya da
uygulayarak manayı unutturanlar, unutturmaya çalışanlar ise, “ELKAFİRUNE” lardır. 74/31.
38/44:
EVVAB - HINS - DAVUT - SÜLEYMAN -
Bir insanın bulunduğu en üst konumu (zenginliği, alimliği, makamı, nüfuzu, gücü) ya da en alt
konumu (hastalık, fakirlik, cahillik vs) sürekli bir şekilde dile getirerek kendisine bir şekilde
ayrımcılık oluşturma (zenginse hava atma, fakirse duygu sömürüsü) gayretlerine HINS denilir. Bu
38/44 de yasaklanmış ve 56/46 de Elhınselaziym adı altında bunu yapan kişiyi cehenneme
göndermiştir.
Bunları her iki konumda da yapmayan kişiye EVVAB denilir.
Lütfen 38/30 ve 38/44 ü ''nimelabdü innehu evvabün'' misil yazılım muteşabihi ile birbirine bağlayın. Bir
tarafta Davud ve Süleyman yani GÜÇ ve DENGE melekeleri yani en üst düzey konum diğer tarafta ise
HINS ı engelleyen meleke yani Eyyub vardır.
EYYUB melekesi kişide aktif tutulmazsa kişi sürekli olarak sahip olduğu konumu yaşadığı toplumda
gündeme getirir. Böylece kendine pozitif ayrımcılık yapılmasını sağlar. İşte bu tür bir yaklaşıma Allah
HINS der ve Eyyub as ma 38/44 de bunu yapma yani ''ve la tahnes'' der. Bu ayet aynı zamanda 38/30 zu da
muhatap alır. Çünkü misil yazılımlara sahiptirler.
İşte HINS yapmayan kişiye yani eyyubunu çalıştırabilen kişiye EVVAB denilir. EVVAB deyimi bir şeye
gönülden yönelme değildir. Gönülden yönelme kavramı kuranda RECAA, İNABE, VELLA deyimlerine
denk gelir Allah cümlemizi EVVAB kullarından eyliye.
33/6;
AHZAB 6`nın “en nebiyyu evla bil mu’minine min enfusihim ve ezvacuhu ummehatuhum” kısmını
açıklayalım;
Burada ki BİLMUMİNİYNE kavramına dikkat edelim. BİLMUMİNİYN kavramının çözülmesi işi
bitirecektir. Bu kavramı Kitabta taradığımızda özellikle Buruç Suresinde Ashabel Uhdud
BİLMUMİNİN`e yaptıklarını seyrediyorlar diye mealle karşılaşacağız..
BİLMUMİNİYNE(24/47,85/7), kötü bir işten kötü bir konumdan kendi imkanları ile çıkmaya
çalışan, ancak tüm samimi gayretlerine rağmen çıkamayan ve iyiyi de yine tüm samimi
gayretlerine rağmen yapamayan kişidir. Çıkmak istiyor, bu noktada fedakarlık gösteriyor fakat
gücü yetmiyor. İşte bu noktada dışarıdan herhangi bir şeyden yardım gelmesi lazım bu kişiye ve
33/6`da bunun içeriğini anlatıyor.
ENNEBİYYU kavramının başında herhangi bir tamlama yok “elif lam” takısı ile gelmiştir ve bu tür
yapılarda bahsi geçen kavramın adı var kendi yok hükmündedir.
ENNEBİ güzel bir ameldir ama 33/6 da adı var kendisi yoktur. Bu amelin içeriği de BİL
MUMİNİNE grubunu kurtaracak ameldir....
Bu ayette BİLMUMİNİYNE işin içinden çıkamadığı için ENNEBİ bunların nefislerinden evladır. Bu
BilMuminiyne kendi çabası ile işin içinden çıkamadığı için, bir başkasının böyle bir durumdan
nasıl başarı ile çıktığına bakma gereksinimi duyuyor ve yardıma ihtiyaç duyuyor. Ben bunu
yapamadım ama yapanlar nasıl yapmış ona bakalım diyecek ve böylelikle bu başarmış olanlar bu
kişinin UMMEHATUHUM`u yani çıkış noktası olacaktır.
Misal, Bursaya vali olarak atandım ama kıçımıda yırtsam, canımı dişimede taksam nizamı,
düzeni bir türlü sağlayamıyorum. Bundan sonra bana yapılacak iki şey var ya yardım edilecek ya
da alay edilecektir. Benimle alay eden kişi ASHEBEL UHDUD konumuna düşerken, çıkış noktam
olacak kişilerde benim için 33/6`da bahsedilen konumlarda olacaktır yani ENNEBİ`nin EZVAC`ı
ve UMMUHATUHUM.
O halde, samimiyetle mücadele etmene rağmen içinden çıkamayacağın durumlarda başkalarına
bak, bunlar bu işi nasıl başarmışlar, çıkmazları nasıl aşmışlar örnek al.
Sevgili Kuran dostları:
33/6 gibi tüm ayetler KİTABİ manaları itibarıyla konjüktüreldir. Yani olmuş bitmiş ve şu anda bizi
ilgilendirmez. ancak içerdiği KURANİ manalar asla konjüktürel değildir. Bu manalar Bu ayetlerin
indiği dönem ve kavim de dahil olmak üzere gerek geçmişte yaşamış ve gerekse gelecekte
yaşayacak insanların hissiyat ve yaşamlarında olumlu yönde onlara tesir eder ve yol gösterir. İşte
KURANİLMİ buna denilir.
Kitab ayetlerinin TEDEBBÜR edilmesi farzdır 38/29. TEDEBBÜR ile 56/77,78 ze göre meknun
kitab içindeki EVRENSEL olan ÖZ MANA yani KERİYM olan KURAN açığa çıkarılır. Bu manayı
elde edemeyenler maalesef kitab ayetlerinin TÜMÜNÜN şu anda hayatlarında yer bulması
gerekliliği disturuna iman edemeyecekleri için dini anlayışları sorgulanmöa yoluyla rahatça
çökertilecektir. KURANilmine dayanmayan bir din anlayışının İSLAM la alakası yoktur. İşte
DUBUR-DABİRE-TEDEBBÜR bu evrensel manaya ulaşılması için farz kılınmıştır ve bizler de
bunu yapıyoruz.
Bizlere ''DUBURCU'' diyerek alay edenlerle kıyamet gününde allahın huzurunda hesaplaşacağız
ve onların bizle alay ettiği gibi bizler de onlarla alay edeceğiz.
Kitabın her ayeti İndirildiğine O dönem için Konjüktüreldir. Yani o ana yada döneme yada kavime
ve o anda yaşanılan bir olay üzere indirilmiştir. Ancak Her KİTAB ayetinin içinde bir de KERİYM
olan KURAN bulunur 56/77,78,. İşte Bu KURAN Bu Kitab ayeti, üzerinden aslında her insanın
hayatında var olan bir tür hissiyatı veya ameli tanımlar. Böylece VAHY eğer Kitab olarak
anlaşılırsa her insanın hayatında yer bulmaz Bulamaz. Ancak KURAN olarak anlaşılırsa işte o
zaman bu ayetin indiği o dönem ve kavim de dahil olmak üzere zaman mekan kavim farkı
olmaksızın her insanın hayatında yer bulur Çünkü KURAN hem ŞİFA dır 17/82 Hem de tüm
ihtilafları ortadan kaldırır. 27/76.Böylece Kuran gelen vahyi EVRENSEL hale getirir. Başta Metin
durali gibiileri olmak üzere çoğu ütopyacılar işte bu farkı görememişler. Defalarca anlattık. Misal
olarak NİSA deyiminin KİTABi manası KADINdır. Buna bir itirazımız yok. AMa Bu deyimn
KURANi manası eğer bulunamazsa Pek çok soruya cevap verilemez. 4/34 e göre Kadın dövülür,
60/10 na göre Muhacir mumin kadınlar imtihan edilir ama muhacir mumin erkeklerin İmtihanından
bahsedilmez. Sürekli kadın boşanılır. AMa bir kadının erkeğini boşayabildiğine dair delil yoktur.
Yetim kadınlar konusunda allah 4/127 de Fetva verdiğini söyler Ama Bu fetvayı ve içeriğini
Kitapta bulamazsınz. İşte Kitabi manası itibarıyla KADIN yani NİSA deyimi İnsanı bu açmazlarla
düşürür. Defalarca anlattık onlarca örnek verdik. Ancak Akletmeyenlerin üzerine Pislik kılınmışsa
yapacak bir şey yok.,,
6/159:
..Dinlerini parça parça edip guruplara ayrılanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur. Onların
işi ancak Allah’a kalmıştır. Sonra Allah onlara yaptıklarını bildirecektir..."
___Enam Suresi / 159.ayet: Bu yukarıdaki mealdeki 'senin onlarla hiçbir işin yoktur''
cümelesindeki SEN deyimi bu ayet indiğinde Muhammedi muhatab alıyor Değilmi? Eğer cevabın
EVET ise işte bu gün de MUHAMEDİ muhatab alacak. ANcak BEŞER kısmını değil MELEKE
kısmını. ALlahın resulleri seniniçindedir YAni senin İç dünyandadır. Buna muhammed te dahildir. Onlar
senin iyilik melekelerindir. Muhammed FEDEKARLIK yani TAKVA yani CENNET melekendir. Şimdi
yukarıdaki meali çözelim.
. Hangi gup yada hizip yada fırka olursa olsun bunlar tarafından yapılacak FEDEKARLIK bunların
üstünde olacaktır Ve bunların cennete gidip gidemeyeceklerini MUHAMMED belirleyecek yani dünya
hayatında iken yaptığı fedekarlıkları belirleyecektir. Dini olarak insanlar farklı fırkalara ayrılsalar dahi
onların bu durumları cennete gitmelerine engel olamayabiliyor. ASLolan MUHAMMEDtir. Le ilahe
illallah muhammedün resullalah. selam ile.
bu yüzden farklı dini guruplara düşmanca bir tavır sergilemeyelim. Onları ve anlayışlarını da elbette
benimsemeyeceğiz. Ama bu onlara düşman olmamız gerektiği anlamına gelmez...Çünkü bunlara son anda
Muhammed melekesini çalıştırarak canlarını verme konumu nasip edilebilir. Bu makama MAKAMEN
MAHMUDEN denilir.
5/78;
Sevgili kuran dostları:
Bir insanın bulunduğu en son konum itibariyla başlangıç konumuna göre daha iyi yerlere gelme
çabası yada bu yönde beklenti içinde olması onu BENİYİSRAİL yapar. Bu kavramdan
YAHUDİLİK anlaşılmamalıdır. BENİYİSRAİL kavramı işte bu yöndeki hissiyatımızı tarif eder.
Böyle bir hissiyata sahip olmamız yada edilmemiz gayet tabiidir. Ancak bunu yaparken kendimiz
için kendimizce önemli saydığımız bir takım husletlerimize istinaden hakkı hukuku çiğneme
yoluna başvurulursa işte bu durumumuza 2/61 de ''Zalike biennehüm Kanu'' konumu denilir. Bu yola bu
hissiyatla başvurulursa bir anda diğer insanlar tepki gösterecek ve ortamın DENGESi ve DİYALOĞU
olumsuz yönde etkilenecektir. İşte DİYALOĞ ve DENGE melekelermiz olan İYSA ve DAVUD ,2/61 de
bu hissiyatımız tarafından KATLEDİLECEK yani ''yaktulunnebiyyiyne biğayrilhakkı'' konumu oluşacaktır.
Lütfen 2/61 rin son cümlesi olan '' zalike bima asav ve kanu ya'tedune'' cümlesi ile 5/78 zi bağlayınız.Ve bu
bağlantı ile yani HÜDEN ile bu iki ayeti manalandırırken birlikte düşününüz. O halde 2/61 de katledilen
ENNEBİ ler 5/78 e göre İysa ve Davuttur.
Hayattan örnekler verelim:
1) Eğer bir insan BEYAZ renkli olmasına istinaden kendisi ile aynı amaç için çalışan SİYAH renkli
insanlardan bu amaç için kendini daha fazla layık görüyorsa,
2)aynı suçu işleyen bir memur ile musteşara verilen cezalar aynı değil de musteşara musteşar olduğu için
daha az ceza veriliyorsa,
3)Senin kurumda tanıdığın olması hasabıyla herkes sıra beklerken senin işlerin sen sıra beklemeden
yapılıyorsa
işte sana sen 2/61 re göre DAVUD ve İYSA yı öldürdüğün için 5/78 e göre bu iki resulun lisanı aracılığı ile
LANETLENECEKsin.
Tabii olarak bunun cezası da sana ulaşacak ya yaşam DENGEN bozulaccak yada senin için Çok önemli
olabilecek bir ortamda Derdini anlatamayacaksın. Böylece rezil edileceksin.
O halde Eyy kul:
Kendinde bulunan ve kendince önemli saydığın husletlerine istinaden bunları kullanarak kimsenin önüne
haksızlıkla geçme yada Meşru olarak seni geçen insanları ''benim gibi birini bu tür insanlar nasıl geçebilir?''
deme. Yoksa DAVUD ve İYSA yı KATLedersin Onlar da seni lanetlerler.
İşte bu lanetin ayrıntılarıt 3/112 de konu edilir. Lütfen 3/112 nun son 3 satırını 2/61 rin son 3 satırı ile
birleştiriniz. İşte 3/112 de bu tür insanlara uygulanacak olan ZİLLET ve GAZAB ayrıntılı olaraak zikredilir
HİCRET
*** E L M U H A C İ R İ Y N
------------------------------------
HİCRET : Öncelikle bu kavramın MENASİK türü bir ibadet
yada konum dur:
Bu kurallara uyan ve HİCRET kavramı içerikli sadece 2 adet ayet
vardır. Bunlar 73/10 ve 38/17 dir.
HİCRET denilen kavram: sana, elindekinden daha iyi bir üst delil,
konu yâda konum geldiğinde veya sana sunulduğunda elindekinden
vazgeçip kendini bu yeniliğe terfi ettirmen dir.
Muhammed (as) ortaya çıkıncaya kadar zaten insanlar bunu MANA
aleminde yapıyordu. Ancak Muhammed (as) ortaya çıkınca BU MANA,
ŞEKLİ kısmı ile de birleştirildi veya dönüştürüldü. Böylece hicret şekil
ve mana olarak Muhammed (as) tarafından yaşandı ve bize de örnek
oldu....
HİCRET 2 kısımdan oluşur:
1) Karyeden ihraç (7/88)
2) Diyardan İhraç (22/40)
1-KARYEDEN İHAC:, ŞEKLİ olarak yaşadığın bölgeyi TAMAMEN
terk etmendir. MANA olarak ise savunduğun bir fikir yada dinden
TAMAMEN dönmendir.
ÖRNEK: Bunun Her ikisinin AYNI ANDA gerçekleşmesine örnek ise
Muhammed (as)ın Mekke den Medine’ye HİCRET'i örnek gösterilebilir.
2-DİYARDAN İHRAC: ŞEKLİ olarak yaşadığın bölgeyi KISMEN
terk etmendir. MANA olarak ise savunduğun bir fikir yada dini veya
dini hükümlerden KISMEN Vazgeç mendir.
ÖRNEK:Buna da ashabı kehfin mağaraya sığınması örnek gösterilebilir.
Bu iki tür hicreti yapanlara EL MUHACİRİYN denilir ve kişi eğer
cennete gitmek istiyorsa HİCRET bu kişiye FARZ dır. Yapmazsa cennete
gidemez...
DİKKAT:
Dostlar biz, bize daha iyisi gelene kadar din anlayışımızı değiştiremeyiz.
Ancak daha iyisi geldiğinde bu anlayışımızı ya KISMEN yada TAMAMEN
değiştirmeliyiz. Değiştirmek zorundayız. İşte HİCRET budur.
Bu yapılamazsa kişi Kuran’da anlatılan El muhaciriyn unvanını elde
edemez. Fedakarlığa dayalı bir hayat sistemini benimsememiş olur...
EĞER ŞARTLAR OLUŞURSA bu kişi kendisine gelen üst bir bilgiyi
kabul etme veya iman etme uğruna ya kısmen yada tamamen yaşadığı
yeri de, bulunduğu konumu da, benimsediği dinini de veya Bilgiyi de
terk etmelidir. Burada da HİCRETin ŞEKLİ ayağı gerçekleşmiş olacaktır.
Hicret de dâhil olmak üzere Tüm menasik türü ibadetlerde özellikle de
SALÂT ve HACC menasiklerini MANA aleminde yapabilen kişi eğer
şartlar oluştuğunda ŞEKLİ kısımları da yapmazsa bu kişide Muhammed
(as) uymuyor demektir ve bu kişi için NUR İTMAM olmaz ve bu kişi
Cennete gidemez.....
Özellikle dostlarım MENASİK lerin en kuvvetlisi ve en önemlisi olan
SALÂT ın şekli kısmının yerine getirilmesi çok çok önemlidir..Bu
konun özüdür ve ispatıdır...SALAT ın ve diğer menasiklerin şekli
olarak ta yerine getirilmesi FARZ dır.
Bu vesile ile tüm dostlarımın hicreti mübarek olsun......................
Selam ve dua ile.....
10/62:
EVLİAYALLAH yani ''ALLAHIN VELİ KULLARI'' KİMLERDİR? ÖZELLİKLERİ NEDİR? BUNLAR
NASIL ANLAŞILIR? EVLİYALLAH NASIL OLUNUR? BU MAKAMIN ÖNEMİ NEDİR?
10/62 deki allahın veli kulları ani EVLİYAALLAHİ allah yolunda mallarıyla canlarıyla mucadele
eden muslumanlara denilir. Bu muslumanlara bu mucadeleleri boyunca EL MUMİNİYN ünvanı ve
makamı verilir. EL MUMİNİYN makamının tanımını rahatlıkla anlayacağınız ayet 9/111 dir. Eğer
bu musluman hayatı boyunca bu hizmeti kendisine şiar edinirse Bu durumda 9/72 ye göre cenneti
hakkeder. Çünkü artık Evliayallahi olmuştur. Şimdi lütfen 9/72 nin son cümlesi olan ''zalike
hüvelfevzülazıym''Cümlesinin kuranda başka nerelerde kullanıldığını ve kimlere denk geldiğine şahit
olunuz. İlk etapta bu deyimin 10/64 de yer edindiğine şahit olunuz. O halde EVLİYAALLAH olunmak
isteniliyorsa
1) Önce 9/111 rin gereği yapılacak ve El muminiyn makamı elde edilecek .
2)9/111 rin gereği sürekli yapılacak ve kişi 9/72 ye göre kişi Cennetle buluşacak ve böylece evliyallah
konumu elde edilecek..
Bu konumun kapıları tüm muslumanlara açıktır ve kiimsenin de tekelinde değildirve Tüm Muslumanlar Bu
Konum için var gücüyle çalışmalıdır. Çünkü CENNETE ancak EVLİYAULLAH dahil edilecektir
Peki Bizler karşımızdakinin EVLİAYALLAH olduğunu nasıl anlayacağız?. Evliyaullah konumunda
olanlar allah tarafından 9/111 re göre olan hizmetlerinden dolayı ilk etapta İLM ile ödüllendirilirler. İşte
biz de bunlarda böylesi bir ilm var mı yok mu ona bakacağız. Yani Kuvvetli sorular sorup mantıklı ve
evrensel cevaplar bekliyeceğiz. Eğer bu cevaplar gelirse işte bu durum bu EVLİYA nın Kerameti olacak.
Bundan sonra yapılacak iş Bu evliya ile birlikte olmak (9/119) allah yolunda BİRLİKTE mucadele etmek
ve tıpkı onun gibi EvliyaUllah olmak olacaktır.
FEDAKARLIĞIN SONUCUNDA:
----------------------------------------
1-ELMUMİNUN
2-ELMUNAFİKUNE
3-KALPLERİNDE ZEYG OLANLAR
_________________________________
ÜÇ İNSAN TİPİ ORTAYA ÇIKAR.................
------------------------------------------------------
****Söz konusu fedakarlık olunca insanlar üçe ayrılır;
1) Fitnenin zirvesi olan Savaşa, hicrete veya her türlü fedakârlığa
gelir ve o fedakarlığı yerine getirirler. Bunlar hem ilmi de kazanırlar.
İlmin Yanında Elmüminin konumlarına Elmüminun ünvanını eklerler.
2) Bazen de Hiçbir şekilde fedakârlığa gelmeyen insanlar vardır.
Bu konuda her türlü bahaneyi uydururlar ve ELMÜNAFİKUNE
damgası yerler.
Bunlar Muhammed’e “biz senin NE olduğunu biliyoruz” diyorlar.
Yani fedakârlık amelini biliyor ancak kaçıyorlar 33/11-12.
Bunların Kalplerinde MARAD vardır.
3) Bazı insanlar orta yolu tutan ELMÜNAFİKUNE damgası yememek
için savaşa giden fakat savaşmayan, ortamda bulunarak pay almak
isteyen insanlardır. Bunlarda kalplerinde ZEYG olanlardır.
3/7`de bize anlatılan şudur; “ilim almak isteyen, aslanlar gibi meydana
çıkar, fedakârlığın gereğini yerine getirir” bunu yapanlara ilim gelir.
Bu fedakârlık olmadan ilim olmaz demektir, dolayısı ile 3/7 anlaşılmadan
da KİTAP anlaşılmaz!
Bazı kişisel ya da çevresel sebeplerle oluşan fedakârlık ortamını
değerlendiremeyen kişilerin içinde bulunduğu duruma ise
"eyyamin uhara" denir 2/185. Kişi bundan sonraki ilk fedakârlık fırsatını
değerlendirmeyi hedefler.
Kalbinde Zeyğ olanların hem kendi iç dünyalarında hem de dış dünyada
mantıklı konuşmalar yaparak başkalarının da kafalarını karıştırdıklarını
görüyor ve şahit oluyoruz.
SONUÇ OLARAK:
-----------------------
3/7`deki Kalplerdeki Zeyğ'in özelliklerini 2/246`da ve 2/249`dada görüyoruz.
2/246`da Nebi; "Eğer kıtal size yazılırda, siz ya isyan ederseniz?" diyor.
"Bize ne oluyor da yurtlarımızdan ve oğullarımızdan olduğumuz halde
savaşmayalım" deyip birde Melik istiyorlar! Gerçekte savaşmaktan kaçıyorlar.
NEDEN?
Çünkü mantıklı sebepleri var, istedikleri Melik gelmedi. Oysaki Melik gelse bile
savaşmayıp başka bahaneler bulacaklardı. Bir nevi "cehade" işte. Melik'e ne hacet
vardı ki; Allah Rasulu onlara yetmedi mi?
İşte bu mükemmellik burada anlatıldığı kadar kolay elde edilmiyor,
birkaç saatte yazılıp 10 dk`da okunmanın ötesinde "Ramazan Senelerini"
içeriyor. Fedakârca emek verip, Kitaptan Kuran elde ederek bize ulaştıranlardan
Allah razı olsun. Rabbim bize de nasip etsin!
Selam ve dua ile......
24/60;
arkadaşlar 24/60 ı açalım: bu ayette anlatılan şey ihtiyar olmuş ve cinsel çekiciliğini kaybetmiş
kadınların nasıl giyinmeleri gerektiği değildir. Eğer yapılan bir İŞ yani NİSA o anda seni
ilgilendirmemesine rağmen bilgi edinme amacıyla tarafından sorgulanır yada bu amaçla
gözlemlenirse bu duruma ''velkavaidu minennisailletiy la yercune nikahan'' denilir. Bir şeyi MANA
olarak sorgulama kontrol etme yada teftiş ederek emin olma kafanda OTURTMA yoluna KUUD
-ELKAİDUNE denilir. Eğer bu durum SAMİMİ olarak yapılırsa bunu yapan kişi 4/95 in muhatabı olurken
(elkaidune minelmuminiyn) İşi namussuzluğa dökerek yapanlar ise 4/81 ve 83. cü ayetlerin muhatabı
olurlar(elmuhallifune bimakdihim-fa'kudu maalhalefiyn) . Bu durumda ilgili İŞ yani NİSA ile ve senin
bunu sorgulama ile yaptığın İŞ yani NİSA ya bu ayette bir takım sorumluluklar yüklenir. Bunlar: a)
sorgulamalarını ilgi alanına girdiği için değil BİLGİ alanına girdiği için yapmalı ve karşıda da bu yönde bir
hissiyat uyandırmalısın. Böylece ilgilindiğin İŞ sana kendisini sadece yüzeysel olarak taktim edecek ve
muhteviyatını sana açmayacaktır. Bu durum karşılıklıdır. Sen de bu işe karşı yüzeysel olarak soru
soracaksın ve kendi muhteviyatını da bu işe karşı açmayacaksın. Misal: berbere gittin traş oluyorsun.
Berber sana ''abi nerelisin ne iş yapıyorsun ?'' diye soracak. Sen de ''bursalıyım esnafım'' dediğinde Berber
sana ''nerde esnafsın ne satıyorsun nekadar kazanıyorsun annen nasıl baban ne iş yapıyor evin varmı kızın
varmı damadın varmı vs. vs. '' şekilinde soru yağmuruna tutarsa işte 24/60 ın muhatabı olur. Yada o sana
sormadan sen bu kadar gereksiz detaya girersen bu kez sen 24/60 ın muhatabı olursun.
Eğer bunu her ikiniz de birbirinize karşı yapmazsanız ve birbirinizi alaya alacak küçük düşürecek soru
yada cevaplardan kaçınırsanız yani TEBERREC yapmazsanız ve verilen basit bir cevapla yetinirseniz işte
sizin bu konumunuza ''feleyse aleyhinne cünahün en yed'ane siyabehünne gayre muteberricatin bi ziynetin''
denilir. 24/60. Özetle insanlar yada olaylar hakkında ya seni ilgilendirmeyen şeylere burnunu sokma ki bu
durum da 24/60 da ''en yestafifne hayrün lehünne'' olarak ifade ediliyor, YADA ancak seni ilgilendirecek
kadar İŞ yada NİSA ile ilgilen GEREKSİZ DETAYLAR verme yada İSTEME..
Sevgili arkadaşlar İnsanların yaşlı olsun genç olsun kadın olsu erkek olsun nasıl giyineceği bu insanların
yaşadığı çevreye bırakılmıştır . Allah bu konuya sadece a) hinneleş ,hünneleşme b)hinneleştir
hünneleştirme şeklinde mudahale eder. Bunları da 24/31 de açıklamıştık.
4/24;
Arkadaşlar 4/24 ü işleyelim: buayete '' kocalı kadınlarla evlenmeniz size haram kılındı ancak
cariyeleriniz mustesna '' şeklinde saçma bir mana yüklenmiştir: bu ayetteki Velmuhsanatü
minennisai'' deyimindeki el muhsanatü deyiminin Elif lam mim sad dizilimine sahip olduğunu
görünüz..
Bu deyim genele ÖZGÜR KADINLAR yada KOCALI KADINLAR diye tercüme edilir. Oysa esas
mana: Bir insanın bir işi yaparken yada bir sözü söylerken bunu bütün sorumluluğunu üzerine
alabilecek yetisine sahip olmuşluğunu verir. Eğer bu NİSA yani İŞLE alakalı olursa işte bu durum 4/24 de
Velmuhsanatü minennnisai Şeklinde yer bulur.
Arkadaşlar eğer bu sorumluluk kişinin en iyi olduğu yada kendsine en fazla güvendiği bir alanda olursa bu
durumda bu kişinin konumu ''Velmuhsanatü minennisai illa ma meleket eymanüküm kitaballahi aleyküm
''Şeklinde yer bulur. Eğer yapılan iş yani NİSA ,MİNENNİSAİ şeklinde olursa bu durumda bu işten kişi
menfaatler elde ediyor demektir ve bu menfaatler bu işi yapana bir ÖZGÜVEN vermişse 4/24 de bu
özgüvene istinaden bu kişinin ''ulan bu işte başarılı olduysam şu işte de başarılı olabilirim'' şeklindeki
güdülenmesi nedeniyle başka işlerle de iştikal etmesinin allah tarafından teşvik edilmesi anlatılır.
Burada anlatılan KİTABALLAHİ deyimi senin bu işte başarılı olduğunu ,özgüvene sahip olduğunu ve
bunun da herkes tarafından artık bilindiğini ifade eder. YAni : bir işte başarılı olduğunda bu başarı seni
başka işleri yapman noktasın da GÜDÜleyecek seni gaza getirecektir. İşte allah burada bunu bize anlatıyor.
Buna göre takip edilcek strateji şöyledir:
1) mumkün mertebe hiç kimsenin yapmadığı kimsenin aklına gelmeyen BAKİR bir iş yada saha bul. Buna
'' muhsiniyne gayre musafihiyne'' denilir. Yani burada İŞ sağlamdır ancak ortalık olmamıştır. Yani bu yeni
bir alandır
2) bu konuda mallarınla fizibilite çalışması yap ve bu çalışmayı METAlandır(femestemtaatüm bihi). Eğer
bu çaılşmadan menfaat elde etmeye başlarsan bu durumda bvu alan daha çok zaman ve para ayır. Çünkü
artık bu senin üzerine farz olur. Bu konum yine 4/24 de ' ve uhille leküm ma verae zaliküm en tebteğu
biemvaliküm mushsiniyne gayre musafihiyne femestemta'tüm bihi minhünne featihünne ucruhünne
feriydaten '' şekline yerini alır.
Eğer elde ettiğin kazanç ile yapmış olduğun yatırm birbirinden razı olursa bu konuda ortaya çıkacak olan
yeni yükümlülükler yada farziyetleri yerine getirmede(bir kaç işçi daha alman gerekir, bir mudür bul biraz
daha makina al vs.) herhangi bir günah olmaz. Sevgili arkadaşlar : görüldüğü üzere bu ayet evli kadınların
yada özgür kadınların yada cariyelerin nikahlanması yada nikahlanmamasından bahsetmiyor. Yaptığı
işlerde başarılı olan insanların başarısının bu insanlara başka iş yada alanlarda da aynı başarıyı elde etmesi
için bir motivasyon sağlayacağından bahsediyor.
MERYEM: 19/22-25.
:arkadaşlar 19/23 kapsamında MERYEMin hurma ağacının altına sığınmasının ve bunu
sallıyarak kendisine hurma düşürmesini kaflaştıralım(güncelleyelim). Arkadaşlar kuranda özellikle
2 adet meyve ismi bizim için önemlidir. Bunlar EN'AB yani ÜZÜM ve ENNAHİL yani HURMA dır.
Hurma bir işin ASGARİSİNİ verirken EN'AB yani üzüm bolluğu verir. YANi bir iş yaparsın
sermayeyi ancak kurtarır yada az gelir elde edersin ''aman az olsun başım kulağım rahat olsun
''dersin ya, işte bu HURMA dır. ÜZÜM ise bunun daha ötesidir Yani fazladan gelir etmektir.AMA
bu seni yorar Lütfen bu iki deyimin (üzüm+hurma)kullanıldığı 18/32 ve 16/67 ye gidiniz.
Arkadaşlar insanlar HURMA ile yetinmeyerek ÜZÜM de isteyebilir ve bunun için çaba
gösterebilirler. Çoğu kez üzümü de bulabilir ve mutlu olabilirler Ancak çoğu kez üzümü elde etmiş
olması ona pahalıya patlar onu çok yorar. Nitekim bazı dersanelerde çalışan bir kısım
öğretmenler devletteki öğretmenlerden fazla kazanmalarına rağmen(ÜZÜM) daha az maaş
alacaklarını bilmelerine rağmen (HURMA) devlet memuru olmak için sınava giriyorlar. Neden?
''az olsun başım kulağım rahat olsun'' zihniyetiyle hareket ettikleri için bu yolu seçiyorlar. İşte
arkadaşlar bir insanın da allah yolunda allahın sevdiği kul olma sürecinde kendisinden istenilenin
çok çok üstünde bir efor sarfetmesine de ÜZÜM, ancak sadece gereği kadar efor sarfetmesine
ise HURMA denilir. Gereğinin üstünde efor sarfetmesi için kişide olması gereken İŞTAH yada bu
iştahın kişiyi getirdiği konuma ''MEKANEN ŞARKIYYEN'' denilir. 19/16. Arkadaşlar EŞŞARK (elif
lam ra) deyimi kuranda DOĞU anlamında değildir. Bir insanın bir işi yapma noktasındaki
İŞTAHINA EŞŞARK denilir. Nitekim firavun israiloğullarının peşine işte bu İŞTAHla düşmüştür.
26/60. Yani bir yakalasa ....... Buna ''feetbehüm muşrikıyn(ŞARK)'' denilmiştir. Misal bizden
istenilen 5 vakit namazdır. Bunu adamakıllı yap sana yeter. Ama sen allaha onun istediği bir kul
olma noktasında öyle bir yanıyorsun ki bu 5 vakit sana yetmez. Sen günde 10 vakit namaz
kılarsın . Böyle olunca da içindeki meryem hem kendisini ve hemde içinde olduğu kişiyi yani seni
MEKANEN ŞARKIYYEN e atar.19/16. İşte bu senin ÜZÜMü yakaladığını gösterir. Ancak
insanoğluna zamanla bu ÜZÜM ağır gelir ve tekrar HURMA konumuna doğru bir teveccüh
gösterir. İşte buna da MEKANEN KASIYYEN yani UZAK MEKAN denilir. 19/22. Buradaki
mekanın uzaklığı kişinin ilk baştaki iştahlı durumuna yada konumuna karşı uzaklığıdır. Yani
ÜZÜM den HURMA ya dönüş yapmıştır. YANİ NORMALE dönüş yapmıştır. Ancak bu durum bu
kişiye allaha daha güzel kul olma sürecinde ağır gelebilir ve kişi burada pişmanlık duyabilir. Bu
duruma ''feecaehelmihadü'' denilir .19/23. Aslında duymaması gerekir. İşte bu durum için
pişmanlık duyulmaması yönünde bize telkinde bulunan melekelere HURMANIN DALLARI yani
CIZ'INNAHLATİ denilir. Biliyorsunuz ki MERYEM melekesi allahın razı olduğu amelleri bize
yaptıran melekemizdir. Bizim bu konuda ŞEVKLİ ,İŞTAHLI olduğumuz zaman MERYEMin bize
sağladığı konuma MEKANEN ŞARKIYYEN denilir. YAni herkes allaha 5 birimlik ibadet ediyorken
sen MEKANEN ŞARKIYYEN konumunda 500 birimlik ibadet edersin. Ama bu durumun uzun
sürmez. Eğer tekrar sen de NORMAL olan 5 birime dönersen Bu durumda içindeki meryem seni
yani kendisini MEKANEN KASIYYENe atar. Burada kişi içindeki meryemle birlikte pişmanlık
duyar.İşte bu pişmanlık Hurmanın dalları tarafından TESKİN edilmeye çalışılır: Meryem artık
HURMA dallarına sığınacaktır: Bakınız hayatttan Bir örnek verelim: bir fakir var. Herkes ona 100
lira veriyor. Sen ise yardım etme konusunda o kadar iştahlısın ki (mekanen ŞARKIYYEN) 10000
lira veriyorsun. Ancak zaman için de bu denli yüklü bir meblağı kaldıramaz oldun Dolayısıyla sen
de 100 lira vermeye başladın. İşte buna HURMAya DÖNÜŞ denilir ve şimdiki konumun ise
MEKANEN KASIYYEN dir. Ama pişman oldun ve diğer insanlardan utanıyorsun. Ve bundan
dolayı da Keşke NESHEN MENSİYYEN (19/22) olsaydım dersin . Bunun anlamı ''unutulsaydım''
değildir. Kuranda NESİY deyimi bir şeyi bilinçli olarak TAM yapmamak yada vermemektir.
Örneğin bildiğin herşeyi karşı tarafa TAM olarak hemen vemezsin kaldıramayacağından
korkarsın. Hastnadeki hastalara sreum damla damla verilir değilmi? İŞTE ARKADAŞLAR bu
NESİY dir.. İşteilk başta bol keseden veren meryem zaman içinde bu kadarını artık daha fazla
veremeyeceğini anlayınca ''keşke bu işi neshen mensiyyen şeklinde yapsaydım'' der.İşte bu
konumda SIĞINDIĞIN YER: hurmanın dallarıdır. MERYEMİMİZİN hurmanın dallarına sığınması
ile ilgili ayet TARİH değildir. Yaşamımızın içindedir ve mana olarak Kıyamete kadar baki
kalacaktır. Arkadaşlar 19/24 de meryeme seslenenler MELEKLER değildir. Meryemin ÜZÜM
konumundaki davranışlarından hasıl olan ARTI SEVABLARININ meryeme olan telkinleridir. Ona
hurma dalları ile birleşerek artık hüzne kapılmamasını söyler. Artık yeni konumu olan HURMA nın
dallarının onda SUKUT oluşturması(tusakit aleyye:19/24) ve böylece ona kazandıracağı
sevablara (rutaben ceniyyen) 19/26 daki gibi muamele etmesi istenilecektir
Kuranın bahsettiği GEÇMİŞ ve GELECEK ilgikli ayetler mevcut yani bilinen anlamlarına EK
olarak Günümüzü de ilgilendiren ve hayatımızda yer bulabilen MANAlarla da donatılmışlardır. Bu
iki mananın bu ayetler indirildiğinde birlikte yani EŞGÜDÜMLÜ çalıştırılmasına MESANİYE
(39/23) ,Bu iki manadan günümüze bizi ilgilendiren kısmına ise İADE yani IYD yani BAYRAM
denilir. Her kim ki herhangi bir ayetin manasını DOĞRU OLARAK günümüze de entegre
olabilecek şekilde TEVİlendirebilirse işte bu konum onun İYD dıdır yani BAYRAMIdır. 5/114. Bu
iki mananın da doğru bir şekilde ortaya konmasına MAİDE yani sofra denilir..
17/110:
Ve la techer Bisalatike Ve la tuhafit biha;
Bu ayet direkt olarak muhammedi muhatab aldığı için muhammedin salatını dikkate alır. Her bir resulun
kendi melekesel özelliği aynı zamanda bu resulun kendi kavmi içindeki kıyam e tmek zorunda olduğu
salatıdır. Muhammed insanları rabbilalemiyn adına bencillkiten uzak tutmaya fedekar olmaya çağırır.
Böylece İnsanlar paylaşımcı olurlar ve insanlara hem dünyada hem ahirette cennetlerin kapıları açılır. İşte
bunu yaparken kişinin işi reklam ve gösterişe dökmemesi ancak yine de yaptuığı işe EzVAC çekebilmesi
için de yatığı işi seslendirmesi gerekir. Kuranda muhammedi muhatab alan salat ayetleri misal 11/114,
17/78 , 20/130 gibi ayetlerde muhammedin melekesel özelliğininin uygun yapılımı esas alınır yoksa bilinen
şekli 5 vakit namaz esas alınmaz. ancak işin içine bu şekli kısmı da
Direkt olarak muhammedi muhatab alan ayetler her dönemde ve çağda yine muhammedi muhatab alır.
Muhammedin salatı Fedekarlık amellerinin usulune uygunlunu esas alır. Bu usule uygunluğu denetleyen 2
ayet vardır ki bunlar 24/31 ve 2/178 dir. Özellikle 24/31 son derece önemlidir
Kuran her zaman muhammede indirilir. Milyon sene de bu böyleydi Bugün de böyle milyon sene sonra da
böyle olacak. Yaptığın İşe İBRAHİYM vasıtasıyla Sımsıkı BAĞLAN. Bir de buna FEDEKARLığı ekle.
Böyle olunca bu işin bilinmezleri ve görünmezleri yani ÖRTÜSÜNEBÜRÜNEN kısımları Yani EL
MUZZEMMİYL ve EL MUDDESİYR kısımları örtülerinden sıyrılır ve senin için aşikar hale getirilir. Bu
Kuranı anlamak için de böyledir. ÇABA olmadan ÖZ MANAya ulaşamazsın. Bu yazdıklarımın SIDK
cinsinden ifadesi zaten tarihler boyunca dile getirilmiş: Çalışmanın kölesi olmadan bilginin efendsi
olmazsın dediğimizde İşte İBRAHİYM ve MUHAMMED ikilisinden bahsedilir.
İBrahiym Kendisi aracılığı ile bie işe başlayan birini gördüğünde hemen 2/129 daki Duayı yapar: Bu
duanın misil yazılımı 2/151 de yer bulur. Burada Resul İRSAL yoluyla aktifleşir 2/129 da ise resul BEASE
yoluyla aktifleşir. İbrahiym aracılığı ile işini sağlam yapanlara en azından ismail verilir. Yani kişi işinde
yeni teknikler geliştirir.
El muzzemmiyl ve El mudesiyr deyimleri İşini sağlam ve fedekarca yapan adamlar için bu işin sırlarının
aşikar olması amacıyla bu işe bu kişi için RABBİLALAEMİYN tarafından verilen bir EMİR dir. Bu
şekildeki mana EVRENSELdir. İT GİBİ ÇALIŞACAKSIN ve işi ÇÖZECEKSİN.
El muzzemmiyl ve El mudesiyr deyimleri ne reşad halifeye ne bana nu sana ne herhangi bir insana ne de
muhammede gider.Bunlar ŞEKİLe tapıyorlar. yaptığın yada yapacağın işteki bilinmezlere görünmezlere
gider.İşine odaklan sımskı bağlan. Kendini içindeki İBRAHİYMe teslim et. yan gelip yatma. Bırak
İbrahiym seni yönetsin. sana sırayla ismail ishak ve yakub verilecektir. Bir de bunlara muhammedi ekle.
Böylece o iş ile ilgli gizli saklı hiç bir şey kalmaz.
İşte rabbilalaemiyn eğer sen ona ait reslulleri Bease ve iRSAL edersen o da üzerinde bulunduğun iş yada
görev içindeki gizli kalmış örtisüne bürünmüş kısımlara EMİR Vereiyor. Bu adam için aşikar hale gelin
diyor. Böylece insan keriymleşiyor teknoloji gelişiyor. Bunlar EMEK ile oluyor.İşte rabbilalaemiyn
böylece senin hep iyiliğini istiyor senin kendini çevreni güzelleştirmeni istiyor. rabbiaialemiyn El
muddesiyr ve El muzzemmiyl deyimleri ile REŞAD HALİFEYi kastedmiyor. Böyle anlayan hakikaten
Geri zekalımıymış.
kitapta 3 yerde isra 107 ve 109 ve yasin 8'de geçen ezkan kavramı türkçeye çene olarak tercüme
edilir , bunun dubur anlamı nedir?
EL EZKAN deyimi ''çene'' demektir. ANcak Dubur mana sı ''KAPA ÇENENİ'' deyiminde olduğu
gibi bir insanın artık daha bir şey söyleyemeyecek hale gelmesidir. Bu İYİ yönde olursa 17/107 ,
108 de Kötü yönde olursa 36/8 de ifade edilir..
12/47,48 ve 49 ;
Bir insan Senin işini yaparken , hakikaten elinden geleni yapıyorsa ve sende buna şahitsen ama
sonuç senin istediğin gibi olmazsa yada hiç olmazsa , bu durumda senin işini yapan bu adama
ücretini tam ödemelisin.
Yada sen , birinin işini tam olarak yaptın ama o sana ücretini tam ödeyemezse , ücretinin
ödenemeyen kısmını bağışlamalısın..
İşte buna TASADDUK , bunu yapan kişiye ise EL MUTESADDIKIYN denilir 12/88..
Bu ayeti dikkatle okuyun.
Karşı taraf gerekli olan şartları yerine getirememesine rağmen Yusuf erzak ölçeğini TAM
verdi..Allah , tasadduk deyimine birde 63/10`da dikkatimizi çeker.
Bir doktor düşünün ; babanızı kurtarmak için elinden geleni yaptı ama babanız öldü. Doktora
saldırmayınız ona en azından teşekkür ediniz.
Doktorsunuz , hastanızı iyileştirdiniz ama karşı tarafın parası çıkışmadı , verebildikleri kadarını
alın , gerisini bağışlayın.
Burayı anladıysanız eğer , şimdi 12/47`yi deşifre edebiliriz ;
Ayette geçen ZEREE yani ekmek dikmek yani ziraat etmek deyiminden kasıt , bu anlamına
istinaden bu ayette ; iyilik , musamaha , merhamet , ekmek , dikmek anlamını verir..
SEB'A yani 7 deyimi ; davranış yada hizmet yada fiiliyatların birbirine dönüşümünü verir.
Mesela sinirliyken sakinleşmek yada güler yüzlü hale gelmenin sayısal değeri 7`dir.
SİNİYNE yani seneler deyimi ; zorluk ve meşakkatli bir yaşam tarzını yada yaşanılan o anı verir..
Buraya kadar toparlayalım ; Burada siz bir iş yapıyorsunuz , para kazanıyorsunuz yada ürün
toplayacaksınız..Tabi bu iş meşakkatli , ekmek aslanın ağzında..
Emeğinizi paraya yada ürüne çeviriyorsunuz (7 rakamı)..
Yediğinizden yada kullanacağınızdan yada hakkınız olandan azını , ürününüzü yada ücretinizi
hasad ettiğinizde , hasad edemediğiniz (ayette geçen ''fema hasadtüm'' deyimi bu iki
tanımlamayıda anlam olarak karşılar) yani tahsil edemediğiniz başakta-kişide bırakın..
(Böyle olunca başak yada kişi şeklende boynunu eğer..Özellikle kişi açısından düşünürseniz size
mahçub olmuştur..)
İŞTE buradaki başak ; size borcunu yani hakkınızı yani ücretinizi tam olarak ödeyemeyen
muhatabınızdır..!
Burada bu adama ücretinin geri kalanını ödeyemediği için yüklenme , alacağını HELAL ET
gitsin..Böylelikle TASADDUK yaparsın..Zira Allah TASADDUK yapanları yani
ELMUTESADDIKIYN`leri mükafatlandırır 12/87..
Bu mükafatın insan hayatında nasıl tecelli edeceğine 12/48,49 muteşabihlerinde deyineceğiz.
Yusuf , hükümdarın rüyasını tabir etmiyor , ortada bilindik manada rüya falan yok.
Yusuf melikin HASTALIĞINI tedavi ediyor , bu melikte içimizde yaşıyor.
Bu melikin hastalığının ismi TASADDUK EDEMEME hastalığı.
İşte Yusuf bunu tedavi edecek.Hem kendi zamanında yaşamış olan o melikin , hem kendi
içindeki AYNI CİNSTEN MELİKİN ve hemde şu anda İÇİMİZDEKİ AYNI CİNSTEN MELİKİN bu
konudaki hastalığına şifa olacak..!
ŞİMDİ burada tasaddukunuzu yaptınız , işte bunun mükafatının içeriğini 12/48,49`dadır..
12/48,49 ; Bu iki ayetinde baş kısmı misil yazılım türünden muteşabih karekterindedir ''sümme
yetiy min badi zalike''..
İşaret edilen teviller bir tarafta ''seb'un şidadun'' diye başlar diğer tarafta ''amun fiyhi'' diye
başlar..Bunlar birbirleriyle nikahlanarak , bir anlam bütünlüğü oluşturacaklar.
Sebün şidadün ; yani kuvvetli yedi deyimi , kişinin başına gelen herhangi bir bela yada musibeti
hayra çevirememe yada paçayı bir türlü kurtaramama anlamı verir.
Bu şekilde yada konumdaki insan , elindekini avcundakini bunun için harcar yani bu kuvvetli yedi
yani ''seb'un şidadün'' deyimi bu adamın elindekini yer bitirir..Onu beş parasız bırakır. Ama bir
şeyini yok edemez.Oda bir üst ayette bir insana tasadduk cinsinden yaptığı iyiliği , işte bu iyilik
onun için , MUHSAN yani koruyucudur..
''illa kaliylen mimma tuhsinune'' insanın başına ne gelirse gelsin , her türlü variyetini yok
edebilir..Ama bir insanın işini yapıp bitirdiğinde , bu insanın parası çıkışmadığında , bu insanın
vereceği kadarını alınıp diğer kısmı helal edilebiliniyorsa , işte bunu yapan kişinin yaptığı bu iyilik
yani TASADDUK onu koruyacaktır.Nasılmı ? ;
12/49 ; Bu ayette geçen AMUN deyimi tıpkı SENE-SİNİYNE deyimi gibi ''YIL'' anlamındadır..
Ancak AMUN deyimi , bolluk ve refah içinde yaşanılan zaman dilini işaret ederken ,
SENE deyimi , meşakkat içinde yaşanılan zaman dilimini verir..
Bu iki adet ''YIL'' deyimi hakikaten MUTHİŞTİR..Allah bunları dikkat edersek ZAMAN DİLİMİ
olarak kullanmıyor.Meşakket ve keyf dönemi olarak kullanıyor.
Bunun ikisini AYNIGÜN içindede yaşayabilirsiniz..
Mesela sabah kalktın , kahvaltını yaptın , moralin düzgün , keyfin yerinde..İşte bu psikolojin
AMUN karekterindedir.
Eşin sana evin bugün alınması gereken ihtiyaçlarını saydı ve moralin bozuldu , keyfin kaçtı ,
İŞTE buda SENE karekterindedir.
Bir arabesk şarkıda BERGEN ''yaşımı sormayın yaşamadım ki'' der , işte SENE`yi ifade ediyor..
Ömürde bir defa yüzüm gülmedi , buda ikinci bir şarkıdan alıntı..
12/48 ve 49 birleştirildiğinde ; tasadduk yapan bu kişinin zorluk içinde nasıl bolluğa
kavuşturulduğunu görüyoruz .
Bu ayetlerde YA SİYN oranı yüksek olduğu için , çift yani “mesani” anlam düşünülmelidir.. Yani
burada hem gerçekten bir ZİRAAT ve hemde bir hayr içerikli davranışın birlikte konu edildiğini
görüyoruz.
Kim ki tasadduk ederse , Allah ona darlıkta bolluğu yaşatır , onun imdadına koşar..
Ayrıca ZİRAAT açısından düşünüldüğündede , ağacada tasadduk yap yani alabileceğini al..
Ağaçtaki yada başaktaki ulaşılamayacak yerlerdeki meyveyi bırak.
Bu konudaki hırsını yen..!
Tasadduk 2 şekilde olur ;
a) alacağından vazgeçmek 2/280..
b) alamayacağından vazgeçmek 12/88..
Bunları yapanlar EL MUTESADDIKIYN`dir..Allah en zor günlerinde bile yalnız bırakmaz..
Bu taraftan kaybedebilirler ama başka taraftan kazanırlar.
İşte Yusuf as , Melike hem işin ZİRAİ kısmını , hemde bunda başarılı olunabilmesi için
DAVRANIŞLARINda bu yönde ıslah edilmesini istedi yani Meliki çift yönlü eğitti.
Şimdiye kadar muteşabihin işaret ettiği tevilleri yazdık..
Şimdi sırada MUTEŞABİH MİSİL YAZILIMIN tevillendirilmesi var..
12/48,49`daki misil yazılımlar ''sümme ye'tiy min ba'di zalike'' ;
Bir şeyin GELMESİ 2 şeklide olur ; bunlar CAE ve İTA`dır.
CAE şeklindeki gelinimlerde , bir şeyin sadece geldiğini anlarsın..Bu gelinimin ne anlama
geldiğini yani DUBUR manayı İLK ETAPTA anlayamayabilirsin 4/170 , 3/183,184..
Bir komşun sana akşama oturmaya geleceğini söyledi , sende buyur gel dedin ama niye gelmek
istediğini anlamadın , komşu size geldi sohbet başladı ve ilerleyen dakikalarda bunların niye
geldiğini anladın , meğerse kızını oğullarına istiyeceklermiş..
Burada CAE+İTA birlikte çalışır tıpkı 23/68`de olduğu gibi.
Aynı örneği bir daha düşünün ; bu sefer sen , komşun sana oturmaya gelmeden , sen niye
geleceğini anladın..Bununda adı İTA`dır 9/70..
İnsanlar resullerin CAE yoluyla kendilerine gelmişliklerini nefislerinde eğer İTA şeklinde
gelmişliğe çeviremezlerse Cehenneme giderler..
Lütfen 67/8 ve 9`u dikkatlice okuyun..
8.ci ayette ; ''size neziyr İTA olmadı mı ?'' diye soruluyor..Verilen cevaba dikkat edin ; ''bize neziyr
CAE oldu ama biz kıymetini bilmedik , anlamadık , anlamaya çalışmadık''..Bu şekildeki söyleşi ,
yukarıdaki bu 2 gelinim şekline yaptığımız tanımlamanın doğruluğunun delilidir.
Hülasa CAE`yi İTA`ya çeviren kurtulacaktır.
İşte 12/48 ve 49 muteşabihlerindede İTA geçmektedir.
12/48 ve 49`daki ''sümme ye'tiy min ba'di ZALIKE'' misil yazılımına devam edelim ve ayette
geçen ZALİKE deyimini işleyelim ;
Kuranda başlıca 3 adet işaret sıfatı bulunur..Bunlar ZALİKE , HAZA ve TİLKE`dir.
Biz burada özellikle ZALİKE ve HAZA`yı ele alacağız.
Daha öncedende dediğimiz gibi Allah , kitabını arapça olarak indirmiş ancak arapça deyimlerin
şekline karışmadan içerik anlamlarını belli kurallar (elif lam ra) dahilinde boşaltarak , Kendine
göre bir anlamla doldurmuştur.İşte ZALİKE ve HAZA deyimleride , buna aşağıda okuyacağınız
üzere örnek teşkil edecektir.
ZALİKE deyimi ; bir işin bitmemişliğini , devamının olduğunu , olacağını ifade ederken , HAZA
deyimi ; bir işin bitmişliğini ve devamının artık olamayacağını verir.
ÖRNEK ; Lütfen 18/82`deki , Musanın muhatab olduğu adamın , Musa ile birlikteyken yapmış
oldukları o 3 muhteşem olayla ilgili izahatının “ZALİKE TE'VİYLÜ” şeklindeki izahatını görün..
Bunun anlamı , şu-bu olaylara ait söylenecek şeyler , benim anlattıklarımla sınırlı değil.
Eğer iyi düşünürseniz size verdiğimiz şu tevillerden fazlasını buradan çıkarabileceksiniz anlamı
vardır..!
Şimdi lütfen 12/100`ü açınız..Burada ise Yusuf`un kendi rüyasını tevillendirmesiyle ilgili HAZA
TE'VİYLÜ cümlesini görünüz.
Bakınız 2 adet tevillendirme var.
Ama biri HAZA cinsinden iken diğeri ZALİKE cinsinden olmuş..Yani Yusuf`un tevillendirdiği rüya
ne kadar uğraşılırsa uğraşılsın artık üstüne bir şey konamaz ama Abdullahın yaptığı tevil
gelişmelere açık demektir..
ÖRNEK 2 ; Şimdi 9/36`yı açın..Orada ayların sayısının 12 olduğunu görün ve bunun 4 Ayı haram
aylardır denilir.
Bu haram ayların ne olduğunu sonra açıklayacağız..Ancak cümlenin sonunda “ZALİKE
eddiynulkayyım” yani işte sağlam olan din budur denilir.
Bu ayete şu soruyu sorun ; Dinin hepsi bu kadarmı yani arkası yok mu ?
ÖRNEK 3 ; 19/26-34 arası ayetleri okuyun..34.cü ayete geldiğinizde , “ZALİKE iysebni Meryem”
yani işte bu Meryemoğlu İsa deyimini görün..Acaba İsa ile anlatılacakların hepsi bu kadarmı
yoksa devamıda varmı ? TABİKİde var..
ÖRNEK 4 ; 3/14`ü okuyun..Orada dünya metasından bahseder acaba burada anlatılanlar dünya
metalarını hepsinimi içeriyor ? Yüzme nerede ? Golf oynama , sinemaya gitme , gemi alma yada
gemiye binme , tablo , biblo yapma yada satın alma vs.. ?
Buraya istenilirse 2-3 bin adet meta daha yerleştirilebilir..Yani arkası var.
Cümlenin sonuna dikkat edin “ZALİKE metaulhayatüddünya” , HAZA demiyor dikkat edin..Tüm
cennet ayetlerinin bitim cümlesi ZALİKE ile biter yani burada anlatılanların fazlası vardır anlamı
çıkarılmalıdır..
Örnekler ; 10/64 , 9/72 , 35/32 , 42/22 , 9/89-100 , 20/76 , 42/28 vs..
BENAT-BENİYN:
Bir insanın cennete sokulmasında Allahın dikkat edeceği hususun bu adamın TEVHİDİ öğretilere
sahip olup olmadığı , yani MUSLUMAN olup olmadığı değil , İNSANİ öğretilere sahip
olunmuşluğu yada olunmamışlığıdır.Yani ''dürüst ol , yalan konuşma , sözünde dur , emanete
hıyanetlik yapma , insanlara iyilik yap cennete gidersin'' şeklindeki anlayıştır.İşte bu anlayış
BENAT`tır.Yanlış anlamayın bunlarda çok güzel husletlerdir ancak TEVHİDİ öğretiler yani
BENİYN devre dışı bırakılır yada kişilerin tercihine bırakılmıştır.
Oysa Allah bu zihniyete 43/16 ve 17/40`ta karşı çıkmaktadır.
Bizler müslüman olarak cennete dahil edilmede BENATI değil BENİYNİ esas alırız ve BENATIda
severiz.
Lütfen 31/13`ü dikkatle okuyarak BENİYN deyiminin ŞİRK`le muhatabiyetini görünüz.
Bu ayette LOKMAN oğluna seslenir.Burada anlatılan BİRİNCİL MANAda ORGANİK OĞUL
değildir.Adam kendi içindeki TEVHİDİ anlayışına sesleniyor.Organik oğlu o esnada muhatabı oladabilir
olmayadabilir.ORGANİK anlamda kızıda o esnada muhatabı olabilir ama aslolan BENİYN deyiminin
TEVHİD ile yani MUSLUMANLIK ile ilişkilendirilmesidir.
Eğer bir insan SALT maruf öğretilere dayanarak cennete gidileceğini hesap ederse bu noktada Allahın
BENATI kendisine seçtiğini ve BENİYNİ ise insanların keyfiyetine bıraktığını iddia etmiş olur.
Bu şekilde iddiada bulunanlar bu iddialarıyla 43/16 ve 17/40`ın muhatabları olmaktadırlar..Burada
anlatılan şeyler Allahın KIZları kendine seçmesi ve ERKEK`leride bize burakması değildir...
AHİD - MİSAK
Benden 1 yıl sonra sana verilmek üzere 1 milyon tl para istedin. Ben de şu anki şartlarım eğer
devam ederse TAMAM veririm dedim. Eğer şartlarım devam etmesine rağmen vermezsem, bu
durumda AHDE VEFA etmemiş olurum. Eğer şartlarım devam etmezse ve vermezsem yada
veremezsem ama sana olan sözümüde inkar etmezsem, işte bu konumum 13/20`de “LA
tenkudulmiysake” olarak yer alır. Ama inkar edersem, bu durumda 3/81`e göre FASIK olurum.
Kuranda AHDE VEFA vardır, MİSAK`a VEFA yoktur.
Eğer her halükarda işlerim ters gitse bile sana bu parayı verirsem, işte buda İHSAN ameline girer. Eğer
sen, benim bu perişan halime rağmen sana verdiğim sözü tutmak istediğimi görür de bu parayı almazsan,
senin yaptığın işte VEFA hükmünde olur. Çünkü mumin kardeşin için hakkından feragat ediyorsun.
33/7`de 4/21 ve 154`de MİSAK alındığı söylenilir. Buna göre şartlar ne olursa olsun, sözleşme kesinlikle
yerine getirilmelidir. Özellikle 4/154`te PARASI peşin alınmış bir iş söz konusu olmuştur.
Kuran 1400 sene önce indirilmiş bir olgu değildir aksine hayatın her alanından çıkardığın yada
elde ettiğindoğru manadır. Bu yaklaşım insanlık varoldukça var olmuştur. Yani kuranın ortaya
çıkışı ilk insandan beri var. Ancak Kuran yani hayattan çıkarılan doğru mana ancak İnciyl tevrat
ve zebur 3 lüsü ile bir anlam kazınır. Bunlar da ilk insandan beri var. Bunlar içinde kuran
Muhammede indirilir. Muhammed DEFEKARLIK demektir ve mekkedeki BEŞER muhammede ek
olarak hem bu yöndeki hissiyatımızı ve amelimizi verir. Beşer muhammed öldü ancak içimizdeki
hissiyat muhammed ve bu hissiyatın bize yaptırdığı AMEL muhammed hala yaşıyor ve
milyonlarca yıldır da zaten yaşıyordu. O halde kim hayata karşı fedekarca yaklaırsa bu hayatın
yani kitabın bilinmezleri ve görünmezlerei bu kişiye karşı KURAN adı altında bilinir ve görünür
hale gelecejk yada getirilecektir.
Kitaptan Kuranı çıkarmak zordur. Ancak Eğer kişi içindeki resullere itaat yada ittiba ederse bu
durumda Zor olan bu Kuranilmi bu kişiye SIDK cinsinden yaşatılır SIDK iİlmi İle KURAN ilmi
arasında İÇERİK olarak fark yoktur. Sıdk ilmi AVAM a Kuran ilmi ise akedemik yaklaşanlara
servis edilir. Bir musluman bu işin Özellikle SIDK kısmını çok iyi anlamalı ve Gücü yettiği
kadarıyla Bu SIDK ilmini KURAN ilime çedvirmeye çalışmalıdır.
KURANın inişini 1400 sene önceden başatanlar maalesef KURAN kavramını KİTAB kavramını
ZİKR kavramını ve KİTABALLAHİ kavramını iyi anlayamamışlardır.
Medeniyyetin gelişmesi insanların Keriymleşmesi için muhakkak bu 4 lüye ihtiyaç vardır ki bunlar
KURAN- TEVRAT-İNCİYL ve ZEBURDur. Biri eksik olursa insanlar birbirlerini veya doğayı
anlamayazlar kaos çıkar.
Milyon sene önce bir insanın hayatında zaten Kuran inciyl zebur ve tevrat vardı. Bugün de var ve
milyon sene sonra olmaya da devam edecek...
FİTNE ; eziyet içerikli, meşakkat içerikli denemedir. Bunu sana “allahü rabbü allahe rabbe” 4`lüsü
yapacak. Bu fitne insanlardan da olabilir, çevreden de olabilir, Allahtanda olabilir, senden de
olabilir.
29/2`de bu denemenin yapılmasında Allah ''BİZ'' deyimini kullanır. Allahın kendini, BEN değil de
BİZ diye lanse ettiği heryerde “RABBİLALEMİYN” anlaşılır. Rabbilalemiyn, kainatın her
yerindedir..
Allah, her türlü fitneyi senin geçmiş günahlarının kefareti olarak ve aynı zamanda senin imanını
denemek için sana karşı kullanır. Eğer bu fitneden başarı ile çıkarsan hem geçmiş bir dizi günahın
bağışlanır ve hem de imanın tescillenir. Ama geçemezsen, yine geçmiş bir dizi günahın bağışlanır fakat
muttaki olamazsın, bir başka bahara kalır. Yani Allahın seni imanın dolayısıyla fitlenerken, SENİN
LEHİNE olabilecek şekilde bir taşla 2 kuş vuruyor. Fitne yoluyla denendiğini sana ortamın NEBİ`si
söyleyecek. Yani herkesin işi olacak ama seninkisi olmayacak,... herkesin başına gökten pasta düşecek ama
özellikle sana taş düşecek, bunu anlayacaksın.
Yaşarken , başımıza gelen bir olumsuzluğun FİTNE mi yoksa MUSİBET mi olduğunu nasıl anlarız ?
Bir şeyin FİTNE olması demek, o işin dairesine gireceğinde sana telkin edilir.
Misal ; şuraya girme yoksa başın belaya girer denildiğinde, sen bunu bile bile oraya girersen bu senin için
FİTNE`dir.
29/2`de, kim ki İMAN kapsamına girerse FİTNELENECEKTİR diyor yani İMAN edecek adam
deneneceğini bilecek, başına gelecek olayların FİTNE olduğunu bilecek.
Bir şeyin MUSİBET olması demekte, bile bile o kapsama girmeden başına gelir.
Misal ; anandan emdiğin süt burnundan gelecek ama bunun sonucunda birkaç gün sonra zengin olacaksın
bilesin, o birkaç gün boyunca sabredebilecekmisin ? Yani bu çileye göğüs gerebilecekmisin ? Sende, yok
abi ben gelmiyorum dedin geriye çekildin. Sonra yolda giderken başına bir taş düştü. İŞTE bu senin için bir
musibettir. Bana evet dediğinde işin içine girseydin denenecektin ve başına gelen sıkıntı senin için FİTNE
olacaktı.
YANİ bir MUSİBET, sen bile bile içine girdiğinde FİTNE`ye dönüşürken, senin haberin yokken başına
geldiğinde MUSİBET şeklinde kalır
2/79
2/79 da ''yektubunelkitabe'' konumu aynı ayette ''haza min indallahi'' olarak telakki edilir. Buradaki
mana ''kitanın ellleriyle yazılıp sonra da bu allah katındadır'' şeklinde değildir. İnsanların Din
adına ortya koyduğu tespitlerin ''HAZA'' deyimi ile daha üst sorgulanmalarının önünün kapanması
konu edlir. HAZA deyimi Lisani arabi manası ''BU'' dur Yani işaret sıfatıdır. Ancak Kuranilmindeki
mana karşılığı bir şeyin ZİRVE noktasını verir. Eğer bir insan Dinden yada ayetlerden anladığını
HAZA ile ifade ederse bu durumda kendi din analyışının mükemmeliyetini ve asla sorgulanamaz
olduğunu belirtmiş olur. Bu durum 3/79 da yasaklanır. O halde Bu ayette YEKTUBUNEL KİTABE
yapmak doğrudur yada doğru olabilir. Ancak Kesin olan bir yanlış vardır ki o da bu yapılan işlem
için ''HAZA min İndallahi'' deyimini kullanmaktır...
2/75
2/75 de KELAMALLAHİ nin yani ''allahın kelamının'' tahrifi vardır. Bu da şeytanca bir hissiyat ve
davranıştır. Burada kişi sizin ne demek istediğinizi anlar akıl erdirir. Ancak eğer anladığı ve akıl
erdirdiği şey kendi dediğinin tam tersi ise ''ben de zaten bunu anlatıyordum ama sen beni
dinlemiyorsun ki'' diyerek seni suçlar ve bir de zeytinyağı gibi üste çıkmaya çalışır..
5/46:
5/46 da EL KELİME nin Tahrifi vardır. El kelime demek Herhangi bir söz yada duruma yada
konuma anlam bindirmektir. KELİME ilmi Kitaptan kuranı çıkarmada temel kriterdir. Şimdi 5/46 ya
tekrar dönelim: Eğer bir insan birini yada bir şeyi aşağılamak istiyorsa bunu şu şekilde ama
şeytanca yapar: kendini aşağılıyormuş gibi gösterip aslında karşı tarafı yerin dibine geçirir. İşte
4/46 da ''RAİNA'' denilerek bu kastedilir. Bu deyim Koyunları yada sürüyü Gütme Anlamındadır.
Burada ''bizi Güt'' derken asılında karşı tarafın ÇOBAN olduğunu belirterek onu aşağılamak vardır. Allah
böylesi bir tavıra 2/104 de La tekulu RAİNA'' diyerek iman edenleri uyarır. Böylesi bir tavır yada ruh
haleti içinde olma o esnada bunu yapan kişiyi ''minelleziyne hadu'' hükmüne sokar. Yani '' suç bende ben
adam olsaydım senin gibi şererfsiz ve piç kurusuna inanmazdım'' dediğinizde aslında kendinizi aşağılıyor
gibi gösterip var gücünüzle karşı tarafa ağır ithamlar yöneltirsiniz. Böylece ortamın havasını kendi lehinize
çevirebilirsiniz. İşte Erdemli bir musluman bunu yapmaz. Muslumanının yapacağı şey Semiana ve Etana
dır.
Bu Semiana ve etena '' deyimi Biline manada ''işittik ve itaat ettik'' demek değildir. Bir insanı yada vahyi
kötülemek için kişinin kendini kötülememesi konumunuifade eder. Karşı taraftan da 2/104 e göre ''unzurna
vesmeu'' istenilir..
NİSA-TARLA, RİCAL-CENNET;
NİSA deyiminin birincil manası KADIN değildir ''fiziksel performans gerektiren İŞ tir'' bunun içine
SEX de girer, tarlada çalışmak da girer. NİSA kuranda HARS ile yani TARLA ile eşleşirken 2/223,
RİCAL yani ERKEK deyimi 18/32 de CENNET yani ihtiyaçlarının karşılanması konumuyla eşleşir.
YAni NİSA deyimi çalışmayı didinmeyi yorulmayı verirken RİCAL deyimi bu yorulmaların
semeresini verir. Bu yüzden NİSA hayatın Zorluğu RİCAL ise hayatın cennetidir. Kuranilminde
Nisa sizin tarlanızdır derken bilinen manada KADIN tarlaya benzetilmez. Hedeflediğiniz yaşam
standartlarına ulaşmak istiyorsanız çok çalışmanız gerekir manası kastedilir. Bu şekildeki Mana ile 2/223
evrenselleşir ve kadın erkek evli bekar yaşlı genç herkesi muhatab alır. Eğer insanlar KADINı bırakır da
ERKEĞE yani RİCALe yaklaşırsa bunun adını BEDEVADAN BİRYERE gelmek olacağından işte burada
LUT devreye girer ve yapmayın adam olun der. 7/81.
Bazen bilinen manada Erkekler inşaatlarda amelelik yaparak KADIN hükmüne girerler ve bulundukları iş
ortamı da onların TARLAsı olur. BAzen de O inşaatları bilinen manada KADIN yönetir. Yönetici olmuş
ve hayattaki hedefine ulaşmış bu KADIN ise aslında kuranilmine göre RİCAL olmuştur ve CENNETini
yaşamaktadır.
Formul gayet basit: NİSA-TARLA ve RİCAL-CENNET. Özetle; Eşşek gibi çalışacaksın aslan gibi
yiyeceksin(babamın bu ayetleri SIDK cinsinden algılamasının özeti)..
20/1,2 TA HA ;
TA HA demek, bir şeyi yaptığında onu tekrar eski haline dönderebilme yetisidir. Bunun diğer adı
da EL HİKMET`dir. Yani üstünü giydiğinde bunu elbiseye ya da kendine zarar vermeden
çıkarabiliyorsan ya da bir arabaya bindiğinde arabaya ya da kendine zarar vermeden
inebiliyorsan ya da akşam yattığında kendine ya da yatağa zarar vermeden sabah
kalkabiliyorsan işte tüm bunlara TA HA diğer adıyla EL HİKMET denilir. Dikkat ederseniz TA HA
iki harften oluşur yani başlangıca dönüşebilen son durumu verir. Askerlik yaptıysanız bilirsiniz, bir
tüfeği dağıtıp sonra yine eski haline getirebiliyorsan işte buna da Ta Ha ya da EL HİKMET denilir.
Muhammed`e 2 adet Kuran iner, bunlar EL KURANE ve El KURANÜ`dür. El Kuranü şu anda elimizdeki,
kitaptan çıkarılan DOĞRU MANA iken, El Kurane hayattan çıkarılan DOĞRU MANAdır. Yani EL
KURANE kapsam ve içerik olarak El Kuranü`den daha geniştir. Eğer Kitaptan çıkardığın EL
KURANÜ`yü hayatta örneklendirebilirsen bunu EL KURANE`ye dönüştürürsün. Ya da tam tersini de
yapabilirsin. Böylece El Kurane El Kuranü`ye El kuranü ise El Kurane`ye dönüştürülür. Yani TA
HAlaştırılır yani El Hikmet halini alır.
İşte 20/2`de Allah, Kitaptan çıkarılan EL KURANÜ`nün hayattan da bir örnekle tastik ve tesvil edilmesini
Muhammede indirir. Böylece Kitaptan çıkarılan EL KURANÜ, hayatta da EL KURANE olarak yer bulur.
Eğer Allah, EL KURANE`yi Muhammede indirmeseydi, bu durumda Muhammed, Kitaptan çıkardığı
manayı hayattan örneklendiremeyecek ve muhatabı karşısında zor durumda kalacaktı. Böylece getirdiği din
hayatta yeri olmayan bir ütopyaya dönüşecekti.
İşte bu yüzden 2/185`de indirilen EL KURANÜ`nün yardımına EL KURANE yetişiyor.
Kitaptan neyi anlarsan anla, bu doğru olsa bile bunu kesinlikle hayattan bir örnek vererek pekiştireceksin.
Rumların yenmesinin ya da yenilmesinin benim hayatımda ne alakası var diye sorulursa, bu ayete verdiğin
mana doğru olsa bile bu soruya cevap veremediği sürece muhatabın karşısında ZOR durumda kalırsın.
Muhatabının hayatından bir örnek ver ki din anlattığın adamın karşısında REZİL olmayasın. İşte 20/2`de
böyle örnekleme yetisinin indirildiği izah edilir. Böylece Muhammed ŞAKİ olmaz. Böylece EL KURANE
El Kuranü`ye, El Kuranü`de El Kurane`ye dönüştürülerek anlatılır. Bu dönüşümlerde Kitaba ya da Kurana
zarar gelmez. İşte buna “yullaihumulkitabe velhikmete” denilir 4/113.
Hangi ortama nasıl girdiysen öyle çık. Ne sana ne de ortama zarar gelmemeli. İşte buna TA HA, diğer
adıyla EL HİKMET denilir.
Tuvalate girdiğinde ''nasıl bulduysan öyle bırak'' deniliyorsa işte bu da HİKMET`tir.
EL HİKMET`e verdiğimiz manaya en güzel ayet 17/80 dir.
Dünyaya nasıl TEMİZ olarak geldiysen öyle git. İşte bu da Hikmettir. Kendisine hikmet verilene pek çok
hayır da verilir 2/269.
ŞAKİR olmayanda HİKMET bulunmaz 31/12. Çünkü bu adamda LOKMAN çalışmaz.
Tüm bu anlatımlardan sonra özet olarak anladığımız ; yaşarken Allah’a veya bir insana, doğaya,
kendimize karşı yaptığımız usulüne uygun olamayan işlerimizdeki hatalarımızı ÖZÜRle telafi
etmeliyiz. Bu, Şekli Salattır. Bir ağacın dalını bilerek kırdıysak, doğadan özür mahiyetinde en kısa
sürede bir fidan dikmeliyiz. Bu Şekli Salattır. Bir insanın kalbini bilerek kırdıysak, en kısa sürede
özür dilemeli, kendimizi af ettirmeliyiz. Bu Şekli Salattır. Kendimize haksızlık ettiysek, en kısa
sürede kendimiz için hoşumuza giden bir şeyler yapmalıyız. Bu, Şekli Salattır.
Eğer hatayı Allah’a karşı istemediği bir şeyi yaparak oluşturduysak, en kısa sürede tevbe etmeli,
manada yaptığımız hatayı şekilde onarmalıyız. Allah’a karşı hata yaptığımızı anladığımız AN
Şekilsel Salat üzerimize EN KISA SÜREDE YAPMAK ÜZERE FARZ olur 4/17. Bu özrü ister o an
ister 4 saat sonra yapabiliriz.
Salatın Şekilselliği güne denk gelir. Neden hafta veya ay değil ?
Gün yani YEVM ; O AN demektir, başka türlü bir vakit izahı yoktur. (20/14-mükemmelleştirme
için). Artık 2/255`in gereğini yapmalı ; öyle bir pişman olmalı ki, sanki dünya ona dar
geliyormuşcasına pişman olmalı. Kişi hatayı yaptığı an Şekilsel Salat farz olur. Bunun için kıyama
kalkacak ve 3-5-7`yi oluşturarak özrünü dileyecektir. BU SALATIN FARZ ŞEKLİNDE
TAZMİNİDİR. 3-5-7`yi yakaladığında Şekilsel Salatın farziyeti kişiden kalkar, taa ki bir daha ki
hatasına kadar. Günde kaç vakit namaz kılacağız sorusunun cevabı budur.
HERKESİN HATASINA ÖZEL VAKİT VARDIR, KAÇ HATA VARSA O KADAR SALAT VAKTİ
VARDIR. Kişi eğer şekilsel salatını ikame ettiği halde üzerinden farz kalktığı halde çok defalar
mesela 3-5-6-7 vakit şekilsel salatı ikame ediyorsa bu, kişi için TAVVAA hükmüne girer, kişi
ekstra sevap kazanır. BU SALATIN HAYIR ŞEKLİNDE TAZMİNİDİR. Üstelik salatı Tavvaa
şeklinde yaparken birde bunu kendine dert ederek, fedakarlıkla yapıyorsa bu, SALATIN İHSAN
ŞEKLİNDE TAZMİNİDİR. Bu Lillahirabbilalemine uygundur. Salat ve Lillahirabbilalemin bağlantısı
6/162`dedir.
3/17`de “tamlamadan sonra gelen vel li ibare ve en son ibarenin tamlamanın kaderini belirlemesi”
kuralına göre “vel mustağfirine bileshar” mükemmel vasıflara sahip oldukları halde olmayan
şeyleri abartarak “hata bende” psikolojisine girenleri anlatır. Manada hata yapmamasına rağmen
kendinde hata arayarak sanki yapmış gibi Şekli Salatı sürekli ikame eden kişi 11/114 ile Musa’yı
muhatap alan hayır amelini, Şekli Salat ikamesini kendine dert edinerek yapan ve 17/78 ile
Muhammed’i muhatap alan ihsan amelini yapmış olur.
Mana aleminde Salatında eksiklik olmayan, her işini düzgün yapan, ALLAH’a kulluğunu düzgün
yapan, insanlarla olması gerekeni koruyan kısaca Rabbilalemiyne uyan kişi, Şekli Salatı
bırakabilir. Kişi aynı zamanda daha önce konuştuğumuz ve bilindiği gibi 5 vakit, 5+1 vakit yada 7
vakit olarak Şekli Salat ikamesinde yukarıda belirttiğimiz açıklamalar üzere insiyatif kullanabilir,
kapsamı gayet geniştir. Manada hatası olmayan şekli tamamen bırakabilir ancak biz en azından
Tavvaa’ya talip olmalıyız. Müslümanların hedefi İhsan ameli ve Lillahirabbilalemin konumu
olmalıdır.
Salatta manayı yakalamayanlar ise Şekilsel Salatı ikame etseler dahi cehenneme giderler 19/59.
Yani adam gibi adam olmayan ne kadar şekilde özür dilerse dilesin, bu içi boş bir özür olup, özrü
kabahatinden büyük olur.
Gelelim Salatın Şekli nasıl olacak ? Sorusuna ;
Camide kılınan gibide olabilir, sadece ayakta (kıyam) olabilir, sadece oturarak (kuud) olabilir,
sadece eğilerek (rüku) olabilir, sadece dua ederek (tilavet) olabilir, hepsi doğrudur. Çünkü Salat
evrenseldir, şeklide evrenseldir. Her insan, Salatın bölümlerinden birini bile kullanarak Salatını
İkame edebilir. Kilisede, havrada, sinagogda, cem evinde, camide yapılanlarda doğrudur.
Kızılderili kabilesinde yapılan ayinde doğrudur. Her öğlen veya sabah veya gece “Rabbim
günahlarımı bağışla” diye dua etmemizde Şekli Salat olmaktadır. Tüm bunlar Rabbülalemin
içeriklidir. Dünyanın her yerinde yaşayan farklı insanlar Allah’ın kuludur ve şekilcilikte tekelcilik,
tüm farklılıkları yaratan Allah’ın istediği bir şey olamaz..!
Salat ve Şekilselliği EVRENSEL bir konu olup aslolan, işin usulüne uygun yapılımı ve usulüne
uygun olmayan yerlerde usulsüzlüğün en kısa zamanda giderilmesidir.
ŞEKİLSEL SALAT ÖZET ; Şu anda kılınan Şekilsel Salat TEK BAŞINA DOĞRU değildir, sadece
doğrulardan BİR TANEsidir. Eğer birine yada Allaha karşı hata yaptığınızı düşünüyorsanız,
kendinizi bir an için, içinde bulunduğunuz ortamdan soyutlarsanız işte buna ABDEST, bunu
takiben dileyeceğiniz ÖZÜR için vücudunuzun sahip olduğu yada olacağı şekle SALAT yani
SALAT`ın İKAMESİ denilir.
Bana küfrettin, sonrada pişman oldun. Benden gelip özür dileyeceğin anı kolalayacaksın. Uygun
bir zamanı kollayacaksın. İşte bu davranışına ABDEST denilir. Benden özür dileme esnasındaki
küçülmene ise “kıyam, ruku yada secde”, özür dilemek için kullandığın cümlelere ise TİLAVET
denilir.
İNSAN`ın olduğu yerde HATA, hatanın olduğu yerde ŞEKİLSEL SALAT ve bunun öncesinde de
ABDEST kaçınılmazdır. Şekilsel Salatı RED edenler ilm fukarasıdırlar. Tıpkı camilerde kılınana
Şekilsel Salatı TEK ALTERNATİF ve TEK DOĞRU olarak görenler gibi.
Kıblem Muhammed'in ikame ettiği Salatın yönündedir. Fedakarlık yaptığım, fedakarlık gördüğüm
konumdur Kıblem. Yüzümü oraya dönerim
KİTAP AYRI KURAN AYRI ŞEYLERDİR…
56/77-78-79: İnnehu le kur’ânun kerîm(kerîmun). Fî kitâbin meknûn(meknûnin). Lâ yemessuhû
illel mutahherûn(mutahherûne).
Yazılım yani Kitap, içinde sürekli gelişebilen, kerimleşen KURAN’I barındırır yani EKNAN`lık
yapar.
Kitabın MEKNUN deyimindeki “meknun” sözcüğü, 16/81`de de EKNAN şekline geçer ve SIĞINAK,
YUVA anlamındadır..
İşte YAZILIM yani Kitap, kendi içinde KURAN`ı barındırarak ona bir çeşit SIĞINMACI gibi davranıyor..
Bir CEVİZ düşünün. “Ben ceviz yedim” dediğinde cevizin kökünü ağzına atmıyorsun. DIŞINI kırıp içini
yediğini söylüyorsun değil mi? İşte cevizin dışı, içine Meknun`luk yapar. Aslolan CEVİZİN İÇİ`dir. DIŞI
sadece onu korur. YENMEZ ama dışı da olmazsa içi çürür. Böylece içi ve dışı birleşerek bir BÜTÜN
oluşturur ki bu şekildeki yapılara MUTEŞABİH diyoruz.
İşte Allahın kitabı da böyle MUTEŞABİH karakterdedir 39/23.
Dilek Özden
SEVGİLİ ARKADAŞLAR YUNUS SURESİ 3.AYET BAĞLANTILI OLARAK 7/54
MÜTEŞABİHİNİN AÇIKLANMASINA DEVAM EDİYORUZ..
7/54 geçen “MUSAHHARATİN BİEMRİHİ”,16/12 de “musahharatün biemrihi” olarak vardır.
”Musahharat “ın türediği SEHHERA fiili nerede geçerse geçsin “sehhera” ile geçen ilgili deyimler
Allah’ın kasdettiği düşünce yapısını bize ifade etmek için seçilmiş kelimelerdir ve Allah’ın
kasdettiği amaca boğun eğdirilirler, dolayısı ile de biz insanlara… ŞEMS,KAMER,NUCUM hepsi
de Allah’ın kasdettiği ve kendi üzerlerinden anlattığı manaya boğun eğerler..
14/32-ve 33’de de 4 defa geçen “ve sehhera” bilindik şekli bir boğun eğdirme değildir.Sehhera da
esas olan ;Şekli argümanların kendisine yüklenen manaya ve mananın tasviri için bize boğun
eğdirilmesidir ki buna;”MUSAHHARATİN Bİ EMRİHİ” denir….İnsanın kendisine boğun eğen
manayı anlayıp anlayamaması ayrı bir konudur…
EŞŞEMS;Elif-lam-mim dizilimlidir,boyun eğdirildiği mana ise GÜÇtür..Elif lam takılı bir deyim VE
ile gelirse deyime aksiyon kazandırır..7/54de tamlamadan sonra gelen vel’li ibare kuralı
vardır..27/23 de ”ve ütiyet min külli şeyin”diye bahsedilen güç 27/23 de SEBE Melikesinin
kontrolünde iken 27/16 da “ve ütina min külli şeyin”şeklinde SÜLEYMAN’I işaret edecektir.Tek
güç var ŞEMS ,Gücün 2 talibi var.Süleyman ve Sebe Melikesi..Eğer güç Sebe Melikesine
verilirse ,Sebe Melikesi bu imkanı güce taparak kullanır..Gücü Sebe Melikesine veren kişi
,Süleyman Resulü tekfir etmiş olur.Bu durum Hüdhüd tarafından şöyle tesbit edilir,”yescudune
lişşemsi min dunillahi”…….Kişi bu durumdan ancak elindeki gücü Süleyman’ın kontrolüne
vererek ve gücü hak için kullanarak kurtulur..Kişinin içindeki ve elindeki güç hakka yöneltilmeli ve
haklıdan yana kullanılmalı,aksi takdirde gücün kontrolü Sebe Melikesine geçer ve kişi güce
tapmaya başlar.Şems güçtür ,Süleyman’ın kontrolüne girmelidir. Süleyman’ın kontrolüne verilen
gücün Süleyman’da kalmasını sağlayan melekeye Hüdhüd denir.Hüdhüd ;kişinin kendini hayır
doğrultusunda döne döne kontrol etme melekesidir..Örneğin;Bir işyeri sahibi düşünün ,aynı
işyerinde kendi oğlu da çalışıyor ..Patronun Oğlu ve çalışanlardan biri iş çıkışında taraftarı
oldukları futbol takımlarının maçını seyrediyorlar ve maçın sonucu üzerine iddialaşıyorlar, üstelik
işçinin tuttuğu takım maçı kazanıyor..Patronun oğlu sırf işçinin tuttuğu takım yendi ve iddiayı
kaybetti diye onu işyerinde ezerek hırsını çıkarmaya kalkıyor ve işçi de durumu patrona
iletiyor.Şimdi patron için 2 yol var ,ya gücünü (Süleyman ile)haktan yana (çalışana)kullanacak ya
da (sebe melikesi ile)güçlüden yana(oğluna) kullanacak..Kan bağı gücü sebebi ile güçlü taraf
olan oğlunu seçerse Süleyman’ı tekfir ederek ,Sebe Melikesi ile Şems’e yani güce tapar,Haklı
tarafı seçerse resule ittiba ederek gücü hak yolda kullanmış olur…Devamını da Hüdhüd ile
kontrol eder….
ELKAMER;Elif-lam-mim-ra dizilimli bir deyimdir ve arapça mana tamamen terk edilir.Tıpkı Elhamr
gibi..Bir işin başlangıç ve bitiş sürecidir ELKAMER ve bu sürecin başlangıcı ve bitişi insanlar
tarafından bilinmez...Ömrümüz Elkamer’dir.Cehennem azabı da Elkamer’dir..74/32 bunu en
güzel anlayacağımız ayettir.Sürecin sorgulanması gerçeği anlatılır….”Kella velkameri”insanın bir
ayeti anlamak için olan çabası da bu kapsamda düşünülebilir..
Bir işin başlangıç ve bitiş süreleri biliniyorsa buna EŞŞEHR denir.Elif-lam-ra dizilimli bir
deyimdir.İşin başlangıcı ile sonunun belirlenmiş olması ,sayılı günler ,zamanlar demektir.
“VEŞŞEMSE VELKAMER”tamlamadan sonra gelen vel’li ibare kuralı ile ;gücün bitişi belli
olmayan bir süreç içinde kullanılması ya da varlığın bir süre için güç sahibi olmasını ,verir.Gençlik
“veşşemse velkamer” hükmündedir .Aynı zamanda bilgide ,ilimde ,malda ,mülkte kişinin zirveyi
yakaladığı noktayı da verir,bunun sonu da belli değildir.”GÜCÜN VARKEN VE NE KADAR
SÜRECEĞİ BELLİ DEĞİLKEN ZAMANINDA KULLAN “mesajı vardır.
VENNUCUM- ENNECM;Öngörülerde bulunmaktır.Bulunulan öngörü tutarsa “
KEVKEB”,tutmazsa “vennecmi iza heva” (53/1)denir..53/2 de sahipleri ilgili resul hakkında
öngörüde bulunmuşlar ve bu tutmamış ,boşa çıkmış bu da “vennecmi iza heva “olarak ifade
edilmiş..Yapılan öngörünün Ennecm’in tutmaması haline” HEVA” denir..Kişi yanlış öngörüde ısrar
ederse Elheva’ya ittiba etmiş olur..Davud yani denge melekesi o kişiden uzaklaşır..38/26 Davud’u
muhatap alır ”ve la tettebiıl heva” hevaya ittiba etme ,der.Dengeli kişiler tutmayan öngörülerinde
ısrar etmezler…Kişinin öngörüsü doğru bile olsa o an itibari ile tutmasa yine de Heva’da ısrar
etmemelidir.Necm yasak değildir,tutmayabilir ki bu durum Heva olur yine de sorun yok,ancak
Heva’da ısrarcı olmak yasaktır..
Öngörünün tutması hali Kevkeb 12/4 de Yusuf ile eşleştirilmiştir.”Veşşemse velkamer “yani
Yusuf’un en kuvvetli olduğu dönem Yusuf’a ”ehade aşara kevkeben” onbir yıldız ile secde
edecekmiş. AŞARA;menfaat görmek.EHADE;geçtiği her yerde eksikliği verir.Allahü
Ehad’dır.Allahe’ye çevrilirse VAHİD’e dönüşür.Allahü’yü Allahe’ye çevirememe eksikliğine
“raeytehüm li sacidiyn”diyor Yusuf…12/4de “ehade aşara kevkeben veşşemse velkamera”dan
sonra gelecek olan ikinci cümle “raeytehüm li sacidiyn” ile ”aşara kevkeben veşşemse
velkamera” Vahid’e dönüşecek..
İlmi olarak en güçlü olunduğunda öngörüde bulunulursa ve tutarsa bu da kişiye menfaat sağlarsa
buna “aşara kevkeben veşşemse velkamera”dörtlüsü denir.
Kitapta geçen “bana” kelimeleri “liy” ve “biy “aynı anlamı kasdetmezler .LİY;İçi dışı bir ,olduğu
gibi,mutmain olmuş demektir.BİY;İçi dışı farklı ,mutmain olmamış demektir. Bana anlamı veren
“liy” ve “biy”den en kaliteli olan “liy”dir.2/186 da “felyestecibu liy velyugminu biy “ liy ve biy
yanyana gelmiş ve cümle de hangisinin daha kaliteli olduğunu adeta haykırıyor ..Şöyle ki;biy ile
gelen velyeli çekim maruf farziyeti ifade ederken,liy ile gelen felyeli çekim Allah’ın farziyetini ifade
ediyor ve “liy”in daha kaliteli olduğu ortaya çıkıyor..İçi dışı bir olmak ,şekil ve mana olarak
tamamlanmak (liy)ile ,şekli ile manası birleşmeyen ,içi dışı bir olmayan olmak (biy)farklı şeylerdir.
12/100 de Yusuf “ve kad ahsene biy iz ahreceniy minessiccin”Rabbim beni zindandan kurtararak
bana iyilikte bulundu yani “zaten suçum yoktu benim vicdanım rahattı “diyor,çünkü Yusuf’un cismi
hapis ancak vicdanı rahat ve serbestti,o an ki farklı konumunu “biy” ifade ediyor.Ona iftira atan
kadının konumu da farklı bir versiyonla aynı durumu ifade ediyordu,kadın cisim olarak serbest
fakat vicdan olarak tutuklu ve rahatsızdı. Eğer burada” biy” yerine “liy”gelseydi Yusuf’un cismi gibi
vicdanı da hapisten çıkmış olacaktı yani ,Yusuf suçlu olacaktı ve vicdanı da hapiste olacaktı,oysa
onun vicdanı serbestti,suçsuzluğunun önünde sonunda kanıtlanacağına inanıyordu..
Bu açıklamalardan sonra toparlayacak olursak;Güzel görmediğiniz bir şeye doğru mana
bindirirseniz eksiklik olur ve “biy” cinsinden Yusuf’u tek özelliği ile devreye sokarsınız ve Yusuf’a
“aşara kevkeb”i Ehade cinsinden secde ettirirsiniz..Güzel gördüğünüz bir şeye doğru anlam
bindirirseniz “liy “ cinsinden Yusuf’u devreye sokarsınız ve “aşara kevkeben veşşemse
velkamera”yı Vahid cinsinden Yusuf’a secde ettirirsiniz. Çünkü Yusuf’a ait iki özellik olan güzel
görme ve doğru anlam bindirme aynı anda devreye girmiş olur..Yusuf’un iki özelliği birden
devrede olmazsa yani “biy “cinsinden devreye alınırsa gelecek olan menfaat , “aşara” da ehad
türünden yani eksik olur..Yine de aslolan Aşara’dır.
Vennucume ,tutarlılığa en yakın olunan yeri verecektir.”veşşemse velkamera vennucume “de
öngörünün tutma ihtimali yüksektir.Tamlamadan sonra gelen vel’li ibarelerde en son tamlama
etkilidir.Başrolü “eşşems”oynarken bitişi bilinmeyen güçlü bir süreçte aslolan doğru öngörülerde
bulunmaktır yani son sözü “”vennucuma” söyler.
Suçsuz yere başına gelenlere sabredip , içinde daha iyi bir konum umudu duyarak bunun için
çabalayan ,sabırla daha iyisini bekleyen “yudebbirul emr” yapan kişilere ,Rabbülalemin tarafından
ödül olarak ,”veşşemse velkamera vennucume “üçlüsü verilir ve kişi ilimde en güçlü dönemini
yaşar....
Yusuf’u Liy cinsinden devreye alanlardan ve “aşara kevkeben veşşemse velkamera”dörtlüsüne
sahip olanlardan olmamız duası ile…..
Bir alman musluman olmak ve kitabımızı okumak istiyorsa elbetteki kendi diline çevrilmiş yada
eğer arapça biliyorsa direkt arapçasından okuyacak. Lakin sorgulayarak okuyacak. Zamanla
Çelişkileri görecek. Bunun için 3 aşamadan geçecek. Önce EHLELKİTAB olacak. Daha sonra
UTULKİTAB olacak Onsan sonrada ''ATEYNAHÜMÜLKİTAB sevyesini yakalayacak. Eğer 3
sevyeye gelebilirse allah onun FEDEKARLIK amellerine bakacak. Ve eğer onay verirse artık
KURANİLMini bu kişiye nasip edecek. Kişide Muhammed BEASE olmadıkça KURANİLMİ bu
kişiye nasip edilmez.
ü Yani Bu almanın Lisani arabi kitabı okuması demek AYNI ANDA kuranilmine de vakıf olması
demek değildir. Bu vakıfiyet kişi ile allah arasında olup allahın bu kişi tarafından ikna edilmesi
gerekir.
Eğer bir insan rabbilalaemiyne iman ve teslim olmuşsa allah da iman etmiş ve resulu olan
muhammede ittiba etmişse 3/31 re göre allahın sevdiği kullardan olacaktır. Bu kul eğer kendisine
bahşedilen ilmi insanlara vermek insanlar da almak isterlerse bu birlikteliğe ister tarikat ister
tasavvuf deyin Bunun hiç bir mahsuru yoktur. İlm ehli ilmini insanlarla paylaşırken eleştiri ve
sorgulanmalara açık olduğu sürece bu birlkitelikten ŞİRK çıkmaz. Rahmet çıkar.
Elimizdeki Kitabın 1) MEALİ manası vardır. Bizler buna İLMÜLKİTAB deriz. Yani bu KİTABİLMİ
dir Bu deyim 13/43 de yer bulur. Bizler bu manaya da İMAN ederiz. Ancak bu KURANilmi
değildir. KİTABİlminde Lisani özellikler dilbilgisi kuralları devreye girer. Ama Kuran ilmi Bu kitab
ilmini de içine alabilecek şekilde BAREKE şekline sokar. Yani manaın kapsamını daha da
genişletir. Böylece her ayet İnsanın hayatında yer bulabilecek şekilde ARTI bir mana ile de teçhiz
edilmiş olur ki işte buna KURAN denilir. KİTABilini öğrenmek için Fedekarlık gerekmez. Ancak
KURANilimi için muhammede uymak şarttır. KUranilmi Muhammed ile eşleşir yada özdeşleşir
20/114.
38/29 za göre Kitabın MUBAREK olması yani mana olarak kapsamının genişletilmesi ancak ve
ancak ayetlerinin TEDEBBÜR edilmesiyle olur. Bunu ULULELBAB yapar. Böylece Ululelbab EL
KAVLi işitir ve En güzeline uyar. Burada EL KAVL deyimi Kitab ağırlıklı mana iken AHSENEHU
şekli KURAN ağırlıklı bir mana dır. 38/18...
TEDEBBÜR KURALLARI:
Tedebbür 'ben yaptım Oldu'' mantığıyla olmaz. Allah bunun için 30 adet kural indirmiş ve bu
kuralların tamamı rahman suresinde zikredilmiştir. Bu kuralların en önemlilleri 1) Ya siyn kuralı 2)
ta siyn kuralı 3) 2 VE kuralı 4)2 VE ' den fazla Ve kuralı 5) Muteşabih misil yazılmlar ve
nikahlama 6) Tamlamalardan sonra gelen Velli ibarelerin tamalamalara dahil edilmesi kurallı 7)
Mİn... VE... LA kurallarıdır. KİTABİ ayetler Bu kurallara dayalı olarak oluşturulmuşlardır. Bir ayeti
anlamak için bazen bu kurallardan bir yada ikisi yeterli olabileceği gibi bazen 9 veya 10 tanesi aynı anda
devreye sokulmalıdır. İşte 7/52 de Kitabı İLM ÜZERE açıkladın diyen rabbilalemiyn rahman suresindeki
bu kurallardan bahsediyor. Eğer bu kurallar bilinmeden Kitab içindeki Kuran tedebbür edilmeye çalışılırsa
Bu Hüsran ile sonuçlanır ve zaten böyle bir girişim de soru ve sorgulamalarla çabucak çökertilir. Eğer Bu
kurallar uygulanmadan bir de
stüne üstlük ayetleri TEDEBBÜR etmeden Kitab analşılmaya çalışılırsa LUT un PZVNK olduğunu kendi
kızlarını kavmine peşkeş çektiğini kabul etmek zorunda kalacaksınız
RESULLER içinizdedir!
Sizler onları BEŞER olarak bilseniz de sadece, aslen onlar BEŞER-MELEKE ve AMEL
üçlüsüdür. AMAÇLARIDA; doğru yolda iseniz sizi o yolda tutmak, yanlış yolda iseniz doğruya
ulaştırmak için çabalamaktır!
Misal;
Muhammed, fedakârlık telkin eder.
İsa, diyalog telkin eder.
Musa, hayr telkin eder.
Davud, dengeli yaşamayı telkin eder.
Nuh, özgür düşünce ve özgürlük telkin eder.
Yusuf, doğru anlamları telkin eder.
Şuayb, yalanlamayı engellemeyi telkin eder.
Harun, istikrar telkin eder.
Âdem, ihtiyaç telkin eder.
İbrahim, bağlılık telkin eder.
İsmail, uslup telkin eder.
Ve daha niceleri bizlere VİCDAN diye bildiğimiz ama aslen KURANDA "RESUL" olarak geçen olmazsa,
olmazlarımızdır! Bu RESULLERİN getirdiği bu telkinlerin adı İSLAM`dır.
İSLAM, EVRENSELDİR!
İlk insanlardan son insan son nefesini verinceye kadar var olacaktır! Kitab`tan Kuran’dan, Allah`tan
Muhammed`ten haberi olmayan bir KİŞİ dahi İSLAM üzerine hayat sürüyorsa yani vicdanından gelen
seslere uyuyorsa, KURAN`da bahsedilen RESULLERE İTAAT ediyor demektir!
Bize gelen telkinlerin doğruluğuna kararımız;
1- akla ve mantığa uygunluğa-bakarada
2- kitabın tamamına uygunluğa-enamda
3- yaşanılabilirliğe ve hayatta pratize oluşa-necmde göre belirlenir.
Yani, herhangi bir mekânda; akla ve mantığa ve vicdana ters düşmeyen, ortamda genel yaşanılabilirliğe
uygun HAYR ve İHSAN içerikli her tavır her davranış her fiiliyat her amel her düşünce KURAN
hükmündedir ve orada İSLAM yaşanılıyordur!
İşte, ALLAH ve DİN`inin içeriği ÖZET ile budur!
2/226 yı konuşalım.
Bu ayette bir kişinin zevcesiyle ya da kadınıyla sex yapmasını kendine yasaklaması anlatılmaz.
Herhangi bir işe ara verdiğinde ve vermiş olduğun ara zamanını da olumlu ve iyi yönde
değerlendirirken birden bire fikir değiştirip daha dinlenme zamanın bitmeden tekrar işine dönmen
anlatılır. Hayattan örnek verelim. Birine dedin ki yahu şu dükkâna 1 saat mukayyet ol Adliyede
işim var bitirip geleceğim dedin. Bundan sonra 3 adet davranış şekli ortaya koyarsın
a) İşini hakikaten 1saatte bitirirsin (terabbasu erbaati eşhurin) ve gelirsin. Bu noktada da dükkân
bakmasını istediğin adam sana bir şey demez ve bu ayetin muhatabı olmazsın
b) Bir saatten erken işin biter (terabbasü erbaati eşhurin) ve hemen dükkânına gelirsin. Böyle bir
durumda dükkânı emanet ettiğin kişi sevinir ve böylece sen de 2/226 nın muhatabı olursun.
c) Adliyedeki işinin bir saatten uzun süreceğini anladın ve bu adama verdiğin söz dolayısıyla
buradaki işini yarıda kesip zamanında dükkânına ulaştın. Oysa 10-15 dakika fazla beklesen işin
hallolacaktı. Ama bu adama verdiğin o söze sadık kalmak için adliyede hallolacak işinden feragat
ettin. İŞTE Yapmış olduğun bu olumlu davranışa FAU-EFA-FEY denilir. (2/226: fein FAU..) Aynı
şey bir daha başına geldiğinde bu kişi yine senin dükkânını seve seve bekler. Yani adamın iyi
niyyetini şart ne olursa olsun suistimal etmemen sana aynı konuda bir daha yardımcı olmak
üzere bu adamı hizmetkâr kılacaktır.
Bu durum, bu olumlu davranışının sana kazandırdığı birinci kısmıdır. İKİNCİ ve EN ÖNEMLİ
KISMI ise FEY dir. Yaptığın bu davranış ya da buna istinaden edindiğin HUY, sana bulunduğun
camiada Allah'ın ruhsatıyla (efeallahü 59/6, 7, 33/50) sözünün dinlenmesine, itibar kazanmana ve
işinin bu camiada tıkır tıkır yürümesine neden olur. Yani paranın gücün adamın yaptıramayacağı
işlerini sendeki işte bu HUY o camiaya yaptırır. Bunun için bir at oynatmaya ya da deve sürmene
gerek yoktur 59/6. Sen yeterki yukarıdaki örnekteki (c) şıkkını nefsine yaptırt. Bak bakalım şimdi
nefsini bu konuda ezmen sana neler kazandıracak.
Bu kazanımlarımız 59/7 de açıklanmıştır. İzah edelim inşallah. Önce bu ayetteki EHLİKURA
deyimini açalım. Bir soru ya da sorunun kişinin kafasında büyük yer tutması o kişinin düşünce
dağarcığını ELKURA şekline dönüştürür.7/96 ya göre helak edilen EL KURA sadece coğrafi
olarak değil aynı zamanda kişinin iç dünyasında da gerçekleşir.
Örneğin çok sevdiğin eşinin seni aldatması değer verdiğin insanın seni arkadan vurması alay
ettiğin resullerin dediklerinin doğru çıkması sende adeta ŞOK etkisi yapar yıllarca kendine
gelemezsin. İşte bu da EL KURA HELAKIDIR. O halde biraz daha beklediğinde hallolacak bir
işini sadece muhatabına verdiğin süreye sadık kalmak için terkedebiliyor ve bu noktadaki
ibliysinin ''canım biraz daha beklesin sen işini bitir'' şeklindeki teklinlerine kulak asmıyorsan İşte
Allah'ta seni, senin içindeki resulu aracılığıyla ödüllendirir. Bu duruma ''ma efallahü ala resulihi''
denilir. İşte bu FEY 59/7 de anlatıldığı üzere gündelik hayatında şu şekillerde sana yansıyacaktır
1) felillahi: Allahü ve Allahe yi daha iyi anlayacaksın
2) ve lirresuli: içindeki resul melekelerin senin daha iyi çalışacak
3) ve liziylkurba: ya hayr yada ihsan ameli sana yakınlaştırılacak yada sen onlara
yakınlaştırılacaksın
4) Velyetema: uzun süredir karşılanamamış olan ihtiyaçların giderilecek.
5) velmesakiyni: çalışıp çalışıp sürekli bir noktada çakılı kalman ve bundan dolayı
ilerleyememenin önüne geçilecek. Yani önün açılacak
6) Vebnessebiyli: içinde bulunduğun ve kendine yakıştıramadığın ama kurtulmak için de can
attığın ortamlardan uzaklaştırılacaksın.
İşte 2/226 ya göre FAU yaptığında yani sözünün eri olduğunda Allah seni bu hale sokuyor.
Elhamdulillah.
4/34 e göre RİCAL her zaman NİSA dan üstün ve onun üzerinde KAVVAM dır. Burada anlatılan
şey Erkeklerin kadınlar üzerindeki hakimiyeti değildir. Önce hayatta hedefini belirle bu senin
RİCALindir: sonrada var gücünle çalış. Bu da senin NİSA ndır: ama gün gelir hasta olursun
çaılşamazsın gün gelir iştahsız ve verimsiz çalışırsın: ama YILMA ,RİCALin hala durmalı .
HEDEFine ulaşmak için yani RİCALine ulaşmak için NİSA nda sorun bile çıksa asla yılmadan
hedefine kitleneceksin. İşte 4/34 ün ilk cümlesinin anlatmk istediği budur: kadın da olsan kız da
olsan erkek te olsan bu ayet bu şekilde herkesin hayatında yer bulabilecek. İslam ve KURAN
asla ve asla ayetler karşısında KADIN -ERKEK ayrımı yapmadan bunların iç dünyalarına
hükmeder. LAkin anlayabilene , anlayabilene..!
KURAN İLMİ , tarihte ŞEKLEN yaşanılan olayların, şahısların, mücadelelelerin (firavun ,meryem,
musa, muhammed, nuh ve daha binlercesi) yada şekli olguların (hurma deve üzüm balık eşek ve
daha binlercesi) yada 10, 20 30, 40 1000 gibi rakamların belli kurallar dahilinde Kendi orjinal
manalarını da içine alabilecek şekilde Zamanın her devrinde ve Dünyanın en ücra köşesinde
TEKBAŞINA yaşayan bir insanın bile onun hissiyat, amel ve düşünce sistemlerine Rabbillalemiyn
tarafından DAHİCE yine onun hayrına olacak şekilde dönüştürülmesi OPERASYONundan başka bir şey
değildir.
KURANİLMİ devlet yönetim kitabı... DEĞİLDİR. HUKUK sistemi değildir, REJİM kitabı değildir.
KURANİLMİnde bir erkeeğin 4 kadın alması yoktur. CAmiiler inşaa etmek yoktur, ''KUTSAL
TOPRAKLAR'' yoktur, Hırsızın elinin kesilmesi YOKTUR, ZİNA edene 100 değnek vurulması
YOKTUR. Yine KURANİLminde Erkekler kadınlar üzerinde YÖNETİCİ değildirler. Kadınlar erkeklerin
TARLAsı değildir.
Eğer KİTABilimi ile KURAN İLMİ bir tutulursa yada ayrımı iyi yapılmazsa yada MEALLER Kuran diye
algılanmaya devam edlirse bu durumuda KURANilmin içeridiği mana ve yükletildiği misyon rafa
kaldırılmış olacak ve insanlar tarihte yaşanmış ve bitmiş olayları yada başta 5/38 ve 24/3 gibi ayetleri
HAKLI OLARAK ''ÇÖL KANUNLARI'' olarak nitelendirip bunları İSLAM DİNİ ymiş gibi olarak
algılayacaklar ve HÜSRANA UĞRAYACAKLAR tır.
Hasan Gürer
Kur' an' ca evrensel bir dildir...
Arapça'ya, İbranice'ye, İngilizce'ye...
v.s gibi dillere benzemez.
Aklını özgür bırakan,
vicdanının sesini dinleyen kişi,
her ne ırktan,
milletten olursa olsun,
bu dil ile ortak noktada buluşur.
Bu lisan evrensel dil dizaynı ile kodlanmış bir lisandır.
Aklını özgür bırakanlar ve vicdanın sesine kulak verenler,
birbirlerini tanımasada, görmesede,
aynı dili konuşmasada,
hayatlarına döktükleri fiziksellik ile ahenkli bi görüntü sergilerler.
Bu lisanı konuşan insanları bir araya getirsen,
bi mahalleye yerleştirsen,
dilleri, ırkları, renkleri farklı bile olsa
Sergiledikleri uyum ve ahenge hayran kalırsın...
İşte cennet...
Cennet aynı lisanın konuşulduğu, beklentilerin, isteklerin cevap bulduğu,
İnsanların ahenkli bi şekilde hareket ettiği,
Uyumsuzluğun olmadığı yerdir.
Böyle bi mahallede Yetmiş millet bir arada yaşıyor olsa bile,
Dilleri, renkleri, ırkları
sadece ve sadece gökkuşağının rengi gibi aksedip,
ahenkli bi görüntü ile
bakanları mest edecektir.
Allah' ın yeryüzünde istediği işte budur.
Farklı renklerle ahengi yakalamak.
Farklı dillerle ahenkli lisanı konuşmak.
Farklı topraklarda ahenkli yaşamak.
Cenneti inşa etmek.
Allah' ın jest yapacağı topluluk işte böyle bi topluluktur.
Ne kadar mest, o kadar jest...
)
:)
48/25:
ULAİKE-HÜM::
Sevgili dostlar: kuranda iki adet ''onlar'' deyimi vardır bunlar ULAİKE ve HÜM deyimleridir. Bunlar
bazen birlkite kullanılırlar
Ulaike hüm ülkafirune: 5/44
Bazen Ulaike tek kullanılınılır yanına HÜM almaz
ulaikelmukarrebune: 56/11, Ulaikelahzab:38/13
Bazen de HÜM deyimi Ulaikesiz kullanılır:36/56
İşte arkadaşlar buradaki HÜM deyimi ile ULAİKE deyimleri ''ONLAR'' anlamında olmasına rağmen
aslında mana olarak birbirinden farlıkdırlar. HÜM deyiminde başrolde senin melekelerin başrol oynar.
Misal vereyiim: canın tatlı çekti gittin tatlı yedin. İşte burada HÜM aktiftir. Ama başkalarının tatlı yediğini
görüpte canın tatlı çekerse işte buna ULAİKE HÜM denilir. Ulaike de ise aslında senin canın tatlı
istememekte fakat ayıp olmasın diye tatlı yersen işte burada Ulakie ağırlıklı olur.
O halde ULAİKE insan hayatında HÜMü tetikleyebilmektedir. Eğer sendeki HÜM başkalarını tetiklerse bu
durumda ULAİKE ye dönüşür. Bu HAYR yönünde de olabilir ŞERR yönünde de olabilir. Eğer Şerr
yönünde olursa karşımıza çıkan ''keferu'' da iki şekilde olacaktır. Buunlar
1) Ulaikelleziyne keferu: 13/5
2)Hümülleziyne keferu 48/25.
Konumuz 48/25 olduğu için bu şekli ayet bütünlüğü ve kuran bütünlüğü içinde inceleyeceğiz.
48/24 ü açalım;
Eğer meşru dairede kalmak kaydıyla bir şeyi yapmayı ve bundan menfaatlenmeyi kafana
koymuşsan ve var gücünle çalışıyorsan hedefe varmak için fedekarca bir efor sarfediyorsan bu
süreçte seninle dalga geçenlere alaya alanlara aldırmayacaksın. Hedefine ulaşmaya
kitleneceksin.Tabii olarak bu süreçte seni alaya alanlara kin ve öfke duyacaksın. Eğer hedefe
ulaşırsan işte senin bu konumun 48/24 de ''min ba'di en azfereküm'' denilir. Buradaki
AZFEREKÜM deyimi bildiğimiz manada ZAFER kazanmak analmındadır. Bu deyim kuranda bir de
6/146 da ''ZUFURİN'' diye geçer. Mealler bunu '' tırnaklı hayvan'' diye çevirir sede YANLIŞTIR. O halde
zafer senin olduğunda bunun sana vereceği hazz o kadar büyük olur ki buraya gelinceye kadar ki süreçte
seninle alay edenlere karşı duyduğun kin ve nefreti unutursun. Onlar da zaferinden sonra artık sana
ilşmezler. Çünkü elde ettiğin sonuç onları haksız çıkarmıştır.
İşte senin bu konumuna 48/24 de ''keffe eydiyehüm anküm ve eydiyeküm anhüm bi batni mekkete min
ba'di en azfereküm aleyhim' olarak yer bulur.
İşte hangi hedefe yada zafere odaklanmışsan bu durumla ilgili konu yada konumuna MEKKE denilir. Bu
ayette geçen BİBATNİ MEKKETE deyimindeki BATIN deyimi bilinen manada GÖBEK yada KARIN
anlamında değildir. Yaptığın işin yada elde ettiğin zaferin insanlarla konuşması BATIN dan olur. BATIN
denilen kavram bir diyaloğ çeşididir. Sen sus gözlerin konuşsun dediğinde işte bu diyaloğ BATIN aracılı
ile olur.
O halde ey insan: meşru dairede kalman kaydıyla doğru bildiğin yolda yürü. seninle alay edenleri dikkate
alma. Zaferini kazan. Mutlu ol. Ve bırak kazandığın zafer seninle dalga geçen insanlarla konuşsun. Onların
zaten dilleri bir yerlerine çoktaaan girmiş olacaktır
KİTAB ; Okunacak hükmünde olan herşeydir..Bu yazılıda olabilir , görselde olabilir , hayat ,
yaşayış yada gidişatta olabilir..
KURAN ; Bu okuma hükmü olanlardan çıkarılan doğru manadır , doğrulardır..
KİTAB denilen şey 3 şekildedir ;
1- El kitabe ; Bu ham bilgidir..Yeni karşılaştığın , fakat içeriğini anlayamadığın , anlamadığın her
türlü olay , şehir , ilgi , bilgi , kitap , insan , hayat bu kapsamdadır..
2- El kitabu ; Bunların senin tarafından anlaşılmış , algılanmış haline denilir..
3- El kitabi ; Elkitabe`yi Elkitabü`ye dönüştürmen için gerekli olan her türlü malzemeyi
içerir..Bunlar zaman , bilgi , TEVİL , çaba , fedakarlık vs..dir..
KURAN denilen şeyde 3 şekildedir ;
1- El kurane ; Hayattan çıkarılan doğruları içerir..Kapsamı geniştir..
2- El kuranu ; Yazılı vahyden elde ettiğin doğruları içerir..
3- El kurani ; Gerek elkuranu ve gerekse elkurane`den elde edeceklerinin birleşkesidir YANİ
hayat ve yazılı vahyin birbiri ile uyum içerisinde olmasıdır..
Yani özetle ; Kitab denilen şey , yaşanılan hayatın tamamıdır..Kuran denilen şeyde bunlardan
elde ettiğin doğrulardır..Bu kapsama herşey girer..
İşte KİTAB`ta her şeyin MİSALİ vardır derken kastedilen bu tanımların bütünüdür..
Kuran , Kitabın içindedir 56/77 ve 78`i okuyun.
Tıpkı bir ceviz gibi..Ben ceviz yedim dediğim zaman yada karpuz yedim dediğim zaman karpuzun
yada cevizin dış kısmını (KİTAB) yediğimi ima etmem , içindekini yediğimi (KURAN)
söylerim..AMA biri çıkıp kitab=kuran derse , bu durumda cevizi yada karpuzu yada kavunu yada
portakalı yada gereyfurtu kabuğuyla yediğini iddia etmiş olur..!
KİTAB denilen şey MEKNUN yani içindekini koruyucu olma özelliği ile KURAN`ı içinde barındırır.
Aslolan şey KURAN`dır.
Karpuz alırken KESMECE satılır değimli ? Yani karpuzun dış görünüşü seni ilgilendirmez.İçine
bakıyorsun.Karpuzun dış görünüşü yeşil dahi olsa , eğer içi kırmızı ise onu alıyorsun.İşte KURAN
ile KİTAB arasındaki farkta bu şekildedir.Bunların ikisi bir değildir.
Tüm yazılan mealler KİTAP hükmündedir.Bunları kabul ederken acele etmemeli , KESMECE
almalı.İçine bakmalı.Şimdiye kadar hiç bir alim bu farkı bu şekilde ortaya koyamadı ve
milyonlarca insanı saptırdı.Olay bundan ibaret özetle..!
Bir insanın Kuranı anlayabilmesi için ayrıntılara gerek yok , arapçayada gerek yok.Allahın
resulleri içinde bulunuyor yani iç dünyanda bulunuyor.Bunların sesini dinle , Kuran denilen şey
senin hayatına SIDK olarak yansıtılır yani yaptığın amellerin , söylediğin sözlerin doğru ve tutarlı
olması sağlanır.İşte cennete gitmek için gerekli olan şeyde budur.Adam ol , insan ol , gerisine
karışma hatta Allahın kitabını okuyup anlamana bile gerek kalmayabilir.Zaten bu kitabın içerdiği
manaları Allah sana hayatında doğru bir şekilde söylettirecek yada amel ettirecektir.Buda sana
yetecektir.
Cennete vicdanının sesini dinleyerek ve gereğini yaparak gideceksin.İşte İSLAM denilen din ,
sana içindeki resullerin fısıldadığı telkinlerdir , bu yüzden İslam evrenseldir hakareti haketmez..!
Bunlara uymak için insan olmak yeterlidir.Ne arapçaya ne hadise ne sünnete nede yazılan
binlerce kitap yada kaynağa ihtiyacın vardır..!
Aklının , mantığının , vicdanının kabul etmediği hiç bir şeyi kabul etme.Sana Allahın ayetidir
denilse dahi kabul etme.Eğer sana Allahın emridir , ayetidir denilen şey aklına mantığına
vicdanına ters geliyorsa , genel yaşanılabilirlik ölçütlerine aykırı ise bil ki ya Allah öyle bir şey
indirmemiştir yada indirmiştir ama bunu milletin anladığı anlamda kullanmamıştır..!
5/45: Meryem; senin herhangi bir hayr amelini yaptığın anda o amelin adıdır. Zekeriyya ise bu
ameli sana sürekli yaptıran MOTİVASYON MELEKESİ dir. Eğer bir hayrı sürekli yaparsan bu
noktada bir pozitif mukaafat beklentisi içine girersin. İşte bu beklentiler sahip olduğun MERYEM e
seslenen meleklerdir. Sürekli bir insana iyilik yaparsan bu senin zekeriyya tarafından büyütülmüş
meryemin olur ama bu hizmetlerin karşılığını beklemen (en azından bir teşekkür) bu meryeme
seslenen melek hükmüne geçer ve burada meryemine bir ödül gelecektir. Bunun adı el mesiyh iysebni
meryemdir 3/45.
Elmesiyh iysebni meryem, Meryeme geçmiş hayrları dolayısıyla verildiği için İYSEBNİ MERYEM,
meryemin bu İYSA türünü hayatında o anda kullanacağı için EL MESİYH adıyla gelir. İYSA; hayatında
görmüş olduğun ve sende te'sir bırakan herhangi olay yada sözün aslında sana birşeylerr söylemek
istediğini bilmek ve söylediğinini de anlamaktır. Karşılaştığın ve sende te'sir bırakan olay yada söz
ALLAHÜ hükmündedir. Bu NEBİ vasfıyla sana bir şey demek ister. Bunun sana söyleyeceği şey ise İSA
dır. İSA her yerde dir. Kuranda İSA kendini NEBİ olarak tanıtır 19/30. İSA her zaman da ALLAHÜ
tarafından muhatab alınır 3/55,5/110.
İsa deyimi kuranda 5 değişik ama birbiriyle entegre olabilen versiyonlarada geçer. Bunlar;
İSA (43/61)
İSAAAA (3/55)
elmesiyhabne meryem (9/31)
Elmesiyh iysebni meryem (3/45)
iysebni meryem (19/34)
el mesiyhiysebnimeryemresulullahe (4/157).
Bu kavramlar kendi dönemlerinde hem bu anlamlarıyla ve hemde ŞEKİLŞSEL olarak yaşadıllar. Ancak şu
anda ŞEKİLSEL kısımları yok. Ancak MELEKESEL kısımlarıyla her zaman yaşayacaklar 24 saatimizin
içinde olacaklar.
3/45 i özetliyeyim: HAYR yap ve sürekli yap. Bu şekilde allah ta sana ödül olarak çevrende olup bitenlerle
ilgili senin GÖRSELLİĞİNİ (AYN) ve İŞİTSELLİĞİni (UZN) MUDAHALE KABİLİYETİNİ (ENF),
PARÇALAMA ve ÖĞÜTME KAABİLİYETİNİ (ESSİN) ve MADDİ yada MANEVİ yaralara MERHEM
olma özelliğini arttırır. Böylece de TEVRATı ( hayatttan kurandan insanlardan muhammedten benim
anlattıklarımdan anladığın şey) daha kaliteli hale getirirsin İşte bunlar meryemine karşılık olmak üzere
Allah'ın sana verdiği ödüllerdir. Bunlar sana KISAS yoluyla verilir 5/45.
Dilek Özden
SEVGİLİ ARKADAŞLAR YUNUS SURESİ 3.AYET BAĞLANTILI OLARAK 7/54 MÜTEŞABİHİ
İLE İŞARET ETTİKLERİ TE’VİLİ GÖRECEĞİMİZ 9.DERS İLE YUNUS 3.AYETİ BİTİRİYORUZ…
*İNNE RABBE KÜMULLAHULLEZİ HALAKASSEMAVATİ VELARDA Fİ SİTTETİ EYYAMİN
SÜMMESTEVA ALELARŞİ *Misil müteşabih yazılımın 10/3 tarafında işaret edilen te’vil
“YÜDEBBİRUL EMRE” iken 7/54 tarafında işaret edilen te’vil ”YUĞŞİLLEYLE NNEHARE”dir..
”YUĞŞİLLEYLE NNEHARE”yi anlamlandıralım önce..Gündüzü gece ile örter ,olarak verilen meali
mananın benim hayatımdaki yeri ve bana yüklediği sorumluluk nedir?Bu sorunun cevabını meali
olarak şöyle alabiliriz;Allah gündüzü gece ile örter !tamam o zaman bu ayetle benim işim olmaz
çünkü gereken Allah tarafından yapılmakta,benden istenen bir şey yok burada,der geçeriz..Ya da
“Allah gündüzü gece ile örter “bunu bilmeyen mi var Allah aşkına ,hem insan bunu bilse de
bilmese de bununla ilgili bir insiyatife sahip değildir,hal böyle olunca da bu ayetin ve de bu
deyimin kasdettiği başka bir anlam olmalı der ve derin derin düşünmeye başlarız..Aslında şu
yazdıklarım sonucunda gelinen nokta olan derin derin düşünmenin daha genel bir adı var o da
ODAKLANMAdır…LEYL;Ya-sin değeri yüksek olan ve kelime ilmine göre ,zahir+dubur olarak çift
anlam bindirilmesi gereken bir sözcüktür..Zahir de GECE olarak anlamını korurken ,dubur anlamı
ODAKLANMA olarak zahir anlamı da içine alır ve sözcüğün anlamını derinleştirir.. Gece olan bir
odaklanma ya da gece kadar koyu bir odaklanma veya gece de olabilen bir odaklanma .….Bu
odaklanmanın sonucunda kişinin odaklandığı şeyden menfaat görmesine ise” VE LEYALİN
AŞRİN”89/2, denir.. (AŞR=10=Kişinin menfaat görmesi)...Kişinin odaklandığı şeyden AŞİKAR
olarak menfaat görmesine de” YUĞŞİLLEYLE NNEHARE” denir” YUĞŞİLLEYLE NNEHARE” 2
yerde geçer biri 7/54 diğeri 13/3 tür.
ENHAR-NEHAR;Aynı köktendir.Enhar Nehir olarak,Nehar Gündüz olarak meallendirilir..İkisi de
Elif-lam-ra dizilimine uygun yazılımlardır..Bu iki sözcüğe öyle bir anlam vereceğiz ki her ikisinde
ve geçtikleri her yerde anlam yerine oturacak..ENHAR ve NEHAR ;Herhangi bir şeyden AŞİKAR
olarak menfaatlenmektir.Örneğin;Bir öğrencinin derse odaklanması başarılı olması ve sonucunda
sınavdan yüksek not alması VE LEYALİN AŞRİN olurken ,bu öğrencinin aynı başarıyı üniversite
sınavlarında göstererek dereceye girmesi başarısından AŞİKAR olarak menfaatlenmesi
demektir.VE YA ;Bir insanın piknikte veya evinin bahçesinde mangalda et pişirip yemesi de buna
örnek verilebilir. ..Bu verdiğimiz anlamı Kuran’dan delillendirelim.Enhar-Nehar için Sultan,delil
ayetimiz 2/249…Talut bu ayette ordusunu dubur anlam açısından sınıyor.. “İnnallahe mubteliküm
bineharin femen ŞERİBE minhu feleyse minni ve men lem YET’AMHU feinnehu
minni…….”Talut’un burada ordusunu sınadığı şey DUBUR ANLAMDIR, AMACI ise ordusunda
bulunanlardan işin kolayına(şeribe;kolayına kaçmak,kolayca hazmetmek )kaçıp zahir anlamla
yetinenler ile zorluklara rağmen(YET’AMHU)işin arka planını ,dubur anlamını kavrayanlar belli
olsun ve dubur anlamı kavrayanlara AŞİKAR bir şekilde (NEHAR) menfaat sağlasın diyedir…
TALUT;Fisal melekesidir.Fisal olmak,sütten kesilmek ,ayakları üzerinde durabilmektir.Ayakları
üzerinde durabilen kişi bu durumdan Aşikar menfaatlenir..Aşikar menfaatlenme SÜREKLİ
olursa ,NEHİR ENHAR’a dönüşür..Hafta da 1 gün sahilde yürüyüş yapmak NEHİR,bunu hergün
yapmak NEHAR olur..Cennet ayetlerinde sürekli aşikar menfaatlenmeyi ifade eden ENHAR
deyimi geçer,(tahti min enhar)… Nehir’in kasdettiği anlamı anlayanlar TALUT’un yakını olurlar..
Talut’un çevresinde 3 çeşit insan vardır.1)İşin kolayına kaçıp bilinen zahir anlamı
söyleyenler..2)Talut’un ne demek istediğini anlamayan ancak “bu işin içinde bir ilim var
“diyenler..3)Talut’un ne dediğini ve oradaki ilmi de anlayanlar...2/249 daki sınavı geçenler ilim
konusunda yardım almadan direkt Allah’tan gelen doğru anlama sahip olurlar…
Tedrisat dersine katılanlara bakir bir konu ile ilgili bir soru sorulur..1)Kişi soruyu hala meali
mantıkla cevaplıyorsa bu kişi tedrisat dışı kalmalıdır,bu kişi Talut’tan değildir.2)Dubur ilmini
görüyor,kabul ediyor ancak kendi başına bir şey ifade edemiyorsa tedrisatta kalır..3)Sorulan
sorunun dubur anlamını açıklayabiliyorsa bu kişinin talebeliği bitmiş,ayakları üzerinde duruyor
demektir…Tedrisatın amacı RABBANİYUN yani adam yetiştirecek adamlar
yetiştirmektir..Talut’un yakını olarak Fisal olan ayakları üzerinde durur ve hangi ayet olursa olsun
dubur ilmi ile takır takır anlatır…Burada kişinin AŞİKAR menfaatlenmesi herkesin de gördüğü
üzere ,kendi başına ayakta durabilme yetisidir.
Kişinin hayatında kendisinden kaynaklanmayan tersliklere ,zorlu dönemlere olan tavrıdır
“yüdebbirul emre” ve kişi bu tavrını erdemli bir şekilde ortaya koymalıdır ,tüm hayatına
yansıtmalıdır,böylece de geleceğine yön vermelidir.
7/54*YATLUBUHU HASİSEN*”Hiçbir suçum yokken hayatımı alt üst eden şeyleri bana layık
gören Rabbim,sonucunda mutlaka ödülümü verecektir” diyerek gelen musibete üzülmek yerine
,başa geleni layıkıyla karşılamak durumunda gelecek ödüle sevinmeyi ve bu durum üzere olmayı
talep etmektir(yatlubuhu)ve bu talebin istekli bir şekilde (hasisen)yapılmasıdır...YATLUBUHU-
MATLUP-TALEBE=İstemek.. HASİSEN;Kişinin herhangi şeyde istekli olması..
7/54 BAĞLANTILI 10/3 ÜN KISA ÖZETİ;
İNSANOĞLU- YUSUF PEYGAMBER GİBİ-ELİNDE OLMAKSIZIN ,SUÇSUZ GÜNAHSIZ
BAŞINA GELENLERE, BUNDA BİR HAYIR VARDIR YA DA DAHA KÖTÜSÜ DE OLABİLİRDİ,
BETERİN BETERİ VARDIR PSİKOLOJİSİ İLE BAKAR VE BU ZOR ŞARTLAR ALTINDA İÇİNDE
BULUNDUĞU ORTAMDAN KURTULMAK İÇİN VAR GÜCÜYLE ,SEVEREK ÇÖZÜME
ODAKLANIRSA,BU TAVRI KENDİSİNE AŞİKAR BİR MENFAATLENME OLARAK GERİ
DÖNECEKTİR.BU SÜREÇTE SUÇSUZ YERE YAŞADIĞI MUSİBETLE YERİNMEK YERİNE ,
TAVRI SONUCUNDA GELECEK ÖDÜLE SEVİNEREK MÜMKÜN OLDUĞUNCA İSTİFİNİ
BOZMAMALI , TAVRI İLE ADETA “KAN KUSTUĞU HALDE KIZILCIK ŞERBETİ İÇTİM
“DEMELİDİR..HATTA SONUCUN GÜZELLİĞİNE İNANAN KİŞİ BU SÜRECİ İSTEKLİ BİR
ŞEKİLDE TALEP ETMELİDİR..
3/96 ve 97 yi açalım:
Bir insanın geçmişte yaptığı bir takım hataların eğer bedelini ŞEKLİ olarak ödemişse yada şu
anda sahip olduğu refahın bedelini geçmişte ödemişse bunları sürekli gündeminde tutması onu
ya aynı hatayı bir daha yapmaması yönünde güdüleyecek yada mevcut refah sevyesini daha ileri
götürecektir. Hayattan örnekler verelim:
1) Yılarca seyyar satıcılık yaptım Zabıtalarla kavga yaptım nezaraethanelerde sabahladım. Sonra
okudum mucadele ettim ve Doktor oldum çok para kazandım. AMa ne zaman ki bu doktorluk ve
bana kazandığı menfaatleri küçümsemeye başladım. İşte o zaman seyyar satıcılık yaptığım
günleri aklıma bir daha getireceğim ve eğer mümkünse gidip o yerleri tekrar göreceğim ve
anılarımı bir daha yaşayacağım ve belki de hüzünlenip ağlayacağım. Böylece sahip olduklarıma
daha fazla sarılacağım
2) Yüzyılardır birlikte yaşayan Türkler ve Kürtler şimdi ne oldu da birbirlerini kırıyorlar, Birbirlerini
HAKİR görüyorlar. Haydi bu hissiyatımızı yok etmek için ÇANAKKALE ŞEHİTLİĞİNE gidelim.
Orada Türk ,Kürt, Çerkez, Abaza demeden can veren insanları görelim Bizzat şekli ortama şahit
olalım O havayı teneffüs edelim Hüngür hüngür ağlayalım. Sonra geri gelelim ve Birlik ve
beraberliğimizn Kıymeti bilelim.
3)'' buğdayı kuruttun mi, ambarda unuttun mi?, Baban Çarık giyerdu, Bunları unuttun mi?''
şeklindeki karadeniz türküsüne kulak veriniz. İşte bu satırlar SIDK ilmi şeklinde 3/96,97 nin
tefsirini yapmaktadır.
4)Muhammed MEKKE de iken İBRAHİYM in yaptığı mucadeleleri canlı tutmak için oraya Şekli
HACC yapıyordu. Şunu düşünün. NUHUN GEMİSİNİN KALINTILARININ mekkede olduğunu
düşünün . Acaba İBRAHİM resul ne yapardı. Hemen orayı çevirir temizler ve tüm müslümanların
buraya gelmesini sağlardı NEDEN? Nuhun mucadelesi Şekli olarak da hafızalarda canlansın
diye. İşte Muhammed te İbrahiymin yaptığı mucadeleleri hafızalarda canlansın diye o dört köşe
taş duvara çekiyor. Oraya ibadet etsinler diye yada onu putlaştırsınlar diye değil. Eğer Nuhun
gemisinin kalıntıları MEKKE dağlarında olsaydı Muhammed oraya da hacc yapacaktı.
4)Bildiğiniz üzere 1945 de Japonyada Hiroşima ve Nagazaki ye ATOM BOMBASI atıldı. Bunun
izleri hala orada var. Japon hükümetleri asla bu izleri silmediler. İlköğretim çağındaki çocuklarını
gruplar halinde buralara getiriyor ve ''eğer çalışmazsanız işte böyle olursunuz'' şeklinde
Güdüleme yapıyorlar. Bu çocuklar da buraları görüp İşlerine derslerine daha sıkı bağlanıyorlar.
İşte arkadaşlar Atom bombası atılan bu yerlerde buraları ŞEKLİ olarak görenler için MAKAMI
İBRAHİYMe vardır. Buraların ŞEKLİ kısımları bu çocuklar için BİBBEKKETE MUBAREKÜN dür.
Burada HÜDEN yani ''bağlantılar'' vardır. Buraya dahil olan GÜVENde olacak yada GÜVENİLİR
olacaktır. Çünkü geçmişte yaşanmış olan olayların ŞEKLİ varlığına şahit olmak seni ya iyilik
yönünde motive edecek yada kötülük yönünde dizginleyecektir.
Bu tür yerlerin ZİYARET GÜCÜ( fiziksel sağlık yada para gücü) ne sahip olanlar tarafından
HACC edilmesi allahın insanlar üzerindeki hakkıdır. Buradaki ''ALLAH'' formatı ''LİLLAHİ''
şeklindedir. eğer ALLAH senin işini görecekse senin için LİLLAHİ ye dönüşür.
O halde Ey insan:
Bazen öyle darlık içinde kalırsın ki içindeki azim ve cevheri unutırsun yada hafife alırsın. İşte bu
durumda eğer gücün yetiyorsa geçmişinde İMKANSIZ denilen işleri nasıl başardığını hatırlamak
için bunları yaptığın Mekanları ziyaeret et. Buralarda senin için MAKAMI İBRAHİYMe vardır.
Buralar senin için ''evvele beytin vudia linnasi'' hükmündedir. Buraya dahil olduğunda Güvende
olursun kendinde güven bulursun yani KANE AMİNEN olursun.
BAzen de öyle bir bolluk ve refah içinde kalırsın ki ne olduğunu nereden geldiğini küçümsersin .
İşte bu durumda bir zamanlar ekmeği bulamadığın ekmek mucadelesi verdiğin Mekanları
ziyaeret et. Buralarda da senin için MAKAMI İBRAHİYMe vardır Buralar senin için ''evvele beytin
vudia linnasi'' hükmündedir. Burada dahil olduğunda Güvende olursun Kendinde güven bulursun
yani KAne aminen olursun.
İşte bu her 2 türlü ZARARLI haleti ruhiyyenin restore edilmesi bu şekilde 3/96,97 de konu edilir.
Bu tür Mekanların ziyaret edilmesi LİLLAHİ nin Fiziksel gücü( para sağlık vs) olan imkanı olan
insanlar üzerindeki hakkıdır.
Bu durumda bunları yapmayan insanlar nefislerine yenilebilir ve yaşamlarının ileriki dönemlerinde
REZİL olabilirler
Çünkü allah eğer bu mekanlar ziyaret edilmezse alemlerden mustağni olacaktır
49/7
VALEMUUU EENE FİYKÜM RESULULLAH: '' iyi bilin ki AYRINTILARI İLE bilin ki RESULULLAH
içinizdedir.
Sevgili dostlar:
Kuranda 4 adet RESULLULLAH vardır. Bunlar İysa, Musa, Muhammed ve Salih tir. 49/7 de bunların
hangisinin içimizde olduğu İSİM Verilerek Belirtilmez. Bu Muhammed te olabilir İysa da olabili rSalih te
olabilir Musa da olabilir. Diyelim ki bunu MUHAMMED olarak algıladık ve buradaki İÇİNİZDE deyimini
de ARANIZDA şeklinde algıladık. Böylece Bu ayetin indiği zaman ve mekan diliminde bu ayetin manasını
''Muhammed ARANIZDADIR'' şeklinde algıladık. İyi de buradaki RESULULLAH deyimi eğer Musa yı
iysayı yada Salihi kasteddiyse Bu ayet indiğinde bu resuller o zaman mekkelilerin ''arasında '' nasıl oluyor?
SALAT
SALAT sadece namaz değildir; hayr ya da ihsan ameli içerikli ya da amaçlı olmak kaydıyla bir
işin USULUNE UYGUN yapılmasıdır. Buna bilindik 5 vakit kılınan, kılınması gereken ŞEKLİ
NAMAZ-salat dahildir. Buna ek olarak yapılan iş eğer kişiye HAZZ da veriyorsa yapılan bu işe
CUMA SALATI denilir.
SELAVAT denilen şey İslam’ın sana kazandırdığı marufi, tevhidi ve ihsani KİMLİK tir ( 2/157 ).
Salavatın her halükarda korunması istenilir (2/238). SALLE-SALLİ-YUSALLİ denilen şeyler salavatının
yeri ve zamanı geldiğinde dışarıya-muhatablarına yansıtılmasıdır (33/59).
Allah ve melekeler ennebiye, ennebi insanlara bu dini anlatırken neye ihtiyacı varsa o yönde destek olurlar
''korkma arkanda biz varız'' der gibisinden onu yeri geldiğinde insanlardan korurlar (5/67) yeri geldiğinde
de yardımlarıyla desteklerler (8/62). Allah bizden de ENNEBİ ye karşı aynı tutumu ister(33/59) Resul de
muhatablarına tıpkı bizler gibi salle yapar (96/10). 9/103 te de din kardeşine o anda onun iyiliği neyi
yapmasını gerektiriyorsa onu yapar. Ama tüm bunların yine USULUNE uygun yapılması yani salat içerikli
olması gerekir 9/103.
Bu yazılanları içerik ve amaç itibariyle usulune uygunluğa yani salata dayalı yapanlar ÖVÜLEN EL
MUSALLİYN gurubunu (70/22) usulune uygun yapmayanlar ise YERİLEN EL MUSALLİYN gurubunu
(107/4) oluşturur.
İman yada teslimiyyet 2 şekilde yapılır ki bunlar RUKU ve SECDEdir. RUKU da anlatılan şeyler
tam olarak kafana yatmayabilir ama üç aşağı beş yukarı söylenilen mantıklı ve akla mantığa
evrensel değerlere uygundur. İşte buna eğer elinde bundan daha iyisi yoksa iman edersin
SECDE de ise anlatılan tüm sorularına cevap vermiştir ve mUTMAİN olarak buna iman edersin.
Gerek RUKU ve Gerekse SECDE nin her ikisinin sıhhatli bir şekilde yapılması için KIYAM
aihtiyaç vardır. KIYAMı sağlam olmayanlar DÖNEKtirler.
Her KIYAMı muhakkak RUKU yada SECDE faktörlerinden en az Zbirisi takip etmelidir. Aksi
taktirde Tedrisat ta SALAT bozulur. Ortam MESCİDİ DIRAR hükmüe geçer. Burada daha
KIYAMA DURULMAZ 9/107,108.
yavşaklara döneklere Sütü bozuklara hulasa KIYAMını sağlam tutmayanlara İNZAR yada
TEBLİĞ yapılmaz...
ALTIN-GÜMÜŞ-KENZ-HAZİNE
KENZ-KUNUZİ ; Herhangi bir ihtiyacımızı giderme noktasında bizim için son derece önemli olan
META yada NİMET`e KENZ-KUNİZİ denilir.
Bu deyim HAZİNE diyede tercüme edilirsede yanlıştır.
Çünkü HAZİNE deyimi Kuranda aşağıdada açıklayacağımız üzere ayrı bir deyimdir ve kendine
göre bir anlamı vardır.
İŞTE bu KENZ , ihtiyacımızı giderme esnasında bizim için ZEHEBE`ye yani ALTIN`a
dönüşür.İhtiyacımızı GİDERME esnasında dedim dikkat edin.
ZEHEBE deyimi aynı zamanda Kuranda GİDERME-YOKETME anlamındadır (zehebessseyiati-seyyiatin
giderilmesi 11/10)..
İşte , herhangi bir ihtiyacımızı giderme noktasında bizim için son derece önemli olan unsurlar yani KENZ-
KUNUZİ , ihtiyacımızın giderilmesi esnasında ALTIN hükmüne girer yani dahada kıymetleşir.
Misal ; oruçlusun , su senin için Kenzdir ama orucunu suyla açma esnasında bu kenz senin için dahada
kıymetleşir ve ALTIN`a dönüşür.Suyla işin bittikten sonra artık gözün suyu görmez yani hayatında ikinci
plana itilir.İşte suyun senin için bundan sonraki konumu FIDDAT yani gümüştür (3/159,62/11).
Bu iki ayete özellikle dikkat ediniz.
Hayatımızdaki MUHAMMED gibi önemli amellerin yapıldıktan sonra küçümsenmesinin yani gümüş
haline getirilmesinin yada ikinci plana itilmesinin önüne geçilmesi murad edilmiştir (fadde-faddu)..
Bir muminin KENZ sahibi olması yada bunun için çabalaması HELAL`dir.
LAKİN iki şeye dikkat etmesi gerekir ;
1) Bu süreçte KARUN`u işin içine katmayacak..
2) 9/34`e riayet edecek yani sahip olduğu ve kullanma esnasında önce ALTIN`a sonrada GÜMÜŞE
dönüşebilen KENZ`i , Allah söz konusu olduğunda bir anda direkt olarak ELFIDDAT`a
dönüştürebilmelidir.
Lütfen 9/34`ü açınız ; Tamlamadan sonra gelen velli ibare Kuralını ''yeknizunezzehebe velfıddate''
deyimine uygulayınız.Tamlamanın YA SİYN oranı 6/5`tir yani “ya siyn” bir sayı farkla öndedir.Yine bu
ayette geçen ''velfıddati vela yunfikuneha'' deyiminede TA SİYN kuralını uygulayınız.Buradaki
tamlamamızda yani VELFIDDATİ de YA SİYN büyük bir farkla öndedir.
Şimdi HAZİNE deyimine gelelim.Bu deyim KENZ deyiminden farklıdır.Bir insanın bir HAYR`ı yada
İHSAN amelini canı gönülden yapmak istemesine rağmen , bir şekilde elinde olamayan nedenlerden dolayı
yapamaması nedeniyle sahip edileceği mükafata HAZİNE denilir.
63/7 , bu ayette münafıklar yapılması istenilen İHSAN ameline destek vermeyerek , bu ameli yapmak
isteyen muminlerin nezdinde yine bu ameli FIDDATlaştırma gayreti içine girerler yani muminler bu ameli
bizim desteğimiz olmadan yapamazlarsa , gündemlerinden düşürürler şeklinde bir kanıya varıyorlar.Oysa
Alllah , muminler bu ameli yapamasalar bile onlara hazinelerini vereceğini söylüyor.Ama munafıklar bu
durumu FIKH edemiyorlar..Bu ayetteki''yanfaddu'' deyimide yine GÜMÜŞ deyiminden yani FIDDAT`tan
türetilmiştir..
ayısıyla artık kontrolden çıkarak çevresine zarar verecek hale gelmiş olmasına denilir.
Uzun süre işsiz kalıp ta kendini asmaya çaılşanlar atanamayıp ta intihar etmeye çalışan
öğretmenler vs. İşte YETİYM buna denilir.
Bunlar eğer korkulacak hale geldiklerinde bunlarala dünya nimetlerinin MESNA yani İKİŞER yani:
insa...nların yardımlaşarak bu yetymin ihtiyacı gidermeleri gerekir . Bunu yaparlen bu kişiye yapılacak
yardım herkesin kalbine tam olarak sinmelidir. işte bu da SÜLASA dır. Yine buna yapılacak yardım
RUBAA şeklinde olmalıdır. Yani yetiym kendsisine yapılacak yardımlardan yeteri kadar menfaat
görmelidir. Eğer hala da korkuluyorsa bunların hepsi birden Yani VAHİDETEN şeklinde yapılmalıdır.
...
Bir şeyin TAMAMINA VAHİD denilirken VAHİDi oluşturan her bir parçaya EHAD denilir.
Misal: ALLAHÜ EHAD tır 112/1. Bu deyim Kuranda geçen 3 adet ALLAH kavramından sadce birisidir.
diğer allah kavramları ise ALLAHE (37/126)ve ALLAHİ(6/23) dir.
4/3 te YETİYM haline gelmiş insanların eğer ihtiyaçları giderilmezse toplum içinde zararlı bir hale
gelebilecekleri bize anlatılır ve bu toplumsal yarayı daha fazla kangren olmadan bu şekilde yani ikişer üçer
dörder şeklinde ve eğer gerekiyorsa HEPSİNİ(vahideten) kullanarak tedavi etmemizi ister.
Anlatılan ve istenilen budur.
Sünni ve şii ler bu ayet aracılığı ile kadınları erkeğin SEX kölesi haline getirdiler. Bunun için bu ayette
geçen ''minennisai'' deyiminin KURANİ manasını anlayamadılar yani ''KADINLARDAN '' diye anladılar.
KIYAM
KIYAM denilen SALÂT türü, 3 kısımdan oluşur. Bunlar; HASDURUŞ yani inancını kişiliğini
şerefeni satmama, YÖNÜN BELİRLENMESİ ve SÖYLENECEKLERİN BELİRLENMESİ.
Bunlar içinde en önemlisi has duruştur. Bu özellik, kişinin ona olan bağlılığı dolayısıyla ilelebet ve
hiçbir şekilde kırılmıyorsa yani KIYAM`ın kırılamaz özelliği bir kişide ömür boyu devam
edebiliyorsa buna HANİYF olma denilir....
Hani derler ya ''herkesin bir fiyatı ya da zayıf tarafı vardır'' işte haniyf olan biri parayla satın alınamaz,
zayıf tarafı kullanılarak değiştirilemez. Bu ruhsat Kuran'da 6/71 ve 2/120`de ''inne hudallahi huvelhuda''
misil yazılımıyla ifade edilmiştir.
Bir Müslüman’ın, yaratıcısına karşı kendini borçlu hissettiği için akla ve vicdana uygun olacak şekilde
geliştirdiği düşünce ve amel sistemlerine DİYN, bunları kendi içinde oturtarak ve yaşayarak idamesine
MİLLET, hiçbir şekilde bunlardan taviz vermemesi durumuna ise HANİYF denilir. Bu 3 lü ruhsata ise
''inne hudallahi hüvelhüda'' denilir.
ULULEMR
Eğer bir kişi Allahın kitabında olmayan ama kitaba da ters olmayan kurallar ihdas ederse ve bu
kurallarla da kendini, ailesini mahallesini şirketini işyerini devleti yönetmeye kalkarsa bu onu
ululemr yapar. 4/59 da sizden olan ululemre itaat edin der.
Bir ululemrin BİZDEN olabilmesi için bizi yönetmek için ihdas edilmiş ve yukarıdaki şartları
taşıyan kuralları bilmemiz ve tamam dememiz gerekir. Benim tamam demediğim hiç bir kurala
uyma zorunluluğum yoktur....
Bak şimdi bir fabrikan var işçi alacan. Çalışma kuralları hakkında bu işçileri bilgilendirdin onlar da kabul
ettiler Artık sen ONLARDAN OLAN ululemr sin sana itaat etmeleri gerekir Senin onların ululemri olman
için seninle aynı dinden olmaları gerekmiyor sadece şartlarını okuyup imzamaları gerekiyor.
Biz şu andaki T.C yönetimini HER KONUDA ululemr olarak kabul etmiyoruz. Çünkü oy kullanmıyoruz
ve referandumlarına gitmiyoruz. Ancak T.C devletini düşman olarak da görmüyor ve Türkiye de ki halk
için varlığının gerekliliğini de inanıyoruz. Burası değil Amerika’da bile yaşasaydık aynı şeyi yapacaktık.
Ama bir yerde memursun sana uyman için şartlar söylenmiş ve sen de kabul etmişsin İşte bu noktada ilgili
otorite yani bakanlık müdürlük amirlik makamlarını ULULEMR kabul etmiş sayılırsın Aynı dinden
olmasalar bile buna itaat etmelisin Tabi her konuda değil, Sadece sana gösteril ipte senin de evet dediğin
hükümlerde.
Yani bazı yerlerde bu devlet senin için ululemr olurken bazı yerlerde de olmayacak. Ancak neye evet kabul
ediyorum diyorsan ya da dediysen o andan itibaren bu şartları koyan senin için SENDEN OLAN ululemr
olur. ve itaat etmelisin aksi taktirde dürüstlüğün ortadan kalkar. Önce evet diyeceksin sonra ihanet
edeceksin bu durum İslama aykırıdır…
Ayetler DUBURlandırıldığında zaman mekan yada kavim şartı olmaksızın her insanın hayatında
mana olarak yaşayabileceği görebileceği bir içerik kazanır. ayetlere bu şekilde yaklaşım tarzına
tedebbür denilir. Böylece hem geçmiş ve hem de gelecekten bahseden ayetlerin Şeklii olaral
olmuşluklarına veya olacaklarına EK olarak bugünümüzü de ilgilendiren bir mana ile de teçhiz
edildiğine şahit olunur. Böylece ayetlerin bu yöndeki manası GÜNCELLenir. Böylece Hiç bir ayet
aslında sadece tarih yada gelecek içerikli olmaz .TEDEBBÜR de Her bir ayetin ARTI olarak insanların
güncel hayatında da var olan manasının bulunması ve olmuş bitmiş yada olacak olaylar üzerinden insan
hissiyatının ve davranışlarının tasvir edilmesi amaç edinilir. Böylece her bir ayet TEK BİR İNSAN kalsa
bile mana olarak ölümsüzleşir ve bakiliğini insan var oldukça devam ettirir. Eğer kuran ayetleri konjuktürel
olarak kabul edlirse muhatabımız işi tek bir soru ile bitirir ki o da şudur '' 43/44: bu kuran muhammed ve
kavmine indirilmiştir Onlar da bundan suale çekilecektir. Buna göre kuranın TAMAMI konjuktüreldir ve
1400 sene öncekiş arap toplumunu muhatab almaktadır bundan şu anda yada gelecekte bundan bize ne?
Ben Muhammed miyim HAYIR, Muhammedin KAVMİndenmiyim ? HAYIR suale çekilecekmiyim
HAYIR?. O halde bu kitap hiç bir ayetiyle benim hayatımda yer edinemez. Bunu muhammed ve kavmi
düşünsün
hadi bir örnek yapalım: 2/280: ey iman edenler belli bir süre için borç aldığınız zaman onu yazın. şimdi
DUBUR kullanmadan yani tedebbür etmeden allahın salt bu mana ile nasıl saçmaladığına dikkat edelim:
Ben esnafım ve muslumanım. bir müşteri geldi ona mal sattım malın değerei 8 liradır. Müşteri 10 lira verdi
2 lira iade edeceğim. ama bozuk 2 liram yok. yandaki esnaf musluman kardeşimden 5 dakikalığına 2 lira
borça aldım. Bu durumda ikimizin de yapması gerekenleri lütfen 2/280 de okuyunuz. Bu saçmalığa evet mi
diyeceksiniz? Yoksa buradaki mana bu olmamalı Çünkü hayatın gerçekleri ile çelişiyor burada başka bir
mana var ama belki biz şu anda göremiyoruz hele bir inceleyelim araştıralımmı diyeceksiniz?..
arkadaşlar 33/4 ü açalım: Bu ayette geçen ''CEVFİHİ'' deyimi içi boş veya dayanağı olmayan söz
yada davranışlardır. RECUL deyimi ise daha önceden de belirtiğimiz üzere belli bir konuma sahip
olmuş KADIN yada ERKEK tir. Eğer bir insan Belli bir konuma gelip te bir ara bu konumuyla ilgili
stresse yada depresyona girdiğinde sanki o konumundan hiç memnun değilmiş gibi söz yada
fiiliyat içine girerse işte 33/4 de allah bunu dikkate almadığını söyler. Örnekler: bir general
düşünün. İşinin en yoğun olduğu bir dönemde Bu kişi ''ah keşke bir er olaydım da bu kadar
sorumluluğum olmayaydı'' YADA bir işveren düşünün. Ödemelerinin yada senetlerinin kendisini
sıkıştırdığı bir dönemde İşçisine '' sen negüzel paranı alıp gece rahat rahat uyuyorsun ne vergi
derdin var ne SSK primlerini ödeme derdin var ben ise 2 bin işçi çalıştırıyorum , devlete dünya
kadar vergi veriyorum sen benden rahatsın, keşke ben de senin gibi olabilsem'' dediğinde allah
33/4 de bu kişinin aslında o işçi gibi olmak istemediğini , bunu içi boş ve dayanaksız bir iddia
olarak (fiy cevfihi) gördüğünü ve kişinin en azından kendini rahatlatmak amacıyla bunu
söyleyerek(min kalbeyni) sahip olduğu konumunu yani ezvacını bu şekilde ZAHİRİleştirdiğini yani
bayağılaştırdığını, bunun da o anda kendisi için o anki stress den bir çıkış yolu
olarak(ümmühatiküm) olarak gördüğünü bize söyler Bütün bu anlattıklarım 33/4 de 'ma ceale
ezvacekümüllaiy tuzahirune minhünne ümmühatiküm'' şeklinde yer alır. arkadaşlar 33/4 ve 33/37
de geçen ''ed'ıyaküm'' deyimini mealler ''evlatlık'' diye tercüme ederler. Oysa daha önceden de
BİNLERCE KEZ dediğimiz gibi allah her bir deyimi BİRİNCİL MANA da organik anlamda
kullanmaz. Bizim söz ve davranışlarımızı ifade edebilecek manalarda kullanır. İşte bunlardan biri
de Bu ED'IYAKÜM deyimidir. Bu deyimin DUBUR MANASI: RİCALleşmişken aslında istemediğin
bir konumu kişiyi ,çocuğu ,bebeği,ilmi, kendini o an yada dönemde rahatlatmak için sahip olmak
istedinde bunların aldığı isimdir. Örnekler: öyle bir stresse girmişsinki sarhoş olmanın kötü bir şey
olduğunu bile bile bundan kurtulmak için içki içtiğinde işte bu içki senin o an EVLATLIĞIN olur.
Hani bir şarkıda TANJU OKAN '' öyle sarhoş olsam ki dertlerimi unutsam'' diyor ya işte bu. Bir
şirket yöneticisisin. O gün çok çalışmışsın kafan bozuk. işçi yada memurlarından birini ofisine
çağırıyorsun onunla dertleşiyorsun. RAHATLAMAK için. Normal şartlarda bu işçi yada memurla
hiç bir şekilde konuşmazsın. Ama o anda içini dökecek bir muhatab aradın .İşte bunlar senin için
o anda EVLATLIK yani ED'IYA hükmündedir. Örnekleri çoğaltabilirsiniz. İşte böyle bir durumun iş
hayatıımızda sürekli hale gelmesini ve bu yolla rahatlama yolunu engellemek için allah 33/4 de ''
ma ceale ed'ıyaküm ebnaüküm'' der. YAni szin bu bir an için rahatlama amacıyla başvurduğunuz
yöntem , sizde alışkanlık haline geip te süreklilk addetmesin, DER. Yoksa EVLATLIKlarınız
karşısında itibarınız zedelenir suistimale maruz kalabilirsiniz DER. Bu davranış yada söyleviniz
gerçek kimliğini yansıtmaz ,DER. Ve bunu da 33/4 de ''zaliküm kavlühüm biefvahiküm'' şeklinde
ifade eder. İşte arkadaşlar ALLAH bu şekilde hakkı bize söyler ve bizi doğru yola yöneltir. 33/4.
SEVGİLİ ARKADAŞLAR . diyelim ki böyle biriyle dertleşme gereği duyduk. O zaman bu süreçte
karşı tarafa kendi konumunu ve haddini ve yerini sürekli telkin etmeliyiz. İşte buna 33/5 te
''ud'uhum liabaihim hüve aksatü indallahi'' denilir. Eğer bu kişide, duyguda içkide bizi suistimal
etme amacının olmadığından kendimizce emin olursak (fein lem ta'lemu abaehüm') onlar bu
sürecte bizim tamamlarlar(feihvaniküm fiyddin). YANİ sorun çıkmaz. Bu ayetle yani 33/4 le ilşkili
olarak 5/103 ten devam edeceğiz.
Kuranı Kerim (56/77) ile Kitabun Kerim (27/29) arasında ki fark nedir?
Önünde duran bir yazıyı misal, birkaç kere okuyup anlaşılacak hale getirmen, yazılımın sende
kerimleştiğini gösterir. Bir şeyi birkaç kere okuyup anlamaya başladığında o sende kerimleşir ve
buna Kitabun Keriym denilir. Saba melikeside kendisine gelen mektubu anlamak için bu şekilde
bir okuma yapmıştır ki bunun DUBUR manasıda verdiğimiz örnekte ki gibidir.
Bazen bir yazılı metni onlarca kez yüzlerce kez okursun anca anlarsın, bazen bir filmi defalarca
kez seyredersin anca anlarsın, bazen bir cinayeti olayında polis video görüntülerini defalarca kez
okurda içeriğini öyle anlamaya başlar.
Hayatta görmüş olduğun şeyler, defalarca görmeden sonra senin tarafından anlaşılmaya
başlanıyorsa, işte bu durum o görülenin KİTABUN KERİYM olduğunu gösterir.
Anladığın şey üzerine başka başka artı anlamlar ve anlaşılmışlıklar ekleniyorsa yani MANA
gelişiyorsa, bunada KURANI KERİYM denilir.
27/30. ayeti açın “İNNEHU min suleymane ve İNNEHU bismillahirrahmanirrahim” yazılımını
görün. Burada bir teknik işliyor “İNNEHU…….. VE İNNEHU………” bu kurala göre baskın olan
ikinci gelendir. Bunun aynısını Salat çalışmamızda 20/130`da gördük “KABLE……… VE
KABLE…….”.
Daha başka “İNNİ…….. VE İNNİ……..”, “ULAİKE……. VE ULAİKE………”
27/30`a dönün, şimdi bu mektup öyle kolay anlaşılırmı abi Saba melikesi kimbilir kaç kere bunu
okudu ve okumak zorunda kaldı ve okumaya kalmaya devam ediyor!
RESUL bir şey okutturacaksa, RAHMAN SURESİNDE Kİ İLMİ kullanır. Süleymanın okutmasıda
böyle olur.
Bakın Yavuz Sultan Selim nasıl bir şiir yazmış, bölünen kısımları yukarıdan aşağıya doğruda
okuyun, muhteşemliği görün diye veriyorum ;
“Sanma şahım /herkesi sen / sadıkane / yar olur
Herkesi sen / dost mu sandın / belki ol / ağyar olur
Sadıkane / belki ol / alemde bir / dildar olur
Yar olur / ağyar olur / dildar olur / serdar olur.”
Süleyman GÜÇ melekesidir. Sağlıkta da, malda da, ilimde de, bilimde de. Şimdi bu adamın
yazacağı şiir ile benimki bir olur mu?
Bütün bu manaların başı SORGULAMADIR.
Sorgulamaya başladığın an yavaş yavaş damlamaya başlar MANA. Lan burada bu olurmu, böyle
olsa nasıl olur derken SIDK`ı yakalarsın ve sıra ADALET kısmına gelir ki bunuda geçtiği her yere
bakarak yaparsın, bakalım deng mi her yerde ya da aynı manayı içeriyor mu? Dikkat edin, aynı
manayı vermesi ayrı yani moda mod olması ayrı, aynı manayı içermesi ayrıdır. Bunun
nedenlerinide zaten hepiniz biliyorsunuz.
MİSAL;
20/41`i açın “vastanatuke li nefsi”.
Bunu kim söylüyor? ALLAH söylüyor demek ilk etapta yanlıştır.
Şimdi ALLAH kavramlarının karşılıklarına bak, araştır, önüne koy. Musa ile konuşan ALLAH`ı bul
ve hangi ALLAH yazılımı olduğuna dikkat et “inni enALLAHUl……”. O halde NEFS kiminmiş
“Allahu”.
20/41 de ki NEFS “allahu” ye gider çünki “allahe” nin nefsi olmaz.
Şimdi ALLAHU ne olacak? 21/35`e göre MEVT yani üretkenliği duruyor durduruluyor. Bu nasıl
durdurulur? Görmüş olduğun güzelliği, hissetmiş olduğun bir hayrı eğer sen iç aleminde
GELİŞTİRMEZSEN, bu noktada ALLAHUSSAMED olur yani bu noktada MEVT olur senin için.
MEVT denilen şey üretkenliğin durmasıdır, o halde ALLAHU senin tarafından geliştirilmeli ki
ALLAHE`ye dönüşerek üretkenliği devam etsin yani MEVT olmasın.
O halde, sana bir güzellik sunulduğunda, bir güzellik yapıldığında, güzelliğe iyiliğe şahit
olduğunda bunlara karşı ilgi alaka ve hareket göstermezsen riayet etmezsen kıymet bilmezsen,
bu güzellikler sana karşı bir sonra ki hamlede söndürülür, söner.
Nimet, kıymet bilene gider….
MEVT kavramına bilinen ölü manası verilemez, verilirse 6/122 verenin tepesine biner “E ve men
kane MEYTEN fe ahyeynahu……”
Teşbih mi var diyeceksiniz? DUBUR mana mı vereceksiniz? Nasıl çıkacaksınız işin içinden,
hakaret edip aşağıladığınız şeylerle mi?
21/35`te bilinen ölümden bahsedilmez, 6/122`de ölüyken diriltmekten bahsedilmez. Üretkenliği
bitmiş, üretemeyen bir adamın birden bire bir vesile ile tekrar üretir hale gelmesinden bahseder.
Misal adam sokakta dilencidir kimse itibar etmez ama bir miras kalır kendisine ağa olur.
Dilenciyken ölüydü bu adam yüzüne bakmazdınız şimdi ağa oldu ağa, iş veriyor ekmek veriyor
elinize. Bu işte bu, yoksa öldür dirilt şu bu bahsedilmiyor.
20/41`de muteşabih sistem vesilesi ile NEFS-ALLAHU-MUSA bir araya gelir. O halde 29/57,
21/35`te “kullu nefsin zaikatul mevt” derken, hayrın kıymetini bilmeyen insanların hayr işleme
hissiyatları, iç güdüleri üretemez hale gelir kastedilir. Bunu bu şekilde söyledin mi sokakta ki
insanda anlar.
Düşünün, ALLAH domuzu haram kılıyormuş. Niye? NECİSmiş. Lan oğlum, lağım faresi var, bok
böcekleri var, var da var. Bunlar neden geçmiyorda DOMUZ geçiyor?
Kardeeeş, burada HINZIR kavramının öyle bir manası var ki, bunu bulduğunda o kavramın
içerisine bir çok hissiyat ve şekilsellikler girer.
Niye anlayamıyor ve hala daha diretiyorsunuz? Bakın sizlere muhteşem bir yöntem sunuluyor,
sizi bütün çıkmazlardan kurtaracak!
KELİME, İLM, İBTİLA ve TEDEBBUR.
Açın 5/3`ü ve mealden okuyun “ölü eti, domuz, kan bilmem ne size haram kılındı” sonra devam
edin okumaya “dininizi kemale erdirdim”. Lan oğlum, ben zaten yukarıda sayılanları yapmıyorum,
dinin kemale ermesi için bunlardan sakınmak yetiyor mu ki bu mealde özellikle bu belirtiliyor? Ne
alakası var şimdi dinin kemale ermesiyle bunların? Neden bunlarla beraber “dinin kemale ermesi”
geçiyor da, salatta zekatta vs de geçmiyor?
Demek ki neymiş? Burada aslında bir şey kastediliyormuş? Şimdi düş o kastedilenin peşine ve
kurtul bu saçmalıklardan!
Yolun açık olsun.
2/70:
TEŞABEHE-BAKARA: önemsediğin her hangi bir şey diğer önemsediklerine göre TEŞABEHedir.
Bunlardan biri diğerleinin önüne geçerse bu BAKARAlaşır. yani TEŞABEHEnin
BAKARALAŞması meydana helir. Bu senin huzurunu ve yaşam dengeni bozar.İşte burada
içindeki musa sana seslenir BAKARANI kes yani ÖNÜNÜ AL der. Kuranda ZEBEHE deyim
''KESME'' anlamında değildir Bir şeyin ÖNÜNÜN ALINMASIDIR.
Misal dünyalar güzeli 2 evladın var. Bunlar arasında ayırım yapamazsın. Bunlar da senin
hayatının TEŞABEHEleridir. AMa bunlarıdan birine fazla önem verir diğerini de az önem verirsen bu
durumda fazla önem verdiğin çocuğun BAKARAlaşır. işte burada içindeki İYLİK HİSSİYAtın olan musa
sana VİCDANININ İÇİNDEN seslenir ''yanlış yapıyorsun '' der. Ama sen inatla hala '' hayır bu çocuklar
benin hala teşabehelerimdir hiç birini BAKARA laştırmadım '' der ve kendini kandırıran işte bu iddan ilhili
ayette ''innelbakara TEŞABEHE'' aleyna'' şeklinde yer bulur
KUranda EL BAKARA deyimi İNEK anlamında kullanılmaz. EL BAKARA denlen kavram da diğer
ŞEKLİ kavramlar gibi aslında senin bir nevi hissiyat ve davranışı tarif ederki bu hissiyat: hayatında eşit
önem vermen gereken olgulardan birine fazla önem verdiğinde bu olgunun aldığı isimdir. hayatımızdaki
bakaralara örnek verelim: 1) çok kazanman için uykunu azalttığında ,gereğinden faLA ÇALIŞTIĞINDA
Böylece BAKARALAŞMA meydana gelr. İşte bu durumda içindeki MUSA sana mudahil olur ve
BAKARAYI ZEBEHE yap yani KES yani Önünü al. DER:
Arkadaşlar 24/30,31 re devam : Bir şeyin ZAHİR olması demek o şeyin açığa çıkması yada görünmesi
demek değildir.Kişi yada tıoplum tarafından özümsenmesi kanıksanması ve artık ilgi alanı olmaktaktan
çıktığının işaretidir Burada geçen ''ma zahere minha ''deyimi de bunu ifade eder.YAni senin sahip
odukların başkalarında da varsa millet sana niye baksın ki Çevrendeki herkesin mercedesi varsa ve sende
bir tane aldıysan kimse senin arabana bakmaz Ama bu arabayla şahin marka araba bile alamayan fakir bir
semte gidersen herkes senin arabana bakar.BAksınlar sorun yok. Ama sen arabanla HAVA atmaya gösteriş
yapmaya endeksli söz yada fiiliyat içine girersen işte bu sahip olduğun ziynetin yine kendin tarafından
HÜNNE leştirlesi anlamına gelir ve HARAM dır. Bu ZAHİR-ZAHERE deyimini ayrıntılı olarak sonra
inceleyeceğiz. Ancak referans bir ayet verip konumuza devam ederim 6/120 de '' İsm in zahir olanını ve
batın olanını terkedin ''der. buradki zahir deyimi Açıkta olan anlamında değildir.Bulunduğun toplumda
yalan söylemek,çalmak,adam kayırmak rüşvet irtikap ziimete para geçirme artık insanlar tarafından normal
karşılanır hale gelmişse ve artık bunları yapmayana normal adam gözü ile bakılmıyorsa işte bu duruma
İSM in ZAHİRİ si denilir. Allah bu ayette bunu yasaklar. Yani herkes çalıyor ben de yapayım zihniyetinin
önüne geçilmesi heefleniyor. Demekki ''vela yubdiyne ziyneteHÜNNE illa ma zahere minha '' deyimi
içinde bulunulan toplumun kanıksadığı özümsediği ve artık normal kabul ettiği bir normun(araba,ev
altın,GİYSİ) kişi tarafından hava atma gösteriş yapma dikkat çekme amacıyla kullanmasının önüne
geçilmesini hedefler.Düşünün bir müslüman bayan izmirde mini etekle dolaşıyor.Ama bu onun kültüründe
var. yani bu bayan burada doğmuş ve bunu görmüş Annesi de anne anneside hep böyle
giyinmişler.Yaşadıkları çevrede bu giysi sıkıntı oluşturmamış ve hala da oluşturmuyor kimse kimsenin
baldırına bacağına bakmıyor. çünkü herkes öyle giyiniyor İşte bu müslüman bayan da bu şekilde ama
HÜNNE leş meden yani kendisi istediği için dikkat çekmek için değil, dekolte giyse , bu bayan için bu
dekolte niye günah olsun. Ama HÜNNE leştirirse günah olacaktır. Afrikada çıplak dolaşan bir yerli kız
düşünün herşeyi açıkta ama bu onların kültürü ve bunu tarz olarak benimsemişler .tecavüz, saldırma
olmuyor. Hekes öyle dolaşıyor. İslam evrensel bir din olduğuna ve herkese açık olduğuna göre ,Şimdi bu
bayan musluman olduğunda sen neye dayanarak ve ne amaçlı bunu kapattıracaksın? Bu yüzden söylüyoruz
allah giysi ile uğraşmaz Bir giyinme şekli ve modeli indirmemiştir. Ama bu konuda son derece ZEKİCE
ayarladığı 2 kural indirmiş.Bunlardan ilki : Ziynetini HÜNNELEŞTİRME yoksa yakarım.Böylece kalbine
bakacak temizse sorun yok. ŞİMDİ arkadaşlar bir mumin ,EL MUMİNİYN olma yolunda uğraşırken de
benzer bir tavrı takınacak. Allaha ilmiyle malıyla kısaca sahip olduğu herşeyiyle hizmet ederken insanların
kendisinde görebilecek yada bulabilecek ZİYNET hükmündeki variyetinin gündeme gelmesi yada
getirilmesi durumunda bunu kısaca es geçecek ve kendini kaptırmadan içinde bulunduğu ULVİ görev ve
sorumluluğun farkında olacak şekilde davranacaktır.Bakın ben DOKTOR um. din anlatmaya gittiğimde ve
ne iş yaptığım sorulduğunda doktor olduğumu söyler ve bu ünvanımın üzerinde fazla durmam ve
mesleğimle ilgili velevki istenilse talep edilse dahi ayrıntıya girmem.Çünkü amacım kendimi reklam etmek
değil,allahın dinine hizmet etmektir. Ben buraya bunun için geldim. Din anlatayım derken işin içine hava
atma niyetli ünvanım yada etiketimi sokarsam o zaman Ziynetimi(doktor olmamı mesleğimi) HÜNNE
cinsinden BEDA yapmış olurum.Böyle olunca din anlatsam dahi allah bunu geçersiz sayar bana sevap
vermez Ve beni ELMUMİNİYN ünvanına dahil etmez....!ZİYNETİN HÜNNE şeklinde bedaa edilmesi
yani açığa vurulmasıyla (24/31) ZİYNETİN HİNNE şeklinde bedaa edilmesi yani açığa vurulması aynı şey
değidir (24/31)..Allah standart bir giyim kuşam şeklinden bahsetmez..İsterse müslüman bir kadın , sokakta
bikini ilede gezebilir.. LAKİN şu 2 şarta haiz olursa ;
1) Hünneleşme-Hinneleş ; Yani sen öyle giyinmek istediğin için bikiniyi giyin..Birileri sana bakıpta tahrik
olsun yada seni sexi bulsun yada beğensinler diye değil..!
2) Hünneleştirtme-Hinneleştirt ; Yani bikiniyi giyindin sokağa çıktın , senin kalbinde niyetinde bir sorun
yok..Ama baktınki çok dikkat çekiyorsun , bu durumda ya dikkat çektiğin yerlerden geçme yolunu değiştir
yada üstüne extra bir şeyler al..! Milletin sana bakmasını ve tahrik olmasını engelle..! Sende sorun yok ama
sana bakanlarda sorun var , bunuda engelleyeceksin..!Bu 24/31`de anlatılıyor , bir ÖNBİLGİDİR..Allah ,
bir müslümanın giyim ve kuşamına müdahale etmez yani bir standardizasyon getirmez..! Böyle olunca
giyim ve kuşamımızı içinde doğup yetiştiğimiz toplumun değerleri belirler..Yalnızca yukarıdaki 2 şarta
dikkat edilecek..! Böyle olunca , içinde yaşadığın toplum senin kıyafetini şekillendirmiş olacak.Düşünün ;
Yeni Zelanda`da 10 ay sıcak var ve tüm gençler , anneleri , babaları şortla dolaşıyor.Yani onlara göre
baldır , bacak , açık gezmek kimseyi tahrik etmiyor.Bu ortamda büyümüş ve müslüman olmuş 18 yaşındaki
bir kıza , din adına şort yasağı koymak abesle iştikaldir.AMA diyelim ki bu kız Türkiye`ye bizim
mahalleye gelecek , bizi ziyaret edecek Onu uyarırız ''aman kızım , burası böyle bir giysiyi kaldırmaz
üstüne bir şey al'' deriz...
HACC 29 özet; İbrahim , HAYR içerikli olmak kaydıyla herhangi bir şeye bağlılık melekesidir..
Kişinin menfaat gördüğü herhangi bir yerden , menfaat görmesinin devamı kaydı ile burada
GEVŞEK davranırsa , başka bir yerde işi sıkı tuttuğu yer bunu cezalandırır..!
Bu insan , cezalandırılmış bir şekilde eğer , bunun sebebini işini sıkı tuttuğu yere değilde , işini
gevşek tuttuğu yere bağlarsa buna “summel yakdu tefesehum” denilir..Yani burada kişi kendi
konumuna teşhis koyuyor..İbrahimi ateşe atanlarda kendi konumlarına teşhis koyuyorlar fakat
gereğini yapmıyorlar..Gevşek olan bir yerden menfaat görmelerine rağmen , ALLAH onları hayatı
sıkı tuttukları başka bir yerinden vuruyor..İşte bu insan 22/29`da konumuna teşhis koyarsa YANİ
ben işimi sıkı tuttuğum yerden niye darbeyi yedim ? derse VE bunun sebebinide işini gevşek
tuttuğu herhangi bir yer olarak algılar ve bu yönde teşhis koyarsa buna “summel yakdu
tefesehum” denilir..
Peki bundan sonra ne yapacaktır “vel yufu nuzurehum” yapacaktır yani nezirlere dikkat
edecektir , uyarılara ikazlara dikkat edecektir yani nezirlere vefa edecektir..YANİ herhangi bir
yerde gevşek davranırsam, bu başka biryerde karşıma çıkacak , tokadı yiyeceğim diyebilecektir ,
işte “vel yufu nuzurehum” böyle bir tutum içerisine girmektir..
“vel yettavvefu bil beytil atik” cümleside , ne zamanki nefsi ona böyle bir şeyi telkin ederse ,
amaaan nasıl olsa maaşım geliyor , birazda gevşek takılayım gibi bir telkin gelirse , ilk başta
darbe yediği olay bunun için “el beytil atik” hükmüne geçer ve sürekli onu “tavaf” edecektir..Bu
gevşekliği dolayısı ile başka biryerden darbe yemesi bunun için hayatında “el beytil atik” olacak
ve aynı gevşekliği birdaha yapması durumunda , bu olayı hatırlayarak , tavaf ederek “vel
yettavvefu bil beytil atik” hükmüne sokacak ve ne yapacaktır ? kendisine çeki düzen verecektir..
Bu ayette iki adet “vel ye” li ibare var dikkat ederseniz..Bir tanesi “vel yufu” diğeri “vel
yetevvefu”..İşin süreci mevcuttur ve maruf bir gerekçe söz konusudur..Çünki işi “summe yaktu
tefesehum” götürüyor..Yani ben bir yerde gevşek davranıyorum ve menfaat elde ediyorum , ben
bir yerde işçiyim benim maaşım belli ama işi savsaklıyorum..Gittim başka bir yerden darbe yedim
, misal o gün çocuk sabaha kadar kustu..Sıhhatine dikkat ettiğim çocuğum ile birlikte hastanede
sabahlıyorum..
Şimdi benim bu durumda , niye böyle oldu diye konumuma teşhis koymam lazım.
İŞTE ben , menfaatlendiğim yere ihanet ettim , oradaki işi savsakladım şeklinde teşhisi koyarsam
buna “summel yakdu tefesehum” denir.. Bundan sonra teşhisi doğru koyduğum için ne
yapacağım ? “vel yufu nuzurahum” yapacağım , haaa böyle olduğu için böyle oldu , bundan
dolayı bu tür ikazlara nezirlere vefa ettirileceğim..Ve başka zaman başıma yine böyle bir şey
geldiğinde bu olayı hatırlayarak bunu “el beytil atik” hükmüne sokup bu beyil etiki TAVAF
edeceğim..Çünki tokadı yedik , bunu hiç unutmayız..
VELYe li fiil çekimleri asla ve asla allahın emirleri değildir arakadaşlar. Misal seni yılan bie kere
ısrdığında artık aynı yılanın olduğu yerden bir daha geçmiyorsan sana buradan geçmemeyi allah
emretmedi değil mi?. işte artık bu yoldan geçmeme VELYE li fiiliyat hükmüne geçer. Şimdi
hayatınızın her alanına bunu yayabilirsiniz. işte 24/31 deki VELYEDribne fiili de böyle.
ELKAFİRUNE
ELKAFİRUNE : Kefere konumunun bu türü, her zaman şekli, manadan üstün tutar. Şeklin mana
ile birleşmesini, yani ”nurun itmamını” asla istemezler. Ayrıca her anlamda şekli ön plana
çıkardıkları gibi bunu allayıp pullayarak yapar ve anlatırlar. 10/2. Üstün bir hitap güçleri vardır.
Örneğin : Emsalleri arasında teknik donanımın zayıf olduğu, fakat görüntü olarak süper bir
arabayı sadece dış görüntüsü ile değerlendirir ve bunu da size öyle bir allayıp pullayarak anlatır
ki, ”farlar led, koltuk masaj yapıyor, kapılar şöyle açılıyor, her türlü konfora sahip“ gibi, insan ister istemez
o büyülü anlatıma kapılabilir, ancak bir de teknik aksama bakalım. Koruma sistemi, motor gücü,
performansı nasıl diyen manaya önem verenler bu büyülü anlatıma kapılmazlar. Veya televizyonlara çıkıp,
baygın bakışlarla peygamberi, sakalını sarığını öyle bir anlatırlarki, dinleyenleri hüngür hüngür ağlatır,
manadan uzaklaştırırlar. Veya salya sümük durmadan ağlayarak öyle bir hikaye anlatırlar ki, altı tamamen
boştur. Veya bir gömlek, bir pantolon televizyona çıkar, ellerini kollarını sallayarak, yetmezse ayaklarını
oraya buraya atarak, hop oturup, hop kalkarak, size Hz. Ali’nin menkıbelerini öyla bir anlatırlar ki, bütün
dinleyenleri hüngür hüngür ağlatırlar. Ama mana yönünde hiçbir şey yoktur. Bunlar tamamen
şekilcilcidirler. Mana ile hiç alakaları yoktur. Bu yönde şekli ön plana çıkaranlar “kalplerinde marad
olan”lardır. Hem şekli ön plana çıkarıp, hem de bunu allayıp pullayıp anlatarak, ya da uygulayarak manayı
unutturanlar, unutturmaya çalışanlar ise, “ELKAFİRUNE” lardır. 74/31.
33/21
ü Vicdan denilen içinde tüm resullerin MANA kısmının yaşadığı profilde 4 adet ADMİN vardır.
Bunlara RESULULLAH denilir. Bunlar iysa musa muhammed ve salih tir. Bunlar da RESUL dür
ama aynı zamanda RESULULLAHtır. Diğerleri ise RESULULLAH değil sadece resuldür. Resule
uymak iyidir. ancak bu 4 adet resulullahtan onay alırsa yazı profilde yayınlanır ve sana prim
kazandırır. Bu 4 adet ADMİNin onayı olmadan diğer resullere yapacağıbn itaat ve ittiba sana geri
gönderilir hatta başına musallat olur. O halde kocasını yakan bir kadın velevki doğru bile yapsa
bu 4 resulullahtan onay almalıdır. RESUL ie RESULULLAH arasındaki fark iyi bilinmelidir.
RESULULAH vicdanin ADMİNleridir.
11:36
RUH-REVAH-REYHAN-RİYH VE 34/12 BİZE NEYİ ANLATIYOR.
kuranda ERRUH ve ERRİYH yani RÜZGAR aynı fiil kökünden türerler. Bunların her ikisi de Elif
lam ra dizilimlerine uygundur. Kuranda anlatılan hurufu mukattalar bilinmeden bu deyimlerin
manası ve özelliklede bu ERRİYH deyiminin geçtiği ayetlerden biri olan 34/12 anlaşılamaz. Bu
ayette anlatılan şey süleymana rüzgarların verilmesi ve gidişi gelişi 1 ay süren bir seyahat
durumu değildir. Bir insanın k...afasındaki bir plan yada projeyi hayata geçiripte bunun meyvelerini
toplaması yani karşılığını alması durumunda ERRUH artık ERRIYH a yani Rüzgara dönüşür. Süleyman
GÜÇ melekesidir. Eğer gücünü yani süleymanı doğru kullanırsan bu gücü kullanarak yaptığın iş ilk
etaplarda sana uzun zaman kaybettirir. Buna ''guduvvuha şerhün '' denilir. Ancak bu işi yapa yapa işinde
ustalaşırsan bu durumda aynı işi daha kısa sürede yaparsın. Buna da ''revahuha şehrün'' denilir. Buradaki
revahuha deyimi meallerin yazdığı gibi ''öğleden akşama kadar'' anlamında değildir. Bu deyim de ERRUH-
ERRİYH deyimlerinin bir parçasıdır. Yani kafandaki bir şeyi sahip olduğun gücü kullanarak yaptığında ilk
etapta uzun zamanda yaparsın ancak yapa yapa bu uzun zaman artık kısalır ve aynı işi daha kısa sürede
otomatikleşerek yaparsın Hem bundan hazz alırsın. Bundan aldığın hazza REYHAN denilir ki bu deyim de
ERRUH-ERRİYH-REVAH deyimleriyle aynı köktendir. Bir işi ilk etapta uzun sürede yaparken zaman
içinde daha kısa sürede yapar hale gelmene 34/12 de ''ve minelcinni men ya'melu beyne yedeyhi''
denilirken yaptığımn işin diğer taraftan da sana karı zaman içinde bu şekilde kolaylaştırılmasına yine 34/12
de''ve eselna lehü aynelkıtri'' denilir.Eğer bir işte artık yapa yapa otomatikleşirsen bu senin bu işte hata
yapamayacağın anlamına gelmez. Bu cinnlenmen yani otamatikleşmişliğin esnasında hata yapman
durumunda azap görürsün. İşte senin bu durumunu da ''ve men yeziğ minhüm an emrina nuzikhu min
azabessair'' denilir.Ve böylece 34/12 nin bize ve hayatımıza nasıl tesir ettiği bu şekilde anlaşılmıl olur.
Bunların hiç biri hikaye değil Hepsi HAYATIMIZDA ve GERÇEK ve BAKİ anlamlara sahiptirler..
22:01. Mealler adamı ya ataist ya deist yada SAPIK yapar. İyi bir mealcinin İYi bir SORGULAYICI
karşısında hiç bir şansı yoktur. Kuran MEAL değildir. Meallerin allahın kurana koyduğu ve rahman
suresinde ziktrettiği 30 adet tekniğin kullanılarak tüm sorulara cevap verebilen haline KURAN denilir.
KURAN Tedrisat ilmidir. TEDRİSAT ilminin Belkemiği ise KUVVETLİ SORGULAMAdır.
allahı kuvvetli sorgula KORKMA o... kendine ve indirdiği ilme güveniyor. Sendeki bu cehdi gördüğü an
seni, ilmine ortak edecektir. Çünkü allah hepimizin LORDudur Hepimizden daha zekidir EN ZEKİ dir: bu
ilm onun dehasının bir tezahürüdür: Böylesine bir ilm Kulllarının kendisini sorgulamasından ŞEREF
DUYAR. Kendini sorguluyanı da EŞREFİ MAHLUKAT kılar.
DUA -DAVET(13/14)
____________________
Dua,davet deyimleri Allah'ı ya da Allah'a çağırma adına bir insanın çektiği meşakketlerin bu
insanda oluşturduğu yakınlaşma çabalarıdır.
Dualar ya da davetler 2 kısımda incelenir.
1) icabet edilecek dualar.
2) icabet edilmeyecek dualar.
Bir DUAya Allah'ın icabet edebilmesi için ve dolayısıyla bu kişinin de 25/77 nin muhatabı edebilmesi için
bu duanın icabet şartlarını taşıması gerekir.Bu şartlar 7/195 te topluca açıklanır bunlar:
1) ercülün yemşune;yani meşru dairenin dışına çıkılmaması,
2) eydin yabtuşune;yani doğru bildiğin yolda sonuna kadar mücadele edilmesi 3) ayunün yubsirune;yani
görülen şeylerin tabir edilmesi ,anlaşılması
4) azanün yesmeune;yani sadece kendin için değil tüm insanlar adına mücadelenin yapılması şeklinde
sıralanır.
Bu şartlardan biri eksik olursa Allah'ın ya da kulların icabeti yapılan duaya-davete ulaşmaz. Böylece bu
duayı yapan kişi 7/197 de konu edilir. İşte arkadaşlar Allah tarafından 25/77 de gizli özne olan Muhammed
melekesine ancak bu şartların TAMAMINA sahip olan bir dua için '' duanız olmasaydı ne ehemmiyetiniz
olurdu'' dedirtilmektedir. Bu ayette geçen KEZZEBE YAPTINIZ deyimi ise işte 7/195 te geçen şartların en
az birinin yapılmaması durumuna denk gelmektedir. Yoksa bu ayette bir insanın Allahtan dua ederek bir
şey istemesi karşılığında Allah'ın da bundan memnun olma durumu ifade edilmemektedir.
O halde;dualarımız olmazsa değil, icabet edilme şartlarını taşıyan dualarımız olmazsa Allah ya da kullar
katında değerimiz olmayacaktır. Rabbimiz bize icabet etme şartlarına haiz olan dular yapma konumlarını
nasip eyle.
En büyük yanlışları İLAHİ diye nitelendirdikleri KİTAb yada KURANı sadece 600 sayfadan 114
sureden ibaret saymaları. Böylece KURAN ve KİTAB içeriklerini sadece 600 sayfaya
hapsetmişler. Oysa Kuran tanımadığın bilmediğin her türlü adamdan kadından kocadan işten
coğrafyadan lisandan allahtan ÇABA ile çıkardığın DOĞRU manalarındır. Bu ilmin içerği 600
sayfa ile sınırlandırılamaz.
Oğlun ortaokuldan sonra okumadı. TAMİRCİye çırak verdin ki meslek öğrensin ekmeğini
kazansın diye. İşte bu TAMİRCİ lik onun için KİTAB tır. ÇABA ile EMEK ile Doğru çıkarımlar
yaparak bu işi öğrenecek. İşte bu dğru çıkarımlar KURANdır. Zamanla işi kanıksayacak
kavrayacak. İşte bu durumda KİTAB kuran aracılığı ile KİTABALLAHİ ye dönüşüyor. Sonra da
iyice ustalaşacak ve kendi stilini yaratacak İşte bu da ZİKR dir Yani MÜKEMMELleşecek. Artık bu
stilini koruması lazım Herkese gösteremez. Ya gidip TSE eden PATENT alacak yada güvendiği
insanlara bu stili ööğretecek.
O halde KİTAB kuran aracılığı ile KİTABALLAHiye oradan da ZİKRE dönüşüyor. Limdi bu
kavramları hayatın her alanına YAY. 600 sayfalık kitaba hapsetme. Şimdi de şu soruyu sor : 19
zun MATEMATİKSEL sistemi neyi koruyordu 600 sayfalık kitabı mı koruyordu? ALLAH AKIL
VERSİN. Allahın kasteddiğine bak bunların anladığına bak...
Dilek Özden
ARKADAŞLAR; YUNUS SURESİNE , 3.AYETİ İÇERİSİNDEKİ DEYİMLERİ VE KURALLARI
İNCELEDİĞİMİZ 8.DERSİMİZLE DEVAM EDİYORUZ…
*İNNE RABBE KÜMULLAHULLEZİ HALAKASSEMAVATİ VELARDA Fİ SİTTETİ EYYAMİN
SÜMMESTEVA ALELARŞİ YÜDEBBİRUL EMRE MA MİN ŞEFİİN İLLA MİN BAGDİ İZNİHİ
ZALİKÜMULLAHU RABBÜKÜM FAGBUDUHU E FELA TEZEKKERUNE*
“FAGBUDUHU E FELA TEZEKKERUNE”
Kuran’da bir fiilin Allah’ın farzı olarak “emir” anlamında 3 şekilde geldiğini görmüştük.Bunlar; Fe’li
çekim-Ve’li çekim-Fel’ye’li çekim-lerdir…Allah’ın emrinin söz konusu olmadığı farziyet yani
ortamın getirdiği farziyet için kullanılan çekim VEL’YE li fiil çekimidir.Vel’ye li fiil çekiminde kişiden
ortamın gereğine uygun davranması beklenir.Örneğin;Yağmurun yağacağını anladığınızda
sokağa çıkmakta olan çocuğunuza “Evladım,Yağmur yağacak şemsiyeni al!..”dediğinizde bu
cümledeki emir vel’ye li fiil çekimi ile ifade edilmiştir.Şimdi kitabın içinden örnekler verelim..
9/123 de “ya eyyühellezine amenu katilullezine yeluneküm minelküffari VELYEcidu fiküm
ğılzaten”.Meali olarak iman edenlere söyleniyor ve muhataplarının onlarda sertlik bulmaları
isteniyor..Müminlerin muhatapları ,müminleri sert,zorlu olarak görseler bile, bunu Allah’ın farziyeti
olarak algılamıyorlar,bu küffar için ortamdan kaynaklanan bir durum ya da zorunluluk olmuş
oluyor…
60/10 da”VEs’elu ma enfektüm VELYEs’elu”şeklinde aynı ayette yanyana gelen ve farklı
çekimlere sahip “Seele”fiilinin VE li çekimi Allah’ın farziyetini,VELYE li çekimi ortam farziyetini
ifade ediyor..Aksini düşünürsek “İman edenler olarak Allah’ın emridir diye karşı tarafa
harcadığımızı isteriz istemesine de karşımızdaki insanları buna nasıl mecbur tutarız,Allah bize bir
emir indirdi biz yapacağız siz de yapın diyebilir miyiz?,onlar iman edenler değil ki….Bu insanlara
da ,kendilerine göre karşı tarafta olan insanlara harcadıklarını istetemezsek o zaman ayetin
gereğini yerine getirmemiş ve 5/41 e göre kafir olmuş oluruz..
40/26 da Firavun dedi ki;Bırakın beni Musa’yı öldüreyim o da Rabbine dua etsin,”VELYEd’u
rabbehu”..Musa Firavun’un bu dediğini dinler mi,Firavun dedi diye Rabbine dua eder mi?bunu
yaparsa sevap ,yapmazsa günah kazanır mı?..Tabii ki HAYIR…Musa inancına öyle bir sarılmış
ki,Firavun onu öldürse de öldürmese de asla ikna edemeyeceğini ve Musa’nın yine bildiği şekilde
istikrar haline getirdiği amellerine sarılacağını söylüyor…
18/19-20-21 de bahsedilen adamdan” VELYEtelettaf” dikkatli,nazik olması isteniyor ve bu adam
bunu başaramıyor.Peki bu adamı Allah ya da arkadaşları cezalandırıyor mu?..HAYIR..
24/31’i çözmek için VELYEli çekimi iyi bilmemiz gerekiyor.Oradaki” VELYAdribne”de bize maruf
farziyeti verecektir…Kuran’da yada hayatta bulunduğumuz konumun gereğini bize fısıldayan
Resul VELYESA,bunun kitaptaki karşılığı da VELYE’li emir çekimleridir.Resullerin birinin dediğini
yapmamak insanı zarara sokar.Direkt olmasa da indirekt etki yapar..Örneğin;Yemek yerken çatal
bıçak kullanmak bir emir değildir ancak çatal bıçak kullanarak yemek yenilen bir ortamda el ile
yemek yenir yenmesine de, toplum tarafından hoş karşılanmaz ve tepkiye yol açar…
Gelelim ELİF ile gelen fiil çekimine ……33/37de”meal mantığına göre”Resul muhatabına diyor
ki;”Emsik”,eşini yanında TUT..Bu insan eşini yanında tutmazsa 4/80nin muhatabı olur.Sonuçta
eşini yanında tutmuyor zaten,ne olacak şimdi…Resul burada bu insana emir vermiyor,sadece
teskin amaçlı telkin de bulunuyor…3/200 emir ve telkini ayırmak için şahane bir örnektir…3/200
deki “ya eyyühellezine amenuSBİRU”daki sabır isteği telkin iken, ”VEsabiru”daki emirdir…Yine
38/17de “İsbir” de “onların söylediklerine karşı sabırlı ol “derken burada bir emir sözkonusu
değildir,”söylenenlere aldırış etme”tarzında bir teskin- telkin vardır..
Tıpkı ,Sabahattin Ali’nin bir şiirinde olduğu gibi…
Başın öne eğilmesin
Aldırma gönül aldırma
Ağladığın duyulmasın
Aldırma gönül aldırma
Dışarda deli dalgalar
Gelir duvarları yalar
Seni bu sesler oyalar
Aldırma gönül aldırma……………………
“FAGBUDUHU E FELA TEZEKKERUNE”
FAGBUDUHU;FE”li emir dolayısıyla, İlk defa yapılacak olan veya birkaç kez yapılsa da henüz
oturmamış ve zorlukları içeren bir durumda olan kişiden O duruma severek uyması ( İBADET)
isteniyor.
E FELA;Bu şartlar altında demektir.
ZEKERE-TEZEKKERUNE, ; Bir şeyin daha güzeline çabalamaktır..
Sonuçta 10/3 bize der ki; Elinizde olmadan ters giden yaşamınızda yada yaşamınızın bir parçası
olan ortamda kendinizi teselli edip rahatlatarak(zaliküm*),mükemmelleşmeye ve
mükemmelleştirmeye çalışın. Her şey her zaman dört dörtlük olmaz …At ahırda değil koşuda
belli olur..Allah bazen ellerimizle yaptıklarımızdan ötürü,bazen de katındaki ve insanlar
arasındaki derecemizi yükseltmek için musibet verir.Bu şekilde yaşanan Ramazana ve 10/3ün
teviline en güzel uyan örnek YUSUF kıssasıdır. Yusuf elinde olmadan düştüğü durumlarda dahi
gösterdiği tavrının ,mükemmellik çabasının mükafatını en güzel şekilde almıştır…
*(ZALİKÜM;pozitif yönde faydalanıldığı gibi, yanlış bir yolda ,kötü bir olayın devamı için de
yapılabilir,negatifine örnek 3/175”zalikümmüşşeytanü”dür.Bizden istenen Zaliküm’ü olumlu yönde
kullanmamızdır…)
10/3 bağlantılı 7/54 ile devam edeceğiz.Selam ile….
20/41-21/35
Ayetlerin duburlandırılması allahın emridir. Aksi taktirde ayetler sıhhatli tevillendirilemez ÖRNEK:
20/41: vastana'tüke li nefsiy'' yani ey musa ''seni NEFSİM için seçtim'' Bunu allah söylüyor. Bu
ayete göre allahın da NEFSİ varmış. Yani NEFS deyimini allah burada kendine de mal etmiş.
Şimdi 21/35 e gidiniz. ve ''her NEFS ölümü tadıcıdır'' ayetini bulunuz. Bu ayette allah kendini
istisna tutmamış. İşte meali mantık herşeyi göründüğü gibi algılama size böyle ALLAHI
ÖLDÜRTÜR. Şimdi sorsan desen ki ''allah ölümlümüdür? sana ''HAYIR'' diyecekler. Peki bu iki ayet ne
olacak? diye sor. İşte o zaman vaziyeti kurtarmak için 20/41 deki NEFS deyimine 21/35 den farlklı bir
mana vermek zorunda kalacaklar ve böylece DUBURCULUK yapacaklar. O zaman da şu soruyu sor ''
kardeşim hani duburculuk sapıklıktı Sen niye yapıyorsun? .
Eğer ALLAH, NEFS ve MEVT deyimine akla mantığa uygun, kitabın-hayatın her yerinde geçerli olacak
ve yaşanılabilirlik kriterlerine uygun bir mana veremezsen İşte bu iki ayet bile seni bitirir. Ben bu iki ayete
göre allahın ÖLÜMLÜ olduğuna inanıyorum. Kitabın başka bir yerinden istersen bana yüzlerce aksi delil
getir. Ama bu 2 ayet (20/41-21/35) kitapta durduğu sürece getireceğin tüm aksi ayetler işe yaramaz. İşte
Kuranilmi böyle bir şey.
De haydi 19 cular, arapça cılar dilbilgisine riayet etme taraftarları. size soruyorum . ALLAH ÖLECEK
Mİ? tıpkı bizim gibi? EVET ÖLECEK diyemiyorsunuz değilmi? O zaman sizler MUBİYN yani apaçık
olduğunu iddia ettiğiniz bu kitaba iman etmiyorsunuz demektir. O zaman İman etmediğiniz bir dinin
neyinin evrenselliğini tartışıp ta insanlara HAK MESAJ diye kakalıyorsunuz.
5/20:
Resuller içimizde ise NEBİ ler nasıl 5/20 e göre içimizde oluyor?
bazen söylemek istediklerin yada yapmak istediklerin sen söylemesen ve yapmasan bile
yüzünden ,oturuşundan el ve ayak hareketlerinden okunur. Böylece içinderki resul DİREKT
olarak NEBİleşerek seni dış dünyaya OKUTUR. İşte böylece bu hayr yönünde olursa 5/20 de
allah İÇİMİZDEN ENBİYAları çıkarır.
O halde REsul 2 şekilde NEBİye dönüşür 1) düşündğklerini yaparsın ve ortaya koyduğun amel
insanlarla konuşur 2)Düşüncelerini yapmazsın amma yapacağını yüzüne bakanlar anlarlar ve bu şekilde
dış görünüşün dış ortamla konuşur. İşte allahın rahmeti o kadar genil ki 5/20 de buna bile sevab
verileceğini söylenilir.
yapamazsan dahi yapabileceğin konusundaki samimiyetin YÜZÜNDEN OKUNSUN. Bunu sadece
insanlar değil ALLAH da okuyacak ve sana sevabını verecek.
Normalde bu sevabı allah sana yapma eylemi olmadığı için EHADEN olarak görür ve sevabını vermez.
İşte bu ilşki ''lem yu'ti EHADEN minelalemiyn '' olarak 5/20 de yer bulur.
NUH özgür düşünce melekesidir. Bu melekenin insanda çalışmasını engelleyebilen 5 adet put
vardır. Bunlar bilindiği üzere NESR, YEUK, VEDDE, YEĞUSE ve SUVAE dir.
1) VEDDE: Eğer kişi sevdiğini kırmamak veya ortaya çıktığında sevdiklerinin aleyhinde olacağı
endişesiyle bildiği gerçeği gizlerse bu durum, onun düşüncesini ÖZGÜRCE ifade etmesinin
önüne geçecek ve dolayısıyla VEDDE (sevgi) şeklinde putlaşacaktır. 4/135 bu yönde bize bir
ikazdır.
Vedde, NUh'un düşmanıdır.
2)NESR denilen şey parçalama ya da parçalanmadır.
Nuh melekesi ÖZGÜRLÜK melekesidir. HAYR içerikli yada amaçlı olmak kaydıyla kişinin özgür bir
düşünce sistemine sahip olması, düşüncelerini özgürce ifade edebilmesi veya amel edebilmesi insanın
içindeki bu meleke cinsinden resulun (NUH) aktif edilmesiyle mümkündür. Bunu aktif eden kişi FÜLKünü
(gemisini) yani düşünce dağarcığınıı, olayları insanları kendini DİNİNİ sorgulama yeteneğini BAHR
içinde yani kimseye ait olmayan ancak herkesin de rahatlıkla kullanabileceği her türlü alan (kütüphane
bilim kuran tıp vs) da ÖZGÜRCE gezdirebiliyor demektir. Böylece Allahın ayetlerini ve bunların içeriğini
de bu şekilde GÖRÜR ve anlar(31/31).
Bu yüzden NUh ilk gönderilen ya da din söz konusu olduğunda içimizde ilk aktive edilmesi gereken resul
melekedir. Eğer insan içindeki bu melekeyi çalıştıramazsa din adına ortaya çıkmış bir takım akımlar,
cemaatler, hocaefendiler tarafından ruhu ve bedeni kolaylıkla köleleştirilir. Hem dünyasını hemde ahiretini
kaybeder. Bu yüzden NUH çok önemlidir.
Eğer kişi hakka karşı şehadetini ''Aman milli birlik ve beraberiğimiz, arkadaşlığımız, cemaatimiz
bölünmesin parçalanmasın'' diye yapmazsa bu saydığım unsurların hepsi insanın içinde nuh melekesine
karşı duracak ve NESR şeklinde ilahlaşacaklardır.
3)SUVA'A: Eğer bir kişi başka bir kişiden gelecekte menfaat beklentisi içine girer de bu menfaatı elde
edinceye kadar bu kişinin haksızlıklarına, saçmalıklarına göz yumarsa, göz yumulan bu tür davranışlar göz
yuman kişinin SUVAE'si olur. Böytlece Özgür düşünemez veya amel edemez
4)YEĞUSE :Eğer bu menfaat özellikle MADDİ bir menfaat ise bu durumda göz yumulan şeyler YEĞUS
hükmünde ilahlaşır.
5)YEUK :Eğer kişi çok bilmişliğine istinaden kendisinden bilgi isteyen kişiye bilgilerini vermeyip bir de
bunun cahilliği ile alay ederse yada onu bilgilerini verme konusunda egosunu tatmin için oyalarsa o bilgi
YEUK hükmünde ilahlaşır.
Sevgili Kuran Dostları: Yukarıdaki 5 faktör bir insanın özgürce düşünmesini ve amel etmesini engelleyen
yada kısıtlayan faktörlerdir Allah cümle müslümanların NUH melekesini korusun. Şunu bilelim NUH
YOKSA CENNET YOK!..
FİRAVUN NEDİR?
TUFAN denilen şeyde KİŞİ; takıntı yaptığı konuda sürekli onu düşünür, düşünür, düşünür ve
kafayı yiyecek hale gelir. Bu durum onda bir takım sözel ve davranış bozuklukları meydana
getirir.
Bunlar:
1- KURBAĞA; Kişi kendi kendine konuşmaya başlar.
2- ÇEKİRGE; Amaçsız bir şekilde bir sağa bir sola gider durur.
3- HAŞERA ya da BİT; Düşüncede çözüm bulunmadığı şey iç kemirir.
4- DEM; Candır, bu son durumda kişi neredeyse canından olacaktır yani hepten akıl sağlığını yitirmiştir.
Peki bir kişi bu duruma nasıl düşer?
Yanlış yolda olduğun sana uyarı olarak geliyor, ama bir türlü ikna olamıyorsan(FİRAVUN) ve bildiğini
okuyorsun. İşte bu durumdayken sana yukarıdaki dertler gelmeye başlıyor.
Bu sebeple kişi; istediği kadar sinirli, istediği kadar aşırı tavırlar içerisinde olsun, HAYIR YÖNÜNDE
İKNA EDİLEBİLİR ÖZELLİĞİNİ hiçbir zaman kaybetmemelidir. Aksi taktirde FİRAVUNLAŞIR.
27/90 da '' ve umirtü en tetluvelkurane'' deyimini görünüz ve buraya şu soruyu sorunuz. ''bu
tilavet edilen kuranı muhammed nerden okuyacak? bunun cevabı 29/45 deki ''minelkitabi''
deyimindedir. Kitab deyimi elimizdeki 600 sayfalık ilahi olduğuna iman ettiğimiz kitab değildir.
Herhangi bir işe hayata yeni başladığında işte bu iş yada hayat Kitabtır. Bir insanın hayatında
yüzlerce kitab olabilir. Bu kitap eğer kişi tarafından KURAN yani doğrular aracılığı ile iyi
anlaşılırsa KİTABALLAHİ ye dönüşür. Bu deyimden de 600 sayfalık kitab anlaşılmamalıdır.
KİTAB ile KİTABALLAHi aynı kavramlar değildir. Bir şeyin KİTABta olması ayrıdır (17/4))
KİTABALLAHİ de olması ayrıdır (9/36,33/6). KİTAB ancak ve ancak içerdiği doğruların
anlaşılması ile yani KURAN ile kiTABALLAHİye dönüşür. KİTAB ,KİTABALLAHİ ve KURAN
deyimlerini sakın ola ki elimizdeki 600 sayfalık ilahi kitaba hapsetmeyiniz. Bunlar bunu da içine
alacak şekilde çok geniş bir yelpazeye sahiptir.
5/64-68 misil yazılım içerikli olan bu iki ayetin içerdiği manayı konuşalım.. allah kıuranda ve
özellikle 5/64 de yahudiliği bir zihniyet bir davranış uslubu olarak ele alır bir kavim yada israil
devleti diye ele almaz. 5/64 de anlatılan şey :eğer bir insan hayattaki başarısızlıklarını yada
yetersiziklerini allah tarafından kendsine yeteri kadar fırsatın verilmediğine bağlarsa bu durumda
5/64 ün ilk cümlesinin muhatabı olur. Ayrıca bu ayetin orta kısmında bulunan '' ve leyeziydenne
kesiyren minhüm ma unzile ileyke min rabbike tuğyanen ve küfren'' cümlesi bu ayeti 5/68 e bağlar. Bu iki
ayeti bu misil yazılımla birleştirirsen bunların kendilerinin değerlendirenedikleri fırsatları başkaları
değerlendirdiğinde bunlara düşman olduklarını göreceksin 5/64 de her zaman harb için ateş
alevlendirdikleri söylenir.
ENNAR denilen şey paylaşmadığın zaman elinde olan şey dir. İşte bunlara verilen fırsatları bunların
değerlendirememesi nin sebebi paylaşımcı olmamalarıdır. Bir insanın CİMRİ olması elindekine kimseye
vermemesi için sıkı sıkıya bağlanmasına ''küllema evkadu naren'' denilir. Bu durumda bu insanlar
başkalarının sürekli kendilerine muhtac olmalarını isterler Buna da LİLHARBİ denilir.
Ama lallah bunu söndürür NASIL MI? Başklarına da aynı şeyi verir ve bunlar paylaşımcı olurlar ve
insanları bu namussuzlara muhtac olmaktan kurtarırlar. İşte bu başkaları 5/68 ve 64 .cü ayetlerde iman
edenlerdir. Bu ayetlerde İSRAİL devleti YADA kıyamet günü YADA israil devleti ile arap devletlerinin
savaşılmasından bahsedilmez.
Özetle bu iki ayetten çıkaracağımız AYAT BEYYİNAT şudur: elindekini insanlarla paylaş, elindekine
insanların muhtaç olduğunu bile bile bunu insanlarla paylaşmamazlık yapma bunu yaparsan ''küllema
evkadu naren lilharbi(5/64)'' yapmış olursun. Allah ta saana verdiği ve senin de insanlarla paylaşmaktan
çekindiğin o şeyin aynısı helal süt emmiş birilerine daha verir(ve leyeziydenne kesiyrenn minhüm ma
unzile ileyke min rabbike 5/64) Onlar da bunu sana mıhtaç olmuş insanlarla paylaşırlar ve bunların sana
olan mecburiyetini yok ederler. Böylece allah böyle davranarak senin yaktığın ateşi söndürür(etfe'ehallahü
5/64) Bu da senin bu insanlara karşı küfr ve tuğyanını artırır(5/64). Çünkü sen fesatçısın .allah fesatçıları
sevmez 5/64. Eğer kişi Bunları yapmazsa HİÇ BİR ŞEY ÜZERE değildir Bu davranışına 5/68 de
''ekiymuttevrate velinciyle ve ma unzile ileyküm min rabbiküm '' denilir.
HADİ BAKALIM !....BİLMECE GİBİ BİR ŞEY...
Maide/90 da şeytan işi pislik olan ve sakınılması emredilen ,içki diye meallendirilen "elhamr" nasıl
oluyor da 24/31 de geçen ve "hamr"ın çoğulu olan "humur" deyimi ile"içki aklı örter o halde
başörtüsü diye bilinen "humur" da başı örtmelidir"şeklinde ilişkilendirilip ,anlamlandırılıyor,bunu
anlamak mümkün değilll....Hadi bu anlamı böyle kabul ettik diyelim ve yine bu anlam üzerinden
gidelim.......Aklı örten içki haramsa başı örten örtü nasıl farz oluyor...İçkinin aklı örtmek
anlamından yola çıkıp bunu haram kabul edenler bunu neden başörtüsüne de
uygulamıyorlar,anlamı nasıl birleştirdilerse akibetini de birleştirmeleri gerekmiyor mu?...Ben meal
mantığı ile çıkamadım işin içinden..Sonuç; bükemediğin bileği öpeceksin!.....İster çözüm yok diye
bu soruları es geçin,ister bu soruların cevabını bilen birini arayın ve bulursanız kıymetini
bilin...Allah kıymetini bilmediğimiz şeyleri elimizden alır,alır ki hem kendimize gelelim ,hem de bi
şansımız daha olursa değerini verelim diye
Sevgili dostlar;
Her tarihsel ayet kendi içinde hem tarihte olan halini ŞEKLİ olarak ve hemde her devirde
yaşanılabilen MANA halini barındırır. ancak öncelikli olan MANA dır. eğer mana iyi analşılırsa ve
iman edilirse ve amel edilirse kişi Şekli kısmını ONU BİZZAT GÖRÜNCEYE kadar rededebilir. Bu
onu kafir yapmaz. Misal vereyim: Eğer ''ALLAH'' kavramını MANA olarak doğru anlarsanız bu
kavramın ŞEKLİ kısmına yada onun varlığına İman etme mec buriyeti yoktur. taaaaki onun
şeklini bizzat görünceye kadar.
Ama ALLAH kavramının MANA kısmını iyi anlar ve kişi bunun gereğini hayatında iman ederek amel de
ederse işte bu kişi velev ki allahın Şekli kısmını redetse bile şekli kısmını görünceye kadar bu rededişinden
sorumlu tutulmaz. bu yüzden insanların ATEİST yada DEİST olmalarının Eğer MANAyı doğru anlamış
,iman etmiş ve hayatlarında da yerine getirmişlerse Hiç bir önemi yoktur ve bu insanlar bizim için
''feihvaniküm fiyddin'' konumundadırlar. yani dinde kardeşlerimizdirler. bunu Muhammed, nuhun gemisi,
musanın mucizeleri için ve daha binlerce ayet için düşünebilirsiniz.
suni ayrışmalarla birbirimizden kopmayalım birlikte yaşadığımız şu hayatı birbirimizi ötekileştirerek zehir
zindan etmeyelim. Rabbialaemiyn eksenli düşünen herkes bizim dinde kardeşimişzdir.
o halde ALLAH NEDİR?
Allahı ALLAHÜ , ALLAHE ve ALLAHİ olarak tanımlamalıyız.
ALLAHÜ: HAYR içerikli olmak kaydıyla hayatında gördüğün ve sende iz bırakan her türlü
GÜZELLİKlerdir
ALLAHE; bu güzelliklerin İNSAN tarafından yine HAYR içerikli olmak kaydıyla daha da güzelleştirilmiş
halidir
ALLAHİ: senin insan olarak yukarıdaki 2 adet allah tanımından aldığın nasiptir.
Peki ŞEKLİ ALLAH yok mu? İşte arkadaşlar Ben şahsen bunun Şekli kısmının da var olduğuna iman
ederim.AMA bir ATEİST Allahın şekli kısımını ONU BİZZAT GÖRÜNCEYE KADAR rededebilir Ama
kuranilminde zikredilen yukarıdaki manalara İman eder ve hayatında da ifa ederse allahın şekli kısmına
iman etmesi şartı aranmaz. O halde ben allahın Şekli olarak varlığının ispatı için niye uğraşayım ki, niye bu
kardeşimizle cedelleşeyim ki? Anlamsız kavgalar ve ayrışmalarız hayatımızda yeri olmamalı.
selam
74/1 ve 73/1:
-----------------------------
"- Ey bürünüp örtünen,"
"-Ey örtüsüne bürünen,"
-----------------------------
-----------Fedakarlık Yaptığın her konuda, her yerde ve her durumda;
fedakarlık yaptığın her konu ile her iş ile ilgili BİLİNMEZLER; veya
Anlayamadığın kavrayamadığın tüm konular, yada Görünmezler;
FEDAKARLIK (Salih Amel) Yaptıktan sonra senin için bilinir, anlaşılır
ve görünür hale GETİRİLİR. ve Sen Elhamdülillah dersin ---------------
Elbetteki bu ayet 49/7) indiği anda o andaki resulun onların içinde olduğunu ifade ediyordu.
Ancak her ayet kendi indiği dönemde ŞEKİL ve MANAyı birlikte yaşatır. Yani Bu ayet indiğinde
Nuhaammed Hem onların Şekli olarak içindeydi yani ARALARINDA şeklinde içindeyidi hem de
MANA olarak herbirinin içindeydi Yani düşünce ve hissiyat dünyalarının içinde bulunuyordu.
Ayetin muhambı olan resulun Şekli kısmı öldükten sonra MANA kısmı o ayet orada durduğu
sürece yaşamaya devam eder ve böylece ayeti TARİH olmaktan kurtarr Manasını bakileştirir.
Tüm tarihten bahseden ayetler insan hayatında önce MANA olarak yaşanır. Sonra ŞEKLİ
kısıımları gelir ve MANA ya eşlik ederler. Sonra Şekli kısımları ölür ve MANA kısımları yaşamaya
devam eder. Yan : MANA-->ŞEKİL+MANA-->MANA. Böylece her bir tarihsel ayet içerdiği ve asla
ölmeyen mana kısımıyla evrensel içerğini korur.
sullerin kendilerine ait özellkiklerinin insanın hissiyatında veya amellerine yer edinebilmesi için bu
resullerin 4 adet RESULULLAH a uygun olarak hareket ettirilmesi lazımdır. İşte resule itaat yada ittiba
ederken bu şekilde yapılan güzel bir amelin HEBA olmaması için bu itaat ve ittibanın RESULULLAH
makamından onay alması gerekiyor. Bu 4 adet resullah Muhammed,İysa,musa ve salihtir.
Örnek vereyim:
MUHAMMEDE resul olarak uydunuz, Bedirde allah yolunda savaşıyorsunuz. Bu şekilde sevabınızı
alacaksınız. Ancak bu sevabın size verilebilmesi için
1)Muhammede RESULULLAH olarak da uymalısınız. Yani 24/31 de gerekli olan şartları yerine
getirmelisiniz
2)Musaya da RESULLULLAH olarak uymalısınız. yani savaşınız Nefsiniz için değil HAYRa yönelik
olmalı
3)İysa ya da RESULULLAH olarak uymnalısınız Ve yaptığınız savaşın bir lisanı bir mesajı olmalı
4)Salihe de RESULULLAH olarak uymalısınız. Kimsenin yaptığı işe olumsuz yönde karışmamalısınız ve
kimseyi de yaptığınız işe olumsuz yönde karıştırmamalısınız.
İşte böyle olunca Resulullahta bizim için üsvetün hasenatün olur.
arkadaşlar ÜSVETÜN deyimi lisani olarak ASEA fiilinden türer ve ''Yaralara merhem'' anlamındadır.
Kuranilminde ÜSVETÜN deyimi ise içindeki resuller tarafından sana yaptırılan amellerin yada
düşüncelerin ''kaş yapayım derken göz çıkarmayayım'' şeklindeki yaklaşımında işe yarar.
O halde resullere itaat yada ittiba edeceğiz. Ancak bunları yaparken de kaş yapayım derken göz
çıkarmayacağız. İşte bunun için bu itaat yada ittibanın muhakkak RESULULLAH makamından yani 4 adet
resululllahtan Onay alması gerekiyor. İşte Bunun ONAY almış haline üsvetün hasenatün denilir.
Herhangi bir resule nefsimizi kullandırdığımızda ESSALİHİYN kullar oluruz AMa tam olarak
kullandırdığımızda da konumumuza 48/29 ve 60/4 de ''velleziyne maahü'' denilir. Burada da üsvetün
hasenatün devreye girer yani BAĞLILIĞIMIZ yani İBRAHİYM , 33/21 re göre resulullah makamından
onay almalıdır.
yamış olduğumuz ameller ALLAHE hükmündedir. Bunun Mükemmeleştirme çabamıza ZEKERALLAHE
denilir Bu deyim 33/21 de Resullerin bize yaptırmak istediklerini resullullah makamından onay aldıktan
sonra yeralır.
ortaya koyulan amel güzel olsa bile ''kaş yapayım derken göz çıkarma '' disturuna dikkat edilmelidir.
Haydar Serkan
KİM BU DUBURCULAR
Yıllardır Türkiye’de yaynlanmış Kuran meallerini okuruz. Arapça bilmeyen insanlar ne
yapacaklar? Allah’ın ne dediğini anlamak için elbette kendi dillerine çevrilmiş mealleri
okuyacaklar. Amaçları Allah’ın yaşam, alışveriş, toplumsal olaylar, din, melek, peygamber
hakkında neler söylemiş, insanlara neleri tavsiye etmiş anlamağa çalışırlar. Diyanetten, din
alimlerinden, hocalardan ek bilgi almaya gayret gösterirler.
Ölümün bir gerçek olduğunu, ölümden sonra ruh varlığının yaşamına devam ettiğini aşağı yukarı
tüm dinler anlatır ve inanırız ki, ölümden sonra yeni bir yaşama geçeceğiz. Ama nasıl bir yaşam
olduğunu tam olarak bilmiyoruz. Metafizikten tutun da spiritüalizme kadar bu konuda binlerce
değişik bilgiler vardır. Kimi reenkarnasyondan bahseder, kimi reenkarnasyonun olmadığını ispata
çalışır.
Gençlik yıllarımda sosyalizmi benimserdim. O zamanlar çok genç ve cahildik. Nerde bir hak,
adalet, eşitlik ve paylaşım gibi genç bireylerin gönlüne, aklına hitap eden sözler duysak peşinden
giderdik. Metafizik dünya literatüründe iletişim araçlarının yüz yıl önceye göre biraz daha aktif
olması nedeniyle çok daha ilgi görür duruma gelmişti. Evren, uzayda yaşam, ufolar gibi yeni
duyulmaya başlayan bilgiler çoğalmaya, insanların ilgisini de çeker duruma gelmişti.
Yıllarca eşimle birlikte bunların peşinden koştuk. Bazen öylesine saçma sapan bilgiler
ediniyorduk ki, bugün bile hayretler içinde kalıyorum. Bunlara nasıl inandık diye. Bu konuda
bilgimiz arttıkça bir çok hataların olduğunu, bazen birilerinin dediğinin, diğerlerinin dediğine
uymadığını fark etmeye başladık.
Dolayısiyle bu bizi tatminsizliğe itti.
Artık yeni arayışlar içindeydik. O zaman henüz bilgisayardan haberimiz yoktu. Bilgiye ancak
kitaplar vasıtasıyla ulaşabiliyorduk. Elimize geçen her kitabı doğrumu, eğrimi, bu kitabın
yazılmasındaki amaç nedir demeden okuyorduk. Yeter ki okuyacak kitap olsun. İnsanlık tarihi,
Roma tarihi, fransız, tarihi, Osmanlı tarihi ve yakın tarih ve bilim kitapları da ilgi alanımız
içindeydi.
Yaşımız otuzbeşlere geldiğinde, eski dinlere merak sardık. Bu kez yeni ilgi alanımız eski dinlerdi.
Bu konuda türkçe yayınlanmış ne kadar kitap varsa okuduk. Tibet’in ölüler kitabı, Mısır’ın ölüler
kitabı, Kızılderililerin popolvuh’u, Hintlilerin veda’ları. Konfiçyus’u, Hindiuzmi, vs. Ne kadar kutsal
metin varsa okuduk. Bunlar bizi yavaş yavaş, Allah’ın insanlara öğütlediği dinlere ve kutsal
metinlere gelmişti. Zebur merakımızı çekti. Arkasından Tevrat, daha sonra İncil. Ama bir çok din
kitabınında tahrif edildiğini biliyorduk.
Kırklı yaşlarda sıra islamiyete ve Kuran’a gelmişti. İlk okuduğumuz meal diyanetin mealiydi.
Arkasından islam alimlerinin kitapları, ve hadisler, sünnetler. Hadislerdeki ve sünnet
uygulamalarındaki çelişkileri gördükçe hayretimiz daha da artıyor ve bizim dinimiz böyle olmamalı
diye düşünüyorduk. Bu arada tarikatları tek tek inceledik. Tarikatler ve cemaatler de ayrı bir
alemdi. Bir şeyhe bağlanmayı bir türlü kabul edemiyorduk. O zaman kendimizi şeyhe tapıyormuş
gibi hissettik. Sonunda tüm insan yazması kitaplardan, hadis olsun, sünnet uygulamaları olsun,
hepsinden vazgeçtik. İnanılacak Tek varlığın Allah olduğu ve ancak O’nun sözlerinin gerçek
olduğu doğru yolu ancak O’nun sözlerini takip ederek bulacağımızı düşündük. Kuran’ı okurken
amacımız sevap kazanmaktan ziyade, Allah’ın insanlara ve kainattaki var olanlara neler
söylediğini dikkate alıyorduk. Mealleri okudukça bazı incelikleri ve ayrıntıları fark etmeye başladık
ama doğrusu tam olarak da anlayamıyorduk.
Anlayamadığımız : Bu mealde başka bir çeviri, ötekinde başka bir çeviri, çoğunlukla Atatürk’ün
1923 yılında Elmalılı Hamdi Yazır’a çevirttiği Kuran’ın hep birebir kopyası olmasıydı. En garibi de
Bu kutsal din kitabının para ile satılması olayıydı. Herkes bildiği kadar din anlatacağına ekonomik
çıkar peşinde olması bizi kimlere inanacağımız konusunda büyük kuşkulara düşürüyordu.
Kıtkbeşli yaşlarda artık Türçe yayınlanmış, 60 kadar meali incelemiş ve daha da büyük düşünsel
çıkmazların içine girmiştik. Çünkü Allah’ın kitabında dahi insanların anlayamayacakları kadar
büyük çelişkiler ve anlaşılması son derece zor konular vardı. Anlayamamak, idrak edememek
beni kahrediyordu. Büyük bunalımlar içinde idim. Tam bu sıralarda internet ve bilgisayar
türkiyede hızla yaygınlaşmaya başlamıştı. Artık bilgiye daha kolay ulaşıyorduk. Ne zaman
bilgisayarın başına otursak hemen Kuran araştırmalarına başlıyorduk. Bir nevi Kuran’la kafayı
bozmuştuk. Bu bilgiye kolay ulaşım araçları çok değişik ve çarpıcı bilgileri de elde etmemize ve
incelemelerimize konu oluyordu. Ama ne olursa olsun, içimiz de korkunç bir boşluk vardı. Bu en
çok bilgilerin çok değişik ve çarpıklığından kaynaklanıyordu. Gençlik yıllarımda kendisini
Türkiye’de Danimarka’lı bilim adamı diye tanıtan Hans Von Aiberg’in kitaplarını okumuştum.
Tesadüfen onun chat’lerine ve islam dini konusunda yazdıklarına ulaştım. 2 yıl gibi uzun
araştırmalardan sonra 600 sayfa tutan tüm yazılarını bir araya getirdim. Defalarca okuduk, bize
ilginç gelmişti. “Tamam işte Kuran ayetleri bu şekilde açıklanmalı” derken adamın kendini
“dabbet” olarak lanse etmesi bizi ondan ve yazılarından da soğutmuştu. Kuran’ı okumaya devam
ediyor ve hala bir şey anlamıyorduk.
Ellibeşli yaşlarda buhranlarımın zirveye çıktığı bir gün, tek derdimi, içimi çekinmeden
dökebileceğim insana, eşime, isyanlarımı dile getirdim. “Yav.. hanım bu nasıl kitap.. Okuyoruz,
okuyoruz bir türlü anlayamıyoruz. Kaldı ki Allah kitabında (bu kitap mubiyndir-apaçıktır) diyor. Biz
neden anlayamıyoruz. Aptalmıyız yoksa?” dedim.
“Eğer böyleyse kim anlayacak bu kitabı. Allah sanki bu kitabı insanların anlaması için değil,
anlamaması için indirmiş.” Diyerek bütün bunalımlarımı ortaya döktüm. Bir sabır abidesi olan
sevgili eşim, “Düşün dedi. Bunu ancak üzerinde çok uğraşanlar, çok çalışanlar, kendini Allah’a
hizmet için adayanlar anlar” dedi.
Altmış beşli yaşlarda artık uykularım haram olmuştu. Gece uykudan kalkıyor internette
araştırmalar yapıyor, beni tatmin edecek bir bilgi kırıntısı arıyordum. Böyle bir gecede kendisi hep
minnetle andığım sevgili kardeşim Vedat Erdem’in bazı yazıları ile karşılaştım. Sabaha kadar
okudum.. Okudum.. Sanki içime bir aydınlık dolmuştu. Hemen kedisine bir mesaj gönderdim.
Allah ondan razı olsun bana bıkmadan usanmadan açıklamalarda bulundu. Aklımın ermediği
yerlerde bana hep sabır tavsiye etti. Karakteristik özelliğimin en güzel tarafı, bir bilgiyi hoşuma
gitmese de yarıda bırakmak değil, sonuna kadar götürmek ve işime yaramazsa çöpe atmaktır. Bu
güzel insanların bana verdikleri bu bilgiler içimi ısıtmıştı. Ama hala şekle takılı kaldığımdan, bazı
ayetleri hele Cinn suresini hiç mi, hiç anlayamıyordum. Burada “bilindik manada Cinnler diye bir
olgu yoktur” deniliyor. Ama Allah kitabında neden cinnlerden bahsediyordu.
Eşimle birlikte bu bilgileri irdeliyor, çok geceleri uykusuz geçiriyorduk. Ama inatla ve sabırla
çalışmalarımızı sürdürüyorduk. Bu arada Vedat Erdem’in de başına bela olmuştuk. O ise
bıkmadan bize açıklamalrda bulunuyordu. Ama bir gün nasıl oldu bilmem. Birden Kuran’ın mana
yönünü kavramaya başladım. Evet.. İşte buydu..Tabii.. Böyle olmalıydı. O zaman içim ışıkla
doldu. Ruhum aydınlandı. Artık Vedat beyle daha rahat konuşuyor düşündüklerimi rahatça
anlatabiliyordum. Cinn suresini kavramıştım. Sanki ufkum açılmıştı. Tam bunları yaşarken,
tesadüf müdür bilemem ama Fussilet suresini okuyup anlamaya çalışıyordum. Bu surenin bize
çok yardımı oldu. Çok şeyi artık daha kolay anlayabiliyorduk. Bu arada Vedat bet beni ELİF LAM
RA çalışma gurubunun alt çalışma gurubu olan GÜNCEL HAYATA DAİR KURAN ÇALIŞMALARI
kısmına dahil etti. Her geçen gün daha çok bilgi alıyor ve zihnimiz daha çok açılıyordu. Vedat
bey’le sohbetlerimizde, kendiliğimden ALLAH ve RABBİLALEMİYN hakkında düşündüklerimi
anlattım. Bu konuda ki bilgileri derinlemesine bana aktaran sevgili kardeşim Vedat Erdem beni
daha sonra, şimdiki adı KURAN TEVİLLERİ olan, ELİF LAM RA çalışma gurubuna dahil etti. Artık
onların arasındaydım. Böylelelikle bilgi alış verişimiz daha da hızlanmıştı. Onların arasına
girmekle onları yakından tanımak fırsatım oldu. Hepsi mütevazi alçak gönüllü Allah’a hizmet
konusunda hiçbir çıkar düşünmeyen tek amaçları Kuran’ı yirmi birinci yüzyıl insanının anlayacağı
şekilde bu zamana kadar belki hiç düşünülmeyen biçimde tevil etmek olan gönül erleri idiler.
İnsanlara Allah’ın söylediği ile kastettiği manaları anlatan, kitabın, Kuran’ın, zikrin ne olduğunu
izah eden gönül erleri…
Bu yazıyı kaleme almamın, kısa Kuran ilmi arayış serüvenimi şunun için yazmak gereğini
hissettim. Son zamanlarda mealcilerin ve bazı şeyhlerine kopmaz bağlarla bağlı kimselerin, bu
guruba karşı çamur atma ve iftiralarla dolu yazılarını belki sizlerde okuyorsunuzdur. Nedir bu
nefretiniz? Nedir bu kininiz? Aslında söylenen sözün arkasındaki anlam, olan DUBUR
sözcüğünü, kişisel fesat ve nefretinizden DÜBÜR gibi çirkin bir sexüel anlam yükleyerek
karalamak istemenizin anlamı nedir? Duburcu kelimesinin daha doğru olduğunu bile bile bizlere
dübürcü yakıştırmasının ardında neler yatıyor? Benimde içinde bulunduğum bu topluluk, hiçbir
zaman ne ekonomik çıkar, ne paye, ne ünvan peşinde koşmayan insanlardır. Sizlerin şeyhleri
diye bahsettiğiniz Halil İbrahim bey herkese kendinden bir yaş bile büyük olanlara ABİ diyecek
kadar alçak gönüllü bir gönül eridir. Ben onların içindeyim ve onları çok iyi tanıyorum.
Bu topluluk bugün ortaya çıkmadı. Otuz yılı aşkın bir süredir belki üçyüz kişiyi aşkın bir Kuran ilmi
konusunda uzman bir gurubun çalışmaları ile bugün zaman zaman okuduğunuz bu teviller ortaya
çıkarıldı. Ve çıkarılmaya devam ediliyor. Bu güne kadar hangi hoca, hangi din alimi bizim gibi
sıradan vatandaşlara, Nebi, Ennebi, hatemennebi, resul, erresul, arasındaki farkı anlattı. Hangi
mealci bizlere Kuran ile kitap arasındaki farkı anlattı. Allah ve rabbilalemiyni anlattı. İşte sizlerin
aklınız sıra aşagılamaya çalıştığınız şeyhi, hocası, lideri olmayan, herkesin lider, herkesin
sıradan bir öğrenci olduğu bu topluluk insanlara sadece Allah’a hizmet ugrunda bunları anlattılar
ve anlatmaya da devam ediyorlar.
Düşünün, bu toplulukla yazışmalarda sizler ağzınıza gelen çirkin sözler söylerken onlardan tek
bir kelime çirkin bir söz duydunuzmu? Onlar, bilhassa Halil Sergin insansal bütün sabrını
kullanarak sizlerin her sorunuza cevap vermedimi? Bütün bunları sizlere hatırlatırken sizlere
teşekkür etmeden de yapamayacağım. Sizler DUBURCULAR dediğiniz bu toplulukla uğraştıkça
sıradan insanların ilgisini daha da çok üzerlerine çektiler. Bir ay önce günde iki veya üç özel
mesaj sorusu alırken bu gün otuz, kırk mesaj soruları ile muhatap oluyorum. Cevap vermeye
yeşişemiyorum. Bu insanların Kuran tevillerine olan ilgisinden başka nedir?
Amacım, kendimi ve içinde bulunduğum bu topluluğu savunmak değil, onların da benimde
böylesi bir savunmaya hiç mi hiç ihtiyaçları yoktur. Onların övülmeye de ihtiyaçları yoktur. Onlar
sadece Kuran ilmi peşinde koşan, sadece Alla’a hizmetkar olmak isteyen gönül erleridir.
Bu yazıyı okuyan kardeşlerim şunu bilsinler ki, sizler ilim istiyorsanız, bunu sizlere hoca
efendiniz, tarikat lideriniz veya şeyhiniz veremez. Bu ilmi size ancak ALLAH verir. Yapmanız
gereken hiçbir menfaat beklentisi olmadan sadece Allah’a hizmetkar olmaktır.
Sözlerimi bitirirken, onlarca yıl süren bu ilim arama serüvenimde bana her zaman destek olan,
sıkıntılarımda, buhranlarımda hiç şikayet etmeden yanımdan ayrılmayan sevgili eşim Arife
hanımın önünde saygıyla eğiliyorum. Ona, bana hiç şikayet etmeden katlandığı için minnettarım.
Bu bilgilere ulaşmamda sevgili kardeşim Vedat Erdem’e, elindeki tüm yazılı belgeleri bana
göndermek inceliğinde bulunan Şahin Şenel beyefendiye, Halil İbrahim beye, Halil Segin’e Bülent
Öğüt’e, Feridun beye Ramazan Akıncı’ya Zeki beye ve adı şu an aklıma gelmeyen hanım ve
beyefendi kardeşlerime Teşekkürü bir borç bilir ve Allah’tan ilimlerini artırmasını dilerim. İlimin
dünyasal karşılığı cennettir. Ben Bugün cennetteyim… ELHAMDÜLİLİLLAH…
İşte, yoksul bir kulun, bir ömür süren Kuran ilmi peşinde koşma serüveninin kısa öyküsü.
ALEMLERİN RABBİNE HAMD OLSUN..
60/12:
Beyne eydihinne ve ercülühinne'' yani '' eller ve ayakları arasında'' deyimini konuşalım.
Arkadaşlar EYD-YEDA deyimleri kuranilminde ''EL'' anlamında değildir. Eğer bu mana bu şekilde
anlaşılımada ısrar edillirse 5/38 de hırsızlık yapan adamın elinin kesilmesiyle bir daha hırsızlık
yaptığında kesilecek eli kalmaz.
EYD -YEDA deyimleri bir insanın bir amaca yönelik amelini yada amellerini verir. Ebu lehebin
elleri kurusun denildiğinde ellerinin kuruması anlaşılmaz. Din olarak neyi benimsemişse bunun
gereğinin bu kişi tarafından yapılmasının engellenmesini ifade eder.
Hırsızın elinin kesilmesi de bu bağlamdadır. Bilinen manada hırsızın elinin kesilmesi kuranilminin konusu
değildir.Bir insanın bir hata yaptığında onu hemen cezalandırma yerine onada hafifletici sebeplerin
aranması bu kişiye rahmet olacak ve kişi bundan sonra daha dikkatli olacaktır ve böylece eli kesilmiş
olacaktır. Bir adam sana durup duruken sövdüğünde eğer o adama '' sen iyi bir adamsın bana şu anda
sövüyorsun ama biliyorum ki sen normalde erdemli birisin belliki biri senin kafanı bozmuş'' dediğinizde ve
bu şekilde alttan aldığınızda adam size karşı yumuşayacaktır. Böylece adamın elini kesmiş olacaksınız.
ERCÜL deyimi RİCAL olmaya doğru bir gidişatı verir. Bir işe başladığınızdaki gidişatınız ERCÜL dür.
5/6 da her türlü gidişatımız KAABEYNİ ye doğru olmalıdır. Yani birleştirici kaynaştırıcı olmaldır. Buna
ercüleküm ilelkaabeyni denilir.
O halde 60/12 de anlayılan mana: elmuminatü nün neyi amaçladıysa o yönde yürümesini ve ırmaktan
geçerken atın değiştirilmemesi gerektiğini ifade eder.
ZİKR - ÖZET
Allah`ın Musadan istediği ilk şey ''ekiymissalate'' dir ama bunu ''beni ZİKRetmek için'' diyerek,
Musaya yani hayra ZİKR`i hedef gösterir.
Zikr ; mükemmellik konumu yada mükemmelliğe ulaşma duygusudur-çabasıdır. Yani Allah
Musaya 20/13,14`te ''benim belirlediğim mükemmellik (ZİKR) konumuna gelmen için işini usulüne
uygun bir şekilde yap (EKIMİSSALATE)'' der..! Ve bu konuda gevşekliği , 20/42`de kabul etmez.
"innessalate tenha anilfahşa velmünkeri" 29/45. Bunun ne anlama geldiği KİTAPTIR ancak
bunun neyi kastettiği KURAN`dır.
Kuran, Kitabın yani yazılımın yani lisani anlamın içine yerleştirilmiştir => 56/77, 78, 79.
Allahın dediğinden neyi kastettiğini bulursan bu Kurandır. Bulduğun şey eğer kendisiyle ilgili tüm
sorulara cevap verebiliyor ve tüm sorgulamalardan başarıyla geçebiliyorsa, bu Kuran artık
EZZİKR`e dönüşmüştür.
Kuran EzZikr için kolaylaştırılır =>54/17. Yani eğer, doğru manayı yakalayabilmişsen bu mana
zaman içinde mükemmele doğru seni götürür. Allah, Kitabı değil, Kuranı değil, EZZİKR`i
koruyacağının garantisini verir =>15/9 yani, manada mükemmele ulaştığında o sende korunur.
Çünkü kimse imha edemez..!
Doğru mana, bu manayı bulanın yanısıra bu mananın aktarılacağı kişi eğer Allaha hizmetkar ise
manayı bulanın gördüğünü Allah, dinlemesi esnasında aktarılan kişinin de görmesini
sağlayacaktır. Böylece herkes aynı mananın doğruluğu etrafında birleşecektir ; bu birleşime
KABETELBEYTELHARAM denilir => 5/97.
38/1 ve 2`de Kuranın Zikr sahibi olması, bu kuranı SAD makamına terfi ettirir ! Yani bulduğun
mana hertürlü soruya cevap verebiliyor demektir. Bu seviyeye ''ateşin yiyeceği kurban'' da denilir
=>3/183. Bu konum, mananın EN ÜST DÜZEY sağlamlığıdır.
Dikkat edin, Kuran zikre dönüşürse, Allah bunu BEN koruyacağım demiyor, BİZ diyor..! Bu BİZ`in
içine insanlarda girebilir (15/9`daki ''inna lehu le hafizune'' deyimini alın, 12/12`ye götürün aynısı
orada da var ve yusufun kardeşlerine gider). Sağlam olan korunur ve nitekim korunduğu için de
sağlamdır.
Kuran eğer kerimleşirse ZİKRE dönüşür.
Kuran çıkarılan doğru manadır ancak TAM olmayabilir. Eğer herhangi bir ayetten çıkarılan doğru
mana yani Kuran iyi bir sorgulama sürecinden geçirilirse Zikre yani MÜKEMMELLİĞE dönüşür.
Bu zaman alabilir. Kuranın Zikre dönüşmesi 54/17`de anlatılır.
Özetle ; Kuran kerimleştikçe yani daha çok soruya cevap verdikçe ZİKRleşecektir. Bu sorgulama
sürecine ZİKRA, bunu yapan Mumin`e ise EZZAKİRİYN denilir 11/114. Bu cümlenin başındaki
ZALİKE deyimine dikkat edin. Bu işaret sıfatı neyin başına gelirse gelsin, o işin orada bitmediğini,
arkasınında olduğunu gösterir.
KİTAB stabildir yani değişmez, dolayısıyla Allah buna yani Kitaba sahiplenir yani KİTABİLLAH
deyimini kullanır. ZİKR`de stabildir yani değişmez. Allah buna da sahiplenir yani ZİKRİLLAH
deyimini kullanır. Ama Kuran yani doğru mana sürekli Kerimleşebildiğinden yani stabil
olamadığından, Allah buna sahiplenmemiştir.
İLM`deki en üst düzey EHLEZZİKR seviyesidir yani herhangi bir konu ile ilgili sorulabilecek tüm
sorulara cevap verme konumunu ifade eder. Kuranın Zikr sahibi olması, onu mükemmel kılar. Bu,
Kuranın sahip olduğu SAD 38/1 makamıdır, ''velkurani ziyzikri” yani zikir sahibi Kuran. İşte bu
seviye, çıkarılan doğru mananın TAM ve DOĞRU mana halini almış şeklidir. Biz her konuda zikre
ulaşamayabiliriz ama elimizdeki Kuran karşısında eğer KURANIKERİYM`i görürsek yani daha
iyisini görürsek, elimizdeki KURAN`ı terketmeliyiz. Aksi taktirde “Ya eyyuhelinsanü ma ğarreke
birabbikelkeriym” ayetinin muhatabı oluruz..!
2/60 ı açalım:
Sevgili arkadaşlar . Eğer bir yerde MUSA varsa orada HAYR amelleri vardır. Ya işlenecek ya
işeniyor yada işlenmiştir. Yapılan her hayr başka hayırların da bu kişi tarafından yapılmasına
vesile olur. Böylece Bu BOL hayrlar sahibini SULAR yani SAKA yaparr. İşte bu konuma ''ve iz
isteska musa likavmihi ''denilir. musa eğer kavmini bolca sulamak istiyorsa öncelikli olarak ASA sı
ile EL HACER e vurmalı ve onu parçalamalıdır. EL HACER-EL HİCR-ELHUCURAT deyimleri elif
lam ra dizilimlidir ve TAŞ yada TAŞLAR anlamında kullanılmaz. Bir insanın hayr yada fedekarlık
yapmasına engel teşkil eden bir ruh halini verirki bu ruh halinde daha ortada bir zorluk ve
meşakket yokken kişinin bunu algılaması ve buna göre negatif strateji geliştirmesini ifade eder.
Bu tür kişilere ASHABELHİCR de denilir. Bu deyim 15/80 de yer bulur. elbetteki hayr yada
fedekarlık işlemek için bir takım kolay yada zorluklar olacaktır. Ama daha bu zorluklar ortaya
çıkmadan daha belli olmadan ortalığı karıştırmak hissiyatına EL HACER yada EL HUCURAT
denilir.
Eğer musa kavminin bolca HAYR yapmasını istiyorsa yada yaptırdığı hayların daha çok haırlara
vesile olmasını yani onları SAKALAmak istiyorsa yapması gereke şey ASAsını bu zihniyyete
vurması olacaktır. Musanın asası HAyr yapılımının önünü açar. Bu asa musanın elinde olduğu
sürece hayırlara vesile olur ama musanın elinde olmazsa kendisinden korkulacak bir CANN
haline gilir. O halde kim ki HAYR yapmak isterse onun işi kolaylaştırılır. Bu kolaylaştırmadaki tüm
etmenler musanın asası hükmüne geçer. O halde musa kavminin daha çok hayr yapmasını
istiyorsa yapılmış hayırların hayrını bu kavme gösterecektir. Böylece onları SAKAlayacak ve
hayırların yapılımı öncesi HACER yada HUCURAT oluşumunu engelleyecektir. İşte bu
engelleme ye FENFECERET denilir. Bu deyim FECERA fiilinden türer. Bu fiilden türetilen başlıca
deyimler EL FECR,EL FÜCCAR,EL FACİR dir. Bu deyim de elif lam ra dizilimlidir. İki şey birbirine
karıştığında bu şeylerden herhangi birisi diğerini kendine benzetiyorsa işte bu olaya FECERA
denilir. Eğer Kötü ile gezen evladın KÖTÜ oluyorsa işte bu feceradır. İyi ile geziyor ve iyi oluyorsa
işte bu da FECERA dır. Buna göre yapılmış hayırların başka hayırlara da vesile olması kişinin
HACER olmuş yada olabilen hissiyatını İYİ yönde değiştirecektir. İşte buna FENFECERA denilir.
İşte bu SAKAlama işi için 12 rakamına ihtiyaç var. Yani yapılan her bir iyilik yada hayr sahibini
öyle bir ödüllendirmeli ki onu tatmin etmeli ve BEKLENTİLERİNE NE EKSİK NEDE FAZLA
olacak şekilde cevap vermelidir. Böylece tüm duyu organlarımız yani ÜNASımız bu hayrın
getirisnden kolaylıkla yani ŞERİBE şekilnde faydalanır. Buna ''kad alime küllü ünasün
meşrebehüm'' denilir.
Kuranilminde bir şeyi YEMEK yani KÜLÜ deyimi bir şeyi zorlukla kabullenmeyi verirken İçmek
yani ŞERİBE deyimi Bir şeyi kolaylıkla kabullenmeyi verir. Allah 7/31 de ''kulu veşrebü la tusrifu''
derken bize Yemeyi ve içmeyi emretmez. Bize şunu söyler'' Hayatta bazı şeyleri KOLAYLIKLA
bazı şeyleri de ZORLUKLA kazanacaksınz yada kullanacaksınız. Her iki durumda da
Önceliklerinizi SONRALIKLI yapmayın der. İşte 2/60 da da son cümle bu manayı muhatanb alır.
İYSA
İnsanlar arasında ya da insanın karşılaştığı olaylar ile insanlar arasındaki diyaloğu
MERYEMOĞLU İSA sağlar. Karşılaştığın her olay (ALLAHÜ)ın aslında sana demek istediği bir
şey vardır. Böyle olunca Bu olay yani allahü aslında henüz BEŞİKTEdir yani (fiylmehdi) dir.
3/46.5/110. Allah MERYEMOĞLU İSA yı herzaman ALLAHÜ vasfıyla muhatab alır
5/116,119,110,115. Karşılaştığımız her olay allahü hükmündedir. Bize bir şeyler söylemeye
çalışır. Biz onun söylediklerini ciddiye aldığımız sürece hayatımızda Meryemoğluisayı büyütürüz.
Meryermoğluisa nın bizimle daha bebekken (SABİ) ve beşikte (fiylmehdi) konuşması o zaman
hayatımızda gayet normal bir işlem olacaktır. O halde hayatımızda yaptığımız iyiliklere bağlı
olarak karşılaştığımız her olay yani ALLAHÜ, bize bir şeyler anlatır(meryemoğlu isa) eğer biz bu
olayı ve anlattıklarını ciddiye alırsak bu belkide kücücük olan yani SABİ olan meryemoğluisa
kucağımızda büyüyecektir.
Biz ciddiye aldığımız oranda Allah 5/110 da anlattığı üzere meryemoğluisa yı ruhulkuddus ile
teyyid eder. Yani onun büyümesini sağlar. Nasıl ki meryemi zekeriyya büyüttü ise meryemoğluisa
yı da ruhulkuddus büyütür. Böylece KISSA lardan HİSSE çıkaranlar ya da hayatta
karşılaştıklarından ders alanlar meryemoğluisa yı sürekli büyütürler. Geçmişteki herhangi bir
olaydan ders alan biri hayatında bu olay bir daha karşısına çıktığında eğer hata yapmıyorsa bu
durumda meryemoğluisa bu kişi için MERYEMOĞLUMESİH e dönüşür 9/31.
MERYEMOĞLUİSA bu durumda bu kişiyi MESH yapmıştır yani ona dokunmıştır (vemsehu 5/6).
Kuran'da geçen İSA ile ilgili yazılım formatları 6 tanedir. Bunlar;
1) İYSA (43/63)
2) İYSAAAAA (3/55)
3) MERYEMOĞLUİYSA (19/34)
4) ELMESİYH (4/172)
5) ELMESİYH İYSEBNİMERYEM RESULULLAH (4/171,4/157.)
6) MERYEMOĞLUMESİYH(9/31)
Güncel hayatımızda bunlar birbirine dönüşebilecek şekillde ama ayrı da olabilecek şekilde yer
bulurlar. Eğer yapılmış senin de kabul etmek istemediğin bir olayla karşılaşırsan İşte burada
senin yaptığın hayırdan elde edeceğin fayda MERYEM i, bu olay ise sana İSA yı müjdeler .
Bunun birleşlesine İYSEBNİMERYEM yani meryemoğluisa denilir. Burada senin meryemine isa
müjdelenir.
3/45. MERYEM gerek fiziksel ve gerekse MANA olarak isaya hamile kalmaz onu doğurmaz onu
emzirmez. Onun orjinal annesi değildir. RAHMİNDEN çıkmamıştır. Meryemi de kimse
BECERMEMİŞTİR. Meryem kimseyle SEX yapmadı bakireliği asla bozulmadı. İşte meryemoğlu
isa budur. bir insanın yada bir olayın ÇIKIŞ NOKTASI na yada MÜSEBBİBİ ne ÜMMÜ yani
''ANA'' denilir. Kişi için İSA nın müsebbibi yaptığı hayırlarıdır. yani meryemidir. Biliyorsunuz HAYR
melekesi MUSA, bunun istikrarlı hale gelmesi HARUN, kişinin bundan hayatında gözle görülür
karşılık edinmesi ise MERYEM dir. Meryem bu özelliği ile harunun UHTEsi dir yani KIZKARDEŞİ
dir.
19/28. Eğer meryemoğlu isa annesinden ayrı bir şekilde sadece İYSA diye zikerdilirse (43/63) bu
noktada kişinin karşılaştığı olaylar (allahü) yine bu kişiye birşeyler söylemek ister. Ancak bu
kişinin bununla karşılaşmadan önce hayr ameli işlesi şartı yani MERYEM e sahip olma şartı
aranmaz. Bu tür kişiler iysa yı daha çok umursamayanlardır. Ancak, Allah yine de önlerine
çıkaracaktır. Eğer İYSA tekrar tekrar bir kişinin önüne çıkarılıyor ama adam hala ders almıyor ve
bu ikazları umursamuyorsa bu durumda bu iysa türü İYSAAAA türüne dönüşür ve bu tür 3/55 te
kendine yer bulur. Eğer kişi hayatındaki karşılaştıklarının kendisine anlatmak istediklerine kulak
verirse (allahü-meryemoğluisa) ve bunu önemser ve yanılşından vazgeçer yada doğru yoldan
sapmazsa (allahü-meryemoğluiysa-resulullah) ve aynı olay bir daha başına gelir de bu kulak
verdiklerine hayatında o anda yer buldurtursa bunların tamamına ELMESİYH
MERYEMOĞLUİYSA RESULULLAH denilir. böylece 5 adet İYSA deyimlerini hayatımıza entegre
olabilecek şekilde tanımlamış olduk. Meyemin karşısına çıkan o adamı ve iysanın oluşturulması
konusunu konuşarak devam edeceğiz.
ÖZETLE: Hayatında karşına çıkan herşeyden bir şeyler öğren ileride işine yarar. Hiçbirşey
tesadüf değil. Karşılaştığın her şey (fırtına, insan, keder, hayr, kadın, şerr, yağmur, aslan, açlık,
ferah, kemal sunal vs.) aslında sana bir şeyler söylemek istiyor. Yani ALLAHÜ,
MERYEMOĞLUİYSA yada sadece İYSA ile sana bir şeyler anlatmak istiyor. Bunlara duyu
organlarını kapama.
..
RABBİLALEMİYN ile ALLAH aynı kavramlar değildir. Rabbilalaemiyn bir fikrin tezin sözün
davranışın ilmin bilimin ALLAHIN düşüncenin tespitin iddianın akla mantığa vicdana ahlaka genel
yaşanılabilirlik ölçütlerine evrensel değerlere ve ekolojik denge uygun haline denilir.
Rabbilalaemiyn insanı yaratır. İnsan ise allahı yaratır. Allah insanı yaratmaz. İnsan allahı yaratır.
Bu allah rabbilalaemiyn eksenli olursa kişinin hayatını dünyada cennete çevirir.
Kuran rabbialalemiynin tenzili yani indirmesidir
yaşadığın hayatı içindeki resuller aracılığı ile doğru anlayıp SİLMe ulaşacaksın. temel görev bu.
Bunu yap cennete git yada dünyanı cennete çevir. Bunun yanısıra kendine kUTSAL KİTAP
denilen bu 600 sayfalık kitabı da incele. yaşadığın hayattaki doğruları elinden dilinden geldiği
kadar bu 600 sayfalık kitaba belli bir ilm ve tutarlılıkla entegre etmeye çalış. O zaman sevabın
mukafatın kat kat artar. ama bu 2.ci faktörü yapmak birincil önceliğin değildir. Birincil önceliğin
içindeki resullere uymaktır. Senkendini onlara teslim et. gerisine karışma.hristiyan yahudi ateist
ddeist bunların hepsi SUNİ bu ayrışmaları bizler önemsemiyoruz. rabbilalaemiyn eksenli bir
hayatta bu tür ayrışmaların hiç bir önemi yoktur.
2/196 YI AÇALIM.
Bir insanın bir işi yaparken ya da bir şey söylemek isterken diğer insanların bunu dikkatlice
dinlemeleri ya da yapılan işe dikkat etmeleri gerekir. Eğer ben konuştuğumda siz dinliyorsanız ya
da siz konuştuğunda ben dinliyorsam bu noktada bizler sıra ile birbirimize bağlanırız. Herkes aynı
anda konuşursa BAĞLILIK ortadan kalkacağından HACC yani hüccetleşerek tartışma ya da
konuşma gerçekleşemez.
Öncelikli olarak 2/196 da ''ve etimmulhacce velumrete lillahi'' tamlamasını görünüz. Burada
tamlamadan sonra gelen velli ibare kuralı çalışamaz. Çünkü tamlamanın yani ''etimmulhacce''
deyiminin ya siyn oranı düşüktür. O halde HACC denilen kavram: hüccetleşerek tartışmaktır.
6/80, 83. Ancak bu durumda da yine karşı tarafa konuşması bitinceye kadar BAĞLANMAK
esastır.
UMRETE denilen kavram: İmar etmek Ömür sürmek ya da İMRAN ile aynı sözcüklerden türer.
İMRAN melekesi sürekli hayr yapmayı düşünür. O halde 2/196 da HACC yani İBRAHİYM ile
İMRAN yani UMRE yani hayr yapmayı düşünme melekelerinin birleşkesi vardır. Lütfen 3/33 ü
açıp oluyunuz ve burada 3 VE kuralını görünüz. Burada ENSON VE den sonra gelen ibarenin
''ale imrane'' olduğunu görünüz. Buna göre bu ayette ''ale ibrahiym, ale imranın içine dâhil
edilecektir. İşte bu dâhil edilme en güzel bir şekilde 2/196 da izah edilir. O halde kimki YAPICI
(imar-imran-umre) bir amaç taşıyarak insanlarla ya da kendisi ile HACC yaparsa bunun adına
ETİMMULHACCE VELUMRETE denilir.
Bir şeyin ETİMMU yani İTMAM edilmesi demek AŞRİN yani ''ON'' rakamıyla mümkün olur.
(7/142) Bu rakamın dubur manası bilindiği üzere bir şeyden menfaat elde etmendir. Bu ''ON''
rakamı, 7/142 de olduğu gibi İTMAM kavramıyla beraber kullanıldığında ve bu ayeti de 2 VE
kuralı ile birlikte düşündüğünüzde kişiyi 40 rakamına ulaştırmaktadır. Yani kişi menfaat elde
ettikçe daha fazla ilgili işe müdahil olacak ve müdahil oldukça da menfaat elde etmeye devam
edecektir. İşte ETİMMU ya da İTMAM deyimi ON rakamının bir şeyi nasıl bir kişi nezdinde
KIRKLAŞTIRDIĞINI ifade eder.
Çocuğuna bir sabah vakti kalktığında ayakkabını silmesini söyle. Silsin, bunun karşılığında YÜZ
LİRA ver. O çocuk artık her sabah senin ayakkabını sen söylemesende silecek ve yine YÜZ lira
alma beklentisi içine girecektir. Eğer sen yine verirsen, o yine silecek ve böylece sen verdikçe o
silecek ve o sildikçe de sen vereceksin İşte Bu davranışımıza İTMAM denilir.
Şimdi 2/196 nın ilk cümlesini çözelim: eğer bir insan Allah’ın rızasını gözeterek yapmak istediği
işi ya da söylemek istediği sözü İTMAM cinsinden yapar ya da söylerse yani ''karşı taraf sürekli
alacaksa ben de devam edeyim'' düşüncesiyle hareket ederse işte onun yaptığı iş ya da söylevi
''ve etimmulhacce velumrete lillahi'' hükmünde olur.
Bazı insanlar sizi bir ya da bir kaç kere dinlerler ama arkasını getiremezler. Bu durumda HACC
ve UMRE bu kişi için İTMAM edilmemelidir. Çünkü ilgili kişi anlatacaklarını ya da yapacaklarını
tam ifade edemeyeceğinden 2/196 ya göre HASARA UĞRATILIR ve ELHEDYE aracılığı ile
KOLAYLAŞTIRAMAZ. Buna ''fein uhsirtum femesteysere minelhedyi'' denilir. Yani
anlatacaklarının tam olarak dinlenmeyeceğinden emin olursan bu noktada konu ile ilgili vereceğin
en önemli bilgi (elhedye-hidayet)yi anlatmamalısın ya da gündeme getirmemelisin ya da
göstermemelisin. Eğer bu şekilde ELHEDYE muhatabında yerini bulmazsa BAŞINI TRAŞ
ETMEMELİSİN.
RUUSun yani BAŞın HALAKA edilmesi yani TRAŞ edilmesi demek senin anlatacağın konu ile
ilgili KİMLİĞİNİ İFŞA ETMEN demektir. ÖRNEK: Biz Kuran’da içki içmenin ve hatta ne dediğimizi
bilinceye kadar sarhoş olmanın helal olduğuna inanıyoruz 4/43. Biri bize İÇKİ HELAL mi? diye bir
soru sorduğunda önce onun HAMR dan ne anladığını tespit etmemiz gerekir. Eğer kişi bunu İÇKİ
diye anlıyorsa o zaman HAMR ile ilgili meleiala örneklerini gündem edip izahat beklemeliyiz. Eğer
kişi daha bu süreçte bu izahatı yapamazsa ve bununla ilgili bizden ayrıntı da istemeden hala bize
içkinin harammı helal mi olduğunu sorarsa işte biz bu kişiye BAŞIMIZI TRAŞ etmeyeceğiz.
Yani bu konudaki fikrimizi söylemeyeceğiz böylece konu ile ilgili olarak kimliğimizi ifşa
etmeyeceğiz. Çünkü karşı taraf SAPLANTILI bir şekilde geliyor BERRAK ve HÜR bir beyin
yapısıyla gelmiyor yani NUH melekesi çalışmıyor. Bundan dolayı da 3/33 e tekrar dönerseniz
orada NUH kavramının da EN SON VE li ibareden sonra gelen ibare içine girdiğini göreceksiniz.
YANİ 2/196, bize 3/33 ü tefsiyr etmektedir.
Dilek Özden
ARKADAŞLAR YUNUS SURESİ 3.AYET VE 7.DERS İLE DEVAM EDİYORUZ…
*İNNE RABBE KÜMULLAHULLEZİ HALAKASSEMAVATİ VELARDA Fİ SİTTETİ EYYAMİN
SÜMMESTEVA ALELARŞİ YÜDEBBİRUL EMRE MA MİN ŞEFİİN İLLA MİN BAGDİ İZNİHİ
ZALİKÜMULLAHU RABBÜKÜM FAGBUDUHU E FELA TEZEKKERUNE*
“FAGBUDUHU E FELA TEZEKKERUNE”
İBADET:Bir şeye severek uymaktır.Kuran bu tanımı iki kademeli olarak “hüden” üzerinden verir.Bunlar
İTTİHAZ ve İTTİBA dır..Şimdi kitabın içinde İbadet’in ne demek olduğunu arayalım.İbadet nedir?...
İbadet kulluk deniyor,kulluk nedir denildiğinde de Allah’ın emir ve yasaklarına uymaktır deniliyor.Peki
buna DELİLiniz nedir?.. . Muhatabınıza” ibadet” yani kulluk nedir ? diye bir soru sorup , cevabına da
Kuran`dan delil isteyin..Eğer HÜDEN tekniğini UYGULAYAMAZSA asla ama asla İBADET yani
KULLUK etme ile ilgili tanımına delil getiremez.Çünkü Kuran’da böyle bir delil yok…
19/81-82 ye gidelim ve 19/81de “onlar kendileri için bir izzet olsun diye ,Allah’tan başka ilahlar ittihaz
ettiler”derken,19/82de “ittihaz”ın yerini “ibadet” alıyor.Kuran’da “İttihaz”ın olduğu her yerde
“ibadet”,”ibadet”in olduğu her yerde de”ittihaz”olacaktır..Deyimler hüdenleşmiştir. Kuran'da bazı
kelimeler kendi anlamlarını başka kelimelere transfer ederler, Kuran’da çoğu deyimler birbirleri üzerinden
manalandırılırlar. Bu şekilde birbirleriyle bağlantılı hale getirilirler.İşte bu şekilde uygulanan tekniklere
HÜDEN denilir 2/2……İbadet ile ittihaz deyimleri hüdenleşti,delilimiz 19/81-82…
39/3de “ondan başkasına “ittihaz”edenler,bizi Allah’a yaklaştırsın diye onlara “ibadet”
ediyoruz”dediler,diye geçen ayette 2 deyimi de birbiriyle bağlantılı ve anlamlarını birbirlerine transfer
etmiş durumda görüyoruz,işte bu şekildeki yaklaşım tarzına “hüden”denir..
Aslında dikkatli bir okuma ve güzel bir sorgulama ile manalar yakalanabilir.ÖRNEĞİN;Allah’a ve ahiret
gününe iman etmeyenler “Müminin “değillerdir.Müminin ne demekmiş?Allah’a ve ahiret gününe iman
edenler demekmiş.Getirilen üst bir bilgiye iman etmek Allah’a ve ahiret gününe iman etmektir ve bunu
yapanlar da Müminin’dir.Bu da HÜDEN TEKNİĞİ ile anlatılan bir doğru manadır..
2/165 de “ittihaz”geçiyor,2/166 da yine “ittihaz” geçmesi gerekirken”ittiba”geçiyor.
Böylece İTTİHAZ-İBADET-İTTİBA üçlüsü elde edilmiş oldu..Bunların birinin olduğu yerde diğer ikisi
otomatikman oluşur.Ancak Kuran’da ne İTTİHAZ ne de İBADET kavramlarının tanımı vardır.AMA
İTTİBA`nın ki var , o da 2/165 ve 166`dadır yani ; Bir şeye SEVEREK UYMAYA İTTİBA ve dolayısıyla
İTTİHAZ ve dolayısıyla da İBADET denilir.
Böylece Allah ,İBADET kavramını İTTİHAZE kavramı üzerinden 2/165-166`da İTTİBA kavramı içinde
açıklar.
Örneğin;Hava çok sıcak ve canınız dondurma yemek istedi ,nefsinizi dinlediniz ve dondurma alıp
yediniz,nefsinize ittiba etmiş oldunuz.Bu örnekleri eşinizin,çocuğunuzun,ebeveyninizin,işinizin
arkadaşınızın üzerinden çoğaltabilirsiniz…
24/32 de “min ibadiküm”ile düşünürsek birileri bize kul olabiliyormuş ,o zaman hiçbir sakıncası olmadan
bizde birilerine kul olabiliriz..Sorun var mı?,Yok,ta ki nereye kadar?Kul köle olunan kişi ,Rabbülalemiynin
onaylamadığı bir fiiliyatı SİZE yaptırmayı isteyene kadar….”Beni seviyorsan ,her sabah kahvaltımı
yatağıma getirmeni istiyorum “diyen bir eşe severek ittiba etmekte kul köle olmakta hiçbir sakınca
yoktur ,ancak” beni seviyorsan çalıp çırpıp istediğim şeyi almalısın” diyen birine “ben Rabbülalemin’e
aykırı davranamam,sana olan kulluğum buraya kadar,ALLAH ve yapıp yapmamamı istediği şeyler ilk
tercihimdir”diyerek “iyyakenagbudu”yumruğunu ,masaya indirmek gerekir..2/177-178 de bunu
yapmayanların kulluğu anlatılıyor..”Seni çok seviyorum,kulluk da ederim fakaaaaat “iyyakenagbudu”
limitine kadar…….
*FAGBUDUHU* Bir fiil EMİR olarak 3 şekilde gelir.
Fe’li çekim-fagbudu-rabbu ile geçer..10/3..Yeni bir şey ilk defa yapılacaktır..
Ve’li çekim-vagbudu –rabbe ile geçer..22/77..Yapılan şey hayatın bir parçası olmuştur..Kalite açısında
ve’li çekim önemlidir..
Fel’ye’li çekim-felyagbudu-rabbe ile geçer..106/3..Yapılacak olan işin yapılması önemlidir,ancak bu
çekimde Allah işin yapılış zamanını kişiye bırakıyor…
Vel’yeli ve Elif ile gelen çekimlerle devam edeceğiz…
HAŞR 11 - ÖZET ;
“E lem tere ilellezine” formatlı yazılımlar Kitabta yaklaşık 12 yerde geçer bazıları 4/60, 58/8,
58/14, 59/11, 4/51 ve kişiye MÜNAFIKLIĞIN önünü açar.
Herhangi bir hayra ya da ihsana niyet ettiğinde aslında o hayrı yapmak ve yapmamak arasında
kalmış ama bir bahane olsa da yapmayayım hissiyatına kapıldığın olur.
Misal ; bir okula kömür alınacak ve sen bende varım diyorsun. Ama içinden de diyorsun ki ulan bir bahane
olsa da bu işten kaytarsam. Saat 10 gibi okula gidildi, okula kömür alınacağı söylendi ama o esnada
Müdürün okulda olmadığı ve saat 2`de geleceği söylendi. İşte burada bahane sana geldi, onu yakaladın.
Diyorsun ki, efendim ben alacaktım ama Müdür yok, 2`ye kadar bekleyemem bir sürü işim var ben
gidiyorum. NİFAK yapıldı işte ! Bu şekilde kendi NİFAK`ını haksız bir gerekçeye dayandırıyorsun “E lem
tere ilellezine nafeku”. Evet hayr ya da ihsan yapmaya geliyorsun ama istiyorsun ki bir bahane olsun ki o
bahaneye dayanaraktan bu işten sıyrılsam diyorsun ve işte bu “e lem tera iellezine” formatıdır.
“li ihvanihimullezie keferu min ehlil kitabi” ; keferu min ehlil kitabi`de bir formattır ve bu 3 şekilde
incelenir. Burada ki ehlil kitabi ya durayım ya da gideyim derdindedir. Burada ki İHVAN ise, senin
herhangi bir isteminle birlikte aynı anda devreye girecek olan hissiyatındır. Misal ; kömür almaya gittin
okula ama bir bahane bekliyordun değil mi ? İşte müdürün okulda olmaması bahanesi senin hissiyatının
İHVAN`ıdır.
“in uhrictum le nahrucenne me akum” yani siz çıkarılacaksanız bizde sizinle beraber çıkarılacağız diye
meal edilir. Yani okulda müdürün olmayışı, senin aslında bu ortamda sıvışma hissiyatına arkadaşlık
edecektir ve bareber o ortamdan çıkmana vesile olacaktır.
“ve la nutiu Fİ KUM ehaden ebeden” ; Bu hissiyatlar senin İÇİNDE oluyor ve bu iki hissiyattan biri o
esnada gündeme geliyor senin tarafından. Ben yapmak istiyorum diyordun ama şimdide Müdür yok
diyorsun ve bu hissiyatı gündem ediyorsun içinde.
“ve in kutiltum le nensurennekum” ; Bu iki duydu içinde çatışmaya başlıyor yani hayrı yapma ve bahane
bulma hisleri. Etkisizleştirme yolunda olan hissiyatın “müdür yok ve sen zaten böyle bir bahene
bekliyordun” dedi ve oluştu. Birde senin hayr yapma yönünde hissiyatın vardı bu ikincisi. Ama bu hissiyat
bir bahene bekliyordu. Bu iki hissiyatın diyaloğu söz konusudur burada. Sen diyor katele olursan, bir
şekilde etkisizleştirilirsen bende seninle birlikte kendimi etkisizleştireceğim diyor.
Kısaca ; hayr ya da ihsana geliyorsun ama bir bahane bekliyorsun. O bahane sana geldiğinde hemen bunu
değerlendirip ortamdan sıvışıyorsun ve kimse bu durumda seni suçlayamıyor. İşte bu hissiyat olumsuz bir
hissiyattır.
Kuranda VE ile başayan bir ERKEK ünvanı ve bunu yine VE ile başlayıp devam eden bir DİŞİ
ünvan dizilimi sadece 2 yerde mevcuttur:
Bunlar VESSARİKUNE VESSARİKATÜ: 5/38
VELMUMİNUNE VELMUMİNATÜ: 9/71 dir.
Bir ŞERRİ düşünmeden ANİ olarak yaparsan senin konumun 5/38 e göre VESARİKUNE
VESSARİKATÜ'' olurken bir HAYRI yada İHSANI düşünmeden ani olarak yaparsan senin konumun 9/70
e göre ''vel muminune vel muminatü'' olur. 5/38 de Düşüncesizliğin bir Hafifletici unsur olarak
görüldüğüde ELLERİN KESLİMİŞ olacakır. AMa 9/71 de ki düşüncesizliğin senin sevabının için
HAFİFLetici unsur olarak devreye sokulmaz..Çünkü burada Elin Kesilmiyor.
Ulan hayr yada fedekarlık işle de ister düşünerek işle ister düşünmeden işle. YETERKİ İŞLE.
indirilen her ayet hangi konudan bahsederse bahsetsin muhakkak TEK BAŞIMA BİLE KALSAM
benin hayatımda da yer edinebilecek bir manaya da sahip olmalı. Başka mana yada manalara da
sahip olabilir buna birşey demiyorum. Ama TEK BAŞIMA bile kalsam hayatımda yer bulabilmeli
ve bu şekilde beni de ilgilendirecek ARTIDAN bir MANA ile donatılmış olması gerekir.
Arkadaşlar 60/12 :
''Ve la yesrikne'' Yani ''hırsızlık yapmasınlar'' cümlesini açalım.
Bildiğimiz üzere 5/38 de geçen Vessarikune Vessarikatü ikilisinde bunların eli kesilmelidir. Bu
ikilide ''tamalamalardan sonra gelen VElli ibarelerin tamalamaya dahil edilmesi kuralı çaılşır.
Buna göre Essarikatü essarikuneinin içinde imiş gibi manalandırılır.
Arkadaşlar ESSARİKUNE deyimi Elif lam ra dizilimlidir. Buna göre lisani arabi manasından
vazgeçilmelidir. Yani bu deyim bilinen manada ''HIRSIZ'' demek değildir.
Eğer bir insan bir ŞERR amelini yada söylevini Düşünmeden hesabını kitabını yapmadan bunun muhtemel
etki yada tepkilerini hesaba katmadan söyler yada ifa ederse işte buna Vessarikune Vessarikatü denilir.
Burada yapılması gereken şey bunların ELLERİNİN KESİLMESi dir. Burada kasıt mana ellerinin
kesilmesi değil ÖNLERİNİN alınmasıdır. Yani ''bu arkadaş bunu söylerken yada yaparken cahillik yaptı
düşünmeden söyledi iyi ölçüp tartmadı ''şeklinde ''HAFİFLETİCİ SEBEPLER'' aranmalı ve bunları
söyleyen yada yapanlar hakkında hemen CEZAİ MUEYYİDE yoluna gidilmemelidir. O halde;
Hırsızlık yapanın elinin kesilmesi bir RAHMET tir ve İnsanlığın ölmediğini ifade eder
Buna göre bir insan bir dstumuz arkadaşımız karımız kocamız bize karşı bir ŞERR amelini yaptığında ilk
etapta ''vayy namussuz vurun namussuza'' diyeceğimize ''yav arkadaşlar durun hele belkibir zorluğu bir
mecburiyeti vardır belki o an kafası başka bir şeye bozulmuştur Belki bir sıkıntısı vardır. Hele acele
etmeyin'' şekilnde yaklaştığımızda işte bu kişinin Elini kesmiş oluruz. Kuran bilinen manada HIRSIZ ve
bunların ELLERİNİN KESİLMESİ yle KONU olarak uğraşmaz. Bu konuyu rabbilalaemiyne bırakır. Yani
HIRSIZLIK ve Bunlara verilecek cezayı insanlar kendi yaşadıkları kültüre ve coğrafyaya bağlı olarak ama
rabbilalemiyn esaslarına uygun olarak kendileri belirler. Bunun içine ELLERİN KESİLMESi de dahil
edilebilir. Ancak 5/38 zin anlatmak istediği Bu ŞEKLİ mana değildir.
İşte arkadaşlar 60/12 de eğer ENNEBİNİN EZVACI olarak yaptığı bir hayır ve fedekarlık amelinin hayrını
gören bir insan aynı ameli bu kez EL MUMİNATÜ olarak bir daha yapmak istediğinde kendisine 60/12 de
belirlenen kurallara riayet etmeli ve bu RİAYET esnada DÜŞÜNCESİZce davranmamalıdır.
SEREKA yani ''hırsızlık Etmek'' Deyimi Kuranilminde bir insanın ŞERR yönünde Düşüncesizce
Davranması demektir. Bu insanların cezalandırılmasında acele edilmemeli HAFİFLETİCİ sebepler
aranmalıdır. Böylece Bu davranış da Kuranilminde ''ellerinin kesilmesi'' olarak zikredlir.
Sevgili Dostlar: allahı DEDİĞİNE değil DEDİĞİNDEN NEYİ KASTEDDİĞİNE dikkat edilmelidir. Eğer
5/38i Lisani meali manasıyla anlamada ısrar ederseniz tek bir soru ile çökertilmeniz mümkün olacaktır.
Hırsızlık yapan birinin ellerini kestik diyelim.Bu kişinin ellerinin kesilmesinden sonra bir daha hırsızlık
yapmayacağının yada yaptırtmayacağının garantisi olamayacağına göre Kişi aynı hırsızlığı bir daha
yaparsa neresini keseceksiniz?
60/12:
Sevgili dostlar Kuranda geçen ENNEBİ deyimi RESULün sahip oduğu misyonun bize amel
ettirmesiyle aldığı isim yada konumdur. Lütfen her bir resul için şu sıralamayı ezberleyiniz:
resul-->Erresul-->resulullah-->Ennebi-->Nebi.
Böylece RESULden başlayan iyi bir hissiyat NEBİ ile sonuçlanacaktır. İşte 22/52 de ...MİN......VE
LA... kuralı ile bu döngüye işaret edlir ve şeytanın bu döngünün herhangi bir aşamasında olaya
negatif yönde mudahil olabileceği anlatılır.
MİN ....VE LA.... Kuralına göre : LA dan sonra gelen ibare MİN den sonra gelen ibarenin
SONUCU dur.
Örnekler: 40/18: MİN hamiymin VE LA şefiyin yutau
42/31: MİN veliyyin VE LA nasıyrin
Kuranda anlatılan ve ''ya eyyuhennebiyyu'' şeklinde başlayan ibareler salt Muhammede gitmez
Herhangi bir resulun ENNEBİleşmiş haline gidebilir. Yine Kuranda anlatılan ENNEBİnin EZVACI
yani Eşleri yada BENATI yani Kızları Denilirken de bu ennebi den salt muhammed ve onun karısı
kızları anlaşlımaz. Herhangi bir resulun KIZI yada karısı anlaşılabilir.
İşte 60/12 de bunlardan biridir. Ortada yapılmış güzel bir amel var. Bu güzel amelin YAPILMIŞ
olması onu DİŞİleştirir. Çünkü KADIN yani NİSA ''İŞ'' tir. Kuranda anlatılan tüm DİŞİ ünvanlar
bilinen manada KADINları değil o işin ortaya konmuş aşikar olmuş halini verir. İşte 60/12 de EL
MUMİNATÜ de buna örnektir.
AMENE yani İMAN etmek demek kişinin düşünce ve amelinde Kezzebe, kefere, enkere ve
cehade nin olmaması ile oluşan bir durumdur. Kişi Bu şekilde ortaya bir İŞ koyduğunda buna
ENNEBİ bu işi başkaları da bu şekilde aynı disturlara sahip olarak yapmak istediğinde bu kişilere
ENNEBİnin EZVACI denilir. Elbetteki bu EZVAC bu güzel işi yaptığında ödüllendirilecek ve bu
ödülden sonra aynı güzel işi bir daha yapmak isteyecektir. İşte Bu aşamadan sonra Bu EZVACa
EL MUMİNATÜ denilir.
El muminatü Bu işi bir daha yapmak istediğinde EZVACIN aldığı bir konumdur. TEK BAŞINA
geçmek kaydıyla bu manayı verir. İşte 60/12 de yaptığı HAYR işinin tadını ve ödülünü almış
EZVACın aynı işi bir daha yapması yönünde bu amele -işe talip olması için gelmesi vardır. Ancak
kişi Eğer ELMUMİATÜ olarak gelmişse tabii olarak canlı kanlı motive ve GÜVEN verecek şekilde
gelmelidir. Çünkü EZVAC ken bunun tadını almıştır.
Bir insan İLK DEFA bir işi yapıyor ve daha ilk işinde MİLYONLAR kazanıyorsa aynı işi ikinci kez
yapmak isteyecektir. Bunu da yaparken pısırık mıymıntı güvensiz mi olur ? yoksa ATOM
KARINCA gibi mi olur? İşin ucunda MAMA var LOKMA var ve adam bunun tadını da aldı.
İşte EL MUMİNATÜ bu halde iken ENNEBİye gelecek. Artık ennebi de işi sıkı tutacak Ve el
muminatü den bir şeyler istiyecek.
1)la yuşrikne billahi şey'en:
arakadşlar. ŞİRK KOŞMA ile ALLAHA ŞİRK KOŞMA aynı kavramlar değildir. AYRICA ŞİRK
KOŞMA da KÖTÜ bir şey değildir.
ŞİRK denilen kavram İYİ olan bir şey ile bunun daha iyisi arasındaki mesafe mana yada kalite
farkıdır. Bu fark bir İHTİLAF tır. İHTİLAF bu yönde olursa insanlar için İYİ olur. Çünkü REKABET
ve İLERLEME sağlanır. Ama İYİ olan an kaşı KÖTÜ olan karşı karşıya getirilirse Bu aradaki fak
da İHTİLAF tır. Ancak bu kütüdür. İnsanlığı rezil eder. O halde Her şirk İHTİLAF tır Ama her ihtilaf
ŞİRK değildir ŞİRKe allah ancak iki faktöre riayet edilirse ONAY verir 20/32-34. Bunlar
TESBİHAT ve ZİKRİYAttır. YAni SAMİMİYET ve MÜKEMMELliktir. 20/32 de Musanın HARUN
için ''ŞİRK'' deyimini kullanması TAM YERİNDE olmuştur.
Eğer kişi geleni doğru anlayıp gereğini yaparsa işte bu ŞÜKR dür. AMA bunları samimiyet ve
Mükemmellik adına yaparsa ŞÜKR olur. Eğer bunlardan biri eksik olursa işte buna bilinen meali
manada ŞİRK KOŞMA denilir ŞÜKR-ŞİRK bağlantısı 7/189-190 dadır.
Eğer kişi TÜM İKAZLARA yani UYARILARA yani İNZARA rağmen ŞÜKrü ifa ederken samimiyet
yada mükemmeli bulma disturlarına sahip olmazsa buna da bilinen manada ALLAHA ŞİRK
KOŞMA denilir.
o HALDE :
şirk koşma ile ALLAHA şirk koşma arasındaki fark Allaha şirk koşmada karşı tarafın UYARILMIŞ
olması dır. ALLAHA ŞİRK koşana Cennet haram kılınır. Çünkü kişinin bahanesi kalmaz. Gerekli
tüm UYARILAR yapılmıştır. İşin ilginç tarafı bunu 5/72 de DİYALIOĞ melekesi olan İYSA söyler.
Dikkat ediniz 5/72 de 'kim şirk koşarsa'' denilmemiş ''kim ALLAHA ŞİRK koşarsa'' denilmiştir.
İşte ALLAHA ŞİRK koşulmaması 60/12 de de EL MUMİNATÜ den istenilir. Yani : kişi ENNBİye
EZVAC iken bunun TADINI almış ve bu işi Tekrar yaptığında bu işin yine kendisine LOKMA ve
MAMA getireceğinin UYARISI bu şekilde kendisine yapılmış olmasına rağmen içinde hala bir
şüphe duyması yada bu şüpheyle ENNEBİye gelmesinin önüne geçilmesi amaç edlir. Kurandan
Örnekler:
1)47/20 21 ri açınız. Bu ayetler bu konuya MÜKEMMEL örnektirler. Bu adamlar MUHKEMAT
olmuş yani TECRÜBE olmuş Bir KITAL için Tekrar çağrıldıklarında mızmızlanıyorlar. Ulan geri
zekalılar. Her zaman kazandığınız bir iş için bir daha çağrılıyorsunuz. Yani KAZANMA garanti
.Burada na ne mızmızlanıyorsunuz Korkuyorsunuz.
2)9/128,129: burada Muhammed adamları bir HİSSİYAT olarak ikna etmeye çalışıyor. daha önce
de Muhammede uydular ve kazandılar. eğer uyarlarsa yine kazanacaklar. Ama mızmızlanıyorlar
Böylece 60/10 da Allaha şirk koşuyorlar. Bu şartlara ENNEBi de bunlara HAAASSSTİR
diyecektir. Yada onların bu hissiyatla gelmelerini ve kendisine BİYAT larını kabul etmeyecektir.
60/10 dan devam edeceğiz.
Muhammed her zaman ALLAHIN RESULU idi ŞEKLİ kısmı ortada Yokken bile. 48/29
Milyonlarca yıldır AKTİF ve MANA olarak da BAKİ ve gelecekte de her zaman AKTİF ve BAKİ
olacak.
Kuranda anlatılan 24 resul aynı zamanda içimizdeki İYİLİK HİSSİYATLARIMIZIN da adıdır. Yani
insanları iyiliğe güzelliğe yönelte her bir hissiyat aynı zamanda bir RESULUn adıdır. Yryüzünde
yaşayan BİR TEK İNSAN kalsa bile Kurandaki bu resuller Bu insan aracılığı ile yaşamaya devam
ederler. Yav yüzlerce kez yazdık. NASIL GÖREMİYORSUNUZ YAV.
Allah İsim vermeden 4/80 de Kim errrsule itaat ederse BANA itaat eder diyor. Ayete soruyu
sorun: Ey allahım hangi resule itaat edersem sana itaat etmiş olurum? Cevap: isim vermedim
hangisi olursa olsun farketmez. SORU: Bu resullerin nerede allahım. Cevap: İÇİNİZDE: 3/101.
Reşad halife RESULmüş Kim ..iker Reşad halifeyi ,Bundan 1 milyom seneönce reşad halife
varmıydı? ama muhammed iysa musa vardı. AKLINIZI BAŞINIZA TOPLAYIN ARKADAŞLAR,
Sıhhatli düşünün.
8/32-33:
ALLAHÜMME - RABBENA
Kuran’da RABB içerikli tüm dualar RABBE ile başlar. Örnekler, 2/286, 3/8. Kuran’ın hiç bir
yerinde insanlar, Allah’tan bir şey isteyecekleri zaman RABBÜNA, ya da RABBİNA formatını
kullanmıyorlar. Bunların hepsi RABBENA ile başlıyor.
Bunun anlamı şudur : Eğer Allah’dan bir şey istediğimizde Allah’ın bizi ve isteğimizi ciddiye
alabilmesi için, yaptığımız hayrı veya ihsanı, ya sürekli yaptığımızı, ya da sürekli yapacağımızı
belirtmemiz gerekiyor. İşte bu da kavram olarak RABBENA`ya denk gelir.
Eğer RABBE, duamızı kabul eder ve bizde bu kabul edilişe vesile olan yaptığımız bir ihsanı, ya
da hayrı devamlı bir hale getirmezsek, bu durumda bize verilen bu avans, 4/154`e göre, “turun
üzerimize yükseltilmesi'' anlamına ve devamının da, yine RABBE tarafından beklenilmesi de yine
aynı ayette ''udhulülbabe sücceden'' emri ile yerini alır.
Bunu niye anlatıyoruz?
Çünkü, Kuran’da geçen ALLAHÜMME deyimleri, ya RABBENA deyimi ile geçer. (5/114 ;
Allahümme rabbena), yada tek başına geçer. 3/26, 8/32. Eğer, Allahümme deyimi tek başına
geçerse, bu deyimin geçtiği ayet, misal 3/26`da tüm fiil çekimleri TE ile yapılır. YE ile yapılmaz.
Ali İmran-26. “Kulillaahümme maalikel mulki tu’til mülke men teşaau ve tenziul mülke mimmen
teşaau, ve tuizzu men teşaau ve tuzillu men teşau, bi yedikel hayrü inneke alaa kulli şey’in
kadirun.”
Ali İmran-26. “De ki: 'Ey mülkün sahibi olan Allah'ım! Sen mülkü dilediğine verirsin ve
dilediğinden de mülkü alırsın. Dilediğini yüceltir, dilediğini alçaltırsın. İyilik senin elindedir. Sen her
şeye güç yetirirsin.”
Bunun anlamı şudur : Eğer kişi bir, ya da bir kaç hayrı yaparsa, ya da samimi olarak yapmayı
düşünürse, bu durumda bu kişi günün birinde Allah’ın yardımına ihtiyaç duyarsa, bu kulun Allah’a
olan yakınlığını ifade eden deyim ''Allahümme'', yani ''Allah’ım, ya da Allah’ımız'' dır. Allah`da
onun, eğer duasına icabet ederse, bu durumda 4/154 devreye girer. Ancak bu kulun her duası
kabul olacak diye şart yoktur. Bunun için hayır ve ihsanda da DEVAMLILIK, yani RABBENA şartı
aranır. Şimdi Enfal-32`ye dikkat edin. Burada hayrı, ya da ihsanı sürekli yapan bir insanın dua ve
getirdikleri ile hayrı, ya da ihsanı sürekli yapmayan birinin dua, beklenti, ya da getirdiklerinin
karşılaştırılması vardır.
Enfal-32. “Allah'ımız! Eğer bu Kitap, gerçekten Senin katından ise, bize gökten taş yağdır veya
can yakıcı bir azab ver' demişlerdi.”
Taraflardan biri Ali, diğeride Veli olabilir. İsimlerin önemi yoktur. Biri ALLAHÜMME RABBENA
(5/114)' konumunda iken, getirdikleri hep tutarlı olmuş, diğeri ise, sadece ALLAHÜMME’de (8/32)
kalmış ve bu ayette sadece ALLAHÜMME diyen bir adamın, kendisinden daha kaliteli muhatabı
karşısında, kendi getirdiklerinin yeterli olamaması dolayısıyla, küçük düşürülmüşlüğünün
ıstırabını yaşadığını ve ''ya bu işi benim de anlamamı sağla, ya da beni azaplandır'' dediğini
görüyoruz. Oysaki Allah, bu kulunu azaplandırmayacak çünkü, içinde 8/33`e göre Muhammed
var. Yani bu kulda hala iş var, samimiyet var. Sadece ALLAHÜMME şeklindeki konumunu,
ALLAHÜMME RABENA konumuna çıkarması gerekiyor.
O halde 8/32 ve 33, bize hayır, ya da ihsanı yapanlarla, bunları sürekli yapanlar arasındaki kalite
farkını anlatacaktır. Biri ALLAHÜMME konumunda iken, diğeri ALLAHÜMME RABBENA
konumunda olacaktır. İşte, tüm duaların Kuran’da RABBENA ile başlamasının sebebi de budur.
ELHAYYULKAYYUM
Bakara-255’te geçen ''allahü la ilahe illa hüve'' deyim,i 4/87, 20/8 ve 64/13’te de geçer ve aslında
bir muminin günah işlediğinde ''Allah beni kahretsin, benim gibi bir mumin adam böyle bir günahı
nasıl işleyebilir?'' şeklinde bir pişmanlık hissiyatını, ya da bir hayrı, yada ihsanı işlemediğinde,
yada işleyemediğinde yine ''Allah beni kahretsin benim gibi bir mumin adam böylesine önemli bir
hayrı yada ihsanı işlemekten nasıl kaçınır?'' şeklinde bir pişmanlık hissiyatını ya da konumunu
ifade edecektir. İki tür pişmanlık hissiyatının Allah tarafından kulun lehine olabilecek şekilde
dikkate alınmasını sağlayan ve yine Allah’a ait olan çift ünvanlı el esmaülhüsna’ya
ELHAYYELKAYYUM denilir 20/111.
Sehim Güney Saygıdeğer İn BİRİNCİ SORUSU:1-Her kavramın veya mesajın illa ki her insana
her zaman uyması, uygulanabilir olması şarttır” fikrini sen nereden aldın? O kadar saçma ve
aptalca ki, hayretler içindeyim.
CEVAP: Senin anladğın dilden cevap vereceğim: 74/11 ri aç. Burada ''Tek olarak yaratılan bir
adam ve bu adamın yine 74/16 da allahın ''AYETLERİMİZE'' şekilnde anlaşılması gereken
''AYATİNA'' deyimi ile ilşkilendirildiğini bul.
Şimdi dikkat et. Bu adam bu ayetlerde bir devlet başkanı yada kadın yada erkek yada cemaat şekliyle
muhatab alınmıyor. TEKBAŞINA olacak şekilde yani VAHİYDEN olarak muhatab alınıyor
Peki bu adam ne yapmış AYETLERE karşı İNATÇI olmuş.
Hangi ayetlere karşı inatçı olmuş Belli mi? HAYIR. İnatçı olduğu ayetlerin TASNİFİ yapılmışmı? HAYIR.
Bu adam için 74/16 da '' AYETLERİMİZE karşı ANİYD olmuş'' denilirken bu ayetteki ''ayetlerimiz''
deyimi herhangi bir ayeti muhatab alabilirmi? EVET. Çünkü Tasnif yapılmamış.
O halde allahın ayetleri ister bir tane olsun ister HEPSİ olsun KONU TASNİFi şartı bile aranmaksızın BİR
TEK İNSANI bile Muhatab alabilecektir.
O halde ''-Her kavramın veya mesajın illa ki her insana her zaman uyması, uygulanabilir olması şarttır”
fikrini sen nereden aldın? SORUSUNa vereceğim cevap 74/16 dır.
Şimdi Sehim Güney saygıdeğer: Yukarıdaki Sorunda '' O kadar saçma ve aptalca'' olarak nitelendirdiğin bu
İddiamıza ve buna getirdiğimiz bu delile İMAN ediyormusun?
Buna İMAN ettiğine dair ŞEHADET etmedikçe 2.ci Soruna cevap vermeyeceğim
17/72 yi açın ve KÖR olanların cehennme gideceğini görün: önünüzde 2 seçenek var 1) EĞER
SIKIYSA hakikaten doğuştan yada sonradan bir şekilde görme yeteneğini kaybetmiş olan
insanların bu ayete göre cehennme gideceğini kabul edin 2) yada deyin ki buradaki KÖR yani
AMA deyimi bilinen manada KÖRlüğü kastedmiyor deyin ve DUBUR ilmine giriş yapın Bizler
2.cisini seçtiğimiz için sapık duburcu uydurmacı ilan edildik. Sizler hangisini tercih edeceksiniz?
eğer Buradaki KÖR deyimini bilinen manası dışında kullanmaya kalkarsanız o zaman bize
Duburcu sapık uydurmacı demeye hakkınız var mı?.Aynı şeyi sizler yapmış olacaksınız
Kuranda sürekli kadın dövülüyor sürekli kadın boşanılıyor. Peki kadınlar niye erkekleri
boşayamıyor? kadınlara niye erkekleri dövme ruhsatı verilmemiş. Senin EVRENSEL diye
yutturmaya çalıştığın din anlayışına bu sorular sorulmayacak mı? Niye kadına mirastan bir hisse
erkeğe iki hisse var? hani adalet.Boşadığın kadınla tekrar birleşmek isediğinde bu kadının önce
başka biri tarafından becerilmesi şartı getirilmiş. Bu senin ahlak vicdan anlayışın. Bu seni
MUBİYN anlayışın? de hadi get işine? Kuranı duburundan anlamalısın. Bu sana FARZdır allahın
emridir. Yoksa REZİL olacaksın..
Lut burada BENAT deyimini bilinen manasıyla yani ''KIZLAR'' olareak kullanmadı. eğer buna
EVET diyorsanız o zaman sizde DUBURCU oldunuz hayırlı olsun: Ama illaki BENAT deyiminin
Lisani arabi manasına yani KIZLAR şeklindeki manasına sadık kalınması gerekir diyorsanız o
zaman siz de aynısını yapacaksınız. 33/21. Allahın resullerinde sizin için güzel örnekler vardır
ayetine uyun. Ve kızlarınızı eşcinsellere peşkeş çekin. yoksa cennete gidemezsiniz.
Sizin evrensel islam anlayışınız kızlarını eşcinsellere BECERTEN bir resule ve bu resulu
gönderen allaha iman etmemi istiyorsa bu allah ve bu resul anlayışınızı alın münasip bir yerine
sokun. Ondan sonra da İSLAM EVRENSELdir diye ortaya çıkmayın.Bu anlayış tarzınızla REZİL
olur ve EDİLİRSİNİZ. İnsanların namusu senin anladığın allahın ve resulunun saççmalıklarından
ÖNCE gelir.
Kuranı anlamada DUBURdan kaçmak imkansız: zaten bize duburcu diyenlerin KIÇI sıkışınca
hemen kendileri de DUBUR a kaçıyorlar.LUT BENİM kızlarım diyor. Bunlara göre lut kendi
kızlarını değil kavminin kızlarını kastedmiş.ama 11/79 da Kutun kavmi bakın ne cevap
veriyor''lekad alimte malena fiy benatike min hakkın'' yani SENİN KIZlarında bizim bir hakkımız
yoktur.Ulan gerzekalı ahmak heriflerLut kavminin kızlarını kasteddiyse buna cevap veren lutun
kavmi niye'' SENİN KIZLARINDA'' deyimini kullansın? Burayı da mı Değiştireceksiniz. Bunlar da
aslında kendi kızlarınımı kastedti? Tam bir keşmekeş. sizin MUBİYN diye anladığınız kuran bu
mu?.
4/11,12:
mimma terekne Min ba'di vasiyyetün yusiyne biha ev deynin
mimma terektüm Min ba'di vasiyyetün tusune biha ev deynin
format benzeri yazılımları açarak 4/11 den devam edelim:
Eğer kişi başına bir musibet geldiğinde kendini kurtarma esnasında '' hazır kendimi kurtarıyorken şunu da
kurtarayım'' dediğinde işte bu haleti ruhiyye ye NISFU denilir.Bu deyimin Lisani arabi manası ''YARIM''
dır.
Eğer kişi bu kendini kurtarma esnasında bu bağlamda kurtarmayı düşündüğü başka bir
olgusunun(ezvaceküm) kendisine bir fayda(HÜNNE) sağlamayacağına kanaat getirirse bu durumda ''bari
kendimi kuratarayım'' şeklindeki düşüncesine 4/12 de ''ve leküm nısfu ma tereke ezvacüküm in lem yekun
lehünne veledün'' denilir.
Eğer bu süreçte kurtarmayı düşündüğü olgusunu kendisine fayda sağlayacağını düşünürse bu durumda
bunu da kurtarma yönünde kısmen yada tamamen teşebbüse geçmeli ve ona bu yönde fayda sağlamaya
gayret etmelidir. İşte bu duruma da yine 4/12 de ''fein kane veledün felekürrubu mimma terekne Min ba'di
vasiyyetün yusiyne biha ev deynin'' denilir.
Arkdaşlar 4/15 i konuşalım: Bu ayetin başında bulunan ''VELLATİY'' deyimi Bir işte ilerleme yada
en azından mevcudu koruyabilme durumunu ifade eder .4/34. Bie insanın işini tecrübesini
kazancını yada hayatta sahip olduğu herhangi bir konumunun terfisine yada bu yöndeki çabasına
VELLATİY. denilir : Bu çaba enkötü şartlar karşısında mevcudu koruma çabası olarak ta
karşımıza çıkacaktır.4/15 te ki '' ye'tiynelfahişete'' yani el fahişe ile gelenler deyimi bilindik
manada FUHUŞ anlamında değildir. Eğer bir insanın NİSAsı yani işi ,bu kişinin hayatında TERFİ
olması yönünde ABARTILI bir fırsat yakalamışsa bu durumda bu NİSAnın konumuna ''vellatiy
ye'tiynelfahişete min nisaiküm'' denilir. Bir eczaneniniz var para da kazanıyorsunuz ama şehrin
öteki tarafında hiç eczane yok. Eğer sizde eczanenenizi şehrin öteki tarafına taşımanız
durumunda mevcut kazancınızın en az 3,4 katına çıkacağı yönünde bir kanaat hasıl olursa işte
bu kanaata VELLATİY, bu abartılı kazanca ELFAHİŞETE denilir. Ancak buradaki
ELFAHİŞETE ,HİNNE cinsindendir Ayetin devamında ''bunların aleyhinde 4 'ü şahid tutun''
denilirken kullanılan deyimler aleyHİNNE şeklindedir ve bu cümlede 4 ŞAHİD TUTMA diye bir
ibare yoktur Öyle olsaydı ayette ''erbaate şuhuden'' deyimi geçerdi. halbuki öyle geçmiyor
sadece''erbaaten minküm'' yani sizden olan 4 ü şahid tutun' denilmektedir. Nereye şahid olcak bu
4 rakamı?. HİNNE cinsinden olan NİSA lara... NİYE ?. Çünkü elfahişete ile gelmişler. Amaç ne?
VELLATİY. Peki ne yapacağız? 4 rakamını tanımlayacağız. Arkadaşlar bu rakam :bir şeyin kişiye
menfaat sağlamasını veriyordu. O halde ben dükkanımı şehrin diğer tarafına taşırsam
kazancımın ABARTILI bir şekilde artacağından yani EL FAHİŞETE yoluyla VELLATİY
olacağımdan emin olmam için bu fikrin bana menfaat sağlayacağından emin olmam lazımdır:
İŞTE arkadaşlar 4/15 te Bir işe başlamadan kişinin yapacağı ÖNHAZIRLIK yada piyasa
araştırması yada FİZİBİLİTE anlatılmak istenmektedir. Eğer 4 rakamı bu işe şehadet ederse yani
evet bu işte çok para var derse bu andan itibaren HİNNE cinsinden olan NİSA ,HÜNNE cinsine
dönüşecek ve ELBEYT te İMSAK edilecektir Yani ''feemsiküHÜNNE fiylBUYUTİ''. El beyt Bir
insanı koruyan her türlü oluşumdur. Artık seni burada koruyan şey işin sermayen hükmünde
olduğu için bu menfaati sermayende yani işnde yada ofisinde yada gündeminde İMSAK
edeceksin. Arkadaşlar İMSAK denilen tutuş şekli burada gevşek olmalıdır. Çünkü HÜNNE
şeklinde olan menfaatin belki dahada artabilir yani pozitif yöndeki gelişmelere açık olmalıdır. ne
zaman kadar bu böyle devam edecek? EL MEVT,HÜNNE yi VEFAT ettirinceye kadar. Yani bu iş
fiyaskoyla yada zararla yada hayalkırıklığı ile sonuçlanıncaya kadar devam edecek. İşte buna
''hatta yeteveffahünnelmevtü'' denilir. Yada bunuların dışında allah başka bir yol kılıncaya kadar
devam edecek İşte buna da ''ev yec'allalahü lehünne sebiylen ''denilir. Arkdaşlar bu ayette
KADIN KADINA SEx anlatılmaz. Bir işe başlamadan önce yada yatırım yapmadan önce gerekli
olan FİZİBİLİTE çalışmalarına işaret edilir...
KURAN Kitab içindeki doğruların AKADEMİK şeklidir. Bunun AVAM şekline ise SIDK denilir.
ASlolan Asgariyedir ve bu da Sıdktır. Sıdkı getirenlere Muttaki denilir.
HAKK ile SIDK aynı şeyler değildi. Biri söylenilen diğeri ise KASTEDİLEN dir.
Allah HAKKI söyler 38/84 ama hakkı değil SIDkı söyleyene ceneti verir. 39/33.
istersen milyon kere YA SİYN de. AMa bunun neyi kasteddiğini bilemezsen sadce Hakkı
söylersin ama SIDKtan habersizsindir.
HAKK ile SIDK arasındaki farkı bilemeyenler Kitab ile Kuran arasındaki farkı da göremezler.
İSLAM evrenseldir. Kitapta anlatılan şeyden haberdar olmamasına rağmen, anlatılanı zaten
yapıyorsa, işte bu SIDK tır.
Gerek SIDK ve Gerekse KURANA ulaşmak için MUHAMMEDe yani fedekarlığa ihtiyaç vardır.
Çünkü ancak ona uyanları allah sever ve günahlarını bağışlar 3/31.
allahın sevdiği ünvalnlara nail olmak için 3/31 re göre muhamede İSTİKRARLI bir şekilde uymak
gerekir. ALlah Muttakileri sever ve cenet muttakiler için hazırlanmıştır. O halde MUTTAKİ
olunmak isteniliyorsa 3/31 re göre Muhamede uyulmalıdır.
Kuranda allahın muslumanları sevdiğine yada sevmediğine dair delil yoktur. Yani bu durum
muallakta bırakılmıştır. Yani ''innallah yuhibbulmuslimyin'' şeklinde bir ayet yoktur
Yuhibbulmutakiyn şeklinde bir ayet vardır. Her muttaki muslumandır ancakher musluman muttaki
olmayabilir yada olamayabilir. Her müslüman eğer cennete gitmek istiyorsa MUHAMMEDE
uymalı ve MUTAKİleşmelidir.
Musluman olmak için Muhammede uymaya gerek olmayabilir ERRESULE itaat(4/80) yada
ittiba(3/53) etmesi gerekir. Bu Erresul allahın kuranda anlattığı herhangi bir resul olabilir. Ancak
kişi musluman oldukta sonra Muttaki olabilmesi için kesin olarak muhammede uyması gerekir
3/31.
Muhammede İttiba ile ona indirilene yada vahyedilene ittiba aynı şeyler değildir. 2.cisi birincisinin
ÖDÜLüdür.
Her resul kendisine ait ve ÖZERK olan bir özellik taşır. Bu özelliğini içinde yaşadığı kavmine
yada insana telkin eder. Kuranda anlatılan tüm resullerin bu özellikleri açıklanmıştır...
Şeytan diye elle tutulur gözle görülür bir varlık yoktur..İçindeki kontrol edilebilen İblis melekesinin
kontrolden çıkıp dış dünyadaki karşılığıyla buluşmuş haline ŞEYTAN denilir..
Örnek ; canın baklava çekti ama paran yok çalmak istedin (İBLİS)..Ve bu isteğini baklavayla bunu çalarak
buluşturdun (ŞEYTAN)..! Hal böyle olunca her insana ait binlerce şeytan ortaya çıkar..Kıyamet gününde
şeytan yani bu insanın haris istekleri+bunların dış dünyadaki karşılıklarıyla buluşmuş hali , kişi aleyhine
şehadet eder..
İşte bütün meselenin başı burası ; İBLİYS`ini kontrol et , CİNNlenmesine izin verme..Böylece
ŞEYTAN`laşmasın.
Peki bunu nasıl yapacağım ? ; ALLAHIN RESULLERİNE itaat ve ittiba ile..!
Allah'ın resulleri nerde...?
İÇİNDE...(49/7)
Tecrübelerin senin MUHKEMATÜN dür. Her yeni şey ise seni MUTEŞABİHATÜN ündür. BAzen
bu yeni şeyleri tecrübelerine dayanarak öğrenirsin. Bazen de tamamen bu yeni şeyler karşısında
yalnız kalırsın. İşte MUHKEMATÜN HÜNNE ÜMMÜLKİTABÜ ve UHARU MUTEŞABİHATÜN den
anlatılan şey budur 3/7.
Ümmülkitabi VE uharu muteşabihatün de TA SİYN kuralı çalşır. Bu kural 27/1 de yer bulur. Bu
kurala göre Tamlama dan sonra gelen VE li ibareler hem tamlama içinde düşünülür ve hem de
AYRI düşünülerek manalandırılır
O halde ÜMMÜLKİTAB olan senin tecrübelerin yeri geldiğinde Yeni şeyleri de içine alacak ve
MUTEŞABİHAT hükmüne girecektir. Bu şekilde öğrenmek kolaydır. Çünkü bu yeniler için
Tecrübelerin vardır. Bunlara sığınırsın. Böyle olunca Ümmül kitab deyimi içine mana olarak
''uharu muteşabihat'' deyimini de alacaktır. Şimdi 2.ci hamleni ytap ve ''uharu muteşabihat''
deyimini AYRICA manalandır. Bu da hayatında yine hayatının vazgeçilmezi olan Yenilikleri
verecektir. Bunlar AHİR dir yani Sonradan gelir.
Muteşabih denilen kavram BİLİNMEZLİK ifade etmez. Bu deyim BÜTÜNü ifade eder. Bu bütünün
her bir parçası bunun TEŞABEHEsi dir. O halde Muteşabih teşabehelerden oluşur. Eğer
teşabehelerden birine uyarsan sana ikinci teşabehe verilecekse işte bu 3/7 de tarif edilir. Misal:
para kazanmak istiyorsun. Bu senin MUTEŞABİhindir. Ama bunun için Meslek öğrenme bunu
icra etme ve para kazanma üçlüsü senin teşabaehelerin yani bu amacın parçaları olur. Ama
bunlardan biri diğerine bağlıdır.
İşte Kuranilminde MUTEŞABİH deyimi CENNETİ yani ''ihtiyaçlarının karşılanmışlığını'' verecektir.
Bu 39/23 de ifade edilir. Bunun da iki adet ayağı vardır. Bunlar ELİLM ve EL İYMAN dır(30/56).
Eğer bunlardan Birine ikincsini de elde etmek için tabi olursan Senin konumuna 3/7 de ''
feyettebiune teşabehe minhü vebtiğa teviylihi'' denilir. Bu şekli MEŞRU dur. Ama işin içine
İBNELİK katarsan yani Bunlardan birine ikincisini de elde etmek için UYUYORMUŞ GİBİ
GÖRÜNÜRSEN ama aslında UYMA DİYE BİR DERDİN olmazsa senin bu konumun 3/7 de
'feyettebiune ma teşabahe minhülibtiğaelfitneti vebtiğae teviylihi'' denilir ve senin konumun da
''kalblerinde ZEYĞ yani 'kayma'' olanlar halini alır Hayattan örnekler verelim:
1)Devlet memurusun. İşyerindesin ama hiç bir iş yapmıyorsan
2)Baban seni dersaneye yazdırdı Dersaneye gidiyorsun ama hiç ders çalışmıyorsan
3) Allah yolunda savaşmak için cepheye gelmişsin yani ORTAMdasın ama hiç savaşmıyorsan
Ve sorulduğu zaman da ''ben oradaydım'' deyip te menfaat beklentisi içine giriyorsan işte senin
konumun KALBLERİNDE ZEYĞ olanlar
yani KAYMA olanlar hükmüne girer.
O halde Ortamda bulunmak ayrıdır ortamda bulunmanın yanısıra Ortamın gerektirdiklerini
yapmak ayrıdır. Eğer Ortamda olmana rağmen ortamın gerektirdiklerini yapmadan PASTA dan
pay talebinde bulunursan sana hem allah 3/7 de HAASSSTİR der. Hem de kullar HAASTİR der.
Rabbimiz bizi bu konumdan korusun İşte 3/8 da da bunun duasını yapıyoruz. Burada '' rabbimiz
bizi hidayete eriştirdikten sonra KALBLERİMİZİ ZEYĞ yaptırma '' diyoruz. Hep beraber AMİİİN
diyelim.
KABALA VE TEDEBBÜR:
KABALA denilen din analayışı kendilerine KUTSAL KİTAB denilen kitaplardaki Şekli oluşum yada
olayları YOK SAYAR ve bunların aslında SADECE insanın içindeki ruhsal ve düşüncesel
devinimlerden ibaret sayar. Ayrıca Şekli söylev yada eylemleri bu yönde tasvir ederken bunu da
tamamaen KEYFİ olarak yapar ve hiç bir kurala bağlı kalmaz.
MUSLUMANların kuran anlayışı ise 4/82 ve 47/24 de TEDEBBÜR esasıona dayanır. Yani allahın
ŞEKİL üzerinen insanların tarih yada coğrafya farkı aranmaksızın tümünün hayatında olacak
yada olabilecek MANA ların bu ŞEKİLleri de içine alabilecek şekilde tevillendirmiş olması
gerekliliğine dayanır Bizim Kuran anlayışımız TARİHte olan olayların yada şahısların ŞEKLİ
olarak olmuşluğunu reddetmez. Bu ŞEKLİ olayların yine allahın belirlediği belli kurallar dahilinde
her insanın yaşantısında yer bulabilecek şekilde MANAlandırılması bizim temel disturumuzdur.
Bizler bu anlayışımızla Adına ''KABALA'' denilen DANGALAKlıktan ayrılırız. Ayrıca bizim kuran
anlayışımızda ŞEKİL kısmına iman öncelikli değildir.
2/158 de anlatılan SAFA ve MERVE Saltşekli kısımları önplanda tutularak anlaşılırsa Bu ayetin
ve Kurandaki ilgili diğer bağlantılarınının EVRENSELLiği ortadan kalkar. Ama MANA kısmını iyi
anlaşılırsa buna mekkedeki SAFA ve MERVE tepeleri e girer. Senin kaynanan da girer. Kuyumcu
dükkanı da girer. MANA ya Milyonlarca örnek sığdırırsın.
Eğer Bir musluman Beşer Muhamede olan sevgisi dolayısıyla normal şartlarda beş para etmeyen
ve çölden oluşan mekkeyi görmek isterse Adına yüzyıllardır SAFA ve MERVE denilen tepeleri
Görmek isterse burada tavaf yapmak isterse Bunda hiç bir sakınca yoktur. Çünkü Sevdiği saydığı
Muhammedin oaralarda doğup büyümüş olması normalde beş para etmeyen bu coğrafi bölgeyi
bu adam nezdinde KIYMETLİ hale getirecektir. İşte İNNESSAFA VELMERVETE deyiminin
anlamı budur.
Görüldğü üzere bizim din anlayıımızda bin küsür yıldır SAFA ve MERVE olarak bilinen Mekkede
ki ŞEKLİ konumlarını İNKAR yada YOK SAYMA yoktur. Eğer Ayetin MANAsı Doğru anlaşılırsa
ayetin KURAN haline dönüştürülmesinde kullanılan ŞEKLİ unsuru da bu MANA ya bir örnek
olabilecektir. Ama Milynlarca örnekten sadece bir Örnek. AMa sen salt bu ŞEKLİ kısmı anlarsan
Kuranı EVRENSEL olmaktan çıkaraır Araplara arap kültürüne ve arap coğrafyasına mahkum
edersin.
24/3 de ''allah zina edene 100 değnek vurun'' derken kasteddiği mana bu değil. SUÇ ile
SUÇLUyu iyi TAHKİK ve TASNİF edin der. Buna verilecek cezaya karışmaz. Acak zina edene
100 değnek vurulması şekilinde ayetin ŞEKLİ kısmı da bir CEZA olabilir. Bunu Toplumlar
belirlerler. ANcak buradan bunu yapanlara sadece100 değnek ceza var dersen işin içine sıçarsın.
Evrensel mesajı Bedevi arap kültürüne hapsedersin.
KABALA şeklindeki DİN analayışını ASLA tasvip etmiyoruz ve bizleri de KABALA cılara
benzetenleri allaha havale ediyor ve din anlayışlarının EVRENSEL olması yönünde ONLARA DA
çağrıda bulunuyoruz..
Din analyışlarını EVRENSEL temele oturtamayanlar rabbilalaemiyne iman etmemişler olarak
cehenneme gidebileceklerdir. Kıyamet gününde öncelikli olarak sorguya çekecek ve çekilecek
olan RABBİLALAEMİYN dir 83/6
MEALLERDEKİ TAHRİBAT….
Hadis, sünnet öğretilerini din kaynağı olarak kabul edenler, bu öğretilerde insanlara din diye
yalan yanlış şeyler öğrettiler. “Sadece Kuran” diyen arkadaşlar olarak bunlara uzun süre karşı
çıktık. Hala da çıkıyoruz.
Ancak bir başka tahrifi gözden kaçırdık. O da meallerdeki tahrifatlardır.
Bilindiği gibi Türkçe olarak yazılan Kuran mealleri genellikle birbirinin kopyasıdır. Kopya
edilenlerin en eskisi de hadis ve sünnet öğretilerinden etkilenilerek yazılmıştır.
Bu tip meallerde, Kuran diye, insanlara sunulan (çoğu meallerdeki gibi para ile satılan) öğretiler,
birbiri ile ve akıl ile çelişen, hayatta yeri olmayan, evrensel olmayan unsurlar içermektedir.
İnsanlar da bu mealleri İYİ SORGULAYARAK okuyunca, bunları Kuran zannedip, Kuran’ı
çelişkilerle, hayatta yeri olmayan tarihte kalmış bilgilerle, akıl ve mantık dışı öğretilerle
tanımaktadır. Çok iyi sorgulayan insanlar, bunları, haklı olarak kabul etmemekte ve Kuran
zannederek mealleri reddetmektedir. Ama bunu yaparken “Kuranı reddediyorum”
zannetmektedir.
Unutulmasın ki mealler asla Kuran değildir. Kuran, Kitaptan çıkarılan doğru manadır. Doğru
mananın ölçüsü ise, her zaman söylediğimiz gibi;
Akla ve mantığa uygun olması,
Yaşadığımız hayatta MUTLAK SURETTE yeri olması. Hayatta uygulanabilir olması.
Evrensel olması. Tüm insanların hayatında yeri olması. Yani tüm insanların hayatını anlatan bir
bilgi olması.
Kitapta bir kelimeye (örneğin “salat”a) verdiğiniz anlamın, salatın geçtiği tüm yerlerde aynı
anlama gelecek şekilde verilmesi. Yani salata bir yerde dua, bir başka yerde namaz ritüeli, bir
başka yerde destek anlamı verilmemesi.
Bu ölçülere uyan anlam Kuran’dır. Buna uymayan manalar Kuran değildir ve reddedilir.
Hadis sünnet öğretileri ile mücadele eden ve “yalnız Kuran” ölçüsüne bağlı olan kardeşlerimizin
hemen hemen çoğu, meallerdeki tahribata hiç ses çıkarmamakta, bilakis, mealleri Kuran diye
insanlara sunmaktadır. Bu, çok büyük bir vebal gerektirir.
İnsanlara, Kuran olmadığı halde Kuran diye, hayatta yeri olmayan, akıl, mantık ve çağ dışı
bilgileri sunmak en hafif tabiri ile insanları aldatmaktır. Aldatanlardan olmamalıyız.
Selamlar.
3/7 de de Ve ma yalemu teviylehü illalahü Cümlesi vardır. Brada kastedilen mana '' onun tevilini
yalnızca allah bilir'' şeklinde değildir. Bu cümlede İLLA deyiminden sonra gelen ALLAHÜ , VE MA
deyiminden sonra gelen ve bilinen tevilin bir ÖDÜLüdür. Bu ödül eğer iyi değerlendirilirse yine ve
ma dan sonra gelen ibareyi şahlandıracak ve kişi yine tevil bilecektir. Bu da ALLAHÜ yle
sonuçlanacak Çünkü her yeni bilgi daha fazla şaşkınlık ve güzelliklri kişiye gündem edecektir.
Yani 3/7 de geçen bu ibarede anlatıllmak istenilem şey şudur:
Eyy kul: bu öyle bir kitap ki her öğrendiğin şey seni şaşırtacak ve seni daha çok öğrenmeye itecek. Yani
Deniz suyu içmek gibi olacak. İçtikçe içesin gelecek Şaşırdıkça öğreneceksin Öğrendikçe şaşıracaksın.
Sevgili dostlar. Kitap bize rehber olarak gönderilmiştir. Bu kitapta SADECE ALLAHIN BİLEBİLECEĞİ
BİZİM BİLEMYECEĞİMİZ ŞEYLER OLMAZ, OLAMAZ. çÜNKÜ BU DURUM KİTABIN
MİSYONUNA AYKIRIDIR.
Selam
"erselna-ke"deki "ke" zamiri Muhammed resulü muhatap alır. Muhammed resul TÜM
İNSANLARA gönderilmiş.
Eğer burada kastedilen Muhammed resulü, Mekke'de doğup Medine'de ...vefat ettiği rivayetlerde
yazılan Muhammed olarak anlarsak, bu ayet tamamen tarih olmuş, işi bitmiş demek olur.
Evrensel olan kitap için bu söylenemez.
Velev ki bir dönemde yaşadığını kabul ettiğimiz insan olan Muhammed kastediliyor olsa bile, o
dönemde Muhammed'in TÜM İNSANLARA ULAŞMIŞ OLMASI İMKANSIZ. Bu bakımdan da ayeti
doğru anlamak lazım. Burada kastedilen Muhammed insan olan Muhammed mi yoksa 49/7'de
bahsedilen içimizdeki RESULULLAH mı?
Allah'ı yalancı çıkarmak isteyenler, bu ayeti Arabistan'da yaşamış ve ölmüş olan Muhammed ile
sınırlı tutabilirler. Biz Allah'ı yalancı çıkarmak istemiyoruz. Allah yalan söylemez. Eğer
Muhammed tüm insanlığa gönderildi ise, onun tüm insanlıkta olan bir şey olması lazım. O da tabi
ki 49/7'de cevabını buluyor.
"Yalnızca Kuran" dediği halde "Muhammed'e tabi olmak demek Kitaba tabi olmak demek" diyerek
Kitabı tahrif eden kardeşlerimiz de, eğer hala böyle düşünüyorlarsa soralım: DÜNYADA
HERKESE BU KİTAP ULAŞTI MI? Ulaşmadığını siz de çok ama çok iyi biliyorsunuz. O halde
hala "Resule itaat demek Kitaba itaat demek" diye tahrif etmeye devam edecek misiniz?
Selamlar.
ArKadaşlar. 4/29un ilk cümlesi olan '' ya eyyuhelleziyne amenu la te'kulu'' deyimi 3/130 zun ilk
cümlesiyle misil yazılım türünden muteşabihleşir. Bir yanda RİBA diğer yanda ise emvaleküm
bilbatıl Deyimleri vardır. Buna göre Bir insan sinirlendiğinde elindekilerini hakir yada hor görür
yada beğebmezse diğer insanların da bundan yararlanarak adamın elindeki mallarını ucuza
kapatmaması üzerinde durulur. Misal: memursun ocak ayında devletten Yüzde 50 zam
bekliyorsun. Devlet maaşına yüzde iki zam yaptı. Sende bu zammın az oluşuna sinirlendin ve
maaşının tamamını yola savurmaya başladın. Ben de senin din kardeşinim ve ne yaptığını
gördüm.yapacağım şey sokağa savurduğun paraları cebime atmakmı olmalı yoksa toplayıp hatta
başkalarının da almasını engelleyerek akşama evine gelipsana geri iade etmek mi olmalıdır? İşte
arkadaşlar Birimiz sinirlenip te sahip olduklarımızdan vazgeçersek diğerimiz de bunu bir fırsat
olarak görmemeliyiz : eğer görürsek bu durumda karşı tarafın zaafından yararlanmış oluruz ki Bu
da 3/130 da RİBA yani FAİZ hükmüne girer. 4/29 da anlatılan birbirimizin mallarını batılla
yememe ayeti Bir taraftan tek başımıza kaldığımızda da hayatımızda yer bulur. Toplu olarak
yaşadığımızda da hayatımızda yer bulur.
33/36 yı açalım:
Bu ayette geçen MUMİNİN ve MUMİNETİN deyimleri Bir olay yada söz hakkında tam olarak
bilgilendirilmeyi hakketmiş ünvanları ifade eder. Musluman olma ile muminin olma aynı kavramlar
yada konunmlar değildir. Bu kik kavram özellikle 33/35 de ve 66/5 de birbirlerinden ayrı olarak
zikredilirler.
Bir insan MUSLUMAN olduğunda kendisine sadece yeteri kadar bilgi verilmiştir. Ancak bu kişi
musluman olduktan sonra daha fazla bilgiye talip yada sahip olduğunda yada edildiğinde işte bu
kişiye MUMİN denilir. Di,kkat edilirse kuranda ''ya eyyuhelleziyne ESLEMU'' diye bir ibare yoktur Onun
yerine ''ya eyyuhelleziyne amenu'' şeklinde bir yazılım vardır. Bunun manası Bir insan musluman olduktan
sonra sürekli daha fazlasını istemelidir şeklinde anlaşılmalıdır.
Eğer bir konu hakkında TAM olarak bilgilendirildiyseniz ve bunun gereğinin yapılması sizden
istenildiğinde sanki siz bu konuda yeteri kadar bilgilendirilmemişsiniz gibi davranır ve içinde olduğunuz
ortamın gereğini yapmazsanız bu durumda 33/36 nın muhatabı olursunuz.
Gerek bu ayette geçen ve gerekse başka ayetlerde geçen ALAH-RESUL tamlamaları bilinen manada
ALLAHI ve RESULU birbirinden ayırarak manalandırılmaz. Hayr adına bir ortama girdiğinizde o ortamın
gereğini yapmak zorundasınız. Hele bir de bu ortama girdiğinizde sizin ne yapmanız gerektiği size TAM
olarak anlatılmışsa ve ''TAMAM'' demişseniz artık ortama girdiğinizde sizin keyfinize göre davranmanız
33/36 da ''en yekune lehümülhıyaretü min emrihim'' olarak zikredilir ve bu yasaklanır.
O halde eyyy kul: ne yapman gerektiğin sana tam olarak anlatıldığında bunu ortamına girdiğinde YAP.
Sanki sana tam anlatılmamış gibi davranma.
Şimdi buna kurandan bir örnek verelim: 2/58 ile 7/161 ri karşılaştırın ve bu adamların burada ne film
çevirdiklerine dikkat edin.
..ZALİKE ve HAZA ;
ZALİKE 24/3`te muminlere haram kılınıyor..
ZALİKE denilen şey arapçada “bu , şu” anlamındadır..HAZA`da “bu , şu” anlamındadır..6/150`de
HAZA`yı insanlar kendilerine haram kılıyor ve bunu yapanlara ALLAHIN bunu haram kıldığına
dair şahit isteniliyor ve bu haram kılınmışlığı ALLAHın üstüne atıyorlar..
HAZA denilen şey ; bir işin TAM olarak bitmiş , TAM olarak yapılmış halidir..
ZALİKE denilen şeyde ; işin yarım yamalak yapılmış halidir ve devamının olduğunu
gösterir..Masraftan kaçmak için yada yorulmamak için , bir işi yarım yamalak yapan ve tam
yapmış gibi gösteren ZALİKE yapmış olur..İnsanlar çoğu zaman masraftan yada zahmetten
kaçındıkları için 6/150`de HAZA`yı kendilerine HARAM kılıyorlar..
ŞİMDİ ;
6/150`de “deki , BUNU (HAZA) Allahın haram kıldığına dair şahitler getirin” der.. “BUNU” derken
burada kastedilen nedir ki , neyi haram kılıyor ALLAH ?
Ne 6/150`nin içinde var “BUNU” denilenin karşılığı nede üst ve alt ayetlerde var..!
Nereye gidecek HAZA ?
Şirk olur zina olur onlara gider dersiniz ama bu ayette nereye gidecek ?
Önce bir fiiliyat yaparsın ondan sonrada BUNU diye söylersin değilmi ?
Nedir burada ALLAHIN HARAM KILDIĞINI SÖYLEDİKLERİ ŞEY ?
İşte “HAZA” kavramına öyle bir mana bindireceksin ki , cuk diye oturacak ve sağında solunda bir
şey aramana gerek kalmayacak..
ALLAH , işin devamı varsa TAM YAPACAKSINIZ diyor burada TAM , yarım yamalak yapıp
insanlara TAM diye yutturmayacaksınız diyor..!
AMA çoğu zaman insanın fıtratı yada şakileti , içindeki iblisten dolayı SIKINTIDAN kaçmaya
çalışacaktır , işi yarım yamalak yapıp TAM diye kakalamaya çalışacaktır..
İŞTE bu yüzden 24/3`te muminlere ZALİKE HARAM KILINIYOR , sakın işinizi , sorgulamanızı vs
yarım yamalak yapmayın , iyi araştırın , kategorizayonunuzu sınıflandırmanızı arka plan
araştırmanızı iyi yapın , sen şusun diyecekseniz , iyice araştırıp öyle deyin..Bir adama Müslüman
diyecekseniz kafir diyecekseniz şahit olun , iyice araştırıp öyle deyin , emin olun diyor..Görünenle
hareket etmeyin , arkasınıda iyi bilin diyor ve bunu böyle yapmazsak bu ZALİKE hükmüne geçer
ve 24/3 “hurrime zalike alel muminiyn” diye biter “zalike muminlere haram kılınır der , haram
kıldım demez kılınır der” dikkat ediniz , mantıkta bunu haram kılar ateistte haram kılar..! Çünki
ortada bir öldürme vs varsa , buna sorulacak bir sürü soru oluşacaktır , neyin ne olduğundan
emin olabilmek için..
O halde , ZALİKE`den kurtulmak için yapılacak en güzel şey KUVVETLİ BİR ŞEKİLDE
SORGULAMAKTIR..
24/3`te söylenen ; bir şeye karar vereceğiniz zaman BÜTÜN ARAŞTIRMALARI yapın , hiçbirşeyi
eksik bırakmayın..ZALİKENİN kendisi bu ayette muhatab alınır ve bu haram kılınır..!
18/82`de şöyle bir ibare kullanır Musanın karşısındaki adam “zalike te’vilu ma lem testı aleyhi
sabren” , işte bu senin sabredemediğin TEVİLDİR der..Dikkat edin ZALİKE`yi kullanıyor YANİ ;
ben bu olayları sana ZALİKE cinsinden tevillendiriyorum ama hele bir eşele DAHA BURADAN
çok iş çıkacak der , burada bitmez DAHA DEVAMI VAR der..
Yine 12/100`e bakın Yusuf a.s kendi rüyasını tevillendirirken HAZA`yı kullanıyor “ya ebeti HAZA
te’vilu ru’yaye min kablu” yani başka bir anlam çıkmayacak artık buradan , en üst noktaya
gelmiştir..
ŞİMDİ SORUMUZU SORALIM ; 18/82`deki ZALİKE TEVİLU ile 12/100`deki HAZA TEVİLU`yu
birbiri ile karşılaştıralım ve 24/3`e gidip şu soruyu soralım “Neden burada muminlere ZALİKE
haram kılındıda HAZA kılınmadı ?”..!
Dilek Özden
ARKADAŞLAR YUNUS SURESİ 3.AYETTEN 5.DERS İLE KURAN HAZİNELERİNİ KEŞFE
DEVAM EDİYORUZ…
*İNNE RABBE KÜMULLAHULLEZİ HALAKASSEMAVATİ VELARDA Fİ SİTTETİ EYYAMİN
SÜMMESTEVA ALELARŞİ YÜDEBBİRUL EMRE MA MİN ŞEFİİN İLLA MİN BAGDİ İZNİHİ
ZALİKÜMULLAHU RABBÜKÜM FAGBUDUHU E FELA TEZEKKERUNE*
*MA MİN ŞEFİİN İLLA MİN BAGDİ *Ayetin bu bölümünde “iki min kuralı”var arkadaşlar. 55/15`te
MİN....MİN.. bağlantısını kullanılır ; ve bu bir kural oluşturur..
Buna göre iki MİN arası ibare ikinci MİN ‘den sonra gelen ibarenin değerini ,ateşini ,kalitesini
yükseltir. Örnek verelim;13/34 ; MİN allahi MİN vakın ; “Allah’tan başka koruyucu “demektir.. Bu
ayette iki MİN arasındaki ibare yani ''Allahi'' ikinci MİN’den sonra gelen ''vakın'' deyiminin kişi
nezdinde o gün değerini arttıracaktır..Yani bu kural ile, kişilerin dünyada iken kafalarında yer
edinen inancın yansıması olan amellerinin üzerinde oluşan Allah kavramı, o gün kişinin
korunmasının kalitesini belirleyecektir.Kişinin Allahi’si kendisine olacak( Vakın)korunmanın
kalitesini belirleyecek ,değerini yükseltecek.Kişiyi o gün Vakın olabilecek değer de olan Allahi
kurtarabilecek. “Allahi” kişinin hayattan ve dahi Kuran’dan edindiği anlayış ile yaşamışlığını verir
ki,bu iyi yönde de kötü yönde de olabilir.Bu durumda kişinin Koruyuculuk gücü yüksek bir
Allahi’ye ihtiyacı olduğu aşikar görünüyor.Bu nasıl bir Allahi olmalı derseniz,onu da “iki min kuralı
“ile gelen bir ayette görebiliriz. 13/37 de” MİN Allahi MİN Veliyyin “olarak geçen deyim bize,kişinin
Allahi’sinin Veli anlamını ateşleyen bir şekilde olması gerektiğini söyler..
Allah`a veli olmak ile (10/62) , Allah`ın kula veli olması (2/257) aynı şey değildir.!
2/257`de Allah iman edenlerin velisidir. 10/62 de ise iman edenler Allah’a veli olmuşlardır.
VELİ ;Kişideki istek yada motivasyonun AYNI ORANDA olmak kaydıyla karşındakinde de
bulunmasıdır.
Allah , iman edenleri kurtarma konusunda 2/257`de çok istekli ama benzer oranda istek iman
edenlerde oluşmayabilir.
Eğer bu oran Allah’ın sahip olduğu oranla aynı seviyeye gelirse , işte o zaman 2/257`deki iman
eden kişi , 10/62`deki “evliyaallahi” konumuna yükselir.Bu oran nasıl yakalanır ve yakalandığı
nasıl anlaşılır diyebilenlerin 2/257’de”yuhricuhüm minezzulumati ilennur”ileAllah’ın velisi olduğu
kişilerin zulumattan nura çıkmalarını gözlemlemeleri gerekir.Allah Velisi olduklarını zulumattan
nura çıkarıyor..Peki bunu nasıl yapıyor?..Kişinin içine yerleştirdiği muti melekelerle..Bu melekler
kimler?”minezzulumati ilennur “ bağlantısı ile 14/1 ve 5 ayetlerdeki Muhammed(fedakarlık
melekesi) ve Musa(hayır melekesi) .Tüm bu sistemi oluşturan ve kulunun velisi olmak isteyen
Allah’a aynı oranda istekle karşılık vermek ,kişinin içindeki resul melekelere uyarak kendisinin
konumunu zora sokmaması ile mümkün oluyor..
BA’DE: deyimi , Kuranda hiç bir yerde SONRA anlamında kullanılmaz..BE'UDE yani sivrisinek
deyimi de buradan türer. BA'DE deyimi , mevcut konumun bir üstünü , KABLE deyimi ise mevcut
konumun bir altını verir..
ŞEFAAT ; eskort,eşlik etme, anlamındadır ve kişinin yaptığı amellerle alakalıdır..4/85`te “şefaat-
seyyiat ve hasenat” bağlantısı vardır..66/8 ve 48/5`te Seyyiat vardır..Seyyiat ise 7/153`te Amel
kavramı ile denkleşiyor.Demek ki Seyyiat ve Hasenat AMEL oluyormuş..Dolayısıyla Ameller ve
Şefaat ilişkisi 4/85 ile delileniyor!..Kişiye kendi amellerinden başka Şefaatçi yoktur!…
Ameller 3 kategori de incelenir.
1)Şer amelleri;Peygamberlerin karşı kavimleri ve İblis’in orduları aktiftir.
2)Hayır amelleri;Hayır melekesi Musa aktiftir.
3)İhsan amelleri;Fedakarlık melekesi Muhammed aktiftir.
Tüm Amel çeşitleri 3 şekilde ortaya konulur ;
1) Kişinin yaptığı ameller.
2) Kişiye yaptırılan ameller.
3) Kişinin yaptırdığı ameller.
Bu şekilde düşünüldüğünde ; kişinin yaptığı iyi yada kötü ameller kendisine eşlik (şefaat)
edecektir.Ne yaparsan elinle o da gelir seninle!..Kişiye yaptırılan iyi yada kötü ameller kişiye
şefaat edebilir de etmeyebilir de..Kişiye yaptırılan iyi ve kötü amellerde kişinin hiç bir baskı ,
zorlama altında kalmadan amele iştiraki söz konusu ise , bu iyi ya da kötü amel kişiye şefaat
eder..Kişinin yaptırdığı amellerde , yaptırılan iyi bir amel ise kişiye ve yaptırdığı insana şefaat
vardır , amel kötü ise ve bir başkasına zorla yaptırılmışsa , kötü amel yaptırana şefaat eder..Kötü
amel yaptırılan kişi bunu severek veya isteyerek yapıyorsa , o zaman o kötü amel ona da şefaat
eder..
84/7 de “kişiye kitabının sağından verileceği”meali verilir,ancak kitabın sağdan veya soldan
verilmesi diye bir şey yoktur.Kitabın sağdan verilmesi, bir insanın hayır veya ihsan amellerinin
fazla olmasıyla alacağı konumun ifade edilmesidir…
YEMİN;Dubur anlamı “en çok güvenilen” demektir.Hani en güvendiğimiz kişiye deriz ya “sen
benim sağ kolumsun”. .. İnsanın dünyada ve ahirette sağ kolu olacak ve ona cenneti yaşatacak
olan en çok güveneceği şey , hayır ve ihsan amelleridir.84/7 de* feemma men utiye kitabehu
biyeminihi* ”biyeminike”ile 20/17de Musa’yı,29/48 de Muhammed’i muhatap alır..
Örneğin; Bir insan(genel olarak) internet üzerinden tanışıp evlendiğinde eşi onun sadece Ezvacı
olur,düğün sabahı altınları mı alır da kaçar ,haftasına varmadan şiddete mi başlar, çok fazla
gözlemleyemediği ,fazla tanıyamadığı için fazla da güvenemez,ne olacak bilemez insan,kötü bir
durum çok da sürpriz olmaz.Bu durumdan farklı olarak, ilkokuldan beri tanıdığı,beraber
büyüdüğü,ya da kısa sürede de olsa bazı iyi özelliklerini keşfedip,huyunu suyunu öğrendiği
güvenilen birisi olarak kabul ettiği insan ,kişi için MELEKET EYMAN durumundadır.. MELEKET
EYMAN deyimi CARİYE anlamında değildir.Kişinin güvenini kazanmış olan insan
,duygu,iş,eş,aşk,ilim,yiyecek ,içecek,marka,kadın ,erkek , davranış ya da sözlerdir.
Zevce –ya da Ezvac salt EŞ anlamında değildir. Kişinin ihtiyacı olan şeyin (arkadaş,ilim,
duygu,para,aşk,yemek,içmek,eş,iş,vs.)dış dünyadaki karşılığıdır. Karnı aç olan insan yemek
yemek istiyor.Bu yemeği bulduğu an, yemek bu kişi için EZVAC hükmüne girer. Yemek bildiği
güvendiği bir yemek ise kişi için Meleket Eyman olur…
Örneğin; Susadınız ve bir büfeye gittiniz , büfeciden bir şişe su istediniz,size bir şişe su verdi.Siz
''yahu pınar şaşal'' yokmu ? dediğinizde , işte bu marka su sizin için MELEKET EYMAN
olmuştur..Her suya yani Ezvac’a güvenmiyorsunuz , Pınar Şaşal’a güveniyorsunuz.. Her
Ezvac ,Meleket Eyman değildir,her Meleket Eyman ise aynı zamanda Ezvac’tır..
Meleket eyman-23/6; baba da olabilir , herhangi bir akraba da olabilir , arkadaş da olabilir , eş de
olabilir , önseziler de olabilir , sayabildiğiniz kadar sayınız..
Devam edeceğiz….Selam ile.
Allah kitabını indirmiş ve bu kitabını anlama selahiyetini biz kullarının keyfine bırakmamıştır.Bu
kitabın anlaşılması için gerekli olan İLMİde bu kitabın içinde indirmiştir..7/52`de bu kitabı
getirdiğini ve bunu İLİM üzere açıkladığını söyler.Dikkat ediniz kitabı açıkladım demiyor , ilm
üzere açıkladığını söylüyor !!
Bu ilmin ne olduğunu bilmeden yapılan tefsirler , maalesef Allahın kastettiği manayı
veremeyeceklerdir.
Allah arapça deyimler yada cümleler vasıtasıyla insanlara mesajını indirmiştir ancak arapçaya
yine kendisinin belirlediği ve bizede belirttiği kurallar dahilinde müdahale etmiş , bunların içindeki
kendilerine ait olan orjinal manalarını , bunların içinden almış ve bunlara kendince bir mana
yüklemiştir.İşte bu müdahaleleri hurufu mukatta dizilimleriyle gerçekleştirmiştir.Böylece mesajının
anlaşılma ruhsatını arapçaya değil SAMİMİ olmaya bağlamış ve mesajını arap olma yada arapça
bilme meziyetlerinden kurtararak , kendini ve ilmini arap milliyetçiliğinden kurtarmıştır.
Evet kitab Arapçadır..Bir arap yada arapçayı mükemmel bilen biri kitabı anlayabilir ancak anladığı
şey Allahın anlattığı şey olmaz , zira anladığı şey Allahın DEDİĞİ hükmünde olur , bu haktır ,
dediğinden kastettiği şey ise SIDKtır.
Allah kendi dediğini değil SIDK`ı getirene cenneti verir 39/33.
Biliyorsunuz ki YA SİYN 36 surenin birinci ayetidir ve Allahın sözüdür.Bunu isterseniz bin kere
söyleyin cenneti kazanamazsınız ama YA SİYN deyiminden Allahın neyi kastettiğini bulur ve
bunların hem Kuranda ve hemde hayatta uygulanabilirliğini makul ve mantıklı bir şekilde
örneklerle ispatlayabilirseniz , işte bu tespitinizin adı KURAN olur ve bu sizi cennete götürür..
2/178 zi inceleyelim. Arkadaşlar burada anlatılan şey gerçekte HÜR, KÖLE, KADIN değildir. Eğer
bunları bu şekilde anlamada ısrar ederseniz hemen soru ve sorgulamalarımız başlar buna göre
1) Erkeğe karşı erkek nerde? 2) Köle eğer hür birini öldürürse bu iş nasıl olacak? 3) kadın erkeği
yada erkek kadını öldürüse bunun kısası nasıl olacak? İŞTE ARKADAŞLAR Bu sorulara mu
meali mana cevap veremez. Şimdi bu ayetin aslında ne demek istediğine bakmak için Bunları
tanımlayalım. Elhurri deyimi elif lam ra dizilimine uygun yazıldığı için lisani manadan büyük
ölçüde vazgeçilmelidir. Birincil mana lakaytlıktır yani gevşekliktir. Kişi Allahın dinine hizmet
ederken lakayt davranır. Bu onun şakilitedir yani adamın yapısı öyle. İnsandan insana göre
değişebilen davranış ya da doğaya ŞAKİLET denilir 17/84. Yani kimimiz somurtkanız kimimiz
güler yüzlü, kimimiz şakacı kimimiz ciddi kimimiz hareketli atak kimimiz hantal vs. İşte bunlar
ŞAKİLET tir. İşte bir kişi Müslüman olsa bile doğasını yani şakiletini kolay kolay değiştiremiyebilir.
Şimdi 2/178 ze dönelim ve bu sefer ELABD yani köle deyimini tanımlayalım. HÜRR ün tam
zıddıdır. Gevşek değildir İşine sıkı bağlıdır. Yaptığı ya da yaptırılacağı her işi kutsal addeder. İşle
kafayı yemiştir. İş koliktirler, takıntılıdırlar. ÜNSA ise kadın değildir. Bir işten elde edilen maddi ya
da manevi menfaattir.
İşte arkadaşlar bunlar kolay kolay din hizmeti yaparken bile değişmez ancak KISSA ile yani
yapılacak ihtarlarla katledilebilir yani önü anılabilir. Buradaki kıssa yani kısas deyimi kişinin bu tür
davranışları kontrol altına almasını aksi takdirde hizmetinin bitiminde verilecek olan ÖDÜL ün de
kişiye benzer şekilde geleceğini ifade eder. Yani lakayt bir şekilde bedirde savaşıyorsun Allah
seni ödüllendirecek ama bu lakaytlığını makul seviyeye çek. Adama kılıç sallarken bir taraftan da
adama hareket çekiyorsun ''yürrüü kereste müdürü. Fincanı taştan oyarlar adama da böyle.....''
gibisinden söz yada fiiliyat içine giriyorsun, bu lakaytlıktır. Allah burada değişmeni değil önünü
almanı istiyor. İşte Kıtalde kısas budur. Eğer bunu yapmazsan sana gelecek ilm de gevşek olur
derli toplu olmaz (elhürri bilhürri).
Ya da elabd olarak hizmet yapıyorsun. Aşırı ciddi sin. Adeta robot gibi Allah bunu da istemez
önünü al der. Aksi takdirde sana gelecek ilm de Abd cinsinden olur seni sevindirmez. İlm sahibi
olursun ama neşen olmaz.
Ünsa da ise hizmet esnasında ise habire kazanacağın menfaati düşünürsün Bu helaldir. Her
insan alışveriş esnasında kazancını hesap eder Allaha hizmetkarlık ta 9/111 re göre bir
alışveriştir ve tabii olarak kazanç ta düşünülecektir ama burada kişi biraz aşırı. Bunun da önünün
alınması gerekir. Aksi taktirde sana kaldıramayacağın miktarda yani bolca bir ilm verilir bu sefer
kafayı üşütürsün. Allah katilde kısas la bu tür bir şakiletin de önüne geçmeyi diler.
İŞTE arkadaşlar Bu 3 unsur din hizmeti esnasında kişiye ait şakiletlerdir ve kişi tarafından
değiştirilemeyebilirler ancak kontrol edilebilirlerse bu noktada AFF görürler. Kimden aff görürler?
AHIY yani kardeşlerinden. Kardeşleri kim? 24/31 deki kurallar. Ahıy-ihvan-ihvet yani kardeş
deyimi birbirini tamamlayan unsurlardı. İşte din hizmeti yaparken asl olan kurallar 24/31 dedir.
Bunlar şakiletle alakalı değildir. Ama 2/178 dekiler şakiletle alakalı fakat 24/31 deki kurallarında
tamamlayıcısı yani AHIY sidir. Allah 24/31 re riayet edildiği sürece bu riayetin yüzü suyu
hürmetine 2/178 de anlatılan ve şakiletten kaynaklanan bu üç unsurun tüm çabalara rağmen
kontrol edilmemesini AFF eder Yani 24/31, 2/178 zin AHIY si olur..
78/10 ; "Ve cealnel leyle libasen" yani "geceyi elbise kıldık" ne demektir ? Hayatımızda ki yeri
nedir ?
Gerek çevresel gerekse bireysel olarak (VE) kafasında şekillenen ve benimsenen düşünceye ya
da fikre ya da icada vs.. (CEALE) kişi tarafından odaklanılması (LEYL) ve bir üst konuma
çıkmaya çalışması (LİBAS) konumunu ifade eder.
9/91 Rİ AÇALIM:
Bu ayette anlatılan 'duafai'' deyimi '' zayıflar'' analmında değildir Bu deyim 2/261 de ''vallahü
yuda'ifu limen yeşau'' cümlesinde ''YUDA'İFU'' şeklinde yerini almıştır. Bu ayette 7 rakamı ile 100
rakamının ilşkilendirildiğini görünüz. 7 rakamı bir şeyi başka bir şeye çevirmekti. 100 rakamı ise
bir şeyin eksiksiz ve tam yapılmasını ifade ediyordu. İşte bu iki rakam arsındaki bağlantı,geçen
tüm DAİYF-YUDA'İFU-DIYF'EN-ELMUD'İFUNE(30/38) geçen yerlerde anlam olarak yerini
alacaktır. Nitekim bu deyim yine yanlış bir şekilde 3/130 da da'' KAT KAT ''şekilde çevrilmiştir.
7 rakamı birşeyin başka bir şeye dönüşümüzü verirken 100 rakamı bir işin eksiksiz ve tam
yapılımını veriyordu
Bunların ikisi 2/261 de yanyana getirilebilirse işte buna ''yud'aifu'' denilir. Yani DA'İF deyimi ZAYIF
yada KAT KAT anlamı vermeyecek Bir şeyin bir şeye TAM ve EKSİKSİZ olarak dönüşümünü
verecektir. Şimdi bu manalrı 9/91 de yerine koyalım: Bunun için 2 adet kural çalışacak 1) TA
SİYN kuralı (27/1) ve bir de 2VE kuralı. Şimdi bunları ''leyse aledduafai ve la alelmerda ve la
alelleziyne la yecidune ma yunfikune haracun'' cümlsinde yerine koyalım.
TA SİYN kuralı Tamlamalardan sonra gelen VE li ibareleri hem tamlamaya dahil eder ve hem de
bunların bağımsız manalandırılmasını ifade eder. Buna göre:
ALEDDUAFAİ ve LA ALELMERDA cümlesinde bunları yerinekoaylım.
Buradaki DUAFAİ deyimi mana mana olarak LA ALELMERDA deyimini içine alacak. DUAFAİ
deyimi bir şeyi başka bir şeye eksiksiz ve tam olarak dönüşümünü veriyordu EL MERDA
-MARAD deyimleri bilinen manada ''HASTA'' analmında değillerdir. MANA dan ziyade ŞEKLİ
önplanda tutanlara EL MERDA denilir. İşte bunu 9/91 de YAPMAYANLARA LA ALELMERDA
denilir. Yani kişinin hiç bir hastalığı olmamasına rağmen ogün isteksiz yada hevessiz ise ama
dışarıdan bakıldığında hasta ve bitkin gibi görülüyorsa o da bu görüntüsü ile insanları kandırma
girişiminde asla bulunmuyor ise işte buna ALEDDUAFAİ VE LA ALEL MERDA denilir
Yani Şekli olarak hasta olmamana rağmen sanki hastaymışsın gibi bir intiba uyandırdığında
'benim bir şeyim yok kardeşlerim sadce bugün canım savaşmak yada infak etmek yada cihad
etmekistemiyor'' demen gerekiyor. Oysa bu durumunu'' evet hastayım halim de yok'' diyerek
suistimal de edebilirdin. Zaten millet dış görünüşüne bakıp ta seni böyle anlamaya meyilliydi.
Ama sen ERDEMLİsin. Bunu yapmadın. Allah ta bunu gördü ve sana bir şey demedi. Şimdi seni
cihada kıtala infaka götürmeseler dahi allah sana bu dürüstlüğün dolayısıyla bir sorumluluk
yüklemeyecektir.
Aynı erdemliliği allah ve resulu sana nasihatte bulunduğu zaman da göstereceksin. Arkadaşlar
ALLAH ve RESUL tamlamaları HAYR yada FEDEKARLIK adına bir ortama girdiğinde ortam neyi
yapmanı yada söylemeni gerektiriyorsa onu yapman yada söylemeni ifade eder. Eğer o esnada
yine kendini bitkin ve halsiz veya şevksiz hissediyorsan ve ortam da sana bir sorumluluk vermeye
kalkışmışsa ve senin için '' bunu kendine hayrı yok buna ilişmeyin'' denildiğinde işte o zaman yine
aynı ermeliliği göstereceksin ve ''ben iyiyim verilen her türlü görevi yapmaya hazırım bugün
sadece biraz kırgınım ama bu gelip geçici bir durum'' dediğinde işte velev ki sana bir görev
verilmese bile allah seni bu DÜRÜSTlüğün sayesinde sorumluluk yüklemeyecektir.
''BEN İYİYİM BİR ŞEYİM YOK'' demene rağmen Sana sorumluluk vermek istemeyen merci de bu
ayette ALELMUHSİNİYN olarak nitelendirilmiş olup bunlara da bu şartlarda bir sorumluluk
yüklenilmeyecektir. (ve ma alelmuhsiniyne min sebiylin) Böylece allah her iki tarafa da GAFUR ve
RAHİYM olacaktır.
O halde EYY MUSLUMAN: Hayr yada fedekarlık gerektiğinde her an şevkli yada motive
olamayabileceksin İşte sen böyle bir haleti ruhiyye içindeyken sana hayr adına yada fedekarık
adına bir görev verildiği anda sendeki isteksizliği yada o andaki şevksizliği fiziksel bir hastalık gibi
göstermemeye çalış. böyle anlaşılsan bile bunun önünü al. Bu şartlarda sana bir vazife verilmese
bile hem sana hem de sana vazife vermeyenlere bir vebal yüklenmez. Çünkü iki taraf ta
DÜRÜST olmuştur
Sevgili Arkadaşlar ;
Herhangi bir arapça deyim eğer kuranilmine dahil edilecekse bu deyimin bilinen lisani arabi
manasına belli oranlarda LEDÜNİLMİ dahil edlir. Böylece bu deyim KURANEN ARABİYYENe
dönüştürülür. Yani formül kısaca şöyledir:
KURANEN ARABİYYEN= ARAPÇA+ LEDÜNİLMİ dir.
Eğer bu formülde LEDÜNİLMİ yok sayılarak salt arapça ile kuran analşılmaya çalışılırsa bu durumda Lut
resul pezevenk Muhammed ise evlatlığının karısına göz koyan biri olarak anlaşılmak zorunda kalınacaktır.
Ayrıca kitab ayetlerinin tamamı SADECE ERKEKLERİ muhatab alan bir yapıya büründürülmüş olacaktır.
KURANEN ARABİYYEN sahip edildiği LEDÜN İLMİ ile ZİKRİ İHDAS edecektir. 20/113 ü dikkatle
okuyup SON CÜMLesine dikkat ediniz ''ev yuhdisu lehüm zikren''. Yani ''onlar için Zikri ihdas eder''. Bu
deyimin AYNISI 18/70 de de bulunmaktadır. İşte burası çok önemli. Kitapta ZİKRİ iHDAS edebilen
sadece 2 merci vardır. Bunlar KURANEN ARABİYYEN ve Musanın karşılaştığı bu adam dır.
O halde Bu adam KURANEN ARABİYYENin TA kendisidir. Ledün ilmi ile Techiz edilmiştir. Neyi
yapıyorsa yaptığı şeyler dışarıdan göründüğü bilindiği gibi olmamaktadır. İşte arakadaşlar Bu adam
Kitaptaki TÜM LİSANİ DEYİMLERE DADANMIŞ. Her yerde var. Her deyimde var. Bu adamı anlamak
zor. Musa bile zar zor dayandı. Ama bu işin RAJONU bu.
2/197: Elhaccu Eşhurun malumatin yani ''hacc bilinen aylardır'' cümlesini açalım. Arkadaşlar Bir
deyim eğer Çıplak elif lam takısı almışsa bu durumda adı vardır ama kendi yoktur gibisinden bir
hissiyat yada konumu tanımlar. Örnekler:
Errahmanü: 55/1,
Allahü: 39/23,
El malü : 18/46,
Etttalakü: 2/229.
Bu yapı SIDK İLMİ cinsinden hayatımızda küçük ve yaramaz çocukları korkutmak için de
kullanılır. Eğer rahat dırmazsanız DEVLER gelir sizi yer dediğiniznizde işte bu cümledeki devler
KURAN İLMİNde EK ALMAYAN ÇIPLAK ELİF LAM lı deyimleri tanımlar. Bunlardan birisi de
2/197 de ki EL HACCU deyimidi
İBRAHİYM deyimi bir insanın Hayr yönünde olmak kaydıyla bir şeye bağlılığını ifade eder. . Bir
insanın işine aşına eşine namusuna vatanına allahına mukaddesatına bağlığını sağlayan
HİSSİYAtımıza İBRAHİYM denilir.
Sevgili dostlar. Kuranda ''TARTIŞMAK'' 4 şekilde yapılır Bunlar 1) CİDAL 2) NİZA 3) MİRA ve 4)
HACC-HÜCCET tir. Bunlardan HACC, HÜCETleşerek yani karşılıklı delillere dayanarak tartışmak
yada bir konu hakkında fikir alışverişi yapmak demektir Bu işte başrolu 22/27 İbrahiym melekesi
oynar.
Sıhhatli bir HÜCCETleşme yapılabilmesi için Sen konuştuğunda muhatabını susup seni
dinlemesi muhatabın konuştuğunda da senin susup onu dinlemen esnasında nerde susup
nerede konuşman gerektiği ile ilgili zaman tayinine EŞHURUN MALUMATİN denilir. Arkadaşlar
EŞEHR deyimi bilinen manada ''AY '' anlamında bir zama dilimini ifade etmez. Her hangi bir işin
yapılımı iin BELİRLENMİŞ zaman dilimini ifade eder. Örnekler
1) abi şu dükkana bir bak 10 dakka sonra gelecem dediğinizde işte bu 10 dakika ''BELİRLENMİŞ
BİR ZAMAN DİLİMİ'' olması itibarıyla EŞŞHR dir
2) Devlet memurusunuz. 1AY lığına izin aldığınızda işte bu BİRAY da EŞŞEHR hükmündedir
3) adam öldürdünüz 30 yıl hükm giydiniz. İşte bu 30 yıl da 'BELİRLENMİŞ BİR ZAMAN DİLİMİ''
olması özelliğiyle aslında EŞŞEHR dir.
O halde ''karşı tarafın konuşması bittiğinde ben konuşayım'' dediğinizde yada 'ben bırakayım da
biraz da karşı taraf konuşsun'' dediğinizde işte bunun için size sahip olan haleti ruhiyyeye
''Eşhurun malumatin '' denilir.
yani ne zaman susmanız ve ne zaman konuşmanız gerektiğinizi ifade eden deyime Eşhurun
malumatin denilir. ki Bunlar da zaten DİYALOĞ esnasında ya size belirlenen bir süre tarafından
tayin edilir yada otomatik olarak tayin edilir. Eğer Konuşma yada Susma sırası size gelirse bu
durumda ELHACC üzerinize FArz olmuş demektir.İşte bu duruma 'femen farada fiyhinnelhacca''
denilir Ve EL HACCU deyimi artık bu cümlede ÇIPLAK ELİF LAM takısından kurtulur ve artık EK
alır. Artık HACCın hem adı vardır ve hem de kendisi vardır. İşte bu süreçte yapılmaması gereken
işlemlerden bahsedilir Bunlar
1) REFESE olmayacak. Bu deyimin aynısı 2/187 de de geçer. Yani diyaloğ harici konu yada
konumları Diyaloğa konu olan konu yada konumları içine katmayacan
2)FUSUKA olmayacak. Yani söylevlerin tutarlı olacak diyaloğun başında söylediğin şey ile aynı
konuda diyaloğun ortası yada sonucubda söyleyeceğin şeyler birbitini tuıtacak. yani KAYPAKLIK
olmayacak.
3)CİDAL olmayacak. HACC da HÜCCETLEŞME yani pozitif ve gerçekçi deliller sunmak esastır.
Kalkıpta uyduruk yada hurafe deliler getirmeye başlarsan bu CİDALLe sonuçlanır.
Karşı tarafı dinlerken yada kendini dinletirken amaç hep HAYRa hizmet olacak. KArşı tarafın
delilleri çürütülse bile nefsin azgınlaşmasını engelleek için delilleri çürüten kişi kendini
BAYAĞIlaştıracak ve delillerini çürüttüğü kişi ise ONORE edecek Böylece HACC bir anda
FEDEKARLIK amelini içerecek İşte buna TAKVAnın AZIK edinilmesi denilir. İşte bunları
yapabilenlere de ULİYLELBAB yani ''akıl sahipleri'' denilir.
Allah cümlemizi ULULELBAB eylesin.
2/286: La Yukellifullahü nefsen illa vusaha'' Yani '' hiçbir nefse kaldırabileceğnin üzerinde Bir şeyi
Mükellef etmeyiz'' ayetini çözelim.
Bir fiilin ''TE'' li çekimi o fiilin bir yada bir kaç kez yapılımını verirken aynı fiilin ''YE'' li çekimi o fiilin
sürekli yapılımını verir.
Örnekler;
1) Terzuku men teşau bi ğayri hisab. 3/27: dilediğini hesapsızca rızıklandırır
Yerzuku men Yeşau biğayri hisab: 3/37.: dilediğini hesapsızca rızıklandırır
2) Yemurune bil maruf ve yenhevne anilmunker:9/71: iyiliği emreder kötülükten sakındırırsınız
Temurune bilmaruf ve tenhevne anilmünker: 3/110: iyiliği emreder kötülükten sakındırırsınız.
Bu cümleler aynı manayı vermelerine rağmen arakalrında aslında mana farkı vardır. ki o da fiilin ''TE'' li
çekimi o fiilin bir yada bir kaç kez yapılımını verirken aynı fiilin ''YE'' li çekimi o fiilin sürekli yapılımını
verir.
Buna göre 2/286 da geçen deyimin manası '' hiçbir nefse kaldırabileceğnin üzerinde Bir şeyi Mükellef
etmeyiz' DEĞİL '''' hiçbir nefse kaldırabileceğnin üzerinde SÜREKLİ Bir şeyi Mükellef etmeyiz' şeklinde
oacaktır.
İlhan İrem bir şarkısında ''acılar sürekli olamaz'' der ve böylece 2/286 yı SIDK ilmi olarak tefsiyr eder.
Sevgili arkadaşlar ETTAAM denilen şeyin Lisani manası YİYECEK demektir . Ancak DUBUR
MANA bir insanın bir şeyi güçlükle kabullenmesi içine zor sindirmesi analmındadır. O halde gerek
86/5 ve gerekse 80/24 ayetleri ''felyanzurilinsanü'' muteşabhi ile yanyana getirildiğinde Bir insanın
bir şeyi zorla kabul etmesi içine istesede istemesede sindirmek zorunda olduğu olacağı
hayatıngerçeklerini ifade edecektir. İşte bu gerçekler bazen aniden önüne çıkar sana düşünme
fırsatı vermez. Bu duruma Hulika min main defikin denilir 86/6. Buradaki MAE deyimi kuranda SU
anlamında değildir. Marufize olmuş vahy bilgisidir. YAni bir insanın düşünmesine yeterli zaman
bulamadan vereceği zOR ve ANİ KARAR yada kabullenmek zorunda kalacağı ZOR ve ANİ
KARARları ifade eder.Bu kararlar SALEBE olmuş TURABlardan çıkar. 86/7. YAni yahrucu MİN
beyneSSULBİ VETTERAİBİ. Sevgili arkadaşlar Buradaki SULB deyimi SALEBE yani asmak
asılmak deyiminden türetilir. Bunun dubur manası ise Bir şeyin Hükmünün İlga edilmesi yok
sayılmasıdır. TERAİBİ deyimi ise TURAB yani ''toprak'' deyimiin ÇOĞULudur. ETTURAB denilen
şeyi lisani manası TOPRAK tır. ANcak dubur manası İÇİNDEKİNİ DIŞARIYA atan anlamındadır.
Beynessulbi vettraeabi deyimi tamlamadan sonra gelen velli ibare kuralı gereği bize ''sen
istediğin kadar konuş istediğin kadar bağır(ETTERAİBİ)'' ama bu hiç bir işe yaramaz(ESSULBİ).
ANlamındadır. O halde hayatta karşımıza çıkacak ANİ VE ZOR kararlar almamızı sağlayacak
Konumlara karşı hazırlıklı olmamız bize bu ayetlerde anlatılmak istenilmekte ve psikolojik olarak
buna hazırlanmamızda allah bize yardımcı olmaktadır.Bu tür durumlarda senin isteklerinin yada
mazeretlerin yada fantazilerin tarafından gündem edilse dahi bu şartlar bunları YOK HÜKMÜNDE
sayacaktır.
4 denilen şey ise bir şeyin sana menfaat sağlamasıdır. Bu manayı en iyi anlayabileceğiniz ayet
24/4 dür. Bu ayette geçen ''4 şahit'' den kasıt bilinen manada 4 adet şahit değildir. Diyelim ki 4
şahit isteniyor. ve -bende bu ayet indiği dönemde mekkede yaşıyorum vebenim sadece tek
şahidim var. O da bizzat muhammed resulun Kendisi. Bu durumda eğer KADI benden 3 şahit
daha isterse ayetin gereğini yapacak ama muhammedin güvenirliği sorgulanır hale gelecek.
Muhammedin şehadeti yeterli dese bu durumda ayetin gereği yapılmamış olacak.
Sevgili arkadaşlar TEK BAŞINA BİR KAMERA KAYDI bile günümüzde 4 şahit hükmüne geçecektir. O
halde burada anlatılan şey 4 şahit anlamını da içerecek şekilde 4 rakamını iyi anlamaktır. O da: bir şeyin
sana menfaat sağlaması şeklinde özetlenebilir..
10 rakamı bir şeyden senin menfaat elde etmen iken 4 rakamı bir şeyin sana menfaat sağlamasıdır
10 denilen şey bir şeyden menfaat elde etmektir. Peki bu nasıl oluyor ?
6/160 “men cae bil haseneti fe lehu aşru eMSaLiha” ibaresini görünüz. Burada ki MİSİL kavramını
normalde iki şekilde algılarsın ya çarpım ya da misilleme cinsinden.
Hasenatla gelirsen faydasını görürsün değil mi ?
Buradaki Misile KATI diyemezsiniz ama aynı zamanda da diyebilirsiniz çünki işin içinde menfaatin katıda
olabilir olmayada bilir hepsini kapsamalı MANA.
Şimdi 40/40`ı açalım CENNETE girenlerin nasıl rızıklandırılacağını görelim “yurzekune fiha bi gayri
hisab”. Hesabsızca nitelendirilen bir RIZK nasıl oluyorda 6/160`ta 10 kat ile sınırlandırılabilir ?
Dikkat edin bu kapsamda RIZK 10 katta olabilir 1000 katta vs.
Öyle bir mana verki hepsini içine alsın ve senin hesaba kitaba gereğin kalmazsın. İşte MİSİL kavramına da
10 kavramına da öyle bir mana vereceksinki cuk diye oturacak.
Kısaca yaptığın hasenat sana fayda sağlayacak ve bu 10 katta olabilecek daha fazlasıda ya da azıda
olabilecek. 1 verirsin 2 alırsın, 1 verirsin yarı fazlasını alırsın, 1 verirsin 100 alırsın vs vs vs..
Bunun dışında 10 kavramına farklı farklı manalarda bindirebilirsin hiçbir sıkıntı yok başımız gözümüz
üstüne. 10 geçen yerlere gider vururuz verdiğin manayı uyuyorsa eyvallah uymuyorsa çöpe !
Bu arada 6/160 ile 40/40 bedavadan yazılmadı "seyyieten fe la yucza illa misleha" ile muteşabih misil
yazılım türünden bütünleşirler ve bu iki ayeti manalandırırken her ikisinide bir düşünmelisiniz, ayrı
düşünemezsiniz. Bunuda belirtelimde kullandığımız tekniklerin fos olmadığına birkez daha şahit olun.
Teknikte anlaşırsak TEVİLDE anlaşırız. Ama birileri çıkarda tekniğe safsata derse, o zaman safsata
diyenin ortaya koyduğu her ne olursa olsun tarafımızca sonuna kadar sorgulanır. İster meal olsun ister
tefsir ister başka bir şey.
Bu tekniklerden birisi SORGULAMADIR.
Soru soracak zemini ortadan kaldırma, neyse mana onu al ve onu yaz, ekleme çıkarma yapma, manayı
bunlarla gölgeleme.
Boşanmış kadınlar kendi kendilerine 4 ay 10 beklerler diyor mealler. Böyle bırak, 10 kavramının sağına
soluna ekleme yapma ! GÜN yok orada. Bu yazılıma kimin kitabı olarak iman ediyorsun ? Allahın. Ekleme
o zaman ya da çıkarma. Ne dediyse onu çevir, bırak okuyan sorgulasın ve 10`un ne demek olduğunu
düşünsün.
KİTAP; Tarafından belirlenen ve-veya tarafına belirlenen, yaşam için elzem olan ve anlaşılması
gereken olaylar, kurallar, yazılar, karakterler, davranışlar, düşünceler silsilesidir 83/9, 20 27/28,
13/43.
KURAN; kitabın DOĞRU bir şekilde anlaşılmış ve bu şekliyle de anlatılacak, uygulanacak haline
denilir. 29/45 ten 27/92 git. 29/45 te kitaptan vahyedilen şey tilavet edilecekmiş. Bu tilavet
edilecek olan şeyin 27/92 de elkurane ye denk geldiği görülür.
VAHY; Sana geldiğinde seni etkileyebilen yada kontrol edip yönlendirebilen iyi yönde de kötü yönde de
olabilen her türlü bilgi hareket motivasyon yada ilhamdır! KÖTÜSÜ için => 6/112İyisi için => 19/11 ve
5/111`e bakabilirsiniz. Eğer iyi olanı aktarırsan, bunun adı KURAN`dır. Kuran hayattan ya da Allah'ın
kitabından çıkarılan DOĞRU MANAdır.
AYET-ELAYATÜ; vahiy ışığında yaşanabilir güncel olaylardır. Vahyin pratize edilmiş halidir, yaşayarak
öğrenmektir.
ZİKR: bir fikrin, anlayışın, yaşam şeklinin, bakış açısının, ilmin kırılamazlığının sonucunda aldığı isimdir.
Asıl olan zikr makamına ulaşmaktır. Bu makama SAD 38/1 denilir.
SALAT deyimi Allaha yönelme yada meditasyon değildir , hayr içerik yada amaçlı olmak kaydıyla
bir işin usulüne uygun yapılımını verir.Kişinin Salatını ikame etmesi için müslüman olma şartıda
yoktur..Salatını ikame edenlere Allah yada Rabbilalemiyn , rızkı arttırır 14/37..Böyle olunca Salat
deyimi , bir insan için inancı ne olursa olsun EVRENSELLEŞİR yani kişi işini usulüne uygun
yaparsa , zenginleşir , itibar sahibi olur..Bir işin usulüne uygun yapılabilmesi için öncelikli olarak
kişinin bu işe BAĞLILIĞI gerekir ki bu durumda içimizde yaşayan ve bu bağlılığı sağlayan meleke
İBRAHİYM`dir , bu yüzden Salatın İkamesi için İBRAHİYM`in aktive edilmesi şarttır 14/37..
İşte , Salat deyimine bindirdiğimiz bu anlam , Kitabta geçen tüm Salat deyimlerinin geçtiği yere
oturmaktadır , yaşama entegredir ve evrenseldir..Salatın ikamesi sadace müslümanları muhatab
almamakta , tüm insanları kucaklamaktadır , böyle olunca Salata bindirilen bu mana , bu manayı
bindiren kişi yada kişilere RABBİLALEMİYN`in bir tenzili yani indirmesi olur.
EL AFVE denilen kavram ''ihtiyaçtan artakalanı'' değildir bu kavram kuranda sadece 2 yerde
geçer buralar 7/199 be 2/219 dur. El afve : namussuzluk yaparak yada gayrimeşru yollarla
kazandığın paranın edindiğin servetin günün birinde pişman olarak allahın yoluna dönmek
istediğinde sana karşı olan konumudur. İşte allahın senin pişmanlığını yada tevbeni kabul etmesi
için tüm bu tür malvarlığını yada servetini son kuruşuna kadar elden çıkarmanı ister. İşte bunu
yaptığında sana bunu yaptıran muhammedi hissiyat aslında senin tüm bu yollarla servetini alan
senden uzaklaştıran hissiyattır. Böylece Muhammed bu serveti senden alır ve fakire fukaraya
yada hak sahiplerine yine senin elinle dağıttırır. Bunu senden alan aslında İÇİNDEKİ
MUHAMMEDtir Sen böyle bir konumda içindeki muhammede tabi ol. O senden böyle pis bir
serveti alacak ve seni temizleyecektir. Burada paralarını alan MEKKEdeki muhammed değildir.
Günümüzde çoğu insanlar Gayrimeşru yollarla zengin olmakta daha sonrada tevbe ederek
allahın yoluna dönmekte ancak bu zenginlikten istifade etmeleri devam etmektedir. Hele bir de
hacca giderlerse orada tüm günahlarının bağışlanacağı bilgisi ile donatılmakta ve böylece allahı
kandırabileceklerini zannetmektedirler. İşte hakikaten allahın yoluna dönmek isteyen bu tür
kişilerin elindeki bu servetin bu kişiler karşısındaki konumuna EL AFVE denilir. O halde Eyyy bu
şekildeki insan: Bu serveti elinden çıkar ki allah seni BELKİ bağışlar. AMa bu servetten istifade
ettikçe gayrimeşruyolları bıraksan bile allah asla senin tevbeni kabul etmez.
4/11 ''ve liebeveyhi li kulli vahidin minhümessudusu mimma tereke in kane lehu veledün'' yani ''
ölünün bir çocuğu varsa bu çocuğun anne ve babasına altıda bir oranda miras verilir'' deyimini
açalım.
arkadaşlar öncelikli olarak 2 VE kuralını görünüz. Buna göre ''VE in kanet vahideten felehenısfu
VE liebeveyhi li kulli vahidin minhümessudusu mimma tereke in kane lehu veledün'' cümlesinde
ilk VE den sonra gelen ibare önce bağımsız anlamlandırılacak daha sonra bu anlam 2.ci VE den
sonra gelen içine dahil edlir.
o halde bir musibet sonrasında '' kendimi nasıl olsa kısmen dahi olsa garantiye aldım, hazır kendimi
kurtarmışken biraz da malımı mülkümü elbisemi yada çocuğumu kurtarayım'' dediğimizde işte bu haleti
ruhiyye '' in kanet vahideten felehenısfu'' olarak 4/11 de yer bulur. Bu manayı şimdi ''liebeveyhi li kulli
vahidin minhümessudusu mimma tereke in kane lehu veledün'' cümlesine dahil edeceğiz.
arkadaşlar EBİY -EBEVEYHİ deyimleri kuranilminde ''BABA'' yada ''anne-baba'' olarak kabul edilmez.
kuranilmi anne ile baba ile uğraşmaz. Tıpkı diğer kavramlarda olduğu gibi Yine bu iki kavram üzerinden
de bizim bir tür ruh halimizi yada davranışımızı tasvir eder. Buna göre EBİY -EBA yani ''BABA'' deyimi
bir fikrin yada görüşün sende kolay kolay kırılamayacak ,vazgeçilemeyecek hale gelmişliğini ifade eder.Bu
mana senin ORGANİK babanı da içine alabilir.
VELED deyimi seni hayatında anlamlı kılan şeylerdir. Bunlar senin güzelliğinin mesleğin duyguların
makamın herşeyin olabilir.
O halde kısmen dahi olsa kendini gelen musibet karşısında kurtarıp garantiye aldıktan sonra başka şeyleri
de kurtarmak istediğinde eğer bu kurtarmaya çalıştığın şey seni bundan sonraki hayatında anlamlı kılacak
bir özelliğe yani VELED hükmüne girmişse ve ''eğer ban
3/7 de geçen ''feyettebiune'' deyiminin aynısı kuranda bir yerde daha geçe ki burası 39/18 dir. Bu
ayette ''elleziyne yestemiunelkavle feyettibiune ahsenehu'' şekilde bir ibare bulacaksınız. Nitekim
bu davranış aynı zamanda ayetin sonı itibaruyla ''ULULELBAB'' tanımını da verecektir. İşte
burada ELKAVlin yani SÖZün güzeli bilinen manada TEVHİD cümlesine yada vahye gitmez.
Vahyi anlamak için senin yapman gereken bir davranışını tanımlar. İşte bu davranışının ne
olduğunu anlamak istiyorsan bu ayetteki ''feyettebiune '' deyimini alacaksın ve 3/7 üzerinden ilgili
bağlantıları kullanarak 2/246-249 cu ayetlere gideceksin. O halde bu davarnışın ne olacakmış?
ceVAP: allah yolunda hizmet ederken nefsine uyupta bu hizmeti ertelemek yada ötelemek için sakın
mantıklı gerekçeler ihdas etme.
İşte bunu YAPMADIĞIN zaman 3/7 ye göre muteşabihin teşabehesine uyacaksın. Bunu karşılığında da
TEVİL alacaksın yani ilmin kapıları sana açılacak. eğer 3/7 şöyle yazılsaydı hiç bir sorun olmayacaktı
''feyettebiune ma teşabehe minhü vebtiğae teviylihi'' yani '' doğru manayı anlamak için bunun tevilini elde
etmek için muteşabihin teşabehesine uyarlar''. İŞTE BU MUSLUMANIN TAVRIDIR.
Ama cümle şöyle olunca'' KAlblerinde zeyğ olanlar fitne arayarak ve bu şekilde teviyle ulaşmak için
teşabeheye uyarlar'' şekilnde olunca sanki teşabeheye uymak SUÇmüş gibi bie mana algılanmış. Oysa öyle
değil.
Tüm mesele ''ibtiğaelfitneti'' deyimini bağlantı olarak kullanıp bu adamların kim olduğunu anlamak için
9/48-49 üzerinden 2/246 ya uzanabilmektir.
4/11: felehünne sulusa ma tereke yani ''''üçte biri onundur'' deyimini konuşalım:
Sevgili kuran dostları: bir insanın başına bir musibet geldiğinde ve bunu da bu insanın son anda
farketmesi netecisinde bu insanın ggelen musibetin şiddetine göre otomatik olarak 3 şey
düşünecektir
a)menfaatlerimi kurtarayım
b)menfaatlerimden vazgeçtim.işimi kurtarayım
c)işimden de vazgeçtim canımı kurtarayım.
işte bir insanın karşılaştığı musibet karşısında üçüncü şıkkı seçmesi 4/11 de ''fein künna nisaen
fevkasneteyni '' olarak yer bulur. Bu durumda kişinin bu konumda başarılı olup ta kendini kurtarabilmesi
için kendisini bu yönde güdüleyecek olan TEREKE lerini 2/248 ze göre Melekler taşıyacaktır. Bu melekler
uçan kaçan melekler değil senin daha önce yaptığın iyiliklerin ve hasenatlarındır.
Eğer canını kurtarma esnasında canını kurtarmanın SADECE canını zor bela kurtarabilmişsen bu konumda
TEREKEnin ÜÇTE BİRİ, VAHİD cinsinden çalışaşacaktır. Eğer terekenin ÜÇTEBİRİ ,EHAD cinsinden
çalışırsa yani kendini kurtarmanın yanı sıra biraz da malını, altınını, koltuğunu yada kanepeni de kısmen
dahi olsa kurtarabilmişsin demektir.
Misal: yağmur yağdı sel geldi evini götürdü sen canını zor bela kurtarmayı düşündün ve ancak bunu
yapabildin. İşte Buna Terekenin ÜÇTEBİR inin VAHİD cinsinden sana mudahalesi denilir, Ama kendini
kurtarayım derken tam da bu esnada bir torbada 1 kilo altının vardı sel suyuna kapılmıştı. Sen de onu
gördün ve küçük bir hamle ile onu da kurtardığında işte bu operasyonların için sende oluşacak haleti
ruhiyyeye TEREKe nin ÜÇTE birinin EHAD cinsinden çalışması denilir.
Sevgili Kuran dostları:
NISFU deyimi kuranilminde lisani arabi manası olan 'bir şeyin yarısı'' manasında olarak yer
almaz.Hayatımızda Gelmeye gelmişken şunu da yapayım, hazır şunu alıyorken bunu da alayım,gitmeye
gitmişken seni de götüreyim şeklindeki yaklaşımlarımıza NISFU(4/11,73/3) yani ''YARIM yada bir şeyin
YARISI'' denilir.
Bir fiil eğer ''İN'' ile başlıyorsa o fiilin yapılımı esnasında vargücünü KISMİ olarak ortaya koyarken eğer
aynı fiil ''iza'' ile başlıyorsa vargücünü FULL olarak ortaya koyuyor demektir. Bu genel bir kuraldır
Kuranda geçen heryerde oturmaktadır.
Örnekler:
1) İN caeküm:49/6
İZA caeküm: 60/10,
2) İN ezaknelinsane:11/9
İZA ezaknennase:10/21
Buna göre 4/11 de ''ve İN kanet vahideten'' durumunda kişi artık bu SEL yada AFET lerde SADECE
kendini kurtarma safhasını aşmış olacak artık kendini kısmen dahi olsa garantiye aldıktan ''sonra şunumu
da kurtarayım ,bunumu da kurtarayım'' şeklinde bir ruh haline sahip olacaktır. işte bu ruh haline
''felehennısfu'' denilir.
Devam edeceğiz
Doğru mana yani Kuran İlmi, sorgulandıkça kendini daha da açar ve daha lezzetli hale gelir ve
nihayet ZİKR`e dönüşür. İşte bu sürece Kamer suresinde ''lekad yessernelkurane lizzikri, fehel
min muddekirin'' denilir.
Muhammed fedakarlık yapar yada yaptırırsa, kendine inen İLM, KURAN cinsinden olur, 20/2
''Aleykelkurane''. Burada ilm, KURAN İLMİ şeklindedir. AMA bu Kuran ilmini karşı tarafa anlatma
yönünde bir çabanız olursa, bu durumda bu Kuran ilmi, ZİKR`e dönüşür yada dönüştürülür. Bu
durumu en güzel 16/44 anlatılır.
O halde, ey fedakarlık yapan ve bu şekilde Muhammedileşmiş İnsan ; Yapmış olduğun fedakarlığının
ödülü olarak sana gelen ve KURAN şeklinde olan bu ilmi başkalarıyla paylaşmadıkça asla bu ilm sende
ZİKR boyutuna geçmez. İşte bunu yapanlara Kamer süresinde MUDDEKİR denilir ve Allah, bizi bu yönde
teşvik eder....
O halde, İLM paylaştıkça bu paylaşımı yapan kişiye MÜDDEKİR, bu paylaşımdan elde edeceği ilme
ZİKR ve bu ilmin makamına ise SAD denilir 38/1.
İlmin sana gelmesi anına Kadir Gecesi, senin bunu diğer kardeşlerinle paylaşmana ise bu anın BİN
AYDAN DAHA HAYIRLI OLMASI denilir. Paylaşılmayan ilm bu paylaşımı yapmayan kişi için “Ateşin
Yiyeceği Kurbanı Getirme” konumuna asla getirmez. Çünkü bu konum EHLEZZİKR seviyesidir.
Kuranda zikredilen her bir resule ait isim aynı zamanda bu resulun blunduğu yerde(içimizde ve
kendi yaşadığı dönemde) bu resule tanımlanmış görev kodudur.
Bunlardan biri de MEDYEN-MEDENİYYET melekesi olan Şuayb dir. Medyen ve medeniyyet aynı
kökten türerler. Eğer bir insan bulunduğu güzel bir sevyeyi en azından muhafaza edebiliyorsa ya
da daha yukarı çıkmayı becerebiliyorsa işte ona bunu yaptıran telkinler bu insanın iç dünyasında
bulunan ŞUAYB resul melekesi tarafından yaptırılır. Bizler türkçede ''Bu arkadaş gayet MEDENİ
biridir.'' dediğimizde bu kişinin gelişmelere ve ilerlemeye açık biri olduğunu KURANİ olarak ifade
etmiş oluruz.
Kim ki aslanlar gibi çalışarak kendini geliştirir ve hep daha iyiye hep daha güzele ulaşmak için
gayret sarfederse işte bu insana bu şahlanmayı ilka eden allahın resulune ŞUAYB, bu hale
gelmiş kişiye ise MEDYEN EHLİ' denilir. Artık bu kişi MEDENİ dir.Bunu yapmayanlar yani
ilerlemek istemeyenlerde ŞUAYB çalışmaz Bu kişiler dünya hayatında başka medeniyetlerin
tutsağı olurlar.
şu anda amerikanın alaska eyaletinde muthiş bir üs kuruluyor. milyarlarca dolar harcanıyor.
amaçları ise dünyanın herhangi bir bölgesinde istenilen şiddete depremler oluşturabilecekler.
bunun için dünyayının en ünlü fizikçilerini kullanıyorlar. bizde artık fen fakultelerine fen lisesi
mezunları gitmiyor çünkü iş garantisi yok. onun yerine fenlisiesinde oluyan dahi DEHA larımız iş
garantisi var diye ilahiyat fakultelerine gitmeye başladı. Allah belanızı versin. BOK var sanki
ilahiyat fakultelerinde. 20 yıla kalmaz istenilen coğrafyada istedikleri şiddete deprem
oluşturabilecek bir üs kuruluyor.Bunu kullanarak istedikleri ülkenin yeraltı kaynaklarını ele
geçirebilecekler. SEN NEREDESİN EY TÜRKİYE? ŞEREFSİZLER. Bizler cami açmayla
muhammedin hayatını okumayla arapça öğrenmekle uğraşıyoruz DEHA çocıklarımız artık fen
edebiyat fakultelerine gitmiyor BİLİM ADAMI OLMAYACAKLAR.
74/1,73/1:
Fedekalığın olduğu her yerde fedekarlık yaptığın konu ile ilgili BİLİNMEZLER yada
GÖRÜNMEZler senin için bilinir ve görünür hale getirilir. İşte ÖRTÜSÜNE BÜRÜNENLER
denilirken bunlar kastedilir.
İşine sımsıkı sarıl. Öğrenmek için FEDEKARLIK yap. Yaptığın işin bilinmezleri ve görünmezleri
senin için bilinir ve görünür hale getirilir. Böylece bunlar ÖRTÜLERİNDEN senin için
SIYRLARLAR. Sana AŞİKAR hale gelirler İşte EL MUDDESİYR ve EL MUZZEMMİYL den kasıt
udur...
20/1,2 TA HA:
TA HA demek bir şeyi yaptığında onu tekrar eski haline dönderebilme yetisidir. Bunun diğer adı
da EL HİKMET dir. Yani üstünü giydiğinde bunu elbiseye yada kendine zarar vermeden
çıkarabiliyorsan yada bir arabaya bindiğinde arabaya yada kendine zarar vermeden inebiliyorsan
yada akşam yattığında kendine yada yatağa zarar vermeden sabah kalkabiliyorsan işte tüm
bunlara TAHA diğer adıyla EL HİKMET denilir. Dikkat edersen TA HA iki harfden oluşur yani
başlangıca dönüşebilen son durumu verir. Askerlik yaptıysan bilirsin Bir tüfeği dağıtıp sonra yine eski
haline getirebiliyorsan işte buna da Ta ha yada EL HİKmet denilir.
muhammede 2 adet Kuran iner bunlar EL KURANE ve El KURANÜ dür. El Kuranü şu anda elimizdeki,
kitaptan çıkarılan DOĞRU MANA iken El Kurane Hayatttan çıkarılan DOĞRU MANA dır. Yani EL
KURANe kapsam ve içerik olarak El kuranü den daha geniştir. Eğer Kitaptan çıkardığın EL KURANÜ yü
hayatta örneklendirebilirsen bunu EL KURANE ye dönüştürürsün. Yada tam tersini de yapabilirsin.
Böylece El lurane el kuranü ye el kuranü ise el kurane ye dnöüştürülür. Yani TA HA laştırılır yani El
hikmet halini alır. İşte 20/2 de Allah Kitaptan çıkarılan EL KURANÜ nün hayattan da bir örnekle tastik ve
tescvil edilmesini muhammede indirir. Böylece Kitaptan çıkarılan EL KURANÜ hayatta da EL KURANe
olarak yer bulur.
Eğer allah EL KURANe yi muhammede indirmeseydi bu durumda muhammed kitaptan çıkardığı manayı
hayattan örneklendiremeyecek ve muhatabı karşısında zor durumda kalacaktı. Böylece getirdiği din hayatta
yeri olmayan bir ütoptyaya dönüşecekti.
İşte bu yüzden 2/185 de indirilen EL KURANÜ nün yardımına EL KURANE yetişiyor.
Kitaptan neyi anlarsan anla Bu doğru olsa bile bunu kesinlikle hayttan bir örnek vererek Pekişrireceksin.
Rumların yenmesinin yada yenilmesinin benim hayatımda ne alakası var diye sorulursa bu ayaete verdiğin
mana doğru olsa bile bu soruya cevap veremediği sürece muhatabın karşısında ZOR durumda kalırsın.
Muhatabıın hayatından bir örnek ver ki din anlattığın adamın karşısında REZİL olmayasın. İşte 20/2 de
böyle örnekleme yetisinin indirildiği izah edlir. Böylece muhammed şaki olmaz. Böylece EL KURANe el
kuranü ye el kuranü de el kuraneye dönüştürülerek anlatılır. Bu dönüşümlerde Kitaba yada kurana zarar
gelmez. İşte buna ''yullaihumulkitabe velhikmete denilir. 4/113.
hangi ortama nasıl girdiysen öyle çık. ne sana nede ortama zarar gelmemeli. İşte buna TA HA diğer adıyla
EL HİKMET denilir.
Tuvalate girdiğinde ''nasıl bulduysan öyle bırak'' deniliyorsa işte bu da HİKMET tir.
EL HİKMETe verdiğimiz manaya en güzel ayet 17/80.dir..
65/1: HÜNNE-HİNNE
Sevgili kurandostları Bu ayette kadınların boşanılmasından bahsedilmez. Hayr içerikli herhangi
bir amelin kişiye sağladğı menfaatlerin(HÜNNE) bizzat bu kişi tarafından gözardı edilmesi elden
çıkarılması yani HİNNE leşmesi ni anlatır. Hayattan örnekler verelim,
1)Yaşlı ve tekbaşına bir bayansın Emekli olmusun. Bir zamanlar güçlükle kazandığın ve
menfaatini gördğün Tüm mal varlığını hiç bir menfaat beklemeden eğitim kurumlarına
bağışladığında
2)Bir zamanlar Zorluklarla elde ettiğin ve menfaatini gördüğün Mesleki yada dini bilgilerini hiç bir karşılık
beklemeden insanların istifadesine sunduğunda ,
3)Bir zamanlar sana menfaat sağlayan edinimlerinin artık bunlardan tüm insanla da faydalansın dediğinde
yapman gereke şeyler anlatılır. Buna göre ;
Eğer tallikuHÜNNE yapacaksan yani sana menfaat sağlayan edinimlerinden artık başkalarının da
faydalanması için vazgeçeceksen yani ''li'iddeteHİNNE'' yapacaksan İDDET i sayman yani işin içine
katman gerekecektir.
Arkadaşlar İDDET deyimi HAYR yönünde olmak kaydıyla 18/22 de 3,5,7 şeklinde kodlanır. Yani eğer
edinimlerinden artık başkalarının da faydalanması yönünde vazgeçeceksen bu ''başkalarının'' bir takım
şartlara sahip olması gerekir İşte bunlar 3,5,7 dir.
3 Rakamı: karşı taraf senin ne yapmaya çalıştığını nET olarak anlamalı,
5 rakamı senin bu iyiliğini ifşa etmeli dışarı vurmalı,
7 rakamı ise senin bu hayrın ile kendisini yada insaları OLUMLU YÖNDE Değiştirmeyi hedef
edinmelidir.
İşte Edinimeri insanların istifadesine sunarken bu şekilde düşünüp gereğini yapmaya ''vettekullahe
rabbeküm'' denilir.
Eğer HÜNNEni yani menfaat gördüğün edinimlerini diğer insanların istifadesine sunarken 3,5,7
rakamlarını gözetmeden yaparsan bu durumda bu HÜNNEye apaçık bir fahişe yüklemiş olursun.
HÜNNE ,HİNNEnin evinden yani Beytinden dışarı çıkmamalıdır. İşte yukarıdaki 3,5,7 rakamları
HÜNNEyi HİNNEnin kontrolune sokar.
Eğer Edinimlerini bu şekilde insanların istifadesine sunarsan allah bu davranışınla pek çok işlerin de önünü
açacaktır.
O halde; HÜNNeni HİNNenin iddeti için TALLLAKA yaparsan yani Boşarsan bundan faydalanacak
insanlara dikkat edecesin. Bunların amaç ve niyetlerini iyi tetkik edeceksin.
Bu ayetteki ''ya eyyuhennebiyyu' deyimi peygambere değil ortya bu yönde konulan yada konulacak olan
HAYR amelini ifade eder.
Kuranilmi kadınla, erkekle, BOŞANMA ile, seks ile kadınların aybaşı haliyle uğraşmaz. Bu kavramlar
üzerinden her insanın ruh halini ve davranışlarını tasvir eder.
2/276..
2/276 'yemhakallahürriba yurbiyssadakati '' ve KEFFARİN ESİYMİN deyimlerini konuşalım. Riba
karşılıklı memnuniyet ve mutakabat üzerinden kazanılan menfaattir. Bazen karşılıklı mutabakata
rağmen gönlümüzden yani isteyerek karşı tarafa karşı tarafın hakettiğinden daha fazlasını veririz.
Mesela BAHŞİŞ kavramını biliriz değil mi?...
Birine işinizi yaptırırsınız. Ücretini iş öncesi anlaştığınız üzere tastamam ödersiniz. Şu da bahşiş
olsun der, ve gönlünüzden fazla bir ödeme yaparsınız. Yada herhangi bir arkadaş yada hısmınıza,
verilmesi gereken değerden daha fazlasını verirsiniz. yada Allah’tan bir göz isteriz Allah cömertliği
dolayısıyla bize iki göz verir. İşte hakettiklerimizden daha fazlası bize ödenirse buna YURBİYSADAKATİ
2/276 denilir.
Peki biz bunun karşılığında ne yapıyoruz? ...hakkımızın yada beklentilerimizin üstünde olacak şekilde bize
yöneltilen bahşiş ya da komplemanları rızıkları nimetleri zaman içinde hakkımızmış gibi algılamaya
başlıyoruz. Yani bir lokantaya gidiyorsunuz yemek yiyorsunuz ve yemeğin ücretini tam olarak
ödüyorsunuz. Bunun yanısıra garsona bahşiş veriyorsunuz. Bunların hepsi HELAL ve karşı tarafın
kazandıkları da HELAL olan RİBA. Ama garson ZAMAN içinde kendisine verilen Extra parayı hakkı gibi
algılamaya başlarsa işte burada bahşişi veren kişi artık bu helal olan işlevi İMHA edecektir. Bu durumda
bu garsonun ünvanı 2/276 ya göre KEFFARİN ESİYMİN olur.
Aynısını Allah'ın kullarına karşı takınacağı bir tavır olarak da düşünebilirsiniz. Ama verilen bu bahşiş bunu
alan garson tarafından hakettği bir şey değil de müşterinin bir komplemanı olarak algılarsa Allah bu garson
üzerindeki sadakayı dahada arttıracaktır yani YURBİSSADAKATİ olacktır. Kısaca gerek biz ve gerekse
Allah bazen istediklerimizden fazlasını verir ya da veririz.
Allah bize istediklerimizden fazlasını verirse bu bize verdiği sadakanın RİBAlandırılması dır. Ama biz
bunu sanki hakkımızmış gibi algılarsak Allah bu uygulamayı iptal edecek yani RİBAYı imha edecektir.
2/276 anlatılan helal olan bir şeyin insanların davranışlarına göre nasıl harama döüşebildiğininin örneğidir.
Bizde bir halk deyimi vardır ''yüz verdik aliye, ali sıçtı haliye'' diye. İŞTE bize hakettiğimizin de üstünde
gösterilen verilen güzelliklere karşı her zaman ADAM olma tavrımızı devam ettirmeliyiz.
Erriba kavramına helal de denilemez haram da denilemez. ERRİBA nın helallik ya da haramlığı Özellikle
2/276 da görüldüğü üzere kişilerin davranışına göre değişebilmektedir. Eğer bir iman eden Allah'tan ittika
ediyorsa yani ona hizmetkar olmuş... ya da hakikaten olma niyetindeyse Allah ona bu tür davranışları
yapma fırsatını ya da ruhsatını vermeyecek ve onu bundan bertaraf edecektir. 2/278 de belirtilen ''ya
eyyuhelleziyne amenu ittekullahe'' deyimi bir kalıptır 2/277, 9/119, 57/28, 5/35, 59/18. 3/102, de geçer. Bu
kalıbın geçtiği yerde mumin olan kişinin yapmış ya da yapacak olduğu bir yanlışı düzeltme -geri dönme
çabasından bahsedilir.
DUBURCULAR KİM ?
Bu konudada ilmi olarak açılımlarımızı ve fikrimizi ortaya koyalımki, bize duburcular diyenler
kişiler aslında ne söylüyorlar.
birinci sıra mealcilerde ve sadece kuran meali diyenlerle
soru : İbrahimin kestiğini söylediğiniz kuşlar nedir ?
cevap kesin şu: Allahın kendisi bilir...... bu cevabın anlamı şudur ibrahimin kestiği kuşları biliyoruz ama bu
kuşların ne oldugunu bilmiyoruz. yani DUBUR manaları var.... tamam kardeş eyvallah
ikinci soru cemaatlere: Allah ademi cenneten kovmuş, adem günah işlemiş kovulmuş. bu cennet şu an
nerde, ki, zaten yaratılmış. var olması mutlak, işlediği günah neymiş bizde bilelimde, biz işlemeyelim.???
aldığım en iyi cevap: hocamız bilir atalarımız bilir ( bunun anlamı şu: kuranı biz anlamayız O nun DUBUR
manası var, onuda en iyi cemaat liderimiz bilir VS)
sıra tasavvufta: söyle kardeş kuran ne anlatır ?
cevap : Kuran hal dilidir (DUBUR) kalbinle yaşarsın, zikirlerle şekilsel ve ruhsal kullukla Allaha
yaklaşırsın.... tamam kardeş eyvallah
soru: peki bu hal dilini nasıl anlarsın
cevap: geceleri gündüzleri vakit buldukça bol bol arapça okurum ve bir süre sonra okudugum kuranı
anlamaya başlarım..... buraya kadarda eyvallah... Yani anladığın mana (DUBUR)
soru: peki bu konuda ayetler üzerinde anlamak için bir metodun varmı.... cevap:metodum yok sadece
kalbime inmesini beklerim, (DUBUR MANA)
tarikatçılarda sıra: kardeş RAHMAN suresinden ne anlıyorsun
cevap: hoca efendiye yada şeyhime sormalıyım
neden: çünkü kuranı anlamayız Dubur manası vardır onuda şeyhimiz bilir.
şimdi gelelim DUBURCU denen bize
soruyu ben sorayım: Kuranı nasıl anlarsın RAMAZAN ?
cevabım: çok kolay, bu konuda hiç kimseye referansa toleransa Bakmadan sadece kuran çerçevesinde
Rahman suresindeki 30 tane teknik ve o 30 tane tekniğin doğrulugunu onaylayan 31. teknik ile ayetlerin
DUBUR manalarını bulurum. benim için kuran tamamen muteşabihtir. ben müteşabihe uyarım, ve bunu
fitne çıkarmak amaçlı olanlardan değilim. çünkü müteşabih dediğimiz şey, hiç bir şey göründüğü gibi değil
DUBUR manası var der. eğer ben bu DUBUR manaları diğer kuran okuyanların çelişkili DUBUR
tahminlerine GÖRE kuran içinden tekniklerle ortaya koyarsam bulunmuş oldugum ve hak ettiğim
KONUM, hakaret yada iltifat edenlerin dilinde, KURANI TEDEBBÜR EDENLER olmalı... çünkü onların
DUBUR için danıştıkları hocaları benim karşımda BANA DOĞRU BAĞIRIP SESİNİ
DUYURAMAYANLARDIR.
kURANI ANLAMAYANLARın yada müteşabihleri anlamayız diyenlerin tamamı DUBURU kast ederler
yani onlar DUBURCULARDIR.
BİZLER İSE TEDEBBUR EDENLERİZ. SİZLER İSE AKLEN RÜŞTE ERMEMİŞ ÇOCUKLAR
GİBİSİNİZ. BOŞUNA DİRETİYORSUNUZ.
2/275 i Konuşalım .
Bu ayetin anlaşılmasında kilit olan deyim ''Zalike biennehüm kalu'' yani bu onların şöyle demesi
dolayısıyladır şeklinde geçen deyimdir. Bu deyim Kuran'da 2 yerde daha bulunmaktadır. Bu
yerler 3/24 ve 3/75 tir. Bu deyimin geçtiği yerlerde kişlerinin bulundukları ya da bulunacakları
ortama, pozisyona göre kendilerine HAK İHDAS etmeleri ön plana çıkar. Bu tutumları özellikle
3/24 te bunları dinleri konusunda yanılgıya düşürecektir. Hani 2/276 da izah etmiştik bir garsona
bir bahşiş verirsin zamanla onu alıştırırsın Artık garson o bahşişi senden her gelişinde bekler yani
kendine HAK İHDAS eder. İşte bu ''zalike biennehüm kalu'' deyimi de tam burada devreye girer.
Bu deyimin 2/275 teki karşılığı ''innemelbeyü mislirriba '' dır.
Bunun önce meali anlamını yazalaım: Alışveriş te ancak faiz gibidir: şeklindedir. Oysa böyle bir
anlam için ilgili deyimin İNNELBEYA KERRİBA şeklinde olması gerekirdi. Kuran'da ''GİBİ''
deyiminin karşılığı ''KE'' ifadesidir . Örnekler:
1) KEmeselişşeytani: 59/16, (şeytanın örneği GİBİ)
2) KEhubbillahi 2/165 (Allah'ı sever GİBİ)
3) KEennehu huve 27/42 (tıpkı onun GİBİ).
Alışveriş te Riba GİBİDİR şekline bir anlam 2/275 teki deyime VERİLEMEZ. O zaman cümle nasıl
doğru anlaşılmalı?: yalnızca alışveriş ribanın MİSLİ dir.
Kuran'da MİSL, MİSAL, EMSAL, deyimleri muhataba karşı verildiğine şeklen farklı olamasına
rağmen onun içinde bulunduğu manayı ya da mana olarak verildiğinde onun içinde bulunduğu
şekli ifade eder. Yani bir nasreddin hoca fıkrası anlatırsın. Ama kişi bu fıkradan kendine
maledilen anlamı anlar. Allah ta biliyorsunuz Bize MİSAL ler verir. 16/75, 76. Verilen hertürlü
misal karşı tarafa MİSİLLEMe dir yani MİSL dir.
Arkadaşlar, İNNEMELBEYA cümlesindeki İNNEMA deyimini işleyelim. Bunu daha önce
görmüştük. Bu deyim hangi kelimenin önüne gelirse gelsin bu kelimenin manasına iki farklı kutup
kazandırır. Ya da iki farklı kutuplu deyimlerin başında kullanılır.
Örnekler: İNNEMElhamr 5/90. Buradaki elhamr deyiminin iki kutuplu olduğunu biliyoruz yani;
a) bir makama gelmek
b) makamdaysak bunun nimetlerinden istifade etmek.
İNNEMElmuşrikune, İNNEmallahü, İNNEMElmuminune, Benim söylediğim senin anladığın,
arapçanın söylediği Allah'ın anlattığı, gibi. Cümle İnnemelbeya olduğunda, El beya deyiminin
anlamına iki farklı kutup katacaktır. Biliyoruz ki El beya deyimi mal hizmet ve para
mubadelelerinin karşılıklı raziyet – mutakabat - memnuniyyetle yapılmış yada yapılmakta olan
hali idi. Bundan elde edilen GELİRE - KONUMA - İLME veya her türlü menfaate de RİBA
deniliyordu.
Şimdi İnnemelbeya Denildiğinde Elbeya deyiminin anlamında saklı olan karşılıklı raziyetin ya da
memnuniyyetin içine memnuniyetsizlik te karışacabileceğinden ve ikil bir kutup
oluşabileceğinden, "eğer böyle bir durum olursa biz ribayla misilleme yaparız" yani MİSLÜRRİBA
yaparız denilmiştir. Yani müşterimin ya da muhatabımın memnun edilmesi için ben ribamdan yani
gelirim yada menfaatimden fedekarlıkta bulunacağım denilmektedir. Hani denilir ya ''Alışverişte
insanların güvenini kaybetmektense para kaybetmeyi tercih ederim''. İşte Bu bu büyük iddiaya
İNNEMELBEYÜ MİSLİRRİBA denilir.
Yani alışveriş esnasındaki TATSIZLIĞI ribayı misilleyerek ortadan kaldırırız. TAMAM buraya
kadar güzel değilmi sorun yok muş gibi görünüyor. Şimdi alışveriş esnasında Muhatabımın değil
de Benim memnuniyetsizliğim söz konusu olunca ne olacak? Bu durumda ben yine RİBAYI
misilleyerek bu işi telafi edecem. Ve bunu da kendime bir HAKK olarak ihdas edecem. Yani
adamı kazıklayacam. İnnemelbeyü cümlesindeki İnnema deyimi, MİSİL yani MİSİLLEME
cinsinden ERRİBA ile eşleştiği için bu deyime de atfedilecek. Yani erriba deyimi de İndirekt olarak
İNNEMA deyimiyle muhatab olacak ve böylece onda da 2 farklı kutup oluşacak.
Şimdi 2/275 teki anlamı toparlayalım. Bu şerefsizler şunu söylüyor: karşı tarafı memnun etmek
için ben nasıl RİBAMı feda edebiliyorsam (Allah'ın-insanlığın lehine, menfaatimin aleyhine) yani
İnnemelbeya mislürriba, buna dayanarak kendimi memnun etmek için RİBAM ı feda edebilmekte
benim hakkım olmalı (Allah'ın-insanların aleyhine, menfaatimin lehine). Hani ''bal tutan parmağını
yalar'' diyerek kişinin konumu gereği hırsızlık yapmasını doğal karşılarız ya: işte Bu. yani kişi
dürüstlüğüne dayanarak hırsızlık yapmayı kendine HAKK olarak görüyor. İşte size bir ZALİKE
BİENNEHÜM KALU'' örneği.
2/275 ten devam: işte bir insanın zenginliğine dayanarak fakiri hor görme hakkını kendinde
görürse, HOCA lığına dayanarak talebeyi aşağılama hakkını kendinde görürse, çobanlığına
dayanarak koyunlara eziyet etme hakkını kendinde görürse, Koca olmasına dayanarak KARI sını
hor görme-dövme-aşağılama hakkını kendinde görürse, BAKAN olmasına dayanarak ÇALMA yı
kendine hakk olarak görürse, Alacaklı olmasına dayanarak borcunu ödeyemeyenin tepesine
binmeyi kendine hakk olarak görürse, BEYAZ IRK olması dolayısıyla ZENCİleri köle olarak
kullanma hakkını kendinde görürse artık örnekleri çoğaltın.
Bu tür davranış şekline ZALİKE BİENNEHÜM KALU, bundan elde edilen menfaate ise HARAM
OLAN RİBA denilir. Bu örneklerin hepsinin de temelinde karşı tarafın mağduriyetinden yada
acziyetinden yararlanma vardır. Şimdi ERRİBA deyiminin MANA olarak PARA -BANKA-TEFECİ-
üçgeninde sıkıştırılamayacak kadar ne denli kapsamlı olduğunu ve hayatımızda ne kadar geniş
bir yer tutabildiğine şahid oldunuz mu.?
2/275 ten devam edelim. ''yetehabbetuhuşşeytanü minelmessi'' yani şeytanın kişiye MESSİ yani
dokunma konumundan YETEHABBETÜ yani çarpma konumuna nasıl getirdiğini ifade edelim.
Bildiğiniz üzere ŞEYTAN denilen Özel bir varlık yoktur. İçimizdeki İBLİYS eğer CİNNlenir se
ŞEYTAN a dönüşüyordu. Yani herhangi bir nehyi yapma arzumuz eğer bize hakim olursa
(Cinnlenmiş ibliys) ve bize bunu yaptırırsa (dış dünyadaki karşılığı) ŞEYTAN a dönüşüyordu.
20/116---->7/22. Yani ŞEYTAN =CİNNlenmiş İBLİYS+ Nehyin dış dünyadaki karşılığı idi.
Bir insan Allah'ın herhangi bir nehyini (hırsızlık, zina, haram yeme, adam öldürme, tecavüz gasp,
yalan, talan isyan vs.) yapmamak için direnirse bu noktada şeytanın bu direnci kırma çabasına
''messe taifün mineşşeytani'' denilir. 7/201. Eğer kul şeytanın bu çabasına daha fazla
dayanamayacak hale gelirse, şeytanın bu kula karşı bu yeni konumuna ''messeniyeşşeytanü
binusbin ve azabin'' denilir. 38/41. Bu nokta, kişinin artık direncinin kırılmaya yüz tuttuğu bir
noktadır ve kişi artık Allah'tan yardım ister. Allah ta ''la yukellifullahi nefsen illa vus'ahe'' 2/286.
Ayeti gereği kuluna son anda yardım eder ve onu şeytan karşısında yalnız bırakmaz. Ama kişi
şeytana karşı bu iki kademenin herhangi birinde daha direnecek gücü varken erken lastik patlatıp
taviz verirse (minelmessi: 2/275) şeytan eline geçen bu altın fırsatı bu kulun aleyhine olabilecek
şekilde mümkün olan en üst frekansta kullanır. Bu konum 7/202 de ayrıntılı bir şekilde
açıklanırken 2/275 te YETEHABBETÜ yani çarpma şeklinde ifade edilir.
Bu hale gelmiş bir kul artık KIYAM ını normal yapamaz. Mealler bu konumu ''la yekumune'' diye
yani ''kalkamaz'' şekline tercüme ederek yanlışa düşmüşlerdir. Burada kalkmaktan değil kıyamın
normal yapılamamsından bahsedilir. Biliyorsunuz KIYAM, salata ait en önemli öğelerden biridir.
Ve 3 önemli faktöre sahiptir. Bunlar;
1) Hasduruş
2) Söyleyeceğin şeyi belirlemek
3) Yönünü belirlemek.
18/14. İşte 2/275 e göre kendisine hakk ihdas ederek muhatabının zayıf tarafından yararlanmak
suretiyle menfaatlenen yada menfaatlenmek isteyen kişi (elleziyne yekulunerriba :2/275) bu
sürecte mücadele etmesi gereken şeytanına kısmen dahi olsa bir taviz verirse(minelmessi)
şeytan bu tavizi bu kişiye karşı 7/202 destekli olarak YETEHABBETU yani ÇARPMA şeklinde
kullanarak karşılık verecek ve kıyama ait olan bu 3 özelliği daha doğrusu bu kişinin kıyamın
dengesini bozacaktır. Şeytanın çarpması sadece RİBA için geçerli olmaz Her türlü nehy için
geçerli olur.
Şeytana elini verirsen o kolunu hatta gövdeni kopar. Sen ona MESSİ yap yani dokun. O sana
çarpar yani YETEHABBETU yapar. Bu tanımlamamızın tamamına ''yetehabbetuhüşşeytanü
minelmessi'' 2/275 denilir. Bütün bunların temelinde de dünyevi menfaat başrol oynar. Bizlerde
iman edenler olarak dünyadan nasibimizi alacağız 28/77. Ama şeytana dokunmadan. Çünkü ona
yapılacak her dokunuş bize çarpma olarak geri dönebilecektir. Bu şartlarda KIYAM ımız nasıl
sağlam olabilir? Sürekli çarpılman seni nasıl ayakta tutar.?
''ehalallahülbeya ve harremerriba '' deyimini yani Allah alışverişi helal ribayı ise haram kılar
şeklindeki manayı inceleyelim. Bu ayet TA SİYN (27/1) kuralının uygulanabilirliği açısından
mükemmel bir örnek teşkil etmektedir. Bu kurala göre tamlamalardan sonra gelen VE li ibareler
hem tamlama içindeymiş gibi manalandırılır ve hemde bağımsız bir deyimmiş manalarındırılır.
Malesef bu kural bilinmediği için 33/40 da geçen ''resulullahi ve hatemennebiyyiyne'' deyiminden
pek çok araştırmacılar Muhammedin nebilerin sonuncusu olduğunu ancak resullerin sonuncusu
olmadığını ve günümüzde de TEBLİĞ yada İNZAR faaliyetlerinde bulunan kişilerin de RESUL
statüsünde kabul edilmesi gerektiği gibi büyük bir yanılgıya düşmektedirler. Oysa hem bu ayette
ve hemde 2/275 te ve yaklaşık olarak Kuran'da 1200 yerde geçen TA SİYN kuralı uygulandığında
33/40 a göre Muhammedin hem resullerin ve hem de nebilerin sonuncusu olduğu Herhangi bir
insanın Muhammed ten sonra sonsuza dek asla RESUL olamayacağı bu statude kabul
edilemeyeceği görülecektir. Ama önce bu kuralı konumuz gereği 2/275 e uygulayalım. Yukarıdaki
cumlede;
1) Ehalalallahülbeya deyimi tek başına incelenir: bu ayete göre Allah Elbeya yı helal kılar. Ancak
bu deyim 2/275 te geçtiği ve zalike biennehüm kalu innemelbeyü mislirriba şeklindeki iddiaya
cevap niteliğinde olduğu için bu iddiaya entegre olacak şekilde izah edilmelidir. o zaman izah
edelim: bu adamlar ilk etapta ne diyorlardı ? Muhatabımın memnuniyeti için RİBA yı yani
menfaatimi misillerim yani fedekarlıkta bulunurum. İşte Allah bu şekilde yada zihniyete dayalı
ELBEYA yı yani alışverişi helal kılarım diyor.
2) Ehalallahülbeya deyimi şimdi içine harremerriba deyimini içine almış gibi yani BİRLİKTE
manalandırılacak İŞTE BU UYGULAMAYA TA SİYN (27/1) KURALI DENİLİR: Buna göre Bu kişi
bu kez kendi memnuniyyeti için Ribayı misilleyecek. Yani orta yada küçük çaplı olmak kaydıyla
muhatabını kazıklayacak. Yani şeytan bu kişiye MESSE yapacak yani dokunduracak yani
yukarıda BİRİNCİ şıkta zikredilen ve helal olan alışverişinin ve bundan elde ettği RİBA sının içine
HARAM karıştıracak Yani ''harremerriba'' konumunu oluşturacak. İŞTE BURAYA DİKKAT.
Bu cümlede ribayı haram kılan Allah değil, Kişnin kendi açgözlülüğüdür. Dikkat ediniz Allah
alışverişi helal kılar deyiminde sırasıyla, helalkılma-allah-alışveriş üçlüsü kullanılmışken,
harremerriba deyiminde Allah lafsı bulunmamaktadır yani bu deyim ''harremALLAHÜrriba şekline
geçmiyor. Yani Bu deyim harreme-riba ikilisinden oluşmuş. Ama 2/275 meallendirilirken sanki bu
Allah deyimi orada varmış gibi bir mana verilmiştir. Bunun örnekleri Kuran'da yaklaşık 25 tanedir.
Yani deyimde Allah lafsı olmamasına rağmen bir önceki deyimde kullanılmış olan Allah lafsı,
mana olarak kendisinden sonraki deyime de transfer ettirilmiştir ve maalesef HATA ya
düşülmüştür.
2/275 de ''harremerriba '' deyimine verilen mana da maalesef bu hatalardan biridir. Kuran'da
Allah'ın RİBAyı haram kıldığına dair KATİ delil yoktur. Helal olduğuna dair delil de kati olarak
yoktur. Ama RİBA denilen ve hayatımızda yer edinen bir unsur vardır. İşte bunu Allah katında
helal yada haram yapmak bizim davranışlarımıza bağlıdır.
3) Harremerriba deyimi kendibaşına bağımsız olarak manalandırılacak. Yani kişi yukarıda
zikredilen BİRİNCİ şıkta muhatabını memnun etmek için ribayı misilliyordu. Bu Allah'ın helal
kıldığı bir uygulamaydı. Kişi daha sonra kendisini memnun etmeyi düşündü ve muhatabını
kazıklamaya başladı ve böylece İKİNCİ şıkkı oluşturdu ve yine ribayı misilledi yani Allah
tarafından helal kılınmış olan alışverişi ve bundan elde ettiği HELAL ribasına yani menfaatine
haram karıştırdı. Yani helal ile haram artık biraradaydı.
ÜÇÜNCÜ şıkta artık tüm helal unsurlar ortadan kalktı artık şeytan bu kişiye MESSE yani
dökundurtma yapmıyor onu çarpıyor yani YETEHABBETÜ yapıyor. Artık bu noktadan sonra bu
kişinin alışverişi de bundan elde ettiği menfaati TAMAMEN haramlaşıyor. Ama Kişiyi bu duruma
düşüren yine Allah değil Çünkü Allah ribayı haram kılmaz. Ancak kişinin açgözlülüğü yani nefsine
bu yolla zulmetmesi bu kişiyi bu hale getirdi. O halde biz her türlü alışverişlerimizde sadece kendi
menfaatimizi değilde birazda muhatabımızı memnun edecek onun zaafından yararlanmayacak
şekilde bir tutum sergilersek, işte bundan elde edeceğimiz RİBA helaldir. Afiyetle yiyelim
rabbimize şükredelim.
Mana ve Şekil ;
Genel olarak ortamı gözlemlediğinizde Müslümanların ŞEKLİ olarak ortak noktalarının bir hayli
fazla olduğunu, MANA olarak temel konular haricinde birbirlerinden cemaatler halinde uzak ve
kopuk olduğunu görürsünüz.
KABE`ye gidenler bilirler, namaz vakti geldiğinde herkes imama uyar ve namaza durur. Sonra
imam eşliğinde ortak bir şekil ile (ufak farklıklar hariç) namaz tamamlanır. Ramazan ayı
girdiğinde genel olarak herkes bilinen orucu, belirlenen zaman dilimlerinde ve şekilsel içerikte tutar.
Zekat bilindiği gibi kabul edilir. Kelimei Şehadet getirilir. Hacc, bilindiği şekilde yapılır. Kurban bilindiği
şekilde kesilir vs vs vs……
Buraya kadar sıkıntı yok !
Peki sıkıntı nerede ?
Sıkıntı, o namazı kıldıktan, orucu tuttuktan, zekatı verdikten sonra eğer DİN konuşulacaksa, her cemaatin
kendi çıkarımlarının doğru olduğu noktasıdır. Ve işin aslı, bu cemaatlerin özellikle kendi yandaşları ile bir
kaldıklarında, kendilerinden hariç olanları TEKFİR etmeleridir.
Günümüzde bunun en şiddetli hali Şİİ-SÜNNİ çatışmalarında görülmektedir. Halbuki her iki kesimde
namazı kılmakta, orucu tutmaktadır lakin MANA noktasında birbirlerinden keskin çizgilerle ayrılmaktadır.
Onları bu ayrılığa düşüren aslen ŞEKİL değil MANAdır !
MANAda birlik sağlanırsa ŞEKİL otomatikman evrenselleşecek ve kimse kimsenin hayr ve ihsan içerikli
yaptığı amellerin şekilselliklerine karışmayacaktır.
Misal ; alışveriş yapacağın zaman ödeme şeklin türlü türlü olabilir. Kredi kartı, peşin, taksitli vs vs vs.. ama
ortak olan şey ÖDEMEnin yapılmasıdır değil mi ?
İşte, günümüzde İnsanlar Manada birlikten uzaklaşmışlar ve Şekilde birliktelik oluşturmuşlar. Manada
birlik sağlanamadığı için temel konular haricinde sayısız konuda yaşanılan ayrılıklar husumetlerin
doğmasına sebebiyet vermiş, savaşları ve türlü türlü sapıklıkları beraberinde getirmiştir.
Keşke her ikisinde de birlik sağlanabilse. Ama aslolan birlikteliğin MANAda olması şarttır. Çünki bir
şeyde aslolan şey onun İÇERİĞİDİR. İçerik, sağlıklı anlaşılır ve birlik sağlanırsa HUZUR, BARIŞ,
PAYLAŞIM beraberinde gelir !
Dilek Özden
-Anne,hayvanları çok seviyorum ,bir çok insandan daha faydalı ve daha iyiler..
-Canım Oğlum, her insanın içinde olan ve kullanan kişiyi diğerlerinden üstün kılan özelliklerimiz
var.Eğer bu özelliklerimizin farkına varır ve kullanırsak biraz önce yaptığın o kıyaslamayı yapma
gereği duymadan da seveceksin hayvanları..
-Bir örnek verebilir misin anne?..
-İstersen şöyle yapalım,insanın içindeki bu özellikleri keşfe çıkarken bu özelliklerimize birer isim
verelim..
-Harika ,hadi hemen başlayalım..
-İnsan mükemmel bir tasarımdır,bu düşünce ve duyguları için de geçerlidir,insana sadece
farkındalık düşüyor....Bir insan, evrensel ölçüde en mükemmeli yakalamak , mutlu ,huzurlu insan
olma yolunda ilerlemek istiyorsa önce Özgür düşünmelidir..Özgür düşünen bir insan o an ki
konumu ne olursa olsun her zaman bir adım öndedir...Özgür düşünen, mutlu ve huzurlu yaşar
çünkü o kendi hür iradesi ile düşünmüş ,birbirini taklid eden düşünce yapısına göre farkı
yakalamıştır..Özgür düşünmeye bu tanım ile özdeşleştirdiğin bir arkadaşının ismini verelim mi ?..
-Evett,özgür düşüncenin adı Nuh olsun...
-Tamam, Nuh hep seninle olacak bu farkındalığını iyi kullan "Nuh"u sürekli aktif tut,
oğlum...Böylece insanların defalarca düştüğü aynı yanlışlara sen düşmeyeceksin.....
-Nuh artık benim kankam anne..
2/133. Açalım
İnsanlar doğar yaşar büyür ve ölürler. Allah Kuran'da bu tür organik değişimleri ayetlerinde
BİRİNCİL MANA olarak işlemez. Buradaki doğma, büyüme, gelişme 40 yaşına basma, yaşlanma,
ölme gibi deyimler aslında insanın hayatı devam ediyorken sergilediği davranışlarına gidecektir.
Bir örnek verelim.
Lütfen 2/133 ü açınız. Burada Yakub, ölümü esnasında oğullarına şunu soruyor'' benden sonra
kime ibadet edeceksiniz?. Böyle bir saçma soru olurmu?. Ben olsam Yakub'a o esnada şöyle bir
soru sorardım. ''yakub abi, sen öldükten sonra senin oğulların Allah'a ibadet etseler sana ne?
şeytana ibadet etseler sana ne?'' Şimdi de oğullarının verdiği cevaba bakalım ''senin İlahına ve
İbrahim İsmail ve İshakın İlahına ibadet edeceğiz'' Böyle bir saçma cevap olur mu? Ben olsam
Yakubun oğullarına o esnada şöyle bir soru sorardım ''yakubun oğulları, babanız size basit bir
soru sordu bu soruya verilecek en basit cevap Allah'a ibadet edeceğiz'' şeklindedir. Siz İbrahimi,
İshakı, İsmaili ne diye işin içine karıştırdınız?
ŞİMDİ günümüze dönelim ve 2/134 ü okuyalım. Bu ayete göre 2/133 eğer geçmişte olan bir
şeyse ve bunlardan suale çekilmeyeceksem O zaman Allah'a da şunu sorarım ''yarabbi ben
onlardan ve yaptıklarından suale çekilmeyeceksem bu kıssaların Kuran'da hala ne işi var? benim
hayatımda şu anda yakup yaşamıyor, oğulları da yaşamıyor, ibrahim ve oğulları da yaşamıyor. O
halde ben bu 2/133 ü mana olarak hayatımın neresinde bulacağım? İŞTE, ayetlere LİSANİ olarak
bakıldığında bir sürü soru çıkıyor. Ama 2/133 ün anlatmak istediği manalar bunlar değil. Elbetteki
resulullah yakup kendi zamanında ömrünü tamamladı ve öldü ama bu ayetin anlatmak istedği bu
değil.
ŞİMDİ bu mana nedir ona bakalım: YAKUB bir insanın işinin sağlığının gelirinin hayatının
mümkün olabildiğince sahip olduğu en yüksek konumunu ifade eder. YAKUBUN OĞULLARI ise
YAKUB u bu en yüksek konuma getiren materyallerdir. MİSAL. Hepimiz şu anda sağlıklıyız. Bu
SAĞLIK konusunda YAKUB'u yakalamışız demektir. Peki bizim bu konuda yakubu
yakalamamıza yardımcı olan materyallerimiz nelerdir? Bunlar; sigara içmiyoruz, sağlıklı
besleniyoruz, egzersiz yapıyoruz, uykumuz düzenli, evdeki hatun fazla sorun çıkarmıyor vs. İşte
bu ve daha sayamadıklarımın hepsi yakubun oğulları hükmündedir. Eğer sağlığımız bozulursa
YAKUB ölür.
Bu noktada yapacağımız şey Yakubu tekrar eski haline getirmektir. buna YAKUBUN ARŞA
TERFİSİ denilir. ve tüm oğulları Yakuba secde ederler 12/100. Bu sürecte biz tekrar
Yakubumuzu TESİS etmek istiyorsak iBRAHİM, İSMAİL, İSHAK ımıza dikkat edeceğiz. Yani
İbrahim'le sağlığımıza veya iyileşme umuduna BAĞLANACAĞIZ. Bu bağlılık, yani İbrahim bize
İsmaili verecek yani bize iyileşme süresince hastalıkla ilgili bilgi ve beceri kazandıracak. Bu da
bize İSHAKı verecek yani iyileştikçe yavaş yavaş ayağa kalkacağız dolanmaya başlayacağız.
Yani YATIRIM yapacağız. İşte 2/133 de yakubun oğullarına tavsiyyesi bu.
YANİ, ÖZETLE: Olur da bir şekilde sahip olduğunuz yaşam kalitesini kısmen yada tamamen
kayberdeseniz hayata tutunun pes etmeyin kaybettiğiniz bu yaşam kalitesini yani YAKUBUNUZU
tekrar elde etmeye çalışın. Bunu eğer bu şekilde anlarsanız 2/133, mana olarak en son insan en
son nefesini verinceye kadar BAKİ kalır. İşte o zaman RAHATLIKLA Kuran bir hayat kitabımızdır.
ve MANAsı ebediyyete kadar bakidir diyebilirsiniz.
Sevgili arkadaşlar: Bir fiilin FELYE ile çelimi o fiilin yapılmasını farz kılmakta ancak bunun
yapılışının zamanını bunu yapacak kişinin insiyatifinie bırakmaktadır. Misal: al bu parayı kullan ve
bana ver de ne zaman verirsen ver dediğimizde işte bu parayı geri verme fiilini FELYE ile ifade
etmişiz demektir.
O halde FELyanzurulinsani dediğimizde insanın bir şeye inceleyerek bakması istenilmekte ancak
bunun için zaman bu insanın insiyatifine bırakılmaktadır. Yani bak ta ne zaman bakarsan bak
yeter ki bak denilmektedir. Peki bu insan neye bakacak? 86/5 e göre ''mimma hulikaya bakacak
yani neden yaratıldığına bakacak. Sevgili arkadaşlar burada insanın kendisinin nasıl yaratıldığına
bakılması istenilmiyor. TAAMın yani yiteceğininin nasıl yaratıldığına bakılması isteniliyor.
Şimdi lütfen ''Felyanzurilinsanü'' deyiminin muteşabih misil yazılımının 80/24 deki karşılığına
bakınız ve Birtarafta TAAMİHİ diğer tarafta MİMMA HULİKA deyimlerini birbiriyle nikahlayınız
80/24..Felyanzuril insânu ilâ taâmihi.
Sevgili arkadaşlar ETTAAM denilen şeyin Lisani manası YİYECEK demektir . Ancak DUBUR
MANA bir insanın bir şeyi güçlükle kabullenmesi içine zor sindirmesi anlamındadır. O halde gerek
86/5 ve gerekse 80/24 ayetleri ''felyanzurilinsanü'' muteşabhi ile yanyana getirildiğinde Bir insanın
bir şeyi zorla kabul etmesi içine istesede istemesede sindirmek zorunda olduğu olacağı
hayatıngerçeklerini ifade edecektir.
İşte bu gerçekler bazen aniden önüne çıkar sana düşünme fırsatı vermez. Bu duruma Hulika min
main defikin denilir 86/6. Buradaki MAE deyimi kuranda SU anlamında değildir. Marufize olmuş
vahy bilgisidir. YAni bir insanın düşünmesine yeterli zaman bulamadan vereceği zOR ve ANİ
KARAR yada kabullenmek zorunda kalacağı ZOR ve ANİ KARARları ifade eder.Bu kararlar
SALEBE olmuş TURABlardan çıkar. 86/7. YAni yahrucu MİN beyneSSULBİ VETTERAİBİ.
Sevgili arkadaşlar Buradaki SULB deyimi SALEBE yani asmak asılmak deyiminden türetilir.
Bunun dubur manası ise Bir şeyin Hükmünün İlga edilmesi yok sayılmasıdır. TERAİBİ deyimi ise
TURAB yani ''toprak'' deyimiin ÇOĞULudur. ETTURAB denilen şeyi lisani manası TOPRAK tır.
ANcak dubur manası İÇİNDEKİNİ DIŞARIYA atan anlamındadır. Beynessulbi vettraeabi deyimi
tamlamadan sonra gelen velli ibare kuralı gereği bize ''sen istediğin kadar konuş istediğin kadar
bağır(ETTERAİBİ)'' ama bu hiç bir işe yaramaz(ESSULBİ). ANlamındadır.
O halde hayatta karşımıza çıkacak ANİ VE ZOR kararlar almamızı sağlayacak Konumlara karşı
hazırlıklı olmamız bize bu ayetlerde anlatılmak istenilmekte ve psikolojik olarak buna
hazırlanmamızda allah bize yardımcı olmaktadır.Bu tür durumlarda senin isteklerinin yada
mazeretlerin yada fantazilerin tarafından gündem edilse dahi bu şartlar bunları YOK HÜKMÜNDE
sayacaktır.
Eyy insan hayatın zorluklarına karşı hazırlıklı ol. ANİ olarak KARAR Verme zamanın geldiğinde
içinde bulunacağın ahval ve şerait sana fikrini sormayacak ve dahi fikrini söylesen bile bunu
dikkate almayacaktır.
KURANİLMİ HAL İLMİdir Yani İLMİ HALdir. Bu ilimde anlatılan ve kullanılan tüm argumanlar
BİRİNCİL MANA olarak insan psikolojisini ve davranışlarını esas alır ve bunu
mükemmelleştirmeyi hedef edinir. Böylece HAL İLMİ yani KURAN insanı MUTLU etmeyi
amaçlar. Kullanılan hiç bir deyim ORGANİK manada değildir. Misal: anne karnı, ay güneş doğu
batı, kabe, hacc ,kadın erkek ,muhammed, taş toprak ölüm zincir vs. vs.
Sevgili arkadaşlar: kuranda 5 rakamı bir insanın içindekilerini dışarıya yansıtmasını verir. İşte
içindekini dışarı yansıtmak istediğinde ADEM yani İHTİYAÇ, İYSA yani KONUŞMA ve TURAB
yani toprak üçlüsü birikte çalışır 3/59.
Müslüm baba 3/59 zu bir şarkısında şöyle tefsir eder: Hadi gel yanıma anlat herşeyi, derdini
söylemeden kim derman bulmuş, saçındaki aklar sevdadanmıdır?, gözündeki yaşlar
bahtındanmıdır?.
ETTURAB deyimi İçindekileri dışarıya dökmek istediğinde sahip olduğu psikolojinin adıdır. Bu
deyimin de Elif lam ra dizilimli olduğuna dikat ediniz. YAni bu deyim Lisani manası TOPRAK
olmasına rağmen KURANİLMinde asla TOPRAK anlamında kullanılmaz.
Bu deyimin Çoğulu 86/7 de ETTERAİBİ olarak geçer.
ESSULB deyimi KABURGA değil. SALEBE yani asmak fiilinden türetilmiş. Bu fiil için 12/41 re git.
4/157 ye git.. SALEBE-SULB yani ASMAK yani HÜKMÜNÜORTADAN KALDIRMAK İLGA
ETMEK YOK SAYMAK:
Bir insanı ASMAK istiyorsan onu önemseme YOK SAY. Böylece KURANİLMİne göre onu
SALABE yaparsın.
AHirette allaha karşı içindekileri dökmek için fırsat verilmeyen insanlar 78/40 da TURAB olmayı
istiyorlar. .
. EL KAFİRU. El kafiru ile el kafirune aynı grup değil.
kalelkafiru ya leyteniy lev küntü TURABEN.
Müteşabih sistem, KİTABIN bizzat İLM ile korunmuşluğunun ispatıdır. Bizler yine de buna
ehemmiyet vermiyoruz çünki bizim için aslolan MANAdır ama İLM ile korunan bir yazılımdan
paylaşımlar yapıyoruz.
Misal ;
Allahi gördüğün yere Allahu diyemezsin.
Lillahi Rabbil Alemin gördüğün yere ALLAH diyemezsin.
Ehad gördüğün yere Vahid diyemezsin.
La gördüğün yere Ma diyemezsin.
Rabbil Alemin gördüğün yere Lillahi Rabbil Alemin diyemezsin.
Resul gördüğün yere Nebi diyemezsin.
El muttakiyn gördüğün yere El muttakun diyemezsin.
El muminiyn gördüğün yere Muminiyn diyemezsin.
El Muminun gördüğün yere El muminiyn diyemezsin.
Ve ile başlayan yeri Vel ile başlatamazsın.
Kuran gördüğün yere Kitab diyemezsin.
Zikr gördüğün yere Kuran diyemezsin.
Diyemezsinde diyemezsin.... Orada geçen NE ise onu manalandırırsın !
İşte 6/115 ayeti bunların temelidir ve bunlardan birinin yerine diğerini kullanırsan o yazılı vahy ÇÖKER..!
MANA "ŞEKLİ" koruyor ! Bunuda 7/52`de bahsedilen ve Rahman`da yer alan İLM yapıyor. Bu İLM
kitabın her yerine yayılmış bir sistemdir.
Zikr geçen yere kuran diyorlar kuran geçen yere kitab diyorlar. Çorbaya çeviriyorlar. Sevgili arkadaşlar bir
şeyden bir şekilde mana çıkaracaksanız o şeye yabancı madde yada kelime giriş çıkışını engellemek
zorundasınız. Bir yerde cinayaet yada kaza olur. Poiis gelir hemen orayı çembere alır oraya giriş ve
çıkışları kapatır. oraya sadce KONUNUN UZMANLARI girebilir. Olmayan deyimleri ayetler içine sözüm
ona onu açık bir dille ifade etme adına yapılan girişimler duburilminin önünü kapatır insanları ayetin ÖZ-
GERÇEK-ÇEKİRDEK-ARKAPLAN manalarından uzaklaştırır..
De haydi buyrun sorgulayalım: önce 2/257 indi. allahın amacı iman edenleri karanlıklardan nura
çıkarmaktı Ullan arkadaş baktı ki bu işi tek başına yapamayacak hemen vaziyeti 33/43 de düzelti
işin içine melekleri de katarak düzeltti. YADA önce 33/43 indi allahın amacı iman edeleri
karnlıklardan nura çıkarmaktı. Bunu meleklerle beraber yapmayı düşündü. Sonra ulan arkadaş
bu iş sandığından daha kolaymış, 2/257 de bunu tekbaşıma da yaparım diyerek melekleri
devreden çıkardı. KURAN ne KADAR MUBİYN değil mi? bakın dikkatli okununca ne güzel
analşılıyor. Şu kendilerine DUBURCU diyen ahmaklar da allahın da yeri geldiğinde ileryi
göremediğini ne yaptığını bilemediğini bir anlasalar ya. İlle tutturmuşlar burada anlatılan mana bu
değil burada başka bir mana var diye. Sen cümle DUBURCUlara hidayet ver yarabbi. AMa
33/43-2/257 deki yaptığını yapmadan hidayet ver ha. Bak bu iki ayette YAMUK yaptın AMa
bunlara hidayet verirken de aynı yamukluğu yapma yoksa duamız kabul olmaz rezil oluruz.
ZUHRUF 43/45 ; Ves’el men erselna min kablike min rusulina e cealna min dunir rahmani
aliheten yu’bedun
Ayete dikkat ederseniz bundan çıkan meal direk olarak melei ala örneği teşkil ediyor..Çünkü
burada , Muhammedin o dönemde kendisinden önceki RESULLERE herhangi bir şey sorması
ihtimali söz konusu değildir..
ŞİMDİ , buradaki “min kablike” yani mealen “senden önceki” cümlesi , öncekilere gitmez , senin
bir altlarına gider..
Her resul , 3 önemli özellikle teçhiz edilir..Bunlar ; maruf , tevhidi ve ihsani özelliklerdir..Bu ayettede
Muhammed devrede olduğu için , İHSAN peygamberine sorulmuş oluyor..Bir alttakine sor diyor yani
gerek tevhid noktasında gerekse maruf noktasındaki öğretilerinde mükemmel olacak diyor ,
RAHMANİLEŞECEK diyor..Böylelikle Muhammed melekesi yani İHSAN melekesine ALLAH şunu
söyler ; sen , kendinden öncekilere değil , senin konumun itibari ile MELEKESEL özelliğinin dışında ,
altta kalan özelliklerine sor , diyor..Sorgula diyor..Çünki Muhammed Mekkeye geldiği zaman , 3 önemli
İHSAN özelliği ile gelir..Bunlar ;
1- Maruf ihsan
2- Tevhidi ihsan
3- İhsani ihsan
Marufi ihsanı yapmak için Müslüman olmak gerekmiyor , tevhidi ihsanı yapmak için Müslüman olmak
gerekiyor , ihsani ihsanı yapmak için sürekli ihsan yapmak gerekiyor yani muttakileşmek gerekiyor..!
Şimdi İHSAN melekesine soruyor ve diyor ki ; senin bir altın olan tevhidi ihsan ile bunun altı olan marufi
ihsandada RAHMANİLEŞECEKSİNİZ yani bu işi MÜKEMMEL yapacaksınız diyor..! Bu işi mükemmel
yapmanızı engelleyen herşey , sizin için RAHMANIN dışında ibadet edilecek İLAH hükmüne sokulur
diyor..
Özetle bu ayet ; Muhammedin kendi döneminde başka bir resule bir şeyler sorması gibi anlam
içermemektedir....
LEHEB SURESİNİN KAF LAŞTIRILMASI
Leheb suresinin KAFlaştırılması, Yani güncellenmesi.
Bir insanın gerek şekli ve gerekse melekesel resullere ittiba yâda itaat ettiğinde onlara verilecek
olan ve bu şekilde de onları yaşadıkları derede sıra dışı yapacak bir takım ödüllerin Allah
tarafından verileceğini ve bunların da 8/1 re göre EL ENFAL olarak isimlendirildiğini biliyoruz.
Örnekler: Süleyman resul-ifrit, hüd resul-sahip olduklarının asla eksilmemesi, Muhammed-teheccüd
(17/79) yani uzun süreli odaklanma, Zekeriyya-yahya, yani dünyevi olarak en fazla olmasını istediğin şeyin
gerçekleşmesi vs. İşte bir insan eğer bu melekelere ya bir kısmına yâda tamamına uymazsa bunda
aktifleşecek olan Kötü( MUSİ) melekeye EBU LEHEB denilir.
İMRAT (karı)denilen şey, Bir insanın bir işi yaparken kullandığı malzemelerin tamamına MELEK-
MELEKE, o işin doğasına uygun olarak kullandığı malzemelere ise İMRAT denilir( 3/35:imranın
imratı).Yani kakan geldi tuvalete gidecen Burda tuvalet imrattır. Tuvalet bulamadın gider bir ağaç altına,
çalılığa yaparsın, Bu ise melekedir.
Bu örnekleri çoğalt. İşte Ebu lehebin imratı karşılaştığın duruma göre kullanman durumunda seni
kurtaracak o duruma özel olan içindeki resul melekeyi engellemeye çalışan ve bu melekenin Kuran’da
muhatabı olan kavmidir.
Örnek. Medyen-Şuayb, Firavun-Musa vs. Eğer Allah sana enfal vermiyorsa bu senin resullere değilde
resullerin gönderildiği kavime iman ettiğini gösterir. Bu da seni EBU LEHEB yapar. Bu noktadan sonra
şimdiye kadar kazandıkların sana fayda sağlamaz. Bu şekilde ebu leheb olunursa kişinin imratı yani karısı
kişiyi bu hale getiren resul karşıtı kavim yâda kavimler hükmüne geçer.
Bu kişilerin bu şekilde kendilerini ebu lehebleştiren bu resul düşmanı kavimlerle olan cedelleşmeleri
26/96-102.ci ayetler arası anlatılır. Allah cümlemize EL ENFALİ nasib etsin ve EBU LEHEB olmaktan
korusun.
Arkadaşlar 2/231 ve 232 misil yazılımlarını yani ''ve iza tallaktümünnisae febelağne ecelehünne''
cümlesini açalım. Bu ayetlerin lisani manası ''kadınları boşayıp iddetlerini bitirdiğinizde''
şeklindedir. Oysa asıl anlatılmak istenilen bu değildir. Eğer bir insan çok uğraşmasına rağmen bir
işi beceremiyorsa işte bu konumuna ''ve iza tallaktümünnisae febelağne ecelehünne'' denilir. Bu
noktada bu işle ilgilenen kişi olarak yapacağımız iki şey vardır. Artık fazla üstelemeyiz
ama elimizin altında ya da bir köşede dursun deriz, buna Feemsikihünne bimarufin denilir 2/231.
Biliyorsunuz İMSAK denilen tutuş şekli GEVŞEK tutma idi, ya da tamamen vazgeçeriz gündemimizden
çıkarırız, buna da serrihünne bimarufin denilir 2/231. Başaramadığımız için fazla üstelememeye karar
verdiğimiz bu işi bunu yapmak isteyen bir talibi çıktığında da sanki bizim için çok önemliymiş gibi hala
üzerinde ısrarla çalışıyormuş gibi bir tavır sergilemek 2/31 de ''ve la tumsikihünne dıraren li ta'tedu ''
şeklinde yer alır. Bu durum, bu iki ayetin işaret ettiği tevillerde konu edilir.
2/232 de ise çok uğraşmana rağmen yapamadığın bir işe başkası talip olduğunda ve o da yapabileceğini
ispatladığında onun bu konumu 2/232 de ''en yenkıhne ezvacehünne iza teradev beynehüm bilmarufi''
şeklinde yer alır ve buna müdahale edilmemesi istenilir (fe la ta'diluhünne). Eğer müdahale edilirse 2/231
re göre müdahale eden bu kişi nefsine zulmetmiş olur. İşte arkadaşlar çok uğraşmamıza rağmen
yapamadığımız bir işi başkasının devralmasına ya da denemesine izin vermeliyiz. Bu bizim için EZKA
(zekat- yani nefsimize yenilgiyi kabul ettirme) ve ATHERU (zeker-nisa-ünsa-rical sıralamasına
uygunluk)tur 2/232. Bu şekilde kişi ya da camia olarak kalkınırız yani bir üst mertebeye çıkarız.
Biliyorsunuz buna da Allah ve ahiret gününe iman denilir 2/232.
Günümüzde çoğu insanlar beceriksiz oldukları kesinleşmesine rağmen makamını bu işi daha iyi
yapabilecek atak ve becerikli insanlara devredemedikleri için o camia maalesef gelişememektedir. Sevgili
arkadaşlar Yine görüldü ki kuranın hiç bir yerinde NİSA, kadın anlamında değildir. Allah’ın ayetleri kadın
erkek ayırımı yapmaz. Çünkü Allah yarattığına kadın erkek diye bakmıyor.
Adile Balkan
VİCDAN
Güzel bir söz işittiğin ya da paylaşmak istediğinde, bu sözün sahibinin şekli kimliğine takılma..!
Hayata, akla, mantığa, bilime uygun her GÜZEL söz zaten kurandır ve ağzından çıktığı insanın
vicdanından sudur etmiştir..! Bu güzel söz rabbilalemiyne aittir..!
Vicdan ise meleke resullerin hepsinin bir araya gelerek oluşturduğu ulvi yapıdır..! (22/75, 49/7).
Bu yapının sözcüsü diyalog melekesi olan İSAdır..! Ayrıca isa tüm kainatın da dilidir ve kulak
verdiğin sürece kainattaki her şey isa aracılığıyla kendi lisani hali ile sana bir şeyler söylemeye çalışır..!
İşte insan içindeki isayı aktif tuttuğu sürece, güzel sözler bu insanın dudaklarından kelime olarak
dökülüverir..!
O yüzden güzel sözleri sahiplenmeye kalktığında sözü söyleyenin senedine, sepetine ya da birilerinin
şahitliğine, şahitlerin güvenilirliği kanıtlamak için onların yedi ceddini araştırmaya ihtiyaç yoktur. Sen bu
güzel sözün kurana uygun olup olmadığına bak..! Çünkü o sözün güzelliğinin ispatını o sözün asıl sahibi
olan rabbilalemin yapar.
ERkan Alaca isimli şahıs bakın neler yazmış:
Teacher Halil İbrahim Ülgü’den Duburizim ,Ateizim ,Sufizim Evrensellik dersleri.
lesson 1 : Bir insanın ALLAHI KİTABI YOK SAYMASI onun KURAN ilmine sahip olamayacağını
yada KURANA iman etmediğini göstermez.
lesson 2 : Bir insan allahımn şekli varlığını muhammedin şekli varlığını kitabın şekli varlığını kabul etmese
bile İçindeki resuller aracılığı ile KURANİLMİNE ulaşabilir ve cennete gidebilir.
KUR-AN’ın CEVABI..
Nisâ / 150-151
ALLAH'a ve elçisine karşı çıkanlar, ALLAH ile elçilerinin arasını ayırmak isteyenler, "Bir kısmına inanıp
bir kısmını inkar ederiz," diyenler ve bu ikisi arasında bir yol edinmek isteyenler...
İşte bunlar gerçek inkarcılardır. İnkarcılar için acıklı bir azap hazırlıyoruz
11/60- Onlar, hem bu dünyada, hem de kıyamet gününde lanete uğratıldılar. Biliniz ki Âd kavmi, Rablerini
inkâr etti. (Yine) biliniz ki Hûd’un kavmi Âd Allah’ın rahmetinden uzaklaştı.
18/103,104- (Ey Muhammed!) De ki: “Amelce en çok ziyana uğrayan; iyi iş yaptıklarını sandıkları halde
dünya hayatındaki çabaları kaybolup giden kimseleri size haber verelim mi?”
18/105- Onlar, Rab’lerinin âyetlerini ve O’na kavuşacaklarını inkar eden, böylece amelleri boşa çıkan, o
yüzden de kıyamet gününde amelleri için bir terazi kurmayacağımız kimselerdir.
18/106- İşte böyle. İnkar etmeleri, âyetlerimi ve Peygamberlerimi alay konusu yapmaları yüzünden onların
cezası cehennemdir.
Lütfen arkadaşlar elinizin bir tanesini vicdanınıza koyun, diğerini kafanıza koyup aklınızla düşünün.
“Bir insanın ALLAHI KİTABI YOK SAYMASI” ile nasıl KURAN ilmine vakıf olacaksınız?
Fıtrat dedikleri iç güdüdür. Bu fıtrat “iç güdü” Eşşek tede var. Tek sorun Eşşek’te akıl yok. İç güdüsel
hareket eder. Şimdi duburizimcilere soruyorum.. Afrikada yaşayan biri Allah’ı ve kitaplarını inkar ederek
nasıl Kur’an ilmine sahip olacak? Hiç matematik dersi görmemiş birine, rasyonel sayıları nasıl anlatmasını
bekliyorsunuz ? Fıtratında rasyonel sayı sayma kodlanmış mı?
Duburizim, sufizim, ateizim ?...
KARŞI CEVAP: Evladım önce KEFERE ile ENKERE fiileri arasındaki farkı öğren. Yukarıdaki ayetlerin
hiçbirinde İNKAR-ENKERE-MUNKİYR-NEKİYR deyimleri yok. KEFERE-KÜFR deyimleri var. Önce
bunları öğren gel. Ondan sonra seni ciddiye alayım. sorularına yada reddiyelerine cevap vereyim.
Deyimlerin manasını değiştirip karşıma gelirsen ENKERE ye ait manayı KEFERE yazan yerlere monte
edersen seni değil ben allah bile cidiye almaz
3/14-48/29:
RESUL-RESULULLAH arasındaki anlam ve konum farkları:
Sevgili arkadaşlar RESUL eğer bir insan doğru yolda ise onu burada tutan yada tutmaya çalışan
eğer yanlış yolda ise de onu doğruyola çeken yada çekmeye çalışan ve her insanda bulunan ona
yaradılıştan verilen HİSSİYAT lardır.
RESULULLAH ise resul yada resullerin yani bu hissiyat yada hissiyatların insanın kafasına
düşünce sistemine hakim olmasıyla sahip oldukları yada edildikleri konumlarıdır. Kuranda toplam
4 adet RESULULLAH hükmüne girebilen RESULler vardır. Bunlar : Muhammed iysa Musa ve
salih tir.
Bu resullerin dışında hiç bir resul tek başlarına resulullah olamazlar. Elbetteki bunun bir sebebi
var Şimdi bunu inceleyelim.
Muhammed fedekarlık melekesidir İçimizdedir ve hayatımızda bizi erdemli kılacak fedekarlık
hissiyatını harekete geçirmeye çalışır. muhammed hem resul 3/144 ve hem de RESULULLAHtır.
48/29.
Musa hayr melekemizdir. Bize hayr amellerini yaptıracak hissiyatımızın adıdır Hem resuldür ve
hem de RESULLULLAHtır.
İysa Diyaloğ melekemizdir Bize insanlarla yada doğayla yada hayvanlarla konuşmamızı sağlayan
hissiyatımızdır Hem resuldür ve hem de resulullahtır.
Salih biri bir iş üzerinde iken bizi ona şerr yönünde mudahale ettirmeyen melekemizdir Hem
resuldür ve hem de RESULULLAHtır.
Sevgili arkadaşlar: bu 4 resul dışında tüm resuller sadce RESULdür ve asla tek başlarına
RESULULLAH olmazlar Peki neden?
Bir insanın yapmış olduğu ameller o insanın kendisini yaratan rabbilalemiyn tarafından önüne
serilen fırsatları değerlendirmesiyle olur. Böylece rabbilalemiyn içindeki ALLAHÜ bu kişi
tarafından EKBER leştirilerek ALLAHE ye dönüştürülür.İşte bu dönüşümde insanın içindeki
RESULLer baş rol oynarlar. İnsan tarafından CEALE babında yaratılan bu ALLAHE yi
RABBİLALEMİYN kendi içine alarak hemen lefhi mahfuzuna kaydetmez. Bu allahe nin
Rabbilalemiyn tarafından kabul görmesi için içinde muhakkak bu 4 RESULULLAHı içermesi şartı
arar. Eğer bu resulululah yoksa bu allahe yi kuluna geri iade eder ve onun başına bela eder.
Örnek verelim: NUH özgürlük melekesidir ve RESUL dür. allahın helal kıldığı bir şeyi yapmada
özgürsün. Ama bunu hayr merkezli yapmazsan (MUSA) yada bencillikle yaparsan (muhammed)
hava atma amaçlı yaparsan (İYSA) yada insanların yaptıkları işlere çomak somak amaçlı
yaparsan (salih) bu amelin resul NUH tarafından sana yaptırılmış olacak ama bu 4 resulullah tan
onay olmazsa yaratacağın ALLAHe rabbilalemiyn tarafından asla kabul eedilmeyecek ve bu
defolu mal sana yine R.A tarafından iade edilerek senin başına bela yada musibet olarak vaki
edilebilecektir.
İşte bu yüzden ''RESULULLAH içinizdedir'' denilmiştir. 49/7 de ayetin devamında ise bu
mekanizmanın işlememesi durumunda başımıza yada resulun başına gelebilecek olanlar bize
anlatılmaktadır. Eğer herhangi bir resul bu 4 resullah tan onay almazsa kendi melekesel özelliğini
bize yaptırsa bile bunun HÜSRAN ile sonuçlanacağunı bilir ve bir daha da bize kendine ait
özelliğini yaptırmaktan çekinir. İşte onun bu durumu otomatik olarak bize de yansır ve 49/7 nin
devamı başımıza gelir
Resuller,
Allah' ın,
insana ve insanlık tarihine kattığı ruhtur, renktir.
İnsan ve insanlık tarihi,
bu ruhla canlanır, renklenir.
İnsanlık tarihi ve insan,
asıl manada bu ruhla can bulmuş ve renklenmiş olur.
Günlük hayatta kullanırız hep,
'Bugün ne kadar ruhsuzsun'
'Bu şarkının içinde ruh yok'
'Ruh gibi dolanıyosun ortada'
'Ne kadar renksiz bi hayatın var'
'Muhabbete biraz renk katalım'
v.s v.s v.s...
Allah,
İnsanında,
insanlığında ruhsuz olmaması için,
ruhsuz, cansız, özensiz, renksiz bi hayat yaşamaması için,
Kendi ruhundan bu şekilde insanlara katmıştır.
Allah her daim 'hayy'dır.
Hep canlıdır.
Ruhunu hiç kaybetmez.
Hiç bir işi ruhsuz, özensiz,
renk katmadan yapmaz.
Özenerek, ilgi, alaka göstererek,
renklendirerek,
hep isteyerek ve bilerek yapar.
Ölüm onu yakalamaz, onu uyku da tutmaz.
'O'ndan ruh alınmaz.
İsterse,
kendi ruhundan, kendisi verir.
İçimizdeki resullerde, melekelerde bize,
ruh olurlar,
hayatımıza renk katarlar.
Yaptığımız işleri ruhsuz, isteksiz, özensiz, renksiz yapmamamız için bize yol gösterirler.
Hayatımıza ruh, özen katmamız için.
Her fedakarlığı yapabilmemiz için.
Hayatımızı renklendirebilmemiz için.
İstekli, canlı, özenli,
Canla başla mücadele etmemiz için...
Allah,
insanlık tarihine,
resulleri üflemeseydi,
Aynı şekilde insanların içine,
resulleri üflemeseydi,
İnsan ve
insanlık tarihi,
cesetten farksız, anlamsız, ruhsuz ve renksiz olacaktı.
Allah hiçbirşeyi,
özensiz
isteksiz,
amaçsız,
renksiz
Yani ruhsuz yaratmaz.
Her yarattığını,
bilerek ve isteyerek,
bi amaca hizmet etsin diye yaratmıştır.
Allah' ın işlerinde ruhsuzluk göremezsin.
Herşeyin bir rengi var,
görmüyor musun?
okuyamıyor musun?
Bu yüzden,
Mümin kişi yaptığı her işe ruh katmalıdır.
Renk katmalıdır.
Farkını ortaya koymalıdır.
Hiçbir işi ruhsuz, özensiz, renksiz yapmamalıdır.
Yemek yaparken bile,
Özen göstermeli, itinalı olmalı.
Ruhundan bişeyler katmalı.
Bak bakalım,
o yemeğe, o emeğe, doyum oluyor mu?
Allah' ın üflediği ruhla,
ruhlanan kullar,
Allah' ın razı olduğu kullardır.
O kullar,
Allah' ın,
kendileri için özen gösterdiğinin,
Allah' ın
kendilerini özenli bi şekilde yarattığının,
bilincinde olan,
farkında olan
kullardır.
Allah o kullarından razıdır,
o kullarda Allah' tan razıdır.
Ne mutlu Allah' ın üflediği ruhla,
ruhlananlara...
soru:Halil bey Kuran da 114 sure 6236 ayet var . size göre Kuran kaç yılda inmiştir, rivayetler
doğru ise 23 yıl olduğu söyleniyor. sizler Hazır kuran ı gerektiğinde örneğin birinci ayeti
açıklarken sonuncu ayetten bir kelime alıp kullanabiliyorsunuz.
CEVAP: Kuranda 114 sure ve 6236 ayet yoktur. Milyonlarca sure ve ayet vardır. Kuran denilen
kavram okunabilir olan herşeyden bu şeye ait DOĞRU MANA dır. Bu bir MESLEK de olabilir
EŞİN de olabilir ALLAH da olabilir KİTAB da olabilr. KURAN her an her zaman iner . Kuranın inişini
1400 sene nceden başlatmak ancak ilm fukaralığıdır.. Kuran her zaman MUHAMEDE iner bana yada sana
yada bir başkasına DİREKT olarak inmez. Senin bu ilmi muhammedten alabilmen için ona KURBA
olmalısın. Böylece o da sana HAKKINI verecektir 17/26. Muhammede akraba olmanın yolu da onun senin
içinde sana yaptırmaya çalıştığı FEDEAKARLIK ları senin bizzat yapman yada en azından yapmayı
samimice düşünmenle olur.
DOĞRU MANA ya ulaşmak için bu manayı içinde bulunduran tüm unsurlara giriş ve çıkışlara kapatılmalı
bu unsurlar içine olmayan ritüeller eklenmemelidir olan ritüeller de çıkarılmamalıdır. Böyle olunca birinci
ayeti yada işareti yada ipucunu anlamak için unsur içindeki istedğim ipucunu kullanırım.
Dilek Özden
ARKADAŞLAR; YUNUS SURESİ 3.AYET-2 DERS İLE KİTABI KİTABALLAHİ’YE
DÖNÜŞTÜRECEK DOĞRU ANLAMLARI (KURAN) ÖĞRENMEYE DEVAM EDİYORUZ…
*İNNE RABBE KÜMULLAHULLEZİ HALAKASSEMAVATİ VELARDA Fİ SİTTETİ EYYAMİN
SÜMMESTEVA ALALARŞİ YÜDEBBİRUL EMRE MA MİN ŞEFİİN İLLA MİN BAGDİ İZNİHİ
ZALİKÜMULLAHU RABBÜKÜM FAGBUDUHU E FELA TEZEKKERUN *
10/3 ün müteşabih misil yazılımı 7/54 tür. “İNNE RABBE KÜMULLAHULLEZİ
HALAKASSEMAVATİ VELARDA Fİ SİTTETİ EYYAMİN SÜMMESTEVA ALALARŞİ “bu misil
yazılımların 10/3 deki tarafında “yüdebbirul emre”,7/54 deki tarafında “yuğşi lleyle nnehara”
deyimleri vardır.. İlk defa gördüğün yâda işittiğin hayır içerikli bir şeyle ilgilenme (Allahü), bunu
kafana oturtma (Rabbü), bunu amel etme (Allahe) ve bunu SÜREKLİ amel etme (Rabbe)
deyimlerinden oluşan bu dörtlünün tamamına TEVHİD denilir.Vahy insan hayatına Allahü olarak
girer, Rabbe olarak çıkar. Böylece Allah vahyini kullanarak insan hayatına bu 4 unsurla
hükmeder…Allahu ile başlayan şey Rabbe ile bitirilmelidir.Bunu yapan kişi 20/14 e göre
“akımıssalat” yapmış olur.20/14 deki “ennallahü”deki “Allahü” Musa ile “zikr”haline
dönüştürülecek , yani mükemmelleştirilecek ,bir başka deyişle Allahü’nün zikr konumu olan
Rabbe ‘ye çevrilecektir.
Tevhid’i oluşturan bu sıralama 7/54 de ters gitmiş,Rabbe başa gelmiş ,mükemmel seviyeden ilk
başa dönülmüştür.Bizden istenen Allahü’nün Rabbe’ye dönüştürülmesi ve bu yolla cennetin hak
edilmesidir.Bu yolculuk sırasında kişi ,Allah’ın esas aldığı Sıdk üzere yürüyebilir. ”İnne
rabbekümürrahman “diyerek 20/90 da en yüksek deyimi kullanan Harun istikrar melekesi olduğu
için Allahü’yü sürekli hale getirmek( Rabbe) kişiyi Rahman suresindeki tekniklere yani Sıdk
ilminden Kuran ilmine götürür. Rahman Kuran’ı öğretir,55/1-2….
İNNE RABBE KÜMULLAHULLEZİ ;Rabbe konumundayken ,çevrenin etkisi ile (inne),hayır ve
ihsan işleyemeyen dolayısıyla yakaladığı istikrar(rabbe) konumunun altına düşürülen,ayağı
kaydırılan tekrar Allahü konumuna irtifa kaybeden kişinin içinde bulunduğu durumdur. Kişi temiz
olursa tekrar Rabbe konumuna yükselecektir. Bu duruma en güzel örneklerden biri Yusuf’un
zindan arkadaşıdır.Yusuf konum olarak irtifa kaybetmiş o adama “Rabbe’n sana hamr
fışkırtacak”yani “yaptığın hayırlı eylemlerdeki istikrarın senin bir konuma gelmeni ve o konumdan
menfeatlenmeni hem de fışkırırcasına bolca menfeatlenmeni sağlayacak”diyor.Peki bu nasıl
olacak?,10/3 de ve 7/54 de bu anlatılıyor.
Örneğin;Başarılı ,çevresinde sevilen bir emniyet amiri ,düzenlerini bozduğu başarısını
çekemeyen insanlar tarafından bir iftira ile alaşağı edilebilir….Bu emniyet amiri temiz ve doğru bir
insansa tekrar eski konumuna yükselecektir..Altın yere düşmekle değer kaybetmez..
Allah gökleri ve yeri 6 günde yaratmış 10 günde yaratmış ,bunun benim hayatımdaki yeri ve
önemi nedir?.Allah gönderdiği kitapta kendini anlatmaz ,bu kitap benim hayat kitabımsa Allah
kendini neden bana anlatıyor,beni bana anlatmalı ki benim hayat kitabım olduğuna
inanayım.Aslında tam da öyle yapıyor beni bana anlatıyorken aynı zamanda kendi özelliklerini de
bu anlatıma nakşediyor…Allah;sen şerefli ol,geldiğin en güzel konumdan ayağını kaydırsalar
bile ,ben yine seni oraya getiririm”diyor..Bu mana 30/2 ile alakalıdır.ERRUM;İnsan hissiyatı ile
ilgilidir.Bir insan yanlış yaptığında,kendisi temiz ve doğru ise ilk başta mağlup olsa bile ,önünde
sonunda galip gelecektir .Yenme ve yenilme aynı kökten GALEBE den türer.Errum; hem elif-lam-
mim hem de elif-lam-ra yazılımıdır ve Errum Rumlardan çok insanın hisssiyatı ile alakalı olan ,
yenme ve yenilginin her daim hayatımızda ve duygularımız ile yaşadıklarımızın bir sonucu
olduğundan bahseder.,”Sen iyi ol doğruluktan vazgeçme de,bir önceki konumundan irtifa
kaybederek düştüğün konum geçicidir, son gülen iyi güler “der…
Halakassemavati velarda ;Herhangi duygu ve konumun ne zaman biteceği belli olmayan cinsten
oluşturduğu endişelerdir.
Essema; Duygularda ve herhangi bir olayda , konumda ,eylemde , süreçte ,oluşan makuliyet ve
tutarlılıklardır..
Essemavat; Duygularda ve herhangi bir olayda , konumda ,eylemde , süreçte ,olan belirsizliktir..
El Ard; Oturmuşluk ya da statükoyu verir.
Esnafın işleri Semavattır,bazen siftah yapamazken,bazen satışları patlar..300 metre mesafeden
gelen bir insanı gördüğümüz de onun tam olarak kim olduğunu çıkaramamız ve o mesafe
Semavattır.Ülke de oluşan kriz ortamı da Semavattır…..Ülkedeki istikrar Sema’dır.Memurun her
ay aldığı maaşı Sema’dır.Allah rızkı ,suyu,vahyi her zaman için Sema’dan indirir.Çünkü Sema
belirlilik ve tutarlılıktır. Vahiyde Sema esastır,vahiy ve Semavat yan yana olamaz………İnsanın
vücut yapısı ve ruh yapısı vardır ..Vücut yapısı ,beden oturmuştur bu Elard’dır..Ruh yapısı bazen
Sema ,bazen Semavat olur.Erdemli kişilerde ise ruh kolay kolay Semavat olmaz.
HALAKASSEMAVATİ VELARDA;Bu cümleyi anlamak için “tamlamadan sonra gelen “vel”li
ibareler kuralı”nı bilmek gerekir.Dubur anlama değinmeden “yer içerikli gökler” demektir.Allah
gökler ve yerlerden bahsetmez,bu anlam da içinde olmakla birlikte ,insanın iç dünyasında ve
sosyal yaşamında karşılaştığı sorunlara karşı oluşturacağı davranış önerileri sunar…Bu kuralı es
geçersek başımıza neler gelir bir bakalım?...
33/6 da ;“minelmümiyne velmuhaciriyne” nasıl açıklanabilir?..Muhacir ne Mümin ne?..Muhacir de
Mümin değil mi?..Neden ayrı kelimelerle ifade edilme gereği duyulmuş ,kategorize edilmiş?...Tüm
bu soruların cevabı ,tamlamadan sonra gelen velli ibare kuralına göre değerlendirilip verilebilir…
Anlam şudur;”Hicret eden ,muhacir olan Elmüminiyn”ler……. Elmüminiyn çeşitli yollarla bu
ünvanı kazanabilir.Allah yolunda kıtal,hicret,sevdiği şeylerden vazgeçmek,fedakarlık ve bu yolda
ölmeyi ,öldürülmeyi göze almak,vs…
114/6 da;”minelcinneti vennas” Kuralımıza göre “Cinnet geçiren insanlardan “demektir.Cinler
alemi diye bilinen bir alem yoktur.İnsanın olduğu gibi cinlerde varsa 29/2’ye göre insan
fitnelenerek deneniyor ve sonuçta ya batıyor ya çıkıyorsa ,cinler için neden böyle bir şey söz
konusu değil…Madem insanlar ve cinler için ayrı ayrı cennet ve cehennem var ve bunun için
insan deneniyor ,o halde Allah cennet için cinlere torpil mi geçiyor ,yoksa onların hepsini hiç şans
vermeden cehenneme mi gönderecek?...Yoksa cinler denenmeye tabi olmadıkları için zar mı
atacaklar?…
Cin;Durağan bir cismin ,duygunun hareketlenmesine denir.
Cinnet;Cin’in yani hareketlenen duygu ya da cismin kontrolden çıkmasıdır.
Aç bir insanın Adana kebap kokusunu duyduğunda ağzının sulanması Cin ,bu insanın kontrolünü
kaybederek Adana kebaptan 4-5 porsiyon yemesi Cinnet olur.
Hüzünlü bir aşk şarkısı dinleyen karasevdalının hıçkırarak ağlaması Cinlenmesi,kontrolü
kaybederek kafasını duvarlara vurması Cinnet geçirmesidir..
51/56 da;”ve ma halaktülcinne velinsane illa liyagbuduni”.. halaktülcinne velinsane=cinlenmiş
insan demektir.”Duygu ve düşüncelerini kullanarak ağlayan ,sızlayan,gülen,sağlıklı olarak
yaşadığı her türlü şeye gereken tepkiyi verebilen DUYGU ve İNSANI bana ibadet etsinler diye
yarattım” anlamını yine kuralımızı çalıştırarak elde edebiliriz….
33/35 de;””İnnelmüslimiyne velmüslimati velmüminiyne velmüminati velkanitiyne velkanitati
vessadıkıyne vessadıkati vessabiriyne vessabirati velhaşiiyne velhaşiati velmütesaddıkıyne
velmütesaddikati vessaimiyne vessaimati velhafiziyne furucehüm velhafizati vezzakiriyne llhe
kesiran vezzakirati …”olarak geçen tüm velli ünvanlara Allah mağfiret ve büyük bir ecir
hazırlamıştır. Bu ayeti velli ibareleri tamlamaya dahil etmeden incelersek tüm bahsedilen iyi
özellikleri yapanlar da kurtuluşa ereceğine göre sadece” velhafiziyne furucehüm velhafizati”yi
uygulayıp ,avret yerimizi korumamız yeterli olacaktır!...Allah yolunda fedakarlıkmış, Kitapmış,
Kuran’mış biz niye uğraşıp duruyoruz o zaman, ne gerek var tüm bunlara?.....Oldu mu ? Tabi ki
HAYIR …
Tamlamadan sonra gelen velli ibareler tamlamanın içine dahil edilirler ve en son gelen velli ibare
tamlamanın kaderini belirler…O halde;İnnel müslimiyn ancak yukarıda saydığım” velli “ özellikleri
içinde barındırırsa cennete gider ve en son velli ibareye göre de tüm bunları da mükemmele
ulaşma duygusu ile çaba sarf ederek yapmalıdır….Şöyle de anlatabiliriz;EY kanit
,sadık,sabreden,oruç tutan,huşu sahibi,namusunu koruyan ,sadaka veren KUL ,cennete gitmek
istiyor musun?,o halde Elmüslimiyne olacaksın…
Tamlamadan sonra gelen velli ibarelerin tamlamaya dahil edilmesi kuralı anlaşılmazsa yukarıda
anlatıldığı gibi, kitabın içinde bu kuralın uygulanması gereken pek çok yerde ,işin içinden çıkmak
mümkün olamaz…
Selam ile..Devam edeceğiz…
ERRAHAMANİRRAHİYM DEYİMİ:
Bu deyimin başında da bir tamlamayı oluşturacak ek bulunmaz. Yani deyim sadece elif lam
ibarelidir. Oysa 2/163 te bu deyim ''huve'' deyimi ile birleştirilmiştir ve tamlama şekline
dönüştürülmüştür. Aynı tamlama ''bismillahirrahmanirrahiym'' şeklinde 27/30’da da geçer. Ancak
Fatiha suresindeki yine bir iDDİA şeklindedir. Bu deyimin manası: ''elhamdulillahi rabbilalemiyn
konumu için errahmanirrahiym şartını kabul ediyorum'' demektir.
ERRAHMANİRRAHİYM: Ahiretteki cennete ve bunun dünya hayatındaki eşdeğeri olan ilme sahip olmak
için Allah yolunda benden hangi fedekarlık istenilirse istenilsin bunu yapmaya hazırım'' anlamındadır.
Dikkat ediniz ki, bu da bir İDDİA dır. Ancak 2/163 teki deyim ve 27/30 daki deyimler İddia kapsamından
çıkmış ve gerçekleşmeye doğru ilerlemektedirler. Nitekim Süleyman da bu tür fedakârlığı sebe
melikesinden istediği için gönderdiği mektuba bununla başlamıştır.
Kuran’da anlatılan ''Le ilahe illa hüve'' deyimi, sonuna 2 adet çit ünvanlı elesmaülhüsna alır Bunlardan biri
''elaziyzülhakiym'' (3/18) yani, le ilahe illa huvelaziyzülhakiym, Diğeri ise ''errahmanirrahiym'' (2/168) yani
le ilahe illa hüverrahmanirrahiym dir. Kuran’da le ilahe illa hüve deyimin sonuna gelen başka bir tür
elesmaülhüsna yoktur.
İşte bu deyimlerden biri olan elaziyzülhakiym kişiyi MUSLİMUNE şeklinde Müslümanlığının ölçüsü iken
3/18--->>11/14, Errahmanirrahiym MUSLİMUNE olan birinin MUSLİMİYNE olma durumunun yani
ELMUTTAKİYN olma konumunu ifade eder ve El azizulkhakiym makamından daha yüksektir.
Lütfen Errahmanirrrahiym- Muslimiyne bağlantısı için 27/31 re, Muslimiyne- El muttakiyn bağlantısı için
ise 43/67, 69’za gidiniz. O halde ELAZİYZÜLHAKİYM ile MUSLİMUNE olan kişi yani YALNIZCA
KURAN diyerek İslama giren kişi ERRAHMANİRRAHİYM le MUSLİMİYNE olacak yani
muttalileşecek Allah’a hizmet edecek bu yolda her türlü cefaya göğüs gerecek ve bu şekilde ve cennete
girmeye hak kazanacaktır:
ERRAHAMANİRRAHİYM cenneti isteyen kişi için hem zor ve hem son makamdır. Cenabuılallah
hepimize nasip etsin.
27/18: KURANDAKİ ''KARINCA' yani 'ENNEML'' deyimi benim hayatımda nerededir? Süleymanın
KARINCAYI EZMEKTEN KAÇINMASI benim hayatımda nasıl yer bulur?.
EN NEML – EN ENAMİL denilen şey bir insanın kendi yaşantısında küçülebileceği en üst
seviyedir.
Misal, birine yanlış yaptığımda o yanlış karşısında kendimi oldukça ezik hissetmemdir. Bu
konumda olan beni, o yanlış noktasında istersen ezer geçersin, karşı koyacak durumda bile
değilimdir.
3/119`da “onlar parmak uçlarını kemirirler” derken burada söz konusu olan şey böyle bir şey değildir.
Bu ayette, bu seviyeye düştükleri için hınç besleme vardır. Misal sen ve ben tartışıyoruz ve sen bana
diklendin ve sana bir yumruk attım o yumruk seni ezdi geçti, karınca hükmüne girdin ve istesem
devamında seni ezer geçerim, çünki karşımda öyle küçüldün ki gücün bile yetmiyor haldesin.
Dikkat edin Süleyman yani GÜÇ melekemiz bunu yapmıyor !
Aman dileyene kılıç sallanmaz ! Yani insan bir noktada tamam diyorsa daha gitme üzerine, zaten küçüldü
küçüleceği kadar..
O halde yine içimizdeki resullerden biri olan süleyman bize hakim olduğunda sahip oduğumuz GÜCÜ
zayıf olduğu kesinleşmiş rakibimize karşı asla kullanıp onu hepten ezmeyeceğiz. Kim olursa olsun aman
dileyene kılıç sallamayacağız. Özür dileyerek küçülmüş olan insanların özrünü kabul edeceğiz. RESUL
SÜLEYMANA uyanlar GÜÇLÜ olsalar bile GÜCÜ değil HAKKI kaim tutarlar. ALLAHIN RESULU
olan süleymana ve ona uyanlara selam olsun.
KURANİLMİ evrenseldir. Belli bir coğrafyaya yada kültüre yada kavme yada DİLBİLGİSİ ne yada
ırka bağlanamaz dayandırılmaz. KURANİLMİ HAL İLmidir. Esas hedefi Şekli unsurlar üzerinden
insan davranışlarını ve düşüncelerini restore ederek onu her alanda BAŞARILI ve MUTLU
kılmaktır. İnsanın PSİKOSOSYAL yönde destekçisidir. Bu ilimi anlamak için TARİH bilemeye
,RİVAYYET bilmeye ,SİER bilmeye gerek yoktur. Bu ilmin elde edilmesinde en büyük cehd
SORGULAMAKTIR.17 dakika önce · Beğen · 1..Halil Ibrahim Ülgü Bizler YALNIZCA KURAN
deriz. Ne mekkedeki muhammed bizi ilgilendirir Nede kuranın 1400 sene önce indiği fikri bizi ilgilendirir.
Yeri geldiğinde şu anda elimizdeki kitabı bile eğer onda bir çarpıklık görürsek hemen terkederiz. Bizi
Kuranilmiyle buluşturcak ve bize mutluluğu tattıracak esas unsurlar ALLAHIN RESULLERİ ve
RESULLERdir. Bunlar İÇİMİZdedir. Her bir insanı kurtaracak tüm yetiler bu insanın içine zaten o
doğarken yerleştirilmiştir. Bunun dışında ŞEKLİ resuller yada KİTABLAR olursa iyi olacak ama olmazsa
kötü olmayacaktır. İNSANLARIN KURTULUŞU ancak ve ancak her insanın sahip olduğu değerler
aracılığı ile olabilir. İşte bu değerler allahın resulleridir. KİTAP yada ŞEKLİ RESULLER değildir. Allahın
resullerine itaat edenler ceneti yaşarlar 4/13.
mekkeye muhammed diye bir resul gelmiş. AMa bundan o dönemde kuzey amerikada yaşayan bir yerlinin
haberi yoksa bu okadar da önemli olmayacak. Çünkü MUHAMMED her insanın içinde zaten var. Gelen
muhammed sadce ŞEKİL MUHAMMED . sen içindeki muhammede uy. Şekli muhammedi görsen onunla
otursan kalksan iyi olurdu ama göremediysen yada haberin olmadıysa bu o kadar da önemli değil. sen
içindeki muhammede ve onunmelekesel özellğine dikkat et. işte seni bu kurtaracak. 3/31..
BANA UYUN derken benim sakalıma sarığıma sünnetime hadiysime doğum günüme yaşam tarzıma uyun
demiyor bu kastedilmiyor. Yine BANA UYUN derken ''bana indirilene yada vahyedilene uyun ''da
denilmiyor bu da kastedilmiyor. AMAN YARABBİ NASIL SAPITTTIK BİZ YAV. ''BANA UYUN ''
diyor yav. yapacağımız bir t şey vardı o da muhammedin KİM olduğundan ziyade NE OLDUĞUNU
anlamamız gerekliliğiydi İşte tarihler boyunca bizler bu soruyu soramadık. Hep muhammedin KİM
olduğunun peşine düştük te NE olduğunu bir türlü soramadık. Şimdi şu başımıza gelenlere bakın İslam
coğrafyası birbirini kesiyor. Şİİ ve SÜNNİler birbirlerini boğazlıyor...
Arkadaşlar NEBİ konusunu konuşalım. Biliyorsunuz RESUL insanları doğru yola çağıran ve eğer
doğru yoldalar ise de onları burada tutmaya çalışan her türlü oluşumlardı.
Bunların MELEKE şekilleri içimizde yaşar. Bunların aktif halae gemesi haline ERRRESUL denilir.
BU düşünce dünyamızda gerçekleşir. Eğer bu durum AMEL dünyamıza nakledilirse buna
RESULULLAH denilir. Biz bunu AMEL edersek Buna ENNEBİ, TAMAMIYLA (itmam+ikmal) amel
eder ve bitirirsek buna da HATEMENNEBİYYİNE denilir 33/40.
Arkadaşlar bir de NEBİ kavramı var. Eğer bir insanın düşünce yada amellerini hayr yönünde
olmak kaydıyla kısmen yada tamamen dış ortam yada çevre şartları yada içinde bulunduğun
vaziyet belirliyorsa işte bu ortama NEBİ denilir. 19/30 da İsa nın kendisini NEBİ olarak
tanıtmasının da anlamı budur.
Mesela birini dövmeye yada mekan basmaya gidiyorsun Tam adamın evine geldin İçerde bir
kalabalık var. 5 dakika önce adamın oğlu ölmüş. Bu adamı şimdi sırası değil diyerek dövmekten
yada mekanını dağıtmaktan vazgeçiyorsun. Bunun gibi örnekleri çoğaltabilirsiniz. İşte bu adamın
oğlunun ölmesi senin o anda bu adam için uygulayacağın stratejiyi değiştirdi. İşte bu olay NEBİ
hükmündedir ve aslında sana bir şey söylerek İSA hükmüne girer. Bundan dolayı da 19/30 da isa
''ce cealeniy NEBİYYEN'' yani beni NEBİ kıldı der.
Arkadaşlar kuranda kendini DİREKT olarak NEBİ cinsinden tanıtan biri İSA dışında yoktur. O
halde içinde bulunduğumuz yada bulunacağımız ahval ve şerait (ALLAHÜ) bize bir şey söylemek
ister. Onun da kendince bir lisani var. (iysa yada meryemoğlu iysa). BU HAYR yönünde olmak
kaydıyla bizim davranışlarımızı kısmen yada tamamen bizim bağımsız irademizin elinden alıyor
ve kendisi kontrol ediyor veya yönlendirebiliyorsa buna NEBİ denilir. Tüm NEBİ ilerin atası
meryemoğlu isa dır 19/30.
ŞİMDİ 2/246 yı açın o ayete şöyle bir soru sorun. İsrailoğulları yanlarında zaten NEBİ varken
daha ne diye allahtan bir MELİK istiyorlar? Yada 8/67 de muhammedin de bu ayette NEBİ olarak
ashabının yanında olduğunu görüyoruz, o halde bu ayette neden ashab muhammed ten tıpkı
2/246 dakiler gibi MELİK istemedi? yani 2/246 da NEBİ den melik isteniliyor ve bu doğal
karşılanıyor. Ama 8/67 de istenilmemiş neden?
İŞTE arkadaşlar bu ayetlerdeki NEBİ deyimi Bilindik organik resullere gitmez. İçinde bulunduğun
durumun seni hayr yönünde yönlendirmesine gider. Yani NEBİ deyimiyle bilinen manada ortada
ORGANİK BİR ŞAHSİYET ten bahsedilmez. Allah NEBİLERİNİ yani ENBİYA sını, kulunun hayr
yönünde yönlendirmesi için yeterli kılar ama insanlar cehenneme gidecekleri zaman bunların
kendi hayatlarında yetersiz olduklarını iddia edeceklerdir. Bu yetersizliğe ĞALLE denilir. Lütfen
3/161 ri okuyunuz ve ĞALLE-NEBİ bağlantısını görünüz.
Allah NEBİ lerinin asla ĞALLE olmadıklarını söyler. Yani her kulun dünya hayatında iken günah
işlemesini engelleyici her türlü ortamı yada hayr işemesini teşvik edici her türlü ortamı
hazırladığını söyler. Ama kul 3/161 de kendisi ĞALLE yapar. Yani hayr yönünde
yönlendirilmişliğinin YETERLİ liğine kişisel yada nefsi YETERSİZliğe cevap verir. Böylece allah
3/161 de NEBİLErini yada ENBİYA larını temize çıkarır ve kulauna ĞALLE yapan sensin, DER.
Böylece NEBİ kavramı dahilinde 3/161 ride açıklamış olduk. Eğer bir kul hayatında hayr işleme
yada şerr den berteraf edilmesi için allahın karşısına diktiği ortamlara KULAK tıkarsa ve yine de
İNATla hayrı işlemez yada şerden kaçınmazsa ,Misal: yukarıdaki örnekte olduğu gibi çocuğunun
öldüğünü görmesine rağmen adamın mekanını basar ve adamı da döverse yani allahın bunları
yapmaması için karşısına çıkardığı ENBİYA sını dikkate almazsa bu durumda ENBİYAALLAHİ yi
yani allahın nebilerini KATLETMİŞ yani öldürmüş olur.
Lütfen 2/91 ri dikkatlice okuyunuz. Orada ORGANİK olarak nebilerin öldürülmesinden
bahsedilmez. Allahın enbiyasına selam olsun.
Arkadaşlar 4/24 ü işleyelim: buayete '' kocalı kadınlarla evlenmeniz size haram kılındı ancak
cariyeleriniz mustesna '' şeklinde saçma bir mana yüklenmiştir: bu ayetteki Velmuhsanatü
minennisai'' deyimindeki el muhsanatü deyiminin Elif lam mim sad dizilimine sahip olduğunu
görünüz.. Bu deyim genele ÖZGÜR KADINLAR yada KOCALI KADINLAR diye tercüme edilir.
Oysa esas mana: Bir insanın bir işi yaparken yada bir sözü söylerken bunu bütün sorumluluğunu
üzerine alabilecek yetisine sahip olmuşluğunu verir. Eğer bu NİSA yani İŞLE alakalı olursa işte
bu durum 4/24 de Velmuhsanatü minennnisai Şeklinde yer bulur. Arkadaşlar eğer bu sorumluluk
kişinin en iyi olduğu yada kendsine en fazla güvendiği bir alanda olursa bu durumda bu kişinin
konumu ''Velmuhsanatü minennisai illa ma meleket eymanüküm kitaballahi aleyküm ''Şeklinde
yer bulur. Eğer yapılan iş yani NİSA ,MİNENNİSAİ şeklinde olursa bu durumda bu işten kişi
menfaatler elde ediyor demektir ve bu menfaatler bu işi yapana bir ÖZGÜVEN vermişse 4/24 de
bu özgüvene istinaden bu kişinin ''ulan bu işte başarılı olduysam şu işte de başarılı olabilirim''
şeklindeki güdülenmesi nedeniyle başka işlerle de iştikal etmesinin allah tarafından teşvik
edilmesi anlatılır. Burada anlatılan KİTABALLAHİ deyimi senin bu işte başarılı olduğunu
,özgüvene sahip olduğunu ve bunun da herkes tarafından artık bilindiğini ifade eder. YAni : bir
işte başarılı olduğunda bu başarı seni başka işleri yapman noktasın da GÜDÜleyecek seni gaza
getirecektir. İşte allah burada bunu bize anlatıyor. Buna göre takip edilcek strateji şöyledir: 1)
mumkün mertebe hiç kimsenin yapmadığı kimsenin aklına gelmeyen BAKİR bir iş yada saha bul.
Buna '' muhsiniyne gayre musafihiyne'' denilir. Yani burada İŞ sağlamdır ancak ortalık olmamıştır.
Yani bu yeni bir alandır 2) bu konuda mallarınla fizibilite çalışması yap ve bu çalışmayı
METAlandır(femestemtaatüm bihi). Eğer bu çaılşmadan menfaat elde etmeye başlarsan bu
durumda bvu alan daha çok zaman ve para ayır. Çünkü artık bu senin üzerine farz olur. Bu
konum yine 4/24 de ' ve uhille leküm ma verae zaliküm en tebteğu biemvaliküm mushsiniyne
gayre musafihiyne femestemta'tüm bihi minhünne featihünne ucruhünne feriydaten '' şekline
yerini alır. Eğer elde ettiğin kazanç ile yapmış olduğun yatırm birbirinden razı olursa bu konuda
ortaya çıkacak olan yeni yükümlülükler yada farziyetleri yerine getirmede(bir kaç işçi daha alman
gerekir, bir mudür bul biraz daha makina al vs.) herhangi bir günah olmaz. Sevgili arkadaşlar :
görüldüğü üzere bu ayet evli kadınların yada özgür kadınların yada cariyelerin nikahlanması yada
nikahlanmamasından bahsetmiyor. Yaptığı işlerde başarılı olan insanların başarısının bu
insanlara başka iş yada alanlarda da aynı başarıyı elde etmesi için bir motivasyon
sağlayacağından bahsediyor.
KURAN, KİTAB ve KİTABALLAHİ arasındaki fark Nedir? okuduğumuz herhangi bir ayetin 17/4 e
göre KİTAPtamı yoksa 33/5 yada 2/100 e göre KİTABALLAHİ demi olduğunu nasıl anlayacağız?
Sevgikli arkadaşlar: herhangi bir ayet ne kitaptadır ne de KİTABALLAHİ dedir. Allah KİTAB
deyimini KURANİ manada kuralları olan bir hayat yada yaşam biçimi olarak tasvir eder. Allahın
kitabı dediğimizde bu da bilinen manada kuran anlamında kullanılmamıştır. Eğer yabancı bir
şehre yada ülkeye giderseniz yada yeni bir işe başladığınızda bunalara karşı yabancılık çekersiniz. işte
bu yabancılığınız bu yeni konum yada ülkeleri size karşı KİTAB hükmüne getirir . Ancak zamanla bu işe
yada ülkelere KURALLARINI bile bile öğrene öğrene artık uyum sağlarsanız işte bu KİTAB sizin için
KİTABALLAHİ ye dönüşür.Bu süreçte sizin sürekli olarak DOĞRU MANA lara ihtiyacınız olacaktır. İşte
buna da KURAN denilir. Yani KURAN aracılığı ile her KİTAB zamanla KİTABALLAHİ ye dönüşür.
O halde kitab diye bildiğimiz elimzdeki kitapta karşılaştığımız her yeni ayet yada yaklaşım bizim için
KİTAB hükmünde olacak eğer zamanla bunu da anlarsak KİTABALLAHİye dönüşecektir. Bu süreçte
KURAN başrol oynayacaktır.
Kuran her zaman KİTAb tan Tilavet edilir. 29/45<--->27/92. ve bu şekilde KİTABı kişi için
KİTABALLAHİ ye çevirir
22/40 MANASTIR-KİLİSE-HAVRA-MESCİD
22/40`ta ALLAH, havradan kiliseden ve mescidten falan bahsetmiyor.
“en yekulu rabbunallahu” diye bu ibareyi görelim, Rabbimiz Allah’tır diye tercüme edilir ama
yanlıştır. Gördüğün bir şeyi, kafana yatırma esnasında 22/40`ta bunun süreci anlatılır. Bir şeyi
gördün bu “ALLAHU” dür, onu kafana yatırdın bu “RABBU” dür. Peki, görmüş olduğun bir şeyi
kafana yatırmak her zaman kolaymı? Değil tabii ki. İŞTE bunun içinde bu ayette anlatılan şeylere
dikkat edeceğiz!...
ESSAVAMIU diye bir ibare var ki manastır diye tercüme edilir “elif lam mim” yazılımlıdır, hayır
böyle bir şey olamaz deyip kendi iç dünyanda tam red etmemekle beraber tamda kabul
etmiyorsun ve bir iç çatışma yaşıyorsun, işte buna ESSAVAMIU denilir.
Bundan sonra ELBİYAUN kavramı geliyor, bu kavram BEY`den yani alışveriş olarak bilinen
kavramdan gelir ama mealler bunu kilise diye tercüme ederler. Burada al ver yapıyorsun iç
dünyanda ve bu alvereler kafanı yiyip bitiriyor yeni görmüş olduğun şeyden dolayı. Kafana
yatıracaksın ya bunu, kolay olmayacaktır bu. Önce red edeceksin, hayır olamaz böyle bir şey
diyeceksin ki biz bunu özellikle facebook ortamında çokça yaşıyoruz ve sapık diyorlar, şunu
diyorlar bunu diyorlar değilmi! İşte, güzel bir şey gördüğümüzde bunu kafaya yatırmak için yani
ALLAHU`yü kafamızda RABBU`ye çevirmek için, zorlanabileceğiz.
Bundan sonra SALAVATUN geliyor ve havra diye tercüme edilir. SALÂVAT şeklinde olan bu ilk
gördüğün şey artık sende yavaş yavaş kimlik, ya da kişilik şeklini alıyor, tamam diyorsun bu
olmalı, bu olacak ve en son MESCİD diyorsun, yeni gelen o şeyle kendi aklını ortak bir düzende
buluşturuyorsun.
Bir şeyi gördüğün zaman onu hemen aklına yatırmak zaman alabilir, yeni bir şey çünkü bu
(allahu). İlk başlarda bu saçma, olamaz böyle bir şey diyebileceksin, kafana oturmayabilecek.
Sonra, saçma falan dedik ama tutarlı tarafları da var yav diyebileceksin ve al ver yapmaya
başlayacaksın (elbiyaun). Sonrasında, yav haklılık payı var galiba bunun, dikkat etmek gerek
diyorsun ve kişiselleştiriyorsun (salâvat). Ve en sonda aklına tam olarak yatıyor (mescid) ve
dikkat edin en sona MESCİD koyulmuş VE mescid`te mükemmelleşiyor (zikr). Dikkat edin mescid
kavramından sonra ZİKR geliyor ve MESCİD ile ZİKR denkleştirilerek, bunun mükemmel olmuş
boyutunu veriyor bizlere! Ve bunu yapan insanları haksızlıklara uğrayacak ve yurtlarından
çıkarılacak diyor.
Bir güzelliği görüpte sorgulama ile başlayıp, bunu MESCİD haline dönüştürmen yani aklın ile
ortak bir noktada buluşturmandan dolayı insanlar bize düşman olabilecek ve bizi bulunduğumuz
ortamdan kovmaya çıkartmaya çalışabileceklerdir.
Özetle bu ayette anlatılanlar bunlardır, bahsedildiği gibi bildiğimiz kilise ya da havra yada
mescidlerden bahsedilmez.
Bir insan trafik kazası gördüğünde arabasını kenara çeker Ve yerde yatan adamın Kendi babası
olduğunu görür. ŞOK geçirir. ''hayır, bu benim babam olmaz ''der Gerçeği hemen kabullenmez
İşte bu kişinin konumuna ESSAVAMİU yani ''KİLİSE'' denilir.
Daha sonra Sakinleştirilir Ve ''benim babam ölemez bu nasıl benim babam olabilir, Bu haksızlık
der. İşte bu 2.ci haleti ruhiyye konumuna '' BİYEÜN'' denilir.
Daha sonra artık bunun babası olduğunu babasının öldüğünü babasız kaldığını anlar. İşte buna
da ''SALAVATÜN'' denilir.
Ve artık sakinleşmiştir Kendine gelmiştir. .Ve babasının öldüğüne kati olarak kanaat getirmiştir.
İşte bu son durumuna ise MESCİD denilir.
Yani ARKADAŞLAR: HAYATTA ÖNEMSEDİĞİMİZ BİR ŞEYİ KATBETTİĞİMİZ YA DA
KAZANDIĞIMIZ BİR ANDA BUNU KABULLENMEK PSİKOLOJİK OLARAK HEMENCECİK
MÜMKÜN OLMAYABİLİYOR İşte bu KABULLENME safhaları 22/40 da konu edilir. Yoksa
Allah’ın bilindik anlamamda kilise, havra ve manastırla işi olmaz.
49/1’ri konuşalım.
Bu ayette anlatılan şey Allah ve Resulunun huzurunda öne geçmek değildir. Zaten mananın bu
şekilde anlaşılmışlığının da günümüzde karşılığı yoktur. Yani bu ayetteki manayı bu şekilde
anlayan birine ''ben ne yapar yada söylersem Allah ve Resulunun önüne geçerim?'' şeklinde bir
soru sorulduğunda bunun cevabı alınamaz. Ayrıca günümüzde RESUL nerede? Önce bunu
belirleyelim sonra bunun önüne geçmemeyi düşünürüz şeklinde ikinci bir soruya da bu mana
cevap veremez. O halde bu ayetten günümüzü de ilgilendirecek şekilde çıkarılması gereken
mana nedir? Şimdi ona bakalım.
ALLAH ve RESUL deyimlerinin birlikte geçtiği ayetler her yerde yapılan DOĞRU bir amelin ya da
söylenen DOĞRU bir sözün kişi tarafından yapıla-yapıla ya da söylene-söylene kişinin hayatıyla
artık PERÇİNLEŞMESİ durumunu verir. Örnek ayetler. 4/13, 48/17, 33/71. 49/14 3/132, 4/69,
64/12, 24/54, 5/92. Örneğin bir insan namaza başlayıp ta bunu artık hayatıyla perçinleştirirse, bu
insan Allah ve Resulune itaat etmiş sayılır. Sürekli İnsanlara zulmeden bir insan tevbe eder ve bir
daha asla zulmetmez ve artık kimseye zulmetmemeyi hayatıyla perçinleştirirse bu da Allah ve
Resulune itaat etmiş sayılır. Bu saydıklarımıza EK olarak Cihad, kıtal, hacc, emribilmaruf
nehyianilmunker vs. Gibi daha sayamadıklarımızı da ekleyebilirsiniz.
Özetle Allah'ın dini herhangi bir kişinin hayatıyla perçinleşirse bu kişi Allah ve Resulune itaat
sürecini bu dine ait her konuda başarılı bir şekilde tamamlamış demektir. Allah ve Resulunu itaat
etmek başta Muhammed te dâhil olmak üzere tüm RESULLER için de geçerlidir. Kuran'da
anlatılan ''allahe ve resule'' şeklindeki tamlamalardaki RESUL deyimi yalnızca MUHAMMEDe ya
da Herhangi bir RESUL e (Musa, Harun, İsa vs. ) gitmez. Bunları da içine alacak ve sorumlu
tutacak şekilde yukarıda izah ettiğim DAVRANIŞ ŞEKLİne gider. Yani Allah'ın dinini içine iyice
oturt, perçinleştir Böylece el iyman kalbine girmiş olsun. 49/14. böylece Allah ve Resule itaat
etmiş olursun 49/14.
İşte bu aşamada dikkat edilmesi gereken bir husus vardır ki o da 49/1 de açıklanır. Bu da Allah’ın
dininin bir parçası olan MARUF AMELLERin kişi tarafından hayatına iyice perçin edildikten sonra
bu amellerin yine allahın dininin ikinci bir parçası olan İHSAN AMELLERinin bu kişiden
yapılmasının istenmesi esnasında kişi tarafından gündem edilmesidir.
Örnek verelim: Sen hiç yalan söylemeyen doğru ve dürüst bir Müslümansın. Bu hasletlerini de
hayatına perçinlemişsin ve böylece BU KONULARDA Allah’a ve Resulune itaat etmişsin. Ama
senden günün birinde Allah yolunda infak etmen istenecek ve sen de edeceksin. Ancak bu infak
olayını da hayatına perçinlemen gerekir. İşte bu süreç Allaha ve Resulune bu sefer bu konuda
itaat etme sürecidir. Bunu bir ya da bir kaç kere yapar ve daha sonra da arkasını getiremezsen
ve bunu da hayatınla perçinlediğin DOĞRU ve DÜRÜST insan olmanın senin için yeterli olduğu
şartına bağlarsan işte ozaman 49/1 rin muhatabı olursun.
Bu hareket ya da düşünce tarzına ''la tukaddimu beyne yedilllahi ve resuluhu'' denilir. Bu
cümlenin hemen arkasından gelen VETTEKULLAHE deyimi kişinin ittika amellerini yapması
yönünde bir emirdir. Allah'ın dinine ait olan her iki amel türünün (MARUF ve İHSAN yani İTTİKA
yani ALLAHA HİZMETKÂRLIK AMELLERİ) kişide perçinleşmesi süreci 5/93 te açıklanır. Bu
süreçte kişi yapabildiklerine dayanarak yapması gerekenlerden kaçmamalıdır. Eğer kaçarsa bu
TAKDİM dir yani ÖNE SÜRME dir ve 49/1 de bu yasaklanır.
24/3 e GÖRE ZİNA EDENLERE NE YAPMALIYIM 100 DEĞNEK VURMA NEDİR? ZİNA
NEDİR? BEN HİÇ HAYATIMDA ZİNA EDENLERE 100 DEĞNEK VURDUMMU?
FECLİDU-CELDE-CİLD-CULUD deyimleri SOPA anlamında değildir CİLD yani insanın DERİSİ
anlamındadır. Hani cildimize krem sürüyoruz ya işte buradaki CELDE-FECLİDU deyimleri de
buradan türüyor. C İLD yada CULUD deyimleri insanları yada ünvanları sınıf sınıf etmek için yani
kategorize etmek için kullanılır.Misal. Muşrik kafir musluman sarı ırk beyaz ırk, zengin fakir güzel
çirkin 100 raka esmer sarışın ve daha binlercesi
100 rakamı ise bir işin eksik ve tam yapılımını verir.
ZİNA kavramı ise hakketmediğin bir hazzı elde ettğin anda yaptığın fiiliyattır.Toplumdakiözellikle ADİ
suçlar ZİNA dır buna gayrimeşru kadın erkek ilşkisi de girer. O halde 24/3 de bizden istenilen şey zina
yapanlara yüz değnek vurulması değil Suç yada suçluların tasnifinin eksiksiz ve tam yapılmasıdır. Allah
zinaya verilecek cezaya karışmaz bunu rabbilalaemiyne bırakır Ama allah SUÇ ve SUÇLU nun
belirlenmesinde son derece dikkatli olmamaızı 24/3 de ister. allah bu süreçte sadece buna karışır. Zina
edene 100 değnek vurulması da DOĞRU OLABİLİR. bu da bir ceza olabilir ama sadce buna bağlı
kalınmaz. 1 ay hapis cezası da verenbilirsin para cezası da olur. Olur da olur. Eğer MANA doru anlaşılırsa
bu manaya ait ŞEKİL konusunda kuranilmi sana geniş aleternatifler sunar. Yani MANA evrensel şekil ise
GÖRECELİ ve değişkendir..
ZEKAT NEDİR? ZEKATIN ORANI NEDİR? 40 DA 1 ORANI DOĞRUMUDUR?.
9/103 de geçen ''onların mallarından sadaka al onları hem tathir ve hem de TÜZEKKİ yap yani
ZEKATla temizle derken burada alınacak malın miktarı ce cinsinden bahsetmez. Onların zorlukla
vazgeçebilecekleri bir şey yine onlardan istenlir. Bunu da yine her devir ve çağda muhammed
yapar..
ZEKATın oranını kuran vermez yalnız ZEKATTTA süreklilik ve yeri geldiğinde HERŞEYİNİ verme
şartı aranır. SÜREKLİLK yani İSTİKRAR kuranilmindeki sayısal değeri 40 dır. yeri geldiğinde
herşeyini ortaya koyma da VAHİD yani rakam olarak ''1'' dir. O halde bir müslüman zekatını vereceği
zaman 40 ta 1 vermezse cehenneme gider. Yani ZEKAT ta 40 da 1 ESAStır.
.Kuranilminde MANA olarak iki adet ''1'' rakamı bulunur . Hiç bir rakam RAKAMSAL özelliği ile kuranda
kullanılmaz. Rakamlar da bizim hissiyat ve davranışlarımızı ifade ederler. İKi adet olan bu 1 rakamı
EHAD ve VAHİD olarak karşımıza çıkar. EHAD denilien 1 rakamı bir bütünün sadece bir parçasını verir.
VAHİD ise bu EHADların yani parçaların TAMAMINI verir. Buna göre 40 ta bir ZEKAT verlecek derken
yeri gelidiğinde istikrarlı olmak kaydıyla bu malının bir kısmını verirsin yeri geldiğinde TAMAMINI
verirsin. AMa bu iki şekilden hangisini verirsen ver kesinlikle nefsini zorlamalıdır. Çünkü ZEKAT: allahın
YAP yada SÖYLE dediğini YAPMA yada SÖYLEME diyen nefsine karşı onu ona zorla yaptırma yada
söyletme çabası yada allahın YAPMA yada söyleme dediğini YAP yada SÖYLE diyen nefsine karşı ona
onu zorla yaptırtmama yada söyletmeme çabasıdır.Böylelikle ZEKAT insanı TEMİZLER
ZEKATINI 40 da 1 olarak verenlere ve bu şekilde hem dünyayı cennete çeviren ve hem de ahiretteki
cennette yerini hazırlayanlara selam olsun
..
SORU: Muhammed sürekli eziyet çekmişse 16/97 muhammedin hayatında nasıl yer buldu. Bu
ayete göre allah salih amel işleyenlere güzel bir hayat yaşatacağını söylüyor.
arkadaşlar 16/97-40/40 misil yazılımlarını açalım:
Bu iki ayet ''men amile salihan min zekerin ve ünsa ve hüve muminun'' misil yazılımı ile birbirine
bağlanır Bu misil yazılım türünden olan muteşabihin işaret ettği teviller Misil yazılımların
başlarında 40/40 da sadece ''ve'' iken sonlarında ayetin devamı niteliğindeki cümlelerdir.
Önce MİSİL YAZILIMI AÇALIM: sevgili arkadaşlar Bu ayette geçen ZEKER ve ÜNSA deyimleri
lisani manadaki ERKEK ve KADIN anlamında değildir. Bunları da içine alacak şekilde insanın
hissiyatını tarif eder.. ZEKER denilen kavram bir insanın en azından kendisi için mükemmel olanı
düşünmesi ile sahip olduğu konumdur. ÜNSA ise bu düşünce konumunu AMELe dökmesiyle
menfaat görmeye başladığı andaki konumudur.
Arkadaşlar bir deyimin başına HÜVE gelirse bilinizki bu deyim bu kişin hayatında
BAŞKONTROLÖR dür. Bu manayı en güzel anlayacağınız SULTAN ayet 27/23 ve 42.ci
ayetlerdir. Özellikle 42.ci ayette Saba melikesinin ARŞı onun için HÜVE hükmüne girmiştir.
''Kızım olmadan asla'' dediğinizde kızınız HÜVE hükmüne girer. Sensiz yaşayamam dediğinizde
SEN ile neyi kastediyorsanız işte bu da HÜVE dir. HÜVE yi daha iyi anlayabilmeniz için lütfen
9/100 ün son cümlesi ile 9/72 nin son cümlesini karşılşatırınız. Birinde HÜVE nin olduğunu
diğerinde ise olmadığını görünüz..
ARkadaşlar ''MUMİNUN'' deyimi kendisine belli olmuş gerçeklerin TAMAMINA iman eden yada
ettiren hissiyattır. MUSLİMUN deyimi ise kendisine belli olan gerçeklere İMAN edip buna
dayanarak yine kendisine belli olacak gerçeklere TESLİM olma durumunu ifade eder. Her
MUMİNUN aynı zamanada MUSLIMUN dur ama her MUSLİMUN aynı zamanda MUMİNUN
olmayabilir.
Eğer bir MUMİN ,muminliğini hayatında BAŞAKTÖR olarak belirlerse bu durumda bu kişinin
konumu ''HÜVE MUMİNUN'' olur. Bu durumda bunu bu hale getiren meleke resuller bu kişiye
yada hissiyata ÖDÜLLerini yani ENFALi vermeye başlayacaktır. İşte bir muminun un bu ödülleri
de hayatında kullanmasıyla ortya çıka konuma ''AMİLE SALİHAN '' denilir.
O halde:''men amile salihan min zekerin ve ünsa ve hüve muminun'' cümlesinin manası şudur;
Sana belli olan gerçeklere içindeki resullere uyarak iman ettiğinde ve bunu da hayatının
başkontrolörü yaptığında bu resuller aracışığı ile sana verilen ÖDÜLLeri de hayatında AMELe
dök. Eğer bunu gerek ZEKER olarak ve gerekse ÜNSA olarak yaparsan allah seni 16/97 de
TAYYİB bir hayat ile HAYATLANdırır.
YAni: sana sürekli olarak ödül yağdırır. Sen ödülleri hayatında amel edersen bunun menfaatini
ÜNSA olarak görürsün. Böylece Menfaat gördükçe melekelere uyar melekelere uyduykça da
ÖDÜL alırsın böylelikle HAYY konuma getirilirsin.Bu döngü senin için devamlı olduğunda artık
SIRADANLAŞIR işte bu konuma da TAYYİB denilir.
ARkadaşlar HAYY lisani manada ''diri'' demektir. Oysaki bu deyimin DUBURKURANİ manası
''üretkenliktir''
MEVT-MEYT deyiminin lisani manası ''ölü'' demektir. Oysaki DUBURKURANİ manası '' kişinin
üretkenliğinin durmasıdır. Bu iki deyime verdiğimiz bu manayı bu şekilde anlayabileceğiniz en iyi
SULTAN ayet 6/122 dir. Burada hakikaten ÖLÜ bir adamın DİRİLTİLMesinden bahsedilmiyor
değilmi? İşte DUBUR MANA 4/82-47/24 ve 38/29 da de bu yüzden FARZ kılınıyor
ARkadaşlar : Kuranda ÜNVANLAŞMIŞ iki adet TEMİZ kavramı vardır bunlar TAYYİB ve TATHİR
dir. TAYYİB denilen kavram hayr yönünde bir kişinin bir sözü sürekli söylemesi yada bir davranışı
sürekli yapmasıyla bunu KANIKSAMIŞ halini ifaede eder. Eğer bunlar ŞERR yönünde olursa
buna HABİS denilir.24/26.
O halde 16/67 de anlatılmak istenilen mana meali manada olduğu gibi mumin erkek yada
kadınların salih amel yaptıklarında güzel bir hayat ile yaşatılmaları değildir. İçindeki melekelere
uyduğunda sana verilecek ödülleri yine senin tarafından amel edildiğinde bunlardan göreceğin
menfaatin seni aynı melekelere yine uyman yönündeki güdüleyici tesiri tasvir edilir. Bu döngü
sürekli olur ve artık hayatının vazgeçilmezleri olrsa bu durumda TAYYİB olursun ve sürekli
ÜRETKEN olur ve 40/40 a göre cennetini yaşar ve HESAPSIZCA rızıklandırılırsın
Arkadaşlar RİBA kapsamında 30/39 zu da konuşalım. Bu ayet ''ve ma ateytüm min''misil yazılımı
ile kendi içindeki aynı cinsten yazılım ile muteşabihleşir. Yani bu yazılımdan aynı ayette iki tane
var. İşaret edilen tevillerde ise Bir tarafta riba diğer tarafta zekat vardır. Yani verilen RİBA zekata,
zekat ise ribaya dönüşebilmektedir.
Güncel yaşamdan örnek verelim:
Düşkün ve peçete -sakız vs. satan bir kadından bir peçete aldın ve 50 lira kadına verip üstünü
almadın yani üstü kalsın dedin. Bu da Riba dır ve hem senin vermen ve hem de onun alması HELALdir.
Bu ZEKAT değildir. Çünkü o kadar zenginsin ki bunu verirken zorlanmadan verdin. Ancak aynı miktar
parayı ekonomik durumun kötü olduğunda verirsen bu durumda bu veriş senin nefsini zorlayacağından
RİBA, ZEKAT a dönüşür. Bu izahatımız VEREN kişi olarak SANA yönelikti.
...
Şimdi bir de ALAN kişi olarak karşı tarafın cephesinden olayı izah edelim. Senin 1 liralik peçeteye 50 lira
vermeni bu peçeteyi satan bu kadının alması esnasında kadın nefsinde bir ağırlık bir rencidelik bir burukluk
hissederek alıyorsa bu durumda bu aldığı riba bu kadın açısından ZEKAT a dönüşür. O kadar muhtaç
olmasına rağmen kendisine yapılan bu bağış niteliğindeki meblağı eğer almazsa ve sadece sattığı peçetenin
değerini yani SADECE 1 lirayı talep ederse ve bu konuda ısrarcı olursa bu amelin adı da bu kişi için
ZEKAT olacak bu kişide ŞEREFİNE OLAN BAĞLILIĞını sağlayan İBRAHİM melekesi o anda
aktifleşecek ve kişi MİLLETE İBRAHİYME HANİYFEN makamına nail olacaktır. Ancak kişi bu 50
liralık meblağı kendisinde hiçbir sıkıntı olmadan kabul ederse bu noktada bu meblağ sadece RİBA
hükmünde kalacak ve ZEKATlaşmayacaktır.
HÜLASA; bu ARTI meblağı (49 lira) VEREN KİŞİ verirken alan kişi de alırken NEFSİ olarak
zorlanmadığı sürece Bu fiiliyat SADECE riba hükmünde kalacak ve Allah katında kişilerin konumunu
değiştirmeyecektir. Eğer Zorlanırlarsa Bu durumda Bu riba ZEKAT a dönüşecek ve bunların her iksi de
ELMUD'İFUNE yani ''kat kat artıranlardır'' diye tercüme edilen unvana yine bu ayette nail olacaklardır
30/39.
Arkadaşlar bu unvan Kat kat artıranlar değildir. İnfak ederken 7 rakamını 100 le entegre etmeye
çalışanlardır yani ribayı zekata çevirme ve bunu tam olarak yapma. İşte bu unvana nail olanlar bunlardır.
Bu unvana nail olanlar ile ilgili ayrıntı veren ayet 2/261 dir. Yani 30/39 zu 2/261 tefsiyr etmektedir. Allah
hem yardım ederken ve hem de yardıma muhtaçken bize 2/261 e dayanarak RİBA yı ZEKAT a çevirmeyi
yani 7 ile 100 zü entegre etmeyi nasip etsin. Özellikle muhtaç olanların bu yöndeki çabaları SUİSTİMAL
duygusunun da önüne geçecektir.
21/107: İRSAL-BEASE- MUHAMMED: bu ayet bana neyi anlatıyor hayatımdaki yeri nedir?
RESULLer 2 kademeli olarak gönderilirler bunlar 1) BEASE 2)IRSALdir. BEASE de canlanma
vardır. Öncelikli olarak şunu kabullenmek gerekir allahın resulleri içimizdedir 49/7. İşte içimizdeki
resuller bizi HAYra sevketme yada Münkerden nehyetme konusunda iki kademeli olarak çalışır.
Bu çalışmada birinci kademe BEASE dir YAni, içindeki resul yanışı yapacağın zaman yada
doğruyu yapmadığın zaman seni VİCDANı aracılığı ie uyarır. İçinden bir ses sana ''aslında sen yanlış
yapıyorsun ''der. İşte bu reslun BEASEsidir. Her ÜMMET içinde resul cannlanır yani ilk etapta BEASE
edilir 16/36. ÜMMET kavramını en iyi anlayacağınız ayt 6/37 dir. Kuşların ümmet olmasından bahseder.
Ümmet denilen kavram bir canlının kendi yaradılışına(şakilet yada fıtrat) uygun davranmasıyla elde ettiği
konumdur. Bir Japon işine düşkünse bu iş o japonu bu konuda ÜMMET yapar. O halde kim ki kendi
yaradılışına uygun davrandığında ÜMMETleşir. İşte bu durumda allah bu kişi içindeki reslu BEASE eder.
İçindeki resul bu kişiye YAP yada YAPMA der. Böylece allah 17/15 de 'resul bease etmedikçe kimseyi
helak etymeyiz ''der. Yani kulumuzu ŞER den engelleme yada hayrı tavsiye etme yönünde ona kısmen dahi
olsa telkin vermedikçe ona azab etmeyiz der. eğer Kişi bu yönde iç,indeki resulu dinlerse ona kulak verirse
Bu durumda bu resul BEASE konumundan İRSAL konumuna geçerek bu kişiye kendi resullük özelliğine
ait olan davranışı amel ettirmeyi hedefler. İşte buna da RESULUN iRSALİ denilir. MİSAL: oyuna girecek
olan bir futbolcu önce saha kenarında ısındırılır. İşte bu konum Bu oyuncunun BEASEsidir. AMa oyuna da
girerse İRSAL edilmiş olur. O halde her irsalde BEASE vardır ama Her BEASE de İRSAL olmayabilir.
Eğer bir futbolcu takımın rn iyi oyuncusu olarak önce BEASE sonrada irsal yoluyla oyuna girerse hem
oyundaki diğer oyuncular ve hem de bunları izleyenler ŞAHA kalkarlar. İşte 21/107 de resuller içindeki en
kaliteli oyuncu cennet melekesi olan muhamedtir. Ona uyanıngünahları bağışlanır ve allahın sevdiği kullar
listesine girer. İşte Bu ayetteki EL ALEMİYN denilen grup ta hem diğer resuller ve hem de tüm insanlara
gider. O HALDE: içindeki muhammedi kendine İRSAL ettirt. BEASE ile yetinme. Ondan sonra gör bak
neler olacak.
SORU: madem ki muhammed ve diğer resuller ilk insandan beri var? o zaman niye allah ŞEKLİ
MUHAMMED ve diğer resulleri ve ŞEKLİ BİR KİTAB indirdi?.
CEVAP: MANA nın ŞEKİLLE buluşturulmasına NURUN İTMAMI denilir. Bu rabbilalemiynin kendi
yasasınca yapması gereken bir şeydi. yani Her mana ŞEKİLLe buluşturulacak veya ona
dönüştürülecek. Ancak burada eğer ŞEKİL önplana çıkarılırsa bunu yapan kişiye ''kalblerinde
MARAD olanlar'' denilir.ÖZELLİKLE 19 cuların bu işe dikkat etmesi gerekir. MANA olarak hayatta
yer bulamayan 19 zun ŞEKLİ ve MAETEMATİKSEL kısmı DOĞRU BİLE OLSA hayatta hayatı
anlamada bizim hiç bir işimize yaramaz. bize ait olan bir hissiyatı tarif etmez. Buna göre Kitab içindeki 19
gibi bir deyimin hayatta olmayan ŞEKLİ kısmını velevki doğru olsa bile 40 küsür yıldır GÜNDEM ederek
boş şeylerle muminleri oyalamak kuranda Kalblerinde marad yani hastalık olanlar olarak zikredilir.
Her kitabi deyimde MUMİNler için aslolan MANA dır. Şekli kısmı kendisi bizzat görülünceye kadar şahit
oluncaya kadar kabul edilmeyebilinir. yani bir insan eğer cennete gitmek istiyorsa ''büyüklerden biridir''
denilen 19 zun mana kısmına teslim olmalıdır. Bunun MANA KISMI ise ; hayatta hiç bir şeyin aslında
olduğu gibi anlaşılmaması gerektiğidir. Yani Görünüşe her zaman aldanmayacaksın işin ÖZüne merkezine
ineceksin. işte 19 hayatımızda bu şekilde yer bulur. Bu mana Kitabı anlamakta da işimize yarar ve TEMEL
DİSTURUMUZDUR.
AKLINIZI KULLANINIZ: Kuran hayat kitabımız demiyormuyuz? Eğer cevabınız EVET ise ikinci soruyu
soralım: Peki hayatta herşey olduğu gibi mi? eğer cevap HAYIR ise o zaman 3.cü soruyu soralım: o halde
KURAN için nasıl MUBİYN diyerek her bir deyimi OLDUĞU GİBİ lisani manasıyla anlıyorsunuz?
O halde: Bencillikten uzak dur. Mekkedeki muhammedi inkar et yok say bir şey olmaz 2)Şekli olarak
varolduğu iddia edilen allahı yok say ama amellerinnde MANA ALLAHı yaşat 3) Ahiretteki cenneti
cehennemi yok say ama güncel hayatında cennetin de cehenneminde olabileceğini kabul et. kısaca tüm
şekli unsurları KENDİLERİNİ BİZZAT GÖRÜNCEYE KADAR ,varlıklarına bizzat şahit oluncaya kadar
reddet yok say. ama MANA kısımlarına 4 elle sarıl. sana cehennem yoktur
5/103
BEHİYRETİN ,SAİBETİN, VASIYLETİN, HAMİN NEDİR?
BU AYET VE İÇERİĞİ OLAN KAVRAMLAR BİZE NE ANLATIYOR ? HAYATIMIZDAKİ YERİ
NEDİR?.
arkadaşlar 5/103 ü açalım. Bu ayette geçen ''ma cealellahü'' deyiminin kuranda bir de 33/4 de
olduğunu söylemiştik. Bu deyimden anlaşılması gereken DUBUR MANA ''allah kılmadı'' değildir.
Bir insanın kendi düşünce dünyasında yada yaşadığı toplum içinde normal manası yada
davranışı genel kabul görmüş bir takım ABARTILI düşünce,davranış yada SÖYLEVlerin normal
manasının değil de bile bile ABARTILI manasının dikkate alınmasının önüne geçilmesini ifade
eden KURANİ CÜMLE ye ''ma cealellahü'' denilir. Örnekler: adam hastanede 1 saattir doktor
bekliyordur. ama bunu ''yahu sabahtan beridir doktor bekliyorum'' şeklinde ifade eder 2)
''namussuz herif, harika gol attı'' cümlesinde adamın aslında NAMUSSUZ olduğu değil
YETENEKLİ olduğu anlatılmak istenilir. 3) azıcık sus yahu KAFAM ŞİŞTİ '' cümlesinde anlatılan
şey aslında kafanın şişmesi değil,kişinin ses yada anlatılan konudan rahatsızlık duymuş
olmasıdır. 4) 33/4 örneğinde değindiğimiz örnek gibi: bir generalin işinin ve sorumluluğunun
yoğun olduğu bir dönemde kendi kendine ''keşke bir er olsaydım'' demesi onun aslında haikaten
de bir er olmak istediğini göstermez. Bu kadar ağır bir sorumluluk altına giren herhangi biri de
böyle düşünebilir. İŞTE ARKADAŞLAR: Bir düşünce ,davranış ,veya söylevin NORMAL
MANASının kişi içinde yada yaşanılan toplum içinde GENEL KABUL GÖRMÜŞ, yani herkes
tarafından kullanılan ve hiç kimsenin sahiplenmediği ,sahiplenemediği yada ÜZERİNE
ALINMADIĞI bu abartılı söylevlere BAHİYRETİN denilir. Bu deyim BAHR yani ''DENİZ'' diye
bilinen kavramdan türetilmiştir. Ancak biz bu DENİZ anlamını değil de İlgili deyimin DUBUR
manasını kullanıyoruz. Çünkü EL BAHR deyimi elif lam ra dizilimine uygundur. Bu deyimin
DUBUR MANAsı: hiç kimseye ait olmayan ve herkes tarafından da rahatlıkla kullanılabilen
mekanlar düşünceler Kütüphane internet, Çöl, deniz,okyanus, Mesire alanları parklar vs. idi. İşte
arkadaşlar 5/103 te bunun kişi yada kişiler yada toplum tarafından nasıl BİLE BİLE suistimal
edileceğini göreceğiz.. Öncelikli olarak ''MİN......VE LA .... '' kuralını görünüz. Bu kurala göre MİN
deyiminden sonra gelen deyim , VE LA deyiminden sonra gelen deyimin sebebi oluyordu. Lütfen
hatırlamak için 22/52 deki ''MİN resulun VE LA nebiyyin'' deyimine dikkat ediniz. Burada anlatılan
asıl mana ''resul ve nebiler'' değildir. NEBİLEŞMİŞ RESULLERDİR. Yani resul nebiye
dönüşmüştür. İşte bu bağlamda 5/103 te geçen MİN bahiyretin VE LA saibetin cümlesinde de
bahiyretin deyimi ,saibetin deyimine dönüşecektir. Arkadaşlar SAİBETİN(5/103) deyimi ,
bahiyretin in genel kabul gördüğü alanların dışında kullanılması yada gündem edilmesi
durumunda ortaya çıkar. Bir SUUDİ yada İRANlı musluman bayan düşünün . Bu bayan herkesin
bikini giyerek denize girdiği ve bikini ile denize girmenin normal karşılandığı avustralya
sahillerinde yüzerken fotoğrafları çekilse ve bunlar da bu bayanın yaşadığı ülkede gösterilse işte
bu durumda ,bu bayana ait BAHİYRETİN, SAİBETİN e dönüştürülür. Allah bunu yapanı KEFERU
konumuna getirir ve AKLINI KULLANMAYAN olarak niteler. (5/103). O halde herhangi bir söz
yada fiiliyat allahın emir ve yasaklarına mudahil olmamak kaydı ile abartılı olarak yapılsa yada
söylense dahi eğer bunlar yapılır yada söylenilirken içinde bulunulan ortam bunu normal
karşılıyorsa bunlar bu ortamda kalmalı ortam değiştiğinde yada değiştirildiğinde gündem
edilmemelidir. Kim bunu İFŞA ederse KEFERU ve AKILSIZ konumuna düşer. İşte allah 5/103 te
''ma cealellahü'' cümlesiyle bunun önüne geçmek istemektedir. Devam edeceğiz.
İSLAM ve ALLAH
ALLAH denilen şey; senin hayr yâda fedakârlık amellerinin adıdır. Kuran’daki Allah kavramı,
öncelikli olarak bunlara işaret eder.
Hayatımızdaki her şey, şekil ve manadır. Allah’ta şekil ve mana olarak 2 kısımdır. Biz şu anda
Allah’ın şekilsel kısmıyla ilgilenmiyoruz ama o mana olarak bizim amellerimizde yâda
tabiattadır. ...
Misal; bir kedi kakasını yaptığı zaman üstünü örter. İşte sen, buna dikkatle baktığın zaman bundan bir ders
alırsın. İşte aldığın bu ders aklına yâda ameline hükmederse buna ALLAH denilir. Elbette ki hayattaki
Allahlardan herkes eşit oranda ders alamaz, aklına yâda ameline eşit olarak hükmettiremez, bu yüzden
Allah kendisi için ADL faktörünü üstüne almaz.
Bir insan ateist olabilir yani şekli Allahı inkar edebilir ANCAK mana alemindeki Allahlara dikkat eder ve
gereğini yaparsa, bu yapılanlara ŞEKLİ olan Allah, kendini, katında bulunan CİBRİYL ve MİKYALE ile
entegre eder ve kulunun yaptığı bu güzel ameli böylece ÖLÜMSÜZLEŞTİRİR.
Yani bir ateistle bir müslüman arasında fazla bir fark yok, ikiside güzel şeyler yapsın, varsın biri şekli
Allahın varlığını reddetsin, zaten ahirette Şekli Allah kullarına kendini öyle bir ilimle tanıtacak ki, görmüş
gibi olacağız, böyle oluncada ateist yine Allah yok diyemeyecek, bunada iman edecek ancak, daha önce
dünyada yaptıkları amelleri ona tastamam ödenecek ve belkide cennete dâhil edilecek.
İSLAM denilen şeyde; Senin VİCDANının sana telkinleridir.
Allah’ı gökte arama. Allah’ın varlığını yâda yokluğunu tartışma. İnsanların hayrına iyiliğine olacak şekilde
söz yâda ameller yap, işte o zaman seni mutlu edecek, seni cennetine koyacak Allahını, yehovanı, tanrını
yâda adı her neyse onu YARATMIŞ olursun! Yapmış olduğun hayırlar yâda güzellikler sayesinde Allah,
senin tarafından MANA âleminde yaratılmış olur.
Bundan sonraki iş ŞEKLİ olan Allaha kalır. O senin yarattığın mana kısımını, kendi şekli hüvüyeti ile
birleştirerek onu ÖLÜMSÜZLERŞTİRİR. Çünkü ALLAH ölümsüzdür! AMA eğer şekil Allah’ın varlığına
inanmıyorsanız bununda bir önemi yoktur. MANA âleminde sizi mutlu edecek Allahınızı yaratın ve dünya
siz ve sizin hatta bizim gibiler aracılığı ile CENNETE dönsün. Yeryüzüne barış ve huzur gelsin. Varın
Allah için YOKTUR deyin, kaybedeceğiniz hiç bir şey olmayacak.
RABBİNİYUN--KİTAP--KİTABİLLAHİ
Kitabta RABBANİYUN diye bir unvan vardır..
3/79`da bu RABBİNİYUN Kitabı , tedris ve talim ettirir..Bir insan RABBANİYUN olmak istiyorsa ,
kitab-hüküm-nubuvvet alması gerekiyor..
Kitab , hüküm ve nubuvvet ; 6/89`da sadece üst ayetlerde geçen Peygamberlere gitmiyor..
3/79`da beşere , 45/16`da beni israile gider açınız ve bakınız lütfen..Lakin , SULTAN hükmündeki
tanımlama 3/79`dadır “beşerden herhangi birine kitab hüküm nubuvvet verdikten sonra , ibadet
edin demesi olmaz lakin o derki RABBANİYUN olun..” niye Rabbaniyun olun diyor , çünki
kendiside rabbaniyun ve diğer insanlarında kendisi gibi olmasını istiyor..Bu kişiyi Rabbaniyun
yapan sebepte “kitab hüküm ve nubuvvet” tir..
O halde “kitab hüküm ve nubuvvet” verilen insanlar , kitabı tedris ve talim ettirirler..Başka bir
deyişle eğer sen , güncel yaşamda yada kişinin yaşamında delillendirme yapabiliyorsan , bu
noktada sana “kitab hüküm ve nubuvvet” verilmiş demektir..Herhangi bir ayeti , eğer sen güncel
yaşamdan delillendiremiyorsan , bu noktada sen “kitab hukum ve nubuvvete” sahip değilsindir..
Bunu bilemezseniz , işin içinden çıkamazsınız..
6/89`daki “nubuvvet” kavramını uluhiyet yüklersen yani kendilerine kitab verilmiş RESULLER
olarak algılarsan 45/16`dada BENİ İSRAİL`e veriliyor ? BENİ İSRAİL peygambermidir ?
3/79`dada herhangi bir beşere veriliyor..! Nasıl olacak şimdi bu iş ?
İŞTE tanımlama 3/79`da..Eğer bir insan RABBANİYUN olursa , ona “kitab hukum ve nubuvvet”
verilir..!
RABBANİYUN ; herhangi bir ayeti , kişinin 24 saatinde yer buldurtacak şekilde izah edebiliyorsa ,
başka bir deyişle “kitabı tedris ve talim” ettiriyorsa , bu noktada bunu yapan KİŞİDİR..! Bu
seviyeye gelmesi içinde gerekli olan faktöre “kitab hukum ve nubuvvetin verilmişliği” denilir..!
Kitab hukum ve nubuvvet , bir muteşabih formattır ve bunları ayırmak söz konusu değildir..!
Tamlamadan sonra gelen VELli ibare kuralı buradada çalışır..Bu kural 1200`e yakın yerde
geçiyor..! Bu bilinmediği sürece , asla ve asla işin içinden çı-kı-la-maz..!
Kitabtan konuşmak ile KURANDAN konuşmak bir değildir..Kitabtan konuşan MEALİ bilgi ile
konuşuyordur yani iyi bir Arapça bilen gelir meal yapar iş biter , Kitabi bilgi işte bukadardır..!
Misal , LUT kıssası ; erkek erkeğe seks yapan birilerini kurtarmak için kendi kızlarımımı
pazarlamam lazım ? Alın bunlarımı düzün demem lazım ? HAYIR tabiki..NE ozaman buradaki
mana ? İşte Arapçanın bittiği yer..! Yapma ekleme çıkarmada bittiğini gör Arapçanın..! Böyle bir
şey olabilirmi ? Namusumuzu sokaktamı bulduk biz ?
İŞTE , bir insanın kitabtan konuşması demek KURANdan konuşabileceği anlamına gelmez..
MEAL , Allahın belirlediği sınırlar içerisinde sorgulanırsa , ki burada “kurallar devreye girecek ,
tamlamalardan sonra gelen VEL li ibareler , Ve li ibareler , tasiyn , yasiyn vs.. Rahman suresinde
geçen bütün kurallar” çalıştırıldığında , Allahında yardımı ile çünki MANAYI Allah sana verecek ,
sen o işi çözeceksindir..Benata anlam bindireceksin , Luta anlam bindireceksin vs vs vs..Bu
değimlerin geçtiği bütün yerleri bulup sağlamasını yapacaksın ve mana bütün geçtiği yerlerde
cirlop gibi yerine oturacak..İŞTE o zaman buldun demektir..! Yoksa bunları yapamayn biri ile ne
konuşabiliriz..
KURANI Muhammedten itibaren başlatırsanız , Kuran ile Kitab arasındaki farkı bilmezseniz ,
Kuranın Kitabın içerisinde olduğunu bilmezseniz , Mutahharunelerin ilişebileceğini bilmezseniz ,
KURAN=KİTAB derseniz , her şey biribirine karışır hallaç pamuğuna döner , işinde içinden
çıkamazsınız..!
BİR İNSANA “kitabın” verilmesi ayrı şey , “kitab hukum nubuvvet” üçlüsünün verilmesi ayrı
şeydir..!
Utul Kitab kavramı vardır Kitabta..Kul ya utul kitab “ey utul kitab” der..İşte bu , kitab verilendir..!
Birde ne var , kendilerine “kitab hukum ve nubuvvet” verilenler var , kitab ile yetinilmemiş “hukum
ve nubuvvet” eklenilmiştir..!
O halde ; bir UTUL KİTABA , hangi şartlarda KİTAB verilir , hangi şartlarda KİTAB-HUKUM-
NUBUVVET verilir açıklayınız ?
Açın 17/4`ü “ve kadayna ila beni israile fil KİTABİ”..Kitabta diyor , Allahın kitabında demiyor..!
Açın 4/36`yı “inne iddeteş şuhuri indallahisna aşere şehren fi KİTABİLLAHİ”..İşte Allahın kitabı
denildi.. 33/6`yada bakın , oradada var..
ŞİMDİ ; herhangi bir ayetin , KİTAB`ta olduğumu yoksa KİTABALLAHİ`demi olduğunu nasıl
anlayacaksınız ?
Herhangi bir ayeti okuyun , KİTAB`tanmı yoksa KİTABİLLAHİ`denmi söyleyin ?
İkiside aynı demeyin , birinde ALLAH lafsı var diğerinde yok..! Ekleme çıkarma yapmayın..!
Evet , bir şeyin KİTAB`ta olması ile KİTABİLLAHİ`de olması arasındaki , benim hayatımı
etkileyecek MANA FARKI nedir ?
KİTABİLLAHİ ; Bir şeyin bütün insanlar tarafından anlaşılması , makul ve mantıkıyet sınırları
içerisinde karşılanmasıdır..! Yani , seninle ben bir konuda anlaşabiliyorsak bu KİTABALLAHİ`dir..!
KİTAB ise ; anlaşılamayan şeylerdir..!
Anlamak yetmiyor sadece , hayatının heryanına uyması lazım.
KANİT nedir ?
2/238`de KANİT kavramı KIYAM ile yan yana getirilmiştir. KUMU kavramı Salata ait bir
parametredir ve KIYAM değiminden gelir. O halde, Salat`a ait parametrelerden en az bir
tanesinin usulüne uygun yapılması SALAT`a artıdan bir anlam daha bindirir ki buda KANİT`tir
yani SALAT bir kademe daha ileri gider MANA olarak.
İşini hayr ve ihsan içerikli olmak kaydı ile usulüne uygun yapman SALAT`dır değil mi ? Evet.
Ama, bu Salat`a uygun faktörlerden üçünü usulüne uygun yapıp bir tanesini yapamazsan ne olur ?
Yani kıyamı düzgün yaptın, rukuyu düzgün yaptın, secdeyide düzgün yaptın ama tilaveti düzgün
yapamadın. İşte tilaveti düzgün yapamasan dahi diğer faktörleri “doğru yapman” KANİT hükmüne
geçecektir ve bugün yapılamayanı telafi edecektir. Yaptığın, yapamadığın iş noktasında senin ha...tanı
telafi eder.
Misal ; Elemanın var ve bir kolu sakat ama sağlam çalışıyor. Sakat olmasa sana daha çok para
kazandırabilecek olsa dahi onu elbette işten çıkartmayacaksın bir kolu sakat diye değil mi ? Ona diyorsun
ki, kolun sakat ama helal olsun bir çok kolu sakat olmayandan çok iyi çalışıyor ve iyi para
kazandırıyorsun ! İşte bu elemanının sağlamlığı, kolunun sakatlığına karşı KANİT hükmünde olmaktadır
yani tamamlayıcı yani telafi edici yani hoş gördürücü olmaktadır.
ALLAH, bir müslümana cenneti Kıyam`da verir. Ruku yada Secden eksik olabilir, tilavetin eksik olabilir
2/238 bunun için delildir ve KIYAM`ının sağlamlığı, diğer eksik parametrelere karşı KANİT hükmüne
geçmektedir.
Din anlatırken dilin dönmeyebilir, sana söylenen şeyleri eksik algılayabilirsin sorun değil ! Ama Er
meydanına geldin mi ? Kendini gösterdin mi ? Evet. İşte bu, diğer eksikliklerine karşı KANİT hükmüne
geçmektedir !
Şimdi 18/14`ü bir daha okuyun.
Firavun ailesinde imanını gizleyen bir adamın, Musa a.s`ın yanında tebliğini yaparken yapmış olduğu bir
hata var. O da nedir ? “Ey kavmim, ben sizi sebilil reşad, aulaştıracağım bana uyun” diyor. Oysa yanında
MUSA vardı ve MUSA`ya uyun demesi gerekirdi !
İkinci hata ; Sebilil Reşad değimini önce Firavun kullandı “bana uyun ki sizi sebilil reşad`a yönelteyim”
diyor. Müslüman bir adam, Firavun gibi bir adamın kendisi için doğru yol diye bildiği bir şeye kullandığı
ismi kullanamaz !
İşte bu iki hata bu kişi tarafından yapılmasına rağmen, kişinin samimiyeti bu iki hatanın görmezlikten
gelinmesi ile sonuçlanıyor. İşte yine KANİT`e bir örnek.
Kısaca KIYAM`ını düzgün yap, gerisi eksik dahi olsa önemli değil KIYAM`ın sana yeter.
Ey sevgili üzülme, senin varlığın yeter..
Selam..
REENKARNASYON
Reenkarnasyona delil olarak getirilen ayetlerden birini yani 2/28’zi işleyelim. Bu ayet 22/66 ile
''ahyaküm sümme yumiytiküm sümme yuhyiyküm'' misil yazılım muteşabihi ile 22/66 ya bağlanır.
2/28 deki TA sİYN kuralını görünüz ''billahi ve küntüm emvaten''. Bu ayetteki Billahi deyibi kişinin
Allahü yâda Allahe den anladığı yâda yapabildiği şeylerdir. Ancak bunlar İKMAL yâda İTMAM
cinsinden yeterli bir sevyeye ulaşmazsa Bu kişi bu şekliyle BİLLAHİ içinde EMVATEN olur yani
hayatında karşılaştığı hayır nitelikli bir İLK i (ALLAHÜ) hem İTMAM (sayısal) ve hem de İKMAL
(nitelik) olarak iyi kullanamazsa EMVATe yani ÖLÜye dönüşür.
TA SİYN kuralı gereği BİLLAHİ deyimi kendisinden sonra gelen VE li ibareyi yani EMVAT
deyimini içine alacağından bu kaynaşma kişiye fayda sağlamaz. Ancak Bu kaynaşım İKMAL ve
İTMAM cinsinden Allah katında kabul edilebilir bir sevyeye ulaşırsa o zaman bu kişi AHYA edilir
yani diriltilir ve 6/122 nin muhatabı olur. Bu kaynaşımın kişi MEVT iken AHYA edilmesinde İKMAL
ve İTMAM cinsinden Allah katında kabul edilebilir bir sevyeye ulaşması için KRITER ne
olmalıdır? Bu sorunun cevabı 22/66 nın ilk cümlesi olan ve son harfi uzatmalı okunan
(Hüvelleziyyyy) deyimde gizlidir. Uzatmalı okunan bu deyimler kişinin yaptığı fedakârlığı yâda
Allah'ın bu fedakârlığa verdiği ve yine fedekarlık içerikli ödülünü ifade eder.
Demek ki kişi, dini anlayışında fedakârlığa yer vermiyorsa yani hayr yaparken hiç riske girmiyorsa
bu kişideki BİLLAHİ konumunun İKMAL ve İTMAM faktörleri EKSİK olacağından bu kişi MEVT
yani ÖLÜ bir hayat sürecektir. Eğer kişi hayatında fedekarlık denilen yaşam şekline de yer verir
ve bu konumunu düzeltirse Allah bunun durumunu HAYY konumuna çıkarır.
Bundan sonra kişi, hayatını HAYY konumunda devam ederek MEVT olur yani 29/2 ye göre Allah
onun bu hayy konumundaki sürekliliğini deneyerek onu FEDAKÂRLIK makamında tutup
malından mülkünden eksiltecek yâda makamından edecek yani YUMİYTU yapacak (EYYUB
yâda YUSUF u düşünün) böylelikle bu yumiyt, kişinin LEHİNE sonuçlanacak ve kişi sonuçta yine
2/28’ze göre YUHYİY edilecek yani yine değerlenecektir. İşte Allah'ın kullarına karşı onları
cennetine sokmak için böyle bir İLAHİ yaklaşım tarzı var.
2/28’zin ilk cümlesi işte bu anlayışı nasıl doğru anlamaz (allahü) yâda doğru amel etmezsiniz
(allahe) şeklinde bir sezeniştir. Yoksa Allah'ın İNKÂRI ndan yâda REENKERNASYON denilen
saçmalıktan bahsedilmez. 2/28, Sümme ilyhi turceune ile biter. 22/66 ın son cümlesi ise İnnel
insane le kefurun şeklinde biter. Bunlar ilgili misil yazılımlar aracılığıyla birbiriyle tevilleşirse Bu
ilahi yaklaşım tarzının iyi anlayamayanların KEFUR olarak BİLLAHİ ye döneceklerini söyler. Ya
doğru anlaşılıncaya kadar aynı senaryo bu kişi için dünya hayatında tekrarlanacak yâda bu
dönme ahiretteki BİLLAHİ ye olacaktır.
Bir insanın Muttaki olabilmesi için kişi 29/2 ye göre denenecektir. Bu sürecte ERRUM a göre her
şeyini kaybedebilecektir. Ama Allah bu kişiye daha sonra fazla-fazla verecek ve onu MEMNUN
edecektir ve ahirette de onu cennetine koyacaktır. İşte bu yaklaşım tarzının anlatıldığı ayetler
2/28-22/66 misil yazılımlarıdır. Yoksa Reenkarnasyon gibi bir olay anlatılmaz.
Bu olayın benim pratik yaşamımda da bir karşılığı yoktur. Ben öldükten ve cennete girdikten
sonra benim ruhumun yâda canımın başka bir bedende can bulacağı fikrinin benim hayatım
devam ederken bana hayatıma yönelik ne tür faydası olabilir. Allah'ın Kuran'da anlattığı her ayet
benim hayatımda yer bulabilmelidir, aksi takdirde LEHVELHADİYS hükmüne girer. 31/6.
29/51`de “e ve lem yekfihim enna enzelna aleykel kitabe yutla aleyhim” yani “sana indirdiğimiz
kitabın onlara okunması yetmiyor mu” gibi bir meali mana mevcut. Bu mana doğru bir mana
değildir.
Bu manaya şu soruyu sorun ; Muhammed a.s peygamber oldu ve kavmine geldi. İlk muhatab
olduğu adama dedi ki ben Allahın Resulüyüm ve birkaç ayet okudu.
Şimdi, madem ki Allahın Resulüsün, o zaman bana bir işaret ver yada göster denildiğinde
Muhammed`te şunu mu diyecek “kitabı sana okumam yetmiyor mu ?”
İşte burada ki KİTAB, Muhammed a.s`ın meleke resul olması dolayısıyla muhatabının içindeki
Muhammed meleke resulünden bilgi alması ile alakalı tarz ve stildir. Yani burada indirilen kitab budur,
Kurandan falan bahsetmiyor burası.
Hayattan örnek verelim bu yazdıklarımıza ; her hangi biri bir fedakarlık ameli yaptığı zaman sanırsın ki o
ameli kırk senelik ustaymış gibi yapar o ameli hatta buna kendisi bile şaşırır ben bunu nasıl yaptım diye.
İşte bu adamın bu özelliği bize onun geçmişini okutur. Buna vesile olanda içimizdeki Muhammed
melekemizdir.
Adamın eli kılıç tutmaz ama savaşta öyle bir vuruşur ki sanırsın hayatı savaşarak geçmiş. Oysa bu adam
savaşa gelmeden önce bir korkak biliniyordu kılıç nedir bilmezdi. Lan sana ne oldu böyle dediğinde valla
bende bilmiyorum Allahtan heralde der
İşte sen, bu adama baktığında Muhammed meleken sende de aktifse, bu adamın yaptığı bu fedakarlık o
adamı sana okutturur ! Hani bir adamın sağlam bir adam olduğunu hissettiğini düşün, aslında burada olan
şey 29/51`de bahsedilen o KİTAB`ın okunmasından başka bir şey değildir....
EL AMA..!
EL AMA denilen şey ; ana kareyi bırakıp ayrıntılara kafayı takandır..
Mesela kim dünyada kör ise ahirettede kördür..Kişi dünyada gerçeği bırakır , ayrıntılarla uğraşır ;
başıma şu geldi başıma bu geldi , zengin oldum fakir oldum vs vs vs , ömür geçiyor farkına
varmaz..Yani ana kare bırakılmış detaylara dalınmıştır..
ABESE`de sana kör geldi derken buradaki KÖR , bilinen manada kör değildir..
80/2`de “En caehul a’ma” derken iki şekilde geldiğini düşün ;
1- adamın biri sana geliyor
2- senin içinden biri sana geliyor
Peygambere gidiyorsun ve ben seninle savaşacağım diyorsun , işte senin içine AMA geliyor ,
peki bu seni ne yapıyor “delimisin olum , senin adın ne sanın ne kalkıp bedirde savaşacaksın ?”
ana kareyi kaçırıyor burada Peygamber..!
Bu adam senin yanına gelmiş , sanane savaşır yada savaşmaz , bu adam buna talip , sanane
kördür topaldır bilmem nedir..!
Abese suresindeki bu gelen adam mana olarak o zamana kadar zaten içimizdeydi , bu ayet
ininceye kadar yani tarihler boyunca FEDAKARLIK ameline sürekli olarak KÖRLER geldi..
İŞTE bu ayet , manayı şekille buluşturdu..Bu ayet günümüzde MANA kısmı olarak yaşanmaya
devam edecektir yani IYD-BAYRAM olacaktır..
Peki sorun ne ?
Sorun şu ; karıncaya sormuşlar , İbrahime niye su taşıyorsun ? Safımı belli etmek için demiş..
İŞTE bir insan eğer , elinden hiçbirşey gelmemesine rağmen , kılıç bile tutamazken , safını belli
ederse bu noktada MUHAMMED MELEKESİ BUNU KÜÇÜMSEYEBİLECEKTİR , içindeki
FEDAKARLIK ameli bunu küçümseyebilecektir , İŞTE “En caehul a’ma” gelmesi budur..!
Buradaki “AMA geldi” cümlesi ; böyle bir fikrin yada anlayışın sana gelmesidir yani sen büyük
kayayı kaçırıyorsun küçüğü ile uğraşıyorsun demektir..!
Şehrin uzak tarafından gelen bir adam var , bu adam şeklen gelmeden öncede milyarlarca yıl
öncesinde MANA olarak zaten yaşanıyordu , ne oldu ? ŞEKİLLE buluşturuldu..
Musa a.s şehrin uzak tarafından adam geldi , kaç seni öldürecekler dedi..Bu zaten mana
aleminde yaşanılan bir şeydi , peki nasıldı ? “İki kişi kavga ediyor , sende bir hayır aracılığı ile
aralarını bulmak için çalıştığında , eğer aralarını bulamamakla beraber baktın ki sana düşman
olacaklar , İŞTE şehrin öteki tarafından o adam sana gelir , iki kişinin arasını bulacam derken
sakata geleceksin der ve sende uzaklaşırsın oradan , ne laf anlamaz adamsınız ne haliniz varsa
görün dersin..”
İŞTE , AMA`da iki şekilde geldi ;
1- Fiziksel olarak şahsın kendisi var , şekille buluşturulan
2- Muhammedin kendine gelen bir fitne var
ŞİMDİ , senin evine icra geldiği esnada , her şeyin alınıp götürüleceği esnada bir DİLENCİ sana
gelip diyorki “abi ben sana yardım ederim” , ne dersin ona ? Ulan git , önce kendine yardım et..
AMA adam “abi 1 liram var” al bunu kullan..! Sende diyorsunki , al o 1 lirayı bas git buradan , 1
lira ile işimiz hallolsaydı biz hallederdik..!
İŞTE ŞİMDİ SANA KÖR GELDİ İŞTE VE BÜYÜK KAREYİ KAÇIRDIN..! KÖR OLDUN KÖR..!
Ulan adam sana gelmiş SAFINI belli ediyor , zor zamanda sana DOSTLUK YAPACAK..! SANA
ASLINDA KÖRLÜK GELDİ KÖRLÜK , KÖR OLDUN GÖRMÜYORSUN İŞTE..Bu şartlarda senin
artık görmen söz konusu bile olmaz , İÇİNDEKİ MUHAMMED MELEKESİNE AMA GELMİŞTİR
ve büyük kareyi kaçırırsın..
İşte insani olarak böyle bir tepkinin verilebileceğini ALLAH bildiği için ABESE suresindeki bu
ayetleri indirdi..!
İŞTE demek istediğimiz odurki , MANA`yı yakalayalım , bize lazım olacak olan budur..Karşı
tarafa yardımcı olacağız , anlamaya çalışacağız , yanlış varsa düzelteceğiz..! Önce anlayıp ,
sonra eleştireceğiz..
Benim seni anlamam demek , ağzından çıkan her şeyi doğru olarak kabul ettiğim anlamına
gelmez..O yüzden önce seni anlayacağım , sonrada anladığım şeyi sana tekrar edip
tastiklettireceğim , sen böylemi dedin doğrumu anladım diye , evet dediğin andan itibaren artık
KİTABALLAH oluşmuştur YANİ asgeri müşterek zemin tanımlanmıştır..! VE 2/101 devreye
girecektir artık..
Şimdi seni sorguluyorum ; şu nasıl olacak bu nasıl olacak vs vs.. , sende ben aslında onu derken
şunu kastettim şunu derkende bunu kastettim dersen KİTABALLAHİ`yi arkaya atarsın..Müşterek
zeminden sapıyorsun “kitaballahi verae zuhurihim ke ennehum la ya’lemun” yani sanki
bilmiyorlarmış gibi ALLAHIN KİTABINI arkaya atıyorlar..!
İŞTE kıyamet günündede bir insana kitabının ZUHURUNDAN verilmesi vardır ve insanlar
CEHENNEME gireceklerini anladıklarında KENDİ KENDİLERİNİ red edeceklerdir..Ben orda
değildim diyecek , el benim elim değildi , ben kendimde değildim diyecek..
Bir örnek daha verelim ; Muhatabımızla tartışmaya başladık ve asgari müştereklerimizi belirledik ,
YALNIZCA KURAN dedik ve bu bizim KİTABALLAHİ`miz oldu..RUM suresinin ilk ayetlerini
konuşuyoruz ve adam kalkıyor tarihi bilgileri kaktırmaya çalışıyor işin içine..Ulan hani YALNIZCA
KURAN demiştik ?
Ne oldu şimdi bu ? 2/101`in muhatabı oldu..! Sıkıştığı yerde asgari müşterek haricinde çok şeyi
devreye sokuyor , tarihtir , ahmetin fikridir vs vs..
İŞTE , EL AMA ; ana kareyi bırakıp detaylarla uğraşmaktır.
CİNNLER ALEMİ NEDİR? CİNN SURESİ BİLİNEN MANADA CİNNLER ALEMİNİ Mİ TARİF
EDİYOR?,
:CİNN suresinde bilinen manada CİNLER ALEMİNden bahsedilmez CİNN denilen kavram
durağan bir cismin yada duygunu HAREKETLENMesidir, biliyorsunuz ki kuran MUHAMMEDin
lisanı ile muhatabına kolaylaştırılır 19/97,44/58. Buradaki ''lisan'' deyimi bilinen manada arapça
değildir FEDEKARLIK AMELLERİ dir. İşte arkadaşlar bir mumine ait herhangi bir amel
FEDEKARLIK AMELİNE dönüştüğünde bu amel CİNNlenir ve CİNN suresinde anlatılan 2 çeşit
CİNNlenmenin birinci ayağını oluştırur. İKİNCİ ayağını ise bu fedekarlık ameli karşılığında kitabi
lisani yazılıma allahın bindirdiği ama kolay kolay görülemeyen manalar BEASE olur yani aktif
hale gelir. Kuranda anlatılan ve 73 ve 74.cü ayetlerin baş kısımlarındaki ''ya eyyuhelmuzzemmil
ve ya eyyuhelmuddesiyru'' deyimleri işte bu anlattığımız iki tür cinlenmenin birleikesini verir. Bu
iki ayette de ORGANİK muhammed yada sen yada ben yada edip yükselin dedği gibi reşad
halifeden bahsetmez. Biliyorsunuz Allah lisani arabi deyimler aracılığıyla kitabını oluşturur. Ancak
yine kendisinin koyduğu belli kurallar dahilinde(hurufu mukattalar)bu deyimlerin içini belli
oranlarda boşaltır ve onlara kendine göre bir anlam yükler. İşte buna 19 denilir. Bu anlamlar
kitabı okuyan NORMAL biri karşısında asla içindeki manayı bu kişiye deşifre edecek
CİNNlenmez yani asla elmuddesiyr ve el muzzemmil olmaz. Eğer bu kişi muhammedin lisanına
göre hayatını tanzim ederse yani fedekarlığa dayalı bir hayat anlayışını kabul ederse allah ta aynı
anda kitabını oluşturduğu arapça deyimlerin içindeki DUBUR manalara 73/1 ve 74/1 deki gibi
seslenecek ve bu kişi için bu manaları aktif hale getirecektir. O halde deyimlerdeki cinnlenme
yada başka bir deyişle bu deyimlerdeki dubur manalar ancak bu kişinin muhammedi bir hayat
tarzını kendine benimsemesiyle MUDDESSİYRve MUZZEMMİL karekterine dönüşür. O halde
CİNN suresi bize 2 çeşit ama birbiriyle entegre olabilen cinnlenmeden bahsedecektir. Bu iki
çeşidin her birine NEFERÜN MİNELCİNNİ 72/1 denilir Bunları özetlersek 1) sahip olduğun hayat
tarzının muhammedileşmesiyle CİNNlenmesi 2) bunun karşılığında allahın kitabındaki deyimlere
bindirdiği manaların sana karşı cinnlenmesi. Sevgili arekadaşlar Muhammedileşmemiş bir nefis
asla kuran ilmini ihata edemez. Bir insanın muhammedin lisanına sahip olmadan DUBUR İLMİne
sahip olduğu iddiası 6/93 te geçen ''uhiyye ileyye'' deyimiyle yerini alır. Bu deyimin aynısı
biliyorsunuz 72/1 de de geçer. Ancak allah 6/93 teki adamı rezil ediyor. 72/1 de anlatılan ve KUL
ile başlayan UHİYYE İLEYYE deyimi ilgili nefsin muhammedileşmişliğini verir. Bunun karşılığında
da bu konum NEFERÜN MİNELCİNNİ şekline dönüşür ve aynı anda DUBUR İLMİ bir başka
NEFERÜN MİNELCİNNİ şeklinde bu kişide zuhur eder. Böylelikle muhammedileşmiş nefsi
dinleyen kitabi yazılım bu acaip bir kuran derken kitabi yazılımı dinleyen muhammedileşmiş nefis
te aynı anda bu acaip bir kuran der. İŞte bu iki bakış açısı 72/2 de Bİ RABBİNA şeklinde ifade
edilir. Buradaki anlatılmak istenebn mana hem RABBÜ yü ve hem de RABBE yi kasteder. Biri
kafaya oturmuşluğu verirken diğeri AMELE oturmuşluğu verir. Böylece DUBUR MANA kafaya
oturdukça amele amele oturdukça da kafaya otturacaktır. Bu sürecte EHADEN in ŞİRKe
mudahale etmesi yani ZİKRİYAT ve TESBİHATın sadece bir tanesinin ŞİRKe mudahil olması söz
konusu olmaz. Biliyorsunuz 20/32 ye göre ŞİRK güzel bir şeydir. Ancak TESBİHAT(sammimiyet)
ve ZİKRİYAT(mükemmele ulaşma çabası) a sahip olmak kaydıyla Güzeldir. Bunlardan herhangi
biri EHADEN hükmündedir. Bunlardan birinin ŞİRK esnasında devreye sokulmamasına
YUŞRİKU EHADEN denilir. 18/26 72/2 Ve bu konuma iyi gözle kuranda bakılmaz Felakaetle
sonuçlanır. Ancak bu iki ehaden birleşirse allah BU şirke onay verecektir ve hayat
güzelleşecektir. lütfen 20/32 de musanın allah tan ŞİRK isteğine karşı 20/33,34 de allahın buna
hangi şartlarda TAMAMDIR dediğine bakınız. İşte arkadaşlar Bu iki tür NEFERÜN MİNELCİNNİ
birbirlerini konumuna iman ediyorlar: bu konumları ERRÜŞDür 72/2. Ama bu imanlarının asla
yuşriku ehaden şeklinde olmayacağını belirtiyorlar 72/2.
2/83 ve 84`ün başına dikkat edin , BİZ deyimi kullanılmış.Yani , işin içine Rabbilalemiyn girmiş
yani Rabbilalemiyn 2/83`te Beniyisrail`den misak almış.
Yine 2/83`te ''ekiymusalate ve atüzzekate'' misil yazılımını görün , bunun aynısı 4/77`de de var..
2/84`teki “tesfikune dimaeküm” deyimi “yefsikuddimae” şeklinde 2/30`da da var..
Bu süreçte eğer kişi vazgeçerse yada emeğini yok sayarsa , bu kişi KANINI DÖKMÜŞ sayılır yani
biri çok çalışmış ve ortaya bir çalışma koymuşsa bu çalışmayı yok saymak , küçük görmek
“tesfikune dimaeküm” dür yani bu kişinin KANINI DÖKMEKtir.
Eğer bir insanın emeğini yok sayar yada küçümsersen onu diyarından ihraç edersin , hevesini
kırarsın , onu başka alemlere sürüklersin.İşte 2/84`te bunu yapmayın diyor.
Kan dökmek denilen şey ; birinin emeğini yok saymak yada küçümsemek yada aşağılamak
demektir.
EDDİMAE yani KAN demek ; senin ortaya koyduğun CAN`ındır.Hani deriz ya bir işi yaparken
adamın kanı teri birbirine karıştı diye , işte öyle bir şey..Adamın emeğini yok sayarsan , bu adam
artık başka diyarlara gider , coğrafi olarak değil , hissiyat olarak..
Misal ; karın senin en çok sevdiğin yemeği yapmış ama bir teşekkür bile etmiyorsun.Hatun senin
hakkında ne düşünür ? Ulan bir daha sana bu yemeği yapanın..!
İşte , Kitabın bir kısmına iman etmek (yani iş hakikaten güzel bunu kabul ettim) diğer taraftan bir
kısmınıda tekfir etmek (bu nasıl iş ulan , bir boka yaramaz) demek ve böylece yapanı ekarte
edip , yok sayıp beğenmediğin yetmiyormuş gibi birde işe kendin oturup malı götüreksin..!
İnsanların emeğini önemse , onları onore et , böylece bu kişiler daha iyi BENİY İSRAİL olurlar.
83.cü ayette zaten kabul edilen ve 84.cü ayete görede ikrar edip şehadet ettikleri bu SÖZEL
iddialarının artık AMELe geçirilmesi hedef edildiği için burada ALLAHE`ye İbadete çağrılıyorlar (la
tabudune illallahe)..!
Yani , SÖZEL olarak TAMAM dedikleri bir şeyi Pratiktede yapın deniliyor AMA nerdeeee ? AT
ahırda değil koşuda belli olurmuş.
İBADET bir şeye severek uymadır.
Her insanın nefsinde , onunki kötü benimki iyi hissiyatı yatar yada Onunki kötü hissiyatı.Oysa
sonuç olumlu olmasa dahi verilen emek taktir edilip ödüllendirilmelidir.İşte buna TASADDUK
denilir.
AMA sen sana getirilen bir çalışmayı hor ve hakir görürsen , aşağılarsan , bunu getiren adamı
adamlıktan çıkarır , anana avradına sövdürürsün.İşte bu kişiyi hem katlettin hem kanını döktün ve
hemde diyarından ihraç ettin..!
Yetmedi birde adamın getirdiğini kötüleyerek , onu bu getirdiğinden soğutuyorsun , sonrada mala
kendin konuyorsun..İşte buda 2/85`te Esirler için Fidyeleşmek anlamına geliyor.Bu daha kötüdür.
Hayr içerik yada amaçlı olmak kaydıyla bulunduğu en son konum itibarıyla başlangıç konumuna
göre ilerleme göstermiş her insana BENİY İSRAİL denilir.
Beniy İsrail , birilerinin emeğini küçümseyerek , onu değersizleştirerek o işe kendisi konmak
isteyebilir.İşte Kitabın bir kısmına iman etmek denilirken , aslında işin “allahü rabbü” kısmına
iman var yani adama söylesen , adam sözel olarak sana yeminler eder AMA işin içine ALLAHE
girdiğinde vaziyet değişiyor..! Yani herkes SÖZDE dürüst AMA yaşantıya baktığında dönek..
Eğer bir insan EMEK harcamış ama sonuca gidememişse , buna BİRİNCİLİK ödülü değil belki
ama bir TEŞVİK ödülü vermelisin.
Bu şekilde 2/83-84 ve 85.ci ayetlerin kapsama alanı içinde olmazsın.İşte TUBİTAK`ta bunu
yapıyor yani TEŞVİK ödülü veriyor.
Bizlerde misal , bir insana bir ayetin tevilini sorarız ama adam düşünür , emek harcar ama ortaya
koyduğu tevil iyi değildir.Buna rağmen BEĞENİ İŞARETİ yaparız.Böylece onun araştırmacı
ruhunu kırmayız.
İşte , eğer bizler ADAM olursak , farkında olmadan bile Allah , Kuran ayetlerini hayatımızda bize
yaşatıyor , sadece ismi değişiyor , KURAN olmuyor ama SIDK oluyor..!
VALİDE neydi ? Bu ayette İnsanlara güzel söz söyle derken ne kastedilecek ?
Eğer verecek bir teşvikin yoksa en azından güzel söz söyle..!
VALİDE , VELED sahibidir.
VELED , seni anlamlı kılan unsurlardır.ANLAMLI kıldığında aldığın isim VALİDE`dir.Seni anlamlı
kılan şeyler , seni anlamlı kıldığında bunlara İHSAN yap.ZİYLKURBA değimi , buna bu durumuna
hakim olan melekeyi verir.
Tamlamadan sonra gelen “vel li ibare” gereği VELMESAKİYNİ VELYETEMA deyimleri , bu
melekenin içine girecek..
Buradaki EL KURBA deyimini 17/27`ye götürün ve Muhammedi muhatab aldığını görün..
“Ekimissalete ve atüzzekate” deyiminin tanımını 4/77`den çıkarın.Önce SÖZDE SAVAŞIRIZ
diyorlar , sonra iş ciddiye binince kaçıyorlar..!
MİSKİN denilen şey ; elinden geleni yapmasına karşın istediği çizgiyi elde edemeyenlerdir.
O halde ; 2/83`te bize ne anlatılıyor ?
MANA olarak TAMAM dediğin bir şeyi ŞEKLEN yaparkende TAMAM diyeceksin.İşte buna
Ekimissalte ve atüzzekate denilir.
Şimdi 2/83 ile 84.cü ayetlerin ilk cümlelerini birbirine bağlayın yani bu iki ayet aslında iç içedir
''ve iz ehazne miysaka''..!
83.cü ayette insanlara güzel söz söyle denilirken tüm insanlar kastedilmiyor.
84.cü ayetle birlikte düşünün yani çalışmış ama başaramamış insanları dışlama , onlara güzel
söz söyleyerek motivasyonlarını kırmamaya bak diyor..!
83.cü ayette zaten kabul edilen ve 84.cü ayete görede ikrar edip şehadet ettikleri bu SÖZEL
iddialarının , artık AMELe geçirilmesi hedef edildiği için burada ALLAHE`ye İbadete çağrılıyorlar
(la tabudune illallahe)..
İşte bu ''sümme ikrartüm ve entüm teşhedune'' yi açıklıyor..
Bakara 83-84 ve özellikle 85-86 ;
2/83 ; Rabbilalemin yani marufta doğruluğu ispatlanmış ve herkesin kabul ettiği bilgilerle iyi bir işi
yapmaya başladığında , kendinde ve işinde eğer iyiye doğru ilerleme kaydeden olmak istiyorsan ,
gereken prosedür ne ise onun bedelini severek yerine getir.Sizi anlamlı kılacak şey için fedakarlık
yapın , fedakarlığın hakkını verin , eksiklikleri acil olanları gözeterek kapatmaya çalışırken ,
hissiyat dünyana güzel mesajlar ver.Çevreye ve kendine karşı olumsuzluk hissetsen yada
hissettirilsende hayırlı işinde kırılma , sağlam dur.Her şey sizin yüzünüzü çevirdiğiniz düşünceniz
aracılığı ile yine size servis edilir.
2/84 ; Doğruluğu ispatlanmış bilgileri kullanırken eksik olduğunuz noktaları görüp , kolları
sıvadığınız işte gereken bedeli ödemek yerine eksikleriniz yüzünden nefsinizi öldürüp , hevesinizi
kırmak ve üzerinde uğraştığınız şeyden kısmende olsa uzaklaşmak sizin bu olumsuz düşünceyle
özdeşleşmenizi sağlar ve bu şekilde yarım kalan işlerle , bedelini ödemeden iyiye doğru ilerleme
kaydedemeyeceğinizide anlarsınız (Tüm bunları kendinize yapabildiğiniz gibi bir başkasınada
yapmış olabilirsiniz).
2/85 ; Sümme entüm haülai tektulune enfüseküm ve tuhricune ferikan minküm min diyarihim
tezaherune aleyhim bilismi veludvani ; Bilinçli olarak , isteyerek , herhangi bir işteki eksikleriniz
yüzünden kendinizin (yada eksikleri yüzünden bir başkasının) hevesini kırmak ve söz konusu
işten soğumak , belkide vazgeçmeye sebep oluşturmak , görünen , açığa çıkmış eksiklikler
üzerinden parçalanmaya sebep düşmanlıklar düşünmektir.
Ve in yegtüküm usara tüfadühüm ve hüve muharramun aleyküm ihracühüm ;
Eğer , düşüncelerinizle kendiniz veya başkaları üzerinde iz bırakır etkilerseniz , en son yapılacak
şeyi (yapılan şeyden vazgeçme) öne almış , aldırmış olursunuz.Sizin kendi düşünceleriniz veya
bir başkası için ümitsizliğe düşürerek kısmende olsa etkisizleştirme gibi bir otoriteniz olmamalı.Bu
ancak sizin değerinizi düşürür.
Ve in yegtüküm usara tüfadühüm ve hüve muharramun aleyküm ihracühüm`de ayrıca esirlerle
ilgili fidyeleşmeden bahsedilir yani kişiyi yaptığı işten soğutarak adamın yaptığı işe konma var.
E fetügminune bibagdilkitabi ve tekfurune bibagdin ;
Kanıtlanmış maruf doğru değerlere olan inancınızın , kendi kendinizi veya insanların sizi takdirle
teşvik etmemeleri yüzünden , bir kısmınıda olsa yitiriyor musunuz ?
Fema cezau men yefalu zalike minküm illa hızyun filhayatiddünya ;
Bunu planlı programlı ard niyetle yapanların en alt limit olarak cezası , hezeyan için olmak sebebi
ile oluşan huzursuzluğun işindeki ünvanına zarar vermesidir.
Ve yevmelkıyameti yuraddune ila eşeddilazabi vemallahu bigafilin amma tagmelun ;
Sonucunda kişi derlenip toparlanacağına , büyük maddi ve manevi yıkımlara uğrar ki bu kişinin
eksikleri kapatma noktasında elinde olan bilgileri düşüncede bırakıp , amel etmemesinden
kaynaklanır.
2/86 ; Pire için yorgan yakan yada yaktıranlar olumlu veya olumsuz sonuçlanabilecek bir işin
gereken bedelini yerine getirmedikleri için , iki sonuçtan olumsuzluğu peşin peşin işaretlemiş ,
işaretlettirmiş olurlar.Olumsuz sonuçlanan çalışma işlerindeki ünvanın (yada iyi insan profilinin)
prestijine zararı getirecektir.Böyle kişilerin yardım görmeleri ve kayıplarını telafi etmeleri mümkün
olmayabilir.
2/85 ; YAPTIĞIN YADA BAŞKASININ YAPTIĞI İYİ , HAYIRLI BİR İŞTE YAPILAN ŞEY DOĞRU
OLMAKLA BİRLİKTE , KENDİNİN VEYA KİŞİNİN EKSİKLİLERİNİN OLMASINA RAĞMEN
YAPICI OL..
KENDİNİ VEYA BAŞKASINI YAPICI FİKİRLERLE DESTEKLE.EKSİKLERİ GİDERME
NOKTASINDA BİR FİKRİN YOKSA BİLE SÖZLE DESTEK OL.KENDİNİ YADA BAŞKASINI
"BRAVO İYİ GİDİYORSUN , DAHA GÜZEL OLACAK , AZİMLE DEVAM ET" GİBİ OLUMLU
SÖZLERLE TAKDİR VE TEŞVİK ET.
İNANDIĞIN HAYATINI ANLAMLI KILAN DEĞERLER İÇİN FEDAKARLIK YAP !
YOKSA , KENDİ KENDİNE YADA İNSANLARIN KÖSTEK OLMALARI , YAPTIĞIN ŞEYE OLAN
İNANCININ BİR KISMINI YİTİRMENE Mİ SEBEP OLACAK?
KENDİNİ VE BAŞKASINI , EKSİKLERİNİ TAMAMLAMAYA TEŞVİK , YAPTIKLARINIDA TAKDİR
ET.KENDİNİN VEYA BAŞKASININ MORALİNİ BOZUP EKSİKLİKLER YÜZÜNDEN BÜTÜNDEN
VAZGEÇME , VAZGEÇİRME.YOKSA HİÇ BİR İYİ İŞ TAMAMLANAMAZ , İNSANDA VE HER
ALANDA İYİYE DOĞRU İLERLEME KAYDEDİLEMEZ.SONUCUNDADA TELAFİSİ MÜMKÜN
OLMAYAN BAŞARISIZLIKLAR VE KAYIPLAR YAŞANABİLİR.
RAKAMLAR - 3, 5, 7
Kuran'da geçen ve özeliklide 18/22`de TOPLU OLARAK kullanılan “3, 5, 7” rakamlarına dikkat
edin. Bu rakamlar bu ayette, bunların sadece sayıları hakkında bir tahmin değil aynı zamanda
İslam’ı yaşama konusunda KALİTE`lerinide verir. Ancak bu üç rakam burada MÜTEŞABİH MİSİL
YAZILIM içinde zikredildiğinden İÇİÇE giriyorlar yani bunların; 3 değeri 5 ve 7`yi, 5 değeri 3 ve
7`yi, 7 değeri ise 3 ve 5`i içine alıyor.
3 Rakamı; Dinlediğin yâda gördüğün bir şeyin kafanda oturmasını yani kafana yatmasını,
5 Rakamı; Kafana yatan bu şeyin yani 3`ün dışarıya yansıtmanı yani anlatma ve yaşamanı kısaca
sahiplenmeni,
7 Rakamı ise; manayı şekle, şekli ise manaya çevirebilme durumunu ifade eder.
İŞTE BU sayı yani 7 rakamı “HA MİM” kavramları üzerinden 44/1, 2`de ELKİTABULMUBİYN`le
eşleştirilmiştir. Kuran'da ki HA MİM geçen yerlerin toplamı da 7`dir. Muhammed deyimi toplam 5 harften
oluşur ve bu harflerin tamamı arap alfabesindeki HA....MİM aralığındadır. İsminin tamamının bu aralıkta
olduğu başka bir RESUL yoktur.
Buradan şunu anlayacağız; Muhammed 7 adet menasik türü ibadeti, ELKİTABULMUBİYN`e çevirdi yani
kendi zamanına kadar Hacc gibi şekilsel olarak gelen ibadetleri manaya, Salât gibi mana içerikli ibadetleri
ise şekle çevirdi. Bunu “HA MİM” vasfıyla yaptı. HA MİM deyimi, işte bu özelliği ile Kuran’da nerede
görülürse görülsün bizzat MUHAMMED (as) anlaşılmalıdır.
Bu ve diğer rakamları anlayamazsan 3/124`te ve 125`te zikredilen 3.000 melek ve 5.000 melek deyimlerini
de anlayamazsın. Allah isterse bir adet meleklede hepsini helak ederdi. Bu kadar meleğe ne gerek var?
Oysa biz bu kadar meleği güncel yaşamımızda da kullanıyoruz. Özellikle YÜZ sayısının ne anlama geldiği
bilinemezse 24/3 anlaşılamaz!
Muhammed deyimi toplam 5 hafrden olşur. bu 5 harfin TAMAMI arap alfabe dizilimnde HA -MİM
aralığındadır. Ayrıca HA MİM arası harflerin sayısı da 19 dur. HA MİM geçmiş ve gelecekten
baseden ayetleri yani AYN ve SİYNi KAF lar yani onların şu anda bile her insanın hayatında yer
bulacak hale getirerek günceller. Böylece anlatılan olaylar sadece tarih yada gelecek modlu
olmaktan çıkar günümüze ait bir mana da taşımış olurlar bu şekilde kURANIN TAMAMI
EVRENSELLEŞİR. İşte Kuranilmin bu hale getirilmesinde emeği olanlar ve yaptıkları bu işler
42/1,2 de HA MİM , AYN SİY KAF olarak yer alır. YANİ: allah yolunda fedekalıklar yaparsan allah
ta sana geçmiş ve gelecekten bahseden kuran ayetlerini günceleme ruhsatını verir. Güncellenen
kuran ayetlerne ELKURANİLMECİYD denilir 50/1.
Sevgili kuran Dostları:
17/22 yi açalım:
Bu ayette anlatılmak istenen şey bir insanın anne ve babsına ÖFF demesi yada dememesi
değidir. Ayet İndirekt olarak MUHAMMEDi muhatab aldığından burada fedekarlık amelleri ile bu
amellerin yapılımının ödülü olan Kuranilminin kişinin hayatında durdurulmaması daha da
ziyadeleşmesi analtılır.
Bu ayetin anlaşılabilmesi için öncelkikle 2 VE KURALının bilinmesi gerekir. Buna göre 2 VE arası
ibare önce bağımsız düşünülür ondan sonra da 2.ci VE den sonra gelen deyimle birlikte
manalandırılarak düşünülür.
2 Ve arası ibaremiz ''kada rabbüke ella tabuduuu illa iyyahü'' dür. bu cümledeki Rabbüke deyimi
indirekt olarak muhammedi işaret eder. RABBÜ deyimi bir fikrin yada düşüncenin bir insanın
kafasına yatmışlığını verir. Buna göre Muhammed yani fedekarlık burada kişinin kafasına
yatmıştır. KADA deyimi bir şeyin başka bir şeye dönüşümünü başka bir deyişle 7 rakamını
veriyordu. Yine bucümlede bulunan ''ella tabuduuu illla iyyahü'' deyimi kuranda bir de 12/40 da
geçer ve YUSUFu muhatab alır. YUSUF ise Güzel görme ve doğru mana bindirme melekesidr. O
halde ''kada rabbüke ella tabuduuu illa iyyahü'' cümlesinin ne manaya geldiğini özetlersek:
Eğer allah yolunda fedekarlık yapmayı kafaya koyduysan bunu amel etme esnasında da doğru
anlamalı ve bu amelini güzel görmelisin. Eğer Böyle yaparsan bu yaklaşımın 2.ci VE den sonra
gelen ibare olan ''bilvalideyni'' cümlesinin içine girecektir.
Arkadaşlar Kuranilmi Anne ile baba ile valide ile uğraşmaz Bunlar üzerinden bizim
hissiyatlarımızı tarif eder. VALİDE deyimi sana karşılıksız verendir. Misal: biri sana karşılıksız
burs veriyorsa , karşılıksız iyilik yapıyorsa bu kişi yada konum yada kurum senin validendir. 17/22
de de işte sana karşılıksız verecek Muhammed ten bahsedilir. Muhammed muhatablarından asla
karşılık beklemez.6/90.
Buradaki BİLVALİDEYNİ deyimindeki ''EYNİ'' deyimi en az iki unsurun yardımlaşmasını ifaede
eder ki bu konum kuranilminde ''2'' rakamını karşılığıdır. İşte burada bu 2 unsur İLM ve
FEDEKARlıktır. Karşılıksız veren MUHAMMEDi yani bu ayete göre Bilvalideyni yi birbiriyle
yardımlaşarak ayakta tutan iki unsur İşte bu İLM ve fedekarlıktır. Bunların birbiriyle nasıl
yardımlaştıklarını ise CİNNSURESİnin 1-19 cu ayetleri anlatır.
Eğer bu İLM ve fedekarlıklardan herhangi biri senin tarafından yapılmaya hazır yada alınmaya
hazır hale geldiğinde bunlara asla ÜFF yani ''yeter artık'' demiyeceksin. fedekarlıktan yada bunun
ödülü olan ilm den asla kaçmayacaksın. Bunları küçük görmeyeceksiin yada bunlar karşısında
kendini yeterli görmeyeceksin ve her ikisine de KERİYM kavl söyleyeceksin.
KERİYM-EKREM deyimleri bir şeyin gelişmeye ,geliştirmeye açık olma konumunu ifade eder. O
halde eyy KUL:
Bir kaç kere fedekaklık yaptın diye bundan sonraki fedekarlıklardan BU KADARI YETER diye
kaçma. KURANİLminden bir kaç şey öğrendin diye BU KADARI BANA YETER deme. Onun
yerine RABBİY ZIDNİY İLMEN de. Yani Rabim ilmimi arttır de. 20/11
Sevgili Kuran dostları: Senin anne ve baban arasındaki ilşkilerini KURAN İLMİ belirlemez.
KURAN İLMİ senin anana babana karşı olan sorumluklarını ele almaz. Bu tür konuylar
KURANİLMİNİN konusu yada muhatabı değildir. Kuran ilmi senin HİSSİYAT ve AMELLERİNİ
muhatab alır.
Peki ben anne ve babama ÜFF diyebilirmiyim?. Eğer rabbilalaemiyne aykırı davranırlarsa yani
makul mantıklı evrensel değerlere ahlaka vicdana aykırı davranırlarsa tabiiki diyebilirsin. 17/22
bunlardan bahsetmiyor. Buayet DAHA DERİN BİR MEVZUUdan bahsediyo rki onu da yukarıya
yazdım,
Umarım tüm müminler olarak 17/22 hayatımızda buşekilde yer bulur.
Sevgili Arkadaşlar: 81/19-69/40 ikilisini '' innehu le kavli resulin keriymin'' yani ''hiç şüphesiz ki o
Keriym(gelişen) bir resulün sözüdür'' meali manaya sahip ayetleri açalım:
Arkadaşlar iyiliği emretmek kötülükten sakındırmak yada başka bir deyişle insanlar için UYARICI
(NEZİYR-MUNZİRUN) yada TEBLİĞ edeci omak biz insanların işi değildir. Bunu sadece
içimizdeki resuller yapar. Resuller 3 türlüdür bunlar Beşer Meleke ve AMEL dir. Beşer resulller
ölmüştür. Ancak bunların Meleke kısımları içimizde ''HİSSİYAT'' olarak yaşamaya devam eder.
Bu HİİSİYAT larımızın bizi kendilerine ait fiiliyatları yaptırması neticesinde de bu resullerin AMEL
kısımları hayatımızda yer bulur. Buna göre HAYR yada fedekarlık başta olmak üzere bunların
düşünülmesi veya yapılması İlgili resulu 81/19-69/40 ikilisine göre keriymleştirir.
Ben eğer HAYR konuşuyorsam aslında ben konuşmuyorum benim içindeki MUSA konuşuyor ve
eğer sen de dinliyorsan aslında sen değil senin içindeki musa dinliyor demektir. İşte bu iki musa
kendi aralarında anlaşabilirlerse HAYR noktasında ikimizi birbirimize kenetler. Böylece bizi
''ÜMMETEN VAHİDETEN'' yapar. Bize burada düşen görev içimizdeki resullere sahip olduğumuz
vucud azalarımızı kullandırtmaktır. Biz de bunu karşılığında KOMİSYON alırız. Bu komisyon
yaptığımız HAYR yada insanlığın İLK ETAPTA bizi daha rahat ve huzurlu hissetirmesidir.
İşte bu iki ayette ''bu keriym olan resulun sözüdür'' derken bilinen manada sadece bu elimizdeki
KİTAB analşılmamalıdır. resullere ait olan bu söz sana senin iinden gelir. Yada bu resulun AMEL
edilmş şeklinden gelir. Bazen ortaya bir başkası taraından konulan AMEL senin içindeki aynı
cinsten resulu KERİYMleştirir yani geliştirir. misal vereyim: Bir bayanın arabası karda kışta kara
saplanmış bunu gören bir kaç şöför de ona yardım etmeye çalışıyor ama güçleri yetmiyor bir
kişiye daha ihtiyaçları var sen de bunu gördün. NE YAPARSIN?. İşte eğer İNSAN isen gider sen
de yardım edersin. yani gördüğün bu olay aslında seninle konuşuyor Gel diyor sana ihtiyaç var
diyor. İşte bu olay yani ortaya konulmuş bir amel HAYR içerikli olduğu için MUSA dır. Bu MUSA
seninle DİYALOĞ melekesi olan İYSA aracılığı ilke konuşur. ve senin içindeki MUSAyı
hareketlendirir. Böylece içindeki musa ya sen ilk etapta bu iş için AKLINI daha sonra da
VUCUDUNU teslim edersin ve kullandırırsın sonuçta bu kadına yardım edersin ve ilk etapta da
bu işten komisyonunu alırsın. İşte bu komisyon senin kendini daha HUZURlu hissetmendir.
Böylece Bu örnekte olduğu gibi Bazen bir resule ait olan AMEL ,DÜŞÜNELERİ keriymeştirken
bazen de DÜŞÜNCELER amelleri keriymleştirir. Bu sıralama RESUL-RESULULLAH- ENNEBİ-
NEBİ -RESUL-RESULLAH-ENNEBİ-NEBİ ....... şekilde uzayıp gider. yani
RESUL : bu içindedir eğer CİNNlenirse yani hareketlenirse RESULULLAH a dönüşür.
RESULLAH: RESULün senin aklına ve fikrine hükmetmiş halidir.
ENNEBİ: resulun ,resulullah aracılığı ile kendisini sana AMEL ettirmiş halidir
NEBİ : içindeki RESULün RESULULLAH olduktan sonra ve daha sonra da ENNEBİ olduktan
sonra diğer insanlarla da ''gelin sizde yapın bakın bu adam yaptı ve kazandı'' şeklinde konuşuyor
olması halidir. Şimdi bu noktadan sonra bunu dinleryen başka insanlardaki RESUL aktive olacak
ve yukarıdaki sıralama bir başka insan için tekrar DÖNGÜ halini alacaktır.
İşte 81/19-69/40 ikliisi bunu anlatır. Böylece RESUL her bir İNSAN için NEBİye doğru
Keriymleşir. Bu şekildeki Olayı KISACA özetleyen bir başka ayet ise 22/52 dir(min RESULUN
vela NEBİYYİN) İçindendeki RESULUn bu yollla keriymleşmesine izin verenlere Selam olsun
49/7 deki ayet'' allahın resulu ARANIZDADIR'' şeklinde çevrildiği sürece ve 3/31 de BANA UYUN
cümlesi de 'aslında bundan kasıt muhammede indirilene yani kurana uymaktır'' şeklinde
anlaşıldığı sürece YALNIZCA KURAN diyenleri bile aslında sonuçta cehennem bekleyecektir.
akıl başında Hiç bir insan ayetin açıkça FETTEBİUNİY yani ''bana uyun'' şekilnde geçen
manasını ''kurana uyun'' yada Muhammede indirilene uyun şeklinde algılayamaz Çünkü ayette
ne ''kuran'' deyimi var nede ''indirme'' deyimi var.bize UYDURMACI veya DUBURCU yada
BATİNİCİ diyen asalaklar,ÇOKbilmişler , Nereye kaçarsanız kaçın nasıl kaçarsanız kaçın
kuranilmi peşinizde hatta ensenizde. ya iman edeceksiniz yada DEFOLUP gideceksinizve
profillerden silineceksiniz
3/31 de allah muhammmede itttiba edeni seveceğini söyler. diğer resullere ittiba edenleri
sevmediğini söylemez Lakin sevdiğini de söylemez Muallakta bırakır. Bir misal daha vereyim
Kuranda allahın kimleri sevdiği bellidir. bunlar el muttakiyn essabiriyn el mutevekkiliyn el
muksitiyn el muttahiriyn el mutetahhiriyn,elmuhsiniyn dir. şimdi bunlar içinde El muslimiyn varmı
el muminiyn var mı yok. peki... sen bunları da bu guruba dahil edebilirmisin? elbetteki hayır.
Çünkü delil istenildiğinde bunu getiremeyeceksin: yani ''allah muslumanları sever'' diye bir ibare
bulamazsın: ancak benzer şekilde allah müslümanları sevmez diye de bir ibare bulamazsın: bu
ünvan muallak bırakılmış.
İşte benzer şekilde muhammede ittiba edenleri allah seveceğini söylüyor: ama haruna uyanlar
için bu deyimi kullanmıyor: bu haruna uyanları allahın sevmediği anlamına gelmiyor lakin sevdiği
anlamına da gelmiyor.Şu anda ben iman ediyorum ki eğer allahın beni sevmesini istiyorsam ve
günahlarımın bağışlanmasını istiyorsam 3/31 re göre Muhammede uymalıyım. buna göre eğer
muhammed yaşadı ve öldü ise benin uyacağım bir muhammed şu anda ortada yok demektir.
Ama sizler işin kıvırma kısmına kaçıyor ve burada muhammede uymanın Ona indirilene uyma ya
denk geldiğini söyleyerek manayı yamıultuyorsunuz. biz de diyoruz ki bu indirilene uymanın
zaten kuranda karşılığı var (vettebiu ma unzile ileyke min rabbike) Burada direkt muhammede
uyma var o zaman kuran mubiynse bana uyacağım muhammedi hayatımda ŞUANDA gösterin
diyoruz. işte sizden bunu istiyoruz.
49/7 ye göre allahın resulü içimizdedir: yani İç dünyamızdadırlar. Bunu da eğer ''allah resulu
aranızdadır'' şekilde tercüme ederseniz bu ayete büyük bir haksızlık yapmış olursunuz: aranızda
deyiminin kuranda karşılığı BEYNE yada BEYNEKÜM şeklndedir: burada ise FİYKÜM deyimi
kullanılmıştır Yani ''içinizdedir'' şeklindeki mana doğrudur: o halde allahın resulleri içimde olacak.
O halde Muhammed ölmedi içimde yaşıyor. O halde Musa ölmedi İçimde yaşıyor. O halde harun
ve dğerleri ölmedi İÇİMDE yaşıyor. işte 49/7 ye göre içimde yaşayan muhammede 3/31 de ittiba
etmem isteniliyor.
Muhammed ve diğer resuller yaşadıkları dönemde beşer-meleke-amel üçlüsü olarak yaşadılar:
ancak şu anda beşer kısımları yok fakat diğer 2 kısım hala sağlam Bunlar meleke ve amel
kısımlarıdır: bunlar son insan son nefesini verinceye kadar yaşayacak ve kurandaki tüm resullerin
mucadeleleri iç dünyamızda aynen devam edecektir: yani Hiç bir şey TARİH olmayacak: her ayet
canlılığını ve bakiliğini kıyamete kadar koruyacak. Burada temel sorun resullere tanımlanan
görev kodlarını bilmekten geçiyor. misal Muhammed fedekarlık tır. 3/92 ye göre fedekarlık
yapıldığında işte bunu sana yaptıran içindeki hissiyatın adına MUHAMMED denilir. Muhammed
cennet melekesidir: yani ancak allah yolunda FEDEKARCA çalışırsan işte o zaman muhammede
uyarsın ve allahın sevdiği kullardan olur cennete gidersin.
Şu halde 3/31 re göre uyulması istenilen muhammed şu anda ve her zaman neredeymiş?
İÇİMİZDE İÇİNİZDE. yanınızda değil. aranızda değil, İÇİNİZDE. Kör olmayın 49/7 yi sadece
doğru tercüme edin. Ama hala göremiyorsanız elimden bir şey gelmiyor.
HARUN ise HAYrda istikrar melekesidir: haruna ittiba edilirse cennet yakalanamayabilir: yani bir
hayr yaptın ve o hayrı eğer istikrarlı bir şekilde yaparsan işte bu istikarı sana telkin eden meleke
HARUn dur Bu da İÇİNDEdir: yanında değil arannızda değil. İÇİNDE. ancak HARUNA ittiba ile
Muhammede ittiba aynı şeyler değil. birinde FEDEKARLIK yaparak yani nefsini zorlayarak allah
yolunda bir işi yapma var. Diğerinde yani harun da ise fedekarlık yapma şartı yok sadece seni
zorlamayacak dercede bir öğrenciye misal bu öğrenci okulunu bitirinceye kadar burs verirsen bu
durumda harun aittiba etmiş olursun. AMA bunu yaprken hiç zorlanmadın. Bu durumda allah
hayrını kabul eder: ancak bu hayrın seni henüz allahın sevdiği inanlar sınıufına yükseltmez:
çünkü ZORLANMADIN.
Ama cebinde 5 lira var. Bir ihtiyaç sahibine verdin ve 1 ay aç kaldın. bunu bile bile verdin. işte o
zaman Muhammede ittiba etmiş ve 3/31 rin muhatabı olur ve allahın sevdiği insanlar sınıfına
yükselirsin. Yani HARUn aittiba ettiğinde bu durum seni zorlamıyor: ama muhammede ittiba
ettiğinde 2/214 ün muhatabı oluyorsun yani ZİLZAL oluyorsun yani Bu amel seni İYİ SALLIYOR.
Şimdi anladınız mı? Haruna ittiba ile Muhammede ittiba arasındaki farkı?.
eğer sen bunların ikisine de AYNI ŞEY allah haruna ittiba edenleri de SEVER ve onlarıda
cennete koyar dersen bu durumda allah yolunda sıkıntılar çekerek hizmet edenler ile sıkıntı
çekmeden hizmet edenleri aynı koyarsın: hic hacılara su dağıtanlar ve beytin imarı ile uğraşanlar
ile allah yolunda malı ve canı ile cihad edenler bir olurmu?. Hiç sıcacık yada klimalı bir camide
namaz kılan ile soğuktan tir tir titreyerek allahın emrini yerine getiren adam bir olur mu? bakınız
ikisi de NAMAZ kılıyor: ama biri rahat diğeri ise titreye titreye üşüye üşüye. işte bunlardan ilki
HARUN a diğeri ise Muhammede uymuştur.
işte bu kişinin allah yolundaki bu eziyetine Muhammedin LİSANı denilir Kuran bu kişi için bu
lisanla yani muhammedin lisanı ile kolaylaştırılır. Muhammedin lisanı denilirken ARAPÇA
kastedilmez. Muhammedin lisanı EZİYETtir. Cefa dır. sıkıntı çekmektir, Canını malını ortaya
koymaktır. 2/214 muhammedin lisanını güzel tarif eder.
MÜCADELE-12
Mücadele-12 Ey iman edenler! Peygamber ile gizli (özel) bir şey konuşacağınız zaman bu
konuşmanızdan önce bir sadaka veriniz. Bu sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Şayet
sadaka verecek bir şey bulamazsanız, Allah bağışlayan, esirgeyendir.
Peygamber (as) hayatta olmadığına göre ne yapmamız gerekir? Bir mesele hakkında hadislere
baktığımızda sadaka vermemiz ya da tevbe etmemiz icap eder mi?
...
Önce bu ayetin ne demek istediğini anlayalım Bunun için öncelikle ENNECVA yani gizli konuşmak yâda
özel bir şeyi konuşmak anlamında mealen çevrisi yapılmış olan deyimi iyi anlayalım. ENNECVA denilen
şey, karşı tarafı zora sokma, sıkıştırma pahasına karşı taraftan istediğin şeyi elde etme çabasıdır. Karşı taraf
eğer bundan gocunmazsa yani raziyet gösterirse bu günah olmaz ama raziyet göstermezse bu günah olur.
Lütfen tanımımıza DELİL olması açısından 58/11’rin son cümlesini 14/11’rin son cümlesine bağlayınız.
Ve 14/11 deki resullerin 14/10’dan itibaren okuyup gelerek nasıl kavmi tarafından sıkıştırıldıklarını
görünüz.
ŞİMDİ 58/12 ye geçelim. Herhangi bir doğruyu (amel, ilm, söz, sorunun cevabı, vs.) elde etmek için seni
bu konuda bilgilendirmeye çalışan bir insanıki, bu insanı o anda içindeki resul meleke yönetiyordur yani
ERRESUL hükmüne geçmiştir, sıkıştırırsan yani NECVALARSAN yapmış olduğun işlemin Allah
tarafından HELAL statüsünde kabul edilmesi için ''fekaddimu beyne yedey necvaküm sadakaten'' yap.
Yani ''sizi de sıkıştırıyoruz hakkınızı helal ediniz yâda bilgiye ulaşmada aceleciliğimizi bağışlayınız''
diyerek razıyet almaya bak.
Aksi takdirde karşındakinin hakkı sana geçer. Bunun da altından kalkamazsın. Eğer raziyet alırsan yâda
muhatabında böyle bir hassasiyet bulamazsan yani sorun yok ise yani ayetin dediği gibi FE İN LEM
TECİDU yani BULAMAZSAN Allah, gafur rahiym dir. 58/12. Diyelim ki böyle bir davranış içine girmek
zoruna gidiyor yâda bir şekilde yapmak istemiyorsun. O zaman 58/13 te yazıldığı üzere '' feekiymussalate
ve atuzzekate'' yapacaksın. Bu ayette anlatılan NAMAZ KILMA ve ZEKÂT verme değildir. Burayı sonra
izah edeceğiz inşallah.
Burada verilecek olan sadaka MAL yâda başka bir şey değildir. Karşı taraftan razıyet alma çabasıdır. Aksi
takdirde yapmış olduğun ENNECVA 58/10 a göre işlem görür. Ayetleri anlamada YALNIZCA KURAN
yeterlidir. Yeterki Allah'a sımsıkı bağlan O sana doğru manayı hayatında yer buldurabileceğin şekilde
makuliyet çerçevesinde SANA VAHYEDER inşaallah…
-TEHECCÜD -
Kuranın anlaşılabilmesi için ne tarih bilmeye gerek var ne hadiys ve ne de sünnet ve ne de
eskiden yaşamış Yahudi veya Hristiyanların tarihini! KURAN insanın iç dünyasında, hissiyat
dünyasında gelişen ya da geliştirilen MANAdır. Bu resullerin yardımı ile olur. Başta 46/10 olmak
üzere tüm ayetlere ait DOĞRU MANA (KURAN) hissiyat aleminde oluştuktan sonra dışarıya
yansır yada yansıtılır.... KURAN salt Müslümanlara ait olan bir mana değildir.
Eğer öyle olsaydı Muhammed ten önceki resullerle de birlikte geçmesi gerekirdi. KURAN Muhammed’e
indirilir 76/23, 20/2. Muhammed fedakarlık amellerini yaptıran melekedir. Kuran ise hayata dair doğru
çıkarımlardır. O halde hangi tarihte yaşanılırsa yaşanılsın yapılan fedakarlık, bu fedakarlığı yapan kişiye
yaşadığı hayatı (kitab) doğru anlama ruhsatını kazandıracaktır ve onu yaşadığı hayatta cennetle
buluşturacaktır. Bu şekildeki Ödüle yani ENFALe TEHECCÜD denilir 17/79. Bu ayette anlatılan şey
Muhammed’in GECE NAMAZI değildir.
Diyelim ki müşriksin, putperestsin, ateistsin ama insanlara doğaya karşı fedakarca bir yaşam sergiliyorsun.
Bu sana TEHECCÜD şeklinde geri döner. Bu, sen müşrik dahi olsan içindeki Muhammed’in sana olan
DÜNYEVİ ödülüdür ama bu ELKURANE dir. Diyelim ki müminsin aynı şeyleri sen de yapıyorsun. Bu
durumda sana verilen teheccüd hem DÜNYEVİ ve Hem de UHREVİ olur. İşte 2/201 ve 202 de tam da
bunlardan bahsedilir. Burada da hem EL KURANÜ ve hem de ELKURANE ye sahip olursun.
Hayatı yada Allah’ın kitabını doğru anlamak istiyor muyuz? Eğer cevap ''EVET'' ise FEDEKARLIĞA
DAYALI BİR YAŞAM SÜRECEĞİZ, ALAN EL DEĞİL VEREN EL OLMAYA ÇALIŞACAĞIZ. Başka
çaremiz yok. Bu şekildeki yaklaşımımız bize ahirette ŞEKLİ cenneti Dünyada ise bu cennetin eşdeğeri
olan EL KURANÜ yü verecek.
Bu yazdıklarımı yapabilmek inan ki çok zor. Bunların yaşanılması yazılması kadar kolay değil. Rabbimiz
bu süreçte bize yardım etsin ''rabbena efriğ aleyna sabren''.
GÖKLERİN VE YERİN SAHİBİ KOSKOCA ALLAH İŞİNİ GÜCÜNÜ BIRAKMIŞ DA 33/51 DE
PEYGAMBERİNİN YATAĞINA SOKACAĞI KADINLARIN PEŞİNE Mİ DÜŞMÜŞ?
ACABA 33/51 GERÇEKTE HAYATIMDA YER EDİNEBİLECEK ŞEKİLDE NE ANLATIYOR?
arkadaşlar 33/51 ri açalım: bu ayeti KİTABİbilgi ile okuduğunuzda sanki muhammedin eşlerini o
akşamki yada O günkü durumna göre yanına aldığı hatta yatağına aldığı dilediğini azad ettiği
dilediğini de geciktirdiği gibi bir anlamla karşılaşırsınız. Oysa KURANİ bilgi ile okuduğunuızda
durum böyle değildir. Sevgili arkadaşlar eğer muhammed yani fedekarlık-allaha hizmet melekesi içimizde
ilk etapta sadece düşünce dünyamıza sahip olursa bu durumda RESULULLAH a dönüşür. Bizler de bu
güzel düşünceyi paylaştığımızda resulullahın ezvacı yani eşleri hükmüne gireriz. Eğer bu güzel düşünce
amele dönüşürse bu durumda muhammed ENNEBİ ye dönüşür ve biz de bu amele iştirak edersek
ennebinin ezvacı oluruz. Eğer bu amele farklı şekilde katkıda bulunursak bu durumda da ennebinin
BENATI yani kızları hükmüne gireriz. Eğer EZVAC yani bizler ,yapılacak olan amele yani muhammede
DÜŞÜNCE yönünde katkıda bulunursak bu durumda muhammed RESULULLAH olarak bize rucu eder.
Eğer AMEL yönünde katkıda bulunursak bu durumda muhammed bize ENNEBİ olaraak rucu eder. hani
deriz ya''kiminin parası kiminin duası'' işte yapılacak olan fedekarlık bunlardan o esnada hangisine muhtaç
ise onu yanına alacak diğerini yada diğerlerini bekletecek yada kullanacak yada ihtiyacı olmadığı için
azledecektir. Bu durum 33/51 de ''turciy men teşauminhünne ve tuviy ileyke mun teşau ve men
ibteğaytemimmen azelte fela cünaha aleyke'' şeklinde ifade edilir. Misal : düşüncede yani resulullah
bazında bu düşünceye katılıyorsunuz yani EZVAC oldunuz. Ama bunu amele dökmeye kudretiniz yok ise
fedekarlık sizden ancak duanızı alarak size rucu etmiş yani dönmüş olur. Buna en güzel örnek 9/92.dir. Bu
ayette savaşa gitmel için gelenler ama gidemedikleri için ağlayanlar RESULULLAHın EZVACI
hükmündedirler. 33/51 re göre bunlara o anda ihtiyac olmayabilir. Ama savaşa imkan bularak katılanlar ise
ENNEBİNİN EZVACI hükmüne gireceklerdir. Bu 2 tür EZVAC ın her ikisi de CENNETliktirler. Çünkü
gerek resulullah cinsinden ve gerekse ENNEBİ cinsinden muhamedin EZVACI olmak insana cennetin
kapısını açar. Eğer muhammed bu iki tür ezvactan herhangi içinde bulunduğu konuma uygun olacak birini
seçerse bu durumda seçilmeyen diğer ezvacın da gözü aydın olmalı, üzülmemeli, allahın kendilerine
verecekleri ile kendilerini de razı edeceklerinin idrakinde olmalılar. İşte bu ezvacın bu şekilde düşünmesi
gerektiği de 33/51 rin ilerleyen ayetlerinde anlatılır. Ey yüce rabbim. Ne güzel bir din indirmişsin. Ama
kulların bunu mahvetmiş.
KURANA GÖRE GİYİM KUŞAM NASIL OLMALI ?NEREYE KADAR AÇIK GİYEBİLİRİZ?
Kuranilmi senin yada insanların nasıl giyineceklerine karışmaz. yada vucutlarını nereye kadar
örteceklerine de karışmaz. ama sana 4 şart indirerek bu konuda seni içten fetheder. 1)
HÜNNEleşme : yani sahip olduğun variyeti (mal mülk, ilm kalça göğüs bacak vs) hava atmak için
yada dikkat çekmek için açığa vurma .2)HİNNEleş: yani Eğer DEKOLTE giymek istiyorsan
Doğduğun yaşadığın kültür eğer buna uygunsa fitne çıkmıyorsa bunu sen istediğin için yap birileri
baksın yada dikkat çekesin diye değil. 3)HÜNNEleştirme: yani sen istedğin için dekolte giydin ve sokağa
çıktın tüm vucut azaların adeta görünüyor. ama amacın birilerinin dikkatini çekmek değil. senin içinden
geldi yada bu tür bir kültür içinde doğup büyümüş ve sonra dan da islamı seçerek musluman oldun. ama
dikkat çektiğini hissettiğin an kesinlikle üstüne bir şey almalı ve böylece insanların dikkatini çekmeyecek
bir yapıya bürünmelisin böylece onları da bu şekilde HİNNEleştirirsin. Misal vereyim Avustralyada 3
yüzyıldır şortla dolaşılır: bu şartlarda doğmuş ve büyümüş bir genç kız müslüman olduğunda kendi kültürü
içinde şortla dolaşmaya devam edecektir. Çünkü bu tarz bir giyim artık o coğrafya tarafından kültür olarak
kanıksanmış. yani kimse bu kızın baldırına bacağına bakmıyor. ama bu kız bu haliyle malatyaya beni
ziyarete gelse kızım geniş etek yada bol bir pantalon giy. burası böyle bir giyim tarzını kaldırmaz deriz.işte
giyim konusunda Kuranilminin anlatmaya çalıştığı bu 4 madde senin günaha girmeni yada senin üzerinden
birilerinin güanah girmesini engeller. yani HÜNNELEŞME, HİNNELEŞ, HÜNNELEŞTİRME,
HİNNELEŞTİRT.
24/35: ALLAH GÖKLERİN VE YERİN NURUYMUŞ BUNDAN BANA NE?,
BEN ASGARİ ÜCRETLE ÇALIŞAN BİRİYİM BİR KIZI SEVDİM İSTEDİM VERMEDİLER, ALLAH
GÖKLERİN VE YERİN NURU OLMASAYDI NE OLACAKTI? BENİM HAYATIMDA NE
DEĞİŞECEKTİ?,
SEVDİĞİM KIZI BANA VERECEKLERMİYDİ?,
Sevgili kuran dostları:
KURANİLMİ gökle yerle allahla zeytinle incirle yağla uğraşmaz bunları muhatab almaz. Kuranilmi
bu tür şekilsel argumanlar üzerinden insan hissiyatını ve davranışlarını muhatab alır ve bunları
tarif eder.
24/35 deki Semavat velard tamlamaları kuranda herzaman şüphe, korku, kuruntuya gider. Bu
tamlama eğer NURUSSEMAVATİ VELARD şeklinde olursa bu korku kuruntu vesvese içinde
bulunduğu insan tarafından paylaşılıyor demektir. Bu tamlamanın başına ALLAHÜ deyimi de
eklenirse yani ''allahü nurussemavati velardi'' şeklinde oluyorsa bu durumda bu kişi gerek
kendisinin ve gerekse çevresindekilerinin HAYR YÖNÜNDE gidişatı hakkında endişelerini
gündeme getirdiğini yani ''yahu arkadaşlar benim gidişatım iyi değil bu konuda kendimle ilgili
endişelerim var'' diyebilecek kadar samimi olduğunu gösterir. Bu kişi böyle bir samimiyet
gösterebiliyorsa allah onun bu durumunu ''nurihi kemişkatin fiyha mısbahün'' şeklinde açıklar .
Yani Bu kişinin kendisi ile ilgili bu samimi itiraflarını çevresiyle paylaşması yada kendi kendisiyle
yüzleşebilme samimiyetini göstermesini allah bu kişlinin içindeki FENER(MISBAH) e benzetir.
İşte arkadaşlar insanın kendisi ile ilgili kuşku dürtü eksiklik yada korkularından kaçmaması
bunları yokmuş gibi göstermeme girişiminin olmaması hem bu kişiyi ve hemde bu kişi ile irtibatta
olan diğer insanları aydınlatan bir fener hükmüne girecektir. Bu fenerin içinde bulunduğu bu
samimi insan da bir KANDİL(ezzucacetü)e benzetilir ve onun bu konumu aynı ayette ''el misbahu
fiy zücacetin'' şeklinde geçer. EZZUCACATÜ olan bu insan kendi eksiklerini gündem ederek bir
ERDEM örneği gösterir ve bu şekliyle de allaha göre PARLAYAN BİR YILDIZ hükmüne geçer.
Saygıdeğer arkadaşlar bir toplumda yada kendi kendimize kaldığımızda iyi taraflarımızı değil de
kötü taraflarımızı gündem ettiğimizde işte böylece 24/35 in muhatabı oluyoruz ve gördüğünüz
üzere allah bizi ne kadar güzel şeylere benzetiyor. Bu parlayan yıldız(kevkebün durriyün)
Mubarek bir zeytin ağacına benzer ve bu ağaç ne şarkta ve ne de garb te yağını dönüştürür
''yukadü min şeceretin mübarekün zeytunetin la şarkıyyetin ve la garbiyyetin yekadu zeytuha
yudiy'u'' yani bir camiada yada kendi başına kaldığın zaman iyi taraflarını değil de kötü taraflarını
gündem et. Bu davranışın senin YAĞINI ortaya koyar. Hani biz deriz ya''mayası bozuk adam
yada mayası sağlam adammış'' diye işte kişinin ZEYTi de yani yağı da bu davranışlarıyla ortaya
çıkar. İşte mayası sağlam adam ne kendisini över ne de birinin kendisini övmesine izin verir
AKSİNE sürekli eksik taraflarını gündem eder ve bunların gündem edilmesini ister. Ama bunu
yaparken de ŞARK ve GARB içinde olmaz. Yani bu durumunu İŞTAHLA anlatmaz.(fiy
şarkıyyetin) YAda çok önemli değilmiş gibi (ve la garbiyyetin) yansıtmaz. Ona bir NAR temas
etmese dahi ( velevlem temseshu narün) yani onu kimse ciddiye almazsa bile onun bu davranışı
allah tarafından nur üstine nur şeklinde algılanır. Ancak allah bu samimi yüzleşmeyi herkese
nasip etmez.(yehdillahü linurihi men yaşeau). Çünkü çoğu insanlar her zaman kendi eksikleri
veya korkuları veya endişeleri ile yüzleşmekten yada gündem edilmelerinden hoşlanmazlar,
nefislerine ağır gelir. O halde mumin adam odur ki eksikliğiyle yüzleşir onunla mucadele eder onu
yok saymaz ve bu konudaki konumunu gündem edecek yürekliliği gösterir ve diğer muminlerden
yardım ister. İşte allah bu kişiyi hem kendini ve hem de çevresini aydınlatan bir fenere benzetiyor
33/59 da GEÇEN ''CİLBAB'' NEDİR? PARDESÜ MÜDÜR GİYSİ MİDİR? NEDEN ONU
ÜZERİMİZE ALMAK ZORUNDAYIZ?
CİLBAB diye bir deyim kitapta yoktur. bu deyimin iki adet değişik şekli vardır Bunlardan biri 33/59
da diğeri ise 17/64 dedir.
33/59 da geçen format bir GİYSİ TÜRÜ değildir daha önce de dediğim gibi Kuran ilmi giysiyle
örtüyle uğraşmaz Kuran ilmi HAL ilmidir. hissiyat ve davranışlarını muhatab alır: 33/59 da
anlatılan CİLBAB deyimi bir makama yada konuma geldiğinde senin buraya gelmeni sağlayan yada
yardımcı olan tüm unsurları yeri ve zamanı geldiğinde yad etmen ve minnet ile anmandır. Cilbab helal süt
emmiş ve bir makam gelmiş olan her insanın yapması gereken bir davranıştır.Böylece senin bu davranışın
hem senin ve hem de seni oaraya getiren insanların rahatlıkla tanınmalarını ve eziyet görmemelerini
sağlar.
Misal vereyim: bir televizyon programı başarılı bulunduğunda ve bittiğinde spiker yayında emeği geçen
tüm insanları ismini söylerek zikrettiğinde ne kadar taktir toplar değil mi?İşte bu spiker Bencillik ederek
bunu ben yaptım sadece ben yaptım demez. 12/100 ve 101 de yusufun kendisini o makam getiren allahına
karşı CİLBABını nasıl üzerine aldığını görünüz. Arkadaşlar CİLBAB deyimi nin bir başka varyasyonu da
17/64 de ''ECLİB'' şekilde geçer. Buradaki mana da 33/59 daki ''CELABİYBİHİNNE'' ile uyumludur.
17/64 de şeytan için ''ve eclib aleyhim bihaylike'' deyimi geçer. buradaki ''hayl'' deyimi nin kuranda geçtiği
tüm yerler 17/64 ün dışında şuralardadır: 20/66,31/18,57/23,4/36,3/14,8/60,16/8,59/6 . Sevgili aekadaşlar
HAYL-HAYAL-HAYALET-TAHAYYÜL de bu deyimden türetilmiştir. işte insan eğer kendinde
olmayanı HAYAL ettiğinde bunda bir sıkıntı olmayacaktır. Ancak hayalleri bu yönde gerçek olursa ama bu
kez de bunları kendinden tahayyül eder de tüm katkı sağlayanları yok sayarsa bu durumda 17/64 e göre
şeytan bu kişiye HAYLi ECLİB yapar. Yani HAYLi CİLBABlandırır.
SARHOŞLUK VERİCİ İÇKİ (ELHAMR) HARAMMI DIR? 5/90 ASLINDA BİZE NEYİ
ANLATIYOR?
sevgili kuran dostları:
EL HAMR deyiminin yazımındaki harf dizilimine dikkat ediniz ve elif lam mim ra olduğuna şahit
olunuz. Bu tür hurufu mukatta dizilimli deyimler (13/1: elif lam mim ra) kuranda yüzlerce
bulunmaktadır ve ELHAMR da bunlardan biridir. Bu tür dizilimli yazılımlara uygun deyimlerin
lisani arabi manasından taamamen vazgeçlir yani arapça asla bir işe yaramaz. Bu yüzden başta
ya siyn yada diğer adıyla 19 mucizesi ve diğer 4 yazılım dizilimleri KİTAB ilmini KURANilmine
çevirmede MİHENK TAŞLARI dır. Bu dizilmler asla GİZEM değildir ve manasını da sadce allah
bilmez bizler de biliyoruz ve meknun kitab içindeki kuran elde edebiliyoruz. 19 yani YA SİYN
mucizesi dışındaki bu 4 yazılım; elif lam mim ra(13/1) ,elif lam mim(2/1) , elif lam ra (11/1), elif
lam mim sad tır(7/1)
El hamr demek İÇKİ demek değildir.HELAL YOLLU olmak kaydıyla Bir makama yada konuma
gelme çabası yada eğer makam yada konumda iseniz bu konumdan faydalanma çabasıdır. EL
HAMR helaldir arkadaşlar HARAM değildir. ama bu iki durumu da yaparken işin içine yada
sürecin içine yavşaklık yalakalık dalkavukluk karşındakine zarar verme yada karşındakine fiziksel
zarar verme eklerseniz bu durumda bu makam yada makamdan menfaatlenmeniz size haram
olur. Toplumda böyle insan çok var. bir makama gelmiş ama adam yalakanın teki , işte bu
adamların yaptığı işe 5/90 da allah ''ricsün min amelişşeytani'' der. O halde eğer alın teri ile
aslanlar gibi mir makam ve konuma geleceğiz kimsenin elini eteğini öpmeyeceğiz yani kimseye
eyvallahımız olmayacak. İşte 5/90 nın anlattığı budur.
Peki sarhoşluk verici içki kuranda haram kılınmışmı? HAYIR arkadaşlar hayır. Allah bununla
uğraşmaz. bunu rabbilalemiyn yasaklarsa yasaklar ki bunu da 4/43 de ruhsatlandırmıştır. akşam
eve viski getirdin Özel bir gün için hanımınla 40 yılın başında birer kadeh içtiniz O kadar. sarhoş
olmadınız. Buna ne allah ne kuran ne de rabbilalemiyn mudahale eder. Ama zıvanadan çıkar da
kendinizi dağıtırsanız işte o zaman bunu size kuran değil rabbilalemiyn haram kılar. Bu da zaten
kişiden kişiye değişir.Bizler insanlara İÇKİ İÇİN demiyoruz, İÇMEYİN de demiyoruz. İsteyen içer
isteyen içmez. Lakin içen için sınırlama getirilir ki bu da 4/43 tedir. Elbetteki alkol içmek zararlıdır
yada olabilir ama buna KESİN HARAM diyecek bir ayet yoktur..
EL hamr demek İÇKİ demek değildir.HELAL YOLLU olmak kaydıyla Bir makama yada konuma
gelme çabası yada eğer makam yada konumda iseniz bu konumdan faydalanma çabasıdır.
Bunun Çoğulu HUMUR dur ve 24/31 de geçer. Aynı mana burada da geçerlidir. Bu ayette
muslumanın geleceği yada fayadalanacağı makam EL MUMİNİYN dir . Bir muslumanın allah
yolunda hizmet etmeye fedekarlık etmeye başlamasıyla geldiği yada getirildiği makama EL
MUMİNİYN denilir ki 24/30 ve 31 işte bu ünvanları muhatab alır. Meallaer bu iki ayetin baş
cümlelerini ''inanan kadınlara'' yada '' Mumin kadınlara söyle'' şekilde başlatarak ayetin daha
başında hançeri ayetin kalbine saplıyorlar. Oysa MUMİN ayrı bir kavram EL MUMİNİYN ayrı bir
kavramdır. .
24/31 de Humurları CEYBinizin üzrerine VURUN derken anlatılan şey ÖRTÜ yada başörtülerinin
göğüslerin üzerine alınması emredilmez. EL MUMİNİYN MAKAMINDAN GÖRECEĞİNİZ FAYDA
YADA MENFAATI SİZE BU EL MUMİNİYN OLMA ÖZELLİĞİNİZ DOLAYISIYLA
YÖNELTİLECEK KOMPLEMAN VE ÖVGÜLER in ÜZERİNDE TUTUN. denilmektedir..
Misal: Çok güzel bir öğretmensiniz. Bu meslekten ekmek yiyorsunuz. yani EL HAMR sizin için
ÖĞRETMENLİK olmuş. dersinizi anlatırken yani ekmek yediğiniz işinizi canla başla yaparken bir
öğrenci parmak kaldırıp söz isteyip size ''hocam gözleriniz ne kadar güzel ''derse yada '' hocam
ders anlatma uslubunuz harika'' derse yada size başka komplemanlarda bulunursa bu öğrenciye
nasıl bir tavır takınmalısınız? işte burada takınmanız gereken tavır 24/31 de anlatılan ve
''örtülerini yakalarının üzerine vursunlar'' şekilde mealen çevirisi yapılan ve '' velyadribne
humuruhinne ala cuyubihinne'' şeklindeki ayewtin anlatmak istediğdir. ALLAH BUNLARIN
BELASINI VERSİN.İSLAMI MAHVETTİLER MİLYONLARCA GENÇ KIZIN HAYALLERİYLE
OYNADILAR. BU ÜLKE YE 28 ŞUBATI YAŞATTIRDILAR MİLYARCA DOLAR KAYBOLDU ..
Misal 2: bİR POLİS memuru kırmızı işıkta geçen birini durdurmuş ve aracına ceza kesiyor. Adam
da bu polis memuruna övgüler yağdırıyor. Sizce polis memuru ne yapmalı A) komplemanlar
karşısında işinindeki ciddiyetini kısmen dahi olsa kaybetmeli adamla affedesiniztaşak muhabbeti
yapmalı B) işindeki ciddiyetinden taviz vermeden adama cezasını yazmalı ve makbuzunu
vermeli, komplemanları duymazlıktan gelmeli. İŞTE 24/31 deki BAŞÖRTÜSÜ AYETİNİN
ANLATMAK İSTEDİĞİ İŞTE BU ''B'' seçeneği. Rabbimiz bize ne güzel din indirmiş değil mi? işte
bu polis memurunun HAMRı yani sahip olduğu makam POLİSliğidir. EL hamr asla haram
değildir. herkesin olmak istediği gelmeye çalıştığı bir makamı var. işte bu yüzden EL HAMR TEK
BAŞINA haram kılınmıyor yanına muhakkak tamlama şekilnde en azından EL MEYSİRi alıyor.
SARHOŞLUK VERİCİ İÇKİ (el hamr) HARAMMI DIR ? 2/219 aslında bize NEYİ ANLATIYOR?
Sevgili arkadaşlar: bir insan kendini kaybetmediği akıl ve feraset ve basiret duygularını
kaybetmediği sürece alkol alabilir. bunda kurani olarak bir mani yoktur. Bunun delili 4/43 dür. peki
sarhoşluk verici içkiyi yani ELHAMRı haram kılan ayetlerden biri olan 2/219 gerçekte bize ne
anlatıyor.?
Arkadaşlar: 2/219 za dikkat ediniz. Orda mealen '' bunların her ikisinde'' diye bir ibare vardır.
Buradan sakın yine tamlama şeklinde geçmiş olan hamr vel meysir ikilisini ayrı ayrı düşünmeyin. Bu
tamlama TEK anlamdır. Peki o zaman bunların her ikisinde menfaat de vardır zararlar da vardır deyiminde
bunların her ikisi neye tekabül ediyor? Bu sorunun cevabı HAMR deyiminin tanımında gizli..! Dikkat
edilirse yaptığımız tanım 2 ayaklı;
a)bir makama gelmek,
b) bu makamın menfaatlerinden yararlanmak.
İşte bunun her ikisi de helaldir Ancak 2/219 da da elmeysir, elhamr a mudahil olduğundan onu
haramlaştırır. iŞTE BURAYA DİKKAT EDİNİZ. el hamr DEYİMİ KURANDA ASLA AMA ASLA tek
baŞına BİR DEYİM OLARAK haram kılınmamış. Muhakkak yanına en azından El meysir gibi bir deyim
almış. Yani burada kişi ya makama gelme sürecinde muhatablarına zarar verir ya da makamının
menfaatlerinden istifade etmede muhatablarına zarar verir. Peki hiç insanlığa faydası olamaz mı?
ELBETTE olabilir.
Bakınız Bir diş hekimi düşünün ama diploması sahte yani bu işin eğitimini almamış ama klinik açmış ve eli
de işe çok yatkın harika iş çıkarıyor ve ucuza da yapıyor. Tüm insanlar tarafından da seviliyor, yani
insanlara menfaati var ama diploması sahte. Bu kişi bu örneğimizde makama gelinceye kadar dürüst değil
ancak makamın menfaatlerinden istifade ederken dürüst ve insanlara faydası da var. Allah işte burada bu
durumu hoş görmüyor.
2.ci bir diş hekimi düşünün diploması sahte değil yani kanunen bu işin eğitimini almış emek vermiş ve bu
süreçte bu kişiden pek çok insan menfaatlenmiş. Buraya kadar sorun yok..! ANCAK bu kişi klinik açtıktan
sonra azıtıyor, çok para kazanmak için insanların sağlığıyla oynuyor ve onlara zarar veriyor. Allah işte
burada bu durumu da hoş görmüyor.
Her iki örnekte de insanlara menfaat düşünülebilir ama tabii olarak zararları daha çok olacaktır. Allah bu
diş hekiminin hem diş hekimi olma sürecini ve hem de olduktan sonra menfaatlenme sürecini MEŞRU
olarak görmek istiyor. İşte bu yollarla kazanılan gayrimeşru para, böyle bir kişi tevbe edip Müslüman
olmak isteyince EL AVFE hükmüne giriyor ve kişinin Müslümanlığının ya da tevbesinin Allah tarafından
kabul edilebilmesi için tamamının Allah yolunda harcanılması isteniliyor. FAKAT bu ELAVFE deyimini
mealler ''ihtiyaçtan artakalanı'' diye tercüme ediyorlar, bu meal yanlıştır. Yani Allah’ın yoluna dönmek
istiyorsan sadece gayrimeşru işini terk etmeyeceksin, bu yolla kazandığın servetin de TÜMÜNÜ
dağıtacaksın.
30 kapılı dubur ilim sarayının,bahçeden önce gelen ve saray bahçesi ile sokağı birbirinden ayıran
kapısı 19 numaralı ya-sin kapısıdır.Ya-sin kapısından girince görülen,duyulan,hissedilen
güzellikler kişiye sarayın iç muhteşemliğini yansıtan küçük bir parçadır .Henüz tam olarak sarayın
içinde değilsindir..Sarayın içine girmek, bahçeden kibarca atılmamak istiyorsan, sabırla bu güzel
bahçenin kıymetini bilerek yoluna devam etmeli ve gördüğün güzelliklerin hakkını
vermelisin...Bahçedeki ahengi bozmadan ve de illa ki bahçeye ve bahçede gördüğün diğer
insanlara fedakarca katkı sağlayarak geldiğin bahçe yolunun sonu, Sarayın giriş kapısı Elif-lam-
mim kapısıdır.Bundan sonra diğer kapılar da tek tek açılacaktır.Elif-lam-ra,Elif-lam-mim-sad-Elif-
lam-mim-ra ve diğer teknikler... Hayırlı ve uğurlu olsun...),
19 mucizesi KURAN ilminin TEMEL taşıdır ve 36/1. ayetindeki YA SİYN denilen sistemin adıdır.
Bu sistem Kitab içindeki KURANI anlamada TEMEL öğedir. Bizler 19 sistemine iman ederiz,
çünkü bu sistem diğer adıyla YA SİYN Kuranı anlamada temel KRİTERDİR. YA SİYN Kuran
ilminin KALBİDİR.
19 mucizesi MATEMATİKSEL bir yapı değildir. Bu yapıda matematiksel mucize yoktur, sistematik
mucizesi vardır. Bu sistematik mucizeye "MİN VERAİ HİCABİN" yani ''perde arkasından konuşma
'' denilir. Bu sisteme göre kitapta kullanılan arabi deyimler Allahın sözüdür yani DEDİĞİ dir ve
HAK tır. Ancak bunlardan NEYİ KASTETTİĞİNİN anlaşılması gerekir ki, bu da SIDK tır. Aslolan
HAKK değil SIDK tır. Yani ALLAHIN DEDİĞİNİ değil DEDİĞİNDEN NEYİ KASTEDDİĞİ
anlaşılmalı, parmağa değil parmağın işaret ettği yere bakılmalıdır.... İşte buna 19 Mucizsesi ya da
YA SİYN sistemi ya da "MİN VERAİ HİCABİN" denilir.
Allah HAKKI söyler (38/84) Amma ve lakin SIDKı söyleyene Cenneti verir. (39/33) Kitapda ifade
edilen kitabun merkum RAKAMLANMIŞ KİTAB tır. Ancak RAKAMLAR da bilinen manalarında
kullanılmaz. Tüm Kitab aslında rakamlarla konuşur ama bilinen rakamlarla değil. Allah rakamlar
üzerinden senin hissiyat ve davranışını tanımlar senin mana alemine hitab eder.
3 rakamı bir şeyin içine sinmişliğini
4 rakamı bir işin sana menfaat sağlamasını verir.
5 rakamı bir şeyi dışa vurmuşluğpunu 6 rakamı yetkilenmeni ya da yetkilendirmeni verir.
7 rakamı bir şeyi başka bir şeye dönüştürmeni verir. Misal zamanı paraya parayı zamana, ilmi
hayata hayatı ilme çevirmek, yada TL yi Dolara çevirmek gibi.
8 rakamı bir şey sahip olmak için asgari sahip olunması gereken kriterleri verir.
9 rakamı MUTTAKİLİĞİ, yani fedakarca yaşamayı, cenneti yada MUHAMMEDİ verir.
10 rakamı bir işten menfaatlenmeni verir.
19 rakamı SENİN ALLAH YOLUNDA ÇEKTİĞİN SIKINTILARIN SENİN KARŞINA KURAN İLMİ
OLARAK ÇIKARILMASINI VERİR. KİM Kİ 19 U HAYATINDA inkar EDERSE BU KİŞİ
cehenneme GİDER. BU YÜZDEN 19 KURAN İLMİNİN MİHENK TAŞIDIR, AMA KİM Kİ 19 U
RAKAMSAL OLARAK ANLARSA BUNLAR DA CEHENEME GİDER.
100 rakamı bir şeyin tam ve eksiksiz olarak yapılmışlığını, 1000 rakamı bundan menfaat
gördüğünü İfade eder. Kadir gecesi BİN aydan hayırlıdır dediğnde bilindik manada BİN ayı
kastedmez. BİN denilen rakam bir işi tam yaptığında senin ödül almanı verir, eğer bu ödülü sen
başkalarıyla da paylaşırsan bu durum BİN AYDAN HAYIRLI anlamına gelir. KADİR gecesi
kafandaki soruların cevaplarıyla buluştuğu yada buluşturulduğğu andır.
Bu rakamların hepsi hayatımızda RAKAM olarak değil, düşünce davranış ve HİSSİYAT olarak
vardır. İşte buna KURAN İLMİ denilir. KURAN İLMİ rakamlar da dahil olmak üzere tüm tarih ve
şekli olguları senin Hissiyat alemini tarif edecek şekilde DİZAYN edilir.
,,,
ZİKR - ÖZET
Allah`ın Musadan istediği ilk şey ''ekiymissalate'' dir ama bunu ''beni ZİKRetmek için'' diyerek,
Musaya yani hayra ZİKR`i hedef gösterir.
Zikr ; mükemmellik konumu yada mükemmelliğe ulaşma duygusudur-çabasıdır. Yani Allah
Musaya 20/13,14`te ''benim belirlediğim mükemmellik (ZİKR) konumuna gelmen için işini usulüne
uygun bir şekilde yap (EKIMİSSALATE)'' der..!
Ve bu konuda gevşekliği , 20/42`de kabul etmez.
"innessalate tenha anilfahşa velmünkeri" 29/45. Bunun ne anlama geldiği KİTAPTIR ancak
bunun neyi kastettiği KURAN`dır.
Kuran, Kitabın yani yazılımın yani lisani anlamın içine yerleştirilmiştir => 56/77,78,79.
Allahın dediğinden neyi kastettiğini bulursan bu Kurandır. Bulduğun şey eğer kendisiyle ilgili tüm
sorulara cevap verebiliyor ve tüm sorgulamalardan başarıyla geçebiliyorsa, bu Kuran artık
EZZİKR`e dönüşmüştür.
Kuran EzZikr için kolaylaştırılır =>54/17. Yani eğer, doğru manayı yakalayabilmişsen bu mana
zaman içinde mükemmele doğru seni götürür. Allah, Kitabı değil, Kuranı değil, EZZİKR`i
koruyacağının garantisini verir =>15/9 yani, manada mükemmele ulaştığında o sende korunur.
Çünkü kimse imha edemez..!
Doğru mana, bu manayı bulanın yanısıra bu mananın aktarılacağı kişi eğer Allaha hizmetkar ise
manayı bulanın gördüğünü Allah, dinlemesi esnasında aktarılan kişinin de görmesini
sağlayacaktır. Böylece herkes aynı mananın doğruluğu etrafında birleşecektir ; bu birleşime
KABETELBEYTELHARAM denilir => 5/97.
38/1 ve 2`de Kuranın Zikr sahibi olması, bu kuranı SAD makamına terfi ettirir ! Yani bulduğun
mana hertürlü soruya cevap verebiliyor demektir. Bu seviyeye ''ateşin yiyeceği kurban'' da denilir
=>3/183. Bu konum, mananın EN ÜST DÜZEY sağlamlığıdır.
Dikkat edin, Kuran zikre dönüşürse, Allah bunu BEN koruyacağım demiyor, BİZ diyor..! Bu BİZ`in
içine insanlarda girebilir (15/9`daki ''inna lehu le hafizune'' deyimini alın, 12/12`ye götürün aynısı
oradada var ve yusufun kardeşlerine gider). Sağlam olan korunur ve nitekim korunduğu için de
sağlamdır.
Kuran eğer kerimleşirse ZİKRE dönüşür.
Kuran çıkarılan doğru manadır ancak TAM olmayabilir. Eğer herhangi bir ayetten çıkarılan doğru
mana yani Kuran iyi bir sorgulama sürecinden geçirilirse Zikre yani MÜKEMMELLİĞE dönüşür.
Bu zaman alabilir. Kuranın Zikre dönüşmesi 54/17`de anlatılır.
Özetle ; Kuran kerimleştikçe yani daha çok soruya cevap verdikçe ZİKRleşecektir. Bu sorgulama
sürecine ZİKRA, bunu yapan Mumin`e ise EZZAKİRİYN denilir 11/114. Bu cümlenin başındaki
ZALİKE deyimine dikkat edin. Bu işaret sıfatı neyin başına gelirse gelsin, o işin orada bitmediğini,
arkasınında olduğunu gösterir.
KİTAB stabildir yani değişmez, dolayısıyla Allah buna yani Kitaba sahiplenir yani KİTABİLLAH
deyimini kullanır. ZİKR`de stabildir yani değişmez. Allah buna da sahiplenir yani ZİKRİLLAH
deyimini kullanır. Ama Kuran yani doğru mana sürekli Kerimleşebildiğinden yani stabil
olamadığından, Allah buna sahiplenmemiştir.
İLM`deki en üst düzey EHLEZZİKR seviyesidir yani herhangi bir konu ile ilgili sorulabilecek tüm
sorulara cevap verme konumunu ifade eder. Kuranın Zikr sahibi olması, onu mükemmel kılar. Bu,
Kuranın sahip olduğu SAD 38/1 makamıdır, ''velkurani ziyzikri” yani zikir sahibi Kuran. İşte bu
seviye, çıkarılan doğru mananın TAM ve DOĞRU mana halini almış şeklidir. Biz her konuda zikre
ulaşamayabiliriz ama elimizdeki Kuran karşısında eğer KURANIKERİYM`i görürsek yani daha
iyisini görürsek, elimizdeki KURAN`ı terketmeliyiz. Aksi taktirde “Ya eyyuhelinsanü ma ğarreke
birabbikelkeriym” ayetinin muhatabı oluruz..!
İYSA diyaloğ melekesidir. Beş BİD'AT resulden biridir. Yani sadece içimizde değil kainatın her
yerindedir. İysa asla normal bir insan gibi doğmadı ve ölmedi. Anne babası asla olmadı.
MERYEM onun esas annesi değildi. Meryem kimseyle ilşkiye girmedi ŞEKLİ olarak gelen iysa
tabiattan geldi ve oraya döndü. Kainatın her yerinde aslında bizimle konuşuyor. Ona kulak
verelim. O bizimle ancak İNCİYL üzere konuşabilir. yani diyaloğ için gerekli altyapıyı
oluşturmamız lazımdır.
Bir aslan bir geyik yer ve dahada karnı acıkıncaya kadar hiçbir canlıyı öldürmez. Eyy insan bak
burada İysa sana bir şey söylüyor.
Bİr kedi kaka yaptığı yerin üstünü kapatır. ey insan bak burada iysa sana bir şey söylüyor,.
İYSA yı gelmiş ve işini yapmış ve ölmüş bir beşer olarak algılayanlar zavallı ve ilm fukarasıdırlar.
Rabbilalemiyn içindeki allahü ancak ve ancak İYSA aracılığı ile görülebilir. ALLAHÜ ehadtır
112/1. Bu haliyle allahü hiç bir işe yaramaz. Bu ehadlığı VAHİDe çevirmek için İYSAya ihtiyaç
vardır. Yaptığın bir amelin yada gördüğün bir şeyin aslında söyleyecekleri vardır: işte kuranda
NEBİ deyimi bunu ifaede eder. kuranda kendini NEBİ olarak tanıtan tek resul İYSA dir. 19/30
O halde ey insan:
hayatı kainatı insanı kendini iyi gözlemle iyi kulak ver. İysa sana senin lehine olacak şekilde
bunların içinden bir şeyler fısıldıyor. al bunu ve kullan. Kendini geliştir. ALLAHÜ yü EKBER leştir.
sokaklarda sloganlaştırma. tabiatta gördüğün hertürlü mucizeyi iyi algıla ve onu daha da
güzelleştir onu BÜYÜT. Allahü nerede ekberleşirse biliniz ki orada İysa iyi görülmüş ve
anlaşılmıştır
Kitab ve Kuran arasındaki farkı iyi öğrenebilirsek ; Kitabta anlatılan Muhammed, yer yüzü, gök,
at, eşek, deve, yecüc mecüc, İsa, gibi değimler KURAN`a çevirildiğinde hissiyata yada amele
karşılık geldiğini görebileceğiz.
Kitab mealen okunduğunda mesela “Yasin inneke leminelmurseliyn” yani “sen
gönderilenlerdensin” bu meali, lisani, kitabi bir bilgidir. Aslında bu ayet, içinde öyle bir tanım
barındırıyor ki, her İnsanın hissiyatında yer edinebilecek bir manadadır. İşte bu sebeple ALLAH,
gökle yerle, kadınla erkekle, hayvanla, aybaşı haliyle falan uğraşmıyor. Bunlar kitabi bilgidir ama
kendi içlerinde KURANİ bilgiyi barındırıyor ve KURAN senin hal ilmin oluyor ilm-i halin oluyor.
Böylelikle ALLAH manayı bizlere şeklin içinde sunuyor. İşte, bizler eğer ŞEKLE “KURAN” dersek
her şey allak bullak olur ki oluyorda ! Misal 20/41`deki nefsi 29/57 ile kıyas ettiğinde neler
olabiliyor görüyoruz.
Kitab ile Kuran bir tutulursa şu soruya birçok yerde cevap bulamayacaksın ; BÜTÜN BUNLARIN
BENİM HAYATIMDA Kİ YERİ NEDİR ?
İşte, Kitab ilmini KURAN ilmine çevirme operasyonu çok önemlidir ve maalesef bu kısım bir çok
kişi tarafından çözülemiyor yada anlaşılamıyor.
Misal ALLAH, ALLAH kavramına öyle bir mana bindirmiş ki, Kuran`da İNKAR edilemiyor bu
mana. Kitabta ALLAH`ı İNKAR diye bir cümle yok, ALLAH`ı TEKFİR var “keyfe tekfurune billahi”
2/28. Dikkat edin Kitabta “enkere” ile “Allah” lafzı hiçbir yerde yan yana geçmez. Bunun anlamı şu
; ulan oğlum istesende ALLAH`ı İNKAR edemezsin !
Kitabta hiçbir yerde, kitabla kuranla allahla ahret günüyle resulle “İNKAR” yan yana kullanılmaz.
Mesela “resulleri inkar” diye bir cümle yok “resulleri kefere ve kezzebe” var. Kısaca KURAN
İLMİNE göre sen, bunlardan birine yok dediğinde otomatikman saçmalamış oluyorsun. Kuran
İLM`inde ALLAH kendine öyle bir anlam bindiriyor ki, senin yaptığın güzel amelin adı ALLAH,
buna nasıl yok diyebileceksin ?
İşte bu yüzden bütün kavramlar Kitab`tan Kuran`a çevrildiğinde otomatikman EVRENSELLEŞİR.
Eğer bu böyle olmaz ise işin içinden mümkünatı yok çıkılamaz.
EL AFVE`yi kim alacak ? Muhammed. Bugün kim alacak ? Ulul emr. Hani delil ? Yok.
Sana kavseri verdik. Kime verdi ? Muhammede. Eeee bana ne var peki ?
Halbuki EL KEVSER denilen şey, ihsan amelinin yapılımı esnasında ki sahip olduğun ve olacağın
güdülemedir ve 9/24 bu güdülenmeyi anlatır.
Kuranda, anne babada orijinal anlamında değildir, kardeşte değildir.
Misal ; ahiy erkek kardeştir, uhte kız kardeştir. Tamam, bunu böyle anladık, buraya kadar sorun
yok. Şimdi Allah bir yerde “Musa ve AHIY`si Harun” derken diğer tarafta “Musa ve AHIY`sı” diyor.
Ne odluda HARUN kaldırıldı ?
Anne, baba, teyza, hala, dayı, amca vs vs vs.. hepsi allak bullak oluyor KURAN`a dönüştürülmez
ise yani hissiyata ve hal ilmine çevrilmezse.
İşin özeti şu ; bütün bu argümanlar şekli kısımlarından mana kısımlarına dönüştürülerek yani
KURANlaştırılarak bizlere hissiyat ve amel olarak sunuluyor ve bu işin beleşten olmayacağını
FEDAKARLIK gerektirdiği belirtiliyor.
YETİYM denilen kavram : bir insanın ihtiyaçlarının uzun süre karşılanamaması dolayısıyla artık kontrolden çıkarak
çevresine zarar verecek hale gelmiş olmasına denilir.
Uzun süre işsiz kalıp ta kendini asmaya çaılşanlar atanamayıp ta intihar etmeye çalışan öğretmenler vs. İşte YETİYM buna
denilir.
Bunlar eğer korkulacak hale geldiklerinde bunlarala dünya nimetlerinin MESNA yani İKİŞER yani: insanların yardımlaşarak
bu yetymin ihtiyacı gidermeleri gerekir . Bunu yaparlen bu kişiye yapılacak yardım herkesin kalbine tam olarak sinmelidir.
işte bu da SÜLASA dır. Yine buna yapılacak yardım RUBAA şeklinde olmalıdır. Yani yetiym kendsisine yapılacak
yardımlardan yeteri kadar menfaat görmelidir. Eğer hala da korkuluyorsa bunların hepsi birden Yani VAHİDETEN şeklinde
yapılmalıdır.
Bir şeyin TAMAMINA VAHİD denilirken VAHİDi oluşturan her bir parçaya EHAD denilir.
Misal: ALLAHÜ EHAD tır 112/1. Bu deyim Kuranda geçen 3 adet ALLAH kavramından sadce birisidir. diğer allah
kavramları ise ALLAHE (37/126)ve ALLAHİ(6/23) dir.
4/3 te YETİYM haline gelmiş insanların eğer ihtiyaçları giderilmezse toplum içinde zararlı bir hale gelebilecekleri bize
anlatılır ve bu toplumsal yarayı daha fazla kangren olmadan bu şekilde yani ikişer üçer dörder şeklinde ve eğer gerekiyorsa
HEPSİNİ(vahideten) kullanarak tedavi etmemizi ister.
Anlatılan ve istenilen budur.
Sünni ve şii ler bu ayet aracılığı ile kadınları erkeğin SEX kölesi haline getirdiler. Bunun için bu ayette geçen ''minennisai''
deyiminin KURANİ manasını anlayamadılar yani ''KADINLARDAN '' diye anladılar.
Halil Sergin
41/53, AYETLERİMİZİ AFAK`TA VE ENFÜS`TE ONLARA GÖSTERECEĞİZ ;
41/53`ü açalım ;
Bu ayette bulunan EL AFAK deyiminden kitabta TEKİL olarak 2 adet daha bulunur ki bunlar 53/7
ve 81/23`tedir.
EL UFUK denilen şey ; kişinin, bir şeyi olduğu seviyeden daha yukarıda, daha ayrıntılı yada daha
da önemsenmiş bir şekilde bakılabilmesi, düşünülebilmesi yada hissedilebilmesi halidir. Nitekim
53/7`de çıkarılan tevil ''ve hüve bilUFUKulala'' olarak yani en yüksek ufukla görülebilen olarak
nitelendirilmiştir.
O halde ; bir insanın Kuran İlmini anlayabilmesi için “UFKUNUN GENİŞ” olması, dar kalıplardan
kurtulması gerekir.
Bu ayete, ayetlerin afakta ve nefislerinde gösterileceği anlatılır. Burada ''nefislerinde'' denilirken
insanların nefisleri kastedilmez. İlgili ayetlerin NEFİSLERİ kastedilir. YANİ, ayetlerin insanlara
gösterilmesi esnasında bu ayetlere ait 2 adet içerikten bahsedilir, bunlar ;
1) AFAKİ olarak sahip edilen içerik yani dubur mana ve hurufu mukattalar aracılığı ile bindirilen
manalar yani Kelime İlmi.
2) Ayetin kendi Lisani manası.
Şimdi “FİYLAFAKI ve Fiy enfüsehüm” cümlesinde TA SİYN kuralını çalışıtıralım.
Buna göre ; “Fiyl afak” deyimi ayrı düşünülecek ve salt dubur manayı verecek (elif lam mim ra,
elif lam mim sad) sonra “Tamlamadan sonra gelen VE li ibare” yani ''fiy enfusehim'' deyimi hem
“fiylafakı” deyiminin içinde düşünülecek yani hem DUBUR hem de ZAHİR MANA birlikte ama
değişik oranlarda olabilecek (ya siyn oranları, elif lam mim, elif lam ra). Ve son olarakta “Fiy
enfusehim” deyimi TEK BAŞINA düşünülecek ki buda sadece zahir mana içerikli olacaktır.
İşte bu ayette ; ayetlerin nasıl anlaşılması gerektiği özetlenmeye çalışılmıştır. Böylece Hak
insanlara, Fedakarlık ameli yapan insanlara, onların hayatında en azından SIDK cinsinden yer
bulabilecek şekilde dizayn edilir.
Bu ayette gizli öznenin yine Muhammed (fedakarlık) olduğunu görünüz “senin rabbinin her şey
üzerinde şahit olması kafi değil mi ?”
UFKUNU zorlayarak ayetleri anlamaya çalışanlara MECNUN denilir 81/22,23.
Rabbimizin ayetlerini TİLAVET yapmak ile Rabbimizin nimetini FEHADDİS yapmak aynı şeyler
değildir.
93/11`de Muhammed`e, Rabbinin nimetini HADDİS yap denilir. Böylece 10/37-12/111
müteşabihleri kullanılarak KELİME İlmi aracılığı ile her bir deyim HADİYS cinsinden
manalandırılır. İşte bu noktada insanların kafası karışır. Çünkü Lisani Mananın dışına
çıkıyorsundur. Tabi olarak seni dinleyen insanlarda yaptığın bu HADDİSlendirme karşısında sana
MECNUN diyebileceklerdir !
Şimdi lütfen 93/11`de geçen ''bi nimeti rabbike'' deyimini 68/2`ye götürün (muteşabih misil
yazılım) ve bu fiiliyatı yapana MECNUN denildiğini görün !
Aynı MECNUN deyimi bu kez 81/22,23`te ''elufuk'' deyimi ile alakalı halde olacak. 41/53`teki EL
AFAK deyimi de işte bu UFUK deyiminin çoğuludur.
O HALDE ; ayetler içindeki manalar, geniş ufukların alabileceği bir şeklide ayetlerin NEFSİNE
yerleştirilmiş, bunu da Muhammed`in Rabbi yapmıştır.
O zaman, Muhammedini aktifleştir ki “ayetlerin nefsine yerleştirilmiş derin manalar” sana ya EL
MUZZEMMİL yada EL MUDDESİYR şekilde kıyama kalksın ve sana FIŞKIRTILSIN !
El Muddesiyr yada El Muzzemmiyl, lisani olarak ''ÖRTÜSÜNE BÜRÜNEN'' demektir. Ancak
burada esas olarak “Beşer Muhammed” kastedilmez. Muhammedi bir amel karşısında Allahın
ayetlerinin NEFİSLERİ içinde bulunan AFAKİ manaların bu ameli yapana karşı kendini deşifre
etmesi emrinin verilmesi anlaşılmalıdır..!
Yani El mudessiyr ve El muzzemmiyl deyimleri “Hurufu mukatta” dizilimlerine uygun yazılmış
deyimler içindeki AFAKİ MANAların muhatabına karşı AÇIK hale getirilmesini ifade eder. Nitekim
dikkat ederseniz El muzzemmil deyimi “elif lam mim” El muddesiyr deyimide “elif lam mim ra”
dizilimine uygun yazılmıştır.
iynme karşı bir kusur işlemediysen SALATI İKAME etmene gerek yok Eğer İşediysen kendini affettirmen
için ÖZÜR nityeliğinde olacak olan Salatını ikame etmeye mecbursun. Bunu iki şekilde yapabilirsin 1)
camilerde kılınan şekli namaz şeklinde 2)) Kendine göre bir şekli belirleyerek: misal: tek başına kaldığında
yada ayakta yada oturuken ''ya rabbelalaemiyn benim şunu yapmamam gerekirdi yaptım ve hata ettim beni
bağışla ''dersin. Böylece salatını ikame etmiş olursun. Camilerde kılınan şekil de doğru ama tek başına
doğru değil. Herkes bu ÖZÜR biçimini kendine göre yapabilir aslolan ÖZÜR dür. Ve bunu YAPMAK
ZORUNDASIN. Hem insana hem rabbilalemiyne .
....
16:08Genişlet
Görüntüleri GösterHalil Ibrahim Ülgü
Senin bir insan olarak namaz kılmaman mümkün değil aslında kılıyorsun ama farkında değilsin. İNSANın
olduğu her yerde HATA olabilir. İşte bu HATA da ÖZÜRÜ gerektirire. İşte bu ÖZÜRün yapılış şekline
SALATIN İKAMESİ denilir.
Hazreti Edip Yüksel:20/41 ile 29/57 vb ayetler arasındaki meali çelişkileri ve sıkıntıları biliyoruz.
Burada ALLAH kendini hariç tutmuyor “İLLA ENE” demiyor. Bakınız, Allahın kendini hariç tuttuğu
ayetler var 20/14 “La ilahe illa ene” bakın burada bu işlemi yapıyor. NEFS konusunda böyle bir
ayırım söz konusu değil. Bu tespitin normal şartlarda, aklı başında olan birisini hoplatması
gerekiyor ! Çünki nefs gitti, mevt gitti, Allah gitti, Musa gitti, kulli gitti. Bütün bu manaların ve
bağlantılarının komple gözden geçirilip düzeltilmesi gerekmektedir. Hooop Kuran İlmine hoş
geldin.
Kuvvetli sorgulamalar karşısında meal ve tefsir anlayışının şansı yok denecek kadar azdır.
Her bir deyimi bulup bütün geçtiği yerleri önüne sereceksin ve akla mantığa, yaşama, vicdana ve
ahlaka uygun ortak manayı yükleyeceksin, geçtiği yerlerde tastik ediliyormu edilmiyormu şahit
olacaksın. Öyle bir mana olacak ki, peygamber görmüş görmemiş, kitab okumuş okumamış
herkesin hayatında olacak. Bu kötü bir şey mi ? Kolay mı bunu yapmak ? Böyle bir mana var
elimde diyen insan bulduğunda, yerinde duramaman lazım senin. Mananın içeriğine bak, ne
kadar sağlam ! Daha ne istiyorsun ?
60/10 önüne getirildiğinde ve sorulduğunda ? Allahın mumin dediği bir kişiye AJAN olabilir
denildiğinde adama gülmezler mi ? Ayrıca bu ajanlar sadece kadınlardan mı çıkıyor, erkeklerden
çıkmıyor mu ?
9/67 de Erkek munafık ve kadın munafık ayrımı yapılıyor, ayrıca 9/71 de erkek mumin kadın
mumin ayrımıda yapılıyor. Nerede erkek MUHACİR muminlerin imtihan edileceği, hangi ayette ?
Demezlermi adama, senin ALLAH`ın adaleti bumu diye ?
20/32 deŞirk geçen yere nasara koyuyorsun, 69/20 de zann geçen yere iman koyuyorsun, 15/9
da zikr geçen yere kuran koyuyorsun, kitab geçen yere kuran koyuyorsun ondan sonrada
KURAN MUBİYNmiş. Her şeyi çorba ediyorsun sonrada bize yamultuyor çarptırıyor diyorsun.
Sizin çarpıklıklarınızı düzeltmeye gayret ediyoruz insanların beyinlerinden ! Yıllardır kazıdığınız
bu çorbayı, karmaşıklığı durultmaya çalışıyoruz.
ELHAMDULİLLAH sorgulayıcı ve soru sormasını bilen bir nesil yetişiyor. Meal bilgisi, Arapça
bilgisi, tefsir bilgisi bu sorgulayan nesilin karşısında duramaz. Çünki bu nesil “HAYAT” olacak
manaları istiyor cevap olarak “HAYAT”, olmayan kavramın burada ne işi var diyor, burada bu harf
niye değişik diye soruyor ? Yaşamında olmayacak manalarla, KURAN harici kaynaklarla
sunacaklarınızla kandıramazsınız bu nesli ! 3-5 sene önce 10 sene önce yutturmuşsun tutmuş
ama bu nesle yutturamazsın, tutturamazsın.
Siz sapıksınız supuksunuz demekle sorulara cevap verilmiyor ! SADECE KURAN diyorsan, o
iman ettiğin KURAN ile ya koyacaksın cevaplarını yada susmasını bilecek dinleyeceksin ! sana
HAMR deyiminin çoğulu HUMUR dur diyoruz. Sen bize HUMUR deyiminin Kuranda olmayan bir
deyimin yani HIMAR deyiminin çoğulu diyorsun. YALNIZCA KURAN iddian ne oldu? Sen nasıl
felsefeci oldun yahu. yalnızca kuran diyorsan KURANIN DIŞINA ÇIKMAYACAN.
KELİME ilmi yani anlam verme işini bize sapık supuk diyen herkes yapıyor ama bunun bile
:)
farkında değiller. KELİME, Kuranın vazgeçilmez mihenk taşıdır. KELİME, Hayatın vazgeçilmez
mihenk taşıdır. KELİME anlam vermedir. Peki bu anlam tarihsel mi olacak KURAN devreye
girince ? Hikaye mi olacak ?
Rum 1-2 ayetleri hayatımda nerede ? O tarih.
Ahzab 33 nerede ? O da tarih.
İyide neyin EVRENSEL MESAJINI veriyorsun insanlara, neyin EVRENSEL MESAJ kitabını
yazıyorsun ?
Muhammed Allahın Resulüdür ve onunla birlikte olanlar diye devam eder meal, banane kardeşim
onunla birlikte olanlardan.
Muhammedin kavmiymiş, nerede o kavim ? Ne olacak bu ayetler ?
Hadi KELİME ilmini kullanma da görelim, çöpe mi gidecek bu ayetler ? Bunların hepsinin kavram
kavram hayatımızda yeri var, KURAN böyle bir şey işte.
Nurcu olsaydık yada suni yada şii ! Alırdın karşına kafamıza kafamıza vururdun. Şimdi ise tek
yaptığın şey, arada ortaya çıkıp aşağılamak. Böyle bir davranışın acizlik olduğunu bizden çok
daha iyi biliyorsun.
Biz nurcu değiliz, şii değiliz, suni değiliz. Bizim adımız bilmem nemiz yok. Bizler sorgulayan ve
doğru mana için mücadele veren İNSANlarız. Eğer din konuşacak olursanız, jilet üzerinde
yürürsünüz. Çünki takır takır sorgulanırsınız ! O yüzden değimlere, cümlelere, kavramlara,
tanımlara dikkat edeceksin. Makul ve mantıklı olacak, düzgün izahat olacak, hayatta yeri olacak,
evrensel olacak !
Huvellezi halakas semavati vel ard “O, gökleri ve yeri yarattı”. Kim buradaki O ? Efendim ALLAH.
Allah değil kardeeş, ALLAH olsaydı “Allahullezi” şeklinde geçerdi, sen daha iyi biliyorsun nasıl
geçeceğini.
Allahullezi halakas semavati vel ard. Bu hali zaten var Kitabta !
Görüyormusun, demek ki HUVELLEZİ`de Allah yok, sokuşturma araya işte ! Olsaydı ALLAH lafzı
o ayete koyulurdu.
İşte KELİME İlminde bu çok önemlidir.
HUVE ne ? İşte bunu bulacaksın ve bu bulduğun, hayatımda yer edinecek ve diğer kriterleri
içinde barındıracak. Bunu bulduğun an ALLAH lafzını oraya eklemene gerek bile kalmayacak !
Yine misal ; oruç size yazılır. Kim yazar ? Allah mı yazar ? Hayır kardeş. Onun karşılığı
KETEBALLAHU olarak zaten var 5/21. O zaman KETEBE ne ? Sıyam ne ? Bunu kim nasıl
yazıyor ? Hehh işte, şimdi bütün taşlar yerinden oynayacak ve işte sana en az 3 yıl çalışma
yapılacak ve inancını sağlam temellere dayandıracak bir malzeme ! Ramazan nedir, sıyam nedir,
ketebe nedir, farada nedir. Oruç benden önce kime yazılmış ? 18/54`e göre kime yazılmış hani
örneği nerede ?
Ugandadaki bir adamın, oruç şuna yazılmış buna yazılmış umurunda mı abi ? Benim umurumda
mı abi ?
İşte, verilecek olan mana iyi sorgulanacak. Olmayan deyimler varmış gibi algılanmayacak ve
yazılıma sadık kalınacak. Akla ve vicdana aykırılık olmayacak. Yaşanılabilirliğe aykırılık
olmayacak. Bunlara sadık kalabiliyormusunuz ? Cevabınız evetse kendinizi kandırıyorsunuz,
hayır ise taşları yıkın ve yeniden yapılanmaya, sapa sağlam yapılanmaya girişin..
kuranda ERRUH ve ERRİYH yani RÜZGAR aynı fiil kökünden türerler. Bunların her ikisi de Elif
lam ra dizilimlerine uygundur. Kuranda anlatılan hurufu mukattalar bilinmeden bu deyimlerin
manası ve özelliklede bu ERRİYH deyiminin geçtiği ayetlerden biri olan 34/12 anlaşılamaz.
Bu ayette anlatılan şey süleymana rüzgarların verilmesi ve gidişi gelişi 1 ay süren bir seyahat
durumu değildir. Bir insanın kafasındaki bir plan yada projeyi hayata geçiripte bunun meyvelerini
toplaması yani karşılığını alması durumunda ERRUH artık ERRIYH a yani Rüzgara dönüşür. Süleyman
GÜÇ melekesidir. Eğer gücünü yani süleymanı doğru kullanırsan bu gücü kullanarak yaptığın iş ilk
etaplarda sana uzun zaman kaybettirir. Buna ''guduvvuha şerhün '' denilir. Ancak bu işi yapa yapa işinde
ustalaşırsan bu durumda aynı işi daha kısa sürede yaparsın. Buna da ''revahuha şehrün'' denilir.
Buradaki revahuha deyimi meallerin yazdığı gibi ''öğleden akşama kadar'' anlamında değildir. Bu... deyim
de ERRUH-ERRİYH deyimlerinin bir parçasıdır. Yani kafandaki bir şeyi sahip olduğun gücü kullanarak
yaptığında ilk etapta uzun zamanda yaparsın ancak yapa yapa bu uzun zaman artık kısalır ve aynı işi daha
kısa sürede otomatikleşerek yaparsın Hem bundan hazz alırsın. Bundan aldığın hazza REYHAN denilir ki
bu deyim de ERRUH-ERRİYH-REVAH deyimleriyle aynı köktendir.
Bir işi ilk etapta uzun sürede yaparken zaman içinde daha kısa sürede yapar hale gelmene 34/12 de ''ve
minelcinni men ya'melu beyne yedeyhi'' denilirken yaptığım işin diğer taraftan da sana karı zaman içinde
bu şekilde kolaylaştırılmasına yine 34/12 de''ve eselna lehü aynelkıtri'' denilir.
Eğer bir işte artık yapa yapa otomatikleşirsen bu senin bu işte hata yapamayacağın anlamına gelmez. Bu
cinnlenmen yani otamatikleşmişliğin esnasında hata yapman durumunda azap görürsün. İşte senin bu
durumunu da ''ve men yeziğ minhüm an emrina nuzikhu min azabessair'' denilir.Ve böylece 34/12 nin bize
ve hayatımıza nasıl tesir ettiği bu şekilde anlaşılmıl olur. Bunların hiç biri hikaye değil Hepsi
HAYATIMIZDA ve GERÇEK ve BAKİ anlamlara sahiptirler.
ZOR SORULAR
SORU5- Allah daha evrensel ve objektif bir tarzda kurallarını ortaya koymuş olabilir mi? Kitapla
muhatap olmayan insanların da İYİ-KÖTÜ davranışlarının hesabını vereceği bir sistem olamaz
mı?
CEVAP 5: allahın kural belirleme diye bir ruhsatı yok. Bunu rabbialalemiyn belirler.
rabbilalaemiyn ile allah kavramları içerik olarak aynı şeyler değildir. Kitabla muhatab olunsun
olunmasın aslaolan şey İÇİNDEKİ RESULLERDir. İşte seni bizi bu resuller kurtaracak. Elindeki
kitabı inkar et. Bir şey olmaz, allahı inkar et bir şey olmaz, Kuranı inkar et bir şey olmaz. AMA
VİCDANI ASLA İNKAR EDEMEZSİN. İşte rabbilalaemiyn seni VİCDAN denilen ve BEŞER olarak
kavimlerine gönderdiği ŞEKLİ resullerin MANA kısımlarının topluca bulunduğu bu ULVİ MEKAN
a uyup uymadığına göre sana cenneti verecek. Elinde kitap olsa ne yazar olmasa ne yazar.
ZOR SORULAR ,
SORU4-Allah İncil ve Tevrat’ı gönderirken bunların insanlarca buzalabileceğini düşünemedi mi?
Bu çerçevede Kur-an’ın farkı nedir? Bir kitap kendisinin bozulmazlığını ispatlayabilir mi? Tüm
kitaplar kendilerinin bozulmamış kitap olduğunu belirtirse ne olacak?
CEVAP4- Kuranda TEVRAT ve İNCİLİn bozulduğuna dair delil yoktur. Ayrıca Tevrat ve incil tıpkı
KURAN ve ZEBUR gibi evrenseldir ve DİYALOĞ esnasında 4 ü birden devreye girer. Buna göre
KURAN denilen şey elde ettiğin DOĞRU MANA,
İNCİYL denilen şey Bu manayı yani kuranı elde etmek iiçin gerekli olan diyaloğ zemini,
... TEVRAT denilen şey karşı tarafın anlattıklarından senin NET olarak anladığın
ZEBUR denilen şey ise bunların bir DENGE içinde devreye girmesidir. İki insan konuşarak
anlaşmaya çalıştığında işte bu 4 lü devreye girer.
Beniyisrailin bozduğu şey tevrat yada inciyl değildir. KELİME nin TAHRİF idir. Şu anda İnsanların
TEVRAT yada İNCİYL diye bildileri şeyler KURANİlminde hiç bir öneme sahip değildir
ZOR SORULAR,
SORU3-Bazı kavimlere iç yağı yemeyi, bazı kavimlere tek tırnaklı hayvanları yasaklayan, bazı
kavimlere içkiyi yasaklamayan ve namaz-orucu farz kılmayan bir Allah evrensel mi? Yoksa bu
ayetler peygamberlerce ortaya konan, o anlar için geçerli olabilecek birer tercih mi?
CEVAP3- Kuran ilminde allah yiyecekle içecekle kadınla erkekle hayvanlarla uğraşmaz. Tüm
bunların hepsi bizim hissiyat ve davranışlarımızı tarif eder. Gerçekte hangi hayvanı yada bu
hayvanın neresini yiyeceğimize KURANİLMİ değil rabbilalemiyn karar verir. Bu da ilgili hayvanın
etinin yada neresi yenilecekse orasının akla mantığa ilme pozitif bilime uygunluğu aranır.
KuRanilimnde İÇKİ haram kılınmaz. İÇKİ HELAL dir sadece 4/43 e göre eğer içilmesi
isteniliyorsa buna sınırlama getirilir,
NAMAZ ve ORUÇ evrenseldir. Bunları yapmayan insana bırakın musluman demeyi iNSAN bile
denemez. NAMAZ yada diğer adıyla ESSALAT denilen kavram Bir insanın hayr içerikli olması
kaydıyla bir işin usulune uygun yapılmış haline denilir. Bu konuda HATA yapanlar Özür yada
tazminat ödemelidirler. İşte buna da SALATI İKAME denilir. Bunun MANA kısmı bu şekilde
olurken ŞEKİL kısmı insandan insana yaşanılan coğrafyaya yada kültüre göre değişebilir.
ORUÇ denilen kavram ise başına bir musibet geldiğinde yada işlerin bir şekilde eğer ters giderse
erdemliliğini insani olgunluğunu kaybetmeme çabasıdır. Bu iki kavram bir insanın yaşadığı hr
yerde GEÇERLİDİR.
ZOR SORULAR;
SORU2-Ara ara gelen peygamberler Allah tarafından bizzat gönderilen elçiler ise,
peygamberlerden bir süre önce yaşayanlar ne olacak? Peygamberleri hiç duymayan veya yanlış
bilgilerle yanlış tanıyanlar ne olacak?
CEVAP2- Her gönderilen peygamber zaten insanın içinde hissiyat olarak yaşar. Kuranda
anlatılan tüm peygamberler aynı zamöanda insanın iç dünyasında yaşayan veya yaşatılan
OLUMLU bir HİSSİYATIN adıdır. Gelen her peygamber işte bu hissiyatın ŞEKLİ bir
varyasyonudur. Bu şekil zaten var olan mana kısmı ile birleşir ve bu birleşime NURUN İTMAMI denilir.
Bir insan ŞEKLİ peygamberlerin onları görünceye yada varlıklarına bizzat şahit oluncaya kadar onları
İNKAR edebilir. ANcak MANA kısımları her bir insanın VİCDANINDa yaşar ve bunların yine bu insan
tarafından İNKARı mümkün değildir. Buna göre Şekli peygamber gelmeden önce yaşama ile şekli
peygamber geldiğini dönemde yaşama yada şekli peygamber öldükten sonra yaşama arasında hiç bir fark
yada üstünlük yoktur
Aslolan içindeki RESULdür. Bu resulun ismi onun senin içdünyanda bir hissiyatını tarif ediyor. Haydi
buyrun tüm ŞEKLİ RESULLERİ inkar edelim. Allah bizi cehenneme koymaz. Çünkü İçimizdeki resulleri
ATAMAZA ve inkar edemeyiz. Haydi buyrun tüm resullerin ŞEKLİ kısımlarını kabul edelim allah bizi
cennete koymaz Çünkü içimizeki rsullere uymamızı yani VİCDAN sahibi olmamaızı bekler. ,
Buna göre kuranda anlatılan resullerin ŞEKLİ kısımları ve bunların geldiği COĞRAFİ yerler bzizm
umrumuzda bile olmayacaktır. BAşta muhamaed olmak üzere Peygamberleri mana aleminde yaşatanlara
cennet vardır. Şekli kısımlarını inkar etsek bile.
ZOR SORULAR!
SORU1- Peygamberler, kendilerini dinleyip derin düşüncelere dalmak için sakin yerlere gidiyor.
Bu halleri, söylediklerinin kendi düşüncesi olduğuna bir delil olmaz mı? Vahiy denen sözleri
peygamberler kendileri düşünmüş olamaz mı?
CEVAP1- Peygamberlerin kendi düşüncesi olsa bile bu düşünceleri eğer akla mantığa evrensel
değerlere vicdana ahlaka ve evrensel insani değerlere uygun ise buna Rabbialalemiynin tenzili
denilir. Aynı tür tenzil bize de olabilir peygamber olmaya gerek kalmayabilir,
Vahy denilen kavram sana geldiğinde seni yönlendiren yöneten koordine eden her türlü ilhamdır.
Bu tür ilhamlar peygamberlere gelebileceği gibi bizlerede gelebilir. Bu ilhamın geldiği merci
BİRİNCİL olarak ALLAH değil rabbilalemiyndir. Bu tür İlhamları peygamberlerin kendileri de
düşünmüş olabilirler sede aslında içerik olarak yine Eğer rabbilalemiyne uygunsa bu o kadar da
önemli olmayacaktır.
ALLAH kavramı ile RABBİALALEMİYN deyimini mana olarak BİR TUTANLAR ilm fukarası ve
zavallıdırlar. Sadece 2/131 ile 27/44 ü karşılaştırın ve bu MUHTEŞEM SORUYU SORUN. : 2/131
de İbrahim meden 27/44 de kullanıldığı gibi ''ALLAH'' lafsını Kullanmadı''?.
2/131: Alemlerin rabbine teslim oldum.
27/44: alemlerin rabbi olan ALLAHa teslim oldum.
bence 27/44 deki kadın bu dini ibrahiymden daha iyi biliyordu ne dersiniz?:)
27/44 de devreye MUHAMMED girdi. Yani bu kadın Süleymana denk olan gücünü allah yolunda
kullanmak için terketti. 27/44 dün son cümlesi olan ''lillahi rabbilalemiyn deyimini al ve 6/162 ye
götür.
BAĞLILIK yani İBRAHİYM eğer FEDAKARLIKLA taçlandırılırsa RABBİLALEMİYN anında
LİLLAHİ rabillaemiyne dönüşür.
Kuranda ŞEMSE İBADET demek GÜCE TAPMAK demektir. Yani HAKKIN üstünlüğüne değil
Gücün üstünlüüne iman etymek demektir. Eğer Güçlü olmana rağen haksız olduğunu kabul eder
ve sahip olduğun gücü bu durumda EHEMMİYETSİZ sayarsan işte o zaman bu kadın gibi
SÜLEYMANLA birlikte Lillahi rabbilalemiyne teslim olmuş olursun ve işin içine MUHAMMEdi de
katacağından cennete gidersin.
Cennet için RABBİLALEMİYNE İMAN şarttır ancak YETERLİ değildir. Yanına muhakkak
FEDEKARLIĞI yani mUHAMEDi eklemelisin.
mal ile mağrur olma , deme varmı ben gibi,bir muhalif rüzgar eser savurur harman gibi.
kuran ilminde 9 rakamı CENNETi simgeler.
18/25: DOKUZ aziyadeşelştiler.
DOKUZ yıl daha kaldılar yada EKLEDİLER değil. 9 za ZİYADELEŞTİLER.
Muttakiliğinnin sana fayda sağlamasına 19 denilir. Sana sağlayacağı ilk fayda İLM dir.
Kuranilminde 3 adet ARTTIRMA deyimi bulunur Bunlar ZİYADe RİBA ve KESİYR dir.
Ziyade de Kalitede artma vardır. Sayı artadabilir ama kaliteden asla ödün verilmez. Kuraniliminin
arttırılmasında muhamed 20/114 de zİYADE deyimini kullanır.
RİBA yani FAİZ aslında HELAL dir mal yada hizmet mubadelelerinde KARŞILILI ANLAŞMAYA
dayalı bir artırım dır. Eğer bu arttırım muhatablardan en az birinin acziyetinden yada zaafından
yararlanılarak elde edilirse bu durumda bu HELAL olan RİBA yani FAİZ birden bire HARAM olan
RİBAya yani FAİze dönüşür.
KESİYR -EKSERE deyimi ise kalteye dikkat edilmeksizin sayısal çokluktur. Kuaranda EKSERE
ye asla iyi gözle bakuılmaz.
Bir musluman her işinde her zaman HELAL OLAN RİBAya ve ZİYADE ye talip olmalıdır.
TEKASÜR yani kaliteye dikkat etmeden SAYISAL ÇOKLUK ile övünme kuranda yasaklanır.
102/1,2.
TEKASÜR, KESİYR, EKSERE deyimleri aynı fiilin mallarıdır ve kranda YASAKLANMIŞTIR:
6/116 da anlatılan ve yasaklanan şey İNSANLARIN ÇOĞUNLUĞU na itata değildir. KALİTESİZ
ÇOĞUNLUĞA İtaattir. Yoksa İSTİŞARE yaparken de ÇOĞUNLUĞUN fikri kabul görecek. Ama
istişareye dahil olanlar eğer KALİTESİZ insanlarsa işte o zaman AYVAYI YERSİN:
İnsanların Çoğunluğu seni her zaman sapıklığa götürmez. Yeter ki bu çoğunluk EKSERE
cinsinden olmasın ZİYADE cinsinden olsun.
Eğer ZİYADE hayatında ZEYD e dönüşürse bu durumda bu dönüşümü sağlayan faktörü yani
ZEYDin zevcesini Muhammed seninelinden alacaktır.ZEYD muhammedin EVLATlığıdır. O tekrar
zziyadeleşmedikçe yani ZEYD konumunda kaldığı sürece Muhammed evlatlığının zevcesini
kendine nikahlar.
ZİYADE leşeyim derken sakın ZEYD leşme . Bu konum allah tarafınfdan yasaklanmış bir durum
değildir. Ancak muhammede başka bir şans bırakmıyorsun.
ZEYD demek KAliteden ödün verilmemesine rağmen sayısal çokluğu da istememe durumudur.
Oysa kaliteden ödün verilmemek kaydıyla ne kadar Çok olursak o kadar iyi değil mi?.
ZEYD muhammed işilkisi her insanın iç dünyasında ve davranışlarında her zaman ve mekanda
görülür.
Muhammedi evlatlığının karısına sulanan ve onu koynuna almak için çabalayan biri olarak
algılayanlar zavallı ve ilm fukarasıdırlar.
Hayatınızda ZİYADEleşmeye EVET ama ZEYDleşmeye HAYIR kampanyasına DESTEK veriniz.
Ziyade ile zeyd deyimleri aynı fiilin malı olan kelimelerdir..
RABBİL ALEMİYN deyimi ; bir insanın SİLM üzere olmasını işaret eder ''2/131 ; iz kale ibrahiymi
ESLİM , kale ESLEMTÜ lirabbilalaemiyn''..
ESSİLM üzere olma , iman edenlerden istenilen bir durumdur 2/208..ESSİLM üzere olmak
demek , çevresi ile kendisi ile ailesi ile tabiat ile ve içindeki resuller ile barışık olmayı ifade
eder..2/131`e dikkat ederseniz ALLAH lafsı kullanılmamıştır.Buna göre SİLM üzere olmayı
sağlayan her türlü zihniyyet , kişiyi cennete götürür.Bununda ölçütü tefekkür ve tedebbürdür..YANİ :
misal konfiçyus denilen kişi hayatını , kendini , tabiatı , insanları eğer iyi sorgulayabilmişse , onun
üzerinde bulunduğu durum RABBİLALEMİYN`e İMAN konumudur.Ancak bunu biz bilmiyoruz
tabiki.Hayatta mantıksız ve akıldışı olan ve insana , tabiata , medeniyete ters olan herşey için mücadele
edenler , işte bu İMAN türüne sahip olurlar..
MİSAL ; bir iddia ortaya attın AMA yanıldığını anladın.Çünkü mantık dışı olduğunu gördün.İşte , eğer bu
durumdan dönersen senin konumuna AMENE BİRABBİLALEMİYN denilir.Bu aşamada senin dininde
SİLM`dir.Dikkat et İSLAM ile SİLM aynı şey değildir.
Her SİLM`in olduğu yerde İslam ve İMAN olabilir AMA İslam ve İmanın olduğu yerde SİLM
olmayabilir.Çoğu insanlar SİLM`i müslüman olmadanda yakalayabilirler.Bu , insani ve tabiati mantık ve
sağduyu ile mümkündür.Buna örnek , MUSA`ya iman eden BÜYÜCÜLerdir..
Bütün Resuller Beşeri olarak gönderildikleri kavimlere İLK ETAPTA , onların yaptıkları işlerin akla ve
mantığa ve vicdana ve ahlaka ve genel yaşanılabilirlik kriterlerine uygunsuz-aykırı olduklarını anlatmaya
çalıştılar.İşte bu RABBİLALEMİYN`dir.Eğer kışın ince giyinirsen üşür hatta donarsın.İşte bu fikir veya
tespitte RABBİLALAEMİYN`dir..İbrahiymin kavmine karşı ilk etapta verdiği mücadele , kendi dinine ait
olan Allahını anlatması değil , karşı tarafın sahip olduğu din anlayışını mantık ve akıl karşısında mağlup
etme girişimi idi , bunuda kısmen başarıyordu 21/62-65 arasını okuyun.Yani önce YANLIŞLARINI
gösterdi.Eğer , burada başarı sağlayabilseydi yani muhatablarını RABBULALEMİYN`e İMAN konumuna
çekebilseydi bundan sonraki aşama LİLLAHİ RABBİLALEMİYN`e iman olacaktı yani kendi doğrularını
ortaya koyacaktı.Bu şekildeki yaklaşımıda biz zaten TEBLİĞ METODU olarak benimsemişiz.Yani kişilere
önce kendi yanlışlarını ispat et , işte bu RABBİLALEMİYN konumudur.Eğer bunda başarı sağlayabilirsen
kendi doğrularını piyasaya sür..İşte buda LİLLAHİ RABBİLALEMİYN konumudur.Eğer kişiyi kendi
içinde bulunduğu dini anlayışında çökertemiyorsan sende kendi bildiğini anlatmayacaksın..İşte bu durumda
87/9`da anlatılır ve ''fayda sağlayacaksa anlat'' şeklinde yer bulur.Yani içinde bulunduğu yanlışını
ispatlayamadığın adama , sen kendi doğrunu anlatamazsın.
RABBİL ALEMİN konularını güzelce okursan daha bir çok ayet ile bağlantıyı görebilisin ve bunu
özetleyebilirsin.
KELİME İLMine göre RAMAZAN ve ORUÇ detayı - 11 - Kuran, incil, tevrat TÜM insanların
hayatında yer edinmelidir..!
Arkadaşlar 2/185 ten devam edelim ve bu ayetteki ''hüden linnasi ve beyyinatin minelhuda
velfurkani'' cümlesini açalım. Öncelikle ''hüden linnasi'' yani insanlar için yol göstericidir''
şeklindeki mana içerikli yazılımın 3/4 de karşılığını görelim. Arkadaşlar HÜDEN deyimi bir
deyimin manasının başka bir deyim üzerinden ifade edilmesiydi. Nitekim 3/3 te de ''enzelettevrate
velinciyl'' deyimi için kullanılmaktadır. Bu cümlede tamlamadan sonra gelen velli ibare kuralı
uygulandığında güzel bir diyalog ortamının bile tek başına insanlara anlatacak ve onların
kafasında yer edinebilecek bir şeyler verebileceğini söyler. Yani güzel bir diyalog ortamı(inciyl)n
dan bile insanlar bir şeyler anlayabilirler.
İşte tam bu noktada eğer kuran konuşulursa 2/185 devreye girer. O halde Kuran denilen ve gerek
hayattan ve gerekse Allah’ın kitabından çıkarılan DOĞRU MANA, ancak tevrat -inciyl
tamlamalarının gerçekleştiği bir yerde konuşulabilir.
Arkadaşlar 2/185 e şu soruyu sorun: İnsanları KURAN kurtaracaksa ve şu anda elimizdeki kitap
ta kuransa o zaman kuran indirilmeden önceki kavimler (Nuh, Salih, İbrahiym, Hud) nasıl cennete
gidecek? Onlara kuran indirilmedi ki? İşte arkadaşlar Kuran ilk insandan beri var. Kuran demek
bir insanın hayattan çıkardığı doğru mana demektir. Bunu sakın ola ki şu elimizde bulunan kitapla
sınırlamayınız.
MİSAL: kızınızı ya da oğlunuzu evlendiriyorsunuz. Ona bir tecrübeli anne-baba olarak evliliğini
yürütebilmesi için tecrübe ve deneyimlerinizi anlattığınızda, bu anlattıklarınız da KURAN dır. İşte
bu anlatımın olabilmesi için iyi ve sağlam bir diyaloğ - iletişim zeminine ihtiyacınız vardır. İşte bu
zemin de İNCİYL dir. O halde inciyl de ilk insan dan beri var. Eğer kızınız ya da oğlunuz sizin
söylediklerinizi anlarsa onların bu anladıkları da TEVRAT tır.
O halde bu 3 lü (tevrat-inciyl- kuran) ilk insandan beri insanın hayatındadır. Kuranda anlatılan bu
3 lü, özel bir din ya da kavime münhasır kılınmamıştır. Yani KURAN Müslumanların kitabı,
İNCİYL Hiristiyanların kitabı, TEVRAT yahudilerin kitabı olarak tanımlanmaz. Bunların 3 ü de dini
ne olursa olsun bir insanın hayatında vardır. Nitekim tevrat ve incil için 3/4 de ''hüden linnasi''
denilir yani insanlar için hidayettir denilir! Yahudi, Hiristiyan ayrımı yapılmaz. Yine 2/185 te de
kuran için ''huden linnasi'' denilir. Huden lilmuslimiyn yani muslumanlar için hidayettir denilmez.
O halde kim ki bu üçlüyü kendi içinde ya da yaşadığı çevrede tesis edebilirse insanlığa BARIŞ ve
HUZUR gelir, İnsanlar savaşarak veya kavga ederek değil konuşarak anlaşırlar.
İşte KURANın bir kişiye indirilebilmesi için bu kişinin fedakarlığa dayalı bir hayat sistemini
benimsemesi ve BENCİLLİKten uzak durması gerekir. Yine aynı ayette bulunan ''BEYYİNATİN''
deyimi bir şeyin açık ve anlaşılabilirliğini ifade etmez. Kişinin hayatında yer edebilen unsurları
verir.
Günümüzde insanların çoğu MUBİYN kavramının doğru içeriğini bilmeden konuşmakta ve
kuranın ya da kitabın mubiyn olduğunu söyleyerek hem kendilerini ve hem de tebasını delalete
sürüklemektedirler. Elbette ki kuran ya da kitab mubiyndir, ancak kurana yada kitaba ait bir ayetin
günümüzdeki manasının, hayatımızdaki yerinin örneklerle tescil edilmesi kaydıyla mubiyndir.
Kureyş suresi, fil suresi, Meryem’in hamile kalması, Nuh’un bin eksi elli yıl yaşaması,
Süleyman’ın ölümü, Firavun, Muhammed, 19 mucizesi vs. benim hayatımın neresindedir?
İşte bu soruya cevap bulunduğunda kuran ya da kitab MUBİYN olmuş olur. Yoksa bu kıssaların
okunulup anlaşılması bunları insanlar için MUBİYN yapmaz.
Sevgili arkadaşlar Yine bu ayette geçen Minelhuda velfurkan tamlaması ise RÜŞD ü verir (72/13-
>72/2). O halde kişinin fedakarlıkları; başta tüm hayatı olabildiğince doğru anlamayı, bu
anlamların da o kişinin hayatında yer edinmişliğini ve hiç bir şeyin aslında göründüğü gibi
olamayabileceğini bu kişiye öğretecektir.
İşte arkadaşlar Şehrü ramazan insanlığın birbirlerine yapmaları gereken fedakarlılğının,
Müslümanların ise hem Allah’a hem birbirlerine ve hem de tüm insanlara karşı yapmaları gereken
fedakarlığın yapılış sürecidir. Bunun karşılığında KURAN kazanılır. Kuran hayattan yada kitaptan
çıkarılan doğru manadır. Bu ruhsata ise ELFURKAN denilir 2/185, 3/4.
Sevgili arkadaşlar:
size NURCU gelir din anlayışını anlatır, SORGULAYIN,
Size BATİNİCİ gelir din anlayışını anlatır, SORGULAYIN
Size SÜLEYMANCI gelir Din anlayışını anlatır, SORGULAYIN
Size MELAMİCİ , HURUFİCİ gelir Din anlayşını anlatır, SORGULAYIN,
Size HİZBULLAHÇI, HİZBUTTAHRİRCİ gelir Din anlayışını anlatır, SORGULAYIN,
Size YEHOVA ŞAHİDİ gelir din anlayışını anlatır, SORGULAYIN,
Size YALNIZCA KURAN diyenler gelir Din anlayışını anlatır, SORGULAYIN,
Size 19 CULAR gelir din anlayışını anlatır, SORGULAYIN,
SORGULAMA esnasında size getirilen yukarıdaki herhangi bir din anlayışı için 3 şart arayın:
1) Anlattığın Din yeryüzünde TEKBAŞIMA BİLE KALSAM hayatta yada hayatımda mı? Yoksa bana
TARİH mi Anlatacaksın?
2) Anlattığın din akla mantığa vicdana ahlaka eşitliğe hukuğa evrensel insani değerlere yaşanılabilirlik
ölçütlerine ekolojiye uygunmu?
3) Anlattığın din Kendi içinde ÇELİŞİYOR MU?.
BAna neyi anlatırsan anlat , Kendine ne dersen de Eğer anlattığın din bu 3 şarta uygunsa BEN SENİN
DİNİNDENİM Buna ŞAHİT OL. Eğer sen kendine BATİNİCİ diyorsan ben de BATİNCİYİM. Eğer sen
kendine NURCU diyorsan ben de NURCUYUM. Eğer kendine BUDİST diyorsan ben de BUDİSTİM.
Tüm bu İSİM ve ya ÜNVANLARın RABBAİLALEMİYN katında hiç bir değeri yok. Aslında biz bu din
alayışımızla Ona teslim olmuş MUSLUMANlarız.
ELHAMDULİLLAH,
Şimdi “ulaike humul muminine hakkan” bir tamlamadır ve muteşabih misil yazılımdır, iki yerde
vardır ki yukarıda belirttik. Bu ayetlerdeki EL MUMİNUN ile 23/1`deki EL MUMİNUN birbirinden
farklıdır. Önce aynı gibi görünüyor, çünki ikiside Allahın dinine hizmet etmişler ve bunun
karşılığında ilimlerini almışlardır. Buraya kadar sorun yok. AMA biri bütün ilimleri almış ve
kendisini bu noktada rahat hissetmiyor, çünki birilerine anlatması lazım, doygunluk var, diğeri ise
almaya devam ediyor. ULAİKE HUMUL MUMİNUNE HAKKAN ibaresini İlm`de doygunluk olarak
kabul edebilirsiniz. Düşün ki mükemmel bir alimsin, hiçbir sıkıntın kalmamış, Kuranın tüm
ayetlerini çözmüşsün ama buna rağmen rahat değilsin. Neden ? Çünki bu İLMİ diğer insanlara
anlatman yönünde Muhammed melekesi içeriden gıdıklıyor ! Yani bu konumdayken, aman
boşver ne halleri varsa görsünler, ben nasılsa kendimi kurtarırım diyemiyorsun. İşte 23/1`deki EL
MUMİNUN türüde henüz doygunluğa ulaşmamıştır yani yapıyor ilmi alıyor yapıyor ilmi alıyor
konumundadır ama 8/4 ve 74`teki EL MUMİNUN yeterli doygunluğa ulaşmış ve rahat ve bu
rahatlık ona batıyor ve elindeki insanlara götürmem gerektir diye telkinlere maruz kalıyor.
49/10`da “innemel muminune ihvatun” ibaresini görünüz, mealler bunu muminler kardeştiler diye
tercüme eder. Burada “innema” el muminun`un önüne geldiğinde, bu el muminun`u İHVAN
cinsinden kardeş yapabilmesi için bir şarta bağlar. Nedir o ? Bir adam Müslüman oldu ve gitti bir
ihsan ameli yaptı EL MUMİNİYN ünvanını aldı ve daha sonra kendisine ilm verildi ve EL
MUMİNUN oldu. Ama bir diğeri daha varki bininci ihsanını yapıyor ve bunada ilm veriliyor EL
MUMİNUN oluyor ! Şimdi bu iki EL MUMİNUN birbirini tamamlayabilir mi ? Çünki henüz yeni
ihsan ameli yapana İLM birinci frekanstan yayın yaparken diğerine bininci frekanstan yayın
yapıyor ! Bunlar birbirini nasıl tamamlayabilir ki ? AHIY birbirini aynı anda tamamlayandır. Yani
Allahın dinine hizmete yeni girmiş bir Müslüman ile 10-20 senedir hizmet eden ve ilmde
ERRASIHUN olmuş bir EL MUMİNUN`un birbirini aynı anda tamamlaması mümkün mü ? O
zaman “innemel muminune ihvatun” u açıklaman gerek yani EL MUMİNUN birbirini aynı anda
tamamlar ama seviyeleri eşit EL MUMİNUNlar birbirini tamamlar diyede belirteceksin.
“Kad eflehal muminune” ve “ulaike humul muminune hakkan” da hangisinin derecesi daha
kuvvetli ? İkincisi tabi ki. Çünki yukarıda da belirttik, bu adam doygunluğa ulaşmış. Bunu sadece
ilm değil de mal olarakta düşünebilirsiniz. Rahat bir hayatın var, her şeyin elinde ama senin bu
halinden dolayı içindeki Muhammed dürtme yapıyor ! Hoop bu rahatlık senin için hayra alamet
değil, kalk ve kendin gibi rahat olması için senden daha alt konumdakileride senin konumuna
getirmek için ÇABALA ve sana kendine meşakkat ihdas etmene vesile olacak. Bunun ilmi boyutu,
EL MUMİNUN cinsinden ilmi insanlara götürme noktasında olur.
Muhammed ilmin merkezidir, fedakarlığın atasıdır, en fazla çile çekenin temsilidir. Bu tür insanlar
Hiraya çekilip kalmazlar, diğer insanlar içinde çabalarlar. Muhammedide Muhammed melekesi
asla rahat bırakmamıştır. İşte bunlar bilinmezse 23/1 ve 8/4-74`te geçen müminler anlaşılamaz.
Misal bir iş yapan ustası ile çırağını düşünün, bu İŞte ikisi birmidir ? Birini ham, diğerini pişmiş
olarak algılayalım.
Misal ; ben fakirimdir ama Sabancı zengin. Benim görevim helalinden zenginleşmekken,
Sabancının görevi helalinden zenginleştirmek olmalıdır. Sistemi görüyormusunuz ? Bunun
farkına varılsa sıkıntılar olur mu ? Yani başın sıkıntıda iken yukarı çıkmaya çalış, rahatken
aşağıdakini yukarı çekmeye çalış ve İHSANINI yap.
23/1`deki grup daha artıya çıkmaya mücadele eder, 8/4-74`teki grupta kendisinden ekside olanı
daha artıya çıkarmak için mücadele edecektir, bunu maddi manevi düşünebilirsiniz.
Görüyormusunuz ALLAH bu ince ayrıntıları bile nasıl ayırmış birbirinden. Bunlar hayatın
gerçekleridir. İşte KURAN İLMİ böyle bir şeydir, dengelemeye yönelik mücadele ettirir.
Şahin Şenel
5/3 te ölü eti kan domuz eti vs. den bahsedilmez. Bir insanın İslam’la şereflendirilmesinin
fırsatının bir insana verilmesi için bu insanın sahip olması gereken asgari olumlu özellikleri
zikredilir.
Bu ayetin başında bulunan ''hurrimet aleyküm'' deyimi bir de 4/23 te geçer. Bu iki ayete dikkat
edilirse ''ya eyyuhelleziyne amenu'' diye başlayarak iman edenleri muhatab almaz. Eğer bir
ayetin başında ''ya eyyuhelleziyne amenu'' yoksa biliniz ki Allah tüm insanlara seslenir. DİN önemli
değildir. EVRENSEL DEĞERLER esas alınır. İşte, 5/3 te bu ayetlerden biridir.
Bir insanın İNSAN olarak değerini düşüren ve onu ucuz eden tutum ve davranışları muhatab alır. İşte bu
tutum ve davranışlar bir insanda olmazsa yâda bu insan bu tutum ve davranışlardan uzak durursa yâda bu
bilinçte olursa Allah kişi...nin bu dinini ikmal ve itmam eder ve bu kişiye İslam’la şereflenme fırsatı ve
ruhsatı verir. Kişi bunu değerlendirebilir yâda değerlendirmez. Bu kişinin hür iradesine bağlıdır. Bu
özellikler nelerdir şimdi 5/3 e geçelim.
1) Var iken yok demeyeceksin paylaşımcı olacaksın(aleyküülmeytete veddeme)
2) Sana yapılmasını istemediğin şeyleri sen de başkasına yapmayacaksın(lahmelhınzıyr)
3) iyilik yaptığın yerden kötülük gelecek endişesini yâda kötülük yaptığın yerden iyilik gelir beklentisini
taşımayacaksın(ve ma uhille liğayrillah)
4) kolaylaştıracaksın zorlaştırmayacaksın(velmunhanikatü)
5) Kişilere tam da ölme noktasında geldiğinde yâda öldüğünde değil bunlardan önce yardım
edeceksin(velmevkuzetü)
6) bir şey eğer imkânın varsa kötüleşmeden yâda daha kötüye gitmeden müdahale
edeceksin(velmutereddiyetü)
7) Defalarca denemene rağmen bir şeyden sana hayır gelmediğini anladığında yani duvara toslayıp geri
dönüp tekrar toslamayı bırakacaksın(vennatiyhatü)
8) Elinizden geleni yapmanıza rağmen kendinizden değil de başka sebeplerden dolayı başarısızlığa
uğramışsanız başarıyı yakalayıncaya kadar asla vazgeçmeyeceksiniz
9) Başınıza gelen musibet ve belaları dalkavukluk yaparak değil mücadele ederek defedeceksiniz(ve ma
zubiha alennusubi)
10) işinizi yapmak yâda yaptırmak için kimseyi kırmayacak yâda yaralamayacaksınız(testaksimı bilezlam).
İşte bu İNSANİ HUSLETLER yapılırsa yâda kişi mümkün mertebe bunlardan hayatında taviz vermezse
Allah bu kişilere İslam’ı nasip edecek ve bu güzel hasletlere bir de İslam’ı ekleyerek kişinin bu şekildeki
dinini kemale erdirir ve ona İSLAM ile şereflenme ruhsatı vererek bu kişi üzerindeki nimetini
tamamlayacaktır.
Allah, Müslüman olma fırsatını herkese nasip etmez. Bu özelliklere sahip olanlara yâda sahip olmak için
cehd gösterenlere Bu din FIRSAT olarak sunulacaktır. Bundan sonrası yani bu fırsatı değerlendirme kişinin
kendi inisiyatifindedir.
Arkadaşlar 2/187 yi tamamen açalım: bu ayette ''uhille leküm leyletissiyamirrefesü ila nisaiküm''
deyimi maalesef tüm meallerde '' kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı'' şeklinde çevrilerek
sanki cinsi bir münasebetten bahsediliyormuş gibi izahat getirilmiştir. Oysa bu ayeti eğer bu
şekilde anlarsak bu ayette ''eşleriniz'' anlamına gelen ''ezvacüküm'' deyimi geçmediği için
''kadınlarınız'' şeklindeki kapsama benim anam bacım anneannem teyzem halam da
girebilecektir. Oysa ki anlatılmak istenilen Cinsi münasebet değildir.
''leyletissiyamirrefesü ila nisaüküm'' deyimi bir insanın bir işi (nisa) yaparken bunun zorluklarını
(essıyam) da görebilme - odaklanabilme (elleyl) ve buna göğüs gerebilme (errefesü) nin hesaba
katılmasını (uhille leküm) anlatır. Yani bir iş yapılacağı zaman yada yapılmakta iken bu işin
muhtemel zorluklarının da kişi tarafından hesaba katılması üzerinde durulur.
Biliyorsunuz ki her işin kendine göre bir zor tarafı vardır ve bu zor tarafı bu işin EKSİleridir. Ancak
aynı işin bir de ARTIları vardır. Eğer ERTIlar elde edilmek isteniliyorsa muhtemel EKSİler de
hesaba katılmalıdır. İşte bu ayetin anlatmak istediği şey budur. Buradaki ARTIlar yani elde
edilecek menfaatler yine bu ayette HÜNNE olarak geçer. Hünne deyimi KADINları vermez.
Kadınlar da dahil olmak üzere bir insanın veya varlığın bir iş esnasında muhtemel kazanımlarını
temsil eder.
Zaten 60/10 da da muhacir mumin kadınların imtihan edilmesi yoktur. Ne kazanılacak yada ne
kazandırılacak ? işte bunun imtihanı vardır. çünkü bu ayette HÜNNE nin İMTİHAN EDİLMESİ
istenilir (femtehinuHÜNNE: 60/10).
O halde 2/187 ye göre de bir insanın bir işi yaparken yada bir işi planlarken bu işten elde edeceği
muhtemel HÜNNE si yani kazanımları bu insan için LİBAS karekterindedir. Böylece kişi ile hünne
birbirlerine libas yani elbise olurlar. Yani ne kadar kazanırsan o kadar adamsın. Bu allah katında
da insanlar nezdinde de aynen geçerlidir.
İşte bu duruma ''HÜNNE libasün leküm ve entüm libasün lehünne'' (2/187) denilir . Eğer bir insan
HÜNNE li bir iş fırsatı yalakadığında bu işin EKSİlerinden ürker de bu işten vazgeçme eğilimine
girerse bu kişi NEFSİNE İHANET etmiş olur. Onun bu durumuna yine 2/187 de ''alimallahü
enneküm küntüm tahtanune enfüseküm'' tani ''allah nefislerinize ihanet edeceğinizi bilir''
şeklindeki ayetin muhatabı olur. Burada sanki oruç gecesi adamın canı cinsel ilişki istemişte
ramazan ayında olunması dolayısıyla bunun haram olduğunu - olması gerektiğini düşünmüş gibi
bir anlam yükletilmiştir. Bu mana yanlıştır.
ESAS MANA: kişinin kendisine menfaat sağlayacağı (hünne) bir işten, bu işi yapma esnasındaki
karşılaşacağı muhtemel zorluklar yüzünden vazgeçme eğilimine girmesinin engellenmesi amaç
edilmiştir. İşte allah bu ayetteki bu MOTİVASYON içerikli uyarısının dikkate alınmasını ''fetabe
aleyküm ve afa anküm'' cümlesi ile ifade eder.
Bütün bunlar bilindik manada ORUÇ için de geçerlidir. ORUÇ tutacak olan kişiler de HÜNNEyi
elde edecekler ancak bunun bir takım zorluklarına da göğüs gereceklerdir. Bu ayetin başındaki
''Uhille leküm'' deyimi ayrıca 5/96 da geçer ve ''size helal kılındı'' anlamında değildir'' göz önünde
bulundurun, dikkate alın, hesaba katın '' anlamındadır.
İşte herhangi bir insanın yaptığı yada yapacağı işte karşılaşabileceği tüm zorluklara rağmen ''yine
kazanacağım'' şekildeki inancı ile işe başlaması yada mevcut işinde devam etmesi yine 2/187 de
''fel'ane başirüHÜNNE'' yani ''HÜNNEyi ön planda tutun'' ayetinin muhatabı edecektir. Böyle bir
durumda bu kadar zorluklara rağmen kişinin elde edeceği - arayacağı (vebteğu) kazanç yani
HÜNNE allahın ona YAZDIĞI olacaktır. Buna VEBTEĞU MA KETEBALLAHÜ deniliR.
Sevgili arkadaşlar : karı ve kocalar yani eşler bilinen manada ORUÇlu iken günün herhangi bir
saatinde cinsel ilşki noktasında kendilerini zaptedemeyecek noktaya gelirlerse birleşebilirler. Bu
noktada oruçları bozulur ancak bunun yerine bir gün keffaret orucu tutarlar ve bunun fidyesini de
öderler. Bu birleşimden elde edecekleri menfaat yani HÜNNE , keffaret orucu ve fidye var diye
eğer yapılmazsa bu ayetin burada yazdığımız tevili bu eşler için de geçerli olur. Eğer kişi HÜNNE
yi elde etmişse bu durumda ya bunu kolaylıkla hazmedecek (şeribe-veşrebu) yada zorlanarak
hazmedecektir (kulu).
Kuranda YEME ve İÇME deyimleri de bilinen mananın dışındadır. Bir insanın bir şeyi kolay
kabullenmesi ŞERİBE yani İÇME hükmünde iken zorlanarak kabullenmesi KULU yani YEME
hükmündedir. bU mananın içine bilinen manada yeme ve içme de dahildir. HÜNNE den
menfaatlenme ELFECR aracılığı ile (minelfecri) beyaz iplik siyah iplikten ayırt edilinceye kadar
olur.
Bu ayette anlatılan ''haytulebyad'' deyiminin esas manası ''beyaz iplik '' değildir. Kuranda anlatılan
BEYAZ (EBYAD), içinde bulunduğun çevre konum ve durumun lehine olabilecek şekilde sen de
dahil olmak üzere herkes tarafından kolayca fark edilebilme durumunu, SİYAH(ESVED) ise
farkedilememe durumunu verir. ELFECR ise farketmeme -farkedilememe durumundan farketme-
farkedilme sürecini verir. Burada geçen İPLİK yani HIYAT deyimi de bu işin son derece hassas
ele alınmasını ifade eder.
O halde 2/187 de anlatılan '' ve kulu veşrebu hatta yetebeyyene lekümülhaytulebyadü
minelhaytılesvedi'' deyiminin manası 2 şekilde karşımıza çıkacaktır:
1) kazanımlarını (hünne) öyle bir şekilde yemelisin yada içmelisin ki bunları kazanma sürecinde
(elfecr) sen de dahil olmak üzere sana bakanlar yani çevrendekiler önceki haline göre (ESVED)
senin işlerinin iyi gittiğini (EBYAD) fark edebilsinler. Ama bunu öyle bir şekilde farketmeli yada
farkettirmelisin ki işin içine GÖSTERİŞ ve HAVA ATMA yı karıştırmamalısın. İşte bu noktada bu
farkedişin yada farkettirişin adeta bir İPLİĞE bağlı olarak gerçekleşecek. Yani ÇOK ZOR olacak.
2) Bilinen manada ORUÇ için hünnellerinin ŞERİBE si ve KULU sunun bırakılmasında Coğrafi
olarak hakikaten de beyaz iplik siyah iplikten ayırt edilinceye kadar gözlemlemeyi esas almalısın.
Ancak buna da dikkat edilmeli çünkü bu da bir İPLİĞE bağlı olarak karşına çıkacak. Devam
edeceğiz.
Şahin Şenel
ABDEST NİYE VE NASIL ALINIR (III). 5/6 bize ne anlatıyor.
Arkadaşlar: 5/6-2/238 ikilisinin bize anlatmak istediği şey Hayatta her şeyimiz düzgün ve düzenli
gidiyorken beklenmedik sürprizler karşısında kimseyi incitmeden kırmadan bunların da araya
sıkıştırılarak yapılması ve bu süreçte kendimizi kaybetmememiz gerektiğidir. Bunun için de
yapmamız gerekenleri Allah 5/6 da bize ''fağsilu vucuheküm, eydiyeküm ilelmerafık ve ercüleküm
ilelkabeeyni şeklinde ifade ediyor.
Eğer Bunları yapmazsak ve bir şekilde kendimizi kaybetme noktasına gelirsek Yani hem mevcut işimizi ve
hemde araya sokuşturmamız gereken işimizi aynı anda yapamayacağımız kanaatine varırsak Bu durumda
2/238 e göre SALÂVATIMIZI KORUMAK için bir MOLA almalı ve kendimizi toparlamalıyız. Buna
CUNUB olma yani YABANCILAŞMA Sonrası FE...TTAHAR yapma yani tekrar eski halimize dönme
denilir. Buna rağmen yine de kendimizi toparlayamazsak bu durumda ortamda MAE yani SU yani
MARUF olmuş yada olması gereken davranışlarımızı artık bulamıyoruz demektir. Artık bu durumda bu iki
işten birini ertelememiz gerekecektir. Yani ya düzenli olan işimizi yâda supriz bir şekilde ortaya çıkan ve
yapmamız gereken ikinci işi erteleyeceğiz.
Eğer bu işin MANA kısmında bunları yapmada ZORLANMAZSAK ŞEKLİ salâtımızı iKAME ederken de
bu olgunlaşmış şahsiyetimize Bir ödül olmak üzere bilinen manada ŞEKLİ ABDEST alma zorunluluğu da
tamamen ortadan kalkacak yâda kalkabilecektir. Ancak bu tür durumlarda ayetin MANA olarak bizden
istediğini nefsimize ağır gelebileceği için yapamıyor yâda yapmıyorsak bu durumda ŞEKLİ SALAtımızı
bilinen manada ikame ederken KESİNLİKLE bilinen manada ABDEST Almalıyız.
Böylece MANA da ki eksikliğimizi ŞEKİL ile tamamlayacağız. ŞEKLİ kısım eğer manada yetersiz
kalırsak KESİNLİKLE devreye Sokulmalıdır: ama Bir mümin düşünün ki hayatındaki sürprizler hiç bir
şekilde onu sinirlendirmiyor ve salâvatını bu tür durumlar karşısında rahatlıkla koruyabiliyorsa bu mümin
kişi için ŞEKLİ salâtını İKAME ederken bilinen manada ŞEKLİ abdest alma zorunluluğu ortadan
kalkacaktır: ancak yapılması TAVVAA hükmünde olacaktır.
38/24 ve 12/100 de davud ve yusufun RUKU ve SECDE ettiklerinden bahsedilir: ancak bunları yaparken
5/6 ya göre bilinen manada Şekli abdest aldıklarından bahsedilmez. Çünkü bunlar 2/238’zi iyi
beceriyorlardı. Bunlar için Şekli abdest şartı ortadan kalmıştı.
8/4 ve 74.cü ayetlerde geçen '' ulaike humulmuminune hakkan'' yani ''işte gerçek muminler
bunlardır'' deyiminden ne anlamalıyız? Yoksa kuranda bir de gerçek olmayan muminlerde mi
var?.
Eğer samimi bir mumin isen ve bolluk ve refah içinde yaşıyorsan içindeki muhammed sana kesin
bir huzursuzluk vercek ve seni gıdıklayacaktır. İçindeki muhammed sana dünya hayatının bu
şekilde hükmetmesine asla izin vermeyecektir. İşte bolluk içinde yaşayan bir muminin kendi
konumuna teşhis koymasıyla'' benim ayağımın kaymaması için muhakkak kendime bir meşakket
ihdas etmem lazımdır'' şeklinde düşünmesiyle geldiği konuma '' ulaike hümülmuminune hakkan''
denilir.Bu deyim kitapta 2 yerde geçer buralar 8/4 ve 74.cü ayetlerdir.
4/103 de SALATIN KADA olması demek MANA nın ŞEKLE çevrilmesi demektir. Eğer bir iş
MANA da doğru anlaşılmışsa bunun ŞEKİL kısmı MENSEK adı altında 22/67 de insanların
algılayışlarına yaşadıkları coğrafi ve sahip oldukları kültüre bırakılır. 4/103, 2/200 ile ''feiza
kadaytüm'' cümlesi ile misil yazılım türünden müteşabihleşir. Buna göre 2/198,199 da anlatılan
HACC içerği MANA ekseninde düşünülmelidr. Bunun ŞEKLİ kısmı yine MENSEK adı altında
yaşınalan coğrafyaya göre değişir,
4/103 deki ''ALLAHE'' deyimi MANA nın ŞEKİL kısmını verir ve bunun FEZKURU yapılması yani
Mükemmelleştirilmesi istenir. O halde MANA ,ŞEKİL kısmına dönüştürüldüünde MÜKEMEL bir
hal alacaktır
Dilek Özden
ZEKAT VERMEK İÇİN BELLİ BİR AY YOKTUR!
ZEKAT BİZİM HER GÜN DEFALARCA YAPTIĞIMIZ EYLEMLERDEDİR! BİLEREK YA DA
BİLMEYEREK ;ZEKAT BİR ÇOK İBADETİN,KALİTELİ VE HUZURLU YAŞAMIN, ALT YAPISINI
OLUŞTURUR.
ZEKAT:Allah'ın yap dediğini yapma diyen nefsine karşı bunu ona zorla yaptırma, ya da Allah'ın
yapma dediği şeyi yap diyen nefsine karşı bunu ona zorla yaptırmama çabasıdır. (24/28-30)
... Tüm gün koşuşturmuş ve Yorgun argın otobüse binmiş bir insan düşünün ,yolculuk mesafesi de bir hayli
uzun ,otobüse yeni binenlerin içinde oldukça yaşlı biri de geldi tam yanında durdu.
Hiç de istemediği halde sadece iyilik yapmak için(Allah iyilik,hayır yapmamızı ister), içinden geçen "kapat
gözünü uyuyormuş numarası yap"telkinlerini yapan nefsine karşı gelip o yaşlı insana yer verdiği an
ZEKATı vermiş olur....
Ya da günlük insan ilişkilerinde kendini rahatlatacak ,işini kolaylaştıracak "PEMBE" bile olsa yalanlardan
kaçınarak da Zekatını verebilir.Otobüs kuyruğundaki sıraya uyarak, aradan kaynamayarak da olabilir
bu,,...Hayatımız da ZEKAT fırsatları o kadar çok ki,yeter ki biz Zekatı doğru anlayıp onu hayatımız da
istikrarlı bir konuma getirelim.
-BİLEREK YA DA BİLMEYEREK-
ZEKAT'I ALIŞKANLIK HALİNE GETİREN İNSANLAR ;
İNSANİ VE DE İSLAMİ KİMLİKLERİNİ KORURLAR.
ABDEST ALIP, SALATA DAİMA HAZIR OLURLAR.
RAMAZAN VE SİYAMA ANTREMANLI OLURLAR.
ŞÜKRÜN İKİ AYAĞINI YERİNE GETİRİRLER.
TÜM PEYGAMBERLERİN MİSYONUNA ADAY OLURLAR.
İSA İLE İNSANLIK VE TABİATTA SÖZ VE PAY SAHİBİ OLURLAR.
MUSA İLE GÖRÜNENİN ÖTESİNİ ÖĞRENMEYE ADAY OLURLAR.
MUHAMMED İLE GÖRÜNENİN ÖTESİNE SAHİP OLURLAR...
ARKADAŞLAR 4/102 yi konuşalım :Burada Bilinen anlamda ŞEKLİ bir namaz yada inen
herhangi bir vahyin öğretimi veya tedrisatı yoktur.Sadece bir tehlike esnasında muminlerin
NÖBET değişimi anlatılmaktadır. Sen onların içlerinde iken salatı ikame ettirt. yani sen ihsan
melekesisin. Muminlere cennet amellerini yaptırtmak için İÇLERİNDE bulunuyorsun.Bu amel de
4/102 de Kıtal amelidir.Bu kıtal yani savaş esnasında bir takım muminler bazı yerler için nöbetçi
olarak görevlendirilecekler.Bu muminler nöbete geldiklerinde silah ve muhimmatlarını yanına alacaklar.
Nöbet tutan yada kilit noktalarda görevlendirilenlerin de içinde sen varsın ve onlara verdiğin vazifeyi
(salatı ikame) sen yaptırıyorsun.Bu muminler bu noktalarda Şehid olur yada yaralanır yada bir şekilde
nöbeti tutamayacak- savaşamayacak hale gelirlerse(feiza secedu) Bunların arkalarından gelecekler bunların
yerini alacak ve yine sen bu adamlara aynı görevi yaptırtacaksın. Eğer bir şekilde vazife yerinde iken
diskalifiye olanın yerine yenilerini aynı görev için yerleştirmezsen yada bunları silah ve muhimmatsız
oralara yerleştirirsen kefere edenler fırsattan yararlanırlar ve üzerinize Çullanırlar...,
Unutulmamalıdır ki her bir resule ait görev kodu o resulun yapmak ve bize yaptırtmak zorunda olduğu
salatıdır. Kuranda anlatılan her bir resul içimizde yaşar ve kendisine tanımlanmış olan görevini SALAT
olarak bize yaptırır. işte 4/102 de bunlardan biridir. Fedekarlık esnasında sana ne gerekiyorsa yanına al.
Ama sana bir şey olursa ve sonuç olarak eğer diskalifiye olursan yerine geçecek adamı yetiştir. İşte bu
ayette anlatılmak istenilen budur.
Selam ile.
Dilek Özden
SELAM ARKADAŞLAR , YUNUS SURESİ 2.AYETİ KAFLAŞTIRMAYA DEVAM EDİYORUZ.
(6.DERS )
*KALELKAFİRUNE İNNE HAZA LE SAHİRUN MÜBİN*
Kefere konumu son derece önemlidir .Ortaya bir tespit konulur ,bu tespit gelen tüm sorulara
cevap veriyorsa ,sorularının cevabını alan kişi ya bu tespite iman edecek ya da kefere grubuna
dahil olacaktır..Böyle kişilerle kendini düzeltinceye kadar din konuşulmaz. Marufta ise hiç sorun
olmadan insani ilişkiler devam ettirilir.Misafirliğe gelinir gidilir,ticaret yapılır,eğer daha önce
sorularına cevap aldığı tespite iman ettiğini beyan ederse de tekrar din konuşulur.İşte bu dönüp
gelebileceği ihtimali yüzünden de kefere grubundaki kişiye bu yönde şehadet edilmesine
rağmen ,gerekmedikçe yüzüne söylenmez…Bazen de bakış açısı olumlu olduğu halde tespiti
kabulde erteleme olabilir,tespit tekrar gözden geçirilmek istenebilir,bu noktada bir sıkıntı olmaz…
Tespit yaparken kelime ilmi kullanılır ,bu ilmin mihenk taşları başta Ya-sin olmak üzere Hurufu
Mukattalardır.”Deyim farklı ” Kelime” farklı şeylerdir.Örneğin;ELLEYL bir DEYİM dir.ELLEYL’e
Hurufu Mukattalar üzerinden bindirilen anlam KELİME dir… Allah” deyim “ve “kelime”yi
.Ayatulllahi ve Kelimetullahi olarak ayırmıştır.6/115 de “kelimetu rabbike “geçerken 6/158 de
“ayati rabbike geçer…Yahudiler de Allah’ın ayetlerini tahrif etmiyorlardı kelimeleri tahrif
ediyorlardı..Günümüzde Müslümanım diyenlerin büyük çoğunluğunun ,ekseriyetle Yahudilerden
farklı bir şey yapmadıklarını da görmekteyiz... Kelime tahrifi iki şekilde olur.Bindirilmiş mana her
yere uymasına rağmen uymuyormuş gibi ya da bindirilen mana hiçbir yere uymamasına rağmen
uyuyormuş gibi davranarak yapılır...Kelimelere takla attıranlar da ya da her yere uymasına
rağmen manayı kabul etmeyenler de 5/13 ün muhatabı olurlar..Kişi bindirdiği anlam yanlış
olmasına rağmen doğru gibi davranırsa ya da başkası doğru anlam getirdiği halde , yanlış
olduğunu söylerse Kelime’yi TAHRİF EDENLERDEN OLUR ve bu kişi “YUHARRİFUNEL
KELİME AN MEVADİİHİ”yaptığı için KEFERE konumuna girer..
Bizim yaptığımız kelimelerin tahrifi değildir.5/13 deki ELKELİME Elif-lam-mim dizilimidir.Dubur
ilmini anlatırken karşı taraf bizi 5/13 ile ikaz edecektir.Oysa 5/13 de Elkelime’nin tahrifi
vardır.KELİME;ise Allah’ın kitabını Kuran ilmine çevirmede kullanılan ilahi bir tekniktir.Kitap ile
Kuran bir değildir.
Bir deyime ANLAM VERİLDİĞİNDE şu 3 unsuru barındırması gerekir ;
1) Akla ve mantığa uygun olmalı..(BAKARA`DA geçer)
2) Kuranın tamamına uygun olmalı (kuranda geçtiği her yerde aynı olmalı)..Diyelimki 1 kelime
Kuranda 100 ayette geçsin , bizim verdiğiz anlam 99 ayette uyar 1 ayette uymazsa bu kelime
doğru değildir..Tekrar başa dönüp doğru mana aranmalıdır..(ENAM`DA geçer)
3) Hayatımıza pratize (uygulanabilinir) olmalı..(NECM`DE geçer)
6/115`e göre herhangi bir ayete bindirilecek anlam bu ayet yada kelimenin geçtiği her yerde aynı
anlamı vermelidir.Eğer kişi aynı deyimi geçtiği yere göre FARKLI anlamlandırıyorsa bu kişiye
“ELMUKTESİMİYN” , yaptığı işe ise ''elleziyne cealülkuraneıdiyne” yani manayı parçalara ayırma
denilir 15/90,91.Bu çok tehlikelidir..Deyime bindirilen anlam yukarıdaki üç kurala uygun
olduğunda “ayatirabbike”den “kelimetu rabbike”ye dönüşür.Rabbimiz de anlam bindirmiştir.”Onun
kelimesini değiştirecek yok”derken buradaki kelime bilinen lisani anlam değildir.Herhangi bir
deyime anlam bindirmektir.Bindirilen anlam siyak ve sibak olarak geçtiği her yerde tasdik edilince
SIDK,yanlışsa İFK olur..
Tespiti yapan kişi de benzer duruma düşmemek için, yaptığı tespit sorulan sorulara cevap
veremiyorsa tespitini ilga eder.Bu kalplerin samimiyetindendir.Aksi durumda kendisi kefere
grubuna girer.Bir kişinin kefere grubuna dahil olması ve ona bu şeklide şehadet edilebilmesi
için ,önce yanlışı olan kişiye yanlışı gösterilerek elindekinin doğru olmadığı kendisine ispat edilir
ve yanlışından dönmesi talep edilir.Tüm bunlara rağmen yanlışında ısrar eden kişiye
ELKAFİRUNE denir…Elkafirune 10/2 de olduğu gibi “İNNE HAZA LE “ formatı ile çalışır.
İNNE HAZA LE;Bir kuraldır ve en az iki şeyin birleşmesiyle meydana gelen mükemmeliyeti verir.
Kuran’da 15 yerde 3/62… 7/109,123… 38/5,6,54… 10/2,76..11/72.. 26/34..27/16..37/60,106…
56/95…87/18,19.. ayetlerinde geçer..Sultan ayetimiz 87/18-19 dur…87/18 de “inna haza le “ile
anlatılan “suhuf”,87/19 da adı geçen İbrahim ve Musa’nın” suhuf”larının birleşkesidir…..Yine bu
formatla gelen ayette Firavunun melesi “alim bir büyücü “derken sadece Musa ‘dan değil aynı
zamanda oraya beraber geldikleri için Harun’dan da bahsediyor..
ELKAFİRUNE Nurun itmamını asla istemezler.NURUN İTMAMI;Şekil ve mananın
birleştirilmesidir.Teori ya da pratiğin birleştirilmesi veya birbirine dönüştürülmesidir.Sultan
ayetimiz 66/8 dir.”Etmim lena nurena”..şimdi 9/32 ye gidelim ve Elkafirune ‘nin nurun itmamını
istemediklerini görelim.Elkafirune grubu hiçbir zaman şeklin yanında mana olmasını veya
mananın ağırlık kazanmasını istemezler ,onlar için önemli olan şekildir.66/8 deki insanlar
Muttakiler ve Allah’tan dünya da verdiği ilim cennetini ahiret cenneti ile birleştirmesini istiyorlar..
Elkafirune 9/32 de belirtildiği gibi KERİH görür..KERİH;Mana ve şekilden öncelikle şekle talip olan
,şekli öne çıkaran ve manayı 2.plana atan bunu da mantıklı bir prosedüre oturtan zihniyettir…
Elkafirune öyle bir konuşur ki ,adama içi boş şekli yutturur.Tıpkı birkaç saat sağlam kalabilen renk
renk göz alan Çin malı oyuncaklar gibi…. Manayı tam anlamadan şekli öne çıkaran rezil rüsva
olur,burada geçen din “fidinillah”olarak geçmediği için bu din Firavun’un ,Melik’in Yusuf’un dini de
olabilir.Allah’ın dini kasdedilince 110/2 deki gibi geçer…Din’in genel bir tanımı vardır DİN denilen
şey ; İnsanın bir şekilde kendini bir takım varlıklara ; Allah’a , Yehova’ya , Eşine , Annesine ,
Babasına , çocuğuna , arabasına , bakkalına , manavına , arkadaşına , sevgilisine vs vs vs..
borçlu olduğunu hissederek , İÇGÜDÜSEL olarak geliştirdiği DÜŞÜNCE ve EYLEMLERİN
tamamıdır..!
2/256..”La ihrahe fiddiyn”dinde zorlama yoktur anlaşılamaz,”dinde şekli ön plana çıkarmak yoktur.
(LAAA uzatmalı hem vardır hem yoktur.)Manayı iyice anlamadan şekli ön plana çıkarmak
yoktur.Manayı iyice anlarsan şekli ön plana çıkarabilirsin…
Manayı anlamadan şekli ön plana çıkarmaya örnek verelim;3/31 in manasını anlamadan şekli ön
plana çıkaran ulema “fettebiuni”den peygamberimizin saçına ,sakalına,misvağına ,hırkasına pay
çıkarmışlar ve manayı iyi anlamadıkları için şekli benimsemişler dolayısıyla onlar ve takipçileri
rezil rüsva olmuşlardır..Oysa ki mana iyi anlaşılıp şekil ön plana çıkarılsaydı o zaman Dünya da
cennet yaşanır ve yaşatılırdı…
Kızını isteyen erkeğin ve ailesinin dış görünüşüne zenginliğine,sosyal statüsüne aldanarak “bu
kısmeti kaçırma kızı ver” diye telkinde bulunan hissiyatın adıdır ELKAFİRUNE...
Bu hissiyata uyan kişi 3 ay sonra kızı “biz bu aileyi yanlış değerlendirmişiz”diyerek mutsuz ve
perişan bir şekilde kendisine geldiğinde hala şekilde ısrar ediyor ve kızını görünürde mükemmel
evliliğe devam etmesi yönünde ikna etmeye çalışıyorsa,bakıldığında mükemmel görüntünün
yanında çekilen acının önemi olmadığını süsleyerek kızını iknaya çalışıyorsa Elkafirune olarak
yaşamaya devam eder.Yanlıştan dönülürse ,ebeveyn ve evlat birbirine kenetlenir ve bu noktada
kefere durumu da ortadan kalkar….Ailenin kızını sevmesi mana ise ,kızına mutlu olacağı yönde
destek vermesi şekil olur ki bu da nurun itmamı demektir…
Elkafirune 10/2 de “inna haza le” ile ile çalışır ve 9/32 de “KERİH” görür ve bunun için 66/8 deki
“Nurun itmamı”nı istemez….Bununla birlikte 2/256ya göre “Laaa ikrahe fiddiyn” dinde Kerih
görme yoktur,mana iyice anlaşıldıktan sonra olabilir de……
Devam edeceğiz……
Dilek Özden
SELAM ARKADAŞLAR, YUNUS SURESİNİN 2.AYETİNE 5.DERS İLE DEVAM EDİYORUZ...
*ENNE LEHÜM KADEME SIDKIN İNDE RABBİHİM*
Bir deyimin başına ENNE deyimi geldiğinde “o” bilinen ya da görünen anlamı verir.Her ikisi de
olabilir.Bir şeyin bilinmesi ile görünmesi aynı şeyler değildir.Bazı şeyleri görürsün ancak
bilmezsin,bazı şeyleri de bilirsin ancak görmezsin..Ya da bazen görme bazen de bilme birbirinin
önüne geçer..Bu durumlar “ENNE LEHÜM”ile ifade edilir.2/25”Ve beşşirillezine amenu ………
ENNE LEHÜM “ ……
22/18 de görme (tera) ve Enne bağlantısı,5/98 ve 57/17 de bilme (aglem)ve Enne bağlantısı
görülebilir……Bu örneklerde bilme veya görme birisi başrolde olur,eşit değillerdir.Aynı anda eşit
oldukları duruma “BİENNE LEHÜM” denir.33/47.*Ve beşşiril müminiyne bienne
lehüm*”Elmüminiyni ön plana çıkar ,onlara gördükleri ve bildikleri sebebiyle Allahi aracılığı ile
“fadlen kebiren” vardır”…...”Bienne lehüm” (hem görür hem bilirsin),”enne lehüm”den (ya görür
yada bilirsin ,veya bilme ile görme eşit olmaz) daha kalitelidir.
Kuran’da 2 adet cennet ünvanı çalışır ve geçtikleri her yerde cenneti verir….
1)Amenu ve amilussalihat formatı …ve cennet bağlantısı.2/25…
2)Elmüminiyn formatı….ve cennet bağlantısı….9/72…
İkisi de cennet bağlantısı veriyorsa niye böyle bir ayırıma gidildi?aradaki fark nedir?..
Amenu ve amilussalihat 2/25 de “enne lehüm”ile geçtiği için ya görme ya da bilmeyi verir,ikisi
aynı anda eşit değildir…Oysa ki 33/47 de Elmüminiyn “bienne lehüm “ile geçtiği için ,aynı anda
görme ve bilmeyi verir.Bu durumda Amenu ve amilussalihat formatına dahil bir Müslümanın
,daha kaliteli olan Elmüminiyn formatına yükselmesi için ,bilinen ve görünen tüm özelliklerine
şahit olunması gerekir…
Münafıklar içinde “bienne “ kullanılır ,4/138..”beşşiril münafikiyne bienne lehüm”…..
Din tedrisatı verende ve alanda bu iki cennet ünvanı konumları aynı anda çalışır..Bilgiyi veren
aynı zamanda delili de gösterdiği halde alan kişi ya sıdk cinsinden anlayıp biliyor da delili
göremiyor,ya da delili görüyor fakat anlayıp bilemiyorsa ,ya da bilgiyi veren alana aynı anda
gösterip bildiremiyorsa ,,bilgiyi verenin konumu ,bilgiyi alanın bakış açısı ile “enne lehüm” olup
ünvanı “Amenu ve amilussalihat”olurken , bilinen ve görünenin aynı anda verilmesi “biennne
lehüm” olup kişi için Elmüminiyn formatına yükselmesi demektir…Bazen sorulan sorulara
cevaplar verilir,delillerin verilmesi için muhatabın hazır olması beklenir...Örneğin;Mahkeme kararı
açıklar ,gerekçeli kararı birkaç ay sonra açıklar..Bilinenin gösterilmesi ilme haiz olan insanlara
yapılır…Bu detay dersi veren kişi tarafından eğiteceği kişiye bir kültür olarak verilir.İlmin sıdk
kısmını verdiğiniz insanlar manayı nasıl çıkardığınızı sorduklarında, onlardan sabır istenir…
10/2 de “ve beşşirillezine amenuuuu” üzerindeki 4 elif miktarı uzatma ihsan amelini veriyor ve
“enne lehüm” var “amenu ve amilussalihat “yok …. 2/2 5 de “ve beşşirillezine amenu ve
amilussalihat “ var 4 elif miktarı uzatma yok….Peki neden farklılar ,neden salih amel şartı
eklendi?......ÇÜNKÜ;”VE BEŞŞİRİLLEZİNE AMENU”ile (ön plana çıkardığı inancı yüzünden
ölmeyi göze alan) Makamen Mahmuden’e aday olan insanların tamamını muhatap alan sıdk
kademeleri vardır… Makamen Mahmuden adaylarının ihsan ameli ile kademe atlatılmasına
“KADEME SIDKIN” denir…Bu sadece Muhammed melekesini muhatap almaz,şöyle ki;
MAKAMEN MAHMUDEN:İnancı ne olursa olsun bildiği hakkı ve hakikatı ÖLÜMÜ göze alma
pahasına dahi olsa yeri ve zamanı geldiğinde gizlemeyenler yada söyleyenler(müşrikler.
müslümanlar putperestler, ateistler Hristiyanlar,Yahudiler, vs.) İYSA resul melekesi Üzerinden
AHMED ve buradan da MUHAMMED resul melekesiyle buluşturulup kaynaştırılacağından bunlar
CENNETE dahil edlirler. Bunlar hakkı hakikati söylemeleri esnasında eğer öldürülürlerse TAM O
ESNADA Allah tarafından müslüman olarak kabul edilecekler ve tüm günahları silinecektir.
Bunların ulaştırıldıkları bu makam ise MAKAMEN MAHMUDEN’dir. Bu sadece İYSA üzerinden
olmaz. Diğer 3 resul üzerinden de olur. Bunlar İbrahiym, Musa, Nuh’tur. 33/7, 42/13. Bu 4 adet
resul üzerinden MUHAMMED’le yani CENNETle buluşturulma makamına MAKAMEN
MAHMUDEN denilir. Burada kişilerin sahip olduğu İNANÇ şekil yada önceki yaşantılarının nasıl
olduğuna bakılmaz ES geçilir.
10/2 de anlatılan “AMENUUU” formatı içerdiği “enne lehüm” formatı ile 2/25 deki “Amenu ve
amilussalihat “formatına dönüştürülecek..Allah’ın yapacağı operasyonla atlanacak kademe
budur..Allah 10/2 de geride olan “Amenu” grubunu daha üst bir grup olan 2/25deki “Amenu ve
amilussalihat “grubuna entegre ediyor…Uzatmalı çekimlerin cennete götürdüğüne dair delil
yoktur. Cennet ya “Amenu ve amilussalihat “ya da “Elmüminiyn” deyimini muhatap alır..10/2 deki
insanlar kademe atlayacaklar…Bu kademeyi “bienne lehüm”yani hem bilmek hem görmek
atlatır…Hayattan bir örnek vermek gerekirse;Hastalandın ve hastaneye gitmek için en yakın
arkadaşından yardım istedin.Arkadaşın o gün bir iş için şehir dışında olduğunu söyledi.Sen de bir
başka arkadaşını aradın ve o gelip seni hastaneye götürdü.Şehir dışındaki arkadaşın seni
hastaneye götüremedi fakat yarım saatte bir aradı ve yanındaymış gibi senin durumunu takip
etti..İşte seni hastaneye götüren arkadaşın senin gözünde hangi konumdaysa(“ve beşşirillezine
amenu ve amilussalihat “ ),,, diğer arkadaşını da (“ve beşşirillezine amenu),, o seviyeye
yükseltmene “kademe sıdkın” denir…
3/31’e göre kim ki Muhammed’e uyarsa ;bu kişi Müslüman değilse “beşşirillezine amenu
“konumuyla (10/2de )Makamen Mahmuden aday adayı ,bu kişi Müslümansa “amenu ve
amilussalihat “ konumuyla da(2/25 de) Makamen Mahmuden adayı olur……Makamen
Mahmuden aday ve aday adaylarının konumlarını hem bilip hem göremeyiz ,ancak Elmüminiyn
ünvanını hem görür hem de biliriz….
10/2 …*KALE LKAFİRUNE ……………
KALE;(dubur anlamı ;teori ve pratik aynı anda işliyordur..)lisani anlamı ;dediler ki……Bir insan
başlıca 3 şekilde konuşur..
1)Min verai hicabın;Kasdedilen şey söylenen sözde saklıdır..”yine dört ayağının üzerine
düştün!”..
2)Batından kpnuşmak;Hal ve hareketlerle konuşmak.”sen sus gözlerin konuşsun”…
3)Kale;Normal konuşmadır ,diğer iki konuşmayı da içine alabilir…
ELKAFİRUNE;Kefere fiilinden türeyen 4 ünvandan biridir.1)KAFİRUNE-2)ELKAFİRUNE-
3)KAFİRİYNE-4)ELKAFİRİYNE…Bir de ELKÜFFAR vardır.Arapçası örtmek demektir fakat Elif-
lam-ra yazılımıdır..
KEFERE;Yapmış olduğu herhangi bir işin,gittiği yolun ,getirdiği delilin ,savunduğu savın yanlış
olduğu kendisine ispatlanmasına rağmen yanlışında ısrar edene denir…Küfür imanın zıddıdır ve
böyle kişiler İslamdan çıkar,”eyyühellezine keferu” formatına dahil edilirler……..Bir insana kafir
,yaptığına da küfür diyebilmek için önce bu insan uyarılmalıdır..İkaz edilmeyen insana Müşrik
diyebilirsin ki bu insan tesbihat veya zikriyattan en az birini kullanır…Önce karşı tarafın dini
çökertilir sonra Kuran anlatılır..Yanlışında ısrar edilen delillerle uyarılır ,geri adım atmıyorsa kafir
sayılırlar ancak yine de bu kişiye gerekmedikçe “kafir” denilmez ,çünkü yaşam devam ettiği
sürece belki bir gün yollar yine kesişir ve her şey çok daha farklı gelişir…….
“Ellezine keferu “formatına dahil edilenlere Elküffar mı yoksa diğer dört ünvandan birini mi
diyeceğiz?...Kurani kavramlar düzgün ve yerli yerinde kullanılmalıdır.109/1 ile 66/7 de geçen “
kefere” yazılımı aynı anlamda değildir..Tıpkı 24/31 ve 44/12 de geçen “amene” yazılımlarının
anlamlarının aynı olmadığı gibi…
DEVAM EDECEĞİZ..SELAM İLE ….
KURAN ramazanda indirilir. NEFSİne ona ağır gelecek şeyleri yaptırtmadıkça RAMAZAN a
giremezsin. Dolayısıyla da sana KURANİLMİ indirilmez. ve sana AHİRETTTE CENNET verilmez.
Hangi konuda NEFSİN azgınlaşmışsa o konuda nefsini DİZGİNLemeye bak. İşte bu ramazan dır.
Dünya hayatı seni azdırdı mı? git bir gece mezarlıkta bir kaç saat otur. İşte sana ramazan. Nefsin
normale dönünce RAMAZANın biter. Bunun karşılığında sana KURANİLMİ verilir. Taaki bir daha
bu kez başka konuda nefsinin azgınlaşmasını bekle.
Sen işi tıkırında olan bir esnafsin. Karşı komşun olan esnaf ise İCRA ile boğuşuyor. Git adama BORÇ ver
Onu rahatlat. Ödeyemezse de Borcu sil gitsin. AMA senin bu tarz bir ramazan işine gelmez değil mi? AÇ
SUSUZ kalayım ama param cebimde kalsın anlayışı daha güzel bir ramazandır. Hem akşama yemekte bir
KUŞ SÜTÜ eksk olacak , Ye mamo ye. Allah orucunu NAAAH kabul eder?.
51/56 da geçen ''insanlar ve cinleri bana ibadet etsinler diye yarattım'' şekilnde bir mana yok.
Cinnlenmiş insanları yani duygularını ve düşüncelerini aktif hale getirebilen insanları bana ibadet
etsinler diye yarattım. ŞEKLİNDE bir mana var.
İNS deyimi ile İNSAN deyimi aynı şeyler değil Zariyat 56 da İNS geçer. Yani Duyguların
düşüncelerin.
CİNNlenme iki türlü olur. 1) CİNlenmiş iNS: yani acıklı bir film seyrettiğinde Ağladığında sendeki
MERHAMET duygusu yani İNSİ cinnlenir yani hareketlenir. PORNO film seyrettiğinde sendeki başka
türlü duygu yani İNS cinlenir yani haereketlenir. Duygusuz bir insan allaha ibadet edemez .çünkü
ORGANİK anlamda DELİ dir. DELİ ler ise allaha ibadetten muaftırlar..
2) İNSlenmiş cinn: özellikjle gece uykuda iken senin iyilik yada kötülük içerikli duyguların seni terkederek
dünyanın başka bir yerinde senin adına iyilik yada kötülük işleyebilirler. Buna sendeki enerjinin
metafiziksel transferi de denilir. Bu yüzden uyumadan DUA edererk uyumalısın. BAzen Kuvvetli alimlerin
uykuları esanasında bu alimlere ait melekeler dünyanın başka yerlerinde allahtan İMDAT bekleyenlerin
yardımlarına koşturulabilirler. Bu yüzden ''alimin uykusu cahilin ibadetinden hayırlıdır '' denilmiştir..
Uyumadan önce dua ediniz. Özellikle de ben 17/80 ni öneririm. Zira rabbialaemiyn size siz uyurken de
sizdeki melekeleri sizden alarak başka insanların işlerini gördürerek size sevap yazar
RAMAZAN VE ORUÇ;
1) eğer işlerin tıkırında ise mutlu bir hayatın var ise başkalarının da mutlu olması için kendine
görev addet. Misal: körler yada engelliller için Kermes düzenle, lösemili çocuklar için bağış
topla.Koca dayağı yiyen kadınlar için erkekleri KINAMA eylemlerine katıl. Bu şekilde
RAMAZANını oluştur ve bunu ne kadar yapabilirsen yap. Bu bir gün olur 3 gün olur 5 gün olur o
kadar önemli değil . Ne zaman ki kendi kendine '' evet ben başkalarının da benim gibi
mutlu olması için elimden geleni yaptım bu konuda müsterihim '' dersen işte o zaman RAMAZAN
ORUCUNU tutmuşsun demektir. kısaca sen mutlu isen başkalarının da senin gibi mutlu olması için çalış.
İşte Bu İHSAN amelidir..
2) Eğer mutsuz bir hayatın varsa MUTLU olamaya çalış. Bu süreçte sakın RABBİALALEMİYNe İSYAN
etme , Sabr ve ŞÜKÜRle rabbialalemiyne itaatkar ol. İşte bu da senin için RAMAZAN ORUCU
hükmündedir ve İHSAN amelidir.
3)Eğer Mutlu bir hayatın varsa ve yukarıdaki sosyal aktivtelere katılamıyorsan ve bu mutluluğun
zenginliğin senin nefsini AZDIRDIYSA ve sen de buna bir Mumin olarak ŞAHİT olduğunda nefsinin bu
azgınlığını kırmak için AÇ SUSUZ kalacak şekilde ve gün içninde dayanabildiğin saate kadar bilinen
manada oruç tut. Bunun için bilindik manada RAMAZAN ayını beklemene gerek yok. bu işi DERHAL
yap..
4)Eğer mutlu bir hayatın var ise ve yine yukarıdaki sosyal aktivitelere katılamıyorsan ama mutkukuğun ve
zenginliğin de senin nefsini AZDIRMIYORSA bu durumda senin RAMAZAN ORUCUNU n zamanını
artık rabbilalemiyn tayın edecektir. Onu bekle ve iste. Çünkü RAMAZANın yoksa ORUCUn yoksa bilki
sana CENNET de yok.
5) bilinen anlamda ve manada RAMAZAN AYInda ve AÇ SUSUZ kalma şeklinde ORUCU nu tutan tüm
mumin kardeşlerimizin allah oruçlarını kabul etsin. Bu şekilde bir ORUÇ tutmak ta İHSAN amelidir ve
HAKKtır..
CİNN-MA'ŞER - 6/128,
durağan bir cismin yada duygunun harekete geçmesine CİNN. hareket halindeki bir duygunun
kontrolden çıkmasına ise CİNNET denilir. CİNNET yasaklanmıştır. Misal: güzel bir kebap kokusu
burnuna geldiğinde ağzın sıulanıyorsa burada tükrük bezlerin yada iştahın CİNNlenir. Çalıştığın
kurumdan maaşını her ay düzenli ve tam olarak alıyorsan çalışma şevkin CİNNlenir. Bilinen
manada CİNNler alemi diye ayrıca yaratıllmış yaratıklar yoktur...
Kıyamet gününde her insan allahtan ceneti isteyecek. Cennet her isteyene değil sadece
hakkedene verilecek. Cennete giremeyeceğini anlayanlar bu kez cehennmedeki azabların en
hafifine uğratılmak için çalışacaklar işte onların bu yöndeki gayretlerine 6/128 de
MA'ŞERELCİNNİ denilir.
SORU:Ayrica Yusuf 101'deki Yusuf'un duasinda muslimen ve Essalihiyn ile entegre olmasi,ama
bu iki ünvanin da Cennet ünvanlari olmadigini biliyoruz ... Simdi burayi nasil cözebiliriz ?Zira
Allah'in sevdigi veya sevmedigi kisi siniflandirmasi calismamizda müslümanlar diye genel bir
ifade ile Allah'in sevip sevmedigini bilmedigimiz sinifa dahil etmistik.Simdi Yusuf a.s neden
kendisi icin cennet ünvani olmayan muslimen ve Essalihiyn ile entegre bir sekilde kullanirken
neden El Müttakiyn diye dua etmemistir ?
CEVAP: 12/101 de geçen ''ve elhıkniy bissalihiyn'' deyimi 26/83 de de geçer ve bu cümlenin solundaki
cümleler bu muteşabih misil yazılımın işaret ettiği te'vil hükmüne geçerek nikahlanırlar. Buna göre 12/101
deki '' teveffeniy muslimen '' yani ''beni musluman olarak öldür'' cümlesi ile 26/83 de ''rabbiy heb liy
hükmen'' yani '' rabbim bana hüküm ver'' cümlesi nikahlanacaklardır.
Kuranda bilinen manada ÖLMEK deyimine iki fiil karşılık gelir bunlar VEFAT ve MEVT dir. VEFAT
deyimi özellikle LEYL deyimi yani ''odaklanma'' deyimi ile birlikte geçer 6/60. İşte Odaklandığın şey seni
kendine bağlayarak seni vefat ettirir. Misal vereyim: nişanlısın ,sevgilinin o masmavi gözlerine öyle bir
bakıyorsun ki dalmışsın ve aradan saatler geçmiş sen farkına varmamışsın. İşte burada bu mavi giözlere
olan BAĞLILIĞINı 26/83 te İBRAHİYM sağlayacaktır. Bu güzel gözlere güzel anlam bindirmeni ve bu
şekilde senin ona odaklannarak dış dünya ile ilşkini kesmeni de 12/101 de YUSUF sağlayacaktır. Yusufun
12/101 de kullandığı ''beni musluman olarak öldür'' cümlesinden kasıt bilinen manada yusufun öldürülmesi
değldir. İBRAHİYM ile birlikte çalışarak insanların HAYIRLI ve GÜZEL olan şeylere İLGİSİZ
kalmaması onları doyasıya seyretmeleri ve gözlemlemelerinin sağlanması ve bu şekilde ESSALİHİYN
yani hem Ruhen ve hem de bedenen SAĞLAM olmaları amaç edilir.
Güzel ve manzarası harika bir yere gittiğinizde tüm dertleri unutur ve buraya bir daha gelmek istersiniz
değil mi?. Çünkü oraya BAĞLANdınız, Çünkü burada kendinize ve yaşadığınız hayata daha farklı bir
anlam bindirdiniz kendinizi daha iyi hissediyorsunuz dur. İşte bu kendinizi iyi hissedişiniz 26/83 ve 12/101
de YUSUF ve İBRAHİYM melekelerinin sizin haleti ruhiyye üzerinizdeki OPREASYONlarıdan başkası
değildir.
Allah 3/133 de Cenneti muttakiler için hazırladım diyecek. Yusuf da ''rabbim beni muttaki olarak öldür''
demiyecek de ''rabbim beni musluman olarak öldür'' diyecek. sizce YUSUF Keriz mi?
Allahın resullerine selam olsun. AHD olsun ki eğer cennete gidersem bunların BEŞER kısımlşarıyla
karşılaştığımda AYAKLARINA KAPANIP AYAKLARINDAN ÖPECEĞİM.
Dilek Özden
SELAM ARKADAŞLAR;YUNUS SURESİ 2.AYETİNİN 4.DERSİ İLE DEVAM EDELİM…….
*………….VE BEŞŞİRİLLEZİNE AMENU………………………..*
Beşşere-Büşra-Beşer-Elbeşir de aynı kökten gelirler ,deyim olarak içinde Elif-lam-ra dizilimi
barındırır..Bu yüzden deyime bindirilecek anlam ağırlıklı olarak dubur anlam olacaktır.
BEŞŞERE;Yapılan bir iyiliği veya kötülüğü,insanı,olayı,ameli,projeyi,ihtiyacı ,herhangi bir şeyin
karşılığını gündem etmek ,ön plana çıkarmaktır..Adem ihtiyaç ihdas ettiği şeyi ön plana
çıkardığında Beşer hükmündedir…..İçimizdeki resul melekeleri gündem ettiğimiz de ön plana
çıkan resul melekeler de Beşer Resuldur…Muhammed peygamber “ben sizin gibi bir beşerim”
derken”ben de sizin gibi bazı şeyleri ön plana çıkarırım “diyor,ve Beşşere tanımı içinde geçen
bindirdiğimiz anlamlar devreye giriyor….
Beşşire’yi en iyi anlayacağımız ayet 4/138dir,”beşşiril münafıkıyn”Münafıklar için elim bir azabı
müjdele”diyen meal ile düşünürsek kötü bir şeyin müjdesi olmaz, sadece bu düşünce bile
Beşşere’ye verdiğimiz anlamın doğruluğunu ortaya çıkarıyor..4/138 de “Münafıklara yaptıklarının
karşılığının , elim bir azap cezası, olduğunu gündem et, ön plana çıkar ”anlamı vardır.. 10/2 de iyi
yönde olan Beşşere’ye , 4/138 kötü yönde örnektir…
Ve Beşşirillezine AMENUUUU nun üzerindeki dört elif miktarı uzatma ,her geçtiği yerde olduğu
gibi bu fiilin de fedakarlık içerikli olduğunu gösteriyor…AMENUUUU fiilin kendisi ve çekime
uğramış halidir..Amenu fiil kökünden dört ünvan türer.. “Ya eyyühellezine amenu “ diye başlayan
format bu dört ünvanı da içine almaktadır.
Bunlar:1)MUMİNUNE.2)MÜMİNİYNE.3)ELMUMİNİYNE.4)ELMUMİNUNE dir.10/2 de bu
ünvanların hiç biri müjdelenmiyor,yani ön plana çıkarılmıyor,gündem edilmiyor…
“BEŞŞİRİLLEZİNE AMENU”;Burada gündem edilen ön plana çıkarılan ,önemine dikkat çekilen “
İHSAN İÇERİKLİ AMEL”lerdir…Bu “beşşirillezine amenu” olarak geçer…Fedakarlık ameli
yapmayanların cennete gidemeyeceğinin veya cennete gitmek için fedakarlık ameli yapılmasının
öneminin gündem edilmesi var 10/2 de …
“BEŞŞİRİL MÜMİNİYNE”;Bir de Elmümininyn ‘in büşralanması var ki orada da“ve beşşiril
müminiyn” deyimiyle Elmümininyn olmanın önemi ,fedakarlık amelinin önemini anlayanlara bu
amelin yerine getirilmesi gündem edilir,ön plana çıkarılır,10/87 de geçer…..
10/2 ile 10/87 arasındaki fark fedakarlığın önemini ön plana çıkarmak ile ,fedakarlığın gereğini
yerine getirmeyi gündem etmektir. Biri teoriyi diğeri pratiği ön plana çıkarmaktır….Fedakarlığın
önemine iman eden o olmadan cenneti yakalayamayacağına İMAN eden kişiden bunu ELİMAN’a
çevirmesi gereğini yapması istenir…
ELİMAN neden bu kadar önemlidir.?Cevabımız 58/22 dir.”ulaike ketebe fi gulubihimul imane
“Allah cennete girecek insanların kalbine Eliman’ı yazmıştır…Hadislerle amel etmiyoruz,ancak
“kalbinde zerre kadar iman olan cehenneme gitmez “diye bir hadis varsa, orada bahsedilen
Eliman’dır.Bunu kitabın içindeki Kuran’dan çıkarabiliyoruz,elhamdülillah….İman edenler 3/193 ve
40/10 a göre Eliman’a çağırılırlar… .. 3/193’de “lilimani en aminu birabbiküm” geçer ,”amenu-
amenna- bi rabbi” geçen her yerde Eliman vardır..Birini gördüğümüz yerde diğerini anlayabiliriz…
Bu konumdaki insanlar iman ettikleri şey için her şeylerini feda edebilen yani Elimanın gereğini
yapabilenlerdir.. Örneğimiz,20/73’de ,”inna amenna birabbina “ diyen büyücülerdir..
7/121deki”amenna birabbilalemin”’i 3/193 deki “Eliman”nın yerine koyun ,aynı anlamı
bulursunuz…İman ve Rab kelimesini” yanyana “gördüğünüz her yerde Eliman vardır..3/193 de
insanlar imana değil Eliman’a çağırılıyorlar..Kendilerini Eliman’a çağıran münadiye itaat ediyorlar
ve fedakarlığın gereğini yerine getiriyorlar…
40/10 da ise Eliman’a çağırılan ve itaat etmeyen insanların fedakarlık çağrısını tekfir ettiklerini
“Muhammedun resulullah”ı yerine getirmediklerini ,kaçtıklarını görüyoruz…
3/193 de Eliman’a çağırılıp gereğini yapanlar 30/56 da “ve kalellezine utul ilme vel imane “ile, ilim
ile ödüllendirilirler.Aynı formatla gelen 28/80 de “ve kalellezine utul ilme “de Eliman geçmediği
halde ilim verilenler vardır ,bunların iyi halleri sebebiyle kendilerine avans olarak verilen bu ilmin
karşılığınında salih amel işlemeleri ,yeri geldiğinde fedakarlık amelini yapmaları ,ve sonucun
güzel olmasını beklemeleri tavsiye edilir….Şimdi yine “utul ilme” geçen 17/107 ye gidelim,”utul
ilme min kablihi”bir önceki konumunuza verilen ilim demektir…17/106 da anlatılan ”biz kuranı
insanlara okusunlar diye yavaş yavaş indirdik “ değil,,,,İslam’ a giren insanların bu yolda
başlarına gelecek denenmelerden haberdar edilmesi bilgisinin verilmesidir.İşte 17/107 de
bahsedilen ilimde bu bilgidir. İnsanlara,” islama girmeleri” ya da “avans verilen ilim “ için
denenecekleri bilgisinin verilmesi gerekiyor,denenme (fitnelenme) için delil ayetimiz 29/1-2 dir.….
,28/80 deki avans olarak verilen ilmin gereğini yapın ,avansın bedelini ödeyin mesajı var..Kişi
burada henüz muttaki değildir..17/107 de bu mesajı alıp secde eden (tam anlamıyla
benimseyen), verilen avansın gereğini yerine getiren insanlar var.Bu şekilde hareket edenler
muttakiliğe adım atmıştır..
Peki İslama giren ve 29/1-2 de belirtildiği üzere din adına denenecek bu insanlardan istenen
bedel nedir?..Bu bedel, kişinin” en zayıf yerinden” ve “ onu sarsacak” ancak” kaldırabileceği
oranda “ bir olay yada duyguda ,başına geleni doğru anlaması ve gereğini yapmasının
istenmesidir.3/92……….Kişi 29/1-2 de bildirilen ve Rabbülalemin tarafından yapılan bu
denenmeden başarı ile geçerse ,rüşdünü ispat eder ve bu kişiye “utul kitabe vel ilme” denir.Kişi
bu seviyeye elinde kor gibi tuttuğu fakat cehd ederek pes etmediği sıkıntılardan sonra gelir,artık
kişinin elindeki nar nura dönüşmeye başlar…29/1-2 nin muhataplarının iki seçeneği vardır,ya
3/193 dekiler gibi “lilimane en aminu birabbiküm “Elimanı ispat çağrısına “fe amenna “
“yapacağız”diyecekler ve yapacaklar,ya da 40/10 dakiler gibi bu çağrıya uymaktan kaçacaklar…
2/93 de “ve iz ehazna misakaküm” ile alındığı belirtilen ne tür bir misaktır sorusunun cevabı
“insanların islama girdiğinde verilen ilmi avansın bedelini ödeyecekleri sözü”dür olmalıdır..”Tur'u
üzerinize terfi ettirdik “bedelini ödeme sözü aldığımız avansınızı verdik” anlamındadır.”Size
verdiğimizi kuvvetle tutun”dan kasıt,1)avans olarak verilen ilmi.2)avans ilmin hakkını verme
sözünü. kuvvetle tutmaktır…Bunu yaşamınızın tüm alanına yayın.,uygulayın….Ancak 2/93 de
anlatılan kişiler bunu yapmıyorlar ve isyan ettik diyorlar…….Yapsalardı 17/107 nin muhatabı
olacaklardı..
Kuran ilmi fedakarlık gerektirir,ilk etapta olmasa bile..Örneğin islama giren bir kişi düşünün ,29/2
ye göre imanı fitnelenecek,3/92 ye göre en sevdikleri, en önem verdikleri ile en zayıf tarafından
olacak bu…Kaldıracağı kadar ancak onu bi hayli sarsacak……Çok sevdiği eşi ile arası
bozulabilir,işleri ters gidebilir,din anlattığı kişilerden terslenebilir,aileden birine yada kendisine
hastalık gelebilir ve tüm maddiyatını yitirebilir bir kuruşu kalmayabilir..Bu noktada isyan ederse
kaybeder,eğer sabreder, gereğini yaparsa,siyam ile ramazanını atlatabilirse kazanır..Kuran
ramazanda indirilir…..
Sözün özü;HER ŞEYİN BİR BEDELİ VARDIR ,ÖDENMİŞ VEYA ÖDENECEK.
SORU:Allahın resulü olmakla rabbilalemiynin resulü olmak arasındaki fark nasıl anlaşılmalıdır?.
CEVAP: Rabbialaemiynin resulu olunduğunda yapılacak inzar yada tebliğde muhatabı akıl
mantık sağduyu vicdan ahlak ve evrensel değerlere uygun davranma platformuna çekme gayreti
vardır. Bu da sıhhatli sorular ve sorgulamalar ile olur. Yani sorular ve sorgulamalarınla önce karşı
tarafın din anlayışını çökertirsin fakat henüz bu aşamada kendi din anlayışını anlatmazsın .Biz de
zaten prıfillerde bunu yapıyoruz. Kendisine tebliğ yada inzar edilen kişide rabbialaemiyn den
gelme resul eğer bu konuda başarı sağlarsa bu durumda aynı resul bu kez kendi din anlayışını
empoze etmeye çalışır İşte bu durumda da ALLAH tan gelme resul olur. 1.ci konum karşıda
aşılamadan 2.ci konuma geçilemez...
Vedat Erdem
YAHUDİLİK NEDİR.? 5/64-68 misil yazılım içerikli olan bu iki ayetin içerdiği manayı konuşalım.
Allah kuranda ve özellikle 5/64 de yahudiliği bir zihniyet bir davranış uslubu olarak ele alır bir
kavim yada israil devleti diye ele almaz.
5/64 de anlatılan şey: Eğer bir insan hayattaki başarısızlıklarını ya da yetersizliklerini Allah
tarafından kendisine yeteri kadar fırsatın verilmediğine bağlarsa bu durumda 5/64 ün ilk
cümlesinin muhatabı olur. Ayrıca bu ayetin orta kısmında bulunan '' ve leyeziydenne kesiyren minhüm
ma unzile ileyke min rabbike tuğyanen ve küfren'' cümlesi bu ayeti 5/68 e bağlar.
Bu iki ayeti bu misil yazılımla birleştirirsen bunların kendilerinin değerlendiremedikleri fırsatları başkaları
değerlendirdiğinde bunlara düşman olduklarını göreceksin 5/64 de her zaman harb iç...in ateş
alevlendirdikleri söylenir.
ENNAR denilen şey paylaşmadığın zaman elinde olan şey dir. İşte bunlara verilen fırsatları bunların
değerlendirememesinin sebebi paylaşımcı olmamalarıdır. Bir insanın CİMRİ olması elindekine kimseye
vermemek için sıkı sıkıya bağlanmasına ''küllema evkadu naren'' denilir. Bu durumda bu insanlar
başkalarının sürekli kendilerine muhtaç olmalarını isterler Buna da LİLHARBİ denilir. Ama allah bunu
söndürür NASIL MI? Başklarına da aynı şeyi verir ve bunlar paylaşımcı olurlar ve insanları bu
namussuzlara muhtac olmaktan kurtarırlar.
İşte bu başkaları 5/68 ve 64 .cü ayetlerde iman edenlerdir. Bu ayetlerde İSRAİL devleti YA DA kıyamet
günü YA DA israil devleti ile arap devletlerinin savaşılmasından bahsedilmez.
Özetle bu iki ayetten çıkaracağımız AYAT BEYYİNAT şudur: elindekini insanlarla paylaş, elindekine
insanların muhtaç olduğunu bile bile bunu insanlarla paylaşmamazlık yapma. Bunu yaparsan ''küllema
evkadu naren lilharbi(5/64)'' yapmış olursun. Allah ta sana verdiği ve senin de insanlarla paylaşmaktan
çekindiğin o şeyin aynısı helal süt emmiş birilerine daha verir (ve leyeziydenne kesiyrenn minhüm ma
unzile ileyke min rabbike 5/64) Onlar da bunu sana mahtaç olmuş insanlarla paylaşırlar ve bunların sana
olan mecburiyetini yok ederler.
Böylece allah böyle davranarak senin yaktığın ateşi söndürür (etfe'ehallahü 5/64) Bu da senin bu insanlara
karşı küfr ve tuğyanını artırır (5/64). Çünkü sen fesatçısın. Allah fesatçıları sevmez 5/64.
Eğer kişi Bunları yapmazsa HİÇ BİR ŞEY ÜZERE değildir Bu davranışına 5/68 de ''ekiymuttevrate
velinciyle ve ma unzile ileyküm min rabbiküm '' denilir.
Sevgili İlgililer:
NDM konsepti Bobath konsepti ile aynı nöröfizyolojik temellere dayalı olan ancak Bobathın
GÖREMEDİĞİNİ GÖREN bir konseptir. Bobath da aktif hareketin fasilitasyonu BAŞLICA Verbal
Command a yani Sözel emirlere dayanır. Yani çocuğu uygun bir şeklide pozisyonlarsınız ve
istediğiniz hareketi SÖZEL OLARAK çocuğa iletirsiniz. Çocuk ta sizi anlar ve yapmasını
istediğiniz patterne odaklanır ve bu hareketi yavaş yavaş yapmaya çalışır. Böylece CEPHALO-
CAUDAL directiona uygun olarak ,yani BAŞ ve BOYUN kısımlarından başlayarak alt segmentlere
KUVVET YAYILIMI, yani ''TİMİNİG FOR EMPHASİS'' yolu ile aktif hareketi kazandırmaya çalışırsınız.
Bunları 20 yıldır bu tür çocuklara ben de yapıyorum. Yani ben de BOBATHçıyım. Ancak,
1) ya çocuk SAĞIR ve KÖR se
...
2) Sağır ve kör değil ancak sizi anlayamayacak derecede MENTAL yani ZİHİNSEL Engelliyse
3)Aktif hareketi açığa çıkarmak için kullandığınız SENSOR STİMULANLAR Hiç bir şekilde çocukta işe
yaramıyorsa NE YAPACAKSINIZ?, NE YAPACAKSINIZ?
İşte burada Halil İbrahim ÜLGÜ ye ait NDM konsepti Bobatha ait NDT konseptinin imdadına yetişiyor.
Biz bu tür hastalarda SÖZEL EMİR kullanmıyoruz. EKLEM KAPSÜLLERİ ni bu konsept için
geliştirilmiş ve özel olarak seçilmiş Pozisyonlarda kendi fizyolojik sınırları içinde geriyoruz ve bu şeklide
çocuğun sinir sistemi içinde bir potansiyel enerji oluşturuyor ve bu enerjiyi misal BAŞ ve BOYUN kısmna
yönlendirerek çocuğun AKTİF baş hareketini yapmasını sağlıyoruz. Halil İbrahim Ülgü ye ait NDM
konseptinde Çocuğun bunları yapması için gözlerinin görmesi kulaklarının duyması yada benim ne
istediğimi anlaması gerekmiyor. Kısaca NDM konseptinde çocuğun sinir sistemine BEN hükmediyorum ve
ona istediğimi yaptırıyorum.
Bir çocuğun yürüyüp yürüyemeyeceğine O çocuğun tedavisi için kullanılacak konseptin kendisine has
değerlendirme teknikleri karar verir. BAŞını bile tutamayan hatta KÖR ve SAĞIR olan bir çocuğa ''bu
çocuk 4 yılda yürüyecek '' diyorsak bu konudaki ÖZGÜVEN i NDM konseptimizdeki bu konsepte ait olan
DEĞERLENDİRME TEKNİKLERİnden alıyoruz. Aynı çocuk için Bobath tekniklerini uygulamaya
çalışan bir FİZYOTERAPİST asla böyle bir GARANTİ veremez.
Selam ile.
Fikret Bozkurt
Bir insan kerimleşmeye yani gelişmeye aklını , beynini yada düşüncelerini kapattığında , zamanla
bu adamın beyni ve düşünceleri körelir yada küçülür.
Bu şekildeki konuma vehene-EVHENE , bu tür adama ÖRÜMCEK yani ANKEBUT , bu şekilde
oluşturulan eve ise EVHENEL BEYT 29/41 denilir.
Kişinin kerimleşmesine engel teşkil eden unsurlara ve bunların kişi tarafındanda
benimsenmesine İTTİHAZU MİN DUNİLLAHİ EVLİYA denilir 29/41.
... Hülasa ; ya kerimleşeceksin ya batacaksın ! Başka yol yok !
Bu yüzdende KURAN KERİYM dir. 56/77..
Belki Muhammed`i RED ediyorsun ama Muhammed`in MANASINI red etmen söz konusu bile
değil. Çünkü; FEDAKARLIĞIN olduğu her yerde MUHAMMED var..!
Belki İsa`yı RED ediyorsun ama İsa`nın MANASINI red etmen söz konusu bile değil. Çünkü;
DİYALOĞUN olduğu her yerde İSA var..!
Belki Musa`yı RED ediyorsun ama Musa`nın MANASINI red etmen söz konusu bile değil. Çünkü;
HAYRIN olduğu her yerde MUSA var..!
...
Belki Yusuf`u RED ediyorsun ama Yusuf`un MANASINI red etmen söz konusu bile değil. Çünkü;
ANLAM VERDİĞİN her yerde YUSUF var..!
Ve bütün RESULLERİ belki RED ediyorsun ama MANALARINI red etmen söz konusu bile değil. Çünkü;
"İYİLİK ve FAYDA" içerikli her güzelliğin olduğu yerde mutlaka BİR RESUL yada BİRKAÇ RESUL
vardır..!
Selam RESULLERE İTAAT eden İYİ İNSANLARA. Umarım hepimiz bu İYİ İNSANLARA dahil
oluruz..!
Vedat Erdem
Şeytan diye elle tutulur gözle görülür bir varlık yok. İçindeki kontrol edilebilen İBLİS melekesinin
kontrolden çıkıp dış dünyadaki karşılığıyla buluşmuş haline ŞEYTAN denilir.
ÖRNEK: canın baklava çekti ama paran yok çalmak istedin (İBLİS). Ve bu isteğini baklavayla
bunu çalarak buluşturdun (ŞEYTAN). Hal böyle olunca her insana ait binlerce şeytan ortaya
çıkar. Kıyamet gününde şeytan yani bu insanın haris istekleri+bunların dış dünyadaki
karşılıklarıyla buluşmuş hali, kişi aleyhine şehadet eder. ya maşerelcinni velinsi 6/130.
Tamlamamız maşerelcinni dir tamlamadan sonra gelen velli ibaremiz velinsi dir. Mealler bu ayeti ''ey cinn
ve insan toplulukları diye tercüme ederek cinn ve insan topluluklarını birbirinden ayırır. Oysa bu kural
uygulandığında mana değişir. Şöyleki; ey cinlenmiş insan toplulukları. Böyle olunca cinler aleminin varlığı
ortadan kalkar. Evet arkadaşlar CİNN alemi diye özel bir alem yok.
CİNN denilen şey; durağan bir duygunun ya da cismin harekete geçmesi ya da canlanmasıdır.
Mesela hiç ağlamaklı olmadığımız bir zamanda acıklı bir film seyretmemiz, bir kişinin porno film
seyretmesiyle birtakım yerlerinin canlanması ızgarada pişen etin kokusunun ağzımızı sulandırması vs.
bunlar cinnlenmeye örnektir. Eğer hareketli olan duygularımız daha da hareketlenir ve kontrolden çıkarsa
bu durumda cinn, CİNNET e dönüşür. Bu konumda artık aklımız devre dışıdır. Vücut duygularımızın eline
geçmiştir. Biz bu konumdan NAS 114/6 da Allaha sığınırız ''minelcinneti vennasi'' bakınız yine aynı kural
var. Mealler bunu cinlerden ve insanlardan diye çevirir. Oysa kural uygulandığında mana değişir Şöyleki:
Cinnet geçiren insanlardan sana sığınırım. Bir örnek daha 51/56 da ''ma halaktülcinne velinse. Klasik
mana; ben insanları ve cinleri bana ibadet etsinler diye yarattım şeklindedir. Sanki cinnler alemi varmış
gibi. Hayır! Bilinen anlamda CİNNler alemi yok. Kuralı uygularsak; Ben duyguları olan düşünebilen
duygularını hareket ettirebilen insanları bana ibadet etsinler diye yarattım şeklinde olmalıdır.
51/56 ta cinlenmiş insanlar muhatab alınırken 72/6 da insanlaşmış cinnler muhatab alınır. Bu iki ayeti
dikkatle incelerseniz tamlamadaki unsurların yer değiştirdiğini görürsünüz.
Size cinn suresini ve bunların tüm bağlantılarını ayrıntılı izah edeceğim. Ancak karşınıza cinnler aleminin
varlığına inanan ve bunların da cennete gidebileceğini iddia eden biri çıkarsa 29/2 ye göre bunların da
denenmesi gerektiğini söyleyin ve Cinlerin kuranda hangi ayette imanları dolayısıyla fitlendiklerine dair
delil isteyin. YOK.
Vedat Erdem
Arkadaşlar 18/50 yi işleyelim. Bir insanın kendine ihtiyaç ihdas etmesi onun ADEM olma
vasfıyladır. Bu ihtiyacını karşılamak için duyu organlarını kullanarak plan program yapması
strateji belirlemesi onun İNSAN olma vasfıyla olur. Bu konuyu eğer hayatının ilk sırasına
yerleştirir ve her şeyden ÖNPLANA çıkarırsa bu da BEŞER vasfıyla olur. İşte arkadaşlar bir
insanın kendisi için ihdas ettiği bu ihtiyacının karşılanması esnasında ya da sürecinde kendisine
gerekli olan tüm materyaller yani MELEKELER bu kişiye secde ettirilir.18/50 7/11 38/73 ve 15/30
da meleklerin ademe secde ettirilmesi bu babtadır ve hayatımızın her alanında günceldir. Bu
ayetlerde anlatılanlar olmuş bitmiş hikayeler değildir.
MİSAL; doktor olmak istiyorsun çalış ol. Bu hedefin için gerekli olan tüm melekeler sana secde
ettirilir. Tuvalete gideceksin, buyur git. Tuvalet senin için MELEKE dir sana bu ihtiyacını
karşılama noktasında secde eder. Sana karşı çıkmaz. Elini gözüne sokacaksın, kafana
sıkacaksın yemek yiyeceksin vs. Bunları ve daha sayamadıklarımızın kişi tarafından yapılması
esnasında bu iş için gerekli olan materyaller sana asla karşı çıkmaz Çünkü ADEM olman
nedeniyle sana secde ettirilir.
Bu ayetlerde anlatılan ve klasik ULEMA tarafından da kabul edilen anlayış olan Allah’ın katındaki
meleklerin insan yaratıldıktan sonra ona Eşrefi mahlukat olması dolayısıyla secde yaptırılması
değildir. Zaten böyle bir anlayış bu ayetler için kabul edilirse bu ayetlerin GÜNCELlenmesinin de
önüne geçilir ve geçmişte yapılmış bitmiş bir hikaye şekline girer. ADEMe tüm melekeler secde
ettirilir. İBİLİYS te buna dahil olabilir veya olmayabilir.
Bu ayetlerin geçtiği yerlerde İBLİYS deyiminin önündeki İLLA deyimi uzatılarak okunur. Yani
''İLLAAAA ibliyse'' şeklinde okunur. Uzatmalı okunan İLLA deyimleri önündeki cümle ya da deyim
için GARANTİ yada KESİNLİK ifade etmez. Yani olabilirde ve olmayabilir de.
Örnekler: 20/14 la ilahe illaaa ene, yani benden başka ilah yoktur demektir. Kendisinden başka
ilah yok mu? Var dolu sürüyle var. Peki kendisinden başka ilah yok mu? YOK asla YOK. O
zaman Allah’tan başka ilahın olmaması kişilere yada inançlara göre göreceli bir hal alıyor. Bu
konuda örnekler çok.
Şimdi ibliys yukarıdaki 3 ayette de İLLAAAA ibliyse şeklinde yazılmış. Yani bir insan bir ihtiyacını
karşılarken meşru dairenin dışına çıkmazsa bu süreçte İBLİYS te bu ademe secde eder. YANİ
onu yoldan çıkaramaz. Tüm bunlar bu ademi oluşturan İNSAN a bağlıdır.
ARKADAŞLAR; İBLİYS te bir MELEKE dir ve dediğimiz gibi bir kişi bir şey için kendine ihtiyaç
ihdas ettiğinde yani ADEM leştiğinde devreye girmeye çalışır. Amaç bu ademi oluşturan bu kişiye
ihtiyacını giderirken ona bunu NEHY işleterek yaptırtmaktır. Eğer yaptırabilirse buna İBLİYSin
CİNNlenmesi denilir ve bu durum 18/50 de ibliys için kullanılan ''KANE MİNELCİNNİ'' deyimiyle
yer bulur. Maalesef bu deyimi çoğu ulema ''o CİNNlerdendi '' şeklinde çevirmişlerdir. Oysa bilinen
manada CİNNler alemi diye bir alem yoktur. Burada ibliys için kullanılan '' o cinlerdendi'' deyimi
YANLIŞTIR. Doğru mana; ''o cinlenir yani HAREKETLENİR yani AKTİF HALE GELİR'' şeklindedir
Ve 18/50 de ibliys bu şekliyle rabbın emrinden dışarı çıkar. Böyle olunca da ADEM leşmiş insana
Allah’ın haramını yaptırır.
Peki ibliys Bu sürecte CİNNlenmese ne olur? İşte arkadaşlar o zaman UYSAL bir meleke olarak
Ademe secde edecektir. Ama CİNNLenmek için de fırsat kollayacaktır. Bir insan bir ihtiyacını
giderirken eğer Allah’ın emir ve yasaklarını gözeterek bunu yaparsa İBLİYS i CİNNLenemez.
Böylece de ne kendisi ne de içinde bulunduğu insanı doğru yoldan ayıramaz. İBLİYS herhangi bir
ihtiyacın giderilmesi esnasında CİNNlenme hususunda başarısız olursa, CİNNleneceği yani aktif
hale geleceği başka bir ihtiyacın bu kişi tarafından ihdas edilmesini bekler YANİ insanların
ihtiyaçları sınırsız olduğu için içimizdeki İBLİYS e de bu şekilde geniş bir hareket alanı yaratılmış
olunur. Ömrümüzün sonuna kadar İbliysimizin CİNNlenmesine izin vermezsek o zaman o da her
ihtiyacımızı karşılamamız esnasında UYSAL bir meleke olarak içimizde yaşamaya devam
edecek ama asla ŞEYTANlaşamayacaktır.
İşte içimizdeki İBLİYS in CİNNlenmesini engellersek 18/50 ye göre ne o ve nede biz allahın
emrinden dışarı çıkmayız. Eğer engelleyemezsek Bu noktadan sonra o şeytanlaşır ve bize
istediğini yaptırır. Bu iki seçenek te insanın iradesine bağlıdır.
Dilek Özden
ADEM'E ÖĞRETİLEN İSİMLER NEYDİ ACABA?..
ADEM=İhtiyaç ihdas eden melekemizdir...VE ...
İşte ADEM'e bu isimler öğretildi.
1) Musa: Hayr melekesidir.
... 2) Harun: Hayırda istikrarı sağlayan melekedir.
3) İysa: Diyalog melekesidir.
4) Davud: Denge melekesidir.
5) Süleyman: Güç melekesidir.
6) Zekeriyya: Motivasyon melekesidir.
7) Meryem: Yapılan her hayırlı işin adıdır.
8)Yahya: Olaylar fazla büyümeden önünü aldıran melekedir. Bu şekilde ya daha çok kazanırsın ya da hiç
kaybetmez veya tahribatı mümkün olan en az kayıpla atlatırsın. Bu iki faktörün her birine HANANEN
denilir (19/13). ikisine birden ise HÜNEYN denilir (9/25)
9) İbrahim: Bağlılık yani HACC melekesidir.
10) İsmail: Uslup melekesidir İbrahim den BİD'AT yoluyla çıkarılmıştır. Yani kim; Örneğin işine bağlı ise
onun bu bağlılığı yani ibrahiymi o kişiye bu işte yeni teknikler icad etmesini sağlar. Böylece İbrahime
ismail verilmiş olur.
11) İshak: Yatırım ya da ayrıntı melekesidir. Hem ibrahim’den ve hem de ismail’den BİD'AT yoluyla
çıkarılır. Yani bir insanın işine bağlılığı ona yeni teknikler bulmasını telkin ettiğine bu teknikler yeni iş
sahaları ya da ayrıntıları gündeme getirir.
12) Yakub: Bu da ibrahim’den bidat yoluyla elde edilir. ALE İBRAHİM in (3/33) en son üyesidir. Bunun
aktif olmasıyla kişi bağlandığı her ne ise orada madden ya da manen ZİRVEYİ yakalamıştır.
14) Yusuf: Anlam bindirme melekesidir.
15) İMRAN: Hayr yapmayı aklımıza telkin eden yani en azından düşünmemizi sağlayan melekemizdir.
16) LUT: Tathirat melekemizdir. Zeker-nisa -ünsa - rical sıralamasına uygun olarak çalışmamızı sağlar.
17) HUD: Her türlü ilişkilerimizde CEHADE yapmamızı engelleyen melekemizdir. Böylelikle bize ekstra
şartlar ihdas ettirtmez.
18) VELYESEA: Maruf farziyet melekemizdir. İçinde yetiştiğimiz toplumun Allah’ın müdahale etmediği
yani hükm indirmediği konularda sahip olduğu örf ve geleneklere göre davranmamızı sağlar. Kuranda
anlatılan Tüm VELYE li fiil çekimlerinin Örneğin 24/31 (velyadribne ) ifasının BAŞ AKTÖRÜDÜR.
Misal yemekte iken ve bir mecliste iken (afedersiniz) osurmamızı engelleyen melekedir. Zaten kendi
adının da VELYE ile başlamış olmasına dikkat ediniz.
19) ZÜLKİFL: Herhangi bir işi yaparken aklımıza KAZANMAYI getiren melekemizdir. Bunun içine
Dünya’yı da koyun ahireti de koyun. Bu meleke çalışmazsa ya da çalıştırılmazsa cennet elde edilemez. İş
yaptırdığımız her insan velev ki din kardeşimiz bile olsa bizden kazanmak ister. Ona bunu vermeliyiz. Yani
kim olursa olsun GÜCÜN NİSPETİNDE kimsenin işini bedava yapma, kimseye de işini bedava yaptırtma.
Çünkü Allah ta kendi işini bize bedava yaptırmıyor 9/111 ve 18/77 yi okuyunuz. Yoksa Zülkifl
katele(etkisiz) olur.
Dilek Özden
SELAM ARKADAŞLAR ,YUNUS SURESİ 2.AYETE 3. DERSLE DEVAM EDİYORUZ………
*EN ENZİRİNNASE VE BEŞŞİRİLLEZİNE AMENU*
“İnsanları uyar “ifadesi Kuran’da bir de 14/44 de Muhammed’i hedef alır.10/2 ve 14/44 de hiçbir
şekilde Muhammed geçmiyor, biz Muhammed’e hitabı 10/2deki “evhayna”deyiminin üzerindeki 4
elif miktarı uzatmadan anlıyoruz.Biliyoruz ki 4 elif miktarı uzatmanın olduğu yerde ihsan ameli
vardır.İhsan ameli demek de Muhammed demektir.
Ennas’ın dubur anlamı planlar,projeler,fikirler demektir..Ennas’ı insanlar olarak algılamak meali
manaya yöneltilecek tek soru ile çökertilir.-Neden insanları uyar deniyor da ,insanı demiyor ,tek
insan olunca ne olacak,peygamberimiz tek insanı uyaramaz mı?..İnsan değil de Nas yani
insanlar geçiyor çünkü bir tek insan da Ennas hükmüne geçebilir.Dubur anlamı ile
düşünürsek,tek bir kişi bile duygu,düşünce,plan ve projeleri ile oldukça kalabalıktır zaten….
“Nas “deyiminin başına” Lİ “gelirse bu fikirler plan ve projeler gelişmeye müsait anlamına gelir.
Herhangi bir fikir,proje aşikar olarak ön planda ise o takdirde” Nas” başına “YA EYYÜHA “ takısı
alır.
“YA EYYÜHA ” deyimi geçtiği her yerde bahsi geçen şeyin “o anda görüldüğünü,aşikar
olduğunu,amel edildiğini gösterir.35/5 de “ya eyyühannase” var ve “elhayatüddünya “dan
bahsediyor,ön planda olandan ,aşikar ve o anda amel edilen “elhayatüddünya”dan
bahsediyor..35/5 de çok güzel gösteriyor fakat ”Ya eyyüha “ için sultan delilimiz 27/18 dir.”Ya
eyyühennemludhulu mesakineküm ”,”Ey karıncalar yuvalarınıza giriniz”Demek ki muhatap alınan
karıncalar dışarı da aşikar ,ön planda ki karıncalardan biri onları Süleyman ve ordularının
çiğnemesinden korumak için uyarıyor...
YA EYYÜHA kavramı çok önemli ,çünkü Kuran’da geçen “ya eyyühennebiyyü”deyimi var..Bu
deyim “ey peygamber” şeklinde anlaşılamaz… 33/59..Kuran`da ''ya eyyuhennebiyyu'' şeklinde
başlayan ayet serilerinden biridir.Burada MUHAMMED kastedilmez.Muhammed`te dahil olmak
üzere , herhangi bir insanın AKIL , VİCDAN ve AHLAK üçlüsüne uygun yapılan ve yapıldığında
da herkes tarafından takdir edilen bir AMELİ anlatılır.Yani ÜSVETÜN HASENATÜN cinsinden bir
amel zikredilir. İşte bu tür GÜZEL amellere ''ya eyyuhennebiyyu'' denilir. ''Ya
eyyuhennebiyyu''Muhammed de dahil içimizdeki resullerin dışarıya yansıyan amellerini
verir.Kısaca amel resuller de diyebiliriz…
39/69 da tamlamadan sonra gelen velli ibare ve “bil” “vel” bağlantısı var .Yaklaşık 35 yerde
geçer.”Binnebiyyine veşşühedai” de olduğu gibi bu bağlantının olduğu yerlerde “bi”nin ifade ettiği
kavram ile “ve”nin ifade ettiği “elif-lam takılı” deyim birbirine dönüşebilir.Yani nebi şahide
dönüşebileceği gibi ,şahit de nebiye dönüşebilir.. Bu bağlantının en iyi anlaşılabileceği yer
”bişşerri velhayri”deyimi ile 21/35 dir.Burada anlatılan hayrın şerre ,şerrin hayra
dönüşebileceğidir.21/42 de “bileyli vennehari” yine bu bağlantı ile açıklanır.
RESUL insanları doğru yola çağıran ve eğer doğru yoldalar ise onları orada tutmaya çalışan her
türlü oluşumlardır.Bunların MELEKE şekilleri içimizde yaşar.Bunların aktif hale
gelmesi,cinlenmesi haline ERRESUL denilir.Bu düşünce dünyamızda gerçekleşir.Eğer bu durum
AMEL dünyamıza nakledilirse buna RESULULLAH denilir.Biz bunu AMEL edersek buna ENNEBİ
, TAMAMIYLA (itmam+ikmal) amel eder ve bitirirsek buna da HATEMENNEBİYYİNE denilir
33/40..
RESUL ; İnsanları doğru yola çağıran ve eğer doğru yoldalarsada onları doğru yolda tutan ,
tutmaya çalışan , Allah tarafından istifa (22/77) şekli üzere seçilen ve çağırıldıkları isme aynı
zamandada görev kodları nakşedilmiş olan BEŞER-AMEL-MELEKE üçlüsüdür..!
Resuller 3 şekilde olur ;1) Amel olarak 2) Beşer olarak 3) Meleke olarak
Bunlardan en az ikisinin birleşkesine RESULULLAH denilir..Örneğin ; Musa melekesi içimizde
yaşar ve bize hayr işlerini yaptırır..Biz bu konuda , örneğin bir fakire sadaka vermeyi düşündük ve
yaptık..! İşte bu hayr işinin yapılmış şekline RESULULLAH MUSA denilir..
Resul sana ; kendisine ait olan özelliği düşündürür..Ama düşünülen şey yapılırsa yani içindeki
resul dış dünyada sana istediğini yaptırırsa , senin ünvanın ESSALİHİYN olurken içindeki resul ,
RESULULAH olur..
Kurandaki hiçbir resul ‘un ismine kodlanmış misyonu ve insanlara yaptırdıkları ameller
(resulullah) ölmez ve son insan son nefesini verinceye kadar yaşamaya devam eder..
Bir de NEBİ kavramı vardır.Eğer bir insanın düşünce yada amellerini hayr yönünde olmak
kaydıyla kısmen yada tamamen dış ortam yada çevre şartları veya içinde bulunduğu vaziyet
belirliyorsa işte bu ortama NEBİ denilir. Bundan dolayı da 19/30`da İsa ''ce cealeniy NEBİYYEN''
yani beni NEBİ kıldı der. Kuran da kendini DİREKT olarak NEBİ cinsinden tanıtan İSA dışında
başkası yoktur..O halde içinde bulunduğumuz yada bulunacağımız durum yani ALLAHÜ bize bir
şey söylemek ister..Onun da kendince bir lisani var ,o da İsa Mesihtir....BU HAYR yönünde olmak
kaydıyla bizim davranışlarımızı kısmen yada tamamen bizim bağımsız irademizin elinden alıyor
ve kendisi kontrol ediyor veya yönlendirebiliyorsa buna NEBİ denilir.Tüm NEBİ`lerin atası
Meryemoğlu İsa`dır 19/30..
Komşunuz gürültü yaparak sizi rahatsız ediyor diyelim ve buna daha fazla tahammül edemeyen
siz onunla kavgayı göze alarak ikaz etmeye gidiyorsunuz ve komşunuza sinirli bir şekilde
şikayetinizi yapacağınız sırada” özür dilerim siz haklısınız”diye karşılanıyorsunuz ve bu durum
size bir şeyler ifade ediyor siz de komşunuza kızmaktan vazgeçip rahatlamış bir şekilde evinize
dönüyorsunuz… Komşunuzun bu tavrı ona uygulayacağınız stratejiyi değiştirdi. Bunun gibi
örnekleri çoğaltabilirsiniz. İşte bu olay NEBİ hükmündedir ve aslında Size bir şey söyleyerek İSA
hükmüne girer.. Nebi dialog melekesidir…19/30`da İsa`nın kendisini NEBİ olarak tanıtmasının da
anlamı budur. Her kim İsa Mesih’e kör ve sağır olursa cennete gidemez.Kainat içinde ALLAHUyu
barındırıyor.Allahu ise İsa ile buluşturulur.Allahu İsa bağlantısı 3/55..Allahe’nin İsa’yı muhatap
aldığına delil yoktur…Allahu ; Rabbülalemin içerisinde görülen duyulan güzel olan her şeydir..
Şekli Allah kendisine ait güzellik ve kontrol gücünü Rabbülalemine entegre etmiştir.Tüm bunlar
yine Rabbülaleminin içinde olan İsa ile dialoğa geçerler.Rabbülaleminin içindeki ALLAHU İsa
aracılığı ile tüm güzellikleri konuşturur.İnsan Rabbülalemin aracılığı ile Allahu’yu Allahe’ye
çevirir.İnsanın olmadığı yerde Allahu vardır ancak Allahe yoktur…Hayatın her alanında mesaj
vardır bunu anlayıp ortaya güzel şeyler çıkarmalıyız..Ortaya koyulan her güzel amel Ennebidir ve
kendini iki şekilde ifade eder.1)Ennebiyyine;Yapılan güzel amellerin genel
adıdır.2)Ennebiyyune;İhsan ameli ağırlıklıdır..
33/51 de Allah peygamberin hanımları ile olan ilişkilerinin protokolünü düzenlemez…Buradaki
anlatılan peygamber kadınları değil, Ameller ve onların yapım aşamasındaki olası durumlardan
bahsediliyor……….Ayrıca 33/51 de resulullah ya da ennebi ezvacı olarak belirtilmiş bir ifade
yok… Bu da amelin düşünce mi yoksa eylem noktasında mı olduğunu tam ifade etmiyor çünkü
burada anlatılan Muhammed ya da Musa ,İbrahim,İsmail,Salih ,Zekeriya veya Lut olabilir, ancak
burada anlatılan şey herhangi bir melekenin ,kişi tarafından;1) aktive edilmesinin düşünülmesi
ancak kişinin bunu gerçekleştirememesi. 2)melekenin aktive edilmesinin düşünülmesi ancak kişi
tarafından beklenmesi…3) melekenin aktive edilmesinin düşünülmesi ve kişi tarafından bunun
yapılması anlatılıyor..Bu evreler 4/95 de izah edilir….Biz 4/95 deki “Minel müminin “ deyimi ile
8/64 e gidiyoruz ve minel müminin =ennebi=ittiba bağlantısını yakalıyoruz..8/64 de Elmüminin var
,bu insanlar Muhammed’e ittiba etmişler savaş meydanına gelmişler zaten,savaş meydanında
ittiba ettikleri Muhammed değil , burdan sonra amele yani ENNEBİye ittiba edecekler.”Allahu
yeter” diyor yani gördüğünüz güzel amel size yeter diyor,işte buna tabi olacaklar….Nebi -Nebe
kökünden- haber demektir..Amel ettikleriniz size haber verilecektir-size nebileştirilecektir …
58/6”feyünebbiuhüm bima amilu” …39/69 a göre”yapılan güzel ameller “yani “ennebi “kişiye şahit
olur….Ennebi şahide şahid de ennebiye bu şekilde dönüşür…39/70 de “Her nefse amelleri ödenir
“der ve 39/71 de cehennemliklere sorarlar “resuller aracılığı ile uyarılmadınız mı?”(içinizden bir
ses size güzellikler yapın demedi mi?) .. 2/48 de Allah “bir ameli düzgün yaparken şehadeti
gizlemeyin “diyor ,,,çünkü bu da Ennebi yerine geçecek..Ennebi’yi görüp ona ittiba ederek aynı
ameli yapanlar da ennebi’nin ezvacı olacaklar……
Devam edeceğiz………
Dikkat buyrunuz;
Kuran’ın bahsettiği GEÇMİŞ ve GELECEK ilgili ayetler mevcut yani bilinen anlamlarına EK olarak
Günümüzü de ilgilendiren ve hayatımızda yer bulabilen MANAlarla da donatılmışlardır. Bu iki
mananın bu ayetler indirildiğinde birlikte yani EŞGÜDÜMLÜ çalıştırılmasına MESANİYE (39/23),
Bu iki manadan günümüze bizi ilgilendiren kısmına ise İADE yani IYD yani BAYRAM denilir. Her
kim ki herhangi bir ayetin manasını DOĞRU OLARAK günümüze de entegre olabilecek şekilde
TEVİlendirebilirse işte bu konum onun İYD ıdır yani BAYRAMIdır. 5/114. Bu iki mananın da doğru
bir şekilde ortaya konmasına MAİDE yani sofra denilir.
19/23 kapsamında MERYEMin hurma ağacının altına sığınmasının ve bunu sallayarak kendisine
hurma düşürmesini kaflaştıralım (güncelleyelim).
Kuran’da özellikle 2 adet meyve ismi bizim için önemlidir. Bunlar EN'AB yani ÜZÜM ve ENNAHİL
yani HURMA dır. Hurma bir işin ASGARİSİNİ verirken EN'AB yani üzüm bolluğu verir. Yani, bir iş
yaparsın sermayeyi ancak kurtarır yada az gelir elde edersin ''aman az olsun başım kulağım
rahat olsun ''dersin ya, işte bu HURMA dır. ÜZÜM ise bunun daha ötesidir. Yani fazladan gelir
etmektir. AMA bu seni yorar Lütfen bu iki deyimin (üzüm+hurma) kullanıldığı 18/32 ve 16/67 ye
gidiniz.
İnsanlar HURMA ile yetinmeyerek ÜZÜM de isteyebilir ve bunun için çaba gösterebilirler. Çoğu
kez üzümü de bulabilir ve mutlu olabilirler. Ancak, çoğu kez üzümü elde etmiş olması ona
pahalıya patlar onu çok yorar. Nitekim bazı dershanelerde çalışan bir kısım öğretmenler
devletteki öğretmenlerden fazla kazanmalarına rağmen (ÜZÜM) daha az maaş alacaklarını
bilmelerine rağmen (HURMA) devlet memuru olmak için sınava giriyorlar. Neden? ''az olsun
başım kulağım rahat olsun'' zihniyetiyle hareket ettikleri için bu yolu seçiyorlar. İşte arkadaşlar bir
insanın da Allah yolunda, Allah’ın sevdiği kul olma sürecinde kendisinden istenilenin çok-çok
üstünde bir efor sarf etmesine de ÜZÜM, ancak sadece gereği kadar efor sarfetmesine ise
HURMA denilir. Gereğinin üstünde efor sarfetmesi için kişide olması gereken İŞTAH yada bu
iştahın kişiyi getirdiği konuma ''MEKANEN ŞARKIYYEN'' denilir. 19/16.
EŞŞARK (elif lam ra) deyimi Kuran’da DOĞU anlamında değildir. Bir insanın bir işi yapma
noktasındaki İŞTAHINA EŞŞARK denilir. Nitekim firavun israiloğullarının peşine işte bu İŞTAHla
düşmüştür. 26/60. Yani bir yakalasa Buna ''feetbehüm muşrikıyn (ŞARK)'' denilmiştir. Misal
bizden istenilen 5 vakit namazdır. Bunu adamakıllı yap sana yeter. Ama sen Allaha onun istediği
bir kul olma noktasında öyle bir yanıyorsun ki bu 5 vakit sana yetmez. Sen günde 10 vakit namaz
kılarsın. Böyle olunca da içindeki Meryem hem kendisini ve hemde içinde olduğu kişiyi yani seni
MEKANEN ŞARKIYYEN e atar.19/16. İşte bu senin ÜZÜMü yakaladığını gösterir.
Ancak insanoğluna zamanla bu ÜZÜM ağır gelir ve tekrar HURMA konumuna doğru bir teveccüh
gösterir. İşte buna da MEKANEN KASIYYEN yani UZAK MEKÂN denilir. 19/22. Buradaki
mekânın uzaklığı kişinin ilk baştaki iştahlı durumuna yâda konumuna karşı uzaklığıdır. Yani
ÜZÜM den HURMA ya dönüş yapmıştır. YANİ NORMALE dönüş yapmıştır. Ancak bu durum bu
kişiye Allaha daha güzel kul olma sürecinde ağır gelebilir ve kişi burada pişmanlık duyabilir. Bu
duruma ''feecaehelmihadü'' denilir. 19/23. Aslında duymaması gerekir.
İşte bu durum için pişmanlık duyulmaması yönünde bize telkinde bulunan melekelere
HURMANIN DALLARI yani CIZ'INNAHLATİ denilir. Biliyorsunuz ki MERYEM melekesi Allah’ın
razı olduğu amelleri bize yaptıran melekemizdir. Bizim bu konuda ŞEVKLİ, İŞTAHLI olduğumuz
zaman MERYEMin bize sağladığı konuma MEKANEN ŞARKIYYEN denilir. Yani herkes Allah’a 5
birimlik ibadet ediyorken sen MEKANEN ŞARKIYYEN konumunda 500 birimlik ibadet edersin.
Ama bu durumun uzun sürmez. Eğer tekrar sen de NORMAL olan 5 birime dönersen Bu
durumda içindeki Meryem seni yani kendisini MEKANEN KASIYYENe atar. Burada kişi içindeki
meryemle birlikte pişmanlık duyar. İşte bu pişmanlık Hurmanın dalları tarafından TESKİN
edilmeye çalışılır: Meryem artık HURMA dallarına sığınacaktır:
Bakınız hayattan Bir örnek verelim: bir fakir var. Herkes ona 100 lira veriyor. Sen ise yardım etme
konusunda o kadar iştahlısın ki (mekanen ŞARKIYYEN) 10000 lira veriyorsun. Ancak zaman için
de bu denli yüklü bir meblağı kaldıramaz oldun Dolayısıyla sen de 100 lira vermeye başladın. İşte
buna HURMAya DÖNÜŞ denilir ve şimdiki konumun ise MEKANEN KASIYYEN dir. Ama pişman
oldun ve diğer insanlardan utanıyorsun. Ve bundan dolayı da Keşke NESHEN MENSİYYEN
(19/22) olsaydım dersin. Bunun anlamı ''unutulsaydım'' değildir. Kuran’da NESİY deyimi bir şeyi
bilinçli olarak TAM yapmamak yâda vermemektir. Örneğin bildiğin her şeyi karşı tarafa TAM
olarak hemen vermezsin kaldıramayacağından korkarsın.
Hastanedeki hastalara serum damla-damla verilir değilmi? İŞTE bu NESİY dir. İşte ilk başta bol
keseden veren meryem zaman içinde bu kadarını artık daha fazla veremeyeceğini anlayınca
''keşke bu işi neshen mensiyyen şeklinde yapsaydım'' der. İşte bu konumda SIĞINDIĞIN YER:
hurmanın dallarıdır. MERYEMİMİZİN hurmanın dallarına sığınması ile ilgili ayet TARİH değildir.
Yaşamımızın içindedir ve mana olarak Kıyamete kadar baki kalacaktır.
19/24 de Meryeme seslenenler MELEKLER değildir. Meryemin ÜZÜM konumundaki
davranışlarından hâsıl olan ARTI SEVABLARININ meryeme olan telkinleridir. Ona hurma dalları
ile birleşerek artık hüzne kapılmamasını söyler. Artık yeni konumu olan HURMA nın dallarının
onda SUKUT oluşturması (tusakit aleyye:19/24) ve böylece ona kazandıracağı sevablara
(rutaben ceniyyen) 19/26 daki gibi muamele etmesi istenilecektir
ARAF 8-9 cu ayetler ile 23/102,103 misil yazılım türünden muteşabihleşirler. Buna göre bu iki
misil yazılımın içerdiği VEZN nin muhatabları SADECE ihsan amellerinin yapılıp yapılmaması ile
alakalı olacaktır. Bu iki misil yazılım insanlardaki muhammedi amellerin TARTI ya girmesini
muhatab alır. Kazanan geçer kazanamayan göçer. Nitekim tartıdan geçemeyen bu insanları
23/15-109 arası muhatab alır. Bu insanlar İHSANı yapmayanlar yada usulune uygun
yapmayanlardır. Bunların bu tür insanlar olduğunu anlamak için 23/105 teki ''ayatiy tütla aleyküm''
deyimini bağlantı yani HÜDEN olarak kabul edip bu deyimle 45/31 re gidin. .
18/105 de ise İHSANdan kaçanlar vardır. Bunlara İMAN tartısı tutulmaz. bunların Bu tür insanlar
olduğunu anlamak için 18/105 deki ''keferu biayati rabbihim'' cümlesini alıp 45/11 e bağlayın. 45/11 de ki
HUDEN deyimini de görüp bunu da 2/2 ye bağlayarak bu deyimin EL KİTABÜ-EL MUTTAKİYN
bağlantılarını görün
21/47 de ise sadce AMEL tarısı vardır ve inancı konumu ne oolursa olsun tüm insanlar buna girerler.Bu
ayette bulunan ''miskale habbetin min hardalin '' cümlesini 31/16 ile bağlayın.
101/6 ve 7 ci ayetlerde ise MAKAMEN MAHUDEN üzerinden cennete gidebilenler ve gidemeyenler konu
edilir. Bu surenin anlatmak istediği şey ise Hangi inanaçtan olursa olsun makamen mahmudene nail olmuş
bir kişinin bu süreçte iç dünyasında kopan fırtınaları Sarsıntıları tarif eder. Bunalar EL KARİAATI denilir.
''el kariaati'' deyimindeki Elif lam ra dizilime dikkat ediniz.
SORU :
17/45 'teki ''hicâben mestûren'' nedir?
Arkadaşlar MESTUREN deyiminin varyasyonları kuranda 17/45 dışında iki yerde daha mevcuttur
ki buralar 41/22(testetirune) ve 18/90(sitren) dır. Bir iş yapılırken DÜŞÜNME aşamasından AMEL
aşamasına geçişte insana ''DUR'' dedirten her türlü engele MESTUREN denilir. Eğer kişi ikaza
uyarsa buna da HİCABEN MESTUREN denilir. 17/45 de AHİRET E İMAN faktörü vardır. Eğer bir
kişi konuştuğunu kitaptan delilendiremiyorsa , yada kitaptan delillendiriyor ama kurandan
delillendiremiyorsa işte bu kişiler ''LA YUMİNUNE BİLAHİRETİ'' denilir. Yani bu eylemin adı ahirete
iman etmeme dir. Yapılan her fedekarlık bu fedekarlık yapan kişiye KURANİLMİ olarak geri döner.
ANcak bu kuranilmi 17/45 de olduğu gibi ELKURANE şeklinde olursa ve KIRAAT şeklinde olursa Bu
kişi bunu anlar fakat eğer bu fedekarlığı yapan kişide AHİRETE İMAN yoksa bu durumda EL KURANE
nin bu KIRAATİ ni ,ELKURANE nin TİLAVETine dönüştüremez. 27/92.
17/45 de ''beyneke ve beynelleziyne la yuminune bilahireti'' cümlesindeki TA SİYN kuralını görünüz.
Buna göre eğer bir kişide Ahirete iman olmamasına rağmen FEDAKARLIK yapılımı söz konusu ise bu
durumda bu kişi içindeki muhammed bu kişiye hayata dair doğru mana yı yani EL KURANE yi KIRAAT
şeklinde okuyacaktır. Kişi elbetteki bundan fayda görecektir. ANcak 17/45 deki EL Kurane nin kıraati,
27/92 deki el kurane nin TİLAVETine dönüşmedikçe bu kişiye cennet kapısı açılmaz.
Buna göre 17/45 de KIRAAT aşamasından TİLAVET aşamasına geçişte RABBİLALAEMİYN işte bu tür
kişiler için HİCABEN MESTUREN oluşturur. Yani kişi bildiğini anlatamaz yada anlatma gereği bu kişiye
duydurulmaz Düşündüğünü söyleyemez yada söyletilmez, Adeta dili bağlanır yani bir şeklide
ENGELLEnir.
AHİrete iman etmeden fedekarlık yapan insanlarda da DOĞRU mana tecelli eder. ANcak bu kişilere bu
mananın mucadelesi nasip edilmez. Ahirete iman denilen kavram bilinen manada ahiretin varlığına iman
etmek değildir. Konuştuğunu ya kitaptan yada hayattan delillendir Eğer bunu yapabiliyorsan KURANdan
da delillendir yani akla mantığa evrensel değerlere vicdana ahlaka uygun hale getir. Pek çok mantıksız
şeyler HAYATTA tada KİTAP ta olabiliyor. AMA bunları KURANİLMİ asla kabul etmez. Bizi
sürdüğümüz HAYAT yada KİTAB değil bundan elde ettiğimiz Kuran Yani doğru mana kurtaracaktır.
AHSENİ TAKVİYM
Tİn suresinin 4.cü ayetinde ''ahseni takviym'' deyimi geçer, Bazıları şekilde büyürler buna parelel
olarak manada da büyürlerse bu büyüme peryoduna ahseni takvim denilir. Yani bu surenin 1 2 ve
3 .cü ayetleriyle birlikte düşünüldüğünde kişi zor şartlar altında birilerinden yardım almış ve bu
yardımı gerektiği kullanmış ve toplumda belli bir güven oluşturmuşsa burada kişi hem ŞEKLİ
olarak büyür Yani maddi değeri piyasa değeri artar eğer bu süreçte adamlığını kaybetmez ve
tevazusunu bozmazsa ve cilbabını da giyerse bu kişinin içinde bulunduğu konum ahseni takvim üzere
yaratılma olur. Normal bir insan da ŞEKLİ yani CİSMİ olarak büyür: ancak bu büyümeye MAnevi ve ruhi
kemalet de eşlik etmelidir. Hani deriz ya '' okumuş bir makama gelmiş ama adam olamamış'' yada ''ulan
koskoca adamsın 40 yaşındasın ama senin yaptığını 5 yaşındaki çocuk bile yapmaz'', işte bu iki örnek
kişinin ahseni takvimde olmadığını ESFELE SAFİLİYN olduğunu gösterir Bu deyim bu surede Ahseni
takviym deyiminin zıddı olan bir konumdur
Şahin Şenel
Ezan-Ezine-Uzn-Müezzin deyimlerinin ortak DUBUR MANAsı; Bir şeyin senden çıktığında, çıktığı
kadarıyla kalmaması daha geniş bir yankı uyandırmasıdır.
MİSAL; küçük bir söz söylersin Milyonları sokağa dökersin, işte senin bu sözün EZAN hükmüne
girmiştir. Bir araba farından bir ışık çıktığında sadece çıktığı yer kadar bir alanı aydınlatmaz, 4
kilometrekarelik bir alanıda görmeni sağlar, işte buda ışığın ezanıdır. Örnekleri arttırmak
mümkündür.
NİDA denilen kavram ise EZAN kadar kuvvetli değildir. Nida`da daha düşük frekans kullanırsın,
az konuşur ama derin tesir bırakırsın. EZAN`da daha geniş bir alana hükmetme var iken,
NİDA`da daha derin bir tesir söz konusudur. Misal; bana bir şey anlatırsın, onu sadece ben
anlarım, kimsenin haberi olmaz ama yıllarca uyuyamam. İşte bu Nida`dır. En sevdiğin kişiden
kazık yersin, yıllarca sende tesir bırakır. İşte buda NİDA`dır. SALÂT`A, iman edenler EZAN ile
değil NİDA ile çağrılır 5/58, 62/9.
Nida alçak ses tonu, EZAN ise bağırarak konuşmaya gider.
Ancak bazı söylevlerimiz nida cinsinden olmasına rağmen, karşı tarafta ezan etkisi yapabilir. Yani
adamın kulağına bir şey fısıldarsın, adam top mermisi yemiş gibi olur. Bazende EZAN şeklinde
konuşman karşı tarafta nida etkisi yapabilir. Adamın hayatında kendisi için çok önemli gördüğün
bir şeyi bağırarak anlatırsın ama adama bu haykırmaların ninni gibi gelir. Hani deriz ya anlayana
sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az diye, işte buda bunu anlatır.
Sağır ve dilsiz olanlar işaretleşme yani REMZ dilini kullanılırlar. İnsanlar arasında yâda insanın
karşılaştığı olaylar ile insanlar arasındaki diyaloğu MERYEMOĞLU İSA sağlar. Karşılaştığın her
olayın (ALLAHÜ) aslında sana demek istediği bir şey vardır. Böyle olunca bu olay yani Allahü
aslında henüz BEŞİKTEDİR yani (fiylmehdi) 3/46, 5/110.
Allah MERYEMOĞLU İSA`yı her zaman ALLAHÜ vasfıyla muhatab alır 5/116, 119, 110, 115.
Karşılaştığımız her olay Allahü hükmündedir. Bize bir şeyler söylemeye çalışır, biz onun
söylediklerini ciddiye aldığımız sürece, hayatımızda Meryemoğlu İsa`yı büyütürüz. Meryermoğlu
İsa`nın bizimle daha bebekken (SABİ) ve beşikte (fiylmehdi) konuşması o zaman hayatımızda
gayet normal bir işlem olacaktır.
O halde, hayatımızda yaptığımız iyiliklere bağlı olarak karşılaştığımız her olay yani ALLAHÜ, bize
bir şeyler anlatır (Meryemoğlu İsa) eğer biz bu olayı ve anlattıklarını ciddiye alırsak, bu belkide
küçücük olan yani SABİ olan Meryemoğlu İsa, kucağımızda büyüyecektir. Biz ciddiye aldığımız
oranda Allah 5/110`da anlattığı üzere, Meryemoğlu İsa’yı ruhulkuddus ile teyid eder yani onun
büyümesini sağlar. Nasıl ki Meryemi Zekeriyya büyüttü ise, Meryemoğlu İsa’yı da Ruhulkuddus
büyütür. Böylece KISSA`lardan HİSSE çıkaranlar yâda hayatta karşılaştıklarından ders alanlar
Meryemoğlu İsa`yı sürekli büyütürler.
Geçmişteki herhangi bir olaydan ders alan biri, hayatında bu olay bir daha karşısına çıktığında,
eğer hata yapmıyorsa bu durumda Meryemoğlu İsa bu kişi için MERYEMOĞLU MESİH`e
dönüşür 9/31.
MERYEMOĞLU İSA, bu durumda bu kişiyi MESH yapmıştır yani ona dokunmuştur (vemsehu
5/6).
Kuran’da geçen İSA ile ilgili yazılım formatları 5 tanedir. Bunlar;
1) İYSA (43/63)
2) İYSAAAAA (3/55)
3) MERYEMOĞLUİYSA (19/34)
4) ELMESİYH (4/172)
5) ELMESİYH İYSEBNİMERYEM RESULULLAH (4/171, 4/157)
Güncel hayatımızda bunlar birbirine dönüşebilecek şekilde ama ayrıda olabilecek şekilde yer
bulurlar.
Eğer yapmış, seninde kabul etmek istemediğin bir olayla karşılaşırsan, işte burada senin yaptığın
hayırdan elde edeceğin fayda MERYEM`i, bu olay ise sana İSA`yı müjdeler. Bunun birleşkesine
İYSEBNİMERYEM yani Meryemoğlu İsa denilir.
Burada senin Meryemine İsa müjdelenir 3/45. MERYEM gerek fiziksel ve gerekse MANA olarak
İsaya hamile kalmaz, onu doğurmaz, onu emzirmez. Onun orjinal annesi değildir, RAHMİNDEN
çıkmamıştır. Meryemi de kimse BECERMEMİŞTİR. Meryem kimseyle SEX yapmadı, bakireliği
asla bozulmadı.
İşte Meryemoğlu İsa budur.
Bir insanın yâda bir olayın ÇIKIŞ NOKTASINA yâda MÜSEBBİBİ`ne ÜMMÜ yani ''ANA'' denilir.
Kişi için İSA`nın müsebbibi yaptığı hayırlarıdır yani Meryemi dir.
HAYR melekesi MUSA, bunun istikrarlı hale gelmesi HARUN, kişinin bundan hayatında gözle
görülür karşılık edinmesi ise MERYEM`dir.
Meryem bu özelliği ile Harun`un UHTE`si dir yani KIZKARDEŞİ`dir 19/28.
Eğer Meryemoğlu İsa, annesinden ayrı bir şekilde sadece İYSA diye zikredilirse (43/63) bu
noktada kişinin karşılaştığı olaylar (allahü) yine bu kişiye bir şeyler söylemek ister. Ancak bu
kişinin bununla karşılaşmadan önce hayr ameli işlemesi şartı yani MERYEM`e sahip olma şartı
aranmaz. Bu tür kişiler İysa`yı daha çok umursamayanlardır. Ancak Allah, yinede önlerine
çıkaracaktır.
Eğer İYSA, tekrar tekrar bir kişinin önüne çıkarılıyor ama adam hala ders almıyor ve bu ikazları
umursamıyorsa bu durumda bu İsa türü İYSAAAA türüne dönüşür ve bu tür 3/55`te kendine yer
bulur. Eğer kişi hayatındaki karşılaştıklarının kendisine anlatmak istediklerine kulak verirse
(allahü-meryemoğlu isa) ve bunu önemser ve yanlışından vazgeçer yâda doğru yoldan
sapmazsa (allahü-meryemoğlu isa-resulullah) ve aynı olay bir daha başına gelirde bu kulak
verdiklerine hayatında o anda yer buldurtursa bunların tamamına ELMESİYH
MERYEMOĞLUİYSA RESULULLAH denilir.
Böylece 5 adet İSA deyimlerini hayatımıza entegre olabilecek şekilde tanımlamış olduk.
Meryemin karşısına çıkan o adamı ve İsanın oluşturulması konusunundan sonra devam
edeceğiz.
ÖZETLE; hayatında karşına çıkan her şeyden bir şeyler öğren, ileride işine yarar. Hiç birşey
tesadüf değildir. Karşılaştığın her şey (fırtına, insan, keder, hayr, kadın, şerr, yağmur, aslan,
açlık, ferah, kemal sunal vs.) aslında sana bir şeyler söylemek istiyor. Yani ALLAHÜ,
MERYEMOĞLUİYSA yâda sadece İYSA ile sana bir şeyler anlatmak istiyor. Bunlara duyu
organlarını kapama.
Dilek Özden
HANGİ RENK OLDUĞUMUZ DEĞİL,HANGİ BOYA İLE BOYANDIĞIMIZ ÖNEMLİ !...
Kuranda Allah lafsı , ya ALLAHE olarak geçer (37/126) yada ALLAHÜ olarak geçer
(112/2,2/257)..
Allahü deyimi ; bir insanın hayatında ilk defa karşılaştığı hayr içerikli bir söz veya olaydır. Allahe
ise ; bunun bir yada bir kaç kez amel etmesiyle aldığı isimdir.
Yüce Allah , kendisine ait olan bu iki versiyonu kişinin hayatına yine bu kişi için tecelli ettirir.İşte bu
kişinin hem Allahü`den ve hemde Allahe`den hem nicelik yani İTMAM ve hemde nitelik yani İKMAL
yoluyla elde ettiği kazanımın birleşkesine SIBĞATALLAHİ yani Allahın Boyası denilir.
Bu BOYA , bu kişinin hayatında onu kullanabileceği bir HÜKME dönüşür.
Lütfen 2/138`i ''ve men ahsenu minallahi'' misil yazılımı ile 5/50 ile birlikte düşününüz. ALLAHİ deyimi
kişinin Allahü yada Allahe`den anlayabildiği yada amel ettiğidir.
Bunlar kişiyi Allah katında kıyamet gününde kurtaramayabilir..6/23 (VALLAHİ rabbina ma künna
muşrikiyn) yani ''bizim senin dininden anlayıp amel ettiklerimize göre muşrik olmamamız gerekir'' diyorlar
ama YETERLİ görülmemiş.
ALLAHİ`nin , Allah tarafından yeterli sayılabilmesi için , kişinin Allahın dini için FEDAKARLIK`ta
bulunması gerekir.Buna EL BİRR amelleri denilir 3/92..Aksi taktirde , kişilerin dinden anladıkları ve buna
göre ettikleri ameller , bu kişilerin cennete dahil edilmesinde YETERSİZ olarak görülecektir.Yani
CENNET UCUZ DEĞİL..!
SORU:Kişi, şekli manaya , manayı şekle çevirdiğinde sonuç olarak Allah'’ın boyası mı devreye giriyor ?
Eğer giriyorsa nasıl giriyor ? ;
Allah’ın boyası değil , BOYA devreye giriyor.Eğer bu işlem TEVHİD ve İHSAN içerikli olursa buna
ALLAH’IN BOYASI denilir.23/20`de tüm insanları içine alan genel bir BOYAlanma var..!
Maruf olarak; kişi bir işi çıraklık dönemi boyunca öğrenmeye çalışıyor..Çıraklık dönemi bittikten sonra ve
o işi öğrendiği zaman o iş kendisine boyalanıyor. 23. süredeki boya bu şekildedir.Bakara süresindeki
boyada ise, kişi ;bunu tevhid, ihsan yani FEDAKARLIK içeren bir şekilde yaptığında Bakara süresindeki
Allah’ın boyasıyla boyanır..
Doğru,iyi,güzel,hayırlı şeyler için yapılan her fedakarlık sonucu ortaya çıkan,hayatı anlamlandıran,
canlandıran 7 renkli gök kuşağı gibi davranışların sahibi Allah'ın boyasına batıp çıkmıştır...Çevresine
saçtığı birbirinden güzel renklerin tek kaynağı Allah'ın boyasıdır... Her fedakar davranışın mühründe
Allah'ın boyası vardır..
ZÜMER 18 - ÖZET ;
Bu ayetteki EL KAVL denilen şey DUBUR MANA`dır. Çünki EL KAVL denilen kavram DUBUR ile
geçer 23/68.
Kitabta geçen iki tane SÖZ değimi var. Bunlardan bir tanesi EL HADİS, diğeri ise EL KAVL`dir.
EL HADİS, kitabtaki bütün ayetlerin tamamıdır, her bir harf değim cümle EL HADİS`tir. EL KAVL
denilen şeyde bu ayetlerin, harflerin, kavramların, belli bir sistem içerisinde kategorize edilerek bir
mana bütünlüğü oluşturmuş halidir.
Misal ; “gul huvallahu ehad” cümlesini çözmek istiyorsan “gul huverrahmanu” cümlesinide işin içerisine
katmak zorundasın. Yine, ehad niye vahid geçmedi ? deyip VAHİD`ide işin içine katmak zorundasın.
O halde ; EL HADİS dikkatli bir şekilde dikkatli bir şekilde sorgulanırsa kendini EL KAVL`e bırakacaktır
yani dönüşecektir.
Bu ayette “fe yettebiune ahsenehu” derken bunun aynısı bir yerde daha var orasıda 3/7`dir “fe yettebiune
ma teşabehe min hu” diye devam eder. O halde, duburlandırılmış olan EL KAVL ilminin, AHSENEHU`su
hangisiymiş ? Muteşabih`in Teşabehe`siymiş 3/7`ye göre. Yani sen, duburlandırılmış bir ilmi mi
istiyorsun ? Evet. Teşabehesidir bunun güzel olanı. Nedir o ? İHSAN`dır..! O halde, EL KAVL`i
işitiyorsun (uyarlar demiyor) ve onun AHSENEHU`suna uyarlar diyor yani EL KAVL ilmine sahip
olabilmen için göstermen gereken FEDAKARLIK var ortada yani Muhammedi ameller söz konusudur.
Yine 39/18 ile 3/7 bağlamında İLM ile İHSAN AMELLERİNİN Teşabeheleşerek birbirleri ile birleşip
MUTEŞABİH`i oluşturmaları söz konusudur.
İBTİLA - KELİME
2/124 ;
İBRAHİM ; bağlılık melekesidir ve içimizde yaşar 49/7.
Rabbu, İbrahimi bir takım KELİMELERLE İBTİLA etmiştir.
Buradaki İBTİLA beladır ve İBTİLA, bela`dan türetilmiştir.
İBTİLA, belanın bir alt versiyonudur. Mesela, bu ibtila kelimesi 4/7`dede geçer, yetimleri deneyin
diye, ibtiladır bu.
İBTİLA denilen şey ; deneme yanılma metodudur.
Bunun aynısı 2/249`dada vardır, Talut`un ordusunu nehirle ibtila etmesi-denemesi olarak.
Mubtela vardırya hani, alkol mubtelası, içki mubtelası, işte bu mubtela-ibtila değimleri bela
değiminden türetiliyor, imtihandır.
Yalnız İBTİLA şeklinde geçen ibarelerde deneme yanılma metodu vardır, olmadı şunu
deneyeyim, bir daha deneyeyim gibi değişik yolların kullanılmasını barındırır İBTİLA değimi.
Şimdi, Rabbu, İbrahimi bir takım KELİMELERLE İBTİLA ediyor. Demek ki İbrahimde bizim gibi bir
konunun çözümüne yönelik olarak o konuya olan bağlılığı dolayısı ile farklı alternatifler üreterek
sorunun çözümüne gitmek istiyormuş. Bu bir kerede olamayabiliyor, zaten bir kerede olamadığı
için adı İBTİLA olmuştur, deneme yanılma metodunu kullanacak İbrahim.
Şimdi nedir burada ki ? KELİME.
KELİME nedir ? Anlam bindirme..!
Zaten bunu biliyoruz önceki çalışmalarımızdan da. Ama bunu tam olarak yerine getirince
kavramını kullanıyor, İTMAM kavramını kullanıyor dikkat ederseniz yani bulduğunda , istediğin
sonucu elde ettiğinde, Rabbi İbrahimi insanlara İMAM kılacağını belirtiyor. Yani ; bulduğunda o
şeyi, hani gerçeği arama metodu ile gidip geliyor ya, en sonunda yakaladı, ellincide belkide
otuzuncuda, işte böyle olunca yani kaçıncıda tutturursa tuttursun, işte Rabbu`da ona insanlara
seni imam kılacağım diyor.
İMAM kavramı 25. suredede geçiyor “muttakilere imam yaptı”.
Bir insanın herhangi bir işte İMAM olması demek ; onun bu işe olan bağlılığının göstergesidir. Bir
insanın işine bağlı olması, onu işi ile ilgili teknikler geliştirmede İMAM hükmüne sokar. İşinin ehli-
ustası deriz ya, işte bu.
Buradaki insanlar-NAS değiminin de iki anlamı vardır. Buradaki KURANİ manası, fikirler-
düşüncelerdir.
Mesela “ya eyyuhen nas” “eyy düşünceler-fikirler” sizi zeker ve unsa olarak yarattım diyor. Erkek
ve dişi olarak yarattım manası yoktur, mükemmele doğru götüren yada bu konuda bir performans
üzere olmanız için yarattım diyor.
Şimdi, seni insanlara İMAM yapacağım derken ; burada bildiğimiz insanlar kastedilmiyor. Bir
insanın bağlılığı dolayısı ile deneme yanılma metodunu kullanarak, ALLAHIN AYETLERİNİ
kelime ilmi ile çözmesi, bu çözümün deneme yanılmada kullanılan ve başarısız olan diğer
görüşler üzerine baskın tutulması anlatılıyor..!
Mesela, Rabb konusunda bir mana bindiriyorsun, iki yüz kere denedin hiç birinde olmadı,
tamamına uygun olmuyor ama ikiyüzbirincide denediğinde, denediğimiz bu mana uyarsa
denenmiş olan o ikiyüze İMAM olur..!
İbrahim diyor ki, zurriyetim aracılığı ile geldim.
Peki zurriyeti aracılığı ile kim geliyor “İSMAİL-İSHAK-YAKUB”.
Peki bunlar İBRAHİMİ ön plana atarlarsa ne olur ?
İbrahim geride kalırsa ne olur ?
İbrahim, bağlılığının önüne bunlardan biri geçtiğinde bunları kesiyor-zebehe yapıyor. Bundan
dolayı da Allah, zalimler benim ahdime erişemez diyor.
ÖRNEĞİN ; bir dönerci dükkanı açtınız, çok güzelde döner yapıyorsunuz. 5 sene 6 sene 10 sene
mükemmel yaptınız ve en sonunda ise zenginleştiniz. Zenginleşince de işte gevşek davranmaya
başladınız, hani parayı bulma ve şımarma olayı. İşte bu noktada senin YAKUB “zebehe”
yapılmalıdır. Önü alınmalıdır. Aksi taktirde YAKUB ve İBRAHİM seni terk eder ve sen, zalim bir
kavimden olursun..!
Burada önemli olan şey, İbrahimin neden kelimelerle imtihan edildiğidir ?
Kelime nedir ?
İbtila nedir ?
Aynı şeyi yukarıda da dedik, Talutta söylüyor 2/249`da “Allah sizi nehirle mubtela yapacak” diye.
Buna bir anlam bindirmelisin. İlk etapta tutmayabilir, deneyin diyor Rabbu, bakalım böyle
yapabilecekmisiniz bu işi.
Yani İBTİLA=deneme yanılma metodudur.
Bir şeye bağlı olmak, ondan vazgeçmemektir. İnsan ve Bağlı olduğu şey zaman zaman bu
anlamını iyi taşıyamasa da insan deneme yanılma yoluyla yani ne yaparsam yine bu bağlılığımı
canlı tutabilirim diye kafasına oturan şeyleri denesin. Bu iş, eş, çocuk, elişi, yemek tarifi, insan
ilişkileri, ilim ve akla gelen her iyi şey için düşünülmeli.
TALUT`un kullandığı cümlede aslında bilindik manada bir NEHİR falan yok. Sadece bu deyimle
neyi kastettiğini soruyor.
Allah aşkına kullandığı cümleye bakın ; Kim bundan içerse (şeribe) benden değildir ama kim
bundan birazı hariç TAAM`lanırsa, işte o bendendir.
Buradaki TAAM deyiminin 25/7`de YEME kani KULU deyimine karşılık geldiğini görünüz
(yekulutaame).
Şimdi , aklı başında olan biri TALUT`a şöyle bir soru sorsa ; yav Talut, sen salakmısın oğlum,
haydi nehirden içmememiz gerektiğini anladık, yav nehiri YEME nasıl olacak ?
İşte, eğer Talut cümleyi şu şekilde kursaydı ''içen benden değildir, bir kaç avuç dışında içmeyen
bendendir'' işte o zaman manada sıkıntı olmayacaktı. Oysa Talut, içen benden değildir, bir kaç
avuç dışında YEMEYEN bendendir diyor..!
Burada neyi anlatmak istediğini soruyor..!
İşte Allahın dinine hizmetkar olanlar TALUT`un cümlesinde kullandığı NEHİR deyiminin aslında
bilinen manada NEHİRİ kastetmediğini, DUBUR manasını bularak söylüyorlar. Bu çok zor bir iş.
Deneme yanılma metodu ile doğruyu yakalıyorlar, işte buna İBTİLA-MÜBTELA denilir (innallah
mubteliykum bineherin). Diğerleri ise işin kolayına kaçıyorlar, hemen NEHİR=SU`dur diyorlar.
Talutun cümlesindeki TUZAĞI görmüyorlar. İşte Talut, bir adamın dini olarak sağlam mı, çürük
mü olduğunu böyle anlıyor. Yoksa bilinen manada SU, AKAN BİR NEHİR falan ortada yok..!
NEHİR deyiminide kısaca yazalım ; bir şeyden menfaatlenme girişimidir. NEHAR yani GÜNDÜZ
diye bilinen deyimde bu deyimden türer.
NEHAR denilen şey ise ; bir şeyden AŞİKAR bir şekilde menfaatlenme girişimidir. Her iki
deyiminde çoğulu ENHAR`dır.
ENHAR ise ; gerek gizli ve gerekse aşikar bir şekilde bir şeyden SÜREKLİ BİR ŞEKİLDE
menfaatlenme girişimidir.
Kuranda cennet tasvirleri esnasında ''altlarından ırmaklar akan cennetler'' diye bahsedilir. İşte
burada ELENHAR deyimi kullanılır. Lütfen Elenhar deyimine bindirdiğimiz anlamı bu ayette
yerine koyup uygunluğa şahit olunuz. Yoksa bu ayetlerde anlatılan IRMAKların altımızdan
akması değildir.
Dilek Özden
SELAM ARKADAŞLAR YUNUS SURESİ 2.AYET ‘İN 2.DERSİ İLE DEVAM EDİYORUZ….
*E KANE LİNNASİ ACEBEN EN EVHAYNA İLA RACULİN MİNHÜM *………………………….
*EVHAYNA *-VAHİY;Kişiye geldiğinde ya da kişiden çıktığında kişiyi veya muhatabını
değiştirebilen iyi ya da kötü hissiyatlar silsilesidir.Hüzünlü bir aşk filmi,yemek kokusu
,tebessüm,iyi hareketler,kötü hareketler,etkili bir hitap , yanlış mana ,doğru anlam , v.b gibi…….
Vahyi bu şekilde anladığımız zaman “Allah’tan vahiy aldığını söyleyenler “bu anlamda doğru
söylerler. Aslında vahyeden Rabbülalemindir..Vahyi değerlendirerek Allah’ı inşa etmek vahyi
alanın işidir… Rabbülalemin havarilere vahyeder 5/111..,bal arısına vahyeder 16/68..,Musa’nın
annesine vahyeder 28/7…,”Hüm “aracılığı ile Racul’e vahyeder 10/2….,
Sadece Rabbbülalemin vahyetmez,Şeytanlar da birbirine “zuhruf elkavl”i vahyederler 6/112….
Vahiy birine aktarıldığında ;Eğer iyi olan aktarılırsa , bunun adı KURAN`dır..Eğer kötü olan
aktarılırsa , bunun adı ZUHRUFELKAVLİ`dir (6/112)..
İnsanlarda birbirine vahyederler Zekeriya resulün kavmine vahyetmesi 19/11…”feevha” …
Herhangi bir konuşmayı ,filmi,şarkı sözlerini ,işitme engelli kişilere aktaranlar da kendi
kavimlerine bir tür vahy etmiş olurlar..
10/2 de geçen “evhayna”(-na-muttasıl zamiri ile) “biz” anlamı verir,yani “biz vahyettik”der
burada…”Biz”den Rabbülalemin’i anlayacağız..Rabbülalemin ;Allah’ın” big bang “de milyarlarca
zerreye ayrılmış halidir.Şu anda şekli Allah yoktur.Rabbülalemine dönüşen şekli Allah’ın tekrar
kendi şekline dönüşebilmesi için kişi Rabbülalemine uygun bir yaşam sürmelidir.Rabbülalemini
şekli Allah oluşturuyor ve buna uyumlu yaşayan insan Allah’ı mana da “ceale “türünden inşa
eder..Allah ancak manada tamamlanınca tekrar şekli kısmına dönüşecek ve “kafirler istemese
de" Allah nurunu tamamlayacaktır.Şekil ve mananın birleşimi =Nurun itmamıdır….İşte Allah’ın
şekli kısmına yaraşır bir hayatı yine onun Rabbülalemin olarak oluşturduğu evrende,;akıllı
,mantıklı,şerefli , onurlu, vicdanlı, çevreye, hayvanlara,ekolojik dengeye insani hassasiyetlere
,kısaca evrensel değerlere saygılı olarak yaşayan her insan dünya ve ahirette bulunmak istediği
cennet için ilk vizeyi almış olur.
Kıyamette de insanlar Rabbülalemin için –(Lİ)Rabbilalemin üzere –kıyama
kalkacaklardır..83/6*yevme yekumunnasu Lİ RABBİLALEMİN *…..Rabbülalemine uygun
yaşamayanlar cehenneme yönlendirileceklerdir. Dikkat ediniz bu dünya hayatında da geçerli
olmaktadır….İnsanlar ekolojik denge ve evrensel değerlere uygun yaşamadıkları için dünyada
cehennemi yaşarlar….Bu durumda dünyanın her yerinde sonuç hep kaostur……
Rabbülalemine uygun yaşayanlar yani adam gibi insan olanlardan cennet için ikinci bir vize
istenir..Bunu bize Rabbülaleminin önündeki” Lİ “anlattı,dedi ki;”Rabbülalemin sınavından
geçersen bir üst denenme daha var “…….Bu denenmede istenilen 6/162 de belirtilen “LİLLAHİ
RABBİLALEMİN”e uygunluk belgesi …..6/162 “kul” ile başlar,bu demektir ki gizli özne ile
kasdedilen Muhammed melekesi aktif durumda ya da aktif edilmesi isteniyor.….Rabbülaleminden
geçen kişiye ,fedakarlık ameli yaptın mı ?,Muhammed’ini çalıştırdın mı? diye sorulur…Lillahi
Rabbilalemin ile Muhammed melekesinin buluşturulduğu tek yer 6/162dir.LillahiRabbilalemin 10/9
da cennete giren insanların , söylediği cümle olarak 10/10 da yerini alır..Muhammedi amel yoksa
cennet yoktur.Fedakarlık amelinin kırıntısı bile bulunmayan kişi cehenneme
yönlendirilir.Muhammed melekesini çalıştırıp fedakarlık yapanlar Elmüminin’dir. Elmüminin –
Muhammed bağlantısı için 15/88 delildir. Elmüminine Muhammed(kişinin yani yaptığı fedakarlık )
kol kanat gerecektir…
Dikkat ederseniz “lilmüminin” geçmiş ,bu da bize mümininin de üstü olduğunu gösteriyor,bu da
Muhammed melekesini çalıştıran kişinin yaptığı fedakarlık sonucunda aldığı ilim ile geldiği bir üst
konum olan “elmuminun”u işaret ediyor.
Peki Elmüminin kim? 9/72 ve öncelikle bakacağımız yer olan 9/111de özellikleri anlatılan bu
kişiler ,her 2 ayetin sonunda geçen “zalike hüvel fevzülazim” bağlantısı ile 10/62de “Evliyaullah”
ve 10/64 ün sonundaki “zalike hüvel fevzülazim”ile dünya ve ahiret müjdesi alanlar olarak
karşımıza çıkarlar,”bu büyük bir üstünlüktür”….
Muhammed-Elmüminin bağlantımız 15/88dir .Elmüminin-Cennet bağlantımız-
9/111dir,Elmüminin-Evliyaullah bağlantımız;10/62-64 tür…
Muhammmed-Elmüminin-Fedakarlık-Cennet-Evliyaullah-LillahiRabbilalemin-Ketebe-Ramazan –
Essiyam-
Bunların herhangi birinin olduğu yerde diğer kavramlar otomatik olarak devreye girer.Bir insanın
LillahiRabbilalemin seviyesinde olup olmadığını,yukarıda saydığımız tüm unsurları taşıyıp
taşımadığını Mele-i Ala örneklerinden yönelteceğimiz tek bir soru ile anlayabiliriz.Bu soruyu
cevaplayamayan kişi yukarıdaki özelliklerin hiç birini taşımıyordur.Cevaplayan ise
LillahiRabbilalemin seviyesindedir…LillahiRabbilalemin ‘den vize alan artık cennettedir……..
Allah “kalbinde zerre kadar iman olanı cehenneme sokmaz” diye anlamak 18/15-16 ve 58/22 ye
ters düşer,bu ayetlerdeki insanların kalbinin tamamında iman var ….. İMAN;Bir şeye duyulan
güven ile o yolda gitmektir...ELİMAN;Güven duyduğun ,yolunda olduğun şey için canını vermek
en azından bu samimiyeti gösterebilmektir..Örneğin;Fenerbahçe taraftarı olmak İMAN ise,
Fenerbahçe için canını verebilme samimiyeti içinde olmak ELİMAN dır…..
Fatiha /1 de geçen ElhamdülilahiRabbilalemin neden ? 16/75 de sadece Elhamdülillahi , burada
neden Rabbilalemin yok?Çünkü 16/75 de başka bir konum ve cennet derecesi var.Rabbülalemin
‘den vize alan ve 2.vizeye hak kazanan kişi buradan da başarı ile geçerse LillahiRabbilalemin
seviyesi ile cennete girecektir. Cennete giren herkes eşit performansı göstermediğine göre Allah
adaleti nasıl sağlayacak diye bir soru geliyor aklımıza …Cennet derecelerini ,FİNAL olan
3kademe LİLLAHİ ile belirleyecektir.16/75…Kuran’da “Lillahi” görülen her yer kişinin cennet
derecesini belirleyen unsurdur..En üst makamdır .Başında yine” Lİ”olması; kişinin Rabbülalemin
vasıtasıyla oluşturduğu mana ALLAH’ını şekli ALLAH’a sunduğunda ,ondan alacağı ödülün
getirdiklerinin karşılığından fazla olduğunu ifade eder……….
Muhammed ile “Lillahi “yanyana kullanılmaz.Burada devreye hayır melekesi Musa girer ve kişinin
cennet dereceleri yaptığı hayırlar ile belirlenir…
Muhammed ile “LillahiRabbilalemin “(fedakarlık)yanyana kullanılır.Kişiye cenneti
kazandırır..Cennete girmek isteyen herkes tüm resuller ve onların arasında olan Muhammed ‘de
kendi içindeki Muhammed melekesine uymak zorundadır. 3/3. Muhammed kimdir?
değil,Muhammed nedir?diye soran kazanır…….Peki Muhammed nerede?Muhammed
içinizde !!!,49/7 ….Aranızda değil, içinizde(fiküm),,,,Tek başına bir ada da olduğunuzu düşünün
ve böyle algılayın ayetleri GERÇEKTEN tüm ayetler ; TEK BAŞINA BİREYE ve onun
DUYGULARINA hitap eder öncelikle….. …Fedakarlık melekesini çalıştırarak ölen her kim olursa
olsun, ister depremzedelere yardım ederken ölen belki Budist olan Japon Dr, ister tanımadığı
mazlumlar için ülkesinden çok uzaklar da bir tankın karşısında meydan okuyarak direnen ve
tankın altında can veren ,bilmem hangi dinden olan gazeteci güzel insan ,işte bunlar Muhammedi
tanıyan ve onun faal olmasını sağlayan temiz ,güzel insanlar olarak Muhammed’in kaskosu ile
LillahiRabbilalemin üzerinden Cennete giderler….
Kuran’da geçen lisani anlamı “onlar”demek olan çoğul zamirlerden HÜM ve ULAİKE bazen tek
tek bazen de birlikte kullanılırlar..
HÜM;Kişinin içindeki melekelere ,mana alemine gider.Kişinin iç dünyasını verir.48/25
ULAİKE;Kişinin dış dünyasını verir.38/13
ULAİKE HÜM;İçi dışı bir olan anlamındadır.Adam gibi adamlar için kullanılır.Kafir bile
olabilir,fakat içi dışı birdir.Ya olduğu gibi görünen ya göründüğü gibi olan insanlar için
kullanılır.2/5
*E KANE LİNNASİ ACEBEN EN EVHAYNA İLA RACULİN MİNHÜM *
EVHAYNA dört elif miktarı uzatma yaptı,demek ki ;Muhammed ile iyilik üzere ya da Ebu Leheb
ile kötülük üzere fedakarlık ,ihsan ameli söz konusu olacak..İhsanın karşılığı ihsandır , 55/60
..Burada Allah kendisi de ihsan yaparak HÜM (kişinin içindeki melekeler)aracılığı ile bir RACUL’e
yani belli bir seviyeye gelmiş olan insana vahyediyor….(Zeker-nisa-ünsa-rical)……….Allah’ın
dinine yapılan her fedakarlık Kuran ilminin penceresine açılır….Buna ELMÜZEMMİL 73/1 ve
ELMÜDDESİR 74/1 denir…
ELMÜZEMMİL;Elif-lam-mim dizilimine sahiptir.Arabi lisani manadan tamama yakın
vazgeçilir,lisani anlamı içerebilir de içermeyebilir de..Aynı dubur manaya sahip olan Elif-lam-ra
dizilimini de kasdeder…
ELMÜDDESİR;Elif-lam-mim-ra dizilimine sahiptir.Arabi lisani manadan tamamen vazgeçilir…Aynı
dubur manaya sahip olan Elif-lam-mim-sad dizilimini de kasdeder…
Bu iki dizilim Hurufu Mukattaların Kelime ilmindeki önemini ve belli bir seviyeye ulaşmış kişiye bir
ödül olduğunu anlatır.Allah bu iki kelimeyi kullanarak " EY! Elif-lam-mim ve Elif-lam-mim-ra
dizilimli yazılımlar kendinizi bana hizmet edenlere deşifre edin" diyor…10/2 de ALLAH ,kendi
dinine hizmet eden ve bu noktada belli bir yere gelmiş RACUL’e ELMÜZEMMİL ve
ELMÜDDESİR’in deşifresi ile Kuran ilmini vahy ediyor..
O zaman hep birlikte” LA İLAHE İLLALLAH MUHAMMEDEN RESULULLAH” diyoruz…….
Devam edeceğiz…
Kitapta RESULün kızlarından yada eşlerinden yada kadınlarından bahsedilmez. ENNEBinin kızlarından
yada kadınlarından yada eşlerinden bahsedilir.
Her bir insanın içine yerleştirilmş olan iyilik hissiyatları ALEMLERİN RABBİne aittir ve bunlar kitapta
RESUL olarak yer alırlar. Kimisi bu kavramı RESUVL diye okursa da bu da doğrudur: bu iyilik
hissiatlarından biri eğer düşünce dünyanmıza hükmederse ERRESUL yok eğer daha da ileri giderek
AMEL dünyamıza da hükmederlerse işte o zaman ENNEBİ isimini alırlar.
Diyelim ki birine bir yere bir hayvana hayr yapmayı düşünüyorsun. İçindeki RESUL MUSA o andan
itibaren ERRESUL MUSA olur. Artık düşünmüyorsun ve hayrı artık yapıyorsun. Bu durumda içindeki
RESUL musa, ERRESUL MUSA olmanın da ötesine geçerek ENNEBİ MUSA olur.
Yaptığın hayr toplumda büyük yankı buldu. Herkes seni ve yaptığın hayrı konuşuyor. Bu durumda Bu
içindeki RESUL musa ERRESUL MUSA olmanın da ötesine geçerek ENNEBİ MUSA olmuşken bunun
da ötesine geçerek NEBİ MUSA olur.
İnsanların seni ve yaptığın hayrı duymaları senin üzerine farz olmadığı için sana düşen görev İçindeki
resulü ENNEBİ konumuna getirmektir. işte işin bu kısmı sana farzdır.
Sen bu hayrı aynı şekilde yapmak istediğinde ENNEBİ MUSAnın ZEVCEsi yani EŞİ , daha değişik
şekilde yapmak istediğinde ENNEBİ MUSAnın KIZI yani BİNTisi olursun
O halde ENNEBİn ne kadar çok Eşi yani Zevcesi veya kızı olursa insanlık da o kadar ölmemiş olacaktır
Ama sen kalkar da ENNEBinin Eşlerini bu manada değilde UÇKURA DÜŞKÜNLÜK olarak anlarsan o
zaman Peygamberlere hakaret etmen de kaçınılmaz olacaktır
Kişisel Doğrularımız DOĞRU olsa bile EVRENSEL değil ise bunun sevabı ya az olur yada hiç
olmaz.
İslam sadece DOĞRUyu temsil etmez EVRENSEL DOĞRULarı temsil eder.
Bizler bize gelen bir bilgi yada eylem için adına İSLAMDır diyebimemiz için iki şeye dikkat ederiz
1) DOĞRU mu?
2) HER İNSAN için DOĞRU mu?
Bre eyy Cahil:
Sen arapça dualar okuyarak şekli namaz kılıyorsun. İLK YARATILAN İNSAN da senin yaptığını yine
arapça dualar okuyarak kılıyormuydu?
İşte doğru ile evrensel doğru arasındaki fark bu örnekte olduğu gibi sorgulanarak açığa çıkarılır
Kitaba '' Bu kitap içerdiği kendisine özgü bir ilm ile insanın veya insanlığın fıtratını anlatacak''
şeklinde yaklaşınız. Kitabı bu mantıkla belki anlayacak belki de o an için veya hiç
anlayamayacaksınız.
Ama en azından kitaba bakış açınız sağlam olacak. Kimse de sizi artık kitab adına kolay kolay
kandıramayacak. Bu da size hiç bir şey KAYBETTİRMEZ
Kitaba böyle yaklaşınız ki eline kitabı alıp da '' Ben bununla büyüdüm'' diyerek her türlü hırsızlık
yalan ve dolanla iktidara gelmek yada iktidarda kalmak isteyenlere prim vermeyiniz.
Din tüccarlarını REZİL KEPAZE ediniz. Çünkü bunlar işte bu kitaptan besleniyorlar ve
ÇALIŞMIYORLAR. Avantadan geçiniyorlar
Kitap zaten her insanda var olanı tasvir ediyor. Bunu değişik bir uslup kullanarak yapıyor. Bu usluba
VAAZ denilir
VAAZ denilen kavram zaten herkesin bildiği yada sahip olduğu şeyleri daha değişik şekillerde anlatarak
insanları ilgili şeyin amel edilmesi yada daha kaliteli amel edilmesi noktasında GAZA GETİRME
hissiyatımızı tarif eder.
Vaaz bazen bize karşı kullanılır bazen de biz başkalarına karşı kullanırız. Bu iyi yönde kullanıldığı sürece
NORMAL HİSSİYATLARIMIZDANDIR
Hayatı düzgün yaşamak için kitaba ihtiyacınız da yoktur. Kitap sadece bir tercihtir ama TEK TERCİH
değldir
5/6
FETEYEMMEMÜ SA'İYDEN TAYYİBEN
''TEMİZ TOPRAKLA TEYEMMÜM ETME '' HİSSİYATIMIZ
TEYEMMÜM NEDİR ;
Bir şeyden temizlenme 2 şekilde olur ;
1- Tathirat
2- Teyemmüm
Tathirat şeklinde bildiğimiz SU yani MAE esastır..
MAE yani Su diye bildiğimiz şey Bir işin ,konuşmanın eylem yada söylemin yapıla yapıla marufize
olmuş/alışalagelmiş /otomatikleşmiş ve yapılması esnasında artık çok fazla dikkat gerektirmeyecek hale
gelmesiyle insanda oluşturduğu hissiyattır
Eğer bir iş ile birlikte başka işleri de aynı anda yapabiliyorsan yada zorlanarak bile yapabiliyorsan , bu
noktada sen “SU İLE TATHİRAT” yapıyorsun demektir..AMA su bulamazsan yani birden fazla işi aynı
anda yapabilecek marufize olmuş olan o psikolojiyi yada bilgiyi kendinde bulamazsan , bu noktada
yapabileceğin TEK BİR işe odaklanırsın ve diğer işlerini bırakırsın..İŞTE buna TEYEMMÜM denilir..
Misal ; maaşlı çalışan bir adamsın ve iki çocuğunu üniversitede okutuyorsun , o esnada maaşında kesinti
oldu ve sen bir tanesini okutabilecek duruma girdin , diğerinin öğrenimine ara verdin çünki ona para
gönderemeyecek ve ihtiyaçlarını karşılayamayacak durumdasın..İŞTE bu yaptığın TEYEMMÜM
hükmündedir..AMA bir şekilde aç kalarak , sefil kalarak yinede ikisini birlikte okutabiliyorsan , buradada
SU İLE TATHİRAT YAPMA hükmündesindir.
Gücünün yetmediğini , yetmeyeceğini anladığında bir şeyi bırakma duygusuna FİL YEMMİ denilir
(2/267 ,4/43,5/6,7/136,20/39-78-97,28/7-40,51/41)..Bu deyim TEYEMMÜM deyimi ile aynı fiilden türer .
Eğer Tüm gücünü kullanmana rağmen ancak bir tek işi yapabilecek/kuratarabilecek durumda isen ve
diğerlerini de bıraktığında elinden geleni yaptığın için bu ''elinden geleni yapma '' dürtüsü seni bu işin
sonunda diğerlerini de kurtaramadığın için seni psikolojik/vicdanen rahatlatacaktır. İşte bu duruma TEMİZ
TOPRAKLA TEYEMMÜM ETME denilir. Buradaki rahatlama hissiyatına TEMİZ TOPRAK yani
SA'İYDEN TAYYİBEN denilir.
Cinsel ilişki sonrası TEYEMMÜM etme ise KURANİLMİnin konusu değildir. Bu konu Rabbilalaemiyn
kriterlerine bırakılmıştır
MUHAMMED-İ AMELLER...
Kitabta “veyeseluneke” diye başlayan ve Muhammedi muhatab alan “SANA SORARLAR” şeklindeki
ibarede anlatılan şey, yapılacak olan İHSAN amelinin, muhtemel etkileri yada yetkileridir.
Bu soru peygambere sorulması münasebeti ile, yapılacak olan amelin içeriği, bir ihsan ameli yaparken yani
ALLAH yolunda vuruşurken, savaşırken , emri bil maruf nehyi anil munker yaparken, cihad yaparken ,
kıtal yaparken , hicret yaparken , kişinin nefsinin araya girmesi yada nefs sağlam olmasına rağmen yapılan
işte bir takım aksaklık yada sıkıntıların çıkması durumunda bunu yapan KİŞİNİN takınacağı tavır anlatılır!
İşte MUHAMMED budur.
Şimdi diyelim ki ben araba kullanıyorum , o esnada başıma ağrı girdi , arabayı sağa çektim, başımdaki ağrı
gidinceye kadar araba kullanmıyorum .Böyle bir mana var ancak, bu soru Muhammed’e sorulduğundan,
burada normal maruf bir içerikte var fakat aslolan İHSAN AMELLERİne yönelik içeriktir.
Şimdi, “SANA DAĞLARI SORARLAR”. Muhammed jeoloji mühendisimi ? Değil. Peki, dağın nesini
soruyorlar ki? Burada anlatılan ve CİBAL denilen şeye KURAN’da hiçbir zaman iyi gözle bakılmıyor.
CİBA; bir insana ait olan kuşkular, dürtüler ve vesveselerdir. EĞER bu MUHAMMEDe soruluyorsa, bu
noktada insanların bu ameli yaparken bu ameli kabulü noktasında bir sıkıntıları var.
Yani biz ALLAH yolunda her şeyimizi harcarsak, her şeyimizi verirsek yani özetle İHSAN YAPARSAK,
acaba BUNUN karşılığında bize mükafatın verilememe ihtimali varmıdır diye soruyorlar, adamların sorusu
işte bu. İŞTE tam bu noktada 9/128-129 devreye giriyor ve bize yardımcı oluyor. Yani buradaki CİBALden
kasıt, kuşku ve dürtüdür. Adamların bu noktada kuşku ve dürtüleri var, peki neyle alakalı bu dürtüler? İşte
bu alakayı cevaplarken , SORUNUN SORULDUĞU MERCİ dikkate alınarak cevaplanmalıdır. Soru kime
soruluyor? MUHAMMED`e!
Basit bir örnek verelim tarihten; Ey Muhammed diyorlar, biz sana tabi olursak ve senin yolunda ölürsek ,
bize ne vaat ediyorsun? Muhammed diyor ki CENNET. Diyorlar ki, ya verilmezse? Yani ben her şeyimi
feda edeceğim savaşacağım ama ya verilmezse ? diye şüpheler var.
Kitaptan en güzel örnek 28/57`de geçer. İşte bu gibi durumlarda 9/128-129 devreye girecek. Yani bu ödülü
KESİNLİKLE alacaksınız diyor, ben size kefilim diyor. 9/129`da buna rağmen yinede ikna edemezsen,
deki ALLAH BANA YETER! İkna çalışmaların sonuç vermezse karşı taraf için, deki ALLAH bana yeter.
Yine, “SANA ZULKARNEYN`i SORARLAR”. Muhammed’e niye soruluyor Zulkarneyn? Çünki o, fırsat
melekesidir. Burada kastedilen mana; ey Muhammed biz, sen bizim önümüze fırsat olarak geldiğinde
değerlendiremezsek ne olur? İŞTE bu yüzden MUHAMMEDE sorulan sorular, aslında İNSANLARI
kurtaracak olan İHSAN AMELLERİ ile alakalıdır.
Muhammed’e dağlar sorulduğunda şöyle cevap veriyor ; deki benim RABBİM onları darma dağın edecek.
Burada anlatılan şey ; siz eğer Allah yolunda MUHAMMEDİ amel yaparsanız , bu noktada kaçınmazsanız
ALLAH SİZİN ŞÜPHELERİNİZİ GİDERECEKTİR dir. Benim din anlayışım şüphemizi giderecektir.
İşte MUHAMMEDE sorulan bütün sorular, şuanda günümüzde MUHAMMEDİN meleke ve amel kısmını
muhatap almaktadır.
Yine “SANA KADINLARIN AYBAŞINI SORARLAR”. Muhammed jinekoloji uzmanımı?
Yine “SANA NEYİ İNFAK EDECEKLERİNİ SORARLAR”. El AFVE. EL AFVE; gayri meşru yollardan
elde edilen gelirlerin MUHAMMEDE teslim edilmesi, dağıtılması, verilmesi. Zordur bu! Gayri meşru
yollarla toplumda bir yere gelmişsin, itibarın var ama günün birinde İslam la şereflendiğinde, bunların
hepsini ALLAH YOLUNDA yani MUHAMMEDİ ameli işlemelisin ki ALLAH SENİ AFFETSİN. Buda
bir ihsandır çünkü çok zordur. İşte bu yüzden YESELUNEKE şeklinde başlayan ibarelerde asıl olan ve
muhatap olunan şey MUHAMMEDİ amellerdir.
Muhammedi amele teslim ediyorsun elindeki bu yoldan kazanılan her şeyi!
Basit bir soru soralım, 7/199`u açın “Huzil afve ve’mur bil urfi ve a`rıd anil cahilin”. Şimdi bugün el
afve`yi kim alacak ? El afve`yi bu ayet indiğinde Muhammed alacak. Peki bu günümüzde kim alacak? Ben
alabilirim diyebilirmisin ? EL AFVEyi MUHAMMED dışında birinin alabileceğine dair delil var mı? Yok.
Peki biz EL AFVEyi nasıl bileceğiz, bu ayet bizim hayatımızda nasıl yer edinecek?
Cevap; amelinde MUHAMMED! Bunu bile düşünseler yetmeli.
Örneğin, kış günü bir adam gördün tir tir titriyor neredeyse ölmek üzere, çıkarttın üstündeki ceketi o
soğukta o adama verdin ve onun bir nevi kurtulmasına vesile oldun ama o esnada kendin açıkta kaldın ve
tir tir titriyorsun. Sen gençsin idare edersin ama o, ölmek üzereydi. ŞİMDİ bunu sana yaptıran o güç-SES
nereden geliyor? Vicdandan. İşte o ses o vicdan KURANI KERİYM de MUHAMMEDtir! Yap diyor sana
yap, işte bunun adı MUHAMMED. İşte MUHAMMED bu. Sana bunu yaptıran, sana bunu ilka eden merci
MUHAMMED! İçimizde, içimizde, içimizde!
ZEKERİYYA olmasaydı insanlar bir hayr yada ihsanı bir kere yapıp bırakacaklardı. Oysaki hayr
yada ihsanda süreklilik seni 19/1 re göre SAD makamına ulaştırıyor. SAD deyimi ise 38/1 de ZİKR haline
gelmiş KURAN için kullanılıyor. HAyr yada ihsanda süreklilik için neye ihtiyaç var? MOTİVASYON a
değilmi. Yani düşün senin kızın liseyi bitirmiş TIP fakultesini kazanmak istiyorsa bir yada bir kaçkere ders
çalışması yeterli mi? HAYIR oturacak ve düzenli ders çalışacak. Ama bunun için de MOTİVE olması yada
edilmesi gerekiyor. İşte bunu sağlayacak Meleke ZEKERİYYA dır. Lakin zekereiyyan da bir yardıncıya
ihtiyacı var. MOTİVE edeyim derken başına büyük belalar açacak yada açabilecek küçük eksiklikleri
göemezlikten gelebilir. İşte bunu da allahtan YAHYA yı istiyerek telafi edecek. YAHYA zaten
zekeriyyanın içinde vardı. Şimdi de BEŞER kısmını istiyor. Çoğu insanlar MOTİVE olup gaza
geldiklerinde bazen de bu motivasyon içinde bazı gerçekleri göremez. Bir kadına aşık olursun kadının
cinselliği şekli şemali endamı aklını başından alır günlerce aylarca onu düşünürsün Bu kadını nasıl elde
ederim onunla nasıl birlikte olurum dersin. Bu konuda MOTİVE olmuşsundur. Sana bu kadının kötüyola
düşmüşve bu yolun yolcusu oduğu söylenir ve ispatlanır ama sen oralı bile olmazsın. İşte YAHYA
olmadan ZEKERİYYAn seni bu kadınla birlikte olduğunda bak ne hale düşürecek? İşte bu yüzden
zekeriyya çok uyanık bir meleke. Bu iş sadce MOTİVE olmakla da olmaz DİKATİ TEDBİRİ elden
bırakmamak gerekir diye düşünüp YAHYA yı istiyor.
unuda kendinden bir ilimle sistemleştirerek, tedebbür etmemizi istediği, doğru anlama, tevile
Kuran denir (38/29).
Kerim; gelişmeye doğru olan sürekli değişimdir.
Kuran'ı Kerim; Pozitif anlamda gelişmeye yönelik sürekli yükselen doğru mana demektir. Kuran'ın
gerçek mucizesi budur.
Kitabı Kuran'a dönüştürmeye Tefsir denilir. Bu iş sadece ALLAH'ı razı edecek fedakârlık ameli yapanlara
yine Allah'ın verdiği ruhsatla olur (12/40). Allah'ı razı etmek için fedakârlıkla yapılan amellere İhsan ameli
denir. Bu noktada devreye Muhammed girer. Bu konu oldukça detaylıdır, kısaca böyle özetlenebilir.
ALLAH'ın ilmiyle ve kişiye verdiği ruhsatla kitaptan çıkarılan doğru mana Kuran'ı Kerim, tüm
sorgulamalardan eksiksiz geçiyor, kırılamayan bir noktaya geliyorsa, o tevile ZİKİR denir. Zikir sahibi
Kuran, kişiye SAD Makamını verir. Bu İlimde en üst makamdır. Bu tevil gücü ilimin 5. kademesidir.
19/1'deki hurufu mukattaların kastettiği sır değildir. Bu ilmin kademelerini verir.
KEF; Allah'ı razı edecek düşüncenin kişiye hâkim olmasıdır. Örneğin; Bir fakire yemek yedirmeyi
düşünmek.
HA; Bu düşünceyi gerçekleştirmek için arajman kullanmaktır. Örneğin; Fakire yemek vereceği tabağı
temin etmesi.
YA; Düşünceyi amele dökmektir. Örneğin; Fakire yemek yedirmektir.
AYN; Bu ameli tekrar-tekrar yapmak, istikrara dönüştürmektir. Örneğin; Fakire sürekli yemek yedirmektir.
SAD; Kırılamayan tevil gücüdür ki ilimde en üst seviyeyi verir. Örneğin; Kişinin amelde yakaladığı bu
istikrar kolay kırılamaz konumdadır.
Sad aynı zamanda kişinin istediği dünya nimetlerinin ona verilmesidir (İlim, mal, en çok istenen herhangi
şey..) Bunun Kuran'daki kodlanışı YAHYA 'dır 19/7.
Yahya Zekeriya'ya verilir, çünkü tüm bu aktivasyonları yapmak için kişiye gerekli olan motivasyon
misyonu Zekeriya'da kodlanmıştır 19/2. Allah'ı razı etmek için fedakarlıkla yapılan amellere İhsan ameli
denir.
Bunlardan sadece birini yapmak kişiyi SAD makamına ulaştırırmı ?
Evet ulaştırır.Örneğin büyücüler allahı düşündü ve bunu amele döktüler , canlarını feda ettiler
EL MUMİNUNE
EL MUMİNİYN-:Bir musluman cennet amellerini yani allaha hizmet amellerini (infak cihad kıtal el birr
emribilmaruf nehyi anilmunker) yaparken yada yapma esnasında musluman olmasının yanısıra bir ünvanla
daha şereflendirilir ki bu ünvan EL MUMİNİYN ünvanıdır, 33/25, 3/124. İşte bu hizmet esnasında dikkat
edilmesi gereken kurallar 24/30 ve 31 de anlatılır. Bu ayetler sokakta yürüyen normal bir mumin yada
muslumanı muhatab almaz Dikkatle okunduğunda EL MUMİNİYN ünvanını muhatab aldığı görülür.
MUMİNUN (40/28,4/24) ünvanı ile EL MUMİNİYN (33/25,3/124,9/72) ünvanı bir musluman için aynı
değeri yada anlamı ifade etmez. Allahın dinine hizmetkar olmuş her mumin bu hizmeti boyunca yada
süresince EL MUMİNİYN olur İşte bu sürecte dikkat edilmesi gereken kurallara dikkat ederek bu
hizmetini yapmasına 30/31 de EKİYMUSSALATE denilir. ESSALAT denilen şey: hayr amaçlı yada
içerikli olmak kaydıyla bir işin USULUNE UYGUN YAPILMASI dır. İşte gizli öznesi muhammed olan
30/30 ile bunun devamı olan 31.ci ayette anlatılan EKİYMUSSALATE deyimi yada emri 24/31 deki
kurallara dikkat çeker. Bu kurallara uygun olarak yapılan her din hizmeti Bu hizmeti yapma esnasında EL
MUMİNİYN makamı ile şereflendirilen muslumana 2. ci bir ünvan daha kazandırır ki buda 24/31 rin
sonunda zikredilen EL MUMİNUNE makamıdır. Bu makam İLM makamıdır. Allahın dinine hizmet eden
ve elmuminiyn makamına nail edilen musluman bu süreçte 30/31 de belirtildiği üzere işini usulune uygun
yaparsa (ekıymussalate) işin sonunda allahtan kendisine bir ödül olmak üzere İLM verilir ve bu şeklide de
EL MUMİNUNE(24/31,23/1) makamınıda elde eder.(4/162) Bir musluman yada mumin için
ELMUMİNUNE makamı,EL MUMİNİYN makamının İLM le şereflendirilmiş halidir. Eğer bu musluman
bu işi usulune uygun yapmazsa yani 24/31 deki kurallara uygun yapmazsa 30/31 re göre muşriklerden
olur..
KISACA ÖZETLERSEK: allahın dinine FEDEKARCA hizmet et, Allah ta sana KURANİLMİni nasip
etsin. Eğer FEDEKARCA HİZMET etmiyorsan yada USULUNE uygun bir şekilde FEDEKARCA hizmet
etmiyorsan İLM ve CENNET yerine HAVANI alırsın.
amenu'' şekline geçen amenu gruplarının içindedirler. Yani ya eyyuhelleziyne amenu deyimi bu unvanların
HEPSİNİ içine alır.
Ancak bunlardan bir tanesi ayrı, bağımsız zikredilirse diğerleri devre dışı kalırlar.
... ÖRNEK 1) ''kad eflehaLMUMİNUNE (23/1) : Bunun anlamı ''muminler felah bulmuştur'' değildir.
ELMUMİNUNE felah bulmuştur. Bu bir kişide olabilir bin kişi de.
ÖRNEK 2) ''ene evvelüLMUMİNİYN (7/143). Bu ayet ''ben muminlerin ilkiyim'' diye çevrilir. Yanlıştır!
Doğrusu ''ben ELMUMİNİYN in ilkiyim.
Önce bunları teker teker tanımlayıp aralarındaki farkı görelim:
EL MUMİNİYN: Kişi Müslüman ya da mumin olduktan sonra Allah yolunda malını, canını, ilmini,
parasını her şeyini feda etmeyi hakikaten göze almışsa, Allah yolunda savaşıyor ya da savaşacaksa,
harcıyor ya da harcayacaksa ya da harcanacaksa bu Müsluman ya da mumin e artık elmuminiyn denilir.
Her elmuminiyn aynı zamanda MÜslüman ya da mumindir ancak her Müslüman ya da mümin, el
muminiyn olmayabilir. Yani kişi Allah’ın ayetlerine iman edebilir ama inancı için canını vermekten
kaçınabilir. Herkes fenerbahçe taraftarı olabilir ama pek az kişi fenerbahçe için canını verir!
Şimdi EL MUMİNİYN geçen yerlere şöyle bir bakalım;
26/51: Büyücüler.
33/25: Kıtal yani savaş meydanındakiler.
3/124: Bedirde savaşanlar.
3/121: Savaşta mevzilenenler.
9/72,57/12: Cennete gidecekler! Yalnız bu ayetlerin son cümlesi olan ''zalike hüvelfevzülazıym'' deyiminin
kuranda başka nerde ve kimler için kullanılmış..? Buraya dikkat edin!
10/64, 62. EVLİYAULLAH makamına ulaşanlar.
Kitabta ELKURANU olarak çıkardığımız tevillerde , bazı şeylerin HARAM olduğu belirtilmez. Bu
HARAM olan ve belirtilmeyen şeyleri ELKURANE bize belirtir..! Bazende ELKURANU bize bazı
şeylerin helal olduğunu söyler ama ELKURANE bize bunları yasaklayabilir ya da kısıtlayabilir.
Şöyleki; bir insanın kendi anası ile cinsel ilişki kurmayacağına dair KURANDA delil yoktur, bunu
ELKURANE belirler. Bir insanın, kendi kız torunu ile de cinsel ilişki kurmayacağına dair KURANDA
delil yoktur ama ELKURANE yani hayattan elde edilecek doğrular bunu bize belirler. Bir insanın esrar
eroin ve uyuşturucu kullanmasını yasaklayan delil de yoktur ama bunu da sana hayattaki gözlemler belirler.
İŞTE BU YÜZDEN “RABBİL ALEMİYN” deyimi , son derece önemli yer tutar..!
RABBİL ALEMİYN; hayat içerisindeki sağlamlığı kanıtlanmış olan bilgiler grubu ve sonuçlardır.
Eğer ben eroin helaldir diye içmeye başlarsam bunun sonu hüsranla sonuçlanır. Yani Allahın KURANDA
bir şeyi HELAL kılması demek, onun ELKURANE tarafından da onaylanacağı anlamına gelmiyor.
MİSAL; Allah “ey iman edenler soğukta denize girmeyin” diye bir ayet indirmiş midir ? Hayır. Peki, biz
soğukta denize girmiyoruz değil mi ? -10 derecede denize girersen ya da çıplak dolaşırsan “ey iman
edenler soğukta çıplak dolaşmayın, ey iman edenler sıcakta kat kat elbise giymeyin” diye bir ayet var mı ?
Yok.. PEKİ bunu ve bunları BİZE kim söyleyecek? DIŞARIDAKİ “RABBİL ALEMİYN” söyleyecek..!
RABBİL ALEMİYN; Bir insanın karşılaştığı olayları, bilim eşiğinde, akıl ve mantıkla, tecrübelerle,
yaşanılabilirlikle yorumlamasıdır..! BU yüzdende 36. surede ELMURSELİYN gelir kavme ve
ELMURSELİYNlere uyun denilir. Burada bunu diyen adam ELMURSELİYNlere uymuştur.
ELMURSELİYN iki görüş belirtir;
1. görüş “sizin yaptıklarınız yanlış” der..
2. görüş “benimki doğru” der.
Sizin yaptıklarınız yanlış şeklindeki bir inanca sahip olduklarında bunlar ELMURSELİYN olurlar, yani bu
görüş ÖN PLANA çıkar.. Bundan dolayıda dışarıdan gelen adam, bu görüşe ittiba ettiği için paçayı
kurtarıyor. Daha henüz bu adamların dinine girmedi, buraya dikkat edin. Dışarıdan gelen adam, kendi
içinde bulunduğu ortamın, PUTPERESTLİĞİNİN mantıksız olduğunu kabul etti. PEYGAMBERLERİN
getirdiğini değil. Henüz peygamberler getirdiğini söylemiyorlar, orada duruyorlar sadece.
İŞTE bu yüzdende bir İNSAN, makuliyet ve mantıkıyet sınırları içerisinde, tecrübelerin, bilimsel verilerin,
sonuçlarının bilinmesi ile doğru hareket etmelidir.
MİSAL; sigara içmek.. Sigara içmenin, bizim bildiğimiz kitabta HARAM olduğuna dair delil var mıdır?
Yoktur.. AMA HAYATTAN HARAM olduğuna dair deliller çok..! Nedir bu; günde 4 paket sigara içersen
AKCİĞER kanseri olursun zamanla..! Bununda delili ispatlanmıştır bilim ve tıp tarafından. BUNDAN
DOLAYI sen, günde 4 paket sigara içmeye devam edersen, sen RABBİL ALEMİYNe İTTİBA etmezsin,
İMAN etmezsin.. ALLAH böyle bir bilimsel veriye, kendine ait RABBİL ALEMİYN sıfatını entegre
edecektir.
O halde kim ki, 4 paket sigara içmenin kanser yaptığı belirlenmesine rağmen hala 4 paket içmeye devam
ediyorsa, bu noktada RABBİL ALEMİYNe iman etmiş olmayacağından dolayı KAFİR olmuş olur..!
KURANDA olmaması önemli değildir..
Bizim tarihler boyunca yapmış olduğumuz en büyük hata, bir şeyin helal ya da haram olduğunun
YALNIZCA KURANA bakarak belirlemektir. Oysa KURAN , bildiğimiz KURANKEN, birde
DIŞARIDA yaşanılan KURAN olmaktadır.. ALLAH BU İKİ KURANI YANYANA GETİRİR “fi hazel
KURANİ”..
EL KURANİ; gerek elkuranu ve gerekse elkurane`den elde edeceklerinin birleşkesidir. ALLAH her türlü
misali verdiğini söyler 18/54`te yani bir insanın hayatta karşılaşabileceği her türlü misalin HAYAT
içerisinde karşılığı vardır.
MİSAL; Bursada şeftali yetişir. Bunun hasat zamanı da temmuz-ağustostur “ey iman edenler, şeftaliyi kışın
toplamayın” diye bir ayet var mı ? Yok. Peki bana hasatın ağustosta olduğuna dair AYET nereden geliyor?
Tabiattan değil mi? O HALDE ; SEN BUNU AĞUSTOSTA TOPLARSAN “RABBİL ALEMİYN” e
iman edersin..! Ama sen ağustostan 2 ay önce toplamaya kalkışırsan RABBİL ALEMİYNe iman etmemiş
olursun ki bununda sonucu hüsran olacaktır..
Bir çok pislik şey, KURANDA helal yahut haram diye belirtilmemiş, temizlik kriterleri belirtilmemiştir.
Bunların kriterlerini ve haramını helalini bize HAYAT belirliyor.. İŞTE bu yüzdende elimizdeki
KURANDA bir şeyin helal olması, onun hayatta da HELAL olabileceği anlamına gelmiyor.. Bundan
dolayı içki-alkol haramdır ama bir damla içiyorsun yada bir yudum yada bir duble SARHOŞ
olmayadabiliyorsun..! Varmı bir sorun ? Yook.. Nasıl ALLAH bunu haram etmiştir ki ?
Bu yüzdende biz, herhangi bir şeyin HARAM yada HELAL olmasını, salt elimizdeki kitaba ait olan
ELKURANUyü esas almayacağız, bunu hayattaki karşılığı ile de denkleştireceğiz yani ELKURANE ile de
denkleştireceğiz. Bu yüzdende 4/24`te kız torunla cinsellik haram görünmez. 4/24`te cinsel ilişki yok ki..!
Seni değerden düşürecek olan şeylerde muhtemelen suç atıyorsun başkalarına, sorunu kendinde
görmüyorsun da başkalarında görüyorsun.. Bu sana yasaklanıyor..!
Tamam duburu böyle düşünürsek eğer, misal bir örnek verelim; fal okları alkol vs.. bahsinde biri çıkar da,
eğer bunu dubur manada anlayacaksam o zaman fal bakmam helal mi haram mı olacak diye sorabilir; ne
diyeceksin ?
Diyeceğiz ki; bunun bizim anladığımız KURANDA karşılığı yok AMA hayatta karşılığı var.. Mantıklı
mıdır diyeceksin. Birinin kalkıp kahve fincanındaki şekillerle bir şeyler söylemesi, gelecekten falan haber
vermesi, buna inanmak mantıklı mıdr ki ? Değil.. İşte bakın, RABBİL ALEMİYN hükmüne geçti..! Şimdi
sen bu fal vs meselesine inanırsan ne olur ? RABBİL ALEMİYNe iman etmemiş olursun..Buna
inanmazsan ne olur RABBİL ALEMİYNe iman etmiş olursun.. Çünki kabul etmiyorsun, mantık dışıdır
diyorsun..
BU yüzdende 5/90`da anlatılan fal oklarını biz, bilinen manada fal okları olarak algılamıyoruz..
ELKURANU cinsinden karşılığı okuduğumuz kitapta olmamasına rağmen ELKURANE şeklinde karşılığı
dışarıda vardır bu tür şeylerin..
EL KURANE; mantıklı ve rabbil alemiyne entegre olan şeylerdir. Bu yüzden de sorulacak soru şu olacak;
bu mantıklı mıdır ? Değildir..
ALLAH, Allah olarak bazı şeyleri ELKURANUde haram kılmıyor ama RABBİL ALEMİYN olarak
ELKURANEde bunu haram kılıyor.. Manaları doğru tespit ettiğimizde, işte taşlar böyle yerine oturacak..!
RAMAZAN VE ORUÇ
Bazen bir kişi arapça dili profesörü olsun yinede kitabı anlayamaz. Yani hizmetkâr değilsen kitabı
anlayabilirsin belki ama KURANI değil.
Yani; El kuranü Ramazanda indirilir. Bu bir kuraldır 2/185 e göre mana ''kuran ramazanda İNDİRLDİ''
şeklinde değildir ''İNDİRİLİR'' şeklindedir Yani indirilme olayı devam etmektedir. Yeterki allaha
ramazana girdiğini göster.
...
Kişinin hayatı...nda Ramazan yoksa Elkuranü yani “elif lam ra ” da yok demektir. El kuranü deyimi Elif
lam ra dizilimine göre yazılmıştır. Elif lam ra ise allahın kitabının kuranilmine dönüştürülmesinde
kullanılan ve RAHMAN SURESİnde topluca zikredilen 30 adet ilahi tekniğin TAMAMININ adıdır. Bu
tekniklerin herbiri yada tamamı 7/52 de zikredilen ''ALA İLMİN '' yani ''ilm üzere'' deyimindeki İLM e
denk gelmektedir
RAMAZAN deyimi sadece senede 1 ay değildir; Bir müminin Allah adına çektiği meşakkatin başlangıç ve
bitim süresidir!
Buna 1 aylık bilindik aç susuz kalmada dâhil olabilir.
Bu süre içinde müminin bu meşakkatlere karşı takınması gereken vahyi tavra ESSIYAM denilir!
Yusufun zindandaki kalış süresi, Eyyübün hastalıklı halde kalış süresinde Ramazan hükmündedir. Ve
bunların buna karşı gösterdiği sabr, taat, şükr ise Essıyam hükmündedir.
İşte kişi kim olursa olsun, ünvanı vasfı kariyeri ne olursa olsun, hayatında Allah adına bu tür meşakkatler
yoksa yani Ramazanı yoksa => 2/214`de göre cennete gitmesi => 2/185`e görede Elkuranüyü yakalaması
mümkün değildir!
Bu Ramazan'a kimileri susma ameliyesini de katıyor, susması gereken Meryem’dir
Meryem, Allah’ı razı edecek bir amelin yapılmış halidir!
Eğer bu amel yukarıda anlattığımız Ramazan süreci içinde yapılıyorsa, kişinin susması gerekir, yani
kendini cennete gönderecek bu amelini sağa sola reklam etmemeli, ortalıkta dillendirmemelidir.
Mesala; Oruçlu iken başka insanlar oruçlu olduğunu bilmemeliler. Sende bu konuda konuşmamalısın,
başka konulardan konuş. Keza yine, Allah yolunda her şeyini kaybetmişsin, fakir olmuşsun; bu durumunu
sağda solda ''ben Allah yolunda şöyle cehdettim, böyle malımı harcadım dememelisin”.
MERYEMİNİ yani bu amelinin konuşmasını SAVM`laştırmalısın.
Bu, seninle Allah arasında kalmalı, diğer insanlar ise sadece görmeli, senden işitmemeli!
İman eden birinin başına gelen musibetlerle, Allah’ın koyduğu-belirlediği meşru daire içinde kalmak
kaydıyla mücadele etmesi ve hastalık, parasızlık, iflas gibi musibetlere mücadelesi esnasında yenik
düşmesi veya ölmesi, ölecek olması onun dünyada iken cennetle müjdelenmiş yâda müjdelenecek biri
olduğunu göstermez. Ancak bu durum, bu kişinin cehenneme gideceğini de göstermez. Bu kişinin cennete
gidip gidemeyeceğini kıyamet gününde gireceği VEZN yani tartı belirleyecektir.
Bir mümine isabet eden musibet, nitelik ve niceliği ne olursa olsun eğer bu mümin dünyada iken cennetle
müjdelenmiş yâda müjdelenecekse yani MUTTAKİleştirilecekse ona isabet eden bu musibet EYYAMEN
MA'DUDATEN yani SAYILI GÜNLER hükmündedir ve bu musibetin süresine de RAMAZAN denilir
2/183, 184. Dolayısıyla Allah, bu sıkıntılı zamanı dünya hayatı devam ederken, bu MUTTAKİ kişi
üzerinden kaldırmadıkça, bu kişinin canını almaz 38/41, 42..
Bir insan cennete girmek istiyorsa 3/133`e göre MUTTAKİleşmelidir. Bu makam ya dünyada kazanılır ki
böyle olunca kıyamet gününde İMAN VEZN`inden muaf tutulursun yani cenneti garantiledin, sadece hangi
cennet türüne sokulacağın belirlenecektir, bunun içinde AMEL VEZN`ine girersin YÂDA ahirette
kazanılır ki, bu durumda ahiretteki İMAN VEZN`ini geçmek zorundasın.
Eğer burada bu tartı geçilemezse, kişi mümin olarak tartıya girse bile, sonuçta eğer MUTTAKİ olarak bu
tartıdan çıkmazsa ELKAFİRİYN olarak cehenneme gidebilecektir.
İşte biz hayatımız boyunca işi burada bitirip MUTTAKİliği garantilemenin peşinde olmalıyız. İşi öteki
tarafa yani şansa bırakmamalıyız. Bu makamı elde etmenin yolu da dine hizmetkârlıktan geçiyor.
Senin iman eden arkadaşın bu sıkıntılarla mücadele ederken, bu sıkıntılardan Allah tarafından
kurtarılmadan ölürse bu durum arkadaşının KÂFİR olduğunu göstermez, sadece MUTTAKİ olmadığını
gösterir. Yani bu ruhsat ona bu dünyada verilmeyecek demektir. Ancak işi tartıya kalacak. Bunu geçip
geçemeyeceği mevzusu da Allah ile onun arasında olacak. Ancak biz yine de bu arkadaşının müminliğine
şahadetimizi devam ettiririz.
33 EL MURSELİYN nedir? ERRESUL den farkı nedir ? ve bunların hayatımızdaki yeri nedir?
HAYR içerik yada amaçlı olmak kaydıyla Yapılan yada ortaya konulan bir işin, ibadetin ,eğitimin,
fedekarlığın ,düşüncenin eğer varsa daha iyisi ,daha hızlısı, daha öncüsü ,daha çaplısı ,daha
güzeli ,daha göze çarpanı ,daha kalitelisi tespit edildiğinde yada ortaya konulduğunda yada
görüldüğünde yada gösterildiğin...de işte tüm bu ''DAHA'' ları hayatımızda yada hayatta
yapılmasını sağlayan melekelerimize EL MURSELİYN denilir. Burada MUSA başrol oynar. çünkü
kendi kendini muhatablarına karşı el murseliyn olarak tanıtan Yani ''BEN
ELMURSELİYNLERDENİM'' diyen tek resul kuranda MUSA dır 26/21. MUSA nın bu EL
MURSELİYN olma özelliği yani ÖNE ÇIKMIŞLIK özelliği kendi melekesel hareketeri ile de
uyumlu olup bunun kuranda 2 şekilde örneği bulunur Bunlar;
1) Allah firavuna hem kendini ve hem de kardeşi olan harunu aynı görev ve aynı anda
göndermesine karşılık, firavunla kardeşi olan harunun değil de her zaman kendinin muhatab
olması: yani hem harun ve hem de kendisi allah resulu olmalarına ve firavuna BİRLİKTE
gönderilmelerine rağmen firavun ile olan munasebetlerinde musa harundan her zaman bir adım
önde oluyor ve böylece bu munasebetlerde harun her zaman ikinci adam konumunda oluyor.
2)Musa kavminden 70 adam seçip allah la buluşmaya gittiğinde o kavminden ÖNCE yani
ÖNCELİKLİ olarak allahla ile buluşma noktasına geliyor yani kavmini GERİDE bırakıyor. 20/84. O
halde Musa EL MURSELİYN olması hasabıyla hayr söz konusu olduğunda her zaman
muhatablarına nispeten daha önde ,hızlı,aceleci, atak,çaplı olmaktadır. Şimdi de el murseliyn'
ittiba edenlerin bu tanımımıza uygun bir şekilde örneklerini görelim:
1) 4/95 i açınız ve burada allah yolunda savaşan muminlerin bir kısmının diğerlerinden daha
önde olması yada öne çıkması ile bunlardan EL MUCAHİDUNE ünvanıyla ayrıldığını allahın her
iki ünvana da cenneti verdiğini ancak el mucahidune nin ayrıca bir fazl kazandığına dikkat ediniz.
Böylece El mucahidune ünvanına hak kazanmış muminleri işte savaş meydanında diğer
muminlerden öne çıkaran hissiyat EL MURSELİYN olmuş MUSA dır.
2)Firavun karşısında MUSA dışında iki adet aktör daha vardır. Bunlar BÜYÜCÜ ler ve Firavun
ailesinden imanını gizleyen mumin adamdır. Mumin adam musa ya onun ERRESUL olma
vasfına imanetmiş ve imanının gizlemiş ve biraz daha garantili bir yola tevessül ederek cennete
girmeye hak kazanmıştır ancak büyücüler firavun karşısında imanlarını gizleme gereği
duymamışlar ve böylece musaya onun ERRESUL olma özelliğine EK olarak EL MURSELİYN
ünvanına da ittiba ederek cennete girmeye hakk kazanmışlardır. Şimdi bu iddiamızı
delillendirelim:
Lütfen Büyücülerin 20/73 de kullandıkları '' inna amenne bi rabbina '' deyiminin muteşabihini
36/25 de de görünüz. Buradaki yazılım ''inniy amentu birabbiküm'' dür. Bu iki yer hariç Kuranın
hiç bir yerinde ÖZNEyi takiben AMENE ve bunu da takiben BİRABBİ deyimi yanyana
kullanılmamıştır. 36/25 deki adam da EL MURSELİYN lere uymuş ve bu uymuşluğunu bu cümle
ile ifade etmiştir.
O halde: firavun karşısında imaneden bu iki faktör den biri ERRESUL olan MUSA ya diğeri ise EL
MURSELİYN olan MUSA ya iman etmiştir. Peki ERRESULE UYMA ile EL MURSELİYNE UYMA
arasındaki fark nedir?
1) Erresul hakkı getirir 4/170, ve eğer tekzip edilirse helak edilir 25/37.
El murseliynin ise hakkı getridiğine dair delil yoktur. yani EL MURSELİYN-CAE-HAKK
deyimlerinin üçü bir cümlede kuranın hiçbir yerinde GEÇMEZ. Ancak ERRESUL-CAE-HAKK
deyimleri 4/170 de aynı cümlede kullanılmışlardır. Buradan El murseliynin Hakkı getrirmedği
anlaşılmamalıdır. Ancak hakkı getirme misyonu bu ünvanın BİRİNCİL görevi değildir. Bu görev
ERRESULe aittir. 4/170.
2) El murseliyn Tekzip edildiğinde bu tekzibi yapanların helak edildiğine dair NET bir delil yoktur.
Yani EL MURSELİYN- KEZZEBE-HELAK yada o bölgenin bir şekilde darmadağın edilmişliği
deyimleri kuranın hiç bir yerinde aynı anda yada yanyana geçmez. Oysa ERRESUL-KEZZEBE-
Helak edilme yada oranın bir şekilde darmadağın edilmişliği kuranda 25/37 de mevcuttur. O
halde;
Eğer kişi Cennete gitmek istiyorsa ERRESULE ittiba etmelidir. Erresul Bir yerde sorun
gördüğünde orayı düzeltmek için devreye girer. Bu sorunun büyük olması ,küçük olması
,AYYUKA ÇIKMIŞ olması veya KRONİKLEŞMİŞ olması şartlarını aramaz.Bu tür sorunlara
mudahaleyi ERRESUL yapar ve sorunu çözmek için HAKKI getriri. Erresulun muhatabları da
getirilen hakka iman etmelidir. Ancak eğer bir kişi buna ağlayarak iman ederse ağlamayarak iman
edenlere karşı bunlardan farklı olarak EL MURSELİYN e de ittiba edecek ve ağlamayarak iman
edenlerden allah katında bir derece daha üstün tutulacaktır.
Eğer kişi ERRESUL araclığı ile kendisine gelen hakka SECDE sevyesinde iman etmişse aynı
hakka RUKU sevyesinde iman edenlerden bir derece daha üstün tutulacaktır. Çünkü bu
insanlardan farklı olarak ARTIDAN bir de El murseliyn'e ittiba etmiştir.
Eğer kişi erresul aracılığı ile kendisine gelen hakka öldürülme pahasına İMANINI
GİZLEMEYEREK İMAN etmişse ve FİRAVUNA REST çekerek kendini AŞİKAR hale getirmişse ,
Aynı hakka imanının gizleyrek iman eden mumin adamdan bir derece daha üstün tutulalacaktır
Çünkü MUMİN adam karşısında musa sadece ERRESUL hükmünde kalırken büyücüler
karşısında musa artık EL MURSELİYN olmuştur. O halde EL MURSELİYN in olduğu yerde
ERRESUL konumu da devreye girmekte ancak ERRESUL un olduğu yerde EL MURSELİYN
konumu da kişi yada kişiler için devreye giremeyebilmektedir,
İşte bundan dolayı El murseliynin TEKZİB edilmesi demek AYNI ANDA ERRESULünde tekzip
edilmesi anlamına GELMEYEBİLİYOR. işte bu yüzden kuranın hiç bir yerinde '' şu kavim el
murseliyni tekzib etti bende onları mahvettim'' diye KESKİN ve NET ibare kullanılmamıştır. Ancak
bu tür bir ibare ERRESUL için 25/37 de mevcuttur.. O halde bir insan ERRESULÜ tasdik ederken
aynı anda Elmurseliyni tekzib ederek cennete gidebilir. Yani sana hakkı anlatan kişi bunu
ağlayarak yapıyorsa senden istenilen şey sana getirilene iman etmendir AĞLAMAN değildir. Eğer
sen de ağlayarak iman edersen işte o zaman el murseliyn senin için de devreye girer ve bu
durum seni allaha katında derece sahibi yapar
Şimdi de EL MURSELİYN için hayatımızdan örnek verelim;
1) bir sınıfta herkes dersi anlar ama birileri daha HIZLI anlar.
2) Bir yarışta herkes koşar ama birileri daha hızlı koşar
3)bir işi herkes 30 dakikada yapar ama ahmet aynı işi aynı kalitede 10 dakikada yapar.
4)seni hanımın güzel kadayıf yapar ama annen aynı kadayıfı daha güzel yapar.
5)kimi kendisine gelen bilgiye ruku sevyesi iman eder hasan ise secde sevyesi iman eder.
Örnekleri çoğaltabilirsiniz . O halde;
Bir insanın cennete gidebilmesi için EL MURSELİYNE ittiba etme zorunluluğu yoktur.
ERRESULE uyma zorunluluğu vardır. Eğer buna EK olarak bu UYMA işini diğer insanlardan
yada muhatablardan daha hızlı daha atik daha şevkli yaparsa işte burada artık el murseliyn
devreye giriyor. YARABBİ BİZLERE EL MURSELİYNE UYMASAK YADA UYAMASAK DAHİ EN
AZINDAN ERRESULE UYMA RUHSATINI NASİP EYLE.
kim erresule itaat ederse o kişi allaha itaat etmiştir. 4/80.
Selam ve dua ile
Sevgili arkadaşlar: biliyoruz ki allahın kitabı arapçadır. Yani allah duygu ve düşüncelerini emir ve
yasaklarını bize arapça lisanını kullanarak indirmiştir. Lakin herhamgi bir arabi lisani deyim eğer kuranda
yer alabilme şerefine nail edilmişse bu deyim allah tarafından belli kurallar dahilinde LEDÜN İLMİ ile
teçhiz edilir. Böylece MUBAREKleştirilir (6/92). Yani lisani manasından ya kısmen ya tamama yakın yada
tamamen uzaklaştırılır ve allah bunlara kendine göre bir anlam yükler. Böylece bu deyim LİSANİ ARABİ
olma özelliğinden kurtulur, KURANİ ARABİ özelliğine kavuşur İşte burada, bu amaç için HURUFU
MUKATTALAR devreye girer.
Bu harfler bir GİZEM değildir. Eğer Kuranda herhangi bir deyim SALT ARAPÇA sı ile anlaşılmaya
çalışlırsa o zaman bunun içerdiği mana KURANın bütünlüğü tarafında REDDEDİDİR: ÖRNEK verelim;
EL AFVE deyiminin lisani manası ''ihtiyaçtan artakalını'' dır. Bunun lisani manasının bu olduğunu biz de
biliyoruz. Ancak bu deyim KURAN içinde geçiyorsa ki geçmiştir İKİ yerde bulunmaktadır (7/199,2/219).
O zaman bu deyime şunu diyeceksiniz. '' hop dur bakalım arkadaş seni allah kurana dahil etmekle
şereflendirmişse senin mana bu şekilde olmamalı''. Çünkü bu deyim 19 mucizesi ile techiz edilmiştir Yani
YA SİYN oranı yüksektir.
Diyelim ki bunu yapmadınız. Bu deyimi SALT lisani manasını gözeterek anlamaya çalıştınız . İşte o zaman
arkadaşlar KIYAMETLER KOPAR. bu deyim bu manasıyla KURAN BÜTÜNLÜĞÜ ttarafından allak
bullak edilir. İşte bunun için kuvvetli bir SORGULAMA YETİSi ne ihtiyaç vardır. O halde buyrun
sorgulayalım;
1) 33/53 de nebinin evlerinden bahsedir. Yani birden fazla evi varmış. Normalde bir adama bir ev yeter. O
halde bir ev dışında diğer evler ''İHtiyaçtan artakalanı'' hükmüne girer değil mi? BANa ''ihtiyaçtan
artakalanı' nı infak et diyen nebiye ben ne diyeceğim?. ''ya nebi önce sen infak et sonra başkalarından iste''
diyeceğim Değil mi?
2) 2/280 de Benim borç vermem durumunda bunu yazmam istenilir. İhtiyacımdan artakalanı sürekli
dağıtan biri olarak bende borç verebilcek para kalırmı arkadaşlar?
3) süleyman sürekli ihtiyacından fazlasına sahipti. Acaba o da allah resulu olmasına rağmen tıpkı 33/53 de
birden fazla evi olan muhammed gibi Böyle bir infak ediliş türünden MUAF mı sayıldı?.
İşte sevgili arkadaşlar. HALA bu deyim için ''ihtiyaçtan artakalanı'' şeklinde bir manayı savunursanız ya bu
sorulara YALNIZCA KURAN disturna bağlı kalacak şekilde cevap vereceksiniz. YAda allahı ve onun
NEYİ KASTEDDİĞİNİ anlamamış olarak belki de cehenneme gideceksiniz.
Sevgili arkadaşlar 2.ci örneği verelim: EL HAMR deyiminin lisani arabi manasının ''sarhoşluk verici içki''
anlamına geldiğini biliyoruz. ANcak ilgili deyim elif lam mim ra (EL HAMR) dizilimine göre yazıldığı
için allah bu deyimi KURANına dahil ettiğinde bu deyimin lisani arabi manasını TAMAMEN terketmiştir.
YAni KURANda bu deyim artık ''sarhoşluk verici içki '' diye anlaşılamaz.
Diyelim ki biz böyle anlamada ısrar ettik. Bu durumda bu deyimin geçtiği 5/90,2/219 ve 5/91 maalesek
4/43 ile çatışacaktır. Çünkü burada içki içmeye yasak getirilmez. Sadece DOZ ayarlaması yapılır.
Böylelikle ALKOLİK olanların içerken sahip olmaları gereken EN ALTSINIR ile hiç içmeyen yada
alkolik olmadan içki içenlerin sahip olması gereken EN ÜST SINIR belirlenmiş olur.
Dolayısıyla İÇKİ HELALdir. Bir musluman eğer içmek isterse rahatlıkla içebilir. Yeter ki dozunu iyi
ayarlasın. Ancak bu konuda kendine güvenmiyorsa İÇMESİN. Çünkü bu durumda bu içkiyi bu kişiye allah
değil rabbilalemiyn haram kılar. Peki 5/90 da geçen EL HAMR ''sarhoşluk verici içki değil se nedir?
Bunların paylaşımlarını yapacağız. Bu iki örnek(el afve-el hamr) kuranda geçen binlerce kavramdan sadce
ikisidir. DÜŞÜNÜN diye yazdım
/62 deki VENNESERA yani HRISTİYAN diye bilinen deyimi açalım. Bu deyim NESERA
yani lisanî Arabî manası YARDIM ETMEK anlamında olan bir deyimdir. Ancak Kurani manası:
kendisine yâda çevresine inandığı değerler uğruna zarar veren düşünce yâda haleti ruhiyyedir.
Bunu Müslüman da bir süreliğine yapabilir. Ateist de yapabilir, Yahudi de yapabilir Hıristiyan da
yapabilir. Yani sokaktaki herhangi biri yapabilir.
Kuran’da ki, YAHUDİ ve HRİSTİYAN deyimleri tekrar-tekrar söylüyoruz Yahudi ve Hıristiyanlar da
dâhil olmak üzere her türlü insanı muhatap alabilir Ve bu İKİ durum da Kuran’da YASAKlanmıştır. Hani
deriz ya ''kaş yapayım derken göz çıkardın'', İŞTE bu VECİZE tamda ENNESERA deyimini tanımlar.
Bildiğiniz üzere RUHBANLIK ta bunlara ait bir olgudur. Karşı tarafı kırmama uğruna kendine zarar veren
insanlarda Bu özellik vuku bulur. Böylelikle RUHBAN olan insanlar kendilerini, sahip oldukları ilmle
yâda açıkladıklarında insanların menfaatine olacak şeylerle insanlardan TECRİT ederler. ŞİMDİ 2/62 ye
dönelim VENNESERA VESSABİİYNE deyimine dikkat ediniz. Burada tamlamalardan sonra gelen
VELLİ ibare kuralını çalıştırınız. Buna göre TAMALAMAmız olan VENNESERA (VE+ENNESERA)
kendisinden sonra gelen VELLi ibare olup VESSABİİYNE deyimini içine alacaktır.
Bunlar ayrı-ayrı anlamlandırılmayacaktır. O zaman cümlemiz ''essabiiyne içerikli ennesera'' şeklinde
olacaktır. Arkadaşlar bu tamlamanın parçası olan ESSABİİYNE deyiminin açıklanması gerekir. Bunun için
lütfen 19/12 ye gidiniz ve YAHYA nın bu deyimle buluşturulduğunu görünüz. Yahya melekesi bir insanın
başına kötü bir şey gelmeden yâda eğer gelmişse bunu daha fazla büyütmeden durduran YÂDA bir insanın
başına iyi bir şey gelmişse bunu da fazla geliştirmeye çalışan meleke idi. İŞTE arkadaşlar, İnsanların
''canım bu kadarıyla bir şey olmaz'' diye başlayarak, KÜÇÜK yani SABİİ olan şeyleri bu bağlamda bir
kişinin kendisine zarar verecek hale gelmesine ''vennesera vessabiiyne'', bunun bu hale gelmeden
durdurulması yönünde yapılan telkinlere yine 2/62 de ''Allah ve ahiret gününe iman'' denilir.
Kişi bunun gereğini yaparsa, yaptığı bu amel Salih amel yerine geçer ve kişiye o an için cenneti yaşatır. O
halde 2/62 de anlatılan VENNESERA VESSABİİYNE birleşmesi bizim ''canım bu kadarıyla bir şey
olmaz'' zihniyetimize karşı yapılması gereken karşı duruşu ifade eder. O halde 2/62 de; Bir insanın DİN
KONUSUNDA kendisine yâda çevresine zarar verecek davranışlara, küçük çaplı olsalar dahi derhal
müdahale edilmeli ve önü alınmalıdır. Bunu yapabilenler ALLAH VE AHİRET GÜNÜNE İMAN etmiş
sayılırlar. Bunu kendine yâda diğer insanlara yaptıranların gösterdiği cehde ise EMRİBİLMARUF ve
NEHYİANİLMÜNKER denilir. Lütfen Bu büyük harflerle yazdığım iki adet özelliğin YANYANA geçtiği
yer olan 3/114 de gidiniz ve bu yanyanalığa orada şahit olunuz. Allah cümlemizi 3/114 ün son cümlesine
(essalihiyn) nail eyiliye.
İNNELLEZİYNE cinsinden olan AMENU grubunun gelen üst delil karşısındaki sorumluluğu daha
iyi anlaşılması açısından 3/81`in ilk cümlesi olan ''ve iz ehazallahü miysake'' deyimi içeriğini
paylaşacağız;
3/81`in ilk cümlesi olan ''ve iz ehazallahü miysake'' deyimi 3/187`nin ilk deyimi ile muteşabihleşir.
Bunlar görüleceği üzere MİSİL yazılımlardır. İşaret edilen-nikâhlanan deyimlerden biri
ennebiyyiyne, diğeri ise utulkitabe`dir. Ennebiyiyne yani nübüvvet denilen şeyin kafamızdaki bir
inanç yâda fikrin (resul) amele dökülmesidir. UTULKİTABE deyimi yani kendisine Kitap verilenler
deyimi Kuran’da iyi yönde de olabilir (74/31) kötü yönde de olabilir (3/100). Kitap verilenler deyimi
13/43`te zikredilen İLMÜLKİTAB makamına ait olan bir seviyedir. Bu makama ait olan diğer
seviyeler Ehlelkitab ve ateynahümülkitab`tır. “Utulkitab” deyiminde kişiye bir bilgi ve bu bilgiye ait
bir yaşam tarzı telkin edilmiştir.
Ancak bu deyim “ateynahümülkitab” yani kendilerine kitap verdiklerimiz deyiminin de olduğu gibi
Allah’ın garantisinde değildir. Çünkü ateynahümülkitab deyiminde kitabı (ilm ve bu ilmi amel etme
yaşama) Allah vermektedir. Ama utulkitab deyiminde bunlara kitabın kimin tarafından verildiği
belli değildir Allah`ta vermiş olabilir başkaları da.
Başkalarının vermesi durumunda bu ilm ve buna bağlı olarak yapılan amel (nübüvvet) yanlış
yâda eksik olabilecektir. Ancak yine de 3/81`de bu amel, ameli yapan kişinin SAMİMİYETİ
dolayısıyla nübüvvet kapsamına alınmış ve eksik veya yanlış olmasına rağmen Allah bunu
mükâfatlandıracağını belirtmiştir. NE ZAMANA KADAR? İşte kendisine yaptığının yanlış yâda
eksik olduğunu gösteren bir ilm gelinceye kadar. Bu ilm RESUL aracılığıyla ya İNZAR şeklinde
yâda TEBLİĞ şeklinde bu kişiye ulaştığında, kişi burada kendini düzeltmezse 3/82`ye göre
elfasıkune olmaktadır.
Ve Allah ilk etapta samimi olduğu için, yanlış veya eksik anlamasına ve bu şekilde de amel
etmesine rağmen amelini nübüvvet kapsamına aldığı yani mükâfatını vereceğini söylediği bu
kişiyi yâda ameli artık nübüvvet kapsamından çıkaracak ve ELFASIKUNE olarak
nitelendirecektir. Kişi burada kendisine İNZAR yâda TEBLİĞ şeklinde gelen üst delille, bilgiye
istinaden hem kendini düzeltecek (3/81) ve hem de bu yeni bilgiyi ve buna dayalı kendisini
düzeltmişliğini insanlardan gizlemeyecek, bunu bütün insanlara duyuracaktır (3/187).
Bu yazdıklarımızı bu bağlamda en iyi tefsir eden ayet 9/115`tir. Kişi yalnızca Kuran der ve bir
takım şeyleri de yanlış yâda eksik anlarda amelini de buna göre yaparsa sevabını alacaktır.
Çünkü samimiyeti yaptığı amellerini Allah tarafından nübüvvet kapsamına aldırtır. NE ZAMANA
KADAR? Yaptığının yanlış olduğunu ispatlayan bir üst delili görünceye kadar; Peki gördüğünde
ne yapacak? 3/81 ile 187.ci ayetlerin gereğini yapacak. Misil yazılım ve nikâhlama teknikleri
bilinmeden ve dolayısıyla 3/81 ile 3/187. ayet birbirine bağlanmadan 3/81`in tevillendirilmesi
FELAKETle sonuçlanır.
Ayrıca 3/187`ye şu soruyu sorun; YAHU benim insanlardan gizlememem ve onlara açıklamak
zorunda olduğum şey bu ayete göre nedir? İŞTE bunun cevabı senin şekilsel salâtı kabul edipte
bunu seni tanıyanlara deklere etmendir. Sen bunu cesurca yaptın. Çünkü kimseyle menfaat
adına bir araya gelmemişsin. Böylece 3/187`nin içeriğini İFA etmiş oldun.
Ama seni tanıyanlarla çıkar ilişkilerin olsaydı bu konumunu gizleyebilirdin, işte burada bu kez de
3/82`ye göre ELFASİKUNE olurdun.
2/62 yi açalım. Bu ayette geçen ''Allah ve ahiret gününe iman'' deyiminden bilindik manada Allah’ın
varlığı ve ahretin varlığına iman anlaşılmaz. Eğer bu şekilde anlaşılırsa bu ayetin başlangıç cümlesi olan
''innelleziyne amenu'' nun bu ayette ne işi var diye sorulur. Çünkü Allah bu ayette iman edenlerden de
Allah’ın ve ahretin varlığına iman etmelerini ister. O zaman biz de Allah’a şunu sorarsınız ''ey Allah’ım
Allah’ın ve ahretin varlığına iman etme sorunu yaşayan ve bundan dolayı da senin 2/62, 5/69 ve 22/17 de
bunlara davet ettiğin bu insanları İMAN EDENLER diye niye nitelendirdin. Hadi diyelim ki bu ayetlerde
geçen sabii, nesara, hadu gurubunun böyle bir sorunu var onları Allaha ve ahiret gününe imana
çağırıyorsun, Bu durumu belki anlarız. Yahu Allah’ım iman edenler diye nitelendirdiğin bu grubun
bunların arasında ne işi var? İman ettiklerini belirtiyorsan daha neye imana çağırıyorsun? Yok, eğer iman
etmemişlerse o zaman bu ayetlerin başında bunları niye ''İMAN EDENLER=İNNELLEZİYNE AMENU''
olarak nitelendirdin?
İşte LİSANÎ MANA sı ile Allah’ı kul mantığı ile köşeye sıkıştırmak mümkün olabiliyor. Ama bu ayette
anlatılan bunlar değil. Peki NE? Şimdi ona bakalım. Kuran’da geçen Allah ve ahiret gününe iman deyimi
mevcut anlamını kastedemez. Sahip olduğun İLM den daha iyisi geldiğinde yâda sen daha iyisini
gördüğünde elindekinden vazgeçme samimiyetine Allah’a ve ahiret gününe iman, bunu yapabilene ise
MUMİNİYN denilir. Lütfen 2/8 zi lisanî Arabî olarak okuyunuz. Bu ince manayı meallerde
göremeyebilirsiniz. Bu ayette Allah’a ve ahiret gününe iman ettiklerini iddia edenlerin aslında
MUMİNİYN olmadıkları iddia edilir. Aslında böyle bir iddia karşısında verilecek cevap ayette şu şekilde
olmalıydı. ''oysa onlar Allaha ve ahiret gününe iman etmemişlerdir'' Ama Allah bu deyimi MUMİNİYN
deyimine HUDENleştirmiş. Tekrar-tekrar ve dikkatli okuyunuz.
Şimdi MUMİNİYN deyiminin anlamını bulursam otomatik olarak Allah’a ve ahiret gününe iman
deyiminin de anlamını bulmuş olacağım ve bu bulduğum anlamı da gidip 2/62 de yerine koyacağım.
MÜMİNİYN deyiminin çözümü için 10/78 ve 7/132 ye gidiniz. Bu iki ayette Musa, büyücülerin
getirdiklerinin daha üstününü getiriyor ve buna iman istiyor. Büyücüler İman ediyorlar ancak firavun ve
melesi MUMİNİYN olmamada direniyorlar ve bunu da bu iki ayette dile getiriyorlar. Eğer firavun
büyücülerin elindekinden daha iyi olduğunu gördüğünü Musa’nın getirdiklerine iman etseydi unvanı o
anda MUMİNİYN olacaktı ama yapamadı. O HALDE şimdi dönelim 2/62 ye:
Bu ayette geçen İMAN EDENLER gubu başına İNNE deyimi alarak tamlama şekilne dönüştürülmüştür
Yani İNNELLEZİYNE AMENU haline getirilmiştir. Eğer bir deyimin başında İNNE deyimi varsa Bu
kişiler yâda hareketler sadece o kişide sınırlı kalmamış tüm topluma çevreye dünyaya yâda kişinin
hayatının tamamına yayılmış demektir. O halde iman eden biri İnancını tüm topluma yaymış toplumu bu
şekilde yönlendirmişse buna İNNELLEZİYNE AMENU denilir. Ancak günün birinde sahip olduğu ve tüm
toplumu yönlendirdiği bu inancından DAHA İYİSİ yâda DAHA GÜZELİ karşısına çıktığında toplum
tarafından AFAROZ edilme riskini göze alarak elindekinden vazgeçebiliyor ve bunu da topluma
haykırabiliyorsa işte bu kişi için başarılmış bu zor duruma 2/62 de AMELEN SALİHAN, bunu yapabilme
samimiyetine ise Allah ve ahiret gününe iman denilir. Bu sahip olunan vasfa ise MUMİNİYN denilir.
MUMİNİYN deyimi A ME NE fiil kökünden türetilmiş BAŞLICA 4 unvandan biridir. Diğer unvanlar EL
MUMİNUNE, EL MUMİNİYNE ve MUMİNUNE dir. Bunların hepsi İMAN EDENdir ancak gördüğünüz
üzere aralarında anlam farkları yâda konum farkları bulunmaktadır. O halde gelen bir üst delile karşı Bu
ayette istenilen şey, kişi için ne kadar zor olsa da bunu kabul etmek ve eskisini terk etmektir.
Zina denilen kavram hakkın olmadığı halde bir makama gelmek yada bir makamda iken yine
hakkın olmadığı halde bundan menfaat sağlamandır . Buna Nikahsız kadın erkek ilşkileri de
dahildir Zina nın hazırlayıcı faktörü FAHİŞE dir. FAHİŞE nin temel sebebi ise mevcut olanı
ABARTILI görmek yada göstermektir. Bu ABARTI hakkın olmayan bir hazzı tatmak yada ahkkın
olmayan bir makama gelmek için yani Z...İNA için seni güdüler, Motive eder.
3/13 de de bir ABARTI vardır. Ancak Kefere edenler tarafından yapılan bu abartı FAHİŞE
hükmünde olmaz. Çünkü kefere edenler hakkları olmayan bir hazzı tatmak için karşısındakileri iki
misli görmüyorlar. Bundan dolayı bu ayet FAHİŞE tanımlamamız için karşıt bir örnek olarak
getirilemez Ayrıca bu ayette kefere edenlerin yaptığı yada yaptırıldığı bu abartılı görüş için ''
FAHİŞE'' diye bir deyim yoktur
İnsan hayatı iniş ve çıkışlarla doludur: İnsan bazen hayata beklentilerine karşılık bulamazsa
hayal kığılığına uğrar. Bu özellikle MADDESEL yani variyetle ilgili bir beklentiyse ve bu beklenti
karşılanamamışsa bu şekilde ortaya çıkan hayal kırıklığına ''ve hiye haviyetün ala uruşuha yani
altı üstüne gelmiş ıssız duran bir Şehir'' denilir.
2/259, 18/42. Bu haleti ruhiyye de olan kişi her şeyden umudunu keser ve bir daha mevcut
durumunun asla düzelemeyeceği yâda düzeltilemeyeceği kanısını taşır bu şekildeki düşüncesini
2/259 da '' enna yuhyiy hazihilahü ba'de mevtiha '' deyimiyle ifade eder. Yani ben artık
mahvolmuşum beni Allah bile kurtaramaz şeklinde düşünür ve belli bir süre bu şekil üzere yaşar.
TAM bu yaşam şekline ve psikolojisine alışmışken Allah onu Miete âmin ile mevt eder. Yani
eksiksiz ve tam bir şekilde rızka boğar bu sürecte bütün işleri rast gider aldığı hazz dolayısıyla
kendini dış dünyadan soyutlar yani yaşatıldığı bolluk onu mevt yani üretemez hale getirir. Bu
bolluğun tadını iyice alıp kanıksadıktan sonra Allah onun bu zenginliğini yani NİMETLER içinde
olmasını yani ÂMİN konumunu bu kişide BEASE eder yani anlamlandırmasını sağlar. Ona bu
zenginliği yani verilen NİMETLERin bolluğu konumunda da ne kadar kaldın diye sorulur. Kişi
burada bir gün yâda bir günün birkaç saati der. Burada zaman dilimi kastedilmez. Kişinin sahip
edildiği bol nimetlerin yani MİETE ÂMİN nin yani YÜZSENE nin kişi tarafından kullanılabilen
kısmını yani RIZIKlanma kısmını verir.
İnsan sayısız nimetlere sahip olabilir. Ancak bunlar içinde kullanabilecekleri yani
RIZIKlanabilecekleri kısıtlıdır. 10 evin varsa ancak birinde oturabilirsin. 100 takım elbisen var
ancak birini giyebilirsin. Ancak insan Allah katında RIZIKlarıdan yani kullandıklarından değil
bundan daha ağır bir sorumluluk gerektiren NİMETlerden sorguya çekilecektir. 102/8. Şimdi
insana Allah 2/259 da MİETE ÂMİN kaldın der. Bu insana verilmiş olan NİMETleri simgeler. İnsan
ise aynı ayette hayır bir gün yâda bir günün yarısı kaldım der yani RIZIK ı işaret eder.
Bir gün yâda günün bir kaç saati kalma mevzusu 23/113 18/19’da da geçer bu iki ayet MİSİL
yazılım türünden muteşabihleşir Bu iki ayette Allah sadece Rızıklaşmayı kasteder 23/114 de
verilen cevaba dikkat ediniz ''İN lebistüm illa kaliylen'' az bir süre kaldınız denilmektedir. Oysa
2/259 da allah MİETE ÂMİN demişti 23/114 deki ''in lebistum illa kaliylen'' deyiminin misil yazılımı
17/52 dedir. Yani Allah 2/259 da ilk etapta karamsar olan kuluna NİMET vermiş ve bunu MİETE
ÂMİN cinsinden ifade etmiştir. Bunun sorumluluğu ağırdır.
Kişi Beni RIZIKTAN sorumlu tut dercesine ben bir gün yâda günün bir kaç saati kaldım diyor.
Allah 23/113 ve 18/19’dakileri SADECE RIZIKTAN sual edeceğini ve dolayısıyla bunların
sorumluluklarının 2/259 daki adamdan daha hafif olacağını belirtiyor. Bu iki ayetin de muhatapları
Müslümanlardır Ancak 23/113 tekiler Müslüman olarak 23/102, 103 teki tartılara girmişler ancak
Fedakârlık amelleri yani ihsan amellerinden kaybetmişler ve Müslümanlıkları iptal edilip
cehenneme gönderilecekler. Biz bu kısmı şimdilik ES geçip 18/19 daki cennetliklere bakalım.
Bu gurup KEHF e sığınarak RAKAMlanmışlar Ama 23/113 tekiler KEHFe sığınmamışlar ve
dolayısıyla da RAKAMlanamamışlar. Ama ikisinin de ortak tarafı şu anda muminler olarak bizi
ilgilendiriyor. O da ŞU; her iki grupta RIZIKla yetinmiş NİMETe tevessül etmemiş. 23/113 tekiler
102/8 deki NİMET sınavını geçmişler ancak ELİYMAN tartısında çuvallamışlar. İşte Allah 2/259
da bize şunu söylüyor. Eğer ciddi bir sıkıntıya maruz kalırsanız MİETE ÂMİN e yani bol nimete
yani RAHATLIĞA talip olmayın. ASGARİYE yani RIZKa talip olun Böylelikle Nimetten sorgunuz
kolay olur. Ama MİETE AMİNe talip olup ta beni RIZIKtan sorguya çek demeyin Bunu
yapmayacağım demektedir.
19 mucizesi nin 36/1 de geçen YA SİYN deyimi ile eşleşmesi: başka bir deyişle YA SİYN ne
demektir? Kuranilmini anlamada hayatımızdaki yeri nedir? bunun 19 ile alakası nedir?
Ya siyn hesabı.
Ya siyn hesabı. 1 ...ُاَل ُت ْبقِي َواَل َت َذر.lam-12.elif3.te4.be5.kaf,-26.ye-37.vav-48.lam-
59.elif10.te11.zel12.ra 1 اح ٌة لِّ ْل َب َش ِر َ لَ َّو.lam-62.vav-73.vav -84.elif5.ha6.lam-97.lam-108.be9.şın-
1110..ra 1 َعلَ ْي َها تِسْ َع َة َع َش َر.ayın-122.lam.-133.ye---144.he--155.elif6.te8.sin--169.ayın-1710.te11.ayın-
1812.şın-1913.ra YA SİYN..! Diğer adıyla 19 kuralını tanımlayalım ;Bildiğiniz üzere arap alfabesi elif ile
başlar ya ile biter..Alfabenin tam ortasında siyn denilen bir harf daha vardır.Bu harf alfabeyi böler.Yani
ELİF ile SİYN arasında kalanlar => Bu 1.ci guruptur..SİYN ile YA arasında kalanlar => Bu 2.ci
guruptur..KİTAPTA anlaşılması istenilen bir ayeti oluşturan harflerin YA ile SİYN arasındaki toplamı (ya ,
siyn dahil) aynı ayet içindeki ELİF ile SİYN (siyn hariç) arasındaki harflerin toplamından ENAZ BİR
FAZLA ise bu ayette “ya siyn” kuralı , diğer adıyla 19 kuralı çalışmaktadır denilir. Örnekler ; 1) 74/28-29-
30`da SEKAR denilen unsurun içeriğinden bahsedilir..Bu üç ayetin Sekarın içeriği hakkıda bilgi verdiğini
göreceksiniz.. İŞTE bu 3 ayette YA SİYN arası harflerin toplamı hem 19`dur ve hemde ELİF-SİYN
harfleri toplamından enaz bir fazladır..! Bir ayet içinde ya siyn oranının fazla olması demek o ayete arapça
manasının yanısıra bu manayla çelişmeyen ve uyum içinde çalışacak ikinci bir mananın eklenmesini
gerekli kılar..! Bu manaya DUBUR (arka plan) manası , yapılan işleme TEDEBBUR , doğru mananın
(Kuran) bu şekille elde edilmiş haline ise YETEDEBBERUNELKURANE => 4/82,47/24 denilir.
YUNUS /1 . AYET İLK DERSİMİZ
*ELİF-LAM-RA TİLKE AYATÜLKİTABİL HAKİM *
ELİF-LAM-RA
Kelime ilminin kilometre taşlarından olan hurufu mukattalardan özellikle beş tanesi Kitabı Kuran’a
dönüştürme işleminde önemli rol oynarlar .Bunlar;elif-lam-mim,elif-lam-ra,elif-lam-mim-ra,elif-lam-mim-
sad ve diğer adı 19 olan ya-sin’dir.Kitabın Kuran’a dönüşmesi aşamasında Allah’ın belirlediği sistem
dahilinde devreye girecek olan tekniklerin bütününe de Elif-Lam-Ra denir..Elif-lam-ra müteşabih diğer
teknik parçalar ise teşabehedir,teşabehelerin içinde elif-lam-ra da vardır..
Dubur ilminin mihenk taşları olan bu hurufu mukattalar dan( 36/1)YA-SİN de zahir anlam ve dubur anlam
beraber çalışır,dubur anlam yüklemeye buradan başlarız. Bildiğiniz üzere arap alfabesi elif ile başlar ya ile
biter..Alfabenin tam ortasında siyn denilen bir harf daha vardır.Bu harf alfabeyi böler.Yani ELİF ile SİYN
arasında kalanlar => Bu 1.ci guruptur..SİYN ile YA arasında kalanlar => Bu 2.ci guruptur..KİTAPTA
anlaşılması istenilen bir ayeti oluşturan harflerin YA ile SİYN arasındaki toplamı (ya , siyn dahil) aynı ayet
içindeki ELİF ile SİYN (siyn hariç) arasındaki harflerin toplamından ENAZ BİR FAZLA ise bu ayette “ya
siyn” kuralı , diğer adıyla 19 kuralı çalışmaktadır denilir.”Sekar” ya-sin aralığındadır…
Elif-lam-mim (2/1-29/1)yazılımında deyimin arapça lisani manası da kalır ancak deyime ağırlıklı olarak
dubur anlam verilir.”Elmuttakine” bu dizilimdendir.
Elif-lam-ra(10/1)yazılımında dubur anlam düşünülür ,zahir anlamı içine alabilir veya dışında
tutabilir.Örneğin ;karpuz alacaksınız dışı beyaz ,satıcı kesmece satıyor ve kesiyor ,bir bakıyorsunuz ki içi
kan kırmızı ,bu ya-sin’dir…Yolda bir adam görüyorsunuz perişan bir vaziyette ve acıyıp yardım
ediyorsunuz,biraz inceleyince o kadar da kötü durumda olmadığını anlıyorsunuz ,bu da elif-lam-ra
‘dır.Elbahr bu yazılım türündendir.
Elif-lam-mim-ra (13/1)Yalnızca dubur anlam düşünülür zahir anlam düşünülemez.”Elhamr” bu yazılım
türündendir.
Elif-lam-mim-sad (7/1)Sadece dubur anlam düşünülür…”Elmusallin” bu dizilimdendir..
Elbahr’in arapça anlamı Deniz demektir,ancak bu anlamı kitabın içinde Bahr geçen her yere yerleştirin
bakalım Deniz anlamı oturacak mı?...Oturmayacak çünkü Bahr Elif-lam-ra yazılımlı onun için zahir anlamı
içinde barındırsa da deyim daha çok dubur anlam konuşacak.10/22de *Hüvellezi yüseyyiruküm filberri
velbahri…..*sizi kara da ve deniz de gezdiren odur…..Peki bizi hava da gezdiren kimdir?Allah diyemeyiz
çünkü kitapta buna delil yoktur.Allah’ın izni olmadan bir şey olmazsa ve O hep yanımızdaysa 10/22 ye
göre havadayken neden yanımızda değil?..Bu ayetten havayı da anlamalısın diyenlere soralım,iyi de sadece
kara ya da deniz yazsaydı o zaman ,hem deniz hem kara yazıyor da neden hava yazmıyor..?.Cevap olarak o
zaman hava aracı yoktu gibi saçma sapan bir cümlenin de tek cevabı olabilir,”Bu kitap sadece o çağa mı
hitap ediyor hani bu kitap evrenseldi”……. Buradaki can alıcı nokta Elberr ve Elbahr elif-lam-ra
yazılımıdır ve dubur anlam içermektedir ,arapça anlamı içine alabilir de dışında tutabilir de…Allah bu
kitabın içine ilim yerleştirdiğini ve kitabı ilimle tafsilatlandırdığını söyler,(7/52) …*…fassalnahu ala ilmin
hüden ve rahmeten..*Bu ilmin adı nedir?Bu ilmin adı hurufu mukattaların da içinde olduğu dubur
ilmidir.Allah Kuran’ın anlaşılmasını hiç kimsenin keyfine ve tekeline bırakmamıştır.Allah kitabını ancak
içimizdeki resul melekelere verir.Bütün peygamberlere kitap verilir yani hayatın kendisi ve onu okuma
yetisi.Kitabı Kuran’a Muhammed,Tevrat’a ise Musa dönüştürür.Bu “kitaben müteşabihen mesaniye
“dir.Zahir ile Dubur anlamın ,İlim ile İmanın beraber çalışmasıdır.39/23.. “kitaben müteşabihen
mesaniye”ve “ahsenel hadis”de ya-sin oranı yüksek…Mesani;İki şeyin eşgüdümlü,senkronize
çalışmasıdır.Buna ya-sin aynı zamanda 19 mucizesi denir..19 mucizesinin zahir anlamının peşinde
koşanların kalbinde marad vardır,çünkü şekle itibar ederler..
Önemli olan manasıdır..74/35*inneha leihdel küber*”O büyüklerden biridir”diyor 19 için…..O zaman şu
soru sorulmalı ,diğer büyükler nedir?..ELKÜBER ;ELİF-LAM-RA yazılımıdır.Bunun iki anlamı
var,BÜYÜKLERİN TAMAMINA ELİF-LAM-RA denir.O halde 19 (ya-sin)elif-lam-ra ‘dan bir
parçadır.Diğer parçalar ise elif-lam-mim,elif-lam-ra,elif lam-mim-ra,elif –lam-mim -sad’dır..Bu beşli 74/35
deki “ELKÜBER” büyüklerdir…”Beş “ ise anlam olarak mananın kendisini dışa vurmasını verecek….
Dubur ilmine giriş için sorgulama çok önemlidir…Kuran mübindir evet Kuran’sa, ayete hayatında yer
buldurabiliyorsan Kuran mübindir.Peki *kul huvallahu ehad *derken kişi ne okumuş olur?Kuran mı ,hayır
kitap okumuş olur.Allah ehad’dir diyor ,neden Vahid değil.Allah’tan bahsediyor ,iyi de benim 24 saatimde
bu ayetle yapacağım fiiliyat nedir?..Sorular böyle başlar…Soruların cevapları da 1-Makul ve mantıklı 2-
Kitabın tümünde oturan anlamda 3-Evrensel ve güncel olmalıdır…6/115 şartlarını taşıyan mana
Kuran’dır..2/234.ayette ;”içinizde eşler bırakarak ölenler 4 ay 10 gün beklerler “ ne demek?..Bunda zahir
anlam gözetmek ne kadar doğru ve ne kadar akıllıca olabilir..
16/92de “bir ümmet diğerinden daha ribalı diye yeminlerinizi bozmayın” diyor 2/276 da Allah
ribayı(ribanızı değil!) imha eder”yemhakullahur riba” derken hemen yanındaki ibare de “ve
yürbissadakati” imha edeceğini söylediği riba ile sadakayı artıracağını söylüyor..Ribalanan sadakalar ne
olacak ,imha olacak tabi ki …Büyük komedi ,doluya koysak olmuyor ,boşa koysak dolmuyor….Allah
başka bir artırma fiili kullansaydı mesela KESİR veya ZİYADE gibi…..Allah özellikle Riba ‘yı kullanıyor,
çünkü burada öyle bir anlam var ki elif-lam-ra ve dubur anlam ,yoksa 2/275 deki haram olan riba 16/92 de
nasıl helal olur?...Herhangi bir kişinin zaafından faydalanarak menfaat elde etmeye RİBA denir..İşte bu
anlama elif-lam-ra ile ulaşılır.Bu anlam değil hayatında hiç banka ve tefeci ile işi olmayan insanın ,
dağdaki çobanın bile hayatında yer bulmuştur..Sadakat ile sahibine bağlı olan köpeğini bir hiç yüzünden
döven çoban da günlük yaşamında Riba ile tanışmış demektir…Kışa girerken vatandaşın mecburiyetinden
faydalanan devletin doğalgaza zam yapması ,devletin açığından faydalanan vatandaşın vergi kaçırması hep
Riba’dır…
On gece ne demek ,benim hayatımın neresinde bu 10 gece ,Allah niye 10 geceye yemin ediyor.Kuran niye
Kadir gecesi indirildi,gündüz indirilse olmaz mıydı ?..Tüm bunların cevabını isteyenler deyimin kasdettiği
manayı bulmak için 6/115 kapsamında kalarak fedakarlık derecesinde efor sarfedecekler ,Elmutahharun
olacaklar(zeker,nisa,ünsa,rical dörtlüsü ile) ve Allah’ın lütfetmesi ile günlük yaşantılarının herhangi bir
anında bu anlamı alacaklardır.Leyl’lin konsantrasyon ,10 gecenin kişinin düşündüğü şeyi bulduğunda
ondan menfaatlenmesi yani sonuca gitmesi demek olduğunu anlayacaklardır.Bu 10 gece de sürebilir,10 ay
da 10 sene de.
Kitabta mana veya ayetler veya isimler vb.., bunların şekli kısımlarına inanmak kabul etmek gibi bir şart
yok yani ededebilirsin etmeyedebilirsin.
Misal ; Musa asasını atıyor yılana dönüşüyor yutuyor falan. Ben bunu red ediyorum ? AMA Musanın
asasyı atıp yılana döünüşümünü MANA olarak hayatımda öğrenir ve yaşarsam, bu beni selamete götürür.
Bir insan olarak şunu deme hakkımız var ; bir takım insanların 300 sene mağarada kalması tabiatın
içeriğine aykırı bir durumdur. Tamam de, bunda hiçbir sakınca yok. AMA bir insanın 300 sene mağarada
kalması ve 9`a ziyade olmasını MANA olarak öğrenirsen bunun red edilmesinin zaten imkanı yok, çünki
hayatındadır ve günde birkaç kez bile bunu yaşayabilirsin..! İşte sen bunu kabul edersen ama şekli kısmını
RED edersen ALLAH seni bu kısmından sorumlu tutmayacaktır. Ne zamana kadar ? Böyle bir olay senin
karşına çıkıpta buna şahit olana kadar..!
Mana kısmına iman edildiğinde, onun şekli kısmının kişi tarafından sorulacağı ve kanıtının istenileceği gün
gelecektir..!
Allah içinde aynı durum geçerlidir. Allahta manadadır ve ameline yansır. Allah var yada yok ne yapacaksın
ki ? Sen dürüstmüsün, namuslumusun, ekolojik dengeye saygılımısın, işinde sağlamısın, şereflimisin,
insanlığa faydalımısın, fedakarmısın, paylaşımcımısın yani ortaya bir şey koyduğunda sen ve etrafındakiler
bundan faydalanıyormu ? Bütün mesele bunları algılamak ve yaşamaktır..! Allah yok desen ne yazar var
desen ne yazar ? Sen zaten ALLAHI bilmiş gibi bir yaşam sürüyorsun..!
Muhammed içinde aynı şey geçerli ! Düşünün, Muhammedin devrinde yaşıyorsunuz ve onun peygamber
olduğundan haberiniz yok. Ugandadaki adam içinde öyle, Brezilyadaki adam içinde öyle. Arkadaşlar,
Muhammedin şekli en önemli unsur olsaydı herkes onunla bir olmalıydı, yaşamalıydı. Ama böyle bir şey
söz konusu bile değil, akla ve mantığa aykırı bir durum. Muhammed ne diyor ; Allahı seviyorsanız bana
uyun ! Muhammed nerede ? Öldü..
Hey Allahım ya “ içinizdeyim diyor içinizde, fedakarlığa oynayın diyor hayatı”..!
Fedakarlığa Kuranda EL İMAN denilir. EL İMAN ihsan amellerine giderken, EL İLM bu amellerin
karşılığıdır.
Bir rivayet vardır hatırlarsınız ; içinde zerre kadar EL İMAN olan cennete girecektir. Buradaki EL İMAN`ı
İMAN olarak algılıyorlar :)
Arkadaşlar 3/31`i bir daha okuyun. Habbe yani sevmek fiilinin hem “TE” li çekimi var hemde “YE” li
çekimi var ayette.
3/31 ; “TUhibbunALLAHE”, “YUhbibkumULLAHU”.. Allah, kendisi için isterken TE`li istiyor, kendisi
seveceği zaman YE`liye çeviriyor. Müthiç bir İLM ve içerik var burada harika bir olay söz konusu..!
:(
Yani, TE`li çekimde bir yada birkaç kez yap yeterli. YE`li çekimde ise süreklilik var yani ALLAH SİZİ
SÜREKLİ SEVER..! Şimdi Allah`ın tanımını düşünün ve manayı koyun ortaya Hayattaki karşılığının
:)
ne olduğunu appppaçık görebileceksiniz. İşte, kalbinde zerre kadar EL İMAN bulunan kimse cehenneme
sokulmayacak. Ama bu EL İMAN bilinen iman değil..! Klasik anlaşılandaki gibi bir saçmalık asla söz
konusu olamaz. Ben Allaha inanıyorum, Muhammede inanıyorum demekle bu iş olmaz. İcraat olacak.
18/82 de ki DUVAR ve bunun altındaki HAZİNE ve bundan faydalanacak olan İKİ YETİYM in
kasteddiği mana ve hayatımızdaki yeri nedir?
Eğer çok güzel bir kadınsan ve çevrenin de sana bu güzelliğin doalyısıyla zarar vereceğini
düşünüyorsan kendini biraz çirkinleştir. Çok güzel bie MERCEDESin varsa ve çevrenin buna
zarar vereceğini düşünüyorsan mercedesini yıkatma bırak kirli görünsün. Eğer böyle davranırsan
18/ 71 ve 74.cü ayetleri hayatında yaşıyorsun demektir.
Eğer bu şekilde davrana davrana kendi güzelliğinden yada arabanın güzelliğinden kuşkuya düşüpte bu
güzellikleri yaşayamaman yada yeteri kadar yaşayamaman dolayısıyla bu güzellikler karşısında
YETİYMEYNİ hale gelirsen işte o zaman senin CİDARın yani duvarın İKAME edlir. Burada duvarı
yükseltilmesinden bahsedilmez. İKAME edilmesinden bahsedilir. YAni eski özgüvenine tekrar
kavuşturulursun. BAzen hayatta Bolluk içinde darlığı yaşarsın bunun sebebi de çevrenin yada seni
çekemeyenlerin sana vermesi muhtemel zararlarıdır. Kemal sunal metin akpınar zeki alasya nın Köyden
indim şehire filmini hatırla. Tarlalarında buldukları bizans altınlarını sadece kuyumcu olan hemşehrilere
(ALİ RIZA) bozdurmak ve bu şekilde yakayı ele vermemeye çalışıyorlardı. AMa bunun bu Süreçte
bedelini ağır ödediler. Hamallık yaptılar amelelik yaptılar hem de sırtlarında bir çuval altın olmalarına
rağmen. AMa güvenlikleri nedeniyle kimseye bozduramıyorlardı. İşte 18/82 nin de anlatmak istediği
budur. Ne zamanki güvenliğe eriştiler işte o zaman YETİMETNİ ĞULAMEYNİ konumundan kurtuldular.
AMA bu süreçte de TAKATlari, SABIRları yani kendi iç alemlerinde yaslandıkları duvarları neredeyse
yıkılacaktı. İşte onların bu süreçte artık resmen bittiği yani bıçağın kemiğe dayandığı konuma 18/82 de
''yeblüğa eşeddehüma '' denilir. İşte 18/77 de bu kişilere sahip oldukları ama KORUMA dolayısıyla bir
türlü kullanamadıkları zenginliklerine karşı olan YETİMEYNİ ĞULAMEYNİ konumları dolayısıyla
neredeyse yıkılmaya yüz tutmuş sabır ve tahammül güçlerinin İKAMESi anlatılır. Hayatta her sahip
olduğun güzelliği, ilmi , imkanı bazen hemen kullanmamalısın. Eğer bir tehlike varsa yada öyle
hissediyorsan bu durum geçinceye kadar bu güzelliğe karşı yetiymeyni(ya hiç faydalanamıyorsun yada
yeteri kadar faydalanamıyorsun) kalacağını bilsen bile sabretmelisin. Çünkü bunların KORUNMASI o
anda senin faydalanmandan daha önemlidir.
Bakınız bir PUMA bile avını yakalar. ama onu hemen yemez. Belki aylardır açtır. ama hemen yemez. Eğer
yemeye başlarsa çakallar saldırır ve onun elinden alır Onu güvenli bir ağaca taşır. işte onun yakaladığı bu
av karşısındaki O ANKİ konumuna ĞULAMEYNİ YETİMEYNİ denilir.
Özetle EY İNSAN: sahip olduğun güzelliklere yada hayırlara karşı BİRİNCİ vazifen önce onu korumaktır.
Önce GÜVENLİK olmalı sonra İSTİFADE olmalıdır. 18/71-82 arası anlatılan ve bize verilmek istenilen
mesaj budur.
7/40 da ''DEVENİN İĞNE DELİĞİNDEN GEÇMESİ '' cümlesiyle aslında kastedilen mana nedir?
hayatımızdaki yeri ve önemi nedir?
.Sevgili arkadaşlar:
kuranda ''DEVE'' deyimi başlıca 3 kavram olarak karşımıza çıkar. Bunlar İBİL,NAKAT ve CEMEL
dir. Tabii olarak aslında bu kavramlarla allah DEVEyi kastedmez.
İBİL denilen ''deve'' cinsi yaptığın bir işin sonucudur. Bu iyi de olabilir kötü de olabilir,
ve allah 88/17 de bir işin SONUCUNA dikkat etmemizi ister. Nitekim bu yaklaşım geleneğimizde ''
haticeye değil neticeye bak'' şeklinde bir haneknot şekilnde yer bulur.
NAKAT denilen ''deve'' cinsi ise bir işe başladığında yaptığın işin artık sana özel olması konumunu ve sen
bu işte iken birilerinin sana OLUMSUZ YÖNDE mudahil olunmaması konumunu ifade eder. 11/64.
NAKAT a asla kötü yada olumsuz şekilde mudahil olmamalısın.
CEMEL deyimi ise yaptığın işin SON halinin yani İBİL konumunun allah ta dahil olmak üzere
muhatablarının yaptığın bu işten MEMNUNİYYETLERİni ifade eder.
Eğer allahın huzuruna çıktığında allah yolunda bir kere dahi olsa ve bir katre dahi olsa allah yolunda hiç
sıkıntı çekmemişsen ancak buna karşılık bol hayr yapmışsan elbetteki bu hayırların allahı ve insanları
RAZI etmiştir ve onları MEMNUN bırakmıştır yani bunlarda CEMEL konumu oluşturmuştur. Ancak allah
yolunda sıkıntı çekmeden allahın huzuruna çıktığında senin bu sıkıntı çekmemişliğin 7/40 a göre '' İĞNE
DELİĞİ'' hükmüne girerken, allahı yaptığın hayırlarla memnun ederek allahta oluşturduğun memnuniyyet
''CEMEL '' hükmüne girecek ve yine 7/40 a göre bu CEMEL, İĞNE DELİĞİnden geçemediği sürece sana
cenneti kazandırtmayacaktır.
O halde EY MUSLUMAN: yaptığın HAYRlar elbetteki güzel ve allahı memnun eder. Ancak CENNETi
istiyorsan bu din için SIKINTI ve EZİYETi sırtlamalısın. Allah yolunda EZİYET ve SIKINTI ya Talip
olmamış yada olamamışsan istediğin kadar HAYR yap cennet yerine HAVANI alırsın.
El hamr demek İÇKİ demek değildir.HELAL YOLLU olmak kaydıyla Bir makama yada konuma
gelme çabası yada eğer makam yada konumda iseniz bu konumdan faydalanma çabasıdır.
Bunun Çoğulu HUMUR dur ve 24/31 de geçer. Aynı mana burada da geçerlidir. Bu ayette
muslumanın geleceği yada fayadalanacağı makam EL MUMİNİYN dir . Bir muslumanın allah
yolunda hizmet etmeye fedekarlık etmeye başlamasıyla geldiği yada getirildiği makama EL
MUMİNİYN denilir ki 24/30 ve 31 işte bu ünvanları muhatab alır. Meallaer bu iki ayetin baş
cümlelerini ''inanakadınlara'' yada '' Mumin kadınlara söyle'' şekilde başlatarak ayetin daha
başında hançeri ayetin kalbine saplıyorlar. Oysa MUMİN ayrı bir kavram EL MUMİNİYN ayrı bir
kavramdır. .
12 dakika önce · Beğen..Halil Ibrahim Ülgü Humurları CEYBinizin üzrerine VURUN derken
anlatılan şey ÖRTÜ yada başörtüülerinin göğüslerin üzerine alınması emredilmez. EL
MUMİNİYN MAKAMINDAN GÖRECEĞİNİZ FAYDA YADA MENFAATI SİZE BU EL MUMİNİYN
OLMA ÖZELLİĞİNİZ DOLAYISIYLA YÖNELTİLECEK KOMPLEMAN VE ÖVGÜLER in
ÜZERİNDE TUTUN. denilmektedir.
Çok güzel bir öğretmensiniz. Bu meslekten ekmek yiyorsunuz. yani EL HAMR sizin için
ÖĞRETMENLİK olmuş. dersinizi anlatırken yani ekmek yediğiniz işinizi canla başla yaparken bir
öğrenci parmak kaldırıp söz isteyip size ''hocam gözleriniz ne kadar güzel ''derse yada '' hocam
ders anlatma uslubunuz harika'' derse yada size başka komplemanlarda bulunursa bu öğrenciye
nasıl bir tavır takınmalısınız? işte burada takınmanız gereken tavır 24/31 de anlatılan ve
''örtülerini yakalarının üzerine vursunlar'' şekilde mealen çevirisi yapılan ve '' velyadribne
humuruhinne ala cuyubihinne'' şeklindeki ayewtin anlatmak istediğdir. ALLAH BUNLARIN
BELASINI VERSİN.
İSLAMI MAHVETTİLER MİLYONLARCA GENÇ KIZIN HAYALLERİYLE OYNADILAR. BU ÜLKE
YE 28 ŞUBATI YAŞATTIRDILAR MİLYARCA DOLAR KAYBEDİLDİ ÜLKENİN 50 YILLIK
GELECEĞİ ÇALINDI
Eğer bir makama gelmiş (HAMR) ve bu makamda kaldığın sürece insanların hayrına işler
yapmışsan(RABBE), günün birinde bu makamını kaybedersen yada bırakmak zorunda
bırakılırsan MERAK ETME;
Yaptığın güzel işler sana yaşadığın toplumda yada çevrende REFERANS olur ve kimbilir belki de
eski makamını sana tekrar kazandırır. Yüce allah bu konumumuzu Kuranda ''feyeskiy RABBEhu
HAMREN'' (12/41) olarak ifade eder. Burada '' efendisine şarap içirecek '' diye bir mana yoktur.
Diyelim ki böyle bir mana vardır. YAv hiç mi kafanız çalışmıyor allah 5/90 da HAMR için şeytanın
pis amellerindendir diyorsa 12/41 de en azından SU İÇİRECEK deseydi ne kaybedecekti. Ayrıca
adam efendisine ne zıkkım içirirse içirsin bunun Yusufun zindan kurtarılmasıyla ne alaksı var?
AMa HAMR deyimine doğru manayı verirseniz ÖYLE BİR ALAKASI VARKİİİİ !!!!.
Eğer bir Kitab`ın ortaya koyulan manası, İnsanın gelişimine ve hayatına entegre olmayacak
manalar içeriyorsa ; Ne o Kitab Allah`ın Kitabıdır, ne de o ALLAH benim Allah`ımdır.
İşte bu, işte bu , HAAARRRİİİKAAAA. Bizler işte bu allaha iman ediyoruz, 2/229 ve 230.cu
ayetlerde boşanan bir kadının tekrar kocasına dönmek istediğinde başka bir erkek tarafından
becerilmesi şartını getiren allaha değil.
2/230 da kastedilen mana: eğer biri size karşı bir yanlışı İLK DEFA yaparsa bunu KESİNLİKLE
bağışlamamız gerektiği anlatılır. Eğer aynı hata 2.ci kez yapılırsa işte bu noktada allah ''Bu adam bu
konuda kendisini düzeltinceye kadar ve senin de bu düzelmişliğe şahit olacağın ana kadar ben karışmam
ister bağışla ister bağışlama '' DER. Bu kadın için koca olabileceği gibi koca için de kadın olabilir
Sokaktaki herhangi biri olabilir. Tarafına yapılan yada tarafından yapılan ilk hatalar kesinlikle
bağışlanmalıdır. Ancak Hataların devamı gelirse allah bağışlanma farziyetini ortadan ya tam olarak kaldırır
yada askıya alır.
EL HAMR deyiminin yazımındaki harf dizilimine dikkat ediniz ve elif lam mim ra olduğuna şahit
olunuz. El hamr demek İÇKİ demek değildir.HELAL YOLLU olmak kaydıyla Bir makama yada
konuma gelme çabası yada eğer makam yada konumda iseniz bu konumdan faydalanma
çabasıdır. EL HAMR helaldir arkadaşlar HARAM değildir. ama bu iki durumu da yaparken işin
içine yada sürecin içine yavşaklık yalakalık dalkavukluk karşındakine zarar verme yada
karşındakine fiziksel zarar verme eklerseniz bu durumda bu makam yada makamdan
menfaatlenmeniz size haram olur. Toplumda böyle insan çok var. bir makama gelmiş ama adam
yalakanın teki , işte bu adamların yaptığı işe 5/90 da allah ''ricsün min amelişşeytani'' der. O
halde eğer alın teri ile aslanlar gibi mir makam ve konuma geleceğiz kimsenin elini eteğini
öpmeyeceğiz yani kimseye eyvallahımız olmayacak. İşte 5/90 nın anlattığı bu.
Peki sarhoşluk verici içki kuranda haram kılınmışmı? HAYIR arkadaşlar hayır. Allah bununla
uğraşmaz. bunu rabbilalemiyn yasaklarsa yasakla ki bunu da 4/43 ruhsatlandırmıştır. akşam eve
viski getirdin Özel bir gün için hanımınla 40 yılın başında birer kadeh içtiniz O kadar. sarhoş
olmadınız. Buna ne allah ne kuran ne de rabbilalemiyn mudahale eder. Ama zıvanadan çıkar da
kendinizi dağıtırsanız işte o zaman bunu size allah değil rabbilalemiyn haram kılar. Bu da zaten
kişiden kişiye değişir.Bizler insanlara İÇKİİÇİN demiyoruz, İÇMEYİN de demiyoruz. İsteyen içer
isteyen içmez. Lakin içen için sınırlama getirilir ki bu da 4/43 tedir. Elbetteki alkol içmek zararlıdır
yada zararlı olabilir, ama buna KESİN HARAM diyecek bir ayet yoktur.
24/33..vemen yukrihhunne fe-innallâhe min ba’di ikrâhihinne ġafûrun rahîmun..(ağıda ayetin tevili
var. şimdi ayetin son bölümünde İKRAH ın hünneden,hinne dönüşümümü anlatılmaktdır?)
Arkadaşlar 24/33 ü işleyelim:24/33: bir insan herhangi bir olay yada konuma mudahil olacaksa bu
konuyla ilgili yeterli bir fikir yada altyapıya sahip olması gerekir. Eğer konuşulan konu yada
konumla bir entegrasyon yapabilecek kadar bir alt yapısı yoksa kişinin İFFETLİ davranması
istenilir. Yani bilmediği şeye mudahil olmaması istenilir. Bu duruma ''velyestafifelleziyne la yecidune
nikahan'' denilir. İFFET deyimi kuranda bizim bildiğimiz NAMUS manasında kullanılmaz. Bilmediğin
yada seni alakadar etmeyen şeylere Burnunu SOKMAMA durumuna İffetli olma denilir. eğer bir kunu
hakkında yeterli bir bilgin olmuşsa veya artık bir konu seni ilgilendirmeye başlamışsa bu durumuna
''allahın seni fazlından zengin etmesi '' yani ''YUĞNİYEHUMULLAHİ MİN FADLİHİ '' DENİLİR. ancak
doğr...uluğundan emin olmadığını belirtmen kaydıyla bir fikir ortaya attığında bunun tuttuğunu görürsen
yani doğru olduğu sana yada ortama belli olursa işte bu durumunu da ''velleziyne yebteğunelkitabe mimma
meleket eymaniküm fekatibihüm in alimtüm hayren '' denilir. Bundan sonra yapılacak olan şey artık ilk
başlarda doğruluğundan emin olmadan ortya attığın ancak süreç içinde tutarlılığına kanaat getirilen bu fikir
yada projeye artık hakkını vermen yada hakkının verilmesidir Yani insanların buna 4 elle sarılmasıdır: bu
duruma da ''ve atahüm min ma lillahilleziy ataküm '' denilir.
24/33 den devam edelim: eğer ortaya attığın ve doğruluğundan emin olmadığını belirttiğin bu fikir yada
projeye senin FETAn denilir ve bunu BAĞA üzere yani zorlama ile kabul etmeye yada ettirmeye çalışırsan
bu durumda 24/33 te zikredilen ''ve la tukrihu feteyatiküm alaelbiğai in eradne tehusunen litebteğu
aradnelhayateddünya '' denilir. Bir insanın kendisine ait olan fikir yada projesine yada danışma gurubuna
yada karısına vs. bu kişinin FETA sı denilir. 18/60,12/43,18/22,18/62.
meallerin HEPSİ YANLIŞ. Allahın kitabı TEDRİSAT yapılarak alleme edilir yada Ettirilkir. 3/79. Bu şekil
üzre di,n öğrenen yada öğretenlere de RABBANİYYUN denilir.
SAFF 14 - HAVARİ HURİ - ENSARALLAH
İsa, diyalog melekemizdir. Bir insan, hak ve hakikati söylediğinde ona hükmeden melekeye İSA
denilir, o hükmederken ağzından çıkan her kelime ise İSANIN HAVARİSİ hükmüne geçer. Yani,
sen bir konu hakkında doğruyu söylüyorsan sana bunu söylettiren melekeye İSA, ağzından çıkan
her kelimeye ise İSANIN HAVARİSİ denilir.
Şimdi, 61/14`te “Ya eyyuhallezine amenu kunuuuu ensarallahi” diye bir ibare geçer. Bir fiilin
uzatmalı çekilmesi demek, o esnada İHSAN AMELİNİN yapılması demektir.
O halde, herhangi bir insan, doğruyu söyleme, doğruyu söyleme uğrunda canını vermeyi yada
bunun için fedakarlıklarda bulunmayı göze almışsa, bu doğrultuda 61/14`ün muhatabı olacaktır..!
Kitabta, ALLAH lafzı ile birleşik olarak geçen başlıca 3 tane pozitif unvan vardır, bunlar ;
ensarallah, evliyaullah (yunus suresi) ve enbiyaullah (bakara suresi)`tır.
Bir insan, hak ve hakikati söyleme noktasında kendi vücudunu İsa`ya teslim ederse, bunu
yaparkende büyük fedakarlıkları göze alırsa yani kafam kopsada yalan söylemem diyorsun, işte
bu kişi ENSARULLAH olur. Bu noktada İsa, Muhammed ile birleşerek bu kişiyi Makamen
Mahmuden ünvanına taşır. Bu yüzdende İsa, 61/6`da kendisini şöyle tanımlar ; ey İsrail oğulları,
ben hepinize gönderilen Resulullahım ve benden sonra gelecek olan ismi ahmed olan bir
resulünde müjdeleyicisiyim der. 2 VE kuralı devreye girdiği zaman burada, İsa a.s kendisinden
sonra gelecek olan Resulü kendisinede entegre edecektir ve böylece İsa-Muhammed
birleşkesinin tanımı olacaktır 61/6. İşte 61/14`te bunun mekanizması açıklanmaktadır.
“kema kale isebnu meryeme lil havariyyine men ensariiiii ilallah” yine çekim mevcut. O halde bir
insan, doğruyu söyleme uğruna eğer, canını malını, büyük fedakarlıkları göz önüne alabiliyorsa,
bunları kaybetmeyi göze alıyorsa bu noktada 61/14 devreye giriyor fakat bunu herkes yapamaz,
bir takım beni İsrail buna iman edecektir bir takım beni israilde bunu kefere edecektir (fe amenet
taifetun min beni israile ve keferet taifetun).
Beni İsrail, bulunduğu en son konum itibari ile başlangıç konumuna göre ilerleme kaydeden
kişidir.
Eğer Beni İsrail bunu yaparsa yani İsa üzerinden Muhammed ile buluşabilirse, bu noktada
Allahtan yardım alacaktır.
İsanın içindede iki tür Beni İsrail duygusu vardır. Bunlardan biri “amaaaan boşver diyen duygu”
çünki ilerlemeni istemiyor, ikincisi ise seni kamçılayan “doğruyu söyle ne olursa olsun” diyen
duygudur. Bu yüzdende biz Kuranda BENİ İSRAİL`i tanımlarken 3 kademeye ayırdık ; iyi olan,
kötü olan, daha kötü olan. İyi olanı her zaman için ilerler ve ilerletir, kötü olanı olduğu yerde durur
ve durdurur, daha kötü olanı ise gerisin geriye götürür ve götürtür. İşte SAMİRİ denilen şeyde
burada devreye giriyor, dahada geriye dahada aşağıya..!
Şimdi, 61/14`te bize anlatılan şey neymiş ; Muhammedin İsa ile birleşmesi. Muhammed nedir, İsa
nedir bunlara düzgün anlam ver, doğruyu konuşma uğruna neyi kaybedeceksen onu göze al ve
bunu YAP..! Sonunda muhakkak kazanacaksın.
61/6`da İsa, Resulullahım ve benden sonra gelecek resul ahmedin müjdeleyicisiyim der. Bu
AHMED`in içerisinde kendiside var 2 VE kuralı devreye girdiği için. Eğer 2 VE kuralı çalışmazsa,
İsadan sonra gelen peygamber adı Muhammedtir. Muhammed ayrı bir isimdir, Ahmed ayrı bir
isimdir. Ahmed bir yerde geçer orasıda burasıdır ve çelişir. AMA Muhammedin içerisine İsa`yıda
sokarsan, bu noktada Muhammed isim olarak değişikliğe uğrayacaktır ve buraya AHMED
kelimesinin getirilmesi mantıklı hale gelir. Kitabta hiçbir yerde Muhammedin ismi AHMED olarak
geçmez. AHMED, 17/79`da anlatılan Mahmud ile aynı fiilden türer. Makamen Mahmuden de
budur işte.
Makamen Mahmudene 4 resul ile ulaşılır ve bunlara ULUL AZM resuller denilir. Bunlar, Musa İsa
İbrahim ve Nuh`tur. Bu 4 resul üzerinden Muhammed birleştirilir ve son gelinecek makamada
MAKAMEN MAHMUDEN denilir.
61/14`te anlatılan İsanın havarileride, seninle aynı fikirde olan sözlerdir. Ağzından çıkacak olan
söz bile senin HAVARİN olur.
Senin bana kıymet verdiğin gibi bende sana kıymet veriyorsam, bu noktada sen benim bende
senin VELİn olurum. AMA ben sana çok kıymet ve değer verirken sen bana daha az kıymet yada
değer veriyorsan, bu noktada ben sana VELİ olurken sen bana HAVARİ olursun.
Allah, doğruyu söyleme noktasında sadece EVLİYA olmayı hedef olarak belirlememiştir, bunun
bir altınıda almıştır hedef olarak, buda HAVARİ olmadır.
Bunun anlamı şu ; sen, içindeki İsa`ya kendini teslim ettiğinde, velevki cümleler ağzından
çıkarken korku dolayısı ile, başka başka sebepler dolayısı ile İsa`ya olan aşkın nispetinde
olmayabilir o cümlelerin çıkışı, çünki ölüm korkusu var. AMA her halükarda doğruyu
söyleyebiliyorsan burada o noktada kurtulursun, ALLAH ona bakmaz.
Yani burada havari değilde evliya deseydi, hissiyatından geçenin dışarıya karşı çatır çatır
konuşulması icab edecekti. AMA insan konuşurken bazı şeyleri kaybedeceğini bildiği için yada
düşündüğü için, kaçamakta konuşabilecektir. Doğruyu söyleyeceksin ama korka korka,
cümlelerin üstünü örte örte. İşte Allahta bunu bildiği için, merhametlilerin en merhametlisi olduğu
için, bunu söyleme noktasında EVLİYA`yı değilde HAVARİ`yi getiriyor..! Şimdi, evliya ile havari
bir olurmu ?
İçinden geldiği gibi konuşursan EVLİYA olursun, bunun aynısını düşünerek ama farklı şekilde
ifade ederek konuşursan HAVARİ-HURİ olursun.
İşte bu yüzdende 61/14`te Allah biliyor ki, bir insan hak ve hakikati konuşurken ölümle tehtid
edilebilir yada variyetinde kayıplar olabilecek şekilde kendisine yaklaşılabilir. Böyle oluncada
bizim söylevlerimizin hissiyatımızdaki ateşle aynı frekansta olamayacağı için İSA yanında
HAVARİ kullanıyor Bu yüzden İSANIN HAVARİLERİ denilir. Misal, neden Muhammedin
:)
havarileri yok ? Yada diğer resullerin havarileri yok ? ÇÜNKİ İSA “HAK VE HAKİKATİ SÖYLER,
İSA OLANI SÖYLER”. Herkes hak ve hakikatin yanında olduğunu söyler, hak ve hakikatin
söylenmesi gerektiğini söyler AMA hayat insanı bazen öyle konuma sokar kiii, içindeki hak ve
hakikati söyleme yada söyletme duygusu SENİN SÖZLERİNE TAM OLARAK YANSIMAZ..!
Yansırsa zaten EVLİYA olursun.
EVLİYA kavramı sadece Allah ve iman edenler için kullanılmaz. Kefere edenlerde birbirinin
evliyasıdır denilir.
ÖZETLE ; 61/14`te senin söylemiş olduğun söz ve içindeki hissiyat arasındaki ilişkiden
bahsedilir..! İnsanın içindeki hissiyata, bu hissiyatı tarif etmek için kullanılan cümleler HAVARİ
olur..
73/9 ( I )
RABBÜLMEŞRİKI VELMAĞRİBİ
Sevgili Dostlar
Tüm deyimler gibi'' RABBÜ'' deyimi de bizim bir nevi hisiyatımızı tanımlar. Yaşadığımız hayatta
Güzellik ve hayr adına şahit olduğumuz her şeyin kafamıza yatması düşünce sistemlerimizde yer
bulması ile bu hayr ve güzelliklere RABBÜ denilir.
EL MEŞRİK deyiminin lisani arabi manası ''DOĞU'' demektir. Ancak Kurani manası Bir işin
yapılımı yada yapılımının başlangıcı esnasındaki İŞTAHımızı tarif eder.
3 gün boyunca aç kalan bir adamı sofraya oturttuğunuzda yemeklere acaip bir şekilde saldırır değil mi? İşte
ona bu iştahı telkin eden hissiyata EL MEŞRİK yani ''DOĞU'' denilir.
EL MAĞRİB deyiminin lisani arabi manası ''BATI'' demektir Ancak Kurani manası bir işin yapılımı esnası
yada sonrasında bu İŞTAHın artık son bulmaya başlamasını tarif eder
3 gün boyunca aç kalan bir adamı sofraya oturttuğunuzda yemekleri de yedikten sonra yavaş yavaş hızı
kesilir değil mi? Karnı iyice doyduktan sonra daha bu adamın önüne KUZU KIZARTAMSI bile koysanız
bu adamın canı istemez. İşte bu durumda ona hükmeden hissiyata EL MAĞRİB denilir.
Sevgili dostlar.
Bir insanın FEDEKARLIK yapma isteği kafaya çok zor yatan bir istektir. Ve buna ilk etapta iştahlanan bu
insanın bu iştahı fazla uzun sürmez. Çünkü rızayı ilahi için nefsine ağır gelen bir eylem yada söylemde
bulunmayı kafasına koymuştur: işte bunun yapılımının kafamıızda uzun süreli kalamayacağını bilen
Rabbilalaemiyn bizlere ait bu hissiyatı 73/9 da '' Rabbülmeşriki vel mağribi'' şeklinde ifade etmiştir.
LİLLAHİLMEŞRİKU VELMAĞRİBU
''DOĞU DA BATI DA ALLAHINDIR''
SORU:
Peki KUZEY ve GÜNEY yönleri KİMİN? eğer Allahın ise Kitapta bu yönlere niye sahiplenmemiş de
sadece DOĞU ya ve BATI ya sahiplenmiş?
Sevgili Dostlar.
Kuranilmi bir HİSSİYAT ilmidir. YÖNler üzerinden bile bizim aslında bir nevi hissiyatımız tarif edilir.
Yoksa allahın doğuyla , batıyla ,kuzeyle ,güneyle hatta kuzey doğu ,kuzeybatı güneydoğu , güneybatı ile işi
olmaz,
Peki bu iki ayette bize ait olan hangi tür hissiyattan bahsedilmektedir ? şimdi ona bakalım:
Kuranilminde EL MEŞRİK deyimi ''DOĞU''' anlamında değildir. Bir insanın bir işi yapma esnasındaki
İŞTAHının ZİRVE noktasını tarif eder.
EL MAĞRİB deyimi ise ''BATI '' anlamında değildir. Bir insanın bir işi yapma esnasında İŞTAHının
''SÖNÜK'' noktasını ifade eder.
Deyim Lillahilmeşriki velmağribu olunca Tamlamalardsan sonra gelen VELLİ ibarelerin tamlamaya dahil
edilmesi kuralı çalıştırılır. Buna göre:
Bir insan bir hayr ve fedekarlık yapmaya İŞTAHLA niyet ederse ancak Ortamdaki şartlar dolayısıyla bu
İŞTAH ı SÖNMESine rağmen yine de Bu HAYR veya FEDEKARlığı yaparsa Bu durum Rabbilalaemiyn
nin LİLLAHİye tekvirini hızlandıracak bir amel hükmüne girecektir
El Meşrik deyimi Cümleden de görüleceği üzere LİLLAHİ ile tamlama oluşturmuştur. yani deyim
LİLLAHİLMEŞRİK şeklinde yazılımıştır. LİLLAHİ deyimine bu şekilde TAMLAMA olan bir yapı daha
vardır ki burası 7/180 dir. Burada da LİLLAHİLESMAÜLHÜSNA şeklinde geçer.
LİLLAHİ nin 99 esmaülhüsnası vardır. Kuranilmşinde 99 rakamı seni batırmak yada kurtarmak için açığını
bekleme hissiyatını tarif eder. Bunlardan İLKİNİ düşmanların ikincisini ise dostların bekler.
Eğer sen LİLLAHİLMEŞRİKU VELMAĞRİBU hissiyatına göre amel edersen Allah da seni batırmak için
fırsat kolllayan düşmanlarına kendisine ait 99 esmaülhüsnasıyla bu fırsatı vermeyecektir. İşte bir insan
''yarabbi düşmanlarıma açığını gösterme , onlara fırsat verme'' dediğinde 7/180 nin içerğini yapmış olur.
Allah ta '' tamam ey kulum. Ben onlara fırsat vermem. Ama sen de hayr ve fedekarlık yaparken bu amaç
için bir kaç olumsuzluklarla karşılaştığnda hemen sukoyuverme hemen vazgeçme '' DER.
Kim ki MÜSLÜMAN olmasına EK olarak FEDEKARLIĞA dayalı bir yaşam sürerse ona cennetin
kapıları açılır. Kim ki Musluman olmamasına rağmen FEDEKARLIK Yaparken ÖLÜRSE Bu kişi
MAKAMEN MAHMUDEN yoluyla cennete dahil edlir. Tüm günahları bağışlanır kimin hakkını
yemişse Allah bu kişi adına alacaklıya kendi mulkünden verir.
Bizler,KAFİR olduğuna şahit ettğimiz insanları bile dışlamayız. Çünkü hayatlarının bir döneminde
MAKAMEN MAHMUDEN fırsatı bunlara verilebilir. KAFİR,MUNAFIK,FASIK,ZALİM olduklarını
bilsek bile hiç bir insanı ötekileştirmeyiz. Sadece DİN konuşmayız.
Kimin ne olacağı belli olmaz...
Celaddin-i Rumi, Mesnevî-i Manevi’de şöyle diyor: “ Kur’ân-ı Kerim âyât-ı mübîndir. Sen Kur’ân-ı
Kerim’i tefsire kalkışıyorsun, en önce kendini tefsir et ...
Sen, Kur’ân-ı Kerim’in manasını anlayacak şekilde sadrını temizle / kalbini temizle/gereken
ihsan-fedakarlık amellerini istikrarli bir şekilde yap. Bu şekilde kendini ve itikadını düzelttiğinde,
Allah zaten o manayı senin sadrına/kalbine indirir. Çünkü ayetler mübindir... ” diyor.
Bir şey daha söylüyor: “Aynı içi açılmamış kamış gibi sana nefes geliyor ama küt diye tıkanıyor. İleriye
gitmiyor o nefes. Ses vermiyor. Mağrifeti hak olarak zuhur etmiyor; ahlak olarak zuhur etmiyor.” diyor.
...
“Lâ yemessuhû illel mutahherûn” VÂKIA - 79
Ona mutahherûn'lardan başkası el süremez.
âyet-i kerîmesini de ayrıca zikrediyor.
Senin Kur’ân-ı Kerim’i anlayacak vasıfta olman önemli, yoksa ayetlerin hiçbirinde şüphe yoktur. Allah
Teâlâ’nın ayetleri mübiyndir, diyor.
Kurana dokunabilmek için EL MUTAHARRUNE olmamız şart.
Anlamak ve anlaşılmak için de EL MUTAHARRUNE olmak şart.
EL MUTAHARRUNE olmayan KURANI anlayamaz.
"Okuyan herkes Kuranı anlar" cümlesi büyük bir yalandan ibarettir.
Kuranı anlamak için EL MUTAHARRUNE olmak gerek.
El Mutaharrune böylesine müthiş bir kavramdır EL Mutaharrune demek bir insanın bir hayr içerikli işi
yaparken zeker nisa ünsa rical 4 lüsüne ve sıralamasına uygun davranmasıyla aldığı isimdir. Yani önce
MÜKEMMELİ yakalamak için düşüneceksin sonra bunu FİİLİYATa dökeceksin Sonra da bundan
MENFAAT elde edeceksin sonrad da bununla yaşadığın ortamda Bir DEĞER ifade edeceksin. İşte bu
konumlara uygun hareket ederek sonuca ulaşmaya çalışanlara EL MUTAHHARUNE denilir....
Muhammedin Resul olarak İRSAL yada BEASE yoluyla gönderilmesi sadece 1400 sene önce
ollmış ve bitmiş bir hadise değil. İnsanlık var oldu olalı ve kıyamete kadar Muhammed Fedakarlık
amelinin yapıldığı her yerde yine gönderilcek hem de defalarca. ŞEKLİ olarak MUHammmedin
bilinen COĞRAFİ MEKKEye gönderilmesinin bizim açımızdan BİRİNCİL bir önemi yok Orada
yaşadığı hayatın sahabelerinin saçının sakalının sarığının eşlerinin kadınlarının kızlarının da
BİRİNCİ;L önemi yok. .Böyle bir şeye iman etmenin de Bizim açımızdan hatta tüm insanlık
açısından BİRİNCİL bir önemi yok yada olamayabilecek,ASlolan içindeki muhamedtir, İşte seni
bu kurtaracak. BEŞER muhamedin bilinen Mekke ye gönderilmesi ise allahın sünnetinin tecelli
etmesi için allah nezdinde yapılması gereken bir işti..
İşte böylece allah MANA yı ŞEKLİ unsuruyla birleştirerek NURUN İTMAMını sağladı. Kurnada
geçen NURUN İTMAMı HAyr yönünde yada İHSAN yönünde ŞEKLin MANA ile
buluşturulmasıdır. Bunu tanımı en iyi tanımlayan ayet 66/8 dir. Cennete dahil edilcek EL
MUMİNİYN grubu ''rabbena etmim lena nurena '' yani ''rabbimiz nurumuzu tamamla'' der.
Biliyoruz ki MANA ya denk gelen kuran ilminin ahiretteki şekli karşılığı CENNET tir. Bu adamlar
da bunu bildikleri için işte rabbimiz MANA türünden olan ilmimizi bunun ŞEKLİ karşılığı olan
CENETE çevir DİYORLAR . Nurun İtmam edileceği 9/32 de de anlatılırve bunun kesinlikle
yapılacağı belirtilir.
bir adada tek başınıza kalsanız bile 24/3 sizin hayatınızda yer bulabilir. Misal olarak tabiata hor
davranırsınız sonrada ''hay benim eşşek kafam ben bunu nasıl yaparım'' dert de pişman
olursanız bu durumda sizin o esnada ne kadar kafasız olduğunuz ortaya çıkar işte bu sizin için
100 celde dir. kendinizi bir sınıfa dahil edersiniz. Birine yada allaha karşı hata yaptığınızda özür
dilersek bu durumumuz otomatik olarak bizi belli bir kategoriye sokar. karşı taraf sizin bir
centilmen olduğunu düşünür kendiniz ise hatasız olamayacağınızı düşünürsünüz. böylece 100
celde ile celdelenmiş olursunuz
24/4 de anlatılan CELDE deyimi DEĞNEK anlamında değildir 80 celde ile celdelemek demek
otoritelerce kabul görmüş ve uygulanabilirli ve menfaati tartışmasız bir hal almış bir kişi, teknik,
kurum, buluş ,tespit vs, kuranda 24/4 de ELMUHSANATİ olarak geçer. Bu ayette anlatılan şey
''namuslu kadınlar'' değildir. Bu tür ,kişi kurum kuruluş yada buluşlara yada tespitlere '' YANLIŞ''
diyen bir adam bunu ispartlamak için YETERLİ delil getirmelidir. İşte bu ayette anlatılmak istenen
4 şahit budur. Eğer getiremezse 80 celde ile celdelenir Yani bu kişi adam olmaya efendi olmaya
yada bu konudaki genel kabulleri kabul etmeye zorlanır: ancak bunu sürekli yapar hale gelirse
işte bu durumda bunun snıfı 80 celdelik olur ve şehadeti kişi kendini düzeltinceye kadar kabul
edilmez. Yani bir adam düşünün ki her kabul görmüş tespite karşı çıkıyor ama bu karşı çıkışını
ispatlayamıyor. Bu durumda bu adamın ETİK karşısındaki sınıfı 80 olmalıdır. ETİK kurallar bu
adama haddini bildirmelidir. ''bak artık adam ol yoksa 80 nin altına düşeceksin'' denilmelidir. Allah
kendi ayetleri karşısında 8 zin yani SEMENEN in altına düşmemizi istemez. 2/41. Mealler
''ayetlerimi az bir değere satmayın'' diye tercüme etse de aslında bu ayetin anlatmak istediği
ayetlerim karşısında 8 zin altına düşmeyin şeklindedir. Bu yüzden 8 rakamı son derece önemlidir.
Kuranda 10 rakamı herhangi bir işten maddi manevi mefaatlenmeni verir 6/160. Bir iş yaptın işin
bitiminde bir milyon dolar kazandın. İşte bu kazanımın sayısal değeri 10 dur. Bir şeyi düşündün
kafa yordun ve buldun. Düşünmüşlüğün LEYL hükmünde iken bulmuşluğun yani kazanmışlığın
10 hükmündedir. İŞTE kuran ayetlerini kişi bu mekanizma ile düşünür ve anlar, buna 10 GECE
denilir 89/2.
Kuranda 10 rakamı 6/160 da çarpım cinsinden çalışır (10 katı).
Şimdi 100 rakamını konuşalım. Bu rakam bir işin eksiksiz ve tam olarak yapılıp bitirilmişliğini
ifade eder: Arabanı yıkamacıya verdin, o da senin istediğin gibi yıkadı ve sana teslim etti. Bu
fiiliyatın sayısal değeri 100 dür.
24/3 de 100 ciltleme ile ciltleyin denilir. Bu ayette 100 değnek vurulmasından bahsedilmez bunun
içeriğine sonra değineceğim.
Şimdi 1000 rakamını tanımlayalım. Bu rakam 10 ile 100 rakamının çarpımıdır. Yani bir işi TAM
yaptın ve MENFAATlendin. Şimdi 29/14 de anlatılanları yerine koyalı...m. NUH un kavmi içinde
BİN YIL yani ''elfe senetin'' kalması demek; işini görevini TAM olarak ama ÇİLE içinde yaptığını
ve MUKAFAT landığını verir.
Şimdi hAmsiyne yani 50 rakamını konuşalım. Kuranda 5 rakamı bir inancın söylev ya da fiiliyatla
DIŞA VURULMUŞ luğunu verir 18/22, 58/7. Bu 10 la çarpılırsa kişinin bundan menfaatlendiğini
gösterir.
Bu değerleri 29/14 de yerine koyalım eğer kişi bu menfaatlenmeden HAZZ almışsa bunun değeri
ayette geçtiği üzere ''hamsiyne amen'' dir. Yani bu ayette Nuh as mın Allah’ın kendisine vermiş
olduğu resulluk görevini çile ve meşakkat içinde usulüne uygun bir şekilde ifa ettiği (El muminiyn),
bundan dolayı da menfaatlendiği (el muminune), sahip olduğu inanç veya ilmini dışarıya vururken
bunu hazz alarak yapmışlığını verir.
Bu durum sadece NUH için değil tüm resuller için geçerlidir. 29/14 dün son cümlesi 16/113 le
muteşabihleşir ve işaret edilen tevilde diğer resullerin de aynı duygularla hareket ettiği ya da
ettirildiği anlaşılır. 29/14 de Nuh as mın BİLİNDİK mana da kavmi içinde 950 sene yaşamasından
bahsedilmemektedir. Bu ayetten de bir kez daha görüldüğü üzere Allah’ın DEDİĞİ ile dediğinden
KASTEDTİĞİ birbirinden farklıdır. Bu farka Meleialanın hasımlaşması denilir.
Muhammed, tıpkı diğer resuller gibi RESUL olarak senin içindedir.(3/101) Muhammed sana
fedekarlık amellerini yaptıran seni bencil olmaktan bertaraf etmeye çalışan HİSSİYATIN adıdır.
İşte bu HİSSİYAT senin zihniyetine hakim olursa RESULULLAH a dönüşür. Eğer bu güzel
zihniyyetini başkaları da beğenirse işte bu beğenenler RESULULLAH MUHAMMEDİN EZVACları
olur.(33/53) Eğer bu zihniyyetini AMELe dökebilirsen bu durumda Muhammed, resulullah
ünvanından ENNEBİ ünvanına dönüşür. Eğer bu güzel ameli başkaları da yapmak isterse bu durumda
bunu yapmak isteyenler ENNEBİ NİN EZVACları hükmüne girer(33/59). Bu iki ezvac türünün de allah
katında kademeleri CENNET tir. O halde Ey insan Kurtulmak istiyorsan gücün yetmiyorsa bile EN
AZINDAN muhammede RESULULLAH cinsinden EZVAC ol. Bak 9/92 de anlatılan insanlar işte bu
ezvac türü idiler. 33/51 de anlatılan şey işte bu: yani bu iki ezvac türünden hangisini yanına alırsan al,
hangisini azledersen et ikisine de cennet var denilmektedir. İki cihan güneşi Muhammedin ezvacı olmak
demek onunla yatmak seks yapmak yada muhammedin uçkuruna hizmet etmek değildir....KİTAB ilmi ile
KURAN İlmi arasında dağlar kadar fark vardır. Biri FESADe diğeri ise FELAH a götürür
Yarabbi .cümlemizi başta muhammed olmak üzere rüm resulullah ve ENNEBİlerin ezvacı eyle.
Muhammedin EZVAClarına SELAM olsun
,
KURANİLMinde yahudilik yada hristiyanlık(nesera) allahın tasvip etmediği bir davranış şeklidir.
YAHUDİ bu günü yada o anı yaşar yarını düşünmez, ahiret diye bir kaygısı yoktur. Bugün
kazanayım da yarını yarın olduğunda düşünürüz mantığı ile hareket eder. HRİSTİYAN ise
bugünü yaşamaz hep yarına(AHİRE) yatırım yapar. Yarını için sanki yarına çıkacağı garanti imiş
gibi bugününden vazgeçer. Böylelikle RUHBANİYYETE doğru gider.MÜSLUMAN ise 28/77
yegöre davranır. Allahın kendisine verdiğiyle AHİRETi arar ama Bugünün nasibini de alır.
Muslumanlığa en yakın olan anlayış HRİSTİYANLIK anlayışıdır. İkisinde de AHİR devrededir. Bu
durum özellikle 5/82 de konu edilir.,
Günümüzdeki İSRAİL devletinin ne ne allahın resulu olan İsrail ile ne de Beniy israil kavramları
ile alakası vardır. Bu devlet CANİ ve YAHUDİ dir. Ancak ne varki kendine MUSLUMAN diyen pek
çok kimse YAHUDİleşebilmektedir. Bir musluman sürekli kendini düşünüyorsa o anı düşünüyorsa
ahiretini düşünmüyorsa a kişi allah katında muslumanlığını yitirmiş bir YAHUDİ dir